Beslenme durumu
310 theses under this subject heading
Yaşlı bireylerin beslenme durumları ve yeme farkındalıklarının saptanması; Muğla örneği
YAŞLI BİREYLERİN BESLENME DURUMLARI VE YEME FARKINDALIKLARININ SAPTANMASI; MUĞLA ÖRNEĞİ Bu araştırma yaşlı bireylerde beslenme durumu ve yeme farkındalığı düzeylerini tanımlamak ve aralarındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı araştırma olarak planlanıp yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini Muğla il merkezi ve ilçelerinde Tazelenme Üniversitesine kayıtlı 60 yaş ve üstü bireyler oluşturmuştur. Bu çalışma toplam 234 (80'i erkek, 154'si kadın) birey üzerinde yürütülmüştür. Çalışma verileri bireylerin sosyo-demografik bilgilerine yönelik sorular ile Mini Nütrisyonel Değerlendirme Testi-Kısa Formu ve Yeme Farkındalığı Ölçeğinin yer aldığı bir form aracılığıyla online olarak elde edilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen veriler Windows ortamında Statistical Package for the Social Sciences 22.0 paket programı ile değerlendirilmiş ve tüm hesaplamalarda p<0.05 anlamlı kabul edilmiştir. Çalışma sonucunda erkeklerin %41.3'ü, kadınların %41.6'sı beden kütle indeksi sınıflamasına göre normal aralıkta bulunmuştur. Beden kütle indeksi sınıflamasına göre zayıf bireylerin hepsinin malnütrisyonlu olduğu, normal bireylerin %9.3'ünde ve II. derece obez olanların %27.3'ünde malnütrisyon riski olduğu bulunmuştur. Bireylerin (%97.9) yeme farkındalığının yüksek olduğu saptanmıştır. Yeme farkındalığı ile yaş arasında bir ilişki yokken, yaş ile Mini Nütrisyonel Değerlendirme Testi-Kısa Formu toplam puanı arasında negatif bir ilişki bulunmuştur. Beden kütle indeksi ile Mini Nütrisyonel Değerlendirme Testi-Kısa Formu arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki varken, beden kütle indeksi ile yeme farkındalığı asında negattif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bireylerin Mini Nütrisyonel Değerlendirme Testi-Kısa Formu puanı ile Yeme Farkındalığı Ölçeği puanı arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (r=-0.12; p=0.07). Toplumda yaşayan yaşlı bireylerde malnütrisyon ve malnütrisyon riskini önlemek amacıyla belirli aralıklarla beslenme taraması yapılması ve yaşlı bireylerde pek çok faktörden etkilenen beslenme durumuna etki eden faktörü her yönüyle incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca yaşlı bireylerde obezite tedavilerine alternatif olabilecek, yeme farkındalığı eğitimlerinin dâhil edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yaşlı, Beslenme durumu, Yeme farkındalığı
Kadınlarda online zumba egzersizlerinin vücut yağ oranları, yeme tutumları ve beden imajı üzerine etkisi
Covid19 salgınının yayılım hızını kontrol altında tutmak için sosyal hayat kısıtlamaları artmıştır. Pandemi sürecinde internet tabanlı uygulamalarla yaşamın büyük bir bölümü sürdürülürken artan kısıtlamalar, toplumu fiziksel inaktiviteyle baş başa bırakmıştır. Covid19 pandemisi döneminde kilo kontrolü sağlamak için diyetisyene başvuran sedanter kadınlara verilen 8 haftalık online zumba egzersizlerinin vücut yağ oranı, yeme tutumu ve beden imajı üzerine etkisini belirlemek bu çalışmanın amacıdır. Araştırma ön test-son test kontrol gruplu deneysel tasarım çalışmasıdır. Çalışma 2020 Aralık-2021 Mart tarihlerinde, 20-40 yaş aralığında Amasya ilindeki tıp merkezinin beslenme ve diyet polikliniğine başvuran 150 kişi ile yapılmıştır. Katılımcılar zumba egzersizi, yürüme egzersizi ve kontrol olmak üzere 50'şer kişilik üç gruba ayrılmıştır. Uygulama gruplarına 8 hafta boyunca zumba ve yürüme egzersiz programı uygulanmıştır. Çalışmada beden imajı için "Vücut algısı ölçeği" ve yeme tutumu için "Üç faktörlü beslenme anketi" uygulanmıştır. Vücut yağ oranları Biyoelektriksel İmpedans Analizi ile belirlenmiştir. Analizler SPSS 20.0 yazılımı ile %95 güven düzeyinde yapılmış ve p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Yürüme ve zumba gruplarında 8 hafta sonunda vücut analiz ölçümlerinde vücut yağ yüzdesi, gövde yağ yüzdesi ve bel kalça oranında ön ölçümlere oranla düşüş tespit edilmiştir. Yürüme ve zumba grubunda "duygusal yemek yeme" ve "açlığa duyarlılık" faktörleri çalışma sonunda anlamlı düzeyde düşüş göstermiştir. Yürüme grubunda, beden algısı düşük olanların %80'ni, zumba grubunda %90'nı çalışma sonunda vücut algısı yüksek grupta olduğu gözlenmiştir.
Migren hastalarında kronobiyolojiye göre fiziksel aktivite, uyku, kafein kullanımı ve beslenme durumunun incelenmesi
Migren, bireylerin yaşam kalitesini olumsuz etkileyen kronik bir hastalıktır. Bu araştırmada, migren hastalarında kronobiyolojiye göre fiziksel aktivite, uyku, kafein kullanımı ve beslenme durumunun incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya nöroloji polikliniğine başvuran ve migren tanısı alan gönüllü 80 kadın (yaş ort: 37,04±9,0) hasta katılmıştır. Bu bireyler için kişisel bilgi formu hazırlanmış ve vücut kompozisyon ölçüleri (vücut ağırlığı, boy uzunluğu, bel ve kalça çevresi) alınmıştır. Katılımcılara, Küresel Fiziksel Aktivite Anketi, Kafein Tüketim Bozukluğu, Hedonistik Yeme, Sabahçıl-Akşamcıl Anketi ve Epworth Uykululuk Skalası, Baş Ağrısı Etki Ölçeği (HIT-6) Migren Özür Değerlendirme Skalası (MIDAS), Vizuel Ağrı Skalası (VAS) uygulanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ile birlikte, bağımsız örneklem T testi ve Mann-Whitney U testi, Tek Yönlü Varyans Analizi ve Kruskal Wallis testi kullanılmıştır ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Bireylerin kronotiplere göre fiziksel aktivite düzeyleri, uyku, kafein kullanımı ve yeme tutumu arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). MIDAS, HIT-6 ve VAS ağrı değerleri ile karşılaştırıldığında ise yalnızca MIDAS puan kategorisine göre anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Migren yaşı ile kronotip puanları ve kronotip kategorileri arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, kronotipe göre akşamcıl olan birey sayısının daha fazla olduğu, migren yaşı fazla olan bireylerin ise kafein kullanımlarının, yeme tutumlarının daha düşük düzeyde olduğu ve uykululuk düzeyleri normal olan birey sayısının daha fazla olduğu görülmektedir.
Food insecurity, dietary patterns and obesity: A cross-sectional study
The definition of food insecurity is the lack of regular access to safe, nutritious food necessary for the growth of individuals and households. This study was conducted on 250 administrative staff of a private university between February and November 2023 to examine how food insecurity correlates with dietary patterns and obesity. A face-to-face questionnaire covering demographic characteristics, physical activity, anthropometric measurements, the Household Food Insecurity Access Scale (HFIAS), and a retrospective 24-hour food recall used for data collection. Results indicated 79.6% were food secure, 12.4% mildly food insecure, 4% moderately food insecure, and 4% severely food insecure. 23.2% had risky waist circumference and 18.8% had high risk waist circumference. According to BMI, 37.2% were overweight and 12.4% were obese. The analysis reveals a statistically significant difference in the age variable among food insecurity groups (p=0.027<0.05). Furthermore, a significant correlation exists between education level and food insecurity groups (p=0.042<0.05). Upon analyzing anthropometric measurements, the BMI, waist circumference, and food insecurity groups did not significantly correlate (p>0.05). Analysis of food consumption records data revealed a statistically significant difference in the percentage of fat, niacin, vitamin B6, potassium, magnesium and zinc according to the RDA between the food insecurity groups (p<0.05). Although no significant relationship emerged between food insecurity and obesity via anthropometric measurements, dietary pattern data indicated that food insecurity heightened obesity risks. Food insecurity is cyclical across life stages. Given the serious consequences of food insecurity, including obesity, multidisciplinary collaboration between doctors, dietitians and other public health professionals is vital. Keywords: BMI, Food Insecurity, Nutritional Status, Obesity, Waist Circumference
Evaluation of nutritional parameters in hemodialysis patients and determining the status of malnutrition
This study was carried out in the Tunceli State Hospital, to assess the nutritional status of hemodialysis patients by using Nutritional Risk Screening 2002 (NRS-2002) form and assess probable association between biochemical parameters and malnutrition in this population. In our study, 50 hemodialysis patient were assessed using demographic, medical history, anthropometric indices including dry weight, height, body mass index (BMI), biochemical measurement including hemoglobin (Hb) (g/dl), total protein (g/dl), albumin (g/dl), total cholesterol (mg/dl), triglycerides (mg/dl), etc. Statistical analyses were performed using SPSS version 16.0 statistical software package. In our study, according to NRS-2002 form among 50 patients, 46% suffered from malnutrition. Our findings indicated a significant difference between patients' gender and the malnutrition (p=0,042). We did not find any significant difference between mean age and malnutrition. Mean age of malnourished hemodialysis (HD) patients was higher than well nourished patiens. We found significant difference between mean BMI and malnutrition (p<0,001). Mean BMI of malnourished HD patients was lower than well nourished patiens. In our study, there were statistically significant difference between BMI groups in malnourished patients (p=0,001). 34,8% of malnourished patients were below 18.5. 56,5% of malnourished patients were normal range of BMI. We found no significant difference between mean duration of hemodialysis and malnutrition. In our study, there was no statistically significant difference between mean of evaluated biochemical parameters levels and NRS-2002 form. There were statistically significant differences in mean t. protein, albumin, ferritin, ALP and UIBC levels in evaluated biochemical parameters of the study groups who follow the CKD diet and who do not. Therefore, in our study, we could not find adequate relationship between biochemical parameters (such as albumin, hemoglobin, cholesterol, and creatinine) and malnutrition revealed that these parameters could not provide accurate information about nutritional status of these patients. Furthermore, NRS-2002 can still be the best tool assessing the nutritional status of hemodialysis patients, because it can recognize various degrees of malnutrition that may remain undetected by a single laboratory assessment.
