Alexithymia
95 theses under this subject heading
İstanbul ilinde öğrenim gören 15-17 yaş aralığındaki bir grup lise öğrencisinin aleksitimi,ruhsal ve davranışsal sorunlar ile üst biliş özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı 15-17 yaş aralığındaki öğrencilerin aleksitimik karakter özelliğine sahip olma durumlarına göre üst biliş özellikleri ile ruhsal ve davranışsal sorunları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi İstanbul ili Üsküdar ve Kadıköy ilçesinde bulunan toplam 5 ortaöğretim kurumunda öğrenim gören lise 1. 2. ve 3. Sınıf 592 kişiden oluşmaktadır. Katılımcıların 331'i (%58,1) kız, 239'su (%41,9) erkektir, 22 katılımcıdan ise sağlıklı veri toplanamamıştır. Araştırmanın verileri Demografik Soru Formu, 20 soruluk Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20), Üst Biliş Ölçeği Çocuk ve Ergen Formu (ÜBÖ-ÇE) ile Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi SPSS v22.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde frekans, aritmetik ortalama, standart sapma, minimum, maksimum, yüzde gibi betimsel istatistiklerden faydalanılmıştır Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında ki-kare ilişki, bağımsız iki grubun karşılaştırılmasında ise bağımsız gruplar t testi kullanılmıştır. İlişki analizinde Pearson ilgileşim katsayısı hesaplanmıştır. Ölçekler arasındaki ilişki korelasyon analiziyle ve ilişki katsayısı pearson korelasyon katsayısı olarak gösterilmiştir. İstatistiksel anlamlılık değeri p<0.05 kabul edilmiştir. Araştırma bulgularına göre; kızlar ve erkekler arasında aleksitimi sıklığı açısından anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Aleksitimik ergenler ile aleksitimik olmayan ergenler karşılaştırıldığında yaş ortalamaları arasında istatistiksel anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Aleksitimik ergenlerin ailelerinin aylık gelir ortalamaları, aleksitimik olmayan ergenlere oranla istatistiksel anlamlı olarak düşüktür. Aleksitimik ergenlerin üst biliş puanları incelendiğinde olumsuz üst endişeleri, batıl inanç, ceza ve sorumluluk inançları ve üst biliş toplam sorunları yaşıtlarına göre anlamlı olarak daha yüksektir. GGA puanları incelendiğinde aleksitimik ergenlerin toplam sorun puanları, dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik puanları, akran, davranış ve duygusal sorun puanları yaşıtlarına oranla istatistiksel anlamlı oranda yüksek, olumlu özelliği ölçen sosyal davranış puanları ise istatistiksel anlamlı oranda düşüktür. Korelasyon analizi sonuçları incelendiğinde TAÖ-20 puanları ile ÜBÖ-ÇE puanları arasında pozitif yönde zayıf ve TAÖ-20 puanları ile GGA puanları arasında pozitif yönde orta düzey istatistiksel anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır.
Fibromiyalji hastalarında travmatik olay deneyimi, çocukluk çağı travmalarının yaygınlığı ile aleksitimi ve travmatik stres belirtileri arasındaki ilişki
Fibromiyalji hastalığı bedenin belirli bölgelerinde duyulan hassasiyet ve ağrılarla karakterize bir sendromdur. Fibromiyaljinin etiyolojisinde birçok psikolojik faktör tanımlanmıştır. Bu çalışmanın amacı çocukluk çağı travmaları, aleksitimi, travmatik stres belirtileri ile fibromiyalji arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu amaçla yapılan çalışmaya yaş ortalaması 39 olan toplam 150 fibromiyalji hastası (109'u kadın) katılmıştır. Katılımcılara içerisinde sosyodemografik veri formu, Çocukluk Çağı Travmaları, Toronto Aleksitimi Ölçeği, Olayların Etkisi Ölçeği ve Fibromiyalji Etki Anketinin bulunduğu form uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda travmatik olay deneyimi, aleksitimi ve çocukluk çağı travmalarının kişilerin fibromiyalji düzeylerine etki ettiği görülmüştür. Elde edilen bulgular Fibromiyaljinin psikolojik etiyolojisinin anlaşılmasında önemli bilgiler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: aleksitimi, fibromiyalji, travmatik stres, çocukluk çağı travmaları
Üniversite öğrencilerinde aleksitimi ve depresyonun yordayıcısı olarak bağlanma stilleri
Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinin bağlanma stillerinin aleksitimi ve depresyon düzeyleri üzerindeki yordayıcılığının incelenmesidir. Araştırmanın ikinci amacı ise; demografik özelliklere bağlı olarak üniversite öğrencilerinde aleksitimi, depresyon ve bağlanma stillerinde farklılık olup olmadığının belirlenmesidir. Araştırmanın örneklemini İstanbul ilinde devlet ve vakıf üniversitelerinde öğrenim gören 150 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada yer alan değişkenlerin ölçülmesi amacıyla katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20), Beck Depresyon Ölçeği (BDE) ve Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri (YİYE) uygulanmıştır. Araştırmanın verileri frekans, bağımsız gruplar için t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), korelasyon ve regresyon analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırmada yapılan regresyon analizleri sonucunda, üniversite öğrencilerinin bağlanma stillerinin aleksitimi ve depresyon düzeyinin anlamlı yordayıcısı olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Ayrıca, üniversite öğrencilerinin aleksitimi düzeyleri ile bağlanma stilleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin depresyon düzeyleri ile bağlanma stilleri arasında ise anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Aynı zamanda araştırmaya katılan üniversite öğrencilerinin aleksitimi düzeyleri ile depresyon düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bu araştırmada aleksitimi ve depresyon düzeyinin cinsiyete, anne-babanın yaşına, anne-babanın eğitim durumuna göre farklılık göstermediği bulunmuştur. Öğrencilerin kaldıkları yere göre aleksitimi puanları farklılık göstermezken, depresyon puanları kaldıkları yere göre faklılık gösterdiği saptanmıştır. Ayrıca üniversite öğrencilerinin anne-babaların birlikte veya ayrı yaşamalarına göre aleksitimi düzeyleri arasında anlamlı farklılık bulunurken, depresyon düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Bağlanma Stilleri, Aleksitimi, Depresyon
13-15 yaş grubundaki bireylerde empatinin aleksitimi düzeyleri üzerindeki etkisi
Duyguları tanımlamada ve ifade etmede yetersizlik duyma olarak en genel şekilde ifade edilen aleksitimi, günümüzde giderek artan bir şekilde toplumda görülmektedir. Özellikle ilköğretim çağındaki çocuklarda aleksitimi semptomlarının arttığı ifade edilebilir. Yine en genel tanımıyla kendisini başkasının yerine koyma, başkası gibi düşünme şeklinde tanımlanabilecek olan empatinin de literatürde giderek azaldığı ile ilgili çalışmalar mevcuttur. Öte yandan aleksitimi ile empati arasındaki ilişkiyi inceleyen yeterli çalışma mevcut değildir. Bu nedenle bu çalışmada, ilköğretim çağındaki bireylerin aleksitimi ile empati düzeyleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmada bu bağlamda, İstanbul ili Ayazağa İlköğretim Okulunda ve Mehmet Ipgin İlköğretim okulunda 2014-2015 eğitim öğretim yılında öğrenim gören (n=170) ilköğretim öğrencisine, Sarıyer belediyesi aile danışma merkezine gelen danışanlara ve Sarıyer belediyesi yaz kurslarına giden öğrencilere Baron Empati Ölçeği ve Toronto Aleksitimi Ölçeğini içeren anket uygulaması yapılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre 13-15 yaş grubundaki bireylerde aleksitimi düzeyleri ile empati düzeyleri arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı görülmüştür (p<0,01). Bireylerin empati düzeyleri üzerinde sadece kardeş sayısı ve babanın eğitimini istatistiksel olarak anlamlı bulunurken; aleksitimi düzeyleri üzerinde ise sınıfın istatistiksel olarak anlamlı etkisinin olduğu saptanmıştır (p<0,05). Anahtar Kelimeler: Aleksitimi ; Eşduyum; İlkokul.
