Bartın University
Discipline

Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı

Bartın University

2,558

Archived Theses

5

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Din hakkında öğrenme modeli olarak uluslararası bakalorya dünya dinleri (World religions) dersi

Bu tezde, UB Dünya Dinleri dersinin temel felsefesi, amaçları, içeriği, ölçme ve değerlendirme yöntemleri, öğretmenin rolü ve öğrenci profili bağlamında Din Hakkında Öğrenme Modeli ile ne ölçüde örtüştüğünü belirlemek amaçlanmıştır. Tez iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın problem durumu, amacı, önemi, konunun sınırlılıkları, yöntemi, ilgili çalışmalar yer almaktadır. Birinci bölümde Uluslararası Bakalorya programı hakkında bilgi verilmiştir ve Dünya Dinleri dersinin içeriği incelenmiştir. İkinci bölümde genel olarak din öğretim modelleri üzerinde durulmuş, din hakkında öğrenme modeli ve UB Dünya Dinleri dersinin temel felsefesi, amaçları, içeriği, ölçme ve değerlendirme yöntemleri, öğretmenin rolü ve öğrenci profili bağlamında karşılaştırılmıştır. Sonuç bölümünde ise UB Dünya Dinleri dersiyle Din Hakkında Öğrenme Modelinin uyumlu olup olmadığı değerlendirilmiştir.

Mustafa Dalkıran
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenlerinin ölçme değerlendirme anlayışları ve dersin merkezî sınavlara dâhil edilmesi hakkındaki görüşleri

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi (DKAB) öğretmenlerinin ölçme değerlendirmeye dair yaklaşımları, bu alanda almış oldukları eğitimler, ölçme değerlendirme yaparken karşılaştığı zorluklar ile kademeler arası geçişte uygulanan merkezi sınavlara temel bir ders olarak dâhil edilen DKAB dersinin bu uygulamadan nasıl etkilediğini belirlemek önemlidir. Öğrencinin derse ve öğretmene bakış açısında meydana gelen değişimler, DKAB öğretmenlerinin bu uygulama ile sınav endüstrisine katılmasının öğretmen, öğrenci ve ders üzerindeki etkileri, DKAB dersinde sınavın imkânı ve uygulama sürecinde karşılaşılan temel sorunların belirlenmesi ve bu sorunların aşılması için önerilen adımların incelenmesi araştırmanın temel problemini oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında farklı değişkenler (kıdem, yaş, cinsiyet, mezun olunan fakülte vb.) dikkate alınarak öğretmenlerin ölçme ve değerlendirme kavramlarını nasıl tanımladıkları, DKAB dersinde ölçme ve değerlendirmenin imkânı üzerine görüşleri, merkezi sınavlara bakışları ve DKAB dersinin merkezi sınavlara dâhil edilmesinin öğrenci ve veli açısından derse etkisini anlamak ve bu durumu öğretmenlerin nasıl yorumladıklarını açığa çıkarmak amacıyla araştırma nitel araştırma "durum çalışması" deseni /modeli ile yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Bu araştırmanın çalışma gurubu, 2023-2024 eğitim öğretim yılında Ankara ili, merkez, ilçe ve köylerinde görev yapan ve mesleki kıdemi en az on beş yıl olan, merkezi sınavların yapıldığı sınıflarda DKAB dersi anlatmış ve DKAB dersinin merkezi sınavlarda temel derslerden biri olarak yer almasının derse, öğrenciye, öğretmene etkisi konusunda fikir beyan etmek isteyen gönüllü 20 öğretmenden oluşmaktadır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre, araştırmaya katılan DKAB öğretmenlerinin ölçme ve değerlendirmeye yönelik kavramsal hâkimiyetlerinin düşük olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, öğretmenlerin ölçme ve değerlendirme konusunda hizmet öncesi ve hizmet içi süreçlerde yeterli eğitim almadıklarını düşündükleri belirlenmiştir. Bununla birlikte, öğretmenlerin ölçme ve değerlendirmeye yönelik öz değerlendirmelerinin yüksek olduğu görülmüştür. Katılımcıların büyük bir çoğunluğu, DKAB dersinde ölçme ve değerlendirmenin mümkün ve hatta gerekli olduğunu ifade etmişlerdir. Bu bağlamda, öğretmenler, DKAB dersinde ölçme ve değerlendirme yapmanın çeşitli fiziksel ve altyapı eksikliklerinin yanı sıra dersin yapısı, derse öğrenciler, öğretmenler, veliler ve idareciler tarafından yüklenen anlamlar gibi çeşitli açılardan zorluklar barındırdığını vurgulamışlardır. Katılımcıların daha çok geleneksel ölçme ve değerlendirme araçlarını kullandıkları ve duyusal becerileri ölçmeye yönelik ne yapılması gerektiği konusunda bir arayış içinde oldukları diğer önemli bulgulardandır. Katılımcıların çoğunluğu, DKAB dersinin merkezi sınavlara dâhil edilmesinin doğru bir karar olduğunu düşünmektedir. Bu durumu, dersin ciddiye alınması, ilgiyle karşılanması ve müfredattaki konumunun pratikte de gerçekleştirilmesi açısından desteklemektedirler. Ancak, dersin mekanikleşmesi ve araçsallaşması gibi tehlikelere de dikkat çeken katılımcılar, DKAB dersinin merkezi sınavlarda yer alma biçiminin uygun olmadığını düşünmektedir. Ayrıca, muafiyet mekanizmasının sınavlara yansımasında, gerek muaf olanlar gerekse muaf olmayanlar açısından bazı dezavantajlar barındırdığı tespit edilmiştir. Katılımcılara göre, DKAB dersi merkezi sınavlara dâhil edilmekle birlikte diğer dersler kadar olmasa da sınav endüstrisine dâhil olmuştur. Bu durumun, dersi ve ders materyallerini araçsallaştırma, mekanikleştirme ve dersin ruhunu kaybetme riski taşıdığı sınav endüstrisinin getirdiği ekonomik ilişkilerin öğretmen profiline dönüştürebilecek bir potansiyele sahip olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Bu konudaki görüşler, ilgili temalarda detayları ile ele alınmış, yorumlanmış ve tartışılmıştır. Araştırma bulguları doğrultusunda çeşitli önerilere yer verilmiştir.

Lokman Yıldırım
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

18-20 yaşlarındaki İmam-Hatip Lisesi mezunlarında adil dünya inancı, yaratıcıya güven ve psikolojik iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırmada temelde herkes hak ettiğini alır ve aldığını hak etmiştir düşüncesini savunan adil dünya inancı ile kişisel ve sosyal hayatta üretken olabilme, zorlu tecrübelerin üstesinden gelebilme, kendi potansiyelinin farkına varma gücünü olan psikolojik iyi oluş ve inanılan yüce Yaratıcı'ya güven arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmaktadır. Amaçlı örnekleme yöntemi ile belirlenen katılımcıların tamamı Kütahya'da İmam-Hatip Lisesi mezunu 18-20 yaşlarındaki 393 genç yetişkindir. Katılımcılara ulaşmak için İmam-Hatip Lisesi mezunlarının kurdukları mezun gruplarından destek alınmıştır. Bu araştırmada nicel olarak kurgulanmış, ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Nicel veri analizi teknikleri kullanılarak veriler analiz edilmiştir. Araştırmada veri toplama araçları olarak Ergenler İçin Adil Dünya İnancı, Warwick Edinburg Mental İyi-Oluş Ölçeği ve Tanrı İmgesi Ölçeği kullanılmıştır. Ölçek puanları normal dağılım gösterdiği için parametrik testler uygulanmıştır. Değişkenler arasındaki ilişki testlerinde katılımcıların genel adil dünya inancı düzeyleri ile Tanrı'ya güven ve psikolojik iyi oluş düzeyleri arasında pozitif yönlü orta düzeyde anlamlı ilişki bulunurken kişisel adil dünya inancı düzeyleri ile Tanrı'ya güven ve psikolojik iyi oluş düzeyleri arasında da pozitif yönlü düşük düzeyde anlamlı ilişkiler olduğu belirlenmiştir. Aracılık testilerinde ise Tanrı'ya güvenden adil dünya inancına olan etkide psikolojik iyi oluşun dolaylı aracılık rolü belirlenmiştir Yordayıcılık testlerinde genel adil dünya inancından psikolojik iyi oluşa olan regresyon katsayısının istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir. Kişisel adil dünya inancından psikolojik iyi oluşa olan standartlaştırılmış regresyon katsayısının 0,44 olduğu ve bu katsayının istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Tanrı'ya güvenden psikolojik iyi oluşa olan standartlaştırılmış regresyon katsayısının 0,16 olduğu ve bu katsayının istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Ayrıca standartlaştırılmış regresyon katsayılarının oranına bakıldığında psikolojik iyi oluştaki değişimin açıklanmasında kişisel adil dünya inancı değişkeninin Tanrı'ya güven değişkeninden yaklaşık olarak 3 kat (0,44/0,16=2,75 ≅ 3) daha etkili olduğu anlaşılmıştır. Genç yetişkinlerin psikolojik sağlığının korunmasında kişisel adil dünya inancının oldukça önemli bir rolü olduğu sonucuna ulaşılmıştır

Ahmet Yavaş
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş döneminde dini, milli ve kültürel alanları etkileyen kanun ve kararlar üzerine bir araştırma

Bu çalışma, Türk siyasal tarihinde meclis kültürünün tarihsel gelişimini ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) kuruluş sürecini kurumsal ve sosyo-politik bağlamda incelemektedir. Eski Türk devletlerinde Toy ve Kurultay gibi danışma organlarıyla temelleri atılan meclis geleneği; İslamiyet'in kabulüyle birlikte Şura, Meşveret ve Divan gibi kurumlar aracılığıyla şekillenmiş ve Osmanlı İmparatorluğu'nda Meclis-i Mebusan ve Meclis-i Ayan ile anayasal bir nitelik kazanmıştır. Bu tarihsel birikim, modern Türk devletinin temelini oluşturan TBMM'nin kurulmasına doğrudan zemin hazırlamıştır. TBMM, ulusal egemenlik ilkesine dayalı bir yönetim anlayışını kurumsallaştırarak, hem Kurtuluş Savaşı sürecinin siyasi merkezi olmuş hem de Türkiye Cumhuriyeti'nin inşa sürecinde temel belirleyici aktörlerden biri hâline gelmiştir. Çalışmada, Türk meclis geleneği tarihsel süreklilik ve dönüşüm perspektifinden ele alınarak, meclis kurumlarının işleyişi, görev alanları ve halkla etkileşim biçimleri analiz edilmiştir. İkinci bölümde de Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecindeki dini, milli ve kültürel alanları etkileyen bazı kanunların Türkiye Büyük Millet Meclisi tutanaklarındaki metinleri, resmî gazetede yayımlanmış halleri, tekliflerin kimler tarafından verildiği ve bu kanunların bazılarının kanunlaşmadan önceki süreçlerine değinilmiş ve tutanaklar özelinde Devletin kuruluş dönemine bir nebze olsun ışık tutulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kurultay ve Divan, Kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Tutanakları, Resmî Gazete, Demokratik Katılım

Erkan Yıldız
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Tanah çerçevesinde Yahudiliğin Ürdün (Şeria) nehri doğusundaki topraklara bakışı

Vaat Edilmiş Topraklar doktrininin Yahudi geleneğindeki merkeziyetine rağmen, Yahudiliğin kutsal kitabı Tanah'ta bu toprakların sınırlarını ele alan metinleri incelediğimizde ilgili ifadelerin muğlak ve çelişkili olduğu görülmektedir. Ancak Yahudilik tarihine bakıldığında İsrailoğulları'nın ele geçirdiği ilk topraklar, Ürdün Nehri'nin doğusundaki bölge olarak karşımıza çıkmaktadır; bu bölge de ele geçirildikten sonra Musa tarafından Gad ve Ruben kabileleri ile Manaşe kabilesinin yarısına verilmiştir. Böylece Ruben ve Gad kabileleriyle Manaşe kabilesinin yarısı, Asur İmparatorluğu'nun Kuzey (İsrail) Krallığı'nı yıktığı sürece kadar Ürdün Nehri'nin doğusunda ikamet etmiştir. Bu bağlamda Tanah'ın bazı pasajlarında nehrin doğusunda kalan bölgenin vaat edilmiş topraklar kapsamında görülmesinin arka planını incelemek gerekmektedir. Bu gereklilikten hareketle çalışmamızda Yahudilerin temel ideolojilerini ve kimliklerini şekillendiren Tanah metinlerinin Yahudiliğin Ürdün Nehri doğusundaki topraklara bakışı incelenmiştir. "Tanah Çerçevesinde Yahudiliğin Ürdün (Şeria) Nehri Doğusundaki Topraklara Bakışı" başlığını taşıyan çalışmamız, giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Girişte konuya ilişkin temel kavramlar ve Tanah'ta Ürdün Nehri doğusundaki topraklar için kullanılan isimler incelenmiştir. Bunların yanı sıra giriş bölümünde, Yahudi kutsal metninin oluşum sürecine ilişkin yapılan kutsal metin tenkidi kapsamındaki çalışmalar ışığında, vaat edilen toprakların sınırları hakkındaki anlatımların arka planına yüzeysel biçimde temas edilmiştir. Birinci bölümde Tanah çerçevesinde, Yahudilerin Mısır'dan çıkışından Kenan topraklarında devletleştiği döneme kadar (MÖ XI. yy'a kadar) Ürdün Nehri'nin doğusunun durumu ele alınmıştır. İkinci bölümde krallığın kurulduğu, bölündüğü ve yıkıldığı süreçte Ürdün Nehri'nin doğusundaki toprakların vaziyeti incelenmiştir. Çalışmamızın sonuç kısmında ise Tanah metinleri kapsamında Yahudiliğin Ürdün Nehri doğusundaki topraklara bakışına dair ulaştığımız bilgiler değerlendirilmiştir.

