Nutritional status

383 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarında gastrointestinal semptomların beslenme durumu ve biyokimyasal parametreler ile ilişkisi

Bu çalışmada, hemodiyaliz (HD) tedavisi alan hastalarda görülen gastrointestinal (Gİ) semptomların beslenme durumu ve biyokimyasal parametrelerle olan ilişkisi incelendi. Çalışma örneklemini Bandırma Devlet Hastanesi Diyaliz Ünitesinde tedavi görmekte olan 88 HD hastası oluşturdu. Çalışma kapsamındaki hastaların beslenme durumlarının değerlendirilmesinde antropometrik ölçümlerden boy uzunluğu, kuru vücut ağırlığı, bel çevresi, üst-orta kol çevresi (ÜOKÇ), triceps deri kıvrım kalınlığı (TDKK) ölçüldü. Ayrıca 3 günlük besin tüketim kayıtları, Subjektif Global Değerlendirme - Diyaliz Malnütrisyon Skoru (SGD - DMS), Malnütrisyon İnflamasyon Skoru (MİS) kullanıldı. Biyokimyasal parametreler için hasta dosyalarına kayıt edilen kan analiz sonuçlarından yararlanıldı. Gİ semptomları ise Gastrointestinal Semptom Derecelendirme Ölçeği (GSDÖ) kullanılarak belirlendi. Hastaların SGD - DMS'ye göre beslenme durumları incelendiğinde 34 (%38,6)'nün hafif / orta malnütrisyonlu; MİS'e göre ise 46 (%52,3)'sının hafif / orta malnütrisyonlu olduğu tespit edildi. Hastaların antropometrik ölçümleri ile hem SGD - DMS ve hem de MİS puanları arasında istatistiksel olarak p<0,05 düzeyinde önem bulundu. Özellikle ÜOKÇ değerleri ile MİS puanı arasında çok yüksek düzeyde önemli korelasyonun varlığı belirlendi (p<0,001). Hastaların biyokimyasal parametrelerinden olan kreatinin, albümin ve ürik asit değerleri ile hem SGD - DMS ve hem de MİS puanları arasında istatistiksel olarak önemli düzeyde ilişki bulundu (P<0,05). Total protein değerleri ise sadece MİS puanı ile önemli ilişkiye sahip olduğu belirlendi (p<0,05). Ayrıca kreatinin ve albümin değerleri ile MİS puanı arasında istatistiksel olarak önemli bir ilişki bulunduğu tespit edildi (p<0,001). GSDÖ'ye göre, çalışmaya katılan HD hastalarında görülen Gİ semptomlarının başında hazımsızlık gelirken, ikinci sırada konstipasyon yer aldı. HD hastalarının karın ağrısı semptomları ile hem SGD – DMS ve hem de MİS puanları arasında istatistiksel önem bulunduğu belirlendi (p<0,001). Ayrıca toplam GSDÖ puanı ile SGD - DMS arasında p<0,05 düzeyinde istatistiksel öneme rastlanıldı. Bazı biyokimyasal parametreler (serum albümin, sodyum ve kalsiyum) ile Gİ semptomları arasında da önemli ilişki bulunduğu tespit edildi (p<0,05). Hastaların diyetle aldıkları E vitamininin ortalamaları ile karın ağrısı semptomu arasında istatistiksel olarak öneme rastlanıldı (p=0,009). Yapılan tez çalışmasının sonucunda HD hastalarında yetersiz beslenme oranının son derece yüksek olduğu ve bunun da Gİ semptomları ile ilişkili olduğu belirlendi. Hastaların Gİ semptom şiddetlerinin artmasıyla birlikte yetersiz beslenme skorlarının da arttığı görüldü. Ayrıca diyetle alınan E vitamini düzeyinin azalmasının karın ağrısı semptomlarının şiddetinin artmasıyla ilişkili olabileceği düşünüldü. HD hastalarının genel sağlık durumlarının iyileştirilmesi için beslenme durumlarının sıkı bir şekilde takip edilmesi gerektiği kanısına varıldı. Bu bakımdan hastaların antropometrik ölçümleri, biyokimyasal parametreleri, beslenme durumlarını yansıtan skorlama yöntemleri ve hastaların Gİ semptomları gibi farklı belirteçlerin değerlendirilmesi HD hastalarına uygulanan tedaviye katkı sağlayacaktır.

