
124
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Resim sanatında adalet imgesi
Resim, güzel sanatların içinde değerlendirilen bir daldır. Adalet ise bir hukuk tanımıdır. Hukuk ve sanat, yaşamın her alanında kendilerini hissettiren gerçeklerdir. Yaşanan dünyada, adalet ile bilinen adaletsizlikler insanlarda sarsıcı etkiler yaratmıştır. Dolayısıyla sanat ve sanatçılar bu gerçeklerden uzak duramamışlardır. Adalet, insanlığın var oluşundan beri ihtiyaç duyulan bir kavramdır. Adalet, hak, adil olma gibi kavramlar oldukça soyuttur. Bu konuları işlemek isteyen ressamlar, bazı imgeler kullanmış veya resmettikleri eserlerle bu soyut kavramları değişik tekniklerle ifade etmişlerdir. Tez çalışmamda, bu kavramlara değinen, onları yaptıkları resimlerle ifade eden, iç dünyalarında bu kavramları baskın olarak yaşayarak eserlerine yansıtan ressamlar saptanmaya çalışılmış, kronolojik sıra takip edilerek bir araya toplanmak istenmiştir. Anahtar kelimeler: Resim sanatı, sanatçı, adalet, adaletsizlik, hak, imge.
Salt manzara resimleri
Genel olarak manzara bize güçlü bir mekânsallık hissi verir. Bu tezde incelenecek sanatçının kişisel manzara resmi deneyimi doğanın hayali bir resmi olarak ortaya çıkar ve bu zihinsel görüntüler, doğanın tanımlanmış çerçevesi içinde yer bulur. Bu süreçte nesnellikten uzaklaşma hedeflenmektedir. Yalın bir düzene ulaşmak amacıyla doğanın belirleyicileri olan asıl öğeler resimlerden çıkarılmıştır. Bunun sonucunda ortaya çıkarılan sessizlik, kaygı, yalnızlık, zamansızlık ve boşluk amaçlanan sadeliği ve soyutluğu yansıtmayı sağlamaktadır. Aynı zamanda resimlerdeki zamansızlık ve mekansızlık, sessizliği duyma fırsatı yaratır. Amaçlanan sadelik ve soyutlama, form, kompozisyon ve hatta malzeme kullanımına da yön vermektedir. Bunlarla birlikte manzaranın doğal renkleri de kullanılarak doğanın somut halinden uzaklaşılmamaktadır. Doğu ve batı medeniyetlerinde "doğa" kelimesinin anlam ve sanatsal yansımaları değişkenlik gösterir. Doğu medeniyetlerinde sanatçılar doğa kavramını anlamlandırmada Batı medeniyetlerindeki sanatçılardan ayrışmaktadır. Tez kapsamında yer alan çalışmalar; manzara resim sanatında benimsenen temel yaklaşımlar, manzara resim sanatının tarihsel dönemlerdeki yeri ve değerlendirmeler üzerine kurulmuştur. Batı'da manzara resmi, 19. yüzyıla kadar sanat çevrelerinde önemli bir yere sahip değilken Uzak Doğu'da en görkemli sanatlardan biri olarak kabul edilmektedir. Bu araştırmada Çin manzara resmi (Tao ve Song dönemleri), İran (çağdaş dönem) ve Batı'nın belirli tarihsel dönemleri ile manzara resminin oluşumundaki farklı düşünce türleri incelenmiştir. Araştırma kapsamında yer alan çalışmalar, doğu ve batı üzere iki farklı bakış açısından yararlanılarak "salt manzara" odağıyla oluşturulmuştur. Anahtar Sözcükler: Salt, manzara, doğa, soyutlama, İran, Çin, resim
Antroposen çağda plastik atıklarla imge arayışları
Antroposen dünya üzerindeki insan faaliyetlerinin tümünü içinde barındıran, Türkçeye "İnsan Çağı" olarak çevrilen bir kavramdır. Antroposen Çağ insan eliyle yaratılmış sorunları, etki ve tepkileri kapsayan şemsiye bir kavramdır. Bunlardan bazıları; kontrolsüz nüfus artışı, hızlı ve çarpık kentleşme sonucu doğanın yeniden şekillendirilmesi, ormansızlaşma, tatlı su kaynaklarının bilinçsiz kullanımı, bazı bitki ve hayvan türlerinin yok olma noktasına gelmesi, madencilikle beraber yer kabuğunun ya da okyanus tabanının muhtemel depremlere sebep olacak ölçüde oyulmasıdır. Dünyanın maruz kaldığı bu problemler insan eliyle yaratılmıştır ve bu nedenle bu çağa İnsan Çağı denmiştir. Bu tez, bozulan ekolojik dengenin toplum için önemine, sanatçıların çevreci yaklaşımlarına, Antroposen Çağı başlığı altında diğer disiplinlerle iş birliği içinde paralel ilerleyişine dikkat çeker. Çevre sorunlarına karşı duyarlı olan sanatçılar, yaptıkları eserler ile ekolojik bilinç oluşturma çabası içine girmişlerdir. Sanatçıların diğer disiplinlerle iş birliği içinde oluşu; toplum, doğa ve sanat arasındaki bağı güçlendireceği inancını doğurmuştur.
Sanatta interdisipliner yaklaşımlar ve bireysel ifade olanaklarına katkıları
Sanat pratiğinin ifade edilmesi için gerekli altyapının inşa edilmesinde "sınır", "disiplin" ve "disiplinlerarasılık" kavramları, sanatın farklı alanlar arasındaki etkileşimi ve işbirliğini sağlayarak zenginleşmesine katkıda bulunmaktadır. 20. yüzyılın sonlarında bilgisayar teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, yeni bir ifade dili ortaya çıkmış ve sanatta yeni anlatım olanakları gelişmeye başlamıştır. Bu süreç, günümüzde hızlanarak devam etmekte ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte sanat eserleri yeni anlatım dilleriyle şekillenmektedir. 1970'li ve 1980'li yıllarda sanatta malzeme kullanımı ve kavramsal yaklaşımlar konusundaki farklılaşma eğilimleri, multidisipliner sanat anlayışının ortaya çıkışını tetiklemiştir. Bu anlayış, teknolojiyi sadece bir araç olarak değil, sanat eserinin olanaklarını belirleyen temel bir unsur olarak kabul etmiştir. Dijital, internet ve yazılım sanatı gibi kavramlar 20. yüzyılda sanatın dönüşümünü hızlandırmış, sanat eserlerinin oluşturulmasında teknolojinin önemi giderek artmıştır. Disiplinlerarasılık, sanatın estetik değerlerinin ötesine geçerek toplumsal, kültürel ve psikolojik anlamlar kazanmasını sağlamaktadır. Kapitalizmin rekabetçi ortamında teknolojinin sunduğu yeni olanaklar, sanat üretim süreçlerini çeşitlendirmekte ve her yeni teknolojik ürün, onu kullanmak için gerekli bilgi birikimini de beraberinde getirmektedir. Bu durum, sanatçının geleneksel sanat üretim araçlarının yanı sıra farklı disiplinlerin bilgi ve birikimlerine de yer vermesini zorunlu kılmaktadır. 21. yüzyılın teknolojik yeniliğe bağımlı kapitalist ortamında, sanat ve mühendislik iş birlikleri, sanat üretim pratiklerini köklü bir şekilde değiştirmektedir.
İmgenin başka yerdeliği
İmgeler, görsel tavırlarının ötesinde düşünsel olanı taklit eden, çağrışım üreten görüntülerdir. Ürettikleri çağrışımlarla insanın nereden gelip nereye gittiğine, kim olduğuna dair sorulara karşılık verirler. İmgenin sinemadaki "başka yerde"lik kavramına olan yardımının gücünden beslenerek hazırlanmış bu tezde, resim imgelerinin insanın aklında nasıl yer edebileceği araştırılmıştır. Biçimin karşıladığı içerikle birlikte, insanın bir sanat yapıtıyla hangi bağlamda, nasıl bir bağ kurduğu tezin temel konusunu oluşturmuştur. Bilgi-akıl temelli kurulan bu bağın, imgeden başlayıp, oluşturduğu içerikle ve yarattığı yeni anlamla, alımlayandaki tezahürü üzerinde durulmuştur. İmgenin insanın aklında edindiği yerle, sanat nesnesinden uzaklaşıldıktan sonra, onu insanın içinde hala yaşatma hali sinemadaki kavramla anlatılmaya çalışılmıştır. Resimsel imgeyi sinema alanıyla buluşturan bu tez, imge ve biçim-içerik okumalarına da yeni bir bakış sunmayı denemektedir.
Yeniden anlamlandırma ve biçimlendirme
Günümüz sanatı 1990'lı yıllardan itibaren yoğunluklu olarak teknik üretimi benimsemiş yapısıyla geçmiş sanat ürünleri ve hazır nesneler dolayımında yeni bir var oluş yöntemini tercih eder. Bu yeni yöntem; sanatın, sanatçının ve izleyicinin daha sosyal bir konumda yer almasına olanak tanır. Bu tez çalışmasında, yeniden üretimin sanatsal bir ifade yöntemi olarak varoluşunu incelemek amacıyla ilk bölümde, kültür ve sanat ilişkisine değinilmiş; kapitalist kültürün, sanat alanı da dahil olmak üzere tüm toplum üzerinde kurduğu egemenliğin yansımaları taraf olmaksızın (modernizm/postmodernizm) incelenmiştir. İnceleme, sanat ve kültür tartışmalarında önde gelen kimi isimlerin düşünceleri üzerinden gerçekleştirilmiştir. Sonrasında ise modern dönemden postmodern döneme değişen algısal sürecin sanatsal pratikler üzerindeki etkilerine yer verilerek günümüz sanatının temel bir yapılanması olarak yeniden üretme eyleminin varoluş nedenlerine cevaplar aranmıştır. Yeniden üretim bir sanat yapıtı oluşturulurken elbette ki en büyük tartışma gerçekleştirilen alıntının durumu üzerinden yaşanmaktadır. Bu açıdan ikinci bölümde, taklit, kopya, intihal gibi karşıt tartışmalar değerlendirilmiştir. Aynı zamanda yeniden üretim yapıtlarını anlamlandırmak ve biçimlendirmek amaçlı kullanılan kavramlar ve kuramsal yapının pratiğe yansımaları çeşitli sanatçılar ve uygulama çalışmaları üzerinden incelenmiştir. Anahtar Sözcükler: Postmodernizm, yeniden üretim, postprodüksiyon, alıntı.
Görsel günlükler bağlamında kent ve süreci
''Kent ve Süreci'' adı altında başlatılan araştırmanın içsel boyutu, düz, rutin tek düze kadrajlar içerisinde, kent insanının ruhsal sıkışmışlığını, zorunluluğunu, çoktan kabullenilmiş bir yaşam düzenini ve kültür birikimini yansıtmayı amaçlar. Bu kadraj ve tek düze tonlar, bireyin hayatı ve onun özgeçmiş yaşamına ayna tutan farklı kaynaklar olarak araştırma içerisinde geniş bir yer almaktadır. Gündelik olaylar etrafında eserler üretilirken, aynı zamanda bu gündelik kompozisyonların çıkış noktasını bir günlük defteri oluşturmaktadır. Araştırmanın çıkışını oluşturan bu defterde, görsel kadrajlar, insan diyalogları ve kent yaşamına ait birçok hareket, metaforlar aracılığıyla betimlenerek ortaya çıkan bu görsel günlükleri plastik değerlerdeki kompozisyonlar temsil etmektedir. Tez süresince üretilen resimler; mekânın ana öznesiyle birlikte ''gündelik hayat'' yansımalarını plastik değerler ile buluşturarak, bize özne-mekân hakkındaki psikolojik yansımaları da irdeletecektir. Kent günlükleri ile ilerleyen araştırma, birey yaşamındaki nesne-mekân ilişkilerini de sorgulamayı getirmiştir ve böylece sanatsal ifadelerle aktarma yolları düşünülmüştür. Öznenin yaşam alanı içerisinde başlayan gözlem, yerelden evrensel boyuta doğru yönelmiştir. Bu tezde Kent'in bugün yarattığı bir toplum hali araştırılmaktadır. Zamanla bu incelemenin mekânlarda renk, boyut ve görseller ile örgütlendiği gözlemlenmiştir. Yaşam alanı içerisindeki aynılaşmanın aykırılığı, kuralları, soru ve cevapları kotarılmış bir yaşam biçimini örneklemektedir. Bir çelişki halinde aynılığa giden toplum hareketleri, günlük hayatta yaşadığımız sıradan görsel ve diyalogları beraberinde getirerek bize bu çalışmada sorgulama eylemine kapı açacaktır.
Gustav Klimt'in sanatı ve günümüze yansıması
Gustav Klimt, femme fataleleri ile yozlaşmış, modası geçmiş kültür ahlakını ince bir sanat anlayışı ile eleştirerek avangard çıkışını gerçekleştirmiştir. Özellikle desenleri, zamanın ahlak kurallarına karşı bir protesto niteliği taşımaktadır. Kadınların içinde gizlemiş olduğu duyguları yüzlerinde nakış gibi işleyerek, çıplak ve elbiseler giydirerek resimlemiştir. Doğu sanatı (bitkisel ve akıcı formlar, kıvrık hatlar), özellikle Japon resimleri Klimt'i ve Art Nouveau'yu etkileyerek diğer sanatçılara da ilham verici kaynak oluşturmuştur.
