Tekirdağ Namık Kemal University
Discipline

Soil Science and Plant Nutrition

Tekirdağ Namık Kemal University

422

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Fitoremediasyon yöntemi ile kadmiyum akümülasyonunun giderimi: Lavanta (Lavandula angustifolia) örneği

Fitoremediasyon, toprak kirliliğinde, organik ve inorganik kirleticiler ile kirlenmiş bölgelerde, bölgeye özgü iyileştirme hedeflerine ulaşmak için kullanılan bitki kontrollü bir uygulamadır. Çok yıllık aromatik bitkiler büyük biyokütle üretir ve ağır metallerle kirlenmiş bölgelerin fitoremediasyonu için yüksek bir potansiyele sahiptir. Topraktaki ağır metallerin toplam içeriği, değişim formlarının miktarı ve lavanta tarafından emilmeleri ile bitkisel organlardaki dağılımları hakkında kapsamlı bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada amaç, farklı dozlarda kadmiyum içeren topraklarda lavanta (Lavandula angustifolia) bitkisi kullanılarak topraklarda toksik kadmiyum giderimi ve bitkinin kadmiyum biriktirme kapasitesinin belirlenmesidir. Bununla birlikte ağır metallerin bitki besin maddelerinin alımı üzerindeki etkisinin araştırılmasıdır. Deneme, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölüm Laboratuarında, "Şansa Bağlı Tam Bloklar" deneme desenine göre 3 tekrarlı 5 farklı doz Cd kirleticisi ve kontrol saksıları kullanılarak yürütülmüştür. Kirletici olarak uygulanan kadmiyum dozları 10, 20, 40, 80 ve 100 mgkg-1 olacak şekilde suda çözünebilir Cd (CdSO4.8H2O) kullanılmıştır. Kirletici bulunan saksılara EDTA şelatörü (10 mmol.kg-1) uygulanmıştır. 30 günlük inkübasyon süresinden sonra deneme bitkisi saksılara dikilmiştir. Araştırma bitkisi, dikildikten 60 gün sonra hasat edilmiştir. Saksılara uygulanan en yüksek kirletici dozunda lavanta (Lavandula angustifolia) yaş ağırlığı 34 gr, kuru ağırlığı 12,30 gr, bitki kök yaş ağırlığı 22 gr, bitki kuru kök ağırlığı 7 gr olarak belirlenmiştir. Diğer bitki özellikleri bitki boyu, bitki kök boyu, dal sayısı ise kontrol saksılarına göre azalma göstermiştir. SPAD değerlerindeki değişim istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır. Lavanta (Lavandula angustifolia) kadmiyum değerleri bitki içerisinde en yüksek içeriğe uygulanan 100 mgkg-1 dozda bitki gövde içerisinde 10,33 mgkg-1 ve kök içeriğinde ise 90,96 mgkg-1 olarak belirlenmiştir. Bitkinin makro bitki besin elementlerinden N, P, K, Ca ve Mg değerleri kontrol saksıları ile karşılaştırıldığında N ve K değerlerinde azalma görülmekle birlikte P ve Mg değerlerinde değişim görülmemiştir. Ca değerlerinde ise artış gözlemlenmiş ve istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. Bitki mikro bitki besin elementlerinde ise Fe ve Zn değerleri artmış Cu ve Mn değerlerinde düşüş olduğu görülmüştür. Ağır metallerin mevcut olduğu kirlenmiş alanlardan gideriminde kültür bitkilerinin yanı sıra, tıbbi ve aromatik bitkilerin yetiştirilmesi genellikle karlı ve kolay uygulanabilir bir seçenek olarak önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Fitoremediasyon, Kadmiyum, Hiperakümülatör Bitki, Lavanta (Lavandula angustifolia)

Emel Çarşambalı
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Tekirdağ iklim koşullarında organik gübrelerin (eko gübre ve vermis) asma (Vitis vinifera L.) fidanlarının bazı morfolojik özellikleri ve besin elementi içerikleri üzerine etkisi

Deneme Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü'ne ait olan Fidan Üretim Tesisi'nde mevcut olan açık alanda, tesadüf bloklarında bölünmüş parseller deneme desenine göre 3 tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Çalışmada, her bir uygulama için 4 asma (Vitis vinifera L.) fidanı olmak üzere toplam 144 adet Alphonse Lavallée çeşidi asma fidanı, bu fidanların dikileceği her bir çukura farklı dozlarda vermikompost ve yine 15-15-15 kompoze gübrelerinin 6 farklı kombinasyonları (Kontrol, VC1.5MG0, VC3MG0, VC0MG0.75, VC0MG1.5, VC1.5MG0.75) kullanılmıştır. Fidanların belirli periyotlarda sulanmasında ise BS (biyogaz sıvı gübresi) ve SS (sulama suyu) kullanılmıştır. Fidan yetiştirme süresi sonunda fidanların bitki besin elementi içerikleriyle vejetatif aksamlarının gelişimi gözlemlenmiş ve farklı gübre dozlarıyla birlikte sulamada kullanılan gübrenin fidanlar üzerindeki bazı etkilerinin karşılaştırılması yapılmıştır. Bitki besin elementleri açısından vermikompostun artan dozlarının özellikle BS uygulamalarında N, P, Ca, Mg, Fe, Cu elementlerinde olumlu artışlar olduğu gözlemlenmiştir. Uygulamaların ortalama bitki besin elementi içeriklerinde belirlenen N değerleri %1.89-2.64 arasında değişmiş ve en yüksek değer 3. denemedeki (VC3MG0) vermikompost uygulamasının %2.64 ile BS uygulamasından elde edilmiştir. Fosforda da 3. denemenin (VC3MG0) BS uygulamasında %0.30 ile en yüksek değere ulaşılmış olup, kalsiyum elementinde en yüksek besin içeriği %2.80 ile 6. denemenin yine (VC1.5MG0.75) BS uygulamasından elde edilmiştir. Artan vermikompost dozunun yapraktaki Fe oranını 175 mg kg-1 ile sınır değerinin üzerine çıkardığı gözlemlenmiştir. Genel olarak sulama suyu (SS) uygulanan alanların ortalama besin elementi değerleri biyogaz sıvı atık gübre (BS) uygulamalarına göre %11.2-%34.1 aralığında daha düşük oranda belirlenmiştir. Yapılan gübre uygulamalarının bitki besin elementi içeriklerinin istatistiki açıdan önemli bulunduğu (P≤0.05) görülmüştür. K elementi üzerinde ise önemli bir etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Genel bir değerlendirme ile vermikompost (VC) ve biyogaz sıvı gübresi (BS) uygulandığında olumlu sonuçlar elde edildiği gözlemlenmiştir.

Burcu Koç
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Fitoremediasyon yöntemi ile kurşun akümülasyonunun giderimi: Biberiye (Rosmarinus officinalis) örneği

Ağır metaller toprak kirliliğine yol açan en önemli etkenler arasındadır ve çok düşük dozlarda bile toksik etki yapmaktadır. Ağır metal kirliliği endüstri devriminden bu yana hızlı bir şekilde artmıştır. Günümüzde yeşil ıslah yöntemiyle bitki materyali kullanılarak metal kirliliği temizlenmektedir. Ayrıca fitoremediasyon tekniği doğal kaynaklara zarar vermez. Bu çalışmada amaç, fitoremediasyon yöntemi kullanılarak kirlenmiş topraklarda biriken kurşun (Pb) ağır metalinin Biberiye (Rosmarinus officinalis) bitkisi ile giderimi ve bu bitkinin hiperakümülatör kapasitesinin belirlenmesi amaçlanmıştr. Araştırma Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Laboratuvarında yürütülmüştür. 'Şansa Bağlı Tam Bloklar' deneme desenine göre 3 tekrarlı 5 farklı dozda Pb kirleticisi ve kontrol saksıları kullanılarak yürütülmüştür. Kirletici olarak uygulanan Pb dozları 10 mgkg-1, 20 mgkg-1, 40 mgkg-1, 80 mgkg-1, 100 mgkg-1 Pb olacak şekilde (PbNO3) verilmiştir. Kirletici bulunan saksılara EDTA şelatörü (10 mmol/kg) uygulanmıştır. Daha sonra kirletici parametresi toprakta 30 gün doğal koşullarda bekletilmiştir. Her saksıda 3 adet bitki olacak şekilde dikim yapılmıştır. Bitkiler iki aylık büyüme periyodu sonucunda hasat edilerek her saksıdaki bitkinin ölçümleri yapılmıştır ve bitki örnekleri öğütülerek Pb ağır metal analizi ve N, P, K, Ca, Mg, Fe, Cu, Zn, Mn besin elementleri analizleri yapılmıştır. Ayrıca deneme toprağının da gerekli olan fiziksel ve kimyasal analizleri yapılmıştır. Bu çalışma sonucunda farklı dozlarda kurşun uygulanan saksılarda biberiye bitkisinin bitki yaş ağırlığı 100 mgkg-1 doz Pb uygulanan saksılarda 26,3 gr, bitki kuru ağırlığı 100 mgkg-1 dozda 8,6 gr, kök yaş ağırlığı 100 mgkg-1 dozda 17,6 gr, kök kuru ağırlığı 100 mgkg-1 dozda 6,6 gr olarak tespit edilmiştir. Biberiye bitkisinin en yüksek kurşun dozları uygulanan saksılarda bitki boyu, kök boyu, dal sayısında azalmalar meydana gelirken SPAD değerlerindeki değişimler istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır. Biberiye (Rosmarinus officinalis) bitkisine uygulanan en yüksek dozdaki (100 mgkg-1) saksılarda kurşun değerleri gövdede 2,25 mgkg-1, kökte 24,85 mgkg-1 olarak belirlenmiştir. Ağır metallerle kirlenmiş topraklarda kirliliği temizlemek tıbbi ve aromatik bitkilerin kullanılması doğaya zarar vermeden ve ekonomi açısından olumlu sonuçlar doğurmuştur. Özellikle kolay uygulanabilirliği açısından önemli bir seçenek olarak karşımıza çıkmaktadır.

Burcu Karabulut
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sakarya ili Geyve ilçesi ayva (cydonia oblonga mill.) bahçelerinin beslenme durumlarının yaprak analizleriyle belirlenmesi.

Bu araştırma, Sakarya ili Geyve ilçesinde Eşme çeşidi ayva (Cydonia oblonga Mill.) yetiştiriciliği yapılan köylerdeki ayva bahçelerinin beslenme durumlarının yaprak analizleriyle belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Eşme çeşidinin yoğunluklu olarak yetiştiriciliğinin yapıldığı 13 köydeki 34 ayva bahçesinden tam çiçeklenme döneminden 8-12 hafta sonra temsili olarak alınan yaprak örneklerinde N, P, K, Ca, Mg, Fe, Cu, Zn ve Mn konsantrasyonları tespit edilmiştir. Literatürlerde ayva ile ilgili bitkisel analiz sonuçlarının değerlendirilebilmesi için belirlenmiş sınır değerler bulunmadığından, ayva ile aynı familyadan olan (Rosaceae) armut (Pyrus communis) ve yine aynı familyadan elma (Malus domestica) için belirlenmiş olan bitki besin elementi sınır değerlerinden yararlanılarak elde edilen analiz sonuçları değerlendirilmiştir. Bunun bir diğer sebebi bodur armut bitkisi elde etmek için ayva anaçlarının kullanılması olup, incelenen bahçelerin örnekleme zamanında sahip olduğu mevcut besin elementi miktarları ile beslenme durumlarının belirlenmesinde armut ağacı için belirlenmiş olan literatürdeki referans değerler kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre ayva bahçelerinden alınan yaprak örneklerinde Azot (N) %9 noksan, %91 yeterli; Fosfor (P) %100 yeterli; Potasyum (K) %6 noksan, %85 yeterli, %9 yüksek; Kalsiyum (Ca) %18 yeterli, %82 yüksek; Magnezyum (Mg) %69 yeterli, %31 yüksek; Demir (Fe) %97 yeterli, %3 yüksek; Mangan (Mn) %23 noksan, %74 yeterli, %3 yüksek; Çinko (Zn) %50 noksan, %47 yeterli, %3 yüksek; Bakır (Cu) %100 yüksek olarak bitki besin elementi düzeyleri saptanmıştır. Araştırma sonucu tespit edilen bitki besin elementi miktarlarının korelasyon analizi istatistiki açıdan [(P≤0,05), (P≤0,01)] önemli bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Sakarya ili, Geyve ilçesi, Ayva (Cydonia oblonga Mill.), Besin elementi, Yaprak analizi.

Ahmet Çağlar Mumcuoğlu
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ekmeklik buğday (Triticum aestivum L.) yetiştirilen alanların bitki besleme kapasitelerinin toprak analizleri ile belirlenmesi: Tekirdağ ili Ergene ilçesi örneği

Bu çalışma, Türkiye'de yoğun bir şekilde ekmeklik buğday (Triticum aestivum L.) yetiştiriciliği yapılan, Tekirdağ ili, Ergene ilçesine bağlı 15 köyden alınan toplam 70 adet toprak örneğinin bazı fiziksel ve kimyasal özelliklerini incelemek, buğday bitkisinin beslenme durumunu toprak analizleri ile belirlemek ve mevcut verimlilik durumlarını ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Toprak örnekleri, 0-30 cm derinlikten GPS yardımı ile koordinatları kaydedilerek alınmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; toprakların %40'ı "nötr"dür. Toprakların tamamının organik madde içerikleri ortalama bir değer olarak %1,25 olup, "çok az" ve "az" sınıfında ve organik maddece yetersiz olarak değerlendirilmektedir Toprakların tamamı tuzsuzdur. CaCO3 içerikleri bakımından toprakların %81,43'ünün "az" kireç içerdiği belirlenmiştir. İncelenen toprak örneklerinin, %48,57'sinin "tınlı" tekstür sınıfına girdiği görülmüştür. Toprakların %68,57'sinde toplam azot "az", %54,29'unda elverişli fosfor "yeterli", %48,57'sinde değişebilir potasyum "yeterli", %41,43'ünde değişebilir Ca "yeterli" ve %57,14'ünde değişebilir Mg'un "yeterli" olduğu görülmüştür. Elverişli mikro besin elementlerinden, Cu ve Mn'ın "yeterli", Fe'in "fazla" ve Zn'in "az" olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışma sonuçlarının, Tekirdağ ili, Ergene ilçesi çiftçilerine toprak ve bitki analizlerinin yaptırılmasının önemi ve özellikle toprak analiz sonuçlarına göre yapılacak olan bilinçli gübrelemenin yararları konusunda yol göstereceği düşünülmektedir.

Sevilay Gökçe Gürbüz
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı dozlarda çinko uygulamasının damla sulama ile yetiştirilen çeltik (Oryzasativa L.) bitkisinin beslenmesi ve verimi üzerine etkisi

Günümüz koşullarında yapılan tarımsal faaliyetlerin önünde birçok engeller bulunmaktadır. Bunlardan biri de son zamanlardaki iklim değişikliğinin sonucu olarak tarımsal ürünlerden birim alandan alınan verimin ciddi anlamda zarar görmesidir. Bu durumla mücadele etmekiçin ülkemizde katma değeri yüksek olan çeltik (Oryza sativa L.) yetiştiriciliğinde,bitkinin duyarlı olduğu mikro bitki besin elementlerden biri olan çinko (Zn) bitki besin elementinin artan dozlardaki gübre uygulamaları ile uygulanması sonucunda bitkinin beslenmesi ve bitkideki verim artışı üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Ayrıca, damla sulama yöntemi kullanılarak minimum su koşullarında, en az tava koşullarında yetiştirilen çeltik verimi kadar üretim yapılması planlanmıştır.Deneme İstanbul İli Çatalca İlçe'si tarım alanlarında tarla koşullarında çeltik (Oryza sativa L.)bitkisi kullanılarak, 1 bitki x 4 tekerrür x 5 farklı doz(0-20-40-60-80 mg/kg ZnSO4 .7H2O) uygulanan parseller "Tesadüf Blokları Deneme Deseni"ne göre yürütülmüştür.Çalışma sonucunda, uygulanan en yüksek çinko içeriği 60 mg/kg çinko dozu verilen çeltik parsellerindeki bitkilerde 301,15 mg/kg olarak belirlenmiştir. İstatistiksel olarak %5 düzeyinde önemli olan bu sonuç bitkinin beslenmesi açısından ve diğer elementlerle interaksiyonu açısından en etkin değer olarak ortaya konulmuştur. İklim değişikliği ve kısıtlı su kullanım koşullarında çeltik bitkisinin kalite ve bitki besin elementleri açısından çinko gübrelemesinin önemi bu tez çalışması ile ortaya konulmuştur. Bu araştırma ileülkemiz topraklarında ciddi boyutlara ulaşan çinko eksikliği ve stratejik bir bitki olan çeltik ile su kaynaklarının tasarrufu hususunda, katkı sağlanarak bu konulardaki sorunlara çözümüne destek verilmiştir.

