
1,059
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Ordu geleneksel evleri üzerine bir araştırma
Yapılan çalışma ile bugüne değin yalnızca tarihi hakkında çalışma yapılabilmiş olan Ordu İli'ndeki geleneksel konut dokusunun, Türk Evi içerisindeki yeri ve öneminin vurgulanmasının yanı sıra, geleneksel Ordu evlerinin önemli tipolojik özelliklerinin analizinden oluşmaktadır.Çalışma dört bölümden oluşmaktadır.Çalışmanın birinci bölümünde, Ordu İli'nin fiziksek ve tarihi özellikleri, geleneksel mimari kavramı, Geleneksel Doğu Karadeniz Evleri genel özellikleri ve Geleneksel Ordu Evlerinin genel özellikleri tanıtılmıştır.Çalışmanın ikinci bölümünde yapılan çalışmalar kısmında, çalışma alanı ve ev örneklerinin seçimi, kullanılan yöntem ve teknikler, tipolojik çalışma ve amacı, evlere ait saptama çalışması ve evlere ait özelliklerin analizi ve tabloların oluşturulması yer almaktadır.Üçüncü bölüm bulgular ve irdeleme kısmında, evlerin yerleşim özellikleri, plan özellikleri, tipleri ve elemanları, cephe oluşumunu etkileyen elemanlar, yapım tekniği ve malzeme kullanımı altında yapılmıştır.Son kısımda ise sonuçlar yer almaktadır.
Mimari formda boşluğun keşfi
Tezin amacı boşluk kavramının mimari form üzerinde yarattığı etkileri incelemektir. Çalışmada, formda yaratılan boşluklar tez kapsamında oluşturulan bir sisteme göre sınıflanmakta, benzerlikler, farklılıklar ortaya konulmaktadır. Form ve mekân açısından etkileriyle incelenen ?Boşluk? kavramı, aynı zamanda tasarımcıların kavramı zaman içerisindeki yorumlamaları ile yani zaman içerisindeki değişimiyle de ele alınmaktadır. Bu etkiler, boşluğun forma olan etkisi aynı zamanda da, iç mekân, dış mekân ve kentsel mekâna katkısı açısından da çeşitli örnekler üzerinde tablolarla sorgulanmaktadır.Bunun için öncelikle mekân ve boşluk kavramları çeşitli açılardan incelenmiş, bu bilgiler doğrultusunda ?Boşluk? kavramını en iyi yansıtan örnekler araştırılmış ve tablolar hazırlanmıştır. Taranan yaklaşık 500 örnek üzerinden, 100 yapı seçilerek, belirlenen kavramlarca incelemeler yapılmıştır. Elde edilen bilgiler sonucunda boşluğun form üzerindeki etkisi sınıflandırılmış ve tablolarla görselleştirilmiştir.İlk bölümde form-mekân-boşluk bağlamında genel bilgiler verilmiş, ikinci ve üçüncü bölümlerde yapılan çalışmalar ve analiz tabloları belirtilmiş, bunun sonucunda elde edilen bulgular sunulmuştur. Dördüncü bölümde ulaşılan bilgiler ışığında varılan sonuçlar irdelenmiş, beşinci bölümde sonuçlar ve önerilere yer verilirken, altıncı bölüm referanslardan oluşmuştur.Anahtar Kelimeler: Form, Mekân, Boşluk, Mimari Form ve Boşluk
Geleneksel el sanatlarının yapım süreçlerinin belgelenmesinde sistematik süreç modellerinin kullanılması: Mimari kündekâri örneği
Toplumların geçmişinden izler taşıyan somut olmayan kültürel miras ögeleri, günümüzde yaşanan küreselleşme sonucunda kaybolma tehlikesi yaşamaktadır. Bu durumun sonucu olarak, somut olmayan kültürel miras kapsamındaki geleneksel el sanatlarına olan farkındalığı artırmanın ve bu sanatların sürdürülebilirliğinin sağlanmasının önemi artmakta, fakat zanaat üretim süreçleri örtük bilgiye dayandığı için bu süreçlerin açık hâle getirilip belgelenmesinde ve gelecek nesillere aktarılmasında zorluklar yaşanmaktadır. Belirtilen problemleri iyileştirmek için bu tez, geleneksel Türk el sanatlarından biri olan kündekârinin yapım yöntemlerinin ve kündekâri yapımı ile ilgili bilgilerin sistematik süreç modelleri ile belgelenmesini amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında veriler; literatür taraması, kündekâri sanatını uygulayan zanaatkârlarla görüşme yapılması ve kündekâri yapım süreçlerinin kayıt altına alınması ile elde edilmiştir. Literatür taraması ve görüşmelerden elde edilen veriler sonucunda, IDEF0 süreç modelleme tekniği ile kündekâri sanatı yapım aşamalarını gösteren süreç modelleri oluşturulmuştur. Bu modeller, kündekâri yapımı için gerekli olan bilgileri grafiksel olarak temsil etmektedir. Üretilen süreç modellerinin doğrulanması ve onaylanması zanaatkârlarla görüşülerek gerçekleştirilmiştir.
Hellenistik ve Roma dönemlerinde Ephesos kent planlarının mekan dizim analiz yöntemiyle incelenmesi
Antik kentlerin kazılması, on yıllar boyunca devam eden uzun çalışma dönemleri ve uzman kadroların ve cihazların temini bir yana bu uzun soluklu çalışmayı finanse edebilmek bile özellikle de ülkemiz gibi arkeolojik kalıntılar açısından bu denli zengin bir ülke için önemli bir problem teşkil eder. Çalışmamız özelinde Ephesos antik kentinin seçiminde rol oynayan etmenler, kentin ulusal ve uluslararası alandaki tanınırlığı ve iyi derecede korunmuş antik kentlerimizden biri oluşu ile özetlenebilir. Ephesos, 1893 yılından günümüze yaklaşık 150 yıldır sistemli şekilde kazıları devam eden, jeolojik ve jeofizik çalışmaları yapılmış, yerleşim tarihi ve kent planı üzerinde çalışılmış, gelişim evreleri incelenmiş bir antik kentlerimizdir. Kazılarda ortaya çıkartılan arkeolojik bulgularla, in situ veriler birlikte değerlendirilerek hazırlanan vaziyet planları, hava fotoğraflarıyla da desteklenerek kentin planlama kurgusu ve kullanımı ile ilgili çok değerli verilere ulaşmamızı sağlar. Henüz gün yüzüne çıkartılmamış verilerin de bu planlara dâhil edilebilmesini sağlayan ve son yıllarda yaygın biçimde kullanıldığını gördüğümüz 'uzaktan algılama' ve ' jeofizik' araştırmaların ki; Ephesos kazı çalışmalarında da bu teknolojiden faydalanılmıştır, arkeolojik çalışmalara değerli katkılar sunacağı açıktır. Elde eden tüm bu verilerin birleştirildiği kent planları okunarak, antik kentlerin planlama kurguları hakkında çok değerli çıkarımlar yapılacak, geçmişten gelen bu bilgi birikimi modern kentlerin planlanmasında bize değerli ipuçları sağlayacaktır. Çalışmamız kapsamında, Efes Antik Kenti özelinde, 'Mekân Dizimi Analiz Yöntemi' (MDAY=Space Syntax) uygulanarak yapılacak mekânsal analizlerle, kentin en yoğun kullanılan bölgeleri, kent çekirdeği, en yoğun kullanılan yaya aksları ya da en yalıtılmış bölgeler tespit edilmeye çalışılacaktır. Sonuç olarak, antik kentlerin mekân organizasyon okunmasında, arkeolojik çalışmalarda da faydalanılabilecek bir matematiksel model olan MDAY.'nin kullanılabilirliği tartışılacaktır. çok sayıda uzmanın ortaklaşa dahil olacağı multidisipliner bir çalışmayı gerekli kılar. İhtiyaç duyulacak
Letoon Leto tapınağı stylobat tasarımı ve antropometrik incelemesi
Bu tez kapsamında Likya Bölgesi'nin önemli tapınım alanlarından olan ve UNESCO Dünya Miras Listesi'ne 1988 yılında dahil edilen Letoon Kutsal Alanı'nda bulunan Leto Tapınağı'nın stylobat tasarımı incelenmiş ve antropometrik analizi yapılmıştır. Antik mimarlıkta teknolojik bir gelişme olan yapı yapma geleneği; tasarımda simetri ve matematiksel oranlar baz alınarak yapılmıştır. Tapınakların tasarımında katı simetri ve orantı kurallarının nasıl kurulduğu konusu modül üzerinden ele alınarak yapının en küçük yapı taşından itibaren yapı elemanları ile birlikte analizi yapılmıştır. Bunun için de uygarlık tarihinde önemli bir yeri olan Anadolu'nun yapı geleneklerini sürdüren Leto Tapınağı seçilmiştir. Vitruvius'un De Architectura kitabında belirttiği gibi simetrinin özü doğada yatmaktadır. Doğanın tasarımı ne kadar mükemmelse yapının da parça-bütün ilişkisi o kadar güçlü olmalıdır. Leto Tapınağı'nın antropometrik analizi için insan bedeninin mükemmel oranları kullanılmıştır ve bulunan modül insan bedeninden çıkan oranlar ile kulaç, ön kol, parmak gibi ölçülere bölünmüştür. Karenin köşegeninden doğan dik üçgenin hipotenüsünün ölçüsü de deşifre için önemli bir ölçü belirtmiştir. Bu ölçüler sayesinde yapı elemanlarının oranlarına ve birbirleri ile ilişkilerine ulaşılmıştır. Leto Tapınağı'nın tasarım yöntemi ve saptanacak modülden çıkan oranlar ile deşifresi daha sonra Anadolu'daki başka önemli arkeolojik yapılar üzerinde yapılacak olan çalışmalar için önemli bir altlık oluşturacaktır. Rönesans'ta tekrar eden akımların en erken örneklerinin somut ölçeği literatüre kazandırılması hedeflenmektedir. Gelecekteki yerel çalışmalar, inşa edilmiş mirasın antropometrik tarihlenmesini sağlayabilir. Ölçü biriminin değerini belirlemek için Anadolu'da öncü bir çalışma olacaktır.
Anadolu' daki Roma dönemi çeşme mimarisinin bir örneği olarak Letoon Hadrian anıtsal nymphaeumu. Mevcut durum analizi ve hipotetik restitüsyon önerisi
Bu tez çalışması, UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alan Letoon Kutsal alanı içerisindeki İmparator Hadrianus' a ithaf edilmiş eksedra düzenindeki anıtsal çeşmenin mimari planının, çevre ile olan ilişkisinin incelenmesini ve hipotetik restitüsyon önerisini konu almaktadır. 19. yüzyıldan bu yana araştırmaları sürdürülen Letoon Kutsal Alanı tüm Likya'nın ortak tapınım merkezidir ve Antik çağda Likya' nın dini merkezi konumundadır. İmparator Hadrianus' a ithaf edilen Roma Dönemi anıtsal çeşme yapısının kutsal kaynakla aynı aksta olması Letoon Kutsal Alanı' nın planlanmasının temel özelliklerinden biridir. Letoon' un dip tarihi bilinmeyen çok katmanlı geçmişinde farklı dönemlerde farklı isimlerle anılan su tanrıçaları Nymphelere adanan anıtsal çeşme yapısı, kutsal kaynak ile ilişkilenen alanın dinsel işlevselliğini ön plana çıkartmış ve suyun kutsallığının tüm katmanlar boyunca devam ettiğini göstermiştir. Augustus ile başlayan Roma İmparatorluk Çağın'da İmparator Hadrianus selefi imparator Trajanus'un izlediği yayılma politikasının aksine imparatorluğun genişleme politikasını terk ederek mevcut sınırlarını korumuştur. Roma tarihi içinde Hadrianus Dönemi mimari açıdan yapı patlaması olarak adlandırılan önemli bir yer tutar. Bu dönemde yeni yapıların inşasının yanı sıra depremlerden zarar gören bazı yapılar da onarılmıştır. İmparatorluğunun 12 yılını Roma dışındaki eyaletlere yaptığı gezilere ayırmıştır. Bu geziler kapsamında 123-124 ve 129-131 yıllarında Anadolu'ya iki önemli gezi düzenlemiştir. 20. yüzyılın başından beri Roma dönemi su ile ilişkili yapılar hakkında çok sayıdaki yayın çeşitliliği içinde 1969-2009 yılları arasında kazı çalışmaları gerçekleştirilmiş olan Letoon Hadrian Anıtsal Çeşmesi hakkında en önemli eksiklik detaylı bir mimari analiz ve restitüsyon önerisinin tamamlanmamış olmasıdır. Bu bağlamda Letoon kutsal alanında bulunan Roma Dönemi anıtsal çeşme yapısının halihazırda mevcut olan arkeolojik kalıntılarından elde edilen verilerle ve kazı raporlarından edinilen bilgiler ışığında tipolojik değerlendirilmesi ve plan analizi yapılarak, hipotetik restitüsyon önerisinin sunulması amaçlanmaktadır. Yapının konumlandığı kutsal alanın temel ögesini oluşturan suyun çıktığı gözeyi koruyan Hellenistik Dönem yapay mağarasının aksında konumlanmış olması, kuzeyinde yer alan tören yolu ile ilişkisi ve Roma'nın en güçlü imparatorlarından biri olan Publius Aeulius Traianus Hadrianus' a ithaf edilmesi tezin önemini artırmaktadır.
Esnek konut tasarımında kullanıcı memnuniyetinin ölçümü: Bulanık TOPSIS yöntemi
Esnek tasarım, konutun nihai kullanıcısının ihtiyaçlarına cevap vermekte mimarlık disiplininin güçlü araçlarındandır. Kullanıcı ile yaşama alanı arasında sağlanan uyum, ihtiyaçlarının karşılanma düzeyi gibi faktörler ile kullanıcının konutundan duyacağı memnuniyet arasında doğrudan bir ilişkinin varlığından söz edilebilir. Konut kullanıcı memnuniyeti ve memnuniyeti etkileyen faktörler üzerine literatürde birçok araştırma bulunmaktadır. Bu araştırmalarda çoğunlukla kullanıcı memnuniyetinin parametreleri üzerinde durulmuş ve ağırlıklı olarak anket yöntemi kullanılmıştır. Ancak kullanıcı deneyiminden veri elde etmeyi sağlayan anket yönteminin, verinin güvenilirliği açısından kimi problemler barındıracağının göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Deneyimleri üzerinden yorumladıkları bir bilgiyi sayısal olarak belirli bir aralıkta (Likert ölçeği) değerlendirmeleri istenen kullanıcılar, seçimlerini yaparken zihinlerindeki ifadeye en yakın değeri tercih etmek durumundadırlar. Değerlendirme süreci bu şekilde beraberinde veri kayıplarını da getirmektedir. Sözel bir bilginin sayısal aralığa dönüştürülmesi ve bu haliyle işlenmesi süreci veri kaybına açıktır. Ayrıca kullanıcıların konu üzerine yetkinlikleri bilinemeyeceği için sayı değerleri ve aralıkları belirleme konusunda güvenilirlik ile ilgili bir belirsizlik meydana gelmektedir. Literatürde belirsiz durumların işleme katılabilmesine imkân sağlayan çok kriterli karar verme yöntemleri mevcuttur. Bu yöntemlerin kullanımı ile karmaşık ve belirsiz veriler matematiksel ve değerlendirmeye açık hale gelebilmektedir. Tez çalışmasında birçok veri ölçümü için kullanılan Bulanık TOPSIS yöntemi tartışmaya açılmakta ve anket verilerinin değerlendirilmesi sürecinde oluşan veri kaybını önlemeye yönelik bir araç olarak önerilmektedir. Bu amaçla konu üzerine yapılan araştırmalar taranmış, parametrelerin belirlendiği kaynaklardan faydalanılmış, anket yöntemini kullanarak konut kullanıcı memnuniyet parametrelerini sınıflandıran çalışmalar incelenmiştir. Çalışmalardan elde edilen parametreler, esnek tasarım kapsamında nesnel olarak değerlendirilme potansiyellerine göre bulanık TOPSIS yöntemi ile işleme alınmış, Vertex yöntemiyle anlamlandırılmıştır. Bu şekilde bulanık TOPSIS yönteminin konut kullanıcı memnuniyeti ölçümünde, olası veri kayıplarının önlenmesini sağlayacak bir araç olup olmadığı konusunda bir değerlendirme yapılmıştır.