Malak Mohammad Salem Al Taleb
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

İslam felsefesinde "mükemmel alem düşüncesi"

Bu çalışma, Müslüman düşünürlerin (kelamcılar, filozoflar ve tasavvuf ehli) âlemin mükemmeliyeti meselesine bakış açılarını ele almaktadır. Çalışma, kısa bir giriş, üç bölüm ve bir sonuç kısmından oluşmaktadır. Girişte, Müslüman bilim adamlarının - farklı uzmanlık alanlarına rağmen - bu âlemin mükemmel olduğuna inandıkları belirtilmiştir. Ayrıca, felsefî kökenlerinin Yunan olmasına rağmen, Müslüman filozofların felsefeye bağımsız katkılarla zenginlik kattıkları vurgulanmıştır. Birinci bölüm, bu fikrin Platon'daki tarihsel temellerine işaret etmekte ve onun ideler düşüncesi vasıtasıyla, âlemin yaratılışı, şekli ve içindeki düzen üzerinden ideleri incelemiş ve her şeyin ilahi bir düzen ve özenle yönetildiğini savunmuştur. Aristoteles ise, bunu varlıkların mükemmellik arayışıyla ilk harekete geçiricisine (el Muharriki'l-Evvel) doğru hareket etmeleri kavramı üzerinden açıklamaktadır. İkinci bölümde kelamcılar ve tasavvuf ehlinin görüşleri ele alınmaktadır; Mutezile, âlemin mükemmeliyetine ilişkin görüşlerini ilahi adalet prensibine, salah ve aslah fikirlerine ve akli olarak iyi ve kötü kavramlarına dayandırır. Eş'ariler ise, kulun iradesini kabul etmiş olmalarına rağmen, ilahi adaletin kaynağının mutlak ilahi kudret ve irade olduğuna inanırlar. Tanrı, dilediği herhangi bir âlemi yaratma gücüne sahiptir, ancak bu âlemi özellikle seçmiştir çünkü mümkün olan en iyi âlem budur. İbn Arabi ise âlemin mükemmeliyetine ilişkin görüşünü, irfan temelinde, Vahdet-i Vücut anlayışına dayandırır ve Tanrı'nın isimlerinin ve güzel sıfatlarının gücünü göstermek istediğini belirtir; bu nedenle âlem, ilahi nurların bir taşkını ve ilahi mükemmeliyetin bir tecellisidir. Üçüncü bölüm ise bu konunun Müslüman filozoflar açısından incelenmesine ayrılmıştır. İlk olarak, gerçek eylemi yaratmadan ibaret olarak kabul eden ve yaratmanın failinin Tanrı olduğunu belirten Kindi'den başlanmıştır. Kindi'ye göre Tanrı, bu âlemi en mükemmel düzen ve nizamda yaratmış ve varlığını sürdürebilmesini yaratıcıya bağlı kılmıştır. İnsana ise doğa âlemini metafizik âleme bağlama görevi verilmiştir. Daha sonra Farabi'nin, varoluşu nedenden sonuca doğru açıklayan ontolojik bir süreç olarak ve aklı kullanarak alt düzeyden üst düzeye geçişi sağlayan epistemolojik (bilgi kuramsal) bir süreç olarak gördüğü sudur teorisine yer verilmiştir. İbn Sina ise yaratıcı varlıkların varlığını kanıtlama konusunda sudur teorisini yaratma ile birleştirerek özgün bir yaklaşım sergiler. Ona göre âlem, Tanrı'dan en mükemmel nizamda, yani iyilik düzeninde taşmıştır; bu nedenle bu âlem iyi ve mükemmeldir. Görünürdeki kötülükler ise iyiliğe olan ihtiyaç nedeniyle kaçınılmaz olan şeylerdir. İbn Rüşd ise âlemin mükemmeliyetine ilişkin görüşünü ilahi inayet ve yaratma prensibine dayandırmıştır. lemdeki tüm varlıkların insanın varlığına uygun olduğunu belirtmiştir; çünkü bu uygunluk, bunu istemiş bir failin varlığının zorunlu sonucudur ve amacı insanın yararıdır. Bu nedenle, Tanrı bu âlemi mümkün olan en iyi şekilde yaratmıştır. Gazzâli ise "Mevcut olandan daha mükemmeli mümkün değildir" ifadesiyle âlemin mükemmeliyetine katılmaktadır. Ancak, bu âlemin seçilmesini, zorunlu nedensellik ilkesine değil, Tanrı'nın mutlak iradesine dayandırır; bu irade, diğer olasılıklar arasından bu mümkün olan şekli seçmiştir. Bu çalışma, bu âlemdeki düzen ve tertip, onu çevreleyen ilahi inayet ve kötülüğün ihtiyaç doğrultusunda açıklanması gibi unsurların, bu âlemin mümkün olan en mükemmel şekilde yaratıldığı sonucuna varmıştır. Anahtar Kelimeler: İslam Felsefesi, lemin Mükemmelliği, İdealizm ve Realizm, İlahi Adalet

Sohiab Ahmad Mohammad Ghuzlan
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Tanrı'nın bir'liğinin temellendirilmesi

Doğru bir Tanrı tasavvuruna sahip olmak, en az, Tanrı'nın varlığı meselesi kadar önem arz etmektedir. Bu bağlamda, birden fazla Tanrı'nın varlığının mümkün olup olmadığının belirlenmesi, doğru bir Tanrı kavramına sahip olmada kaçınılmaz bir gerekliliktir. Giriş bölümünde; Tanrı'nın bir'liği düşüncesi ile ilişkisi olan bazı Tanrı tasavvurlarına, konunun epistemik zeminine, anlam ve kapsamına değindim. Birinci bölümde Tanrı'nın bir'liğine dair mükemmellik, zorunluluk, ilahi basitlik ve bireyleşim gibi kavramlardan hareket eden a priori gerekçe ve delilleri inceledim. Bu bölümde Tanrı'yı en temelde "mükemmel varlık" olarak gören felsefi perspektifin, Tanrı'nın bir'liğini temellendirmede sağlam bir metodik ve epistemik zemin sağladığını ileri sürdüm. İkinci bölümde ise ağırlıklı olarak; Tanrı'nın nedensel gücünden, fiillerinden, evrenden ve kontenjan varlıklardan hareket eden, kozmolojik/teleolojik karakteri daha belirgin olan a posteriori gerekçe ve delilleri inceledim. Bu delillerin a priori sezgilerle yakınlığını ve ilişkisini belirlemeye çalıştım. Her bir delil ve başlık altında, monoteizm veya politeizm lehinde ileri sürülen gerekçeleri birlikte değerlendirdim. Sonuç olarak, politeizmin felsefi açıdan savunulabilir olmadığını, ayrıca, bu sonucun kontenjan değil zorunlu ve kavramsal bir doğru olduğunu ileri sürdüm.

Din felsefesiTanrıTanrı anlayışı+6
Yusuf Duman
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Gazzâlî'nin ahlâk felsefesinde hikmet erdemi

Hikmet, düşünce tarihi içinde her dönem üzerinde durulan kavramlardan biridir. İslam düşünce tarihinde hikmet kavramı, kelam, tefsir, hadis ve fıkıh ilmi disiplinlerinde incelenen bir kavramdır. Bir başka yönüyle hikmet, ahlâk felsefesinde temel erdemlerden biridir. İslam ahlâk felsefesi düşünce geleneğinde hikmet kavramı düşünürlerce temel erdemlerden biri olarak ele alınıp değerlendirilmiştir. Bundan dolayı araştırmamızda ilk olarak hikmetin tanımları, içeriği, kısımları ve Gazzâlî öncesi ve sonrası düşünürlerin hikmete bakışları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın esas konusu Gazzâlî'nin ahlâk felsefesinde hikmet erdemidir. Bu çerçevede Gazzâlî'nin düşünce sisteminde hikmet erdeminin yeri ve önemi izah edilmeye çalışılmış, Gazzâlî'ye kadar gelen tarihsel süreçte hikmet erdemi konusunda düşünürlerce ortaya konulan anlayışlara değinilerek Gazzâlî'nin hikmet erdemine bakışı incelenmiştir. Tüm bunların hepsi bir arada değerlendirilerek Gazzâlî öncesi ve sonrası karşılaştırmalı olarak ele alınmış, böylece Gazzâlî düşüncesinde hikmet erdeminin yeri, önemi ve kapsamı ortaya konarak temel erdemlerden biri olarak hikmet erdeminin tarihsel süreçteki seyri aydınlatılmaya çalışılmıştır. Gazzâlî'nin ahlâk felsefesinde hikmet kavramına yüklediği anlam tarihsel çerçevede bilgi birikimleri göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi gereken bir konudur. Bu bağlamda Gazzâlî'den önceki düşünürler genelde hikmet erdemini doğrudan aklın dengeli kullanımıyla ilişkilendirmişler ve hikmet erdemini akıl zemininde ele alarak açıklamışlardır. Bu anlamda Gazzâlî, geleneği kendi sistemine uyarlayarak bu akli zemine manevi boyutlar kazandırmıştır. Bundan dolayı Gazzâlî'nin ahlâk felsefesinde hikmet erdemi, başat erdemlerden biridir ve ahlâklı olmada çok önemlidir. Gazzâlî aklı ön planda tutmakla birlikte mantık, marifetullah, tefekkür gibi kavramlarla ilişkilendirerek açıkladığı hikmet erdemi, onun ahlâk felsefesinde bütüncül bakış açısıyla değerlendirilmesi gereken geniş bir anlam boyutuna sahip bir kavramdır. Bu bütüncül bakış açısının bir sonucu olarak da kendisinden sonraki ahlâk anlayışlarını etkilemiştir.

Ahlak felsefesi
Sümeyye Yaz
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaöğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi programının öğretmen görüşlerine göre değerlendirilmesi

Eğitim; dini, ahlaki, kültürel değerlerin sonraki nesillere aktarılabilmesi açısından insan hayatında vazgeçilmez bir unsurdur. Eğitimin görevi toplum içerisindeki bireylerin her yönden yetiştirilmesini ve geliştirilmesini sağlamaktır. Bu nedenle değişen hayat şartları eğitim sürecinde yer alan ders programlarının günümüz ihtiyaçlarına cevap verebilmesini gerekli kılmaktadır. Araştırmanın amacı, öğretmenlerin güncellenen ortaöğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi programı hakkındaki görüşlerinin incelenmesidir. Araştırma İstanbul ilinin Anadolu ve Avrupa yakalarında yer alan toplam 49 lisesinde yürütülmüştür. Araştırmaya 84'ü kadın 38'i erkek olmak üzere toplam 122 DKAB öğretmeni katılım sağlamıştır. Ziyaret edilen liselerde toplam 5 bölümden oluşan anket formu DKAB öğretmenleri tarafından cevaplanmıştır. Araştırma verilerinin çözümlemesi için SPSS programından yararlanılarak Cronbach Alpha, yüzde ve frekans analizleri yapılmıştır. Elde edilen verilerin analizlerine göre uygulanmakta olan ortaöğretim DKAB programı ile ilgili öğretmenlerin farklı görüşlere sahip olduğu gözlemlenmiştir. Öğretmenlerin cevaplarına göre programın hedefleri ve içerikleri öğrencilerin düzeylerine göre hazırlanmıştır. Programda yer alan ölçme ve değerlendirme etkinliklerinin öğrencinin bilişsel ve duyuşsal alan düzeyini ölçmede yeterli olduğu belirtilmiştir. Bunun yanı sıra ders konuları öğrencilerin ilgisini çekecek ve dini konularda ihtiyaçlarına cevap verebilecek tarzda hazırlanmadığı görüşü ortaya çıkmıştır. Katılım sağlayan öğretmenlerin DKAB dersi programının büyük oranda yeniden yapılandırılması gerektiği görüşüne ulaşılmıştır.

Melike Tuzcu
Trakya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kur'ân'ı Kerim ve Kutsal Kitab'a göre Hz. Adem

Semavi dinler bağlamında ilk insan olarak kabul edilen Hz. Adem, birçok araştırmacı, alim, düşünür tarafından geçmişten günümüze üzerinde durulan, araştırılan bir konu ola-gelmiştir. Her biri Kur'ân'ı Kerim ve Kutsal Kitap'ta yer alan bilgilerden hareketle kendilerine bir Hz. Adem portresi çizmiştir. Müslümanlar, Hırıstiyanlar ve Yahudiler nasıl ki ilk insan, insanların atası bağlamında konuyu araştırmışlarsa diğer din ve inançlara mensup araştırmacılar da ilk insan konusuna kendi kutsal kitap ve inançlarından yola çıkarak açıklamalar getirmişlerdir. Çalışma, semavi dinler bağlamında değerlendirildiği için, konu ile ilgili Kutsal Kitap (Kitâb-ı Mukaddes) ve Kur'ân'ı Kerim'de yer alan bilgiler ışığında ilk insan olan Hz. Adem ve ona verilen "dil yeteneği" mukayese edilerek, ele alınmıştır. Çalışma bir giriş ve iki bölümden müteşekkildir. İlk bölümde Hz. Adem ile ilgili olarak Kutsal Kitap'ta yer alan anlatımlar ve bunlar ile ilgili yapılan yorumlar esas alınmıştır. Kur'ân'ı Kerim'de yer alan ayetlere ve yorumlarına ise öz olarak yer verilerek mukayesesi yapılmış, yer yer de diğer din ve inançlardaki yorumlara başvurulmuştur. Ele alınan konular şunlardır: Kutsal Kitap'ın neliği, dünyanın yaratılışı ve insanın yaratılış amacı, Hz. Adem'in ve Havva'nın yaratılışı, Hz. Adem'in çocukları olan Kabil ile Habil ve Şit, Aden cenneti, Hz. Adem ve eşinin cennetten kovulma serüveni ile; Kutsal Kitap'ın Tora, Matta, Markos, Luka ve Yuhanna kitaplarında "İsim Verme" ile ilgili durumlar. İkinci bölümde ise Kur'ân'ı Kerim'de Hz. Adem ile ilgili ayetler ve bu çerçevede yapılan yorumlar esas alınıp, o konular ile ilgili Kutsal Kitap'taki bilgilere kısaca yer verilerek mukayese yapılmaya çalışılmıştır. Diğer din ve inançlara da kısmen yer verilmiştir. Ele alınan konular şunlardır: Kur'ân kıssaları, Hz. Adem kıssası, evrenin yaratılışı, Hz. Adem'in yaratılışı, yeryüzüne halife tayini, Hz. Adem'e öğretilen isimler ve lisan ilişkisi, Hz. Adem'e öğretilen isimlerin mahiyeti (ta'lîmu'l-esmâ), cennetin neliği, Adem'in dünya sürgünü, yasak ağaç ve Hz. Adem'in ailesi.

Hasan Hüseyin Kuru
Trakya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İslam ahlak düşüncesi geleneği ve Necip Fazıl Kısakürek'in ideal gençlik tasavvuru

Kur'ân ve Sünnet'te ahlak, iman esasları gibi üzerinde ısrarla durulan bir meseledir. İslam dünyasında toplumsal değişimlere paralel biçimde kaleme alınan ahlak/âdâb eserleri, zühd ve nasihat risalelerinden fütüvvetnâmelere ve özellikle felsefî ahlak düşüncesi alanında yazılan eserlerle, müstakil bir İslam ahlak düşüncesi geleneği teşekkül etmiştir. Erken dönemden klasik çağa uzanan çizgide bu gelenek, ahlakın hem bireysel tekâmül hem de toplumsal düzen açısından kurucu rolünü görünür kılar; kavramsal sürekliliği tarihî esneklikle birleştirir. Niyet, ihlâs ve takvâ ile erdem dörtlemesi (hikmet, adalet, iffet, şecâat) etrafında örülen fazilet mimarisi, kalbin ıslâhını, nefis terbiyesini, âdâb-ı muâşereti ve içtimaî adaleti öne çıkarır. Bu gelenek, tevhîd eksenli bir hayat tasavvurunu esas alırken bireysel arınma ile toplumsal sorumluluğu birlikte gözeten, ölçülü, tutarlı ve eyleme açık ilkeler üretir; böylece değişen zamanlarda ahlakın amaçları ile vasıtaları arasında devamlılık sağlar ve şahsiyet inşasını merkeze alır. Modern çağda, özellikle Türkiye Cumhuriyeti döneminde, bu zeminle irtibatlı güncel bir yorum olarak Necip Fazıl Kısakürek'in "ideal gençlik" tasavvuru öne çıkar: tevhîd bilinci, ihlâs–takvâ dengesi, peygamberî örnekliğe ittibâ, adalet ve cesaretle desteklenen sorumluluk, tecdîd–ıslâh ufku ve kalp–akıl–eylem bütünlüğü onda "aksiyon ahlakı"na dönüşür. Böylece Kur'ân–Sünnet ahlakı, klasik fazilet kavramları ve Necip Fazıl'ın ideali arasında içerik bütünlüğü ve sistematik bir çerçeve kurulmuş olur. Anahtar Sözcükler: İslam, Ahlak, Felsefî Ahlak, Necip F. Kısakürek, Faziletler, Gençlik.

