
223
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Günümüz çini sanatında sgraffito teknikleri ve uygulamaları
Çini sözlüklerde Osmanlıca kökenli biz sözcük olarak tarif edilip Çin İşi , Çin'e Ait anlamlarına gelmektedir. Kaynaklarda çini Sırlı Kap olarak tanımlanmaktadır. Osmanlılar kilden yapılan her türlü ürün için çini adını ortak olarak kullanmışlardır.Seramik yüzey süslemelerinden biri olan sgraffito İtalyanca kazımak anlamında gelen graffiarekelimesinden türemiş, bu dilde sgraffia ve sgraffituna şeklinde adlandırılmıştır. 17. Yüzyıl'daki Fransızca'da sgrafit ve graver, gravür? aynı anlama gelmektedir. Ancak yöntem adı olarak sgraffito kelimesi kullanılmaktadır. Almanca'da krantputz , Japonca'da kakiotashi , İspanyolca'da graffiato ve İngilizce'de sgraffito, kazıma yöntemi olarak tanımlanmış ve seramik kaynaklarına bu farklı dillerdeki karşılıklarıyla girmiştir.Sgraffito seramik ürünleri üzerine uygulanan süsleme tekniklerinde en yaygın olarak kullanılan tekniklerinde biridir. Bu teknik neredeyse seramik sanatının kendisi kadar eski bir tarihe sahiptir. Sgraffito seramiğin gelişimiyle birlikte dünyanın çeşitli ülkelerinde farklı zamanlarında kullanılmış ve gelişmiştir.Günümüzde hala devam etmekte olan bu teknikte seramik teknolojisinin gelişimiyle bünye rengini kapatan farklı renkler çıkartan astarlar yerine seramik boyaları kullanılmaktadır.Yapılan bu çalışma 4 bölümden oluşmaktadır. 1.bölümde Çini sanatının tanımı, tarihsel gelişimi, 2.bölümde sgraffito tekniğinin tanımı ve tarihçesi,3.bölümde sgraffito tekniği ve uygulama yöntemleri, çini sanatında kullanılan sgraffito teknikleri 4.bölümde ise tez konusu ile ilgili sgraffito uygulamaları yer almaktadır.Anahtar Kelimeler: Çini, Astar,Sıratlı Boya,Sgraffito,Kazıma,Gravür.
Anadolu'da Roma Dönemine kadar görülen törensel seramik kaplar, şekillendirme ve dekor teknikleri
Anadolu'da yapılan arkeolojik kazılarda çoğunlukla pişmiş topraktan yapılmış tören kapları çıkarılmıştır. Libasyon olarak bilinen törenlerin vazgeçilmez unsurları olan bu kaplara, çeşitli uygarlıklarda farklı isimler verilmiş olsa da literatürde Riton ismi ile yerlerini almışlardır.Neolitik dönemden itibaren görülmeye başlayan, daha çok dinsel amaçlı olduğu bilinen ritonlar; heykellerine tapılan, gözle görülür ve elle tutulur bir varlık niteliğinde olan tanrıların sembolleri olarak çoğunlukla, çeşitli hayvan biçimlerinde yapılmışlardır. İnsan, çarık, çizme, tekne, boynuz, kol vb. değişik formları da olan bu kapların, bayram, düğün, cenaze, büyü, törenlerde sıkça kullanıldığı ve tapınakların demirbaşları arasında oldukları yapılan incelemelerden anlaşılmaktadır. İnançlardan doğarak şekillenen ve sahip oldukları teknik, form, malzeme, işlevsellik, bezeme ve renk ile Anadolu'da var olmuş uygarlıkların seramik tarihine ışık tutan ritonların yapımı, Asur Ticaret Kolonileri ve Hitit Çağında en yoğun dönemini yaşamıştır. Hitit Çağından sonra ise Roma Dönemine kadar azalarak devam etmiştir. Anahtar kelimeler: Riton, Törensel Kaplar, Sunu Kapları, İçki Kapları, Libasyon, Bibru, Anadolu Seramik Sanativ
Bir tasarım ilkesi olan dengenin seramik sanatında incelenmesi ve kişisel yorumlar
BİR TASARIM İLKESİ OLAN DENGENİN SERAMİK SANATINDA İNCELENMESİ VE KİŞİSEL YORUMLAR Duygu Güvenç Seramik Ana Sanat Dalı Uşak Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temmuz-2014 Danışman: Prof. İsmail Yardımcı Tasarım öğe ve ilkeleri, görsel sanatlarda eserin temel yapıtaşı olarak dile getirilmektedir. Tasarım öğelerinin organizasyonu tasarım ilkeleriyle oluşmaktadır. Bu öğe ve ilkeler hepsi bir arada kullanılabilmekte ya da bir kaçı da bir arada kullanılabilmektedir. Tasarım öğeleri bu çalışmada on iki tane olup, bunlar; nokta, çizgi, ışık, leke, doku, ton değeri, renk, yüzey, mekân, biçim, form, strüktür' dür. Bunları düzenleyen sekiz tane de; tekrar, uygunluk, zıtlık, koram, egemenlik, denge, birlik ve yön gibi ilkeleri mevcuttur. Tasarım ilkelerinden biri olan denge unsuru tasarımın vazgeçilemez ilkelerindendir. Denge diğer tasarım öğe ve ilkelerini kapsamaktadır. Denge; karşıt iki gücün anlık eşitlik göstermesi birbirlerine birinin diğerinden üstün gelmeme durumu olarak tanımlanmaktadır. Bu durum, renk, ölçek, açı, yön ve bunun gibi tasarımın temel yapı taşlarıyla oluşturulmaktadır. Denge her zaman görsel bir ağırlığa sahiptir ve bu görsel ağırlık tasarımdaki üstün gelmeme durumunu ayarlamaktadır. Denge üç çeşide ayrılmaktadır. Bunlar; simetrik denge, asimetrik denge ve radyal dengedir. Simetrik denge, tasarımda kullanılan öğe ve biçimlerin eş olması durumudur. Bir eksene sahip iki yarımın birbirlerine benzemesidir. Dengenin ikinci çeşidi olan asimetrik denge benzer olmayan objelerin tasarımda kullanılmasıdır. Dengenin üçüncü çeşidi radyal dengede de simetrik denge esastır. Simetride iki kuvvet varken radyal dengede iki ve ikiden fazla kuvvet bulunmaktadır. Merkezden çıkan etrafa saçılan veya etraftan merkeze toplanan kuvvetler bulunmaktadır. Denge unsuru sanatın kolları olan dramatik, fonetik ve plastik sanatlarda var olmuştur. Ancak dramatik ve fonetik sanatlarda soyut halde bulunduklarından yer verilmemiş, plastik sanatlarda somut bir biçimde bulunduğundan yer verilmiştir. Plastik sanatlarda yer alan seramik sanatı en eski ve insanın var oluşundan bu yana kadar gelmiş bir sanattır. Bu tez çalışmasında seramik sanatında denge ilkesi ele alınmıştır. Seramik üretim yöntemlerine göre endüstriyel ve sanatsal olarak sınıflandırılmıştır. Seramik sanatında genel olarak malzemeye bağlı denge unsurlarına ve bu çalışmada sınıflandırmadan ortaya çıkan endüstriyel ve sanatsal seramikte formda, yüzeydeki dekorda ve düzenlemede örnekler verilerek anlatılmaya çalışılmıştır. Kişisel uygulamalara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tasarım, Denge, Görsel Ağırlık, Seramik, Sanat.
Tasarım ilkelerinden uygunluk ve seramik sanatındaki yeri
ÖZET TASARIM İLKELERİNDEN UYGUNLUK VE SERAMİK SANATINDAKİ YERİ Tasarım öğeleri; nokta, çizgi, ışık, leke, doku, ton değeri, renk, yüzey, mekân, biçim, form ve strüktürdür. Tasarım ilkeleri ise tekrar, zıtlık, denge, yön, uygunluk (armoni), koram (hiyerarşi), egemenlik ve birliktir. Güzel sanatlar eğitiminin temelini oluşturan bu öğe ve ilkeler bu çalışma kapsamında farklı sanat disiplinlerinde incelenmiş ve örneklerle açıklanmıştır. Uygunluk, bütünü oluşturan birimler arasındaki uyum ve ahenk olarak tanımlanmaktadır. Bu uyum birimlerin birbirleri ile olan ilişkileri çerçevesinde değerlendirildiğinde açıklanması mümkün olabilir. Bu ilişki nokta, renk, doku ile bazen de tekrar, denge, koram gibi tasarım öğe ve ilkeleri kullanılarak sağlanabilir. Uygunluk, iki veya daha fazla birimin bir araya gelerek bir bütünü oluşturmaları ve o bütün içerisinde erimeleri olarak tanımlanabilir. Uygunluk ilkesi, fiziksel, hizmet, biçim ve üslup uygunluğu olarak sınıflandırılmaktadır. Fiziksel uygunluk, bütünü oluşturan parçaların biçim, ölçü, renk, değer, doku, yön ve aralıkları arasındaki benzerliklere dayanan birlikteliktir. Hizmet uygunluğu, fiziksel olarak benzerlik göstermeseler de, kullanım ve düzenleme bakımından ilişki kurulan birlikteliklere denir. Biçim uygunluğu, işlevsel açıdan ilgileri olmadıkları halde biçimsel olarak uygunluk gösteren birlikteliklerdir. Üslup uygunluğu, sanatçının sanat görüşüne, sanatsal üretimine ve üretimi gerçekleştirirken kullandığı sanat diline kadar geniş bir yelpazede değerlendirilebilinir. Eseri oluşturan öğelerin kendi içlerindeki uyum ve sanatçının eserleri arasındaki tarz bütünlüğü üslup uygunluğunun iki farklı temel alanını oluşturmaktadır. Seramik, ateşin bulunup insanların yerleşik yaşama geçmelerinden itibaren kullanım eşyası ve sanat eseri olarak kendisine yer bulmuştur. Seramik nesnelerin en belirleyici özellikleri, pişirim öncesi şekillendirilebilme özelliği, pişirim sonrası ise elde ettikleri mukavemetidir. Bu tez kapsamında, seramiğin iki temel alanı olan endüstriyel ve sanat seramiği disiplinlerinde uygunluk ilkesi ile ilişkileri irdelenmiş, örneklerle açıklanmıştır. Uygunluk ilkesi perspektifinde modern ve geleneksel yöntemler birlikte kullanılarak estetik ve görsel algılara hitap eden seramik uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Endüstriyel ve sanatsal seramik tasarımlar bu ilke ve öğeler doğrultusunda yapıldığında, tez çalışmasının tasarımcılara kaynak olabileceği umut edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Tasarım, Uygunluk, Seramik, Sanat, Armoni.
Soda pişirimi tekniği ve çağdaş uygulamaları
"Soda Pişirimi Tekniği ve Çağdaş Uygulamaları" başlıklı tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde soda sırlarının tanımı yapılarak tarihsel gelişiminden, fırınlarından, soda sırı ile çalışan sanatçılardan bahsedilmiş ve soda pişirimi tekniği hakkında bilgiler aktarılmaya çalışılmıştır. Tezin ikinci bölümünde; soda pişirimi tekniği üzerine yapılan araştırmalar sonucunda literatürden elde edilen astar ve sır reçetelerinin denemeleri yapılmıştır. Elde edilen sonuçların sır özellikleri hakkında detaylı bilgi verilmiştir. Son bölümde ise, önceki bölümlerde yapılan araştırmalar, incelemeler ve gözlemler doğrultusunda, soda sırına uygun çağdaş seramik formlar üretilmiştir. Denemeler sonucunda başarılı bulunan astar ve sır reçeteleri yapılan seramik formlar üzerine uygulanarak soda pişirimi gerçekleştirilmiştir. Tezin sonuç kısmında, yapılan denemeler ve uygulamalar sonucunda elde edilen veriler değerlendirilerek sonuçları irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Seramik, Soda, Soda Pişirimi Tekniği, Çağdaş Uygulama.