Çağdaş Türk sanatçısı Cihat Burak resimlerinde kadın ve hayvan temasının kurgulanışı
Bu yüksek lisans tezi çağdaş Cihat Burak'ın resimlerindeki kadın ve hayvan imgelerinin ortaklığı ve bu ortaklığın plastisitesi üzerinde durmuştur. Kadın, ataerkil toplumlarda hane içinde nasıl evcilleştirilmişse; hayvanın da aynı evcilleştirme süreci içinde içinde oluşuna mizah ve hiciv ile yaklaşan Cihat Burak, bu ortaklığı görsel bir üsluba dönüştürmüştür. İlk olarak sanatçının resmettiği hayvanların dünya tarihindeki bir çok kültürde nasıl anlamlar ifade ettiği, sanat tarihine nasıl yansımış olduğu ve Cihat Burak'dan önce ve sonra en çok hangi dönemlerde ve hangi sanatçılar tarafından kullanılmış olduğu incelenmiştir. Cihat Burak'ın resimleri arasında sıkça odalık türünde resimlerin bulunması ve bunu kadın hayvan ilişkisi üzerinden anlatmış olması, sanatçının kadın ve hayvan resimlerini oryantalizm ile ilişkilendirdiği sonucunu doğurmuştur. Bu yüzden kadının nesne olması ve erkeğin özne olması durumunun Cihat Burak'ın kendine has ironik anlatım biçimi ile nasıl aşıldığı tartışılmış, sanat tarihinde oryantalist örneklerle odalık kavramı incelenmiş ve Cihat Burak resimlerindeki odalık geleneğine karamizah ile yapılan göndermeler örneklerle gösterilmiştir.
Freud'un düş kuramları ve sürrealistler
Bu tezin temel amacı, yaratıcı düşüncenin eserin oluşumuna kadar ki sürecini, nörolojik ve psikolojik temellerle bilinç, bilinçdışı, düş ve düş kırıklığı gibi kavramları ele alarak, Freud'un düş kuramlarının Sürrealizm akımındaki etkilerini incelemektir. Bu tez, Magritte, Dali ve Ernst'ün sürrealist eserlerine freudien bakış açısıyla eserlerindeki sembolleri çözümlemek ve bilinçdışının sıradışı yaratıcılığına psikanalizin kurucusu, zihnin arkeoloğu Sigmund Freud'un açılımlarıyla yaklaşan bir çalışma yapmayı hedeflemektedir.
Plastik sanatlarda resim ve illüstrasyon
İllüstrasyon, eski çağlardan bu yana çeşitli yönelim ve ihtiyaçlardan doğmuştur ve varlığını hala sürdürmektedir. Günümüzde ise, iletilmek istenen mesajı en basit ve hızlı şekilde anlatabilmemize yardımcı olan bir sanat dalı halini almıştır. İnsanlar üzerinde önemli bir etki bırakma özelliği olan illüstrasyon, belirli düşüncelerin ve aktarılmak istenilen bilgilerin, metinle birlikte ona destek olacak şekilde izleyiciye ve okuyucuya sunulmasında bir aracı haline gelmiştir. Bu çalışmada illüstrasyonun tarihine, plastik sanatlarla olan ilişkisiyle birlikte günümüzde dünya ve Türk sanatındaki yerine değinilerek, sanat alanındaki tartışma yaratan konumunun incelenmesi üzerinde durulmuştur. Bu noktada sanatçının aydınlatıcı rolü üstlendiği resim ve illüstrasyonun sınırları araştırılmış, illüstrasyonun, çalışma alanı olan görsel medya, kitap, dergi, reklam gibi konumlarından çıkıp, "özgün sanat eseri" değerini edinmesi incelenmiş ve tartışılmıştır. İllüstrasyonun plastik sanatlardaki yerinin belirlenmesi bu araştırmanın önemli noktalarından birini oluşturmaktadır. Plastik sanatlar doğrultusunda illüstrasyonun tarihsel gelişimi, bu konuda önem arz eden sanatçıların eserlerinin de örnek gösterilmesiyle birlikte incelenmiştir. Tüm bu araştırmalarla birlikte illüstrasyonun sınırları genişletilmeye çalışılmış ve sanat kavramının değişebilen tanımlamalarına değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: İllüstrasyon, Resim, Sanat
Doğu ve batı kültürlerinde başlıca hayvan mitleri
İnsan varoluşunun başlangıcından beri insan ve hayvan yakın bir temas içinde yaşamıştır. İlk başta av olan insan daha sonra avcı toplayıcı ve çiftçi konumuna gelmiştir. Büyük şehirler kurulmuş pek çok uygarlığın doğmuş ve çökmüştür. Tüm bu aşamalarda insanlar mitler üretmiş, en büyüğünden en küçüğüne kadar tüm canlıları dinlerinin, mit ve efsanelerinin içinde yer vermiştir. Mitlerde var olan hayvanlara sıra dışı özellikler verilebilirken, hayal ürünü hayvanlar veya hibritlerden de söz edilmiştir.
Türkiye baskı resim sanatında İMOGA Müzesinin yeri ve önemi
Dünya çapında müzeler farklı yapılar ve içerik ile oluşturulduğu, ziyaretçilerine farklı deneyimler yaşattığı, koleksiyon ve yapısal yönü ile zengin ve renkli alanlara sahip olduğu görülmektedir. Bu farklılıklar arasında grafik sanatlarına ve tasarımını dair koleksiyonu olan müzelerinin sayısının az olmasının yanında etkili ve merak uyandıran niteliktedir. Bu müzeler arasında baskı resim sanatını merkezine alan ve koleksiyonlarını da bu alanda genişleten ve zenginleştiren tasarım müzeleri, yalnızca koleksiyonlara dair değil, eğitim merkezli yaklaşımlar ile sanata destek olma niteliğindedir. Baskı resim konusunda çağdaş ve geleneksel eserlerin olduğu müze koleksiyonları, tarihsel gelişim yönüyle de grafik alanında zengin bir arşiv bulunmaktadır. Dünyanın özgün ve sayılı baskı resim koleksiyonuna sahip olan İMOGA, koleksiyonundaki yabancı ve Türk sanatçılara ait 30'un üstünde sanatçı ve 5000'nin üzerindeki eseri bağış ve satın alma yolu ile müze koleksiyonuna ekleyerek 200'ün üstünde eserden dolayı Türkiye'nin öncü, özgün ve tek baskı müzesidir. Bu çalışma ürk baskı resim sanatında IMOGA müzesinin yerini ve önemini araştırmaktır. Baskı resim 15. Yüzyıldan bu yana uygulanan bir teknik Türkiye'de Avrupa'da gelişerek ve yeni teknikler eklenerek özgün bir özellik kazanmıştır. IMOGA Türkiye'de baskı resminin gelişmesi sürdürülmesi ve yaşatılması için öneli bir kurum olarak görüldüğünden dolayı bu çalışmada kaynak taraması yapılarak dokümanlar analiz edilmiştir. Yapılan araştırmalarda baskı resim sanatının varlığını sürdürmesindeki IMOGA'nın yeri ve önemi tartışılmış ve incelenip yorumlanmıştır.
Büyülü gerçekçiliğin kavramsal sorunsalı ve resim sanatındaki yorumu
Büyülü Gerçekçilik, edebi bir akım olarak Latin Amerika kökenlidir ve resim sanatında da bir terim olarak da sıklıkla kullanılmaktadır. Resim alanında Büyülü Gerçekçilik ilk olarak Almanya'da 1919-1933 yılları arasında Weimar döneminde kendini göstermiştir. Weimar dönemi resim sanatı, sanatçıların toplumsal, politik ve kültürel değişimlere yanıt olarak çeşitli tarzlar ve estetik arayışlarla geliştirdikleri bir dönemdir. Bu dönemde Yeni Nesnelcilik (Neue Sachlichkeit) hareketi içinde ele alınan bu kavram, sanat tarihinde net bir tanımlama kazanamamıştır. Bu tez içerisinde, Büyülü Gerçekçi teriminin ortaya çıkışını sağlayan Alman sanat eleştirmeni Franz Roh'un kuramı detaylı bir şekilde ele alınmış, Büyülü Gerçekçi olarak adlandırılan sanatçıların eserlerine yer verilmiştir. Büyülü Gerçekçilik'in edebi alandaki uygulamaları da incelenerek, resim bağlamındaki ortak özellikler ve farklılıklar irdelenmiştir. İtalya'da Metafizik hareketi ile ilişkilendirilen bu eğilim, Nazi dönemi sonrası sanatçıların Amerika kıtasına göç etmesi ile farklı coğrafyalarda gelişimini sürdürmüştür. Latin Amerika'nın zengin kültürel dokusu ve siyasi etkileri, Büyülü Gerçekçilik akımının hem edebiyat hem de resim sanatında gelişimi için uygun bir zemin oluşturmuştur. Büyülü Gerçekçilik, Amerikan sanatının eyleme ve formalizme dayalı yapısı içinde figüratif bir tarzı benimsemesi nedeniyle kendini konumlandırma sürecinde zorluklarla karşılaşmıştır. Kültürlerarası etkileşim ile, Büyülü Gerçekçi yaklaşımlar farklı isimler altında adlandırılmış ve anlamlar kazanmıştır. Büyülü Gerçekçilik kavramı bağlamında değerlendirilebilecek öğelerin belirlenmesi konusunda bir epistemolojik belirsizlik mevcuttur. Geçmişte ve günümüzde, Büyülü Gerçekçilik başlığı altında önemli sanat kurumları sergiler düzenlemiştir. Ancak, burada yer alan sanatçıların sınıflandırılmasında belirleyici bir faktör bulunmamaktadır; zira her biri kendi içerisinde farklı yaklaşımları sergilemektedir. Tezde, Büyülü Gerçekçilik yöneliminin resim sanatındaki belirsiz durumuna sebep olan değişimler ve terminolojik karmaşa ele alınmıştır. Bu çalışmanın amacı, tüm bu kavramsal sorunların cevaplarını bulmak ve Büyülü Gerçekçilik'in sanat tarihi içindeki yerini belirleyebilmektir.
Jean-Michel Basquiat'nin eserleri̇nde postmodern eği̇li̇mler
Bu tez, Jean-Michel Basquiat'nın eserlerinde postmodern eğilimleri incelemektedir. Başlangıçta modernizm ve modern sanat kavramlarına değinilmiş, bu bağlamda modern resmin özellikleri ele alınmıştır. Modernizmin ardından postmodernizm kavramına geçilmiş, postmodern sanatın belirgin nitelikleri üzerinde durulmuştur. Bu teorik çerçeve, Basquiat'nın sanatsal yaklaşımını anlamak için bir temel sunmaktadır. Jean-Michel Basquiat'nın hayatı ve sanatsal kariyeri, postmodern sanatın dinamikleriyle örtüşen birçok özellik barındırmaktadır. Basquiat'nın New York'ta geçirdiği yıllar, onun sanatını şekillendiren kültürel ve sosyal unsurların anlaşılması açısından kritiktir. Sanatçının eserlerinde, dönemin şehir yaşamının kaotik doğası ve çok kültürlü etkileşimleri açıkça görülmektedir. Özellikle Afroamerikan kültürü, Basquiat'nın çalışmalarında önemli bir rol oynamaktadır. Sanatçı, eserlerinde bu kültürel mirası ve toplumsal meseleleri çarpıcı bir şekilde işlemektedir. Basquiat'nın neo-ekspresyonist tarzı, onun postmodern eğilimlerini daha da belirgin hale getirmektedir. Eserlerinde rastlanan yoğun renk kullanımı, düzensiz kompozisyonlar ve özgün semboller, onun neo-ekspresyonist kimliğini vurgulamaktadır. Sanatçının çalışmalarında, farklı disiplinlerden ve kültürel referanslardan aldığı ilhamlar dikkat çekmektedir. Basquiat, tarihsel figürler, popüler kültür unsurları ve kişisel deneyimlerini harmanlayarak, izleyiciyi düşündüren ve etkileyen eserler yaratmıştır. Tezin sonunda, Basquiat'nın belirli eserleri postmodern sanatın özellikleri ışığında analiz edilmiştir. Bu analizler, sanatçının postmodern sanat hareketine olan katkılarını ve eserlerinin bu bağlamdaki önemini ortaya koymaktadır. Basquiat'nın eserleri, postmodern sanatın karmaşıklığını ve çok katmanlı yapısını yansıtmakta, sanatçının bireysel ve toplumsal anlatısını gözler önüne sermektedir.
