Adipose tissue

102 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Abdominal yağ doku alanları ile mezenterik pannikülit ilişkisinin araştırılması

Mezenterik pannikülit (MP) etiyolojisinde obezite nin de suçlandığı bilgisayarlı tomografi (BT) ile genellikle insidental tanı alan mezen terin benign hastalığıdır. Bu çalışmanın amacı, BT ile tanı alan MP'nin BT ile belirle nen abdominal yağ doku alanları ile ilişkisini araştırmaktır. Çalışmaya dışlanma kri terleri sonrasında geriye kalan 48 erkek, 44 kadın toplam 92 hasta dahil edildi. Aynı yaş grubundaki 80 kişiden (40 erkek, 40 kadın) kontrol grubu oluşturuldu. MP'nin total adipoz doku (TAD), visseral adipoz doku (VAD), subkutan adipoz doku (SAD) ve VAD/SAD oranı ile ilişkisi her iki cinsiyet için ayrı ayrı değerlendirdi. Abdominal yağ doku alanları özel bir iş istasyonu kullanılarak L2–3 intervertebral disk aralığın daki tek bir aksiyel kesit üzerinde serbest el tekniğiyle TAD ve VAD konturunun ma nuel olarak çizilmesiyle belirlendi. SAD alanı, VAD alan değerinin TAD alan değe rinden çıkarılmasıyla hesaplandı. Kadın hastalarda TAD ve VAD alanı kontrol gru bundan daha yüksekti (p=0.002, p=0.0001, sırasıyla). Erkek hastalarda hem TAD, hem VAD hem de SAD alanları kontrol grubuna göre daha yüksekti (p=0.002, p=0.01, p=0.001, sırasıyla). Kadın hastalarda VAD için kesim değeri 146,29 cm2 , TAD için 403,03 cm2 bulundu. Erkek hastalarda TAD, VAD ve SAD için kesim değerleri sıra sıyla 404,63 cm2 , 228,79 cm2 , 149,08 cm2 bulunmuştur. Erkek hastalarda VAD/SAD oranı daha düşükken (p=0.04), kadın hastalarda VAD/SAD oranı daha yüksekti (p=0.001). Sonuç olarak kadın hastalarda artmış TAD ve VAD alanı, erkek hastalarda artmış TAD, VAD ve SAD alanı; kadın hastalarda artmış VAD/SAD oranı ile erkek hastalarda azalmış VAD/SAD oranı MP ile ilişkilidir.

Adipoz dokuKarın yağıPannikülit+1
Farıd Valıaghayev
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

14-18 yaş grubu gençlerin vücut yağ yüzdesi, vücut kitle indeksi, fiziksel aktivite ve beslenme alışkanlıklarının araştırılması

Bu çalışmada ergenlik dönemindeki gençlerin vücut yağ yüzdeleri, vücut kitle indeksleri, fiziksel aktivite ve beslenme alışkanlıklarının araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla 2009-2010 eğitim ve öğretim yılı bahar döneminde çalışmanın yapılacağı okullara gidilerek çalışmaya katılacak yeterli sayıda gönüllü öğrencinin bulunup bulunmadığı okul idaresi ve beden eğitimi öğretmenlerinin yardımıyla bir ön çalışma neticesinde belirlenmiştir. Çalışmaya düzenli olarak spor yapmayan ve fiziksel olarak her hangi bir engeli bulunmayan gönüllü öğrencilerin katılması sağlanmıştır. Ölçümler Şubat ve Haziran aylarında yapılmıştır. Yapılacak çalışma ile ilgili olarak okul idareleri ayrıntılı olarak bilgilendirilmiştir. Ölçümlerde fiziksel aktivite tespiti için pedometreler, beslenme alışkanlıkları için bilgi formları, vücut yağ yüzdeleri ve VKİ değerleri için bio empedans yöntemi kullanılmıştır. İstatistiksel yöntem olarak öncelikle verilerin normal bir dağılıma sahip olup olmadığını belirlemek için Kolmogorov-Simirnov testi uygulandı. Veriler normal dağılım gösterdiğinden parametrik testler kullanılmıştır. Araştırmamızda bağımlı değişkenlerinin (adım sayısı, kat edilen mesafe, VKİ, vücut yağ yüzdesi ve alınan enrji) karşılaştırılmalarında T Testi, VKİ gruplarına göre karşılaştırmalarında ise One Wey Anova Testi uygulanmıştır (p=0.05). Çalışma sonucunda, deneklerin cinsiyetlerine göre vücut yağ yüzdelerinin arasında anlamlı bir fark olduğu (T;-4,46, P<0.05), cinsiyetlerine göre VKİ'leri arasında anlamlı bir fark olmadığı (T;-1,19, P<0.05), cinsiyetlerine göre Adım Ortalamaları arasında anlamlı bir fark olmadığı (T;-0,49, P<0.05), cinsiyetlerine göre kat ettikleri mesafeler arasında anlamlı bir fark olmadığı (T;-0,49 ,P<0.05), cinsiyetlerine göre günlük aldıkları enerji miktarları arasında anlamlı bir fark olduğu (T;-0,24, P<0.05), deneklerin kilo gruplarına göre vücut yağ yüzdesi ortalamalarının anlamlı bir şekilde farklılaştığı (F; 21,618, p<0.05), kilo gruplarına göre günlük adım ortalamalarının anlamlı bir şekilde farklılaşmadığı (F; 0,972, p>0.05), kilo gruplarına göre kat edilen mesafe ortalamalarının anlamlı bir şekilde farklılaşmadığı (F; 0,972, p>0.05) ve kilo gruplarına göre alınan enerji ortalamalarının anlamlı bir şekilde farklılaşmadığı görülmüştür (F; 1,437, p>0.05). Bu çalışmada elde edilen sonuçlar daha önceden yapılmış çalışmaları destekler nitelik taşımaktadır. Cinsiyete göre vücut yağ yüzdelerindeki faklıların ergenlik döneminin özelliği olmasından ve kilo gruplarına göre vücut yağ yüzdelerinin farklılaşmasının yağ yüzdesi ve kiloluluk durumları arasında doğru orantılı bir ilişki olmasından kaynaklanabilir. Farklılaşmanın görülmediği sonuçların ise eğitim kurumunun özelliğinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Eğitim kurumunun etkisinin ortadan kaldırılmasında ikili eğitim yapan kurumlarda benzer çalışmaların yapılması yararlı olabilir.Anahtar Kelimeler: Fiziksel Aktivite, Beslenme, Vücut Kompozisyonu.

Adipoz dokuBeslenme alışkanlıklarıErgenler+4
Hüseyin Yıldız
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Kılıç epe ve flöre dallarında üst düzeyde spor yapan bayan ve erkek eskrimcilerin temel biyomotor dayanıklılık ve vücut yağ yüzdelerinin araştırılması

Bu çalışmanın amacı; Üst düzeyde spor yapan bayan ve erkek eskrimcilerin temel biyomotor, dayanıklılık, reaksiyon zamanı ve vücut yağ yüzdelerinin araştırılmasıdır.Bu araştırmada Milli Eğitim Bakanlığı ve Eskrim Federasyonu tarafından 2010 yılı içersinde düzenlenen Türkiye Şampiyonalarına epe, flöre ve kılıç dallarında katılan yıldız ve genç eskrimciler çalışma evreni olarak belirlendi. 2010 Yılı Nisan ve Mayıs aylarında düzenlenen şampiyonalara katılan Yıldızlar kategorisinde 60'ı yıldız (24 kız, 36 erkek) ve 60'ı genç (34 kız, 26 erkek) olmak üzere 120 sporcu çalışma grubu olarak belirlendi. Çalışmaya gönüllü olarak kılıç dalında 41 (23 kız, 18 erkek), epe dalında 43 (18 kız, 25 erkek) ve flöre dalında 36 (17 kız, 19 erkek) denek gönüllü olarak katıldı. Araştırma kapsamında bayan ve erkek eskrimcilerin temel biyomotor, dayanıklılık, reaksiyon zamanı ve vücut yağ yüzdeleri belirlemeye yönelik ölçümler alındı. Biyomotor testler için deneklerin; 20 metre Koşu, Uzan Eriş Testi, Dinamik çabukluk testi, Sağ- Sol El Kavrama Testi, Dikey Sıçrama, Durarak Uzun Atlama ölçümleri alındı. Deneklerin dayanıklılıklarını belirlemek için shuttle-run testi uygulandı. Sport Expert marka MPS-501 (multi purpose system) aleti ile deneklerin reaksiyon süreleri belirlendi. Deneklerin vücut yağ yüzdelerini belirlemek için Pazu (Biseps), Arka kol (Triseps), Kürek kemiği altı (Sub-Skapula) ve Kalça üstü (Supra-Illiak) bölgelerinden antropometrik ölçümler alındı. Vücut Yağ yüzdelerini hesaplamada Durnin Womersley formülü uygulandı. İstatik yöntem olarak iki grup arasındaki farklılıkları belirlemede ? =0.05 anlamlılık düzeyinde bağımsız iki grup için t-testi, eskrim dalları arasındaki farklılıkları belirlemede tek yönlü varyans analizi, eskrim dalı-cinsiyet-yaş grubuna bağlı farklılıkları belirlemede ise ? =0.05 anlamlılık düzeyinde çift yönlü varyans analizi uygulandı. Varyans testlerinde önemli bulunan farklılıklar için ise ikinci seviye testi olarak Tukey's HSD testi uygulandı.Test sonuçları; Yıldız-Genç, Kız-Erkek ve Eskrim Dalı (Kılıç, Epe, Flöre) faktörlerine bağlı olarak grupların temel biyomotor (P<0.05), dayanıklılık (P<0.05), reaksiyon zamanı (P<0.05)ve vücut yağ yüzdeleri arasında (P<0.05) önemli farklar olduğunu gösterdi.Bu çalışmadan elde edilen bulgular; yaş, cinsiyet ve çalışma süresinin eskrimcilerin temel biyomotor, dayanıklılık, reaksiyon zamanı ve vücut yağ yüzdeleri üzerinde etkili olduğunu göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Eskrim, Epe, Flöre, Kılıç, Dayanıklılık, Vücut Yağ Yüzdesi, Reaksiyon Zamanı