Üçüncü pişirim olarak yaldız dekorlar ve çağdaş yorumları
Altın, insanlık tarihinde sürekli olarak zenginliğin sembolü olmuş, binlerce yıldan beri süs eşyalarının yapımında kullanılmıştır. Yine insanlık tarihinin en önemli tanıklarından seramik malzemesi ile kaçınılmaz olarak yolları kesişmiş ve Avrupa'da endüstriyel devrimin tohumları atılırken, Çin'de kalıcılığı başarısız da olsa altın yaldız dekorların ilk denemeleri yapılmıştır. Bu çalışmanın amacı; sırüstü uygulamalardan biri olan yaldız dekorların tarihsel gelişiminin, elde edilme ve uygulama yöntemlerinin incelenmesidir. Bu doğrultuda, yerli ve yabancı kaynaklar yoluyla seramik dekorların tarihinde sıvı yaldızların keşfi ve gelişimi araştırılmış, yaldız dekorlar kullanarak endüstriyel seramik üreten fabrikalardan kısaca bahsedilmiş ve sıvı yaldızları sanatsal çalışmalarında kullanan günümüz seramik sanatçılarının çalışmalarından örnekler verilmiştir. Son olarak, fırça dekor tekniği ile altın ve platin yaldız uygulamalarına yer verilerek çalışma sonlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Seramik Dekorlar, Sırüstü, Yaldız Dekorlar
Seramik yüzeylerde parafin kullanımı
İnsan kendini, yaşamını ve çevresini içsel - dışsal güçlerin etkisiyle yorumlamak, değiştirmek, içselleştirmek, beğenmek için süslemek ister. Bu şekilde ilk olarak kendisine daha sonra yaşamına, eşyaya ve çevresine bir mesaj iletmek, aralarında bir bağ oluşturmak ya da sadece göz zevki için dekora / süse ihtiyaç duyar. Dekor / süs, herhangi bir yüzeyde alçak – yüksek ya da düz, renkli ya da renksiz birtakım elemanlarla oluşturulan düzenlemedir. Sanat disiplinlerinin hepsinde dekor / süs etkisi vardır. Çünkü herhangi bir biçim tek başına yetersizdir. Fakat dekor / süs katkısıyla değeri artan form, biçimi de içine alarak estetik etkiyi mükemmelleştirir. Seramiklerin sadece biçimsel değil aynı zamanda yüzey değerlendirmeleri açısından da estetik kazanması dekor /süs ile yakından ilişkilidir. Biçimin yüzey süslemesi ile güçlendirilmesi, seramiğin ana bünyesini oluşturan çamurun kendi özelliklerinin ötesinde farklı ve yeni etkiler yakalayabilmesi ve ticari faktörler dekoru / süsü, seramik alanında çok önemli bir konuma getirmiştir. Seramik alanında ilk süsleme girişimleri parmaklar ve çeşitli aletler yardımıyla seramik yüzeylerde oluşturulan örgelerdir. Dünya çapında keşiflerin yapılması, her alanda önemli adımlar atılması ve teknolojinin ilerlemesi seramik dekorlarını olumlu yönde etkilemiştir. Boyama, kazıma, oyma, ekleme, çıkarma, sırın bulunuşu ve sıraltı, sıriçi, sırüstü süslemeler, teknolojinin iyice ilerlemesiyle sürece dâhil olan bilgisayar ve baskı mekanizmaları dekor / süs etkisini hem seramik sanatı hem de seramik endüstrisi için vazgeçilmez hale getirmiştir. Bu gelişmelerle birlikte, petrolden elde edilen organik parafin maddesi de seramik alanı içerisinde yerini almıştır. Yüzyıllardır seramik alanında kullanılan parafin ilk olarak seramikleri renklendirme aşamasında yüzeyde şablon oluşturmak için kullanılmıştır. Bu uygulama sıcak ve sıvı halde olan parafinin seramik yüzeyinde renklendirilmeyecek alanların kapatılması şeklindedir. Seramik yüzey süslemelerinde daima devam eden farklı arayışlar sayesinde parafinin uygulama olanaklarını da geliştirmiştir. Parafinin kullanımı sadece şablon uygulamasıyla kalmamış, seramik yüzeylerde alçak – yüksek etkiler oluşturarak, seramik dekor / süs teknikleri ile ilişkiler kurarak ve renk verici oksitleri de içine alarak gelişmeye devam etmiştir. Günümüzde seramik yüzeylerde kullanımı açısından parafine alternatif olabilecek emülsiyon, latex, tutkal ve çeşitli yapıştırıcılar gibi malzemeler ile seramik alanında çokça tercih edilen bir uygulama haline gelmiştir. Bu tez çalışmasında, seramiğin tanımı, tarihçesi ve sınıflandırılması genel olarak incelenmiş ve dekor / süs etmeni sadece seramik sanatı içerisinde değil kendi içerisinde ki özellikleriyle birlikte araştırılmıştır. Seramik sanatı içerisinde dekor / süs değerlendirilmesi yapılmış, tanımına, tarihçesine ve sınıflandırılmasına yer verilmiştir. Parafin hem organik bir madde özelliğiyle hem de seramik sanatı dekor / süs teknikleri içerisindeki kullanımıyla uygulamalı olarak incelenerek Dünya'dan ve Türkiye'den seramik yüzeylerde parafin kullanan seramik sanatçılarından örnekler verilmiştir. Tüm bu bilgiler ışığından kişisel uygulamalar yapılmıştır.
İsmail Yardımcı'nın çağdaş Türk seramik sanatındaki yeri ve çalışmalarındaki resimsel etkiler
20. y.y. başlarından itibaren değişen dünya koşullarının da etkisi ile özellikle ikinci dünya savaşından sonra dünya düzeninin ve toplumlardaki siyasi kültürel faaliyetlerin değişmesi sonucu sanat çalışmaları da hızlı bir değişime girmiştir. Bu anlayış içerisinde 1950 sonrası ortaya çıkan çağdaş sanat anlayışında sanatçılar malzeme konusunda sınır tanımamakta ve bunun sonucu olarak, farklı sanat disiplinlerine sahip sanatçılar seramiğin sunduğu geniş yelpaze ile eserler üretmeye başlamışlardır. Türk seramik sanatı da dünyadaki gelişmelere kayıtsız kalmamış ve eş zamanlı bir üretim sürecine girmiştir. Prof. İsmail Yardımcı'nın çağdaş Türk seramik sanatındaki yerini ve eserlerinin resimsel etkilerini bir kaynakça çerçevesinde paylaşmayı amaçlayan bu araştırma dört bölümden oluşmaktadır.İlk bölümde 20. y.y. sonrası Avrupa'da ki çağdaş seramik sanatının gelişim süreci, bu gelişimin Türk seramik sanatına olan etkileri ve çağdaş Türk seramik sanatının seçilmiş öncülerine yer verilmiştir. İkinci bölüm ise araştırmamın konusu olan Prof. İsmail Yardımcı'nın yaşamı, eğitim süreci ve sanat yaşamını içermektedir. Günümüz çağdaş Türk seramik sanatının temsilcilerinden biri olan Prof. İsmail Yardımcı'nın örnek hayatı, seramik çalışmalarında uyguladığı farklı teknikler ve sagar pişirim tekniğine ait eserleri bu bölümde sınıflandırılmıştır. Sanatçının uyguladığı sagar pişirim tekniği ve bugünün izleriyle sentezlenen yapıtlarının her biri, seramik sanatının yanı sıra resimsel etkileri ile ayrı bir kavramsal sorgunun ve sanatsal ifadenin ürünleridir.Üçüncü bölümde, 20.yüzyılda farklı disiplinlere sahip olan öncü sanatçıların yaşamı, eserleri, sanata olan katkıları ve Prof. İsmail Yardımcı'nın eserlerindeki resimsel etkilerin renk, leke, doku ve form olarak incelenmesidir.Dördüncü bölümde ise yapılan araştırmalar sonucu Prof. İsmail Yardımcı'nın uyguladığı tekniklerin ışığında yapılan uygulamalar ve ortaya çıkan resimsel etkiler sunulmuştur.
Kuş figürlü Osmanlı mangırlarının seramik form ve yüzeylerde yorumları
Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıllarında basılıp kullanılan mangır olarak adlandırılan bakır paralar, üzerlerindeki sultan adları, sultan mühürleri, hayvan figürleri, nakış desenlerinin bulunduğu pullar çok çeşitli çalışma alanları sunmaktadır. Osmanlı Devleti'nde kuş figürü, gücü, kuvveti ve kudreti temsil ettiği için çok önemli ve özeldir. Kuş betimlemeleri, mimaride, minyatürde, tezhipte, el sanatlarında, süslemede, seramik sanatında ve hatta günlük hayatta kullandıkları paraların üzerinde kullanılmıştır. Kuş Figürlü Osmanlı Mangırları, arkeoloji ve nümismatik alanında yaşanan gelişmelerle günümüze dek ulaşabilmiş ve az sayıdaki parça koleksiyonerler aracılığıyla belli başlı müzelerde sergilenmektedir. Osmanlı bakır paralarından olan mangırlar, hem kültürel bakımdan önemli bir değere sahip olup hem de doku bakımından oldukça zengin parçalardır. Bu çalışmada, Osmanlı mangırları üzerinde yer alan kuş figürleri ve desenler yeniden yorumlanarak seramik form ve yüzeylerde kullanılmıştır. Uygulamalarda, seramik sanatında kullanılan çeşitli şekillendirme ve dekorlama teknikleri kullanılmış özgün sonuçlar elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bakır, Kuş, Mangır, Para, Seramik
Oltos'un vazolarında propaganda kavramı ve çağdaş uygulamalar
"Oltos'un Vazolarında Propaganda Kavramı ve Çağdaş Uygulamalar" başlıklı tez çalışması dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde propagandanın tanımı, tarihçesi, taktik ve strateji teknikleri, çeşitleri ve reklam, sanat, seramik, politika ve sosyal psikoloji ile ilişkisi irdelenmiştir. İkinci bölümde Antik Yunan, Yunan Mitolojisi, Antik Yunan Sanatı ve Antik Yunan seramik sanatı genel olarak ele alınmıştır. Üçüncü bölümde Oltos'a atfedilen 10 vazo belirlenmiş ve vazo üzerindeki betimler incelenmiştir. Tezin son bölümde araştırmalar kapsamında elde edilen veriler yapılan gözlemler ve incelemeler doğrultusunda Yunan kap tiplerinden ve Oltos'un vazo betimlemelerinden esinlenilerek özgün form ve dekorlar tasarlanmıştır. Elle şekillendirme ve kalıp ile şekillendirme teknikleri kullanılarak bu tasarımlar üretilmiştir. Üretilen özgün formların üzerine serigrafi baskı tekniği ve sır altı dekor tekniği uygulanmıştır. Tezin sonuç kısmında, araştırma kapsamında elde edilen bilgiler değerlendirilerek sonuçları irdelenmiştir. Anahtar kelimeler: Antik Yunan, Arkaik Dönem, Oltos, Propaganda, Seramik
Kamusal sanatın seramik sanatındaki yeri
Kamusal alan sosyolojik bir kavram bütünlüğünün yanı sıra politik ve toplumsal içeriğinden yola çıkılarak insanın bakış açısına kazandırdığı derin izler ve anlamlar taşımaktadır. Kentler insanların kültürlerini ve tarihsel izlerini taşırlar. Bu bağlamda şehrin insanların toplumsal yaşamları üzerindeki izler sosyal, ekonomik, karmaşık, psikolojik, estetik ilişkiler bu hareketli yapının içindedir. Bu alanlar şehrin kamusal alanlarıdır. Kamusal alanlar için tasarlanan sanat (heykeller, rölyefler, seramikler, resimler vb.) yapıtların yerleştirilip çevre ile uyumsal birlikteliğiyle mümkün olabilmektedir. Seramik heykeller ve seramikler geçmişte olduğu gibi günümüzün şartlarına da uygun olarak kendini yenilemektedir. Geçmişte mekanın bir parçası iken çağımızda mekanı dönüştürerek yeni birer anlam kazandırarak kendine özgü bir alana çevirmektedir. Kamusal alanda yapılan sanat bir gereklilikten ziyade gelişmişlik düzeyinde insanların ve toplumların entelektüel bilgi ve sanat anlayışını ortaya koymaktadır. Tezin birinci bölümünde sanat kavramından yola çıkılarak, ikinci ve üçüncü bölümlerinde kamusal sanatın kavramsal ele alınması, kısa tarihçesi ve sanata yansıyışından bahsedilmiştir. Son olarak seramik sanatının meydanlarda ve parklarda bir obje olmaktan çıkarıldığı ve kamusal alanla bütünleşerek kamusal alanı değiştiren ve eleştirel bir nesneye dönüştüğünü kısaca örneklerle açıklanmıştır. Tezin son bölümünde Uşak Üniversitesi'nin vermiş olduğu kamusal alanda Deri, Tekstil ve Seramik Tasarım Uygulama ve Araştırma Merkezi' nin kurulmasıyla bu üç alanın tek çatı altında birleşerek tasarım merkezinin oluşturulması, yapıtın var olduğu katta deri, tekstil ve seramiğin direk izleyicisiyle etkileşimi sağlanması için çeşitli enstantaneler fotokopi transfer yöntemi ile kırmızı çamurdan alçı kalıplara basılan karolara aktarılmıştır. Kamusal sanatın var olma biçimleri üzerinden seramik sanatının tarihsel süreç içerisinde oluşumu, gelişimi ve uygulama biçimi tezin tümünü kapsar. Bu tez kamusal alan ve sanat ilişkisi kapsamında seramik sanatının önemini anlayabilmek için önemli ipuçları sunacaktır.