Portre'de kültürel kimlik
Eski Mısır dönemi ressamlarının oluşturduğu Fayyum portrelerinde, tasvir edilen karakterlerin (tanrı-tanrıçalar, krallar-kraliçeler) fiziksel performanslarını yansıtmanın yanı sıra, tasvir edilen karakterlerin zihinsel ve duygusal olaylar da yansıtılmaya uygun hale getirilmesi. Portreler, kişilerin manevi, psikolojik ve kişisel özelliklerini ifade etmek için tasarlandı. Bu anlatım biçimi estetiklere, benzerliklere ve odaklanmaya odaklanılarak elde edilir. Resimlerdeki portreler salt nesnel bir görüntüden fazlasını sağlar, aynı zamanda kişinin duygusal dünyasını ve en içteki varlığını da yansıtır. Portre sistemi, tarih boyunca farklı tekniklerle hayata geçirilmiş olsa da, günümüzde insanların ifade edilmesi ve ölümsüzleştirilmesi için kullanılan önemli bir resim dalı olarak varlığını sürdürüyor. Antik Yunan döneminde ikonografik sanatta eski Mısır'da olduğu gibi filozofların portreleri ve büstlerinin yanı sıra kral-kraliçe, tanrı-tanrıça konuları da yer alıyordu. Roma İmparatorluğu döneminde bu portreler genellikle siyasi ve sosyal konular için üretiliyordu ancak özel siparişler de mevcuttu. Bu özel emirler Kilise ve krallık (hükümdar) tarafından verilmiştir. Antik çağlarda olduğu gibi Orta Çağ'da da öğelerin bulunması gerekir diniydi. Aydınlanma Çağı ve Rönesans'la birlikte, sanatçıların farklı tarzları kullanarak daha detaylı ve özgür portreler yaratmaya yönelmesiyle portrede bir canlanma yaşandı. Sanat tarihindeki geleneksel kalıpların reddedilmesi ve çağdaş sanatın evrimi, sanatçıları kendi benzersiz ifade biçimlerini geliştirmeye ve modern sanat anlayışını zenginleştirmeye yönlendirmiştir. Ekspresyonizm, soyut sanat, çağdaş sanat gibi akımlar, sanat dünyasına yeni perspektifler getirerek geleneksel sınırları aşmış ve sanatın kapsamını genişletmiştir. Sanat, sadece estetik kaygılarla sınırlı kalmamış, aynı zamanda duygusal, kültürel, ve toplumsal derinliklere de odaklanmıştır.Bu, sanatçıları, eserlerinde kendilerini ifade etmeye ve izleyicilere derinlemesine bir deneyim sunmaya yönlendirmiştir. Geleneksel tekniklerin çöküşü, sanatçıları farklı malzemeler ve teknikler kullanmaya teşvik etmiş, böylece sanat eserleri daha çeşitli ve deneysel hale gelmiştir. Portre sanatı da bu evrimin bir parçasıdır. Günümüzde, portreler geleneksel çizim ve resim tekniklerinden ziyade dijital araçlar, fotoğraf manipülasyonu ve çağdaş tekniklerle şekillenmektedir. Dijital teknolojinin ilerlemesi, sanatçılara yeni bir ifade biçimi sunmuş ve portre sanatını daha erişilebilir kılmıştır. Sanatçılar, duygusal ve kültürel zenginliklerini yansıtmak, kişisel ve toplumsal kimliklerini ifade etmek için portreyi etkili bir araç olarak görmeye devam etmektedir. Portreler, izleyiciyle derin bir bağ kurma ve duygusal bir etki bırakma potansiyeline sahiptir. Modern portreler, sadece fiziksel benzerlikleri değil, aynı zamanda içsel dünyanın derinliklerini de yakalamayı amaçlar. Sanatın bu evrimi, izleyicilere daha geniş bir perspektif sunarak sanatın sınırlarını zorlamıştır. Günümüzde sanat, sadece güzellik arayışı değil, aynı zamanda düşündürücü, sorgulatıcı ve etkileyici bir deneyim sunma amacını taşımaktadır. Sanatçılar, geleneksel ve çağdaş unsurları birleştirerek kendi sanatsal dilini oluştururken, izleyicilere de yeni düşünce kapıları aralamaktadırlar Anahtar kelimeler: Portre, Toplum, Kültür, Kimlik Aidiyet,
Osmanlı dönemi ve günümüz Türk resim sanatında geleneksel sporlar
Tarih boyunca sanata ve sanatçıya ilham veren konular, dönem ve koşullar içerisinde sürekli değişmiştir. Sanatçıya ilham olan konulardan biri de spor olmuştur. Sanat ve spor, dünyada anlam ve ifade biçimi olarak çok farklı görünebilir. Fakat ayrıntılı incelendiğinde aslında öyle olmadığı anlaşılmaktadır. İki alanında ortak özellikleri kimi zaman aynı perspektifte yol almalarını sağlamıştır. Sanat ve spor ve özellikle de Geleneksel Sporlar öncelikle dünyada ülkeler arası etkileşimi arttırdığı gibi birbirlerine ilham kaynağı olma özelliği de taşımaktadır. Bir ülkede yapılan sanatın ve sporun aslında o ülkenin tüm özelliklerini insanlara yansıttığını görmekteyiz. Antik Yunan'dan bu yana tarih içerisinde incelediğimizde konusu spor olan birçok eser çalışılmıştır. Özellikle 19. ve 20. yy' da sporun resmin konusu olarak ele alınması, birçok sanatçı tarafından farklı teknik ve yöntemlerle, kendilerine özgü sanat anlayışlarıyla birleşerek karşımıza çıkmaktadır. Sanatın önemli unsurlarından estetik ve haz duygusu dışında, denge, ritim, kompozisyon gibi unsurların aslında spor için de geçerli olduğunu görmekteyiz. Bu ortak unsurlar sayesinde de sanat ve sporun yakınlaşması da olası olmuştur. Geleneksel yapı içerisinde, Modern Sanatın sporu ele alışındaki diğer bir neden de, dünyadaki geleneksel yapıya, geleneksel düşünceye, eleştirel bir bakış açısı ortaya koymaktır. Ülkemizde de sanatçılar, yine aynı arayış içerisinde, geleneksel unsurları göz ardı etmeden, çalışmalarında yansıtmaya çalışmışlardır. Bu bağlamda, Geleneksel Sporların Türk Resim sanatına yansımasını ele almak amaçlanmıştır. Osmanlı Döneminden günümüz Modern resim sanatına kadarki süreçte sanat ve spor ilişkisi nasıl bir gelişim gösterdiği, dönem, sanatçı ve sanatçı eserleri üzerinden değerlendirilmiştir.
Kentin dönüşümünde gündelik hayatın yapıbozumu üzerine resimsel çözümlemeler
Sanat ve kent ilişkisini ele alan bu çalışmada, öncelikle kenti sosyolojik açıdan inceleyen sosyal bilimcilerin tanımları temel alınmıştır. Bu bağlamda kentin, geçmişteki unsurları koruyarak geleceğe taşıyan ve her dönemi birbirine kolajlayarak geçmiş ile gelecek arasında bağ kuran bir sistemin ürünü olduğu söylenebilir. Devamında, kentlerin ortaya çıkışı ve sosyal gelişimi incelenmiş; kent-köy farkı, şehirleşme süreçleri ve kültür arasındaki bağlantılara değinilmiştir. Kent ve resim sanatının ilişkisine bakıldığında ise; resim sanatının tarih öncesi dönemde doğa üzerindeki kontrolün simgesi olarak ortaya çıktığı söylenebilir. Bu doğrultuda, biyofilik tasarım başlığı altında, kentin dönüşümüyle birlikte doğayı kendi hakimiyeti altına alan bir ilerleyişin varlığı tartışılmıştır. 1980'lerden itibaren sanayileşme ve küreselleşmenin etkisiyle kentler, değişim ve dönüşüm süreçlerinde yeni bir aşamaya geçmiş; sanayi fonksiyonunu yitiren kentlerin kalkınmasında kültür ve kent politikalarını bütünleştiği gözlemlenmiştir. Bu süreçte, kentlerin tarihi merkezlerinin yeniden önem kazandığı belirtilmiştir. Şırnak kenti özelinde yapılan incelemede, 2016 yılında yaşanan toplumsal olaylar sonucunda, Şırnak'ın merkezinde bulunan 12 mahalleden 7'sinin yok olması, bu kültürel yapının ciddi bir şekilde zarar görmesine neden olmuştur. 2016 olayları sonrasında fiziksel değişimle birlikte, Şırnak adeta bir "Beton Kent"e dönüşmüştür. Tez kapsamında incelenen konu, bütünlük açısından üç bölüme ayrılmaktadır. Araştırmanın birinci bölümünde, kent ve kültür kavramlarının tanımlarına ve tarihsel gelişimlerine kısaca yer verilmiştir. İkinci bölümde, bu kavramların sanat ve kültürle olan bağları incelenmiş, özellikle postmodern dönemde resim sanatında kent imgesi pratikleri ele alınarak değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde ise bu bağlamda gerçekleştirilen uygulamalara yer verilmiş ve analiz edilmiştir.
İnsanın toplumsal dayanışmasının resim sanatına konu olarak yansımasının plastik olarak değerlendirilmesi
Çalışmanın amacı bireylerin toplumsal dayanışmasının resim sanatına konu olacak şekilde yansımasının plastik özelinde değerlendirilmesini yapmaktır. Geçmişten günümüze yaşanan toplumsal gelişmeler ekseninde bireyler, toplumlar, ülkeler ve dünya değişmektedir. XXI. yüzyıl ile birlikte teknoloji çağının getirdiği baş döndüren gelişmeler, bilginin çok hızlı bir biçimde paylaşılması ve tüketilmesi, beraberinde toplumsal yaşamı da değiştirmiş, söz konusu değişim, toplumu oluşturan bireylerin davranışlarına da doğrudan etki etmiştir. Daha öncesinde yüz yüze yapılan pek çok etkinlik ve görüşmeler sanal ortama taşınmış, bu durum "toplumsal dayanışma" özelinde de birtakım değişimleri beraberinde getirmiştir. Yaşanan bu değişimin sanata ve resim yansımaları ise bu çalışmanın konusunu oluşturmuştur. Bireylerin toplumsal dayanışmalarında gözlemlenen değişikliklerin sanata, resme ve özelde plastiğe konu edildiği herhangi bir akademik çalışmaya rastlanmamış olması da konunun özgünlüğünü göstermektedir. Çalışma, bu alana ilgi duyan, araştırma yapmayı hedefleyen araştırmacılara, sanatçılara ve bireylere kaynak olması açısından da önem arz etmektedi
20. yüzyıl resim sanatında portre kavramı
ÖZET 20. YÜZYIL RESİM SANATINDA PORTRE KAVRAMI VARNA, Fırat Yüksek Lisans, Resim Bölümü Danışman: Dr. Öğr. Üyesi Aligholi MARDANİ Aralık 2025, 107 sayfa Bu tez, 20. yüzyıl resim sanatında portre kavramının geçirdiği dönüşümü, sanatı tarihsel bağlamda ele alarak incelemeyi amaçlamaktadır. Sanat tarihinde uzun yıllar bireyin fiziksel görünümünü ve toplumsal statüsünü temsil eden bir araç olan portre, 20. yüzyılın başından itibaren, geleneksel tanımların ötesine geçerek bireysel, psikolojik ve toplumsal katmanlara açılan çok yönlü bir anlatım diline dönüşmüştür. Modernizmin getirdiği estetik kırılmalar, sanatta temsil anlayışını sorgularken; portre de bu dönüşüm sürecinde, sanatçının öznel bakış açısını ve dönemin ruhunu yansıtan önemli bir ifade alanı haline gelmiştir. Bu bağlamda tezde, Fovizm, Ekspresyonizm, Kübizm, Dada, Sürrealizm gibi erken dönem modernist akımların portre anlayışına etkisi incelenmiş; ardından Soyut Dışavurumculuk, Pop Art, Konseptüel Sanat ve Çağdaş Sanat pratikleri çerçevesinde portre kavramının nasıl yeniden tanımlandığı ele alınmıştır. Ayrıca, teknolojinin gelişimiyle birlikte fotoğraf, video ve dijital medya gibi yeni ifade biçimlerinin portre sanatına etkisi değerlendirilmiştir. Sanatçıların portreye yükledikleri anlamlar birey kimliği, toplumsal cinsiyet, aidiyet, yabancılaşma ve tüketim kültürü gibi kavramlar ekseninde analiz edilmiştir. Bu çalışma, portre kavramının yalnızca biçimsel bir temsil aracı olmaktan çıkıp, 20. yüzyılda bireyin ve toplumun değişen yüzünü yansıtan bir düşünsel ve eleştirel söylem alanına nasıl dönüştüğünü ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu yönüyle tez, portre sanatına yönelik disiplinlerarası bir bakış açısı sunmakta ve 20. yüzyıl sanatı içindeki dönüşümlerin izini portre üzerinden sürmektedir. Anahtar Kelimeler: 20. Yüzyıl, portre, resim, sanat, portre kavramı
Plastik sanatlarda kent ve mekânın dönemsel perspektiflerle estetik çözümlemesi
Avrupa sanatında Rönesans'la başlayan dönüşüm, Orta Çağ'ın kapalı ve dogmatik dünya görüşünden uzaklaşarak insan merkezli düşünceyi, gözleme dayalı bilgiyi ve doğanın rasyonel kavranışını öne çıkaran bir zihinsel devrimi yansıtır. Leonardo da Vinci ile Michelangelo'nun eserlerinde mekân, oran, anatomi ve kompozisyon matematiksel bir düzen içinde ele alınmış; kent ve mimari temsil ideal güzelliğin arayışıyla uyumlu bir biçimde kurulmuştur. Bunu izleyen Barok çağda ise Rönesans'ın dingin dengesi çözülmüş, yoğun duygusallık, dramatik ışık kullanımı ve hareket fikri ön plana çıkmış; kent mekânları ile anıtsal yapılar kilisenin ve mutlak iktidarın ihtişamını sergileyen teatral sahnelere dönüşmüştür. 19. yüzyılda Romantizm, Sanayi Devrimi'nin mekanikleşen yaşamına ve Aydınlanma Çağı'nın aşırı akılcılığına tepki olarak doğanın büyüsüne, bireysel duyguya ve imgesel özgürlüğe yönelmiş; endüstriyel kentler ise çoğu zaman eleştirel ya da hüzünlü bir tonla betimlenmiştir. 20. yüzyılın başında ortaya çıkan modern sanat akımları, mekânın ve kentin algılanışını fiziksel gerçeklikten bağımsızlaştırarak yeniden yorumlamıştır. Sürrealizm, Freud'un bilinçdışı kuramını temel alarak kenti rüyaların, rastlantıların ve gizil çağrışımların birleştiği irrasyonel bir evren olarak kurgulamıştır. Dışavurumculuk, büyüyen metropollerin birey üzerinde yarattığı baskıyı çarpıtılmış biçimler ve yoğun renk patlamalarıyla dışa vurmuş; Fütürizm ise geçmişi reddedip makineleşmeyi ve hızı kutsayarak kenti sürekli devinen enerjik bir mekanizma gibi resmetmiştir. Kübizm' in çoklu perspektif yaklaşımı ise nesne ve mimariyi parçalayıp yeniden düzenleyerek mekânı geometrik bir düşünce alanına dönüştürmüştür. Türk resminde kent ve mekânın işlenişi, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan modernleşme, kimlik inşası ve kültürel dönüşüm süreçlerinin izleriyle şekillenmiştir. Osman Hamdi Bey ile başlayan dönemde İstanbul'un tarihsel dokusu Doğu-Batı karşılaşmasının simgesi olarak ele alınmıştır. Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra Anadolu coğrafyası ve yeni başkent Ankara, ulusal ideallerin taşıyıcısı olarak resimlerde önemli bir yer edinmiştir. 1930'lardaki D Grubu sanatçıları kübist çözümlerle kenti daha analitik bir yaklaşımla ele almıştır. Günümüz çağdaş sanatında Devrim Erbil gibi isimler İstanbul'un ritmini, tarihsel katmanlarını ve görsel karmaşıklığını soyutlamalarla yeniden kurarak kentsel deneyimi çağdaş bir estetikle yorumlamayı sürdürmektedir.
