Aile sağlığı merkezi

Bu konu başlığı altında 77 tez

Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Bir aile sağlığı merkezine başvuran diabetes mellitus ve/veya hipertansiyon hastalarının anksiyete ve depresyon açısından değerlendirilmesi: Kesitsel bir çalışma

Amaç: Diyabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıklar zaman içinde çeşitli organ fonksiyonlarında bozulmaya neden olur. Bu durum psikiyatrik hastalıkları beraberinde getirir. Bu çalışmada amacımız; bir aile sağlığı merkezine başvuran diyabet ve/veya hipertansiyon hastalarının depresyon ve anksiyete riskini ve düzeyini belirleyerek, bazı bağımsız değişkenlerle olan ilişkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 01 Ekim 2018 - 01 Şubat 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çorum Merkez Hasanpaşa Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran toplam 330 diabetes mellitus ve/veya hipertansiyon hastasına sosyodemografik veri anketi ile birlikte Beck Depresyon Envanteri ve Beck Anksiyete Envanteri yüz yüze görüşme tekniğiyle uygulandı. Hastalar sadece hipertansiyonu olanlar, sadece diyabeti olanlar ve hem hipertansiyon hem de diyabeti birlikte bulunanlar olarak üç gruba ayrıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların 226'sının kadın, 104'ün erkek olduğu saptandı. Yaş ortalaması 53,69±7,24 yıl olarak tespit edildi. Hastaların 66'sı diyabet, 181'i hipertansiyon ve 83'ü diyabet+hipertansiyon hastası olduğu görüldü. Diyabet grubunda %42,4, hipertansiyon grubunda %32,5, hem diyabet hem de hipertansiyon grubunda ise %40,9 oranında anksiyete bozukluğu saptanırken, depresyon oranlarına bakıldığında diyabet grubunda %31,8, hipertansiyon grubunda %28,7, hem diyabet hem de hipertansiyon grubunda ise %32,5 oranında gözlendi. Grupların yaş dağılımında, eğitim düzeylerinde, egzersiz sıklığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0.05). Diyabet hastalarında, hipertansiyon hastalarına oranla anksiyete bozukluğu daha fazla gözlendi. Her üç grupta da kadın cinsiyette anksiyete oranları erkeklere göre daha yüksek bulundu (p<0.05). Tüm gruplarda hastalık yılı açısından yapılan incelemede HT tanısı alınan ilk yıl ve on yıldan sonra depresyon skorlarının artmış olduğu gözlendi (p<0.05). Sonuç: Diyabet ve/veya hipertansiyon hastalarına, hasta merkezli klinik yöntemle yaklaşılmalı, hasta bütüncül olarak ele alınmalı, yalnızca fiziksel rahatsızlık ve komplikasyonları ile değil, psikolojik ve sosyal açıdan da değerlendirilmelidir.

Aile hekimliğiAile sağlığı merkeziAnksiyete+3
Tuba Kayır
Hitit University
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Bir üniversite eğitim Aile Sağlığı Merkezine hastalar hangi tanılarla başvuruyor? Hasta profilinin retrospektif değerlendirilmesi

Aile hekimliği bireyin sağlık sistemiyle ilk temas noktasıdır. Hekim, henüz ayrışmamış olan hastalıkların erken dönemi ile karşılaşır ve bu durum tanı zorluğu yaşatır. Sağlık sisteminin merkezinde olan bu disiplinde uzmanlaşma ve yeterli bir eğitimle beraber, hasta profilinin tanınıp buna uygun değerlendirme yapmak çok önemlidir. Çalışmanın amacı, Eğitim Aile Sağlığı Merkezi'mize başvuran hasta profilini değerlendirmek ve bu doğrultuda uzmanlık eğitim müfredatında dikkat edilmesi gereken noktalara katkı yapmaktır. Çalışmanın evrenini Kasım 2019-Kasım 2020 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalına bağlı Bursa Nilüfer 36 No'lu Eğitim Aile Sağlığı Merkezi'ndeki hasta kayıtları oluşturmaktadır. Çalışmada 1725 hasta değerlendirmeye alınmıştır. Veriler retrospektif olarak, mevcut hasta dosyaları taranarak elde edilmiştir. Çalışmada, başvuranların yaş ortalaması 42,94±20,71 idi. En fazla başvuruda bulunanlar 26-65 yaş grubuydu. Başvuranların %31,7'si erkek, %68,3'ü kadındı. Bireylerin %83,9'u sigara kullanmıyorken, %16,1'i sigara kullanıyordu. Erişkin aşılama durumuna bakıldığında başvuranların %47,3'ü en az bir kez aşılanmıştı. Bireylerin %53,4'ünün en az bir tane kronik hastalığı vardı, en sık görülen kronik hastalık hipertansiyon idi. Başvuru nedenlerinden en sık görülenler ilaç yazdırma, genel kontrol ve boğaz ağrısı iken; en sık görülen tanılar genel tıbbi muayene, akut üst solunum yolu enfeksiyonu ve laboratuvar muayenesiydi. Başvurularda en sık yapılan işlem reçete yazılması (%70,4); en sık verilen danışmanlık, beslenme ve diyet düzenlenmesi idi. Birinci basamak sağlık hizmetleri ne kadar güçlü ise, o ülkenin sağlık sistemi o kadar iyi çalışıyor demektir. Birinci basamakta tutulan hasta kayıtları iyi bir uzmanlık eğitimi için yol gösterici olmakla beraber, aynı zamanda merkeze kayıtlı hasta profilini tanımayı sağlayarak buna uygun değerlendirme yapmayı sağlayacaktır.

Aile hekimliğiAile sağlığı merkeziBirinci basamak sağlık hizmetleri+3
Kevser Erbir
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Bursa Uludağ Üniversitesi Ertuğrul 36 nolu eğitim Aile Sağlığı merkezine kayıtlı prediyabet tanılı hastaların risk faktörlerinin ve tedavi yaklaşımlarının değerlendirilmesi

Plazma glikoz düzeyinin normalden yüksek olduğu fakat diyabetin tanı kriterlerine ulaşmadığı durumlar prediyabet olarak adlandırılmaktadır. Prediyabetin görülme sıklığı diyabetten daha fazladır ve önlem alınmazsa diyabete ilerleme oranı yüksektir. Türkiye Diyabet Epidemiyolojisi Çalıșması (TURDEP) verilerine göre 2002 yılında Türkiye'de prediyabet prevalansı %6,7 iken, on yıl sonra tekrarlanan TURDEP 2 araştırmasında bu oranın %30,4'e yükseldiği saptanmıştır. Diyabet ve diyabete bağlı kronik komplikasyonların önlenebilmesinde prediyabet tanısının klinik önemi giderek artmaktadır. Çalışmamızda Bursa Uludağ Üniversitesi'ne bağlı hizmet vermekte olan Eğitim Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı prediyabet tanılı hastaların; risk faktörlerini, semptomlarını, ilaç kullanma, diyet ve egzersiz yapma durumlarını araştırmak ve ilaç kullanan hastalar ile kullanmayan hastaların metabolik parametrelerindeki değişimleri incelemek amaçlanmıştır. Çalışmamız Ertuğrul 36 Nolu EASM'de kayıtlı, araştırma için uygun kriterleri karşılayan 114 prediyabet tanılı hastaya telefonla ulaşılarak anket çalışması şeklinde yürütülmüştür. Telefon görüşmesinde prediyabet için var olan risk faktörleri, ilaç kullanımları ve diyabet semptomları sorgulanmıştır. Hastaların antropometrik ölçümleri ve laboratuvar tetkik sonuçları ise kayıtlı muayene notlarından retrospektif olarak kaydedilmiştir. Araştırmadaki katılımcıların %86'dan fazlasının VKİ'nin 25 kg/m2'den yüksek olduğu, doktorlar tarafından en çok bilgi verilen başlığın ise diyet ve egzersiz gibi yaşam tarzı değişikliği önerileri olduğu bulunmuştur. Çalışmada ilaç kullanan hastaların AKŞ ve HbA1c değerlerine bakıldığında, ilk ölçümlerine göre son ölçümlerinin anlamlı olarak azaldığı görülürken, ilaç kullanmayan hasta grubunda bu değerlerdeki azalmanın anlamlı olmadığı görülmüştür. Ayrıca ilaç kullanan hastaların HOMA değerlerinde ilk ve son ölçüm arasında anlamlı bir azalma olduğu saptanmıştır. Literatürde yapılan çalışmalar göstermektedir ki prediyabet tanısı hastalara en erken dönemde konulmalı ve hastalığın diyabete ilerlemesi uygun yaklaşımlar ile önlenmelidir. Bu araştırmada elde ettiğimiz veriler doğrultusunda, prediyabetin tedavisinde metforminin etkin bir tedavi yaklaşımı olduğunu söyleyebiliriz. Anahtar kelimeler: Prediyabet, AKŞ, HbA1c, HOMA, aile sağlığı merkezi.