İştahsızlığı olan 2-10 yaş arası çocukların ve ailelerinin incelenmesi ve sağlıklı beslenme eğitiminin verilerek eğitim sonrası sonuçların değerlendirilmesi
İştahsızlık çocukluk çağında sık karşılaşılan bir problem olup, bu nedenle çocuk hekimlerine başvuru da sıktır. Organik hastalığa bağlı olmayan iştahsızlıkta ailelere beslenme ve davranış önerileri verilerek çocuğun büyüme ve gelişiminin izlenmesi esastır. Bu araştırmada ailelere verilen beslenme önerilerinin çocuğun iştahsızlığını düzeltmede yarar sağladığının gösterilmesi hedeflenmiş olup, bu sayede çocukların sağlıklı beslenmesinin gerçekleştirilmesi ve de ailelerin iştahsızlık konusundaki kaygılarının giderilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Ağustos - Kasım 2017 tarihleri arasında T.C Sağlık Bakanlığı DPÜ Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi çocuk polikliniklerine iştahsızlık şikayeti ile başvuran 2-10 yaş arası organik hastalık tanısı ve bulgusu olmayan 96 çocuk alındı. Çocukların gelişlerinde boy, kilo, vücut kitle indeksi ölçülerek, anket yoluyla beslenme özellikleri sorgulandı. Ailelerden çocukların üç günlük yemek listeleri alınarak çalışma başındaki boy, kilo, vücut kitle indeksi (VKİ), enerji ve protein alımları iki aylık davranış değişikliği sonrasındaki değerleriyle karşılaştırıldı. Ailelerin %84,3'ünün beslenme kurallarını uygulayabildiği ve bu ailelerden %79'unun kurallardan fayda gördüğü öğrenildi. Çocukların çalışma başındaki değerlerine göre çalışma sonunda alınan boy, kilo, VKİ, kalori değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı artış tespit edildi. Protein değerlerinde anlamlı artış saptanmadı. Yaş gruplarına göre değerlendirildiğinde özellikle 8 yaş altındaki çocuklarda beslenme kurallarının uygulanabilir ve faydalı olduğu saptandı. Çalışma başında hesaplanan çocukların aldığı kalori değerlerinin almaları gereken miktardan ortalama %25 düşük olduğu ve bunun annenin bildirdiği iştah durumuyla uyumlu olduğu tespit edildi. Sonuç olarak organik hastalığa bağlı olmayan iştahsızlıkta, davranış değişikliği uygulamasının özellikle 8 yaş altındaki çocuklarda faydalı olduğu tespit edildi. Anahtar kelimeler: İştahsızlık, beslenme sorunları, beslenme kuralları, enerji alımı
I.Ligde oynayan voleybolcuların beslenme alışkanlıkları ile bilgi düzeylerinin araştırılması
I. Lig'de Oynayan Voleybolcuların Beslenme Alışkanlıkları ile Bilgi Düzeylerinin Araştırılması. Dumlupınar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Beden Eğitimi ve Spor Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Kütahya, 2012. Bu çalışmada, I. ligde oynayan voleybolcuların cinsiyet farklılığına göre; beslenme alışkanlıkları ile bilgi düzeylerinin araştırılması amaçlanmıştır.Araştırmamızda kullanılan anket, 2010-2011 sezonunda I. ligde yer alan 56'sı erkek 52'si bayan olmak üzere toplam 108 sporcuya uygulanmıştır. I. Lig'de oynayan voleybolcuların beslenme alışkanlıkları ile bilgi düzeylerini tespit etmeye yönelik iki farklı anket uygulanmıştır. Verilerin düzenlenmesinde MS Excel tablolama paket programı ve istatistik analizler için SPSS 20 istatistik paket programı kullanıldı. Araştırmaya katılan voleybolcuların demoğrafik dağılımlarını belirlemek için yüzde (%) ve frekans (f) analizleri yapılmış olup, voleybolcuların beslenme alışkanlıkları ile cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu, gelir durumu ve voleybol oynama yılları arasında önemli bir fark olup olmadığını araştırmak için ?=0.05 anlamlılık düzeyinde yapılan ki kare (Chi- Square ) testi uygulandı. Cinsiyete göre beslenme bilgi düzeyleri arasında anlamlı bir fark olup olmadığını tespit etmek için de ki kare (Chi- Square ) testi uygulanmıştır.Yapılan çalışma sonucunda; araştırmaya katılan voleybolcuların cinsiyetlerine göre beslenme alışkanlıklarıyla ilgi sorularda Test sonuçlarına göre 1. ligde oynayan voleybolcuların cinsiyetleri bakımından beslenme alışkanlıkları arasında anlamlı farklılıkların, eğzersiz ve diyet proğramını düzenli uygulama (?²,05 (1) = 4,352; P<0,05) ve karbobhidrat yükleme (?²,05 (1) = 4,031; P<0,05). Beslenme alışkanlıkları ile medeni durumları bakımdan, protein içerikli besinler tüketme (?²,05 (4) = 13,146; P<0,05) ve düzenli kahvaltı yapma (?²,05 (4) = 13,146; P<0,05). Beslenme alışkanlıkları ile eğitim durumları, vitamin ve mineral ihtiyacını dengeli karşılama (?²,05 (3) = 11,606; P<0,05), kalori miktarını ihtiyaç kadar alma (?²,05 (3) = 12,560; P<0,05) protein içerikli besinler tüketme (?²,05 (3) = 11,625; P<0,05) karbonhidrat yükleme (?²,05 (3) = 8,849; P<0,05). Beslenme alışkanlıkları ile gelir durumları bakımdan, karbonhidrat yükleme (?²,05 (4) = 14,703; P<0,05), fast food ürünleri tüketme (?²,05 (4) = 9,687; P<0,05) ihtiyaca göre beslenme (?²,05 (4) = 10,503; P<0,05). Beslenme alışkanlıkları ile voleybol oynama yılları bakımından, son öğünün tatmin edici olması (?²,05 (4) = 10,308; P<0,05), protein içerikli yüksek besinler tüketme (?²,05 (4) = 15,362; P<0,05), düzenli kahvaltı yapma (?²,05 (4) = 13,830; P<0,05) sorularında anlamlı bir farklılık ortaya çıkarken. Voleybolcuların diğer sorulara verdikleri cevaplar arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır ( p>0,05).Voleybolcuların cinsiyete göre, beslenme bilgi düzeylerine yönelik sorulara vermiş oldukları cevaplarda ise; besinlerin enerji verme bilgisi (F:4.616; p<0,05), vücutta bulunan su oranları bakımından (F: 8.877; p<0,05), ağırlık çalışmalarında enerji kaynaklarının kullanımı bakımından (F:2.543; p<0,05), egzersiz sırasında su içme bilgi düzeyleri bakımından (F:1.069; p<0,05), oksijen gereksinimi sağlayacak enerji gereksinimini bilgisi bakımından (F: 8.837; p<0,05) kalsiyum içeren besin maderleri bilgisi bakımından ( F: 18.657; p<0,05 ) anlamlı bir farklılık ortaya çıkarken; diğer sorulara verdikleri cevaplar arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır(p>0,05).Çalışmamızda elde edilen sonuçlarda, anlamlı farklılıkların bulunmaması, araştırmamıza katılan voleybolcuların aynı düzeyde spor yapan sporcular olmasından kaynaklanabileceği düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: Voleybolcu, beslenme, beslenme düzeyi, beslenme alışkanlığı.