Belirti ve semptomlarBeslenme durumuBeslenme incelemeleri+6
Ramazan Mert Atan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

18-24 yaş arası yurtta barınan üniversite öğrencilerinin beden algısının obezite ön yargısına etkisinin araştırılması

Bireylerin bedeninden memnun olma durumu olarak tanımlanan beden algısı; fizyolojik, psikolojik ve kültürel birçok unsurun bireysel algılanışını kapsayan bir kavramdır. Obezite önyargısı ise obez kişilere karşı olumsuz tutum ve davranışları, kaygı ve endişleri içermektedir. Dünya genelinde zayıflık ve ince bir bedene sahip olmak kabul görürken obezite prevelansı giderek artmakta; obez bireylere karşı damgalama ve önyargı da giderek artmaktadır. Bunun sonucunda obez bireyler özellikle sosyal yaşamda olumsuz etkilenebilmektedirler. Toplumda oluşan beden algısının obezite önyargısını etkileyebileceği düşünülmektedir. Bu çalışma Tekirdağ il merkezinde T.C. Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı Tekirdağ Yurdunda barınan 1824 yaş aralığındaki 334 bireyin beden algısı ve obezite önyargısı aradındaki ilişkiyi ve bu bireylerin beslenme durumlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Oluşturulan soru formu bireylerin sosyodemogrofik ve antropometrik özellikleri alınmış; beden algısını tespit etmek için Beden Algısı Ölçeği (BAÖ), obezite ön yargılarını ölçmek için Obezite Önyargı Ölçeği GAMS-27 formu kullanılmıştır. Bireylerin Beden Algısı Ölçeği puanları 136-200 aralığında yüksek beden algısı, 135-40 aralığı düşük beden algısı olarak değerlendirilmiştir. En düşük 27 en yüksek 135 puan alınabilen obezite ön yargı ölçeğinde 68 puan ve altının önyargısız, 69-84 puan arasında önyargıya eğilimli ve 85 puan ve üstü önyargılı olarak kabul edilmiştir. Bireylerin BAÖ puan ortalaması 154,19±22,39 ve GAMS-27 puanı ortalama 84,93±12,10 bulunmuştur. Çalışmaya katılan öğrencilerin beden algıları genel olarak incelendiğinde, öğrencilerin %18,9'unun beden algısının düşük, %81,1'inin beden algısının yüksek olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin obezite önyargısı genel olarak incelendiğinde öğrencilerin %6,3'ünün önyargısız, %43,1'inin önyargıya eğilimli, %50,6'sının önyargılı olduğu görülmüştür. Öğrencilerin BAÖ ve GAMS-27 puanlarının ilişkisi değerlendirildiğinde puanlar arası negatif korelasyon görülmüştür. Sonuç olarak beden algısının obezite ön yargısını olumlu olarak etkileyebileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Beden algısı, Beden imajı, Obezite önyargısı, Obezite yanlılığı, Beslenme durumu

Beden algısıBeslenmeBeslenme durumu+4
Esra Onay
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ortopedi ve travmatoloji servisinde yatan hastalarda beslenme durumunun saptanarak, makromineral alımının beslenmeye bağlı komplikasyonlara ve hastanede yatış süresine etkisinin incelenmesi