Seramikte alternatif fırınlar ve bir fırın uygulaması
Günümüze kadar süregelen arkeolojik çalışmalar doğrultusunda elde edilen bilgilere göre seramiğin yaklaşık M.Ö. 30 bin yılından bu yana insanoğlu hayatında var olduğu bilinmektedir. Neolotik Çağ ile yerleşik hayata geçen toplumlarda kap, kacak ya da saklama kabı, dini ya da dekoratif figür olan seramik, teknoloji, endüstri ve sanatın gelişmesi sonrasında geleneksel kimliğinin yanı sıra endüstriyel ve sanat alanında yerini almıştır. Seramiğin yapım aşamalarından biri olan pişirim aşaması, tarihsel süreç boyunca farklı arayış ve deneyim aşamalarından geçmiştir. Bulunulan coğrafi konumun ve bu konumun koşullarına bağlı olarak farklı malzeme ve pişirim teknikleri arayışlarına gidilmiştir. Bu çalışmada seramik malzemesi, seramik yapım aşamaları ve fırınları ile ilgili bilgi vermek, seramiğin ve seramik sanatının tarihçesi hakkında bilgiler sunmak, bu tarih sürecinde yapılmış alternatif fırınları örneklerindirerek bir fırın heykel uygulaması sunmak amaçlanmıştır. Bu amaçtan yola çıkarak, seramik ve pişirim tarihi ile ilgili bilgiler araştırılmış, daha önce yapılmış alternatif fırınlar örneklendirilerek sanatçıları ve fırınların yapım aşamaları ile bilgiler verilmiş, uygulamalı olarak bu alternatif fırın çalışmalarından biri olan fırın heykel çalışması ile sonlandırılmıştır.
Duvar seramiklerinde üç boyutlu modüler uygulamalar
Yüzey kaplaması olarak kullanılan modüler seramik birimlerin oluşturulması ve kullanım alanları ile ilgili detaylı bilgi paylaşmayı amaçlayan bu araştırma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde modül ve mekan kavramlarının tanımlamaları, modüler tasarımın genel özellikleri ve özellikle seramik sanatında modülerlik ile ilgili araştırmalara yer verilmiştir. İkinci bölümde ise modüler seramik yüzey kaplamaları ve üretim teknikleri, geçmişten günümüze kadar olan süreç örneklerle anlatılmıştır. Bu bölümün devamında ise iç ve dış mekânlarda yüzey kaplaması olarak kullanılan birimlerin özellikleri, mimari yapılarda kullanım alanları ve bu yapılara örnek verilerek detaylandırılmıştır. Son bölümde ise yapılan araştırma neticesinde geçmişten bugüne, modüler birim yaratma süreci yorumlanarak kişisel modül tasarımları ve uygulamalarına yer verilmiştir.
Seramik malzeme ile enstalasyonun seramik sanatındaki yeri ve kişisel uygulamalar
Enstalasyon kavramı geleneksel sanat eserlerine karşı mekânın nitelikleri kullanılarak oluşturulan sanat nesnesinin izleyici katılımıyla bir araya gelen, deneyimlenen sanat anlayışıdır. 20. yüzyılda Marcel Duchamp'ın kavramsal bir dil ile oluşturduğu hazır nesneleri ve Kurt Schwitters'nin kolajlarına kadar uzanan sanat olarak nitelendirilen enstalasyon, yerleştirme, düzenleme, montaj anlamlarına gelmektedir. 1960'larda bu sanat nesnesini oluşturma düşüncesi, 1980'lerden itibaren müze ve galeri mekânlarının benimsenmesiyle ABD ve Avrupa'da kolaj ve çevre kavramlarının, farklı sanat disiplinlerinden beslenmesiyle kullanılan malzemelerin sergileme şekli günümüz sanat anlayışında da yerini korumaktadır. Tarihsel süreç içerisinde mekân yaratma sorununu resim ve heykel gibi sanat dallarının dışında seramik sanatında da görülmüştür. 1970'lerde seramik sanatının özel mekânlara gereksinim duyması ve farklı materyaller kullanılmasıyla yeni mekân üretimleri başka disiplinlerdeki sanatçıların seramik malzeme kullanmasına olanak sağlamıştır. Bu araştırmada, enstalasyon kavramı yazar ve eleştirmenlerin düşünceleri ile açıklanmıştır, Mekân, nesne ve izleyici arasındaki ilişkisinde amacı belirlenip, bu amacın tarihsel süreçteki yeri araştırılmıştır. Seramik malzemeyi tercih eden sanatçılar tarafından mekân düzenleme örneklerine yer verilerek sanatın mekâna yeni bir öneri olarak sunulması amaçlanmıştır.
Çağdaş seramik sanatında beden ve cinsiyet kavramı
Sanatın başlıca konuları arasında yer alan beden ve cinsiyet kavramı, sanatın başlangıcından günümüze kadar olan süreç içerisinde pek çok şekilde biçimlendirilmiş ve izleyicisi ile buluşmuştur. Bu çalışmada beden ve cinsiyet kavramı sanat tarihi içerisindeki belirli dönemleri incelenerek sanatçı ve eserlerine yer verilmiş, beden ve cinsiyet kavramlarının sanatın farklı dallarında nasıl ele alındığı incelenmiştir. Diğer bölüme geçildiğinde ise, seramik sanatı alanında beden ve cinsiyet kavramı odaklı eserler üreten Türk ve Yabancı sanatçılara yer verilmiş, bu kavramları seramik sanatı ile nasıl yorumladıkları incelenmiştir. Son bölümde, yapılan araştırmalar ve tasarım süreci sonrasında beden ve cinsiyet kavramı odaklı seramik eserler üretilerek sonlandırılmıştır.
Anadolu'da çömlekçi çarkında biçimlendirilen çaydanlık formları ve kişisel uygulamalar
Anadolu'da çömlekçiliğin tarihsel gelişim sürecinde çömlekçi çarkının da gelmesi ile formlarda görülen değişikliklerden ve özelliklerinden bahsedilmektedir. Çarkın tanımı ve çeşitlerinden açıklanmıştır. Seramik çark, içi boş form olan çömleğin daha seri ve simetrik olmasını sağlayan ilkel dönemlerden günümüze kadar gelişen tekniktir. Çömlekçi çarkının çeşitleri; el tornası, ayak tornası, pedallı torna ve günümüzde en çok kullandığımız elektrikli tornadan bahsedilmektedir. Anadolu'da geleneksel çömlekçi çarkı kullanan Avanos, Kınık, Karacasu, Sorkun, Menemen çömlekçiliğine değinilmektedir. Çay; çok fazla efsaneye konu olmuş, farklı kültürlerde farklı şekillerde özünselleşmiş, kullanıldığı her yörede damga vurarak günümüze kadar gelmiş ve kendine özel bir kültürü var etmiş bir içecektir. Buna bağlı olarak çaya duyulan ilgi, seramik çaydanlıkların form açısından zenginleşmesine sebep olmuştur. Çaydanlık fonksiyonel ve sanatsal yönüyle incelemektedir. Çaydanlık; emzik, ayak, kulp gibi eklentilerin çömlekçi çarkında şekil verilen formun ekleme yapım aşamaları anlatılmaktadır. Kendi tarzına göre Çaydanlık üreten başlıca sanatçılardan ve işlerinden örnekler verilmektedir. Anadolu'da Çömlekçi Çarkında Biçimlendirilen Çaydanlık Formları ve Kişisel Uygulamalar'' adlı araştırmayla, yapılan seramik çaydanlıklar da form, estetik, biçim kuralları göz önünde bulundurularak, bu bağlamda günümüz çağdaş seramik sanatçılarının çalışmaları, araştırılmış ve bu anlamda geleneksel çömlekçi çarkında yapılan çağdaş seramik çaydanlık üretimi hedeflenmiştir.
Portre sanatı ve seramik malzeme ile uygulamalar
Sanatta portre ele alınan önemli konular arasında yer almaktadır. Portreler sanat tarihinin başlangıcından günümüze kadar çeşitli amaçlara hizmet etmiştir. Tarih öncesi zamanlarda mağara resimleri ile başlayan betimlemeler zamanla varlıklı ailelerin portrelerine, sonra da halktan insanların portrelerine yer verilerek kullanılmaya başlanmıştır. Tez çalışmasının birinci bölümünde sanat tarihinde portrenin kullanımı, portrenin ve otoportrenin tanımları, eser ve sanatçı örneklerine yer verilmiştir. İkinci bölümde araştırmalar sonucunda yapmış olduğum tasarımların uygulama aşamalarına yer verilmiştir. Üçüncü bölüm de seramik sanatında portre eserleri üreten Türk ve Yabancı sanatçılara yer verilmiştir. Bu sanatçıların seramik eserlerindeki portreleri incelenmiştir. Son bölümde ise araştırmalar neticesinde yapılan kişisel uygulamalara yer verilmiştir.
Uşak-Sivaslı çömlekçiliği, kullanılan killerin araştırması ve özgün uygulamalar
Uşak-Sivaslı Çömlekçiliği, Kullanılan Killerin Araştırılması Ve Özgün Uygulamalar başlıklı tez üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Anadolu çömlekçiliğinin tanımı, tarihçesi genel olarak ele alınmış ve Ege Bölgesi'ndeki çömlekçi merkezlerinden bahsedilmiştir. Çömlekçiliğin Anadolu'daki yeri, önemi ve çömlekçi tornasının kullanılmasıyla formlarda meydana gelen değişikler genel olarak ele alınmıştır. Aydın, İzmir, Manisa, Kütahya, Denizli, Afyonkarahisar ve Muğla' da bulunan çömlekçi merkezlerine değinilmiştir. İkinci bölümde ise, Uşak-Sivaslı Çömlekçiliği anlatılmaktadır. Sivaslı Çömlekçiliğinin tarihine, kullanılan çark tipine, hammadde kaynaklarına, çömlek üretiminin genel olarak işleyiş sürecine, üretilen çömlek çeşitlerine ve ustalarla yapılan röportajlara yer verilmiştir. Bulkaz Dağı, Kızıl Dere ve Payam Alanı killerinin kimyasal analizine ve bu killerin fiziksel özelliklerine değinilmiştir. Üçüncü bölümde, yapılan araştırmalar ve Sivaslı Çömlekçiliğinde kullanılan killerle, çömlekçi tornasında günümüz koşullarına uygun özgün çömlek formlar üretilmiş ve uygulamalarda sunulmuştur.