Bitki besin elementleriDamla sulama sistemiVerim+2
Mert Al
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Artan dozlarda bor uygulamasının tarla koşullarında damla sulama ile yetiştirilen çeltik (Oryza sativa L.) bitkisinin beslenmesi ve verimi üzerine etkisi

İklim değişikliğinin etkileri en çok tarımsal faaliyetler üzerinde görülmektedir. Bu nedenle tarımsal üretimde bu etkileri en aza indirgemek ve en yüksek verimi almak sürdürülebilir tarımı destekleme çalışmaları yapılması kıtlık gibi ciddi bir sorunla mücadele etmek insanoğlunun sorumluluğudur. Sağlıklı nesillerin yetiştirilmesinde önemli unsur doğru ve yeterli beslenmedir. Bu nedenledir ki, hızla artan dünya nüfusunu beslemek, iklim değişikliği ve kirlilik gibi birçok olumsuz faktörün önüne geçmek gün geçtikçe önem kazanmaktadır. Bununla birlikte katma değeri yüksek olan çeltik üretiminde yalnız kendine yeterlilik potansiyeli olan bir ülke olan Türkiye, sürekli artan üretim miktarıyla gelecek yıllarda pirinçte kendi kendine yeter bir ülke olma yolunda ilerlemektedir. Yapılan bu çalışmada, çeltik (Oryza sativa L.) bitkisi farklı dozlarda bor (B) gübresi uygulaması yapılarak ve damla sulama yöntemi kullanılarak yetiştirilmiştir. Sonrasında bitkinin bazı bitki besin elementlerinin içerikleri ve verim değerleri değerlendirilmiştir. Deneme İstanbul'un Çatalca İlçesi Kaleiçi Mahallesi'ndeki bir tarım arazisinde, 1 bitki x 4 tekerrür x 5 farklı doz (0- 200 - 400 - 600 - 800 g/da) boron etanolamin çözeltisi uygulanarak, deneme "Tesadüf Blokları Deneme Deseni"ne göre yürütülmüştür. Çalışma sonucunda, artan dozlarda uygulanan bor gübresi ile bitkideki bor içeriğinin en yüksek bor değerinin (31,55 mg/kg) ve 800 g/da doz uygulaması arttığı görülmüştür. Bitkinin kalite parametrelerin de görev yapan potasyum ile sinerjitik etki ettiği tespit edilmiştir. Çeltik tarımının en önemli ve sınırlayıcı faktörlerinden su kısıdının önene geçmek ve doğru, bilinçli gübreleme ile bu tarımsal bitkinin özgürleşmesine katkı sağlanmıştır.

Bitki besin elementleriBorDamla sulama+2
Orhan Yılmaz
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Organik ve kimyasal gübre kullanımının karşılaştırılması: Tekirdağ ilinin Muratlı ilçesi örneği

Yeşil devrimi izleyen sanayi devrimi, bitkisel üretimde birim alandan verim artışına neden olurken, tarımda sentetik gübre kullanımını artırmıştır. Tarım ve Orman Bakanlığı 2019 verilerine göre Türkiye'de 2018 sonu itibariyle kullanılan saf bitki besin maddesi (N, P2O5, K2O) bir önceki seneye oranla %18,15 azalarak 2.164.158 ton olmuştur. Toplam işlenen tarım alanı miktarı ise 23.185.463 hektardır. Tarımda yoğun inorganik gübre kullanımı sağlık sorunlarına ve geri dönüşü olmayan çevre kirliliğine neden olmaktadır. Yapılan araştırma organik ve inorganik gübrelerin bitkilerin çeşitli yönleri üzerindeki etkisini gözden geçirmek, Trakya bölgesindeki toprakların organik madde miktarının azlığına rağmen verimi artırmak adına genel olarak bilinçsiz kimyasal gübre kullanımının oransal değerlerine ulaşmaktır. Bu alanda istatistiksel değerler oluşturup bölgenin sosyokültürel etkileriyle değerlendirmek ve yapılması gereken ve yapılacakları belirlemektir. Araştırma sonucunda elde edilen veriler gübre tüketimi konusunda kitlenin yaklaşık %72'si en çok ilköğretim seviyesinde ve üreticileri yaklaşık %89'u arkadaş tavsiyesi ve kendi tecrübelerine göre gübre miktarlarını belirlediği, incelenen işletmelerde düzensizde olsa üreticilerin sadece %11 oranında toprak analizi yaptırdıkları saptanmıştır. Gübre analizi verilerine %50'sinin uymama nedeni eksik geldiği düşüncesidir. Üreticilerin organik gübre bilgi seviyelerine bakıldığında yaklaşık olarak %86'lık kısmı biraz bilgi sahibidir. Yaptığımız anketten aldığımız verilere göre; gübre kullanımı etkinliğinin artırılması amacıyla kimyasal gübrelerin yanında organik ve organomineral gübre kullanımının yaygınlaştırılması, çiftçilerin eğitimsel açıdan desteklenmesi ve bilinçlendirilmesi önem arz etmektedir.

Kimyasal gübrelerOrganik gübrelerOrganik maddeler+2
Yusuf Mert Kocagöz
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tekirdağ ili Çorlu ilçesinde yetiştirilen ayçiçeği (Helianthus annuus L.) bitkisinin beslenme durumunun bitki ve toprak analizleriyle belirlenmesi

Adı geçen bu çalışma Tekirdağ ili Çorlu ilçesinde yetiştirilen ayçiçeği (Helianthus annuus L.) bitkisinin bitki beslenme durumunun bitki ve toprak analizleri yapılarak belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda, Tekirdağ ili Çorlu ilçesinden 18 farklı ayçiçeği (Helianthus annuus L.) tarlasından alınmış olan yaprak örneklerinde ve toprak örneklerinde makro ve mikro bazı besin elementlerinin analizleri yapılmıştır. Yapılan analiz sonuçları ile besin elementlerinin sınır değeri karşılaştırılmış ve incelemesi yapılan tarlaların bitki besin elementinin durumları ile beslenme sorunları tespit edilmeye çalışılmıştır. Tespit edilen bulgulara göre; yaprak örnekleri incelenen ayçiçeği bitkisinin N, P, K, Ca, Mg, Fe, Cu, Zn ve Mn içerikleri sırası ile %1,00-%2,38; %0,12-%0,048; %1,87-%4,45; %3,11-%5,32; %0,43- %0,99; 255-1026 mg kg-1; 14,11-27,49 mg kg-1; 8,55-29,18 mg kg-1; ve 29,29-108 mg kg-1 arasında bulunmuştur. Bu değerlerin %72'sinde N, %100'ünde P, %11'inde K, %78'inde Zn ve %11'inde Mn eksikliği belirlenmiştir. Kalsiyum besin elementinin tüm örneklerde fazla olduğu görülmüştür. Tekirdağ ili Çorlu ilçesinden alınan ayçiçeği bitkisi yaprak örneklerinde magnezyum elementinin yeterli seviyede olduğu görülmüştür. Alınan örneklerde demir elementi %83 yeterli seviyede, %17 fazlalığı ve bakır elementinde %95 yeterli seviyede olup %5 fazlalığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Ayçiçeği, toprak analizi, bitki analizi, makro besin elementi, mikro besin elementi

AyçiçeğiMakrobesin elementleriMikrobesin elementleri+1
Emrah İlhan
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Fitoremediasyon yöntemi ile bakır birikiminin giderimi: Soğan (Allium cepa L.) örneği

ÖZET FİTOREMEDİASYON YÖNTEMİ İLE BAKIR BİRİKİMİNİN GİDERİMİ: SOĞAN (ALLİUM CEPA L.) ÖRNEĞİ Hülya GEDİK Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi Danışman: Doç. Dr. Sevinç YEŞİLYURT Toprak metal kontaminasyonu, dünya çapında giderek artan sayıda etkilenen alan ve metallerin çevre ve insan sağlığı üzerindeki zararlı etkileri nedeniyle büyük bir endişe kaynağıdır. Biyobozunur olmamaları ve toksisiteleri nedeniyle, daha fazla metal kontaminasyonunu önlemek ve gezegendeki binlerce kontamine alanı iyileştirmek çok önemlidir. Bu sorunlarla mücadele etmek için çevre dostu, kolay uygulanabilir ve maliyeti düşük bir yöntem olarak bilinen fitoremediasyon yöntemi yaygın olarak tercih edilmekte ve bu konuyla ilgili birçok çalışma yapılmaktadır. Bu çalışmada, önemli bir besin kaynağı olan soğan (Allium cepa L.) bitkisinin, yetiştiriciliği, ülkemizdeki durumu değerlendirilmiş ve bakır (Cu) ağır metalinin fitoremadiasyonunda kullanılabilirliği araştırılmıştır. Deneme Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü laboratuvarında soğan (Allium cepa L.) bitkisi kullanılarak, 1 bitki x 3 tekerrür x 4 farklı doz (0-30-60-120 mg kg-1 CuSO4.5H2O) bakır uygulaması ile "Tesadüf Blokları Deneme Deseni"ne göre yürütülmüştür. Deneme sonucunda, uygulanan en yüksek bakır içeriği 120 mg kg-1 uygulanan saksılarda yetiştirilen soğan bitkilerinin kök bölgesinde (26,25 mg kg-1) birikim yaptığı tespit edilmiştir. Bitkinin üst aksamındaki ise en yüksek birikim, 30 mg kg-1 doz uygulanan saksılarda 19,16 mg kg-1 bakır olarak bulunmuştur. Bu çalışma sonunda, soğan (Allium cepa L.) bitkisinin topraklardan Cu ağır metalinin temizlenmesinde fitoremediasyon yöntemlerinden biri olan ve bitkinin kök bölgesinde birikim yaptığı fitoekstraksiyonda kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bakır, Soğan (Allium cepa L.), Fitoremediasyon, Toprak kirliliği, Ağır metal, Fitoekstraksiyon

Allium cepaAğır metallerBakır+4
Hülya Gedik
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Azerbaycan Cumhuriyeti Bilesuvar ili tarım topraklarının verimlilik durumlarının araştırılması

Bu çalışmada Azerbaycan Cumhuriyeti Bilesuvar ili sınırları içerisinde bulunan köylerin tarım topraklarındaki bazı makro ve mikro besin elementleri ve toprağın bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri değerlendirilmiştir. Bu amaç doğrultusunda, Bilesuvar ilindeki tarım arazilerinden 267 farklı noktadan alınan toprak örneklerinde bazı makro ve mikro besin elementlerinin analizleri yapılmış ve bu analiz sonuçları literatürdeki besin elementi sınır değerleri ile karşılaştırılmıştır. Değerlendirmeler sonucunda, toprak örneklerinin yarayışlı P, değişebilir K, Ca, Mg, yarayışlı Fe, Cu, Zn ve Mn içerikleri sırası ile 25,9-437 mgkg-1; 688-3667 mgkg-1, 4480-95579,4 mgkg-1, 627-3733 mgkg-1, 20-158 mgkg-1, 2,6-21,5 mgkg-1; 0,6-11,9 mgkg-1 ve 81-456 mgkg-1 arasında bulunmuştur. Organik madde içeriği toprakların % 50,93'ünde 'az' olarak değerlendirilmiştir. Toprakların % 63,30'u kireçli, % 71,16'sı çok tuzlu ve % 95,13'ü hafif alkali olarak tespit edilmiştir. Aynı zamanda yarayışlı fosfor (P), değişebilir potasyum (K), kalsiyum (Ca) ve yarayışlı mangan (Mn) bitki besin elementi içerikleri toprak örneklerinde 'çok fazla' bulunmuştur. Yarayışlı bakır (Cu) ve çinko (Zn) içerikleri bütün toprak örneklerinde 'yeterli' seviyede bulunurken, demir (Fe) içeriğinin 'yüksek' seviyede olduğu görülmüştür. Değişebilir Magnezyum (Mg) bitki besin elementi % 77,53 oranında 'fazla' bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Toprak Verimliliği, Toprak Analizi, Makro Besin Elementi, Mikro Besin Elementi

AzerbaycanBesin elementleriMakro element+2
Perviz İsmayilli
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı dozlarda vermikompost ve kompost uygulamalarının terenin (Lepidium sativum L.) beslenmesi üzerindeki etkilerinin bitki analizleri ile karşılaştırılması

Bu çalışma kontrollü sera koşullarında tesadüf parselleri deneme desenine göre, 2500 gr'lık saksılarda yürütülmüş olup, iki farklı organik gübre [vermikompost (VC) ve inek gübresi (kompost, CM)] %0 (kontrol), %1, %5, %3, %6 dozlarında olacak şekilde, Kırklareli ilinin Lüleburgaz ilçesinden alınan toprak örneği ile karıştırılarak tere bitkisi ekilmiş ve deneme 2 ay sonra tamamlanmıştır. Deneme, 2021 yılında Ocak-Nisan arasındaki dönemde, Lüleburgaz ilçesinde bulunan Ziya Organik Tarım İşletmeleri A.Ş.'ne ait serada kontrollü bir şekilde yürütülmüştür. Denemede kullanılan toprağın organik madde miktarları 5,01 olarak bulunmuştur. Araştırmada kullanılan gübreler kendi aralarında istatiksel olarak değerlendirilmiş olup Mg, Mn, Zn, Cu bakımından vermikompostun (VC); N ve K bakımından kompostun (C); P ve Fe bakımından her iki gübrenin de eşit değerlere sahip olduğu Ca ise <1,50 altında olduğu tespit edilmiştir. Dozlar istatistiksel olarak kendi aralarında değerlendirildiklerinde, bitki besin elementleri açısından genel olarak VC %1,5 dozunda kayda değer yüksek değerler elde edilmiştir. N ve K'nın C gübresinin %6 dozunun, P ve Fe'nin her iki gübrede de tüm uygulamaların uygun olduğu ekonomik açıdan %1,5 dozu önerilmiştir. Mg, Mn, Zn, Cu VC gübresinin %1,5 dozunun etkili olduğu söylenmiştir. Ca uygulamalarının ideal dozunun %2,00-3,00 arasında olması gerekir iken en yüksek 0,765 ile VC gübresinin 1,5 dozu olduğu saptanmıştır. Yapılan uygulamaların bitki besin elementi içerikleri istatistiki açıdan önemli olduğu (P≤0,01) bulunmuştur. Deneme sonuçları incelendiğinde her iki organik gübrenin de tere bitkisinin makro ve mikro bitki besin elementi içeriklerine farklı düzeylerde önemli etkisi olduğu saptanmıştır.

Bitki patolojisiKompostLepidium sativum+2
Esin Akgün
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Isparta ili, Keçiborlu ilçesi İncesu köyü arazi toplulaştırma çalışmalarında başarı ölçütlerinin değerlendirilmesi

Türkiye ve Dünya nüfusu gün geçti artmaktadır ve bu artış tarım arazilerinin bölünmesine tarımsal üretimin artması gerekirken tarımla geçimini sağlayan kişilerin azalmasına ve üretimin azalmasına sebep olmaktadır. Toplumun tarımsal sorunlarını en aza indirmek mevcut tarım arazilerinden yüksek verim sağlamak için arazi toplulaştırma çalışmaları yapılmaktadır. Bu çalışmada arazi toplulaştırma çalışmalarında başarı ölçütleri ele alınmıştır. Kullanılan veriler Isparta iline ait ve ilgili kurumlardan alınarak Isparta ili, Keçiborlu ilçesi, İncesu köyü arazi toplulaştırma aşamaları ve değerlendirilmesi çalışmanın materyalini oluşturarak elde edilmiştir. Arazi Toplulaştırmasına, üreticilerin bakış açıları ile bu durumu etkilediği düşünülen bazı sosyo-ekonomik faktörler ile toplulaştırma sonrası parsel sayısı ve büyüklükleri, yol ve sulama bağlantıları, tarımsal alet sulama yöntemleri arasında istatistiksel olarak bir ilişki olup olmadığı araştırılmıştır. Arazi toplulaştırma çalışmasında işletmelere düşen parsel sayısı, ortalama parsel büyüklüğü, parsel şekillerinin önceki ve sonraki durumları üzerine çalışılmıştır. Çalışmada parsellerin yol durumları incelenmiştir. Çalışma öncesi yola cephesi olan parsel oranı %32,5 iken arazi toplulaştırma sonrası % 100 olduğu görülmüştür. İncesu köyünde toplamda 714.13 hektarlık alanda çalışılmıştır. Köyde % 35,84 toplulaştırma oranı ile parsel sayısı 2182 adetten 1400 adete düşmüş, ortalama parsel alanı 3,34 da alandan 4,81 da alana çıkarılmıştır.