Ankara kent merkezlerinde 1950 sonrası büro/işhanı yapıları: Kentsel ve mimari okumalar
Ankara, tarihsel süreç içinde köklü medeniyetlere ev sahipliği yapmış önemli bir kenttir. Osmanlı Dönemi'nde geleneksel bir yapılanma gösteren kent, Cumhuriyet Dönemi'nden sonra modern bir kurguyla hızla yeniden inşa edilmeye başlanmıştır. Bu dönemde Atatürk Bulvarı boyunca Ulus'tan başlayarak Çankaya'ya doğru gelişen kentte Ulus ve Kızılay merkezleri ve süreç içinde Kavaklıdere Alt Merkezi oluşmuştur. Ankara üzerine yapılacak kentsel ve mimari okumalar açısından kent merkezleri önemli odaklardır. 1930'larda yapılar ve kamusal açık alanlarla şekillenen Ulus, kentin tek merkezidir. 1950'lerde daha önce Ulus'ta olan pek çok faaliyetin Kızılay'a geçmesiyle kentin yeni merkezi Kızılay olmuştur. 1970'lerde bu kez Kavaklıdere'nin yeni bir alt merkez özelliği kazanmaya başladığı görülmektedir. Tez kapsamında, Ulus Merkez, Kızılay Merkez ve Kavaklıdere Alt Merkez'in mekânsal oluşumları ile merkez özellikleri ortaya konularak önemli bir kırılmayı işaret eden 1950 sonrasında inşa edilen Büro/ İşhanı yapılarına odaklanılmıştır. Tez çalışmasında bu yapılar toplumsal ve ekonomik yapıya, kentin planlı gelişim sürecine, merkezlerin değişimine, yasal ve yönetsel mevzuata ve dönemsel mimari yaklaşımlara bağlı olarak araştırılmış ve belgelenmiştir. Büro/ İşhanı yapıları; yakın çevre/ cadde/ sokak ilişkileri, kullanım çeşitliliği, plan kararları, biçim kararları ve getirdiği yenilikler/öncül rolü /özgünlüğü dikkate alınarak sınıflandırılmıştır. Bu yapılar, bulundukları merkez ile ilişkilenen, merkezin dönüşümünü etkileyen, aynı zamanda bu dönüşümden etkilenen yapılar olarak dönem belgelemesinde oldukça önemlidir. Büro/ İşhanı yapılarının tipolojik olarak karşılaştırılmasını ve mevcut durumlarının tespit edilmesini kapsayan bu çalışmanın, bu içeriği ile kendinden sonra yapılacak araştırmalar için bir altlık olacağı düşünülmektedir.
Ziraat Bankası genel müdürlük binasının yeniden kullanım sürecinin değerlendirilmesi
Kültür varlığı tarihi yapılar zaman içerisinde değişen yaşam standartları ve kullanıcı gereksinimleri ile beraber kendilerine ait mimari, tarihi kimliklerini kaybederek işlevsiz ve kullanılamaz bir duruma gelebilmektedirler. Bunun sonucunda yapıların bazen özgün işlevlerinin tamamen dışında bazen de özgün işlevlerini destekleyecek birtakım alt işlevler alarak yeniden günümüz yaşamına uyarlanması durumu ile yaygın olarak karşılaşılmaktadır. Bu süreç boyunca, yapının hem tarihi hem de mimari kimliğine zarar vermeyecek bir şekilde uygun bir işlev ile yeniden kullanıma açılması önem arz etmektedir. Tarihi yapıların potansiyellerinin doğru bir şekilde analiz edilmemesi ve bu nedenle uygun görülen yeni işlevin mevcut tarihi yapı ile uyumsuz olması durumu oluştuğunda yapıların fiziki ve diğer karakteristik özelliklerinin korunmasında sorunlarla karşılaşılmaktadır. Uyarlanabilir yeniden kullanım süreci ile birlikte yeni bir işlev ile yeniden canlandırılan tarihi yapılara, müze işlevinin uygun görülmesi sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Bu durumda korunmaya değer nitelikteki bu tür birer kültür varlığı olan yapıların müze işlevine ait olan mimari gereklilikleri ve standartları sağlayabilmesi için de belirli mekânsal, teknik ve altyapısal müdahaleleri geçirmiş olması gerekmektedir. Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi mimari ekolü cumhuriyetimizin kuruluşu ile beraber, bir süre daha varlığını korumuştur. Bu dönemin ilk yıllarında ulusal ve milli bir bilinç oluşturma gayesi mimari yapılaşma ortamında da benimsenmiş ve dönemi temsil eden birçok kamusal yapı bu ekole bağlı olarak inşa edilmiştir. Ancak zamanla değişen yaşam standartları ve günümüz ihtiyaçları sonucunda bu yapıların çok büyük bir kısmı özgün işlevlerini yerine getiremez duruma gelmeye başlamıştır. Günümüzde ise, işlevini kaybederek kullanılamaz duruma gelen bu tür yapıların yeniden işlevlendirilerek günümüz yaşamına kazandırılması çalışmalarında belirgin artışlar gözlenmektedir. Ancak yeni işleve göre uyarlanan bu tür yapıların üzerinde uygulanmış olan müdahalelerin uygunluğu ve yol açmış olduğu tahribatlar yeteri ölçüde analiz edilmemiş durumdadır. Burada takdim edilen tez çalışması 20. Yüzyıl Erken Cumhuriyet Dönemi mimarlık mirasının önemli bir yapısı olan Ziraat Bankası Genel Müdürlük Binası'nın uyarlanabilir yeniden kullanım süreci çerçevesinde geçirmiş olduğu koruma, restorasyon ve yeniden işlevlendirme müdahalelerinin değerlendirilmesini kapsamakta olup, özellikle 2016 Koruma ve Onarım Projesi kapsamında yeni müze kullanımı uygulamalarını konu almaktadır. Bu kapsamda tez çalışmasının hedefi, örnek olarak seçilen yapı üzerinden, yeniden kullanım sürecinin irdelenmesi ve uygulanması gereken en doğru yaklaşım seçeneklerinin belirlenmesi ve gelecekte benzer biçimde yeniden işlevlendirmeye konu olacak miras yapılarına yön verecek bir yöntem geliştirilmesidir. Çalışma kapsamında elde edilen veriler, Erken Cumhuriyet Dönemi mimarlık mirası ve yeniden kullanım sürecini konu alan literatür taramalarından, tarihi yapının restorasyon sürecinde birebir temasta bulunan mimarlar ile yapılan görüşmelerden ve yapının koruma, onarım sürecine ait mimari raporlar kullanılarak elde edilmiştir.
Mimarlıkta makine öğrenimi uygulamaları: Fırsatlar, zorluklar ve geleceğe dair öngörüler
Yapay zekânın alt dallarından biri olan makine öğrenimi, algoritmalar kullanılarak verilerin analiz edilmesiyle öğrenen, insan zekâsını taklit edebilen ve kendi kendini geliştirebilen bir sistem olarak tanımlanmaktadır. Makine öğrenimi kullanılarak büyük verilerin depolanması ve bu verilerin işlenmesiyle de yeni verilerin oluşumu sağlanmaktadır. Makine öğrenimi teknikleri bu özellikleri sayesinde başta mühendislik ve üretim sektörleri olmak üzere pek çok alanda kullanıldığı halde, yapılan araştırmaların azlığı ve yetersiz çalışmalar sebebiyle mimarlık alanındaki henüz yaygın olarak kullanılmamaktadır. Bu tezin amacı, makine öğreniminin mimaride sağladığı faydaları vurgulamak ve tasarım üretimi ve yapım sürecinde karşılaşılabilecek sorunları ve riskleri belirlemektir. Bu bağlamda, önce makine öğrenimi teknikleri incelenerek çeşitli disiplinlerdeki kullanım şekilleri ele alınmıştır. Ardından günümüze kadar mimarlık alanında makine öğrenimi kullanılarak yürütülen örnek çalışmalar araştırılmıştır. Tezde incelenen bu çalışmalarda, makine öğrenimi tekniklerinin nasıl ve hangi amaçlarla kullanıldığı üzerinde durularak, makine öğrenimi kullanımının mimarlık alanında sağlayabileceği faydalar, uygulama sırasında karşılaşılabilecek zorluklar ve oluşabilecek potansiyel riskler belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara bağlı olarak makine öğrenimi tekniklerinin mimarlık alanında kullanımı geliştirilerek tasarım, üretim ve inşa süreçlerinde verimli bir araç olarak kullanılabileceği öngörülmektedir.
Tarihi Mehmet Ağa konağı'nın üç boyutlu belgelenmesi üzerinden mimari miras yapı bilgi modelinin (Herıtage BIM) oluşturulmasıve yeniden işlevlendirilmesi
Yapı bilgi modeli olarak nitelendirilen BIM, mimarlık ve inşaat sektörünün son yıllarda dünyada en çok konuşulan konularından biridir. BIM'in kullanımı, yeni yapılacak yapılarda yaygınlaşmış olsa da; BIM bir yapının tasarlanmasından, yıkım sürecine kadar bütünleşmiş bir şekilde çalışarak yöneten sistem bütünüdür. Yapının kullanıldığı süreçte bakım, onarım, yenileme gibi aşamalar da yapının yaşam döngüsünün bir parçası olup, BIM'in konusu olabilmektedir. Kültür mirası yapıların korunması için yürütülen sürecin BIM dahilinde yapılmasıyla, Heritage BIM (Mimari Miras Yapı Bilgi Modeli) kavramı ortaya çıkmıştır. Yani Heritage BIM; inşa edilmiş kültürel varlıkların, sürdürülebilir yönetimi için disiplinler arası bir çalışma metodolojisi olarak tanımlanabilir. Bu çalışmada Türkiye'de Heritage BIM'in tanınması için; HBIM (Heritage BIM) kavramının açıklaması yapılarak, en çok kullanılan standardizasyonları ele almıştır. Ayrıca HBIM kullanımının yaygınlaştırılması amacıyla Mehmet Ağa Konağı'nın örnek HBIM modeli oluşturup, yeniden işlevlendirme çalışması yapılarak alanında öncü bir çalışma yaratılmıştır. CAD ve BIM tabanlı programlar aracılığı ile koruma ve yeniden işlevlendirme projelerinin hazırlanma süreçlerinin karşılaştırması yapılmış ve öneriler geliştirilmiştir. Mehmet Ağa Konağı, dönemine göre üstün bir teknoloji ile donatılarak, Erken Cumhuriyet Dönemi mimarisinin kırsal alanda yer alan özgün bir örneğidir. Onarım maliyetlerinin yüksek olması sebebi ile uzun yıllardır kullanılmayan Mehmet Ağa Konağı'nın yaşatılmasının istenmesi sonucunda, Ankara Büyükşehir Belediyesine şartlı bağışı yapılmıştır. Mehmet Ağa Konağı'nın yeniden işlevlendirme sürecinde belediye ile yapılan işbirlikleri, anket çalışması ile yeniden işlevlendirilmesine yönelik çalışmaların yapılması ve bu çalışmaların sonucunda yeni işlev önerisinde bulunulması, bu tezin konuları arasındadır.
19. yüzyıl İzmir levantenleri ve kent morfolojisine etkisi üzerine bir inceleme
19. yüzyıl İzmir kentinde Türkler, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Levantenler gibi farklı etnik gruplar barınmaktadır. Bu farklı etnik gruplar kimlik yapıları ve kökenleriyle asimile olmadan varlıklarını sürdürmüşler, kent morfolojisine kendi kültürlerini yansıtmayı başarmışlardır. Kentte büyük ölçüde söz sahibi olan Levantenler kentin fiziksel yapısının biçimlenmesinde büyük rol oynamıştır. İzmir'e gelmelerinin en temel sebebi ticaret hacmi istemi ve pazar arayışı olan Levantenler İzmir'de ticaret hacmini büyütmüş, ekonomik hayatı olumlu yönde etkileyerek kenti dünyanın önemli liman kentlerinden birine çevirmişlerdir. Levantenlerin kıyı şeridinde olan Frenk Mahallesi olarak bilinen bu bölgeye yerleşme sebepleri ticaret bölgesinin, limanın burada olması ve kent ticaretini elinde tutmak istemeleri, ayrıca etnik ve sosyal olarak farklı oldukları Osmanlı toplumundan bağımsız olmak istemeleridir. Kendi yaşam tarzlarını hem estetik değerler hem de işlevsel olarak yapılarına da yansıtmışlardır. Bu yapılar, Levantenlerin kökeni Avrupa'da baskın olmuş mimari anlayış ve yaklaşımların yansımasıyla inşa edilmiştir. 19. yüzyıl İzmir kentinin mekânsal dönüşümünde Levanten kültürünün etkisini inceleyen ve Levanten kültürün kentin fiziksel biçimlenmesindeki izlerini süren bu tez çalışması esas olarak kentsel morfolojinin araştırma yöntemlerini kullanmıştır. Bu araştırma şimdiye kadar yapılan çalışmalardan farklı olarak İzmir'de fiziksel yapının biçimlenmesinde Levanten kültürünün etkisini makroformdan başlanarak mikroforma kadar incelenmiştir. Bu kapsamda üst ölçekten alt ölçeğe kent formu, Levanten Mahallesi, Levanten yapıları olmak üzere bir inceleme ile Levantenlerin İzmir kent morfolojisine etkisi irdelenmektedir. 19. yüzyılın ikinci yarısına ve 20. yüzyılın başına tarihlenen kent haritaları ve planlarına dayalı çözümlemeler kronolojik olarak karşılaştırılıp değerlendirilmekte ve İzmir'in mekânsal gelişim ve değişimi tartışılmaktadır.
Bellek mekânının kurgulanması: Tokat müze evleri
Bellek bireylerin yaşadığı deneyimlerle birlikte öğrendiklerini hafızalarında saklayıp, ihtiyaç duyulduğunda tekrar kullanma yetisi olarak tanımlanmaktadır. Çeşitli disiplinler tarafından ele alınan bellek, çalışmada mimarlık disiplini kapsamında incelenmektedir. Bu çalışmada bireylerin hatırında kalanların ne kadarının mekânsal olup, mekânın hafızada kalan yönlerinin neler olduğu ön plana çıkarılmak istenmektedir. Bu bağlamda Tokat kenti çerçevesinde literatürde yer almayan ancak belleklerde yeri olan Tokat müze evleri çalışma alanı olarak belirlenmiştir. Günümüzde müzeler hatırlama kavramını barındırdığından ve toplumsal hafızayı yansıttığından bellek mekânları olarak değerlendirilmektedir. Çalışmada da bu kapsamda müze evler bellek mekânı olarak incelenmektedir. Müze evler, içinde bulunduğu toplumun sanatsal, kültürel, bilimsel ve siyasal hayatına katkıda bulunan önemli insanların yaşadığı evler olmasından dolayı, bu kişilerin anılarının yaşatılarak, ortaya koydukları değerlere sahip çıkılması adına bellek görevi üstlenmektedir. Bu çerçevede bu çalışmada tarihi ve kültürel değerleri ile Anadolu'da önemli bir yeri olan Tokat'ta müze ev kimliğindeki yapılar ele alınmakta ve bu yapılar bellek mekânları olarak çözümlenmektedir. Yapıların mimari nitelikleri, geçmiş kullanıcılarının hatıraları ve deneyimleri ile ilişkisi tartışılmaktadır. Anahtar Sözcükler: Müze Ev, Tokat, Bellek, Mekân.