Bu çalışma Ortopedik tanı almış olan hastaların; beslenme ve makromineral alım düzeylerinin hastanede kalış süresi ve oluşan komplikasyonlarla ilişkisinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma örneklemini Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Servisi'ne yatışı yapılan, ortopedik rahatsızlık tanısı almış 85 hasta oluşturmuştur. Çalışmaya dahil edilen hastalara; demografik bilgilerini, antropometrik ölçümlerini, beslenme durumları ve alışkanlıklarını belirlemek amacıyla yüz yüze görüşme yöntemi ile bir anket uygulanmıştır. Ayrıca katılımcıların Besin Tüketim Sıklık Anketi ile beslenme durumları; NRS 2002 değerlendirilmesi ile nütrisyon riski tespit edilmiştir. Hastalarda %17,7 femur kırığı, %12,9 tibia/fibula kırığı, %12,9 ayak/bilek kırığı, %14,1 kol kırığı, %23,5 artroskopik cerrahi, %10,6 diz protez ve %8,3 kalça protez teşhisi konmuştur. Hastaların %47,1'inde hastaneye yatıştan sonra komplikasyonlar görülmüş olup; potasyum tüketimi arttıkça iştah kaybı ve ishal görülmesinin azaldığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Protez hastalarında artroskopik cerrahi hastalarına göre hemoglobin (HGB) düşüklüğü istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla olduğu saptanmıştır (p=0,001). Hastaların %94,12'si NRS 2002 Skoru 3'ün altında, %5,88'i NRS 2002 skoru 3 ve üzerinde ve risk altında olup; beslenme durumu risk altında olan hastaların istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla hastanede kaldığı tespit edilmiştir (p<0.05). Erkek hastalar kadın hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla enerji, protein, yağ ve karbonhidrat tüketmektedir (p<0,001). Erkek hastaların Ca, P, K, Fe tüketimi kadınlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazladır (p<0,001). Bu çalışmada Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji servisinde bulunan kadın hastaların günlük Ca ve Fe ihtiyacını genel anlamda karşılayamadığı görülmektedir. Elde edilen sonuçlara göre diyetisyen tarafından planlanan beslenme programı, hastanede yatışın kısalmasına ve malnütrisyonun önlenmesine katkı sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Beslenme, Malnütrisyon, Komplikasyon, Ortopedi

Beslenme durumuKomplikasyonlarMalnütrisyon+3
Beydanur Nizam
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Böbrek nakli öncesi ve sonrası bireylerin kardiyovasküler hastalık ve diyabet riskinin beslenme durumu ve yaşam doyumu derecesi ile değerlendirilmesi

Çalışma kapsamında, hastaların demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, biyokimyasal parametreleri ve yaşam doyumu düzeyleri değerlendirilmiştir. Genel anket formu, üç günlük besin tüketim kaydı, yaşam doyumu ölçeği (YDÖ), Subjektif Global Değerlendirme (SGD) ve WHO/ISH Kardiyovasküler Hastalık Risk Skorlaması gibi çeşitli araçlar kullanılmıştır. Katılımcıların %83,3'ü evli, %33,3'ü lise mezunu olup, hastaların %43,3'ü sigara içmemekte, %85,3'ü alkol tüketmemektedir. Hastaların %46,7'sinin nakil öncesinde diyet tedavisi uyguladığı bu tedavinin içeriği genellikle sodyumdan fakir (%26,7) olmuştur. Ayrıca, SGD'ye göre erkeklerin %65'i ve kadınların %50'si malnütrisyon riski altında bulunmuştur. Nakil öncesi kardiyovasküler riskin %10-20 aralığında orta risk grubunda olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, transplantasyon sonrası HDL kolesterol düzeylerinde anlamlı bir artış gözlemlenmiş ve Yeni Başlayan Diyabet (NODAT) oranı %38,09 olarak bulunmuştur. Erkek hastaların ortalama enerji alımı nakil öncesi 2153 kkal/gün iken, kadınlarda değer1579 kkal/gün bulunmuştur. Nakil sonrası ise günlük enerji alımında artış tespit edilmiştir. Erkeklerin enerji alımı 24,1 kkal/kg iken kadınlarda 20,1 kkal/kg olarak saptanmıştır. Nakil öncesi erkeklerin protein alımı 0,82 g/kg/gün iken kadınlarda 1 g/kg/gün 'dür. Nakil sonrası dönemde protein alımı erkeklerde ortalama 1,2 g/kg/gün, kadınlarda ise 0,9 g/kg/gün olarak saptanmıştır. Nakil sonrası hastaların yaşam doyumu anlamlı ölçüde artmış olup, öznel mutluluklarının arttığı görülmüştür. Nakil öncesi yaşam doyumu puan ortalaması 15,3 iken, nakil sonrası bu değer 20,53'e yükselmiştir (p<0,05). Yaşam doyumu ölçeği sonuçlarına göre, böbrek nakli sonrası hastaların yaşam kalitelerinde anlamlı bir iyileşme tespit edilmiştir. Böbrek naklinin sadece fiziksel sağlık üzerinde değil, aynı zamanda psikolojik ve yaşam kalitesi açısından da olumlu etkileri olduğunu ortaya koymaktadır. Nakil sonrası dönemde tıbbi beslenme tedavisi ve yaşam tarzı değişikliklerinin uygulanması, hastaların uzun vadeli sağlık sonuçlarını iyileştirme ve komplikasyon risklerini azaltmada etkili olduğu görülmüştür.