Aile sağlığı merkeziBursaHemoglobin A-glikolize+3
Ayşenur Sevinç
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Bir üniversite hastanesine başvuran hastaların aile sağlığı merkezlerini atlama sebepleri ve bunu etkileyen faktörler

Amaç: Aile hekimliği sisteminin ülke genelinde oturtulmasından bu yana 7 yıl geçmesine rağmen sevk sistemi uygulanamamıştır ve hastaların ilk başvuruda Aile Sağlığı Merkezleri'ni (ASM) tercih etme oranları düşüktür. Bu çalışmada amaç, bir üniversite hastanesine başvuran hastaların ASM'leri neden atladıklarını ve buna etki eden faktörleri belirlemektir. Gereç ve yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı bir çalışmadır. Çalışma kapsamında nitel veriler de toplanmıştır. Çalışma Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi'nde, 2017 Temmuz ve Ağustos aylarında yürütülmüştür. Örneklem büyüklüğüne ulaşmada poliklinik hasta sayısına göre ağırlıklandırma yapılmış, belirlenen sayıya ulaşana kadar hastalarla peşpeşe görüşülmüştür. Seçilen sekiz farklı poliklinikten 522 kişiye anket formu yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Sonuçlar sayı (n), yüzde (%), ortalama ve standart sapma kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılanların 304'ü(%58,2) kadın ve 218'i(%41,7) erkektir. Toplam yaş ortalaması 39,7±14,7 (min:18 yaş, max:86 yaş) bulunmuştur. Katılımcıların %72,5'i kendisi için başvurmuştur, %27,4'ü çocuk hastaya refakat etmektedir. Katılımcıların genel olarak ilk tercih ettikleri sağlık kurumu %49,4 ile eğitim araştırma hastaneleri ve üniversitelerdir, ilk başvuruda ASM'lerin tercih edilme oranı %18,0'dir. Katılımcılar son bir yılda ASM'ye ortalama 3,70±1,74 kez başvurmuştur. İlk başvuru tercihi ASM ve diğer sağlık kurumları olan katılımcıların cinsiyet, katılımcının yaşı, eğitim durumu ve genel sağlık durumu gibi demografik özelliklerinin dağılım-ları benzer bulunmuştur. ASM'ye başvuranların %56,3'ü, diğer sağlık kurumlarına başvuranla-rın %31,5'i aile hekiminin genel sağlık durumunu bildiğini ve takip ettiğini belirtmiştir. Uzman hekimin uyguladığı tetkik ve tedavilerden aile hekiminin haberdar olması ASM'ye başvuran-larda %31,9, diğer sağlık kurumlarına başvuranlarda %16,9'dur. ASM'ye başvuranların %56,3'ü, diğer sağlık kurumlarına başvuranların %34,1'i, aile hekiminin verdiği tedaviden fayda gördü-ğünü belirtmiştir. Katılımcıların üçte ikisi ASM teknik imkânlarını yetersiz bulmaktadır. İlk baş-vuru tercihi ASM olanların %42,5'i zorunlu sevk sisteminin getirilmesine olumlu bakarken, diğer sağlık kurumlarını tercih edenlerin ise %24,8'i olumlu bakmaktadır. Katılımcıların ASM'leri atlama sebepleri sorgulandığında, aile hekimleri ile ilgili sorunlar, ASM'lerde tahlil imkânlarının kısıtlı olması, hizmete ulaşmayı aksatan durumların varlığı, hasta-nelerdeki yüksek standartlı hizmet tercihi ve daha önce başvurmamış kişilerin ASM'lere olumsuz bakış açısı belirtilmiştir. Sonuçlar: İlk başvuru kurumu seçiminde ASM'leri atlayarak bir üniversite hastanesini tercih etmenin birçok faktörle ilişkili olabileceği tespit edilmiştir. Kurulacak bir sevk sisteminin başarıyla yürütülmesi için bu faktörlerin dikkate alınması ve neden sonuç ilişkisi açısından araştırılması uygun olacaktır.

Aile sağlığıAile sağlığı merkeziBirinci basamak sağlık hizmetleri+6
Meltem Mücaz Karaaslan
Bezmialem Vakıf University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Aile sağlığı merkezine kan tahlili yaptırmak isteğiyle başvuran hastalarda depresyon görülme sıklığı ve Beck depresyon ölçeği ile skorun ölçülmesi

Birinci basamak sağlık hizmetlerine kan tahlili yaptırmak için başvuran hastaların şikayetleri sorgulandığında halsizlik, yorgunluk gibi psikiyatrik ve fiziksel hastalıklarda ortak olarak görülebilen semptomlar ile karşılaşılmaktadır. Herhangi bir şikayeti olmayıp kronik hastalıklarının takibi için belirli aralıklarla kan tahlili yaptıran veya anemi, diyabet, hipotiroidi gibi fiziksel hastalıkların varlığının araştırılmasını isteyen hastalar da aile sağlığı merkezlerine başvurmaktadır. Aile sağlığı merkezlerine başvuruların önemli bir kısmını kan tahlili yaptırmak isteyen hastalar oluşturmaktadır. Bu hastaların şikayetlerinin depresyon ile ilişkili olabileceği veya herhangi bir şikayet belirtmeseler dahi depresyon açısından risk grubunda olabilecekleri aile hekimleri tarafından göz önüne alınırsa Beck depresyon ölçeği gibi uygulanması kolay ve hızlı bir yöntemle depresyon semptomlarının varlığı ve şiddeti araştırılabilir. Bu çalışmayla aile hekimlerine depresyon tanı ve tedavisi konusunda farkındalık kazandırılmak istenmiştir. Birinci basamaktaki hekimlerin depresyon ile ilgili bilgi ve tutumlarının geliştirilmesiyle hastaların depresyon ile ilişkili fiziksel ve psikolojik semptomları henüz depresyon tanı kriterlerini karşılayacak sayı ve şiddete ulaşmadan fark edilebilir. Hastalara fiziksel egzersiz, psikososyal desteğin arttırılması ve düzenli aile hekimi izlemleri gibi koruyucu tedbirler sunulabilir. Aile hekimleri tarafından depresyon tanısı konulması sayesinde mükerrer ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmeti başvuruları sırasında tedavisi geciken ve hastalığının şiddeti artan bireylerin hayat kalitesi yükseltilebilir. Bu çalışmada aile hekimlerinin depresyonla mücadelede etkin rol üstlenmesinin toplum ruh sağlığının geliştirilmesine katkısı vurgulanmak istenmiştir.

Aile sağlığı merkeziBeck Depresyon ÖlçeğiBirinci basamak sağlık hizmetleri+4
Gülvan Özkal
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çankırı ilinde aile sağlığı merkezine başvuran 18 yaş ve üzeri bireylerde COVID-19 aşı okuryazarlığının değerlendirmesi

Dünya Sağlık Örgütü tarafından 11 Mart 2020 tarihinde Çin'in Wuhan kentinden tüm dünyaya yayılan yeni bir çeşit Koronavirüs (Covid-19) salgını pandemi olarak ilan edilmiştir. Salgınla mücadelede en önemli koruyucu faktörlerin başında Covid-19 aşıları gelmekte, ancak aşıya karşı farklı tutumlarda görülmektedir. Aşı okuryazarlığı, kişilerin aşılar hakkındaki doğru kararları vermek için temel sağlık bilgileri ve hizmetlerini elde etme, işleme ve anlama kapasitesini göstermektedir. Bu araştırma, Çankırı ilinde yaşayanların Covid-19 aşı okuryazarlık düzeyinin değerlendirilmesi ve aşı okuryazarlığına etki eden faktörlerin belirlenmesini amaçlamıştır. Araştırmanın evreni Çankırı ili ve tüm ilçelerde yer alan Aile Sağlığı Merkezlerine (ASM) kayıtlı 18 yaş ve üzeri bireylerden oluşmaktadır. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerde sayı, yüzdelik dilim, aritmetik ortalama, standart sapma değerleri kullanılmıştır. Çalışmada Çankırı ili Covid-19 aşı okuryazarlık düzeyi 2,80±0,53 ile orta düzeyde olduğu görülmüştür. En yüksek Covid-19 aşı okuryazarlık Çankırı Merkez ilçede görülmüştür. 60 yaş ve üstü bireylerde Covid-19 aşı okuryazarlık düzeyi anlamlı olarak diğer gruplara göre daha düşük bulunmuştur. Yaşlı nüfusun fazla bulunduğu ilçelerde Covid-19 aşı okuryazarlık düzeyleri daha düşük olmakla birlikte istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görünmemiştir ve literatür ile uyumlu olarak ileri yaş grubunda, diğer gruplara göre daha düşük saptanmıştır. Çalışmada, Covid-19 aşısı olma durumu ile Covid-19 aşı okuryazarlığı düzeyleri incelendiğinde aşı olan bireylerde okuryazarlık düzeyi daha yüksek olarak saptanmıştır ve diğer çalışmalar ile benzer sonuçlar göstermektedir. Sonuç olarak ülkemizi ve tüm dünyayı ciddi şekilde etkileyen Koronavirüs hastalığı ile mücadele kapsamında özellikle 65 yaş ve üzeri yaşlı bireylerde aşı okuryazarlık düzeyi artırılmalı ve aşılama oranlarını yükseltilerek ölümleri daha azaltılacağı değerlendirilmektedir.

Aile sağlığı merkeziAşı okuryazarlığıAşılar+4
Ayşe Aykurt
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Irak, Diwaniyah'daki birinci basamak sağlık merkezlerinde aile sağlığı hemşirelerini hizmetlerinin değerlendirilmesi

Background : Primary care Centers have acceptable procedures that can be used by families in the community. A standard service was provided by the Iraqi Ministry of Health in order to improve the quality of health care in Iraqi hospitals. Objective : Nursing services in family health units of primary health care centers in Al Diwaniyah will be reviewed. It will contribute to the study by finding the health and nursing needs and challenges of each household and improving the health and nursing services of family members. Method : A suitable sample consisting of 200 nurses was selected using the appropriate sampling method with the G.Power program and these samples were collected from 20 primary health care centers. scale, alpha = 0.82 from Cronbach. The interview took 10-15 minutes. Data collection took place between 22 November 2021 - 22 April 2022. Results : Nurses 55% did not receive any nursing care. that nurses are 25-35 years old 39.5% in terms of age. stated that the number of nurses is more than men and that 52.5% of the total sample has a diploma 36%, the majority of the sample is composed of single nurses according to marital status and constitutes the highest percentage 68%. Conclusion : There is a significant effect on the performance of nurses between the age of the nurses and the years of experience in the family health, there is no statistical significance between the education level of the nurses and the services they provide. Keywords : Evaluation, Family, Nurse, Primary health care.