Yetişkin bireylerin bağlanma stilleri ve anne-baba çatışmasının aleksitimi üzerindeki yordayıcı rolü ve anne-baba aldatmasının düzenleyici etkisi
Amaç: Yetişkin bireylerde, bağlanma stilleri ve anne-baba çatışma algısının aleksitimi düzeyleri üzerindeki yordayıcı rolünü incelemek ve anne-baba aldatmasının düzenleyici etkisinin değerlendirilmesidir. Ayrıca katılımcıların sosyodemografik özellikleri de bu kapsamda incelenmiştir. Yöntem: Bu araştırmanın örneklemi, 294 kadın, 73 erkek olmak üzere toplam 367 (n=367) katılımcıdan oluşmuştur. Veriler katılımcılardan bir kısmı elden, bir kısmı da internet üzerinden toplanmıştır. Bu kesitsel araştırmada "Çocukların Evlilik Çatışmasını Algılaması Ölçeği-Yetişkin Formu", "Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II" ve "Toronto Aleksitimi Ölçeği" kullanılmıştır. İstatistiksel analizler için SPSS 25.0 kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkilerin analizi için fark istatistiklerinden bağımsız örneklemler için t Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA); değişkenler arası ilişkilerin belirlenmesi için Pearson Korelasyon Analizi ve düzenleyici etkinin test edilmesi için Çoklu Doğrusal Hiyerarşik Regresyon Analizi uygulanmıştır. Bulgular: Analiz sonucuna göre erkek katılımcıların Toronto Aleksitimi Ölçeği Duygularını İfade Etme Zorluğu alt boyutundan aldıkları puanların kadınlara göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Partneri aldatma durumunun aleksitimi düzeyi üzerinde pozitif yordama etkisine sahip olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte, katılımcıların kaçınmacı ve kaygılı bağlanma düzeylerinin de aleksitimi düzeyi üzerinde pozitif yordama etkisine sahip olduğu bulunmuştur. Ayrıca, katılımcıların yaş durumunun aleksitimi düzeyi üzerinde negatif yordama etkisine sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Sonuç: Araştırmanın, aleksitimi üzerinde etkili olan faktörlerin belirlenmesi, bireylerin yaşam kalitelerinin arttırılmasına yönelik çalışmalara veri sağlayabileceği ve ilgili araştırmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Klinisyenlerin, aleksitimi ve sonuçları hakkında daha fazla bilgi sahibi olması daha etkili tedavi stratejileri sağlayacaktır. Araştırma sonuçları, ilgili literatür paralelinde tartışılmış ve yapılacak araştırmalara önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Aleksitimi, bağlanma stilleri, anne-baba aldatması, anne baba çatışmasının algılanması
Zayıf, normal ve kilolu bireylerde duygusal yeme davranışı, aleksitimi ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmaya katılan bireylerin kiloları Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından geliştirilen beden kitle indeksi (BKİ) hesaplaması doğrultusunda "zayıf, normal ve kilolu" olmak üzere gruplara ayrılmıştır. Beden kitle indeksi "18,5 ile 29,9" arası olan kişiler araştırmaya katılmıştır. Duygusal yeme davranışı, aleksitimi ve duygu düzenleme güçlüğü arasında pozitif yönde ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Kilo grupları açısından bakıldığında ise zayıf, normal ve kilolu bireylerin duygusal yeme davranışı ve aleksitimi düzeyleri arasında herhangi bir fark bulunmamıştır. Kilo gruplarında elde edilen tek farklılık zayıf bireylerin kilolu bireylere göre duygusal yanıtlarının yeterince açık olmamasıdır.
Annelerin yansıtıcı işleyişleri ve aleksitimik özellikleri arasında bilinçli farkındalığın aracı rolü
Bu çalışmada, annelerin yansıtıcı işleyişleri ve aleksitimik özellikleri arasında bilinçli farkındalığın aracı rolüne bakmak amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini çocuk sahibi olan 506 anne oluşturmuştur. Yapılan tez çalışmasında, nicel araştırma yönteminden ilişkisel tarama modeli ile çalışılmıştır. Örneklemin evreni temsil etme gücünün yüksek olması için örneklem seçilirken yalnızca çocuk sahibi olan kadınlar/ anneler ölçüt alınmış belli yaştaki çocuğa sahip olma, belli bir ilde yaşama, belli bir eğitim seviyesine sahip olma gibi kriterler belirlenmemiştir. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Reflectıve Functıonıng (Yansıtıcı İşleyiş) Ölçeği, Bilinçli Farkındalık Ölçeği (Mindful Attention Awareness Scale) ve Türkçe TAÖ- 20 Toronto Aleksitimi Ölçeği (The 20-Item Toronto Alexithymia Scale (TAS-20) kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda, annelerin yansıtıcı işleyişleri ve aleksitimik özellikleri arasında bilinçli farkındalığın aracı rolü olduğu saptanmıştır. Araştırmada yansıtıcı işlevler (zihinselleştirme becerisi), aleksitimik özellikler ve bilinçli farkındalık değişkenlerinin katılımcıların demografik özelliklerine göre farklılık gösterip göstermediği incelenmiştir. Bulgular neticesinde katılımcıların yansıtıcı işlevsellik, aleksitimi ve bilinçli farkındalık düzeylerinin demografik değişkenlere göre farklılık gösterdiği bulunmuştur. Alan yazında anneler ile yapılan bu değişkenlerin bir arada kullanıldığı bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu sebeple bu çalışma anneler ile yapılacak çalışmaların önünü açacak dolayısıyla çocuk ruh sağlığı alanına ve koruyucu, önleyici, destekleyici çalışmalara hizmet edecektir. Anahtar Kelimeler: Yansıtıcı işlev, zihinselleştirme, anne, bilinçli farkındalık, aleksitimi
Üniversite öğrencilerinde aleksitimi ile yeme tutumları ve sosyal medya kullanımı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Tez kapsamında öncelikli olarak; aleksitimi, yeme tutumları ve sosyal medya kullanımı kavramları çeşitli kuramlar çerçevesinde incelenecektir. Sonrasında Türkiyede öğrenim görmekte olan üniversite öğrencilerinin aleksitimi düzeyleri ile yeme tutumları ve sosyal medya kullanım motivasyonları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda üniversite öğrencilerine 4 farklı ölçek uygulanacaktır. Veriler internet ortamında toplanacak ve bilgisayar ortamında analiz edilecektir. Kullanılacak olan ölçekleri ise yaş, cinsiyet, vs. gibi demografik verilerin yer aldığı bir Demografik Veri Formu; Toronto Aleksitimi Ölçeği, Hollanda Yeme Davranışı Anketi ve Sosyal Medya Bağımlılık Ölçeği olarak belirlenmiştir.