Işık geçiren seramik bünye kompozisyonlarının geliştirilmesi ve uygulanması
Dünyada ve ülkemizde porselen çamuruna ilgi çok fazladır. Zor bir yapısı olan porselen disiplinli bir çalışma gerektirir. Porselenin kullanım alanları çok geniş olup, yüksek sıcaklıkta pişirilmeleri dayanıklılığı ve zarif duruşuyla ilgi uyandırır. Transparan görünümüne sahip olması ise bu ilgiyi daha da arttırmaktadır. Bu çalışmada özel hammaddeler ve çamurlar kullanılmadan halihazırda karo, seramik sağlık gereçleri fabrikalılarında kullanılan hammaddelerle döküm özelliğine sahip seramik kompozisyonlarının ışık geçirgenliğine olan etkisi incelenmiştir. Oluşturulan reçeteler 4'lü sistem ile çalışılmış, 1220-1240oC pişirilerek ışık geçirgenliği (transparanlık) ve döküm özellikleri incelenerek, ışık geçirgenliği, bünye yapısı, yüzey parlaklığı ve deformasyonları incelenmiştir. Bu çalışmanın devamı olarak farklı döküm kalınlıklarının transparanlığa etkisi de incelenmiştir. Çalışma sonucunda piyasada kolaylıkla ulaşılabilecek hammaddeler ile ışık geçirgenliğine sahip seramik bünyeler geliştirilmiş ve uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Porselen, ışık geçirgenliği, seramik bünye
İnkjet dijital baskı teknolojisinde kullanılan mürekkeplerin araştırılması ve kişisel uygulamalarr
Birinci bölümde, seramiğin endüstriyel boyutu, seramik endüstrisi ve seramik karo endüstrisi hakkında ayrıntılı bilgi verilmiştir. İkinci bölümde baskının tanımı, tarihçesi hakkında genel bilgiler verilmiştir. Seramik sanatı alanında kullanılan baskı teknikleri anlatılmıştır. Seramik sektöründe karo yüzeyinde kullanılan inkjet baskı teknolojisi ile birlikte, inkjet yöntemi, seramik karo sektöründe inkjet kullanımı, tarihçesi ve çalışma prensipleri üzerine bilgiler verilmiştir. Ayrıca karo ve sofra eşyası ürünleri üzerine inkjet baskıları anlatılmış, tasarım, renk yönetimi, mürekkepler, efektler ve baskı makineleri hakkında detaylı bilgilere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde inkjet baskı tekniği ile yapmış olduğum kişisel uygulamalarla konunun anlaşılması ve pekiştirilmesi amaçlanmıştır. Dördüncü bölümde tez çalışmaları kapsamında gerçekleştirilen projelerin çıkış noktaları, sistemi ve amaçları belirtilmiştir. Bunun yanı sıra tasarımcının üretim unsurları ve ink jet mürekkeplerinin seramik endüstrindeki etkileri yorumlanmıştır. Sonuç bölümünde ise dijital baskı teknolojisinin seramik endüstrisindeki etkileri incelenmiş ve bu teknolojinin üretici, tasarımcı ve ürün yönleri bakımından analizleri yapılmıştır.
Porselen karo üretiminde dijital baskı tekniğine uygun sır geliştirilmesi
21. yüzyılda dijital çağdaki hızlı gelişimle birlikte tasarım alanına yönelik yenilikler seramik ürünlerin satışında önemli bir noktaya gelmiştir. Geliştirilen yeni teknolojiler ile yapılan çeşitli uygulamalar ürün geliştirme süreçlerini son derece olumlu etkilemiş ve seramik sektörüne önemli katkılarda bulunmuştur. Bu bağlamda, inkjet baskı sistemi, yüksek çözünürlüklü ve çok renkli desenlerin seramik yüzeylere daha hızlı ve verimli bir şekilde uygulanmasına olanak sağlayarak tasarım esnekliği ve çeşitliliği sunmaktadır. Bunun yanı sıra, ihtiyaca göre özel ve kişiselleştirilmiş tasarımlar üretilmesini mümkün kılarak müşteri taleplerine daha hızlı, kolay ve etkin bir şekilde yanıt verilmesini sağlamaktadır. Bu tez çalışmasında, seramik karo fabrikalarında dijital baskı yöntemi ile üretilen porselen karolara uygun mat ve parlak sır kompozisyonlarının geliştirilmesi ve yeni sır reçetelerinin oluşturulması amaçlanmıştır. Seramik sektöründe karşılaşılan yüzey kusurlarını en aza indirerek, istenilen mat ve parlak yüzey dokularını elde etmek için sır araştırmaları yapılmıştır. Ayrıca, farklı oksitler içeren hammaddeler eklenerek inkjet baskı yöntemi ile basılan renklerin performansının incelenmesi ve bu eklemelerin renk algısı üzerindeki etkilerinin anlaşılması hedeflenmiştir. Geliştirilen sır reçeteleri, laboratuvar ortamında jet değirmenlerde bilyalı öğütmeden geçirilmiş, angoplanmış ham karolar üzerine uygulanmış ve hızlı pişirim gerçekleştirilmiştir. Pişirilen sırların renk değerleri spektrometre cihazı ile (L*, a*, b*) ve parlaklıkları glossmetre cihazı ile incelenmiştir. Denemeler sonucunda, istenilen değerlere uygunluk gösteren reçetelerin üretim denemeleri yapılmış ve yüzey standartlarını karşılayıp karşılamadığı test edilmiştir. Üretim denemelerinde test edilen reçeteler arasından aşınma direnci, çizilme direnci, asit direnci ve fırınlama sonrası uygun aralıkta deformasyon sağlayan reçete, üretim reçetesi olarak belirlenmiştir.
Seramik kuş figürlerinde bakır matı uygulamaları
"Seramik Kuş Figürlerinde Bakır Matı Uygulamaları" başlıklı bu çalışma raporu üç ana bölümden oluşmaktadır. "Seramik Sanatında Kuş Figürü" başlıklı birinci bölümde; erken tarihte kuş figürlerinin seramik sanatına yansımalarını Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ndeki eserler üzerinde incelemesi yapılmış ve tarihsel süreçte Çağdaş Türk Seramik Sanatının Türkiye'deki gelişimi incelenmiştir. Seramik Tarihinde ve Çağdaş Türk Seramik Tarihinde kuş figürü kullanan başlıca seramik sanatçılarından örnekler verilmiştir. "İndirgen (Redüksiyon) Ortamlı Alternatif Pişirim Teknikleri" başlıklı ikinci bölümde; Raku, Lüster, Macun Lüsteri, Sır içi Lüster, Sagar, Obvara ve Bakır Matı gibi indirgen ortamlarda yapılan Seramik Pişirim teknikleri hakkında bilgi verilip, bu pişirim tekniklerini kullanan sanatçılardan örneklerle desteklenmiştir. Özellikle Bakır Matı Pişirim Tekniği üzerinde durulmuş, çalışmalarında bu tekniği kullanan çeşitli sanatçılar araştırılmıştır. "Kuş Figürü Üzerine Kişisel Uygulamalar" başlıklı üçüncü bölümde; kuş figürünün özünden uzaklaşmadan nasıl stilize edilip, yorumlanabileceği, seramik malzeme ile üç boyutlu bir şekilde nasıl modellenebileceği üzerine çalışılmış ve bu konularda çözümlemeler üzerinde durulmuştur. Kişisel seramik uygulamalarla devam eden raporda; seramik sanatında kuş figürü ve formlarında bakır matı pişirim tekniğinin özgün kullanımı ve uygulamalarına yer verilmiştir.
İnsan-hayvan ikiliğinde tahakküm ilişkisi ve sanattaki görünürlüğü
Tahakküm "baskı ile hükmetme veya hüküm sürme" (Kılıçoğlu, Araz, Devrim, 1973, c.11, s.684) anlamlarına gelmektedir ve temeli doğrudan 'sahip olmak' ve 'mülkiyet' kavramlarına dayanmaktadır. Tahakküm ilişkisi; bir kişinin başka bir kişiyi kendi mülkü haline getirerek onun özgürlüğüne 'sahip' olması ve bu durumu dilediği gibi kötüye kullanmasını ifade eder. Fromm, 'sahip olmak' ve 'olmak' kavramlarının arasındaki farkı açıklar. 'Sahip olmak', insanın yaşamı boyunca her zaman daha fazlasını istemesi, her şeye sahip olma hırsıyla hükmetme, egemen olma arzusudur (2003, s.48). Ancak, sahip olmak eğilimindeki kişi hiçbir zaman yeterli şeye sahip olarak bir doyum içerisinde olamamaktadır. Sartre'ın düşünceleri de bu yöndedir: "sahip olmak arzusu kendi-içini dünya üstünde, dünyanın içinde ve dünya boyunca hedef alır" (2010, s.739). 'Olmak' ise sahip olmanın tam tersidir. Bu durumda kişi 'sahip olmak' arzusuyla her şeyi elde etmeye ve ona hükmetmeye çalışmaz. Hayvanlar üzerindeki tahakküm kapitalizmin ve endüstrileşmenin büyümesiyle geniş bir alana yayılmaktadır. Öyle ki günümüzde insanın hayvanlara hükmetme hakkının olduğu düşüncesi yaygın bir ideoloji haline gelmiştir. Bu nedenle, Singer, insanların büyük bir bölümünün türcü olduğunu belirtmiştir (2018, s.56). Birinci ve ikinci bölümlerde tahakküm üzerine yürütülen kuramsal analiz, sadece tahakküm altındaki canlının değil, aynı zamanda tahakkümü kuran kişinin de yıkıcı bir eylemle karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Kişinin; sahip olmak eğilimli düşünceleri ile kurduğu tahakküm nedeniyle, dünyaya ve kendisine verdiği zarar dönüp dolaşıp yine kendisini bulmaktadır. Dolayısıyla, aslında kendi uyguladığı tahakküm ile kendisini de tahakküm altına almış olmaktadır. Tahakkümün nedenleri incelendiğinde; 'ölüm korkusu', 'yabancılaşma', 'kendini var etme', 'türcülük' ve 'insan-merkezcilik' gibi olgular ön plana çıkmaktadır. Bu olgular; üçüncü bölümde, seramik heykel, yerleştirme, fotoğraf, video, performans gibi sanat alanlarında yapılmış temsili örnekler üzerinden incelenmiştir. Kimi sanatçılar çalışmalarını hayvanları nesneleştirerek ya da hayvan sömürüsünden faydalanarak gerçekleştirirken, başka sanatçılar ise çalışmalarında hayvanların insanların çıkarları ve hizmeti için var olmadığı gerçeğinden hareketle, bu olguları eleştirmekte, dolayısıyla hayvanları araçsallaştırmamaya çalışmaktadır. Sonuç olarak, bu kuramsal ve sanatsal araştırmalar üzerinden elde edilen çıktılar dördüncü bölümde uygulanan sanat çalışmalarına aktarılmıştır. Buna göre; insan-hayvan ikiliğindeki tahakküm süreci – nasıl başladığından nasıl son bulduğuna kadar- sanatsal olarak işlenmeye çalışılmıştır. Kişinin kendi yarattığı tahakkümün işgali altında kalma durumu 'tavla' ve 'satranç' gibi oyunların dinamikleri ile tasvir edilmiştir. Tahakkümün evreleri video, seramik heykel ve enstalasyon gibi disiplinlerde uygulanmış sanat eserlerinde somutlaştırılmıştır. Böylece, özgürlüğü tek taraflı hale getiren ve nihayetinde kişinin kendisine geri dönen bir bumerang olarak kendi özgürlüğünü de baskı altına alan kendi yarattığı tahakküm, hayvan olgusunu ya da imgesini araçsallaştırmadan görünür kılınmaktadır.
Göstergebilim bağlamında sanatta rüya ve bilinç dışı
Rüya mı gerçeği, gerçek mi rüyayı yansıtır? Burada kastedilen gerçek, bilinç düzeyini, gündelik gerçekliği – uyanık yaşamı- ve somut biçimde var olan şeyleri kapsar. Gerçekte – bilinç düzeyinde- oluşan algılar, düşünceler, imgeler, istekler, arzular duyumlarla inşa edilirken aynı zamanda kişi de bir kendilik – benlik- kazanır. Freud bunu ego kavramıyla açıklar. Kimlik duygusunu oluşturan kavramlardan biri olan ego, kişinin kimliğinin görülen kısmını, yani yüzeyini gösterir. Bu yüzeyin altında Freud'un bilinç dışı kavramı, yani kimliğin görülemeyen kısmı yer alır. Bastırılmış malzemeden oluşan bilinç dışı, egonun denetlemesi ve bastırmasından kaynaklı bilince ulaşamayan bölümdür. Bu nedenle doyurulması gereken dürtüler, istekler ve arzularla doludur. Ancak bilinç düzeyinde arzuların gizlenmesi ve doyurulamamasından dolayı kişide eksiklik duygusu oluşur. Eksikliği hissedilen arzu nesnesi de bilinç düzeyinde boşluk duygusu yaratır. Dolayısıyla egonun uyguladığı bastırmayla arzu nesnesinin, gerçekte – bilinç düzeyinde- hiçbir zaman doyurulamayacak olmasından dolayı oluşan boşluk, boşluk olarak kalmaya devam eder. Ancak bilincin ve kontrol mekanizmasının zayıfladığı gerçek dışı alanda, uyku durumunda – rüyada- kendini gösterir. Bu durumda rüyanın boşluk olarak tanımlaması yapılabilir. Çünkü boşluk da rüya gibi gerçekleşmesi imkânsız durumdur. Bu çalışmanın amacı; rüyanın bir boşluk olduğu hipotezinden yola çıkarak, gerçekte – uyanık yaşamda- kişinin kimliğinin görülmeyen kısımlarının – bilinç dışının- gösterge üzerinden nasıl açıklanabileceğinin soruşturulmasının yapılmasıdır. Rüyada da göstergede olduğu gibi bir gösteren ile bir gösterilen ilişkisi bulunur. Gösteren daha somut bir durumken, gösterilen gösterenin anlamsal, kavramsal boyutudur. Dolayısıyla gerçekte kişinin kimliğinin göstereni, rüyada da bu kimliğin gösterileni vardır. Bu durumda gerçekle rüya arasındaki mesafe kişinin kendi içinde ortaya çıkan kimliğini oluşturur. Gerçekle rüya arasındaki ilişki sorgulandığında da bütün olarak kişinin kimliği sorgulanmış olur. Rüya ve bilinç dışı ile ilişkili sanat yapıtları değerlendirildiğinde; kontrolsüz ortamda, yani rüyada bulunan imgeler yoluyla ulaşılan bilinç dışının sanatsal göstergeler aracılığıyla ortaya konmasının ve kişide oluşan boşluğun imgesel düzende giderilmesiyle bilinç dışı çıplaklığına ulaşmanın hedeflendiği anlaşılır.