Family practiceFamily healthFamily health center+6
Mustafa Shaalan Nafnaf Nafnaf
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aile hekimliği çalışanlarının Covıd-19 pandemi sürecinde pandemik kaygı, mesleki tükenmişlik ve işten ayrılma niyetlerinin belirlenmesi

Bu çalışma, aile sağlığı merkezlerinde görev yapan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarının Covid-19 pandemi sürecinde mesleki tükenmişlik, işten ayrılma niyeti ve pandemik kaygı durumlarının belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Ayrıca mesleki tükenmişlik, işten ayrılma niyeti ve pandemik kaygı durumlarının katılımcıların kişisel ve demografik özelliklerine göre farklılaşıp farklılaşmadığının belirlenmesi de çalışmanın amaçları arasındadır. Araştırmanın evrenini Kahramanmaraş ili merkezinde bulunan Aile Sağlığı Merkezinde çalışan 386 aile hekimi 355 aile sağlığı çalışanı olmak üzere toplamda 741 sağlık personeli oluşturmaktadır. Çalışmada örneklem seçilmemiş olup, tüm evrene ulaşılmaya çalışılmıştır. Çalışma, 392 sağlık personeli ile yürütülmüştür. Veri toplamak için Pandemi Tutum Ölçeği, İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği ve Mesleki Tükenmişlik Ölçeği olmak üzere 3 ölçek kullanılmıştır. Araştırmanın hipotezlerinin testinde iki ortalama arasındaki farkın anlamlılık testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizinden yararlanılmıştır. Analizler sonucunda, katılımcıların pandemi ile ilgili bireysel olarak olumsuz tutumlarının ve pandemide olumlu örgütsel tutumlarının yüksek düzeyde olduğu saptanmıştır. Kişisel başarı hissi ve duyarsızlaşmanın orta, duygusal tükenme ve işten ayrılma niyetlerinin ise düşük olduğu saptanmıştır. Fark analizleri sonucunda, üç ölçek için katılımcıların kişisel ve demografik özelliklerinden bazıları (yaş, meslek, eğitim, görevi süresi gibi) arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu belirlenmiştir. Analizler sonucunda pandemide olumsuz bireysel tutumun tükenme ve işten ayrılma niyetini artırdığı ve olumlu örgütsel tutumun ise tükenme ve işten ayrılma niyetini azalttığı saptanmıştır. Pandemi gerçeği, toplumun sağlık personeline ve onların sağlıklı, mutlu ve özverili bir şekilde çalışabilmesine olan ihtiyacı daha belirgin kılmıştır. Bu nedenle özellikle pandemi sürecinde aile sağlığı merkezi çalışanlarının görev tanımlarının açık ve net bir şekilde belirlenmesi, aile sağlığı merkezi çalışanlarına yönelik hizmet içi eğitimler verilerek ve sürekli bilgilendirmeler yapılarak oluşabilecek belirsizliklerin bertaraf edilmesi; personelin özellikle pandemi sürecinde daha da artan iş yükünün dengeli ve adaletli olmasının sağlanması ile tükenmişlik ve işten ayrılma niyetinin azaltılabileceği söylenebilir.

Aile hekimliğiAile sağlığı merkeziCOVID 19+7
Melike Avan
Yozgat Bozok University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aile sağlığı merkezlerindeki sağlık çalışanlarının otizm spektrum bozukluğu ile ilgili bilgi tutum ve farkındalıklarının incelenmesi

Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) duygusal ve sosyal iliĢkilerde yetersizlik, iletiĢimde bozukluk, yineleyici davranıĢlara yatkınlık ve ilgi alanının kısıtlılığı ile karakterize nörogeliĢimsel bir bozukluktur. OSB son dönemlerde artan prevalansı nedeniyle önemli bir halk sağlığı problemidir. Günümüzde en sık görülen geliĢimsel bozukluklar arasında yer almaktadır. OSB'nin belirti ve bulguları erken çocukluk döneminde ortaya çıkıp etkileri yaĢam boyu sürmektedir. OSB'nin klinik seyrinde erken tanı ile birlikte en erken zamanda özel eğitime ve davranıĢçı tedaviye baĢlanması prognozu olumlu yönde etkilemektedir. Bu nedenle geliĢimsel izlem ve taramaların yapıldığı aile sağlığı merkezinde (ASM) görev yapan aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarına (ASE) OSB'nin erken tanısı ile ilgili önemli roller düĢmektedir. Bu çalıĢmada OSB'nin erken tanısında büyük görevleri olan aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarının OSB ile ilgili bilgi tutum ve farkındalıklarının incelenmesi amaçlanmıĢtır. AraĢtırmanın örneklemini Niğde aile sağlığı merkezinde görev yapan 90 aile hekimi ve 88 aile sağlığı elemanı oluĢturmaktadır. Veriler; sosyodemografik veri formu, OSB Bilgi ve Tutum Ölçeği ve OSB Farkındalık Anketi içeren soru formu internet ortamında xi katılımcılara uygulanarak elde edilmiĢtir. Aile hekimlerinin farkındalık düzeyi ASE'lerden daha yüksek bulunmuĢtur. 35 yaĢ ve üzerinde olan ASE'lerin, kadın ASE'lerin, uzman aile hekimlerinin, evli ve çocuk sahibi olan ASE'lerin, lisans mezunu ASE'lerin, 21 yıl ve daha fazla süre çalıĢan aile hekimleri ve ASE'lerin bilgi düzeyi daha yüksek bulunmuĢtur. 35 yaĢ ve üzerinde olan aile hekimlerinin, 18-24 yaĢ arası ASE'lerin, evli ASE'lerin, çocuk sahibi olan aile hekimlerinin, lisans ve yüksek lisans mezunu ASE'lerin ise farkındalık düzeyi daha yüksek bulunmuĢtur. Bu sonuçlardan yola çıkarak ASM'lerde çalıĢan aile hekimleri ve ASE'lerin OSB ile ilgili bilgi tutum ve farkındalıklarında eksiklikler olduğu saptanmıĢtır. OSB'nin belirtileri, erken tanı ve müdahalesi ile ilgili eğitimlerin düzenlenmesi, OSB ve erken tanısının önemini vurgulayan seminerler, programlar ve etkinlikler düzenlenmesi, ASM'lerde izlem ve taramalarda 18-36 ay arasındaki çocukların OSB açısından değerlendirilmesi için aile hekimleri ve ASE'lerin farkındalıklarının artırılmasının OSB'nin erken tanılanmasında katkı sağlayacağı düĢünülmektedir. Haziran 2021, 78 Sayfa Anahtar Kelimeler: Otizm Spektrum Bozukluğu, aile sağlığı merkezi, sağlık çalıĢanı, bilgi, tutum, farkındalık

Aile sağlığı merkeziBilgiFarkındalık+4
Betül Türker
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Aydın ili Efeler İlçesi aile sağlığı merkezlerinde izlenen çocukların ilk bir yaşta anne sütü alma durumları ve anne tutum ve davranışlarının emzirme süresine etkisi

Giriş: Anne sütü yenidoğanın fiziksel, ruhsal ve zihinsel gelişimi için gerekli olan bütün ögeleri barındırmaktadır. Emzirmenin, anne ve bebek üzerinde biyolojik ve duygusal bir etkisi olmakla birlikte, hem anne hem de bebek için immünolojik, psikolojik, sosyal ve ekonomik pek çok yararı söz konusudur. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tüm bebeklerin doğumdan itibaren ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmelerini, 7. ayda tamamlayıcı beslenmeye başlanması ve 2 yaşına kadar anne sütünün devamını önermektedir. Anne sütünün yaygınlaşması için tüm Dünya'da çeşitli sağlık uygulamaları yapılmasına rağmen anne sütüyle beslenme, önerildiği şekilde yaygın kullanılmamaktadır. Çalışmanın Amacı: Bölgemizde ilk 6 ayda sadece anne sütü alma sıklığı, ilk bir yaşta anne sütü alma sıklığının değerlendirilmesi ve annelerin sosyo-demografik ve emzirme özelliklerinin emzirme süresine olan etkisinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı nitelikteki çalışma 01 Ekim 2019-31Aralık 2019 tarihleri arasında Aydın Efeler İlçesi'nde rastgele yöntemle seçilen altı kentsel ve iki kırsal yerleşimli aile sağlığı merkezinde yapıldı. Örneklem büyüklüğü 160 olarak hesaplandı. Sosyodemografik özellikler ve anne sütü almayla ilişkili bilgileri toplamaya yönelik düzenlenen anket formu araştırmacı tarafından yüz yüze görüşülerek uygulandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında ki-kare testi ve bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkenler üzerindeki karıştırıcılardan bağımsız etkisini ve etki derecesini belirlemek için çoklu lojistik regresyon analizleri yapıldı. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya katılan 225 bebeğin yaş ortalaması 19,1±5,0 ay, annelerin yaş ortalaması 30,4±5,2 yıldı. Bebeklerin %51,1'i kız, %48,9'u erkekti ve %48,4'ü ailenin ilk çocuğu idi. Bebeklerin %61,3'ü sezaryenle doğmuştu, %51,6'sı emzik/biberon kullanmaktaydı. Annelerin %5,8'i gebeliği sırasında sigara kullanmıştı. Annelerin %8,4'ünde postpartum depresyon öyküsü bulunmaktaydı. Annelerin %68,0'i bebeğine yalnızca kendisinin baktığını belirtti. Annelerin %77,3'ü en az bir defa emzirme eğitimi almıştı. Emzirme eğitimi alanların %89,1'i eğitimi doğum yaptığı sağlık kuruluşunda almıştı. Bebeklerin tek başına anne sütü alma süresi ortalama 3,5±2,4 ay ve ilk 6 ay tek başına anne sütü alma oranı %32,9'du. Bebekler ortalama olarak 10,2±3,4 ay emzirilmişti ve bir yılın sonunda anne sütüne devam eden bebeklerin oranı %74,7'ydi. Annelerin %81,3'ü doğum sonrası 1. saat içinde, %91,6'sı doğum sonrası 1. gün içinde emzirmeye başlamıştı. Annelerin %32'si 1. ayın sonunda formül süt kullanmaktaydı ve bu oran 12. ay sonunda % 38,7 idi. En sık formül süt başlama nedenleri % 61,9 süt yetersizliği ve % 31,7 büyümenin geri kalması endişesiydi. Annelerin %36,4'ü tamamlayıcı beslenmeye önerilen süreden önce başlamıştı ve en sık neden %52,3 oranında süt yetersizliği olarak ifade edildi. Su vermeye başlama zamanı ortalama 3,8±2,2 aydı. Annelerin %49,3'ü tamamlayıcı beslenme ile birlikte bebeklerine su vermeye başlamıştı. İlk altı ayda yalnızca anne sütü alma olasılığı doğumdan sonraki ilk saat içinde emzirilmeye başlanan bebeklerde emzirilmeyenlere göre 4,0 kat, emzik/biberon kullanmayan bebeklerde kullananlara göre 3,4 kat ve birinci ayda her seferinde 15 dakikadan daha uzun süre emzirilen bebeklerde daha az emzirilenlere göre 2,8 kat daha fazlaydı. Bir yaşın sonunda anne sütü almaya devam etme olasılığı; emzik/biberon kullanmayan bebeklerde kullananlara göre 11,5 kat, doğumdan sonraki ilk gün içinde emzirilmeye başlanan bebeklerde emzirilmeyenlere göre 6,0 kat, yalnızca annenin baktığı bebeklerde annelerin destek aldığı duruma göre 4,8 kat, birinci ayda her seferinde 15 dakikadan daha uzun süre emzirilen bebeklerde daha az emzirilenlere göre 4,2 kat ve beşinci ayda kendi istedikçe emzirilen bebeklerde belirli aralıklarla emzirilenlere göre 3,5 kat daha fazlaydı. Sonuç: Çalışmamızda bölgemizde ilk altı ayda sadece anne sütü alma oranı Türkiye ortalamasına göre düşük tespit edilmiş olmakla birlikte, doğum sonrası ilk saat ve ilk gün içinde emzirmeye başlama oranları ülke ortalamasına göre iyi durumdadır. Yaygın biçimde kullanılan emzik/biberon kullanımı anne sütü almayı olumsuz etkilemektedir. Özellikle ilk aylarda bebeğin bir emzirme seansında her bir memeyi 15 dakika ve üzerinde emmesi ve annenin bebeğiyle geçirdiği sürenin artırılması anne sütü almayı olumlu olarak etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: Anne sütü, emzirme, emzirme süresi, emzirme sıklığı, formül süt, tamamlayıcı gıda.