Adölesan Voleybolculara uygulanan yapılandırılmış grup müdahalesinin yeme tutumu, depresyon düzeyi, beden algısı ve benlik saygısı üzerine etkisi
Yeme bozuklukları, yeme davranışının ciddi düzeyde bozulduğu psikiyatrik rahatsızlıklardır. Bu çalışmanın amacı; sporcularda sıkça karşılaşılan yeme davranışı bozukluklarının, birey merkezli grupla psikolojik danışma ve beslenme odaklı psikoeğitim çalışmasının terapötik etkilerinden yararlanılarak azaltılmasıdır. Bu araştırma, ön test- son test uygulamalı deney ve kontrol gruplarının kullanıldığı deneysel bir araştırma olarak tasarlanmıştır. Aynı ligde müsabakalara katılan toplam 24 adölesan kız voleybolcu (14-17 yaş) gönüllü olarak çalışmaya katılmıştır. Ön test uygulaması sonuçlarına göre seçkili olarak bir voleybol takımı kontrol (12 kişi), bir voleybol takımı da deney grubu (12 kişi) olarak belirlenmiştir. Deney grubunda yer alan 12 sporcuya 12 oturumdan oluşan 'Yeme Bozuklukları Müdahale Programı' uygulanmıştır. Kontrol grubundaki sporculara ise herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Müdahale programını değerlendirmek amacıyla; Yeme Tutumu Testi (YTT), Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Beden Algısı Ölçeği (BAÖ), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (BSÖ) ön test ve son test olarak kullanılmıştır. Sporcuların genel vücut yapısını ve vücut yağ yüzdesini belirlemek amacıyla antropometrik ölçümleri alınmıştır. Ayrıca katılımcıların beslenme durumunun belirlenmesinde 24 saatlik 'Besin Tüketim Kayıt Formu' kullanılmıştır. Müdahale programı sonunda deney grubunun YTT, BDÖ ortalamalarında azalma olduğu, BAÖ puan ortalamalarında ise artış olduğu görülmüştür. Deney grubundaki sporcuların YTT, BDÖ ve BAÖ ön test ve son test puanları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur (p<0.05). Bununla birlikte; müdahale programı sonunda deney grubunun DEBQ ve BSÖ puanları, antropometrik ölçümleri, günlük ortalama enerji ve besin öğeleri tüketim miktarları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farka rastlanmamıştır (p>0.05). Herhangi bir müdahale uygulanmayan kontrol grubunun ise yağsız vücut kütlesi ve vücut yağ ağırlığı dışında, ön test- son test puanlarının tamamında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, adölesan voleybolculara uygulanan yapılandırılmış müdahale programının, sporcuların yeme tutumu, depresyon düzeyi ve beden algısı üzerinde olumlu bir etkisinin olduğu bulunmuştur.
Kanserden hayatta kalan çocukların tat alma değişikliği, beslenme alışkanlığı ve durumu
Bu araştırma kanserden hayatta kalan çocukların tat alma değişikliği, beslenme alışkanlığı ve durumunu incelemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Hastanesi pediatri hematoloji ve onkoloji polikliniğinde Mart 2021-2022 tarihleri arasında izlenen, 8-18 yaş arasındaki kanser tedavisi biten çocuklar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklem büyüklüğü 82 çocuk olarak güç analizi ile belirlenmiş, araştırmaya katılmayı kabul eden 92 çocuk örnekleme alınmıştır. Verilerin toplanmasında Çocuk Tanıtım Formu, Kemoterapi Alan Çocuklar İçin Tat Alma Değişikliği Ölçeği (KAÇ-TADÖ), Akdeniz Diyet Kalitesi Ölçeği (ADKİ) ve Subjektif Total Tat Keskinliği Ölçeği (STTKÖ) kullanılmıştır. Çocuklara Çocuk Tanıtım Formu, KAÇ-TADÖ, STTKÖ ve ADKİ google anket ile online olarak uygulanmıştır. Verilerin analizinde Kolmogorov Smirnov normallik testi, Kapsam Geçerlik İndeksi (KGİ), ortalama, sayı ve yüzde dağılımları, Cronbach Alfa katsayısı, Spearman Brown Sıra Farkları Korelasyon analizi, Mann Whitney U, Kruskall Wallis ve Ki-kare testi kullanılmıştır. Çocukların Beden Kitle İndeksi (BKİ) Z skoru %80.4'ünde -2 ile +2 arasında (normal), %9.8'inde ≥+2'nin üstünde (obez) ve %7.6'sında ≤-2'nin altında (yetersiz beslenme) olduğu belirlenmiştir. Çocukların %18.5'inin çok düşük beslenme kalitesine (≤3), %48.9'unun orta beslenme kalitesine (4-7) ve %32.6'sının iyi beslenme kalitesine (≥8) sahip olduğu, KAÇ-TADÖ toplam puan ortalamasının ise 5.79±7.77 olduğu saptanmıştır. Çocukların KAÇ-TADÖ puan ortalaması ile kilo, boy ve BKİ Z skoru arasında istatiksel olarak anlamlı fark olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Kanser tedavisi sırasında ve şu anda tat alma değişikliği yaşayan çocuklarda tat alma değişikliğinin daha fazla olduğu, tat alma değişikliğinin çocukların beslenme kalitesini ve beslenme durumlarını etkilemediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Beslenme Alışkanlığı, Beslenme Durumu, Hemşirelik, Kanserden Hayatta Kalan Çocuk, Tat Alma Değişikliği
Kanserli çocuklarda yeme davranışı, beslenme durumu ve tat alma değişikliği
Bu araştırmanın amacı kanserli çocuklarda yeme davranışı, beslenme durumu ve tat alma değişikliğini incelemektir. Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel tiptedir. Araştırmanın evrenini Aralık 2020-Haziran 2022 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Hastanesi pediatri hematoloji ve onkoloji klinik ve polikliniğinde izlenen ve kemoterapi alan 8-18 yaş arasındaki çocuklar ve ebeveynleri oluşturmuştur. Güç analizi kullanılarak araştırmanın örneklem büyüklüğü 80 çocuk olarak belirlenmiştir. Veriler Çocuk Tanıtım Formu, Çocuklarda Yeme Davranışı Anketi (ÇYDA), Kemoterapi Alan Çocuklar İçin Tat Alma Değişikliği Ölçeği (KAÇ-TADÖ) ve Subjektif Total Tat Keskinliği Ölçeği (STTKÖ) ile toplanmıştır. Çalışmaya alınan çocuklara Çocuk Tanıtım Formu, KAÇ-TADÖ ve STTKÖ, ebeveynlerine ise ÇYDA araştırmacı tarafından yüz yüze uygulanmıştır. Çocukların kilosu ve boyu hastanedeki tartı ve boy ölçüm cihazı ile araştırmacı tarafından ölçülmüştür. Verilerin analizinde normallik testi, Kapsam Geçerlik İndeksi, ortalama, sayı ve yüzde dağılımları, Spearman Brown Sıra Farkları korelasyon analizi, Mann Whitney U ve Kruskall Wallis testi kullanılmıştır. Beden Kitle İndeksi (BKİ) Z skoru çocukların %92.5'inde -2 ile +2 arasında (normal) ve %7.5'inde ≤-2'nin altında (yetersiz beslenme) olduğu saptanmıştır. ÇYDA'nın alt boyutlarının puan ortalaması sırayla gıda heveslisi 12.48±5.36, duygusal aşırı yeme 5.28±1.45, gıdadan keyif alma 16.83±5.41, içme tutkusu 9.72±5.13, tokluk heveslisi 22.93±6.65, yavaş yeme 9.81±4.95, duygusal az yeme 16.38±4.41 ve yemek seçiciliği 10.72±2.86, KAÇ-TADÖ toplam puan ortalamasının ise 8.66±10.22 olarak saptanmıştır. Gıda heveslisi ve gıdadan keyif alma ile tat alma değişikliği arasında negatif yönde ve orta düzeyde ilişki olduğu, tat alma değişikliği arttıkça gıda hevesi ve keyfin azaldığı, yavaş yeme ile tat alma arasında pozitif yönde ve orta düzeyde bir ilişki olduğu, tat alma değişikliği arttıkça yemenin de yavaşladığı belirlenmiştir.