Arazi toplulaştırmasıIsparta-Keçiborlu-İncesuTarım alanları+1
Şerife Özdamar
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Vermikompost, inek gübresi ve koyun gübresinin ıspanağın (Spinacia oleracea L.) beslenmesi üzerindeki etkilerinin bitki analizleri ile karşılaştırması

Bu araştırma, vermikompost, inek ve koyun gübrelerinin ıspanakta bitki besin element içeriklerine etkilerini belirlemek amacıyla kontrollü koşullarda tesadüf parselleri deneme desenine göre 2,5 litrelik saksılarda yürütülmüştür. Çalışmada vermikompost (VC), inek gübresi (CM) ve koyun gübresinin (SM) 5 farklı dozu (%0, %2, %4, %6 ve %8) İzmir ilinin Torbalı ilçesini temsilen alınan tek tip toprak örneği ile karıştırılarak ıspanak (Spinacia oleracea L.) yetiştirilmiş ve deneme 45 gün sonra tamamlanmıştır. Deneme, Torbalı ilçesinde bulunan Vermis Tarım ve Hayvancılık San. Tic. Ltd. Şti.'ne ait olan bir alanda ve kontrollü koşullarda yürütülmüştür. Denemede kullanılan inek gübresi, koyun gübresi ve vermikompostun organik madde miktarları sırasıyla %71,56; %25,15 ve %63,1 olup, toprak örneğine ait organik madde miktarı ise %1,65 olarak tespit edilmiştir. Elde edilen bitki analiz sonuçlarına göre gübreler kendi aralarında istatistiksel olarak değerlendirildiğinde N, K ve Mg bakımından vermikompost gübresinin (VC); P, Fe, Zn ve Cu bakımından inek gübresinin (CM); Ca ve Mn bakımından ise koyun gübresinin (SM) yüksek değerlere sahip olduğu görülmektedir. Dozlar kendi aralarında istatistiksel olarak değerlendirildiğinde, incelenen bitki besin elementleri açısından genel olarak %4 dozunun daha yüksek ve kayda değer nitelikte değerler verdiği belirlenmiştir. Ispanak yetiştiriciliğinde ülkemizde genellikle kimyasal gübrelerin yoğun olarak kullanılmasına karşın, bu çalışmada farklı organik gübrelerin farklı dozlarının ıspanak bitkisinin besin element içeriklerine etkisi bitki analiz sonuçlarının değerlendirilmesi ile ortaya konulmaya çalışılmıştır. Sonuçlar incelendiğinde, 3 farklı organik gübrenin de ıspanak bitkisinin makro ve mikro bitki besin element içerikleri üzerine farklı düzeylerde önemli etkisi olduğu tespit edilmiştir.

Canan Yalçıntepe
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kirlenmiş topraklardan bazı ağır metallerin (Ni ve Zn) uzaklaştırılmasında yeni sürdürülebilir bir teknoloji olan fitoremediasyonun kullanımı

Günümüzde kullanımı yaygınlaşan ve ekonomik bir yöntem olan fitoremediasyon teknolojileri, kirlenmiş alanların temizlenmesinde uygulanabilir bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Çevre kirliliğine neden olan ağır metaller, toprak ve su kaynaklarına çeşitli yollarla (trafik, sanayileşme, kentleşme, insan faaliyetleri, yanlış tarımsal uygulamalar vb.) bulaşmakta, fiziksel ve biyolojik işlemler ile parçalanmamaları sebebiyle de bu kaynaklarda uzun süreli kirlilik etkisi yaratabilmektedirler. Toksik etkileri nedeniyle, ağır metallerin yarattığı bu kirlilik ekosistemdeki canlılar için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Yapılan bu çalışmada, nane (Mentha piperita L.) ve karalahana (Brassica oleracea L. var. acephala) bitkilerinin nikel (Ni) ve çinko (Zn) ağır metallerinin gideriminindeki ve diğer bitki besin maddelerini absorbe etmedeki etkinliği topraktaki mikoriza varlığına (mikorizalı (+AM) / mikorizasız (-AM)) bağlı olarak değerlendirilmiştir. Deneme, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölüm Laboratuarında "Tesadüf Blokları Deneme Deseni"ne göre yürütülmüştür. Araştırmada 2 bitki + 2 kirletici (Zn ve Ni) x 3 tekerrür x 2 farklı doz (mikorizalı (+AM) / mikorizasız (-AM)) uygulanmış ve her bitkiye ait kontrol saksıları olmak üzere toplamda 18 saksı yer almıştır. Kirletici olan saksılara dikimden sonra bitkilerin adaptasyonu beklenmiş ve 1 hafta sonra 10 mmol/kg EDTA şelatörü uygulanmıştır. Kirletici olarak uygulanan Zn ve Ni sırasıyla 10 mg/kg ve 20 mg/kg şeklinde uygulanmıştır. Ni ağır metali suda çözünebilir NiSO4.6H2O formundan ve Zn ağır metali suda çözünebilir ZnSO4.7H2O formundan alınarak kullanılmıştır. Mikoriza uygulaması ise dikimden 10 gün sonra gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda her iki bitkide de bitki boyu, bitki kök boyu ve SPAD değerlerindeki değişimler istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Karalahana (Brassica oleracea L. var. acephala) ve nane (Mentha piperita L.) bitkilerinin nikel ve çinko ağır metallerini akümüle ettiği ve fitostabilizasyon yolu ile topraktan bu ağır metalleri giderdiği belirlenmiştir.

Seda Pamay
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kanola (Brassica napus L.) bitkisinin beslenme ve bazı ağır metal içeriklerinin araştırılması: Süleymanpaşa ilçesi örneği

Birim alandan en yüksek verimi almak için konvansiyonel tarım yapılmaktadır. Bilinçsiz gübreleme ile birlikte kirlilik gibi çeşitli sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu durum tarım alanlarının değerlendirilmesinin yapılıp doğru gübre uygulamaları ile aşılabilir. Sürdürülebilir tarım için sürdürülebilir toprak verimliliği sağlanmalıdır. Bu çalışma Tekirdağ ili Süleymanpaşa ilçesinde yetiştirilen Kanola bitkisinin beslenme ve bazı ağır metal içeriklerinin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Çalışma amacı doğrultusunda Süleymanpaşa ilçesinin 20 mahallesinden toprak ve bitki numuneleri alınarak analiz edilmiştir. Toprak ve bitki numunelerine ait analiz sonuçları referans değerler ile karşılaştırılarak incelenen Kanola alanlarının beslenme ve bazı ağır metal içerikleri tespit edilerek jeoistatistiksel modelleme ile haritaları çıkarılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, kanola ekim alanlarından alınan bitki numunelerinin Azot, Fosfor, Potasyum, Kalsiyum, Magnezyum, Demir, Bakır, Mangan, Çinko, Bor, Nikel, Alüminyum değerleri sırasıyla %3,67-%7,31; %0,21-%1,23: %1,92-%2,72; %1,53-%4,78; %0,22-%0,51; 279,50 mgkg-1-1161,50 mgkg-1; 42,00 mgkg-1-54,25 mgkg-1; 241,00 mgkg-1-447,75 mgkg-1; 40,25 mgkg-1-71,75 mgkg-1; 46,00 mgkg-1-140,50 mgkg-1; 3,49 mgkg-1-16,40 mgkg-1; 129,25 mgkg-1-781,00 mgkg-1arasında bulunmuştur. Bu değerlerin %30'unda P, %100'ünde K eksikliği görüldüğü belirlenmiştir. Makro bitki besin elementleri değerlendirildiğinde %90 oranında N, %15'inde P, %25'inde Ca yüksek düzeyde, mikro bitki besin elementleri değerlendirildiğinde %100'ünde Fe ve Cu, %95'ünde Mn, %65'inde Zn toksik. %80'inde ise B'nin toksik düzeyde olduğu tespit edilmiştir. %10'unda N, %55'inde P, %75'inde Ca, %100'ünde Mg, %5'inde Mn, %20'inde B, %35'inde Zn yeterli düzeyde sahip olduğu tespit edilmiştir. Ağır metallerden nikelin %75 oranında toksik olduğu tespit edilmiştir. Kanola tarlalarından alınan toprak örneklerinin bazı toprak özelikleri sırasıyla tekstür sınıfı tın, killi tın, kumlu killi tın olarak değişmektedir. Buna göre toprakların %35'i tın, %50'si killi tın %15'i ise kumlu killi tın tekstür sınıfındadır. pH 4,76-7,79 arasında olup %10'u orta asit, %15'i hafif asit, %20'si nötr, %55'i ise hafif alkalin karakterlidir. EC % 0,01 - %0,06 arasında olup toprakların %100'ü tuzsuzdur. Organik madde %0,88 - %2,55 arasında olup toprakların %5'i çok az, %70'i az %25'i ise orta derecede organik maddeye sahiptir. Kireç eseri - %20,64 arasında olup toprakların %35 kireçsiz, %30'u kireçli, %30'u orta kireçli, %5'i ise fazla kireçlidir. Bu değerlerin %60'ınde N, %15'inde Mg noksanlığı görülmektedir. Makro besin elementleri değerlendirildiğinde %55'inde P, %15'inde K, %75'inde Ca fazla düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte %40'ında N, %25'inde Ca, %85'inde Mg orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Makro elementlerden fosfor ve potasyum; %45'inde P, %85'inde K yeterli düzeyde olduğu ortaya konulmuştur. Bu veriler sonucunda, Süleymanpaşa İlçesi'nde yapılan kanola tarımında öncelikli olarak potasyumlu ve fosforlu gübrelemeye önem verilmelidir.

Endüstriyel bitkilerKuru tarımTarla bitkileri+3
Serdar Gönül
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı formlardaki mısır atıklarının toprağın fiziksel özellikleri üzerine etkisi

Toprak organik maddesi, toprağın fiziksel, kimyasal, biyolojik ve mekaniksel özelliklerini doğrudan etkileyerek bitki gelişimi üzerinde belirleyici rol oynamaktadır. Toprakların düşük olan organik madde içeriklerinin artırılması ile bir taraftan toprakların bozuk olan özellikleri iyileştirirken diğer taraftan da toprakların bozulmaya kaşı dirençleri artırılmaktadır. Aynı zamanda toprakların karbon depolaması sağlanarak ekosistemin sürdürülebilirliğine katkı sağlanmaktadır. Bu çalışmada, ülkemizde birçok bölgede yetiştiriciliği yapılan mısır bitkisinin farklı biyokütleleri kullanılmıştır. Mısır yetiştiriciliğinde hasat sonrası geride kalan hasat artıklarının toprağa geri kazandırılarak toprak organik madde miktarı desteklenmektedir. Yüksek biyokütle üretim potansiyeline sahip olan mısır bitkisinin yeşil aksamının toprak düzenleyici ve/veya iyileştirici olarak ilk defa kullanılmıştır. Bu amaçla mısır biyokütlesinin üç farklı formu (kompost, mısır anızı ve mısır yeşil aksamı (silajı)) toprak düzenleyici maddeler olarak kullanılmıştır. Çalışmada, silajlık mısır ve arpa yetiştiriciliğinin yapıldığı iki farklı dönemi kapsamaktadır. Çalışmada, 0-20 cm toprak derinliğine, üç farklı formda mısır biyokütlelerinin 1, 2 ve 4 ton da-1 dozlarının, dört paralelli olarak tesadüf blokları deneme tertibinde uygulaması gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte, toprakların pH, EC, likit limit, plastik limit, plastiklik indeksi, tarla trafiği olan (sıkışmış alanlardan) ve olmayan (sıkışmamış alanlarda) alanlarda ayrı ayrı su tutma eğrileri, tarla kapasitesi(TK), solma noktası(SN), faydalı su kapasitesi (FSK), gözeneklilik (P), hava dolu gözenekler (HDG), hacim ağırlığı (Pb), penetrasyon direnci (PD), sınırlayıcı su aralığı (SSA), doygun koşullardaki hidrolik iletkenlik (Ks), bitki kök yaş ve kuru biyokütlesi parametreleri detaylı olarak incelenmiştir. Elde edilen veriler ışığında yapılan analizlerde hem uygulanan mısır artığı çeşidi hem de doz seviyeleri açısından istatistiksel olarak önemli farklılıklar gözlenmiştir. Özellikle 4 ton da⁻¹ dozunda yapılan uygulamalar, toprak özelliklerini geliştirme bakımından daha etkili olurken, bu dozda uygulanan kompost materyali, diğer uygulama türlerine kıyasla daha belirgin iyileştirici etkiler göstermiştir. İlk yıl mısır üretiminde 4 ton da-1 kompost uygulamasında bitki yaş kök ağırlığında kontrole göre %129.2, 4 ton da-1 anız uygulamasında kontrole göre kuru ağırlıkta %100.8 artışlar, arpa üretim döneminde anızın ve kompostun 4 ton da-1uygulamalrında kontrole göre sırasıyla; kuru ağırlığında %21.3 ve %45.8 artışlar ölçülmüştür. Likit limit değerinde kontrole kıyasla en fazla artış ilk yıl %10.96 ile anız 4 ton da-1, ikinci yıl %6.2 ile yeşil aksam 4 ton da-1 uygulamalarında belirlenmiştir. Pb değeri ilk yıl ölçümlerinde sırası ile sıkışmış ve sıkışmamış alanda kontrole göre %6.95 yeşil aksam 4 ton da-1 uygulamasında, %13.72 kompost 4 ton da-1 uygulamasında, ikinci yıl %14.03 kompost 4 ton da-1 uygulamasında, %12.84 anız 4 ton da-1 uygulamasında azalmıştır. Ks değeri kontrole kıyasla en çok ilk yıl %66.03 kompost 4 ton da-1 uygulaması, ikinci yıl %63 anız 4 ton da-1 uygulaması ile artış göstermiştir. Sırası ile kompost, anız ve yeşil aksam uygulamaları, toprağın su tutma kapasitesini artırmış, su iletkenliğini iyileştirmiş ve sıkışma direncini azaltarak SSA değerlerini artırmıştır. Böylece, tarımsal verimliliğin artırılmasının yanı sıra, toprak sağlığının sürdürülebilirliği açısından da olumlu sonuçlar ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Anız, kompost, organik madde, penetrasyon direnci, sınırlandırılmış su aralığı, mısır yeşil aksamı

Ayşe Çetin
Selçuk University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

SSR markörleri ile bor toksisitesine karşı farklı toleranslara sahip buğday türlerinin moleküler çeşitliliğinin belirlenmesi

2050 yılına kadar 9 milyara ulaşacağı tamin edilen dünya nüfusunu besleyebilmek için bitkisel üretimin iki katına çıkarılması gerekmektedir. Ancak mevcut bitkisel üretim bu talebi karşılamaya yetmemektedir. Buğday (Triticum aestivum), üretimi iklim değişikliği ve farklı biyotik ve abiyotik stresler nedeniyle kısıtlanan en önemli tahıl ürünlerinden biridir. Topraktaki bor toksisitesi, özellikle dünyanın kurak ve yarı kurak bölgelerinde buğday verimliliğini azaltan kritik bir abiyotik stres koşuludur. Bu nedenle, yüksek bordan etkilenen bölgelerde yetiştirilebilecek ıslah programları yoluyla bor toksisitesine dayanıklı buğday çeşitlerinin geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bununla birlikte, özellikle Yeşil Devrim sırasında modern buğday ıslahı nedeniyle elit germplazmanın genetik tabanı azalmıştır. Yabani akrabalar, yerel ırklar ve ihmal edilmiş buğday türleri de dahil olmak üzere buğday genetik kaynakları, modern çeşitlerde bor toksisitesi toleransını artırmak için kullanılabilecek belirli alellere sahiptir. Ancak, ıslah programlarında etkin bir şekilde kullanılabilmeleri için, genetik çeşitliliklerinin analiz edilmesi ve moleküler profillerine göre gruplandırılması gerekir, böylece ıslahçılar melezleme programları için farklı tolerans seviyelerine sahip genetik olarak çeşitli ve tamamlayıcı ebeveynleri seçebileceklerdir. Mevcut literatüre göre, hem yabani hem de kültür buğday genotipleri dahil olmak üzere bor toksisitesine toleranslı veya duyarlı buğday genetik kaynaklarının genetik çeşitliliğini basit dizi tekrarları (SSR) markörleri kullanarak değerlendirilen çalışma sayısı oldukça azdır. Bu nedenle, araştırma boşluğunu doldurmak amacı ile, bu tez çalışmasında 12 SSR belirteci kullanılarak, TÜBİTAK projesi (No.119O455) kapsamında belirlenen, farklı bor toksisitesi tolerans seviyelerine sahip 83 ilkel, yabani ve modern buğday genotipinin genetik polimorfizmini değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar, toksik bor uygulaması altında çalışılan genotiplerin kök ve bitki biyokütlesinde dikkate değer genetik çeşitlilik olduğunu göstermektedir. Genotiplerin bitki kuru ağırlığında %62,3'lük önemli yüksek genotiple varyasyon gözlenirken, kök kuru ağırlığında ise %30,0'lık önemli ancak daha düşük varyasyon gözlemlenmiştir. B toksisitesi, bitkilere kıyasla kökler üzerinde daha baskılayıcı etkiye sahiptir. Sekiz farklı Triticum türüne ait toplam 8 genotip, B toksisitesi altında hem kök hem de bitki kuru ağırlığında pozitif artışlar göstererek yüksek bor toleranslarını doğrulamaktadır. SSR analizinde, toplam alel sayısı incelendiğinde her bir SSR belirtecinin polimorfizm bilgi içeriği (PIC) 0,936 ile 0,991 arasında değişirken, ortalama değeri 0,968 iken, sadece sık alellerin değerlendirilmesi her bir SSR belirtecinin polimorfizm bilgi içeriğinin (PIC) 0,66 ile 0,97 arasında değişirken ortalama değeri 0,858 olarak ortaya çıkmıştır. Sadece uygun primerlerin seçimi değil, aynı zamanda deneyde farklı türlerin bulunması da genotiplerde yüksek polimorfizm elde edilmesinden kaynaklanmaktadır. Bu bulgular, bor toksisitesi adaptasyonunun incelenen buğday genetik kaynakları arasında değişken olduğunu göstermektedir. Zıt kümelerden gelen genotipler, buğdayda yüksek bor toleransını iyileştirmek için daha iyi ayırıcıların evrimine yardımcı olabilecek melezleme için seçilebileceği öngörülmektedir. Bu çalışmada kullanılan ve değişken bor toleranslarına sahip genotipler, aralarında belirlenen genetik mesafelere dayanarak ıslah öncesi veya ıslah programlarında ıslahçılar tarafından doğrudan kullanılabileceği ve bu da devam eden ıslah çalışmalarını güçlendireceği düşünülmektedir.