Yeşil bina sertifika sistemlerinin uygulanabilirliğine dair bir karşılaştırma: BREEAM, LEED ve WELL örneği
Dünyada artan enerji kullanımı ve bu kullanımın gerek doğaya gerekse de insana olan etkilerini azaltmak için sürdürülebilirlik kavramı ortaya çıkmıştır. Enerji tüketiminin büyük bölümünü oluşturan yapı sektörü de zaman içerisinde bu konuda önlemler almaya karar vermiştir. Dolayısıyla yeşil bina sertifikaları ortaya çıkmıştır. Araştırma kapsamında dünyada önde gelen sertifikasyon sistemlerinden BREEAM, LEED ve WELL sertifikaları incelenmiştir. Bu sertifika sistemlerinin gereklilikleri, kriterleri, puanlamaları, referansları, değerlendirme yöntemleri incelenerek benzerlikleri ve farklılıkları ortaya konmuştur. Bu bağlamlarda ilk olarak sürdürülebilirlik kavramı ve bu doğrultuda ortaya çıkan yeşil binalar ve yeşil bina sertifika sistemleri açıklanmıştır. Daha sonra BREEAM, LEED ve WELL sertifikasyon sistemlerinin ana başlıkları ve puanlamaları verilerek alt başlıkları açıklanmıştır. Son olarak yapılan tüm açıklamalar doğrultusunda bu üç sertifika sistemi farklı yönlerden karşılaştırılmış benzerlik ve farklılıkları ortaya konmuştur.
Görme engellilere yönelik tasarlanan mekanların erişilebilirlik standartları kapsamında irdelenmesi: Görme engelli kütüphaneleri
Engelli, herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal ve sosyal yeteneklerini belirli derecelerde kaybetmesi sebebiyle açık alanlarda ve yapılarda bağımsız hareket edebilmesi için çeşitli fiziksel düzenlemelere gereksinim duyan kişidir. Engelli bireyler, toplumun ayrı bir kesimi olarak değerlendirmekten ziyade, toplumsal yaşama katılımları için fiziksel çevreye erişilebilirliğinin sağlanması gereken toplumun bir parçası olarak görülmelidir. Erişilebilirlik, fiziksel çevrenin temel bir özelliğidir. Engelli bireylerin de içerisinde bulunduğu, toplumun tüm kesiminin kullanımında olan açık ve kapalı mekanlar erişilebilirlik standartlarına uygun şekilde tasarlanmalıdır. Türkiye'de erişilebilirlik standartlarında ve uygulamalarda, çoğunlukla ortopedik engellilere yönelik çalışmaların yapıldığı, diğer engel gruplarının ihtiyaçlarının ve gereksinimlerinin göz ardı edildiği görülmektedir. Görme engelli kullanıcının ihtiyaç ve gereksinimleri ile algılama ve kullanım biçimlerinin diğer engel gruplarından farklı olması sebebiyle, görme engellilere yönelik tasarlanan mekanlarda erişilebilirlik standartlarına uyulması kaçınılmazdır. Çalışmada, yapılı çevrelerde erişilebilirlik standartlarının uygulanmaması ya da yanlış uygulanması neticesinde görme engelli bireylerin, yalnızca kendilerine yönelik sunulan hizmetlere dahi, erişimlerinin kısıtlanması tabanından hareket edilmektedir. Çalışmada, teorik altyapıyı oluşturması amacıyla, görme engelli literatürüne dair tanımlara ve kavramlara yer verilmektedir. Görme engellilere yönelik literatür, farklı disiplinler bağlamında incelenerek, görme engellilere yönelik tasarlanan mekanlarda erişilebilirlik standartlarına altyapı hazırlanmıştır. Görme engellilerin yaşantılarını bağımsız sürdürebilmeleri için gereken asgari erişilebilirlik standartlarını belirleyen mimari tasarım kriterleri oluşturulmuştur. Bu kapsamda, erişilebilirlik standartlarının irdelenmesi için kullanıcısı yalnızca görme engelli bireyler olan görme engelli kütüphaneleri araştırma kümesi olarak seçilmiştir. Bu kriterler ve erişilebilirlik standartları temel alınarak hazırlanan değerlendirme formları aracılığıyla Ankara, İstanbul ve İzmir'de bulunan görme engelli kütüphanelerinde erişilebilirliğe dair veriler toplanmıştır. Elde edilen veriler sonucunda örneklerin, erişilebilirlik standartlarıyla uyumlu veya uyumsuz olma durumları belirlenmiştir. Örnekler arasında karşılaştırma yapılarak genel sonuçlar ve öneriler sunulmuştur.
Çok katmanlı yerleşimlerin koruma sorunlarının Foça örneği üzerinden irdelenmesi
Tarihsel süreçte pek çok uygarlığı barındıran Anadolu'da yerleşim sürekliliğini yansıtan kentler bulunmaktadır. Farklı kültürel ve sosyal yapıya sahip uygarlıkların yer altında ve yer üstünde bıraktığı izler, ayrı birer katman olarak bu kentleri şekillendirmekte ve onlara çok katmanlılık özelliği katmaktadır. Bu katmanlar multidisipliner çalışma eksikliği, bayındırlık hareketleri, yasal, yönetsel, sosyal ve ekonomik nedenlerle yok olmaktadır. Bu durumda kentlerin modern yaşamın gerektirdiği donatılara sahip olmasının yanında, tarihsel katmanlaşmanın belgelenebilmesi, koruma ve bakımının yapılarak halka sunulması sağlanmalıdır. Çok katmanlı kentlerde belirtilen sorunlara yönelik çözüm yöntemlerini içeren kent arkeolojisi ilk olarak Avrupa'da ortaya çıkmıştır. Ülkemizde kentsel arkeoloji uygulamalarının başlaması daha geç döneme tarihlenmektedir. Bu durum birçok kentimizin tarihsel gelişiminin izlerini kısmen kaybetmesine neden olmakla beraber günümüzde yer altında farklı katmanlara ait izler bulunan yerleşimler hala mevcuttur. Bu yerleşimlerden Eski Foça Prehistorik Dönemden başlayarak Arkaik Dönem, Klasik Dönem, Helenistik Dönem, Roma Dönemi, Bizans Dönemi, Ceneviz Dönemi ve Osmanlı-Türk Dönemlerinde yerleşim görmüş, çok katmanlı bir kenttir. Bu çalışmada Eski Foça'nın dokuz tarihsel katmanı incelenerek, bu katmanlara ait veriler ile dönem paftaları hazırlanmıştır. Bu paftaların çakıştırılmasıyla kentteki çok katmanlı kimlik alanları belirlenmiştir. Belirlenen çok katmanlı alanlar için envanter çalışması yapılmış ve koruma sorunları tespit edilmiştir. Söz konusu sorunlara ve alanların sunumuna yönelik Avrupa'dan seçilen proje örnekleri altı başlıkta toplanmış ve projelerin değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu değerlendirmeler sonucunda Foça'da çok katmanlı bir alanın sunumuna yönelik üç proje önerisi hazırlanmış, bu önerilerin olumlu ve olumsuz yönleri ortaya konularak çevresi ile birlikte değerlendirilmiştir.
Yapı projelerinde uluslararası ortaklık oluşturmak için nedenler ve proje yönetimi sürecini etkileyen problemler üzerine bir inceleme: Ulaşım projeleri örneği
İnşaat sektörü için risk tanımı çok taraflı ve yönlü bir kavramdır. Projeler gün geçtikçe daha büyük, karmaşık ve teknik uzmanlık gerektiren bir hale gelmektedir. Projelerin temel risklerinin yanında, artan büyüklükleri, karmaşık yapılarının getirdiği riskler, yüksek sermaye ihtiyacı ve gelişmiş teknoloji gereklilikleri yüklenici firmaların tek başlarına bu risklerin altından kalkmasını zorlaştırmaktadır. Bu nedenlerden ötürü firmalar uluslararası yapı ortaklıkları yöntemiyle güç birliği yapma yöntemini seçmektedir. Her inşaat projesi kendine has özellikler taşımaktadır ve bu özellikler doğrultusunda şekillenmiş proje bilimi ile yönetilmektedir. Ortaklık yoluyla güçlerini birleştiren inşaat firmalarında öncelikli amaç kar elde etmek ve bunun için üstlenilen projeyi tamamlamaktır. Ancak her firma kendi organizasyon yapısı ile yönetimi takip etmek istemekte ve karar verme süreçlerinde sorunlara farklı açılardan yaklaşmaktadır. Bu farklılıklar proje yönetimi sürecinde taraflar arasında sorunlar yaşanmasına neden olmakta ve çatışma ortamı yaratmaktadır. İleri teknoloji gerektiren, geniş etki alanına sahip stratejik önemi yüksek projeler olmaları nedeniyle ortaklık yöntemiyle üstlenilen proje türlerinin başında ulaşım yapıları gelmektedir. Bu çalışma, ulaşım yapıları projeleri yüklenicilerinin hangi nedenlerle yapı ortak girişimi yolunu tercih ettiklerini; firmaların proje yönetim sürecinde hangi sorunlar yaşadıklarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Detaylı bir literatür çalışması ile uluslararası yapı ortak girişimi kavramı tanımlanmış, firmaların ortaklık yolunu seçme nedenleri ortaya konmuş ve ortaklık türleri açıklanmıştır. Belirlenen sekiz ulaşım projesinde görev almış profesyonellerle bir anket çalışması düzenlenmiştir. Anket sonuçları "SPSS 20.0" istatistik veri analiz programı ile değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, uluslararası ortaklık oluşturmak için on beş neden ve proje yönetimi sürecinde karşılaşılan yirmi sorun tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlar ışığında bu sorunlara çözüm önerileri geliştirilmiştir. Anahtar kelimeler: Uluslararası yapı ortaklıkları, joint venture, konsorsiyum, proje yönetimi, ulaşım projeleri
Kubbe formundaki yapıların strüktür ve malzeme açısından irdelenmesi
Asırlar boyunca insanoğlu kemer, tonoz ve özellikle de kubbeden etkilenmiştir. Kubbeler; mekân örtüleri, bölgesel farklılıklara ve buna bağlı olarak sosyal, teknik, kültürel ve dinsel inançlara göre çeşitli biçimler almıştır. Kubbe formundaki yapılarda taşıyıcı sistem ve malzeme olarak incelemek suretiyle hazırlandığı bu çalışmada; kubbelerin kavramı, taşıyıcı sistemleri, taşıyıcı sistem malzemeleri ve kaplama malzemeleri açıklanmaya çalışılmıştır. Tez beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm olan giriş bölümünde, teze genel bir giriş yapılmış olup çalışmanın amacı, kapsamı ile belirtilerek çalısmanın izlediği yöntem açıklanmıştır. Tez çalışmasının ikinci bölümünde kemerin, tonozun ve kubbelerin kavramının tanımı yapılmış olup kubbeli yapılarda geçiş elemanlarının tanımları açıklanmaya çalışılmıştır. Daha sonra mimarı açıdan kubbe tipleri ve son olarak kubbelerin tarihsel gelişimi anlatılmıştır. Üçüncü bölümünde ise kubbe yapılarının taşıyıcı sistem ve malzemesi açısından incelemesi yapılmıştır. Dördüncü bölümde kubbeli örnekler incelenmiş olup karşılaştırmalı örneklerle oluşturulan tablolar yer almaktadır. Daha sonra bu örnekleri yapım yılı, yapının işlevi, geçilen açıklık ve plan geometrisi açısından analizi yapılmaktadır. Sonuç bölümü olan beşinci bölümde ise, araştırmanın diğer bölümlerinden elde edilen verilerin bir değerlendirmesi yapılmış olup çalısmanın sonucu açıklanmaya çalışılmıstır.
Balıkesir Aygören, Dumlupınar, Karaoğlan mahalleleri sivil mimarlık örneklerinin incelenmesi ve koruma önerileri geliştirilmesi
Tarihte pek çok krallığın egemenliği altına girmiş kent, ilk idari yapısını 14. yüzyıl başlarında Karesi Beyliği'nin kurulması ile elde etmiştir. Beylik merkezinin günümüz kent merkezi olarak kullanıldığı Balıkesir kenti, Osmanlı egemenliğinde uzun süre sancak olarak yer almış, son dönemde vilayet seviyesine ulaşmıştır. 17. yüzyıldan itibaren yaşanan göçler sebebiyle Osmanlı kentlerinde görülen gayrimüslim nüfusun artışı Balıkesir'de de etkisini göstermiştir. Günümüzde Dumlupınar, Karaoğlan ve Aygören adları ile anılan mahallelerde gayrimüslim nüfusun iskan edildiği görülmektedir. Zamanla alan içinde yoğunlaşan Ermeni nüfusa ait kilise, okul gibi kurumlar inşa edilmiştir. Balıkesir kentinde yaşayan gayrimüslim nufüs ile ilişkilerin iyi olmasından dolayı kent 1908 yılı mübadelesine girmemiş, aksine gayrimüslim nüfusta artış yaşanmıştır. Kentte yaşanan 1898 yılı depremi ile pek çok yapı zarar görmüştür. Bunun akabinde 20. yüzyıl başlarında kentte ciddi bir yenileme çalışması yapıldığı görülmektedir. 20. yüzyıl başlarında inşa edilen bu yapıların çoğu koruma yaklaşımının oturmaması, yerel yönetim kusurları gibi sebeplerle yıkıma uğramıştır. Kentte halen ayakta olan yapıların büyük bölümü Dumlupınar, Karaoğlan ve Aygören mahallelerinde yer almaktadır. Tez kapsamında, mevcut dokuda yer alan yapıların tespiti, belgelemesi ve koruma sorunlarına ilişkin çözüm önerilerinin geliştirilmesine ilişkin çalışmalar yapılmıştır.