Tıp fakültesi öğrencilerinde yeme tutumu ile depresyon ve yaşam doyumu arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Amaç: Bu araştırmada tıp fakültesi öğrencilerinin yeme tutumu düzeylerinin ve yeme tutumu bozukluklarına eşlik eden sosyodemografik veriler ile depresyon ve yaşam doyumu arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Kesitsel tipte yapılan bu araştırmaya Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinden 339 öğrenci dahil edilmiştir. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Yeme Tutumu Testi (YTT-40), Beck Depresyon Envanteri (BDE) ve Yaşam Doyumu Ölçeği (YDÖ) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi SPSS 22.0 programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, ki-kare analizi, Shaphiro Wilk, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis ve Dunn, Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Öğrencilerin 198'i (%58,4) kadın, 141'i (%41,6) erkektir. YTT-40 puan ortalaması 17,21 ± 9,82, BDE puan ortalaması 16,24 ± 11,1, YDÖ puan ortalaması 14 ± 4,32 olarak belirlenmiştir. Cinsiyet, yaş, BKİ, akademik başarı düzeyi, aile gelir durumu, kalınan yer, kronik hastalık, sigara, alkol kullanımı, egzersiz yapma durumu, uykuya dalma güçlüğüne göre YTT-40, BDE ve YDÖ puanlarının karşılaştırılması incelenmiş, BKİ, depresyon düzeyi, uykuya dalma durumuna göre YTT-40 puanları arasında, akademik başarı düzeyi, sigara kullanımı, uykuya dalma durumuna göre BDE puanları arasında, aile gelir durumu, akademik başarı düzeyi, sigara kullanımı, uykuya dalma durumuna göre YDÖ puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Ölçekler arasındaki ilişki değerlendirildiğinde, YTT-40 ile BDE puanları arasında pozitif korelasyon, YTT-40 ile YDÖ ve BDE ile YDÖ arasında negatif korelasyon olduğu saptanmıştır. Sonuç: Yeme tutumu sorunlarının sadece fiziksel sağlıkla ilişkili olmadığını, aynı zamanda psikoloji ve yaşam kalitesi açısından da önemli sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir. Yeme tutumu bozukluğu ile ilgili eğitim ve koruyucu tedbirlerin alınması, hastalık oluşmuşsa tedavinin sağlanması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Beck Depresyon Envanteri, Depresyon, Tıp Öğrencileri, Yeme Tutumu, Yaşam Doyumu
Prepubertal çocuklarda neuregulin 4 ile nutrisyonel ve metabolik durumun ilişkisi
Amaç: Beslenme bozuklukları tüm dünyada sıklığı giderek artan önemli bir halk sağlığı problemidir. Beslenme bozuklukları çocukluk çağında çok sayıda komorbiditeye sebep olmakla beraber erişkin yaş grubunda da pek çok sistemik hastalığın ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Bu çalışmadaki amacımız ; primer protein-enerji malnütrisyonu ve obezitesi olan çocuklarda, yağ dokusunda enerjinin harcanması ve depolanmasında önemli bir rol oynadığı düşünülen yeni adipokinlerden biri olan Neuregulin 4 (Nrg-4) düzeyini, normal çocuklardaki Nrg-4 düzeyi ile kıyaslamak ve hastaların beslenme ve biyokimyasal parametreleri ile arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmamızdaki spesifik tanılı bir hastalığı olmayan çocukların obez, malnutre ve normal grupta olmalarında rol oynadığını düşündüğümüz Nrg-4 hakkında bilgi edinerek ileride bu peptidin malnütrisyon ve obezite tedavisinde kullanılabilmesine yardımcı olmayı amaçladık. Yöntem ve Gereçler: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğimize Haziran 2019 ve Aralık 2020 tarihleri arasında başvuran 2 ila 12 yaş arası, nörolojik, gastrointestinal, metabolik, endokrin, enfeksiyon hastalığı olmayan, ergenliği başlamamış (prepubertal), rölatif tartılarına göre obez, malnutre ve normal olan toplam 142 çocuğun antropometrik ölçümleri yapıldı. Çocukların rutin kan tetkikleri alındı. Kan örneklerinden artan kan örnekleri İnsan Nrg-4 ELISA kiti ile çalışılmak üzere serum jelli tüpe 2 ml olacak şekilde ayrıldı ve çalışma gününe kadar uygun şartlarda saklandı. Bulgular: Çalışmamız yaşları 2 yaş-12 yaş, ortalama yaşı 7,69±3,04 yıl olan toplam 142 çocuk üzerinde yapılmıştır. Çocukların 71'i (%50) erkek; 71'i (%50) kızdı. Çalışmada çocuklar rölatif tartıya göre üç grup olacak şekilde ayrılmış olup %31,7 'si (n=45) malnütre, %33,1'i (n=47) normal ve % 35,2'si (n=50) obez şeklinde incelendi. Malnütre, obez ve normal grupların yaş dağılımları arasında gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Neuregulin-4 değerleri gruplara göre anlamlı farklılık göstermiştir (p<0,05). Normal grubun Neuregulin-4 değeri malnütre ve obez olgulardan istatistik olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0,004; p=0,019). Malnütre ile obez olguların Neuregulin-4 değerleri arasına anlamlı fark saptanmamıştır (p=1,000). Malnutre çocukların Neuregulin-4 değerleri ile total kolesterol ve HDL düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Malnutre çocukların trigliserit ile Neuregulin-4 değerleri arasında negatif yönde (Neuregulin-4 düzeyi arttıkça, Trigliserit düzeyi azalmaktadır) istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (r=-0,316). Malnutre çocukların kan glukozu ile Neuregulin-4 değerleri arasında da negatif yönde (Glukoz arttıkça Neuregulin-4 düşmekte) istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (r=-0,330). Normal rölatif tartı değerine sahip çocukların Neuregulin-4 değerleri ile total kolesterol ölçümleri arasında negatif yönde (total kolesterol arttıkça Neuregulin-4 düşmekte) istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (r=-0,462). Diğer biyokimyasal değişkenlerin hiçbiri ile normal çocukların Nrg-4 değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Obez gruptaki çocukların Neuregulin-4 değeri ile biyokimyasal değişkenler arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Obez, malnutre ve normal çocuklarda total kolesterol, HDL ve glukoz düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Trigliserit ölçümleri ise obez, malnutre ve normal çocuklarda anlamlı farklılık göstermiş olup (p<0,01); obez grubun trigliserit ölçümleri malnütre ve normal gruplardan istatistik olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0,031). Normal ile malnütre olguların trigliserit ölçümleri arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p=1,000). İnsülin değerleri ise gruplara göre anlamlı farklılık göstermiş olup (p<0,01); obez grubun insülin ölçümleri malnütre ve normal olgulardan istatistik olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0,001; p=0,001). Normal ile malnütre olguların insülin ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p=0,733). HOMA-IR ölçümleri gruplara göre anlamlı farklılık göstermiş olup (p<0,01); obez grubun HOMA-IR ölçümleri malnütre ve normal olgulardan istatistik olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0,001; p=0,001). Normal ile malnütre olguların HOMA-IR ölçümleri arasına anlamlı fark saptanmamıştır (p=0,511). Ferritin değerleri gruplara göre anlamlı farklılık göstermiş olup (p<0,05); obez grubun Ferritin ölçümleri malnütre ve normal olgulardan istatistik olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0,020; p=0,039). Normal ile malnütre olguların Ferritin ölçümleri arasına istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p=1,000). Sonuç: Grupların Nrg-4 düzeyleri arasında anlamlı farklılık saptanmıştır. Obez çocuklarda normal çocuklara kıyasla Nrg-4 seviyesi düşük olarak bulunmuştur. Aynı zamanda malnutre çocuklarda Nrg-4 düzeyleri ile ilgili bilgiler sınırlı olup çalışmamızda normal kilolu çocuklar ile kıyaslandığında Nrg-4 seviyelerinin daha düşük olduğu tespit edilmiştir. İnsanlarda Nrg-4 ile enerji homeostazı ve enerjinin harcanması arasındaki ilişki konusunda bilgiler sınırlı olmakla birlikte, bu veriler obezite ve komplikasyonları ile mücadelede Nrg-4'ü iyi bir hedef molekül olabileceğini düşündürmektedir. Gelecekte toplum sağlığı için önemli bir tehdit olan obezite tedavisinde kullanılabilecek bir tedavi yöntemi olabilir. Anahtar Kelimeler: Obezite, malnutrisyon, Neuregulin 4, Çocukluk çağında besleneme bozuklukları, adipokinler.