Merve Özbek
Selçuk University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Koyunyünü gübresi ile birlikte bitki büyümesini destekleyen rhizobakteri uygulamalarının mısır bitkisinin bazı gelişim parametreleri, besin elementleri içeriği ve toprağın bazı biyolojik özellikleri üzerine etkileri

Tarımda sürdürülebilir ve dengeli yaklaşımlar geliştirmek, toprak verimliliğini artırmak ve bitki beslenmesini optimize etmek için mikrobiyal ve organik gübre uygulamalarının birlikte kullanımı stratejik bir öneme sahiptir. Bu amaçla koyun yünü gibi spesifik bir organik gübrenin, farklı bitki büyümesini destekleyen rhizobakteri (PGPR) suşları ile kombinasyonlarının, tanelik mısır bitkisinin gelişimi ve toprağın biyolojik özellikleri üzerindeki sinerjistik etkilerini araştırmak üzere kapsamlı bir çalışma yürütülmüştür. Araştırmada, artan dozlarda uygulanan koyun yünü gübresi ile beş farklı PGPR suşlarının, tanelik mısır bitkisinin gelişim parametreleri, besin element içerikleri ve toprağın biyolojik özellikleri üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Çalışmada, killi tın tekstüre sahip bir toprağa koyun yünü gübresinin 4 farklı dozu (0, 30, 60, 90 kgda-1) ve 5 farklı PGPR suşu (Bacillus subtilis, Bacillus mojavensis, Bacillus megaterium, Pseudomonas fluorescens, Pseudomonas putida) uygulanmış ve bu ortamda mısır bitkisi yetiştirilmiştir. En verimli sonuçlar, mısır tohumlarının PGPR ile aşılandığı ve toprağa 60 kgda-1 koyun yünü gübresi ilave edildiği kombinasyonlarda belirlenmiştir. Bacillus mojavensis kök gelişimini artırırken, Bacillus subtilis 'in bitki boyu ve yaprak klorofil içeriğini (SPAD) belirgin bir şekilde artırdığı belirlenmiştir. Diğer taraftan 90 kgda-1 gübre dozu verimde artış sağlamadığı gibi bazı besin elementlerinin alımında da antagonistik etkilere yol açtığı tespit edilmiştir. Makro elementlerin (P, K, Mg) alımında gübre-bakteri sinerjisi etkili olurken, mikro elementlerin (Fe, Mn, Zn, Cu, B) alımında bakteriyel mobilizasyonun kritik rol oynadığı belirlenmiştir. 60 kgda-1 uygulama dozunda koyun yünü gübresi ve PGPR inokulasyonlarının bir arada kullanılmasının, toprak verimliliği ve bitki beslenmesi için sürdürülebilir ve dengeli bir yaklaşım sunduğu belirlenmiştir. Koyunyünü gübresi ile birlikte PGPR uygulamalarının mısır bitkisinin bazı gelişim parametreleri, besin element içerikleri ve toprağın bazı biyolojik özellikleri üzerine istatistiksel olarak önemli etkiler bulunmuştur. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, bitkinin verim unsurları arasında gövde çapı hariç olmak üzere Bacillus türlerinin, Pseudomonas türlerine kıyasla daha yüksek biyostimülant etki gösterdiği belirlenmiştir. Elde edilen verilere göre, koyun yünü gübresinin bitki gelişimi üzerindeki en uygun uygulama dozunun 60 kg da⁻¹ olduğu tespit edilmiştir. Sonuçlar, organik kökenli bir materyal olmasına rağmen koyun yünü gübresinin belirli düzeyde tuzluluk potansiyeli taşıdığı koşullarda dahi, uygulanan PGPR suşlarının toprak ortamında yaşamını sürdürebildiğini ve bitki ile etkin bir simbiyotik ilişki kurabildiğini ortaya koymuştur. Dolayısıyla çalışmanın tüm verileri, Bacillus ve Pseudomonas kökenli rizobakterilerin koyun yünü gübresi ile birlikte kullanıldığında, tuzluluk kaynaklı olası stres faktörlerine rağmen bitki büyümesini, besin alımını ve verim parametrelerini destekleyici bir role sahip olduğunu kapsamlı biçimde belirlemiştir. Bu sonuçlar, tarımsal üretimde mikrobiyal ve organik gübre etkileşimlerin stratejik önemini ve aşırı gübrelemeden kaçınarak verimliliğin artırılabileceğini göstermiştir.

Ömer Faruk Öztürk
Selçuk University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı tampon çözeltiler ile alınan vermikompost ekstraktının biber gelişimine etkisi

Sera koşullarında yürütülen bu çalışmada farklı tampon çözücüler kullanılarak alınan vermikompost ekstraktının biber bitkisinin gelişimine olan etkisi araştırılmıştır. Araştırmada geleneksel gübrelemeye ilave olarak vermikompost ekstraktları yapraktan, topraktan veya her iki şekilde uygulanmış ve bu uygulamaların verime, bitki gelişimine ve bitkinin besin elementi alımına etkileri araştırılmıştır. Verim değerleri incelendiğinde en yüksek değerin 219 g/bitki ile çeşme suyu ile alınan ekstraktta olduğu görülmüştür (p<0.05). Uygulama şekilleri arasında fark olmamakla beraber tümü kontrole göre artış sağlamıştır. Verim değerleri interaksiyonlar bağlamında incelendiğinde, en yüksek değerin çeşme suyu ile alınan ekstraktın yaprak uygulamasında olduğu tespit edilmiştir. Uygulamalar bitkinin kuru ağırlığı ve bitki çapında etkili olmazken bitki boyu üzerinde azaltıcı etki göstermiş, tüm uygulamalar bitkinin boyunun kontrole göre azalmasına neden olmuştur. Azot, fosfor, kalsiyum ve magnezyum konsantrasyonları kullanılan çözücüden etkilenmemiştir. Uygulama şekilleri bakımından ise azot yönünden yaprak ve toprak+yaprak uygulamalarında, fosfor yönünden kontrole oranla tüm uygulamalarda, kalsiyum yününden kontrol uygulamasında en yüksek değerler belirlenmiştir. Bitkinin demir konsantrasyonu çeşme suyu ile alınan ekstrakta en yüksek bulunurken uygulama şekilleri arasında fark görülmemiştir. Çinko konsantrasyonunda ise çözücüler arasında fark bulunmazken yapraktan uygulamada daha yüksek sonuçlar elde edilmiştir. Fenolojik gözlemler asit tamponlu çözücünün bitkinin meyve ve yapraklarında yakma meydana getirdiğini göstermiştir. Bu nedenle asit çözücü ile alınan ekstraktın kullanıldığı uygulamalarda birçok parametrede daha düşük değerler elde edilmiştir. Elde edilen sonuçlardan genel olarak en iyi çözücünün çeşme suyu olduğu görülmüştür.

Hesna Rüveyda Aydın
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Elma çeşitlerinde yapraktan potasyum ve kalsiyum uygulamalarının besin elementi içerikleri, meyve kalitesi ve verim üzerine etkisi

Çalışmada, 2 elma çeşidinde potasyum ve kalsiyum gübrelerinin ayrı ayrı ve birlikte yapraktan uygulama yapılarak, bu uygulamaların ağaçların meyve verimi, kalite ve besin elementi düzeyine etkilerini değerlendirmek ve öneriler geliştirmek amaçlanmıştır. Bu amaçla, Red Chief ve Golden Delicious çeşitleri kullanılmıştır. Deneme, üniversite bünyesinde olan elma bahçesinde yürütülmüştür. Yaprak analizleri (N, P, K, Ca, Mg, Fe, Cu, Zn, Mn); SPAD ölçümü, pomolojik analizler (meyve ağırlığı, meyve eni, meyve boyu, meyve kabuk rengi, meyve eti sertliği), verim hesaplaması yapılmıştır. Sonuçlara göre çeşitler ve uygulamalar bakımından değerlendirildiğinde N, P önemli bulunmazken, K, Ca ve Mg içeriklerinin Golden Delicious çeşidinde Red Chief çeşidine göre önemli ve fazla bulunduğu belirlenmiştir. Ortalama değerlere göre Fe dışındaki mikro elementlerin (Cu, Mn ve Zn) Red Chief çeşidinde Golden Delicious çeşidine göre daha fazla alındığı tespit edilmiştir. En, boy ve ağırlık bakımından çeşitler arası farkı önemli bulunmuş, ancak uygulamaların önemsiz olduğu görülmüştür. Sertlik bakımından ise çeşitler arası fark önemsiz olurken uygulamalar arasındaki fark önemli bulunmuştur. Kabuk rengi bakımından, Golden Delicious çeşidi Red Chief çeşidine göre daha yüksek değerlere sahip olduğu belirlenmiştir. Çeşitler arasında SPAD değerinin ise Red Chief çeşidi, Golden Delicious elma çeşidine göre daha yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak, benzer iklim ve toprak koşullarında potasyumlu ve kalsiyumlu gübrelerin ayrı ayrı veya birlikte yapraktan uygulanması durumunda elmanın verim, kalite ve besin elementi içeriğini artırmak için çeşide göre uygun gübre uygulamasının önemli olduğu ortaya konmuştur. Toprakta yeterli miktarda potasyum ve kalsiyum olsa dahi yapraktan %1 Ca + %1 K uygulama ile meyve kalitesi ve verimde artışın olabileceği belirlenmiştir.

ElmaKaliteKalsiyum+2
Onur Sürücü
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Elma ve gül budama atıklarından farklı sıcaklıklarda üretilen biyokömürün toprak kalitesine etkisinin solucan kaçınma testi ile belirlenmesi

Atmosferdeki karbondioksitin uzun süreli toprakta bağlanması amacıyla uygulanan biyokömürün toprağın biyolojik özelliklerini etkisini, solucan kaçınma testi ile belirlemek amacıyla İnkübasyon denemesi yürütülmüştür. Çalışmada yüksek sıcaklık ve dozların etkisini belirlemek amacıyla 300, 450, 600, 750 ve 900 °C sıcaklıkta elma veya gül budama atıklarından/artıklarından elde edilmiş biyokömürün %1 ve %2 dozları toprağa karıştırılmış ve solucan kaçınma testi yapılmıştır. Daha sonra örnekler inkübe edilerek test tekrarlanmış, inkübasyon sonunda ayrıca toprağın CO2 üretimi değerleri analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlar biyokömür uygulaması yapıldıktan hemen sonra yapılan solucan kaçınma testinde, solucanların biyokömür uygulanmayan referans toprağını tercih ettikleri, inkübasyon sonrasında ise biyokömür uygulanan alana yöneldiklerini göstermiştir. Araştırmadan genel olarak kullanılan hammaddenin, uygulama dozunun ve biyokömür üretim sıcaklığının solucan kaçınma davranışı üzerinde etkili olduğunu göstermiştir.

BiyokömürBudamaPiroliz+2
Furkan Meriç
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Solucan gübresi uygulamasının yağ gülünün verimine ve besin elementi konsantrasyonuna etkisi

Bu çalışma, Isparta iline özgü, katma değeri yüksek tarımsal ürün olan yağlık gülün (Rosa damascena Mill.) verim ve beslenme durumunu geliştirmede solucan gübresi kullanım olanağının araştırılması amacıyla yürütülmüştür. Tarla denemesi olarak yürütülen araştırmada 4 farklı dozda (V0: 0 kg/da, V1: 100 kg/da, V2: 200 kg/da ve V3: 3000 kg/da) solucan gübresi uygulaması 3 tekerrürlü olarak yapılmıştır. Uygulamalar bitkinin taç iz düşümüne yapılmış ve toprağa karıştırılmıştır. Çiçek hasadına 30.04.2018 tarihinde başlanmış, 20 gün devam etmiş, bu süre boyunca günlük olarak açan çiçekler toplanarak tartılmıştır. Hasat tamamlandıktan sonra bitkilerden yaprak örneği alınmış ve bazı makro ve mikro besin elementlerinin konsantrasyonları belirlenmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlar solucan gübresi uygulamasının gül çiçeği verimini artırdığını göstermiştir. En yüksek verim değeri, kontrol uygulamasından 66 kg/da daha yüksek olarak, 585 kg/da ile 200 kg/da solucan gübresi uygulamasında belirlenmiştir. Solucan gübresi uygulamalarının bitkinin besin elementi konsantrasyonları üzerine belirgin etkisi olmamıştır. Bu durumun alınan elementlerin hasat ile bitkiden uzaklaşması ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Tezden elde edilen sonuçlardan genel olarak solucan gübresi kullanımının gül tarımı ekonomisine katkı sağlayacağı, 200 kg/da dozunun önerilebileceği sonuçlarına ulaşılmıştır.

Besin elementleriBitki beslemeGülçiçeği+3
Fatih Kural
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Asmanın mineral beslenmesi üzerine anaç ve çeşit etkisinin incelenmesi

Bu çalışma asmanın mineral beslenmesi üzerine anaç, çeşit ve anaç çeşit etkileşiminin etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Denizli'nin Güney ilçesinde Fercal ve R140 anaçları üzerine aşılı Merlot, Cabernet Frank, Cabernet Sauvignon ve Syrah çeşitlerinin bitki besin elementi içerikleri incelenmiştir. Asmaların beslenme durumlarının karşılaştırılması için yaprak ve meyve örneklerinde N, P, K, Ca, Mg, Fe, Cu, Mn ve Zn analizleri yapılmıştır. Anaçların bitki besin elementleri incelendiğinde, 140 Ruggeri anacı yaprak K, Mg, Ca, Cu, Mn içeriklerinin, Fercal anacı yapraklarının ise N, P, Fe, Zn içeriklerinin daha yüksek olduğu görülmektedir. Çeşitlerin yapraktaki besin elementi içerikleri incelendiğinde Cabernet Sauvignon çeşidi en yüksek N, P, K, Ca, Fe, Mn içeriklerine sahipken Cabernet Frank Mg, Syrah Zn ve Cu besin değerleri bakımından yüksek seviyelerde olduğu görülmüştür. Çeşit anaç etkileşimleri incelendiğinde yaprakta Fercal anacına aşılı Cabernet Sauvignon çeşidinin N, P, K, Mg, Ca, Fe, Mn alımları diğer çeşitlere göre yüksek seviyelerde iken yine Fercal üzerine aşılı Syrah çeşidinin Zn ve Cu içerikleri diğer çeşitlere göre daha yüksek seviyededir. Yaprakta 140 Ruggeri anacı üzerine aşılı Cabernet Sauvignon K, Fe, Zn, Mn içerikleri, Syrah N, Cu içerikleri, Cabernet Frank Mg, Ca içerikleri diğer çeşitlere göre yüksek seviyededir. Anaçların, Çeşitlerin, Anaç ve Çeşitlerin meyvedeki bitki besin içerikleri incelendiğinde ise sonuçların yaprak ile uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda asmanın anaç, çeşit ve anaçxçeşit etkileşiminin mineral beslenme açısından önemli ve farklı etkiye sahip olduğu görülmüştür. Bu sonuçlar neticesinde asma bitkisinin beslenmesi açısından o bölgeye ait anaç ve çeşit özellikleri dikkate alınması ve besleme programının hazırlanması gerektiğini ortaya konmuştur.