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanılı çocuk ve ergenlerde sosyal anksiyete ve aleksitimi
Amaç: Bu araştırmada, DEHB (Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu) olan çocuk ve ergenlerin aleksitimi ve sosyal anksiyete düzeyleri bakımından sağlıklı kontrollerle karşılaştırılması ve aleksitimi ile sosyal anksiyete arasında olası bir ilişkinin araştırılması planlanmıştır. Yöntem: Katılımcılar, İstanbul ili Acıbadem Hastanesi Altunizade Şubesi'ne başvuran 9-16 yaş arası çocuk ve ergenler ile ebeveynlerinden oluşmaktadır. Araştırmaya toplam 77 çocuk/ergen ve 77 ebeveyn katılmıştır. Araştırılması amaçlanan bilgiler Sosyodemografik Bilgi ve Veri Formu, Çocuklar için Aleksitimi Ölçeği, Çocuk ve Ergenlerde Davranım Bozuklukları için DSM- IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği, Çocuklar için Sosyal Anksiyete Ölçeği –Yenilenmiş Biçim, Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları, Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli-Türkçe Uyarlaması, Yenilenmiş Conners Ebeveyn Derecelendirme Ölçeği ve Yenilenmiş Conners Öğretmen Derecelendirme Ölçeği ile elde edilmiştir. Bulgular: Araştırma sonucuna göre DEHB tanısı olan çocuk ve ergenlerin aleksitimi ve sosyal anksiyete puanları kontrollerden anlamlı düzeyde daha yüksek çıkmıştır. Ek olarak, KOKGB (Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu) eş tanısına sahip olan DEHB tanılı hastalar, KOKGB eş tanısına sahip olmayan DEHB hastalarından anlamlı düzeyde daha yüksek aleksitimi puanları almıştır. Çocuklar için Aleksitimi Ölçeği alt boyutları olan 'Duyguları Tanıma', 'Duyguları İfade Etme' ve 'Dışsal Yönelimli Düşünme' puanları DEHB grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek çıkmıştır. Ayrıca DEHB grubu ve kontrol grubunun her ikisi kendi içinde analiz edildiğinde sosyal anksiyete ile aleksitimi arasında pozitif yönde korelasyon bulunmuştur. Sonuç:Sonuçlar DEHB olan çocuk ve ergenlerin duyguları tanımada ve ifade etmede zorlukları olduğunu ve sosyal anksiyete için yüksek risk altında olduğunu desteklemektedir. Ek olarak sosyal anksiyete ve aleksitimi arasında sadece DEHB'na spesifik olmayan bir ilişki bulunmuştur. Son olarak aleksitiminin, karşıt olma karşı gelme davranışı için bir risk faktörü olduğu öngörülebilir. Anahtar Kelimeler: dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, aleksitimi, sosyal anksiyete bozukluğu
Ergenlerdeki aleksitimik özellikler ile kişiler arası ilişki tarzları ve problem çözme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, ergenlerdeki aleksitimik özellikler ile onların kişiler arası ilişki tarzları ve problem çözme becerileri arasında herhangi bir ilişki olup olmadığının incelenmesidir. Araştırmada katılımcılar uygun örnekleme yöntemiyle 12-15 yaş arası kız, erkek ergenlerden seçilmiş olup, 103 kişinin bulunmuş olduğu ergen grubu ile çalışılmıştır. Araştırmada sosyodemografik özellikler ve veri formu ve "Çocuklar İçin Aleksitimi Ölçeği", "Çocuklar İçin Problem Çözme Envanteri", ve "Kişilerarası İlişkiler Ölçeği" kullanılmıştır. 103 kişilik örneklemdeki %56,31'i (58 kişi) kız, %45,69'u (45 kişi) erkektir. Örneklemin yaş ortalaması 13,52'dir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metotların (ortalama, standart sapma) yanı sıra normal dağılım gösteren değişkenlerin ikili grupların karşılaştırmasında bağımsız t testi, değişkenlerin birbirleri ile ilişkilerini belirlemede Pearson korelasyon testi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda ergenlerin aleksitimik özellikleri ile problem çözme becerileri ve kişiler arası ilişki tarzları arasında anlamlı ilişkiler saptanmıştır (p<0.05). Ergenlerin aleksitimik özellikleri ile problem çözme becerileri arasında negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur (r=-0,757, p<0,05). Ayrıca, ergenlerin aleksitimik özellikleri ile kişiler arası ilişki tarzlarından besleyici ilişki tarzı ile negatif yönlü anlamlı düzeyde ilişkiye rastlanırken (r=-0,276, p<0.05), ketleyici ilişki tarzı ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye ulaşılmamıştır (p>0.05).
