Ankara Hacı Bayram Veli University
Discipline

Political Science and Public Administration

Ankara Hacı Bayram Veli University

1,021

Archived Theses

13

DOIs Assigned

1%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Yerel Gündem 21 uygulamalarının Kent Konseyleri'ne dönüşüm sürecinin analizi

1992 yılında Rio'da düzenlenen BM Yeryüzü Zirvesi'nde sürdürülebilir kalkınma, tüm insanlığım 21. yy'daki ortak hedefi olarak benimsenmiş ve bu hedefe ulaşılmasına yönelik ilkeleri ve eylem alanlarını ortaya koyan ?Gündem 21? başlıklı eylem planı kabul edilmiştir. Gündem 21'in 28. Bölümünde her bir ülkedeki tüm yerel yönetimlere kendi halkları ile danışma sürecini başlatmaları ve kendi ?Yerel Gündem 21?leri üzerinden uzlaşmaya varmaları yönünde çağrı bulunmaktadır.Türkiye'de Yerel Gündem 21 uygulamaları, 1997 yılı sonunda UNDP desteği ile UCLG ? MEWA koordinatörlüğünde yürütülen bir proje olarak başlamıştır. Daha sonraki yıllarda TC İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü'nün desteği ve ortaklığı ile proje çerçevesinden çıkartılarak ?Yerel Gündem 21 Programı?na dönüştürülmüştür.Yerel Gündem 21 Programı kapsamında uygulamaların yürütülmesinden görece kısa bir süre sonra, programın kent ölçeğindeki en etkin katılımcı mekanizmaları olan Kent Konseyleri 2005 yılında yürürlüğe giren 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 76. Maddesi ile güçlü bir yasal dayanak kazanmıştır.Araştırma, Türkiye Yerel Gündem 21 uygulamalarının Kent Konseyleri'ne dönüşüm sürecini analiz etmektedir. Dönüşüm sürecini inceleyebilmek için UCLG ? MEWA arşivlerinden elde edilen anket çalışmaları karşılaştırmalı olarak değerlendirilmektedir.Anahtar Kelimeler: Gündem 21, Yerel Gündem 21, Kent Konseyleri.

Gündem 21Kent konseyleriYerel Gündem 21
Ahmet Batat
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Kalkınma ajansları ve toplumsal sermaye ilişkilerinde stratejik yaklaşım (İzmir kalkınma ajansı örneği)

Uzun yıllardır gelişmiş ülkelerin hemen hepsinde bölgesel gelişme için faaliyet gösteren ?bölgesel kalkınma ajansları? ülkemizde 2006 yılında yürürlüğe giren 5449 sayılı Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun ile yasal zemine kavuşmuştur. Türkiye'de pilot uygulama olarak başlatılan İzmir ve Çukurova (Adana-Mersin) kalkınma ajanslarının ardından 2009'da tüm Türkiye'de 26 istatistiki bölgede kurulması tamamlanan kalkınma ajansları hızla ekonomik ve sosyal alanda faaliyetlerine başlamıştır. Hızlı ve etkin hareket edebilmesi amacıyla kurgulanan kalkınma ajanslarının farklı ve esnek yapısı ?kalkınma? olgusuna farklı açılardan bakabilmeye imkân sağlamaktadır.Kalkınma süreci sürekli bir değişim yaratmakta ve bu sürecin ise ulusal veya uluslar arası sermaye ile desteklenmesi gerekmektedir. Bu çerçevede kalkınma ajanslarının rolü önem taşımaktadır. Gereken sermayenin oluşturulması veya ortaya çıkarılması, kalkınma ajanslarının temel görevlerinden biridir. Toplumu bir bütün olarak işbirliğine yöneltecek yöntemler oluşturmak ve kalkınmayı dayanışma içinde birlikte gerçekleştirmek için, kalkınmada yalnızca fiziki ve beşeri değil toplumsal sermayenin de dikkate alınması gerektiği uluslar arası akademik literatürde destek bulmakta ve hızla uygulamaya aktarılmaktadır. Kuruluş mantığı, organizasyonu ve kapasite artırıcı etki gücü ile toplumsal sermayenin geliştirilmesi yoluyla kalkınmaya destek verebilecek bir kuruluş olarak görülen Kalkınma Ajansları ve ajansların toplumsal sermaye ile ilişkisi, bu tezde incelenmiştir.

Bölgesel kalkınmaBölgesel kalkınma ajanslarıDayanışma+2
Çağkan Aydoğdu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Neoliberal kentleşmenin farklı tezahürleri olarak Fikirtepe ve Çukurambar örnekleri

Neoliberal kentleşmenin kentler üzerindeki önemli yansımalarından birisi kentsel dönüşümdür. Erken kapitalistleşen ülkelerde sanayi devrimi sonrasında ortaya çıkan bir kavram olan kentsel yenileme, 1980 sonrası dönemde neoliberal politikaların etkilediği konulardan biri olmuştur. Neoliberal dönem kentsel dönüşümün amacını, yöntemini, aktörlerini ve dönüşüm sonrası ortaya çıkan fiziksel ve sosyal yapıyı değiştirip dönüştürmüştür. Bu araştırmanın üzerine kurulu olduğu temel problem, Türkiye'de neoliberal kentleşmenin bir tezahürü olarak uygulamaya konan kentsel dönüşüm politikalarının, literatürdeki yaygın anlatım ile yerelin yetkili kılındığı ya da merkezin yetkiyi kendinde topladığı farklı örnekler arasındaki salınımının literatürdeki yerelleşme-merkezileşme tartışmasının yanı sıra başka hangi kavram ve kurumlarca biçimlendirildiği sorusudur. Bu amaçla bu çalışma kapsamında Türkiye kentleşmesi için önemi yadsınamayacak olan Ankara ve İstanbul kentlerinden birer mahallenin kentsel dönüşüm serüvenleri ve bu süreçteki aktörler arası etkileşim, neoliberal kentleşme ekseninde alevlenen merkezileşme-yerelleşme tartışmaları ekseninde mercek altına alınmıştır. Çukurambar, yerelin yetki ve kaynaklarının göreceli olarak arttırıldığı bir dönemde, imar planındaki revizyonla birlikte dönüşüm sürecine girmesi, Fikirtepe ise yine planlama yoluyla başladıktan sonra Bakanlık'a yapılan yetki devrinin zamanlaması ve sürece dahil olan aktörler bağlamında çok önemli bir örnek olması dolayısıyla çalışmaya dâhil edilmiştir. Araştırmada nitel veri toplama tekniklerinden derinlemesine görüşme yöntemi uygulanmış, elde edilen veri içerik analizine tabi tutulmuştur. Yapılan içerik analizi ve doküman analizi sonucunda yerel yönetim ya da merkezi yönetim eliyle gerçekleştirilmiş olsun, dönüşümün kazananlarının değişmediği sonucuna ulaşılmıştır. Kentsel dönüşüm politikası bağlamında, piyasa odaklı bir yerelleşmeden sahada türeyen enformel yapıları besleyen piyasa odaklı bir merkezileşmeye geçilmiştir.

Zarif Songül Göksel
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Hannah Arendt'in haklara sahip olma hakkı perspektifinden tabakalı göçmen hakları: Türkiye örneği

İnsan haklarına en büyük eleştirilerinden birini getiren Hannah Arendt'e göre insan hakları, en temel hak olması gereken haklara sahip olma hakkını içermemektedir. Haklara sahip olma hakkı, kişinin eylemlerine ve düşüncelerine göre yargılandığı bir çerçevede yaşaması hakkıdır. Arendt, insan haklarını eleştirip haklara sahip olma hakkını savunurken, göçmen hakları giderek daha karmaşık ve tabakalı bir hal almaktadır. Bu tez, Türkiye'de göçmenlerin belirli sivil, sosyal, ekonomik ve siyasal haklarının bulundukları yasal statülerine göre farklılaşmasının oluşturduğu eşitsizlik ve haksızlık durumunu tabakalı yurttaşlık çerçevesinde kavramsallaştırarak haklara sahip olma hakkı bağlamında değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Tezde Arendt'in haklara sahip olma hakkı, insanlık durumunda yaşama hakkı olarak yorumlanmaktadır. Böylece haklara sahip olma hakkı için gerekli çerçeve, biyolojik ihtiyaçlarının karşılandığı, etrafına bir dünya kurabildiği ve başkaları ile bir araya gelerek konuşup eyleyebildiği bir yer olmaktadır. Göçmenlik statülerinin ve bağlı haklarının karmaşık hiyerarşisini tanımlamak için kavramsal çerçeve olarak tabakalı yurttaşlık kullanılmaktadır. Tez kapsamında Türkiye'deki göçmenler İskân Kanunu'nun tanımladığı göçmen, uluslararası koruma (mülteci, şartlı mülteci, ikincil koruma), geçici koruma ve vatansız statüleri ile düzensiz göçmenler ve bunların dışında kalan diğer yabancılar olarak kategorize edilmektedir. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı tezde, bu kategorizasyona dayanarak tabakalı yurttaşlığın haklar ve maddi-manevi kaynaklar eksenlerine odaklanılmaktadır Haklar ekseni ile ilgili olarak statülere hakları tanıyan ulusal mevzuat taranmaktadır. Maddi-manevi kaynaklarla ilgili olarak statülerin sosyal statü, sosyal ağ, bilgi ve beceri, saygınlık ve iletişim gibi haklardan yararlanma yeterliliklerini açığa çıkaran unsurlara mevcut araştırmalar yoluyla bakılmaktadır. Tabakalı yurttaşlık çerçevesinden statülerin durumuna bakıldığında, statülerin sadece hakları bakımından bir hiyerarşi oluşturabildiği gibi hakları ve maddi-manevi kaynaklarıyla birlikte şekillenen yurttaşlık kazanımı, yurttaşlık açığı, yurttaşlık genişlemesi ve yurttaşlık dışlaması alanlarında da hiyerarşik olabildiği görülmektedir. Tabakalı yurttaşlık sisteminin göçmenleri haklara sahip olma hakkından ve dolayısıyla emek, iş ve eylemi ifade eden insanlık durumu etkinliklerinden yoksun bıraktığı ortaya konmaktadır. Haklara sahip olma hakkının tabakalı yurttaşlık çerçevesi kullanılarak uygulamalarla ilişkilendirilmesinin, Arendtçi düşünceyi geliştireceği ve Türkiye'deki göçmenlerle ilgili hak tartışmalarına katkıda bulunacağı değerlendirilmektedir.

Yıldız Çirli
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bologna süreci ve Türk Yükseköğretimi'nin Bologna Süreci'ne uyumu

Günümüzde küreselleşme adını verdiğimiz ekonomik yapı ile birlikte ?rekabet? unsuru tüm dünyayı içine almaktadır. Rekabet unsuru, üretim faktörlerinin içerisine yeni bir kavramı daha eklemiştir. Önceden toprak, emek, sermaye, girişimcilik diye sayılan faktörlerin arasına ?beşeri sermaye? adlı bir faktör katılmıştır.Beşeri sermaye hızlı gelişen teknolojide üretim sürecine insanın kattığı beceri ve bilgileri göstermektedir. Sosyal maliyet açısından da fiziki sermayeden daha cazip olan beşeri sermaye rekabet piyasasının yeni gözdesi olmaktadır. Beşeri sermaye, ülkelerin ekonomik büyümesinin ve kalkınmasının anahtarı olarak düşünülmektedir.Bunun için de ?bilgi toplumu? adını verdiğimiz bu çağda Avrupa ülkeleri insan yoğun teknolojiyi tercih etmek istemektedirler. Bu ülkeler rekabet dünyasında fazla üretimi eğitim standartlarını yükselterek gerçekleştireceklerini düşünmektedirler ve Avrupa ülkeleri özellikle de yükseköğretim sistemlerinin kalitesine vurgu yapmaktadırlar.Bu düşünceden hareketle katılımcı sayısı 47 `ye ulaşan Avrupa ülkesi ?Bologna Süreci? isimli bir yükseköğretim projesi ile katılımcı ülkelerdeki üretim faaliyetlerinde ?beşeri sermaye?nin gerçekleştirilmesine çalışmaktadırlar.?Bologna Süreci? adlı bu projede katılımcı ülkeler sosyal refahı artırmak istemektedirler ve öğretmen merkezli yaklaşımdan öğrenci merkezli yaklaşıma geçerek bireyselciliğin yayılmasını hızlandırmak istemektedirler.Bu tezin amacı Bologna Süreci'nin içerisindeki uygulamaları incelemek ve yeni yükseköğretim sisteminin üretim faaliyetlerini nasıl ve hangi kanallarla etkilediğini göstermektir. Ayrıca bu tezde sürece katılan ülkelerden Türkiye'nin süreçteki deneyimlerine daha fazla önem verilmektedir ve Türkiye'nin süreçten nasıl etkilendiği araştırılmaktadır.