Düşsel yaratıkların çağdaş seramik sanatındaki yorumları
nsan hafızasının yarattığı gerçeküstü bir yapı olan "hayali yaratıklar" kavramı eski tarih dönemlerinden bugüne sanatta önemli bir yere sahip olmuştur. Bu bağlamda "Çağdaş Seramik Sanatında Hayal Ürünü Yaratıkların Yorumları" başlıklı, çocukluk hayallerimde oluşan yaratıkların seramik formlara yansımasını amaç edinen bu raporun birinci bölümünde alt başlıklar halinde hayal, tarihsel açıdan hayali yaratıklar ve kökenleri, sanatçıları hayali yaratıklar üzerinde çalışmaya iten nedenler ve bu doğrultuda gerçeküstü çalışmalar yapmış olan sanatçıların eserleri incelenmiştir. Çalışmanın devamında bilinçaltı kavramı ve korku konuları incelenmiş ardından sanat uğraşı içindeki kimi şizofren hastaların yaşamlarında önemli bir yer tutan hayali varlıklara eserlerinde ne şekilde yer verdikleri araştırılmıştır. Raporun devamında, önce sanat eserlerinde hayali yaratıklar ve yaratıkları yapan sanatçılar, sonrasında seramik sanatında hayali yaratıklar yapan sanatçıların eserlerinden örnek verilmektedir. Raporun sonunda kişisel seramik uygulamalar bölümünde yapılan araştırmalar ve işlenmiş olan teorik süreç ışığında çocukluk hayallerinde oluşan yaratıkların ve öne çıkan karakterlerin kişisel üslup ile yapım aşamalarında kullanılan yöntemler detaylarıyla aktarılıp, izleyiciye sunulmuştur..
Sanat pratiklerinde politik bir nesne olarak beden ve iktidar
Yüksek Lisans Tez Çalışma raporu olarak sunulmakta olan bu araştırması Michel Foucault'nun egemen, disiplinci ve biyo-iktidar modellerinden temellenerek, iktidarın beden üzerindeki etkilerini incelemektedir. Aynı zamanda tarihsel inceleme yöntemiyle yapılan bu çalışma, tarihöncesi dönemden, 21.yüzyılın ilk çeyreğine kadar beden ve iktidar arasındaki ilişkiyi analiz ederek, sanat tarihinden örneklerle birlikte tartışmaktadır. Neolitik dönemle birlikte insanın dünyaya yayılımı başlaması sonucunda, doğaya karşı güç istenci açığa çıkmaktadır. İnsanlık genel olarak birçok konuda birbirinden farklılaşarak, birbirine karşı güç elde etme arzusu taşıyarak, iktidarın temelini oluşturmaktadır. İktidar kavramı kapsamında anaerkil sistemden, ataerkil sisteme geçişe değinilerek Michel Foucault'nun iktidar modellerine zemin oluşturulmaktadır. Egemen iktidar modelinde, yaşam ve ölüm hakkı üzerinden bedenle bağı kurulmaktadır. Disiplinci iktidar modelde gelişen Panoptikon ilkesiyle iktidar, bireyi beden ve özne olarak ayrıştırmakta ve denetim, gözetim mekanizmalarıyla da bedene tahakküm göstererek, bireyin davranışlarını ve düşüncelerine erişmeye çalışmaktadır. Aynı zamanda bu modelle birlikte ön plana çıkan özneleştirme pratikleri de tartışılmaktadır. Biyo-iktidar modeldeyse nüfusun keşfiyle rakamlar üzerinden değerlendirilen yaşam, bir iktidar nesnesi haline gelmektedir. Yaşam ve beden üzerinde işleyen bu modelde, iktidar materyalist bir konumda yer almaktadır. Böylece hukuksal olmaya son vererek, beden ve hayat gibi gerçek nesnelere odaklanmaktadır. Biyo-iktidar model yasaklama getirmemektedir. Bu iktidar modelde akılsallığın liberalizm olmasıyla gelişen iktidar mekanizmaları, bireye özgürlüğü temsil ederek, onun davranışlarını ve düşüncelerini yönetmektedir. Bu süreçle şekillenen "Sanat Pratiklerinde Biyopolitika" başlığı altında iktidar mekanizmalarının temelini oluşturan beden, mahremiyet, yaşam ve ölüm kavramları sanat tarihinde kronolojik bir biçimde incelenmektedir. Post-moderne kadar incelenen sanat tarihindeki örneklerle, Foucault'nun iktidar modellerinin ilişkisi kurulmaktadır. Bu incelemelerle dünyanın da bir disiplin mekanizmasına dönüşerek, beden üzerindeki etkisi tartışılmaktadır. Aynı zamanda raporda yer alan kişisel sanat çalışmaları, iktidar modellerine ve iktidarın bedene uyguladığı tahakkümlere karşı bir direnç göstergesinin temsili olmaktadır. Bu doğrultuda formları oluşturan malzemeler başta seramik çamuru olmak üzere sakız, balmumu ve köpük silikon kullanılarak şekillenmekte; beraberinde video, fotoğraf ve etkileşime açık disiplinler arası bir tutum ortaya koymaktadır.
Research of translucent porcelain and its use in lighting design
This thesis is about the porcelain-translucency relationship and the opportunities that metal salts can present in lighting design. The research exists of three chapters in which the history of porcelain, its connection to lighting design, and the possibilities of using metal salts are described, followed by the reasoning of the design and the documentation of the test firings, and the making of the final product. The goal is to examine a possible technique that could be involved in lighting design in relation to translucent porcelain, by following previous researches about water-soluble metal salts. This art research has the possibility to find a new usage of an already existing material.
Seramik uygulamalar özelinde sanat ve terapi
Sanatsal aktivitelerin kişilerin kendilerini daha iyi ifade etmesine olanak vermesi sanat terapisi kavramının önemini ortaya çıkartmıştır. Bu tez çalışmasının amacı seramik uygulamaların ve materyallerin terapi ortamında nasıl kullanılabileceğini incelemek ve örnekleriyle ortaya koymak olmuştur. Seramik uygulamalar yardımıyla katılımcıların iç dünyalarını yorumlama yeteneği ve bunun psikoterapideki karşılıkları açıklanmıştır. Çalışma içerisinde seramik uygulamalar ve dokunma duyusu arasındaki ilişki, seramik eserlerin yapısal ve yapıbozumsal süreçlerinin insan psikolojisine etkisi ve uygulamalar sayesinde katılımcıların gelişimsel süreçlerini nasıl tekrar ziyaret edebileceği incelenmiştir. Bu çalışma kil uygulamalarıyla kişilerin bilinçaltı ile nasıl iletişim kurabilecekleri, katarsis üzerinden kendileri ifade edebilecekleri, ilgili materyali bir dil olarak nasıl kullanabilecekleri ve konsept bir üretim üzerinden duygularını nasıl somutlaştırabilecekleri açıklanmıştır.
Seramikte hareket kavramı ve üç boyutlu Zoetrope uygulaması
Plastik Sanatlarda hareket kavramı, farklı dönemlerde farklı biçimlerde ele alınmıştır. Özellikle resim, heykel ve mimarlık alanlarında kendini gösteren bu kavram iki genel başlık altında değerlendirilebilir. İlkinde gerçek bir hareket söz konusu değildir. Figür veya nesneler durağandır fakat hareket ederken bir an dondurulmuş gibidir. 1960 sonrasında yoğun olarak görmeye başladığımız ikincisinde ise fiziksel bir hareket söz konusudur. Bu tür eserler çoğunlukla mühendislik bilgisi ya da bir mühendis ile birlikte çalışmayı gerektirir. Naum GABO ve Antoine PEVSNER'in 1920'de hazırladığı Gerçekçi Bildirge'de ilk kez kullanılan "kinetik" teriminin güzel sanatlarda yaygınlık kazanması zaman almıştır. Resim ve heykel alanlarında hareket yanılsaması için uzun süre "dinamik" terimi kullanılmıştır. 1950'lerde sanat terminolojisine giren Kinetik Sanat, bugün çok farklı üslup ve teknikleri kapsayacak biçimde uygulanmaya devam etmektedir. Bu çalışma ile başlangıcından günümüze kadar seramikte hareket unsurunun nasıl ve ne amaçla kullanıldığı, Seramiğin Kinetik Sanat içerisinde var olma sorunları ve pratikte malzemenin sınırlılıklarının/olanaklarının ortaya konması amaçlanmaktadır. Seramikte Hareket kavramı ile ilişkili olarak Kinetik Sanat, Optik Sanat, Optik Oyuncaklar, görsel yanılsama ve görme kusuru konuları araştırılacak, bu alanların birbirleri ile ilişkileri tartışılacaktır. Ayrıca günümüz teknolojisinden faydalanarak yapılacak kişisel uygulamalar ile seramik sanatında hareket konusuna farklı bir bakış açısı getirilmeye çalışılacaktır. Anahtar Sözcükler: Seramik, seramikte hareket, kinetik sanat, optik sanat, optik oyuncaklar.
Matematik sanat arasındaki ilişki ve özgün uygulamalar
Matematik ve sanat birbirlerinden farklı alanlar olmasına rağmen, matematik de sanat gibi doğayı kaynak alır. Matematik düşünsel bir süreçtir, bilgiyi esas alır ve soyuttur. Matematiğin bu özelliği sanatın da soyuta doğru evirilmesinde büyük bir rol oynar. Yakın tarihte sanat doğadan uzaklaşarak doğanın arkasındaki özü anlama yolunda ilerler. Modern sanatçı bu durumu yapıtlarında biçim ve içeriği belli bir uyum ve düzen halinde ortaya koyar. Bu uyum ve düzen, doğanın soyut olarak yorumlanması ile geometrik düzenlerin ortaya çıkıyor olmasında, matematiksel kavram ve kuramların doğrudan ya da dolaylı olarak ilişki içinde olduğunu göstermektedir. Sanatçı, tüm alanların yanı sıra matematikteki sayıların birbirleriyle olan ilişkilerini, geometrik kuralları da inceleyerek, matematiğin konusunu sanatın konusu ya da alanı haline dönüştürmüştür. Sanatın sonsuz çeşitliliği ve uygulama olanakları içerisinde matematiğin bilinçli olarak kullanılabilirliği ile yeni üretimler yapılabilir ve salt sanat için matematik kullanılabilir. Tezin içeriğinde, Fibonacci sayıları ve altın oran, mobius şeridi ve klein şişesi, çokyüzlüler, hilbert uzay doldurma eğrisi, fraktal geometri, helisoid eğrisi, sabun baloncukları ve kuantum teorisi incelenerek ve bu teoremlerin sanata yansımaları üzerinde durulacaktır. Uygulamalar bölümünde ise kuantum teorisinin etkileri ile ilgili yorumlardan oluşacaktır.