Geriatrik popülasyonda polifarmasi ile antikolinerjik yükün nütrisyonel parametreler üzerine etkisi
Giriş ve Amaç: İştahsızlık, disfaji ve malnütrisyon yaşlılarda sık görülmektedir ve çok sayıda komplikasyonla ilişkilidir. Antikolinerjik ilaçlar ağız kuruluğu, konstipasyon ve kognitif fonksiyonlarda bozulma gibi yan etkilerle nütrisyonel parametreleri olumsuz etkileyebilir ve bu ilaçlar demans hastalarında daha sık kullanılmaktadır. Bu nedenle, bu çalışmada antikolinerjik ilaç yükünün (AİY) fazla olmasının, demans olan ve olmayan yaşlılarda, disfaji ve nütrisyonel durum üzerine etkisi araştırılmaktadır. Materyal ve Metot: Geriatri kliniğine ayaktan gelen 1165 (%31.6'sı demans) yaşlı hasta çalışmaya dahil edildi. Yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, komorbit hastalıkları, kullandıkları ilaçlar ve ilaçların sayısı; günlük temel ve enstrümental günlük yaşam aktiviteleri (TGYA, EGYA) ve kognitif fonksiyonları değerlendirildi. Antikolinerjik ilaç yükü için antikolinerjik burden scale (ACB) kullanıldı; ACB skoru ≥2 olanlar yüksek AİY olarak kabul edildi. Hasta ve bakım verenleri ile yapılan görüşme ile tüm hastalara nütrisyonel durum için Mini-Nutritional- Assessment (17-23.5/30 ve <17/30, sırasıyla malnütrisyon riski ve malnütrisyon) ve disfaji ise Eating Assessment Tool score-10 skalası uygulanırken (≥3/10, disfaji); Council on Nutrition Appetite Questionnaire yalnızca demans olmayan hastalara uygulanabildi (≤ 28/40, iştahsızlık). Bulgular: Demans hastalarının %44,5'inde yüksek AİY vardı. Demans hastalarında, yüksek AİY olanlarla düşük AİY olanlar karşılaştırıldığında ortaya çıkan değişkenler olan yaş, Parkinson hastalığı (PH), kalp yetmezliği (KY), Barthel TGYA ve Lawton EGYA skorlarının etkisi ortadan kaldırıldıktan sonra; yüksek AİY olanlarda malnütrisyon 5.3 ve malnütrisyon riski 2.9 kat fazlaydi (p<0.05); ancak disfaji, iki grup arasında farksızdı (p>0.05). Demans olmayanlarda ise, yine yüksek AİY olanlarla düşük AİY olanlar karşılaştırıldığında ortaya çıkan farklı değişkenler olan cinsiyet, koroner arter hastalığı, hipertansiyon, KY, PH ve azalmış Barthel TGYA ve Lawton EGYA skorlarının etkisi ortadan kaldırıldıktan sonra malnütrisyon, disfaji ya da iştahsızlık ile ilişki olmadığı bulundu (p>0.05). Sonuç: Yaşlı demans hastalarında antikolinerjik ilaç kullanımı malnütrisyon ve malnütrisyon riskinde artış ile ilişkilidir. Bu nedenle, demans hastasının tedavisi düzenlenirken antikolinerjik etkisi düşük olan ilaçlar tercih edilmeli ve/veya bu ilaçlar kullanılırken nütrisyonel değerlendirme yapılmalıdır. Anahtar Sözcükler: Malnutrisyon, antikolinerjik yük, polifarmasi, demans
Altmış yaş üstü hastalarda kronik hastalıkların malnutrisyona etkisi
Amaç: Kronik hastalığı olan 60 yaş üstü olguların beslenme durumunu değerlendirmeyi, bu olgulardaki malnutrisyon eğilimini saptamayı ve nutrisyonel durumun kronik hastalıklarla olan ilişkisini tespit etmeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Nisan 2011-Eylül 2011 tarihleri arasında yatırılarak tedavi edilen 60 yaş üstü 125'i erkek, 187 `si kadın olmak üzere 312 hasta çalışmaya alınarak kesitsel bir çalışma yapıldı. Hastalara MNA-SF testi uygulandı. Albumin, glukoz, total kolesterol, kan üre azotu, kreatinin, TSH, serbest T3, serbest T4, vitamin B12, folat, sodyum, potasyum, kalsiyum, trigliserid tetkikleri değerlendirildi. Hastaların bel çevreleri, kalça çevreleri ölçüldü ve bel çevresinin kalça çevresine oranı değerlendirildi. Boy ve kiloları ölçüldü ve VKİ hesaplandı. Hastaların yaşı, cinsiyeti, medeni hali, yaşam ortamları (aile ile veya yalnız yaşayıp yaşamadıkları) sorgulandı ve kayıt edildi.Bulgular: MNA?10 olan hastaların daha yaşlı olduğu(p<0.001), BÇ/KÇ oranının daha düşük olduğu (p<0.001), BÇ'nin daha düşük olduğu (p<0.001), VKİ'nin daha düşük olduğu (p<0.001),albumin değerlerinin daha düşük olduğu(p<0.001), vitamin B12 değerlerinin daha yüksek olduğu (p<0.001), Na değerlerinin daha düşük olduğu, K değerlerinin daha düşük olduğu, Ca değerlerinin daha düşük olduğu, BUN değerlerinin daha yüksek olduğu (p<0.001), serbest T3 değerlerinin daha düşük olduğu (p<0.001), trigliserid değerlerinin daha düşük olduğu (p=0,032), total kolesterol değerlerinin daha düşük olduğu (p=0.029) tespit edildi.Kronik hastalıklar değerlendirildiğinde ise KBY ve KY hastalarında MNA skorunun daha düşük olduğu tespit edildi. 24 bağımsız değişkenle yapılan logistik regresyon analizi sonucu MNA skoru ile anlamlı ilişkisi olan değişkenler KY, demans,vitamin B12,albumin ve yaş olarak tespit edildi.Sonuç: Çalışmamızda kullandığımız Mini nütrisyonel değerlendirme formunun kısa şekli (MNA-SF) oldukça güvenilir, ucuz ve pratik değerlendirme şeklidir. Özellikle demanslı ve KKY li geriatrik olguların değerlendirilmesinde beslenme ve enerji dengesinin daha sıkı bir şekilde takip edilmesi gerekmektedir.
Irak'ta diyabetli hastalarda beslenme durumunun değerlendirilmesi
Diyabet hastalığının tedavisi için kan şekerinin kontrol altına alınması gerekir. Uygun beslenme, diyabet hastalığının tedavisinde kan şekeri kontrolü için önemlidir. Bu çalışma, yetişkin bireylerde beslenme durumunun değerlendirmek amacıyla yapıldı. Kesitsel ve tanımlayıcı desende yapılan çalışmanın örneklemini 260 diyabetli hasta oluşturdu. Çalışmada sosyodemografik bilgi formu, mini nutrisionel ölçek kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 25 sürümü, sayı, yüzde, ortalamalar, tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, ki kare testi, normallik testi, Mann Whitney U Testi, kullanılarak değerlendirildi. Cronbach Alfa değeri %62,1 bulundu. Katılımcıların en fazla olduğu yaş grubu %44,4 ile 55-65 yaş arasıdır. Çalışmada, erkekler %50,4; evli olanlar %87,7; lise mezunları %40,8; herhangi bir işte çalışmayanlar %31,5; geliri giderine eşit olanlar %48,8; şehirde yaşayanlar %53; sağlık sigortası olanlar %73,5; diyabet hastalığı olma süresi 4-5 yıldan beri olanlar %32 bulunmuştur. Çalışmada 76 yaş ve üzerindeki tüm hastalarda malnütriyon riski olduğu belirlenmiştir. Örneklemdeki erkeklerin %45,1'inde, evli hastaların %39'unda, vücut ağırlığı 76-85 kilogram aralığında olanlarda %51, geliri giderden az olanlarda %37,5, çocuğu olanlarda %13,uzun süre köy/kasabada yaşayanlarda %57,sağlık sigortası olmayanlarda %72,5, 4-5 yıldır diyabet hastalığı olanlarda %72,3 malnütrisyon riski olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların eğitim düzeyi ve çalışma durumunun beslenmeyle ilişkisinde farklılık görülmemiştir. Cinsiyete göre vücut kitle indeksi farklılık göstermektedir (p=0,01). Diyabetli hastaların beslenme açısından değerlendirilmesi önemlidir. Bunun için taramalar yapılmalı, erken tanı tespit edilip erken tedaviye başlanmalıdır. Diyabetli hastalara beslenme ve diyabet hastalığı ile ilişkisi hakkında eğitim verilmelidir. Çalışmanın daha geniş popülasyonda yapılması önerilmektedir.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlam Çocuk Polikliniğinde izlenen çocukların okul çağında büyümelerinin değerlendirilmesi