Adipoz dokuEskrimFiziksel dayanıklılık+5
Betül Altınok
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Health Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Capsaıcın'in yağ doku kökenli mezenkimal kök hücreler üzerine etkisi

Canlı organ ve dokularda, kaynak hücre olarak uzun süre canlığını sürdüren, kendini yenileyebilen, farklılaşarak diğer doku hücrelerine dönüşebilen, henüz farklılaşmamış hücreler kök hücre olarak tanımlanır. Erişkin memeli canlıdaki mezenkimal kök hücreler (MKH) kolaylıkla ve yüksek oranda bulunan multipotent kök hücrelerdir. Kırmızı acı biberin etken maddesi olan Capsaicin (8-methyl-N-vanillyl-trans-6-nonenamide) (CAP), alkoloid yapıya sahiptir. Günümüz koşullarında farklı kullanım alanlarına sahip kırmızı acı biber, başlangıçta gıda katkı maddesi olarak kullanılmıştır. CAP'ın 19. yüzyıldan itibaren analjezik etkisinden yararlanılmaya başlanmıştır. Günümüzde araştırma ve ilaç sektöründe kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında; sıçan yağ dokusundan elde edilen mezenkimal kök hücrelerine farklı doz ve sürelerde uygulanan Capsaicin'in, Ki-67 antikoru ile proliferasyonuna, kök hücre yüzey işaretleyicileri (cluster differentiation CD), CD90, CD105, CD45 ve CD11b ile fenotipik karakterizasyonuna ve MTT testi ile hücre sağ kalımına olası etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Mezenkimal kök hücre (MKH) izolasyonu sonucu elde edilen pasaj 3 hücrelerinin CD90 ve CD105 antikorları ile pozitif; CD11b ve CD45 antikorları ile negatif immunreaksiyonu tanımlandı. Aynı zamanda pasaj 3 hücrelerinin osteoblast, kondroblast ve adiposit hücrelerine farklılaştırmaları gerçekleştirildi. Daha sonra pasaj 3 MKH hücrelerine 0, 5, 10, 25, 50, 100, 150 µM CAP dozları 24 ve 48 saat süre ile uygulandı. Bu hücrelerin MKH özelliklerine CAP'ın etkisi; Ki-67, CD90, CD105, CD11b ve CD45 antikorlarının immunreaksiyonları ile değerlendirildi. CAP uygulamasının hücrelerdeki sağ kalım düzeyi ise MTT testi ile incelendi. Sonuç olarak; yağ doku kökenli pasaj 3 mezenkimal kök hücrelerinde; 24 saat süre ile 5, 10 ve 25 µM CAP dozlarının mezenkimal kök hücre fenotipini değiştirmeden kök hücre proliferasyonunu ve kök hücre sağ kalımını arttırdığı saptandı. Ancak 24 ve 48 saatlik 50 µM ve üzeri uygulanan CAP dozlarının hücresel farklılaşmayı indüklediği, hücre canlılığı ve proliferasyonu azalttığı belirlendi.

Adipoz dokuKapsaisinKapsaisinoidler+2
Ece İncebıyık
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Oral yolla alınan capsaisinin yağ dokudaki adipokin ekspresyonu üzerine etkileri

Capsaicin, acı kırmızıbiberin etken maddesidir. Capsaicin alınımının hem lipolizi stimule ederek hem de lipogenezi engelleyerek yağ dokusunu azaltabileceği düşünülmektedir. Adipokinler hücreden hücreye sinyal taşıyıcı proteinlerdir ve yağ dokusundan salınırlar. Santral ve periferde görev almakla birlikte bu görevler santralde iştah ve enerji tüketimini düzenlemek iken periferde insülin duyarlılığı, oksidatif kapasite ve lipid alımını etkilemektir. Çalışmamızda, Capsaicinin sıçanlarda yağ dokusundaki bazı adipokinlerin ekspresyonu üzerine olabilecek etkilerinin immunohistokimyasal boyama yöntemi ile belirlenmesi amaçlandı. Deney grubu (n:10) % 0,04 oranında capsaicin içeren yem ile, kontrol grubu (n:10) ise standart sıçan yemi ile beslendi. Sıçanlar, 60 gün sonunda, canlı ağırlıkları tartılıp sırasıyla; deri altı, testiküler, visseral yağ dokusu ve kahverengi yağ dokusu örnekleri alındı. Tüm gruplara ait dokularda immunohistokimya yöntemi ile leptin, adiponektin, TNFα ve visfatin ekspresyonu yapıldı. Leptin için bakıldığında deney grubunda özellikle testiküler yağ doku (TY) ve visseral yağ dokuda (VY) kontrol grubuna oranla daha az boyanma görüldü. TNFα için, deney grubunda SY ve KY dokularında deney grubunun kontrol grubuna oranla daha yoğun boyandığı tespit edilirken, TY ve VY dokularında daha az boyanma görüldü. Adiponektin için, kontrol ve deney grupları arasında dikkate değer bir farklılık gözlenmemesine karşın sadece SY dokusunda deney grubunun daha fazla boyandığı tespit edildi. Visfatin için, KY dokusunda 2 grup arasında dikkate değer bir farklılık görünmezken, TY, VY ve SY dokularında deney grubunun kontrole oranla daha yoğun boyandığı görüldü. Sonuç olarak; Capsaicin, hem beyaz hem de kahverengi yağ dokusunu ve bu dokularda sentezlenen bazı adipokinleri (adiponektin, leptin, TNF- α ve visfatin) uyararak, ekspresyonlarında değişikliğe sebep olmuştur. Anahtar Kelimeler: Capsaisin, Adipokin, Beyaz yağ dokusu, Kahverengi yağ dokusu

AdipokinlerAdipokinlerAdiponektin+7
Merve Demiroğlu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Lipödemli hastalarda gövde stabilizasyon egzersizlerinin postüral stabiliteye etkisi

Çalışmamızın amacı, lipödemli hastalarda aktif eklem hareket açıklığı egzersizlerine ek olarak verilen gövde stabilizasyon egzersizlerinin vücut kompozisyonu, ağrı, ödem, gövde enduransı, fonksiyonel kapasite ve postüral stabiliteye olan etkisini incelemektir. Lipödem, kalça ve bacakların simetrik büyümesi olarak görülen, çoğunlukla kadınları etkileyen kronik, ilerleyici bir adipoz doku bozukluğudur. Çalışmaya yaş ortalaması 53,06±7,92 yıl olan, alt ve üst bacak tipi lipödem tanısı alan 32 kadın olgu dahil edildi. Olgular deney (n=17) ve kontrol (n=15) grubu olarak iki gruba ayrıldı. Çalışmaya dahil edilen tüm olgular 6 hafta süresince haftanın 2 günü fizyoterapist gözetiminde, 5 günü ev programı olacak şekilde egzersiz programına alındı. Kontrol grubunun fizyoterapi programı aktif eklem hareket açıklığı egzersizlerinden, deney grubunun fizyoterapi programı ise aktif eklem hareket açıklığı egzersizlerine ek olarak gövde stabilizasyon egzersizlerinden oluşmaktaydı. Tüm olguların demografik bilgileri kaydedildikten sonra, ekstremite hacmi (çevre ölçümü), vücut kompozisyonu analizi, gövde enduransı, ağrı (Vizüel analog skala), postüral stabilite (Biodex Balance System®) ve fonksiyonel kapasiteleri (6 dakika yürüme testi) değerlendirildi. Altı hafta süren tedavi programı sonrasında tüm değerlendirmeler tekrarlandı. Verilerin istatistiksel analizi için SPSS 21.0 programı kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edildi. Çalışmamızın sonucunda her iki grupta da grup içi değerlendirmede ağrı, çevre ölçümü ve 6 dakika yürüme testi değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir iyileşme bulundu (p<0,05); ayrıca vücut kompozisyonu, gövde enduransı ve postüral stabilite değerlendirmesinde ise sadece deney grubunda anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Gruplar arası değerlendirmeye bakıldığında; postüral stabilite, vücut kompozisyonu, gövde enduransı, çevre ölçümü, 6 dakika yürüme mesafesi değerlerinde deney grubu istatistiksel olarak daha üstün bulundu (p<0,05). Ağrı skorlarında ise iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Alt ve üst bacak tipi lipödemi olan hastalarda, aktif eklem hareket açıklığı egzersiz programına ek olarak uygulanan gövde stabilizasyon egzersizlerinin postüral stabilite üzerine etkilerini karşılaştırmak üzere planlanan çalışmamızın sonucunda alt ve üst bacak tipi lipödemli hastalarda aktif eklem hareket açıklığı egzersiz programının ağrının azaltılmasında etkili olduğu, aktif eklem hareket açıklığı egzersizlerine ilave edilen gövde stabilizasyon egzersizlerinin ise ekstremitenin volümünün azaltılması ve fonksiyonel kapasitenin arttırılmasında, vücut kompozisyonu düzeltmede, gövde enduransı ve postüral stabiliteyi geliştirmede daha etkin bir yöntem olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Lipödem, egzersiz, ağrı, gövde stabilizasyonu, postüral stabilite

Adipoz dokuAğrıBeden+6
Güler Demircan
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Donör alana trombositten zengin plazma infiltrasyonunun alınan yağ grefti eldesi üzerindeki etkisi