Enerji etkin tasarım anlayışının yüksek yapılarda incelenmesi
İnsan ve çevre sağlığı sorunlarına bir çözüm önerisi olarak ileri sürülen sürdürülebilirlik kavramının gündelik yaşam için uygulama metotları, diğer birçok disiplinde olduğu gibi mimarlık alanında da araştırılmaktadır. Yapılar, üretim aşamalarından itibaren enerji ve kaynak tüketmekte, biyolojik çeşitliliğe zarar vermekte ve atık üretmektedir. Yapım, kullanım ve yıkım aşamalarında, büyük ölçekleri ve barındırdıkları yoğun kullanıcı nüfusu nedeni ile çevre yükleri diğer yapı tiplerine göre çok daha fazla olan yüksek yapıların, sürdürülebilir mimarlık ilkeleri ile tasarım metotlarının geliştirilmesi, sürdürülebilirlik kavramının uygulama araştırmaları içinde önemli bir yere sahiptir. Günümüzde sanayileşme ve gelişen teknoloji ile birlikte hızla artan kentleşme, ekolojik dengelerin zarar görmesine, kültürel ve tarihsel değerlerin yok olmasına neden olmaktadır ve kullandığımız fosil kaynaklı enerji kaynaklarının sınırlı ve tükenir olmasının yanı sıra çevreye verdiği zararlar daha çok hissedilmeye başlamıştır. Bu gerçekler, enerji kaynaklarının daha tasarruflu tüketimine yönelik önlemleri içerirken, önemli bir bölümü de bizi sürdürülebilir enerji kaynaklarına yönlendirmektedir. Mimarlık disiplini de bu gerçekler doğrultusunda doğal çevreye zarar vermeden insanların ihtiyaçlarına cevap verecek, sürdürülebilir yaklaşıma yönelmektedir. Mimarlık alanında en fazla enerji tüketen bina tipi olarak yüksek yapılar görünmektedir. Yüksek yapılar yapım ve kullanım sıralarında fazla enerji tüketiminden dolayı çevre kirliliğine neden olmaktadır. Bu bağlamda yapılan çalışma; sürdürülebilir mimarlık kavramlarının, yeşil yapı ve sürdürülebilir yapım ilke ve yöntemlerinin, ekolojik çevre ve enerji etkin kullanımı ve enerji korunumu başlıklarının, Türkiye ve Avrupa'daki yüksek yapı örnekleri üzerinden, irdelenmesini kapsamaktadır. Anahtar kelimeler: Yüksek yapılar, enerji, sürdürülebilirlik, pasif sistemler, aktif sistemler, çevre performansı
Dini yapılarda akustik koşulların İzmir Kemeraltı Havralar Bölgesi Sefarad Sinagogları üzerinden incelenmesi
Günümüzde tarihi yapıların koruma çalışmalarına ek olarak, insanın mekan algısını oluşturan temel elemanlardan hacmin akustik ortamı mimari miras kavramı içinde yer almaya başlamıştır. Kültürel mirasın akustik açıdan belgelenmesi ve analizi son yıllarda önemli bir konu haline gelmiştir. Bu bağlamda yapılan çoğu çalışma, kültürel mirasın içinde yer alan dini yapıların akustik değerlerini incelemek ve problemli olduğu düşünülenlerin iyileştirme çalışmaları yapılarak özgün karakterinin korunmasını amaçlamaktadır. Tarihi yapıların akustik koşulları dünya kültürel mirasın içerisinde yer alması gerekliliği günümüzde yapılan çalışmalar ile desteklenmiştir. Tez kapsamında, Yahudilerin ibadet mekanı olan sinagogların akustik koşullarının belgelenmesi ve verilerin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Alan çalışması olarak İzmir Kemeraltı Bölgesi'nde bulunan Shalom Sinagogu, Sinyora Giveret Sinagogu, Algaze Sinagogu ve Bikur Holim Sinagogu belirlenmiştir. Tez beş ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; çalışmanın amaç, kapsam ve yöntemi açıklanmaktadır. İkinci bölümde, tek tanrılı dinlerin ibadet mekanları olarak cami, kilise ve sinagog yapılarının akustik gereksinimleri üzerinde durulmaktadır. Aynı zamanda, tarihi dini yapılarda akustiğin önemi, istenilen parametre değerleri, cami, kilise ve sinagog yapılarını konu alan geçmiş çalışmalar ile açıklanmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde, Yahudilerin, sinagogların tarihi ve İzmir'de bulunan sinagogların tarihsel süreçte yaşadıkları değişimler ele alınmaktadır. Dördüncü bölümde, çalışma alanlarının tanımı, grafik ve tablolar ile sinagogların akustik ölçüm sonuçları ve değerlendirmeleri bulunmaktadır. Tezin beşinci bölümünde, elde edilen sayısal veriler doğrultusunda bazı sonuçlara ulaşılmıştır.
İzmir Levanten köşkleri koruma-uygulama süreçleri ve risk analizi
Mimari koruma disiplini, kültürel mirasın önemli bir bileşeni olan tarihi yapıların kullanımlarının sürdürülerek yaşatılmasını amaçlamaktadır. Tarihi yapılar, zamanla fiziksel, sosyo-ekonomik ve/veya doğal unsurlar etkisinde zarar görmekte ve yapıların korunmasında sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu sorunların tespit edilip, çözüme yönelik müdahale kararlarının oluşturulması, koruma uygulamalarının temel hedefidir. Tarihi yapılara dair gerçekleştirilen koruma uygulamalarında yer alan ve çalışma içerisinde yapıya ait potansiyeller, yasal mevzuatlar, aktörler ve finansman başlıkları altında derlenen etkenler, yapıların koruma uygulama süreçlerinde risk faktörlerini ortaya çıkarmaktadır. Çalışmanın amacı, tarihi yapıların uygulama öncesi, uygulama ve uygulama sonrası aşamalardan oluşan süreçlerinde ortaya çıkan risklerin deşifre edilmesi ve geliştirilen risk analizi yönteminin koruma uygulama sürecine katkısının tartışılmasıdır. Çalışma kapsamında, koruma uygulamalarında yer alan etkenler ile uygulama sürecini ifade eden zamansal parametreler kullanılarak, risk analiz yöntemi oluşturulmuş, bu yöntem Levanten köşkleri üzerinden irdelenmiştir. Bu doğrultuda çalışmada seçilen ve koruma uygulamaları gerçekleşen Levanten köşklerine dair risk analizleri yapılmış, derlenen analizlerin tarihi yapılarda koruma-uygulama süreçlerine uyarlanabilirliği ve risk faktörlerinin indirgenmesine katkısı tartışılmıştır.
Otel binalarında modüler koordinasyon çerçevesinde yapım sistemi seçimi üzerine bir inceleme
Bu çalışmada amaç; sistemli tasarlama yöntemlerinden faydalanarak otel yatak oda biriminin oluşturulması, uygun `'yatak oda birimi'' çözümlerinin modüler koordinasyon çerçevesinde değerlendirilerek proje modülüne ulaşılması, proje modülünün geçerliliğinin mevcut örnekler bağlamında desteklenmesi, uygun oda birimi ve modülüne bağlı yapım sisteminin belirlenmesi ve çalışma boyunca çıkarılan sonuçlar üzerine, ülkemizde uygulanabilecek bir örnek uygulama yapılmasıdır.`'Otel binaları için oda birimi oluşturulması ve modül seçimi'' başlığı altında; otellerin tanımı, tipleri ve tasarımında temel prensipler açıklanmakta, otel oda biriminin sistemli şekilde tasarlanması ve modüler bir yapıya oturtulması irdelenmektedir. Yapılan çalışma Türkiye'deki örneklerin incelenmesiyle desteklenmektedir.`'Otel binaları için yapım sistemi seçimi'' kısmında yapım sistemleri ve sınıflandırmaları genel olarak, endüstrileşmiş yapım sistemleri ve sınıflandırmaları ise ayrıntılı olarak incelenmekte, sınıflandırmaların analizleri yapılarak otel binaları için uygun yapım sistemi belirlenmektedir.Seçilen yapım sisteminin düşey taşıyıcılarının yatak katlarında gelebileceği olası yerlerle ilgili bölümde bir yöntem belirlenmekte ve bu yöntemle otel tasarlayıcılarına veri oluşturabilecek plan alternatifleri üretilmektedir.Çalışma boyunca elde edilen tüm veriler ışığında, ülkemiz koşullarında uygulanabilecek bir örnek uygulama yapılmaktadır. Uygulamada modüler yatak oda birimi ve bundan türetilen yatak kat bloğu bulunmaktadır.
Ekolojik binalarda enerjinin etkin kullanılmasının irdelenmesi
İnsanoğlunun varoluşundan bu yana içinde bulunduğu koşullara göre gereksinimleri de günden güne farklılık göstermiştir. Günümüz insanının yaşamındaki aşırı hareketli ve yoğun temposuna bağlı olarak, hayatı kolaylaştıran çözümlere gidilmektedir. Çoğunlukla başvurulan bu çözümler dünyamızda var olan enerjiyi kullanarak gerçekleşmektedir.Endüstri Devrimi ile oluşan teknolojik gelişmeler, makine gücünün kullanılmaya başlanmasını, yeni pazar ve iş kollarının yaratılmasını, yeni yaşam biçimlerinin oluşmasını beraberinde getirmiştir. Son yıllarda, sürekli ilerleyen ve gelişen teknolojinin kullandığı enerjinin dünyamızda giderek tükendiğinin farkına varılmış ve kullandığımız bu enerjinin nasıl korunup, daha verimli hale getirilebileceği konusunda çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Bu çalışmalar göstermiştir ki Dünya'da kullanılan enerjinin neredeyse yarısı yapılarda tüketilmektedir. Bu da yapılarda kullanılan enerjinin, nasıl etkin hale getirilebileceğinin önemini ortaya koymaktadır ve bu noktada mimarlara çok iş düşmektedir.Bu çalışmada enerjinin yapılarda etkin kullanılabilmesi için geliştirilen sistemler, çeşitli öneriler ve mimari tasarım stratejileri göz önünde bulundurulacak; ekolojik bina niteliğini kazanmış binaların enerjiyi nasıl etkin kullandığı irdelenecektir.
Koruma politikaları bağlamında tarihi dokuların yaşayan kente entegrasyonu
Kentlere ait kültürel kimliğin oluşumunda önemli öğeler olan tarihsel dokular, yaşanan teknolojik, sosyal, kültürel değişimlerden etkilenen, canlı organizmalardır. Yaşanması zorunlu bu değişim sürecinde tarihsel dokuların kendilerine özgü özelliklerini yitirmeden değişebilmeleri, kentlerin kimliğinin korunması açısından önem arz etmektedir.Tarihsel dokuların bütün olarak ele alınmaları için öncelikle ülke ölçeğinde genel bir koruma anlayışının olması, sonrasında üst ölçekte oluşturulmuş bu genel anlayışın, kent ve kente ait tarihsel doku ölçeğine indirgenerek birtakım kararlar alınması ve uygulanması gerekmektedir. Ülkemizde sit kavramının ortaya çıkması ile gündeme gelen bütüncül koruma anlayışı çerçevesinde yapılan uygulamalar, genel bir koruma politikasının mevcut olmaması nedeniyle genellikle parçalı çözümler üretmekte ve tarihsel dokuların bütün olarak ele alınmamasına neden olmaktadır.Çalışmada; İzmir Kemeraltı Kentsel Sit ve 3. Derece Arkeolojik Sit Alanı'nda yer alan tarihsel doku (121, 178, 180 numaralı yapı adaları), İzmir'in önemli tarihi merkezi olan Kemeraltı çarşısına yakınlığı ve günümüzdeki mevcut hali açısından atıl bir duruma dönüşmüş olması, kültürel zenginliklerinin tehlikede olması nedeniyle örnek inceleme alanı olarak seçilmiştir. Bunun yanında, konut (121 ada) ve ticari (178, 180 ada) işlevli bölgeler birbiri ile kıyaslanarak, aynı dönemde alanlarda korumaya yönelik alınan kararlar ve gerçekleştirilen müdahalelere işlevin ne derece etkili olduğu saptanmaya çalışılmıştır.Günümüzde ticari işlevle kullanılan 178 ve 180 adalar, özgün durumda bir dönemin elit kesiminin kullandığı konut bölgesidir. Kentte süreç içerisinde yaşanan dönüşüm çerçevesinde alan çeşitli işlevlerle kullanılmıştır. Cumhuriyet Dönemi ile birlikte politik açıdan simgesel bir değere sahip olan alan, bu dönemde İttihat ve Terakki Partisi'nin merkezi konumdadır. Alanda bulunan yapılar kentin geçmişinde önemli yeri olan; Milli Kütüphane, Milli Kütüphane Sineması vb. işlevlerle kullanılmışlardır. Yakın dönemde çoğunlukla doktor muayenehanesi ve hukuk bürosu olarak kullanılan tarihi yapılar, plansız gelişmeler, rant kaygısı, koruma bilinci eksikliği vb. nedenlerde günümüzde oldukça harap durumdadır.Çalışmada ikinci olarak seçilen bölge ise (121 numaralı yapı adası), günümüzde de özgün işlevi ile kullanılan konut bölgesidir. Birinci bölgeye oranla daha geri planda kalmış olan bölge, nitelikli sivil mimarlık örneklerini barındırmaktadır. Ancak süreç içerisinde yaşanan gelişmeler nedeniyle günümüzde alan adeta bir göç bölgesi haline gelmiştir. Doku içerisinde yer alan 842 Sokak (İnönü Sokağı), hem fiziksel özellikleri, hem de kültürel değeri açısından kent içinde büyük ölçüde özgünlüğünü korumuş, ender tarihsel sokaklardan biri olmasına karşın, günümüzde gereken önem verilmediği için atıl duruma gelmiştir.Yapılan çalışmada; çeşitli ülkelere ve ülkemize ait koruma mevzuatı karşılaştırmalı olarak incelenmiş, elde edilen veriler ve örnek alanda yapılan analizler doğrultusunda, tarihsel dokunun ülkemizde yer alan koruma yöntemleri ve politikalarından ne şekilde etkilendiği saptanmaya çalışılmıştır. Günümüzde birçok kent merkezinin Kemeraltı'nda olduğu gibi çöküntü bölgesi haline geldiği bilinmektedir. Bu çerçevede çalışmanın, tarihsel dokuların bütüncül korunması için uygulanabilecek yöntemlerin ve göz önünde bulundurulması gereken unsurların ortaya çıkarılmasında yönlendirici olacağı düşünülmektedir.
Bir yok-mekan olarak temalı otellerde yön-bulma ve kaybolma algılarının incelenmesi: Antalya-Kundu bölgesi otel örnekleri
Yaşamakta olduğumuz yüzyılda sosyal ve kültürel değerlerin küresel bir değer sistemi içerisinde değişiyor olması kişiliklerimizin gelişimini etkilemektedir. Dünya yeni algılarla dönüşürken yeni algılar da dünyayı yeniden tanımlamaktadır. İçinde bulunduğumuz çağı tanımlayan farklılık, geçicilik, hız, değişim ve dönüşüm gibi olgular algı ve davranışlarımızı etkilediği gibi yaşadığımız fiziksel ortamın da değişmesine sebep olmaktadır. Yok-mekan olarak değerlendirilen tüketim ve eğlence yapıları insanların yeni beklentilerine ve ihtiyaçlarına cevap oluşturan mekansal oluşumlardır. Yeni algılar yeni beklentileri beraberinde getirirken insanları artık zamanın içinde var olmak değil, hayatın güzellikleri içerisinde kaybolmak tatmin etmektedir. Tüketim ve eğlence amaçlı tasarlanmış yok-mekanlarda insanların beklentilerinin farklılaşması sonucu yön bulma davranışının amaçsızlaşması ve kaybolma sürecine dönüşmesi çalışmanın temel konusudur. Farklılık ve yenilik arayışı merak duygusunu sürekli canlı tutmak ile mümkün olmakta, yön bulma davranışı merak ve keşfetme duygusuyla ile buluştuğunda ise keyifli bir gezinti sürecine dönüşmektedir. Bu süreç daha fazla mekan deneyimleme isteği ile birlikte döngüsel bir kaybolma halinin yaşanmasına sebep olmaktadır. Yön bulma davranışı bağlamında gözlemlenen bu değişimler tez kapsamında Temalı Otellerdeki turistler üzerinde yürütülen bir alan çalışması ile sorgulanmıştır.Antalya, Kundu bölgesindeki dört farklı temalı otelde konaklayan turistlerle gerçekleştirilen alan çalışması sonucunda çağın yeni tanımlamaları olan yenilik, değişim, dönüşüm, geçicilik ve farklılık gibi olguların turistlerin tatil beklentilerine yeni yerler görme, farklı deneyimler yaşama isteği şeklinde yansıdığı belirlenmiştir. Turistlerin tatilleri süresince kendilerini farklı bir dünyada hissettiren, mimarisi ile büyüleyerek kendilerinde merak ve keşfetme duygusu uyandıran otellerde tatil yapmak istedikleri gözlemlenmiştir. Temalı otellerdeki yön bulma davranışının tatil amacı taşıyan turistler için anlamını yitirerek kaybolmayı deneyimleme isteğine dönüştüğü bulunmuştur. Kaybolmayı deneyimleme isteğinin yeniçağın farklılaşan insan beklentilerinin bir örneğini oluşturduğu tespit edilmiştir. Temalı oteller turistlerin beklentilerinin farkında olarak turistlere içinde bulundukları tasarım kurgusu içerisinde kaybolacakları bir tatil yaratmayı amaçlamıştır. Karmaşık görsel ve mekansal öğeler ile tasarlanmış mimari kurgulara sahip temalı otellerin modasal bir üslup haline gelmesi çağın bireylerine ilişkin algı-davranış çözümlemesinin başarılı bir sonucu olarak değerlendirilmiştir.