Diyalektik bağlamda çanak formundan sanat formuna
Evrenin içerisinde yer alan zıtlık kavramı, insanlığı oluşturan ve değerli kılan birçok konunun içerisinde de yer almaktadır. Zıtlık kavramının felsefe alanındaki tanımı, diyalektik (karşıtların birliği) konusuyla da açıklanabilmektedir. İnsan algısına kadar etki eden bu kavram, karşıt kavramların bir araya gelmesiyle yeni bir oluşum ve gelişim yaratmaktadır. Doğa olaylarından, insanı oluşturan temel yargılara kadar etkisi olan zıt birlikteliklerin sonucunda insanda, doğada hatta kavramların birliği ile sanat alanında da değişim ve dönüşüm yaşanmaktadır. Bu çalışmada yer alan çanaklar, sanatın ortaya çıktığı dönem olarak düşünülen insanlığın ilk evreleri ve bu evrelerden itibaren incelenen teknoloji ve insan yaşamının gelişimi ile sanat alanında yer almaktadır. Sanat formu olan bu çanaklar, zıtlık kavramı ve farklı malzemelerin birliği ile özgün çalışmaları oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Zıtlık, Diyalektik (Eytişim), Biçim, İçerik, İmge, Mekân
Gölgenin sanatsal çalışmalar üzerinden araştırılması
Sanat çalışma raporunun birinci bölümünde gölge kavramı, sözlük anlamları ve kavram ile ilgili temel öğeler, çalışmanın sorun edindiği alan üzerinden açıklanmaya çalışılmış, gölgenin sanat alanındaki yeri ve sanat nesnesiyle olan ilişkisi üzerinde durulmuş, konunun tarihsel gelişimi ve değişimi incelenmiştir. Bu bölümde sanat nesnesi başlığı altında, gölgenin nesne olarak var olma süreci ele alınmıştır. İkinci bölümde, çalışmalarında farklı açılardan ışık, gölge ilişkisini ele alan sanatçılar tartışılmıştır. Üçüncü bölümde, kişisel uygulamalar ile gölgenin içinde olan kavramlar tartışılarak açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Işık, gölge, sanat yapıtı, bilgi, gerçeklik, nesne, algı, imge, dil
Evsel atık nesnelerin sanat objelerine dönüşümü
Evsel atık nesnelerin sanat objelerine dönüşümünde, objelerin bir durumdan başka bir duruma geçişi söz konusudur. Evsel atık nesnelerin ve teknolojinin gelişmesi, sanatta kullanılması, gelişmelerin seramik sanatına yansıması, sanat modernizm ile birlikte alışıla gelen geleneğin yıkılması, sürekli yenilik ve değişim, teknolojiyle aynı yola girmiştir. Teknoloji bugün, insan gücünü aşan mekanik bir üretim gücü olarak geçirdiği gelişim sonrası, her alanda olduğu gibi sanatsal üretim içinde çeşitli olanaklar sağlamaktadır. Günümüzde seramik sanatı, teknoloji ve estetik ile bir bağ kurmakta, düşünce ve kavram ile birlikteliği, yeni bir konsept ortaya koymaktadır. Sanatta atık nesne kullanımı, günlük kullanılan eşyaları atıl çevreden alıp, yeni bir ad ve yeni bir soyutsal bir anlam kazandırılmasıyla, sanat türünü geliştirmek suretiyle atık nesnelerin realist bir yaklaşımla yeniden üretimi değil onların seramik malzeme ile birlikte yeni bir eser oluşturabileceğini görmek mümkündür. İnsanoğlu, varoluşundan bu yana sürekli olarak keşfetme modelini benimsemiş bir yaşam süreci içindedir. Bu süreç içinde yaşanan keşiflerle insan oğlu hayatını ve yaşamını kolaylaştırmış aynı zamanda güzelleştirmiştir. Günlük kullanım nesnelerinin sanata girmesi ile sanat eserinde birçok olgu yıkılmış, sanatçı sorgulayan ve öneren bir pozisyona gelmiştir. Sanatçı, sanat eseri ve izleyici üçlüsünün sürekli etkileşim halinde olduğu eserler özellikle seyirciyi içine alan ve düşünmeye, sorgulamaya yönelten bir biçim almıştır. Sanat salt biçimsel olarak değil aynı zamanda bir düşüncenin ve kavramın da ürünü olduğunu ortaya konulmuştur. Sonuç olarak diyebiliriz ki hazır nesnenin, seramik malzeme ile birlikte yeni bir kimlik kazandığı ve farklı bir düzlemde yeniden anlamlandırıldığı ortaya çıkmıştır.
1968'den günümüze TRT programları içinde plastik sanatlar konusunun ele alınışı ve günümüzden bir örnek belgesel uygulama
"1968'Den Günümüze TRT Programları içinde Plastik Sanatlar Konusunun Ele Alınışı ve Günümüzden Bir Örnek Belgesel Uygulama" başlıklı bu çalışma raporu iki ana başlıktan oluşmaktadır. İlk bölümde "TRT'de Plastik Sanatlar Konulu Programlar" başlığı altında TRT'nin ilk yayın tarihinden 2008'e kadar olan yayınlar bir tablo halinde sunulmuş ve 2008'den günümüze kadar yayınlanan programlar ise TRT kurumunun üst düzey yöneticileri ve bazı yapımcı ve yönetmenlerin kişisel görüş ve değerlendirmelerinden yararlanılarak ortaya konulmaya çalışılmıştır. İkinci bölüm ise "Plastik Sanatlar İçerikli Programlara Günümüzden Örnek Bir Belgesel" Başlığı altında ülkemizin Cumhuriyet dönemi öncü seramik sanatçılarından Hamiye Çolakoğlu'nun sanat hayatı boyunca ortaya koyduğu eserlerini ileriye taşıyabilmek ve kalıcılığını sağlayabilmek için tasarladığı müze oluşturma fikrinin anlatımıdır. Hamiye Çolakoğlu'nun bu müze fikrini hayata geçirebilmek için gösterdiği çaba öğrencilerini de bu hayalin bir parçası haline getirmiştir ve birlikte başlattıkları bu yolculuk maalesef ki 2014 yılında aramızdan ayrılmasıyla öğrencilerinin devraldıkları bu müze kurma hayalinin sürdürülmesinin ve bir sonuca ulaştırılabilmesinin hikayesi olmuştur. Bu kapsamda yapılan araştırmalarla günümüze kadar ekranlardan yansıyan plastik sanatlar içerikli programların önemini güncel bir uygulama ile destekleyerek vurgulamak amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: TRT, plastik sanatlar, belgesel, müze, yaratıcılık
Kusursuzluk eğiliminin soyut seramik formlarla sorgulanması
Bu çalışmada modern sanatın ortaya koyduğu değerler üzerinden, kusur kavramı tanımlanmıştır. Araştırma kapsamında amaç, soyut ifadeye dayanan bilinçdışı etmenleri ele alarak, eserler üzerinden kusur kavramının göreceliği tartışılmaktadır. Özür ya da kusurun, 'punctum' kavramı ile ilişkilendirilerek ele alınmaktadır. Kusur üzerinden gidersek; bir sanat eserindeki 'punctum'un bizi delen şey olması, özürün anlam kazanmasıdır. Sanatta güzellik algısının kuralları olmamakla beraber sürekli değişime açıktır. Kant'ın, "beğeni yargısı, bir bilgi yargısı değildir" ifadesi ile bu desteklenebilir. Soyut sanatın hakim olduğu bu çalışmada, Soyut Dışavurumcu soyut dışavurumcu akımın etkileri eserler üzerinden incelenmiştir. Kişisel uygulamalarda; soyut seramik form ve yüzeylerde kontrolün dışında oluşabilecek olan 'rastlantıya' ve kontrollü hataya odaklanmaktadır. Farklı ve özgün olan anlatılmak istenmiştir. Anahtar Sözcükler: Kusur, punctum, bilinç, soyut sanat, seramik.
Doğayla etkileşim üzerine sanatsal yorumlamalar
"Doğayla Etkileşim Üzerine Sanatsal Yorumlamalar" isimli bu Sanatta Yeterlik Sanat Çalışması Raporu, insanın doğayla olan etkileşimiyle ilgili gözlemler üzerinden şekillenen bir araştırma, deneyim ve yaratım sürecidir. Bu doğrultuda, bu araştırmanın ve yaratım sürecinin dayandırıldığı görüş, 18. Yüzyıl Amerikan Transandantalizm akımıdır. Kişinin doğduğunda sahip olduğu yetenekleri yeniden kazanıp doğayla fiziksel olarak bir olma, onu tekrar bire bir deneyimleme ve onunla birlikte hareket edebilme ihtimalleri üzerinden gelişmiş olan bu felsefi, edebi ve dini akım, öncelikle daha eski dönemlerden beri Doğu ve Batı kültürlerinin doğaya yaklaşımlarını karşılaştırarak ele alınmış ve açıklanmıştır. Bu noktada, günümüzde de tartışmaları süren modern ekolojik yaklaşımların tanım ve analizlerine de yer verilmiştir. Kişisel üretimlere ilham kaynağı olan başta Ralph Waldo Emerson ve Henry David Thoreau gibi, Transandantalizm'in öncüleri olan yazarların makaleleri, deneyimlerini paylaştıkları kitapları ve metinlerinden alıntılara büyük ölçüde yer verilmiş ve açıklanmaya çalışılmıştır. Bu alıntılar ve açıklamalar doğrultusunda ekolojik yaklaşımların görsel sanatlara olan etkisi ve sanat algısını nasıl etkilediği, kronolojik olarak, örnek verilen sanatçıların eserleri üzerinden kısaca incelenmiştir. Sanatın iki boyutlu yüzeyden yer yüzüne, oradan da tekrar yaşadığımız mekanlara nasıl taşındığı ve doğal süreçleri nasıl ele aldığı ile ilgili bilgiler sunulmuştur. Son olarak, tüm bu araştırmalardan ilham alarak, 2015 yılından bu yana, çağlar ve kültürler boyunca farklılık göstermiş olan insan ve doğa etkileşimi üzerine gelişen ve sunduğu süreçler üzerinden bir deneyim yaratmayı amaçlayan kişisel çalışmalara, yaratım süreçlerine, görsellerine ve açıklamalarına yer verilmiştir. Anahtar sözcükler: Kil, pişmemiş kil, doğa ve insan etkileşimi, Amerikan Transandantalizm Akımı, sanat ve ekolojik yaklaşımlar, yeryüzü, süreç
Kişisel bellekten imgelerin sanat nesnesine dönüşümü
Araştırma, gündelik kullanım nesnelerinin bireyle olan teması ve iletişimi üzerine şekillenmiştir. Nesnenin gün içerisindeki dolaşımı, gündelik nesnenin sanat nesnesine dönüşüm süreci, sanatçının algısı üzerinden incelenmiştir. Nesnenin dönüşümü sırasında sanatçının nesneye yaklaşımı kişisel ve toplumsal bellek yoluyla araştırılmıştır. Sanayi devrimiyle beraber sınıfsal gösterge haline gelen nesnenin algıda yarattığı imgeler ve bu imgelerin dönüşümü irdelenmiştir. Nesnenin sınıfsal anlamlar kazanmasıyla beraber nesnenin endüstrideki değişimi ve ekollerle olan ilişkisi incelenmiştir. Sanayi Devrimi'ni takip eden Arts and Craft hareketi ve Bauhaus ekolünde nesnenin tasarımının ve algısının değişimi üzerinde durulmuştur. Tasarım kavramıyla birlikte nesnenin fonksiyonunun yanı sıra şekillenen yeni estetik anlayış ve beraberinde oluşan hafıza ele alınmıştır. Gündelik nesnelerin, endüstride çeşitlenen formlarıyla beraber nesnenin sınıfsal göstergesi de değişmektedir. Bu kapsamda, sanatçının gündelik nesneyle olan bağı, gündelik nesnenin sanat nesnesine dönüşümünde belleğin etkisi araştırılmıştır. Gündelik nesneleri çalışmalarında farklı açılardan ele alan sanatçıların yaklaşımları incelenmiştir. Nesne, bellek ve sınıf kavramlarından yola çıkılarak şekillenen kişisel uygulamalar ve sanatsal yaklaşım tartışılmıştır.