Bologna süreciYükseköğretimYükseköğretim sistemi
Esra Durdu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessEN

Civil service reform dilemmas: Politicization and normative limits in Ethiopia

Though it lacks a universally accepted meaning and instead described by attributes such as competence, merit, administrative continuity, and political insulation, & accountability, Civil service originated with the existence of organized human life. While only the scope & functions of the public service change over time, its importance maintains its continuity. Changes in civil service usually occur through civil service reform, a set of intervention mechanisms developed & implemented to increase the efficiency & effectiveness of civil servants & thereby improve the quality of public services. Despite the centrality of the civil service and its reform, skepticism about the relationship between politics and administration persists, and no durable maneuver has been found to strike a delicate balance between politicians' desire to politicize the civil service and bureaucrats' quest for self-aggrandizement. As a result, CSR has never been a frictionless endeavor. This thesis aimed to examine the politics-administration relationships during CSR, covering a period between 1991 and 2018. To this end, it examined dilemma situations in which public service elites attempt to uphold the principles of legality, truthfulness, professional standards, and political neutrality in the face of political influence from those elected and appointed. The study used purposive civil service reform as a theoretical perspective and supplemented it with a descriptive research method. In addition, a mixed research approach was adopted because it allowed for data triangulation from primary and secondary sources. Furthermore, 211 samples with a confidence level of 95% and a margin of error of 5% were drawn from 840 public administrators selected from ministries, commissions, and institutions and interviews were conducted using a vignette questionnaire. In addition, ten respondents from academia and ten from politics were selected for in-depth interviews using availability and snowball sampling, respectively. The study found that political executives play a more significant role in CSR in Ethiopia than their counterpart bureaucratic elites, and political leaders set the critical reform criteria at the top. The research has also shown that despite guidance mechanisms for reform implementation, there is a lack of adequate upward communication between political and civil service elites during CSR. Moreover, the study shows that civil service elites have neither the dilemma nor the courage to resist any attempt by political leaders to take actions related to CSR that might undermine the normative boundaries of legality, truthfulness, professional standards, and political neutrality. Also, the poor pay, submissive administrative tradition, lack of independent watchdog organizations, and lack of democratic culture exacerbated the politicization of civil service in general and CSR in particular. Indeed, the de-politicization of the civil service and the reform process requires a genuine political commitment to keep the relationships between politics and administration within legally and morally acceptable limits. Moreover, it is suggested that structurally strengthening the public sector, ensuring representativeness and its diversity accommodativeness, and thus moving toward a true meritocracy would improve the relationship between politics and administration. Furthermore, this study suggests that clarity and contextualization of reform programs from the outset are crucial to avoid excessive politicization. Finally, it has been proposed that the establishment and main functions of the civil service be defined in the country's primary laws to protect it from arbitrary political interference and improve formal accountability systems. Key Words: Civil Service, Public Service, Civil Service Reform, Bureaucracy, Public Service Reform, Civil Service Elites, Civil Service Politicization, Civil Service Reform Politicization, Public Sector, Bureaucratic Elites, Political Executives

EthiopiaServicePublic services+5
Adem Kedir Boke
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de Tek Parti Dönemi ulus inşa süreci ve halkevlerinin rolü (1932-1946)

Bu tez çalışmasında, Türkiye'de Tek Parti Dönemi'nde inşa edilmeye çalışılan modern ulus fikri, ulus ve ulus inşası kavramları çerçevesinde ele alınmış ve Cumhuriyet öncesi ulus inşası girişimleri göz önünde bulundurularak, Halkevleri bağlamında açıklanmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda, Tek Parti tarafından, ulus inşa sürecinde atılan adımlar ve bu adımların başarıya ulaşması için, Halkevlerine biçilen rol tezin konusunu oluşturmuştur. Cumhuriyeti'nin ilanıyla birlikte bir dizi inkılaplar yapılmış, modern bir ulus için gerekli koşulların yaratılmasına çalışılmıştır. Bu amaç doğrultusunda, 1923-1932 yılları arasında, çoğunluğunu hukuki reformların oluşturduğu inkılaplar gerçekleştirilmiştir. Bu inkılapların halk nezdinde kabul görmesi ve daha geniş bir nüfusa ulaşması önemli bir mesele haline gelmiştir. Halkevleri yapılan bu inkılapların, halka daha iyi anlatılması ve halka ulus olma bilincinin kazandırılması için 1932 yılında açılmıştır. CHP'nin bir eğitim ve kültür kolu gibi faaliyetlerine başlayan Halkevleri, kısa süre içerisinde Türkiye'nin dört bir yanında örgütlenmiş ve geniş bir halk kitlesine ulaşmıştır. Halkevleri bünyesinde oluşturulan dokuz faaliyet şubesiyle birlikte, vatandaş eğitimi başta olmak üzere, ulusal dil ve tarihin yükseltilmesi, sanatta, sporda ve bilimde yetkin nesillerin yetiştirilmesi için, önemli bir kültür kurumu halini almıştır. Halkevleri, yeni ulus devletin sembol ve değerlerinin temsil edildiği mekanlar olurken, yeni toplumsal kimliğin inşasında ve bunun topluma aktarılmasında rol almıştır.

Halk odalarıHalkevleriSiyasi tarih+3
İsmet Furkan Oğuzhan
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de performans yönetimi: Emniyet Genel Müdürlüğü örneği

İnsanlığın gelişimi ve değişiminde vardığı son nokta, ne bu yüzyıl ne de gelecek yüzyıl olacaktır. İnsanlık, tarih boyunca kendini geliştirip dönüştürmektedir. İçinde bulunduğumuz bu yüzyılda değişim ve dönüşümün öncülü dijitalleşme ve küreselleşme iken gelecekte farklı etkenler, bu sürecin tetikleyici unsurları olacaktır. Bu hususlar ve ilgili gelişmeler insanların ihtiyaç yelpazesi doğrultusunda şekillenmektedir. İhtiyaçlar çeşitlendikçe, özel ve kamu hizmet sektörleri de kendilerini bu değişimin tedarikçisi olarak hem işlevsel hem de yönetsel anlamda geliştirmektedir. Türkiye'de kurulduğu 1845 yılından bu yana kamu kurum ve kuruluşları arasında halka genel güvenlik ve asayiş hizmeti veren kolluk kuvvetlerinden birisi olan Emniyet Teşkilatı, yürüttüğü hizmetlerin etkinliğini ve kalitesini yükseltmek için performansını arttırmak ve vatandaş memnuniyetini en üst seviyeye çıkarmak amacıyla performans yönetimi uygulamalarını sürdürmektedir. Bu çalışmada Emniyet Teşkilatı örneğinde, performans yönetimi hususu ayrıntılı incelenecek ve kurum için bir performans yönetimi modeli önerilerek, konuyla ilgili tüm süreç kamu hizmetlerinde meydana gelen yeni anlayış çerçevesinde değerlendirilmeye çalışılacaktır. Söz konusu kapsamda tezin amacı, özellikle 1980'li yıllardan sonra yeni kamu yönetimi anlayışı bağlamında literatürde yer almaya başlayan performans yönetimi kavramının Türk kamu yönetimindeki yeri, gelişimi, etkisi ve Emniyet Teşkilatı yapılanmasındaki uygulanabilirliğini ortaya koymaktır. Emniyet Teşkilatı özelinde, Türk kamu yönetiminde yönetsel ve yapısal anlamda gerçekleşen gelişim ve değişimlerden sonra gelinen noktada, mevcut performans yönetimi uygulamalarında kullanılan yöntemler ve ortaya çıkan sorunların tespiti amacıyla mevcut durum analizi yapılarak dünyada uygulanan performans yönetim modellerinin ülkemizde uygulanabilirliği üzerinde durulacak, iç ve dış paydaşların düşünce ve önerileri de dikkate alınarak genel değerlendirme yapılacak, mevcut durumun daha ileri seviyeye çıkarılması amacıyla neler yapılabileceği sorularına cevap aranarak önerilerin uygulanabilirliği özelinde genel olarak performans yönetimi uygulamaları önündeki engeller üzerine çıkarımlar yapılacak ve 6M Modeli ismi verilen bir performans yönetim modeli önerisinde bulunulacaktır.

İlker Karakoyunlu
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Yönetim bilimi teorileri üzerinden yönetim biliminde araştırma nesnesinin değişim yönü

Bu tezde, F. Taylor'un 1911 tarihli "Bilimsel Yönetimin İlkeleri" adlı çalışmasıyla temelleri atılan yönetim biliminin 2022 yılına kadar yaşadığı teorik değişim incelenecektir. 1911 öncesi dönemde başta siyaset bilimi olmak üzere ekonomi, hukuk ve tarih gibi bilim alanlarında araçsal bir anlama sahip olan yönetim düşüncesi, 1911 yılından itibaren özgün bir bilim alanı olma iddiasına konu olmuştur. Bu iddianın dayandığı varsayım, yönetim düşüncesinin özgün bir 'araştırma nesnesi' olduğudur. Daha açık olarak ifade etmek gerekirse, yönetim düşüncesinin özgün bir bilim alanı olduğu savı, diğer bilim alanlarında olduğu gibi yönetim düşüncesinde de özgün ilke, unsur ve kuralları olan bir 'araştırma nesnesi' olduğu; bu nedenle yönetim hakkında düşünmek için yönetimi diğer bilimlerin etkisinden kurtarmak ve onunla kendi özgünlüğü çerçevesinde ilgilenmek gerektiğini savunur. Bu tezin amacı, 1911-2022 yılları arasında ortaya atılan özgün yönetim bilimi teorilerini kronolojik bir sırayla incelemek ve 'araştırma nesnesinin' klasik, modern ve post-modern olmak üzere üç farklı dönemde farklı niteliklere sahip olduğunu kanıtlamaktır. Bu noktada, bu tez çalışmasının temel savı, yönetim biliminin 'araştırma nesnesinin' gösterdiği kronolojik değişimin tutarlı bir yol izlediği, yani bir 'değişim yönü' olduğudur. Bu sayede hem yönetim bilimi teorisinin detaylı bir sunumu yapılacak hem de tezin temel savı doğrultusunda yönetim bilimi teorisinin geleceği hakkında öngörülerde bulunma fırsatı sunulmaya çalışılacaktır.

Kamu yönetimiÖrgüt yönetimiİşletme yönetimi
Emre Ekinci
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk kamu yönetiminde neoliberal dönüşümün yansımaları: Şeker Kurumu örneği

Bu çalışma; geçmişten bugüne geleneksel kamu yönetimi anlayışının, ekonomik ve siyasi krizler sonucu gelişen neoliberal politikalar ile tüm dünyada küreselleşme kapsamında oluşan dönüşümünü vurgulayarak, bu dönüşümlerle beraber kamu yönetiminin yeniden yapılanması ve yönetim anlayışının değişimini konu almaktadır. Hem tarımda hem de devlette neoliberal politikaların analizine olanak sağlayan bir bağımsız idari otorite (BİO) olan Şeker Kurumu'nun kendi içinde yaşadığı idari dönüşümüne odaklanmaktadır. Tüm dünyada etkisi hissedilen neoliberal politikalar ve küreselleşme kavramlarının bir yansıması olarak başta ABD ve Kıta Avrupası ülkeleri olmak üzere, bu etki Türkiye'de de görülmektedir. Özellikle 1980'lerden itibaren Türkiye'de artan neoliberal politikaları ve yeni sağ görüş ile birlikte idari anlamda bir ihtiyaç olmaya başlayan düzenleme ve denetleme görevlerinin devlet eliyle yapılmasının eleştirilmesi ile yeni bir yapı ön plana çıkmıştır. Bu bağlamda, daha özerk ve siyasi müdahalelerden uzak bir yapıda, donanımlı ve işin uzmanları tarafından işin yerine getirilmesi uygun bulunmuştur. 20. yüzyılın sonlarına gelindiğinde küresel ölçekte yaygınlık kazanan neoliberal politikalar ve bu politikaların ortaya çıkardığı yeni kamu yönetimi yaklaşımının kurumsal yapılanma olarak karşımıza bağımsız idari otoriteleri çıkardığı görülmektedir. Bu itibarla, öncelikle tarihsel süreçte devlet ve kamu yönetimi anlayışlarını anlamak, sonrasında yeni dünya düzeninde ortaya çıkan siyasi ve ekonomik düşüncelerin ışığında bağımsız idari otoritelerin Türkiye'deki yeri, işleyişi ve öneminin kavranması gereklidir. Bu kapsamda çalışmada, Türk kamu yönetiminin neoliberal politikaların etkisinde geçirdiği dönüşüm incelenmiş ve bir bağımsız idari otorite olan Şeker Kurumu'nun, Tarım ve Orman Bakanlığı Şeker Dairesi Başkanlığı'na geçiş süreci ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

DönüşümKamu yönetimiNeo-liberalizm+3
Anıl Müge Seyrekbasan
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Su hakkı ve suyun metalaşması

Dünya nüfusunun hızlı artışı ve sanayi devrimi etkisiyle su kullanımının çeşitlenmesi ve suyun sanayide daha fazla kullanımının bir sonucu olarak tatlı su kaynakları giderek azalmış ve su konusundaki tartışmalar artmıştır. Dünya nüfusunun ve kentleşmenin artması, hızlanan çevresel sorunlar ve hidrolojik değişkenler sınırlı olan su kaynakları üzerinde olumsuz etkileri çoğaltmaktadır. Nüfus artışı, suya ulaşımda daha büyük bir küresel sorun oluşturacak ve suyun yetersizliği var olan sorunların artmasına neden olacaktır. Çalışmanın amacı temiz su kaynaklarındaki azalmaya çözüm olarak getirilen suyun metalaştırılmasının -insan hakkı olan suyun fiyatlandırılarak satılmasının- hayatı olumsuz etkileyeceğini ortaya koymaktır. Su kaynaklarının korunması çerçevesinde geliştirilen argümanların yanı sıra suyun temel insan hakkı niteliği ile kullanma suyuna ulaşımın parasal karşılığı tartışılmıştır. Bu çerçevede, birinci bölümde suyun temel bir insan hakkı olma niteliği ile ilgili kavramlar, ikinci bölümde su hakkının hukuki temelleri ve üçüncü bölümde ise suyun metalaşmasıyla su yönetimi ele alınmıştır.

Sevda Güneş
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Millet ve milliyetçilikten milletler ve milliyetçiliklere: Postmodern dönemde milliyetçilik

Modern dönem ile birlikte siyasi, sosyal ve kültürel hayatın temel belirleyicilerinden biri olarak ön plana çıkan millet ve milliyetçilik gerçeklikleri, farklı dönemlerde ehemmiyetini kaybettiği savları dile getirilse de daima etkisi ve belirleyiciliğini korumuş ve toplumların temel formu olma özelliğini sürdürmüştür. Bu tezde, bir yandan küreselleşmenin ve kozmopolitanizmin; öte yandan da etnik çatışma problemlerinin yıprattığı ve hatta kimilerine göre ortadan kaldırdığı söylenen ulusal aidiyetlerin ve milliyetçiliğin postmodern dönemde de etkisini ve belirleyiciliğini sürdürmesinin ardında yatan temel sebebe odaklanılmaktadır. Yani, milliyetçilik aşılması gereken değil anlaşılması gereken bir unsur olarak değerlendirilmekte ve onun gücünü koruması, değişen koşullara ayak uydurma becerisine bağlanmaktadır. Bu bağlamda postmodernliğin temelini oluşturan farklılık, çeşitlilik, görecelilik ve çoğulculuk gibi unsurların milliyetçiliği de şekillendirmesi ele alınmaktadır. Modernliğin homojenleştirici özüne karşı postmodern dönemdeki parçalılığın; ulusları parçalamaktan çok, farklı parçaların varlığını kabullenen ve bunlar içerisinde kendi özgün değeri ve özgül ağırlığını korumaya odaklanan bir bakış açısını doğurduğu ifade edilmektedir. Bu sav, farklı örnekler ve dinamiklerle desteklenmekte, literatürdeki diğer hakim kuramların aksine millet ve milliyetçilik kavramlarının ne zaman doğduğundan çok nasıl ayakta kaldığı, gücünü muhafaza ettiği ve evrildiğine odaklanılmaktadır. Ayrıca dünyadaki tüm millet ve milliyetçilik örneklerinin tek bir kuramla açıklanmasının mümkün olmayacağı; postmodern çeşitliliğin millet ve milliyetçilikler için de geçerli olduğu savunulmaktadır. Tezin adında da vurgulanmak istenen bu durum milletlerin oluşumu ve milliyetçiliğin yönelimi açısından çeşitlilik ve göreceliliği ana eksene oturtmaktadır. Tarihi bir okumadan çok ana odaklanmakta; milliyetçiliğin gündelik gücünü, benzeşmek yerine birlikte yaşama iradesi vurgusunu, tesanüd ihtiyacına verdiği yanıttaki işlevselliğini, demokrasiyle olan ilişkisini ve tüm bunlarla birlikte yine de kendi içerisinde değişmeyen ve postmodern dönemde farklı temalarla ortaya çıkabilen dışlayıcılığını ortaya koymaya çalışmaktadır. Tezde, ekseriyetle nitel araştırma yöntemlerine başvurulmuş, farklı kesitlerde karşılaştırmalı analiz, etno-tarihe dayalı etnografik araştırma ve içerik analizinden yararlanılmıştır.