AnaçlarAsmaMineral besin elementleri+1
Osman Onay
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel arıtma çamurunun ıspanak bitkisinin gelişimi ve mineral besin elementi içeriğine etkisi

Artan dünya nüfusuyla birlikte birçok sorun da ortaya çıkarmaktadır. Bunlardan bir tanesi de kentsel arıtma çamuru ve bunun bertaraf meselesidir. Bu tez çalışmasında, artan düzeylerde uygulanan kentsel atık su arıtma çamurunun ıspanak bitkisinin (Spinacia oleracea cv. Matador) gelişimi ve besin elementi içeriğine etkisini belirlemek amacıyla sera koşullarında bir deneme yürütülmüştür. Denemede atık çamur uygulaması AÇ0: 0, AÇ1: 10, AÇ2: 20, AÇ3: 30, AÇ4: 40 ve AÇ5: 50 g kg-1 dozlarında, tohum ekiminden önce uygulanmıştır. Deneme sonucunda bitkilerin yaş ve kuru ağırlıkları ile N, P, K, Mg, Ca, Fe, Cu, Zn ve Mn konsatrasyonları belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, arıtma çamuru ıspanak bitkisinin yaş ve kuru ağırlığını ve Mg hariç N, P, K, Ca, Fe, Cu, Mn ve Zn konsatrasyonlarını önemli derecede etkilediği belirlenmiştir. Arıtma çamuru uygulaması bitkilerin yaş ve kuru ağırlığını kontrol ve birinci doz hariç önemli oranda azaltmıştır. Bitkilerin N, P ve Ca konsatrasyonları özellikle 40 ve 50 g kg-1 AÇ uygulamalarında artarken, K konsantrasyonu 10 ve 20 g kg-1 dozlarında azalmıştır. Bitkilerin mikro element konsantrasyonları incelendiğinde ise, Fe ve Cu konsantrasyonlarının 20 ve 30 g kg-1 AÇ uygulaması ile azalırken, Zn ve Mn konsantrasyonlarının ise 40 ve 50 g kg-1 AÇ uygulamaları ile arttığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, uygulamada kullandığımız kentsel arıtma çamurunun kimyasal içeriği tehlikesiz aralığında yer alsa bile tarımsal amaçlı olarak kullanacakların dikkatli olması gerektiği birçok araştırmacı tarafından da belirtilmiştir. Kentsel arıtma çamurunun toprağa analiz yapılmadan, arıtılmadan ve ardı ardına uygulamanın bitki ve toprakta olumsuz sonuçlar ortaya çıkartacağı unutulmamalıdır.

Erhan Recep İnce
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

The assessment of erosion risk and prediction of soil losses in Somalia

Soil erosion is a global environmental problem in the nature of food that is dangerous for future generations in terms of negative surveillance of the sustainability of the entire natural environment, especially agricultural areas, and security. As a matter of fact, studies on soil conservation and management primarily focus on the estimation of soil loss and the measures to be taken to reduce erosive processes. In this thesis, it is aimed to evaluate the soil erosion risk for Somalia by using the Revised Universal Soil Loss Equation (RUSLE) and the European Land Cover Inventory Environmental Information Coordination (CORINE) models. In evaluating the risk of erosion in research and assessing the risk, the RUSLE model was used to estimate the amount of soil loss, and the CORINE model was used to determine the current and potential soil erosion risk situations. To generate soil maps using both methods, parameters such as depth, stoniness, climate, land cover, precipitation erosivity, soil erosion, slope length, and erosion control applications were integrated and used in the Geographical Information System. According to the RUSLE model A factor map result, 97.12% of the study area has low, 2.35% moderate, 0.52% high, and 0.004% very high erosion intensity. The findings of the CORINE model showed that 84.26% of the soils in the northern and central regions of the country were categorized as having a moderate true risk of soil erosion. The percentages of low and high true soil erosion risks were determined as 12.08% and 3.66%, respectively. Areas with a high risk of real soil erosion were found primarily in the southern parts, while areas with a medium level of real soil erosion risk were found to be distributed in the northern and middle parts. In the field controls, it was observed that the top soil was eroded, and there were traces of surface erosion in areas with high erosion intensity. Although water erosion has not been considered an important problem in the vast majority of Somali soils, planning agricultural activities in areas where erosion intensity is present will be an important step for the protection of soils.

SomaliaSoil
Abdınasır Abdullahı Mohamed
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Effect of low molecular weight organic acids on phosphorus (P) adsorption in acidic soils limed at differing levels

Low phosphorus availability in acidic soils due to the formation of aluminum and iron phosphates was a significant concern for agricultural productivity. Liming is often applied to improve soil fertility. However, altering pH could also affect the dynamics of existing organic matter in the soil, leading to changes in the effective concentrations of competing low molecular weight acids involved in phosphorus adsorption. The study aims to investigate the effects of citric, oxalic and malic acids in acid soils from tea and hazelnut cultivation regions of the Eastern Black Sea, which had been limed at different levels and incubated for 15 months, on phosphorus adsorption in 11 acid soils. The obtained data were used to estimate the Langmuir and Freundlich adsorption parameters of soils using the spreadsheet program developed by Bolster and Hornberger (2007). Furthermore, the effects of liming levels and organic acids on the phosphorus adsorption parameters of Freundlich and Langmuir isotherms were analyzed using ANOVA, and differences between means were compared by the Duncan test (p<0.05). The results demonstrated that citric acid was the most effective organic acid in reducing phosphorus adsorption, followed by oxalic acid, malic acid, and CaCl2. With its three carboxyl groups (-COOH), citric acid could form more complexes with adsorbed phosphorus on the soil surface. Additionally, 100% liming was found to substantially decrease phosphorus adsorption. The results indicated the significant influence of low molecular weight organic acids and liming application on soil adsorption.

LimingOrganic acids
Nurul Azızah Zahraenı Nurul Azızah Zahraenı
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Tarımsal uygulamaların Isparta ili elma bahçesi topraklarındaki bakır ve çinko fraksiyonlarına etkisinin kademeli ekstraksiyonla belirlenmesi

Elma bahçesi topraklarında bakır (Cu) ve çinko (Zn) bazlı fungusit ve fosforlu gübre kullanımından kaynaklı Cu ve Zn kirliliğini belirlemek ve bu elementlerin toprak özellikleri ve yaprak bitki besin elementi içeriği ile olan ilişkilerini incelemek amacıyla Isparta ilinin elma üretiminde önde gelen ilçeleri olan Eğirdir ve Gelendost'daki elma bahçelerinden 0-20 ve 20-40 cm olmak üzere iki farklı derinlikten toprak örnekleri ve ayrıca yaprak örneği alınmıştır. Örnekleme için farklı yaştaki (0-5, 5-10, 10-15, 15-20 ve >20 yaş) elma bahçeleri seçilmiştir. Ayrıca elma bahçelerinin yakınındaki yerlerden de kontrol amaçlı (mera ve fungusit uygulanmayan tarla) toprak örneği alınmıştır. Bakır ve Zn elementlerinin topraktaki davranışı, mobilitesi, biyoyarayışlılığı ve fitotoksisitesini değerlendirmek amacıyla topraklarda toplam ve yarayışlı Cu ve Zn ve 7 farklı Cu ve Zn fraksiyonu (suda çözünebilir ve değişebilir, karbonatlara bağlı, Mn oksitlere bağlı, amorf Fe/Al oksitlere bağlı, kristalin Fe oksitlere bağlı, organik ve sülfitlere bağlı, bakiye fraksiyon) belirlenmiştir. Bahçe yaşı arttıkça, toplam Cu, yarayışlı Cu ve Zn içeriğinde, Cu ve Zn elementine ait yarayışlı fraksiyonların (WS, Car ve MnO) oransal dağılımında artış olduğu görülmüştür. Özellikle büyük yaş grubundaki elma bahçelerinde kontrol örneğine kıyasla toplam ve yarayışlı Cu miktarı açısından yüksek değerler bulunmuştur. Yarayışlı P ile yarayışlı Cu ve Zn arasındaki pozitif korelasyon, toprakta gübreleme (özellikle fosforlu gübre) ve fungusit kaynaklı Cu ve Zn kirlenmesi olduğunu göstermiş ve toprakların sürdürülebilirliği açısından önlem alınması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

BakırÇinko
Enise Sukuşu
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Su baskını ve organik madde etkileşiminin tetiklediği redoks potansiyelindeki değişimlerin topraklarda bitki besin elementleri yarayışlılığına, fosfor ve çinko adsorpsiyonuna etkisi

Redoks reaksiyonları hem doğrudan redoks elementlerini hem de dolaylı olarak diğer tüm bitki besin elementlerinin yarayışlılığını ve reaksiyonlarını etkilemektedir. İki aşamalı yürütülen bu çalışmanın birinci aşamasında, 10 farklı toprakta çiftlik gübresi uygulamalarının (0 ve 4 t da-1) ve su baskını uygulamalarının (1:2 toprak su karışımında 0, 7, 14, 21, 40 gün) birlikte rutin olarak yapılan besin elementlerinin yarayışlılığına etkisi inkübasyon denemesiyle incelenmiştir. Çalışmada drenaj suyunun elementel bileşimi ve sonrasında kurutulan toprakta besin elementlerinin yarayışlılığı ve toprak reaksiyonu (pH), elektriksel iletkenlik (EC), oksidasyon redüksiyon potansiyeli (ORP) parametreleri belirlenmiştir. İkinci aşamada redoksa duyarlı topraklardan 5 tanesi temel bileşen analizi ile seçilerek su baskını ve çiftlik gübresi uygulamalarının toprakların çinko (Zn) ve fosfor (P) adsorpsiyonuna etkileri batch sorpsiyon tekniği ile incelenmiştir. Verilerin Langmuir ve Freundlich izortemlerine uygunluğu istatistiksel olarak test edilmiştir. Redoks reaksiyonları, bitki besin elementlerinin yarayışlılığını kısa vadede pH'daki değişimler ve demir ve mangan oksitlerin çözünmesi neticesinde arttırdığı; uzun vadede ise ikincil çökelme ve adsorpsiyon reaksiyonlarıyla azalttığı tespit edilmiştir. Yarayışlılık genellikle 21. güne kadar artma eğilimi göstermiş sonrasında kısmen dengeye ulaşmıştır. Çiftlik gübresi uygulaması redoks ve bağlı reaksiyonların daha şiddetli şekilde gerçekleşmesine neden olmuştur. Toprakların Zn ve P adsorpsiyon izotermleri her iki izoterm modeliyle tanımlanmış olmakla birlikte Langmuir izotermi daha iyi performans göstermiştir. Çiftlik gübre uygulamaları adsorpsiyonu genelde arttırmıştır. Bu durum çiftlik gübresinin toprak tampon sistemlerine katkısınının ve adsorpsiyon kapasitesinin bir göstergesi olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak rutin toprak analizlerine ORP parametresinin de eklenmesinin arazinin farklı dönemlerindeki analiz sonuçlarının karşılaştırılmasında faydalı olacağı, düşünülmektedir.

DrenajpH
Süleyman Ören
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Pirinadan elde edilmiş kompost ve vermikompostun marul bitkisinin mineral beslenmesine ve gelişimine etkisi

İçerdiği fenolik bileşikler ve alıcı ortamlarda oluşturduğu yüksek kimyasal oksijen ihtiyacı nedeniyle çevreye olumsuz etkileri olabilecek pirina olarak adlandırılan zeytinyağı üretim atığının tarımsal amaçla kullanımına yönelik olarak bir saksı denemesi yürütülmüştür. Bu amaçla %50 pirina, %45 hayvan gübresi ve %5 dolomit karıştırılmış, karışımdan 2 adet birer kg tartılmış, birine 150 adet Eisenia fetida aşılanmış (vermikompost), diğeri olduğu gibi bırakılmış (kompost) ve her ikisi 69 gün süreyle laboratuvar koşullarında inkübe edilmiştir. Sürenin sonunda elde edilen vermikompost ve kompost, 0, 1000, 2000 ve 3000 kg da-1 dozlarında toprağa karıştırılmış, saksılara yerleştirilen topraklar üzerinde marul bitkisi yetiştirilmiştir. Deneme sonuçları, karışımdaki fenolik madde miktarının azaltılmasında solucanların daha etkili olduğunu gösterse de bu etkinin istatistiki olarak etkili olmadığı belirlenmiştir. Ancak, bu substratlardaki fenolik bileşiklerin marul bitkisine geçişi incelendiğinde kompostun %45 daha fazla fenolik madde geçişine neden olduğu, vermikompostun bu geçişi azalttığı belirlenmiştir. Marul verimi yönünden vermikompost ve kompost arasında fark bulunmamıştır (p<0.05). Bitkide belirlenen fosfor konsantrasyonu kompost uygulamasında daha yüksek bulunurken Zn ve Mn konsantrasyonu vermikompost uygulamasında daha yüksek olmuştur. Hasat sonrasında toprakta kalan besin elementleri incelendiğinde, özellikle 4000 kg da-1 dozunda kontrolden oldukça yüksek düzeylerde besin elementi kaldığı belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar genel olarak değerlendirildiğinde, denemede belirlenen karışım oranları kullanılarak elde edilecek vermikompostun 1000 ve 2000 kg da-1 dozunun marul yetiştiriciliğinde kullanılabileceği sonucuna ulaşılmıştır.

KompostMarulPirina+1
Muvahhid Kılıçarslan
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Potasyumun biberde bitki besin elementi alımı, bitki gelişimi ve rhızoctonıa çürüklüğüne (Rhızoctonıa solanı) etkileri

Potasyum, bitkilerin hastalıklara karşı dayanıklılığını artırmaktadır. Bitki gelişimi ve fonksiyonları için gerekli besin elementleri içinde hastalık şiddetinin azaltılmasında en etkili element potasyumdur. Bu çalışmada artan dozlarda potasyumun (Klarnet F1 biber çeşidinde) besin elementleri içerikleri, kuru ağırlığı, kök ağırlığına etkileri ve Rhizoctonia çürüklüğüne karşı gösterdiği direnç belirlenmiştir. Çalışmada, bitkisel materyal olarak biber fideleri, potasyum gübresi olarak potasyum sülfat kullanılmıştır. Biber fidelerinde dört farklı potasyum dozunun (0, 5, 10, 15 kg/da) uygulanması ile hastalık aşılanarak dört tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Çalışma sonunda bitkilerde N, P, K, Mg, Ca, Fe, Mn, Cu, Zn analizleri ile kuru ağırlıkları ve kök ağırlıkları belirlenip hastalık değerlendirmeleri yapılmıştır. Uygulanan K dozlarına bağlı olarak N, P, K, Fe, B içeriklerinde artış tespit edilirken, Mg içeriklerinde azalış görülmüştür. Biber yaprağı Cu içeriklerinde ise değişim tespit edilmemiş, Mn içeriği ise istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır. Bitki kuru ağırlıklarında uygulamalara bağlı artış belirlenmiştir. Potasyum verilen bitkilerin hastalığa karşı direnç gösterdiği ve kök ağırlıklarında artış olduğu aynı zamanda görsel olarak da potasyum verilmeyen örneklerden çok daha iyi durumda olduğu ortaya konulmuştur. Yapılan uygulamalarda en iyi sonucu dekara 15 kg/da K2SO4 olarak verilen potasyum uygulaması ile sağlanmıştır.