Ahlak felsefesiDin felsefesiİslam felsefesi
Nurbanu Gümüş
Trakya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Epikür'ün kavram teorisi ve eleştirileri

Bu tez, Helenistik Dönem filozoflarından Epikür'ün atomcu varlık anlayışı ile oluşturduğu kavram (prolepsis) teorisinin nasıl kurgulandığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda Epikür'ün kavram teorisine dair görüşleri incelenmiş, Platon'un verili kavram anlayışı ve Aristoteles'in soyutlamacı kavram anlayışlarından farkı belirtilmiştir. Tez giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın amacı, konusu, kapsamı, özgünlüğü ve metodu değerlendirilmiş ve kavram çalışmasına dair birincil kaynaklara işaret edilmiştir. Tezin birinci bölümünde "kavram nedir?" sorusuna cevap aranmış ve prolepsisin Epikür'ün epistemolojisindeki işlevi belirtilmiştir. Daha sonra filozofun ontolojisinin temelini oluşturan basit, bileşik ve latif-naif tözlere yer verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde Epikür'de duyum ve imgenin konumuna değinilmiş ve doğrudan duyuma konu olanları kavramlaştırma, çıkarım yöntemiyle kavram oluşturma ve insan doğasının temizliğine göre kavram oluşturma yöntemleri ele alınmıştır. Tezin üçüncü ve son bölümünde ise Epikür'ün kavram anlayışına yönelik Tanrı kavramı üzerinden Stoacı ve Sextus Empiricus eleştirilerine, Sextus Empiricus'un eleştirilerine ve modern eleştirilere yer verilmiştir. Sonuç olarak kavram teorisi bağlamında Epikür'ün Platon ve Aristoteles'ten farklı bir zemini belirginleştirdiği, dolayısıyla mezkur teoriyle düşünce dünyasına yeni bir bakış açısı kazandırdığı söylenebilir.

Bilgi felsefesiFelsefi kavramlarStoic felsefe
Zehra Rüveyda Aslan
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Diyanet TV çizgi filmlerinin din eğitimi açısından incelenmesi

Bu çalışmanın konusu, Diyanet TV çizgi filmlerindeki sözel ifadelerin din eğitimi açısından incelenmesidir. Çalışmada, Diyanet TV çizgi filmlerinin dinî unsur içerip içermediğini ve çizgi filmlerde hangi dinî tasavvurların gelişimine öncelik verildiğini incelemek amaçlanmaktadır. Araştırmada, nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi kullanılmıştır. Veri analizinde ise, içerik analizine başvurulmuştur. Youtube Diyanet Çocuk Kanalında sırasıyla en çok izlenen 5 çizgi film olan "Harfler Köyü", "Hümeyra", "Yusuf'un Dünyası", "Şeker Hoca" ve "Dedemin Öyküleri" çizgi filmleri araştırmaya dâhil edilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre; tüm çizgi filmlerde toplamda en çok unsur "Diğer" kategorisinde tespit edilmiştir. Çizgi filmlerde Melek ve Kader kategorilerine ilişkin unsura rastlanılmamıştır. Toplamda en çok unsur bulunduran çizgi film, Yusuf'un Dünyası'dır. Çizgi filmlerde, çocukların dinî gelişimini destekleyecek pek çok kelime basit ve anlaşılır bir biçimde açıklanmıştır. Ayrıca abdest, namaz ve oruç ibadeti ile ilgili birçok içerik bulunmaktadır. Buna karşın, çizgi filmlerde Kelime-i Şehâdet, Zekât ve Hac için herhangi bir unsura yer verilmemesi eksiklik olarak değerlendirilmiştir. Yine Kitap kategorisine ilişkin unsurların yetersiz olduğunu ve çocuklara Kutsal Kitabın ilahiliğini ve önemini anlatacak bir mahiyete sahip olmadığını söylemek mümkündür. Bir diğer eksiklik ise; vatan ve millet temasının neredeyse hiç işlenmemiş olmasıdır. Çizgi filmlerde Allah lafzının sıkça kullanılması, bilgi yüklü anlatımlar yerine peygamberlerin hayatlarından öyküler anlatılması, bayram ve özel günlerin sevinç ve mutluluk temalarıyla işlenmesi ve cami sevgisinin konu edilmesi çocukların dinî gelişimi açısından faydalı bulunmuştur. Yusuf'un Dünyası'nda günah ve ölüm/öldürmek; Şeker Hoca çizgi filminde günah ve haram kelimelerinin kullanılması, çocukların din eğitimi açısından kötü olabileceği sonucuna varılmıştır.

Din eğitimiDini gelişimDiyanet İşleri Başkanlığı+2
Aslı Topuz
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ayn Rand'ın objektivist etiği ile postmodern ahlakın Tanrısal buyruklar açısından mukayesesi

Ayn Rand'ın objektivist etiğine göre bireyin amacı, kendi değerlerini rasyonel şekilde üretip hayatını bu değerler doğrultusunda yaşamaktır. Rand'a göre birey, bu değerleri ancak objektivist etiğe bağlı kalarak üretebilir ve iyi bir hayat sürebilir. Postmodern ahlak düşüncesinde, genel olarak var olana ve evrensel kabul edilen normlara şüpheyle bakılması gerektiği temel alınır. Bu bakımdan postmodern ahlak anlayışları göreceliğe ve çoğulcu anlayışlara dayanır. Bu tez çalışmasının konusu, Rand'ın objektivist etiği ile postmodern ahlak anlayışlarının temel görüşlerinin açıklanması ve aralarındaki farklılıkların belirlenmesidir. Bunun yanında her iki yaklaşımın Tanrı buyruğuna dayalı ahlaki öğretilerle ilişkisi de incelenmiştir. Tezimizin amacı günümüzün etkin liberal, kapitalist ahlakının teorisyenlerinden sayılan Rand'ın görüşleriyle postmodern ahlak anlayışlarını açıklayarak bireyciliği ve göreceliğe yönelen günümüz ahlak anlayışlarının sebeplerini anlamak ve Tanrı buyruğuna dayalı, dini ahlaklara bakışlarını ortaya koymaktır. Böylelikle Tanrı buyruğuna dayalı ahlaktan uzaklaşan günümüz bireylerinin ahlaki yönelimleri ve bu ahlaki bakış açılarıyla ortaya çıkan sorunların altında yatan gerekçelerin anlaşılması hedeflenmiştir. Postmodernizm, yapısı gereği farklı görüşleri içerdiği için çalışmamızda postmodern ahlak anlayışını açıklarken Friedrich Nietzsche, Michel Foulcult, Gilles Deleuze - Felix Guattari ikilisi, Jacques Derrida, Jean F. Lyotard, ve Zygmunt Bauman'ın görüşlerine, postmodern ahlakı anlamaya yaptıkları katkılar bağlamında yer verilmiştir. Çalışmamızda öncelikle düşünürlerin birinci el eserleri kullanılmış, sonrasında onların görüşleri üzerine yapılan çalışmalar incelenmiştir. Böylece düşünürlerin görüşlerinin ortaya konulması, benzerlik ve ayrıldıkları yönler bakımında karşılaştırılması yapılmaya çalışılmıştır. Bu ölçüde Tanrı buyruğuna dayalı ahlaki değerler, objektivist etikte bireyin rasyonel çıkarlarına zarar verdiği gerekçesiyle reddedilirken, postmodern ahlak anlayışı bu buyrukları evrensel hakikat iddiaları taşıdığı için sorgulanabilir ve çoğulcu bir çerçevede ele alır. Her iki yaklaşım da bireysel özgürlüğe farklı bakış açılarından önem atfeder.

Ahlak felsefesiBencillikDin felsefesi+7
Volkan Aktaş
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Sosyolojik açıdan salgın hastalıklar: Salgın hastalıklarla başa çıkmada dinin rolü ve fonksiyonları

İnsanoğlu, yaşamı boyunca dine yönelme ihtiyacı duymuştur. İnsana acizliğini gösterip onu bir dine inanmaya sevk eden dış etkenler arasında kıtlıklar, depremler, savaşlar ve salgın hastalıklar sayılabilir. Bu tarz durumlarda insan kurtuluşa ermek amacıyla doğaüstü bir güce yönelmektedir. Bunu da ağırlıklı olarak dini başa çıkma argümanları vasıtasıyla gerçekleştirmektedir. Salgın, deprem, kıtlık vb. doğal afetlerin bıraktığı tahribat özellikle sosyal kırılganlığı yüksek olan engelliler, yaşlılar, çocuklar, kadınlar ve yoksullar üzerinde hissedilmektedir. Bilimin yetersiz kaldığı durumlarda insanlar Tanrı merkezli çözüm arayışına başvurmaktadır. Bu bağlamda dua, kader, sabır, şükür, geleneksel tedavi uygulamaları gibi dini başa çıkma motifleri öne çıkmaktadır. Bu motifler zorlu olaylar sonucunda oluşan stres, kaygı ve depresif davranışları en aza indirgemektedir. Bu çalışma esas olarak İslamiyet ve diğer dinlerdeki dini başa çıkma vasıtalarını salgın hastalıklar bağlamında ele almaktadır. Araştırma ayrıca salgın hastalıkların demografik, iktisadi, psikolojik, politik, dini, sosyolojik etkilerini bilimsel tahlillerle analiz etmektedir.

Selameddin Baysal
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Günümüzde Orta Doğu ve Doğu dinlerinin dini ritüellerinde cinsiyet rolleri

İnsan hayatında dinin önemli bir yeri olduğu yadsınamayacak bir gerçektir. Dinî inanç ve ritüellerin özelde kişileri, genelde ise toplumu canlı tuttuğu, yaratıcı ile olan ilişkilerde süreklilik sağladığı bilinmektedir. Ayrıca din, insan hayatına çeşitli inanç ve ritüeller ile karışarak bireyin kendisi ve çevresiyle barışık anlamlı bir hayat yaşamasına imkân vermekte; ümitsizliğe ve manevî bir boşluğa düşmesini engellemektedir. Bu açıdan dinî ritüeller kişilerin duygu, düşünce ve davranışlarına da yön vermektedir. Tarih sahnesinde yerini almış toplumlar ve dinler incelendiği zaman birçok alanda olduğu gibi dinlere ait ritüellerde de kadın ve erkek arasında uygulama veya sorumluluk farklılıklarının olduğu gözlemlenmektedir. Bu çalışmada günümüzde Orta Doğu ve Doğu dinlerinde ritüeller açısından cinsiyet rolleri ele alınmıştır. Araştırmanın amacı bu dinlere ait ritüellerde kadın ve erkek ayrımı ile bunlara ait rolleri ortaya koymaktır. Çalışma, giriş, iki araştırma bölümü ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş bölümünde konunun önemi, amacı, metodu ve kaynaklarına ek olarak tez konusunu oluşturan cinsiyet açıklanarak kadın ve erkek konuları ele alınmış, ritüel ile ibadet hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Orta Doğu dinleri olan Sâbiîlik, Mecûsîlik, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet'e ait ritüellerde cinsiyet rollerine değinilmiştir. Araştırmanın İkinci bölümünde ise Doğu dinleri olan Hinduizm, Budizm, Caynizm, Sihizm, Konfüçyanizm, Şintoizm ve Taoizm'in dini ritüellerinde cinsiyet rolleri ele alınmış ve çalışmanın sonunda tespit edilen bulgu, yorum ve ulaşılan sonuçlara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler; Din, Ritüel, Cinsiyet, Kadın, Erkek.

BudizmDin sosyolojisiDinler tarihi+7
Hüseyin Çelik
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Dindarlık, benlik saygısı, yaşam doyumu arasındaki ilişki üzerine bir araştırma: Süleyman Demirel Üniversitesi örneği

Çalışma Süleyman Demirel Üniversitesi'nde eğitim alan lisans öğrencileri ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya 183 erkek 345 kadın olmak üzere 528 kişi katılmıştır. Araştırma 2023-2024 eğitim öğretim yılı içerisinde tamamlanmıştır. Çalışmada dindarlık, benlik saygısı ve yaşam doyumu arasındaki ilişki ele alınmıştır. Çalışmada dindarlığın alt boyutlarından prososyal dindarlık ile yaşam doyumu arasında anlamlı pozitif, benlik saygısı ile yaşam doyumu arasında yine anlamlı pozitif ilişki bulunmuştur. Yapısal eşitlik modelinde dindarlık alt boyutlarından Allah ile kurulan ilişki ile benlik saygısı ve yaşam doyumu arasında bir ilişki olmadığı görülmüştür. Yine dindarlığın prosoyal dindarlık alt boyutu ile benlik saygısı arasında bir ilişki olmadığı çalışmada elde edilen diğer bir bulgudur. Çalışmada ayrıca değişkenler arasındaki ilişki cinsiyete göre de irdelenmiş olup kadın katılımcıların sonuçlarının model ile uyumlu olduğu, buna karşın erkek katılımcıların kadınlardan farklı olarak dindarlığın güç ve güven kaynağı olarak Tanrı ile ilişki alt boyutunun benlik saygısını negatif yönde anlamlı etkilediği tespit edilmiştir. Son olarak kadın katılımcılarda dindarlığın her iki alt boyutunun da erkek katılımcılardan daha güçlü olduğu, katılımcıların kendi öz dindarlık düzeyi algıları ile ölçülen dindarlık düzeyleri arasında anlamlı pozitif bir ilişki olduğu, katılımcılar arasında en çok yaşam doyumunun kendisini çok dindar olarak görenler içinde ölçüldüğü, benlik saygısı ile katılımcıların göreli dindarlık düzeyleri arasında ise anlamlı bir ilişki olmadığı çalışmada elde edilen diğer bulgulardır.

DinDin algısıDin psikolojisi
Ayşe Betül Eser
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

John R. Searle'ün bilinç kuramında kendilik problemi

Bu çalışmada John R. Searle'ün Bilinç Kuramı üzerinden "Kendilik Problemi" ele alınmıştır. John Searle'ün bilinç kuramının diğer bilinç kuramlarından ayıran nokta, onun bilinci biyolojik bir yapı olarak değerlendirmesidir. Searle'ün biyolojik doğalcılık olarak adlandırdığı bu yaklaşım şekli, düalist ve monist yaklaşım şekillerinden ayrı bir tavır ortaya koymasına neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı Searle'ün bilinç kuramı doğrultusunda ortaya koymuş olduğu kendilik fikrinin felsefi zeminini tespit ederek diğer kuramlardan farklılaştığı noktaları ortaya koymaktır. Bu bağlamda tarihsel süreç içerisinde Antik Yunan düşüncesine kadar götürebileceğimiz çalışmalar, on yedinci yüzyılda Descartes'in sistemli bir biçimde ele almasıyla şekillenmeye başlamıştır. Ardından gelen birçok önemli filozof karşıt veya aynı zeminde konuyu tartışmaya devam etmiştir. Çağdaş bir filozof olan Searle ise bilinç kuramını şekillendirirken bu alanın oluşmasında ve gelişmesinde katkı sağlayan düşünürlerin bilinç ve kendilik hakkında ortaya koydukları görüşlerini dikkate alarak çeşitli argümanlar geliştirmiştir. Searle: Descartes, Hume, Kant, Locke ve çağdaş filozoflardan Dennett, Chruchland, Nagel ve daha birçok filozofun görüşlerini değerlendirmektedir. Bu görüşlerden hareketle düalizm ve monizm eleştirisi yapan Searle'ün, bilinç ve kendilik problemi ele alınacak ve geleneksel anlayışın dışında biyolojik doğalcılık doğrultusunda geliştirmiş olduğu düşünce ele alınacaktır. Anahtar Kelimeler: Searle, Bilinç, Kendilik Bilinci, Öznellik, Beden, Ruh, Biyolojik Doğalcılık, Dualizm, Monizm.