Giriş: Plastik cerrahide, yağ grefti uygulamaları sık yapılan işlemlerdendir. Mevcut yağ greftinin alıcı alandaki sağ kalım oranını arttırmak için yapılan çok sayıda çalışma vardır. Donör alandaki yağ dokusunun alımı öncesinde, bu bölgeden alınacak greftin sağ kalımını arttırmak için, donör alandaki yağ dokusunun biyolojik faktörlerle uyarılması ve ''priming'' sürecinden geçirilmesinin, literatürde yapılmamış olduğunu yaptığımız taramalarla saptadık. Çalışmamızda; sıçanlarda donör alana uygulanan trombositten zengin plazma infiltrasyonunun (TZP) alınan yağ grefti eldesi üzerinde oluşturduğu değişikliklerin ve yağ greftinin sağ kalımına etkisinin çeşitli parametreler kullanılarak ortaya konulması amaçlanmıştır Yöntem: Çalışmaya 30 adet, ağırlıkları 300-350 gr arasında değişen, erkek Sprague-Dawley tipi sıçanlar her grupta n6 sıçan olacak şekilde random olarak 4 gruba bölündü. 6 sıçan ise TZP hazırlamak için kullanıldı. Kontrol grubuna serum fizyolojik, çalışma grubuna ise TZP uygulaması yapıldı. Uygulama sonrası, kontrol ve TZP grubunun yarısı 1. haftada, diğer yarısı ise 2. haftada olmak üzere sol ingunal yağ yastıkçığından yağ grefti örnekleri alınarak sakrifiye edildi. Alınan yağ grefti örnekleri üzerinde, histolojik analiz (ışık mikroskopu ve immünohistokimyasal incelemede, yağ dokusu histolojik görünümü, inflamasyon durumu, fibrotik değişiklikler, damar sağlığı ve sayısı açısından) ve biyokimyasal analiz ile (IL-1β, IL-6, TNF-α, EGF, VEGF, CK18-M30, TAS ve TOS düzeylerinin ELISA kitleri ile ölçümü) değerlendirildi. İstatistiksel analizler için SPSS Windows Version 24.0 paket programında, Shaphiro- Wilk, Student t ve Mann Whitney U testi kullanıldı. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmamızda IL-1β, IL-6, TNF-α gibi proinflamatuar belirteçlerin seviyeleri, TZP grubunda, 1. ve 2. haftada, kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük saptandı (p<0.05). VEGF ve EGF seviyeleri, TZP grubunda, 1. ve 2. haftada, kontrol grubuna göre yüksek saptandı (p<0.05). CK18-M30 seviyeleri, TZP grubunda, 1. ve 2. haftada, kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük saptandı (p<0.05). Kontrol grubunun TOS değerlerinin, TZP grubunda gözlenen değerlere kıyasla, 1. haftada, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (p=0,002). Fakat 2. hafta gözlenen TOS değerlerinin her iki grupta benzer olduğu saptandı (p=0,180). TZP grubunun TAS değerlerinin, kontrol grubunda gözlenen değerlere kıyasla, her iki haftada da istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Kontrol grubunun OSI değerlerinin TZP grubunda gözlenen değerlere kıyasla her iki haftada da istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Histolojik incelemelerde, 1. hafta TZP grubu yağ dokularına ait kesitlerinin kontrol grubuna göre daha fazla damar içerdiği görüldü. 1. hafta TZP grubu yağ dokularına ait kesitlerde, sağlam yağ dokusu alanlarının dışında, kontrol grubuna oranla, daha az dejenere olan yağ doku alanları ve çevresinde nekroze alanlar görüldü. İnflamasyon belirtisi olan, inflamatuvar hücre infiltrasyonu izlenmedi. Kontrol grubuna göre daha sınırlı ve daha az alanda fibrotik bağ dokusu görüldü. 2. hafta TZP grubu yağ dokularına ait kesitlerde, sağlam yağ dokusunun azaldığı ve nekroze doku alanlarının arttığı dikkati çekti. Fibrotik bağ dokusu olduğu izlendi, ancak 2. hafta kontrol grubu kadar belirgin bir artış yoktu. İnflamasyon belirtisi olan inflamatuvar hücre infiltrasyonu izlenmedi. Sonuç: Çalışmamızda; bakılan mevcut parametrelerden yola çıkarak elde edilen sonuçlara göre istatiksel açıdan TZP grubunda kontrol grubuna göre oksidatif strese daha dayanıklı, apoptozis oranı daha az, neovaskülarizasyon potansiyeli daha yüksek, inflamasyondan daha az etkilenen yağ hücrelerine ait bulgular ortaya çıkması ve özellikle 1. haftadaki değerlerin daha dramatik olması, bizleri ''delay'' süresi için 1 haftanın yeterli olacağı düşüncesine götürdü. Mevcut çalışmamızın ortaya koyduğu verilerin, yağ grefti uygulamalarında farklı bir bakış açısı kazandıracağını ve yağ greftinin sağ kalımı bakımından yeni çalışmaların kapılarını açacağını düşünmekteyiz.

Adipoz dokuCerrahi-plastikDonörler+5
Ufuk Durgun
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçanlarda silikon implant etrafında kapsül oluşumuna otojen yağ dokudan elde edilen mezenkimal kök hücrelerin etkisinin araştırılması: Sıçan modelinde deneysel çalışma

Bu çalışmada, Otojen yağ dokudan elde edilen mezenkimal kök hücrelerin silikon etrafındaki kapsül oluşumuna etkisini araştırdık. Çalışmada 270-310 gr ağırlığında 16 adet Wistar Albino cinsi sıçan kullanıldı. Denekler deney ve kontrol grubu olmak üzere eşit sayıda iki gruba ayrıldı. Tüm grupların pektoral bölgesinde protez kadar poş açılarak cilt altına silikon implantlar yerleştirildi. Grup 1 için herhangi bir uygulama yapılmazken Grup II için 40 milyon/cc hücre bulunan süspansiyon silikonun olduğu poşa enjekte edildi. Tüm gruplardan ameliyattan 8 hafta sonra protezler çıkarıldı. Oluşan kapsül iki tabaka halinde çıkarılarak histopatolojik değerlendirmeye alındı.Morfometrik değerlendirme ile kapsül kalınlığı hacimsel ölçüldü, immunohistokimya yapılarak prokollajen?kollajen miktarına bakıldı ve Masson Trikrom boyama ile ışık mikroskopisi yapıldı. Grup I ile Grup II arasında morfometrik değerlendirmede kapsül kalınlığı açısından anlamlı farklılık görüldü (p?0,032). Grup II'de prokollogen-kollogen miktarı düşük bulundu. Işık Mikroskopisinde ise Grup II de neoanjiogenez yüksek olduğu saptandı.Bu çalışmada, 40 milyon/cc mezenkimal kök hücre kullanılarak silikon implant etrafında kapsül oluşumunu azalttığını ve silikon implantın yabancı cisim reaksiyonu oluşturmadığını saptadık.

Adipoz dokuDeriKök hücreler+5
Fatma Nilay Yoğun
Bezmialem Vakıf University
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Medikolegal otopsilerde sağ ventrikül yağlanmasının histokimyasal ve immünohistokimyasal yöntemlerle değerlendirilmesi

öz Adli Tıpda, Ani-Beklenmedik-Şüpheli ölümler önemli bir yer tutmakta ve bu ölümlerin yaklaşık yansı doğal nedenlerle oluşmaktadır. Kalp patolojileri bu tür ölümlerde ön sıralarda yer almaktadır. Son yıllarda kalp hastalıkları arasında Aritmojenik Sağ Ventriküler Displazi veya Arimojenik Sağ Ventriküler Kardiyomyopati de yer almakta ve ani genç ölümlerinden sorumlu tutulabilmektedir. Hastalığın morfolojik tanısı ile ilgili karşıt görüşler ileri sürülmektedir. Patognomonik olduğu ileri sürülen morfolojik bulgulara, günlük çalışmalar sırasında sıkça rastlanabilmesi ve sağ kalp morfolojisinin ortaya konulabilmesi amacıyla bu çalışma planlanmıştır. Bu çalışmada rastgele seçilen 30 yaş altı, 32 adli otopsi olgusunda sağ kalp myokardmdan alınan örnekler, Hematoksilen&Eosin, PAS, Van Gieson, Trikrom ve Lieb'in kristal violet histokimyasal boya yöntemleri yanısıra, S-100, Desmin, Myosin ve Actin antikorlarının Avidin-Biotin immunoenzimatik tekniği ile ışık mikroskopik olarak değerlendirilmiştir. Bu örneklerde adipö doku miktarı, GradeO'dan lll'e kadar derecelendirilmiştir. Hiç bir olguda myokardda özel madde birikimi saptanmamıştır. Hafif şiddette, normal dokunun içeriği olabilecek, fibröz doku bantları izlenmiş, Actin ile belirgin damar endotel boyanışı dışında, diğer immunoenzimatik yöntemler negatif boyanış özelliği göstermişlerdir. Aritmojenik Sağ Ventriküler Displazi morfolojisi, rastgele seçilen otopsi olgularında da izlenebilmektedir. Bu morfoloji anatomik varyant olabilir. Yalnızca morfolojiye dayanarak Aritmojenik Sağ Ventriküler Displazi tanısına ulaşılması güçtür. Morfolojinin geniş serilerde sağ kalp myokardının değerlendirilmesi ile tanımlanabileceği kanaatindeyiz. VIIIANAHTAR SÖZCÜK Aritmojenik Sağ Ventrikül Displazisi, Otopsi, Adli Patoloji, Histokimya, İmmunohistokimya. * Bu çalışma Çukurova Üniversitesi Araştırma Fonu tarafından desteklenmiştir. IX

Adipoz dokuVentriküler fonksiyon-sağ
Mete Korkut Gülmen
Çukurova University · Institute of Health Sciences
1997
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Eksojen obezi̇te tanisiyla taki̇p edi̇len hastalarin tedavi̇ başarisinin değerlendi̇ri̇lmesi̇