BiberPotasyumRhizoctonia solani
Ümit Bayındır
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessEN

Effects of different waste materials on corn growth, mineral nutrition and heavy metal concentrations on canola-remediated and non-remediated soil

In this study, it was aimed to achieve two main objectives. Firstly, it was aimed to increase the heavy metal concentration of the soil by applying different waste materials and to remediate the soil by exploiting these heavy metals with canola (Brassica napus L.). Secondly, it was aimed to investigate the effects of the used waste materials on the growth, mineral nutrition and heavy metal concentration of corn (Zea mays L.) grown on canola-remediated and non-remediated soils. In this study conducted as greenhouse experiment, five waste materials including composted biogas fermented material, pelleted biogas fermented material, alkaloid processing solid waste, urban sewage sludge, and industrial sewage sludge, were applied to the pots containing 4 kg soils at the rates of 0, 2, and 4 tons/da. The application of these waste materials positively impacted the growth of canola plants, increasing both their dry weights and mineral concentration with the escalating doses. Canola effectively accumulated significant amount of heavy metals, and the extractable and total amounts of heavy metals remaining in the soil were within the permissible limits for agricultural purposes. Regarding the corn experiment, the waste material amendments similarly enhanced the growth, dry weight, and nutrient concentration of corn plants, with additional support from NPK fertilization. Although the phytoremediation stage had no significant effect on corn growth, it improved the mineral nutrition of the plants. As a result, it was seen that canola can be successfully used for phytoremediation purposes in soils contaminated with heavy metals. At the same time, it was determined that the waste materials used in the study increased the growth and mineral nutrition of the plants without causing heavy metal damage. In addition, it was seen that the waste materials used in the trial positively affected the growth and mineral nutrition of corn in a way that would support chemical fertilizers. Finally, it was determined that the materials used did not pose an ecological risk or toxicological threat in terms of the heavy metals examined after at least one application under these conditions.

Rahma Mejrı
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Humik+fulvik asit ve mikro element uygulamalarının tritikalenin mineral beslenmesi ve verimine etkisi

Bu çalışmada hümik+fulvik asit (HFA) ve mikro element (ME) uygulamalarının tritikalenin verimi ve mineral beslenmesine olan etkilerini incelemek amaçlanmıştır. Bu nedenle, 2022-2023 yılı üretim sezonunda Afyonkarahisar İli Başmakçı İlçesinde yürütülen denemede, HFA'nın dekara 5 ve 10 litre dozları ile demir (Fe), bakır (Cu), çinko (Zn), mangan (Mn) ve bor (B)'un sırasıyla 1, 0.25, 0.5, 2 ve 0.15 kg (ME1) dozlarıyla 2, 0.5, 1, 4 ve 0.3 kg (ME2) dozlarından oluşan karışımlar toprağa uygulanmıştır. Deneme tarla koşullarında tesadüf blokları deneme deseninde bölünen bölünmüş parsellere göre 4 tekerrürlü yürütülmüştür. Artan dozlarda uygulanan HFA ve ME uygulamalarının tritikalenin tane verimi, bitki boyu, başak uzunluğu, başakta başakçık sayısı, başakta tane sayısı, başakta tane ağırlığı ve bin tane ağırlığı ile Fe, Cu, Zn, Mn, B, N, P ve K içeriklerinde etkili olduğu görülürken Ca ve Mg içeriklerine herhangi bir etkisinin olmadığı belirlenmiştir. En yüksek tane verimi 1352 kg ile dekara 10 l HFA ile birlikte uygulanan Fe, Cu, Zn, Mn ve B'nin sırasıyla 2, 0.5, 1, 4 ve 0.3 kg/da olan karışımlarından elde edilmiştir. Uygulamaların bireysel etkilerine bakıldığında ise HFA'nın yüksek dozu en etkili doz olurken, bu uygulamayla dekardan elde edilen verim 820 kg'dan 1219 kg'a yükselmiştir. ME uygulamalarında da artan dozlara bağlı olarak veriminin arttığı belirlenirken, kontrolde 971 kg olan tane veriminin ME uygulamasıyla 1128 kg'a yükseldiği belirlenmiştir. Benzer şekilde diğer verim parametreleri de ME uygulamalarından olumlu etkilenmiştir. Bitkinin mikro element beslenmesine ilişkin bitki analiz sonuçlarına bakıldığında ise B hariç ME uygulamalarının bitkinin mikro element beslenmesi üzerine çoğunlukla anlamlı bir etkisinin olmadığını göstermiştir. ME uygulamaları bitkinin N, Ca ve Mg içeriklerini etkilemezken K ve P içeriklerini artırmıştır. Elde edilen sonuçlara göre genel bir değerlendirme yapılacak olursa bitkinin tane verimi üzerine en etkili uygulamanın HFA2+ME2 olduğu ancak HFA2+ME1 uygulamasından da istatistiksel olarak aynı grupta olan bir verim elde edildiği görülmüştür. Buna göre her iki uygulama arasında ekonomik olarak en uygun olanın tercih edilmesi önerilir.

Makro elementMikro elementlerTritikale
Selcen Ünalp
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı organik gübrelerle uygulanan azaltılmış kimyasal gübrelerin pamukta verim ve kalite parametreleri üzerine etkileri

Bu çalışma, farklı organik gübrelerle birlikte uygulanan azaltılmış kimyasal gübre gübrelerin pamukta verim ve kalite parametreleri üzerine etkilerinin saptanması amacıyla yapılmıştır. Araştırma, 2022 ve 2023 yıllarında Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü Tarsus Toprak ve Su Kaynakları Lokasyonu Merkez İşletmesinde yürütülmüştür. Tesadüf blokları deneme desenine göre 3 tekrarlamalı kurulan çalışmada, kimyasal gübre ve organik gübrelerin farklı kombinasyonları olmak üzere toplam 10 konu araştırmanın konusunu oluşturmuştur. Araştırma farklı dozlarda ahır gübresi, vermikompost ve k-humat ile birlikte N, P, K ve Zn den oluşan kimyasal gübrelerin iki farklı dozunu içerecek şekilde 3 ayrı deneme şeklinde kurulmuştur. Organik gübre kaynağı olarak kullanılan ahır gübresi, vermikompost ve k-humatın her birinden 2 doz (tam ve ½ doz), bunun yanında her bir dozun optimum kimyasal gübre ve optimum kimyasal gübrenin %75'ini içeren kombinasyonları kullanılmıştır. Araştırmada üç organik gübre kaynağı olarak ahır gübresi ve vermikompostun 0, 500, 1000 kg/da ve k- humatın ise 0, 3, 6 kg/da dozları kullanılmıştır. Çalışmada, organik ve kimyasal gübre uygulamaları pamuk bitkisinin verim ve bazı kalite parametreleri üzerine etkisini istatistiki (p<0.05 ve p<0.01 düzeyinde) bakımdan önemli seviyede etkilemiştir. İki yılın birleşik analiz sonuçlarına göre; ahır gübresi ve kimyasal gübrenin uygulandığı kütlü pamuk verimi 427 kg/da ile 568 kg/da arasında değişmiş olup, en yüksek kütlü pamuk verimi optimum kimyasal gübre ve 1000 kg/da ahır gübresi uygulamasından elde edilmiştir. Vermikompost ve kimyasal gübrenin uygulandığı kütlü pamuk verimi 402 kg/da ile 517 kg/da arasında değişmiş olup, en yüksek kütlü pamuk verimi optimum kimyasal gübre ve 1000 kg/da vermikompost uygulamasından elde edilmiştir. K-humat ve kimyasal gübrenin uygulandığı kütlü pamuk verimi 413 kg/da ile 522 kg/da arasında değişmiş olup, en yüksek kütlü pamuk verimi optimum kimyasal gübre ve 6 kg/da k-humat uygulamasından elde edilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda sadece kimyasal gübrelerin kullanıldığı geleneksel tarım uygulamalarına organik gübreler de entegre edilirse, pamuk bitkisinde verim ve kalite özelliklerinin arttırılabileceği sonucunda varılmıştır.

Kimyasal gübrelerOrganik gübrelerPamuk
Çiğdem İpekcioğlu
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı NPK dozlarıyla birlikte uygulanan biyokömürün değişik topraklarda yetiştirilen mısır ve marulun gelişimi ve mineral beslenmesine etkisi

Bu araştırmada, farklı özelliklerdeki topraklara uygulanan biyokömür(BK) ve NPK dozlarının marul ve mısır bitkilerinin gelişimi, mineral beslenmesi ile bazı toprak özelliklerine etkilerini incelemek amaçlanmıştır. Karabük, Rize, Eskişehir, Konya, İzmir, Antalya, Burdur ve Isparta'dan temin edilen 8 farklı toprak kullanılmıştır. Biyokömür materyali olarak; 400 derecede piroliz edilen badem kabuğu hasat artıkları kullanılmış ve topraklara dekara 0(BK0), 0.75(BK1) ve 1(BK2) ton olacak şekilde karıştırılmıştır. Ayrıca topraklara sırasıyla 300-200-200ppm (NPK1/1), 150-100-100ppm (NPK 1/2) ve kontrol (NPK0) gübrelemeleri yapılmıştır. Denemede ön bitki olarak marul ikinci bitki olarak mısır yetiştirilmiştir. Marul denemesi sonuçlarına bakıldığında, NPKxBK interaksiyonunda en düşük yaş ve kuru ağırlık değerleri Rize, Konya ve Antalya topraklarında NPK0xBK0-BK1 koşullarında, Karabük, Isparta, Burdur ve İzmir topraklarında NPK0xBK1-BK2 koşullarında ve Eskişehir toprağında NPK1/1xBK2 koşullarında görülmüştür. Artan NPK dozları tüm topraklarda marul verim değerlerini artırmıştır. Ortalama değerlere bakıldığında, biyokömür uygulamalarının Isparta, Burdur ve İzmir topraklarında yetişen marulun gelişimini olumsuz etkilerken, BK1 dozu Karabük, Eskişehir ve Konya topraklarında yetiştirilen marulun gelişimine olumlu etki yapmıştır. En etkili olduğu toprak ise Rize toprağı olmuştur ve en yüksek kuru ağırlık değeri BK2 dozundan elde edilmiştir. Mısır denemesi sonuçlarına bakıldığında, NPKxBK interaksiyonunda elde edilen en düşük yaş ve kuru ağırlık değerleri Rize, Eskişehir, Burdur, Antalya ve İzmir illerinde NPK0 x BK0 koşullarında bulunmuştur. NPK uygulamaların artan dozlarının çoğu ilde bitki verimini artırdığı görülmüştür. Ortalama değerlere bakıldığında, artan biyokömür dozlarının yaş ve kuru ağırlık değerleri üzerine genel olarak artış etkisi gösterdiği görülmüştür. Rize, Konya, Isparta, Burdur, Antalya ve İzmir topraklarında en yüksek yaş ve kuru ağırlık değerlerini BK2 dozu vermiştir. Karabük ve Eskişehir toprakları için en yüksek değerler BK1 dozundan elde edilmiştir.

Şevkiye Armağan Turan
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel arıtma çamurunun ve arıtılmış atık suyun kadife (tagetes erecta L.) bitkisinin gelişimi, mineral beslenmesi ve ağır metal konsantrasyonuna etkisi

Bu tez çalışmasında, artan düzeylerde uygulanan kentsel atık su arıtma çamurunun ve arıtılmış atık suyun bir süs bitkisi olan kadife çiçeğinin (Tagetes erecta L.) gelişimi, mineral beslenmesi ve ağır metal konsantrasyonuna etkisini belirlemek amacıyla bir deneme yürütülmüştür. Denemede atık çamur uygulaması AÇ0: 0, AÇ1: 4, AÇ2: 8, AÇ3: 12, AÇ4: 16, AÇ5: 20 ve AÇ6: 24 g kg-1 dozlarında ve bir gruba da arıtılmış atık suyu uygulanmıştır. Deneme sonucunda bitkilerin yaş ve kuru ağırlıkları ile N, P, Fe, Cu, Zn, Mn Cd, Co, Cr, Ni ve Pb konsatrasyonları belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, arıtma çamuru ve arıtılmış atık su uygulamasının kadife bitkisinin yaş ve kuru ağırlığını ve P, Cd, Co ve Cr hariç N, Fe, Cu, Mn, Zn, Pb ve Ni konsatrasyonlarını önemli derecede etkilediği belirlenmiştir. Arıtma çamuru ve arıtılmış atık su uygulaması bitkilerin yaş ve kuru ağırlığını önemli oranda artırmıştır. Bitkilerin N konsantrasyonu AÇ1, AÇ2 ve AÇ3 dozlarında kontrol ve diğer tüm uygulamalardan daha yüksek bulunmuştur. Bitkilerin Fe, Cu, Zn, Mn ve Ni konsatrasyonları AÇ6 (24 g AÇ kg-1) dozu ve arıtılmış atık su uygulamasında kontrol ve diğer uygulamalar ile karşılaştırıldığında önemli oranda artmıştır. Elde edilen bulgular değerlendirildiğinde bitkilerin Fe, Cu, Mn ve Ni konsantrasyonlarının önemli oranda artması kadife bitkisi yetiştiriciliğinde kentsel arıtma çamuru ve arıtılmış atık suyun kullanımında, üst üste tekrarlayan uygulamalardan kaçınılması ve uygulama öncesi analizlerinin yapılmadan kullanılmaması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Arıtma çamuru
İbrahim Armağan
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Hümik+fulvik asitle birlikte uygulanan fosfor ve çinkonun kireçli bir toprakta yetiştirilen buğdayın gelişimi ve mineral beslenmesine etkisi

Bu çalışmada hümik+fulvik asit (HFA), fosfor (P) ve çinko (Zn) uygulamalarının buğdayda verim parametreleri ve besin elementi alımı üzerindeki etkileri iki yıllık tarla denemeleriyle incelenmiştir. Deneme, tesadüf bloklarında bölünen bölünmüş deneme deseninde üç tekrarlı yürütülmüştür. Hümik+fulvik asit (0, 5, 10 kg/da), P (0, 4, 8 kg/da) ve Zn (0, 1, 2 kg/da) olmak üzere üç faktör ve üç doz kullanılmıştır. Fosfor uygulamaları tane, sap ve biyokütle verimini arttırmış, en yüksek verim P8 uygulamasında sırasıyla, 187.2, 906.4 ve 1093.5 kg/da belirlenmiştir. Kardeş sayısı, bin tane ağırlığı, bitki boyu, başak uzunluğu ile ağırlığı ve başaktaki tane ağırlığı gibi verim parametrelerinde HFA5 ve P8 uygulamalarının olumlu etkisi saptanmıştır. Bitki besin elementi konsantrasyonlarına göre P ve Zn arasında antagonistik ilişki belirlenmiş, artan P dozlarıyla bitki ve sap Zn konsantrasyonu Esperia çeşidinde %21.8 ve %6.72 düşüş göstermiştir. Fosfor-Zn antagonizması, HFA'nın uygulanmadığı alanlarda her iki elementin etkinliğini azaltırken HFA varlığında bu olumsuz etkileşim dengelenmiştir; HFA ile bitki P içeriğinde %13.33 ve %25 artış sağlanmıştır. Fosfor uygulaması, biyokütle artışına bağlı olarak toplam Zn alımını artırmış, P0 ve P8 uygulamalarında 13.40 ve 17.20 g/da olmuştur. Hümik+fulvik asit uygulamalarının besin elementi içerikleri üzerindeki etkileri değişken bulunmuş, özellikle mikro element alımında olumlu katkılar sağlamıştır. Farklı dozlarda uygulanan HFA, P ve Zn uygulamalarıyla verim parametrelerinde ve bitki besin elementi konsantrasyonlarında önemli farklılıklar gözlenmiştir. Hümik+fulvik asit uygulamaları, P-Zn antagonizmasını dengeleyerek HFA5-P8-Zn1 kombinasyonunun verim, besin elementi alımı ve maliyet etkinliği açısından optimum seçenek olmasını sağlamıştır. Kireçli bir toprakta buğday yetiştiriciliği için HFA5-P8-Zn1 uygulaması, pratik bir gübreleme stratejisi olarak belirlenmiştir.