Şulenur Demirbilek
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi (4–8. sınıflar) öğretim programında hikâye etkinlikleri

Eğitim programının güncellenmesi aşamasında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi programı da geliştirilmiştir. Bu programla öğrenme-öğretme sürecinde öğrencilerin kazanmaları amaçlanan bilgi, beceri, tutum, değer ve davranışlarda, öğrenciyi merkeze alan öğrenme yaklaşımının etkin olması hedeflenmiştir. Etkinlikler öğrencilere bilgilerin düzenli bir şekilde verilmesinde, öğrendiklerinin tekrarlanmasında, zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimlerinin sağlanmasında önemli rol oynamaktadır. Ancak genelde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi kitaplarındaki etkinliklerin ve özelde de hikâye etkinliklerinin yeterli olmadığını düşünmekteyiz. Bu nedenle kazanımların gerçekleşmesine katkı sağlayacak olan etkinliklerden hikâye etkinliğini araştırma konusu olarak belirledik. Dünden bugüne, İslami ilkeleri yaşatmak, dini ilkeleri akılda tutmak ve hayata uyumunu kolaylaştırmak amacıyla din eğitiminde hikâye anlatma tekniklerinden yararlanılmaktadır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de hikâye anlatımına sıkça yer verilmiştir. Çünkü hikâye anlatımı insanın öğüt almasını, hayal kurmasını ve düşünmesini sağlayan önemli bir öğretim metodudur. Bu düşünceden hareketle ilkokul 4. sınıf Din ve Temizlik ünitesinin içerik ve kazanımlarını incelemeye aldık. Öğretim programındaki ünite için belirlenen kazanımların hikâyelerle ne ölçüde gerçekleşebileceğini tespit etmeye çalıştık. 4. sınıf Din ve Temizlik ünitesinin bütün kazanımlarının gerçekleşmesi için uygun örnek hikâyeler ile 5. sınıftan 8. sınıfa kadar ibadet alanı ünitelerinin kazanımlarına uygun birer örnek hikâye bularak bir plan çerçevesinde ders esnasında uygulanmasını örneklendirmeye gayret gösterdik. Çalışmanın sonuçlarının Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğretmenlerine rehberlik yaparak katkı sağlayabileceği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Din Eğitimi, DKAB Dersi, Öğretim Programı, Hikâye, Kazanım.

Din eğitimiDin eğitimi kurumlarıDin kültürü ve ahlak bilgisi dersi+2
Ahmet Gençtürk
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İlkokul ve ortaokul öğrencilerinin informal eğitimde edindiği yanlış dini öğrenmelerin dkab öğretim programı bağlamında incelenmesine ilişkin bir durum çalışması

Bu araştırmanın amacı ilkokul ve ortaokulda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi eğitimi alan 4, 5, 6, 7 ve 8. sınıf öğrencilerinin okul dışındaki informal ortamlarda edindikleri yanlış dini bilgilerinin ortaya çıkartılmasıdır. Araştırmanın konusu DKAB öğretim programı çerçevesinde sınırlandırılmıştır. Yanlış dini öğrenmelerin tespiti için nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden durum çalışması seçilmiştir. Araştırmanın çalışma grubu maksimum çeşitlilik örneklemesi ile belirlenmiştir ve Uşak il merkezi ve ilçelerinde öğrenim gören resmi ilkokul ve ortaokulların farklı yerleşim birimlerindeki ve sınıflardaki öğrenciler oluşturmaktadır. Araştırma verileri yarı yapılandırılmış görüşme formu ile elde edilmiştir. Elde edilen veriler betimsel analiz ile çözümlenmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlar inanç, ibadet, ahlak, Hz. Muhammed, din ve kültür konu başlıkları altında incelenmiştir. Araştırmadaki tespitlere göre öğrencilerin en çok inanç ve ibadet konularında yanlış bilgilerinin olduğu görülmüştür. Allah'ın gökyüzünde yaşaması, meleklerin cinsiyetinin kız olması, Hz. Muhammed'in Kâbe' nin sahibi olması, duanın sadece camide yapılması, cinlerin hepsinin kötü olması, şeytanın kırmızı renkli boynuzlu bir varlık olması, zekâtın zorunlu bir ibadet olmadığı, organ bağışının günah olduğu gibi birçok yanlış öğrenmelerin olduğu tespit edilmiştir. Yanlış bilgilerin kaynaklarının ise aile, çevre, arkadaş ortamı, internet, TV, sosyal medya gibi kitle iletişim araçları olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğrencilerin birçoğunun da dini konularda kendi tahminlerine göre fikirler ürettikleri ve bunu doğru zannettikleri tespit edilmiştir. Öğrencilerin yanlış bilgilerinin düzeltilmesi noktasında DKAB dersinin gerekli olduğu sonucuna varılmıştır.

Habibe Gökmen
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

İntihar olgusunun din ve toplumla ilişkisi üzerine uygulamalı bir araştırma: Batı Akdeniz Bölgesi örneği

İntihar, tarihsel süreçte hemen her toplumda görülen, gerçekleşme şekli bakımından bireysel bir olay; sebep ve sonuçları açısından ise toplumsal bir olgu olması nedeniyle kadim bir geçmişe sahiptir. Tarihsel süreç içerisinde intihara çok farklı anlamlar yüklenildiği gibi onu anlama ve açıklamaya yönelik farklı teorilerin ileri sürüldüğü görülmektedir. İntiharın çok geniş kavramsal yapısı ve çalışma alanına sahip olması, onun tek bir boyutla açıklanamayacağını göstermektedir. İntihar ile ilgili literatürde pek çok çalışma olmakla birlikte, yapılan bu çalışmaların büyük çoğunluğunda intiharın bireysel yönü üzerinde durulmuştur. Dolayısıyla, çalışmada intiharın toplumsal boyutu açıklanmaya çalışılmıştır. Bu araştırma, Batı Akdeniz Bölgesi'nde yer alan Antalya, Isparta ve Burdur illerinde yaşayanların intiharla ilgili tutum düzeyleri üzerinde olgusal kimliklerin etkisini ve dini tutum, hayatın anlam ve amacı, çalışma hayatı memnuniyeti düzeylerini incelemeyi amaçlamaktadır. Örneklem grubunu Antalya, Isparta ve Burdur il merkezlerinde yaşayan, 18 yaş ve üzeri 446 kadın, 572 erkek olmak üzere toplam 1018 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmada, "İntihara Yönelik Tutumlar", "Dini Tutum", "Hayatın Anlam ve Amacı" ve "Çalışma Hayatı Memnuniyeti" ölçekleri uygulanarak elde edilen veriler SPSS 26.0 programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda Batı Akdeniz Bölgesi'nde yaşayanların intihara yönelik tutumları üzerinde olgusal kimliklerinin anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği görülmüştür. Aynı zamanda uygulanan analizler sonucunda Batı Akdeniz Bölgesi'nde yaşayanların dindarlık, hayatın anlam ve amacı, çalışma hayatı memnuniyeti düzeyleri üzerinde sosyo-demografik değişkenler açısından anlamlı farklılıkların olduğu tespit edilmiştir. Son olarak, intihara yönelik tutumlar ile dini tutum alt boyutları, hayatın anlam ve amacı alt boyutları, çalışma hayatı memnuniyeti alt boyutları arasında pozitif/negatif yönde, farklı düzeylerde anlamlı/anlamsız ilişkilerin olduğu belirlenmiştir.

Batı Akdeniz bölgesiDinToplum+2
Uğur Korkmaz
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İlahiyat Fakültesi öğrencilerinde sosyal medya kullanım amaçları ve kişilik özellikleri ile ahlaki olgunluk arasındaki ilişki üzerine bir araştırma: SDÜ İlahiyat Fakültesi örneği

Bu araştırmanın, temel amacı, ilahiyat öğrencilerinin sosyal medya kullanım amaçlarının ahlaki olgunlukları ve kişilik özellikleri cinsiyet, yaş, öğrenim türü, sınıf ve ekonomik durum gibi sosyo-demografik değişkenler açısından incelenmesini konu almaktadır. Araştırma, dijital etik konusunda bilinçlendirme ve politika geliştirmeye yönelik değerli bilgiler sağlama potansiyeline sahiptir. Çalışmanın örneklemi, Süley-man Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden rastgele seçilen 458 öğrenciden oluşmaktadır. Veri toplama sürecinde, katılımcıların demografik özelliklerinin belir-lenmesinde Kişisel Bilgi Formu, ahlaki olgunluk düzeylerinin ölçülmesinde Ahlaki Olgunluk Ölçeği, sosyal medya kullanım alışkanlıklarının belirlenmesinde Sosyal Medya Kullanım Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler, SPSS istatistik programın-da bağımsız örneklem t testi, anova, pearson korelasyon testi, regresyon analizi, kore-lasyon analizi, normallik ve güvenilirlik testleri gibi çeşitli istatistiksel metotlarla ana-liz edilmiştir. Bu analizler, öğrencilerin sosyal medya kullanımı ve ahlaki olgunluk düzeyleri arasındaki ilişkileri anlamada kritik rol oynamaktadır. Araştırma bulguları, katılımcıların büyük bir çoğunluğunu oluşturan kız öğrencilerin ahlaki olgunluk ölçe-ğinden daha yüksek puanlar elde ettiğini göstermiştir. Ayrıca, öğrenim türüne göre birinci öğretim öğrencileri anket çalışmasına daha fazla katılmış, sınıf düzeyi olarak ise ikinci sınıf öğrencileri örneklem içinde daha yoğun bir şekilde temsil edilmiştir. Yaş gruplarına bakıldığında ise 24 yaş ve üzeri öğrenciler örneklemde baskın bir ço-ğunluğu oluşturmuştur. İstatistiksel analizler, cinsiyet, yaş, ekonomik durum ve öğre-nim türü gibi sosyo-demografik değişkenlerin öğrencilerin sosyal medya kullanım amaçlarıyla anlamlı bir farklılık göstermediğini ortaya koymuştur. Ancak, sınıf düzeyi ile sosyal medya kullanım amaçları arasında belirgin bir ilişki tespit edilmiştir. Bu ana-lizler, özellikle sosyal medya kullanım amaçları ile ahlaki olgunluk düzeyleri arasında pozitif bir korelasyon olduğunu belirlemiştir. Sonuç olarak, bu çalışma, Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde eğitim gören öğrencilerin sosyal medya kullanım amaçlarının ahlaki olgunluk düzeyleri üzerinde pozitif bir etkisi olduğunu ve kadın öğrencilerin ahlaki olgunlukta öne çıktığını göstermektedir. Bu nicel bulgular, eğitimciler ve politika yapıcılar için dijital ortamlarda etik davranışların teşvik edilme-sine yönelik stratejiler geliştirmelerine yardımcı olabilir, aynı zamanda ileriki araştır-malar için bir temel oluşturabilir.

Ali İhsan Demiralay
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İbn-i Sînâ'da tanım eeorisi"

Tanım kuramı mantık disiplininin temel konularından biri olan, epistemolojinin ve ontolojinin esas karakterini teşkil etmektedir. Böylece tanım, bilginin epistemik düzlemde başlangıç noktasında yer alan iki konudan biridir. Mevcut iki konudan ilki kıyas ikincisi ise tanımdır. Bu tez, İslam Mantıkçılarından İbn-i Sînâ'nın felsefe ve mantık anlayışları içerisinde ontolojik ve epistemolojik bakışını yansıtarak tanım teorisini nasıl ele aldığını açıklamayı amaçlamaktadır. Tanım, mantıkçı filozofun mantıksal düzleminde değerlendirildiğinde iki açıdan analiz edilmektedir. Varlığın ilk olarak tespiti ve tasdiki daha sonra ise onun mahiyetine ilişkin ne olduğunun sorgulanmasıdır. Tez giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Tezin giriş bölümünde, araştırmanın amacı, konusu ve kapsamı yer alır. Tezin birinci bölümünde amaç "Tanım nedir?" sorusuna cevap aramak ve tanımın İbn-i Sînâ mantığındaki yerini belirtip tanıma zemin olacak unsurları sorgulamaktır. Bu bağlamda mantıkçı filozof için önem arz eden kavram, mahiyet, önerme ve kıyas gibi başlıkların sırayla tanımla bağlantısına yer verilmektedir. Tezin ikinci bölümünde ise tanım teorisinin İbn-i Sînâ'da nasıl anlaşıldığına ve mevcut hakkında hakiki bilgi elde etmek için yöntemlerin neler olduğuna değinilmektedir. "İbn-i Sînâ'da Tanım Teorisi" başlıklı çalışma Aristoteles ve İbn-i Sînâ merkezli olup, İslam mantıkçılarının tanım ile ilgili meselelere dair görüşlerine yer verilerek problem; epistemolojik, ontolojik ve kavramsal boyutta ele alınıp sınırlandırılmaktadır. Tarihsel süreci takip eden tezde ilk olarak problem tanımlanarak literatür değerlendirilmesi yapılmaktadır. Toplanılan verilerle konu tartışılıp elde edilen bulgular sonuçlandırılmaktadır.

Şifanur Kaya
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Psychology of faith and worship in Ghazali

Ghazali was born in the Iranian city of Tus in 450/1058, his real name is Muhammad b. He is Muhammad. Ghazali, whose dog tag is Abu Hamid, also has the nicknames "Hujjatul-Islam" and "Zaynuddin". A well-known scholar both in the western world and in the Islamic world, Ghazali is a man of science and thought who expresses ideas in many fields from logic to philosophy, from Islamic sciences to psychology, from sociology to law. With the ideas he has expressed and the books he has written, he has influenced the world of thought of many people and has been a source of inspiration for them and expanded their horizons. So much so that Ghazali still continues to have an impact on many more people with his thoughts and works. He was influential in Islamic Psychology as well as in many fields, and made his name among the scholars who laid the foundations of Islamic psychology. He put forward theories by making inferences from the specific to the general, thinking that someone else could also experience the experiences he had. Ghazali is the scholar who made the most systematic explanations and definitions among the early scholars in the field of Islamic psychology. In many of his works, he included the concepts of soul, heart, mind and spirit and discussed them systematically. In his works, he used mind, soul, levels of the soul, heart and soul in the same sense, as well as in different meanings. According to him, the multiplicity of words mentioned does not bring with it the multiplicity of meaning. For this reason, according to him, although the heart, the soul, the levels of the soul and the mind are different words, their meaning is the same. According to Ghazali, very few people can understand the real meaning of these concepts. According to Ghazali, in order to reach the real meaning of these concepts, thinking and deep studies should be done. Ghazali's greatest aim is "marifatullah". In order for a person to reach knowledge of Allah, he must first know himself well. This thought of Ghazali is the product of his experiences. Ghazali expressed many psychological views by blending his own experiential knowledge with divinely sourced knowledge. In this study, Ghazali, who attracted the attention of both the Islamic world and the Western world with his views, while talking about the need for man to know himself, his views on the levels of mind, heart, soul, intellect, soul and soul and the relationship between these concepts are discussed in detail.