Beslenme durumuBöbrek nakliDiabetes mellitus+2
Meltem Demirci
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Multiple Skleroz hastalarında tıbbi beslenme tedavisi ve sinbiyotik desteğinin hastalık göstergelerine ve yaşam kalitesine etkilerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, multiple skleroz (MS) hastalarına uygulanan tıbbi beslenme tedavisi ile tıbbi beslenme tedavisine ek olarak verilen sinbiyotik desteğinin bireylerin beslenme durumları, yaşam kalitesi ve hastalığın klinik seyri üzerine etkilerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi Nöroloji Bölümü MS Polikliniğine başvuran ve çalışma kriterlerini sağlayan 19-64 yaş aralığında, 92 gönüllü MS'li kadın birey arasından, 12 haftalık müdahale çalışmasını tamamlayan 18 müdahale ve 20 kontrol olmak üzere toplam 38 hasta ile tek kör randomize klinik çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. İlk 6 hafta tüm katılımcılara Akdeniz Diyeti ilkelerine uygun şekilde planlanmış tıbbi beslenme tedavisi eğitimi verilmiş, 6. haftadan sonra katılımcılar randomizasyon tablosuna göre iki gruba ayrılmış; takip eden 6 hafta süresince tıbbi beslenme tedavisine ek olarak kontrol grubuna plasebo, çalışma grubuna ise sinbiyotik destek sabah ve akşam yemekten sonra olmak üzere günde iki kez verilmiştir. Çalışmanın 1., 6. ve 12. haftasında katılımcıların üç günlük besin tüketim kayıtları ve bu kayıtlardan elde edilen Sağlıklı Yeme İndeksi (HEI-2015) puanları, 24-saatlik fiziksel aktivite kayıtları, antropometri ve el kavrama gücü ölçümleri, biyokimyasal göstergeleri, Beck Depresyon Envanteri, Akdeniz Diyeti Uyum Ölçeği, Multiple Skleroz Yaşam Kalitesi Ölçeği-54, Genişletilmiş Özürlülük Durumu Ölçeği (EDSS) puanları değerlendirilmiştir. Çalışmanın 1. haftasında katılımcıların diyetle posa, B6 vitamini, potasyum ve demir alımları gereksinmenin altında bulunmuşken, 6. ve 12. haftalarda her iki grupta da posa ve B6 vitamini alımlarındaki yetersizliğin giderildiği gözlenmiştir. Tıbbi beslenme tedavisi ile her iki grupta da 6. ve 12. haftada diyetle enerji, karbonhidrat, yağ, doymuş ve tekli doymamış yağ asidi ve kolesterol alımları ile enerjinin yağdan ve karbonhidrattan karşılanan yüzdeleri 1. haftaya göre azalmış; enerjinin proteinden karşılanan yüzdesi, posa, çözünür ve çözünmez posa alımları ise artmıştır (her biri için p≤0,05). Her iki grupta da tıbbi beslenme tedavisini takiben Akdeniz Diyeti Uyum Ölçeği ve HEI-2015 puanları artış göstermiş (her biri için p≤0,05), ancak çalışma süresince gözlenen değişimlerde gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulunmamıştır (p>0,05). Antropometrik ölçümlerden vücut ağırlığı, beden kütle indeksi, bel, kalça ve üst kol çevreleri, triseps deri kıvrım kalınlığı ve el kavrama gücü her iki grupta da çalışma süresince azalmış (her biri için p≤0,05) olup, sadece triseps deri kıvrım kalınlığı ve üst orta kol çevresindeki değişimler gruplar arasında istatistiksel olarak farklı bulunmuştur (her biri için p≤0,05). Biyokimyasal göstergelerden, çalışma grubunda serum açlık insülin (p=0,026) ve serum LDL kolesterol (p=0,032) düzeyleri çalışma süresince azalmış, serum albümin (p=0,001) ve serum hematokrit (p=0,048) düzeyleri artmıştır; kontrol grubunda ise çalışma süresince serum trigliserit düzeyi (p=0,035) istatistiksel olarak anlamlı azalma göstermiştir. Katılımcıların EDSS puanları her iki grupta da 6. ve 12. haftalarda anlamlı azalma göstermiş (p≤0,05) olup, gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,022). Bileşik mental sağlık puanı çalışma grubunda 1. ve 12. haftalar arasında (p=0,015); kontrol grubunda ise çalışma süresince istatistiksel olarak önemli artış göstermiştir (p=0,002). Bileşik fiziksel sağlık