Sürdürülebilir çelik yapı uygulama olanakları
Dünya genelinde giderek artan nüfus yoğunluğu, çevre kirliliği ve kaynak tüketimi sadece yaşadığımız bölge ile sınırlı kalmayıp tüm gezegenimizin ekolojisini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu sorunlarla ilgili geçmiş yıllarda çeşitli çalışmalar yapılmış olsa da son dönemlerde sürdürülebilirlik söylemi altında bir bütün olarak ele alınmaya başlanmıştır. Sürdürülebilirlik kavramı, ekonomi, turizm, sağlık, mimarlık gibi pek çok alanda karşımıza çıkmaktadır. Doğal kaynakların ve küresel enerjinin ağırlıklı olarak yapı sektörü tarafından tüketildiği göz önüne alındığında sürdürülebilir yapılaşmanın ekosistem üzerindeki etkisi göz ardı edilemez. Bu tezde, sürdürülebilirlik kavramı, sürdürülebilir mimarlık ve sürdürülebilir yapılarda çelik malzeme kullanımının çevresel, ekonomik ve toplumsal avantajları ne olduğu, neleri kapsadığı açıklanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda uluslararası birbirinden farklı çelik yapı örnekleri strüktürel sistemleri, form ve kabuk seçimleri ve sürdürülebilirlik stratejileri kapsamında ele alınmıştır.Anahtar Kelimeler: Çelik, çelik yapı, sürdürülebilirlik, sürdürülebilir mimarlık,sürdürülebilir yapı.
Çocuğun konut algısının sözel ve görsel temsiller üzerinden değerlendirilmesi
Okul çağında olan çocuk bireyselleşmenin ilk adımlarını attığı için toplumda bir birey olarak yer alır. Düşünebilen, araştırabilen, yorumlayabilen bir birey olan bu dönemdeki çocuk, diğer bireyleri ve çevresini anlama çabası içerisindedir. Sadece ev odaklı olmayıp okul ile dışarıya açılan çocuk sosyalleşir. Çocuk yetişkin bir bireye göre fiziksel farklılıkları olduğundan çevresini algılaması da farklı olmaktadır. Okul ile ilk dışarıya açılan çocuk evinin yakın çevresini, şehrini, dünyayı ve evreni algılamaya başlar. Çocuğun dünyayla ilişkisinin temelleri ev ile kurulduğu için evini merkeze alarak çevresini tanımaya çalışır. Çocuğun konut algısını anlamak için, çocuk, algı, mekân algısı, konut algısı, mimari sözel ve görsel temsil araçları ve çocuğun kullandığı temsil araçları ile ilgili literatür çalışması yapılmış ve kuram ve görüşlere yer verilmiştir. Sözel ve görsel temsiller aracılığıyla çocuğun konut algısını anlamak için bu kuram ve görüşler çerçevesinde bir alan çalışması yapılmıştır. Çocuğa sunulan sözel ve görsel konut mekânlarını nasıl algıladığı ve çocuktan beklenen sözel ve görsel temsillerle yaşadığı konutu nasıl aktardığı alan çalışmasında değerlendirilmiştir. Elde edilen verilere göre çocuğun konut algısı yorumlanmıştır.
Tarihi eserlerde aydınlatma tasarımının kent kimliğindeki ve algısındaki yeri
Bu çalışmanın amacı, interdisipliner bir dal olan tarihi eser aydınlatmasının uygulamasına dair bir el kitabı oluşturabilmek ve kent, kentli açısından müdahalenin boyutlarını irdeyebilmektir.Tezin araştırma aşamasında, ışık, görsel algı, kent kimliği, aydınlatma ve tekniği hakkında literatür taraması yapılmış ve bilimsel araştırma yöntemlerinden örnek araştırma, inceleme, rastlantısal bir anket uygulama ve sonuçlarını analiz etme, kent haritası üzerinden saptama, yorumlama, analizler ile tarihi eser ve kent için öneri modeller üretme, literatür taraması, çeşitli yer ve eserleri fotoğraflama, gözlem (görsel malzeme toplama ve yorumlama), anket uygulama ve değerlendirme, diyalektik ve deneycilik, karşılaştırma, yorumlama, fotoğraflama, kentsel bilgi değerlendirme, harita okuma, analiz ve sentez, literatür tarama yöntemleri kullanılmış ve son teknolojilerin, yayınların takip edilmesi, piyasadaki uygulamaların değerlendirilmesi yapılmıştır. Görsel algılamaya dair yapılar üzerinden tespitler yapılmıştır. Tüm analizler, sentezler ve yorumlar sonucunda İzmir Karşıyaka Latife Hanım Köşkü, İzmir Körfezi için aydınlatma projesi önerisinde bulunulmuştur.Çalışma kapsamında hem elektrik mühendisliği, sosyal bilimler, hem de mimarlık ve kent planlama disiplinlerinin prensipleri ile ilgili sentezler yapılarak müdahaleye dair yöntemler geliştirilmiştir. Uygulamanın sonuçları kent ve tarihi eser, çevre koruma açısından değerlendirilmiştir. Ortaya çıkan kompozisyon ve oluşumu çok yönlüdür.İnterdisipliner uygulama alanından söz eden bu çalışma her aşamada restorasyon kuramlarına uygunluk kapsamında ilerlemiştir. Tarihi eser aydınlatması müdahale aşamaları, etkileri, kullanılan elemanlar, uygulama alanlarına dair tablolar hazırlanarak sentezler oluşturulmuştur. İlerleyen teknik ve teknolojiden de bahsedilerek, hem yapıların, hem de çevrenin bu kapsamda nasıl ele alınması gerektiğine dair ana prensipler belirlenmiştir. Yeni bir ürün niteliğinde olan çalışma, aydınlatmayı tarihi eser ve çevre koruma müdahalelerinden biri olarak ele alıp, farklı bakış açılarından değerlendirmiştir. Örneklerle, her tip yapı için nasıl ayrı bir tasarım gerektiğini, nelere dikkat edileceğini tartışarak, aydınlatma tasarımcısı olabilecek restoratör mimarlara yönelik bir ana kaynak oluşturulmuştur.
Mimarlıkta gelecekçilik
Mimarlık eylemi, teknolojik, toplumsal, ekonomik ve sosyo-kültürel değişimlere koşut olarak gelişmektedir. Her değişimin altında ise; değişimin yaşandığı dönemden önce üretilmeye başlanan fikirler yatmaktadır. Kısacası, bugünü geçmişteki, geleceği ise bugünkü fikirler ve hayaller şekillendirmektedir. Bu çalışmada geçmişte bugünkü mimarlık için ve bugün de gelecekteki mimarlık için nelerin öngörüldüğü ve hangi projelerin nasıl gerçeğe dönüştürüldüğü ? dönüştürüleceği, sadece kağıt üzerinde kalmasana rağmen mimarlığın gelişimini etkileyen geleceğe yön vermiş olan projeler, düşünceler incelenmiştir.Çalışmanın ilk bölümünde problemin tanımı yapılıp, çalışmanın amacı ve yöntemi belirlenmiştir.Teknoloji; mimarlığın gelişmesinde her dönem önemli bir rol üstlenmiştir. Geleceğin şekillenmesinde de teknolojideki gelişimler hem düşünce hem de araç olarak mimarlığı yönlendirmiştir. Bu nedenle ikinci bölümde; teknoloji ve mimarlık arasındaki ilişki incelenmiş ve yöntem olarak tarihsel süreç içerisinde dönemlere ayrılarak inceleme, sistematik olarak daha uygun görülmüştür. Bu inceleme yapılırken özellikle teknoloji açısından kılmaların ve yoğun gelişmelerin olduğu yirminci yüzyılda; teknoloji ve gelecek kavramlarını baz alan uygulamalara yer verilmiştir. Gerek düşünce bazında kalmış olan, gerek uygulamaya dönüşmüş projeler teknoloji ağırlıklı incelenmiş olsa da bu gelişmelerin oluşumuna zemin hazırlayan sosyal alt yapıları da değerlendirilmiştir.Üçüncü bölümde; teknoloji ve gelecek düşüncesinin ütopyalar ve bilimkurgu eserleri üzerinden mimarlığı nasıl etkilediği incelenmiştir.Dördüncü bölümde; günümüzdeki gelecekçi düşüncelerin neler olduğu, hangi teknolojilerin kullanıldığı ve bu teknolojilerin geleceğe nasıl yön vereceği sorularının yanıtları araştırılmıştır.Beşinci ve son bölümde ise daha önceki bölümlerin sonuçları ortaya konmuş ve daha önce incelenen fikir, teknoloji ve mimari eserlerin birbirleri ile olan bağlantıları kısaca özetlenmiştir.
Afet sonrası uygulanacak ve geçiciden kalıcıya dönüştürülecek konut tasarımları için Türkiye koşullarına uygun yapım sistemlerinin irdelenmesi
Türkiye'de afet sonrası barınma ihtiyacının karşılanması, üç büyük aşamadan oluşmaktadır. Bu aşamalar; acil olarak çadırlarda barınma, orta vadede geçici barınaklara yerleşme ve son olarak da kalıcı konutların tamamlanması ile kalıcı barınmaya başlama şeklindedir. Bu üç aşama için, ayrı ayrı harcamalar yapılmakta ve üçüncü aşamaya geçildiğinde, ilk iki aşamada yapılan barınaklar bir daha kullanılamayacak durumda olmaktadır. Ülke olarak içinde bulunulan ekonomik durum göz önüne alındığında; aynı aile için yapılan geçici prefabrike barınak ve kalıcı konutun yerine; hızlı yapım yöntemleri kullanılarak, tek bir kalıcı konutun yapılması daha ekonomik olabilecektir. Bunun olabilmesi için, konutların geçici barınma süresi içinde tamamlanması gerekmektedir.Dünya genelinde gecekondu önleme bölgelerinde ve büyük göç alan şehirlerin konut sıkıntısı yaşanan bölgelerinde zaman zaman uygulanmış olan çekirdek konut üretim modelinin; tez kapsamında, afet sonrası geçici kullanımdan kalıcı kullanıma geçilecek konut üretimi için bir model olması düşünülmektedir. Bu model kapsamında konutun yapımı, iki etaba ayrılmaktadır. İlk etapta afetzedelere en düşük konfor şartlarında geçici olarak barınabilecekleri, fakat taşıyıcı sistemi kalıcı konut yapım sistemlerinden seçilmiş konutların verilmesi; ikinci etapta ise, konutlara yatayda ve/veya düşeyde yeni mekanlar eklenmesi yada mekanların genişletilmesi sonucunda, ilk etaptaki konutların kullanım alanlarının artırılması ile konutların kalıcı konut şekline dönüştürülmesi hedeflenmektedir.Tez içinde belirlenen birinci ve ikinci derecede önemli kriterlere göre `Fayda Değeri Analizi' kapsamında bir de değerlendirme modeli önerilmektedir. Değerlendirme modeli kapsamında elde edilen fayda değerlerine göre alternatif yapım sistemleri ve plan şemaları arasında -Türkiye şartlarına uygunluk açısından- bir seçim yapılabilmektedir.
Kastamonu tarihi dokusunda yer alan geleneksel konut yapılarının cephe mimarisi üzerine tipolojik bir araştırma
1950 sonrasında uygulanan kentleşme politikaları sonucunda zamana karşı telafisi olmayan yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan kültürel mirasımız, dönemlerinin yaşam biçimini yansıtan somut örnekler olarak belge değeri taşırlar. Kastamonu kentsel sit alanının gelişim sürecinde boşalan geleneksel konutların, yeni sahiplerinin ekonomik düzeyinin düşüklüğü, yoğun ticaret aksının getirdiği rantın çekiciliği ve koruma kararlarının yürütmede yaşadığı problemler yüzünden tarihi konutların yıpranmasını ve yok olmaya başlamasını hızlandırmıştır. Bu bağlamdan yola çıkılarak yapılan bu çalışmada, Kastamonu kentsel sit alanı içerisinde yer alan geleneksel konutların cephe özellikleri tespit edilerek hazırlanan envanter formları üzerinde yer alan bilgilerin gelecek nesillerle aktarımının sağlanması amaçlanmıştır. Kastamonu'nun tarihçesine kısaca değindikten sonra, kentsel sit alanı içerisinde yer alan geleneksel konutların cephe organizasyonu sağlayan karakteristik özellikler giriş mekanı ve çıkma üzerinden tanımlanmış, bu konutların cephe ayırımı yapılmış ve alan içerisinde yaşanan koruma sorunlarına yönelik öneriler tartışılmıştır.Sokak tarafından sınırlanan Kastamonu konutlarının, giriş cephelerinin, sokakla kesiştiği nokta olan giriş kapıları üzerinden yola çıkılarak, tipolojik bir araştırmanın yapıldığı bu çalışmada, temel işlevi konutlara giriş yapılabilecek bir alan sağlamak olan sokağın, konutla ilk ilişkisinin başladığı cephede yer alan elemanlar tek tek incelenerek Kastamonu'da yer alan çeşitleri tespit edilmiştir.Çalışma yöntemi olarak Kastamonu ili tarihi dokusu ve geleneksel konut dokusu hakkındaki literatürler taranmıştır. Konuyla ilgili yapılmış çalışmalar ışığında yönlenen alan çalışmaları yapılmış ve cephe tipolojileri hazırlanmış yapıların mevcut kullanım durumu, değişmişliği, haritalara işlendikten sonra koruma ve onarım çalışmaları için bölge ölçeğinde önerilerde bulunulmuştur.
Foto-mekan, foto-hikaye, foto-duvar: Le Corbusier mimarlığı ve onun fotografik temsili
Bu çalışma, fotoğrafı iletişim aracı olarak kullanan mimarlıkla, onu mekansal nesnesi olarak kullanan fotoğraf arasındaki ilişki üzerine odaklanır. Bu ikili ilişki mimarlığın fotoğrafı kendi biçemi doğrultusunda yönlendirmesi açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmada, Modern mimarlığın kurucularından olan Le Corbusier'in (1887-1965) mekan-fotoğraf ilişkisi incelenmiştir. Le Corbusier'nin resimden sonra en çok kullandığı görsel `araç' (medya) fotoğraftır. Le Corbusier'nin fotoğrafı kullanılma amacı; sadece yapıtları kaydetmek ve geleceğe aktarmanın ötesinde, kendi bakış açısını ?yalnızca perspektif olarak değil, mimarlığa olan bakış açısını da- izleyiciye yansıtmaktır. Dolayısıyla burada, Le Corbusier'nin düşünsel izleğini aktarırken fotoğrafı nasıl kullandığı araştırılmıştır.