Elif Nurdan Gökçe
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Seyyid Ahmet Arvasi'nin din ve toplum görüşleri

Bu araştırmada, din ve toplum ilişkileri konusunda, Seyyid Ahmet Arvasi'nin görüşleri incelenmiştir. Seyyid Ahmet Arvasi için Hıristiyanlığın merkezi konumunda bulunan Batı'da, Orta Çağdaki kilise babalarının, halk üzerinde kurduğu tahakküm düzeninin etkisiyle Batı'nın öncülüğünde birtakım sosyal ve bilimsel dönüşümlerin rüzgarıyla, günümüze kadar etkisini artırarak süregelen ve bugün tüm dünyayı etkisi altına alan sekülerizm ve hedonizm temelli yaşam tarzının, insanlığı giderek din kavramından uzaklaştırması olumsuz bir durumdur. Seyyid Ahmet Arvasi, yerel ve küresel bazda, pek çok dinin ve inanç sisteminin kaynağı olan ve öteden beri Müslümanların çoğunluğu oluşturduğu coğrafyalarda, zamanla gelişen kültür ve medeniyet algısının, şehirleşmenin, yaşam biçiminin, aile yapısının, toplumsal düzenin ve değerler sisteminin, temelde din ve inanç etkisiyle oluştuğunu savunmaktadır. Tarihte birçok medeniyetin geçişine sahne olmuş bu bölgelerdeki Müslüman nüfusun ve tüm dünyadaki Müslümanların birlik ve dayanışma içerisinde olmaları ve din ile olan etkileşimlerini güçlendirerek devam ettirmeleri gerektiği görüşündedir. Seyyid Ahmet Arvasi'ye göre İslam toplumunun yeniden yükselip güçlenmesi, bu değerler ışığında gerçekleştirilecek çağdaş atılımlara bağlıdır. Seyyid Ahmet Arvasi'ye göre her toplum gibi Türk toplumu da farklı tarihsel süreçlerden geçmiş ve buna bağlı olarak farklı kültür ve medeniyet birikimleri edinmiştir. Dolayısıyla farklı toplumlara ait, bilhassa Batı kaynaklı sosyolojik analiz ve çözümlemelerin, Türk toplumuna birebir aktarılmaya çalışılması yanlıştır. Seyyid Ahmet Arvasi, Türklük ve İslamiyet'in birbirine zıt kavramlar olmadığını savunur. Arvasi'ye göre, Türk toplumu, tarihte olduğu gibi İslam'ın ortaya koyduğu prensipler ile birlikte millî değerlerine sarılırsa ve bu hassasiyete sahip genç ve aydın nesilleri yetiştirebilirse yeniden güçlenecek ve başta Türk-İslam coğrafyası olmak üzere tüm insanlığa umut olacak bir medeniyet örneğini ortaya koyabilecektir. Seyyid Ahmet Arvasi, bu doğrultudaki fikirlerini "Türk-İslam Ülküsü" olarak kavramlaştırmış ve idealize etmiştir.

Din sosyolojisiSosyolojiSosyolojik analiz+4
Furkan Ersoy
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinde işbirlikli öğrenme-öğretme yaklaşımının uygulanması (Isparta örneği)

ÖZET Bu araştırmanın temel amacı, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) öğretmenlerinin ve ortaokul öğrencilerinin işbirlikli öğrenme yöntemine dair deneyimlerini derinlemesine analiz etmektir. Araştırma, bu yöntemin DKAB derslerindeki uygulanma potansiyelini, sağladığı katkıları ve uygulama sürecindeki güçlükleri ortaya koymayı hedeflemektedir. İşbirlikli öğrenme; öğrencilerin aktif katılımını, öğrenmeyi anlamlı ve eğlenceli kılmayı, sosyal becerilerin gelişimini ve farklı öğrenme stillerine uyumunu desteklemektedir. Araştırma bulgularıyla da desteklenen yöntemin bu yapısı özellikle DKAB derslerinin yapılandırmacılığa uygun muhtevası, yöntemin tercih edilme nedenleri arasında yer almaktadır. Ancak yöntemin uygulanmasını zorlaştıran etkenler de vardır. Sınav sistemi, müfredat yoğunluğu, ders saati yetersizliği ve kalabalık sınıflar gibi sistemsel ve dış etmenlerle öğrenci isteksizliği ve öğretmenin bilgi, tecrübe eksikliği bu etmenler arasındadır. Araştırmanın yönteminde nitel araştırma desenlerinden durum çalışması yaklaşımı benimsenmiştir. Araştırma, Isparta'da görev yapan 25 DKAB öğretmeni ve Isparta'daki bir ortaokulda öğrenim gören 42 öğrenci ile yürütülmüştür. Veriler, öğretmen ve öğrencilerle yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla toplanmıştır. Toplanan veriler, MAXQDA analiz programı kullanılarak tematik analizden geçirilmiştir. Bulgular, dört ana tema 'öğretmen deneyimleri' ve altı ana tema 'öğrenci deneyimleri' çerçevesinde yapılandırılmıştır. Öğretmen deneyimleri işbirlikli öğrenme yönteminin tanımı, yöntemi uygulama ve uygulamama sebepleri, yöntemin olumlu-olumsuz yönleri ile öğretmen önerilerinden oluşmuştur. Öğrenci deneyimleri ise; yöntemin tanımı, öğrencilere katkısı, yöntemin olumlu-olumsuz yönleri, yönteme dair öğrenci hisleri ve öğrenci önerilerinden müteşekkildir. Öğretmen ve öğrenci deneyimlerinin çok boyutlu olarak betimlendiği araştırmada, işbirlikli öğrenme yönteminin Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli perspektifinde DKAB derslerinde etkin bir şekilde uygulanabilmesi için, öğretmenlere yönelik yeterli eğitim verilmesi ve müfredat ile sınav sisteminin yöntemin felsefesiyle uyumlu hale getirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

DeneyimDin eğitimiÖğrenme+5
Mehmet Yıldırım
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Aristoteles ve John Stuart Mıll'in mantığında ifade ve tartışma özgürlüğü problemi

Özgürlük, tarih boyunca hep arzu edilen, ulaşılmak istenen bir değer olmuştur. İçerisinde birçok farklı türe ayrılsa da üzerinde en çok durulanı, bireysel ve toplumsal faydası dolayısıyla ifade etme ve tartışma özgürlüğüdür. Tezimiz, ifade etme ve tartışma özgürlüğünün, hakikatin açığa çıkartılması noktasındaki katkısı üzerinedir. Çünkü ifade etme ve tartışma özgürlüğü ile düşüncelerin retoriksel olarak ifade edilip, diyalektik bir yöntemle karşı karşıya getirilmesi özellikle sosyal bilimler alanında doğru bilgi elde etme yöntemidir. Hem Aristoteles hem de John Stuart Mill özgür bir toplumsal yönetim biçimi altında, ifade etme ve tartışma özgürlüğü ile hakikatin bilgisinin elde edilebileceğini savunmuşlardır. Onlar kurdukları mantık sisteminde, mutlak kesinliği olan, değişmez nitelikte bir hakikatin bilgisini ortaya koymaya çalışsalar da, özellikle toplumsal ilişkiler, politika, ahlâk gibi konu başlıklarında, her ikisi açısından da bu arzu edilen mutlaklığa ulaşmak pek mümkün olmamıştır. Çünkü sosyal bilimler olarak ifade edilen alanlarda Aristoteles ve John Stuart Mill'in de kabul ettiği gibi, hakikat olarak ifade edilen düşüncelere karşı, muhalif pek çok görüşün ileri sürülmesi söz konusu olabilmektedir. Dolayısıyla bu noktada muhaliflerin görüşlerinin diyalektik bir tartışma ve retorik ile değiştirilip, hakikatin belirlenebilmesi ve bu hakikat üzerinde uzlaşının sağlanabilmesi ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Bu ihtiyacın farkına varan her iki düşünürümüz de, ifade etme ve tartışma özgürlüğü içerisinde diyalektik ve retorik sanatlarını özellikle sosyal bilimlerde hakikati ifade eden bilginin elde edilebilmesi açısından bir yöntem olarak değerlendirmişlerdir.

FelsefeFelsefe tarihiFelsefeciler+2
Ahmet Yörük
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Muhammed Esed'in Kur'ân Mesajı adlı meal-tefsirinde Yahudilik

Bu çalışmada, Muhammed Esed'in Kur'an Mesajı adlı meal-tefsirinde Yahudi inançları, ibadetleri, tarihsel geçmişi ve Yahudilere dair Kur'an'daki karakter tahlilleri merkeze alınmıştır. Esed'in Yahudilikle ilgili bilgilere yaklaşımı analiz edilerek, onun yorumları Dinler Tarihi disiplini, Yahudi kutsal metinleri, Kur'ân-ı Kerîm ve klasik İslâm tefsirleri bağlamında değerlendirilmiştir. Esed'in Yahudilik bağlamındaki değerlendirmeleri ise bireysel geçmişi, gelenekten kopmadan güncelle bağlantılı tarzı, dile olan hâkimiyeti ve Batı kültürünü bilmesi yönüyle özgün bir bakış ortaya koymuştur. Üzeyir kıssası, Tanrı anlayışı, peygamberlere yönelik tutum, seçilmişlik iddiası gibi birçok konuda Esed'in yorumları, klasik müfessirlerle örtüşmekle birlikte farklı ve eleştirel yönler de içermektedir. Yahudi kaynaklarına yaptığı atıflar, Kur'ânî kavramları yeniden inşa ederek farklı tanımlamalar yapması onun tefsirini farklı kılan unsurlardır. Ayrıca şahıs ve olaylara bağlı kalmayıp Kur'ân ayetlerdeki mesajın evrenselliğine vurgu yapan Esed, Yahudi şahsiyetinden ziyade davranış kalıplarına dikkat çekmiştir. Çalışma, Esed'in hayatı ve eserleri, Yahudilik tarihi, Kur'an Mesajı'nda Yahudilerin inançları, ibadetleri, karakteristik özellikleri ve Esed'in Yahudilik yorumu ile klasik İslâm tefsirleri arasında karşılaştırma bölümlerinden oluşmaktadır. Bu çalışmada Kur'an Mesajı eseri ana kaynak olarak ele alınırken, Yahudi kutsal metinleri ve Dinler Tarihi kaynaklarından çokça istifade edilmiştir. Kur'ân-ı Kerîm ve Tevrat açısından değerlendirmeler yapılırken aynı zamanda klasik İslam tefsirleri ile karşılaştırmalı okumalar yapılmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden olan yorumlayıcı metin çözümlemesi ve karşılaştırmalı değerlendirme teknikleri kullanılmıştır.

Mustafa Sakarya
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki Hıristiyan misyonerliğinde Cyrus Hamlin'in yeri

Günümüzde yaklaşık 2 milyar mensubuyla Hıristiyanlık, küresel erişimini başlangıcından itibaren yürüttüğü kapsamlı misyonerlik faaliyetlerine borçludur. Hem Mesihçi Hıristiyanlık anlayışının hem de erken dönem misyonerlik çalışmalarının mimarı olarak kabul edilen Pavlus, ilk yayılışı şekillendiren kilit seyahatler gerçekleştirmiştir. Pavlus dönemini takiben, Roma İmparatorluğu Hıristiyanlığı benimseyerek onu salt bir dinden güç ve kontrol aracı hâline getirmiştir. Bu değişim, Hıristiyanlık içindeki iktidar mücadeleleri ve İslam'ın ortaya çıkışının ardından İslam uluslarına karşı yürütülen çatışmalarla birleşince, misyonların doğasını daha da değiştirmiştir. Nihayetinde, misyonerlik faaliyetleri dini yayma amacının ötesine geçerek sömürgecilik faaliyetlerini kolaylaştıran bir araca dönüşmüş, bu gelişme özellikle Haçlı Seferleri sonrası dönemde belirginleşmiştir. 19. yüzyıl, Hıristiyan misyonerlik çabaları için bir zirve noktası olmuş; bu dönemde Osmanlı Devleti, hem dini hem de jeopolitik önemi nedeniyle "Asya'nın anahtarı" olarak görülmüş ve yoğun misyonerlik faaliyetlerinin başlıca hedefi hâline gelmiştir. Cyrus Hamlin, söz konusu dönemde Amerikalı bir misyoner olarak İstanbul'a gelmiştir. Hamlin'in yaşam öyküsü ve girişimleri, Hıristiyanlığın tarihsel etkisinin ardındaki itici güçlere dair önemli bilgiler sunmaktadır. Bir eğitimci misyoner olarak çalışan Hamlin, çabalarıyla Amerikan Board'un eğitim misyonlarına yaklaşımını önemli ölçüde değiştirmiş ve geç dönem Osmanlı Devleti ile yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ni etkileyen önemli eğitim kurumlarının temelini atmıştır. Anahtar Kelimeler: Misyonerlik, Pavlus, Ermeniler, Cyrus Hamlin, Robert Kolej.

DinDin görevlileriDin öğretimi+4
Merve Şahbaz
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde dindarlıkla akademik başarı düzeyi arasındaki ilişki üzerine bir araştırma: Süleyman Demirel Üniversitesi örneği

Bu çalışmada, üniversite öğrencilerinde dindarlıkla akademik başarı düzeyi arasındaki ilişkinin, üniversite öğrencilerinin akademik başarı düzeylerinin farklı demografik özelliklere ve öğrencilerin dindarlık düzeylerine göre anlamlı düzeyde farklılaşıp farklılaşmadığı araştırılmıştır. Çalışmada, katılımcılara ait demografik değişkenlere dair bilgilerin toplanması için araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu", akademik başarı ve dindarlık düzeylerinin ölçülebilmesi için "Üniversite Öğrencileri İçin Akademik Başarı Envanteri Ölçeği" ve "Münchner Motivasyon Dindarlık Ölçeği" kullanılmıştır. Nicel araştırma yönteminin tercih edildiği araştırmada, değişkenler arası ilişkiyi ortaya koymak maksadıyla "ilişkisel tarama modeli", ortaya konan ilişkiyi açıklamak içinse "betimsel yöntem" tercih edilmiştir. Araştırmanın evreni, Isparta ili Süleyman Demirel Üniversitesi, örneklemi ise Süleyman Demirel Üniversitesi'nde farklı fakültelerde öğrenim görmekte olan üniversite öğrencileridir. Araştırmada, bu evren içerisinden, tesadüfi örnekleme yöntemi ile 333 kadın ve 168 erkek olmak üzere toplam 501 katılımcı seçilmiştir. Çalışma verileri, katılımcılara elektronik ortamda ulaştırılan online anket formları aracılığıyla toplanmıştır. Toplanan veriler, SPSS İstatistiki Analiz Programıyla analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, dindarlıkla akademik başarı arasında anlamlılık düzeyinde bir ilişki olmadığı, kadınların erkeklerden, 20, 21 ve 24 yaş ve üzeri olanların 23 yaşında olanlardan, İlahiyat Fakültesi öğrencilerinin, Eğitim ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakülteleri dışındaki fakülte öğrencilerinden, 1. 2. ve 3. Sınıfların 4. ve 5. Sınıflardan, devlet yurdunda kalanların kiralık ev/apartta kalanlardan, aile gelir durumu orta olanların, aile gelir durumu yüksek olanlardan daha dindar olduğu gözlemlenmiştir. Akademik başarıda cinsiyet, yaş, sınıf, barınma ve aile gelir durumunun anlamlı bir etkiye sahip olmadığı görülmüştür. İnsan ve Toplum Bilimleri ve İletişim Fakültelerinin akademik başarıları ise İlahiyat Fakültesi ve Sağlık Bilimlerinden (Tıp, Eczacılık ve Diş hekimliği) daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır.