Amaç: Bu çalışmanın amacı, prepubertal evredeki eksojen obezite tanılı kız ve erkek çocukların tedavisinde, yoğun izlemin yaşam stili değişikliklerinin hayata geçirilmesini kolaylaştırarak eksojen obezite tedavisinin başarı oranını artırıp artırmadığını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya 4-9 yaş arasındaki prepubertal 42 obez hasta dahil edildi. Hastalar Standart İzlem Grubu ve Yoğun İzlem Grubu olarak iki gruba rastgele ayrıldı. İki grubun ağırlık, boy, beden kitle indeksi (BKI), bel çevresi, beden yağ oranı ve biyokimyasal parametreleri değerlendirildi. Her iki gruptaki hastalar için bireysel beslenme planı oluşturuldu. Standart İzlem Grubundaki hastalar için egzersiz önerilerinde bulunarak, rutin klinik uygulamamızda olduğu gibi 6 ay sonra kontrole çağrıldı. Yoğun İzlem Grubundaki hastalar için egzersiz koçu tarafından bireysel egzersiz planı oluşturuldu. Yoğun İzlem Grubundaki hastalar 6 ay süreyle aylık olarak kontrole çağrıldı. Her kontrolde ağırlık, boy, BKI, bel çevresi ve beden yağ oranı ölçüldü. Beslenme ve egzersiz programına uyum kontrol edildi. Altıncı ayın sonunda her iki grup tekrar değerlendirildi ve karşılaştırıldı. Sonuç: Yoğun İzlem Grubunda, Standart İzlem Grubuna göre istatiksel olarak anlamlı bir şekilde BKI, bel çevresi ve beden yağ oranı ölçümlerinde iyileşmeler gözlendi. Bu sonuçlar, obezite yönetiminin günümüzdeki ana unsuru olan yaşam stili değişikliklerinin hayata geçirilmesindeki zorlukları ve bu zorlukların aşılmasında ailenin katılımı, diyet uzmanı ve egzersiz koçu gibi profesyonellerin desteği ve pozitif güdüleme ile aşılabileceğini göstermektedir.

Adipoz dokuBeslenmeDiyet+4
Gül Şeker
Çukurova University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçanlarda rekombinant insan epidermal büyüme faktörü ile ön koşullandırmanın yağ grefti yaşayabilirliğine olan etkisinin araştırılması

Giriş ve Amaç: Plastik estetik ve rekonstrüktif cerrahi pratiğinde doku hacminin arttırılmasında, skar düzeltilmesinde, vücut konturlarının şekillendirilmesinde ve vücut gençleştirme gibi alanlarda yağ greftleri sıkça kullanılmaktadır. Otolog yağ grefti uygulamalarının avantajları, kolay elde edilebilir olması, kolay uygulanması, tekrarlanabilir olmasıdır. Otolog doku olması nedeniyle doku yabancı cisim reaksiyonları ile karşılaşılmamaktadır (1,2). Her zaman hedeflenilen hacmin elde edilememesi, öngörülemeyen yağ grefti kayıplarının olması ise en büyük dezavantajlarıdır. Yapılan araştırmalara göre otolog yağ grefti uygulamaları sonrasında değişen oranlarda rezorbsiyonların olduğu izlenmiştir (3,4). Otolog yağ greftindeki adiposit yaşayabilirliğini artırmak için çok sayıda çalışmalar yapılmıştır (5). Fakat plastik, estetik ve rekonstrüktif cerrahi uygulamalarında kabul edilmiş standart bir uygulama henüz yoktur (3). Yağ grefti sağkalımını arttırmak için alıcı sahada neovaskülarizasyonu artırmak gerektiği düşünülmektedir (6). Epidermal büyüme faktörünün (EGF) neovaskülarizasyonu arttırarak otolog yağ grefti sağkalımını arttırdığı bilinmektedir fakat literatürde rekombinant insan epidermal büyüme faktörü (rhEGF) ile yapılacak olan ön koşullandırmanın otolog yağ greft yaşayabilirliğine olan etkisi üzerine çalışma yapılmadığı görülmüştür (6). Bu çalışmada literatürdeki sıçan modellerine uygun olarak yağ grefti uygulamasından 1 hafta önce interskapuler bölge dorsaline rhEGF uygulanarak yapılacak ön koşullandırmanın yağ greftinin yaşayabilirliğine olan etkisi araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: 24 adet Wistar Albino cinsi olan ve ağırlıkları 300±50 gram olan erkek sıçanlar kullanıldı. Sıçanlar randomize olarak n=8 olacak şekilde 3 gruba ayrıldı. 1. gruptaki sıçanların sağ inguinal bölgesinden alınarak hazırlanan tek parça halindeki 0.5 gr yağ grefti interskapuler bölge dorsalinde cilt altında hazırlanan poşa yerleştirildi. 2. gruptaki sıçanların interskapüler bölge dorsalinde cilt altına 0.5 cc rhEGF subkutan olarak uygulandıktan 1 hafta sonra sağ inguinal bölgeden hazırlanan 0.5 gr yağ grefti interskapuler bölgede cilt altında oluşturulan poşa yerleştirildi. 3. gruptaki sıçanların interskapuler bölge dorsalinde cilt altına 0.5 cc %0.9 serum fizyolojik subkutan olarak uygulandıktan 1 hafta sonra sağ inguinal bölgeden hazırlanan 0.5 gr yağ grefti interskapuler bölge dorsalinde oluşturulan poşa yerleştirildi. 3 grupta yer alan sıçanların yağ greftleri yerleştirildikten 8 hafta sonra cilt altı poşlardan çıkartılıp ağırlık ve hacimleri ölçüldü. Tüm gruplardaki deneklerin yağ greftlerinde normal adiposit varlığı, fibrozis, inflamasyon, vasküler yoğunluk, nekrozis, kist-vakuol oluşumu histopatolojik olarak incelendi. Hacim ve ağırlık karşılaştırması, histopatolojik verilerin değerlendirilmesi istatistiksel olarak yapıldı. Bulgular: 3 grup arasında deneklerden elde edilen yağ greftlerinin ağırlıkları istatistiksel olarak karşılaştırıldığında anlamlı fark bulunmadı (p=0,579). Histopatolojik verilerin istatistiksel analizinde kist-vakuol oluşumu, inflamasyon, normal yağ dokusu oran arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Nekrozis, fibrozis ve vasküler yoğunluk açısından 3 grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızın sonucunda rhEGF ile yapılan ön koşullandırma ile yağ greftlerinin yaşayabilirliği değerlendirildiğinde 8. hafta sonunda greft ağırlıkları, normal yağ dokusunun oranı, kist-vakuol şiddeti ve inflamasyon şiddeti açısından anlamlı sonuç bulunmazken, nekrozis, fibrozis ve vasküler yoğunluk oranları açısından anlamlı sonuçlar bulunmuştur. Çalışmamızda rhEGF ile yapılan ön koşullandırma sonucunda yağ greftinin vasküler yoğunluk şiddetinin azaldığı, nekrozis ve fibrozis şiddetinin arttığı görülmüştür. Bu nedenle rhEGF ile yapılacak ön koşullandırmanın yağ grefti yaşayabilirliğini arttırmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: yağ grefti, yağ grefti sağkalımı, rekombinant insan epidermal büyüme faktörü

Adipoz dokuCerrahi-plastikEpidermal büyüme faktörü+4
Aydın Önen
Manisa Celal Bayar University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel kolon anastomozu modelinde adipoz doku mezenkimal kök hücre ve sildenafil sitrat uygulamasının etkilerinin karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Gastrointestinal sistem cerrahilerde intestinal anastomozlar önemli bir yer tutmaktadır. Sıkça karşılaşılan komplikasyon olan anastomoz kaçakları ciddi mortalite ve morbiditeye sebep olmaktadır. Anastomoz kaçak oranını minimum seviyeye indirmek; mortalite ve morbidite oranını ve bunların sağlık sistemine getirmiş olduğu yükü azaltacaktır. Literatürde bu amaçla yapılan, intestinal sistemde yara iyileşmesine katkı sağlayabileceği düşünülen çeşitli yöntemleri araştıran birçok çalışma vardır. Özellikle son yıllarda kök hücrenin yara iyileşmesine katkıları üzerinde çalışmalar yoğunlaşmış olup, kolon anastomozu iyileşmesine etkisi ile ilgili kısıtlı sayıda çalışma mevcuttur. Sildenafil sitratın da kolon anastomozu iyileşmesine etkisi ile ilgili çok az çalışma yapılmasının yanında kök hücre ve sildenafil sitratın birlikte uygulandığı çalışma bulunmamıştır. Bu nedenle çalışmamızda kolon anastomozu iyileşmesine kök hücre ve sildenafil sitrat uygulamalarının etkilerini inceledik. Gereç ve Yöntem:Çalışmamızda Wistar-Albino cinsi 44 adet rat kullanıldı. Bu ratlardan dördü mezenkimal kök hücre elde edilmesi amacıyla kullanıldı. Diğer 40 rat randomize olarak her biri 10'ar rattan oluşan 4 eşit gruba ayrıldı: Grup 1; Kontrol, Grup 2; Sildenafil Sitrat, Grup 3; Kök Hücre, Grup 4; Kök Hücre+Sildenafil Sitrat. Tüm ratlar uygun koşullar sağlanarak planlanan günde aynı cerrah tarafından opere edildi. Operasyonda tüm ratlarda inen kolon kesilerek her iki ucu arasında tek kat anastomoz yapıldı. Sildenafil Sitrat uygulaması yapılacak gruplara operasyon iki gün öncesinden beş gün sonrasına kadar her gün, günde bir defa 10 mg/kg/günsildenafil sitrat oral yoldan verildi. Kök hücre uygulanacak gruplarda ise operasyon esnasında anastomoz hattında her iki kolon ucuna eşit olacak şekilde subserozal 0,1 ml, toplamda 0,2 ml kök hücre enjekte edildi. (Her 0,1 ml'de 4x105 kök hücre mevcut). Tüm ratlar post-operatif beşinci günde sakrifiye edilerek ratların karın içi yapışıklıkları, anastomoz patlama basınçları, anastomoz kaçağı durumu, anastomoz bölgesindeki reepitelizaasyon, nötrofil lökosit infiltrasyonu, nekroz yoğunluğu, makrofaj yoğunluğu, yara dudakları arasındaki mesafe, granülasyon dokusu kalınlığı histopatolojik olarak, anastomoz yapılan dokudaki hidroksiprolin, miyeloperoksidaz, nitrik oksit, tümör nekroz faktör-α, vasküler endotelyal büyüme faktörü miktarı biyokimyasal olarak değerlendirildi. Bulgular: Anastomoz patlama basınçları açısından gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p:0,52). Kök hücre uygulanan gruplarda anastomoz kaçağı gözlenmezken diğer gruplarda anastomoz kaçakları görüldü. Karın içi yapışıklık açısından anlamlı fark izlendi (p:0,043). Kontrol grubunda, kök hücre uygulaması yapılan iki gruptan (Grup 3 ve 4) da daha ileri düzeyde yapışıklık izlendi. Hidroksiprolin ve TNF-α düzeyleri açısından gruplar karşılaştırıldığında kök hücre uygulaması yapılan iki grupta (Grup 3 ve 4) da diğer iki gruptan (Grup 1 ve 2) daha yüksek oranda hidroksiprolin ve TNF-αdüzeyi saptanmış ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p:0,001) Sildenafil sitrat uygulamasının anlamlı bir etkisi saptanmamıştır. Nitrik oksit düzeyi gruplar arasında anlamlı olarak farklı bulunmuş olup (p:0,01) hem kök hücre hem de sildenafil sitrat uygulanan Grup 4'te ölçülen miktar diğer üç gruptaki değerden fazla izlenmiştir. VEGF düzeyi hiçbir grupta ölçülebilecek düzeyde saptanmamıştır. Miyeloperoksidaz düzeyi gruplar arasında anlamlı farklı bulundu (p:0,001), Grup 4'te en yüksek, Grup 2'de en düşük düzeyde ölçüldü. Histopatolojik değerlendirmede reepitelizasyon en iyi sadece sildenafil sitrat uygulanan Grup 3'te izlendi (p:0,001). Nekroz miktarı, PMNL infiltrasyonu ve granülasyon dokusu kalınlığı en düşük Grup 3 ve Grup 4'te izlenmiştir (her biri için p:0,001). Makrofaj yoğunluğu en düşük Grup 2 ve Grup 3'te izlendi (p:0,001). Yara dudakları arasındaki mesafe en az Grup 3'te, en fazla Grup 1'de ölçüldü (p:0,001). Sonuç:Çalışma sonucunda kolon anastomozlarında mezenkimal kök hücre uygulamasının yara iyileşmesine olumlu katkı sağladığını düşünmekteyiz. Sildenafil sitrat uygulamasının ise kolon anastomozunda yara iyileşmesine olumlu veya olumsuz etkisinin aydınlatılabilmesi için daha ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kök hücre, Sildenafil sitrat, Kolon anastomozu, Yara iyileşmesi.