Aile sağlığı merkeziAnne davranışıAnne sütü+6
Betül Yılmaz
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Aydın Efeler'de aile sağlığı merkezlerine başvuran hastaların kolorektal kanser bilgi düzeyi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Kolorektal kanser (KRK), yaygın görülen, önemli morbidite ve mortalite nedeni olan bir hastalıktır. Kolorektal kanserler tüm dünyada, erkeklerde en sık üçüncü sırada, kadınlarda en sık ikinci sırada yer almaktadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2018 yılında 1.8 milyon insan kolorektal kanseri tanısı almış, 862 bin ölüm kolorektal kansere bağlı gelişmiştir. KRK, dünya genelinde kansere bağlı ölümlerin ikinci önde gelen nedenidir. Etkili tarama programlarının uygulanmasıyla mortalite ve morbiditesi azalmaktadır. Çalışmamızda 50-70 yaş arası bireylerin kolorektal kanser taraması hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi ve sağlık inançlarının kolon kanserine ilişkin tarama davranışlarına etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızı 2019 yılı Eylül ve 2020 yılı Şubat ayları arasında Aydın ilindeki dört ayrı aile sağlığı merkezinde yürüttük. Aile Sağlığı Merkezlerine kayıtlı 50-70 yaş arası 227 kişi çalışmaya dahil edildi. Katılımcıların sosyodemografik özelliklerini sorgulamak ve KRK hakkındaki bilgi düzeyi, tutum ve davranışlarını değerlendirmek amacıyla literatür eşliğinde hazırlanan anket ve katılımcıların sağlık inançlarının kolon kanserine ilişkin tarama davranışlarına etkisini değerlendirmek amacıyla KRK Sağlıklı İnanç Modeli Ölçeği yüz yüze görüşme tekniği ile uyguladık. Verilerin analizi ve değerlendirilmesi SPSS 21.0 ile yapılmıştır. İstatistiksel olarak anlamlı değer p<0,05 kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların yaşları ortalama (standart sapma) 60,64 (6,29) idi. Katılımcıların %58,6'sı kadın, %41,4'ü erkekti. Katılımcıların %49,3'ünün ailesinde kanser tanısı, %12,5'inin ailesinde KRK tanısı vardı. Katılımcıların %63,5'i KRK tarama testini duyduğunu, %92,6'sı KRK tarama testi yapılmasının gerekli olduğunu, %36,6'sı KRK tarama testi yapılması için en uygun merkezin ASM olduğunu, %70,5'i daha önce KRK tarama testi yaptırdığını belirtmiştir. Güven yarar alt boyutu puanı ailede kanser öyküsü olanlarda, Duyarlılık alt boyutu puanı lise ve üstü düzeyi eğitimi olanlarda, geliri giderden fazla olanlarda, bağırsak kanseri tarama testi yaptıranlarda, Engel alt boyutu puanı bağırsak kanseri tarama testi yaptırmayanlarda, Sağlık motivasyonu alt boyutu puanı lise altı düzeyi eğitimi olanlarda ve ailede kanser öyküsü olanlarda, Ciddiyet alt boyutu puanı ailede kanser öyküsü olanlarda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksekti. Sonuç: Çalışmamızda katılımcıların büyük çoğunluğunun kolorektal kanser tarama testini duyduğunu ve yaptırdığını gördük. KRK taraması hakkında bilgisi olanların daha fazla tarama yaptırdığını gördük. Katılımcıların büyük çoğunluğu KRK tarama testi yapılmasının gerekli olduğunu, üçte biri KRK tarama testi yapılması için en uygun merkezin ASM olduğunu belirtti. Sağlık hizmeti sunumunda önemli rol oynayan ASM'lerin KRK tarama testindeki rolü arttırılmalıdır. Topluma sağlıklı yaşam davranışlarının kazandırılması için hekimlerin ve diğer sağlık personellerinin eğitmen ve danışman rollerini daha çok üstlenmesi gerekir. Özellikle risk grubunda olan fakat yadsıma davranışı geliştiren bireylere yönelik ayrı eğitim programları oluşturulabilir. Bireylerin kolorektal kanserin erken tanısına yönelik sağlık inançlarını belirlemek için nitel çalışmalar yapılmalı. Anahtar kelimeler: kolorektal kanser, sağlık inancı, tarama

Aile sağlığı merkeziAydın-EfelerBilgi düzeyi+4
Hikmet Kazım Coşar
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Malatya'da bir aile sağlığı merkezine başvuran 3-18 yaş aralığındaki bireylerin beslenme durumunun ve Allura Red AC (E129) bulunan besinlerin tüketim miktarının saptanması

Bu çalışma; Malatya il merkezindeki 3-18 yaş arası bireylerin beslenme durumunu saptamak ve değerlendirmek, tüketilen besinler içerisinde kırmızı renk veren Allura Red AC (E129) bulunan besinlerin cins ve miktarlarını saptamak amacıyla yapılmıştır. Araştırma Malatya ilinde bulunan Bostanbaşı 2 Nolu Aile Sağlığı Merkezinde (ASM) yürütülmüştür. Kasım 2016 – Aralık 2017 tarihleri arasında ASM'ye başvuran 3-18 yaş grubu 46 erkek ve 58 kız çocuk olmak üzere toplam 104 birey araştırma kapsamına alınmıştır. Bireylerin beslenme durumunu değerlendirmek ve Allura Red AC (E129) bulunan besinlerin tüketim miktarını saptamak için 1 günlük besin tüketim kaydı tartı yöntemiyle alınmıştır. Besin tüketim kaydı değerlendirilmesi ise BEBİS 7.1 öğrenci sürümü ile yapılmıştır. Çocukların antropometrik ölçümleri alınmış ve Beden Kütle İndeksi (BKI) hesaplanmıştır. Yaş gruplarına göre vücut ağırlıkları (kg) Türkiye'ye Özgü Beslenme Rehberi'yle karşılaştırıldığında; 1-3 yaş grubu, 7-9 yaş grubu ve 10-13 yaş grubu çocukların vücut ağırlıklarının fazla olduğu görülmüştür. Çocukların enerji alımları değerlendirildiğinde; 1-3 yaş grubu, 4-6 yaş grubu, 7-9 yaş grubu ve 10-13 yaş grubu kız çocukların enerji gereksinimini sırasıyla %123.8, %76.0 , %71.9 ve %75.9'unu karşıladığı; 10-13 yaş grubu erkek, 14-18 yaş grubu erkek ve kız çocukların enerji gereksinimini ise sırasıyla %56.0, %54.1 ve %61.6'sını karşıladığı bulunmuştur. Allura Red AC (E129) içeren besinleri tüketen bireylerin oranı %5.8'dir. Tüm yaş gruplarında günlük ortalama E 129 (Allura Red AC) tüketim miktarının Günlük Kabul Edilebilir Alım Miktarını (ADI) aşmadığı görülmüştür.