Akademik başarıDin psikolojisi
Seyidhan Kalkan
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerin dindarlık düzeyleri ile yaşam doyum düzeyleri ve mental iyi oluş halleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi üzerine bir araştırma

Bu araştırmanın temel gayesi, yetişkin bireylerin dindarlık düzeyleri ile yaşam doyumu düzeyleri ve mental iyi oluş halleri arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Bu gaye doğrultusunda değişkenler arası ilişkiler incelenmiş, sosyo-demografik değişkenler temelinde oluşturulan gruplar arasında farklılaşma olup olmadığı araştırılmıştır. Bu çalışmanın örneklemini, Isparta ilinde yaşayan 18 yaş üstü 301 yetişkin bireyden oluşmaktadır. Veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından kişisel bilgi formu düzenlenmiştir. Dindarlık düzeyleri ile yaşamdan aldıkları doyum ve mental iyi oluş halleri ile ilişkiyi ölçmek üzere; motivasyonel dindarlık ölçeği, yaşam doyum ölçeği ve mental iyi oluş ölçeği uygulanmıştır. Bu bağlamda dindarlık düzeyleri ile yaşam doyumu ve mental iyi oluş halleri arasındaki ilişki de yaş, cinsiyet, eğitim durumu, meslek, geçmiş yaşantılarında karşılaştıkları travmatik anılar gibi değişkenler arasındaki farklılaşma durumu da araştırılmıştır. Değerlendirmede Dindarlık, Yaşam Doyum ve Mental İyi Oluş ölçeklerinden elde edilen veriler kullanılmıştır. Bu araştırmanın evreni, Isparta İlinde Yaşayan 18 yaş üstü yetişkinlerden oluşmuştur. Araştırma örneklemi 301 yetişkin bireyden oluşuyor. Araştırmaya katılanların yaş ortalaması olarak yoğunlaştığı (%33,2) 41-50 yaş aralığıdır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 25.0 programı yardımıyla analiz edilmiştir. Çalışmada frekans (f), yüzde (%), ortalama (X̄), standart sapma (SS), minimum ve maksimum değerler tanımlayıcı istatistikler olarak kullanılmıştır. Çalışmada iki grup karşılaştırmalarında "bağımsız örneklem t testi" üç ve üzeri grup karşılaştırmalarında "ANOVA" testi kullanılmış, grup farkı için Post Hoc testi yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre Yetişkin bireylerin motivasyonel dindarlık düzeyi ile yaşam doyumu arasında pozitif ilişki tespit edilmiştir. Yetişkin bireylerin motivasyonel dindarlık ve alt boyutları(Prososyal ve Dini-Entelektüel Sorumluluk ve Güç ve Güven Kaynağı Olarak Tanrı ile İlişki) ile Mental İyi Oluş arasında pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Dindarlık, Dindarlık Düzeyi, Yaşam Doyumu, Mental İyi Oluş Hali, Yetişkinlik.

Din psikolojisiEğitim psikolojisiPozitif psikoloji+2
Yusuf Basri Aslan
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk toplumunda kadın algısının oluşumunda kadının rolü

Teknik, ekonomik ve sosyolojik birtakım değişimlerin ardından 20. Yüzyıl ve sonrası kadın konusunun fazlaca tartışıldığı bir dönem olmuştur. Batı'da başlayan kadın çalışmaları Türkiye'de de etkisini göstermiş ve Türk toplumunda kadınların kimliği, statüsü ve rolleri üzerinde tartışmalar başlamıştır. Türk toplumunda kadın algısının oluşumunda din, kültür, demografik ve iktisadi yapısının yanında kadınların kendi zihin dünyalarının ve inşa edilen kadınlık algısının etkisi büyüktür. "Türk Toplumunda Kadın Algısının Oluşumunda Kadının Rolü" isimli bu çalışmada, toplum, toplumsallaşma, iktidar, yabancılaşma kavramları üzerinde bir kavram haritası oluşturulmuş; özellikle kadının bireysel varlığına yabancılaşması üzerinde durulmuştur. Çalışmanın alan araştırmasını oluşturan kısmında var olduğu düşünülen cinsiyet eşitsizliklerinin kadınlar tarafından nasıl algılandığı ve bir sonraki kuşağa aktarım biçimleri üzerinde durulmuştur. Kadınların toplumsal cinsiyet, cinsiyet rolleri, şiddet ve feminizm konuları hakkındaki görüşleri analiz edilirken, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini oluşturan unsurların neler olduğu irdelenmiştir. Katılımcı kadınların, kısmen de olsa ataerkil kodlardan kurtuldukları, kendilerine yapılan eşitsizlikleri kızlarına uygulamadıkları yine de bu anlayışla yaklaştıkları kız çocuklarını koruyup kollamak, gözetmek adına yaşamlarını kısıtladıkları görülmektedir. Bu eşitsizliklerin altında gelenek, din ve kültürün yanında güvenlik endişesi de yer almaktadır.

Fatma Zeliha Kahraman
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Yargılama sürecindeki suça sürüklenen çocuklarda benlik saygısı, kaygı düzeyi, kadercilik eğilimi ve psikolojik dayanıklılık: Isparta ADM örneği

Bu araştırmanın amacı, yargılama sürecindeki suça sürüklenen çocukların benlik saygıları, kaygı düzeyleri, kadercilik eğilimleri ve psikolojik dayanıklılıklarını incelemektir. Çocukların suça sürüklenmesi, toplumsal düzeni tehdit eden önemli bir sosyal problemdir. Çocukların suça sürüklenmesini ele alan çalışmaların sayısı günden güne artmaktadır. Ancak suça sürüklenen çocukların benlik saygıları, kaygı düzeyleri, kadercilik eğilimleri ve psikolojik dayanıklılıkları hakkındaki çalışmaların sayısı azdır. Bu araştırma, suç isnadıyla haklarında yargılama süreci devam eden ve Isparta Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüğünün Ceza Yargılaması Destek Bürosundan tedbir değerlendirmesi istenen 143 suça sürüklenen çocukla gerçekleştirilmiştir. Araştırma alan araştırması niteliğinde olup ilişkisel tarama modeline göre yürütülmüş betimsel bir çalışmadır. Verilerin toplanması araştırmacı tarafından takip etmiştir. Araştırmaya katılmayı kabul eden tüm katılımcıların açık onamları alınarak katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Benlik Saygısı Ölçeği, Sürekli Kaygı Ölçeği, Kadercilik Eğilimi Ölçeği ve Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği uygulanmıştır. Veriler SPSS 29.0 paket programıyla analiz edilmiştir. Araştırmanın temel hipotezi doğrultusunda yapılan istatistiksel analizler neticesinde, suça sürüklenen çocukların benlik saygılarıyla sürekli kaygı düzeyleri arasında negatif yönde ve anlamlı; kadercilik eğilimleri ve psikolojik dayanıklılıkları arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki bulunduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın alt hipotezleri doğrultusunda ise suça sürüklenen çocukların bazı demografik özellikleri ve yaşamsal deneyimleriyle benlik saygıları, kaygı düzeyleri, kadercilik eğilimleri ve psikolojik dayanıklılıkları arasında farklılıklar analiz edilmiş; istatistiksel açıdan anlamlı olanlarla olmayanlar her bir değişken özelinde yorumlanmıştır. Sonuç olarak araştırmada, çocuk suça sürüklenmelerinde benlik saygısı, kaygı düzeyi, kadercilik eğilimi ve psikolojik dayanıklılık gibi bireysel ve duygusal/psikolojik faktörlerin önemi vurgulanmakta ve çocuk suçluluğuyla mücadelede öneriler sunulmaktadır.

Benlik saygısıDayanıklılıkKader+4
Esma Salim
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Muhammed Hamdi Yazır'a göre ontolojik ve kozmolojik kanıt (Hak Dini Kur'ân Dili tefsiri bağlamında)

ÖZET Bu araştırmada, Muhammed Hamdi Yazır'ın tefsirinde ayetleri yorumlarken Tanrı'nın varlığına delil olarak kullandığı ontolojik ve kozmolojik deliller incelenmektedir. Araştırmanın temel amacı, Yazır'ın Tanrı'nın varlığına delil olarak gösterdiği ontolojik ve kozmolojik kanıtlar hakkındaki felsefi görüşlerinin ortaya konulmasıdır. Araştırma kapsamında; ontolojik ve kozmolojik delillerle ilgili olarak varlık-evren-Tanrı, Tanrı-âlem, âlem-kanıt, sebep-müsebbip ilişkisi ile nedensellik ilkesi gibi konulardaki görüşleri de incelenmiştir. Ayrıca vücûd, vâcibü'l-vücûd, vahdet, vücûd-vahdet-kesret kavramları ile kavramlar arasında kurduğu ilişkiler de analiz edilmeye çalışılmıştır. Yazır, ontolojik kanıtı açıklarken "vücûd" kavramını "gerçek varlık" olarak tanımlar ve "vâcibü'l-vücûd" kavramını "mutlak var olan" veya "varlığı zorunlu olan" olarak ifade eder. Ona göre, varlık âlemi (mahlûkat), Allah'ın (Hâlık) karşısında gölge ve hayalden ibarettir. Zorunlu Varlık olan Allah, tektir. O'nun dışındaki her şey, O'na muhtaçtır. Yaratılmış varlıklar, gerçek varlık (Allah) karşısında gölge gibidir. Yazır kozmolojik kanıta evrenin var oluşu üzerinden Tanrı'nın varlığına ulaşmayı amaçlarken yer verir ve yoktan yaratılmış tüm varlıkların Allah'ın kudretine delil olduğunu belirtir. Evren, hem içsel (enfüsî) hem de dışsal (âfâkî) delillerle Tanrı'nın varlığına işaret etmektedir. Nedensellik ilkesi bağlamında ilk sebep Allah'tır. O'nsuz hiçbir şey var olamaz. Evrende birlik vardır ve bu birlik yaratıcının varlığına kanıt oluşturmaktadır. Evren, Allah'ın varlığını ve birliğini gösteren bir kitaptır. Sonuç olarak Yazır Tanrı'nın varlığına delil getiren ayetleri tefsir ederken hem Kur'an'ın kendi delillerini hem de filozofların delillerini birlikte felsefi birikimiyle uyum içinde yorumlamıştır.

FelsefeHak Dini Kur`an DiliHz. İbrahim+4
Ahmet Murat Güngörmez
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Göç sosyolojisi bağlamında 1864 Kafkas göçü

Tarihin ilk dönemlerinden itibaren coğrafi, siyasi, iktisadi, dini, sosyal ve kültürel nedenler ile gerçekleşen göçün, "asıl yerinden ulaşmak istenilen yere hareket" şeklinde genel bir tanımı yapılmıştır ve konuyla ilgili sosyolojik göç kuramları geliştirilmiştir. Demografik yapının değişmesine, geniş ailenin çekirdek aileye evrilmesine neden olan göç, toplumda bireylerin sosyal statü ve rollerini değiştirmiştir. Aynı zamanda süreç içerisinde göçmenlerin örf, âdet, inanç vb. alanlardaki kabul ve uygulamalarının da geleneksellikten modernliğe doğru bir eğilim içerisinde olduğu görülmektedir. Savaşlar, göç tarihinin başlamasına etki eden unsurların başında gelmektedir. Araştırmanın konusunu teşkil eden 1864 Kafkas göçü, Kafkas-Rus savaşları neticesinde yerli halkın Osmanlı topraklarına sürülmesiyle gerçekleşmiştir. İşgal ettiği topraklarda demografik yapıyı değiştirmeye yönelik iskân politikaları geliştiren Rus hükümeti, otokton (yerli) halktan boşalan bölgelere farklı inanç, kültür ve etnik kökenli toplulukları yerleştirerek sıcak denizlere inme idealine ulaşmıştır. Osmanlı hükümeti, göçmenlerin geçici iskân, iaşe, barınma, sağlık gibi sorunlarını, yürürlüğe koyduğu kanunnameler ve talimatnameler doğrultusunda göçmen komisyonları aracılığıyla çözmeye çalışmış ve uyguladığı iskân politikaları doğrultusunda Kafkas göçmenlerini kalıcı iskân bölgelerine yerleştirmiştir. Göç olgusu, vatanlarından, farklı coğrafyalara yerleşmek durumunda kalan göçmenlerin yeni yaşam alanlarındaki ortak hafızasını oluşturmasına, geleneğinin yeniden tesisine, bireysel ve kolektif kimliğin inşa sürecine etki etmiştir. Bu araştırmada ele alınan Kafkas göçmenleri de Anadolu'da uyum ve aidiyet sorunu yaşamışlardır. "Kafkas göçmeni" kavramı içerisinde değerlendirilen, Adige, Abaza, Kabardey, Çeçen gibi Kafkas halkların tamamı, Anadolu halkı tarafından "Çerkes" olarak adlandırılmıştır. Kolektif kimliklenme sürecinin dışa vurumu olan dernek ve vakıflar gibi sivil toplum örgütleri, Kafkas göçmenlerinin kimliklenme sürecinde, ortak hafızanın oluşturulmasına büyük katkı sağlamış, sosyo-kültürel özelliklerin korunmasında, iktisadi, siyasi vb. alanlarda birlikte hareket edilmesinde başat rol oynamışlardır. Dokümantasyon ve katılımcı gözlem yöntemiyle gerçekleştirilen çalışmada, 1864 Kafkas göçü sonrası göçmenlerin iskân sorunu, yeni yaşam alanlarındaki sosyo-kültürel gelişmeler ve uyum süreçleri irdelenerek literatüre kaynak oluşturmak amaç edinilmiştir.

İlyas Atasoy
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Dini epistemolojiye Wittgenstein etkisi: Wittgenstein'da din ve Wittgensteincı fideizm

Bu çalışmanın konusu, Ludwig Wittgenstein'ın epistemoloji ve dine dair görüşlerinden yola çıkarak ona atfedilen fideizm kavramını incelemektir. Wittgenstein ikinci dönemi içerisinde inançları kendi dil oyunu sistemlerine sahip hayat formları olarak değerlendirmiş, özünde tüm inançların belli temellerden yoksun olmak suretiyle ortaya çıktığını iddia etmiştir. Onun bu iddiası dinî inançların sorgulanabilir yahut temellendirilebilir bir doğaya sahip oldukları noktasında yeni tartışmaların oluşmasına zemin olmuştur. Bu tartışmaların bir yansıması olan Wittgensteincı fideizm, Wittgenstein'ın dine dair iddialarını ve ardıllarının onun felsefesini yorumlama biçimlerini esas alan bir tür fideizm yaklaşımı olarak ele alınmaktadır. Tez içerisinde Wittgenstein'ın felsefesinin fideizm ile benzerlik ve farklılıkları, onun dine dair görüşleri değerlendirilmek suretiyle incelenmektedir. Konu kapsamında Wittgensteincı fideizmi ortaya atan ilk düşünür olarak Kai Nielsen'in ve Nielsen tarafından Wittgenstein'ı bir fideist olarak yorumlamakla suçlanan düşünürlerin dinî epistemolojiye dair düşüncelerine yer verilmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda tez içerisinde Wittgenstein'ın fideizm ile ilişkisinin belli benzerliklere sahip olmaktan öteye geçemediği, onu bir fideist olarak adlandırmanın mümkün olmayacağı iddia edilmektedir.