Binalarda dış duvarlarda kullanılan ısı yalıtım kaplamalarının enerji korunum performansları açısından incelenmesi
Bu araştırmada, dış duvarlarda kullanılan ısı yalıtım kaplamaları incelenmiş ve enerji korunum performansları açısından değerlendirilmiştir.İlk bölümde, ısı yalıtımı ve enerji korunumuna dair kavramlar ve tarihçelerine değinilmiş ardından araştırmanın amacı, kapsamı ve yöntemi açıklanmıştır.İkinci bölümde, ısı yalıtım malzemelerinde aranan genel özellikler anlatılarak ısı yalıtım malzemelerinin sınıflandırılması yapılmış ve tez kapsamında incelenen dış duvarlarda kullanılan ısı yalıtım kaplamaları tanıtılmıştır.Üçüncü bölümde, dış duvarlarda ısı yalıtımı uygulamaları hakkında bilgi verilmiştir. Dördüncü bölümde, ikinci bölümde aktarılan bilgiler ışığında bir malzeme özellik tablosu oluşturularak malzemeler arasında genel bir karşılaştırma yapılmıştır.Son yani beşinci bölümde ise, TS 825 Hesap Programı kullanılarak, incelenen ısı yalıtım malzemeleri ile örnek bir yapı üzerinde her derece gün bölgesi ve uygulama tipi için hesaplamalar yapılarak dış duvarlarda gerekli olan ısı yalıtım kalınlıkları bulunmuştur. Bu sayede ısı yalıtım kaplamalarının eşit enerji korunum performansı sağlayabilmeleri için gerekli kullanım kalınlıkları arasında kıyaslama yapabilme olanağı sağlanmıştır. Elde edilen verilerden de yararlanarak ayrıca maliyet karşılaştırması da yapılmıştır. Maliyet karşılaştırması, ülkemizde kullanımı yaygın olan ve Birim Fiyat Listesi'nde yer alan malzemeler arasında ?ucuzluk performansı? açısından kıyaslama yapabilmek amacıyla hazırlanmıştır.Sonuç olarak, bu tezde, günümüzde giderek önemini arttıran ?ısı yalıtımı? kavramını tanıtılarak ?enerji korunumu? açısından gerekliliği aktarılmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: ısı yalıtımı, enerji korunumu, TS 825 Hesap Programı, ısı yalıtım malzemelerinde aranan özellikler, ısı yalıtım malzemelerinin sınıflandırılması, dış duvarlarda ısı yalıtımı uygulamaları.
1923'ten günümüze İzmir'de planlama kararları ile konut dokusu ve mimarisinin etkileşimi
Yapılı çevrede konut dokusu en yaygın ve en büyük doku parçasını oluşturarak kente biçimini vermektedir. Konut dokusunun gelişiminin değerlendirilmesi, yapılı çevre ile ilgili plan karar ve tasarım süreçlerinin olumlu yönde gelişimini sağlamanın önünü açabilmektedir. Konut dokusunda yaşanan değişim ve dönüşümlerin planlama kararlarıyla büyük ilgisi olduğu bilinen bir gerçektir. Bu çalışmada Cumhuriyet'in kuruluşundan günümüze değin yapılan kent planları ve hukuksal düzenlemeler doğrultusunda İzmir'deki konut dokusu ve mimarisinde yaşanan değişim ve dönüşümler ele alınmıştır. Bu kapsamda İzmir'de planlama konut etkileşimlerinin sonucunda gelişen konut tipolojilerinin oluşum süreçleri araştırılmıştır. Araştırmada 1923'ten günümüze kadar devam eden süreç, toplumsal oluşumlar ve konut dokusundaki dönüşümler ile belirgin üç ana döneme ayrılarak İzmir özelinde yürütülmüştür. Planlama kararları ile konut yapısındaki etkileşimlerin anlaşılabilmesi için kentin tüm konut bölgelerinin incelenmesi gerekmektedir. Bu nedenle İzmir kent merkezi ve çevre yerleşmelere ağırlık verilerek, kent genelinde bir yaklaşım geliştirilmiştir. Çalışmada her dönem için Türkiye'nin içinde bulunduğu toplumsal koşullar ve hukuksal düzenlemeler ele alınarak genel bir bakış açısı sağlanmış, İzmir özelinde yapılan planlama çalışmaları araştırılarak, kentin konut dokusu ve mimarisi üzerindeki etkileri tespit edilmiştir. Bu etkileşimler sonucunda saptanan çıkarımlar ve değerlendirmeler tablolar halinde sunularak ortaya konmuştur.
Akıllı bina teknolojisinin yapısal özellikler açısından incelenmesi
Bu çalışmada amaç; güncel bir kavram olan `akıllı bina'yı ortaya çıkaran etkenlerin ele alınması, kavramın tanımlanması, teknolojik sistemlerin yanı sıra enerji, ekoloji, sürdürülebilirlik kavramları ile bağlantısının ortaya konulması, alt sistemlerinin incelenmesi ve örneklerle desteklenmesidir.?Sürdürülebilir Gelecek İçin Tasarım ve Akıllı Binalar? başlığı altında; çevre kirliliği ve küresel ısınmaya değinilmekte; enerji, ekoloji, teknoloji, sürdürülebilirlik kavramları açıklanmakta ve mimari tasarım ile ilişkileri irdelenmektedir. Zeka ve akıl kavramları açıklanarak `akıllı bina' kavramı, geçmişi ve gelişimi ile ele alınmaktadır.Akıllı binaların tasarım özellikleri ve teknolojik sistemleri detaylı olarak incelenmektedir. Bu başlık altında; yapı ve yakın çevresi tasarım özellikleri, yapı içi tasarım özellikleri, otomatik kontrol sistemleri, bina otomasyon sistemleri ve bina yönetim sistemi açıklanmaktadır. Tüm bu alt sistemlerin entegrasyonunun gerekliliğine değinilmektedir.Çalışma, Dünya'daki ve Türkiye'deki akıllı binalardan örneklerin incelenmesiyle desteklenmektedir. Örnek olarak incelenen akıllı binaların genel ana bilgileri, yapı ve yakın çevresi tasarım özellikleri, yapı içi tasarım özellikleri ve teknolojik sistemleri incelenip tabloya aktarılarak; tasarım, strüktür sistemi ve teknolojik sistemleriyle ilgili detaylı bilgiler anlatılarak örneklerin karşılaştırması yapılmaktadır.
A modelling method for optimising the seating arrangement at the acoustical design stage of halls
Although there have been many buildings designed for the performing arts during the history, it is not possible to say that the development of the theatre architecture has ended. Although it is common to built multi-purpose auditoria mostly because of the economical reasons, every kind of performing art requires different characteristics. Drama theatres distinguish from the other spaces for performing arts, for example concert halls, since the both acoustical and visual conditions are equally important to make the spectators enjoy and understand the play. With this idea, it is aimed to examine acoustical and visual properties of drama theatres. By this way, it is aimed to get some results to be used as a design guide at the beginning of a theatre design process. To achieve the evaluation process, eight different rooms are designed to be simulated. Then, the designed rooms are evaluated in terms of both visual and acoustical comfort conditions. Also, by designing different cases it is aimed to evaluate the effect of geometrical design of rooms on the visual and acoustical conditions of rooms.
Mimarlık temel eğitiminde, polihedronların üç boyutlu biçimlendirmeye etkileri üzerine deneysel bir çalışma.
Tasarım yetisi mimarın en temel becerilerinden biridir. Lee Hodgden, 'bir ereği yerine getiren, yaratıcı eylemin zihinde canlandırdığı formu tespit edip, kâğıda geçirmeyi tasarım, sanatçının bu süreçteki tüm yeteneklerini eğiten bilim dalını ise Temel Tasarım olarak niteler. Temel tasarım eğitimi Bauhaus'dan bugüne mimarlık okullarında farklı yaklaşımlarla uygulanmaya devam etmektedir. Bauhaus'da temel biçim bilgisinin verildiği Vorkurs ilk altı aylık süreci kapsar ve bugünkü temel tasarım eğitiminin temellerini oluşturur. Gelişen teknoloji ve değişen öğrenci profili ile birlikte eğitim yöntem ve hedefleri de kendini yenilemektedir. Hesaplamalı tasarım eğitimini destekleyen mimarlık okullarının temel tasarımda üç boyutlu biçim bilgisi geliştirmede izledikleri yöntem, Beaux-Art ve Bauhaus ekollerinden gelen yaklaşımların bütünleşmiş biçimde irdelenmesi bu tezin ana konusudur. Bu yaklaşımların bütününü kapsayacak bir biçimlendirme egzersizi kurgulamak ve buna egzersize uygun bir nesne belirlemek ana problemlerdir. Tez kapsamında yapılan araştırmalar sonucu, bahsedilen ana problemlere cevap vereceği düşünülen, düzgün çokyüzlülerin geometrisi kullanılarak ilerleyecek bir alan çalışması kurgulanmıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Fakültesinde, Temel Tasarım eğitiminde üç boyutlu biçim bilgisi geliştirmede uygulanabilecek alternatif bir yöntem denenmiştir. Yapılan anket çalışması ile alan çalışmasının kazanımları değerlendirilmiştir. Polihedronlarla oluşturulan alan çalışması kazanımları, mimarlık temel eğitiminde geleneksel yaklaşımın hesaplamalı yaklaşımın ortak tabanında bir biçimlendirme yöntemi olarak değerli bulunmuştur.
Belediye hizmet binası üretim pratiğinde yarışma olgusunun etkisi
Kamu yönetim yapılarının üretim pratiklerine bakıldığında; ihale ve yarışma yöntemi ile yapılar elde edildiği görülmektedir. Belediye hizmet binası özelinde söz konusu üretim pratikleri irdelendiğinde; uygulama oranları arasında ciddi bir fark bulunduğu görülmektedir. Özellikle 2000 yılı sonrası süreçte ihale yöntemi ile uygulanan belediye hizmet binalarının büyük bir çoğunluğunun tarihsel ve sembolik öykünmeler içerdiği gözlenmektedir. Mimari sonuç ürünleri üzerinden bu yapı üretim yöntemleri karşılaştırıldığında; oluşan ikili durumun sebeplerinin ve sonuçlarının irdelenmesi bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Tezin birinci bölümünde konuya giriş yapılırken, ikinci bölümde yarışmanın tanımı, süreci ve ulusal mimarlık yarışmalarının dönemsel analizleri yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise projesi yarışmayla elde edilen belediye binaları incelenmiş, uygulanan ve uygulanmayan projeler; dergiler, web siteleri, gazeteler ve kitaplardan alınan verilerle belgelenmiştir. Ayrıca yine üçüncü bölüm kapsamında; ihale yönteminde 2000 yılı sonrası süreçte uygulanan belediye hizmet binalarında oluşan benzerlik/tekrar durumu, nedenleri ve sonuçları ile sorgulanmıştır. Çalışmanın dördüncü bölümünde; ihale yöntemi ile uygulanan ve tarihsel ve sembolik öykünmeler içeren yapılar ile yarışma yöntemi ile uygulanan yapıların sonuç ürünleri; Sarıçam Belediye Hizmet Binası, Kadirli Belediyesi Hizmet Binası ve Kültür Merkezi ile Çukurova Belediyesi Hizmet Binası ve Kültür Merkezi özelinde karşılaştırmalı analiz yöntemi ile irdelenmiştir. Karşılaştırmalar yapılırken; jüri ve proje raporları ve yöneticilerin ifadeleri üzerinden elde edilen verilerden yararlanılmıştır. Değerlendirmeler ve sonuç bölümlerinde ise önceki bölümlerde elde edilen veriler doğrultusunda yarışma yöntemi ve ihale yönteminin; işlevsellikleri, yer-kullanıcı ilişkileri ve özgünlükleri sorgulanmıştır.
Kentsel kullanımda kamusal mekan pratikleri: Karşıyaka'da (İzmir) toplum merkezleri
Tarihsel süreklilikte yaşanan çevresel, bilimsel ve sosyo-ekonomik dönüşümler etkilerini öncelikli olarak gündelik hayat ve bunun bir sonucu olarak da birey ve toplum üzerinde gösterir. Karmaşık ilişkiler ağı ile donatılmış olan gündelik hayattaki tüm karşılaşmalar, toplumsal olanın sahnesi kamusal alan ve bireye ait olan özel alan içerisinde şekillenir. Bireye ve topluma ilişkin parametreleri barındıran özel ve kamusal alan ve bunlar arası ilişkiler, tarih boyunca pek çok düşünürün bu kavramları irdelemesine ve onlara yönelik yaklaşımlar geliştirmesine neden olmuştur. Panoptikon metaforu ile ilişkilendirerek biyoiktidar ve biyopolitika kavramları üzerinden kamusal alan çözümlemeleri yapan Michel Foucault, kamusal alan, beden, iktidar ve gözetim arasındaki ilişkileri açıklayarak kamusal alan okumalarına farklı bir boyut kazandırır. Bu tür bir okuma yaklaşımı ile ele alındığında; tüketimin gölgesindeki günümüz kamusal alanının giderek toplumsallığını yitirdiği anlaşılır. Nitekim gündelik hayatın yoğun ve hızlı akışı altındaki bireyler, kentsel mekan içerisine sıkışıp kalırken aynı zamanda kişisel potansiyellerini keşfetmelerini engelleyen fiziksel ve zihinsel yorgunluklar yaşayabilmektedirler. Sorunun önlenebilmesi maksadıyla, ulusal ve uluslararası alanlarda idarelerce birçok uygulama gerçekleştirilmektedir. Tarihsel art alanı ve ilk örnekleri başta Avrupa, sonrasında ise Amerika'da görülen toplum merkezleri bu araştırmanın mekansal odağını oluşturmaktadır. Söz konusu merkezler, kişisel yetenek ve becerileri arttırarak günümüz toplumsal yapısını rehabilite edecek uygulamalar olarak dikkat çekmektedir. Toplumsal yapıdaki bütünleştirici rolü güçlü olan bu merkezlerin, kentsel alandaki konumları, mekansal karşılıkları ve yeterlilikleri ile işleyiş mekanizmaları irdelenmeli ve tartışılmalıdır. Bu sebeple kavramın tarihsel bağlamına ilişkin sorgulamalarla birlikte, dünyadaki ve Türkiye'deki yeri üzerinden kentsel mekanda nasıl temsil edildiğinin ortaya konması araştırmanın temel gayesidir. Nitekim bu tez çalışması, toplum merkezlerinin tarihsel art alanını ulusal ve uluslararası alanda aralayarak, mekana ve işleyişe yönelik nitelikli ve özgün dünya örneklerini irdeler. Bu bağlamda araştırmayı dünya ölçeğinden yurtiçi ölçeğine kaydırarak örneklem alanı olan İzmir Karşıyaka'daki sekiz adet mahalle merkezine odaklanır. Merkezlere ilişkin çözümlemelerin sonunda idarelere altlık olabilecek bir öneri rehber ihtiyaç programı oluşturur. Elde edilen veriler doğrultusunda Karşıyaka İlçesi üzerinden saptamalarda bulunur.
A model for designing climate adaptive shading devices to improve the energy performance of Office buildings: The case of Bayrakli Tower
Façade is accepted as a determinant component on energy performance of a building, forming the boundaries between inner and outer conditions. Therefore, an existing office building is studied over the shading devices attached to its façade, with an intention to improve the building energy performance by decreasing its cooling energy consumption. OpenStudio simulation software is used for calculating heating and cooling electricity consumptions. The simulation model of the case building is calibrated through the comparison of the simulation results with the actual monthly electricity bills. In order to decide the shading device requirements, case building is simulated without shading devices and results are studied with sun path diagram analysis results. Shading devices are studied specific to their 'transparency' and 'elevation angle' parameters depending on hourly and seasonal solar movements. Then collected data is used for forming the climate adaptive shading device (CASD) characteristics. Consequently; existing shading devices and proposed CASD are compared and discussed in terms of electricity consumptions and window solar radiation energy parameters. Through the proposals; shading devices that show both hourly and seasonal adaptivity to the solar movements gave the highest improvement results in terms of decreasing cooling energy consumptions. Also, suggestions are given for developing the best performing façade in further studies.