Çağdaş paradigmada nesne yorumları
Natürmort resim geleneğinin esas aldığı nesne temaları zaman içerisinde değişip dönüşmüş ve çağdaş sanat uygulamalarında tarihsel avangardın açtığı yolda sınır tanımaz bir anlayışa bürünmüştür. Modern dönemde dünyayı görme biçimlerimiz genişlemiş ve değişen paradigma ile natürmort resim türünden ne resim ne de heykel olan melez yeni alternatifler doğmuştur. Natürmort ve günümüz üç boyutlu nesne düzenlemeleri arasındaki ilişkiler sanattaki paradigma değişimi çerçevesinde incelenmiştir. Kitle ve tüketim kültürünün tanımladığı yeni toplumsal düzende, insan nesneleri karşısında edilgen duruma düşmüştür. Nesneleri merkeze alan natürmort geleneğinin sembolik anlatım olanakları bugün her zamankinden daha fazla önem kazanmıştır. Nesneler, toplumsal ve sanatsal söylemin dönüşümleri ile doğrudan ilişki içinde gelişen bir temsil tarzı haline gelmiştir. Bu çalışma kapsamında natürmort geleneğinin beş ana temasını oluşturan flora, fauna, gündelik ev eşyaları, yiyecekler ve vanitas resimleri, çağdaş sanatta nesnelerin yüklendiği metaforik roller bakımından, nesnenin beş yeni hali olarak yorumlanmıştır. Zamanın ruhunu yansıtan çağdaş paradigmanın en önemli özellikleri disiplinlerarasılık ve postprodüksiyondur. Bu doğrultuda natürmort geleneğinin ana temaları yeniden ele alınarak, geleneksel olanla güncel temaları birleştiren anlayışıyla öznel yorumlar ortaya konulmuştur. "Nafile Gerçeklik" başlığı altında üretilen yapıtlar, güncel toplumsal konulara eleştirel bir bakış sunarken diğer taraftan da yaratıcı özne olarak kişinin kendi yaşanmışlıkları, deneyimleri ve nesneleri ile kurduğu bağlarla oluşan otoetnografik içeriğe sahip yorumlardır.
Çocuk portrelerinde vatansızlık sorununun görsel yansımaları
"Çocuk Portrelerinde Vatansızlık Sorununun Görsel Yansımaları" isimli bu tez çalışmasında konuyla ilgili olarak Göç kavramı ve faktörleri, mültecilik kavramları ve mülteci çocuklar üzerinde nesne ve mekân olarak ev imgesinin ve sanayi devriminin göç üzerindeki etkileri, modern ve çağdaş sanatta göç ve mültecilik temaları, çağdaş sanatta yersizlik ve yurtsuzluk imgeleri üzerinden değişen çocuk imgeleri, uygulama olarak 'Çocuk Portrelerinde Vatansızlık Sorununun Görsel Yansımaları' gibi kavramlar incelenmiştir. Göç ve mülteci konusu üzerine çalışan bazı sanatçıların hayatlarından anektodlar sunularak, eserlerinin analizi yapılmıştır. Ayrıca mülteci veya göçmen sanatçıların yaşadıkları yeni ülkelerin, sanat yapıtlarına ve kültürlerine etkilerinin var olup olmadığı çözümlemeye çalışılmıştır. Tarihin dönüm noktasını oluşturan dönemlerin göç olgusuna etkileri ve bunlar üzerinden sanat üretimleri irdelenmiştir. Araştırmanın uygulama konusu olan çocuk portreleri ile mülteci çocuklarının portreleri kullanılarak, eski nostaljik perdeler üzerine yağlı boya, sulu boya ve desen çalışmaları uygulanmıştır. Böylece çocukların toplum içindeki konumları, kamusal durumları ve halleri gözetilerek onların sanat üzerindeki etkisi, sanata yön verişi ve hassasiyetlerinin bir bütün olarak çalışmalara ne ölçüde yansıdığının bir izdüşümü saptanılmaya çalışılmıştır. Resimlere yansıyan psikolojik durumları, geçmişe ait kültürlerinin yansımaları tartışılmıştır.
Resimde entropi estetiği
Entropi kavramının resimdeki estetik ifadesinin yansımalarının araştırıldığı bu tezde, doğanın bozulması ve yıkımına zemin hazırlayan entropinin hızlanması çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Entropiyi hızlandıran etkilerin önemini sanatsal bir dille açığa çıkararak, kişisel anlatım dilimin gelişimini sağlamak ve yeniden doğaya dikkat çekmek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda ifadenin görsel anlamının doğadaki tahribat yönünden irdelendiği araştırmada, sanat eserleri ve tez kapsamında yapılan çalışmalar entropinin sanatsal boyutu araştırılarak uygulanmıştır. Bu tezin kapsamında yapılan çalışmaların içeriği, insan etkisi ve doğal nedenlerle bozulan doğanın entropik ilişkisi ile sınırlıdır. Bozulan ortamları sanatsal olarak tasvir etmek ve bir tanık gibi davranarak yıkıcılığı vurgulamak hedeflenmiştir. Yerinden kopartılan ve parçalanan bütünün yalnızlığı çalışmalarda ağırlıklı olarak ağaç kökleri ile ele alınmıştır. Tez kapsamında yapılan çalışmalar; yaşanılan bölgede yaratılan sistemli tahribata tepki olarak oluşturulmuş işlerdir. Çalışmalarda ağaç dalları, kökler ve çalıların kesilerek bir yığın halinde tek başına ve üst üste atıldığı anlar ön plana çıkartılmıştır. İstif olma / sıkışma durumunda ortaya çıkan entropik durum da eserlerin odağındadır. Düzen içindeki düzensizliğin sürekli arttığı, kaos ve karmaşıklığa sürüklendiği dünyada entropi kavramının doğadaki karşılığı sorgulanarak estetik değerin sanatta incelenmesi sağlanmıştır. Tez çalışmalarında ele alınan entropi, kesilen ağaçtan geriye kalan ağaç kökleri sanatsal imge olarak bozulmuşluğun temsili olarak ele alınmıştır. Bu tez ile soyut olan entropi kavramı somut nesne görüntüleri ile ortaya konmuştur.
Elişi net: Tekno kadın ve yeni materyalizm
Bu tez sosyolojik, politik ve ekonomik dinamiklerin cinsiyetçi yaklaşımına dahil edilen sanatın ve teknolojinin cinsiyetleştirilmesine karşı yeni bir method geliştirmek amacıyla hazırlanmıştır. Araştırma kapsamında ele alınan metod melez bir kurgu alanı yaratmaktadır, birleştirici, homojen, akışkan, yumuşak ve tümcül olmak üzerine kavramsallaşmaktadır. Kadın sanatı olarak tanımlanan elişini yüceltir ve dijitalinde bir elişi gibi işlenmesi arzusundadır ve bunun pratikteki olasılıklarını araştırır. Bu konuyu ele alınmasının bir diğer nedeni ise kadının obje ve materyalle olan ilişkisi üzerinden yaratılan ötekileştirme ve değersizleştirmeye karşı, kadının materyal ve teknolojiyle tarihsel ilişkisini anlamaktır. Bu bağlamda kişisel üretimde materyal ve teknoloji ile olan ilişki yeniden inşa edilirken, öte yandan sanat üretimine sağladığı olanaklarla yeni metodlar geliştirmeye yönelik alan açmaktadır. Böylelikle bugün dayatılan hipermaskülen, tamamen hıza ve güce dayalı nobran ve toksik dijitalleşmeye karşın; düşünceli, duyarlı ve incelikli bir dijital alan yaratabilmenin olanakları araştırılmaktadır. Global olarak deneyimlediğimiz siber alan ve fiziksel yaşam arasındaki farkın eridiği günümüze bu yıllara adaptasyon sürecindeyken, gelecek için nasıl bir siber toplum kurgulanmalı sorusunun sanırım tam zamanıdır. Bu tez kapsamında insan sonrası teorilerinin bir parçası olan cinsiyetcilik sorunsalına yanıt vermeden, baskıcı patriarkanın sadece insana değil tabiata ve objeye yönelik hegemonyasıyla başa çıkması mümkün görünmemektedir. Bu nedenle araştırma aynı temelden beslenen antroposentrik, cinsiyetçi, ırkçı, ayrımcı ve sınıfçı tüm yapılanmalara karşın, yeni materyalle ilişimizi farkındalıkla ve dirençle yeniden ekip, biçip, filizlendirmeyi ummaktadır.
Beden'in tekinsizliği ve sanata yansımaları
Bu sanat eseri raporu, Sergio De La Pava' nın "Çıplak Tekillik" romanında ele aldığı bireyin adalet arayışını, toplumsal çöküşü, suç ve bireyin mükemmelliğe ulaşma kavramları kavramları ile Sigmund Freud'un "Tekinsizlik" kavramı ışığında ele almaya çalışıyor. Rapor, birbirleri ile ilişkili halinde okuna bilindiği gibi, ayrı bir şekilde değerlendirilebilen dört bölümden oluşmaktadır. I. Bölüm, bedenin tarihsel, sosyolojik ve sanat bağlamlarında ki salt varlığının akıl ile yükselen statüsünü irdelerken, tekinsizlik hislerin ve olguların beden üzerinde yarattığı travmatik histerik hallerin beden üzerindeki etkilerini de irdelemektedir. II. Bölüm ise, din, kültür, siyaset mecralarının düşünce ve ifadeler yordamıyla toplumsal alanda yarattığı beden profilini ele almaya çalışıyor. Profil, toplumun uğradığı değişimlerin yeni yasasını oluşturan yeni ifade ve aidiyet kavramları çerçevesinde maskelenme, örtünme meselelerin beden üzerinde yarattığı tekinsiz halleri dilsel ve görsel halinde ifade edilmeye çalışılmıştır. III. Bölüm, kendi güncelliğime dair bedenin değişmeyen bilinçaltının yeni oluşumları ve bedensel eylemselliğini ele alarak görsel hali ile de irdelemektedir. Şimdi ki beden profili, geçmişin kalıntısından koparılmayan bilinçaltı ile ne şekilde ilerlediği ve de biçimlendirildiği halini sergilemektedir. Tüm bunlar Pava'nın romanında ki karakterlerin maruz kaldığı hem toplumsal ifadeler hem de siyasal ifadelerin ilişkisi halinde ele alınmıştır. IV. Bölüm ise, sanat çalışma raporu bağlamında irdelenen olay ve durumlar arasındaki ilişkilerin barındırdığı çelişkiler sonucunda bedenin geçmiş, şimdi ve gelecek yazgısının değişmeyen profiline varılan sonuç bölümünü oluşturmaktadır.
Resim yüzeyinde nesne çözümlemeleri
"Resim Yüzeyinde Nesne Çözümlemeleri" adlı bu tez kapsamında yapılan sanat yapıtlarındaki araştırma, bir sanatçının sanat yapıtında materyal olarak kullandığı nesneleri ve resim öğelerini çözümlemektedir. Sanatçıların yapıtlarında uyguladıkları nesne, renk, biçim vb. sanat öğeleri ile birey toplum ilişkilerini göz önünde bulundurarak, duygu düşünce kavramlarına yönelik yapıtlardaki kurgusal biçimler araştırılmıştır. Öte yandan sanat yapıtında sanatçının kullandığı materyallerin ne anlam ifade ettiği, kurguladığı nesne ve biçim üzerinde araştırmalar yapılmıştır. Gelişen sanayi, bilim, teknoloji üretimleri ile aşırı üretim ve tüketim çağındaki nesnelerin kullanılış biçimleri tarihsel ölçüde sanat eserleri üzerinden araştırılmıştır. Birey toplum ilişkilerinin bu gelişmeler ile nasıl evirildiğini, sanatçıların böyle bir durum içerisinde duygu ve düşüncelerini hangi nesne, renk, biçim ile nasıl ifade edeceği ve nasıl bir sanat yapıtına dönüştürdüğü değişen sanat olgusu içerisinde açıklanmıştır. Bu değişimin resim yüzeylerindeki çözümlemeleri kişisel çalışmalar üzerinden değerlendirilip nesne-imge arasındaki ilişkiyi sorgulatmak hedeflenmiştir.
Sanatta kurucu bir güç olarak parodi
Bu çalışma, parodi kavramından yola çıkarak, sanat eserinin türlere yönelik biçimsel ve tematik inşasının ötesine uzanmayı, teorik bir model kurmak suretiyle estetik üretim sürecini poetik ve politik açıdan yeniden temellendirmeyi ve bunu yaparken de -bugüne dek üretilmiş kişisel sanatsal uygulamalar da dâhil olmak üzere- sanat eserleri üzerinden yapılan karşılaştırmalı okumalarla meseleyi somutlamayı amaçlıyor. Böylelikle, mevcut tekil teorik bakış açılarının dışında, Rancière'nin çağdaş sanatın mantığında yatıyor olduğunu söylediği "karara-bağlanamazlık" içinde "ikâme bir politik işlev" taşımaktan öte parodiyi kurucu bir karaktere dönüştüren estetik bir söylemin kavranarak kavramsallaştırılabilmesi mümkün hâle gelebilir. Bu tez çalışması, tez kapsamında yapılan sanatsal çalışmalarda ve eserin üretim sürecinde etkisini izleyebileceğimiz bir duyarlığın, sanatın önemli uğrakları boyunca nasıl yıkıcı ve kurucu bir güç olarak biçimlendiğini, sanatsal üretimin taklit boyutunda ustayla, kuşakla ya da halefle -ister hürmet (homage) isterse red (rejection) şeklinde olsun- nasıl her karşılaşmanın yakıtı hâline geldiğini göstermeyi hedefliyor. Dolayısıyla bu tez ile birlikte sanatın dönemeçlerini tutan birçok önemli sanatçının, hangi kılığa bürünürse bürünsün, hangi teknik silahlarla kuşanırsa kuşansın, hangi teorik zeminden kalkış yaparsa yapsın, sanatta zamanın ruhuna yerleşen parodiyle iş görme dürtüsünden azade olmadığını söylememiz de gerekiyor. Anahtar sözcükler: Parodi, temellük, taklit, pastiş, alegori, montaj, orijinal, ironi, sanat, resim.