Hasan Bozkurt Çelik
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de sendikaların siyasal katılım üzerine etkisi: 1989-2020 yılları arası örnek olay incelemeleri

Sendikalar bir ülkede demokrasinin yerleşebilmesi için önemli kuruluşlardır. Sivil toplum örgütü ve aynı zamanda baskı grubu olan sendikalar, sendikal ve toplumsal konularda siyasi iradenin vereceği kararları etkilemeye yönelik faaliyetler yürüten, çalışanların mali ve özlük haklarını takip etmenin yanında ülkenin siyasi gündemini de takip eden kuruluşlardır. Asli görevleri; temsil ettiği kitlenin mali, sosyal ve özlük haklarının artırılması için mücadele vermek olan sendikalar, bu doğrultuda emek kesiminin çıkarları için hükümetlere baskı yapmaktadır. Siyasal katılmayı halkın kendini yönetecekleri seçmesinden ibaret görmek çağdaş demokrasi anlayışına ters düşmektedir. Demokrasiyi, halkın seçimden seçime iradesini açıkladığı temsili bir sistem olarak görmek ve halkın belli sürelerde oy kullanıp sonra siyasete müdahale etmemesi gerçek demokrasi anlayışıyla bağdaşmaz, çünkü ileri demokrasilerde halkın yönetime katılmasının sürekli devam etmesi gereklidir. İşte sivil toplum örgütleri ve baskı grupları da bir ülkede yönetenlerin aldığı kararlara etki etme konusundaki rolünden dolayı siyasal katılımı ve demokrasiyi geliştirmektedir. Temsili demokrasiden, katılımcı demokrasiye doğru bir değişimin yaşandığı günümüz toplumlarında siyasal katılımın her geçen gün önemi daha da artmakta olup, sivil toplum kuruluşları da bu sürecin önemli bir aktörü haline gelmektedir. Sivil alanı genişletmek için siyasal iktidarı sınırlama işlevi gören sivil toplum kuruluşları ve sendikalar, hak ve özgürlükleri de bu yolla artırmaktadır. Gücü elinde tutan siyasal iktidarın yozlaşmaması katılımcı bir demokrasiyle, katılımcı demokrasinin gelişimi ise siyasal iktidarın sınırlandırılması ve sivil alanın genişlemesiyle mümkündür. Sendikaların siyasal katılım konusundaki çabalarının anlatıldığı bu çalışmanın sonucunda; sendikaların hem toplumsal-siyasi hem de sendikal alanda yaptığı eylem ve çalışmalarla ücretli kesimin sınırlarını aşarak halkın siyasal katılımına ve demokrasinin gelişimine katkı sunduğu sonucu ortaya çıkmıştır.

Memur sendikacılığıSiyasal katılmaİşçi sendikaları
Kenan Çalışkan
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Bir kamu politikası olarak Türkiye'nin iklim değişikliği politikası

Sanayi Devrimi ve nüfus artışına bağlı olarak hızla büyüyen kentleşme insan hayatını geleneksel yaşamdan koparmış ve yeni bir yaşama yönlendirmiştir. Bu yeni yaşam şartları doğayı dönüştürmüş ve sürekli büyüme olgusunu kutsallaştırmıştır. Bu şartların ortaya çıkardığı çevre sorunlarının ve iklim değişikliğinin önemi özellikle sanayi devriminin merkezinde bulunan ülkelerin bu sorunlarla yüz yüze gelmesiyle fark edilmiştir. Özellikle son otuz yıl boyunca uluslararası düzeyde konferans ve müzakerelerle iklim değişikliği sorununun çözümüne yönelik küresel ortak politikaların oluşturulması çalışmaları devam etmektedir. Bu çalışmada Türkiye'nin çevre ve iklim değişikliği politikaları süreci, kurumsal oluşumu ve kamu politikası oluşturma çabaları değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında yaklaşık yirmi yıllık bir süreyi alan iklim değişikliği ile ilgili ulusal kurumsal yapılanma ve gelişmeler kronolojik bir şekilde anlatılmaya çalışılmıştır. Ayrıca kamu politikası yöntemi, aktörler, aktörler arası ilişkiler, kurumsal yapılanma süreci ve Türkiye'nin kamu politikası yapım sürecine halkın katılımı ve iklim değişikliği kurumsal belgeleri incelenmiştir. Dünya ve Türkiye'nin iklim değişikliği ile ilgili çalışmalarının birbiri ile karşılaştırılabilmesi için dört kıtada küresel ısınma konusunda tarihsel sorumluluğu olan ve gelişmiş dört ülkede beş önemli sektörün sera gazı emisyonları ve küresel ısınmaya katkıları analiz edilmiştir. Bu bağlamda Türkiye'de de dört önemli sektör özelinde 1990'dan günümüze emisyon miktar ve oranları incelenmiştir. Ayrıca sektörel iklim değişikliği azaltım ve uyum çalışmalarına altlık teşkil edebilmesi için sektör spesifik iklim indislerinin geçmişten günümüze mevcut durumu ve yüzyıl sonuna kadarki dönemi kapsayan projeksiyonları oluşturulmuştur. Çalışma kapsamında elde edilen sonuçlar doğrultusunda Türkiye'nin iklim değişikliğinin bilimsel gerçekliği konusunda dünya ile paralel göstergelere sahip olduğu görülmüştür. Türkiye'nin iklim değişikliği konusunda politika geliştirme çabalarının ortak fakat farklılaştırılmış konumu öne çıkartılarak uluslararası süreçlere uyum sağladığı belirlenmiştir. Türkiye'de iklim değişikliği konusunda politika oluşturma sürecinin artan bir ivme kazandığı görülmüştür. Yapılan bu çalışma, Türkiye'nin küresel iklim değişikliği politikalarının oluşturulması ekseninde geçmişten günümüze gelişim sürecini ve kurumsal yapılanmasını ele alan geniş çaplı bir kaynak niteliği taşımaktadır. Anahtar Kelimeler; Küresel Isınma, İklim Değişikliği, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, Kyoto Protokolü, Paris İklim Anlaşması, Türkiye İklim Değişikliği Politikası

Mithat Ekici
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kentsel mekânın dönüşümü: Bursa örneği

Artı değer kavramı ortaya çıktığı andan günümüze dek kent ile daima sıkı bir ilişki içerisinde olmuş; kenti oluşturan, onun tarihsel akış içerisinde seyrini etkileyen, onu dönüştüren başat unsur olarak var olagelmiştir. Artı değerin niteliğinde yaşanan herhangi bir değişim kentleri de etkisi altına alarak onları bulundukları durumdan farklı bir biçime sokmuş, yani dönüştürmüştür. Tarım devrimiyle başlayan bu dönüşüm süreci, endüstri devrimiyle boyut değiştirmiş, son olarak küreselleşme ve neoliberalizmin getirileriyle günümüzdeki halini almıştır. Türkiye de dünyadaki bu gelişmelere kayıtsız kalamamıştır. 1980 yılı sonrasında neoliberal politikalarla biçimlenen küresel dünyaya eklemlenme yoluna giren bir ülke olarak 2000'li yıllara ulaşmış ve 2000'li yıllarda da bu yolu hızla kat etmeye devam etmiştir. Dolayısıyla kent de bu yol içerisinde dönüşüme tabii olmuştur. İşte bu noktada çalışma; Türkiye'de kentsel mekânın dönüşümünü konu almakta, bu dönüşümün somut mekânsal örneklerini Bursa kenti üzerinden incelemekte ve bu örneklerin çıktılarını ortaya koymaya çalışmaktadır. Böylelikle kentsel mekânın dönüşümünün hangi seyirde ilerlediği tartışmaya açılacaktır.

BursaDönüşümKentler+3
Sertaç Recepoğlu
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
10
Master'sOpen AccessTR

6360 sayılı kanunun kapatılan köylere/yeni mahallelere etkisi: Aydın örneği

6360 sayılı Kanunun yerel yönetim sisteminde idari yapılanma, belediyelerin mali yapısı, yerel halkın siyasete katılımı, kamu hizmetlerin sunumunda ve yerel yönetim birimlerinin sorumluluk alanı gibi birçok konuda önemli ve köklü değişikliğe neden olmuştur. 6360 sayılı Kanun kapsamında 16 olan büyükşehir belediye sayısı 30'a yükselmiş, büyükşehir belediye sınırları içerisindeki belde belediyelerin ve köylerin tüzel kişiliği kaldırılarak birer mahalleye dönüştürülmüştür. Türk yerel yönetim sisteminde köklü geçmişi olan İl Özel İdareleri de kapatılarak yerine Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı kurulmuştur. Büyükşehir belediye sınırlarını il sınırı olarak belirlenmiş böylelikle bir bütünlük sağlamayı amaçlamışlardır. 6360 sayılı Kanun ile büyükşehir belediye statüsü kazanan Aydın'da bu önemli değişim ve dönüşüm hareketinden etkilenmiştir. İl sınırları içerisinde yer alan 490 köy ve 36 belde belediyesi kapatılarak mahalleye dönüştürülmüştür. Araştırmamız kapsamında 490 köy içinden 100 eski köy/yeni mahalle muhtarıyla anket çalışması yapılmış, toplanan veriler SPSS 16 Statistics programı ile değerlendirilmiş, 6360 sayılı Kanunla köylerin kapatılması yerine yeni mahalleler kurulmasının idari, hizmet ve yönetimsel olarak olumsuz bir gelişmeye neden olduğu hipotezi test edilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Yerel Yönetim, Büyükşehir Belediyesi, 6360, Kapatılan Köyler

BelediyelerBüyükşehir belediyeleriKanunlar 6360 sayılı+4
Yunus Tekçe
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu Denetçiliği Kurumu: Ve Türkiye örneği

Devletin temel görevi, bireylerine en iyi şekilde kamu hizmetini sağlamaktır. Fakat devlet, bu hizmetini sunarken bazı aksaklıklar oluşabilmektedir. Kamu yönetimi alanında, bireylere karşı, kamu görevlileri haksızlık, yozlaşma veya istenilmeyen bir davranış gösterdiklerinde, kamu kurumlarının haksızlık, ayrımcılık yapmalarını ve istenilmeyen davranışları engellemek amacıyla bazı denetim mekanizmalarına başvurur. Denetim mekanizmaları içinde de Kamu Denetçiliği Kurumu, önemli bir kurumdur.Kamu Denetçiliği Kurumunun işlevi, bireylerin şikâyetlerini dinlemek ve konuyu araştırarak, sonucu hem taraflara hem de kamuoyuna duyurmaktır. Kamu Denetçiliği, bireyi devlet karşısında ön plana çıkaran, devlet merkezli kamu yönetimi anlayışından, birey merkezli kamu anlayışını hâkim kılan bir anlayıştır. İdare ile birey arasında arabuluculuk görevi üstlenir.Çalışmamın ilk bölümünde Denetim ve Kamu Denetçiliği başlığı altında, denetim kavramı ve Kamu Denetçiliği ile ilgili kavramsal çerçeve, Kamu Denetçiliğinin görev ve yetkileri, özelikleri, çeşitleri ve türlerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde Dünya?daki Kamu Denetçiliği Kurumlarından örnekler verilmiştir. Kurumun başlangıç noktası olan İskandinav ülkeleri (İsveç, Finlandiya, Norveç ve Danimarka) ile Amerika Birleşik Devletleri, İngiliz Uluslar Topluluğu Ülkeleri (İngiltere ve Yeni Zelanda), Avrupa Birliği ve Batı Avrupa Ülkelerinde (Fransa, Almanya) Kamu Denetçiliği Kurumları incelenmiştir. Son bölümde ise Türkiye?de Denetim ve Kamu Denetçiliği Kurumu başlığı altında, Türkiye?de Denetim Mekanizmaları, Tarihsel süreçte Osmanlı Devletinde ve Türkiye Cumhuriyetinde Kamu Denetçiliği, Türkiye?de Kamu Denetçiliği İhtiyacının Kaynağı, Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunun Değerlendirilmesi, Kamu Denetçiliğinin gerekliliği ve eleştiriler ile çalışmam sonuçlandırılmıştır.