Gürcan Duygu Baysal Macneılle
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Elma fidanı çeşitlerinde azot beslenme durumunun hiperspektral yöntemler ile belirlenmesi

Bu çalışmada, Granny Smith, Golden Delicious ve Pink Lady elma fidanlarında kontrollü koşullarda farklı azot dozları uygulanmış, fidanlardan alınan yaprak örneklerinde yansıma ölçümleri yapılarak azot içerikleri arasındaki ilişkiler modellenmiş ve azot beslenme durumunun hiperspektral teknikler ile belirlenebilirliği araştırılmıştır. Böylece akıllı tarım, hassas tarım, dijital tarım, çiftlik yönetimi yazılımları ve sürücüsüz (otonom) araçların altyapısının geliştirilmesine katkı sağlamaya amaçlanmıştır. Granny Smith, Golden Delicious ve Pink Lady çeşitlerinde 0-50-100-200-400 ppm'lik azot dozları uygulanmıştır. Deneme MAREM parsellerinde tesadüf parselleri deneme desenine göre iki yetiştirme sezonunda, 14 dönem, 3 tekerürlü, 630 elma fidanında çalışılmıştır. Bu amaçla bitki besin elementlerinin tanımlayıcı istatistikler, toplam klorofil miktarı, klorofil-a, klorofil b, karetonoid miktarı analizleri ve YSP, stoma iletkenliği, transpirasyon oranı, asimilasyon oranı, yaprak alan indeksinde ise student's testi yapılarak uygulanan azot dozlarının etkisi incelenmiştir. Elde edilen spektral yansıma değerleri, çeşitli istatistiksel ve stepwise çoklu regresyon yöntemi ile değerlendirilerek, azot seviyeleri ile spektral özellikler arasındaki ilişkiler belirlenmiştir. Tüm çeşitlerde vejetasyon başından sonuna kadar yaprak azot içeriğinde azaldığı görülmüştür. Granny Smith'de 401 nm, 410 nm, 462 nm, 561 nm, Golden Delicious'da 406 nm, 430 nm, 728 nm, 729 nm, 992 nm, Pink Lady ise 434 nm, 602 nm bitkideki azot miktarını belirlemede etkili dalga boyları olduğu belirlenmiştir. Bitki indeksleri her üç çeşit için de en fazla öne çıkan NDVI (750, 705, 710) olmuştur. Sonuçta, hiperspektral yöntemlerin elma fidanlarında azot durumunun belirlenmesinde etkili bir araç olabileceği ve özellikle hassas tarım uygulamalarında kullanılabileceği düşünülmektedir. Elma üretiminde azotlu gübreleme yöntemlerinde gelecekteki teknoloji geliştirilmesinde bir altyapı sağlayarak bitkilerin azot ihtiyaçlarınınn karşılanmasında ve çevresel kirliliğin azaltılması açısından önem taşımaktadır.

Bahar Türkeli Uluman
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Pamuk küspesinin toprağın bazı fiziksel ve kimyasalözellikleri üzerine etkisi

Ülkemizde topraktaki organik madde miktarının yetersiz olması tarımı çeşitli yönlerden olumsuz etkilemektedir. Bu sorunu ele almak için, organik atıkları toprağa katarak organik madde içeriğini artırmaya yönelik girişimlerde bulunulmuştur. Göz önünde bulundurulan potansiyel atık maddelerden biri de pamuk hamurudur. Amaç, GAP Bölgesi'nde pamuk üretiminden kaynaklanan bol miktarda atığın çevreden uzaklaştırılarak toprağa karıştırılarak değerlendirilmesidir. Bu sera çalışmasında 5 kg'lık saksılara 4 farklı miktar (0, 80, 160, 240 gr oranlarında) 3 tekerrürlü olarak uygulanmıştır. Çalışma, randomize parseller deneysel tasarımını takip etti. Amaç, pamuk küspesinin toprakla karıştırılmasının toprağın belirli fiziksel özellikleri üzerindeki etkisini belirlemekti. Elde edilen verilere göre, pamuk küspesinin toprağın organik madde ve fosfor içeriğini artırma aracı olarak tarımda kullanılması büyük önem taşımaktadır.

Songül Beyazadam
Harran University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı NaCI konsantrasyonlarında yetiştirilen adaçayı (Salvia officinalis) bitkisinde bazı fizyolojik ve biyokimyasal etkilerin incelenmesi

Bu çalışmada tıbbi ve aromatik bitki olan adaçayının (Salvia officinalis) NaCltuz stresine göstermiş olduğu fizyolojik ve biyokimyasal tepkisi ve toleransı araştırılmıştır. Adaçayı bitkisi sera koşullarında, saksı ortamında, farklı tuz konsantrasyonlarında (0 (kontrol), 50, 100, 200, 400 ve 600 mmol L-1 NaCl) yetiştirilmiştir. Tuz uygulamalarından 6 hafta sonra bitkiler hasat edilerek bazı fizyolojikve biyokimyasal ve bitkive kök Na+ ve Cl-içerikleri belirlenmiştir. Fizyolojik parametrelerden bitki boyu, üst aksam yaş ve kuru ağırlığında 200 mmoL-1 NaCl konsantrasyonundan itibaren istatistiksel olarak azalmanın olduğu görülmüştür. MSI değeri 100 mmol L-1 NaCl seviyesinden itibaren artmıştır. Biyokimyasal parametrelerden bitki klorofil a ve klorofil b içeriği 200 mmol L-1 NaCl seviyesindensonra azalmıştır.Prolin, MDA ve H2O2 miktarı 100 mmol L-1 NaCl seviyesinden itibaren kademeli olarak artmıştır. CAT ve POD antioksidant enzim içerikleri 100, 200 ve 400 mmol L-1 NaClkonsantrasyonlarında artmış, 600 mmol L-1 NaClkonsantrasyonunda ise azalmıştır. Artan NaCl miktarına bağlı olarak bitki ve kök Na+ ve Cl- içeriklerinin de arttığı belirlenmiştir.Adaçayı (S. officinalis) bitkisinin NaCl tuz stresine karşı göstermiş olduğu fizyolojik ve biyokimyasal etkiler dikkate alındığında bu bitkinin özelikle 50, 100 ve 200 mmol L-1 NaCl seviyelerine kadar tuz stresine toleransının olduğu, ancak400 ve 600 mmol L-1 NaCl konsantrasyonlarında bitkinintoleransının azaldığı görülmüştür. Bu bitkinin 200 mmol L-1 NaCl seviyelerine kadar olan tuzlu ortamlarda (toprak veya su) fitoremediasyon yönteminde halofit bir bitki olarak yetiştirilebileceği söylenebilmektedir.

Ferhat Gökçe
Harran University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Mevcut ve gelecek kentsel büyüme eğilimleri ve tarım alanlarına etkisinin uzaktan algılama ve CBS kullanarak belirlenmesi Erbil, Şanlıurfa ve Freiburg im Breisgau

Increasing built-up areas and urban sprawl are significant threats to agricultural, natural, and environmental lands around the world. The population is growing rapidly in our study areas due to natural growth, uncontrolled migration, and urbanization from the study areas, which has caused a random increase in the built-up area on agricultural lands and also affected the urban tropical environment. This study aims to evaluate the effects of urban expansion on agricultural lands and prediction for the future in study areas, by assessing changes in land use land cover (LULC) in Erbil, Sanliurfa, and Freiburg from 2000 to 2020. For this purpose, supervised maximum probability classification algorithms, LCM models, and MARKOV were used, using Landsat images for 2000, 2010, and 2020. After LULC classification, the results were validated, and the accuracy for 2000, 2010, and 2020 was greater than %75, respectively. The results showed that built-up areas increased in all study areas while agricultural land and grassland decreased. It has revealed that most urban expansion in the past decade (2010-2020) occurred on agricultural land, also after prediction for 2030 using the land change modeler (LCM) and Markov model. Similarly, urban areas have increased on agricultural lands and green lands. In this change, Erbil has lost more agricultural land and green areas, Şanlıurfa has lost medium amounts, but Freiburg has lost very little compared to other areas. Finally, the findings and recommendations of this study can be used to explain to stakeholders to formulate better policies and plans to control further urban expansion on agricultural lands.

Barzan Sabah Azız Azız
Harran University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Bitki büyümesini ve stres toleransını arttırmak: Abiyotik stres altında biber ve soya bitkilerinde melatonin, salisilik asit ve bakteri aşılamasının etkilerinin incelenmesi

Bu çalışmada; yarı kurak ve kurak bölgelerde sıklıkla rastlanılan, tuz stresi (TS) ve bor toksisitesi (BT) gibi abiyotik stres etkilerinin, bitki büyümesi ve toprak mikrobiyal aktivitesi üzerine olumsuz etkilere neden olabileceği ortaya konulmuştur. Bu olumsuz etkileri azaltmak amacıyla, yapraktan uygulanan melatonin (MT) ve salisilik asit (SA) ve toprakta bakteri aşılaması (BA) gibi yöntemlerin biber (Capsicum annuum) ve soya (Glycine max (L.) Merr.) bitkilerinin gelişimi üzerindeki etkilerini incelemek için üç ayrı çalışma yürütülmüştür. Birinci çalışmada, biber ve soya bitkileri perlit ortamında yetiştirilerek kontrol, TS (100mM NaCl), BT (2mM B) ve TS+BT uygulamaları yapılmıştır. TS+BT uygulamasının bitki büyümesi (≅%50) ve klorofil (≅%60) içeriği üzerinde en büyük olumsuz etkiye sahip olduğu, reaktif oksijen türleri (≅%250), prolin (≅%400) ve malondialdehit (≅%320) içeriklerinin seviyelerini ise artırdığı görülmüştür. Mevcut stresin zararlı etkilerine karşı yapraktan yapılan 100 µM melatonin (MT) uygulaması, her iki bitkide de yaş ve kuru ağırlıkları (≅%50) ile klorofil (≅%55) içeriğini arttırmıştır ve reaktif oksijen türlerinin seviyeleri (≅%25) ve malondialdehit (≅%17) içeriğini de azaltmıştır (P≤0.05). Ayrıca MT uygulaması antioksidan enzim aktivitesini arttırarak stresle baş etmeye yardımcı olmuştur. İkinci çalışma, soya bitkisiyle toprak ortamında kurulmuş ve ilk çalışmadaki uygulamalara ek olarak bakteri aşılaması yapılmıştır. Bakteri aşılaması yapılmayan bitkilerde nodül oluşmazken, aşılamayla birlikte nodül oluşumu gerçekleşmiştir. Buna karşın TS+BT uygulaması ile, bitki büyümesi (≅%60) ve klorofil (≅%65) içeriği azaltırken, reaktif oksijen türleri (≅%300), prolin (≅%120) ve malondialdehit (≅%122) içeriği artmıştır. Dehidrogenaz aktivitesi (DHA) (≅%40), mikrobiyal biyokütle karbonu (MBC) (≅%75) ve CO2 (≅%75) değerleri gibi toprak mikrobiyal içerikleri de azalmıştır (P≤0.05). Çalışma kapsamında yapılan hem BA hem de MT+BA uygulamalarının bitkinin strese bağlı bu olumsuz etkilerini azalttığı ve bitkinin stres toleransını geliştirdiği görülmüştür. Üçüncü çalışmada ise ikinci çalışmadaki melatonin yerine yapraktan 0.5mM salisilik asit (SA) uygulanmış ve ikinci çalışmadaki uygulamalar tekrarlanmıştır. İkinci denemede olduğu gibi Bakteri aşılaması yapılmayan bitkilerde nodül oluşmazken, aşılamayla birlikte nodül oluşumu gerçekleşmiştir. TS+BT uygulaması ile, bitki büyümesi (≅%40) ve klorofil (≅%70) içeriği azaltırken, reaktif oksijen türleri (≅%280), prolin (≅%550) ve malondialdehit (≅%220) içeriği artmıştır. Dehidrogenaz aktivitesi (DHA) (≅%80), mikrobiyal biyokütle karbonu (MBC) (≅%60) ve CO2 (≅%25) değerleri gibi toprak mikrobiyal içerikleri de azalmıştır (P≤0.05). Yapılan hem BA hem de SA+BA uygulamalarının bitkinin strese bağlı bu olumsuz etkilerini azalttığı ve bitkinin stres toleransını geliştirdiği görülmüştür. SA'nın toprak mikrobiyal aktivitesi üzerinde önemli bir etkisinin olmadığı, ancak bakteriyel aşılamanın mikrobiyal aktiviteyi önemli ölçüde artırdığı ve strese karşı bitki direncini geliştirdiği belirlenmiştir (P≤0.05). Genel olarak elde ettiğimiz bulgular, MT ve SA'nın yapraktan uygulanmasının ve bakteri aşılamasının, bitki büyümesini ve abiyotik strese karşı toleransı arttırırken aynı zamanda toprak mikrobiyal aktivitesini de artırabileceğini göstermektedir. Sonuçlarımızın yarı kurak ve kurak bölgelerdeki özellikle tuz stresi ve bor toksisitesi kaynaklı üretimsel olumsuzlukların azaltılmasına yönelik önemli etkileri olabileceği öngörülmektedir.

Ali Sarıoğlu
Harran University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Monitoring land cover change in Erbil city using remote sensing and geographic information system

The objective of this study is to investigate of the monitoring of changes in land use and land cover (LULC) in Erbil between the years 2010, 2016, and 2022 using remote sensing (R.S.) and Geographic Information Systems (GIS). The research area lies between latitudes (36°419' to 35° 748' N) and longitudes (43° 854' to 44° 291' E) that covers an area of 194411.86 Hectares. Three satellite images were used; the first one was acquired by the Landsat 7 with sensor TM on May 22, 2010, the second image was captured by the Landsat-8 by Sensor OLI/TIRS + on June 07, 2016, and the last image was captured by the Landsat 8 by Sensor OLI/TIRS + on June 08 /2022, from the United States Geological Survey (USGS) website. Twelve Soil samples were also taken from the soil surface layer in October 2022, in order to estimate some of the chemical and physical properties of soil. GPS was used to identify the geographical positions of all soil sample locations. Supervised classification was applied to generate thematic maps, identifying and mapping four main categories of land uses: urban, vegetation, soil, and water. The classification accuracy was evaluated using Kappa statistics, and the overall accuracy was found to be 0.887, indicating that the interpretation of remote sensing data was reliable. The researchers then compared the cross tabulation matrices between different time periods, including between the years 2010 and 2016, 2016 and 2022, and 2010 and 2022. An analysis was conducted to identify and study the changes in land use patterns in Erbil city. The results showed that soil, vegetation, and urban areas underwent significant changes, while water changed slightly over the 12-year period. The vegetation and soil areas decreased in size continuously from 2010 to 2022, with most of these areas being converted to urban land. The researchers reported that the loss of vegetation was related to urban growth, which was evident in the study area. As a result, Erbil's rapid urbanization contributed to the expansion of urban areas, resulting in the loss of green spaces and environmental issues. In summary, this study used remote sensing and GIS techniques to provide a novel perspective on the evolution of land use patterns.

Bestoon Maghdıd Mustafa
Harran University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Toprak özelliklerinin tahmini ve mesafeye bağlı değişkenliğinin haritalanmasında, farklı enterpolasyon yöntemleri ve makine öğreniminin kullanımı

Geniş bir arazide toprak özelliklerinin doğru bir şekilde belirlenmesi, toprakların sürdürülebilir yönetimi ve korunması, yeteneklerine uygun kullanımlarının belirlenmesi ve uygun hassas tarımsal tekniklerin seçimi için son derece önemlidir. Bazı toprak özelliklerinin mekânsal dağılımının tahmin edilmesini amaçlayan bu çalışmanın birinci bölümünde lokal polinomal interpolasyon (LPI) ve Deneysel bayesyen kriging (EBK)'nın mekânsal tahmin performansları karşılaştırılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, toprak parçacık boyutu dağılımının tahmininde Sınıflandırma ve Regresyon Ağaçları (CART), Rastgele Orman (RF) ve Aşırı gradyan artışı (XGBoost) denetimli makine öğrenme algoritmalarının performansları araştırılmıştır. Tahmin modelleri, uzaktan algılama verilerinden türetilen bitki ve toprak indeksleri ile topografik öznitelikler gibi ortak-değişkenler kullanılarak oluşturulmuştur. Çalışmada, değişken seçiminde Boruta yaklaşımı kullanılmıştır. Makine öğrenimi modellerinin eğitimi ve değerlendirilmesi için referans veriler, 622 yüzey toprağı örneğinin parçacık boyutu dağılımı sonuçlarından oluşmuştur. Türkiye'nin güneydoğusunda Diyarbakır'ın Ergani ilçesi sınırları içerisinde 18.143 ha'lık çalışma alanında 622 toprak örneği alınmış ve parçacık büyüklük dağılımı (kum, kil ve silt), toprak pH'sı, kireç içeriği, elektriksel iletkenlik (EC) ve katyon değişim kapasitesi (KDK) analizleri yapılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, her iki modelde tahmini ve ölçülen pH değerleri arasındaki varyasyon katsayısı oldukça benzerdir. Lokal polinomal interpolasyon yönteminde, toprakların kireç içeriğinde tahmini ve ölçülen veri kümesi varyasyon katsayısı birbirlerine oldukça benzerdir. Ortalama Karekök Sapması (RMSE) değerleri, EBK yönteminde LPI'a göre pH, EC ve KDK için sırasıyla %9.5, %78.8 ve %25.6'lık bir azalış göstermiştir. LPI-Kireç yönteminde ise EBK'ya göre %28.4'lük RMSE iyileşmesi görülmüştür. Sonuçlar, EBK yöntemiyle elde edilen tahminlerin hata değerlerinin, LPI yöntemine kıyasla daha düşük olduğunu göstermektedir. Öte yandan, LPI yöntemi ile elde edilen tahmini pH ve kireç haritaları örneklem veri kümesine ait varyasyon katsayısına daha uyumludur. Çalışmanın ikinci bölümünde, makine öğrenme modellerinin eğitimi ve değerlendirilmesi için kullanılan referans verileri, en doğru tahmin makine öğrenme modeli, R2 değeri 0.74 olan XGBoostKil modeli ile elde edilmiştir. Bu üstünlük, XGBoostKil modelinin RMSE değerinin RFKil modeline kıyasla %21.36 ve CARTKil modeline kıyasla %44.5 oranında göreceli bir iyileşmesi ile kanıtlanmıştır. Benzer şekilde, kum ve silt içeriğinin tahmininde modellerin R2 değerleri XGBoostSilt ve XGBoostKum modelleri için sırasıyla 0.71 ve 0.75 idi. Dikkate alınan ortak değişkenler arasında, Normalize Edilmiş Oran Bitki Örtüsü İndeksi ve Eğim açısı, kil içeriği üzerinde en yüksek etkiye sahip idi (%21), onu Topografik Pozisyon İndeksi ve Basit Oran Kil İndeksi (%20) takip etmiştir. Arazi Engebelilik İndeksi ise en düşük (%18) etkiye sahip ortak değişken olarak tanımlanmıştır. Sonuçlar, Boruta gibi hesaplama tekniklerinin, dijital toprak haritalama için uygun bir değişken sayısını seçmede uygun seçenek olarak değerlendirilebileceğini göstermektedir. Bu araştırma, çevresel değişkene ihtiyaç duymadan hızlı ve etkin sayısal toprak haritalarının gerekli olduğu arazi yönetim uygulamalarına etkili bir biçimde mekânsal toprak bilgisi sağlaması açısından önem arz etmektedir.