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlam Çocuk Polikliniğinde Ġzlenen Çocukların Okul Çağında Büyümelerinin Değerlendirilmesi Amaç: Hastanemiz Sağlam Çocuk Polikliniğinde izlenen çocukların okul çağına geldiklerinde büyüme parametrelerini değerlendirmek, anne sütü ve beslenme süreleri ile iliĢkisini belirlemek ve düzenli takibe etki eden faktörleri incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Sağlam Çocuk Poliklininiğine Ocak 2003-Aralık 2008 tarihleri arasında baĢvurup düzenli takibe gelen çocukların dosyaları retrospektif olarak incelendi. Beslenme öyküleri, sadece anne sütü ile beslenme süreleri, büyüme parametreleri incelenerek koĢullara uygun çocuklar tespit edildi ve okul çağında olan çocuklar kontrole çağrıldı. Bu çocukların beslenme öyküleri alınarak fizik muayeneleri yapılıp, ağırlık ve boy ölçümleri kaydedildi. Vücut kitle indeksi hesaplanarak beslenme öyküleri ve anne sütü alma süreleri ile büyümeyi etkileyebilecek diğer faktörler arasında bir iliĢki olup olmadığı araĢtırıldı. Bulgular: Çocukların 59 tanesi kız (% 53,6), 51 tanesi erkekti (% 46,4). ÇalıĢmaya katılan çocukların yaĢ ortalaması 7,47 ± 1,914 idi. ÇalıĢmaya alınan çocukların ortalama anne sütü alma süresi 14,04 ± 6, 94 ay, ek besin baĢlama zamanı ortalaması 4,80 ± 1,77 ay olarak görüldü. Ġlk 6 ay sadece anne sütü alma oranı % 65 olarak bulundu. Düzensiz takipli çocuk sayısı 26 (% 23,6), düzenli takibe gelen çocuk sayısı 84 (% 76,4) olarak bulundu. Erkek çocukların ilk 1 yaĢta polikliniğe baĢvurma sayısı ortalaması 8,49 ± 2,19, kız çocukların ilk 1 yaĢta polikliniğe baĢvurma sayısı ortalama 9,05 ± 1,88 olarak bulundu. Büyümeyi ve düzenli takibi etkileyen temel faktörleri tespit etmek amacıyla yapılan çalıĢma neticesinde doğum ağırlığı, doğum boyu, doğum Ģekli, anne-baba eğitim düzeyi, sosyal güvence, kardeĢ sayısı, ailede önemli kronik hastalık öyküsünün olması gibi etmenlerin büyüme ve düzenli takip ile iliĢkisi anlamlı bulunmamıĢtır. 24. aydan önce demir profilaksisini kesen çocukların 10 tanesinin (% 13) son kontrol VKĠ‟ inin 5 persentilin altında olduğu görüldü. Düzensiz kontrole gelen çocukların 21 tanesinin (% 80,8) D vitamini desteğini 12. aydan önce kestiği, 5 çocuğun (% 19,2) 12.ayda D vitamini desteğini kestiği, düzenli kontrole gelen çocukların 58‟i (% 69) 12. aydan önce D vitamini desteğini kestiği, 10 çocuğun (% 11,9) 12.ayda D vitamini desteğini kestiği, 16 çocuğun (% 19) 12. aydan sonra D vitamini desteğini kestiği görüldü. Düzenli takibe gelen çocukların D vitamini desteğini yeterli sürede alma oranının yüksek olduğu görüldü. Sonuç: Çocuk sağlığının korunabilmesi ve geliĢtirilmesi çocuk sağlığı izlemleriyle gerçekleĢtirilir. Çocuğun büyüme ve geliĢmesinin düzenli bir Ģekilde izlenmesi ve desteklenmesi, çocuğun ailesi ile birlikte bir bütün olarak değerlendirilmesi ve aile ile iĢbirliği içinde olmayla sağlanır. Düzenli takibin anne sütü alma süresi, ek beslenmeye baĢlama zamanı, D vitamini desteği ve demir profilaksisi alma süresi gibi büyümeyi etkileyici ve yardımcı faktörleri önerilen sürelere eriĢtirebilme hedefi açısından büyük rol oynadığı aĢikardır. Sağlıklı nesiller yetiĢtirebilmek için toplumun geleceğinin göstergesi olan çocukların sağlıklı büyümesi, geliĢmesi, korunması ve eğitilmesi gerekir. Anahtar kelimeler: Büyümenin değerlendirilmesi, anne sütü ile beslenme, düzenli takip.
Araştırma hastanesine başvuran yaşlı bireylerin kırılganlık ve malnütrisyon durumlarının yaşam doyumuna etkisi
Bu çalışma, Yozgat Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesine başvuran 65 yaş üstü katılımcıların kırılganlık ve malnütrisyon değerlendirmesi yaparak kırılganlık du rumunun malnütrisyon ve yaşam doyumuna etkisini ölçmek için yapılmıştır. Çalışma kesitsel olarak 2024 yılında gerçekleştirilmiştir. Çalışma 363 hasta ile tamamlan mıştır. Veriler ''Tanıtıcı Bilgi Formu'', ''Frail Kırılganlık Ölçeği'', ''MNA-SF Ölçeği'' ve ''Yaşam Doyum Ölçeği'' kullanılarak yüz yüze anket yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin de ğerlendirilmesinde Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis-H Testi, Bonferroni post hoc testi, Spearman korelasyon analizi ve Regresyon Analizleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılanların %51,2'si kadın, %74,4'ü evli, %64,2'si 65-74 yaş grubunda ve %53,2'si ilkokul mezunudur. Araştırma sonucunda bireylerin %55,6'sının kırılgan olduğu, %36,6'sının kırılganlık öncesi, %0,8'inin kırılgan olmadığı saptanmıştır (p<0.05). Araştırma sonucunda bireylerin %28,1'inin malnütrisyonlu olduğu, %58,1'inin malnütrisyon riski ta şıdığı, %13,8'inin malnütrisyonlu olmadığı saptanmıştır (p<0.05). Araştırma sonucunda bi reylerin kırılganlık ve malnütrisyon puanlarının yaşam doyumu ile zıt yönde hareket ettiği saptanmıştır (p<0.05). Katılımcıların çoğunluğunun kırılgan, dörtte birinden fazlasının malnütrisyonlu olduğu bulunmuş ve buna etki eden faktörler değerlendirilmiştir. Kırılganlık ve malnütrisyon durumunun yaşam doyumu üzerinde olumsuz etkisi önemli bulunmuştur (p<0.05). Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, Kırılganlık, Malnütrisyon, Yaşam Kalitesi
Aydın Adnan Menderes Üniverstesi Tıp Fakültesi 1. sınıf ve 6. sınıf öğrencilerinin beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Yeterli ve dengeli bir beslenme ile sağlığın korunması, geliştirilmesi mümkündür. Ülkemizde yetersiz ve dengesiz beslenme büyük bir toplumsal sorundur. Özellikle gençlerin beslenme alışkanlıkları ile ilgili araştırmalarda, çok ciddi sorunların yaşandığı bilinmektedir. Bu çalışmada, tıp fakültesi öğrencilerinin beslenme bilgilerini, beslenme alışkanlıklarını ve beslenme konusundaki problemlerini ortaya koymak ve tıp fakültesi eğitiminin beslenme bilgi düzeyine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Tanımlayıcı tipteki araştırmamız Ağustos 2019 ile Aralık 2019 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenci 1.sınıf ve 6.sınıf toplam 280 katılımcı ile yüz yüze anket yöntemiyle uygulanarak yürütülmüştür. Anketimiz sosyodemografik bilgileri sorgulayan 15 soru ve beslenme alışkanlıklarını sorgulayan 29 sorudan oluşmaktadır. Bulgular: Çalışmaya katılanların %51,60'ı (n=145) erkek, %67,62'si (n=190) 1.sınıf öğrencisiydi. Öğrencilerin yaş ortalaması 20,44±2,60 yıldır. 6.sınıfların VKİ ortalaması (22,75±3,37) 1.sınıflara göre (21,79±3,25) daha yüksekti (p:0,014). Düzenli kahvaltı alışkanlığı olanların oranı 1.sınıflarda (%61,05), 6.sınıflara göre (%42,86) daha yüksekti (p:0,012). Kahvaltıda peynir, zeytin, yumurta vb. besin tüketenlerin oranı, 1.sınıflarda (%73,51) 6.sınıflara göre (%36,47) daha yüksektir (p<0,001). Spor veya egzersiz yapma oranı, 1.sınıflarda (%45,56) 6.sınıflara göre (%32,97) daha fazlaydı (p:0,031). 1.sınıflarda spor yapılan gün sayısı (3,14±1,56) 6.sınıflara göre (2,36±1,50) daha fazlaydı (p:0,010). Sonuç: Bu sonuçlar değerlendirildiğinde; tıp fakültesi öğrencilerinde eğitim seviyesi ile yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıkları doğrudan bir ilişki olduğu tespit edilemedi (?). Eğitim seviyesi artmasına rağmen 6. sınıf öğrencilerinde sağlıksız beslenme alışkanlıklarının ve sedanter yaşam tarzının daha ön planda olduğu görülmektedir. Bunun nedeninin ise, tıp fakültesinin yorucu ve stresli ortamı ve öğrencilerde bilgi eksikliğinden kaynaklanabileceği düşünülmekte ve bu konuda çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. 6.sınıflarda günlük içilen çay miktarı (3,54±2,86) 1.sınıflara göre (2,34±1,71) daha fazlaydı (p<0,001). 6.sınıflarda günlük içilen kahve miktarı (2,42±1,58) 1.sınıflara göre (1,71±,95) daha fazlaydı (p:0,001). Anahtar Kelimeler: beslenme, egzersiz, öğrenci, sedanter, tıp