Kamu denetimiOmbudsman
Mahmut Çalışkan
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu yönetiminde katılım: Modeller ve Türkiye'de yerel düzeyde uygulama örnekleri

Günümüz dünyasında kamu yönetimi, katılımcı bir yönetim anlayışıyla dönüşmekte ve yönetimler demokrasilerini ileriye taşımak için çalışmaktadır. Katılım, demokratik yönetimlerin en önemli unsurudur. Temsili demokrasilerin yaşadığı kriz, yönetimlerin meşruiyetlerinin sorgulanması ve yönetişim yaklaşımının gelişmesi yönetimde katılımcılık tartışmalarını canlandırmıştır. Vatandaşların yönetime doğrudan katılması, bir ütopya olarak görülebilir. Ancak demokratik ideal bir toplum yapısı için katılımın arttırılması gerekir. Bu tezde kamu yönetiminde vatandaş katılımın arttırılması için bazı Batılı ülkelerde uygulanan, vatandaşların özellikle yerelde yönetime katılımına imkân sağlayan katılım araçları incelenmiştir. Ayrıca Türkiye'de uygulanmış bazı başarılı katılımcı uygulama örneklerine yer verilmiştir. Bu bağlamda, Türkiye Milletvekillerini İzleme Komiteleri (TÜMİKOM), Semt Danışma Meclisleri (SEDAM), Çanakkale Belediyesi Katılımcı Bütçe Uygulaması, Sivil Toplum Geliştirme Merkezi, İZKA "İzmir'i Planlıyorum", Vatandaş Karnesi, Bursa Kent Konseyi ve Baraka çalışmaları incelenmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER : Kamu Yönetimi, Yönetişim, Demokrasi, Katılım Araçları, Yönetime Halk Katılımı

Murat Yılmaz
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de merkez sağın kuruluşu: Demokrat Parti'nin gözünden Cumhuriyet Halk Partisi

Türkiye'de iki köklü siyasi hareket var olmuştur. Bu iki köklü siyasi hareketten biri Cumhuriyet Halk Partisi, diğeri de Demokrat Parti'de toplanmıştır. Tek Parti döneminden çok partili rejime geçişle beraber iktidar ve muhalefet partileri yeni sisteme uyum sağlamaya çalışmış ve demokrasi kavramı siyaset hayatında partiler arasında ayırt edici bir kavrama dönüşerek yerini almıştır. Bu tezin konusu, 1945-1960 yılları arasında Demokrat Parti yönetici kadrolarının, kendilerini, içinden çıktıkları Cumhuriyet Halk Partisi'nden hangi söylemlerle farklılaştırdıklarıdır. Çalışmanın temel amacı, Demokrat Parti geleneğinin Cumhuriyet Halk Partisi'ne rağmen nasıl oluştuğunu, kuruluşundan kapatılmasına kadar Demokrat Parti üst yöneticileri ve DP ileri gelenlerinin söylem ve demeçlerinden hareketle, nasıl bir Cumhuriyet Halk Partisi algısı oluşturduklarını ve Cumhuriyet Halk Partisi'ni hangi söylemlerle eleştirdiklerinin anlaşılmasıdır. Böylece Türkiye liberal muhafazakâr (merkez) sağının, kendi seçmen kitlesinin gözünde nasıl bir "sol" ve CHP imgesi inşa ettiği gösterilmeye çalışılmıştır. Bununla amaçlanan Türk siyasi kültüründeki söylemsel şiddetin kaynaklarının çözümlenmesidir. Bu amaç için çalışmada konuyla ilgili literatürde var olan birincil kaynaklar taranmış, Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesi Mikrofilm arşivinde bulunan, Demokrat Parti'nin yarı resmi organı sayılabilecek Zafer Gazetesi arşivinin tamamından ve DP Meclis Grup Toplantı Tutanakları ile Adnan Menderes'in konuşma ve demeçlerinden oluşan belgelerden yararlanılmıştır.

Cumhuriyet Halk PartisiDemokrat PartiMerkez sağ+3
Şerife Gökçen Nalbant
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Örgütsel yapı ve idari reform çalışmaları perspektifinden gelişim süreçleri ile Japon kamu yönetim sisteminin incelenmesi

Üniter devlet yapısına sahip Japonya'da yönetim sistemi, merkezi ve yerel yönetimler olmak üzere ikili bir yapı sergilemektedir. Sistemin bugünkü halini almasına kadar geçen sürede, birçok idari reform çalışmasına başvurulmuştur. Bu idari reform çalışmalarının başarıya ulaşması için ise, paralelinde ekonomik ve sosyal alanda birbirini tamamlayan reform çalışmaları yürütülmüştür. Tarihi boyunca yönetim sistemi ile ilgili reformlara sahne olan Japonya'da, öncelikle imparator Meiji dönemindeki modernleşme çabaları, ardından da II.Dünya Savaşı yenilgisi ve uygulamaya konan çalışmalar, yönetim sisteminin şekil almasında önemli dönüm noktalarını oluşturmuştur. 1980'li yıllardan sonra modern dönemin yönelimleri ve ülkenin iç dinamikleri dikkate alınarak uygulanan reformlar ise bugünkü Japon yönetim sisteminin son halini almasını sağlamıştır. Bu çalışmayla, incelemeye alınan idari reform süreçleri ve tarihsel değişimler ışığında Japon merkezi ve yerel yönetimlerinin yapısına dair bir kaynak hazırlanması amaçlanmıştır. Tezin amacını yerine getirmeye çalışırken yapılan literatür incelemeleri ile ulaşılan sonuç ise, Japon reform anlayışının, temelde Japonya'nın uluslar arası platformda elde ettiği yerini muhafaza etmek ve dünya ile rekabet gücünün devamlılığını sağlamak amacını taşıdığı gözlenmiştir.

JaponyaKamu yönetimiMerkezi yönetim+5
Gülseri Ova
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Yapısal ve işlevsel açıdan Türkiye'de üniversite etik kurulları

Etik, etik ilke ve davranışlar, etik yönetim, etik ihlaller, etik kurul ve komisyonlar ve buna benzer ifadeler günümüzde sıklıkla duyduğumuz ve yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelen kavramlardır. Etik davranış ilkeleri ile varılmak veya elde edilmek istenen temel amaç, devlette ve toplumda yolsuzluğu ve genel olarak yozlaşmayı önlemek ve dürüstlüğü hakim kılmak, şeffaf, adil, hesap verebilir bir toplum yaratmaktır. Bu bakımdan etik düşünmek, eylemlerde bulunurken etik ilke ve kurallar doğrultusunda karar verebilmek, son derece önemlidir. Üniversiteler eğitimlerle, bilimsel çalışmalarla ve uygulamalı alanlarda sunulan hizmetlerle toplumsal bir işlev görürler. Bu işlevlerin tümünde de etik son derece önemlidir. Önemli bir kamu hizmeti veren, aktif bilim yuvası olarak adlandırılan ve paydaşlarının çeşitliliği ile her anlamda etik davranışların önemli olduğu üniversitelerde etik kurul/komisyon vb oluşumlar mutlaka olmazsa olmazlar arasındadır. Bu gereklilikten hareketle, tezde Türkiye'de yer alan üniversitelerdeki üniversite etik kurullarının yapısal ve işlevsel durumlarının tespitine yönelik olarak, literatür taramaları, internet adresleri üzerinden yapılan araştırmalar, alan araştırması, ve mülakat yöntemleri kullanılarak, bir sonuca varılmış ve önerilerde bulunulmuştur. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Etik, Kamu Yönetiminde Etik, Üniversitede Etik, Etik İlke ve Davranışlar

Etik kurullarKamu yönetimiKomisyonlar+3
Beril Alev
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Mahremiyet açısından birey ve devlet ilişkisi

Türkiye'de ve dünyada birey mahremiyetinin her yeni teknolojik aşamada biraz daha küçülen bir özel alan haline geldiğini görmekteyiz. Geliştirilme nedenleri ne olursa olsun; uydular, kameralar, ses kayıt cihazları ve bilgisayarlar gittikçe daha hızlı, verimli ve etkili bir duruma gelmektedir. Bireyin mahremiyetinin etrafındaki çember daralmaktadır. Sürekli gözetim altında ve kaydediliyor olmanın ortaya çıkardığı yeni toplumsal düzende, hem kendini ifşa hem de başkalarının özel hayatlarını keşfetme arzusu gittikçe artmaktadır. Bilmediğiniz bir şehirde kaybolup yanlışlıkla valilik binasının önünden 2-3 defa geçerseniz şüpheli durumuna düşebilirsiniz. Hakkınızda bir inceleme başlatılabilir ve ekonomik durum, sağlık, eğitim ve diğer tüm bilgileriniz gözden geçirilebilir. Hatta tutuklanıp niyetiniz hakkında sorgulanabilirsiniz. Çünkü plakanız kameralarca tespit edilmiş ve bir kamu binasının önünden defalarca geçmeniz tehlikeli olabileceğinize işaret etmiştir. İşyerinize kamera konulabilir ya da her gün parmak iziniz alınabilir. Bilgisayarlarınız sayesinde bütün internet trafiğiniz internet servis sağlayıcı tarafından kaydedilirken, girdiğiniz her site de kendi kaydını yapmaktadır. Devletler ve küresel özel kuruluşlar bu bilgileri sürekli toplamakta, biriktirmekte, düzenlemekte ve bu bilgilerden yeni bilgiler üretmektedir. Mahremiyet hakkına yönelen tehditler doğrudan bireyin özgürlüğüne yönelmiş demektir. Bu nedenle mahremiyet ve mahremiyet hakkının birey ve devlet açısından ne anlam ifade ettiğini ortaya koymak önemli olmaktadır.

DevletKişisel veriMahremiyet+4
Murat Artuç
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Cumhuriyeti Kamu Denetçiliği Kurumu'nun örgütsel ve işlevsel analizi

Devletin temel görevi kendi vatandaşlarına en iyi kamusal hizmeti vermektir. Devletin bu temel görevini ilgili idareler yürütmekte ve yine onlar tarafından halka sunulmaktadır. İşte sunulan bu hizmet yerine getirilirken kimi zaman vatandaşların şikâyetleri söz konusu olmaktadır. Vatandaşların devlet ile olan sorunlarını çözecek birçok kurum olmasına rağmen yeterli sonuçlar günümüzde hala elde edilememiştir. Ombudsman denetimi de bireyler ile idareler arasındaki uyuşmazlıkları çözmek için ilk kez İsveç'te kurulmuş olan bir tamamlayıcı denetim sistemidir. Ombudsman, bireylerin şikâyetlerini dinleyen ve gerektiğinde soruşturma başlatarak ilgili idareleri denetleyen bir denetim sistemidir. Bireyleri idarelerin keyfi ve hak mahrumiyeti yaratan uygulamalarından koruyan ombudsman, verdiği tavsiye kararlarıyla da adeta adalet savunucusu bir rol üstlenmektedir. Zaman içerisinde sorun çözme konusunda gösterdiği başarılardan ötürü İskandinav ülkelerinden başlayarak hızla yayılmıştır. Ombudsmanın örgütsel ve işlevsel analizini gerçekleştirdiğimiz bu çalışmanın ilk bölümünde kamu, denetim ve kamu denetçiliğinin gelişimi ve türleri üzerinde durulmuştur. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise ombudsmana ilişkin literatür bilgisi verildikten sonra önemli altı ülkenin ombudsman kurumları incelenmiştir. Çalışmamızın son bölümünde ise Türkiye'deki ombudsman kurumuna neden ihtiyaç olduğu, ne gibi çalışmalar yapıldığı, örgütsel sisteminin nasıl olduğu ve işlevsellik durumunun ne olduğu konularına yer verilmiştir.

DenetimDenetim sistemleriKamu Denetçiliği Kurumu+5
Ömer Faruk Özer
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Yönetişim çerçevesinde ortaklıklar ve belediyelerin kardeş şehir ilişkileri: Ankara Büyükşehir Belediyesi örneği

20. yüzyılla etkilerini hissettirmeye başlayan "yönetişim, ortaklıklar ve kardeş şehir olguları" yerel yönetimlerde çok geniş uygulama alanları bulmuş, bu olgulara atfedilen önem, tüm dünyada büyük bir ivme kazanmıştır. Yönetişimde uygulanan bir strateji olarak adlandırılabilecek ortaklıklar, beraberinde kardeş şehir ilişkilerini de getirmiştir. Bu nedenle bu tez, bu kavramların modern dünyada ve gündelik hayatta önem yapılarını nasıl etkilediğinin ortaya konulması amacıyla yazılmıştır. Çalışmanın diğer bir amacı da daha önce pek değinilmeyen bölgesel ya da ulusal nitelikteki kardeş şehir uygulamalarının ekonomik, sosyal, kültürel ve çevresel alandaki etkilerinin belirlenmesidir. yerel yönetimler her ne kadar yönetişim modelini kendi bünyelerinde uygulasalar ya da uygulamaya çalışsalar da günümüz koşullarında çeşitliliği artan ihtiyaçlar ulusal ve uluslararası alanlarda birtakım ortaklıklar ve işbirlikleri kurmayı zorunlu hale getirmiştir. Küreselleşme eğilimlerinin arttığı bu dönemde beliren ihtiyaçlar karşısında belediyeler kendi imkânlarıyla çıkış bulamadıkları noktada ortaklık ve kardeşlik ilişkileriyle çözüm aramış ve ihtiyaçların sadece ekonomik olmadığı, ulusal ve uluslararası ölçekte hem ülkelerin hem de kentlerin birbirlerinin kültürlerini tanımak istediği görülmüştür. Bu bilgiler ışığında, Türkiye'nin başkenti olan "Ankara"nın kardeş şehirleriyle ilişkileri ve bu ilişkilerin ne gibi etkiler yarattığı bu tezde incelenmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Yönetişim, Yerel Ortaklıklar, Kardeş Şehircilik

Ankara Büyükşehir BelediyesiBelediyelerKardeşler+2
Ece Aktulun
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de korunan alan olarak milli parkların yönetimi: Orman ve Su İşleri 4.Bölge Müdürlüğü örneği

Türkiye'de bulunan korunan alanların idari yapılanması ve organizasyonunda aksaklık ve hataların olduğu bilinen bir gerçektir. Ülkemizde bulunan korunan alanlar; ilgili idari yapının dağınıklığı, korunan alanlara özgü mevzuatın karmaşıklığı ve bu mevzuatta söz sahibi kurumların çokluğundan kaynaklı sıkıntılardan dolayı olumsuz etkilenmektedir. Bu açıdan hareket edilerek, bu çalışma kapsamında başlıca amaçlar, Orman ve Su İşleri 4. Bölge Müdürlüğü'nün sorumluluğundaki Milli Park Müdürlüklerinin kaynak değerleri ve idari yapılanması incelenerek, bu alanlarda var olan idari sorunların tespitini yapmak ve çözüm önerilerini geliştirmek olarak belirlenmiştir. Bununla birlikte; bu araştırma kapsamında bulunan milli parkların kaynak değerleri karşılaştırılarak, bu alanlarda yapılan aktivitelerin tespiti ile mevcut değerlerin etkin korunması için idari yapılanmanın önemi de ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca, bu çalışma ile Milli Park Müdürlükleri yapılanmasının olumlu yönleri ve eksik yanları ile milli parktaki tehditler incelenmiştir. Sonuç olarak, ülkemizdeki tüm korunan alanlar için faydalı olabilecek idari yapılanmaya dikkat çekmeye ve ideal idari yapılanma şekli ortaya koymaya çalışılmıştır. Çalışma kapsamında Milli Park Müdürlüklerinin yönetim şemasını belirlemek amacı ile araştırma yöntemi olarak hipotezli sınama-akıl yürütme ve alan çalışmasında yöneticilerle yapılan mülakatların sonucuna ilişkin karşılaştırma yapılması yoluna gidilmiştir. Sonuçta, Orman ve Su İşleri 4. Bölge Müdürlüğü'nün sorumluluğundaki Milli Park Müdürlüklerinin idari yapılanmasının geliştirilmesine yönelik tespit edilen sorunların çözümüne yönelik öneriler getirilmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Korunan Alan, Korunan Alanlarda İdari Yapılanma, Milli Park, Milli Park Yönetimi, Orman ve Su İşleri 4.Bölge Müdürlüğü