Osman Abakay
Harran University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Şanlıurfa ilinde arıtılan içme suyu tesisinde elde edilen çamurların (toprakların) bazı fiziksel, kimyasal ve mineralojik özellikleri

Canlıların yaşam kaynağı olan su, biyolojik hayatın devamlılığını sürdüren en önemli maddedir. Canlılar su ihtiyaçlarını su kaynaklarından karşılar. Su kaynaklarından temin edilen sular, içme suyu arıtma tesislerinde arıtılarak sağlık koşullarına uygun hale getirilir. Ayrıca içme suyu arıtma tesislerinde çamurlar elde edilir. Bu araştırmada Şanlıurfa içme suyu arıtma tesisi çamurunun (toprağının) bazı fiziksel, kimyasal ve mineralojik özellikleri incelenmiştir. Şanlıurfa su arıtma tesisi çamurundan haziran, temmuz, ağustos, eylül ve ekim aylarında örnekler alınmıştır. Bazı fiziksel, kimyasal ve mineralojik analizler yapılmıştır. Numunelerin toprak reaksiyonu ortalama %7.3 olup nötr reaksiyondadır. EC değeri % 0.04-0.06 aralığında değişerek ortalama 0.05'tir. Organik maddesi %1.65-4.80 olup ortalama 3.49 ölçülmüştür. Kireç içeriği % 20.55-32.37 olup ortalama 26.99 saptanmıştır. Mineralojik analizlere göre toprak örneklerinde kaolinit, klorit, illit, smektit ve palygorskite killerine rastlanmıştır.

Zelal Özbek
Harran University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Yukarı Dicle Havzası topraklarının bazı fiziksel ve kimyasal özelliklerinin tahmininde görünebilir-yakın kızılötesi spektroskopi (VNIRS) ve makine öğrenme tekniklerinin kullanımı

Bitkisel üretimde birim alandan alınacak ürünün kalitesi ve verimi üzerine önemli etkileri olan kil, kum, silt, EC, kireç, Organik madde, Zn, Cu, Mn ve Fe elementlerinin en düşük ve en yüksek olduğu yerlerin rahatlıkla tespit edilebildiği yersel değişim haritaları, arazilerin doğru yönetilmesi ve girdilerin en uygun kullanımı açısından son derece yararlı araçlardır. Fakat bu analizlerin elde edilmesi zaman, maliyet, iş gücü vb. sorunlara yol açmaktadır bu sorunları ortadan kaldırmak için haritalamanın yanında NIRS (350nm-2500nm) analizinden de daha hızlı sonuçlar alınabilir. Bu çalışmada Yukarı Dicle Havzasında yer alan bazı toprakların yapılan geleneksel analizlerle ile VNIRS analizinin (350nm-2500nm) uygunluğu makine öğrenmesi kullanılarak araştırılması amaçlanmıştır. Bunun için Yukarı Dicle havzasında yer alan ve yaklaşık 1.000.000 ha'dan oluşan çalışma alanından 386 farklı noktadan ve 0-20 cm derinliğinden alınmış olan toprak örnekleri VNIRS ile taranmıştır. Bu işlem yapılırken NIRS okumaları 10-25-50 aritmetik ortalamalı gruplara ayrılarak toprak özeliğine göre en iyi ortalama ve Support Vektör Regresyon, Random Forest Regresyon, Decision Tree Regresyonu, XGBoost Regresyonu modelleri uygulanarak bu modeller arasında en iyi model belirlendi. Kil, Silt, Fe, Cu, Mn içerikleri için en iyi tahmin üreten aritmetik ortalamanın 50'li aritmetik ortalama olduğu ve en iyi modelin ise XGBoost regresyon olduğu görülmüştür. Ayrıca model doğruluğunu gösteren R2 ,RMSE ve RPD değerlerine bakıldığında sırasıyla kil içeriği için R2 değeri 0.93, RMSE değeri 0.02 ve RPD değeri de 3.92 , Silt içeriği için R2 değeri 0.95, RMSE değeri 0.02 ve RPD değeri de 4.32 , Fe içeriği için R2 değeri 0.95, RMSE değeri 0.02 ve RPD değeri de 4.49, Cu içeriği için R2 değeri 0.95, RMSE değeri 0.02 ve RPD değeri de 4.52 , Mn içeriği için R2 değeri 0.95, RMSE değeri 0.02 ve RPD değeri de 4.64 olduğu bulunup mükemmel tahmin üretimine sahip olduğu belirlenmiştir. Kum, Ec, Organik Madde, Kireç ve Zn bakıldığında ise en iyi tahmin üreten aritmetik ortalamanın 10'lu aritmetik ortalamaya sahip olduğu ve en iyi modelin ise XGBoost regresyon olduğu görülmüştür. Model doğruluk parametrelerine (R2 ,RMSE ve RPD) bakıldığında sırasıyla kum içeriği için R2 değeri 0.94, RMSE değeri 0.02 ve RPD değeri de 4.06, R2 değeri 0.94, Ec içeriği için RMSE değeri 0.02 ve RPD değeri de 4.13, Kireç içeriği için R2 değeri 0.94, RMSE değeri 0.02 ve RPD değeri de 3.95, Organik madde içeriği için R2 değeri 0.92, RMSE değeri 0.03 ve RPD değeri de 3.56, Zn içeriği için ise R2 değeri 0.95, RMSE değeri 0.02 ve RPD değeri de 4.51 olduğu bulunup mükemmel tahmin üretimine sahip olduğu belirlenmiştir. Ayrıca kil, kum, silt, EC, Kireç ve Organik madde analizleri daha önceden tubitak proje kapsamında belirlendiğinden, bu tez çalışması kapsamında eksik olan mikro besin elementi içerikleri belirlenmiş ve mesafeye bağlı değişim haritaları hazırlanmıştır.

Veysel Gökmen
Harran University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Adıyaman ilinde mera topraklarının bazı fiziksel, kimyasal ve mineralojik özellikleri

Hayvansal üretim amaçlı kullanılan alanların verimi yanlış kullanımlar nedeniyle azalmaktadır. Doğal meraların toprak verimliliğine en önemli katkılarından biri bitki besin maddelerinin kaynağını oluşturması diğer önemli katkısıda toprak ıslahı ve erozyon kontrolüdür. Mera alanları hayvansal üretimin ihtiyacı olan kaba yemin en uygun koşullarda sağlandığı ortamlardır. Hayvansal üretimin artırılması için mera topraklarının fiziksel, kimyasal ve hatta mineralojik açıdan özelliklerinin bilinmesi toprak kalitesi, üretkenliği ve sürdürülebilirliği açısından oldukça önemlidir. Bu çalışma ile, Adıyaman ilinde bulunan daha önceden tespit edilmiş farklı mera alanlarının toprak örneklerine ait yapılan analizler neticesinde; EC değeri 4,1 dS m-1 ile 0,68 dS m-1, organik madde %5,54 ile %2,16, pH 8,86 ile 7,86, kireç içeriği %32,47 ile %1,13 arasında bulunmuştur. X ray cihazı ile yapılan ölçümler sonucunda İllit, Kuvars ve Klorit minerallerinin tüm mera topraklarında değişken oranlarda yer aldığı tespit edilmiştir.

Mete Bozkurt
Harran University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çiftçi şartlarında farklı bitki yetiştirilen topraklarda bazı enzim aktivitelerinin mevsimsel değişimi

Enzimler, topraklardaki biyokimyasal aktivitelerin bir dizi reaksiyonunu hızlandıran önemli katalizörlerdir. Bu enzimler besin maddelerini parçalamak için toprak mikroorganizmaları tarafından salınan bileşenlerdir. Hem serbest hem de toprakların organik ve inorganik bileşenlerine bağlı olarak toprak çözeltisinde bulunurlar. Toprak enzimleri toprağın biyolojik aktivitesi ve verimliliğinde önemli bir rol oynar. Toprak verimliliği, toprak canlıları tarafından düzenlenirken, toprak biyokimyasal özellikleri de bu canlılar tarafından etkin bir şekilde düzenlenir. Bu nedenle toprakların fiziko-kimyasal özelliklerini belirlemeden önce biyolojik parametreleri de dikkate almak gereklidir. Bu amaç ile, Şırnak ili Cizre Ovasında çiftçi koşullarında farklı bitki deseni altında tarım yapılan toprakların üreaz, dehidrogenaz ve katalaz enzim aktiviteleri belirlenmiştir. İki farklı bitki toprağı ve üç tekerrürlü olarak örnekleme yapılmıştır.

Esma Köprülü
Harran University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Toprak tuzluluğunun amonyak emisyonu üzerine etkisi

Tarım alanlarında kullanılan azotlu gübreler, tarımsal kaynaklı amonyak emisyonlarının (NH3) ana kaynağını oluşturmaktadır. Bu emisyonlar, sadece verim kaybına neden olmakla kalmaz, aynı zamanda diğer sera gazlarının dolaylı emisyonlarına da yol açar. Azotlu gübrelerin kullanılması neticesinde ortaya çıkan NH3 emisyonları, toprak yüzeyinden buharlaşma yoluyla gerçekleşir ve bu, atmosfer ile toprak yüzeyi arasındaki konsantrasyon gradyanı ve NH3 taşıma direnci tarafından kontrol edilir. Toprak Ph, nem ve nitrifikasyon hızı değerleri, amonyak buharlaşma hızını kontrol eden ana faktörlerdir. Bu bağlamda, gübre ve toprak tipi etkileşimi, emisyon hızlarını kontrol etmede önemli bir rol oynayabilir. Çalışmamızda, iki farklı toprak tipi tuzsuz toprak (1.15 dS m-1) ve tuzlu toprak (35.80 dS m-1) ile üç farklı gübre tipi (amonyum sülfat, üre ve biyogaz atığı) karşılaştırıldı ve NH3 kayıpları, 32 gün boyunca robotik sürekli akış inkübasyon sisteminde ölçüldü. İnkübasyon çemberlerine yerleştirilen toprak numunelerinin nemi %75 su tutma kapasitesine getirildikten sonra çemberler hava geçirimsiz olacak şekilde kapatılmıştır. Denemede her iki toprak tipine azotlu gübre yapılmayan (kontrol), 15 kg N da-1 üre, amonyum sülfat veya biyogaz uygulaması yapılmıştır. Her iki toprak tipinde de azotlu gübre uygulamaları NH3 emisyonlarına neden olmuştur. Toprak tipleri kıyaslandığında özellikle tuzlu topraklarda amonyum sülfat ve biyogaz atığı uygulamaları, tuzsuz topraklara oranla daha yüksek NH3 emisyonuna neden olmuştur. Tuzluluğun toprakta nitrat oluşum süreci olan nitrifikasyon sürecini önemli oranda etkilediği bilinmektedir. Tamamlanan bu çalışmada toprak tuzluluğu NH3 emisyonu ilişkisinin özellikle uygulanan gübre formuna bağlı olduğu anlaşılmıştır.

Vasan Almarıe
Harran University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Şanlıurfa sulu koşullarda ekmeklik ve makarnalık buğday çeşitlerinde optik sensöre dayalı mevsim içi azotlu gübre kalibrasyonu

Buğday bitkisinin yetiştirilmesinde; çeşitlerin beklenenden daha yüksek tane verimi ve protein içeriği verebilmesi en uygun azotlu gübrelemeyle mümkündür. Fakat bölgeden bölgeye ve yıldan yıla azotlu gübreleme ihtiyacı farklılaşmaktadır. Dolayısıyla son yıllarda oldukça yaygınlaşan Mevsim İçi Azotlu Gübre Yönetim Sistemleri fazlasıyla önem taşımaktadır. Bu çalışma Mevsim İçi Azotlu Gübre Yönetim Sistemlerini kullanarak bölgemizde en uygun gübreleme yöntemini geliştirmek için yapılmıştır. Çalışma 2022 yılında Şanlıurfa Gap Tarımsal Araştırma Enstütüsüne ait Gündaş lokasyonunda yürütülmüştür. Çalışmada dört kışlık buğday çeşidi (Polathan, Serince, Edessa, İlkan) kullanılmıştır. Kullanılan çeşitlerin azot gübresine verecekleri tepkiler, spektral yansımaya dayalı bitki örtüsü indeksleri ölçülmüştür. Çalışmada GreenSeeker, SPAD cihazları ile ölçümler yapılmıştır. Deneme tesadüf bloklarında faktöriyel deneme deseninde ve 6 farklı (0,5,10,15,20,25) azot oranı ile yürütülmüştür. Normalize Edilmiş Fark Bitki Örtüsü İndeksi (NDVI), Zadoks 2.4 (kardeşlenme), Zadoks 3.0 (sapa kalkma başlangıcı), Zadoks 3.1 (sapa kalkma 1 boğum dönemi), Zadoks 3.2 (sapa kalkma 2 boğum dönemi) olmak üzere dört ayrı dönemde gerçekleştirilmiştir. Spektral okumaların beraberinde bitkide ve tanede protein analizleri, biyokütle analizleri yapılmıştır. Hasattan sonrada tane verimi hesaplanmıştır. Yaprak klorofil değeri ölçen SPAD metre sonuçlarına bakıldığında; dönemler arasından en yüksek Zadoks 3,0 ( sapa kalkma başlangıcı) döneminde (47,24) vermiştir. Çeşitlere bakıldığında; ilkhan çeşidi 20 kg N da en yüksek (48,37) değeri vermiştir. Fakat SPAD metre ölçümleri gerek kullanım zorluğu gerek de kullanıcını ölçüm farklılıkları nedeniyle mümkün oldukça gübre tavsiye yöntemlerinde kullanılmamaktadır. Tane verimin bağımlı değişken, mevsim içi verim tahminlerini (İNSEY) bağımsız değişken olarak alındığı regresyon analizleri yapılmıştır. En yüksek R2 değerleri sırasıyla Edessa çeşidi Zadok3.2(sapa kalkma 2 boğum oluşturma) döneminde (R2= 0,65) değeri vermiştir. Biyokütle bağımlı değişken, mevsim içi verim tahminlerini (İNSEY) bağımsız değişken olarak alındığı regresyon analizleri yapılmıştır. En yüksek R2 değerleri sırasıyla Edessa çeşidi Zadok3.0 (sapa kalkma başlangıcı) döneminde (R2= 0,958) değeri vermiştir. Verim Karşılık İndeksi ve NDVI Karşılık İndeksi arasında en yüksek korelasyon yine Zadoks 3.0 ve Zadoks 3.1 dönemlerinde verilmiştir ve bu tez çalışmasında edilen ve uygulanması en uygun dönem Zadoks3.0 dönemi olarak belirlenmiştir. Elde edilen denklemlerden en doğru tavsiyeyi verebilmek için bu tür çalışmaların daha çok yapılması gerekmektedir.

Mediha Yıldız Orhan
Harran University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00