Adipoz dokuAnastomozKolon+4
Murat Demir
Aydın Adnan Menderes University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Metastatik olmayan meme kanseri hastalarında, vücut yağ dağılımının; adiponektin, leptin ve irisin düzeyleri ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç-hipotez: Meme kanseri ve obezite toplumsal bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Meme kanseri tümör hücrelerinin doğasını daha iyi anlayabilmek ve bu hastalığa sahip hastaları tedavi ederken elimizi güçlendirmek için fizyopatolojiyi ve risk faktörleri iyi belirlemek ve tedavilerinde ve takiplerinde yeni seçenekler oluşturulmasına katkı sunabilmek için meme kanseri hastalarında vücut yağ dağılımının adiponektin, leptin ve irisin düzeyeleri ile ilişkisini değerlendirmek istedik. Yöntem: Çalışmaya 2019-2020 yılları arasında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi medikal onkoloji polikliniğine başvuran evre 4 olmayan 60 meme kanseri hastası, medikal onkoloji polikliğinde takiplerini sürdüren meme kanseri açısından kür olmuş izlemde olan 60 takip hastasını ve hastanemize herhangi bir sebeple başvuran ve kronik bir hastalığı saptanmamış sağlıklı 60 gönüllüyü dahil ettik. 180 kişilik çalışma grubununun uzman diyetisyenler gözetiminde Tanita BC-418 MA cihazıyla vucüt ağırlıkları, vücut yağ dağılımları ve abdominal yağ miktarı ölçüldü. Hastaların boyları ölçüldü ve BMI hesaplanarak hastaların sonuçlarının yazıldığı analiz kağıtları dosyalandı. Plazmadan adiponektin, leptin ve irisin düzeyleri bakıldı. İstatiksel değerlendirmede SPSS-18 programı kullanılmıştır. p değeri <0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastalardan meme kanseri yeni tanı grubunun yaş ortalaması 55,18, meme kanseri izlem grubunun 53,90, kontrol grubunun 49,36 olarak geldi. Meme kanseri grubunun ortalama VKİ: 29,52 kg/m2, Meme kanseri izlem grubunun ortalama VKİ:31,78 kg/m2, kontrol grubunun ortalama VKİ: 32,47 kg/m2 olarak saptandı. Adiponektin düzeyleri meme kanseri yeni tanı grubunda ortalama 4,03 mg/L, meme kanseri izlem grubunun 4,82 mg/L, kontrol grubunda 4,42 mg/L (p=0,363) olarak sonuçlandı. Leptin sonuçları meme kanseri yeni tanı grubunda 13,08 ng/ml, meme kanseri izlem grubunda 22,23 ng/ml, kontrol grubunda 17,73 ng/ml (p=<0,001) olarak sonuçlandı. İrisin düzeyleri meme kanseri yeni tanı grubunda 11,58 ng/ml, meme kanseri izlem grubunda 17,02 ng/ml ve kontrol grubunda 15,86 ng/ml (p=0,002) olarak sonuçlandı. Sonuç: Meme kanseri yeni tanı grubunda serum irisin düzeyleri meme kanseri izlem grubuna göre daha düşük saptanmış olup çalışma anlamlı sonuçlanmıştır. İrisin meme kanser i hastalarının takibinde kullanılabilirliği ve terapötik etkileri için daha geniş hasta gruplarında çalışılmalıdır.

AdiponektinAdipoz dokuLeptin+6
Güven Yıldız
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Elektriksel stimülasyon ve schwann-benzeri hücrelerin periferik sinir hasarına etkileri

Schwann-benzeri hücreler, in vitro ortamda kök hücrelerin farklılaştırılması ile elde edilen, morfolojik ve genetik açıdan gerçek schwann hücrelerine ait özellikleri sınırlı olarak gösteren hücrelerdir. Gerçek schwann hücrelerinin in vitro ortamda düşük proliferasyon göstermesi ve elde edilmesinin önündeki etik problemler sebebiyle terapötik amaçla kullanılmak üzere üretilmektedirler. Çalışmamızda 20 Hz frekansında düşük şiddetli elektrik akımı ve schwann-benzeri hücrelerin periferik sinir hasarı üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bu amaçla 6'şar wistar-albino sıçandan oluşan 7 deney grubu kullanılmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında sıçan adipoz dokusundan elde edilen kök hücrelere farklılaştırma protokolü uygulanarak schwann-benzeri fenotip kazanmaları sağlanmıştır. Elde edilen hücre fenotipi in vitro ortamda yapılan morfolojik inceleme ve RT-PCR analizleri ile teyit edilmiştir. Ardından sham grubu dışında bütün sıçanlarda siyatik sinir hasarı oluşturularak sırayla sinir hasarı, elektriksel stimülasyon, adipoz kök hücre, adipoz kök hücre + elektriksel stimülasyon, schwann-benzeri hücre ve schwann-benzeri hücre + elektriksel stimülasyon uygulamaları yapılmıştır. Hayvan deneylerin başlamasının ardından 6 haftalık periyotta yapılan uygulamaların sinir hasarı üzerindeki olası olumlu etkileri haftalık siyatik fonksiyon indeksi (SFI) ve deney sonunda sinir ileti hızı, bileşik kas aksiyon potansiyeli, ıslak kas ağırlığı ve histolojik olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre tek başına elektriksel stimülasyon sinir ileti hızında sınırlı bir artış sağlamış olsa da adipoz kök hücre veya schwann benzeri kök hücrelerin ekimiyle daha başarılı olduğu bulunmuştur. Adipoz kök hücre ekimi ve elektriksel stimülasyonun kombine olarak kullanılmasıyla tek başına elektriksel stimülasyona oranla bir artış sağlanmış olsa da istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Ancak aynı protkolde schwann benzeri hücrelerin kullanılmasıyla beraber sinir ileti hızlarındaki artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Özellikle elektriksel stimülasyon ile birlikte sinir ileti hızında bulunan artış yüksek derecede anlamlıdır. Yapılan histolojik incelemelerde ise schwann benzeri hücre ekimi ve elektriksel stimülasyonun kombine olarak kullanılması en kalın miyelin kılıf ve ortamala akson yarıçapı elde edilmesini sağlamıştır. Bu sonuçlara göre sinir iyileşmesinde hücre terapisi uygulamasının elektriksel stimülasyonun iyileşme kapasitesini arttırabileceği gösterilmiştir.