Koruma alanlarıKorunmaMilli parklar+4
Melikunnas Özkaya
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Afet riski nedeniyle kentsel dönüşüm: İzmir örneği

Üzerinde yaşadığımız Anadolu coğrafyası tarih boyunca başta deprem ve sel gibi doğal afetlerin yanısıra endüstriyel kazalar, ulaşımla ilgili afetler, yangın, teknolojik afetler gibi birçok felaketle karşı karşıya kalmıştır. Bu afetlerin sonucunda maddi ve manevi birçok kaybın yaşandığı bilinmektedir. Türkiye ve dünyada afet ile ilgili yapılan çalışmaların ana ekseni, önceleri yara sarma olarak adlandırılabilecek konvansiyonel bir anlayışla değerlendirilse de özellikle 90'lı yıllardan itibaren daha kapsayıcı ve çok yönlü, en başta afet kayıplarını önleyici –risk azaltıcı- bir anlayış benimsenmiştir. Bu değişime paralel olarak ülkemizde de özellikle 1999 Marmara Depremi'nin ardından riskleri önceden öngörüp azaltıcı bir anlayış yerleştirilmeye çalışılmıştır. Afetlerin oluşumundan önce kayıpların yaşanmasını engellemek için birçok yöntem kullanılmaktadır. Kentsel dönüşüm uygulamaları da, afeti önleme yöntemlerinden biridir. Türkiye'de afet nedeniyle kentsel dönüşümün yasal dayanağına bakıldığında 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun dikkati çekmektedir. Kanunun adından da anlaşılacağı üzere afet yönetimi ve içeriğindeki konular kentsel dönüşüm ile çok yakından ilgilidir. İzmir kenti de tarihi boyunca birçok defa yukarıda bahsedilen afetlere uğramış ve yıkılıp tekrar inşa edilmiştir. Dolayısıyla İzmir'in dönüşüme alışık bir kent olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Afet ve afet yönetimi konuları bu tez çalışmasının teorik altyapısını oluştururken, İzmir kentinin afet tarihinin kentin bugününe yansımaları ile İzmir'de kentsel dönüşüm uygulamalarının afetleri önlemede ne derece etkili olduğu çalışmanın temel konusunu oluşturmaktadır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Afet Yönetimi, Risk, Kentsel Dönüşüm, Sendai Çerçevesi, İzmir

Afet yönetimiAfetlerDoğal afetler+3
Bulut Doğan
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Belediyelerin altyapı hizmeti sunumunda vatandaş memnuniyeti: Anamur Belediyesi örneği

Yerel yönetim birimlerinin temel hizmetlerinden biri olan altyapı hizmetlerinin sunumu ve vatandaşların söz konusu hizmetlerden memnuniyeti bu çalışmada konu olarak ele alınmıştır. Çalışmada, orta ve küçük ölçekli belediyelerde altyapı hizmetlerinin vatandaş memnuniyeti açısından değerlendirilmesi yapılmıştır. Örnek yerel yönetim birimi olarak küçük belediyeler grubunda yer alan Anamur Belediyesi seçilmiştir. Anamur Belediyesi tarafından sunulmuş olan altyapı hizmetlerinden Anamur İlçesinde yaşayan vatandaşların memnuniyet ölçüsü tahlil edilmeye çalışılmıştır. Anamur Belediyesi'nin hizmetlerinden yararlanan vatandaşların memnuniyet ölçüsünü belirlemek amacıyla 392 vatandaşa anket uygulaması yapılmış ve elde edilen veriler SPSS 22.0 paket programı ile yorumlanmıştır. Vatandaş memnuniyetinin belirlenmesinde frekans ve faktör analizi, hipotezlerin test edilmesinde t-testi ve Anova analizleri yapılmıştır. Çalışma sonucunda, Anamur Belediyesi'nin altyapı hizmetleri ile ilgili önerilerde bulunulmuştur.

Alt yapı hizmetleriBelediye hizmetleriBelediyeler+3
Muazzez Özdemir
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu hastanelerinde çalışanlara beyaz kod uygulaması: Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde bir uygulama

Günümüzde Türkiye'de genel perspektifte her alanda, özelde sağlık çalışanlarına yönelik şiddette bir artış olmuştur. Yaşam hakkı ihlallerinin arttığı bu dönemde sonuçları çok net olmamakla birlikte yeni düzenlemeler yapılmış ve yapılmaktadır. TBMM'de sağlık çalışanlarına uygulanan şiddete yönelik komisyon kurulmuş, Sağlık Bakanlığı "Çalışan Güvenliğinin Sağlanması Genelgesi" yayınlamış ve sivil toplum kuruluşları halkı bilgilendirmek için çalışmalar yapmıştır. Hastanelerde renkli kod uygulaması ile haberleşme ağı oluşturulmuş; tüm hastane personelinin karşılaşacağı fiziksel saldırı, taciz ve şiddete maruz kalmaları durumunda alınacak güvenlik önlemlerini ve yapılacak işlemleri belirlemek için beyaz kod uygulamasına geçilmiştir. Güncel bir sorun olan sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin önlenmesi için uygulanan beyaz kod, çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde yapılan çalışmadan elde edilen veriler ışığında ulaşılan sonuçlar arasında saldırıya maruz kalma yerlerinin uzman hekim, hemşire ve ebe olma durumuna göre farklılık gösterdiği; uzman hekimlerin, hemşirelerin ve ebelerin büyük çoğunluğunun en fazla acil serviste saldırıya maruz kaldıkları; bir saatten az bekleme süresinin olduğu gözlenmiştir. Çalışmanın sonucunda kamu hastanelerinde beyaz kod uygulamasının iyi yönetişime örnek teşkil ettiği söylenebilir. ANAHTAR KELİMELER: Kamu Hastaneleri, Beyaz Kod, Şiddet.

Beyaz kodDevlet hastaneleriDoktorlar+5
Havva Kazandere
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel yönetimlerde kadının siyasal katılımı: İzmir ili üzerine bir araştırma

Kadın erkek eşitliğinin sağlanamadığı alanların başında kuşkusuz siyaset gelmektedir. Dünyada ve Türkiye'de kadınlar siyasal karar alma mekanizmalarında eşit temsil edilememektedir. Dünya genelinde ulusal ve yerel meclislerde katılım ve temsil oranlarına bakıldığında, bu durumun ülkemiz açısından daha önemli bir boyutta olduğu görülmektedir. Bu çalışmayla, ülkemizde kadının yerel siyasal katılım ve temsilinin yetersizliği sorunundan yola çıkılarak; kadının yerel yönetimlere yeterli düzeyde katılamamasının nedenlerini inceleyip, bu sorunun çözümü için uygulanması gereken politika ve önerilere dikkat çekmek amaçlanılmıştır. Bu amaçla çalışmada kadının yerel siyasal katılım ve temsili konularında Türkiye genelindeki ve İzmir ilindeki durum incelemeye alınmıştır. Bu doğrultuda çalışmada ilk olarak, siyasal katılım ve temsil kavramları, siyasal katılımı etkileyen faktörler incelenmiştir. Ayrıca, Türkiye'de kadınların siyasal katılımı ve temsil durumu tarihsel süreç içerisinde değerlendirilmiştir. Çalışmada ikinci olarak da, yerel yönetimler ve yerel siyaset kavramları, Türkiye'nin yerel yönetim yapısı, Dünyada ve Türkiye'de yerel yönetimlerde kadının siyasal katılım durumu incelenmiştir. Devamında ise yerel yönetimlere katılımda kadının karşılaştığı sorunlar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmada üçüncü olarak da, İzmir İlinde yerel yönetimlerde kadının siyasal katılım ve temsil durumu incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise, yerel yönetimlerde kadının siyasal katılımını arttırmaya yönelik yasal düzenlemeler, kadının siyasal katılım ve temsilini arttırmada araç olarak kullanılan kota uygulamaları, Türkiye'de kadının yerel siyasal katılım ve temsilini arttırmaya yönelik yapılan çalışmalar ve çözüm önerileri değerlendirilmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Kadın, Yerel Yönetim, Katılım, Temsil, İzmir.

KadınlarSiyasal katılmaSiyasi temsil+4
Damla Sağıt
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu ihale sözleşmelerinin hukuki rejimi

İdarenin en temel görevlerinden biri, vatandaşlarına kamu hizmeti sunmasıdır. İdare bu görevini kendisi yapabileceği gibi, kendi gözetimi ve denetimi altında özel kişilere de yaptırabilir. İdarenin kamu hizmetlerini özel kişilere yaptırması tek yanlı ve çift yanlı işlemleri ile olabilmektedir. İdarenin özel hukuk kişileriyle yaptığı sözleşmeler, onun çift yanlı işlemlerindendir. İdare, hem idari sözleşme hem de özel hukuk sözleşmesi yapabilmektedir. İdarenin her iki sözleşmeyi yaparken uyması gereken usul kuralları ihale kurallarıdır. Türkiye'de kamu ihale sözleşmeleri, yüksek yargı organlarının kararlarında kategorik olarak özel hukuk sözleşmesi kabul edilmektedir. Literatürdeki yazarların büyük bir kısmı tarafından da, yargı kararlarında belirtilen bu görüş benimsenmiştir. Yargı kararlarında idari sözleşmelerin kriterleri de belirlenmiştir. Bu kriterler, taraflarından biri idare olan bir sözleşmenin, kamu hizmetinin yürütülmesine ilişkin olması ve özel hukuku aşan şartlar içermesidir. 4735 sayılı "Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu"na göre akdedilen kamu ihale sözleşmelerinin, idari sözleşmelerin kriterleri bakımından incelendiğinde, bu kriterleri yerine getirme kabiliyetine sahip olduğu görülmüştür. Tez çalışmamızda, kamu ihale sözleşmelerinin bu kabiliyeti, idari sözleşmelerin kriterleri bakımından yapılan inceleme ile ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu incelemenin öncesinde, kamu ihale sözleşmelerinin teorik arka planı incelenmiştir. Kamu ihale sözleşmeleri, idare hukukunun konusunu oluşturmaktadır. İdare hukuku ile yakın ilişki içerisinde olan kamu yönetimi disiplininde yaşanan dönüşümler, kamu ihale sözleşmelerinin hukuki durumunda etkili olmuştur. Bu dönüşüm inceledikten sonra, kamu ihale sözleşmelerinin AB hukukundaki durumu incelenmiş ve son olarak bu sözleşmelerin Türkiye özelindeki durumu incelenerek çalışma tamamlanmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Kamu İhale Sözleşmesi, İdari Sözleşme, Kamu Yönetimi Disiplininde Dönüşüm, Avrupa Birliği.

Avrupa BirliğiKamu ihalesiSözleşmeler+3
Ceren Şakar
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de milli eğitimde e-Devlet uygulamaları: Aydın örneğinde FATİH Projesi

Bilgi teknolojileri 21. yüzyılda, her alanda kendini göstermektedir. Bilgi ve teknolojiye uyum sağlanmaya çalışılması resmi işlemlerin daha hızlı ve modern yapılabilmesi için e-Devlet uygulamsı kullanıma konulmuştur. E-Devlet, devletin her alanında gelişmeye başlamıştır. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde gelişimini hızlandıracak projeler yapılmaktadır. Bu projelerin en önemlileri arasında FATİH Projesi bulunmaktadır. Bu yüksek lisans tez çalışmasında, e-devlet uygulamasının eğitimdeki devamı olan FATİH Projesi'nin Aydın'daki okullarda uygulanması ve bu uygulamanın kamuya yararı incelenmiştir. Aydın İl'indeki 95 liseden 51'inde akıllı tahtanın kurulumu ve öğretmenle öğrenciye tablet dağıtımı tamamlanmıştır. Bu 51 liseden 24 tanesi ile anket çalışması yapılmıştır. Aydın İl'inin 12 İlçesi'nde, 24 lisede; 346 öğretmen ve 1.336 öğrenciyle anket uygulaması yapılmış, FATİH Projesi'yle ilgili öğretmen ve öğrencilerin görüşleri alınmıştır. Bu anket uygulaması yapılırken sonuçlarının daha güvenli olabilmesi için anket yapılacak bütün liselere gidilerek, öğretmen ve öğrencilerle birebir görüşülmüştür. Yüksek lisans tez çalışmasının alan çalışması olan anket uygulamasında FATİH Projesinin üç ana unsuru olan akıllı tahta, tablet bilgisayar, EBA incelenmiştir. Çalışmada akıllı tahtanın faydalı olduğu, tablet ile ilgili ise özellikle programlar bazında çalışmaların artırılması, iyileştirilmelerin yapılması gerektiği kanısına varılmıştır. EBA ise sürekli geliştirilmekte olan elektronik bilişim ağıdır. EBA'nın ders içeriğiyle ilgili yeterliliği anket sorularına verilen cevaplar yardımıyla değerlendirilmiştir. FATİH Projesi'nin bu üç unsuru irdelenerek kamuya daha faydalı hale getirilmesi amaçlanmıştır. Bunun yapılabilmesi için de hangi çalışmaların yapılması gerektiği saptanırken, FATİH Projesi'nin Aydın'daki eğitim kurumlarına katkıları araştırılmış, projenin varsa eksik yönleri belirlenmeye çalışılmıştır. ANAHTAR KELĠMELER: FATĠH Projesi, Akıllı Tahta, Tablet, EBA, Öğrenci, Öğretmen.