puanı ise çalışma grubunda 12. haftada 1. ve 6. haftaya göre artarken (p=0,001), kontrol grubunda önemli bir değişim göstermemiştir (p=0,074). Beck Depresyon Envanteri puanı, çalışma grubunda çalışma süresince azalmış (p=0,008) ancak kontrol grubunda istatistiksel olarak önemli bir değişim göstermemiştir (p=0,111). Sonuç olarak, bu çalışmada tıbbi beslenme tedavisinin MS'li bireylerin beslenme durumları, yaşam kaliteleri ve hastalık semptomlarını iyileştirebileceği; tıbbi beslenme tedavisine ek olarak verilen sinbiyotik desteğin hastalığın bazı göstergelerinde olumlu etkiler oluşturabileceği gösterilmiştir. Bununla birlikte, prebiyotik ve probiyotiklerin MS tedavilerinde rutin olarak yer alabilmesi için öncelikle etkinlikleri suş bazında tanımlanmış probiyotikler ve en iyi sinerjik etkiyi gösteren prebiyotiklere yönelik büyük örneklemli ve uzun izlem süreçleri içeren yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Beslenme durumuBeslenme tedavisiMultipl skleroz+3
Hülya Oğur
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin bireylerin ABO kan grubu diyeti ile ilgili görüş, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Beslenme ve diyet kavramları çoğunlukla kilo problemleri için bireylerin gündemine girmekte olsa da sağlık problemleri için de bazı diyet uygulamalarına yönelimler artmaktadır. Farklı diyet tipleri dünyada olduğu gibi ülkemizde de çok tartışılmakta, farklı görüşler dile getirilmektedir. ABO kan grubu diyeti, kişilerin kan gruplarına göre besinlerin etkisinin farklılıklar gösterdiği ve her kan grubunun kendisine göre faydalı kategorisindeki besinleri daha sıklıkla tercih etmesini, kan grubuna göre önerilmeyen yiyeceklerin ise daha az sıklıkla tüketilmesini öneren diyet tipidir. ABO kan grubu diyeti de toplum tarafından uygulanan, fakat literatürde hakkında yeterli çalışma olmayan popüler diyet tiplerindendir. Bu çalışmayla ABO kan grubu diyeti hakkında fikir sahibi olan erişkin bireylerin bu diyete dair düşünce, tutum ve davranışlarını değerlendirmek amaçlanmıştır. Tanımlayıcı nitelikte olan bu araştırma Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı'nda 1 Ağustos 2022 – 7 Ocak 2023 tarihleri arasında sosyal medya platformlarında e-anket kullanılarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini sosyal medya platformlarında iletilen ankete katılmayı kabul eden, 18 yaş üstü ve ABO kan grubu diyetini duymuş kişiler oluşturmaktadır. Çalışmaya 1155 erişkin birey katıldı. Çalışmaya katılan bireylerin %43,5'i (n=502) ABO kan grubu diyetini uygulamıştır. ABO kan grubu diyetini uygulayan katılımcıların %90,6'sı diyetten memnun olduğunu belirtmiş olup, %94,8'i de bu diyeti yakın çevresine önermekteydi. Diyeti uygulayanların %89,4'ü eskiye göre daha dinç ve sağlıklı hissetmekte olduğunu bildirdi. Diyeti uygulamayan katılımcıların çoğu diyet hakkında yeterli bilgi sahibi olmadığı için diyeti uygulamamış olduğunu, %73,4'ü ise bu diyeti uygulamayı düşündüğünü bildirdi. Literatürde hakkında yeterli çalışma olmayan popüler diyetler çalışmamız örnekleminde de olduğu gibi her geçen gün toplum tarafından kabul görmekte ve uygulanma sıklığı artmaktadır. Bu diyetler hakkında daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Hem ABO kan grubu diyeti, hem de toplumun ilgi gösterdiği diğer popüler diyetler konusunda hekimlerin ve diyetisyenlerin bilgi sahibi olması, toplumun doğru yönlendirilmesi için büyük önem taşımaktadır. Özellikle hastalarının sağlığına bütüncül olarak yaklaşan aile hekimlerinin eğitim planlamalarında beslenme konularına önem verilmeli ve popüler diyetler de göz önüne alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: ABO kan grubu sistemi, diyet, besin ve beslenme, davranış, tutum