Adipoz dokuBiyofizikElektrikle uyarma+4
Mahmut Alp Kılıç
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yağ doku kökenli kök hücre uygulamasının perforatör flep yaşayabilirliği üzerine etkisi

Flep cerrahisi sırasında, defekt bölgesini örten flep dokusu çoğunlukla transfer edilen dokunun en distalidir. Beslenmesinde bozukluk olmaması, yeterli dolaşımının sağlanması yapılan cerrahi girişimin başarılı olması için en önemli kriterdir. Bu amaçla literatürde pek çok farmakolojik ajanın yanı sıra, son yıllarda popülerlik kazanmış olan kök hücreler de kullanılmaktadır. Adipoz kökenli kök hücrelerin neovaskülarizasyonu arttırdığı önceki çalışmalarda kanıtlanmıştır. Bu çalışmada plastik cerrahide günümüzde sıklıkla kullanılmakta olan perforatör fleplerin, yağ doku kökenli kök hücre verilerek yaşayabilirliğinde artışın gözlemlenmesi hedeflendi. Deney için, 18 adet dişi erkek ayrımı gözetilmeksizin Wistar Albino sıçan kullanılarak 3 grup oluşturuldu. Sıçanların dorsal bölgelerinden 3x12cm'lik literatürde daha önce tanımlanmış olan posterior uyluk perforatör flebi kaldırıldı. İlk grup kontrol grubu olarak seçildi. Flep, herhangi bir işlem yapılmadan yerine iade edildi. 2. Grupta flebe 0,3ml subkutan serum fizyolojik enjeksiyonu yapıldı. 3. gruba 3x106 ünite kök hücre subkutan olarak enjekte edilerek fleplerin yerlerine iadesi yapıldı. Hayvanların tümü 7. günün sonunda sakrifiye edildi. Sağlıklı zon, geçiş zonu ve nekrozdan olmak üzere 3 adet biyopsi alınarak histopatolojik olarak incelendi. Makroskopik görüntüleri fotoğraflanarak dijital ortamda incelendi. Sonuçlar istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Sonuç olarak yağ doku kökenli kök hücre uygulaması yapılan fleplerin, kontrol ve sham gruplarına göre yaşayabilen kısmında istatistiksel olarak anlamlı bir artış olduğu görüldü. Ayrıca histokimyasal ve immunokimyasal olarak, enjeksiyon bölgesinde kök hücrenin varlığı, kapiller yoğunluğun arttığı, eNOS, iNOS, IL-1 ve IL-6 gibi inflamatuar belirteçlerin, bez ve kıl folikülü sayısında artış olduğu görüldü. Bu olumlu etkilerin, klinik kullanımda perforatör flep nekroz oranlarını azaltmada ve iyileşmeyi hızlandırarak hastane yatış süresinin kısalmasında kullanılabileceği düşünülmektedir. İnsanda perforatör flepler üzerinde uygulanabilecek yağ doku kökenli kök hücrelerin terapötik dozu, olası yan etkileri ve prognoza katkıları için ileri klinik çalışmalar gerekmektedir.

Adipoz dokuCerrahi fleplerCerrahi-plastik+4
Merve Özkaya Ünsal
Manisa Celal Bayar University
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

İnsan adipoz kökenli mezenşimal kök hücre kaynaklı eksozom ve nanoveziküllerin, insan (HGRC1) ve sıçan (SIGC) granüloza hücre hatlarında siklofosfamid ile oluşturulan hasar üzerine koruyucu etkisinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada, in vitro şartlarda hem insan (HGrC1) hem de sıçan (SIGC) granüloza hücre hatlarında 4-hidroperoksi siklofosfamit (4-HC) ile apoptoz indüklenerek ADMSC'lerden elde edilen eksozom (EXO) ve nanoveziküllerin (NV) antiapoptotik ve terapötik etkilerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: ADMSC'lerden EXO ve NV'ler izole edilerek karakterizasyonları flow sitometri yöntemi kullanılarak gerçekleştirildi. EXO ve NV'ler, HGrC1 ve SIGC hücre hatları ile hem tek başlarına hem de 4-HC ile birlikte kokültüre edilerek hücre canlılığı MTT yöntemi kullanılarak tespit edildi. Tüm uygulamalar sonrası apoptoz (Kaspaz 3, Bax ve Bcl-2) ve hücre proliferasyon (Ki-67) belirteçlerinin hem protein hem de mRNA ifade seviyeleri indirekt immunositokimya ve qRT-PCR yöntemleri ile analiz edildi. Ayrıca tüm gruplardaki hücre döngüsü analizleri flow sitometri yöntemi kullanılarak gerçekleştirildi. Bulgular: ADMSC EXO ve NV'lerinin tek başlarına HGrC1 ve SIGC hücre hatları ile kokültüre edilmesi sonrası granüloza hücre proliferasyonlarını indükledikleri saptandı. Her iki hücre hattında da 4-HC grubuna kıyasla 4-HC ile birlikte EXO ve NV ile kokültüre edilen gruplardaki Kaspaz 3 ve Bax ifadelerinin azaldığı Bcl-2 ve Ki-67 ifadelerinin ise arttığı tespit edildi. Buna ek olarak EXO ve NV'ler ile kokültüre edilen gruplarda S fazında tutulan hücre yüzdelerinin azaldığı, G2/M fazındaki hücre yüzdelerinin ise arttığı gözlendi. Sonuçlar: EXO ve NV'lerin, her iki granüloza hücre hattı üzerinde de sitostatik veya sitotoksik etkilerinin olmadığı, 4-HC'nin apoptotik etkisine karşı koruyucu kapasitelerinin olduğu ve bununla birlikte granüloza hücre proliferasyonunu indükledikleri gözlendi. Bu çalışma ile literatürde ilk defa ADMSC'lerden yapay olarak elde edilen NV'lerin, EXO'lar gibi benzer terapötik etkinliklerinin olduğu gösterildi. Bu sonuçlar, EXO ve NV'lerin, POI'nin önlenmesi ve tedavisinde etkili ve yeni bir yöntem olabileceğini düşündürmektedir.

Adipoz dokuEksozomlarGranüloza hücreleri+4
Mustafa Öztatlıcı
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Lipödemli olgularda yağ dokusu metabolitleri ile yağ doku kalınlığı arasındaki ilişki

Adipokinler ve disfonksiyonel yağ dokusu ilişkisinde subkütan yağ dokusundan ziyade, viseral yağ dokusundaki değişiminin rolüne dikkat çekilmiştir. Özellikle subkütan yağ dokusunun etkilendiği lipödemde, adipokinlerle ilgili bilgiler yetersizdir. Bu çalışmada lipödemli olgularda adiponektin, ghrelin, resistin ve visfatin düzeylerinin ve yağ dokusu kalınlığı ile aralarındaki ilişkinin araştırılması amaçlandı. Bu amaçla subkütan yağ dokusu kalınlığı objektif olarak ultrasonografi ile değerlendirildi. Çalışmaya lipödem tanısı alan 19 kadın olgu ve aralarında yaş bakımından fark olmayan 15 sağlıklı kadın dahil edildi. Cilt ve subkütan yağ dokusu kalınlığı ultrasonografik olarak ölçüldü. Tüm olgulardan adiponektin, ghrein, resistin ve visfatin serum düzeyleri Eliza cihazında sandawich yöntemi kullanılarak ölçüldü. Lipödemli olgularda kontrollere kıyasla uylukta cilt kalınlığı hariç, uyluk ve baldırda cilt altı subkütan doku kalınlığı ve toplam cilt- cilt altı kalınlığı anlamlı olarak artmış bulundu (P<0,000). Lipödemli olgular ve kontroller arasında adiponektin, ghrelin, resistin ve visfatin serum düzeyleri bakımından anlamlı fark saptanmadı (P>0,05). Lipödemli olgularda ve kontrollerde adiponektin, ghrelin, resistin ve visfatinle ultrasonla cilt, cilt-altı ve toplam kalınlık ölçümleri arasında anlamlı ilişki saptanmadı (P>0,05). İstatistiksel olarak anlamlı olmamakla beraber, detaylı olarak irdelendiğinde gruplar arasında adipokinler ve ultrason ölçümleri ilişkisinde, pozitif veya negatif yönde birbirinden ayrışan korelasyonlar izlendi. Bulgularımıza göre adipokinlerin serum düzeyi ile subkütan yağ dokusu kalınlığı arasında anlamlı ilişki bulunamamakla beraber, tamamen ilişkisiz olduğu tartışmalıdır. Daha geniş serilerde yapılacak ileri çalışmalar adipokinler ve subkütan doku kalınlığı ilişkisine ve ultrasonografinin önemine ışık tutacaktır. Anahtar Kelimeler: Adipokinler, Lipödem, Ultrason

AdipokinlerAdipoz dokuLenf+3
Zeliha Ünlü
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçanlarda mobil ve immobil bölgenin yağ greft viabilitesine olan etkisinin araştırılması