Çocukluk çağı travmalarının somatizasyon ile ilişkisinde aleksitiminin aracı rolü
Amaç: Bu araştırma çocukluk çağı travmalarının somatizasyon ile ilişkisinde aleksitiminin aracı rolünün olup olmadığını incelemek için gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Araştırmaya İstanbul ve Bursa illerinde yaşayan 20-49 yaş grubundaki 361 birey katılmıştır. Araştırmada katılımcıların sosyodemografik bilgilerine ulaşmak için "Kişisel Bilgi Formu'', çocukluk dönemindeki travmatik yaşantıları ölçmek için "Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ)'', aleksitimiyi ölçmek için "Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20)'', somatik belirti düzeylerini ölçmek için "Belirti Tarama Ölçeği (SCL-90-R)'' uygulanmıştır. Sonuçlar SPSS programı ile analiz edilmiş ve veriler bağımsız t-test, tek yönlü varyans analizi, korelasyon ve mediatör analizleriyle elde edilmiştir. Bulgular: Çocukluk çağı travmaları ile somatizasyon arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki bulunmuştur. Aynı şekilde çocukluk çağı travmaları ile aleksitimi arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki tespit edilmiştir. Somatizasyon ile aleksitimi arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişkinin olduğu sonucuna varılmıştır. Çocukluk çağı travmaları ile somatizasyon arasındaki ilişkide aleksitiminin kısmi aracılık rolü olduğu saptanmış ve hipotezimiz desteklenmiştir. Çocukluk çağı travmaları ile sosyodemografik değişkenler arasındaki ilişkiye bakıldığında; katılımcıların gelir seviyesinin, anne/baba evlilik durumunun ve babanın eğitim durumunun çocukluk çağı travmaları ile anlamlı bir ilişkiye sahip olduğu bulunmuştur. Anne babası boşanmış veya ayrı olanlarda, düşük gelir seviyesine sahip olanlarda ayrıca babasının eğitim seviyesi düşük olan katılımcılarda çocukluk çağı travma düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Buna karşılık cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu, anne/baba kaybı, annenin eğitim durumu, çocuklukta büyünülen yer ve yetişkinlik yaşamının büyük çoğunluğunun geçtiği yer ile çocukluk çağı travmaları arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı saptanmıştır. Somatizasyon ile sosyodemografik değişkenlere bakıldığında ise somatizasyon ile cinsiyet ve babanın eğitim seviyesi arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir. Kadınların ve babasının eğitim seviyesi düşük olan katılımcıların diğerlerine göre somatizasyon değerlerinin daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Bakılmış olan diğer sosyodemografik değişkenler ile somatizasyon arasında anlamlı bir farklılığın olmadığı görülmüştür. Aleksitimi ile sosyodemografik değişkenlere bakıldığında aleksitiminin sadece yaş ile anlamlı bir ilişkisinin olduğu tespit edilmiştir. Artan yaş ile birlikte aleksitimi seviyesinin düşüş gösterdiği görülmüştür. Sonuç: Çocukluk çağı travmaları arttıkça somatizasyon düzeyinin arttığı görülmüştür. Aynı zamanda çocukluk çağı travmaları arttıkça aleksitimi düzeyleri de artmaktadır. Özetle, çocukluk çağı travmaları ile somatizasyon arasındaki ilişkide aleksitiminin kısmi aracı rol oynadığı belirlenmiştir.
Aile içi şiddet, çocukluk çağı travmaları, aleksitimi ve bedenselleştirme arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı evli kadınlarda aile içi şiddet yaşantıları, çocukluk çağı travma ve aleksitimi düzeyleri ile bedenselleştirme belirtileri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Yöntem: Araştırmaya yaş ortalaması 37,94±9,69 olan 18 yaş ve üzeri toplam 383 kadın katılmıştır. Katılımcılara sırasıyla Sosyodemografik Bilgi Formu, Aile İçi Şiddet Ölçeği (AİŞÖ), Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (ÇÇTÖ), Toronto Aleksitimi Ölçeği-20 (TAÖ-20), Bedensel Duyumları Abartma Ölçeği (BDAÖ) uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmanın sonucunda, AİŞÖ toplam puanı ile ÇÇTÖ, TAÖ-20, BDAÖ toplam puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Ayrıca, ÇÇTÖ toplam puanının, AİŞÖ toplam puanını ve AİŞÖ toplam puanının TAÖ-20 ve BDAÖ toplam puanlarını yordadığı belirlenmiştir. Evlilik ile ilgili özelliklerden evlilik süresi, evlilik biçimi, evlilik yaşı, evlilik sayısı, eşin evlilik sayısı ve çocuk sahibi olma ile AİŞÖ toplam puanı arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Sonuç: Araştırmamızda, çocukluk çağı travmatik yaşantılarının yetişkin kadınların şiddete maruz kalmalarında bir risk faktörü olabileceğine işaret etmektedir. Benzer şekilde, çocukluk çağı travmatik yaşantıları ve aile içi şiddet düzeyi yüksek kadınların aleksitimi ve bedenselleştirme eğiliminin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Elde edilen bulgular, şiddete maruz kalan kadınlar ile çalışan uzmanlara müdahale stratejileri oluştururken yol gösterici olması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: şiddet, aile içi şiddet, çocukluk çağı travmaları, aleksitimi, bedenselleştirme.
Yeme tutumu ile bağlanma stili, aleksitimi ve obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkinin incelenmesi
Yeme tutumunda bozulmalar ile başlayan ve yeme bozukluklarına kadar giden sürecin kaynağında hangi etkenlerin olduğu literatürde sıkça araştırılan bir konudur. Erken dönemde ebeveynler ile kurulan bağın yetişkinlik döneminde öne çıkan etkilerinin yanında, bireyin duygu tanımlama becerileri ve obsesif kompulsif belirtilerinin yeme tutumunda bozulmalar ile ilişkili olduğu göze çarpmaktadır. Bu çalışmanın amacı, yeme bozukluklarına giden süreç ile ilişkili olduğu bilinen bağlanma stilleri ve aleksitimi düzeyinin yeme tutumları üzerinde yordayıcı etki güçlerini incelemek ve obsesif kompulsif belirtilerin yeme tutumu ile ilişkisinin anlaşılmasına yardımcı olmaktır. Ayrıca, sosyodemografik ve diğer özelliklere göre bağlanma stilleri, aleksitimi, obsesif kompulsif belirtiler ve yeme tutumu puanlarının farklılaşıp farklılaşmadığı araştırılmıştır. Araştırmaya psikiyatrik tanısı bulunmayan ve yaşları 18-45 arasında değişen 248 birey (131 kadın, 117 erkek) katılmıştır. Katılımcılara Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği (ÜBBSÖ), Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20), Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL) ve Yeme Tutum Testi (YTT-26) anket şeklinde çevrimiçi olarak sunulmuştur. Sosyodemografik ve diğer değişkenlerin değerlendirilmesi için betimleyici analizler, bu değişkenlerin bağımlı ve bağımsız değişkenler üzerindeki etkilerini incelemek için parametrik olmayan testler, hipotezleri test etmek için ise korelasyon, basit doğrusal ve çoklu regresyon analizleri kullanılmıştır. Bulgulara göre, aleksitiminin yeme tutumu üzerinde pozitif yönlü en güçlü yordayıcı etki gücüne sahip olduğu, bağlanma stilleri alt boyutlarından kaçınan bağlanmanın yeme tutumunu pozitif yönde yordadığı saptanmıştır. Ayrıca, obsesif kompulsif belirtiler ile yeme tutumu arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Sağlıklı bireylerde bu tür ilişkilerin preklinik dönemde ortaya koyulması, yeme bozuklukları patolojisini tetikleyen faktörleri tanımlamanın yanı sıra farkındalık yaratmaya yardımcı olmak, yeme bozukluklarının tedavisinde önleyici stratejiler geliştirmek ve prognozu mümkün kılmak için uzun vadede önemlidir.