Akıllı tahtaElektronik devletFatih Projesi+2
Ahmet Erhan Dinçer
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Ermeni tehcirinin Anadolu'ya etkileri: Göç teorileri bağlamında bir değerlendirme

Bu çalışmada 1915 yılında Osmanlı Devleti tarafından alınan Tehcir kararının tarihsel arka planı, uygulanma süreci ve Anadolu'ya olan etkileri göç teorileri bağlamında incelenmektedir. Ermeni meselesi, Osmanlı'nın son yüzyılında ortaya çıkmış siyasi ve jeopolitik yönleri olan bir sorundur. Birinci Dünya Savaşı'nın kritik döneminde, Ermeni komiteleri Rus ordularıyla iş birliği yaparak sabotaj ve isyan faaliyetlerini yoğunlaştırmış, Osmanlı Devleti de cephe gerisi güvenliğini sağlamak amacıyla Tehcir kararı almıştır. "Vakt-i Seferde İcraat-ı Hükümete Karşı Gelenler İçin Kanun-ı Muvakkat" ile yasal çerçevesi oluşturulan bu uygulama, doğrudan Ermenileri hedef almamış, savaş şartlarında ihanet ve casusluk yapan herkesi kapsamıştır. Osmanlı yönetimi, sevkiyat sırasında göçmenlerin güvenliğini sağlamak için talimatnameler yayımlamış ve yapılan suistimalleri Divan-ı Harplerde yargılamıştır. Tehcirin Anadolu'ya etkileri çok yönlü olup bölgesel güvenlik riskine göre farklı uygulamalar da olmuştur. Tehcir sonrası demografik yapı önemli ölçüde değişmiş, Ermeni nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde boşalan yerleşim alanları muhacir iskânıyla doldurulmuştur. Yine tehcir sonrası Lozan Antlaşması ile Anadolu'da kalan Ermeni nüfusu azınlık statüsü kazanmış, 1939'da Hatay'ın Türkiye'ye katılması gibi dönemlerde önemli göç hareketleri yaşanmıştır. Göç teorileri temelinde yapılan bu araştırmada tehcirle sonuçlanan Ermeni meselesinde; devlet merkezli klasik diplomasi anlayışının ötesine geçilerek, şeffaflık ve bilimsel bilgi temelinde kültürel ve insani etkileşimle, ekonomik iş birliği ve çok katmanlı kamu diplomasisi araçlarını içeren uzun vadeli, proaktif ve yapıcı bir stratejinin benimsenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Gelecekte bu konuda çalışacak araştırmacıların, bu olayın Türk ve Ermeni halkı üzerindeki algısal, sosyo-psikolojik ve politik etkilerini disiplinlerarası yöntemlerle ölçmelerinin; her iki toplumda yanlış algılamaları azaltıp karşılıklı etkileşim alanlarını güçlendirerek kültürel, ekonomik ve iletişim temelli yaklaşımların gelişmesini sağlamaya katkısı olacağı düşünülmektedir.

Ermeni tehciriZorunlu göç
Melih Dursun Tosun
Bayburt University · Institute of Graduate Studies
2026
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği'nde sürdürülebilir kentleşme: Türkiye'ye yansımaları

Oluşum süreci, anlamı ve tanımı üzerinde halen tartışmaların sürdüğü, fakat son yıllarda hem küresel hem de yerel düzeydeki çevre koruma politikalarının genel kabul görmüş bir kavramı olan, hatta bir ülkenin gelişmişlik düzeyinin değerlendirilmesindeki başarılarıyla bağdaştırılan "sürdürülebilir gelişme" olgusunun ilk tanımı Birleşmiş Milletler Dünya Çevre ve Gelişim Komisyonu tarafından 1987 yılında yayımlanan "Ortak Geleceğimiz (Bruntlandt) Raporu"nda, "Bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların da kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme olanağından ödün vermeksizin karşılamak" olarak belirtilmiştir. Buradan da anlaşılabileceği üzerinde bu tanımda sürdürülebilir gelişme kavramı üzerinden sürdürülebilir kentleşmeye atıfta bulunulmuştur. Özellikle 1970'li yıllar itibariyle hızla artan kentleşme kavramıyla birlikte sürdürülebilir gelişme kavramı kentsel politikaların oluşumunda ve gelişiminde büyük rol oynamıştır. Temeli Birleşmiş Milletler'e dayanan ve Avrupa Birliği ile büyük aşama kaydeden "sürdürülebilir kentsel gelişme" olgusu günümüzde insanlığın geleceği açısından büyük önem arz etmektedir. Sürdürülebilir kentsel gelişme kavramının Avrupa Birliği boyutu ise 1990'lı yıllarla beraber hızla yükselmeye başlamıştır. Birlik içerisinde artan kentleşme ile birlikte, kavramın tanımı yapılmış ve sürdürülebilir kentler sağlayabilmek için gerekli şartlar ve ilkeler belirlenmiştir. Bu tez çalışması, Sürdürülebilir kentsel gelişme kavramı üzerinde, Avrupa Birliği temel alınmak üzere BM ve Türkiye ölçeğinde gerçekleştirilen çalışma ve uygulamaların bir araya toplanması ve gelecekte yapılacak çalışmalara kaynak tutması üzerine kurgulanmıştır. Yapılan onca çalışmaya rağmen Birlik düzeyinde sürdürülebilir kentleşmeye yeterince ulaşılamadığı buna rağmen yaşanan gelişmelerin umut verici olduğu, ülkemizde ise yeni yeni oluşmaya başlayan sürdürülebilir kentsel gelişme olgusunda ise henüz pek bir aşama kaydedemediğimiz anlaşılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Sürdürülebilirlik, Sürdürülebilir Kentsel Gelişme, Avrupa Birliği, Türkiye, Birleşmiş Milletler.

Avrupa BirliğiKentleşmeSürdürülebilir kentleşme+2
Barış Erdinç
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Kamu yönetiminde esneklik ve bağımsız idari otoriteler: Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu örneği

Bu çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, kamu yönetiminde esnekliğin altyapısal çözümlemesi yapılarak, fordist ve postfordist dönemin özellikleri, fordizmden postfordizme geçiş, postfordizme geçiş ile birlikte krizden çıkış için düzenlenen yeni dönemin neoliberal ve esnek sermaye birikim rejimi ve esnekliğin kamu yönetimi üzerindeki etkileri incelenmiştir.İkinci bölümde esneklik uygulamalarının bağımsız idari otoritelerin oluşmasındaki etkileri ve sonuçları ile değişik ülke ve anlayıştaki ülkelerdeki bağımsız idari otoritelerin ortaya çıkışı, Türkiye'de bağımsız idari otoritelerin ortaya çıkışı, özellikleri ile birlikte kamu yönetimi üzerindeki etkileri incelenmiştir.Üçüncü bölümde ise bir bağımsız idari otorite örneği olarak enerji piyasası düzenleme kurumu incelenmiştir. Enerji piyasası düzenleme kurumunun yapısı, işleyişi düzenlemeleri ve esneklik özellikleri esnek birikim rejimi düzenleme biçiminin ve kamu yönetiminde esneklik uygulamalarının örneği olarak incelenmiştir.Anahtar Kavramlar: Fordizm, Postfordizm, Esneklik, Düzenleme, Bağımsız idari otorite, liberalizm

Mehmet Sarıtürk
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Karanlık üçlü kişilik özellikleri, siyasal katılım düzeyi ve kültürel eğilimlerin demokratik liderlik algısına etkisi

Genel anlamda, demokratik lider algısının bireysel (psikosoyal) ve kültürel etkenlerle ilişkisinin incelenmek istendiği bu çalışmada, ilk amacımız, bazı sosyo-demografik değişkenlerin demokratik liderlik algısındaki rolüne bakmaktır. İkinci amaç ise bireylerin demokratik liderlik algısı ile siyasal katılım düzeyi, Karanlık Üçlü kişilik özellikleri alt boyutları (narsisizm, Makyavelizm ve psikopati) ile kültürel eğilimler (bireycilik, toplulukçuluk) arasında ilişki olup olmadığını araştırmak ve demokratik liderlik algısının, tüm bu değişkenlerden tarafından ne ölçüde yordandığını tespit etmektir. Bunun için çalışmaya Afyon Kocatepe Üniversitesi'ndeki çeşitli fakültelerden toplam 412 (278 kadın, 134 erkek) öğrenci dahil edilmiştir. Kolayda (Convenient) örnekleme yoluyla öğrencilere Sosyo-demografik Bilgi Formu, Demokratik Liderlik Algısı Ölçeği, Kişiliğin Negatif Yönleri Ölçeği (Kısaltılmış Karanlık Üçlü Ölçeği), Siyasal Katılım Ölçeği, Bireycilik ve Toplulukçuluk Kültürel Eğilim Ölçeği uygulanmıştır. Sonuçlardan elde edilen bulgular, kendisi ve ailesi tarafından siyasete ilgili olan öğrencilerin, demokratik lider algı skorlarının anlamlı düzeyde yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Demokratik lider algısının, siyasal katılım düzeyi, yatay toplulukçuluk ve yatay bireycilik kültürel eğilimleri ve narsisizm tarafından olumlu ve anlamlı bir şekilde yordandığı tespit edilmiştir. Demokratik liderlik algısına etki büyüklüğü bakımından en büyük katkının ise yatay toplulukçu kültürel eğilimlere ait olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçlar, ilgili literatür bulguları üzerinden tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Demokratik Liderlik, Karanlık Üçlü kişilik, siyasal katılım, bireycilik, toplulukçuluk.

Demokratik liderlikKaranlık kişilik özellikleriKişilik+7
Merve Döne Yıldırım
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Alev Alatlı perspektifinden Türkiye'de batılılaşma ve aydın meseleleri

Değişmeyen tek şeyin değişim olduğu dünyada toplumlar da bu değişimlere ayak uydurmak zorundadır ve bu süreçleri fikirsel anlamda yönetenler aydınlardır. Tıpkı tüm dünyayı etkisi altına alan Batılılaşma hareketi içerisinde Türk aydınının durmaksızın sürece yön vermesi gibi. Ancak insanoğlunun farklı pek çok fikre sahip olması ve sosyal bilimlerin kapsayıcılığı dolayısıyla çeşitli fikirler üretilmektedir. Batılılaşmayı doğru bulanlar olduğu gibi sadece içeriğini beğenmeyen ya da tamamen fikre karşı olanlar da vardır. Bu çalışma da bir aydının gözünden süreç içerisindeki aydınlar izlenmektedir. Çalışmada öncelikle kavramsal okumalar gerçekleştirilmekte ardından ilgili kavramların Osmanlı Devleti ve Cumhuriyet Türkiye'si için neler ifade ettiği aydınların gözünden araştırılmaktadır. Bu süreçte aydınların oynadığı roller hakkında da Alev Alatlı'nın eserleri okuma ve işitsel şekilde incelenerek Alatlı'nın genel kanıdan çok farklı bir aydın tipi çizdiği çıkarımına varılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Modernleşme, batılılaşma, aydın.

Alatlı, AlevAydınlarBatıcılık+5
Dimaze Özden
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de dış göç olgusunun Emirdağlı gurbetçiler örneğinde incelenmesi

Göç ekonomik, kültürel, eğitim ve sağlık, sebebi her ne olursa olsun insanların yaşamı için yeni yerler tercih etmesi ve bulunduğu yeri terk etmesi kısaca yer değiştirme hareketidir. İnsan ülke sınırları içinde veyahut ülke sınırları dışına göç edebilir, bu göç belirli bir süreliğine olabileceği gibi süresiz olarak gerçekleşmiş olabilir. Bütün bunlar göçün çeşitlerini oluşturur. Ülke içindeki yer değişikliğine iç göç, dışarıya gidilmesi dış göç, belirli bir süre gidilmesi geçici göç ve süresiz kalmak için gidilmesi ise kalıcı göçtür. Göç olgusu üzerine çeşitli kuramlar ve kurallar ortaya konulmuştur. Ravenstein'in göç kanunları, neo klasik kuram, merkez çevre kuramı, göç sistemleri kuramı ve ilişkiler ağı kuramı bunlardan birkaçıdır. Türkiye de diğer ülkeler gibi tarihi boyunca her zaman göç almış ve göç vermiştir ve aynı şekilde işleyen bir sürece tabidir. Göçü tetikleyen her sebep Türkiye içinde geçerli olup ekonomik, siyasi, sosyal, sağlık ve eğitim gibi birçok konudan dolayı ülke göç alıp vermeye devam etmektedir. Emirdağ'da yaşanan dışgöç süreci uzun yıllar boyunca devam etmiş ve halen devam etmektedir. İlçeden Avrupa'ya yoğun göçün ekonomik sebeple başladığı bilinmekte ve göçün; göç edenler, geride kalanlar ve hatta ilçenin ekonomik gelişimi açısından faydalı olduğu görülmektedir. Fakat göç kapsamında üçüncü, dördüncü kuşak denilen yeni nesil açısından kültürel yozlaşma ve yabancılaşma gibi bazı olumsuz sonuçlarla karşılaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Göç, Türkiye'de dış göç, Emirdağlı gurbetçiler.

Özlem Akdemir
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Demokrat parti iktidarında bir dönüm noktası olarak 1957 seçimleri üzerine bir inceleme

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan 1946 yılına kadar tek parti dönemini yaşamıştır. 1946 yılında Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü'nün Cumhuriyet Halk Partisi'nden ayrılarak Demokrat Parti'yi kurmasıyla 23 yıllık tek parti dönemi sona ermiştir. 1950 yılında yapılan genel seçimlerle Demokrat Parti iktidarı devralmış ve 27 yıldır iktidarda olan Cumhuriyet Halk Partisi muhalefete düşmüştür. Demokrat Parti iktidara gelmesinin ardından 1950-1954 aralığında ülkeye ekonomik ve siyasal anlamda büyük katkılar sağlamış ve 1954 genel seçimlerini de büyük bir çoğunlukla kazanmıştır. Ancak 1955 yılına gelindiğinde, 1950-1954 arası dönemde plansız yapılan yatırımlar ve kuraklığın baş göstermesiyle beraber ekonomik sorunlar ortaya çıkmıştır. Ekonomik sorunlardan ötürü hem muhalefetten hem de halktan tepki alan Demokrat Parti, baskıcı mahiyette kanunlar çıkararak tepkilerin önüne geçmek istemiştir. 1958'deki genel seçimleri ise bir yıl erkene almıştır. 1957 seçimlerinin ardından Demokrat Parti iktidarı muhalefete karşı daha baskıcı bir tutum benimsemiştir. Yaşanan bu olaylar üzerine 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi yapılmış ve Demokrat Parti iktidarı son bulmuştur.

Ayşe Demirağaç
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu hizmeti yayıncılığı: TRT üzerine bir inceleme (1964-1980)

Kamuoyunun oluşmasında ve demokrasinin gelişmesinde en önemli araçlardan olan radyo ve televizyon 20. yüzyılın ilk çeyreğinde doğmuştur. Bu yeni kitle iletişim aracı ortaya çıktığı tarihten itibaren toplumda belirli görevler üstlenmeye başlamış ve ilk yıllarda eğlence aracı olarak işlev görürken öneminin anlaşılmasıyla merkezi hükûmetler tarafından ideolojilerini yaymak için propaganda aracı olarak kullanılmış, İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan yeni düzende sundukları hizmetin niteliğinden dolayı özerk kurumlar olarak teşkilatlanmışlardır. Türkiye'de radyo-televizyon yayıncılığının gelişimine bakıldığında, biraz gecikmeli olarak, kıta Avrupası'ndaki ülkelere benzer bir gelişme gösterdiği görülmektedir. 1961 Anayasasıyla özerk olarak kurulan TRT, daha sonra yapılan yasal düzenlemelerle tarafsız olarak teşkilatlandırılmış ve siyasal iktidarların etkilerine açık hale gelmiştir. Çalışmada kitle iletişim araçlarının -radyo ve televizyon- kamu hizmeti yayıncılığının gereklerine göre yayın yapma sürecinde karşılaştıkları sorunlar TRT örneği üzerinden 1964-1980 yılları arası merkeze alınarak incelenmeye çalışılmıştır.