Giriş ve amaç: Plastik, estetik ve rekonstrüktif cerrahi pratiğinde yağ greftleri, doku augmentasyonunda, vücut konturlarının şekillendirilmesinde ve yüz gençleştirmede , skar revizyonlarında sıkça kullanılmaktadır. Otolog yağ greftlerinin avantajları kolay elde edilebilir olması, tekrarlanabilir olması, kolay uygulanabilir olmasıdır. Otolog doku olması nedeniyle yabancı cisim reaksiyonları ile karşılaşılmamaktadır(1). Her zaman istenilen hacmin elde edilememesi, öngörülemeyen rezorbsiyonların olması en büyük dezavantajlarıdır. Yapılan araştırmalara göre otolog yağ grefti uygulamaları sonrasında değişen oranlarda rezorbsiyonların olduğu izlenmiştir (2,3). Otolog yağ greftinde adiposit yaşayabilirliğini artırmak için çok sayıda çalışmalar yapılmıştır (2). Fakat plastik, estetik ve rekonstrüktif cerrahide rutine girmiş standart bir uygulama henüz bulunmamaktadır (4). Literatürde vücuttaki mobil (hareketli) ve immobil (hareketsiz) bölgenin yağ greft yaşayabilirliğine etkisi üzerine çalışma yapılmadığı görülmüştür. Bu çalışmada yeni bir sıçan modeli oluşturularak sıçanın hareketli ve hareketsiz bölgelerinin yağ greftiyle olan ilişkisi araştırılmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmada 24 adet Wistar Albino cinsi erkek sıçan kullanıldı. Sıçanlar randomize olarak iki gruba ayrıldı. Hareketli ve hareketsiz bölge olarak sıçanda alıcı saha olarak yeni bir model tanımlandı. 1. deney grubunda sıçanın sağ inguinal bölgesinden alınan yağ grefti, ağırlık ve hacimleri ölçülerek, hareketsiz bölge olarak seçilen skalpte cilt altında açılan poşa tek parça halinde yerleştirildi. 2. deney grubunda sıçanın sağ inguinal bölgesinden elde edilen yağ grefti ağırlık ve hacimleri ölçülerek hareketli bölge olarak seçilen servikal bölge dorsal yüzünde cilt altında oluşturulan poşa tek parça halinde yerleştirildi. Her iki gruptaki yağ greftleri 6 haftanın sonunda yerleştirildikleri poşlardan çıkarılıp ağırlık ve hacimleri ölçüldü. Histopatolojik olarak adiposit varlığı, fibrozis, inflamasyon, vasküler yoğunluk, nekroz , kist -vakuol oluşumu incelendi. İstatistiksel olarak hacim ve ağırlık karşılaştırması ,histopatolojik verilerin değerlendirilmesi yapıldı. ix Bulgular: 1. ve 2. grup arasında yağ greftlerinin ağırlıkları istatistiksel olarak karşılaştırıldığında anlamlı bir fark izlenmedi (p> 0,05). Histopatolojik verilerin istatiksel analizinde kist- vakuol oluşumunda , inflamasyonda, normal yağ dokusunda, nekrotik yağ dokusunda ,fibroziste her iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Vasküler yoğunluğun grup 1'de daha fazla olduğu görüldü ve istatiksel olarak yapılan değerlendrimede anlamlı bulundu (p<0,05). Tartışma ve sonuç: Plastik cerrahi pratiğinde yağ grefti yaygın olarak olarak kullanılmaktadır. Çalışmamızda yeni bir sıçan modeli tanımlanarak hareketli ve hareketsiz bölgenin yağ greft yaşayabilirliği üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Hareketli ve hareketsiz bölgede 42 gün beklemenin ardından çıkan yağ greftlerinin ağırlıkları kıyaslandığında anlamlı bir sonuç bulunamamıştır. Histopatolojik olarak yapılan incelemede hareketsiz bölgedeki yağ greftlerinde vasküler yoğunluğun daha fazla olduğu ortaya çıkmıştır. Yağ greft sağ kalımını artırmaya yönelik çok sayıda çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalardan bir kısmı sağ kalımı artırmak için yağ greftinin vaskülaritesini artırmaya yönelik olmuştur. Vaskülarite artışı bazı çalışmalarda antioksidan madde kullanımı , neovaskülarzasyonunu tetikleyici ajanlar ile sağlanılmaya çalışılmıştır(3). Bu çalışmaların sonucunda vaskülarite artışında anlamlı bulunan araştırmalar mevcuttur. Fakat rutin prosedürde uygulamaya geçmemiştir. Bizim çalışmamızda vaskülarizasyonu artırmak için yardımcı ajanlara gerek kalmadan hareketiz bölgeye yerleştirilen yağ greftlerinde vasküler yoğunluğun arttığı ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür. Vasküler yoğunluk artışı ile birlikte uzun dönem yağ greft sağ kalımlarında artış olabileceği düşünülmektedir. Çalışmamızda sıçanlarda yağ greft uygulamaları için hareketli ve hareketsiz bölgelerin kıyaslanması açısından yeni bir sıçan modeli tanımlanarak literatüre kazandırılmıştır.

Adipoz dokuCerrahi-plastikSağkalım+2
Gökçen Çakır Bozkurt
Manisa Celal Bayar University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Elektromyostimülasyon antrenmanlarının vücut kompozisyonuna etkisi

Bu çalışmanın amacı; elektromyostimülasyon (EMS) sistemi ile yapılan antrenmanın gerçekleştirmiş olduğu istemsiz kasılma ile istemli kasılmanın bir arada gerçekleştiği çalışma sonucu vücutta meydana gelen kilo, vücut yağ yüzdesi ve miktarı, vücut yağsız kütle (FFM) ve beden kütle indeksi (BKİ) gibi parametrelerin değişimlerinin incelenmesidir. Çalışmaya antrenman (n=20), ve kontrol grubu (n=21) olmak üzere toplamda 41 gönüllü kadın katılmıştır. Antrenman grubuna sekiz hafta boyunca haftada iki kez Bodytec EMS cihazı ile birlikte 25 dakikalık antrenman programları düzenlenmiştir. Antrenman programı 12 dakika kuvvet ve dayanıklılık çalışmaları, 8 dakika cardio çalışması ve 5 dakikalık aktif dinlenme şeklinde tamamlanmıştır. Grupların yaş, cinsiyet, boy, kilo, yağ oranları, vücut yağsız kütleleri ve beden kütle indeksleri hem bütün hem de bölgesel olarak ölçülmüş olup, bu parametreler çalışma öncesi ve sonrası karşılaştırılmıştır. Ölçümler ön test ve son test olarak iki kez ölçülmüştür. Yapılan ölçümlerin tamamında Bio Elektrik Impedans Yöntemine ait olan Tanita bc 418 vücut analiz cihazı kullanılmıştır. Verilerin analizinde Değişkenlerin ön test - son test değerlerinin gruplara göre karşılaştırmasında 2*2 Tekrarlı Ölçümler Varyans Analizi (Repeated Measures ANOVA) kullanılmıştır. İstatistiksel sonuçlar p<0.05 anlamlılık düzeylerinde değerlendirilmiştir. Sonuç olarak; deney grubunun ön test ve son test değerlerinin analizinde vücut ağırlığı, BKI, fat % (yüzde yağ oranı), fatmass (Yağ miktarı) değerlerinde, sağ ayak yüzde yağ değerinde, sağ ayak fatmass değerinde, sol ayak yüzde yağ ve fatmass değerlerinde sağ-sol kol yüzde yağ değerlerinde gövde fatmass ve yüzde yağ değerlerinde son test lehine p<0,05 düzeyinde anlamlılık tespit edilmiştir. Kontrol grubunun ölçümlerinde ise ön test ve son testleri arasında istatistiksel olarak p<0,05 düzeyinde anlamlılık saptanmamıştır. Yapılan Analiz ile birlikte sekiz haftalık EMS çalışması sonucu deney grubunun vücut kompozisyonlarında hem genel hem de bölgesel olarak değişimlerin meydana geldiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Antrenman, Beden Kütle İndeksi, Elektromyostimülasyon (EMS), Vücut Kompozisyonu, Vücut Yağ Yüzdesi

Adipoz dokuAntrenmanElektrikle uyarma+2
Mehmet Kirişçioğlu
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

11-12 yaş grubundaki çocuklara uygulanan mini-trambolin egzersizlerinin fiziksel uygunluk bileşenlerine etkisi

Bu çalışmada, 8 haftalık mini-trambolin egzersizinin 11-12 yaş grubundaki erkek çocukların fiziksel uygunluk bileşenlerine etkisi araştırılmıştır. Çalışmaya 11-12 yaşlarında Deney Grubu (DG, N=23) ve Kontrol Grubu (KG, N=22) katılmıştır. DG'na 8 hafta boyunca haftada 2 gün 30 dakika mini-trambolin egzersizleri uygulanırken, KG'na herhangi bir egzersiz uygulanmamıştır. Gruplara çalışma öncesi ve sonrası; denge, bacak kuvveti, 20 metre sürat ve vücut yağ yüzdesi testleri uygulanmıştır. Tespit edilen özellikler bakımından grupların ön ve son test ölçümlerinin karşılaştırılmasında Tekrarlanan Ölçümlü Varyans Analizi tekniği kullanılmıştır. Analiz sonucunda vücut yağ oranı bakımından (P=0.045), bacak kuvveti (P=0.000) ve 20 metre sürat Grup x Ön testson test interaksiyon etkisi önemli bulunmuştur. Dolayısıyla grupların bu özelliklere etkisi ön test ve son teste göre anlamlı farklılıklar göstermiştir. Anterior/Posterior bakımından sadece grup ortalamaları arasındaki fark anlamlı bulunmuşken (P=0.000), Medial Lateral İndeks bakımından ise sadece ön test-son test arasındaki fark anlamlı bulunmuştur (P=0.004). Overall Stabilite İndeks bakımından ise ne interaksiyon etkisi (P=0.154), ne grup etkisi (P=0.078) ne de ön test-son test etkisi (P=0.234) anlamlı bulunmuştur. Konuyla ilgili olarak farklı yaş ve denek gruplarında yapılacak daha geniş tabanlı çalışmaların yapılmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

Adipoz dokuDengeEgzersiz+5
Mehmet Cevher İşeri
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda kritik büyüklükteki zigoma kemik defektinde adipoz kaynaklı mezenkimal kök hücrelerin kemik iyileşmesi üzerindeki etkileri

Kemik defektlerinin tedavisinde halen en geçerli yöntem kortiko-kansellöz (bazenvaskülarize) kemik greftlerinin kullanımı olmasına rağmen, hücre bazlı stratejilerin önemi gün geçtikçe artmaktadır. Bu amaçla farklılaşmamış (kök hücre) veya farklılaşmış (osteoblast) hücreler, birtakım büyüme faktörleri ile veya tek başına kullanılmaktadır.Bu çalışmanın amacı: ratlarda zigoma kritik büyüklükteki membranöz kemik defektinde, adipoz doku kaynaklı mezenkimal kök hücrelerin etkilerini göstermek ve osteojenik potansiyelleri arasındaki farkları ortaya koymaktır.15 aylıktan büyük 18 adet erkek wistar albino rat kullanılarak, lateral insizyonlar ile sağ ve sol zigomatik arklar ortaya konulacak Ratların bilateral zigomatik arklarında (36 zigoma) standart olarak 3mm kemik defekt oluşturulacak. 1.Grup deney grubu olarak, inguinal yağ yastıkçığı alanlarından alınacak olan yağ dokularına santrifüj işlemi uygulandıktan sonra oluşacak kök hücrelerin sağ zigoma kemik defektinin bulunduğu alana enjekte edilecek, 2. grup kontrol grubu olarak sol zigomada 3mm lik kritik kemik defekti oluşturularak kendi halinde iyileşmeye bırakılacak. 10. ve 20. haftalarda kemik defektlerinin iyileşme alanları 3 boyutlu tomografi ile değerlendirilecek ve sonrasında denekler sakrifiye edilerek kemik iyileşmesi histolojik olarak incelenecektirTemin edilmesi kolay olan adipoz kökenli kök hücrelerin yeni oluşan membranöz kemik dokusuna entegre olduğu ve yeni kemik oluşumunun istatistiksel olarak anlamlı derecede hızlandırdığı ve oluşan kemiğin kalitesinin arttığı histopatolojik, radyolojik incelemelerle kanıtlanacaktır.