Aile sağlığı merkeziAllura red ACBeslenme+6
Büşra Öztürk
Hasan Kalyoncu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Çukurova Üniversitesi eğitim aile sağlığı merkezine başvuran bireylerin hasta merkezlilik algıları ve memnuniyet düzeyleri

ÖZET Çukurova Üniversitesi Eğitim Aile Sağlığı Merkezine Başvuran Bireylerin Hasta Merkezlilik Algıları ve Memnuniyet Düzeyleri Amaç: Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Eğitim Aile Sağlığı Merkezinde sunulan hizmetlerin hasta merkezli yaklaşım açısından bireyler tarafından nasıl algılandığının gösterilmesi, hizmet alanların memnuniyet düzeylerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Yöntem: Kesitsel tipte yapılan çalışmada veriler Mart 2020'de Çukurova Üniversitesi 047 ve 051 numaralı Eğitim Aile Sağlığı Merkezlerinde toplanmıştır. Hesaplanan örneklem büyüklüğüne (n=244) ulaşmak için basit tesadüfi örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Yaşanan COVID-19 pandemisi nedeniyle çalışma erken sonlandırılmıştır. Çalışmaya katılanlara Patients Evaluate General/ Family Practice Ölçeği ve Hastanın Hasta Merkezlilik Algısı Ölçeği-Yeniden gözden geçirilmiş formu uygulanmıştır. Bulgular: Değerlendirmeye alınan 109 katılımcının yaş ortalaması 25,9 10,07, % 71,6'sı öğrenci, % 51,4'ü kadın olup (% 16,5) düzenli ilaç kullanımı gerektiren bir hastalığı olduğunu belirtmiştir. Katılımcıların % 89,9'unun Eğitim Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı olduğu saptanmıştır. Hasta memnuniyetinde "Sağlık Hizmet Organizasyonu" boyutu (3,931,47) dışında bütün boyutlarda (Doktor-Hasta İlişkisi, Sağlık Hizmeti Sunumu, Enformasyon ve Destek, Ulaşılabilirlik, Genel Değerlendirme, Memnuniyet Ortalaması) 5 üzerinden 4'ten yüksek bulunmuştur. Yaş, medeni durum ve kronik hastalık olup olmaması durumuna göre memnuniyet düzeyleri arasında anlamlı farklar görülmüştür. Yirmi altı ve üzeri yaştaki katılımcıların daha küçük yaştaki katılımcılara göre, evli katılımcıların bekarlara göre, kronik hastalığı olan katılımcıların olmayanlara göre sağlık hizmeti açısından daha memnun oldukları görülmüştür (p=0,001, p=0,012, p=0,024). Çalışmaya katılanların hasta merkezlilik algılarına genel olarak bakıldığında hasta merkezlilik algısı ortalama puanı 4 üzerinden 1,51±0,528 olarak bulunmuştur. Personel ve diğer katılımcıların hasta merkezlilik algıları öğrencilere göre anlamlı derecede yüksek olarak bulunmuştur (p=0,021). Uygulanan hasta merkezlilik algısı ile memnuniyet ölçeklerinin toplam puanları arasında ise orta düzeyde korelasyon olduğu görülmüştür (rs=-0,567, p=0,0001). Sonuç: Katılımcıların genel olarak Eğitim Aile Sağlığı Merkezinde verilen bakım hizmetinden memnun oldukları ve klinik yaklaşımda hasta merkezlilik deneyimlerinin yüksek olduğu görülmüştür. Hasta memnuniyetinin; yaş, medeni durum ve kronik hastalığa sahip olma durumuna göre, hasta merkezlilik algısının ise; öğrenci olma veya çalışma durumlarına göre hastaların sosyodemografik özellikleriyle ilişkili olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, Eğitim Aile Sağlığı Merkezi, hasta memnuniyeti, hasta merkezlilik algısı

Aile hekimliğiAile sağlığı merkeziHasta başvurusu+3
Cansen Aydın
Çukurova University
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Serviks kanseri tarama programında görev alan aile sağlığı çalışanlarının etik yaklaşımlarının incelenmesi

Amaç: Araştırmada serviks kanseri tarama programında görev alan Aile Sağlığı Çalışanlarının etik yaklaşımlarınınincelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, İzmir Bornova ve Kemalpaşa İlçe Sağlık Müdürlükleri'ne bağlı Aile Sağlığı Merkezlerinde serviks kanseri taraması programında görev alan Aile Sağlığı Çalışanları (ASÇ) ile yürütülmüştür (n=119). Veri toplama aracı 2 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm araştırmacılar tarafından hazırlanan ASÇ'nınsosyo-demografik özellikleri ile etik yaklaşımlarına yönelik soruları, ikinci bölümde ise Etik Durum Ölçeği kullanılmıştır. Veriler, Indıpendent-Samples T Testi ve Mann Whitney U ve Kruskal-Wallis testleriyle analiz edildi. Bulgular: ASÇ'nın sosyo-demografik özellikleri incelendiğinde % 58' inin 40 yaş ve üzerinde olup; mesleki çalışma yılı ortalaması 19,4 ± 8,7'dir. ASÇ'nın % 72,3'ü ebe, % 27,7'si hemşire olup, % 52,1'i mesleğinden memnun ve % 46,2'si lisans mezunudur. ASÇ'nın servikal kanser tarama programında çalışma yılı ortalaması 4,05 ± 1,9 olup; bu konuda eğitim alanların oranı ise % 89,1 ve % 67,9'u ise teorik ve pratik eğitim almıştır. ASÇ'nın servikal kanser tarama programında etik sorunla karşılaşma durumu ise % 14,3'tür. ASÇ'nın etik durum ölçeği ortalama puanı 75,57±11,94, idealizm ortalama puanı 41,26±6,3 ve rölativizm ortalama puanı 34,31±7,4'dür. ASÇ olarak görev yapan ebeler ile mesleki memnuniyeti fazla olanlar daha idealist oldukları bulunmuştur. Sonuçlar: Çalışmanın bulguları, ASÇ'nın serviks kanseri tarama programında çalışırken etik sorunlar yaşadıkları ve bu sorunları çözemediklerini göstermektedir. Ayrıca etik pozisyonunun idealizm yönünde olmasının mesleki olarak etik karar verme sürecini olumlu yönde etkileyeceği söylenebilir.

Aile hekimliğiAile sağlığıAile sağlığı merkezi+6
Tuba Uslu
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aile Sağlığı Merkezine başvuran yetişkin kadın bireylerin beslenme durumlarının, serum B₁₂ vitamini düzeylerinin ve etkili etmenlerin araştırılması

Bu araştırma; yetişkin kadın bireylerin beslenme durumları ile serum B₁₂ düzeylerinin belirlenmesi ve etkili etmenlerin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Kasım 2021 - Nisan 2022 tarihleri arasında Batman Aile Sağlığı Merkezine başvurmuş, 109 yetişkin kadın bireyi kapsamaktadır. Kadınların yaş ortalaması 35,94±10,73 yıldır. Kadınların ortalama BKİ değerleri 30,8±5,83 kg/m² olarak saptanmıştır. Katılımcıların serum B₁₂ değerleri ortalaması 308,88±138,75 olup, B₁₂ vitamini eksikliği ise %14,7 olarak bulunmuştur. Araştırmada yaş, Beden Kütle İndeksi, Fiziksel Aktivite Düzeyi (PAL) değeri, sigara ve alkol kullanımı, metformin kullanımı ile serum B₁₂ vitamini arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Serum B₁₂ vitamin düzeyleri ile kırmızı et ve yoğurt tüketim sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (p<0,05). Yirmidört saatlik geriye dönük elde edilen besin tüketim kaydına göre ortalama olarak günlük alınan B₁₂ vitamini gereksinimi yeterli oranda karşılanmaktadır. Günlük alınan B₁₂ vitamini ile katılımcıların B₁₂ seviyeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Çalışmaya katılan kadınların yaşları ile BKİ değeri ve vücut ağırlığı arasında pozitif yönlü anlamlı korelasyon varken, PAL değeri arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulunmuştur (p<0,05). Serum B₁₂ düzeyini etkileyen etmenlerin daha iyi anlaşılması ve araştırılması için daha büyük örneklemde ve her iki cinsiyetin de bulunduğu daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

Aile sağlığı merkeziBeslenmeBeslenme durumu+3
Muhammed Raşit Kapan
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Aile sağlığı merkezlerine kayıtlı COVID-19 geçiren 40-80 yaş arası hastalarda post travmatik stres bozukluğunun değerlendirilmesi

Amaç: COVID-19 hastaların pandemi döneminde post travmatik stres bozukluğu düzeylerinin uluslararası geçerlilikteki Olayların Etkisi Ölçeği ile araştırılması, bu durumun sosyodemografik ve diğer çevresel faktörlerle ilişkisinin saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız kesitsel tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Manisa Merkez Yunusemre ve Şehzadeler ilçesinde bulunan toplam 5 farklı Aile Sağlığı Merkezlerine kayıtlı, çalışmanın başlangıç tarihinden itibaren son 3 ay içerisinde COVID-19 geçiren 40-80 yaş arası 200 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırma verileri 16.12.2021-16.03.2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak literatür incelenerek hazırlanmış 20 soruluk bir anket ve Olayların Etkisi Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen katılımcıların % 61'i kadın, %39'u erkek olup yaş ortalamaları 48,10 ± 9,41'dir (min:40, maks:80). Katılımcıların ortalama Olayların Etkisi Ölçeği puanı 21,82 ± 12,18 olup kadınlarda, bekarlarda, yalnız yaşayanlarda ve COVID-19 sonrası semptom devamı olan bireylerde anlamlı olarak daha yüksek saptanmıştır (p<0,05). Olayların Etkisi Ölçeği (OEÖ)'nin PTSB için tanı koydurucu kesim değeri 30 alındığında, çalışmaya katılan bireylerin %13'ünde PTSB riski açısından risk vardır. %87'sinde ise risk yoktur. Sonuç: Katılımcıların COVID-19 sonrası post travmatik stres bozukluğu risk düzeyi, salgının ilk zamanlarına göre düşük saptanmıştır. Bu düşüklüğün sebebi hastalığın toplumda daha iyi tanınır hale gelmesi, aşı uygulamalarının yaygınlaşması, karantina gibi kısıtlayıcı önlemlerin gevşetilmesidir. Mental sağlamlığı düşük, stresle işlevsel olmayan baş etme tarzını kullanan ve koronavirüs salgını ve sosyal izolasyona yönelik olumsuz algı ve tutumlara sahip bireyler koronavirüs salgınına karşı daha korunmasızdır. Bu kişilerin mental sağlıklarını korumak için toplum bazında ruhsal etkilere farkındalık oluşturma amaçlı eğitimlere ve zamanında psikolojik müdahaleye ihtiyaçları vardır. Bu yüzden pandemi döneminde birinci basamak hekimleri tarafından COVID-19 hastalarının psikolojik durumları kısaca sorgulanarak bilgi alınmalı ve kişilerin ruh sağlıklarını iyileştirmeye yönelik yaklaşımlarda bulunulmalıdır. Bu yöndeki faaliyetler, gelecekteki olası salgınlarla mücadele açısından da önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler : COVID-19 Hastalığı, Post Travmatik Stres Bozukluğu, Mental Sağlık

Aile sağlığı merkeziCOVID 19Korona virüs enfeksiyonları+3
Tuğba Elagöz
Manisa Celal Bayar University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Çukurova Üniversitesi Eğitim Aile Sağlığı Merkezi kayıtlarının iki yıllık profili: Retrospektif bir inceleme