Batı Anadolu'daki Helenistik yapılarda yapı düzenleyici izlerin tanımlanması, sınıflandırılması ve korunması üzerine bir çalışma
Antik dönemde gerçekleşen anıtsal yapı üretimleri genel itibariyle bakıldığında iyi bir planlama ve buna paralel biçimde iyi bir uygulama sürecinin sonucu olarak gerçekleştirilmiştir. Dönemin mükemmellik arayışının bir yansıması olarak oluşan bu süreç, yapı üreticilerinin inşa eylemleri esnasında sonuç ürünlerinin etkin ve hatasız bir biçimde ortaya çıkmasına yardımcı olacak yöntemler oluşturması ve bu yöntemlerle yapıyı ayağa kaldırması esasına dayanmaktadır. Bahsi geçen uygulamaların birçoğu mimari elemanlar üzerinde bir takım izler bırakmaktadır. Bu planlı ve etkin yapı üretimi faaliyetlerine ait olan ve uygulamanın gerçekleştiği zaman içerisinde işlevsel bir karşılığı bulunan birçok iz, uygulandıkları yapı elemanı aracılığıyla günümüze ulaşabilmiştir. Mimari elemanlar üzerinde gözlemlenen bu izler arkeologlar, mimarlar ve tarihçiler başta olmak üzere birçok bilim insanına önemli ipuçları verirler. Bu izlerin tanımlanması, sınıflandırılması, belgelenmesi ve yorumlanması Antik dönemdeki yapı üretim teknikleri, teknolojileri ve yaşam pratiklerinin anlaşılmasının yanı sıra günümüzde bu eserlerin anlamlandırılması, bir araya getirilmesi ve sergilenmesi açısından da önemlidir. Elemanların ocaktan çıkarıldıktan sonra ne şekilde taşındığı, nasıl kaldırıldığı, yerine nasıl konulduğu, birleşimlerinin ve sabitliklerinin nasıl sağlandığına dair soruların cevabını taşların üzerindeki taşıma ve birleştirmeye dair izler verebilmektedir. Yine aynı şekilde elemanların ne şekilde, nereye yerleşecekleri ve nasıl biçimlendirildiklerine dair bilgiler uygulama izlerini incelenmesi sayesinde anlaşılabilmektedir. Son olarak yeri önceden belirli olan mimari elemanların konumlandırma işlemi sırasında kılavuzluk eden ve bir diğer işlevi de taş ustasına ya da atölyeye dair bilgi vermek olan taşçı işaretleri dönemin planlama ve organizasyonu adına önemli veriler sunmaktadır. Bu çalışma da tüm bu izlerin sınıflandırılmasının yapılması ve özellikle tezin ana odağını oluşturan Helenistik dönemin inşa süreçleriyle ilgili nasıl paralellikler gösterdiğinin aktarılması esasına dayanmaktadır. Çalışmada, izlerin Helenistik dönem inşa süreçleri hakkında ne gibi bilgiler taşıdığının yanı sıra günümüzde arkeolojik restorasyon bağlamında restitüsyon çalışmalarına ne şekilde ışık tutabileceği konusu da ele alınacak, doğal ve beşeri etkilere açık olan bu izlerin aşınma durumları ve kaybolmamaları için alınması gereken önlemlere dair fikirler de sunulacaktır. Son olarak Apollon Klarios Kutsal Alanı özelinde bir koruma şekli önerisi getirecek olan çalışma, bu izlerin korunmasına dair fiziksel koruma donatıları önerileri sunacaktır.
Yeşil bina projelerinde ileri yapım teknolojilerinin kullanımı üzerine bir araştırma: Prefabrikasyonun sürdürülebilirliğe katkıları
Yeşil binalar daha az enerji tüketimi, kaynakların daha verimli kullanımı, çevresel etkilerinin daha az olması ve kullanıcıları için daha sağlıklı bir ortam sunması gibi sürdürülebilirlik özellikleri ile bilinmektedir. Bu sürdürülebilirlik kriterlerinin sağlanmasında, yeşil bina projelerinin gerçekleştirilmesinde kullanılacak yapım teknolojisinin özellikleri de önem kazanmaktadır. Bu bağlamda, bina endüstrisi binalarda sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada daha etkili olan yapım teknolojilerinin kullanımına yönelmiştir. Bina yapımında konvansiyonel yapım teknolojilerinin kullanılması ile yüksek miktarda ham madde israfı, inşaat atığı ve enerji tüketimi gerçekleşmektedir. İnşaat sektöründe ileri yapım teknolojilerinin kullanılması işçilik hataları, yapım sırasında çevreye verilen zarar, uygun olmayan çalışma koşulları ve tahmin edilen inşaat maliyetlerinin aşılması gibi sorunlara çözüm bulmak açısından önem kazanmaktadır. İleri yapım teknolojilerinin özellikle prefabrikasyon teknolojilerinin yeşil bina yapımında kullanımının başlıca nedenlerinden biri, çevresel etkilerin azaltılması, güvenli çalışma ve sağlık koşullarının sağlanması, inşaat sırasında ortaya çıkan atığın azaltılması gibi sürdürülebilirlik kriterlerinin sağlanmasını kolaylaştırmaktır. Bu nedenle, çalışmanın amacı yeşil bina projelerinde ileri yapım teknolojilerinin kullanımını araştırmak ve prefabrikasyon yapım teknolojisinin sürdürülebilirliğe olan katkılarını ortaya çıkarmaktır. Çalışma kapsamında öncelikle yeşil bina özellikleri, yapım sistemleri ve ileri yapım teknolojileri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci olarak, prefabrikasyon yapım teknolojisi detaylı olarak irdelenmiştir. Daha sonra, çalışmada prefabrikasyon teknolojileri ile yapımı gerçekleştirilen on adet yeşil bina yapım teknolojilerine ve yeşil özelliklerine göre incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda, on adet yeşil binanın incelenmesi sonucunda elde edilen bulguların ışığında prefabrikasyon yapım teknolojisinin sürdürülebilirliğe olan potansiyel katkıları belirlenmiştir. Ayrıca, gelecek çalışmalara yönelik bazı öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilirlik, yeşil bina, yapım sistemleri, ileri yapım teknolojileri, prefabrikasyon yapım teknolojisi
Ofis yapıları için yapı kabuğu tasarım parametrelerinin enerji tüketimine etkisini belirlemede kullanılabilecek bir yaklaşım
Ofis yapılarında tasarlanacak yapı kabuğu, güneş ışınımı ile ilişkili olarak enerji tüketimi açısından önemli olduğu için, güneş kontrolü kaçınılmaz bir gerekliliktir. Gölgeleme elemanlarının, güneş ışınımının etkilediği diğer kabuk elemanları olan; cam türü, cam-duvar oranı ve pencerenin baktığı yönden bağımsız tasarlanması ise, hem iç mekân konfor şartları hem de enerji tüketimi açısından olumsuz etki yaratabilmektedir. Bu tezin amacı, ofis yapılarında tasarlanacak gölgeleme elemanlarının cam türü, cam-duvar oranı, pencerenin baktığı yön ile aynı anda değerlendirilmesine olanak veren ve ön tasarım aşamasında yapı kabuğu tasarım parametrelerinin, enerji performansı üzerine etkisini kıyaslamalı olarak tahmin eden bir yaklaşım sunmaktır. Buna yönelik olarak istatistiksel metot kullanarak yeni bir yaklaşım geliştirmektir. Birden çok parametrenin aynı anda değerlendirildiği bu yaklaşımda, ofis örneği üzerinde gerçekleştirilen simülasyon sonuçlarını baz alan istatistiksel metot olan regresyon analizi uygulanmıştır. Aynı zamanda, oluşturulan regresyon eşitliğini kullanarak toplam enerji tüketimini tahminleyen ve parametre seçimine bağlı enerji düzeylerini karşılaştıran görsel arayüze sahip tahmin aracı tasarlanmıştır. Tezin sonuç bölümünde, camın U-değeri ve T-değeri, cam- duvar oranı, yönler, görsel etkinlik yüzdesinin toplam enerji tüketiminde etkin olduğu ortaya çıkmaktadır. Yapı kabuğu tasarımında; görsel etkinlik yüzdesi ile camın T ve U- değeri üzerindeki değişimin diğer parametrelere göre toplam enerji tüketimini daha çok etkilediği görülmektedir. Ayrıca geliştirilen regresyon eşitliği (istatistiksel tahmin eşitliği), İzmir ili içinde tasarlanacak ofis yapılarının cephesinde uygulanacak olan gölgeleme elemanı tasarımında; yönler, cam-duvar oranı ve cam türü gibi diğer yapı kabuğu parametrelerinin özelliklerine bağlı, karşılaştırmalı olarak bütüncül bir değerlendirme yapılmasına olanak sağlamakta ve parametrelerin toplam enerji tüketim değeri üzerinde etkisinin belirlenmesinde, ön tasarım aşamasında yol gösterici olmaktadır.
Mimari tasarım sürecinde geleneksel mimari ifadeye sanal ortam ifade araç ve tekniklerinin etkisi
Traditional housing architectural in İzmir (2cilt)
izmir, being the center of a rich and large hinterland in the middle of Aegean shores in VVestem Anatolia and with rts much important geographical and strategical pos'rtion, has been a large city throughout the ages. The city is divided into two as old and new izmir since it had settled on mainly two distinct points through the historical process. The fırst settlement occurred on the peninsula at Tepekule, Bayraklı betvveen the years 3000 BC. and 330 BC. The spatially and commercially most significant period of the settlement which witnessed the Prehistorical, Aiolic and lonic eras was between the years 650 BC and 545 BC. The city was moved to Pagos (Kadifekale) by Atexander the Great and his commanders in fourteenth century BC. and developed rapidly here by ali aspects. it reached to rts present situation by having developed through the Hellenistic, Roman, Byzantium, Principalities and Ottoman ages. The fact that the modern city is built över the ancient city caused the remains of such large-scale buildings as theater, stadium and Agora stay under the houses. izmir was the second important center of the Ottoman Empire. Many travellers, merchants and tradesmen from every corner of the vvorld visited the city especially by seventeenth century due to its much important commercial port. This influenced the housing architecture of the city and houses of quite different qualities within the very same physical environment arose. And besides the merchants who came from the Chios island in late şixteenth century; many European merchants and executives also influenced this development. Social structure played an effective role in izmir houses besides many other factors influenced its housing architecture. Hovvever, the temperate climate which enables utilization of öpen space, the disasters as earthquakes and fires which viialways affecîed the city's life are among the important factors in house formation. Weak earthquake-resistance of masonry type of houses and large- scale damage of wood frame buildings by fires necessitated the construction of buildings by stone to certain height and by wood above that certain height as an optimum solution against both disasters. The tradffional housing architecture in izmir is evaluated in three groups: Traditiona! Turkish Houses, besides many places in Anatolia, are also seen on Aegean Islands and in Balkans vvhich were in the past under the rule of Ottoman Empire. The samples in izmir are the houses with exterior sofas and being made masonry in ground storey and wood frame in upper storey and a plastic effect had been created by means of oriel windows in their third dimensions. The houses in Bulgaria and Greece and especially the ones in Thessaloniki and Athens do display great resemblances wrth the samples on Aegean Islands. The irregularly-shaped spaces of the ground storey vvhich arose in vvry plots within the organic frame of the street are converted to rectangular rooms by means of oriel windows in upper storey. Rooms are independent units and having wrthin large closets for bedding and bathrooms for ritual washing. Service spaces are generally situated in the garden, being separated from main body of the building. Turkish houses, although having minimum expansion to the street in ground storey. had contact with the street and exterior in upper storey by means of oriel windows and are basically characterized as introversive, unified more with garden and nature. viiiLevantine and Greek Houses are adjacently s'rtuated, generally double-storied, having narrowfacade and reflecting western cultural influences. They have much resemblances to each other by their plan and facade arrangements. These houses are the crty houses vvhich arose 100-120 years ago in Aegean coastal cities as Çanakkale and Thessaloniki vvhich have Mediterranean climate. Levantine houses display resemblances with Chian houses by their monumental entrances reaching up to the height of second storey and by their pediments besides having such plastic elements as the facade's stone-covering, elegant stone carving moldings horizontal and vertical extensions. The houses are usually composed of basement, first and second stories. The lovver storey is masonry type and the upper storey is wood frame type. Basement is more aimed for ventilation from beneath than containing some service spaces. Entrance floor is in most cases side-haled and contains spaces for living. Service spaces are situated next to the stairs and the opposite room and having contact with the garden. The rooms serving as bedrooms are reached through the central distribution hail in the upper storey. There are transitions in between the rooms. There's an oriel window generally in the middle of the facade in the upper storey. Even though the Levantine houses have relations with the outside from both stories; iron door vvings have been preferred in lovver storey due to security consideration. Garden side of the house is more translucent. Interaction Houses which arose as a consequence of east-west interaction, are the buildings structural certain features of houses in both fashions. These are e'rther the houses formed as a result of interaction of Turkish and Levantine houses ör the Levantine houses inhabited and added certain supplements by ixTurks due to departure of their dvvellers from the cöuntry. Rooms and stairs are opening to the hail in these houses vvhich are generally in rectangular plan, double-storied and the fnterfor space is directly reached. The oriel window is unified with room ör half in the upper storey. The structural system is made of semi-stone type and the facade has neo classical type of embellishments. Prominent features of izmir houses are, in general, oriel window, garden, similarity in plan and facade arrangement, hail, partial ör complete separation of service spaces and ete. It's clearly achieved in this study that the analysis of symmetrical ör asymmetrical types of the double-storied houses w'rth basement and oriel window and vvhich are qualified as izmir houses, comprises ali the house types under western influence. As for the conclusions concerning the Turkish houses in izmir; it may be said that the houses which are carrying ali the characteristics of Turkish houses are generally not much abundant in the crty but the houses vvhich, by their facade characteristics, may be qualified as Turkish are displaying the irrfiuences of Levantine houses by their plan features. And the interaction houses reflect certain characteristics of both types of houses, i.e, they are qualified as Levantine by their facade order in general as Turkish by their plan arrangement. Another aspect of this study fe to determine the basic proposals for preserving and securing the transfer of historical buildings in the city to future generations. Thus giving the priority in preservation to these traditional houses of izmir vvhich are forming a fabric, and appreciation of such houses with a mass-preservatory function vvould be qufte convenient. As for the individual samples; securing their survival by functions fitting to their structures and by making certain changes and additions on them as required by current requirements is deemed necessary. xAnother target of this study is securement of the arrangement of 842'nd street of Türk Yılmaz quarter of izmir in a way to execute the functfon of a Youth center. Revivication of the environment by such constituents as ground covering, illumination, greenery and water as well as the houses in the street, is suggested in order to finalize the execution of such a function. With this study, the izmir house has been dealt with in detafl throughout its historical development process and it has been pointed out that the housing architecture in the city differentiated depending on the quarter and social class the house appears in. While, in general, the houses in the city display the features of the izmir house; the houses in such various quarters as Buca, Alsancak and Mithat Paşa Avenue do reflect their identities peculiar to their quarters. Contributions of this study tovvards implementaîion of its own finding have also scientifically been discussed. Besides restoration of preserved streets and individual houses "in conformity with their originals", and in view of urban historical limitations; rt's certainly necessary to approach to the subject of realization of an "environmentally-friendly" architecture in new constructions on empty areas, from the viewpoint of the historical progress of housing architecture. At a stage at vvhich formal-aesthetical considerations are deemed important; the subject is necessarily to be relatively dealt with in a gradual context of the quarter and the individual building than that of the entirety of the city. it has been observed, throughout the study that, in such quarters as Namazgah and Tilkilik where Turkish houses are extensively found, mostly externally-haled and double-storied houses with şahnişins took place. in spite of the fact that the rooms are independent units and there are no transitions among them in Turkish houses and in other houses vvhich, by their facade and plan characteristics, generally display the qualities of a Turkish house; the observance, in some houses, of these characteristics and other such features as presence of service spaces in the building and even in the upper storey xireminds, to a certain extent, the influence of alien architectural constituents to these houses.