Barış kavramının sanatsal uygulamalarda kurgulanması
Geçmişten günümüze kadar sanat bir iletişim aracı olarak, her dönem kendi çağının sorunlarını ve çözüm önerilerini dile getirirken, çatışmaların yoğun olarak yaşandığı dönemlere ait izler kalıcı sanat yapıtları ile de sanat tarihine damga vurmuştur. Sanatçı yarattığı sanat yapıtlar ile, çoğu zaman toplumsal bir algı yaratmayı amaçlar. Bu nedenle dünya üzerinde yaşanan krizler, savaşlar ve siyasi çatışmalar sanat yapıtları üzerinden okunabilir. 21. yüzyılda savaşın içeriği, şekli, kapsama alanı ve şiddeti en yakın tarihteki İkinci Dünya Savaş'ı ile kıyaslandığında yepyeni ve kavranması zor bir hale bürünmüş, nerede, ne zaman ve nasıl olacağı bilinmeyen yeni korku ve kaygılara yol açacak kitlesel eylemler ve toplu kıyımlarla insanlığı tehdit eder hale gelmiştir. Bu savaşların yarattığı yıkım ve savaş esnasında yaşanılan zorluklar ve kaoslar bütün dünyayı etkilemektedir. Söz konusu bu etki çoçukları da kapsamaktadır ve savaşların en ağır bedelin ne yazık ki çocuklar ödemektedirler. Bu bağlamda "Barış Kavramının Sanatsal Uygulamalarda Kurgulanması" başlıklı bu çalışmada, sanat yolu ile savaşın yaratığı üzüntüye dikkatleri çekebilmek, savaşta çocukların yaşadığı acılara duyulan kaygıyı vurgulamak için bir çocuk oyuncak malzemesi olan "balon" ele alınmış ve tasarlanan seramik uygulamalar sanat nesneleri halini alarak izleyiciye sunulmuştur. Ayrıca, bir iletişim aracı olarak sanatın savaşlara karşı duruşu ve bunun da getirisi olarak anlatılmak istenen durum karşısında farkındalık yaratabilme gücü üzerinde durulup, bu alanda çalışan sanatçılar ve sanat örnekleri üzerinden konu tartışılmıştır.
Anime karakterlerinin seramik bünyelerde yorumlanması
Sanat çalışma raporunun birinci bölümünde; Animasyon ve animenin tanımı yapılarak anlatılmaktadır. Günümüz çizgi sinemasının başlangıçtan bugüne dek devamlılığının sağlanıyor olması, canlandırma sanatının en önemli görsel unsurlardan biri olduğunun sonucudur. Norman MCLAREN, Winsor MCCAY, Emile COHL'un canlandırma sinemasına yapmış oldukları yenilik ve katkılarından bahsedilen ikinci bölümde; Walt Disney ve karakterlerinin, Conan the Barbarian (Barbar Conan)'ın gelişim süreçleri ele alınmıştır. ''Animasyon ve Çizgi Filmin Türkiye' deki Tarihi Gelişimi'' adlı üçüncü bölümde; Türkiye' deki Animasyon sanatının gelişimine katkıda bulanan sanatçılar ve yapmış oldukları çalışmalar örnekler verilerek araştırılmıştır. ''Seramik/Animasyon ilişkisi ve çalışan sanatçılar'' adlı dördünce bölümde; canlandırma sanatını seramik form ve bünyelerden faydalanarak aktaran sanatçılardan bahsedilmiştir. Kişisel seramik uygulamalarının bulunduğu altıncı bölümde; üç boyutlu seramik figürler ile kullanılan kaidelerde çizgisel devamlılığa yer verilerek anlatılmak istenen yaşamsal döngü ve hikayeler ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Animasyon, canlandırma, çizgi, devamlılık-tamamlama, seramik
Seramik formlarda nokta ve çizgi ile kişisel uygulamalar
Sanat çalışma raporunun birinci bölümünde sanatın temel öğeleri olan nokta ve çizginin sözlük ve kavram anlamları araştırılarak doğadaki örneklerine yer verilmiştir. Araştırmada İlkel Sanattan günümüze kadar nokta ve çizginin yer aldığı; resim, seramik, heykel ve mimarideki kullanımları örneklendirilmiştir. İkinci bölümde, kişisel uygulamalar, nokta ve çizginin "Oluşum Serisi" ile soyut formlarda seramik ve porselen çamuru kullanılarak sanat raporu sonuçlanmıştır.
Sanatta cinsiyet ve kimlik tartışmasında akışkanlık arayışı
Yüksek Lisans Tez Çalışma raporu olarak hazırlanan bu araştırma kapsamında, bedenin cinsiyet ile ayrıma uğraması ve daha sonra cinsiyet kavramının yerinden edilerek kimliksizleşme sürecine geçişi ele alınmaktadır. Konu üzerinden sanat üretimleri ve pratikleri beden tanımı özelinde yaklaşımlar incelenmektedir. Görsel sanatlar alanında bedene atfedilen cinsiyet tanımını irdelemekte ve gelişen feminist kuram doğrultusunda feminist sanat ve LGBTİ+ kültürü ve bununla bağlantılı olan queer kuram ve queer sanat bu bağlamda incelenmektedir. Bölünmeye uğrayan cinsel kimlik ve cinsel yönelimi ele alan sanat pratikleri yorumlanmaktadır. Araştırmalar dahilinde bedene atanmış kimliğin kişilere ve kişilerin bireysel haklarına ne ölçüde yarar ve zarar verdiği üzerinden tartışmayı açarken, kapsamına almış olduğu 19. yüzyıl Avrupa sanatında bedenin idealize edilişi ve erotik üretimler üzerinden kadın bedeninin 'eril yüksek sanat' tarafından yorumlanması tartışılacaktır. Ardından 1970 sonrasında gerçekleşen feminist sanat hareketi ile beraber çağdaş üretimler ışığında bedenin idealize edilişine odaklanmaktadır. Queer sanat ile yıkılan cinsiyet algısının yerine 'akışkan' beden ve üretimler üzerine okuma ve yorumlama, kişisel sanat pratiğiyle ilişkilendirilmektedir. Kişisel üretimlerle desteklenen çalışma raporunda bedenin maddeselliği tartışma konusuna alınırken, yeni bir dünya düzeni üzerinden kimlik ve cinsiyet sorununu tartışmayı hedeflemektedir.
'Ben' ve mekânsız 'öteki-ben' çatışmasında ortaya çıkan sanatsal gel-gitler
Özne, kendisini nesnenin karşısına koyan ve bilincin taşıyıcısı olarak bilinen birey olarak ta-nımlanmaktadır (Cevizci, 2011, s. 344). Öznenin daha net tanımlanabilmesi için veya bir kavramın daha net tanımlanabilmesi için, kavramın karşıtına ihtiyaç duyulmaktadır. Karşıt kavramlar birbirilerini tamamlamaktadır. Öznenin olabilmesi için bu karşıtlık nesnede karşılık bulmaktadır. Diğer bir deyişle öznenin karşıtı nesnedir. Özne, kendisinin tanımlanması için nesneye baktığında benliği oluşmaktadır. Aynı za-manda benliği sayesinde toplum içerisinde bir kimliğe sahip olmaktadır. Bu oluşumun evrelerini Freud ego-ideali ve ideal-ego kavramlarıyla açıklar. İdeal-ego, öznenin olmak istediği 'ben' anlamına gelmekte, ego-ideali ise öznenin kendisini gördüğü ve kendisine baktığı yerle özdeşleşmesidir (Žižek, 2015, s. 121). Toplum içerisine giren özne, imgesel egosuna geri dönmeyi hedeflemektedir. Fakat toplum, onun için oluşturduğu, yani Lacan'ın Simgesel düzen olarak adlandırdığı düzende kalmasını istemektedir. Buradan itibaren kararsızlığa düşen öznenin içerisinde, ben'in diğer tarafı ortaya çıkmaktadır. Bu araştırmada, bu öteki-ben'e; doymak bilmeyen, doyumsuz olan, yani hep arzu halinde kalan bir durum olarak Obur-ben tanımının yapılması önerilmektedir. Obur-ben'in doyumsuzluğu, bir aidiyet ve tanımlanmışlık istememesinden kaynaklanmaktadır. Aidiyet kavramı mekânla ilişkilidir, yani bir 'yer'e ait olma durumudur. Bir aidiyetten çıkmak isteniyorsa, o halde o yerin de yersizleştirilmesi gerekmektedir. Buna göre, mekân ve yersizleşme kavramları incelendiğinde, her mekânın aslında ulaşılabilir oldu-ğuna, her yerin birer mekân olduğuna ve nihayet yersizleşme de 'yer' üzerinden tanımlandığından yersizleşme durumunun mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Bu nedenle, Obur-ben olarak tanımlanan öznenin arzu durumunda kalan tarafı hep yersizleşme arzusu içinde kalmak durumunda olan ben'dir. Bu olgular seramik heykel, yerleştirme, çizim, video ve fotoğraf çalışmaları ile sanatsal olarak aktarılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmalarda, öznenin ben ve Obur-ben arasında kalması, gelgitleri, gitme arzusu; ikilik, karşıtlık, sınır ve hareket tasvirleri üzerinden betimlenmiştir. Böylece gitme eyleminin gerçekleşememesi ve yersizleşme arzusunun hep bir arzu konumunda kalması sanatsal gelgitler üzerinden işlenmiştir.
İnançlardaki cehennem tasvirlerinin sanatta duyguların ifadesi olarak yorumlanması
Neredeyse tüm dinlerde ölümden sonra kötü insanların ruhlarının gideceği bir cezalandırma mekânı olarak cehennem inancı bulunmaktadır. Çeşitli dinlerde farklı isim ve kurgulamalara sahip cehennem anlatılarının ortak yanı buranın bir azap ve işkence yeri olmasıdır. Bu negatif özelliklere sahip olmasına rağmen cehennemin görsel tasvirleri ve sanatsal yorumlamaları, cehennem inancının ilk ortaya çıkışından günümüze kadar üretilmeye ve ilgi görmeye devam etmektedir. Sanatta cehennem kavramının tasvirleri, yorumlamaları ve metafor olarak kullanımları cehennem kavramının insan için mahiyetini incelemeye değer kılmaktadır. Cehennemin sanatta ve popüler kültürde, kendine önemli bir yer edinmesinin nedeni onu ortaya koyan dinlerin kurgulama nedenleri ile paraleldir. Dinlerde cehennem kavramının neden var olduğu ve insan için ne ifade ettiği incelendiğinde sanatta yer alan cehennem tasvirlerinin ve yorumlamalarının nedenleri ve mahiyeti üzerine değerlendirme yapılabilir. Cehennem kavramının acı, korku, nefret gibi duyguların ifadesinde metafor olarak kullanılabilmesi ona dini yönünden daha öte bir ehemmiyet kazandırmaktadır. Cehennem kavramının dünya yaşamına benzerliği onu insan zihninde diğer dini kavramlara göre daha gerçekçi kılarken, dünya hayatını da cehennem metaforu üzerinden anlatmak hayata gerçekçi bir yaklaşım sunmaktadır.