Ferhat Diş
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ile Rusya ilişkilerinin işbirliği ve çatışma perspektifinden incelenmesi (1990-2023)

Bu çalışmada, Türkiye-Rusya ilişkilerinin işbirliği ve çatışma perspektifi bağlamında incelenmesi amaçlanmıştır. Diğer bir ifadeyle çalışma, Rusya ve Türkiye devletleri arasında iş birliğine ya da çatışmacı ilişkilere konu olan alanları ortaya koymaktadır. Soğuk Savaş'ın sona ermesi, daha önce zıt bloklarda yer alan Türkiye ve Rusya için yeni fırsatlar açmıştır. Türkiye, kültürel bağlar nedeniyle özellikle Kafkaslar ve Orta Asya'daki ülkelerle güçlü ilişkiler kurmayı hedeflemiştir. 1990'ların sonlarına doğru, Rusya istikrar kazanarak, eski Sovyetler Birliği ülkelerini güvenliği için hayati önemde görmeye başlamış ve Türkiye ile rekabete girişmiş, bu da zaman zaman karşılıklı tehdit algılarına yol açmıştır. Ekonomik krizlere rağmen Türkiye ve Rusya'nın ikili ticareti, örtüşen ekonomik çıkarlarla gelişmiştir. 2000'lerde gelişen ekonomik bağlar ve Batı ile yaşanan sorunlar, iş birliğini artırmıştır. Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz'deki çatışmalar, farklı çıkarların varlığını ortaya koysa da iş birliği potansiyelini de göstermiştir. Bölgesel çatışma konularına rağmen, karşılıklı ekonomik bağımlılık, uzlaşma ve iş birliğini teşvik etmiştir.

Maral Mominova
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

1929 dünya ekonomik buhranının Türk siyasal hayatına etkileri üzerine bir inceleme

Çalışmanın konusu, 1929 Dünya Ekonomik Krizi'nin Türk Siyasal Hayatı'na olan etkilerinin incelenmesidir. Amerika Birleşik Devletleri'nde başlayıp, dalga dalga Avrupa'ya ve oradan Türkiye'ye kadar yayılan büyük kriz, ülkemizi de en az diğer Avrupalı devletler kadar etkilemiştir. Dünya, krizi klasik ekonomik politikalarının yaygın olduğu bir dönemde karşılamıştır. Klasik ekonomi yaklaşımları ortaya çıkan sorunların çözümünde yetersiz kalınca Keynes'in geliştirdiği ekonomi politikası krizden çıkış kapısı olarak görülmüştür. Keynes'in yaklaşımına göre krizin küresel boyutta yayılmasının sebebinin devletlerin ekonomiye müdahale etmemeleri olduğunu iddia etmiştir. Birçok konuda geleneksel ekonomi politikasına eleştiriler getirmiştir ve çözüm önerileriyle ülkelerin bu krizden en az hasarla çıkmalarına yardımcı olmuştur. Krize liberal ekonomik modeli takip ederken yakalan Türkiye de, çağdaşı olduğu diğer devletler gibi geleneksel ekonomik politikaları yeniden gözden geçirmek zorunda kalmış ve daha devletçi politikalar uygulayarak, iktisadi kalkınma planları hazırlayarak krizi atlatmaya çalışmıştır. Bu sıkıntılı süreçten en az zararla çıkılabilmesi için bir yandan özel sektöre devlet desteği verilerek ekonomik hayatı düzenleyen çeşitli tedbirler alınırken, toplumsal tepkilerin ise çoğulcu bir siyasi yöntem ile giderilebileceği düşünülmüştür. İşte bu sebeplerle Mustafa Kemal Paşa tarafından Serbest Cumhuriyet Fırkası kurulmuştur. Ancak Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kuruluşu beklenen olumlu etkiyi yapmadığı gibi başka sorunlara yol açarak siyasi ortamın daha da gerilmesine neden olmuştur ve kısa bir süre sonra da kendisini feshetme kararı almıştır. Anahtar Kelimeler: 1929 Dünya Ekonomik Krizi, Serbest Cumhuriyet Fırkası

Melek Selman
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu politikası analizinde yöntem: Türkiye'deki akademik yazın üzerine bir araştırma

Bu amaçla Türkiye'de ilgili alan yazındaki kamu politikası temalı çalışmalarda kullanılan yöntemleri, politika alanı odakları çerçevesinde analiz etmek tezin önceliğidir. Tezlerde kamu politikası odaklı çalışmalarda kullanılan yöntemlerin tespiti ve hangi fonksiyonlarda kullanıldığı sorularına cevap aranmaktadır. Araştırma 4 bölümden oluşmaktadır. İlk 3 bölümde literatür taramasına yer verilirken, dördüncü bölümde araştırma kısmı yer almaktadır. İlk bölümde kamu politikası kavramı süreci, aktörleri unsurları ve gelişimi ele alınmaktadır. İkinci bölümde kamu politikası analizi kavramı, metodolojik yaklaşımları, karar verme modelleri ve diğer yaklaşımlar üzerinde durulmaktadır. Üçüncü bölümde bilimsel araştırmalarda yöntem kısmı ele alınmaktadır. İlgili kısım özellikle veri toplama teknikleri ile incelendikten sonra kamu politikası ve bilimsel yöntem arasındaki etkileşimli ilişki üzerinde durulmaktadır. Dördüncü bölümde nitel bir araştırma kısmı bulunmaktadır. Tez ve makalelerin yöntem kısmı odaklanarak toplanan veriler, Nvivo 12 programı dahilinde içerik analizine tabi tutulmaktadır. Elde edilen bulgular tartışma, sonuç ve öneriler şeklinde incelenerek yorumlanmaktadır. Elde edilen bulgular sonucunda politika analizi sırasında kullanılan yöntemin politikaya başarıya götürecek etmenlerden biri olduğu sonucuna varılmaktadır.

Kamu politikaları
Esra Akcasu
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu güvenliği politikalarında yeni bir unsur olarak robotlar üzerine bir inceleme

Bu tez, robot teknolojisinin hızlı ilerlemesi ve bu ilerlemeyle birlikte kamu güvenliği alanında giderek artan şekilde kullanılmaya başlanan robotların, güvenlik politikaları üzerindeki dönüştürücü etkilerini incelemektedir. Çalışma, robotların kamu güvenliği süreçlerindeki spesifik rollerini ve bu rollerin kamu güvenliği stratejileri ve politikaları üzerindeki etkilerini detaylı bir şekilde ele almaktadır. Tez kapsamında, kolluk kuvvetleri personelinin görüşlerine dayanan birincil veriler ve literatür taraması ile desteklenen ikincil veriler kullanılarak, robot teknolojisinin mevcut ve potansiyel etkileri analiz edilmektedir. Ana amaç, robot teknolojisinin kamu güvenliği politikaları üzerindeki etkisini değerlendirmek ve bu teknolojinin, kamu güvenliğinin sağlanmasında üstlenebileceği alternatif görevlerin projeksiyonunu sunmaktır. Bu projeksiyonlar yardımıyla, gelecekteki kamu güvenliği politikalarının geliştirilmesine yönelik önerilerde bulunmak amaçlanmaktadır. Çalışma, robot teknolojisinin kamu güvenliği politikalarına etkisini anlamak ve bu etkileri sistemli bir şekilde ele alarak, gelecekteki politika yapıcılarına yol gösterici bilgiler sunmayı hedeflemektedir. Konuyla ilgili mevcut literatürde önemli bir boşluk bulunmakta olup, bu tez, bu boşluğu doldurarak kamu güvenliği politikalarının daha etkili bir şekilde şekillendirilmesine katkı sağlama potansiyeline sahiptir. Bu bağlamda, çalışma, kamu güvenliği politikalarının geliştirilmesinde robot teknolojisinin rolünü anlamak için kritik bir kaynak olarak önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Kamu Güvenliği, Robot Teknolojileri, Güvenlik Operasyonları

Güvenlik politikalarıJandarma Genel KomutanlığıKamu güvenliği+1
Umut Pınarcı
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Kentsel güvenlik ve güvenlik algısı: Afyonkarahisar örneği

Kentsel güvenlik, yalnızca suçun önlenmesi ya da fiziksel tehditlerin ortadan kaldırılmasıyla sınırlı değildir. Ekonomik istikrar, barınma güvencesi, etkin ve dayanıklı altyapı, sürdürülebilir ulaşım sistemleri, afetlere hazırlık, toplum sağlığı, gıda güvenliği ve çevresel koruma gibi çok çeşitli boyutları kapsayan bütüncül bir yaklaşımdır. Bu doğrultuda, uluslararası belgelerde de kentsel güvenliğin yalnızca kolluk tedbirleriyle değil, toplumsal refahı ve yaşam kalitesini etkileyen unsurlarla birlikte ele alınması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu çalışmada ilk olarak, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi gibi uluslararası kuruluşlar tarafından kabul edilen çeşitli belgeler incelenmiş ve bu belgelerin çok boyutlu kentsel güvenlik yaklaşımına sunduğu katkılar değerlendirilmiştir. Yapılan inceleme sonucunda, söz konusu belgelerin toplumsal kapsayıcılıktan iklim değişikliğine uyuma kadar uzanan çok geniş bir alanda kentsel güvenlik bileşenlerini desteklediği ve bu konularda normatif ilkeler ortaya koyduğu görülmüştür. Ardından, Afyonkarahisar il merkezinde yaşayanların kentsel güvenlik algılarını incelemek amacıyla bir saha araştırması yürütülmüştür. Araştırmada kent sakinlerinin kentsel güvenlik algıları çok boyutlu bir çerçevede ele alınmış ve bu algılar çeşitli sosyodemografik değişkenler açısından karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Bu kapsamda, bireysel güvenlikten çevre güvenliğine kadar uzanan toplam 10 alt ölçekten oluşan çok boyutlu bir kentsel güvenlik ölçeği kullanılmıştır. Çalışmanın evreni, Afyonkarahisar Belediyesi sınırları içinde ikamet eden 18 yaş ve üzeri bireylerden oluşmaktadır. Bu kapsamda, kentin 42 mahallesinden en az bir katılımcıya ulaşılmış ve toplam 443 bireyden veri toplanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler, istatistiksel yöntemlerle değerlendirilmiş; tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve korelasyon analizleri uygulanmıştır. Elde edilen bulgular, katılımcıların bireysel güvenlik, konut güvenliği, sağlık güvenliği ve altyapı güvenliğine ilişkin algılarının görece daha yüksek olduğunu; buna karşılık ekonomik güvenlik, ulaşım güvenliği, afet güvenliği ile su ve gıda güvenliği alanlarında ise kendilerini daha az güvende hissettiklerini göstermektedir.

Hulusi Nusret Özsoy
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessEN

Revisiting refuge through a critical perspective: A Marxist explanation of Syrian refuge to Türkiye

Existing refugee research has been mainstreamed in a liberal and normative perspective on the root causes of refugeeness, and the relationships and experiences of refugees. However, the multifaceted feature of refuge makes this mainstreaming insufficient to address historical-structural explanations. Therefore, this dissertation adopts a critical perspective through the case of Syrian refugees in Türkiye. The framework in this dissertation addresses the refugee phenomenon from a critical Marxist perspective to reveal overlooked and ignored terms through Syrian refugees in Türkiye. Based on a qualitative-descriptive approach, the dissertation analyzes the research on Syrians in Türkiye, identifies the main themes and missing points, and thus draws an overarching deconstructive framework for revisiting the Syrian refugee experience. In this context, the issue of Syrian refugees in Türkiye is discussed from a Marxist approach through the arguments of accumulation by dispossession, surplus population, class formation and struggle, and industrial reserve army. Asserting that the critical perspective is generally overlooked in the existing research on Syrian refugees in Türkiye and through a Marxist revisit, this dissertation reveals that the global capitalist structure is the main cause of refugeeness, refugees create the surplus population and emerge in the class formation and struggle, and dispossession from the means of financial and human capital forms an industrial reserve army; thus, refugees are exploitated under precarious working conditions. In particular, in the case of Syrians in Türkiye, it is argued that refugeeness is a process of dispossession, and it continues in a vicious cycle from dispossession to accumulation by dispossession.

PostmarxismInternational migrationForced emigration
Atahan Demirkol
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de ceza infaz kurumları yönetiminde yetki ve görev ayrımı: Kuvvetler ayrılığı ilkesi perspektifinde bir inceleme

Hukuk devletinin temel unsurlarından biri olan kuvvetler ayrılığı ilkesi, yasama, yürütme ve yargı organlarının birbirinden bağımsız ve dengeli bir şekilde çalışmasını hedefler. Bu ilke, hukuk düzeninin korunması, birey hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması ve kamu idaresinin şeffaflığının sağlanması açısından büyük önem taşımaktadır. Türkiye'de ceza infaz kurumlarının yönetiminde yürütme ve yargı erklerinin birer mensubu olan mülki idare amirleri ve infaz savcıları birlikte yetkilendirilmişler ve sorumlu tutulmuşlardır. Çalışmada, Türkiye'de ceza infaz kurumlarının yönetiminde mülki idare amirleri ve infaz savcılarının görev, yetki ve sorumlulukları kuvvetler ayrılığı ilkesinin ışığında incelenmektedir. Öncelikle bu ilkenin teorik temelleri ve hukuki dayanakları ele alınacak, ardından ceza infaz kurumlarının idaresindeki mevcut düzenlemeler ve uygulamalar değerlendirilecektir. Bu kapsamda, idari ve yargısal otoritelerin etkileşimi ile ortaya çıkabilecek aksaklıklar ve zorluklar analiz edilerek, ceza infaz kurumlarının yönetimini daha etkin ve sade hale getirmek adına öneriler sunulacaktır. Mevcut literatürde, ceza infaz kurumları gibi icra ettiği fonksiyon bakımından oldukça önemli ve kritik bir kurumsal yapının yönetimi ile ilgili herhangi bir çalışmaya rastlanmamış olması çalışmanın literatürde önemli bir boşluğun dolması adına ilk adımı olabileceği ihtimalini öne çıkarmaktadır.