Adipoz dokuKemik defektleriKemik ve kemikler+4
Gaye Toplu
Düzce University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Normal kilolu ve fazla kilolu kadınlarda vücut yağ oranının antropometrik ve metabolik parametrelerle ilişkisi; normal kilolu obezite kavramı

ÖZET Amaç: Obezite, vücutta yağ birikiminin aşırı düzeyde artmasıyla karakterize bir hastalık olarak tanımlanmakta ve pratikte tanısı beden kitle indeksiyle (BKİ) konulmaktadır. BKİ normal olup vücut yağ oranının (VYO) normalin üstünde bulunduğu durum "normal kilolu obezite(NKO)" olarak tanımlanmaktadır ve bu durumun metabolik parametreleri etkilediğine dair çalışmalar mevcuttur. Bu çalışma ile polikliniklerimize başvuran normal kilolu ve fazla kilolu kadınlarda VYO'nun antropometrik ve metabolik parametrelerle ilişkisini saptamaya ve NKO kavramını gündeme getirmeye çalıştık. Ayrıca önemine binaen NKO'lu hastaların atlanmaması, tedavilerinin düzenlenmesi ve geleceğe dair risklerinin hastalara aktarılmasını sağlayarak poliklinik pratiğinin bu konuda değişmesinin gerekliliğini vurgulamayı amaçladık. Yöntem: Çalışmamızda retrospektif olarak Ocak 2018 - Temmuz 2018 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı polikliniklerine başvurmuş hastaların arşiv dosyaları incelenmiş ve dahil edilme kriterlerimize uyan 200 hasta çalışmaya alınmıştır. Hastalar BKİ ve VYO durumuna göre 50'şer kişilik 4 gruba ayrılmıştır: Normal kilolu ve normal VYO'ya (<%30) sahip olanlar (NKN); normal kilolu ve yüksek VYO'ya sahip olanlar; fazla kilolu ve normal VYO'ya sahip olanlar; fazla kilolu ve yüksek VYO'ya sahip olanlar. Çalışmada hastaların biyoelektrik impedans analizleriyle(BİA), antropometrik ve biyokimyasal parametreleri kullanılmıştır. Gruplar arasında bu parametrelerin değişimi ve birbirleri arasındaki korelasyon incelenmiştir. İstatistiksel değerlendirmeler için SPSS paket programı kullanılmıştır ve p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: NKO grubunda NKN grubuna göre açlık kan şekeri, insülin, HOMA-IR, total kolesterol (TK), LDL, trigliserid (TG) ve TSH gibi önemli metabolik parametrelerin düzeyleri daha yüksektir. Ancak muhtemelen hasta sayısındaki azlık nedeniyle istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. NKO grubunda diğer gruplara göre ortalama LDL düzeyi pik yapmış ve istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. VYO; insülin, HOMA-IR, VYD, bel - kalça çevreleri ve bel/boy - kalça/boy oranlarıyla pozitif korelasyon göstermektedir. TK, TG, LDL ve HDL kolesterol seviyeleriyle ise anlamlı bir ilişkisi tespit edilmemiştir. Sonuç: VYO tespitinin obeziteyle mücadelede önemli bir yere sahiptir. Bu konuda pratik bir yöntem olan BİA öne çıkmakta ve önerilmektedir. Çalışmada elde ettiğimiz sonuçlar da göz önünde bulundurularak birinci basamakta, toplum taramalarında ve polikliniklerde hastaların obezite yönünden değerlendirilmesi sadece kilo – boy ölçümü yaparak değil ayrıntılı vücut komposizyonu tespitiyle yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Normal kilolu obezite, vücut yağ oranı, biyoelektrik impedans analizi, insülin direnci, antropometrik ölçümler

Adipoz dokuAntropometriElektriksel impedans+4
Hüseyin Nejat Küçükdağ
Düzce University
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Koyun ve keçilerde yağ doku kökenli mezenkimal kök hücrelerin izolasyonu ve identifikasyonu

Günümüzde hayvan hastalıkları için kök hücre tedavi metotları geliştirilmekte ve özellikle Mezenkimal kök hücre (MKH)'ler ile başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Hayvan modelleri, beşeri hekimlikteki olası uygulamalar için kök hücrelerin özelliklerini ve potansiyellerini incelemek amacıyla yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışma koyun ve keçilerde yağ doku kökenli kök hücrelerin tespiti, karakteristik özellikleri ile adipojenik, kondrojenik ve osteojenik farklılaşma potansiyellerinin ortaya konulması amacıyla yapılmıştır. Çalışmamızda kesimhanede kesilen sağlıklı ve yetişkin 5 koyun ve 5 keçiden steril şartlarda inguinal bölgeden alınan yağ dokular kök hücre laboratuvarımıza getirilerek hücre kültür ve pasajlamalara tabi tutuldu. Aynı zamanda kök hücrenin ispatında önemli bir diğer aşama olan farklılaştırma işlemi gerçekleştirildi. Mezenkimal kök hücreler adipojenik, kondrojenik ve osteojenik yönde farklılaştırılıp histokimyasal boyama işlemlerine tabi tutuldu. İzolasyon işleminde kök hücrelerin morfolojik olarak ispatını sağlayan self renewal (kendi kendini yenileme) ve asimetrik bölünme aşamaları gözlemlendi. Keçi MKH'leri koyun MKH'lerine göre daha hızlı şekilde doluluk oranına (konfluense) ulaştı. Pasaj 3'e getirilen yağ doku kaynaklı kök hücreler kimliklendirme işlemi için Akım (flow) sitometri cihazında CD44, CD90, CD105 ve CD45 antikorları kullanılarak yüzey belirteçleri belirlendi. CD44, CD90, CD105 eksprese edilirken CD45 belirteci eksprese edilmedi. Çalışmamızda, veteriner hekimlikte önemli türler arasında yer alan koyun ve keçilerden yağ doku kaynaklı kök hücrelerin tespiti, karakteristik özellikleri ve başka hücrelere farklılaşma (osteojenik, kondrojenik ve adipojenik) yetenekleri belirlenmiş, koyun ve keçi MKH izolasyon farklılıkları ortaya konmuştur. Ayrıca, bu çalışmada yüzey belirteçleri (CD44, CD90, CD105, CD45) ile MKH immunofenotiplemesi koyun ve keçilerde ülkemizde ilk defa yapılmıştır. Çalışmanın veteriner hekimlikte bundan sonraki MKH çalışmalarına önemli bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Adipoz dokuAkım sitometrisiKeçiler+2
Yeşim Aslan Kanmaz
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Preterm bebeklerin proteinden zengin beslenme sonucu ulaştığı vücut kompozisyonunun terme yakın bebeklerle karşılaştırılması

Prematürelerin maruz kaldıkları etkenlerin ve aldıkları beslenmenin ileriki yaşantılarındaki sağlık durumlarına ve nörogelişimsel prognozlarına etkili olduğu bilinmektedir. İdeal kabul edilen postnatal büyümenin aynı postkonsepsiyonel yaştaki normal fetüsün intrauterin büyümesine benzer olmasıdır. Ancak bunu sağlamak için uygulanan beslenme protokolleriyle prematürelerde yağlanmanın arttığı düşünülmektedir.Çalışmamızda deri kıvrım kalınlığı (DKK) ölçümü yardımıyla prematürelerin sahip oldukları ciltaltı yağ dokusunun terme yakın doğmuş olan eş cinsiyetteki bebeklerle benzer olup olmadığı, yağ dokusu artış hızının cinsiyet ve kalori-protein alımından etkilenip etkilenmediği, DKK dahil tüm antropometrik ölçümlerin kalori-protein ilişkisi araştırılmıştır.Proteinden zengin içerikte prematüre tarzı beslenen gestasyon yaşı (GY) ? 32 hafta olan 37 hasta, haftalık olarak DKK dahil antropometrik ölçümler alınarak izlenmiş ve 34, 35, 36. haftalık olduktan itibaren prematüre tarzı beslenmeyen eş GY ve eş cinsiyetteki 94 sağlıklı bebekle alınan ölçümler yönünden karşılaştırılmıştır.Sonuçlar, ağırlık, boy, baş çevresi arasında belirgin farklılık olmaksızın periferik, santral, total ciltaltı yağlanmasının prematürelerde kontrol grubundan yüksek olduğunu gösterirken merkezcil yağlanmada farklılık görülmemiştir. Kız ve erkek prematürelerde vücut bölgelerinin tümünde ciltaltı yağlanması kontrol grubundan yüksek seyretmiş, ancak kendi aralarında yağlanma ve DKK dahil antropometrik ölçümlerin artış hızları açısından fark bulunmamıştır. Yağlanma dışındaki antropometrik ölçümlerin erkek prematürelerde yüksek olduğu görülmüştür. Prematüre kızlardaki yağlanmanınsa literatürdeki kadar belirgin olmadığı izlenmiştir. Prematürelerde antropometrik ölçümlerin artış hızlarıyla kalori ve protein arasında birkaç ölçüm dışında belirgin ilişki bulunmamıştır. Prematüre erkeklerde verilen kalori miktarı arttıkça periferik ve total yağlanmaya yatkınlık görülürken, prematüre kızlarda artan kalori ve protein miktarıyla tüm bölgelerde ciltaltı yağlanmanın arttığı gözlenmiştir. Sonuçlar prematürelerde gözlenen ciltaltı yağlanma fazlalığının verilen kalori ve proteinle ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. Ancak prematürelerin beslenmesinde kullanılan nutrientlerin miktar ve içeriğinin değerlendirilmesi açısından yeni çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır.Anahtar kelimeler: Prematüre, deri kıvrım kalınlığı, yağ dokusu

Adipoz dokuAdipoz dokuBebek beslenmesi+5
Meral Şimşek
Gazi University
2012
00

Related subjects