Amaç: Çalışma, Çukurova Üniversitesi Eğitim Aile Sağlığı Merkezi 047 Biriminin kuruluşundan bu yana geçen iki yıldaki kayıtlarının geriye dönük olarak incelenmesini amaçlamaktadır. Yöntem: Birime, 01.08.2018 - 01.08.2020 tarihleri arasında başvuran bireylerin elektronik sağlık kayıtları incelendi. Belirlenen zaman aralığındaki tüm kayıtlar, bireylerin sosyodemografik verileri, yakınmaları, muayene notları, tanıları ve aylara göre işlem sayılarını içeren elektronik dosyalarda değerlendirildi. Bulgular: Mevcut 2970 başvurunun 1395 kişi olduğu belirlendi. Kişi başına ortalama başvuru sayısı 2,12 olarak bulundu. Başvuranların %53.4'ü kadındı. Yaş ortalaması 32,2±15,4 olan bireylerin %65,2'si bekardı. %55,5 oranında sigara içme durumunun kaydedilmediği belirlendi. Sağlık raporu başvurularında sigara ve alkol kullanımının kayıt altına alınma oranının daha yüksek olduğu görüldü. Sigara kaydı olan bireylerde sigara içme oranı %16,4 idi. Evli bireylerde sigarayı bırakma oranının daha yüksek olduğu bulundu (p<0,001). Alkol tüketimi erkeklerde anlamlı olarak daha yüksekti (%13,9, p<0,001). Alkol kullanımında medeni durum açısından fark yoktu. En sık başvuru nedenleri sağlık raporları (%15,9), reçete yenilemeleri (%7,0) ve biyokimyasal kan analizleri (%5,7) idi. Başvuru nedeni bilgisinin hekim tarafından kayıt edilme oranı %56,7 idi. En sık konulan tanılar üst solunum yolu enfeksiyonları (%22,2), sağlık raporu uygulaması (%19,3) ve genel kontrol muayeneleri (%13,6) idi. Başvuru nedenleri ile tanılar arasında tutarsızlıklar olduğu görüldü. Sonuç: Birimin ağırlıklı olarak genç bireylere hizmet verdiği belirlendi. Muayene notlarının SOAPE formatında tutulmadığı, hekimlerin ICD kod yazarlığı konusunda eksiklikleri olduğu ve birimimizde kullanılan elektronik kayıt programının geliştirilmesi gereken yönleri bulunduğu tespit edildi. Anahtar kelimeler: Eğitim Aile Sağlığı Merkezi, Elektronik Sağlık Kaydı, Aile Hekimliği, Hasta Profili, SOAPE, ICD

AdanaAile sağlığıAile sağlığı merkezi+3
Safiyye Karkin
Çukurova University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Çukurova Üniversitesi Eğitim Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı annelerin cinsel iletişim dillerinin ve danışmanlık gereksinimlerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada, 3-14 yaş arası çocuğu olan annelerin cinsel iletişim dillerinin ve danışmanlık gereksinimlerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Eğitim Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı 3-14 yaşlarında çocukları olan anneleri (n=370) temsil eden en az örneklem büyüklüğü (n=230) hedeflendi. Katılımcılara sosyodemografik bilgilerini, çocuklarda cinsel gelişim/eğitimle ilgili bilgi düzeylerini ve kaynaklarını, eğitim/danışmanlık gereksinimlerini, kendi cinsel deneyimlerini sorgulayan anket formu ile Ebeveynler İçin Cinsel İletişim Ölçeği ve Ebeveynler İçin Algılanan Cinsel İletişim Ölçeği uygulandı. Veri analizinde t-test, ANOVA ve Pearson korelasyon testleri kullanıldı. Bulgular: Yaş ortalaması 35,8±5,7 (23-50) yıl olan 235 katılımcının %46'sının çocuklarda cinsel gelişim ve eğitim konusundaki bilgi düzeyini iyi/çok iyi olarak değerlendirdiği, en fazla bildirilen bilgi kaynağının internet olduğu (%68,9) saptandı. Katılımcıların sadece %2,6'sı aile/çocuk hekiminin cinsel eğitim ile ilgili öneride bulunduğunu bildirdi. Katılımcıların %5,9'u bu konuda eğitim almak istemediğini bildirirken %57,9'u bireysel eğitim/danışmanlığı, %30,2'si grupla eğitim/danışmanlığı, %37,9'u broşür, kitap önerisini, %31,9'u internet önerisini tercih etti. Katılımcıların cinsel iletişim dili puanlarının kendi annelerinden algıladıklarına göre anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Bilgi düzeylerini iyi/ çok iyi olarak tanımlayan katılımcıların cinsel iletişim dili puanları içerik, süreci yönetme ve toplamda yüksek bulundu (p<0,05). Kendi cinsel yaşamları konusunda gerginlik/endişe yaşayan katılımcıların cinsel iletişim puanları düşüktü(p<0,05). Sonuç: Her iki anneden birinin çocuklarda cinsel gelişim ve eğitim konusundaki bilgi düzeyini iyi/çok iyi olarak değerlendirmesine karşın, %94,1'inin eğitim/danışmanlık almak istemesi ancak çok az hekimin bu konuda öneride bulunması dikkat çekicidir. Aile ve çocuk hekimlerinin bu çalışmada saptanan bulguları göz önünde bulundurmaları uygun fırsatları değerlendirerek eğitim/danışmanlık hizmetleri vermeleri önerilir. Anahtar kelimeler: Aile Hekimliği, Anne-çocuk ilişkileri, Cinsel Eğitim, Cinsel Gelişim

AdanaAile hekimliğiAile içi ilişkiler+7
Merve Kırvar
Çukurova University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık okuryazarlığının COVID-19 aşı okuryazarlığına etkisi: Aile sağlığı merkezine başvuran hastalar üzerinde bir uygulama

Bu araştırmanın temel amacı, sağlık okuryazarlığı düzeyinin COVID-19 aşı okuryazarlığına olan etkisini tespit etmektir. Araştırmanın evrenini; 2022 yılı Şubat-Mart aylarında Bursa Panayır Aile Sağlığı Merkezine başvuran 18 yaş üstü hasta ve hasta yakınları oluşturmaktadır. Araştırmada kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada; betimleyici istatistikler, açıklayıcı faktör analizi, farklılık testleri, path (yol) analizi teknikleri kullanılmıştır. Toplamda 410 kişiden elde edilen veriler, IBM SPSS Statistic Base 23V ve AMOS paket programları ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın değişkenlerini oluşturan "Türkiye Sağlık Okuryazarlığı"(32) ve "COVID-19 Aşı Okuryazarlığı" (12) ölçekleri ile toplamda 44 sorunun Cronbach Alpha katsayıları sırasıyla 0,945, 0,833, 0,936 olarak bulunmuştur. Sağlık okuryazarlığı ölçeğine yönelik uygulanan açıklayıcı faktör analizi sonucunda toplam varyansın %61,868'ini temsil eden 6 faktör bulunmuştur. COVID-19 aşı okuryazarlığı ölçeğinin açıklayıcı faktör analizi sonucunda ise toplam varyansın %56,784'ünü temsil eden 2 faktöre ulaşılmıştır. Sağlık okuryazarlığı ve COVID-19 aşı okuryazarlığı ölçekleriyle elde edilen faktörlere ilişkin; "Bağımsız Örneklemler T Testi" ve "Tek Yönlü ANOVA" testleri yapılmıştır. Bağımsız örneklemler t-testi sonucunda katılımcıların medeni durumu, katılımcıların çevre tavsiyesi ile ilaç kullanım durumu, katılımcıların hekim tarafından reçete edilen ilaçların düzenli kullanım durumu değişkenleriyle ölçek faktörleri arasında yapılan değişkenlerin bazı kategorilerinde anlamlı bir farklılığa ulaşılmıştır. Cinsiyet, herhangi bir sağlık problemi olup olmama ve herhangi bir kronik hastalık olup olmama değişkenleriyle ölçek faktörleri arasında T-testi yapılmış ancak cinsiyet, herhangi bir sağlık problemi olup olmama ve herhangi bir kronik hastalık olup olmama değişkenlerinin tüm kategorilerinde anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Katılımcıların meslek grubu, katılımcıların sağlık problemi olduğunda ilk başvurulan kurum durumu, katılımcıların eğitim grubu değişkenleriyle ölçek faktörleri arasında yapılan ANOVA testi sonucunda bu değişkenlerin bazı kategorilerinde istatiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğuna ulaşılmıştır. Yaş ve gelir düzeyi değişkenleriyle ölçek faktörleri arasında ANOVA testi yapılmış ancak yaş ve gelir düzeyi değişkenlerinin tüm kategorilerinde anlamlı bir farklılık belirlenmemiştir. Araştırmanın path (yol) analiz sonuçlarına göre; Katılımcıların tedavi ve hizmet düzeyini; COVID-19 aşı okuryazarlığı faktörü olan iletişimsel beceriler özelliğinin anlamlı düzeyde ve pozitif yönde; fonksiyonel beceriler özelliklerinin ise pozitif yönde ve istatiksel olarak anlamlı etkilemediği tespit edilmiştir. Katılımcıların hastalıkların korunması sağlığın geliştirilmesi düzeyini; COVID-19 aşı okuryazarlığı faktörü olan iletişimsel beceriler özelliğinin, anlamlı düzeyde ve pozitif yönde; fonksiyonel beceriler özelliklerinin ise pozitif yönde ve istatiksel olarak anlamlı etkilemediği tespit edilmiştir. Katılımcıların sağlıkla ilgili bilgiye ulaşma düzeylerini; COVID-19 aşı okuryazarlığı faktörü olan iletişimsel beceriler özelliğinin, anlamlı düzeyde ve pozitif yönde; fonksiyonel beceriler özelliğinin ise anlamlı düzeyde ve negatif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Katılımcıların sağlıkla ilgili bilgiyi anlama düzeyleri; COVID-19 aşı okuryazarlığı faktörü olan iletişimsel beceriler özelliğinin anlamlı düzeyde ve pozitif yönde; fonksiyonel beceriler özelliklerinin ise anlamlı düzeyde olmadığı ve negatif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Katılımcıların sağlıkla ilgili bilgiyi değerlendirme düzeyi; COVID-19 aşı okuryazarlığı faktörü olan iletişimsel beceriler özelliğini anlamlı düzeyde ve pozitif yönde; fonksiyonel beceriler özelliğinin anlamlı düzeyde olmadığı ve pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Katılımcıların sağlıkla ilgili bilgiyi değerlendirme/kullanma düzeyi; COVID-19 aşı okuryazarlığı faktörü olan iletişimsel beceriler özelliğini anlamlı düzeyde ve pozitif yönde; fonksiyonel beceriler özelliğinin anlamlı düzeyde olmadığı ve negatif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sağlık Okuryazarlığı, COVID-19, COVID-19 Aşı Okuryazarlığı