COVİD-19 pandemisinde bireylerin ortoreksiya eğilimleri ile beslenme durumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışma ortorektik olan kişiler ile ortorektik olmayan bireylerin pandemide beslenme durumlarının saptanması ve ilişkinin incelenmesi, pandemide 18 yaşından büyük gönüllü katılımcıların ve ortorektik bireylerin beslenme durumlarındaki değişimlerin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 1129 kişi katılmış, 18 yaşından küçük olunması, soruların eksik/hatalı doldurulması sebebi ile 297 kişi çalışmadan çıkarılmış ve 832 katılımcı çalışmaya dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında 'ORTO-11 Testi' ve 'Covid-19 Pandemisinde Bireylerin Ortoreksiya Eğilimleri ile Beslenme Durumları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi amacıyla Anket Formu' geliştirilmiştir. Çevrimiçi şekilde google e-formlar üzerinden gerçekleştirilen çalışmada katılımcılardan gönüllü olanların anket formu ve ORTO-11 ölçeğini doldurmaları istenmiştir. Araştırmada verilerin istatistiksel değerlendirmesi IBM SPSS 22 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Çalışmadaki verilerin normal dağılımlarının analizi için Kolmogorov Smirnov Testi kullanılmıştır. Bağımsız değişkenlerin analizinde Mann-Whitney U Testi, bağımlı değişkenlerin analizinde Wilcoxon T Testi, kategorik değişkenlerde ise Pearson Ki-Kare ve Fisher Freeman Halton testleri kullanılmıştır. Tanımlayıcı değer olarak nicel veriler için aritmetik ortalama ± standart sapma, nitel veriler için yüzde ve frekans değerleri kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık sınırı p<0,05 kabul edilmiştir. Bulgular: Bireylerin %92,2'si (n=767 kişi) kadın, %78,6'sı (n=654 kişi) ortorektik ve %68,4'ü (n=569 kişi) 18-25 yaş grubundandır, katılımcıların yaş ortalaması 24,42±5,4129'dır. Katılımcıların %98,8'i (n=822 kişi) vejetaryen değil, %99,3'ü (n=826 kişi) daha önce herhangi bir covid-19 tanısı almamıştır. BKİ değeri açısından ise pandemi öncesi ortalama BKİ 26,76±5,4099 kg/m² iken, pandemi esnasında BKİ 26,79±5,2860 kg/m²'dir. Pandemi süresince ortoreksiya ile instagram kullanımı, diyetisyen olma, alkol kullanımı, pandemi esnasında egzersiz yapma arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Instagram kullanıcılarında, alkol kullanmayanlarda, diyetisyen olanlarda, pandemide egzersiz yapmayanlarda ortoreksiya riski daha yüksek saptanmıştır. Pandemi öncesi ve esnasında vücut ağırlığı bakımından ayrıca ortoreksiya ile covid tanısı alma bakımından istatistiksel anlamlı bir fark saptanamamıştır. Et ve et ürünleri, kurubaklagillerin katılımcıların belirttiği tüketim artışı; ekmek, pilav, makarna, şekerli içecek ve tatlıların katılımcıların belirttiği tüketim azalışı en çok ortorektik bireylerde olmuştur. Katılımcıların tümüne bakıldığında ise en çok sebze ve meyve, tatlı, kuruyemiş, çay ve kahvede tüketim artışı; ayrıca ekmek, pilav, makarna, şekerli içecek, cipste tüketim azalışı olduğu bireyler tarafından belirtilmiştir. Sonuç: Çalışmanın sonuçlarına göre pandemi öncesi ve pandemi esnası kıyaslandığında bir kilo farkı saptanmamıştır. Pandemide katılımcıların ve özellikler ortorektik bireylerin daha sağlıklı besinler tercih ettikleri görülmüştür.
Açık kalp cerrahisi uygulanan hastalarda perioperatif dönemde besin tüketimi ve besin tüketimini etkileyen durumların belirlenmesi
Başlık: Açık Kalp Cerrahisi Uygulanan Hastalarda Perioperatif Dönemde Besin Tüketimi ve Besin Tüketimini Etkileyen Durumların Belirlenmesi Amaç: Açık kalp cerrahisi uygulanan hastalarda perioperatif dönemde besin tüketim miktarı ile besin tüketimi miktarının hastanın beslenme ile ilgili bazı göstergelerine etkisi ve besin tüketimini etkileyen durumların saptanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Araştırma 4 Şubat-4 Mayıs 2015 tarihleri arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi kalp damar cerrahisinde yapılmış tek merkezli, tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir araştırmadır. Örneklem ölçütlerini sağlayan araştırmaya katılmayı kabul eden 86 gönüllü hasta araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen soru formu aracılığıyla toplanmıştır. Soru formu tanımlayıcı özellikler ve besin alımını etkileyen durumları sorgulayan 25 sorudan oluşmuştur. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 15,0 windows paket programında yapılmıştır. İstatistiksel anlamlılık için p<0.05 değeri kabul edilmiştir. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 61.25±10.77 yıl, %72.1'i erkek %40.7'si lise mezunu, %53,5'i büyük şehirde yaşamakta, %64'ü protez diş kullanmamaktadır. Hastaların ortalama cerrahi süresi 183.19±27.3 dakika, entübasyon süresi 7.56±1.77 saat, hastanede kalma süresi 7.62±1.33 gündür. Hastalara bir günde verilen yemeğin bitirilme oranlarının ortalaması cerrahiden bir gün önce %38, cerrahiden bir gün sonra % 51 cerrahiden üç gün sonra %47 cerrahiden beş gün sonra %52 dir. Cerrahi sonrası birinci günde en sık görülen semptom bulantı, cerrahiden üç ve beş gün sonra en sık görülen semptom kabızlıktır. Hastaların vücut ağırlıkları ve Beden Kitle Indeksi (BKI) cerrahiden bir gün öncesine göre cerrahi sonrası günlerde azalmıştır. Cerrahi sonrası beşinci günde yaklaşık iki kg azalma olmuştur. Hastalar besin almalarını en çok etkileyen durumlar olarak; cerrahiden bir gün önce (%84.9) hekim ve hemşirelerin aç kalmamı söylemesi, cerrahiden bir gün sonra (%31.4) yemek öncesinde bulantımın olması, cerrahiden üç gün sonra (%25.6) şu anda kabızım kabız olmaktan endişelenmem, cerrahiden beş gün sonra (%33.7) şu anda kabızım kabız olmaktan endişelenmem şeklinde ifade etmişlerdir. Ayrıca hastaların besin alma durumları ile albümin ortalamaları arasında ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç: Hastaların cerrahi sonrası süreçte kilo kaybettiği, albümin değerlerinin azaldığı belirlenmiştir. Hastaların besin tüketimini etkileyen çok sayıda durum olduğu ve bu durumların önemli bir oranının sağlık bakım profesyonellerinin uygun girişimleri ile değiştirilebilir olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yetersiz beslenme, Besin tüketimi, Kalp Cerrahisi, Hemşirelik
Hemodiyaliz hastalarında beslenme eğitiminin biyokimyasal parametrelere etkisi
Bu çalışmanın amacı hemodiyaliz hastalarında beslenme eğitiminin biyokimyasal parametrelere etkisini incelemektir. Özel Güneydoğu Diyaliz Merkezi'nde yapılan çalışmaya, 18 yaş üstü, iletişim problemi olmayan ve en az bir yıldır hemodiyaliz tedavisi alan 35 gönüllü hasta katılmış olup, 33 hasta (16 kadın, 17 erkek) ile tamamlanmıştır. Hastaların eğitim öncesinde ve sonrasında bazı biyokimyasal bulguları, antropometrik ölçümleri ve beslenme durumlarını saptamak amacıyla biri diyaliz günü, diğeri diyalize girilmeyen gün, bir diğeri hafta sonu olmak üzere birbirini takip eden 3 gün/24 saatlik besin tüketim kaydı alınarak karşılaştırılmıştır. Eğitim sonrasında potasyum, sodyum, kreatinin, Kt/V, fosfor, kalsiyum ve glukoz değerleri azalmış, albümin, total protein, hemoglobin ve hematokrit değerleri ise artmıştır. Eğitim öncesi ve sonrasında kalsiyum ve hematokrit değerleri dışındaki bu değişiklikler istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Hastaların eğitim öncesi ve sonrası antropometrik ölçümleri karşılaştırıldığında; kuru ağırlık, BKİ ve ÜOÇ değerlerinin azaldığı saptanmıştır (p>0.05). Hastaların enerji ve besin öğesi alımları incelendiğinde eğitim sonrasında enerji ve protein alımları artmıştır (p>0.05). Vitamin E, kolesterol, tiamin, B6 alımlarında artış gözlenirken, folat, vitamin C, B12, riboflavin ve vitamin A alımları azalmıştır (p>0.05). Eğitim sonrasında hastaların fosfor, sodyum, potasyum, demir, çinko ve magnezyum alımları azalmıştır. Fosfor, kalsiyum, magnezyum alımındaki değişiklikler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Eğitim sonrasında hastaların beslenme bilgi puanlarındaki artış önemli derecede anlamlıdır (p<0.05). Hemodiyalizde tıbbi beslenme tedavisi eğitimi son derece önemlidir. Multidisipliner bir yaklaşımla; hasta, hasta yakını, diyetisyen, hemşire, diyaliz teknikeri ve diyaliz hekiminin sıkı işbirliği önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: Beslenme eğitimi, hemodiyaliz, beslenme durumları, biyokimyasal bulgular