Resimde insan ve doğa ilişkisi
İnsanlık tarihi insanın ilk varoluşundan itibaren doğa ile yan yana olmuştur. Dünya oluşumunun içerisinde diğer canlılarla beraber varlığını gösteren insan tıpkı başka canlılar gibi doğaya karşı bir uyum sağlamıştır. Daha sonra ise insan diğer varlıklardan farklı olarak düşüncelerini ortaya koyarak doğaya karşı üstünlüğünü kısmen de olsa sağlamıştır. İnsanın doğayı tanımaya başlaması varoluşu süresince yeni buluşlar bulmasına ve devrim niteliğinde keşifler yapmasına sebep olmuştur. Yani insan her zaman doğayla iç içe olmuş ve doğayı tanıyarak varlığını daha da güçlendirmiştir. İnsanın doğayla ilişkisi sanat alanında bile ilk çağlardan itibaren kendisini göstermiştir. Zamanla insanın farklı ve gelişen ihtiyaçları sanat alanında da kendini göstermiştir. Sanat çalışmaları bazen büyüsel anlamlar taşıyan semboller olmuş bazen de süs ve yazı diline dönüşmüştür. Sanat kimi zaman güçlerin yanında yer almış kimi zaman da toplumsal ifadeyi yansıtmıştır. Sanat her zaman doğayla olan ilişki varlığını sürdürecektir. Çünkü insan doğayla her zaman yaşayacak ve bu etkileşim var olduğu sürece insanın doğayala irtibatı bilim ve sanat anlamında kendini gösterecektir. Bu tezin konusu, insanın doğayla ilişkisini kişisel yorumumlarla görselleştirmektir. İnsan doğası gereği tıpkı doğa gibi bazen hüzünlü bazen de sıcak ve umutlu olmuştur. Bu uyum ve benzerliği yansıtmak ve bunu görsel formlarla resimlendirmek bu tezin ana hedefi olmuştur.
İmgenin inşasında bireysel deneyim ve bilinçdışı
20. yüzyılın başında psikanalitik düşüncenin yeni bir nitelik ve hız kazanmasıyla, insan ruhunun derinliklerine inilmiş ve bilinçdışında yaşanan birçok durumun insan yaşamına ve sanata yansımaları keşfedilmiştir. Bu yansımaları keşfeden sanatçılar, insanın duygu ve düşüncelerini ifade etme aracı olan "aktarım" sayesinde, yaşantı ve deneyimlerini çalışmalarına yansıtarak yeni bir dil oluşturmuş ve bu dil ile oluşturduğu imgeleri ortaya koymuşlardır. Tezin konusu, sanatçının kişiliğinin ayrılmaz bir parçası olan ve imgelerini inşa ederken kullandığı bilinçdışının sanat yapıtlarına yansımalarıdır. Bu araştırma Donald Kuspit'in bilinçdışını iç dünya olarak tanımladığı düşünceleriyle başlar. İç dünyayı kuran ise yaşanmışlıktır yani anıların ve izlenimlerin toplamıdır. Bu toplamdan çıkan ise bireyi anlamlandıran, onu oluşturan ve biricik kılan benliğidir. Benliğin ilk oluşumları çocuklukta filizlenir ve çocuklukta yaşanan bütün deneyimler kişiliğin/bilinçdışının büyük kısmını oluşturur. Bu noktada Freud'un bilinçdışı üzerine düşünceleri temel alınmıştır. Yaşadığımız, duyumsadığımız hiçbir şey unutulmaz ve zihnimizde yer edinir, iz bırakır. Bu izlerin peşine düşüldüğünde, hepsinin beraber bir anlatı olarak ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. İnsanın, yaşamını anlamlı kılmak için anlatılar kurmaya, anlatılar oluşturmaya ihtiyacı vardır. Bu anlatıların oluşumunda, bilinçdışı önemli bir yer tutar. Sanatçı, iç dünyasının derinliklerinde hissettiklerini yeniden yaratır. Bu konuda Hanna Segal'in sanat üzerine görüşlerinden yararlanılmıştır. Bu tez çalışması kapsamında yapılan uygulamalarda, yine bir zamanlar yaşanmış ve bitmiş gibi hissedilen ile şimdiyi bağlayan bir yaşam öyküsü yaratılarak, bu öyküye etki eden bilinçdışı unsurlar ortaya konulmuştur. Anahtar sözcükler: Sanat, imge, deneyim, bilinçdışı, diyalog, kayıp ve yas.
Kavramsal sanatta bir metafor olarak nesnelerin izdüşümü
Kavramsal Sanat, sanatın fikir ve içerik yönünü ön plana çıkartır. Bu sanat hareketi, geleneksel sanattan farklı değerleri kullanarak izleyiciye yorumlama noktasında geniş bir perspektif sunar. 20. yüzyılın başlarında öncü sanat hareketleri ile başlayan sanatta değişim süreci, 1950 sonrasında birçok sanat oluşumunu etkilediği bilinmektedir. Bu süreçte toplumsal değişimler ve buna neden olan gerekçeler sanatçılar açısından dikkate alınarak sanat uygulamalarına yansıtılmıştır. Kavramsal Sanatın algılanabilmesi için bu sanat oluşumunun felsefi yapısının da bilinmesi gerekir. Bunun nedeni, sanatçıların eserlerini üretirken kullandıkları yöntem, teknik ve malzemelerin farklılaşan yapılarının izleyicide bıraktığı etkiler olarak belirtilebilir. Bazı çalışmalarda sanatçılar bir nesne ya da bir işaret ile duygu ve düşüncelerini aktarma çabasına girebilirler. Bu tür eserlerin yorumlanması/çözümlenmesi farklı değerlendirmeleri göz önünde bulundurarak gerçekleştirilebilir. 'Kavramsal Sanatta Bir Metafor Olarak Nesnelerin İzdüşümü' başlıklı bu araştırmada, Kavramsal Sanat eserlerinde kullanılan nesnelerin ya da göstergelerin çözümlenebilmesinde nesnelerin metaforik anlamlarının ortaya çıkartılması amaçlanmıştır. Sanatçılar eserlerinde kullandıkları nesnelere farklı anlamlar yükleyerek, bu nesneler aracılığıyla çalışmaların fikirsel yönünü ortaya koymaya çalışırlar. Birçok Kavramsal Sanat eserinde günlük hayatta kullanılan hazır nesneler ya da doğal malzemelere rastlanır. Sanatçılar malzemeleri estetik bakış açılarıyla yeniden tasarlayarak/kurgulayarak çalışmalarını üretirler. Yeniden kurgulanan bu nesnelere kodlanan anlamların 'metaforik' içerikleri barındırdığı söylenebilir. Bu içeriklerin doğru bir şekilde tespit edilebilmesi için eserlerin odak noktasını oluşturan sosyokültürel durumlara değinmek gerekmektedir. Bu araştırmanın 'bulgular ve yorum' bölümünde Kavramsal Sanat bağlamında üretilen eserler incelenmiştir. Bu eserlerde kullanılan nesnelerin 'metaforik' izdüşümleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sanat, Kavramsal Sanat, Nesne, Metafor, İzdüşüm
Türk yüksek baskı resim sanatında figür
Baskı resim sanatının tarihi Milattan öncelere dayansa da ilk baskı ile yapılan resimlere Rönesans Döneminde Almanya'da rastlandığı bilinmektedir. Rönesans dönemine kadar uzanan ahşap baskı sanatı, sanatçılar tarafından yazı ve resimler için kullanılmıştır. Ahşap baskı sanatının gelişiminde önemli bir rolü olan, matbaanın kurucusu ve tipografinin mucidi Johannes Gutenberg'dir. Sanatçılardan önemli bir isim ise Albrecht Dürer'dir. Ahşap baskının gelişmesiyle birlikte baskı işleri kolaylaşıp, ağır ilerleyen baskı işi hız kazanmıştır. Yazıların hızlı basımı, kitapların çoğaltılmasına olanak sağlamıştır. Bu da daha çok kişiye ulaşımı ve okuma imkânını sağlamaktadır. Baskı resim sanatının avantajlarından biri olan çoğaltma işlemi, metin içerisine yerleştirilen ya da farklı amaçlarla kullanılan görsellerin değişime uğramadan seri baskılarda kullanımına da olanak tanımıştır. Yüzyıllar geçtikçe farklı tekniklerin de ilavesi ile baskı resim yapma işi Dünya'nın her tarafında ilgi görmüştür. 20. yüzyıla gelindiğinde özellikle Avrupa'daki türeyen Modern Sanat akımlarının da baskı resimden yararlandığı görülmüştür. Türkiye'de baskı resim süreci 18. yüzyılda başlar. İbrahim Müteferrika ile ilk baskı resim girişimlerinin başlaması, sonrasında Sanayi-i Nefise Okulunda baskı atölyesinin kurulması ve bunları diğer kurumların takip etmesi ile birlikte, özellikle Türk Yüksek Eğitim okullarında baskı resim sanatı gelişme göstermiştir. Bu okullardan yetişen ressamlar ve akademisyenler memleketin her bir yanına dağılarak baskı resim sanatlarının öğretilmesini ve geliştirilmesini sağlamışlardır. Son 20 yıl içinde özellikle uluslararası ve ulusal çaptaki baskı resim dallarında yapılan bienaller, yarışmalar vb. faaliyetlerin yanı sıra açılan müzeler de baskı sanatlarına olan ilgiyi arttırmıştır. Günümüzde deneysel baskı resim yapan sanatçılar ile özellikle figür resmine farklı bir bakış da getirilmiştir. "Türk Yüksek Baskı Resim Sanatında Figür" adlı çalışmamın giriş bölümünde araştırmanın konusu ve problemi, amacı, önemi, sınırlılığı, yöntemi ve evren örneklemi anlatılmıştır. Kavramsal Çerçeve Bölümünde Yüksek Baskı Resim Sanatının Tarihi Gelişimi ve Teknikleri değerlendirilmiştir. Bulgular ve Yorumlar Bölümünde Türkiye'de yüksek baskı resim tekniği ile figür çalışan sanatçılardan Turgut Zaim, Muammer Bakır, Mustafa Aslıer, Nevzat Akoral, Mürşide İçmeli, Ercan Gülen, Gören Bulut, Yunus Güneş, Hasan Kıran ve Ejmel Yalçıntaş'ın 3'er adet eserine yer verilip değerlendirilmiştir. Uygulama çalışmaları bölümünde ise bu tez kapsamında uygulama yapılma gerekliliğine değinilmiş ve Nimet Kaymaz'ın Yüksek baskı resim sanatında yapmış olduğu 10 adet çalışması ele alınarak figürlü eserleri değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sanat, Resim, Baskı Resim, Ağaç Baskı, Linolyum, Avrupa, Türkiye
Pop-Art resminde renk, biçim ve kompozisyon ilişkisi
Popüler kelimesi toplum arasında herkesçe bilinen ve sevilen yaşam şekli, alışkanlıklar, kıyafet tercihleri vb. verilerin anlatımında kullanılır. Eski çağlardan beri toplumlarda popüler olaylar veya durumlar olmuş, halk da dolaylı olarak bu olaylardan etkilenmiştir. Antik çağda yapılan festivaller, Yunan döneminde agora meydanlarında toplanıp felsefi konular üzerine tartışma yapmak dönemin popüler konularından biridir. Buna ek olarak Rönesans döneminde perspektif kullanılarak yapılan çalışmalar Rönesans çalışmalarının popüler görüntülerindendir. Barok, Romantizm, Realizm, Fovizm, Dadaizm, Ekspresyonizm, Kübizm ve Sürrealizm gibi sanat akımları da kendi içerisinde üslup bakımından popülaritesini barındırmaktadır. Tarihi süreç içerisinde hem farklı konularda hem de sanatsal alanlarda popüler olaylar ve gelişmeler olmuş, ancak bu tür olayların sanat diline dönüşmesi Pop-Art akımıyla gerçekleşmiştir. 1950 yılından itibaren eş zamanlı olarak İngiltere ve Amerika da başlayan Pop-Art resim sanatı konu olarak dönemin popüler kültürünü kullanmıştır. Özellikle Amerika'da hızla artan tüketim kültürüyle olgunlaşan popüler olayların hızla duyulması olayı toplum yaşantısının kaçınılmaz bir parçası haline gelmiştir. Pop-Art ve popüler kültür her zaman iç içe gelişmiş, bu iki durum her zaman birbirini tetiklemiş ve kendini güncel tutmayı başarmıştır. "Pop-Art Resminde Renk, Biçim ve Kompozisyon İlişkisi" adlı bu çalışmanın giriş bölümünde araştırmanın konu ve problem durumu, amacı, önemi, sınırlılığı, evren ve örneklemi ve yöntemi anlatılmıştır. Kavramsal çerçeve bölümünde Pop-Art düşüncesinin oluşumu ve dönemin popüler gelişmeleri ele alınmış, Pop-Art resim üslubu, renk kullanımı, kompozisyon ilişkisi ve diğer sanatsal özellikleri değerlendirilmiştir. Bulgular ve yorumlar bölümünde Pop-Art Resmin öncü ressamları olan Richard Hamılton, Roy Lıchtensteın, Andy Warhol ve David Hockney' in Pop-Art tarzında yaptıkları üçer adet eserine yer verilmiş, bu eserlerdeki renk, biçim ve kompozisyon yapıları ele alınmış ve değerlendirilmiştir. Pop-Art' a öncülük etmiş ve değer katmış bu sanatçılar dönemin popüler kültürünü ve Pop-Art estetiğini yansıtması açısından önem arz etmektedir. Uygulama çalışmaları bölümünde bu tez kapsamında uygulama yapılma gerekliliğine değinilmiş ve Enes Kurt'un Pop-Art tarzında yapmış olduğu sekiz adet çalışması ele alınarak renk, biçim, kompozisyon ilişkisi açısından değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler; Pop-Art, Popülarite, Resim Sanatı, Renk, Biçim, Kompozisyon