Betonarme çubuk elemanlı prefabrikasyonun ülkemizdeki çok katlı sosyal konut üretiminde alternatif taşıyıcı sistem modelleri açısından konut üretiminde alternatif taşıyıcı sistem modelleri açısından irdelenmesi
ÖZET Hızlı nüfus artışı ve endüstrileşme, bu nüfusun hızla kentlerde yoğunlaşmasına ne den olmaktadır. Bundan dolayı, ülkemizde hızla artan bir konut gereksinimi bulunmaktadır. Bunun karşılanabilmesi için de, geleneksel yöntemlerden daha ileri teknolojilerle konut üretimini sağlamak gerekmektedir. Bu yöntemlerin en önemlilerinden biri de "prefabrikasyon teknolojisidir. Bu araştırmada; "betonarme çubuk elemanlarla oluşturulan prefabrike yapım sis temleri" ele alınmıştır. Ele alınan bu sistemlerin çok katlı sosyal konut üretiminde ve ülkemiz koşullan çerçevesinde alternatif "taşıyıcı sistem modelleri" açısından bir irdelemesi yapılmıştır. Bölüm 1.0'da konunun tanımına ilişkin temel kavramlar ele alınmıştır. Bölüm 2.0'da açıklandığı üzere; bu çalışmanın esas amacı; "betonarme çubuk elemanlarla oluşturulan prefabrike yapım sistemleri"ni tasarımlarında kullanacak mimarlara, tasarım öncesi ve tasarım sürecinde yardımcı olacak veriler sağlamaktır. Başka bir deyimle, onlara, bu tip "taşıyıcı sis tem modelleri"nin seçiminde sistemlerin genel ve ortak davranış biçimleri konusunda bir fikir vermektir. Bu amaçla; bölüm 3.0'da, öncelikle, "sosyal konut" kavramının nitel ve nicel özelliklerine ilişkin tanımlar verilmiştir. Daha sonra, çalışmanın ana çerçevesini belirleyecek veri, kısıtlama ve bağ şartlan- saptanmıştır. Bu aşamadan sonra; iki tip mimari ta sarım hazırlanmıştır. Bu tasarımların olası sekiz tip taşıyıcı sistem modeli, alternatif kat adetleri, çeşitli deprem bölgeleri ve değişik çubuk elemanlar için statik ve betonarme çözümleri yapılarak, bir "veri paketi" elde edilmiştir. Bu "veri paketi", bölüm 4.0'da açıklanan bir yöntem çerçevesinde değerlendirilmiş ve bölüm 5.0'da saptanan kriterlere göre, tablo ve grafiklere aktarılmıştır. Bu veriler değerlen dirilerek sonuçlar bölüm 6.0'da ayrıntıları ile tartışılarak yorumlanmıştır.
An analytic approach for out of town shopping centres and their case studies
Following the industrial revolution, technological improvements and the changes in social structures caused multi-functional uses and their services to be overlapped in Central Business District (CB.D.) or in the core of the city. These circumstances have provoked initial problems starting a deterioriation period in cities. Ribbon developments which emphasized primarily on new residential settlements and on the chainstores of retail buildings have directed the urbanization process towards the outer parts of the city to the suburbs. This was mainly related to the high rant values and the shortages of empty spaces to serve the needs of the hypermarkets and department stores in CBD. This had led the developers direct their investments to large, empty spaces with low rant values on edge of town locations. In recent years, this development has taken an outstanding status that more and cores of new settlements have formed around these units. Out of town shopping centres which present new alternative lifestyles to the citizen togethar with a new shopping policy have been studied in the western countries for many years. They have performed different classifications and groups of uses on their plan schemes going through various development phases depending on the type of population they serve with differing kinds of products, each in changing sq meters. They were mainly located in CBD' s, edge of town and qut of town locations. Relating to an affectation of the lifestyles of the developed countries these projestehave been presented by the major retail firms in four big cities of Türkiye as an extention of their chainstores in CBD and edge of town locations. This rapid development which have started to change the traditional shopping habits of our community within a very short period of time emphasize the importance of the subject that has to be identified. There are mainly two major goals to be obtained from this study, that one of them is to collect information about the subject related to the previous examples from major countries. Following this, the plan schemes of out of town shopping centres, then- classifications among each other, and the factors which effect their planning criteria will be analyzed. Today, there are not enough instructive documentation that could serve as a directory for the planners, architects and developers in Turkey. They come across with problems in answering the three basic planning questions as how, where and why about these projects. This mainly depends on the scale of out of townshopping centres. They stand between urban and building scale. They are in a condition of concerning the architect as well as the city planners. So ignoring the importance of their planning criteria for a long time has caused suspicion among both groups. The other goal of the study is to find out the present developments of the out of town shopping centres in Türkiye conditions. Being a developing country and living a transformation period Türkiye has come across with new outlying shopping centre proposals. There are already few examples of these units in CBD' s and edge of town locations of four major cities. Defining the most suitable type of out of town shopping centres which refer to the socio-economic structure of the country through the previous case studies will be beneficial for the recovery of the region they are located. These studies will direct the architects, city planners, developers and the local goverments to follow a guide book on new proposals in the near future.
Metropolitan kent çeperlerinde mülkiyet örüntüsü değişim süreci -İzmir örneği-
Bu çalışmanın başlangıç noktasını, kentsel alanlardaki arazi mülkiyeti olgusunun, fiziki planlamada çok önemli bir yeri olduğu düşüncesi oluşturmaktadır. Bu olgu, bir yandan arazi kullanım biçimini, fiziki plan kararlarını ve uygulanması sürecini etkilerken, diğer yandan da onlardan etkilenmektedir. Bu karşılıklı ilişkilerin varlığı ve önemi konusunda pek çok kişi görüş birliğinde olmasına karşın, ülkemizde özellikle de ampirik düzeyde yapılmış araştırma sayısı çok azdır. Metropoliten kentlerin değişen fiziksel büyüme biçimleri ve bu yeni büyüme biçiminin kentsel gelişme alanı olarak belirlenmiş olan ve kent çeperlerinde yer alan alanlardaki etkisi ise bu çalışmanın yoğunlaştığı ikinci nokta olmuştur. Giderek üretimde, ulaşımda ve iletişimde ileri teknolojinin kullanılmaya başlamasıyla, bazı kentsel kullanımlar, merkez kentten çıkmakta ve kent çeperlerinde yer seçmektedirler. Çeperlerdeki bu yeni kentsel kullanımlar ve yüksek erişilebilirliğe sahip merkez kentin etkisiyle, çeperlerde yer alan (ki çoğu köy ya da küçük kasabalardır) yerleşmelerin sosyo-ekonomik ve fiziksel yapıları değişmeye başlar. Sosyo- ekonomik yapının bir boyutunu oluşturan, arazi mülkiyeti örüntüsünün değişimi de bu süreçte yer alır. Bu değişim süreci hakkında bilgi sahibi olmak, süreci ve sonuçlarını kontrol edebilmek açısından önemlidir. Anılan değişim süreci özellikle, nazım planlarla kentsel gelişme alanı olarak belirlenmiş alanlarda çok daha önemlidir. Çünkü değişmekte olan mülkiyet örüntüsü çok yakın gelecekteki, planlama-uygulama sürecini etkileyecektir.Kuşkusuz, oluşan xxn Anahtar Kelime: Arazi kullanımı = Land use ; Fiziksel planlama = Physical planning ; Kent planlama = Urban planning ; Kentsel alanlar = Urban areas ; Kentsel gelişme = Urban development ; Kentsel peyzaj = Urban landscape ; Toprak mülkiyeti = Land ownership ; İzmir = Izmir
Fiziksel ve mekansal çevrenin çocuk davranışına ve gelişimine etkileri. Çocuk için oluşturulacak çevrelerde tasarım verilerinin saptaması
ÖZET Endüstrileşme ve onun sonucu olan kentleşmenin neden olduğu sosyo-ekonomik ve politik değişimler, tıpkı tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de fiziksel ve sosyo-kültürel çevrelerde etkilerini göstermiştir. Türkiye'de 1950'lerden beri giderek artan kırdan kente göçün, bir başka deyişle kentleşmenin ana nedenleri arasında teknolojinin tarıma girmesi, kentsel alanların ekonomik ve sosyal olanaklar sunması, iletişim ve ulaşımın gelişmesi sayılabilir. Kent, bu süreç içinde yapay bir çekicilik kazanmış, kırsal alanlar itici hale gelmiş ve kentlerde aşın nüfus yığılmaları oluşmuştur. Kentlerdeki nüfus artışına paralel konut ve kentsel hizmetler gereksinimi de çoğalmış ve sonuçta büyük boyutlara ulaşmıştır. Bu soruna bulunan iki çözümden, ilki plansız olarak kendiliğinden oluşan gecekondu bölgeleri, diğeri ise bir program çerçevesinde gerçekleştirilen toplu konut alanlarıdır. Toplu konut, bu araştırmanın başlıca inceleme konusu olarak ele alınmıştır. Son 30-35 yılın politik, ekonomik ve sosyal ortamında en güncel sorunlardan biri olarak yerini alan toplu konut yapımı önemini hala korumaktadır. Bugüne kadar, birçok yönden tartışılıp değerlendirilen toplu konut olgusu, ne yazık ki, çocuk kullansa açısından çok az çalışmaya konu olmuştur. Soruna gelişmiş ülkelerde genellikle toplumsal çözümlerle yaklaşılmaktadır, iyi planlanmış uygulamalarda çocuklara konut içinde ve dışında gereksinim duydukları hizmetler götürülmektedir. Günümüzde, ailelerin çocuğa verdiği önem ve değer gözönüne alınırsa, bu konunun toplumsal, psikolojik ve hatta pedagojik boyutlarının yanısıra, çocukların mekansal gereksinmelerinin ve isteklerinin de belirlenmesi gerekmektedir. Bu nedenle, bu çalışmada Türkiye'de toplu konut uygulamalarındaki çocuk kullanıcının sorunlarını ve beklentilerini, İzmir kenti özelinde; farklı üç toplu konut yerleşmesindeki çocukların ve annelerinin görüşleri de alınarak incelemek amaçlanmıştır. Bu çalışma yedi bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde problem tanımlanmakta ve çalışmanın amacı, çalışmanın varsayımları ve çalışmanın yöntemi ele alınarak araştırmanın kuramsal çerçevesi çizilmektedir.Ill İkinci bölümde, kentleşme ile toplumsal değişme arasındaki ilişkiler, Türkiye'deki kentsel aile yapısı, Türkiye'de çocuğa verilen değerin değişimi, dünya ve ülke düzeyinde toplu konut ve toplu konutların özellikleri incelenerek araştırmanın temel kavramları tanıtılmaktadır. Endüstri devrimi dünyayı hızla değiştirirken fiziksel yapısını da etkilemiştir. Bu görünür değişimlerin yanısıra, gözle görülmeyen fakat toplum yaşamını temelden etkileyen değişimler de olmuştur. Endüstrileşme, kentleşme, kentlere göç, ülkelerarası göç kültürel ve sosyal kurumları değişime uğratmıştır. Değişen toplumsal yapı aile yapısını da etkilemiştir. Geleneksel aile yapısı çözülmeye başlamış, ana-baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aile sayısı artmıştır. Bir yandan endüstrileşme ve tarımın makineleşmesi, bir yandan kırsa! kesimdeki nüfus patlaması, özellikle 1950'lerden bu yana kırsal bölgelerden kentlere doğru hızlı bir göçe yol açmış, dengesiz bir kentleşme doğurmuş ve bunun sonucu olarak konut yetersizliği ve gecekondu sorunu ön plana çıkmıştır. Kentlerde yaşayan nüfus içinde genç nüfus egemendir. Türkiye nüfusunun büyük bir oranını da genç nüfus oluşturduğuna göre çalışma çocuklar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümünde 6-12 yaş çocuğunun gelişimi, gelişim özellikleri incelenmekte, çocuğun çevresi-aile-arkadaş ile olan ilişkilerini saptayan bulgular üzerinde durulmakta, çocuğun gelişiminde ve eğitiminde önemli bir yeri olan oyun kavramı tanıtılmaktadır. Çocuğun yaşamında en etkili sosyalleştirme kurumu ailesidir. Aile, çocuğun ilk sosyal deneyimlerini edindiği yerdir. Çocuğun yetiştiği ailenin genişliği, sosyo-ekonomik ve kültürel düzeyi, onun ilk sosyal deneyimlerini, dolayısıyla duygusal ve toplumsal gelişmesini etkileyecektir. Ailenin yapısı toplumdan topluma değiştiği gibi aynı topium içinde de farklılaşabilmektedir. Ailenin sosyai çevresinin çeşitliliği çocuğun bilişsel ve sosyal gelişimine etkilidir. Kişilik oluşumu ve yapılanmasında temelin çocukluk döneminde atıldığı tezi geçerliliğini korumaktadır, iyi bir ortamda yetişen çocuğun başarılı ve uyumiu bir birey olarak topluma katılma olasılığı çok fazladır. Özellikle 0-6 yaş dönemi çocuğun gelişiminin hızla ilerlediği kritik yıllardır. Bu yıllarda oluşmaya başlayan beden sağlığı ve kişilik yapısının ileri yaşlarda yön değiştirmesinden daha çok aynı yönde gelişmesi olasılığı daha çoktur. Uzun yıllara dayanan araştırmalarda çocukluk yıllarında kazanılan davranışların büyük bir kısmının yetişkinlikte, bireyin kişilik yapısını, davranışlarını, utanç ve değer yargılarını biçimlendirdiği doğrulanmıştır.IV Dördüncü bölümde ise kentte yaşayan insanların özellikle de 6-12 yaş grubundaki çocukların davranış modelleri, ilişkin oldukları çevrelerle birlikte ele alınmaktadır. Bu bölümde, çocuğun içinde yaşadığı aile ortamından kent yaşamına kadar ilişkileri tartışılarak çocuk-fiziksel çevre ilişkisi değerlendirilmektedir. Çevre-davranış çalışmaları, fiziksel çevre ve insan sistemleri üzerinde odaklanmakta, hem çevre hem insan faktörünü içermektedir. Bu alana giren çalışmalar, çevre-davranış, çevre psikolojisi, mimari psikoloji, ekolojik psikoloji, sosyal psikoloji, sosyal ekoloji, çevresel sosyoloji, çevresel algı başlıkları altında ele alınmaktadır. Çocuk-fiziksel çevre ilişkileriyle ilgili çalışmalar ise genellikle çocuk gelişimi, okul öncesi eğitim kurumları, okullar, açık oyun alanları üzerinde yoğunlaşmaktadır. Çocuklara yönelik birçok çalışma, konut yakın çevresindeki açık mekanları yoğun olarak ele almış, konut birimindeki ve konut bloğundaki çocukların mekansal gereksinmeleri ise ne yazık ki çok az çalışmada tartışılmıştır. Beşinci bölümde, varolan mekansal nitelikler, olması gereken mekansal nitelikler doğrultusunda çeşitli ülkelerden örnekler incelenmiştir. Altıncı bölümde ise bu nitelikler, seçilen toplu konut alanlarında irdelenmiştir. Seçilen toplu konut alanlarının özellikleri incelendikten sonra, farklı kentsel yerleşim bölgeleri arasındaki ilişkiler, benzerlikler ve farklılıklar saptanmıştır. Alan çalışması yazılı kaynaklar (arşiv taraması) açık görüşmeler, konuşmalar, anketler, ses ve görüntü kayıtlan ve grafik anlatım teknikleri kullanılarak yapılmıştır. Çalışma alanı olarak kentleşme sürecinde izmir'de oluşan farklı sosyo-ekonomik düzeyi temsil eden toplu konut yerleşmeleri seçilmiştir. Bu yerleşmeler Buca Evka 1 (Alt SED), Egekent 'Orta SED) ve Atakent (Üst SED) olarak belirlenmiştir. izmir'de yapılan çeşitli toplu konut uygulamalarındaki yaşantıların karşılaştırılmasından amaç; farklı sosyo-ekonomik düzeydeki konutların fiziksel koşullarını ve yaşam biçimlerini ortaya koymak; bu bölgelerde yaşayan ilkokul çağındaki çocukların sosyal ve psikolojik gelişmelerini yaşadıkları fiziksel çevrelerdeki mekan ilişkileri ile birlikte incelemektir. Sonuç bölümünde elde edilen bulguların değerlendirilmesi yapılmakta ve çıkan sonuçlar doğrultusunda birtakım önerilere yer verilmektedir.