Aile sağlığıAile sağlığı merkeziBirinci basamak sağlık hizmetleri+5
Sümeyra Akın
Düzce University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Aile Hekimliği uzmanlık eğitiminde eğitim aile sağlığı merkezi uygulamasının değerlendirilmesi

Giriş: Üçüncü basamak hastanelerine başvuran hasta profilleri ile aile hekiminin aile sağlığı merkezinde (ASM) karşılaştığı hasta profilinin bir takım farklılıklar içerdiği bilinmektedir. Üçüncü basamak hastanelere daha çok kronik hastalıkların takip ve tedavisi, bunların ileri bir merkezde araştırılması için başvuran hastalar gelirken; birinci basamak sağlık kuruluşlarına gebeler, sağlıklı çocuk izlemleri ve aşılama hizmetleri için çocuklar, periyodik sağlık taramaları için farklı yaş grubundaki kişiler, herhangi bir tanı almamış ve çeşitli ayrışmamış tanıları olan hastalar gelmektedir. Aradaki bu farklılık sebebiyle uzmanlık eğitiminde Eğitim Aile Sağlığı Merkezi (E-ASM) gerekliliği ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada EASM'nin gerekliliğinin aile hekimliği uzmanları ve asistanları tarafından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız tanımlayıcı-kesitsel bir anket çalışmasıdır. Çalışma, 23/02/2022-23/04/2022 tarihleri arasında aile hekimlerine Google formlar üzerinden ulaşılıp anket çalışması yapılarak gerçekleştirilmiştir. Bu ankette hekimlerin sosyodemografik verileri alınırken, birinci basamağa yönelik bilgi soruları da soruldu. Çalışmada EASM'de çalışma durumu ile bilgi sorularına verilen doğru cevaplar karşılaştırıldı. Çalışmanın istatistiği yapılırken tanımlayıcı istatistiklerde numerik veriler ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum; kategorik veriler ise sayı ve yüzde olarak verildi. Numerik verilerin dağılımına histogram grafikleri ile bakıldı. İki ayrı grupta numerik veriler Man Whitney U testi, ikiden fazla grupta numerik veriler Kruskal Wallis Testi ile analiz edildi. Kategorik verilerin karşılaştırmalarına ki-kare testi ve Fisher's Exact Testi ile bakıldı. Numerik verilerin korelasyonuna Pearson korelasyon testi ile bakıldı. P anlamlılık değeri <0,05 olarak kabul edildi. Analizlerde SPSS 23.0 paket programı kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya toplam 263 hekim katıldı. Hekimlerin %58,2'si (n=153) kadın, %41,8'i (n=110) erkekti. Çalışmaya katılanların %62'si (n=163) evli, %38'i (n=100) bekardı. Çalışmaya katılan hekimlerin %55,1'i (n=145) tam zamanlı aile hekimliği asistanıyken, %16,3'ü (n=43) sözleşmeli aile hekimliği asistanı, %28,5'i (n=75) ise Aile hekimliği uzmanıydı. Çalışmaya katılan hekimlere uzmanlık eğitimini aldığı sırada EASM'lerinin olup olmadığı soruldu. %35'inin (n=92) EASM'lerinin olduğu öğrenildi. Hekimlerin sadece % 18,6'sı (n=49) EASM'de çalışmıştı. Yine hekimlerin %15,6'sının (n=41) ise EASM'de çalışırken bir sorumlu eğiticisi vardı. Uzmanlık eğitimi sırasında EASM olup olmamasına ve burada çalışıp çalışmama durumuna göre bilgi sorularına verilmesi gereken doğru cevaplarda anlamlı farklılık saptanmadı (p=0,299; p=0,127). EASM de çalışırken sorumlu eğitimcisi olanların verdiği doğru cevap sayısı olmayanlara göre anlamlı derecede daha yüksekti (p=0,049). Saha eğitimini (EASM) gerekli gören ve göremeyenler arasında verilmesi gereken doğru cevap sayılarında anlamlı farklılık görülmedi (p=0,091). Uzmanlık eğitimini içerik açısından yeterli bulan ve bulmayan hekimler arasında da verilen doğru cevaplarda anlamlı farklılık saptanmadı (p=0,166). Sonuç: Çalışmamızda EASM gerekliliği ve EASM'de eğitici faktörünün önemi anlaşılmaktadır. Sadece üçüncü basamak hastanelerde eğitim gören asistanların kendilerini yetersiz gördüğü ve bilgi düzeylerinin düşük olduğu görüldü. Bu durumda her iki poliklinik uygulamasının da uzmanlık eğitimi için ihtiyaç olduğunu; EASM'lerin açılmasının sağlanması gerektiğini ve hastane eğitiminin birinci basamağa yönelik yapılandırılmasının uzmanlık eğitimini daha iyi yönde etkileyeceğini söylemek olasıdır. Anahtar Kelimeler: Aile hekimliği uzmanlık eğitimi, eğitim aile sağlığı merkezi

Aile hekimliğiAile sağlığı merkeziTıp eğitimi+1
Nesibe Derya Bayhan
Düzce University
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Düzce İli Beyköy aile sağlığı merkezine bağlı pospartum dönem kadınların gebelikten korunma durumları ve etkileyen faktörlerin incelenmesi

Bu kesitsel çalışmanın amacı Düzce ili Merkez ilçesine bağlı Beyköy Aile Sağlığı Merkezine (ASM) başvuran postpartum dönem kadınların gebelikten korunma durum ve faktörlerinin, uygulan ankete göre tutarlı olup olmadığının araştırılmasıdır. Araştırmanın evreni Düzce ili Merkez ilçesinde bulunan Beyköy ASM kayıtlı 01.01.2016 ile 01.01.2018 tarihleri arasında doğum yapan 118 kadındır. Katılımcıların aile planlamasına yönelik tutumlarının ölçülmesi amacıyla hazırlanan 34 maddeden oluşan Aile Planlaması Tutum Ölçeği formu kasım-aralık 2018 tarihleri arasında kadınlara yüz yüze görüşülerek uygulandı. Araştırmaya katılanların aile planlaması bilgi ve seçme durumuna göre, kadınların %71,7'sinin bilgi kaynağı olarak sağlık personeli olduğu, %94,3'ünün aile planlaması hakkında bilgi sahibidir. Kadınların %84'ünün en az bir AP yöntemi kullanmayı düşündüğü, %16'lık hayır diyen grubun sebepleri arasında %5,7'sinin eşinin istemediği,%3,8'inin hazır olmadığı saptandı. Yöntemi seçenlerin arasında %32,1'i kondom, %20,8'i RİA yöntemini seçmek istediğini, yöntemi seçme nedenleri arasında %58,5'inin yan etkisi olmadığı için, %12,3'ünün ise etkili olduğu için tercih ettiği saptandı. Aile Planlaması Tutum Ölçeğine verilen cevaplarda, kadınların sosyo-demografik özellikler ve obstetrik özellikleri ile istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın bulunmadığı, ancak APTÖ puanları göz önüne alındığında sosyo-ekonomik özellikler kapsamında, üniversite mezunlarının, çalışanların, sosyal güvencesi olanların, ekonomik durumu iyi olanların ve obstetrik özellikler kapsamında ise düşük ve kürtaj öyküsü olanlarındaha yüksek ortalamaya sahip olduğu görülmektedir. Sonuç olarak postpartum dönemdeki kadınlarda aile planlaması algısının yüksek olup, bu dönemdeki kadınların, aile planlamasına olumlu destek verdikleri, aile planlaması kapsamında doğum kontrol yöntemlerinden yararlandıkları, postpartum dönemde gebelikten kaçındıkları ve uygulamayı tercih ettikleri yöntemlerin başında modern/etkili doğum kontrol yöntemlerinin geldiği sonucuna ulaşılmaktadır. Tüm bu olumlu sonuçlara rağmen, bu durumun daha da yaygınlaştırılması için çalışmalara devam edilmelidir. Anahtar sözcükler:Postpartum dönem, Aile planlaması, Gebelikten korunma

Aile planlamasıAile sağlığı merkeziDoğum kontrolü+4
Hilal Tülü
Düzce University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Bir aile sağlığı merkezinde takipli yetişkinlerde çocukluk çağı travmalarının sigara, alkol ve madde kullanımına olan etkisinin araştırılması

Giriş ve Amaç: Çocukluk çağı travmaları, karmaşık sebepleri ve trajik anlamda sonuçları olan; gelişimsel, tıbbi, psiko-sosyal ve hukuki olarak kapsamlı ciddi bir sorundur. Çocukluk travması yaşayan bireyin gösterdiği stres reaksiyonları çocukluktan yetişkinliğe kadar geçen sürede sigara, alkol ve madde kullanımı başta olmak üzere birçok ruhsal sorunları ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışmanın amacı; alkol, madde ve sigara kullanımı risk artışının çocukluk çağı travmaları ile ilişkisinin olup olmadığını belirlemektir. Materyal ve Metod: Bu çalışma, Diyarbakır Bağlar 003 nolu Aile sağlığı Merkezi'nde takipli 18-65 yaş arası kayıtlı 350 yetişkin üzerinde yürütülmüştür. Katılımcılara sosyodemografik veri formu ve çocukluk çağı travma ölçeği fiziki olarak uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSSv23 programı ile istatistiksel analiz yapılmıştır. Bulgular: Sigara kullanan bireylerin kullanmayanlara göre, cinsel istismara maruz kalma düzeyleri yüksek bulundu. Sigara kullanma sıklığına göre çocukluk çağı travmaları ölçeği ve alt boyutları değerlendirildiğinde; istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmedi. Alkol kullanan bireylerin alkol kullanmayanlara göre, duygusal istismar ve cinsel istismara maruz kalma düzeylerinin yüksek olduğu belirlendi. Haftada 3 günden fazla alkol alanların, 3 günden az alanlara göre fiziksel istismara maruz kalma düzeylerinin yüksek olduğu belirlendi. Madde kullanan bireylerin madde kullanmayanlara göre, duygusal istismar, cinsel istismar ve çocukluk çağı travma düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlendi. Sonuç: Çocukluk çağı travmaları ölçeği ve alt boyutları arasındaki ilişki değerlendirildiğinde; Çocukluk çağı travmalarının bütün alt boyutlarla orta ve ileri düzeyde pozitif yönde bir ilişkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Duygusal istismarın artmasının çocukluk çağı travmasını en ileri düzeyde arttıracağı belirlenmiştir. Çocukluk çağı travmalarının da sigara, alkol ve madde kullanımı için istatistiksel olarak anlamlı şekilde risk artışına neden olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocukluk Çağı Travmaları, Alkol Kullanımı, Madde Kullanımı, Stres Bozuklukları, Çocuk İstismarı.