Evli bireylerde mizah tarzlarını yordamada bağlanma stilleri ve aleksitiminin rolü
Amaç: Bu araştırmanın amacı, yetişkin bireylerdeki bağlanma stilleri, aleksitimi, mizah tarzları arasındaki ilişkiyi incelemek ve bağlanma stilleri ile aleksitiminin birlikte mizah tarzları üzerindeki yordayıcı etkisini araştırmaktır. Bunların yanı sıra değişkenler, yaş, cinsiyet, evlilik süresi, eğitim, gelir durumu gibi sosyodemografik özellikler açısından da incelenmiştir. Yöntem: Araştırmaya 254'ü kadın, 184'ü erkek olmak üzere toplamda 438 evli birey katılmıştır. Örneklemin yaş ortalaması 40.01±10.09 ve evlilik süre ortalaması 12.55±10.60 yıldır ve büyük çoğunluğunu üniversite mezunu (%58), çalışan (%68) bireyler oluşturmaktadır Tüm katılımcılara www.docs.google.com üzerinden Sosyodemografik Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YİYE–II), Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20), Mizah Tarzları Ölçeği (MTÖ) uygulanmıştır. Bulgular: Yapılan analizler sonucunda kaygılı bağlanma stilinin kendini yıkıcı ve saldırgan mizah tarzları ile pozitif yönde anlamlı ilişkisinin olduğu saptanmıştır. Kaçınmacı bağlanma stilinin ise katılımcı ve kendini geliştirici mizah tarzları ile negatif, kendini yıkıcı mizah tarzı ile pozitif yönde anlamlı ilişkisinin olduğu gözlenmiştir. Bununla birlikte, aleksitimi uyumlu mizah tarzları ile negatif, uyumsuz mizah tarzları ile pozitif yönde ilişkili bulunmuştur. Bulgularımıza göre aleksitimi ile kaygılı bağlanma stili kendini yıkıcı mizah tarzını ve aleksitimi ile kaçınmacı bağlanma stili ise katılımcı mizah tarzını yordamaktadır. Sonuç: Çalışmamızda, güvensiz bağlanma stillerinin olumsuz mizah ile ilişkili olduğu gibi aleksitiminin olumsuz mizahı yordayan rolüne dair bulgular elde edilmiştir. Araştırma sonuçları ilgili literatür ışığında tartışılmıştır.
Üniversite öğrencilerinde bağlanma stilleri ve aleksitiminin, sosyal medya kullanımı üzerindeki yordayıcı rolü
Sosyal medya, insanların hayatlarında büyük bir yer kaplamak ile birlikte diğer kişilerle ilişkilerin sürdürüldüğü sanal bir platform olarak belirtilmektedir. Bu çalışmada, Türkiye'de yaşayan üniversite öğrencilerinin bağlanma stilleri ve aleksitimi puanlarının sosyal medya kullanımı ve ağ büyüklüğü ile ilişkisinin incelenmesi aynı zamanda bu değişkenlerin sosyal medya kullanımı üzerinde yordayıcı etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Buna ek olarak, sosyodemeografik özelliklerin ve hesap sayısı, günlük kullanım süresi, sahte hesap varlığı gibi sosyal medya kullanım özelliklerinin de sosyal medya kullanımı üzerindeki etkisinin incelenmesi hedeflenmiştir. Araştırmanın örneklem grubunu, 18-26 yaş aralığında bulunan 464 (257 kadın, 207 erkek) öğrenci oluşturmaktadır. Katılımcılara sırasıyla Sosyo-demografik Bilgi Formu, Sosyal Medya Kullanımı Ölçeği (SMUIS), Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20) ve Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YİYE-II) uygulanmıştır. Çalışmada incelenen 3 farklı sosyal medya platformu (Facebook-Instagram-Twitter) için ayrı ayrı analizler yapılmıştır. Bulgular, Instagram ve Twitter platformlarında günlük kullanım süresi arttıkça sosyal medya kullanımı puanının da arttığını ve Instagram'da sahte hesap kullanan katılımcıların kullanmayanlara göre sosyal medya kullanımı puanının daha yüksek olduğunu göstermektedir. Her platform için sosyal bütünleşme ve duygusal bağlantı alt boyutu ile aleksitimi, kaygılı ve kaçınmacı bağlanma arasında pozitif bir ilişki saptanmıştır. Instagram için; sosyal rutinlerle bütünleşme alt boyutu ile aleksitimi ve kaygılı bağlanma arasında pozitif, kaçınmacı bağlanma arasında negatif bir ilişki bulunurken Twitter için; sosyal rutinlerle bütünleşme alt boyutu ile kaçınmacı bağlanma arasında negatif bir ilişki bulunmuştur. Bununla birlikte Facebook için; kaygılı bağlanma, Instagram için; sahte hesap, günlük kullanım süreleri, aleksitimi ve kaygılı-kaçınmacı bağlanma, Twitter için; günlük kullanım süresi (3 saat ve daha fazla), aleksitimi ve kaygılı bağlanma değişkenleri sosyal bütünleşme ve duygusal bağlantı alt boyutunu yordarken Instagram için; sahte hesap, günlük kullanım süreleri (0-30 dk/ 30 dk-1 saat, 3 saat ve daha fazla) ve kaygılı-kaçınmacı bağlanma, Twitter için; günlük kullanım süreleri (0-30 dk/ 30 dk-1 saat, 3 saat ve daha fazla) ve kaçınmacı bağlanma değişkenleri sosyal rutinlerle bütünleşme alt boyutunun yordayıcı faktörleri olarak bulunmuştur. Son olarak çevrimiçi ağ büyüklüğü ile aleksitimi ve güvensiz bağlanma arasında bir ilişkinin olmadığı tespit edilmiştir. Bu sonuçlar bireylerin, bağlanma biçimleri ve aleksitimi düzeylerinin sosyal medya kullanımı üzerinde etkisinin olduğunu göstermektedir. Bununla beraber sosyal medya bağımlılığı ve problematik internet kullanım nedenlerinin farklı bir bakış açısı ile değerlendirilmesi konusunda literatüre katkı sağlamıştır.
Üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı travmalarının siber zorbalık ve mağduriyetle ilişkisinde aleksitiminin aracı rolü
Amaç: Bu çalışmada, çocukluk çağı travmaları ve siber zorbalık/mağduriyet ilişkisinde aleksitiminin aracı (mediatör) rolünü incelemek, bu değişkenlerin demografik değişkenlere göre dağılımını araştırmak ve çalışmanın diğer hipotezlerinin test edilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmaya 18-62 yaş aralığında 402 lisans öğrencisi katılmıştır. Katılımcıların %54.7'si (N=220) cinsiyetini kadın, %45.3'ü (N=182) cinsiyetini erkek olarak belirtmiştir. Araştırmada gerekli verileri toplamak için Bilgilendirilmiş Onam Formu, Kişisel Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ-33), Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAS-20), Siber Mağduriyet ve Zorbalık Ölçeği (SMZÖ) kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmadan elde edilen analiz bulgularına göre, çocukluk çağı travmaları ve siber zorbalık ilişkisinde aleksitimi anlamlı aracı bir rol üstlenmemekle birlikte çocukluk çağı travmaları ve siber mağduriyet ilişkisinde aleksitiminin anlamlı aracı rolü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çocukluk çağı travmalarının aleksitimi, siber zorbalık ve siber mağduriyet; aleksitiminin siber zorbalık ve siber mağduriyet, siber zorbalığın ise siber mağduriyet üzerinde anlamlı yordayıcılık etkileri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sosyodemografik değişkenler üzerine yapılan analiz sonuçlarına göre, cinsiyete göre farklılıklar incelendiğinde, çocukluk çağı travmaları ve siber zorbalık için erkeklerin kadınlardan anlamlı derecede daha yüksek puanlar aldıkları sonucuna ulaşılmıştır. Yaşa ve günlük internet kullanım süresine göre katılımcıların siber zorbalık ve siber mağduriyet düzeylerinde anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Demografik değişkenlerden siber mağduriyet puanının daha önce psikolojik yardım almış olan grupta daha önce psikolojik yardım almamış gruba göre anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür. Sonuç: Çocukluk çağı travmaları ve aleksitiminin siber zorbalık ve siber mağduriyet üzerinde yordayıcı etkilerinin olduğu, siber zorbalığın ayrıca siber mağduriyeti yordadığı görülmüştür. Aracılık testi sonuçlarına göre, çocukluk çağı travmaları ve siber zorbalık ilişkisinde aleksitiminin anlamlı aracı bir rol üstlenmediği fakat çocukluk çağı travmaları ve siber mağduriyet ilişkisinde aleksitiminin anlamlı bir aracı rol üstlendiği saptanmıştır. Siber zorbalık ve siber mağduriyeti yordayan etkenlere yönelik yapılan çalışmalarla online ortamlardaki zorbalık sorununun önlenebileceği veya azaltılabileceği düşünülmektedir. Böylece, görece yeni olan, siber zorbalık ve siber mağduriyet sorunlarının yordayıcılarının anlaşılması yönünde bu çalışmanın literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Çocukluk Çağı Travmaları, Aleksitimi, Siber Zorbalık, Siber Mağduriyet.
Son ergenlik döneminde belirsizliğe tahammülsüzlük ve aleksitimi arasındaki ilişkide anksiyetenin aracı etkisi
Bu araştırmanın temel amacı, son ergenlik dönemindeki bireylerde belirsizliğe tahammülsüzlük ve aleksitimi arasındaki ilişkide anksiyetenin aracı rolünü incelemektir. Araştırma kapsamında içleme ve dışlama kriterlerine uygun bulunan 430 katılımcının verisi ile analizler gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak kişilerin sosyodemografik bilgilerine ulaşmak için Kişisel Bilgi Formu, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12), Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ - 20) ve Beck Anksiyete Envanteri kullanılmıştır. Araştırmamızdaki temel hipotezleri test etmek için, basit regresyon ve doğrusal hiyerarşik regresyon analizleri kullanılmıştır. Araştırma sonucuna göre belirsizliğe tahammülsüzlük ile aleksitimi arasındaki ilişkide anksiyetenin anlamlı kısmi aracı etkisi (p=0,000) olduğu tespit edilmiştir p<0.05. Araştırma, belirsizliğe tahammülsüzlük ve aleksitimi arasındaki ilişkinin anksiyete aracılığı ile gerçekleştiğini ortaya koymuştur.
Otizm spektrum bozukluğu olan çocuğa sahip annelerin ve normal gelişim gösteren çocuğa sahip annelerin yaşam kalitesi ve aleksitimi düzeylerinin karşılaştırılması
Bu araştırmanın amacı, otizm spektrum bozukluğuna sahip çocukları olan anneler ile normal gelişim gösteren çocuğa sahip annelerin aleksitimi ve yaşam kalitesi düzeylerinin karşılaştırılarak incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini, İstanbul ili Rehberlik ve Araştırma Merkezleri'ne bağlı Rehabilitasyon Merkezleri'nde özel eğitim almakta olan ve otizm spektrum tanısı olan çocuğa sahip 228 anne ile normal gelişim gösteren çocuğa sahip 137 anne oluşturmaktadır. Çocukların yaş aralığı 3-16 aralığında değişmektedir. Araştırmanın verileri Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalite Ölçeği (Whoqol Bref-tr), Toronto Aleksitimi Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi Formu ile elde edilmiştir. Otizmi olan çocuğa sahip anneler ile normal gelişim gösteren çocuğa sahip anneler arasında Toronto Aleksitimi Ölçeği puan ortalamaları açısından bir fark olup olmadığını araştırmak için yapılan T-testi sonucunda; otizmli çocuğa sahip annelerin Duyguları Tanıma Zorluğu, Duygularını İfade Zorluğu ve Aleksitimi toplam puanlarının normal gelişim gösteren çocuğa sahip annelerin puanlarından anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptanırken, Dışa Vuruk Düşünce puanlarının anlamlı düzeyde farklılık göstermediği belirlenmiştir. Yaşam Kalitesi Ölçeği için yapılan analizlere göre ise; otizmli çocuğa sahip annelerin Fiziksel Alan, Ruhsal Alan, Çevre Alanı ve Sosyal Alan puanlarının normal gelişim gösteren çocuğa sahip annelerin puanlarından anlamlı düzeyde düşük olduğu saptanmıştır. Araştırmanın bir diğer bulgusuna regresyon analizi sonuçlarına göre; her iki gruptaki annelerin aleksitimi düzeylerinin, yaşam kalitesi düzeylerini negatif yönde anlamlı düzeyde yordadığı belirlenmiştir.