Resim sanatında uçak figürü
Yüzyıllardır insanoğlunun ilgisini çeken en büyük eylemlerden biri 'uçmak' olmuştur. Uçma isteği, kimi zaman insanların hayallerini süslemiş, kimi zaman ise uçma eylemini gerçekleştirme planlarını kurdurmuştur. Sonunda insanoğlu birçok farklı alet yaparak uçmak isteğini eyleme dönüştürmeyi başarmıştır. Özellikle son yüzyılda yapılan uçma eylemleri sayesinde şehirler, ülkeler arası havadan yolculuk çok ileri boyutlara taşınmış, uzay araştırmaları alanında yapılan uçma eylemleri sayesinde gezegenler ve uzay hakkında bilgilere ulaşılmıştır. Gelecekte hava yolu ile bireysel ulaşım isteği yeni uçuş eylemlerini de beraberinde getirecektir. Tarihi süreç içerisine bakıldığında Müslüman alimlerden Abbas İbn Firnas'ın uçuş çalışmaları yaptığı, Osmanlı Dönemi'nde Hezarfen Ahmet Çelebi'nin kollarına kendi tasarladığı kanatları takarak Galata Kulesi'nden Üsküdar'a kadar uçtuğu, Lagari Hasan Çelebi'nin kendi tasarladığı roket ile bir süre havada kalmayı başardığı görülmüştür. 20. yüzyılın başlarında da Vecihi Hürkuş, Emrullah Ali Yıldız, Nuri Demirağ ve Baykar Bayraktar uçak ve havadan ulaşım konusunda kayda değer gelişmelere katkı sağlamışlardır. Dünya ülkelerinde de uçma düşüncesi çok sayıda kişi tarafından eyleme dönüştürülmüştür. Rönesans Dönemi sanatçısı Leonardo Da Vinci kuşların uçuş şekillerinden ve kanatlarından yola çıkarak uçma konusunda tasarımlar yapmış, Otto Lilienthal uçuş çalışmalarında bulunmuş, 20. yüzyılın başlarında Wright Kardeşler ilk motorlu uçağı üreterek uçmayı başarmışlardır. Uçma isteği bilimsel gelişmelerle eyleme dönmeye başladıkça, sanatçılar tarafından da sanat yapıtlarında konu edilmeye başlamıştır. Leonardo Da Vinci'nin uçuş konulu çizimleri kayda değer ilk sanatsal çizimler olmuş, motorlu uçakların üretilmesi ve özellikle 1. Dünya Savaşında ve 2. Dünya Savaşında savaş uçaklarının kullanılması sürecinde ressamlar tarafından tuvallerde uçak figürleri yer almaya başlamıştır. Yolcu taşımacılığının toplumun çoğunluğunun hayatında yer almaya başlaması ile beraber hava taşıtları da toplum arasında ilgi odağı olmuştur. Bu gelişmelerden sanatçılar da doğal olarak etkilenmişlerdir. Resim sanatında da uçma düşüncesi ve uçak figürleri oldukça yer almıştır. Resim sanatında uçma ve uçak figürünün yer aldığı eserleri günümüzde bir araya toplama gereği duyulmuş ve konu ile ilgili olarak bu tez çalışması ortaya çıkarılmıştır. Bu kapsamda konu ile ilgili yapılan çalışmalar araştırılarak bir araya getirilmiş, çalışma dahilinde yorumlanmıştır. Ayrıca konu ile ilgili uygulama çalışmaları da yapılmıştır. "Resim Sanatında Uçak Figürü" adlı bu tez çalışmasında Giriş bölümünde tezin konusu, amacı, önemi, sınırlılığı ve yöntemi verilmiştir. Kavramsal Çerçeve bölümünde kaynaklardan yararlanılarak uçma isteğinin uçma eylemine dönüşünün tarihi sürecinden bahsedilmiş, uçma eyleminin gelişimi anlatılmış, Rönesans Döneminden başlayıp Leonardo Da Vinci'nin çalışmalarıyla devam eden ve 20. yüzyılda Empresyonizm başta olmak üzere, Fütürizm, Dadaizm, Süprematizm, Sürrealizm, Soyut Ekspresyonizm, Soyut Sanat, Pop Art Sanat akımlarında ve Çağdaş Sanat sürecinde sanatçılar tarafından uçma konusunda yapılan çalışmalardan bahsedilmiştir. Bulgular ve Yorumlar Bölümünde ise yapıtlarında uçak figürü kullanan Batı Resim Sanatında Gerardo Dottori, Sonia Delaunay, Roy Lichenstein, Anselm Keifer ve Philippe Vercellotti, Türk Resim Sanatında Mehmet Gürbüz Gürer, Murat Ilgın, Osman Törer, Barış Sarıbaş ve Nihat Evren Derman'ın yapıtlarında yer alan uçak figürü sanatsal olarak ele alınarak değerlendirilmiştir. Uygulama Çalışmaları adlı son bölümde ise tez konusu kapsamına giren çalışmalar ele alınarak değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Uçmak, Uçak, Resim, Sanat.
Çağdaş Türk resminde bir mitolojik unsur olarak nar
"Çağdaş Türk Resminde Bir Mitolojik Unsur Olarak Nar" konulu yüksek lisans tez çalışmasında amaç, nar imgesinin mitolojik olarak anlamlarının çağdaş Türk resim sanatındaki kullanımına dair örneklerinin incelenmesidir. Araştırmada literatür taraması yapılmış yurtiçi ve yurtdışı kütüphaneler ve arşivlerine ulaşılmış, makale bildiri ve tezler incelenerek konu özelindeki kısımlar çalışmada yer almıştır. Mitoloji masal, öykü ve efsanelerden oluşan sözlerdir. Toplumların köklerine ait bu söylencelerin, sanat yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılarak kalıcı hale gelmesi sağlanmıştır. Dolayısıyla kadim bir geçmişe sahip olan Türk toplumunun sanatına bakıldığında nar rastlantısal mitsel bir imge olmuştur. Türk sanatında Osmanlı devletinde batılılaşma dönemi resimlerinde nar imgesinin natürmortlarda kullanıldığı tespit edilmiştir 1980'lerde üniversitelerde mitoloji derslerinin verilmeye başlanmasıyla mitolojiye ilgi artmış ve sanatçılar bu yönde eserler üretmeye başlamışlardır. Tez çalışması, çağdaş Türk ressamlarından Arzu Karcı, Emin Güler, İsmail Acar, İlham Enveroğlu, Muzaffer Akyol ve Özdemir Yemenicioğluna ait eser örneklerinin analizleri ile sınırlandırılmıştır. Araştırma sonucunda katalogda yer alan sanatçıların eser örneklerinde mitoloji ile bağlantılı nar imgesine yer verdikleri ve sembolik anlamda kullandıkları tespit edilmiştir.
Çağdaş Türk gravür sanatında figüratif soyutlamalar
Çağdaşlaşma süreci içerisinde Türk resminde değişen sanat anlayışına paralel, figüratif resmin soyutlamaya yönelik anlatım dili zenginleşmiş, sanatçılar kendi farklı özgün dillerini yaratmaya başlamışlardır. Bu özgün yaratılara farklı yorum getirebilen teknik, biçim ve değerlere sahip olan gravür, kısa sürede sanatçılar tarafından benimsenerek, geliştirilmiş, yayılmış ve Türk resminde gravüre özgü anlatım biçimleri oluşmaya başlamıştır. 20. yüzyıl itibariyle de Türk resminde yerini pekiştirerek modern sanat anlayışına, kalıbın hazırlanmasından basılmasına kadar kendine özgü teknikleriyle entegre olan Gravür, hızlı bir ivmeyle gelişim göstererek zamanla otoritelerce kabul gören bir çağdaş sanat dalı olmuştur. Bu nedenle bu tezde "Çağdaş Türk Gravür Sanatında Figüratif Soyutlama" kapsamındaki betimlerinin ele alınış şekilleri ve sanatçıların gravüre özgü oluşturdukları anlatım dilleri irdelenmiştir. Bu tezin temel amacı; figüratif soyutlamalara dair betimlemelerin, çağdaş Türk gravür sanatında biçim ve içerik açısından eski ya da modern tekniklerle ne şekilde yansıtıldığını ortaya koymak, figüratif soyutlama kapsamında çalışmış önemli çağdaş Türk gravür sanatçılarının eserlerini analiz ederek, gravüre özgü anlatım dillerini irdelemek ve gravürün bir ifade aracı olarak bu eserlerdeki etkisini anlatmaya çalışmaktır. Anahtar Kelimeler: Gravür, Çağdaş Türk Gravür Sanatı, Soyut, Soyutlama, Figüratif Soyutlama
Yöresellik bağlamında Nuri İyem'in eserlerinde kültürel imgeler
Kültür toplumların karakteristik özelliklerini yansıtan farklı birçok göstergeyi kapsar. Bu göstergeler ait oldukları toplumun geleneklerini, yaşam biçimlerini, beslenme alışkanlıklarını, giyim tarzlarını, vb. birçok yönünü ortaya koyar. Sanatçılar için kültürel değerler ortaya koydukları sanat eserleri için önemlidir. Türk resim sanatı özelinde düşünüldüğünde, sanatçılar eserlerinde kültürel imgeleri yoğun olarak kullandıkları söylenebilir. Bilindiği üzere Türk resim sanatı biçim, teknik ve yöntem bakımından zamanla değişim yaşamıştır. Bu değişimin en önemli nedenleri arasında batı sanatının özelliklerinden etkilenmesi olduğu ifade edilebilir. Bu etki 20. yüzyılın başından itibaren yoğun şekilde üretilen eserlerde görülmektedir. Türk resim sanatında 1940'lı yıllar sanatçılar için yeni yönelimlerin etkili bir şekilde ortaya çıktığı yıllar olmuştur. Batı etkisiyle oluşturulan resim sanatına yeni bir anlayış ya da bakış açısı kazandırmaya çalışan sanatçıların toplumsal gerçekçi anlayışla kültürel imgeleri kullanarak oluşturdukları eserler Türk resim sanatı açısından önemli bir süreci başlatmıştır. Anadolu insanının yaşamı, yöresel motifler, dönemin sosyokültürel durumların toplum üzerindeki etkileri, vb. konularda eser üreten sanatçılar, Türk resim sanatını kültürel imgeler ile yeniden kurgulamışlardır. Bu süreçte Nuri İyem'in eserlerindeki kültürel imgeler dikkat çeker. Yöresel konuları eserlerinde işleyen sanatçı, kendine özgü sanat üslubuyla Anadolu insanının yaşamını toplumsal gerçekçi bağlamda ele almıştır. Bu araştırmada, Nuri İyem'in kültürel imgeleri yansıttığı eserleri incelenmiştir. İncelenen eserlerde kullanılan imgeler dönemin sosyokültürel yapısının algılanması açısından önemlidir.
İskandinav mitolojisi bağlamında Vikinglerin resim sanatına yansıması
İskandinav mitolojisi ve Viking mitolojisi, tarih boyunca insanların hayal güçlerini, inançlarını ve kültürel miraslarını yansıtan önemli bir rol oynamıştır. Bu mitolojik sistemler, kuzey Avrupa'nın tarihi ve kültürel dokusunu derinden etkilemiş ve birçok sanat eserine ilham kaynağı olmuştur. Bu tezde, İskandinav ve Viking mitolojisinin resim sanatına nasıl yansıdığına odaklanılmıştır. Bu çalışmada, resim sanatının İskandinav ve Viking mitolojisiyle olan ilişkisini incelemek için öncelikle bir dizi sanatçının eserleri ele alınmıştır. Marten Eskil Winge, Nils Blommer, Peter Nicolai Arbo, August Malmström gibi önemli sanatçıların eserleri, İskandinav mitolojisinin ve Viking efsanelerinin görsel bir temsili olarak incelenmiştir. Bu sanatçılar, mitolojik figürleri, kahramanları ve epik hikayeleri ustaca resmetmiş ve izleyiciye bu zengin kültürel mirası aktarmışlardır. Ayrıca, bu tezde runik yazıtların kullanımı ve Edda metinlerinin rolü de ele alınmıştır. Runik yazıtlar, Viking döneminde kullanılan karakteristik bir yazı sistemi olup, sanat eserlerinde sıkça görülen bir unsur olarak dikkat çekmiştir. Edda metinleri ise İskandinav mitolojisinin kaynakları olarak kabul edilen önemli eserlerdir ve sanatçılar tarafından da sıklıkla referans alınmıştır. Bu çalışmada, bu yazıtların ve metinlerin sanat eserlerindeki kullanımı incelenerek, mitolojik ve kültürel anlatıların nasıl görselleştirildiği incelenmiştir.