Aile sağlığı merkeziAlkol içmeBağımlılık+4
Narin Tadik
Dicle University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Aile sağlığı merkezlerine başvuran ebeveynlerde çocukluk çağı aşı reddi nedenleri

Giriş ve Amaç: Bağışıklama; bebekleri, çocukları ya da erişkinleri, enfeksiyona yakalanma riskinin en yüksek olduğu dönemden önce aşılayarak bu hastalıklara yakalanmalarını önlemek amacı ile yürütülen önemli bir temel sağlık hizmetidir. Aşı reddine neden olan faktörler değişik toplum çalışmalarında ortaya konulmuştur. Giderek artan bir toplum sorunu olan aşı reddi ile mücadelede aşı reddi nedenlerinin ortaya konması önemli bir basamaktır. Bu çalışmada Yenişehir ilçesinde bulunan Aile Sağlığı Merkezlerine başvuran 0-14 yaş arası bebeği veya çocuğu olan ebeveynler seçilmiş olup bu ebeveynlerin aşı reddine bakış açısı, olası aşı reddi nedenlerinin belirlenmesi ve bunların çözümlenmesi için gerekli adımları tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metod: Kesitsel tanımlayıcı tipteki bu çalışmanın evreni olarak Diyarbakır Yenişehir ilçesinde bulunan Aile Sağlığı Merkezlerine 15.04.2019 ve 15.10.2019 tarihleri arasında başvuran 0-14 yaş arası bebeği veya çocuğu olan ebeveynler seçilmiştir. Belirtilen tarihler arasında polikliniğe başvuran ebeveyn bebeklerinin/ çocuklarının cinsiyet ve yaşını; ebeveynlerin ise cinsiyet, yaş, çalışma durumu, eğitim durumu gibi sosyodemografik özellikleri ve ebeveynlerin aşı ve aşı reddi konusunda bilgi tutum ve düşünceleri araştırılmıştır. Araştırma için veri toplama aracı olarak araştırma veri formu uygulaması seçilmiştir. Araştırma veri formu, sosyodemografik veriler ve aşı reddi ile ilgili bilgi, tutum ve düşünceleri anlamaya yönelik sorulardan oluşmaktaydı. Bulgular: Katılımcıların %41,2'si erkek, %58,8'i kadın idi. Katılımcıların bebek/çocuklarının %51,5'i erkek, %48,5'i kız çocuğu olduğu görüldü. Ebeveynlerin eğitim düzeyleri incelendiğinde; %43,5'inin üniversite mezunu, %16,9'unun lise mezunu, %30'unun ilk ve orta öğretim mezunu ve okuryazar olmayanların ise çalışmaya katılan tüm ebeveynlerin %9,6'sı olduğu tespit edildi. Katılımcıların çalışma durumuna baktığımızda; %56,2'si bir iş yerinde çalışıyor, %43,8'ının ise çalışmadığı saptandı. Katılımcıların %90,4'ü bebeğinin/çocuğunun aşılarını düzenli yaptırdığı, %9,6'sının ise aşıları düzenli yaptırmadığı belirlendi. Katılımcıların %86,9'u okul çağı aşıları hakkında bilgi sahibi iken %90'ı da aşının gerekli olduğunu düşünmekteydi. Katılımcılara olası aşı reddi nedenleri sorulduğunda; %34,2'sinin aşı içeriğindeki zararlı maddelere, %23'ünün aşılamanın gereksiz olduğuna, %6,5'inin aşıların ticari amaçlı kullanıldığına, %36,1'inin ise aşılara bağlı ilerde hastalık yapma korkusuna bağladığı tespit edilmiştir. Ailelerin sosyodemografik yapıları ile çocuklarının aşılarını düzenli yaptırması arasında anlamlı bir fark gözlenmedi. Aşı reddi nedenlerinden aşı içeriğinde zararlı maddelerin ve aşının ticari olduğu nedenleri ile ebeveynlerin eğitim seviyesi ve yaş grupları arasında anlamlı bir fark gözlendi. Aşı hakkında kaynak olarak medyayı kullananların, eğitim seviyesi ve yaş gruplarının artışı ile doğru orantılı olarak arttığı tespit edilmiştir. Katılımcıların %98'i aşı reddi sonrası aileye aşı hakkında bilgi verilmesinin gerekli olduğunu ve %64'ünün ise aşı konusunda eğitim almak istediği saptanmıştır. Sonuç: Araştırmamızda aşı reddinin ciddi boyutlara ulaştığı ve tedbir alınmazsa bu oranın artacağı tespit edildi. Bu tedbirlerden en önemlisinin eğitim olduğu belirlendi. Bunun için özellikle birinci basamak sağlık hizmeti veren aile sağlığı merkezlerinde, sağlık bakanlığı ile koordineli olarak hareket etmek ve aşı konusunda eğitimler düzenlemek gerekmektedir. Bu eğitimler; aileler ile yüz yüze görüşerek veya görsel ve işitsel dokümanlar eşliğinde planlı toplantılar şeklinde yapılabilir. Ayrıca aşı ve aşılama konusunda sağlık düzenleyicileri tarafından medyanın etkin kullanımı da bu eğitimin bir parçası olmalıdır. Böylelikle ebeveynler aşı konusunda bilinçlenecek ve aşı reddi oranı düşecektir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Aile hekimliği, aşı, aşı reddi, eğitim

Aile sağlığıAile sağlığı merkeziAna-baba+5
Halil İbrahim Ünsal
Dicle University
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir aile sağlığı merkezi tip projesinin farklı iklim bölgelerinegöre ısıtma ve soğutma enerji performansı üzerine bir araştırma

Günümüzde enerji tüketimi günden güne artmaktadır ve tüketime bağlı olarak enerji kaynakları azalmaktadır. Türkiye'de enerji kullanımının önemli bir kısmını yapılar oluşturmaktadır. Sağlık yapıları da tükettikleri enerji miktarı nedeniyle yapılar içerisinde önemli bir yere sahiptir. Sağlık yapıları içerisinde sayıca fazla olmaları ve kullanım oranının yüksekliği nedeniyle aile sağlığı merkezleri ön plana çıkmaktadır. Bu yapılarda enerji tüketiminin yüksek olmasının en temel nedeni tip projelerin uygulanmasıdır. Tip projelerde iklime dayalı enerji etkin tasarım parametrelerine dikkat edilmediği için enerji tüketimi artmaktadır. Aile sağlığımerkezlerinde enerji kullanımının önemli bir kısmını ısıtma ve soğutma oluşturmaktadır. Bu nedenle ısıtma ve soğutma enerjisine yönelik giderlerin azaltılmasına yönelik çalışmaların yapılması önem kazanmaktadır. Aile sağlığı merkezlerinde tüketilen enerjiyi azaltmak, enerji ihtiyacını en aza indirmek ve enerjinin verimliliğini artırmak için pasif tasarım parametrelerini doğru tasarlamak önemlidir. Bu parametrelerin doğru tasarımı ile kullanıcının konfor koşulları sağlanırken aynı zamanda enerji tüketimi azalmaktadır. Yapı kabuğu, yapının dış çevreyle arasındaki ilişkiyi sağladığı için enerji tüketimi üzerinde önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle, yapı kabuğuna ilişkin enerji yüklerinin azaltılmasını ve enerji performansının artırılmasını sağlayan farklı alternatifler bir araya getirilerek senaryolar geliştirilmiştir. Bu amaçla tip aile sağlığı merkezi projesine DesignBuilder programı üzerinden enerji simülasyon modeli uygulanmıştır. Bu simülasyon, yapı kabuğuna ilişkin enerji etkin alternatiflerin oluşturulması, opak ve saydam bileşenler, saydamlık oranları ve güneş kontrol sistemleri olmak üzere dört ana başlık üzerinden gerçekleştirilmiştir. Geliştirilen alternatiflerin enerji tüketimi mevcut duruma göre analiz edilerek en düşük enerji tasarrufu oranları elde edilmiştir. Enerji etkin alternatiflerin uygulandığı durumda meydana gelen enerji tasarrufu oranlarının da Türkiye'nin farklı iklim bölgelerine göre önemli ölçüde değiştiği ve soğuk iklim bölgelerinde %31,43, ılıman-nemli iklim bölgelerinde %19,41, ılıman kuru iklim bölgelerinde %20,30, sıcak-nemli iklim bölgelerinde %18,17, sıcak-kuru iklim bölgelerinde ise %22,57 oranında enerji tasarrufu sağlanabileceği görülmüştür.

Aile sağlığı merkeziEnerji benzetimiEnerji etkin yapı+2
İlksen Alveroğlu
Eskişehir Technical Üniversity · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00

İlgili konular