Mimarlık-seramik ilişkisi özelinde oluşturulan modüler seramik güneş kırıcılar
"Mimarlık-Seramik İlişkisi Özelinde Oluşturulan Modüler Seramik Güneş Kırıcılar" başlıklı sanat eseri raporunda; öncelikle gölge kavramı üzerinde durulmuştur. Gölgenin sanat tarihi içerisindeki gelişimi, farklı dönem ve sanat disiplinleri açısından irdelenmiş, günümüz çağdaş sanatında farklı alanlardaki gölgenin kullanımına dair örnekler incelenmiştir. Ardından mimaride gün ışığı kullanımının yapı tasarımı için öneminden ve ışık-gölge ilişkisinin mekan algısındaki belirleyici rolünden bahsedilmiştir. Güneş rotasının ve açı değişikliklerinin gün ışığını dolayısı ile yapıları nasıl etkilediği, yaygın gök ışığı ve direkt gelen güneş ışığının doğru kontrolle tasarıma dahil edilmesi koşulunda konfora katkısı anlatılmıştır. Güneş kırıcı tasarımı yapılırken faydalanılan hesaplama yöntemleri açıklanmıştır. Yapı kabuğunda kullanılan gölge elemanları örneklendirilmiş ve güneş kırıcılar sınıflandırılmıştır. Yapılan sınıflandırmadan sonra mimarlık alanında dünyada uygulaması bitirilmiş nitelikli güneş kırıcı örnekler incelenmiştir. Bu örnekler; hareket ve malzeme çeşitliliği açısından irdelenmiş seramik güneş kırıcıları araştırılmıştır. İkinci bölümde bu çalışma kapsamında tasarlanan ve modüler birimlerden oluşturulan özgün seramik güneş kırıcı uygulama önerileri yer almaktadır. Tasarımların fikir aşamasındaki çıkış noktaları, aktarılmak istenen duygu ve düşünceler, kavramsal alt yapısı ve birimlerim üretim aşamaları bu bölümde açıklanmıştır. Önceki bölüm ve gerçekleştirilen uygulamalar sonucunda elde edilen tüm verilerin değerlendirilmesi ve seramik güneş kırıcılarının ekonomik, sanatsal açılardan genel değerlendirmesi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gölge, Işık-Gölge, Seramik, Güneş Kırıcı, Mimarlık ve Seramik
Çağdaş sanatta gündelik yaşam ve birey idealinin eleştirisi
Sanat Eseri Raporu olarak ele alınan çalışma, birey idealinin tarihsel süreç içerisindeki dönüşümünü; iletişim araçları, tüketim kültürü ve kent olgularının gündelik yaşama etkisi üzerine kurulu bir araştırmadır. Bu bağlamda sanat aracılığıyla, içinde yer aldığımız koşullar, durumlar, olaylar, toplumsal ve bireysel sorunlar üzerinden ilişkilendirilmektedir. Çağdaş sanata yoğunlaşan inceleme, aydınlanma döneminde tasarlanan birey idealinin neden günümüzde karşılık bulamadığı yönündeki sorular çevresinde şekillenmektedir. Bu soruların kişisel sanat yaklaşımında öne çıkma nedeni, gündelik yaşamda karşılaşılan durumlara dikkat çekmek ve günümüz bireyin değişkenliğini yorumlamak oluşturmaktadır. Çalışma ile amaçlanan, günümüzde birey ideolojisinin geldiği durum araştırmalar üzerinden analiz edilerek bir farkındalık oluşturmaktır. Oluşturulan raporda birey idealinin doğuşu ve sonra ki süreç incelenirken, birey idealinin eleştirisi seçilen sanatçı eserleri ve kişisel uygulamalar üzerinden yapılmaktadır. Yürütülen raporda sanat ile toplumsal ve bireysel kaygılar ele alınmış ve kişisel uygulamalarla yorumlanmıştır.
Yansıma kavramı üzerinden imgenin oluşumu
Sanat alanında derin bir şekilde irdelenen imge konusu, aslında insanın tüm yaşamsal faaliyetleri içinde farkında olmadan kullandığı bir olgudur. Bu nedenle, bu çalışma kapsamında imge; sadece sanat alanında değil aynı zamanda genel tanımlama ve anlamlandırmalarıyla da incelenmeye çalışılmıştır. Yüzyıllardır yapılmış olan farklı sanat tanımlarına bakıldığında, genel olarak imgenin, bir taklit veya bir benzetim olarak düşünüldüğü ve asıl olanın yansıması olduğu sonucuna varıldığı görülmektedir. O halde imgenin asıl olanın yansıması olması bağlamında, imgeyi tanımlayabilmek amacıyla ''yansıma'' kuramının da araştırılmasına gereksinim duyulmuştur. Bu çalışma raporunu oluşturan araştırmalar kapsamında, imge kavramını işleyen sanatsal faaliyetlerin yanı sıra, bu kapsamda insanın öğrenme sürecinin de önemli bir etken olduğu ortaya çıkmış ve bu süreç de araştırılmıştır. Günlük yaşamın içinden edinilen konuların sanatsal faaliyetlere yansıması, ilgili eserler üzerinde incelenmiş ve imgenin ele alınış biçiminin, özellikle yirminci yüzyılda ne gibi temalara yönelik farklılaştığı belirtilmiştir. Bunlara ek olarak, edinilen bilgilerin farklı açılardan edimleri, fotoğraf, seramik, cam ve karışık malzemeler kullanılarak yorumlanmıştır. Özellikle öğrenme sürecine etki ettiği yansımalar vasıtasıyla oluşturulan imgelerin, günümüze kadar nasıl değişiklik gösterdiği sonucuna varılmıştır ki bu da sanat eğitimi alan öğrencilere daha özgün bir toplumsal bilinç kazandırmayı hedefleyebilir.
Pate de verre tekniği ile form uygulamaları
Cam üretim tarihi içinde sıcak cam şekillendirme teknikleri arasında yer almakta olan Pate De Verre tekniği günümüzde uygulaması yaygın olarak yapılan teknikler arasında yer almaktadır. Tekniğin cam sanatçıları tarafından geçerliliğini koruyan genel bir tanımlaması kabul görmektedir. Teknik kullanım yöntemleri incelendiği de kullanılan cam tane boyutları ve fırınlama sırasında yapılmış olan farklı yöntemlerin kullanımı gözlenmektedir. Bu durum tekniğin tarifinde farklı tanımlamalar yapılmasına neden olmuştur. Kullanılan hammadde ve izlenilen yöntemlerin aynı olması nedeniyle farklı bir tanımlamadan söz etmek mümkün gözükmemektedir. Araştırma kapsamında Pate De Verre tekniğinin temel tanımı yapılmaya çalışılarak, teknik gelişim süreçleri ve bu süreç içerisinde yapılmış olan tanımlamaların farklılaşmasına neden olan gerekçelere değinilmiştir. Tanımlama konusunda bahsi geçen tartışmalar günümüzde de devamlılığını sürdürmektedir. Araştırmada da değinildiği üzere teknikte kullanılan yöntemler ne kadar farklılık gösterse de sonuç olarak gelinen nokta aynıdır. Yapılan araştırma kapsamında Pate De Verre tekniği, teknik üzerinde çalışmalarını yürütmüş ve tekniğin gelişmesinde katkıda bulunmuş olan sanatçılar örnek olarak gösterilerek tanımlaması yapılmış ve uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Cam sanatı, sıcak cam şekillendirme, Pate de verre
Seramik uygulamalarla tüketim kültürünün eleştirisi
Maddiyata dayalı tüketim kültürünün insanlık tarihinde ortaya çıkışını, evrimini ve sadece kar maksimizasyonu odaklı sermayenin insan hayatını psikolojik, sosyolojik ve ekonomik yönden nasıl etkilediğini kavramaya çalışmak ve bu amaçla günümüz insanının kendisini ve çevresini algılayışını, düşünce yapısını ve bu çerçevede yaptığı tercihler ile dünya üzerindeki yaşamı nasıl şekillendirdiğini eleştirel bakış açısıyla değerlendirerek sanatsal yoldan dile getirmek, bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Sanat çalışması raporunun birinci bölümünde, ikinci ve üçünü bölümde yer alan eserlerin içeriğinin temelini oluşturan bilgilere ve saptamalara yer verilmektedir. Bu bölümde insanın ilk ortaya çıkışından itibaren onu, çağımızın tüketim odaklı yaşayışına getiren süreç incelenmekte ve bu sürecin insan üzerindeki psikolojik etkileri; kibir, nesneleştirme, yabancılaşma gibi kavramlar ile, ekoloji üzerindeki etkileri ise küresel ısınma, kirlilik, çevre felaketleri gibi veriler üzerinden ele alınmaktadır. İkinci bölümde, çağımız kültürünün tüketim alışkanlıklarına ve bunların neden olduğu sonuçlara yönelik olarak çalışan sanatçılara ve eserlerine yer verilmektedir. Üçüncü bölümde, sanat raporu çalışmasında yer alan içerik kapsamında seramik form ve yüzeylerde gerçekleştirilen kişisel çalışmalar yer almaktadır
Yaratıcı edimle seramik sanatında nesnelerin başkalaşımı
Sanatçı ve eserleri arasında birbirlerini karşılıklı olarak değiştiren ve geliştiren bir bağ söz konusudur. Sanatsal edimin başrolündeki kişi olarak sanatçı, eylemleriyle yarattığı eserleri, yaşamı boyunca kendisiyle beraber büyüyen bir yapıya dönüştürür. Nesneler bu yaratıcı edimle birlikte özgün yapıtlar haline gelirken; dış dünya, malzemeler, nesneler ve sanatçı birbirlerinin değişimlerinden sürekli ve karşılıklı olarak etkilenir. Günümüz dünyasındaki hızlı değişim sonucunda sanatsal üretimde kullanılan malzeme ve teknolojiler de oldukça zenginleşmiş, sanatçılar bunları daha yaratıcı bir biçimde kullanmaya başlamıştır. Seramik sanatı da bu değişim rüzgarından etkilenmiş, çok çeşitli killer ve kil dışı malzemeler sanatçılar tarafından eserlerinde daha sıklıkla kullanılmaya başlamıştır. Bu araştırmada, seramik sanatında kullanılmakta olan plastik killer ve başta kuş kafesleri olmak üzere kil dışı malzemelerin (mixed media) yaratıcı edimle bir araya getirilmesiyle hayat bulan çalışmaların üretilmesi, bunlar üzerinden de başkalaşım kavramının ele alınması amaçlanmıştır. Psikolojik engellenmişlik ve özgürlük olgusunun sınırlandırılması gibi çağrışımlara sahip olan, ancak kimi zaman da içindeki varlığı dış tehditlerden koruma vazifesi üstlenen kafeslere çalışmada özel bir ağırlık verilerek, başkalaşım olgusunun özgürlükle ilişkisi de tartışılmaya çalışılmıştır. Kafesler, sanatçının sanatsal yaratım sürecinde bir birey olarak geçirmesi beklenen başkalaşımın önündeki psikolojik ve toplumsal engellerin temsili olarak vücut bulmuş, aynı zamanda sanatçıya ve eserlerine sunduğu hayatta kalma şansı açısından da ele alınmaya çalışılmıştır. Araştırma kapsamında ayrıca, üretim sürecine dahil edilen malzemelerin geçirdiği kavramsal dönüşümün yakın tarihi Türkiye'den ve dünyadan farklı sanatçıların eserleri üzerinden incelenerek örneklerle desteklenmiştir. Böylece bu çalışmada sanatçının yaratıcı süreç içerisindeki algı ve farkındalık değişimlerinin ortaya çıkardığı bireysel dönüşümü, yaratımda kullanılan malzemelerin çeşitliliği ve üretim aşamalarındaki başkalaşımlarıyla paralel bir seyirde değerlendirilmiş ve bu bağlamda üretimin özü sonuçları ile birlikte paylaşılmıştır. Anahtar Sözcükler Sanat, Sanatsal Yaratıcılık, Yaratıcı Edim, Seramik Sanatı, Nesnelerin Başkalaşımı, Karışık Malzeme.
Ahlat mezar taşlarındaki kandil kavramının çağdaş seramik formlarda yorumu
Sanatta Yeterlik Sanat Çalışması Raporu olarak ele alınan konu, sanat tarihimizde önemli bir yere sahip olan Ahlat Mezar Taşları üzerinde süsleme öğesi olarak kullanılan kandil motifinin farklı bir bakış açısıyla çağdaş seramik formuna dönüşmesine dayanmaktadır. Mezar taşları kültür ve sanat tarihi açısından önemli verilere sahip birer tarihi belge olma niteliğindedirler. Yapılan araştırmalar, Anadolu'da yaşamış olan her toplumun yaptıkları mezar taşlarına kendi kültürel özelliklerini yansıttıklarını göstermiştir. Çalışmada mezar taşları konusunun geniş olması göz önünde bulundurularak, konu açısından önemli bir bölge olan Ahlat mezar taşları seçilmiştir. Bu bağlamda raporun birinci bölümünde, mezar taşları ve Orta Asya'dan Anadolu'ya kadar yapılmış olan mezar taşları ile ilgili genel bilgilere yer verilmiştir. Plastik açıdan Türk mezar taşlarının incelenmesi bu bölümde yer alan bir diğer konudur. Ayrıca asıl çalışmanın yapıldığı Ahlat mezar taşları konusu yine burada detaylı bir şekilde incelenmiştir. İkinci bölümde, kandil konusu ile ilgili genel bilgilere yer verilmiştir. Konumuz açısından önemli olan inanç ve kandil ilişkisi detaylı bir şekilde incelenmiş ve kandil formunun İslamiyetteki ışık ve nur kavramları ile olan ilişkisi üzerinde durulmuştur. Kandil formunun, bu ilişkiden yola çıkarak mezar taşları üzerine nasıl işlendiği anlatılmıştır. Ayrıca formun, Ahlat mezar taşları üzerinde neden ve nasıl kullanıldığına yer verilmiştir. Raporun son bölümü olan üçüncü bölümde, kandil formunun mezar taşları üzerindeki kullanımı değerlendirilerek yapılmış kişisel uygulamalara yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler Seramik, Kandil, Ahlat Mezar Taşları.