Sanat bağlamında 'kültür' ve 'endüstri' kavramlarının eklektik yapısı
Geçmişi insanlık tarihi kadar eski olan 'sanat' ve 'kültür' kavramları tarihsel süreçte farklı değerler ile etkileşime girerek potansiyellerini genişletmişlerdir. Bu kavramlar bağlamında yapılan araştırmalarda elde edilen kaynaklardaki ifadeler değerlendirildiğinde 'sanat' ve 'kültür' kavramlarını her yönü ile belirten bir tanıma ulaşılamamıştır. Her iki kavramında çok geniş bir yelpazeye sahip olması bu kavramların tanımlanmasını güçleştirdiği söylenebilir. Sanat; Tarih, Felsefe, Edebiyat, Sosyoloji, vb. birçok alanla bağlantılıdır. Kültür ise bütün bu alanları ve sanatı yapısına dâhil eder. Bu nedenle sanat oluşumu bakımından artık kendini kültürden soyutlayamaz bir yapıdadır. Kültür ve sanatın bu yapısını etkileyen birçok alan ve kavram vardır. Bunlardan bir tanesi teknolojik gelişmelerle hayatımıza giren 'endüstri' kavramıdır. Endüstrileşme süreciyle değişime uğrayan toplumsal yapı kültür ile endüstri kavramlarını kültür endüstrisi çatısı altında birleştirmiştir. Toplumların var oluş gerekçeleri ve yaşam stratejileri çok sayıda yapının birbiriyle olan uyumuyla ya da ilişkisiyle var olur. Toplumu oluşturan değerlerin tümü o toplumun kültürünü oluşturur. Bir toplumun ekonomik açıdan gelişmesinin, endüstri açısından ortaya konulan çabayla mümkün olduğu söylenebilir. Endüstrinin geliştiği yerlerde ise toplum/toplumların yaşam pratiklerinde önemli etkiye sahiptir. Günümüzde karşımıza çıkan kültürel süreçlerin (popüler kültür, tüketim kültürü, kitle kültürü, vb.) çoğunun temelinde endüstriyel değerler yer alır. 'Endüstri' kavramı bu gelişim sürecinde ortaya çıkan kavramlardan biridir. İnsanlar geliştikçe teknoloji ve bilimin getirisi olan endüstri, birçok noktada insan yaşamını kolaylaştırmış ve zaman kazandırmıştır. Fakat bu durum tüketim kültürünün oluşmasına sebep olmuştur. Arz-talep ilişkisi üzerine kurulu olan endüstriler zamanla daha kapital bir yapıya sahip olup, arzı olamayan ürünün reklamla talep edilmesini sağlamıştır. 'Kültür' ve 'endüstri' kavramlarının birbiriyle olan güçlü bağları özellikle yirminci yüzyılın ikinci yarısında karşımıza çıkan farklı sanat yapılarında görülür. "Sanat Bağlamında 'Kültür' ve 'Endüstri' Kavramlarının Eklektik Yapısı" başlıklı bu araştırmada farklı teknikler kullanılarak ortaya konulan sanat yapıtlarında kültür ve endüstri kavramlarının eklektik yapıları incelenmiştir. Kültürel ve endüstriyel süreçlerin ortaya çıkarttığı yaşam dinamiklerini eserlerine yansıtan sanatçıların ortaya koydukları sanat uygulamalarında sosyokültürel yapıların incelenmesi önemlidir. Yapılan eser incelemelerinde kültür ve endüstri kavramlarının eklektik yapısının çağdaş sanat formlarına yansıtıldığı görülmektedir. Aynı zamanda bu araştırmada, evrensel boyutta ortaya çıkan endüstriyel hareketliliğin kültürel değişkenlerle olan eklektik yapısının çağdaş sanat formlarındaki yansımaları incelenmiştir. Bu araştırma kapsamında incelenen farklı sanatçıların sanat eserlerinde kullandıkları imgeler kültür, sanat ve endüstri kavramları çerçevesinde ele alınmıştır. Bu incelemede elde edilen en önemli sonuçlar arasında; sanatçıların eserlerinde kullandıkları endüstriyel nesnelerin hem ait oldukları toplumlar açısından hem de evrensel bağlamda önemli çağrışımlar yaptıkları söylenebilir.
Çağdaş Türk resim sanatında portre-mekan ilişkisi
Sanat, çağlar boyu kendisine yer edinmiş, bir değişim ve gelişim içerisinde olmuştur. Haz duygusunun artması sanatçıların kendini ifade etme ve sanatı eğitime aktarma güdülerini harekete geçirmiştir. M.Ö. göçebe bir yaşam süren Türkler, gezdikleri, konakladıkları yerlerin kültürlerini sanat hayatlarına yansıtmıştır. Duvar resimleri ile başlayan sanat yaşantısı günümüze değin hayatını sürdürmüş ve bir gelişim içerisinde olmuştur. Sanatçıların yaşadıkları çağın, dönemin, toplumun ve toplumun sosyo-kültürel, sosyo-ekonomik, savaş gibi konularından etkilenmişler ve eserlerine yansıtmışlardır. Türk Resim Sanatı, içerisinde birçok konuyu barındıran ve geniş bir skalaya sahip olan bir sanat anlayışına hâkim olmuştur. Portrenin ve mekânın eserlerde sıkça kullanılması iletilmek istenen ifadeyi güçlendirmiştir. Portre ve mekân geçmişten günümüze değin varlığını sürdürmüş ve farklı sanat anlayışlarında kendisine yer edinmiştir. Sanatçılar, portre ile yoğun duygularını dışa vurmuş ve bu duyguları mekân ile desteklemişlerdir. Her dönem olduğu gibi her sanatçı da farklı bir ifade dili kullanmıştır. Farklı üsluplar ile sunulmuş olsa da verilmek istenen duygular ortak değerler taşımıştır. "Çağdaş Türk Resim Sanatında Portre-Mekân İlişkisi" adlı tez çalışmasında Türk Resminin Sanayi-i Nefise Mektebi kurulmasından sonra Çağdaş Türk Resmine kadar olan süreç literatür taraması yapılmıştır. Elde edilen bulgular ışığında portre ve mekânın gelişimi aynı zamanda Çağdaş Türk Resim Sanatında portre-mekân ilişkisini eserlerinde barından sanatçılar ele alınmıştır. Çağın getirmiş olduğu etkiler, kültür yansımaları, sanatçının yaşantısı gibi konular bağlamında araştırılmıştır. Çağdaş Türk Resminde portre-mekân bağlamında eserler üreten sanatçıların çalışmaları incelenmiş ve portre-mekân ilişkisi ekseninde yorumlanmıştır. Analiz edilen eserlerin, sanat literatürüne katkı sağlamak açısından önemli bulunmuştur.
Çağdaş resim sanatında bir ifade biçimi olarak yalnızlık ve hüzün olgularının ele alınması
Yalnızlık ve hüzün olguları sanat içerisinde her zaman kendine yer bulmuştur. Sanatçılar, bu iki olguyu zaman zaman içerisinde bulundukları döneme göre değerlendirmiş, zaman zaman dönemin dışında kendi anlayışları ile ilişkilendirerek eserlerinde sergilemişlerdir. Bu noktada eserler sergilenirken birçok farklı duygu, anlam, düşünce vb. kavramlar, izleyici tarafından anlamlandırılmıştır. Sanatın en önemli olgularından ikisi olarak ele aldığımız yalnızlık ve hüzün olguları, geçmişten günümüze her dönemde kendini sanatsal eserler üzerinde göstermektedir. Sanatın bir ifade biçimi olarak resim, bu iki olguyu aktarmanın en önemli ve özel yollarından biri olmuştur. Hayatın bazen bir döneminde bazen ise uzun, hatta sürekli olarak yalnız ve hüzünlü hisseden insanoğlu, kendini resim sanatı ile ifade edebilmiştir. Bu durum göze alınarak diyebiliriz ki yalnızlık ve hüzün olguları, resim sanatının her döneminde, kendini bir ifade biçimi olarak göstermiştir. Geçmişten günümüze kadar kendini ifade eden bu iki olgu, süreç içerisinde belli bir ortak kültür, anlayış, duygu ve düşünce durumu meydana getirmiştir. Dünyanın farklı yerlerinde yaşayan, farklı sanatçılar, kendilerini bu olgular üzerinden benzer veya ortak bir dille ifade etmiştirler. Ortak bir benlik oluşturan bu olgular sadece sanatçı üzerinde değil, izleyici üzerinde de bir anlayış formu oluşturmuştur. Gelişen ve değişen dünya şartları ve standartları ile bu anlayış biçimi, daha genel kitlelere yayılarak ilerlemiştir. Kitlelere ulaşan bu form, çağdaş dünyanın getirdiği standartlar ile birlikte farklı din, dil, mezhep, cinsiyet, millet, topluluklardan kişiler ile etkileşime girerek, daha farklı görüşleri, yalnızlık ve hüzün olgusu üzerinde ortak bir dilde birleştirmiştir. Çağdaş resim sanatının global bir anlatı ve anlayış biçimine sahip olması dolayısı ile yalnızlık ve hüzün olgularının, sanatçı ve izleyici üzerindeki durumunu gözlemlememizde önemli bir role sahip olmuştur. Bu çalışmada, çağdaş resim sanatında yalnızlık ve hüzün olgularının nasıl ele alındığına odaklanılmıştır. Bu olguların ele alınması sanatçıların, farklı plastik nesneleri, materyalleri, teknikleri, anlayış ve üslupları kullanarak kendilerini yaratıcı bir şekilde ifade etmelerini anlamamızı sağlamıştır. Bu çalışma içinde çağdaş resim sanatındaki yalnızlık ve hüzün olgularının, insanların yaşamlarında nasıl etkili olduğunu ve sanatın bu duyguları ifade etmek için nasıl bir araç olduğunu incelenmiştir. Bu tezin giriş bölümünde araştırmanın konu ve problem durumu, amacı, önemi, sınırlılığı, evren ve örneklemi ve yöntemi anlatılmıştır. Kavramsal çerçeve bölümünde Yalnızlık ve Hüzün olgularının tanımı ve açıklanması ele alınmış ve resim sanatı ile bağlantıları açıklanmıştır. Devamında 20. yüzyıldan günümüze kadar çağdaş sanat sürecinde Yalnızlık ve Hüzün olguları ele alınarak değerlendirilmiştir. Bulgular ve Yorumlar bölümünde Adam Riches, Anne Magill, Jörn Peter Budesheim, Katja Lang, Lesley Oldaker, Schalk van der Merwe, Seiichi Terazono, Simona Cheli, Stefan Zsaitsits ve William Stoehr'in eserleri incelenmiş ve eserlerdeki yalnızlık ve hüzün olguları ele alınarak değerlendirilmiştir. Bu sanatçılar eserlerinde yalnızlık ve hüzün olgularını birer ifade biçimi olarak barındırarak çağdaş resim sanatına bu bağlamda katkı sağlamışlardır. Uygulama çalışmaları bölümünde bu tez kapsamında yapılan yedi adet eser ele alınmış ve yalnızlık ve hüzün olguları bağlamında değerlendirmişlerdir.
1950 sonrası çağdaş Türk resminde yalnızlık metaforu
Bu Araştırmanın konusu, 1950 Sonrası Çağdaş Türk Resminde Yalnızlık Metaforu'dur. Araştırmanın amacı, 1950 Sonrası Çağdaş Türk Resminde Yalnızlık Metaforunun incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda 1950 Sonrası Çağdaş Türk Resminde figüratif ağırlıklı resimlerinde yalnızlık metaforu algısı ile dikkatleri çeken Nevhiz Tanyeli'nin "İçe (Eğilen Adam)", Aydın Ayan'ın "Gidenlerin Ardından/Anadolu Kadını" ve Neşe Erdok 'un "Bekleyiş" adlı eserleri araştırma kapsamında seçilmiş ve Feldman'ın Sanat Eleştiri Modeline (betimleme, çözümleme, yorumlama ve yargı aşamaları) göre hazırlanan görüşme formu ile uzman görüşleri alınmıştır. Araştırmaya dokuz uzman katılmıştır. Araştırma tarama modelinde olup nitel olarak desenlenmiştir. Çalışma kapsamında, araştırmacı tarafından Feldman Sanat Eleştirisi Modeline göre hazırlanan 15 soru içerikli yarı yapılandırılmış görüşme formu elektronik ortamda katılımcılara uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler, içerik analizi ile analiz edilmiştir. Toplanan veriler araştırmacı tarafından ayrı ayrı analiz edilmiş, bu analizler karşılaştırılmış ve yorumlamada ortak görüşler değerlendirilmiştir. Ulaşılan verilerden kodlar oluşturulmuş, bu kodlar daha sonra temalara dönüştürülerek tablolar haline getirilmiştir. Tablolaştırma yapılırken ortaya çıkan kodların yüzdeleri ve frekansları hesaplanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, incelenen üç eserde tek başına olan figürlerin, uzmanlar tarafından kolaylıkla yalnızlık kavramı ile eşleştirildiği sonucuna ulaşılmıştır. Uzmanların üç eserde yalnızlık kavramını yüksek oranlarda karamsarlık, üzüntü, acı, özlem, çaresizlik, hüzün, kasvet, melankoli gibi duygularla eşleştirdikleri görülmektedir.