Yetişkin bireylerde obsesif inanışlar ile aleksitimi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Obsesif inanışları etkileyen değişkenleri anlamak, yetişkin bireylere uygulanacak klinik müdahaleleri belirleme sürecinde önemlidir. Bu araştırmanın amacı; yetişkin bireylerin aleksitimi düzeyleri ile obsesif inanışları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma verileri Ocak-Mart 2020 tarihinde toplanmıştır. Çalışma örneklemi, İstanbul İlinde lisans eğitimi gören, rastgele örneklem seçimi ile belirlenen 18-26 yaş arası 246 erkek ve 104 kız öğrenci olmak üzere 350 katılımcıdan oluşmaktadır. Çalışmada katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Toronto Aleksitimi Ölçeği ve Obsesif İnanışlar Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmanın betimsel istatistikleri analizinde; örneklem grubunun ortalama düzeyde obsesif inanışlara sahip olduğu, aleksitimik olmadıkları açıklanmaktadır. Araştırma sonucunda, Toronto Aleksitimi Ölçeği toplam puanı ile Obsesif İnanışlar Ölçeği toplam puanı arasında pozitif yönde yüksek şiddette ileri derecede anlamlı ilişki bulunmuştur. Toronto Aleksitimi Ölçeğinin alt boyutları olan duyguları tanımada güçlük, duyguları ifade etmede güçlük, dışa dönük düşünmenin obsesif inanışlar üzerinde anlamlı etkisinin olduğu, bu değişkenlerin obsesif inanışların %49'unu yordadığı görülmüştür. Toronto Aleksitimi Ölçeği toplam puanı ile Sorumluluk/Tehlike Beklentisi Alt Boyutu, Mükemmeliyetçilik/Kesinlik Alt Boyutu, Önem Verme/Düşünceleri Kontrol Etme Alt Boyutu toplam puanları arasında pozitif yönde yüksek şiddette anlamlı ilişki bulunmuştur. Duyguları Tanımlamada Güçlük Alt Boyutu toplam puanı ile Obsesif İnanışlar Ölçeği puanı, Sorumluluk/Tehlike Beklentisi Alt Boyutu puanı ile Mükemmeliyetçilik/Kesinlik Alt Boyutu puanı, Önem Verme/Düşünceleri Kontrol Etme Alt Boyutu puanı arasında pozitif yönde orta şiddette anlamlı ilişki bulunmuştur. Çalışmanın aleksitimi ve obsesif inanışlarla ilgili yapılacak araştırmalara ve klinik çalışmalara ışık tutması hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Aleksitimi, Obsesif inanışlar, Üniversite öğrencisi
Psikolojik danışmanlık merkezine başvuran kadınların çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik bağlanma biçimi ve aleksitimi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Yapılan araştırmanın temel amacı çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimleri ve aleksitimi arasındaki ilişkinin incelenmesi ve kliniğe başvuran kadınların demografik özelliklerine göre çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimleri ve aleksitimi düzeylerinin farklılık gösterip göstermediklerinin belirlenmesidir. Araştırmanın örneklemi Psikolojik Danışmanlık Merkezinde kliniğe başvuran 114 kadından oluşmaktadır. Araştırmanın verilerini incelemek için; Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (CTQ); Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YİYE-II); Toronto Aleksitimi Ölçeği - TAÖ-20 (Toronto Alexithymia Scale (TAS-20); ve Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmanın analizinde IBM SPSS 23 programı kullanılmıştır. Değişkenler arasında ilişki olup olmadığını belirlemek amacıyla korelasyon analizi yapılmıştır. Katılımcıların demografik özelliklerine göre çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimleri ve aleksitimi düzeylerinin farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla iki kategorili değişkenler için bağımsız örneklem t testi ve üç ve daha fazla kategorili değişkenler için tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Buna göre kliniğe başvuran kadınların çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimleri ve aleksitimi düzeyleri arasında istatistiksel olarak pozitif yönlü anlamlı ilişkiler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimleri ve aleksitimi ölçeklerinin alt boyutlarının da kendi aralarında ilişkisi olduğu görülmektedir. Kliniğe başvuran kadınların çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimleri ve aleksitimi düzeyleri önceden almış oldukları psikiyatrik tanılarına göre farklılık göstermektedir. Kadınların yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimlerinin eğitim durumlarına göre farklılık gösterdiği sonucu elde edilmiştir. Bununla birlikte aleksitimi düzeylerinde de çalışma durumlarına göre farklılık olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocukluk çağı travmaları, Yetişkin bağlanma biçimi, Aleksitimi
18-25 yaş arasındaki bireylerde çevrimiçi oyun oynama bağımlılık düzeyleri ile karanlık üçlü kişilik özelliği arasındaki ilişkide aleksitiminin aracı rolü
Bu araştırmada 18-25 yaş arasındaki bireylerin çevrimiçi oyun oynama bağımlılık düzeyleri ile karanlık üçlü arasındaki ilişkide aleksitiminin aracı rolü incelenmiştir. Araştırmaya 487 katılmış ancak dışlama kriterleri doğrultusunda 400 katılımcının verileri analiz edilmiştir. Katılımcılara ''Demografik Bilgi Formu'', ''İnternette Oyun Oynama Bozukluğu Ölçeği Kısa Formu (İOOBÖ-KF)'', ''Karanlık Üçlü Kişilik Özelliği Ölçeği'' ve ''Toronto Aleksitimi Ölçeği'' uygulanmıştır. Verilerin analizinde IBM SPSS 25 istatistik programından yararlanılmıştır. Bu doğrultuda yapılan analizlerde Pearson Korelasyonu, Bağımsız Örneklemler T Testi, ANOVA ve Brown-Forsythe testleri uygulanmıştır. Ölçekler arasındaki ilişkilerin incelenmesinde Pearson Korelasyon analizinden yararlanılmış olup korelasyon analizlerinde İOOBÖ-KF ile anlamlı ilişkiye sahip bağımsız değişkenler modele eklenerek Çoklu Lineer Regresyon analizi yapılmıştır. Son olarak ise aracılık analizi için AMOS programı kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda günlük ortalama oyun oynama süresi ile çevrimiçi oyun oynama bağımlılığı ve karanlık üçlü arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Günlük ortalama oyun oynama süresi ile Karanlık Üçlü Kişilik Özelliği alt boyutları olan Makyavelizm ve Psikopati arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunurken Narsisizm ile anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. Aleksitimi ve Karanlık Üçlü Kişilik Özelliklerinin, çevrimiçi oyun oynama bağımlılığı ile pozitif yönde anlamlı bir ilişkisi saptanmıştır. Tüm bunlara ek olarak aleksitiminin, çevrimiçi oyun oynama bağımlılık düzeyleri ile karanlık üçlü arasındaki ilişkide kısmı aracılık rolü olduğu saptanmıştır. Elde edilen bulgular tartışılmış ve sonraki araştırmalar ve uygulamalara yönelik öneriler sunulmuştur.