Seher Yılmaz
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

ÇOCUKLAR İÇİN FELSEFE (P4C) YAKLAŞIMININ ELEŞTİREL DÜŞÜNME VE ELEŞTİREL KONUŞMA ÜZERİNE ETKİSİ

ÖZET Çocuklar için felsefe, çocukların felsefi diyalog yöntemi ile eleştirel düşünme ve eleştirel konuşma becerisini geliştiren bir yöntem olarak karşımıza çıkar. Çocukların doğuştan getirdikleri merak ve sorgulama yeteneğini aktif olarak kullanan bu yöntem çocuklara sunduğu tartışma ortamıyla farklı bakış açılarını göstermekte ve edindikleri bilgileri sorgulama imkânı vermektedir. Bu çalışmanın amacı Çocuklar için Felsefe (P4C) yaklaşımının ortaokul 6. ve 7. sınıf öğrencilerinde eleştirel düşünme ve eleştirel konuşma üzerindeki etkisini ölçmektir. Çalışma 116 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilmiş olup 36 hafta boyunca haftada 40 dakika olacak şekilde P4C oturumları uygulanmıştır. Çalışmada yarı deneysel karma desen tercih edilmiştir. Araştırmanın nicel boyutunda Ortaokul Öğrencileri İçin Eleştirel Düşünme Eğilimi Ölçeği ve Eleştirel Konuşma Eğilimi Ölçeği ön test ve son test şeklinde uygulanmıştır. Nitel boyutunda ise 35 öğrenci katılımıyla yarı yapılandırılmış görüşme gerçekleştirilmiş olup veriler içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Süreç sonunda öğrencilerin eleştirel düşünme ve eleştirel konuşma becerisinde cinsiyet, sınıf düzeyi ve anne baba eğitim durumu fark etmeksizin olumlu anlamda değişim olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin aykırı fikirlere karşı görüşü akıl yürütme becerilerinin geliştiğini gösterirken fikirlere yaklaşımlarının objektif olduğu görülmüştür. Fikir farklılıklarını çok yönlü düşünme ile açıkladıkları, mevcut fikrin terk edilmesini temellendirilmiş geçerli argümanlara dayandırdıkları ve kendilerini ifade ederken açık, sade ve anlaşılır anlatımın yanında etik ilkelere de önem verdikleri görülmüştür. Öğrenciler Felsefe dersinden düşünsel olarak güçlü bir yöntem edindiğini, sorgulama ve keşfetmenin önemini kavradıklarını, doğru bilgiyi ayırt etmek için daha fazla fikir edindiğini ve farklı bakış açıları kazandığını ifade etmiştir. Elde edilen bulgulara göre bu değişimlerin yalnızca bilgi düzeyinde değil sosyal, etik ve kişisel boyutlarda da gerçekleştiği söylenebilir. Bu araştırma çocuklar için felsefe yönteminin çocuklara eleştirel düşünme ve eleştirel konuşma becerileri üzerinde olumlu etkilerini göstermekle beraber çocukların felsefeyle anlamlı bir ilişki kurabilmeleri için bu faaliyete küçük yaşlardan itibaren düzenli ve sürekli olarak katılmaları gerektiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Çocuklar için Felsefe, Eleştirel Düşünme, Eleştirel Konuşma, Eğitim, Felsefi Sorgulama, Mathew Lipman, P4C

Eleştirel düşünmeÇocuklar için felsefe
Kadriye Merve Enkavi
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Rüşd düşüncesinde bilgi teorisi ve Tanrı'nın bilgisi

Bu çalışmada, İslâm düşüncesinde önemli bir yer teşkil eden İslâm filozoflarından İbn Rüşď'ün (1126-1198) bilgi teorisi ve Tanrı'nın bilgisi konusundaki görüşleri ele alınmakta ve yer yer bazı düşünürlerin görülerine de yer verilerek karşılaştırma olnağı sağlanmaktadır. Çalışmanın temel amacı, İbn Rüşd'ün bu iki önemli konuya yaklaşımını incelemek ve analizler yapmaktır. Çalışma bir giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde konunun önemi, araştırmanın kapsamı ve amacı belirtilmekte, ayrıca bu araştırma için kullanılan kaynaklar açıklanmaktadır. Birinci bölümde İbn Rüşd'ün hayatı, düşünsel etkileri ve felsefe, tib ve din alanlarındaki önemli eserleri konu edinilmektedir. İkinci bölümde çalışmaya bir temel oluşturması amacıyla öncelikle bilgi kavramının tanımı ve kavramsal alanı üzerinde durulmakta, daha sonra Kindi, Farábi, İbn Síná ve Gazzāli gibi İslam filozoflarının ve kelâmcıların konuya dair görüşleri ele alınmaktadır. Mezkür ön bilgilerin ele alınmasının ardından İbn Rüşd'ün bilginin kaynağına dair yaklaşımı detaylı bir şekilde analiz edilmektedir. Duyular ve akıl arasındaki ilişki, bilgi edinme sürecindeki durumları üzerine İbn Rüşd'ün sunduğu açıklamalar ele alınmaktadır. Ayrıca "akıl ile "ittisál kavramları incelenmekte ve bunun insanın, varlığın hakikatlerini kavrayışıyla olan bağlantısı incelenmektedir. Son bölüm olan üçüncü bölümde İbn Rüşd'ün Tanrı'nın bilgisini nasıl tasavvur ettiğine dair görüşleri ele alınmakta, Tanrı'nın sınırsız bilgisi, zaman ve mekânla ilişkisi ve Tanrı'nın bilgisinin tümeller ve tikeller hakkındaki durumu üzerinde durulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Bilgi, İbn Rüşd, İttisäl, Tanrı'nın Bilgisi, Tikel, Tümel. iv

Fadumo Ahmed Mohamed
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Japon animelerinde dini fenomenler

Anime, Japonya'ya özgü manga çizim sanatının beyaz perdeye aktarılmasına verilen isimdir. Günümüz dünyasında animelerin ünü Japonya'nın sınırları dışına taşmış bütün dünyada popüler kültür haline gelmiştir. Japon kültürel unsurlarının fazlaca yer aldığı animelerde aynı zamanda Japon inançlarına da yer verilmektedir. Japonların kültürel kodlarını oluşturan Şintoist unsurlar ve M.Ö. VI. yüzyılda ortaya çıkan Budist unsurlar animelerde sıkça yer bulmaktadır. Çin üzerinden gelen Konfüçyanizm ve Taoizm de bu unsurlar arasında yer almaktadır. Başta anime kültürünün öncü isimlerinden olan anime yazar ve yönetmeni Hayao Miyazaki olmak üzere Japonya'nın önemli birçok manga ve anime sanatçısı filmlerinde kültürel kodlara ve dini fenomenlere çok sık yer vermektedir. Bu bağlamda çalışmamızda animelerde dini fenomenlerin işlenişi çeşitli animeler üzerinden ele alınacaktır. Bu fenomenlerin Japon dini ve kültürel tarihindeki karşılıklarının anlamları ve küresel etkisi üzerinde durulacaktır. Anahtar Kelimeler:Dinler Tarihi, Japonya, Şintoizm, Budizm, Manga, Anime

Aynur Çiftçi
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Fârâbî mantığında matematik ilimlerin yeri-Matematiksel örnekler üzerinden bir inceleme-

Fârâbî mantığında, aklî formların dilde doğru ifade edilip anlaşılabilmesi için dilin yapısal özelliklerinin kurallarını sistemleştiren dil ilimleriyle mantık arasında yakın bir ilişki vardır. Bu nedenle Fârâbî İlimlerin Sayımı adlı eserinde ilimleri sınıflandırırken ilk sıraya dil ilimlerini ve ikinci sıraya mantık ilmini yerleştirir. Fârâbî, mantığı diğer ilimlerin hem yöntemi hem de ölçütü olarak konumlandırırken, bu işlevini büyük ölçüde matematiksel düşünce biçiminden aldığı ilkeler doğrultusunda temellendirmiştir. Fârâbî mantık konularını matematik örneklerle daha açık ve anlaşılır hale getirip mantık ve matematik arasında bir köprü kurmuştur. Fârâbî, bilgiyi tasavvur ve tasdik olmak üzere iki kısımda ele almaktadır. Fârâbî'nin bilgiyi tasavvur ve tasdik şeklindeki bu ayırımı, İslam mantık geleneğinde mantık konularının tasavvurat ve tasdikat olarak iki ana bölümde sistemleştirilmesinin yolunu açmıştır. Fârâbî, mantığında tasavvurat konusunu, kavramlar ve tanım olarak temel iki kısımda ele alırken, tasdikat konusunu, önermeler, kıyas ve beş sanat olarak üç kısımda anlatmış ve bu konuları anlatırken matematik örneklerden istifade etmiştir. Fârâbî, mantık ve matematiği birbirini tamamlayan iki disiplin olarak değerlendirmektedir ve soyut kavramları matematiksel somut kavramlarla ilişkilendirip disiplinler arası bir bağ kurmaktadır.

Farabi
Elif Palancı
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Din eğitiminde hac öğretimi

ÖZET Bu çalışmanın amacı; imam hatip lisesi fıkıh ve temel dini bilgiler dersleri ile ilköğretim ve ortaöğretimdeki din kültürü ve ahlâk bilgisi derslerinde, anlatımında zorluk çekilen konular arasında yer alan hac konusunun etkili, verimli ve kalıcı bir biçimde öğretilmesine katkı sağlamaktır. Bu çalışmada hac konusunun öğretiminde kullanılacak farklı ilke, yöntem, araç, gereç ve materyaller ele alınmıştır. Bu ilke, yöntem, araç, gereç ve materyallerin haccın öğretimine uyarlanarak kullanılması ve öğretimi sırasındaki zorlukları ortadan kaldırması amaçlanmıştır. Bu çalışmada teorik bir araştırma yöntemi olan literatür taraması kullanılmıştır. Arama, tarama, derleme ve yorumlama aşamalarından oluşan bu yöntem kapsamında hacla alakalı yazılmış eserlerle eğitim, din eğitimi, din öğretimi, öğretim ilke, yöntem ve materyalleri ile ilgili yazılmış kitaplar, makaleler ve tez çalışmaları gözden geçirilmiş, elde edilen bilgiler özenle düzenlenmiş, bir plan dâhilinde ve bütünlük içerisinde yazılmıştır. Bu çalışmada eğitim, din eğitimi, öğretim, din öğretimi ve ibadet gibi terimlerin tanımının yapıldığı kavramsal çerçeveye yer verilmiştir. Hac ibadetinin tanımı, amacı, hikmetleri, çeşitleri gibi genel çerçevesi ve haccın fıkhî boyutu kısaca açıklanmıştır. Hac konusunun öğretimi esnasında dikkat edilmesi gereken öğretim ilkeleri, kullanılabilecek yöntemler, öğretimi zenginleştirmek ve kalıcığını arttırmak amacıyla kullanılan günümüze en yakın ve güncel öğretim araç, gereç ve materyallerinin haccın öğretiminde nasıl kullanılacakları hakkında bilgi verilmiştir. Sonuç olarak; haccın öğretiminde farklı ilke, yöntem, araç, gereç ve materyallerinin kullanılmasının, hac öğretimdeki güçlükleri ortadan kaldırılabileceği, öğretimi zenginleştireceği, zevkli, verimli, kalıcı, etkili hale getirebileceği sonucuna varılmıştır.

Din eğitimiEğitimHac+3
Rumeysa Kansu
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Fârâbî'de tümevarım yöntemi

Akıl yürütme yöntemlerinden biri olan tümevarım antik çağdan, orta çağa kadar mantık sanatında bir metot olarak kullanılmış ve tümdengelim kadar değer görmemiştir. Tümevarım ancak orta çağ sonrası doğa bilimlerinin ön plana çıkmasıyla asıl metot olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu tezin amacı mantık tarihi boyunca epistemik açıdan çeşitli değerlendirmelere tabi tutulan ve modern dönemde bilimsel çalışmaların vazgeçilmez yöntemi olan tümevarımın, Sokrates'ten başlayarak Fârâbî'ye kadar geçirdiği dönüşüm ve eleştiriler ışığında Fârâbî mantığında nasıl yorumlanıp değerlendirildiğini ortaya koymaktır. Tezde tekil tarama metodu kullanılarak karşılaştırmalı metin analizlerin fadalanılmıştır. Tez giriş, iki bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. İlk bölümde tümevarımın sözlük anlamları, tanımı ve antik çağ felsefesinde işleniş biçimine dair kronolojik bir inceleme yer almıştır. Tezin birinci bölümünde tümevarımın Fârâbî öncesi ilk kullanımları, yöneltilen eleştiriler ve yapılan düzenlemeler tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde ise Fârâbî mantığı bağlamında tümevarımın tanım, yapı, unsur, işlev ve eğitim öğretimdeki yeri analiz edilmiş gerekli yerlerde Aristoteles ile kıyaslaması yapılmış benzer ve farklı yönler işaret edilmeye çalışlmıştır. Sonuç olarak, tümevarıma yönelik eleştiriler doğrultusunda, Fârâbî'nin kimi yönleriyle İskender Afrodîsî'nin yorumlarına paralel, kimi yönleriyle ise Aristoteles'ten ayrışarak özgün bir tümevarım geleneği oluşturduğu ve bu yönüyle Aristoteles'in ortaya koyduğu zemin dışında özgün yorumlarla İslam mantık geleneğini etkilediği söylenebilir.

FarabiTümevarım
Rümeysa Nur Şevkan
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İlköğretim öğrencilerinin din kültürü ve ahlak bilgisi dersine yönelik tutumları (Muğla ili örneği)

ÖZET Bu araştırmanın temel amacı, ilköğretim öğrencilerinin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine yönelik tutumlarını Muğla ili örneklemi üzerinden incelemektir. Bu amaç kapsamında cinsiyet, sınıf düzeyi, annenin DKAB dersinin gerekliliğine inanma durumu, babanın DKAB dersinin gerekliliğine inanma durumu, anne eğitim durumu, baba eğitim durumu, yaşanılan ilçe ve bu ilçenin sahil ilçe-iç bölge ilçesi olma durumu kapsamında öğrenci tutumları mukayese edilmiştir. Bu doğrultuda, araştırmanın tarama modelinde yürütülmesine karar verilmiştir. Araştırma verilerinin toplanmasında araştırmacının geliştirdiği Kişisel Bilgi Formu ile Özdemir ve Çelik (2017)'in geliştirdiği DKAB Dersi Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Bu süreçte elde edilen verilerin analizinde bağımsız gruplar t testi ve ANOVA analizleri kullanılmıştır. Araştırma sonunda, ilköğretim öğrencilerinin DKAB dersine yönelik tutum düzeylerinde cinsiyet, baba eğitim durumu ve öğrenim görülen ilçenin sahil ilçe-iç bölge ilçesi olma durumuna göre anlamlı sonuçlar elde edilememiştir. Ancak sınıf düzeyine göre 5. sınıf öğrencilerinin puanı 7 ve 8. sınıf öğrencilerinden anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Ayrıca, annesi DKAB dersinin gerekliliğine inanan öğrencilerinin puanı annesi inanmayan ve kararsız olan öğrencilerinden anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Ek olarak, babası DKAB dersinin gerekliliğine inanan öğrencilerinin puanı babası inanmayan ve kararsız olan öğrencilerinden anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Buna ilaveten, toplam puan ile ilgi ve güven boyutlarında annesi ilkokul ve ortaokul mezunu öğrencilerinin puanı annesi okuma yazma bilmeyen öğrencilerinden anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Son olarak, Kavaklıdere'de öğrenim gören öğrencilerinin puanı Yatağan'da öğrenim gören öğrencilerinden anlamlı düzeyde yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Din eğitimiDin kültürüDin kültürü ve ahlak bilgisi dersi+3
Kamil Göksal
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

16. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu'nun din ve ahlak eğitimiyle ilgili görüşleri

Din ve ahlak eğitimi bağlamında, misyon ve vizyonu itibarıyla önemli bir konuma sahip bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı ve Başkan sıfatıyla bu kurumu yöneten ve yön veren kişiler ve bu kişilerin fikriyatı bu anlamda ayrı bir öneme haizdir. Buradan hareketle, 16. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu araştırma konusu yapılmıştır. Nitekim kendisi derin dini ve hukuk bilgisiyle yetişmiş, Türkiye'nin dini-siyasi yaşamında dönüştürücü bir figür olmuş, eğitimci, akademisyen, hukukçu ve yönetici kimliğiyle, ayrıca din, kitap, sünnet, din ve toplum, İslam ahlakı, dindarlık, İslam hukuku, din ve devlet, laiklik, din eğitimi ve öğretimi, ahlak eğitimi gibi konularında yaptığı çalışmalarıyla önemli ve değerli bir İslam düşünürüdür. Bununla birlikte o, yaygın din eğitimi faaliyetlerinin geniş olarak yürütüldüğü Diyanet İşleri Başkanlığı görevinde yedi küsur yıl bulunmuştur. Bu yönleriyle de din ve ahlak eğitimi alanına katkı sunan çalışmalarıyla maruf, başarılı bir din adamı ve idarecidir. Bardakoğlu, İslam dini temelinde din, dindarlık, din-devlet, ahlak ve eğitim gibi kavramlar üzerinde yaptığı çalışmalarında, İslam'ın güvenli insandan hareketle güvenli toplum ve güvenilir toplumun oluşmasını öncelediğinden bahseder. Din, dindarlık ve ahlak arasında hem uhrevi hem dünyevi şeffaf hesap verilebilirlik boyutuyla kopmaz bir bağ olduğunu söyler. Yine ibadet pratiklerinin, davranış modellerinin ve eğitimin de samimi dindarlık profiline olan önemini vurgular. Dini ibadet pratiklerinin şekli olarak özünde dindara ahlaki davranış biçimine tecrübe ve katkı oluşturacağı ifade eder. Bardakoğlu, din, dindarlık ile ahlak ve din eğitimi gibi hususları beşeri hukuk yönüyle de değerlendirmeye alır. Diğer taraftan Bardakoğlu, Diyanet İşleri Başkanlığı döneminde, muhtelif vesilelerle tertip edilen konferans, panel gibi ilim ortamlarında yaptığı yaygın din eğitimi faaliyetlerinin üzerinde durur. Onun döneminde cami içi ve dışı ile Kur'ân kursları hizmetlerine birtakım yeniliklerin geldiği görülür. Camilerde Kur'ân öğretimi kursları, Yaz Kur'ân kurslarında kur sistemine göre öğretim modeli, Aile ve Dini Rehberlik Büroları, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) ile yürütülen manevi destek hizmetleri öne çıkan çalışmalardır.