Türkiye'de yükseköğretim düzeyinde sanat eğitimi uygulamalarında karşılaşılan sorunlar
Bu araştırmanın konusu, Türkiye'de 2023 yılı itibariyle yükseköğretim düzeyinde sanat eğitimi uygulamalarında karşılaşılan sorunları istatiksel verilerle tespit etmektir. Çalışmanın amacı, Türkiye'de yükseköğretim düzeyinde sanat eğitimi uygulamalarında karşılaşılan sorunları inceleyip tespit etmektir. Bu amaç doğrultusunda, yükseköğretim düzeyinde hizmet veren kurumların sanat eğitimi açısından karşılaştıkları sorunlar ele alınmaktadır. Sanat eğitiminde bireysel yaratıcılık vurgulanır ve her bireyin kişisel gelişimi ve düşünme biçimi beslenir ve yönlendirilir. Sanat eğitimi, eğitim ve öğretim hayatının hemen her kademesinde yer alır, ancak bu eğitim sırasında çeşitli sorunlarla karşılaşılır. Bu çalışmada veri toplamak için nicel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Belirlenen üniversitelerin sanat fakültelerindeki öğretim elemanlarının sanat eğitimi, bilgi ve tutumlarına yönelik beşli likert tipi derecelendirme ölçeği uygulanmıştır. Veriler, Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi, Kahramanmaraş Sütçü İman Üniversitesi ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nin sanat bölümlerindeki sanat eğitimcilerine web.2.0 aracı kullanılarak ve e-posta gönderilmesiyle toplanmıştır. Toplanan verilerin istatistiksel analizi için SPSS programı kullanılmıştır. Anket sonuçları, 'sanat eğitimi kurumları için fiziksel altyapı önemlidir', 'sanat eğitimi kurumları için insan kaynağı önemlidir', 'sanat eğitimi için politik ortam önemli değildir', 'sanat eğitimi için ulusal kültür önemli değildir', 'sanat eğitimi için evrensel kültür önemlidir', 'sanat eğitimi için karma eğitim modelleri gereklidir', 'sanat eğitimi için sosyal ve kültürel alanlar önemlidir' ve 'Sanatın ivme kazanması şu anda sanat eğitimcilerinin doğru eğitimi ile mümkündür' ifadelerinin katılımcıların çoğunluğu tarafından kabul edildiği görülmüştür. Öte yandan, 'kültürel ve sosyal altyapı olanakları sanat eğitimi için önemli değildir', 'görsel iletişim alanı sanat eğitiminin gelişimi için çok önemli değildir', 'sanat ve eğitim arasındaki ilişki toplumda sanatı olumlu ya da olumsuz etkileyebilir', 'müze ve galeri gibi kültürel alanlar , 'sanat eğitimcisi için çok gerekli değildir', 'sanat eğitiminde pedagojik dil önemlidir', 'din sanat eğitimini etkileyen bir faktördür' ve 'sanat eğitimcisi yetiştirmek için sadece atölye dersleri yeterlidir' ifadelerine katılmadıkları tespit edilmiştir.
Tüketim psikolojisinin toplum üzerindeki etkisive sanat eseri
''Tüketim Psikolojisinin Toplum Üzerindeki Etkisi Ve Sanat Eseri'' adlı yüksek lisans tez çalışmasında sanat nesnesinin süreç üzerindeki dönüşümü, toplum, tüketim kültüründe sanat nesnesi, tüketim psikolojisi gibi çeşitli başlıklar altında incelenerek; bu araştırma kapsamında tüketim kavramından esinlenerek oluşturulan çalışmalara yer verilmiştir. Sanat kavramı geçmiş yüzyıllardan günümüze kadar evrimleşerek karşımıza çıkmaktadır. Günümüze yaklaştıkça teknolojinin gelişmesiyle sanat kavramının bakış açısı, amacı, anlamı değişmiştir. Sanayi Devrimi ile birlikte zemin hazırlanmış ve zamanla karşımıza çıkan hareketler, akımlar, manifestolar ve görüşler ile şekillenmiştir. Tüketimin ön planda olması sanatın gidişatını ve üslubunu değiştirmiştir. Tüketimin toplum üzerindeki psikolojisi, tüketim ürünü ile sanat ürünü arasındaki ilişki ve sanata nasıl yansıdığı incelenerek tez raporunda yer verilmiştir. Bunun yanı sıra sanat piyasası, çağdaş sanatın örgütlenmesi bağlamında incelenerek, küreselleşmenin sanata ve sanatçıya yansımaları güncel örnekler ile ele alınmıştır. Tez çalışması dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm sanat nesnesinin geçmişten günümüze kadar dönüşümü ve tüketim kavramı hakkında örnekler üzerinden açıklamalarla incelenmiştir. İkinci bölümde tüketim tarihi, psikolojisi ve toplum üzerinde araştırmalar yapılmış ve örneklerle incelenmiştir. Üçüncü bölüm ise tüketim kültüründe sanat nesnesinin nasıl yer edindiği hakkında örnekler üzerinde açıklamalarla ele alınmıştır. Dördüncü bölüm tüketim kavramının sanata yansımaları hakkında yeni bir bakış açısıyla sonuçlandırılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tüketim, Sanat Nesnesi, Toplum, Psikoloji
Klasik resim anlayışının çağdaş sanat pratiğindeki yeri
20. yüzyıl ve sonrasında bilim, sanat, düşünce dünyası ve toplumsal alandaki derin dönüşümler sonucunda sanat, felsefeden ayrı olarak ele alınamaz hale gelmiştir. Bu çalışma kapsamında formu, çizgiyi, lekeyi, rengi ve resmin plastik olanaklarını halen önceleyen yaklaşımların, güncel sanat pratiği içerisindeki yerini irdelemek adına; sanat ve düşünce dünyası arasındaki geri besleme döngüsü irdelenmeye çalışılmıştır. Çağdaş sanat paradigmasının dönüşümünde önemli etkiler oluşturan Duchamp-kavramsalcılık çizgisinin sonucu olarak ortaya çıkan; sanatta bilişsel olan ile duyumsama arasındaki karşıtlık, estetik kavramına farklı yaklaşımlar ve pek çokları tarafından çağımızın tanımlayıcı kavramı olarak işaret edilen postmodernlik durumu bu çalışmanın ana izlekleri olarak seçilmiştir. Bu bağlamda, özellikle 20. yüzyıl ve devamında sanat ve felsefe alanında ortaya çıkan dönüşümler ele alınmaya çalışılmıştır.
Kişisel mitoloji bağlamında sanatta öznenin dönüşümü ve kimlik okumaları
Kişisel Mitoloji Bağlamında Sanatta Öznenin Dönüşümü ve Kimlik Okumaları Bu tez çalışmasının amacı öz yaşam öykülerinden yola çıkarak kişisel mitler yaratan sanatçıların eserlerini psikoloji, sosyoloji, felsefe ve sanatın kavramlarıyla irdeleyerek sanatsal imge üretme yöntemlerini ortaya koymaktır. Her sanat yapıtı benliğin bir yansımasıdır. Konusu ne olursa olsun sanatçının özünden bir şeyler barındırır. Öznesinin kaygılarını, korkularını, umutlarını, yaşamı nasıl kucakladığını ya da kendini nasıl algıladığını sezinleriz yapıt karşısında. Doğası gereği sanat yapıtı bir 'dil'dir ve sanatçıdan bağımsız olarak işler. Yapıt karşılaştığı her bir izleyicinin zihinsel dünyasına temas ederek benliğe bir yansıtma önerir. Dolayısıyla sanat yapıtı öznesinden bağımsız olarak sonsuz anlam üretme potansiyeline sahiptir. Böyle bir yaklaşım sanat yapıtlarını birer mit olarak ele alma imkanı tanımaktadır. Harald Szeemann'ın literatüre kazandırdığı 'kişisel mitolojiler' kavramı, bireysel kimliklerin deşifre edildiği sanatsal çalışmalara kuramsal bir çerçeve oluşturmaktadır. Bu tez kapsamında öz-hikayelerin şekillenmesinde önemli rol oynayan ben-özne, birey-bireysellik ve kimlik kavramları irdelenmiş, sanatçının öz hikayesinin -görece- dolaysız görünümünü sunan oto-portreler bu kavramlar üzerinden analiz edilmiş ve kendi kişisel dünyalarından yola çıkan ya da meselesi 'kendisi' olan sanatçıların mit üretme ya da mitleşme süreçleri araştırılmıştır. Anahtar Sözcükler: mit, bireysel mitoloji, özne, benlik, kimlik, oto-portre.
Doğa kültür bağlamında ağaç ve kuş yuvası üzerine resimsel betimlemeler
Doğa kültür bağlamında ağaç ve kuş yuvası üzerine resimsel betimlemeler başlıklı bu tezde ağaç ve kuş yuvası ele alınarak doğal yaşamın bir parçası olan ağacın ve kuş yuvasının üzerinde durulmuştur. Sanat ve doğal çevre bağlamında ağaç ve kuş yuvasının yapısı incelenerek bunların hacimsel ve geometrik yapısı ile birlikte dokusal yapıları üzerin de detaylı çalışılmalar yapılmıştır. Kuşlar için yaşam alanı oluşturan yuvaların insanlar tarafından yapılması ve kültürel bir değer olarak kentsel mimaride kullanılmasıyla ilgili bilgilere değinilmiştir. Ağacın resim sanatındaki yeri ve konumu ele alınarak, canlıların yuva anlayışı ve içgüdüsel yapı bakımından benzerliği üzerinde durulmuştur. İnsanların dünya üzerinde ilkel yaşamdan, gelişen ve genişleyen teknolojik faaliyetlere yönelik ilerleyişiyle birlikte daha çok tüketim toplumu haline gelmesi, doğal yaşamdaki hayatı kısıtlamaya başlamıştır. Dünya üzerinde meydana gelen savaşlar, göçler, yangınlar ve sanayileşmenin getirdiği çevre tahribatı gibi birçok olgular üzerinde durularak, canlıların hayatta kalma mücadelesi içerisinde olmaları, yaşamlarını sürdürebilecekleri daha güvenilir ve daha korunaklı yerler aramaları sonucunda yaşanan kültürel çatışmaların ve yaşamsal sıkışmışlığın getirdiği birçok problemler tez kapsamında üretilen resimlerin çıkış noktasını oluşturmuştur.
Yalnızlık ve teklik yaşanmışlıklar kapsamında gemi imgesinin nesne-doğa ilişkisi bağlmanında plastik açıdan yorumlamaları
İnsanın bilinçaltında yer alan olgular, bireyin ve toplumun yaşam koşullarına bağlı olarak sürekli gelişim göstermektedir. Sosyal bir varlık olan insanı, gelişen teknoloji, sanayileşme, kentleşme, savaş gibi etmenler derinden etkilemiş, yalnızlaşmasına ve toplumdan uzaklaşmasına neden olmuştur. Resim sanatının gelişim sürecinde sanatçıları da derinden etkileyen bu olgular, yapılan sanat eserlerinde kendini göstermiştir. Bu durumla bağlantılı olarak yapılan sanat eserlerinde mutluluk, hüzün, acı, yalnızlık, yabancılaşma ve kaos gibi kavramlar ana tema olarak kullanılmıştır. Yalnızlık teması, resim sanatının her döneminde farklı tarz ve biçimlerde ele alınmıştır. Sanatçılar, doğadan edindikleri izlenimler ve deneyimleri bilinçlerinde şekillendirerek kendilerinde oluşan duygu durumlarını imgeler aracılığıyla çeşitli şekillerde göstermişlerdir. Bu çalışmada, bireysel deneyimlerden yola çıkılarak nesne-doğa ilişkisi bağlamında gemi imgesi incelenmiş ve yapılan resim çalışmaları ile resimsel bir dil oluşturulmaya çalışılmıştır. Araştırma üç bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde problem durumundan, problem cümlesinden, araştırmanın amacından, araştırmanın öneminden, sayıltılardan, sınırlılıklardan, araştırma yöntemi ile evren ve örneklemden bahsedilmiştir. İkinci bölümde, literatür taraması yapılarak yalnızlık, imge ve nesne-doğa kavramları arasında bir bağlantı kurulmaya çalışılmış, çeşitli örnekler incelenerek ilgili dönemlere değinilerek irdelenmiştir. Üçüncü bölümde ise araştırmacının yapmış olduğu resimler ve bu resimlerin analizleri yapılmıştır. Araştırma sonucunda; yalnızlık kavramının çoğu zaman sanatçının ruhsal durumu ile bağlantılı olduğu, insanoğlunun yaşadığı olumsuz durumlara karşı oluşturduğu savunma mekanizması, bir tepki olarak yalnızlığa sürüklenmesinde etkili olabilir. Sanatçıların geçmişten günümüze bilinçaltında gizli olan bu duygu durumlarını büyük bir ustalık ile eserlerine yansıttıkları görülmüştür.
Taşbaskının Gelişiminde Daumier'nin Önemi
Taşbaskının sanatsal ve teknik gelişim süreci ve Daumier'nin yaşadığı dönem olan 1808?1878 yılları, Daumier'nin yaşamı, sanatı, çağdaşları ve dönemin Fransa'sındaki siyasal ve politik olaylar incelenmiş ve sonuçları aktarılmıştır.
Çocukluğa ilişkin anı ve imgelerin resme yansımaları üzerine bir dizi resim önerisi
Bu çalışmada, sanatta geçmiş ve anıların özellikle de çocukluk döneminin etkisi, yapılan resimlerle ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Oluşan bu resimler, tez içeriğinin belirlenmesinde etkin olmuştur.Sanat, öznel bir tavır olduğundan, öznelliğin ortaya çıkmasına neden olacak şeyler arasında yaşantılar da gelmektedir. Kişinin hayatında farklı dönemler yer alır ve bu dönemler farklı başlıklar altında isimlendirilir. Çocukluk dönemi gibi.Çocukluk dönemi araştırılarak bu dönemin en çok ilişkili olduğu aile, okul, oyun, anı gibi kavramlar da ele alınıp öznel yaşantıdan yararlanılarak anlatılmaya çalışılmıştır. Resimleri oluşturan konular, çocukluk dönemindeki öznel yaşantılara ait olduğundan, bu çalışmada yer alan ve çocukluk dönemini anlatan yazılarda da öznel aktarımlara başvurulmuştur. Bu aktarımlar da resimlerdeki ve yazılardaki ortak duyguları ortaya çıkarmaktadır.Resim sanatında geçmiş, anı, çocukluk dönemine ait imgeleri kullanan sanatçılar bulunmaktadır. Sanatta imge ve öznellik, sanatçının kendini ifade etme şeklidir. Tez kapsamında yapılan resimlerde konuyla ilgili imgeler ele alınırken öznel bir tavır da ortaya konulmaya çalışılmıştır.Sonuç olarak, resimlerde oluşan geçmişe ait imgeler bugün ele alındığından, dünle bugün arasında sanat yoluyla kurulmuş bir köprü gibidir. Düne ait `ben' ile bugünkü `ben'in içinde biriktirdikleri, resimsel bakış açısıyla şekillenerek ortaya çıkar.