Yetişkinlerde yalnızlık duygusu ile aleksitimi, depresyon ve intihar olasılığının ölçülmesi
Bu araştırmanın amacı; yetişkin bireylerde yalnızlık duygusu ile aleksitimi, depresyon ve intihar olasılığı düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda ele alınan sosyo-demografik değişkenler ile bağımlı değişkenler arasındaki ilişki incelenmiştir. Sosyo-demografik değişkenler temelinde oluşturulan gruplar arasında bağımlı değişken düzeyleri bakımından farklılık olup olmadığı araştırılmış, yalnızlık ile aleksitimi, depresyon ve intihar olasılığının birbirlerini yordayıp yordamadığı incelenmiştir. Araştırma ilişkisel tarama yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini Erzurum'daki 18 yaş üstü 406 yetişkin bireyler oluşturmaktadır. Katılımcıların depresyon düzeylerini belirlemek amacıyla Türkiye'de geçerlik ve güvenirlik çalışması Hisli (1989) tarafından yapılmış olan 'Beck Depresyon Envanteri' kullanılırken, intihar olasılık düzeylerini belirlemek için Türkiye de geçerlik güvenirlik çalışması Eskin (1993) tarafından geliştirilen 'İntihar Olasılığı Ölçeği', katılımcıların aleksitimi düzeylerini belirlemek için Türkiye'de geçerlik ve güvenirlik çalışması Güleç ve ark., (2009) tarafından yapılan 'Toronto Aleksitimi Ölçeği' ve son olarak katılımcıların yalnızlık düzeylerinin belirlenebilmesi içinde Türkiye'de geçerlik ve güvenirliği Demir (1989) tarafından yapılan 'Ucla Yalnızlık Envanteri' kullanılmıştır. Araştırmada, betimleyici ve karşılaştırmalı istatistiksel analiz yöntemleri uygulanmıştır. Hazırlanan anket SPSS 22.0 for bilgisayar temelli istatistik programında güvenirlik analizine tabi tutulmuştur. Araştırmada kullanılan anket verilerinin güvenilirliğini ölçmede Cronbach's Alpha yöntemi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; yetişkinlerde depresyon düzeyi arttıkça yalnızlık ve intihar durumlarının da arttığı görülmüştür. Aynı zamanda yetişkinlerde yalnızlık düzeyi arttıkça intihar ve aleksitimi durumlarının da arttığıdır. Son olarak yetişkinlerde intihar düzeyi arttıkça aleksitimi durumlarının da arttığı görülmektedir. Elde edilen bulgular ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.
Reddedilme duyarlılığı, hissedilen yalnızlık ve aleksitimik özellikler arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı reddedilme duyarlılığı, hissedilen yalnızlık ve aleksitimik özellikler arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Diğer bir amacı ise, reddedilme duyarlılığı, hissedilen yalnızlık ve aleksitimik özelliklerin; sosyodemografik değişkenlere göre farklılık gösterip göstermediğinin araştırılmasıdır. Araştırma, ilişkisel tarama modeline uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya İstanbul ilinde, üniversitelerde öğrenim gören 170 kadın, 57 erkek toplam 227 kişi katılmıştır. Gerekli olan bilgileri toplamak için anket yöntemi kullanılmıştır. Kullanılan anketler, Reddedilme Duyarlılığı Ölçeği, Ucla Yalnızlık Ölçeği, Toronto Aleksitimi Ölçeği ve sosyodemografik veri formudur. Verilerin analizinde SPSS (Statistical Package Programme For Social Sciences) 25 paket programı kullanılmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda analizler için gerekli olan parametrik ve non-parametrik testlere karar verilmiştir. Verilerin analizinde ANOVA, Bağımsız Gruplar T-testi, Pearson Korelasyon Analizi, Kruskal Wallis H Testi ve Mann Whitney U Testi kullanılmıştır. Varyansların homojenliği Levene Testi ile değerlendirilmiştir. İkili karşılaştırmalar için varyansların homojenliği varsayımı karşılandığında Scheffe ve karşılanmadığında Tamhane T2 Testine bakılmıştır. Araştırma sonuçlarında elde edilen bulgulara göre reddedilme duyarlılığı, hissedilen yalnızlık ve aleksitimik özellikler arasında bir ilişki bulunmuştur. Reddedilme duyarlılığı arttıkça, hissedilen yalnızlık ve aleksitimik özellikler de artmaktadır. Ayrıca ölçek puanlarının (reddedilme duyarlılığı, ucla yalnızlık ve Toronto aleksitimi) bazı sosyodemografik değişkenlere göre farklılaştığı, bazılarında ise farklılaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Üniversite öğrencilerinde bağlanma, aleksitimi ve yeme tutumu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinin bağlanma, aleksitimi ve yeme tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Ek olarak bağlanma, aleksitimi ve yeme tutumu ile demografik değişkenler arasında ilişki olup olmadığını araştırılmıştır. Araştırma ilişkisel tarama modeline göre gerçekleştirilmiştir. Bir vakıf üniversitesi öğrencileri ile yapılan çalışmaya 339 kişi katılmıştır. Katılımcılara "Demografik Bilgi Formu", "Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri", "Toronto Aleksitimi Ölçeği" ve "Yeme Tutum Testi" uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 25.0 ile analiz edilmiştir. İstatistiksel analiz sonucunda verilerin normal dağılım göstermelerinden dolayı parametrik testler kullanılmıştır. Verilerin analizinde "Bağımsız Örneklem T testi", "Tek Yönlü Varyans Analizi (Anova)","Post Hoc Analizi", "Pearson Korelasyon Analizi" ve "Hiyerarşik Regresyon Analizi" kullanılmıştır. Araştırma sonuçları incelendiğinde; bağlanma, aleksitimi ve yeme tutumu arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu görülmüştür. Benzer şekilde demografik bilgiler ile bağlanma, aleksitimi ve yeme tutumu arasında anlamlı bir farklılık olduğu saptanmıştır. Hiyerarşik regresyon analizinin sonucuna göre YİYE kaçınma ve YİYE kaygı ile yeme tutumu arasındaki ilişkide TAÖ ve alt boyutlarının kısmi aracı etkisi olduğu görülmüştür.