Muhammet Emin Güngör
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

1961 Anayasası'nın temel felsefesi bağlamında özerk statülü kurumlar üzerine bir inceleme

Çalışma, 1961 Anayasası'nın temel felsefesini merkeze alarak, anayasal düzen içinde özerk statülü kurumların ortaya çıkışını, işlevselliğini ve siyasal sistem içindeki konumunu incelemektedir. Anayasa kavramının tarihsel, siyasal ve ideolojik boyutlarıyla ele alındığı çalışmada, özellikle liberal, sosyal devlet ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin anayasal tasarıma nasıl yön verdiği tartışılmıştır. 27 Mayıs 1960 Askerî Müdahalesi sonrasında oluşturulan Kurucu Meclis'in yürüttüğü anayasa yapım süreci, dönemin siyasal ve toplumsal dinamikleriyle birlikte değerlendirilmiş, 1961 Anayasasının temel felsefesi olarak kabul edilen özgürlükçü ve çoğulcu yaklaşımların, devletin yeniden yapılanmasında ne ölçüde etkili olduğu irdelenmiştir. Demokrat Parti (DP) iktidarında yaşanılan anayasal krizler, özellikle kuvvetler ayrılığı ilkesinin zayıflaması, yargı bağımsızlığının aşınması ve üniversite özerkliği, radyo kullanımına ilişkin alanlarda yaşanan müdahaleler çerçevesinde analiz edilmiştir. 1961 Anayasası, bu krizlere de bir tepki olarak, siyasi iktidarı sınırlandırma yaklaşımı çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulu, Anayasa Mahkemesi, Devlet Planlama Teşkilatı ve özerk statülü kuruluşlar gibi yeni kurumlar vasıtasıyla bürokratik yapıyı ı güçlendirmeyi amaçlayarak devletin kuruluş ve işleyişini yeniden düzenlemiştir. Bu bağlamda esas olarak üniversiteler ve radyo (TRT) gibi özerk statülü kurumların anayasal statüleri ve kuruluş gerekçeleri, dönemin siyasal tartışmaları bağlamında incelenmiş ve neticede söz konusu kurumların özerkliklerinin ve anayasal statülerinin, iktidar ilişkileri ve siyasal kültür çerçevesinde şekillendiği sonucuna varılmıştır.

Merve Adatepe
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk Devletleri Teşkilatının Türk Birliğine dönüşme imkânının incelenmesi

Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), tarihsel, kültürel ve dilsel bağları asırlara dayanan Türk topluluklarını, günümüzün değişen uluslararası koşullarında ortak bir kurumsal yapı altında bir araya getiren en önemli girişimlerden biri olarak ortaya çıkmaktadır. Yaklaşık 11 milyon kilometrekareye yayılan ve 260 milyonu aşkın nüfusa sahip Türk dünyası, Adriyatik'ten Çin Seddi'ne uzanan geniş bir coğrafyada, geçmişten günümüze çeşitli siyasal, ekonomik ve toplumsal dönüşümlere sahne olmuştur. Sovyetler Birliği'nin dağılması ile bağımsızlığını kazanan Türk cumhuriyetleri, 1990'lı yıllardan itibaren artan bir hızla, karşılıklı iş birliği ve bütünleşme arayışlarını kurumsal platformlara taşımışlardır. Bu sürecin bir ürünü olarak, 1992'de başlayan Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirveleri, 2009 yılında Nahçıvan Anlaşması ile kalıcı ve örgütlü bir yapı olan Türk Konseyi'ni, daha sonra ise 2021'de Türk Devletleri Teşkilatı'nı doğurmuştur. Günümüzde TDT, üye ve gözlemci ülkeleriyle yaklaşık 180 milyonluk bir nüfusu ve 5 milyon kilometrekareyi bulan bir alanı kapsamakta, siyasi, ekonomik ve kültürel iş birliğini önceleyen bir vizyonla faaliyetlerini sürdürmektedir. Teşkilat, tam anlamıyla bir siyasi birlikten ziyade, ortak kimlik ve tarihsel mirastan beslenen, esnek ama giderek kurumsallaşan bir entegrasyon platformu olarak öne çıkmaktadır. Ortak dil, din ve kültür, TDT'nin yalnızca bir uluslararası örgüt değil; aynı zamanda bir "kimlik topluluğu" olarak şekillenmesine de zemin hazırlamaktadır. Bu noktada, Avrupa Birliği'nin "farklılıkta birlik" yaklaşımının aksine, TDT'de "aynılıkta birlik" olarak adlandırdığımız model ön plana çıkmakta, ortak dil ve tarih unsurları entegrasyon sürecinde başat bir rol üstlenmektedir. Çalışmanın ana amacı, TDT'nin bütünleşme süreçlerini, uluslararası ilişkiler disiplinindeki klasik ve çağdaş entegrasyon kuramları çerçevesinde analiz etmek ve elde edilen bulguları stratejik önerilerle bütünleştirmektir. Bu bağlamda, kurumsal gelişim, ekonomik entegrasyon, savunma ve güvenlik iş birliği, kültürel ve toplumsal yakınlaşma ile kimlik inşası, çalışmanın temel inceleme başlıklarını oluşturmaktadır. Ayrıca, SWOT (GZFT) analiziyle TDT'nin mevcut güçlü ve zayıf yönleri, karşı karşıya olduğu fırsatlar ve tehditler kapsamlı biçimde değerlendirilmiştir. Güçlü yönler arasında, Türkiye'nin savunma sanayi ve teknolojideki gelişmişliği, Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan'ın enerji ve doğal kaynak zenginlikleri, kültürel-tarihsel ortaklık, bölgesel liderlik ve diaspora kapasitesi öne çıkarken; zayıf yönler arasında kurumsallaşma eksikliği, ulaşım altyapısındaki bütünsellik yetersizliği, ticaret kapasitesinin düşüklüğü ve siyasi-iktisadi uyumsuzluklar yer almaktadır. Çalışmada ayrıca, Kuşak ve Yol Girişimi gibi uluslararası projelerle artan jeopolitik fırsatlar ve Çin, Rusya, İran gibi aktörlerin baskıları ile etnik çatışmalar, sınır sorunları ve güvenlik tehditleri gibi dışsal riskler de bütünleşme sürecine etki eden başlıca unsurlar olarak ele alınmıştır. Tezde, TDT'nin çok boyutlu entegrasyon süreci, uluslararası ilişkiler teorileri perspektifinden incelenmektedir. Federalizm, konfederalizm, kurumsalcılık, karşılıklı bağımlılık, iletişim (transactional) teorileri, bölgeselcilik, devletlerarasıcılık, liberal bütünleşme, fonksiyonalizm, neo-fonksiyonalizm ve sosyal inşacılık gibi yaklaşımlar, TDT'nin gelişim çizgisiyle karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiş; bunun yanında, fonksiyonalist ve konstrüktivist dinamiklerin sentezlendiği özgün bir model olarak "işlevsel-inşacılık" (fonksiyonalist-konstrüktivizm) yaklaşımı önerilmiştir. Bu model, teknik iş birliğinin toplumsal yakınlaşmaya, toplumsal-kültürel yakınlaşmanın da yeni teknik ve siyasi adımlara zemin hazırladığı döngüsel bir bütünleşme dinamiği tanımlamaktadır. Böylece, TDT'nin entegrasyon deneyimi, klasik teorilerin ötesine geçen, esnek ve kendine özgü bir kuramsal bakış açısı sunmaktadır. Çalışmada elde edilen bulgular, TDT'nin entegrasyonunun yalnızca teknik-ekonomik iş birlikleriyle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda ortak kimlik ve kültürel değerler üzerinden de güçlendiğini göstermektedir. Son on yıllık dönemde, Türk dünyasının "tarihsel romantizmden" pragmatik ve akılcı entegrasyona doğru önemli bir dönüşüm yaşadığı; eğer mevcut zayıflıklar giderilip fırsatlar doğru şekilde değerlendirilirse, uzun vadede TDT'nin Türk Birliği'ne evrilme potansiyeli taşıdığı öne sürülmektedir. 2040 Vizyonu gibi stratejik belgeler de bu entegrasyonun hem fonksiyonel (ulaştırma, enerji, dijitalleşme) hem de normatif (ortak alfabe, diaspora, kültürel iş birliği) hedefler üzerinden ilerlediğini göstermektedir. Öte yandan, kurumlar arası düzenli temas ve ortak normların filizlenmesiyle TDT'nin bir örgüt kültürü ve kimliği geliştirmeye başladığı, ekonomik ve beşerî bağların güçlenmesiyle çatışma olasılıklarının azaldığı, Türk toplulukları arasında karşılıklı güven ve dayanışma ruhunun pekiştiği analiz edilmiştir. Sonuç olarak bu çalışma; TDT örneğinde, fonksiyonel ve kimlik temelli entegrasyonun eş zamanlı ve birbirini destekleyen bir süreç olarak ilerlediğini ortaya koymakta; klasik bütünleşme teorilerinin ötesine geçen, özgün bir "işlevsel-inşacılık" modeli önermektedir. TDT'nin gelecekte Türk Birliği'ne evrilme potansiyeli, kurumsal reformlar, ekonomik entegrasyon, kültürel yakınlaşma ve uluslararası meşruiyetin güçlendirilmesiyle bağlantılı olarak değerlendirilmektedir. Elde edilen analizler ışığında hem akademik literatüre hem de politika yapıcılarına yönelik kapsamlı öneriler sunulmuş, TDT'nin küresel düzeyde etkili bir aktör olabilmesi için atılması gereken adımlar detaylandırılmıştır.

Cüneyt Akın
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Anlamlı yaşam algısı, iyimserlik ve değerlerin üniversite öğrencilerinin siyasal katılımı üzerindeki etkisi: Afyon Kocatepe Üniversitesi örneği

Bu çalışmada, ilk amacımız, anlamlı bir yaşam algısının, iyimserlik düzeyi ve değerler ile siyasal katılım toplam puanlarının ve 7 alt boyutunun (siyasi tartışmalar, görsel ve yazılı basına görüş bildirme, seçimlere duyarlılık, gösteri ve yürüyüşler, seçim mitingleri, hizmet ve politika takibi ile propaganda, boykot ve eylemler) arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmak, ikincil amacımız ise bazı sosyo-demografik etkenlerle, anlamlı bir yaşam algısının, iyimserlik düzeyi ve değerlerin siyasal katılım üzerindeki rollerini belirlemektir. Bu nedenle, çalışmaya Afyon Kocatepe Üniversitesinin çeşitli fakültelerindeki toplam 355 (248 kadın, 107 erkek) öğrenci dahil edilmiş olup ortalama yaş 21,07 (SS = 1,48)' dir. Rastgele örnekleme yoluyla, öğrencilere, Sosyo-demografik Bilgi Formu, Siyasal Katılım Ölçeği, Yaşamda Anlam Anketi, Yaşam Yönelimi Testi ve Portre Değerler Ölçeği uygulanmıştır. Korelasyon analizi sonucunda, anlamlı yaşam algısı, iyimserlik, muhafazakarlık ve özaşkınlık değerleri ile siyasal katılım toplam puanı arasında anlamlı ve olumlu yönde bir ilişkili bulunmuştur. Her bir değişkenin katkı rolünü incelemek için gerçekleştirilen Standart Çoklu Regresyon analizine göre ise, siyasal katılım düzeyini, yaşamda anlam ile muhafazakarlık değeri olumlu yönde yordamıştır. Siyasal katılımın 7 altboyutu (siyasi tartışmalar, görsel ve yazılı basına görüş bildirme, seçimlere duyarlılık, gösteri ve yürüyüşler, seçim mitingleri, hizmet ve politika takibi ile propaganda, boykot ve eylemler) ile gerçekleştirilen analizlere göre ise, hizmet ve politika takibi varyansın en fazla açıklandığı altboyut olup, muhafazakarlık ve anlamlı yaşam algısı tarafından olumlu yönde yordanmaktadır. Sonuç olarak, muhafazakâr değerleri olan ve yaşamlarında anlam algısına sahip bireyler siyasal katılımın her sahasında daha fazla varlık sergilemektedirler. Özellikle kendini güvende hissetme, uyma, itaat, geleneksellik, aidiyet ve korumacılık ile karakterize muhafazakarlık değerinin, tutarlı bir biçimde siyasal katılım ve altboyutlarını olumlu yönde yordadığı görülmektedir. Sonuç olarak elde edilen bu bulgular ilgili alanyazın bulgularıyla tartışılmıştır.

DeğerlerSiyasal katılmaSiyaset psikolojisi+4
Tuğba Bozkurt
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Askeri ve bürokratik vesayet bağlamında27 Mayıs 1960 darbesinin incelenmesi

Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu'ndan kurumsallaşmış bir bürokratik yapıyı devralmış, bu yapı yeni yönetimin temel dinamiği olmuştur. 1946 yılına kadar tek parti ve bürokratik yapının hâkim olduğu Türkiye'de, çok partili hayata II. Dünya Savaşı'nın getirdiği yenidünya düzenine ayak uydurabilmek için geçilmiştir. Türkiye'de askeri müdahaleler, ordunun bazen kurumsal, bazen de üst düzey subayların kendi inisiyatiflerini kullanarak sivil yönetimi ele geçirme girişimleri ile olmuştur. Özellikle askeri darbeler ile birlikte gündeme gelen vesayet kavramı demokratik ülkelerde aşılması ve şeffaf hale getirilmesi gereken önemli bir konu olmuştur. Türkiye'de, çok partili hayata geçildiği 1950'den bugüne kadar doğrudan ve dolaylı olarak siyasete belli aralıklarla askeri müdahaleler yapılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra Demokrat partinin iktidarda olduğu 1950-1960 yılları arasında anayasaya aykırı uygulamaları olduğu iddiası ile 27 Mayıs 1960 askeri darbesi ile Cumhuriyet tarihinin ilk darbesi yapılmış, darbe sonrasında ordu yönetimi sivillere devretmiştir. 1960 darbesinin bir ürünü olarak 1961 Anayasası çıkarılmıştır. Bu çalışmada, 1961 Anayasası'nda yer alan resmi ideolojinin taşıyıcılığını üstlendiği iddia edilen Cumhuriyet Senatosu, Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Anayasa Mahkemesi (AYM), Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) yetkileri, görevleri ve vesayetçi işlevlerini yerine getirip getirmedikleri açısından incelenmiştir.

27 Mayıs 1960 ihtilaliAnayasa 1961Askeri müdahale+3
Tuğba Gözek
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00