Otistik bozukluğu olan çocukların beslenme durumlarının tanımlanması ve ailelere verilen beslenme eğitiminin etkisinin belirlenmesi
Otizm ve Otizm spektrum bozukluğu (OSB), genellikle çeşitli derecelerde zorlu sosyal etkileşimlere, sözel ve sözel olmayan iletişime ve tekrarlayan davranışlara yol açan. yaşam boyu süren bir bozukluk olup, geniş bir yelpazeye yol açan bir nörogelişimsel problematik davranış bozukluğudur. Bu çalışmanın amacı, Gaziantep'te özel bir eğitim kurumunda eğitim gören otistik çocukların; beslenme durumlarının, antropometrik ölçümlerinin belirlenmesi ve ailelere verilen beslenme eğitiminin etkisinin belirlenmesidir. Çalışma 3 ay süreli müdahale çalışması olarak Hasan Kalyoncu Üniversitesi Özel Eğitim ve Araştırma Merkezi'nde eğitim gören 4-9 yaş grubu (ortalama±S: 7,2±1,37 yaş) 10 erkek ve 4 kız otistik çocukta yürütülmüştür. Ailelere başlangıçta. 1., 2. ve 3. aylarda sağlıklı beslenme eğitimi verilmiştir. Çocukların sorukağıdı ile demografik özellikleri ve beslenme alışkanlıkları belirlenmiştir. Çalışmanın başlangıcında ve 3. ayda birbirini izleyen 7 gün süre ile 24 saatlik besin tüketim kaydı alınmıştır. Başlangıçta ve her ay çocukların antropometrik ölçümleri yapılmış, vücut bileşimi belirlenmiştir. Beden kütle indeksi (BKİ), bel/kalça çevresi oranı (BKO), bel çevresi/boy uzunluğu (BBO) oranı hesaplanmıştır. Çalışmanın sonunda ailelere "Çocuklarda Yeme Davranışı Ölçeği (Children's Eating Behaviour Inventory-CEBI)" ve "Gastrointestinal Şikayet İndeksi (Gastointestinal Severity Index-GI)" sorukağıtları uygulanmıştır. Çocukların enerji, posa, D ve B1, folat vitaminleri, demir ve kalsiyum alım miktarları günlük önerilen miktarlardan düşük bulunmuştur. Yağdan gelen enerji yüzdesi yüksektir. Çocukların boy uzunluğu, vücut ağırlığı, boyun ve baş çevresi, vücut yağ kütlesi ve vücut yağ yüzdesi ortalama değerleri 3 ayda önemli artış göstermiştir (p<0,05). CEBI puan ortalaması 102,8±7,9'dur. CEBI'ye göre yemek sırasında olumsuzluk puanı kızlarda erkeklere göre daha fazladır(p<0,05). 4-6 yaş grubunda 7-9 yaş grubuna (p<0,05) göre daha yüksek bulunmuştur. GI Duyarlılık İndeksi'ne göre çocukların %53.1'inde en az bir semptomun görüldüğü belirlenmiştir. Ortalama puan 5,6'dır. Çocuklarda en sık görülen semptomlar diyare (%64,3), gaz şikayeti (%57,1), abdominal ağrı (%50,0) ve konstipasyondur (%35,7). OSB'li çocuklarda ailelere verilen beslenme eğitimi ile olumlu gelişme sağlandığı gözlenmiştir. OSB'li çocukların ailelerinin beslenme farkındalığının arttırılması için ekipte diyetisyen varlığı sağlanmalıdır.
Gaziantep ilinde yaşayan farklı sosyoekonomik düzeydeki yetişkin kadınların beslenme durumunun sağlıklı yeme indeksi ile değerlendirilmesi
ÖZET SAĞLAM, E.E. Gaziantep İlinde Yaşayan Farklı Sosyoekonomik Düzeydeki Yetişkin Kadınların Beslenme Durumunun Sağlıklı Yeme İndeksi ile Değerlendirilmesi. Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Programı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018 Bu çalışma farklı sosyoekonomik düzeydeki yetişkin kadınların beslenme durumlarının Sağlıklı Yeme İndeksi (Healthy Eating İndex-2010) ile saptanması amacıyla planlanıp yürütülmüştür. Çalışmaya Gaziantep İlinde, Düztepe (düşük sosyoekonomik düzey) ve İbrahimli (yüksek sosyoekonomik düzey) semtlerinde yaşayan, 19-65 yaş arasındaki gönüllü 300 kadın katılmıştır. Soru kağıdı ile kadınlara ilişkin genel bilgiler, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite yapma durumları, 24 saatlik besin tüketim kayıtları yüz yüze görüşülerek belirlenmiş, antropometrik ölçümleri alınmış ve bireylerin HEİ-2010 değerleri hesaplanmıştır. Sağlıklı yeme indeksi ile bireylerin çeşitli özellikleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmaya katılan kadınların %50.0'si 31-50 yaş aralığındadır. Üniversite mezunu olanların oranı %30.7, ilkokul mezunu olanların oranı ise %18.7'dir. %51.3 oranındaki kadın ev kadını iken %43.7'si farklı sektörlerde çalışmaktadır. Çalışmaya katılan kadınların %34.0'ü sağlıklı ağırlıkta, %37.0'si hafif şişman %1.3'ü ise aşırı zayıftır. Düzenli fiziksel aktivite yapanların oranı %29.0'dur. Kadınların %17.7'si sigara, %21.7'si alkol kullanmaktadır. Toplam HEİ-2010 puanları karşılaştırıldığında, İbrahimli Semtinde yaşayan kadınların puanı (58.45±12.53), Düztepe Semtinde yaşayan kadınların puanından (45.85±4.67) istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur (p<0.001). Kadınların yaşlarındaki artışa bağlı olarak HEİ-2010 puanlarının arttığı bulunmuştur (p<0.001). Üniversite mezunlarında HEİ puanı 57.37±11.67 iken ilkokul mezunlarında 47.70±8.99'dur (p<0.05). HEİ-2010 puanı ile medeni durum ve BKİ arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür (p>0.05). Sosyoekonomik düzey ve eğitim düzeyinin arttırılması sağlıklı yeme indeksine olumlu yansıyacaktır. Anahtar Kelimeler: Diyet Kalite İndeksi, Sağlıklı Yeme İndeksi-2010
Malatya'da bir aile sağlığı merkezine başvuran 3-18 yaş aralığındaki bireylerin beslenme durumunun ve Allura Red AC (E129) bulunan besinlerin tüketim miktarının saptanması
Bu çalışma; Malatya il merkezindeki 3-18 yaş arası bireylerin beslenme durumunu saptamak ve değerlendirmek, tüketilen besinler içerisinde kırmızı renk veren Allura Red AC (E129) bulunan besinlerin cins ve miktarlarını saptamak amacıyla yapılmıştır. Araştırma Malatya ilinde bulunan Bostanbaşı 2 Nolu Aile Sağlığı Merkezinde (ASM) yürütülmüştür. Kasım 2016 – Aralık 2017 tarihleri arasında ASM'ye başvuran 3-18 yaş grubu 46 erkek ve 58 kız çocuk olmak üzere toplam 104 birey araştırma kapsamına alınmıştır. Bireylerin beslenme durumunu değerlendirmek ve Allura Red AC (E129) bulunan besinlerin tüketim miktarını saptamak için 1 günlük besin tüketim kaydı tartı yöntemiyle alınmıştır. Besin tüketim kaydı değerlendirilmesi ise BEBİS 7.1 öğrenci sürümü ile yapılmıştır. Çocukların antropometrik ölçümleri alınmış ve Beden Kütle İndeksi (BKI) hesaplanmıştır. Yaş gruplarına göre vücut ağırlıkları (kg) Türkiye'ye Özgü Beslenme Rehberi'yle karşılaştırıldığında; 1-3 yaş grubu, 7-9 yaş grubu ve 10-13 yaş grubu çocukların vücut ağırlıklarının fazla olduğu görülmüştür. Çocukların enerji alımları değerlendirildiğinde; 1-3 yaş grubu, 4-6 yaş grubu, 7-9 yaş grubu ve 10-13 yaş grubu kız çocukların enerji gereksinimini sırasıyla %123.8, %76.0 , %71.9 ve %75.9'unu karşıladığı; 10-13 yaş grubu erkek, 14-18 yaş grubu erkek ve kız çocukların enerji gereksinimini ise sırasıyla %56.0, %54.1 ve %61.6'sını karşıladığı bulunmuştur. Allura Red AC (E129) içeren besinleri tüketen bireylerin oranı %5.8'dir. Tüm yaş gruplarında günlük ortalama E 129 (Allura Red AC) tüketim miktarının Günlük Kabul Edilebilir Alım Miktarını (ADI) aşmadığı görülmüştür.