Ahlak eğitimiDin eğitimiDin-ahlak ilişkisi
Emre Keskin
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Geçerken dergisindeki dînî, ahlakî ve temel değerlerin din eğitimi açısından değerlendirilmesi

Bu araştırmada, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayımlanan süreli yayınlardan biri olan "Geçerken" dergisinin 2020-2022 yılları arasında yayımlanan sayıları, dînî, ahlakî ve temel değerler bağlamında din eğitimi açısından incelenmiştir. Çalışmanın kapsamı, derginin ilk yirmi yedi sayısıyla sınırlandırılmıştır. Derginin yapısal özellikleri, içerdiği değerlerin tespiti ve bu değerlerin din eğitimi bağlamında değerlendirilmesi; doküman analizi yöntemi ve nitel içerik analizi tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular, çalışmanın üçüncü bölümünde ayrıntılı şekilde sunulmuştur. Elde edilen veriler doğrultusunda, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğretim programında yer alan dînî, ahlakî ve temel değerlerin "Geçerken" dergisinde tekrarlandığı ve çeşitli şekillerde işlendiği tespit edilmiştir. Özellikle her sayıda çalışkanlık, merhamet, sevgi ve yardımseverlik gibi değerlere düzenli olarak yer verildiği görülmüştür. Bu değerlerin, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" kapsamında DKAB dersi müfredatında vurgulanan değerlerle örtüştüğü sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, derginin yaygın din eğitimi kapsamında bireyler ve kurumlar tarafından destekleyici bir materyal olarak kullanılmasının faydalı olabileceği değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, "Geçerken" dergisinin hem formal hem de informal din eğitimini destekleyici bir kaynak niteliği taşıdığı sonucuna varılmıştır.

Şeyma Atak
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı travmalarının bireylerin ahlaki olgunluk düzeyine etkileri üzerine bir araştırma: Isparta örneği

Bu çalışmada amaç çocukluk çağı travmalarının bireylerin ahlaki olgunluk düzeylerine etkisini incelemektir. Araştırma evreni, Isparta ilidir. Örneklem ise Isparta ilinde ikamet eden 352 kişidir. Araştırmada, araştırmacının hazırladığı Kişisel Bilgi Formu ile katılımcıların demografik bilgilerine ait veriler elde edilmiştir. Katılımcıların çocukluk çağı travma düzeyleri Çocukluk Çağı Travma Ölçeği ile, ahlaki olgunluk düzeyleri ise Ahlaki Olgunluk Ölçeği ile belirlenmiştir. Araştırmada betimsel ve ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Katılımcılara ait veriler online anket formları ile elde edilmiştir. Çalışmada iki grup karşılaştırmalarında Bağımsız Örneklem T Testi kullanılırken üç ve üzeri karşılaştırmalarında ANOVA kullanılmıştır. Parametrik testlerin kullanıldığı durumlarda grup farklılıkları için post hoc testi uygulanmış ve gruplar arasındaki farkların tespiti için Bonferroni metodu tercih edilmiştir. Ahlaki Olgunluk ile Çocukluk Çağı Travmaları ve alt boyutlarının arasındaki ilişki parametrik test yöntemlerinden "Pearson Korelasyon" analizi ile ortaya konmuştur. Araştırma sonuçları, çocukluk çağı travmaları düzeyi yükseldikçe ahlaki olgunluk düzeyinin düştüğünü ortaya koymuştur. Çalışmanın bulguları, çocukluk çağı travmalarının demografik özellikler ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Eğitim düzeyi düştükçe, gelir durumu azaldıkça, ailenin bütünlüğü bozuldukça, kırsal kesimde yaşama oranı arttıkça ve dindarlık düzeyi azaldıkça çocukluk çağı travmalarının sıklığı artmaktadır. Cinsiyet değişkeninin çocukluk çağı travmaları üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Katılımcıların ahlaki olgunluk düzeylerinin demografik değişkenlere göre farklılık gösterme durumu ise şöyledir: Cinsiyet ve anne-baba birlikteliği değişkenleri ahlaki olgunluk düzeyi üzerinde bir etkiye sahip değildir. Eğitim durumu değişkeninde eğitim durumu ilkokul olanlar, eğitim durumu ortaokul, lise, ön lisans, lisans ve lisansüstü olanlardan daha düşük ahlaki olgunluk düzeyine sahiptir. Gelir durumunda yüksek gelire sahip olanlar, düşük ve orta gelire sahip olanlardan daha yüksek ahlaki olgunluğa sahiptir. Yaşamın büyük çoğunluğunu köy ve kasabada geçirenler belde, ilçe merkezi ve il merkezinde geçirenlerden daha düşük ahlaki olgunluktadırlar. Algılanan dindarlık değişkeninde dindar değil ve az dindar olanlar, dindar ve çok dindar olanlardan daha düşük düzeyde bir ahlaki olgunluk düzeyine sahiptirler.

Ahlaki olgunlukDin psikolojisiÇocukluk çağı travmaları
Melike Nur Çetinkaya
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Sînâ'da Tanrı'nın irade sıfatına yönelik Gazzâlî ve İbn Rüşd'ün görüşleri

Bu tez çalışması, İslâm felsefesinin en önemli isimlerinden biri olan İbn Sînâ'nın Tanrı anlayışını, özellikle 'irade' sıfatı bağlamında incelemektedir. İbn Sînâ'nın sudûr teorisi çerçevesinde şekillenen Tanrı anlayışı, Tanrı'nın evrenle olan ilişkisinin zorunlu, akli ve hikmete dayalı bir sistem içinde gerçekleştiğini savunur. Bu yaklaşım, klasik kelâm geleneğindeki Tanrı'nın mutlak irade ve kudret sahibi olduğu görüşüyle zıtlık oluşturmakta ve ciddi tartışmalara yol açmaktadır. Çalışmada, İbn Sînâ'nın Tanrı'nın iradesini nasıl temellendirdiği, bu anlayışın sudûr teorisi ile olan ilişkisi, İslâm düşünürlerinden Gazzâlî ve İbn Rüşd'ün bu konuya yönelik eleştiri ve savunuları detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Özellikle varlık-mahiyet ayrımı, zorunlu ve mümkün varlık ayrımı gibi temel kavramlar üzerinden sistemin tutarlılığı değerlendirilmiştir. Tezin özgün yönü, yalnızca kuramsal bir analizle yetinmeyip, irade sıfatı etrafındaki tartışmaların ontolojik, epistemolojik ve teolojik boyutlarını birlikte değerlendirmesidir. Böylece hem felsefi hem de kelâmi geleneklerin birbirleriyle etkileşimi incelenmiştir. Bu çalışma, İbn Sînâ'nın irade anlayışını daha yakından anlamayı ve İslâm felsefesi literatürüne sistematik bir katkı sunmayı hedeflemektedir.

GazaliTanrıİbn Rüşd+2
Ramazan Akyıldız
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Dini ve ahlaki gelişim açısından Diyanet 4-6 yaş Kur'ân kursları Osmaniye il merkezi örneği

Çocukların gelişiminde ilk altı yıl kritik bir dönemdir. Araştırmalar, 3-6 yaş aralığında çocukların fiziksel, bilişsel, dil, sosyal, duygusal ve ahlâkî gelişimlerinin büyük bölümünü tamamladığını göstermektedir. Bu dönemde aile, çevre ve öğretmenler çocuk için rol model niteliğindedir. Çocuğun enerjisini oyuna yönlendirmesi, öğrenme sürecini destekleyen en etkili yoldur. Ayrıca soyut kavramların somut örneklerle öğretilmesi, öğrenmenin kalıcılığını artırır. Dolayısıyla, okul öncesi eğitim kurumları yalnızca bilişsel ve sosyal becerilerin değil, aynı zamanda dinî ve ahlâkî değerlerin kazandırılması açısından da önemli bir öğrenme ortamı sunmaktadır. 2012 yılında yapılan yasal düzenlemeyle çocukların Kur'ân öğrenmelerinin önündeki engeller kaldırılmış, 2013 itibarıyla Diyanet İşleri Başkanlığı 4-6 yaş Kur'ân kurslarını hayata geçirmiştir. Bu kursların temel amacı, çocuklara oyun ve etkinlik temelli bir yaklaşımla dinî kavram, değer ve davranışları tanıtmak ve farkındalık oluşturmaktır. Programda değerler eğitimi ağırlıklı olmakla birlikte, çocukların yaş gelişimlerine uygun materyaller ve yöntemler kullanılmaktadır. Araştırmanın yapıldığı Osmaniye ili, farklı bölgelerden aldığı göçlerle kültürel bir mozaik oluşturmakta; İl Müftülüğü tarafından 4-6 yaş Kur'ân kurslarının şehrin çeşitli bölgelerinde erişilebilir kılınması sağlanmaktadır. Bu bağlamda araştırma, söz konusu kursların çocukların dinî ve ahlaki gelişimlerine katkısını, öğretici ve veli görüşleri doğrultusunda değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

Din eğitimiDin eğitimi kurumlarıDin görevlileri+7
Aslıhan Yalman
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Din, siyaset, kadın ve eğitim bağlamında Seyyid Ahmet Arvasi'nin görüşleri

Cumhuriyet dönemi Türk düşünce dünyasına önemli izler bırakan Seyyid Ahmet Arvasi, sadece bireysel inanç alanında değil, toplumun çeşitli yapılarında da etkili olmuş bir mütefekkirdir. Yaşadığı dönemin temel siyasal, toplumsal ve kültürel meselelerine derinlemesine odaklanan Arvasi, çeşitli çözüm önerileri geliştirmiştir. Eserleri, gazete yazıları ve konferansları aracılığıyla geniş bir okuyucu kitlesine ulaşarak Türk toplumunun düşünsel yapısında kalıcı izler bırakmıştır. Arvasi'nin din, siyaset, kadın ve eğitim konularına dair düşünceleri, toplumu bir bütün olarak ele alan dengeli bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Ona göre din; tevhid inancı temelinde, tasavvufi bir derinlikle, bidat ve hurafelerden arındırılmış, bir özellik taşımaktadır. Siyaset anlayışı ise milli ve manevi değerlere dayanmalı; devlet ve millet, inanç ve kültür temeli üzerine kuruludur. Kadına dair görüşleri, geleneksel bir tutum sergilese de özgürlükçü bir anlayışa sahiptir. Kadının toplumsal hayattaki yerini, İslami bir çerçeve içerisinde değerlendirerek konumlandırmaktadır. Eğitim konusunda ise, bireyin yalnızca bilgiyle değil; bilgiyi destekleyen ahlak, kültür, inanç, gelenek ve millilik gibi temel kavramlarla da donatılması gerektiğine vurgu yapmaktadır. Dolayısıyla Arvasi'nin fikirleri, hem geçmişin köklü değerlerinin anlaşılmasına yardımcı olurken hem de bugünün fikir dünyasına katkı sağlayacak özelliktedir. Araştırma kapsamında, Arvasi'nin düşünce sistemi sistematik bir yaklaşımla ele alınmıştır. Özellikle din, siyaset, kadın ve eğitim konuları ana çerçeveyi oluştururken milli kimlik, kültürel değerlerin korunması, toplumsal dayanışma ve modernleşme süreçlerine yönelik görüşleri üzerinde de durulmuştur. Bu doğrultuda, Arvasi'nin düşünsel mirası analiz edilmiş ve değerlendirmelerde bulunulmuştur.

Arvasi, AhmetKadın statüsüKadınlar+2
Sümenye Köseoğlu
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kindî ve Âmirî'de ilimler sınıflandırması bağlamında din/felsefe ilişkisi

Bu çalışma Ebû Yûsuf Ya'kūb b. İshâk b. es-Sabbâh el-Kindî ve Ebü'l-Hasan Muhammed b. Yûsuf el-Âmirî'nin din-felsefe ilişkisi ile ilgili görüşlerini ilimler sınıflandırması üzerinden karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Çalışmanın amacı, Kindî ve Âmirî'nin din-felsefe arasındaki ilişkiye dair görüşlerini incelemek ve ilimler sınıflandırmasının bu ilişkideki rolünü anlamaktır. Çalışma kapsamında her iki filozofun din-felsefe arasında kurduğu ilişki ilimler sınıflandırması üzerinden ele alınmıştır. Çalışma Kindî ve Âmirî'ye ait eserler ve bu eserler üzerine yapılmış modern akademik araştırmalarla sınırlıdır. Her iki filozofun din-felsefe ilişkisine dair görüşleri karşılaştırmalı analiz yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Kindî ve Âmirî, din ve felsefenin aynı hakikate götüren farklı yollar olduğunu savunmuş, iki disiplinin çatışma içinde değil, uyum içinde olması gerektiğini ileri sürmüştür. Âmirî'nin düşünce sistemi, dinin rehberliğinde aklın önemini vurgulamış ve bilginin kaynağı olarak vahiy ve aklı birleştirici bir yaklaşım sergilemiştir. Onun ilimler tasnifi, ilahi ilimleri en üstün bilgi türü olarak konumlandırırken, felsefeyi bu bilgilerin bir tamamlayıcısı ve ilahi iradeden gelen bir bilgi türü yani hikmet olarak görmektedir. Âmirî'ye göre din, insanın hem dünyevi hem uhrevi saadetini sağlayan bir rehberdir; felsefe ise bu rehberliğin derinliğini ve anlamını kavrama aracıdır. Kindî ve Âmirî, din ve felsefe arasındaki uyumu sağlamaya yönelik bir çaba sarf ederek felsefeye ilimlerin yanında meşru bir zemin sağlamıştır. Kindî ve Âmirî, kelamî düşünceden felsefî yaklaşıma geçişte köprü kurarak İslâm düşüncesinde belirleyici bir rol üstlenmiştir. Âmirî'nin din-felsefe ilişkisini ilimler tasnifi ekseninde yeniden yorumlaması, hem Kindî sonrası İslâm felsefesinin yönelimini hem de kelâm-felsefe ayrımını anlamada yeni bir perspektif sunmaktadır. Bu yönüyle çalışma, klasik mirasın günümüz bilgi anlayışına nasıl entegre edilebileceğine dair anlamlı ipuçları barındırmaktadır.

Havvanur Gürten Çobanoğlu
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00