ABO kan grup sistemiBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+7
Eribenur Ötegen
Hacettepe University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Organik asidemili ve üre döngüsü bozukluğu olan hastalarda beslenme durumu, metabolik kontrol ve büyümenin izlenmesi

Organik asidemili ve üre döngüsü bozukluğu olan hastalarda doğal proteinden kısıtlı diyet ve gerekli durumlarda aminoasit karışımlarının kullanılması tedavinin temelini oluşturmaktadır. Hastalarda doğal proteinden kısıtlı diyet tedavisi sonucu büyüme geriliği ve besin ögesi eksiklikleri ortaya çıkabilmektedir. Bu çalışma, organik asidemili ve üre döngüsü bozukluğu olan hastalarda beslenme durumu, vücut kompozisyonu, metabolik kontrol ve büyüme izlenerek bunlar arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Akçaağaç şurubu idrar hastalığı (Maple Syrup Urine Disease [MSUD]) olan 36 hasta, metilmalonik asidemi (MMA)/propiyonik asidemi (PPA) olan 30 hasta, izovalerik asidemili (İVA) 6 hasta ve üre döngüsü bozukluğu (UCD) olan 9 hasta çalışmaya dahil edilerek 1-18 yaş aralığındaki 81 hasta üzerinde yapılmıştır. Hastaların uzun dönemli izlemleri yapılarak 6 ay arayla antropometrik ölçümleri, her ay 3 günlük besin tüketim kayıtları, besin tüketim sıklıkları, büyüme durumunu gösteren biyokimyasal parametreleri ve kan aminoasitleri alınmıştır. Diyetlerinde almış oldukları protein, aminoasitler hastalığa özgü tedavi kılavuzlarına göre karşılaştırılmıştır. Hastaların kan aminoasitleri hastalığa özgü berlirlenen değerlere göre karşılaştırılmıştır. Ayrıca metabolik kontrollerini gösteren kan parametreleri geriye dönük olarak dosyalarından taranmıştır. MSUD hastalarının başlangıçta yaşa göre vücut ağırlığı Z skoruna göre hastaların %36'sı, 6. ayda hastaların %52,2'si malnütrisyonludur. Yaşa göre boy uzunluğu Z skoruna göre başlangıçta hastaların %47,2'si, 6. ayda hastaların %44,4'ü bodur olarak saptanmıştır. MMA/PPA hastalarının başlangıçta %34,8'i, 6. ayda %43,5'i malnütrisyonludur ve başlangıçta hastaların %43,3'ü, 6. ayda hastaların %50'si bodurdur. İVA hastalarında büyüme geriliğine rastlanmamıştır. UCD hastalarının başlangıçta ve 6. ayda %44,4'ü bodur olarak saptanmıştır. Hastaların besin tüketim kayıtlarından çoklu doymamış yağ asitleri ve posa alımlarının yetersiz olduğu görülmüştür. Hastaların almış oldukları toplam protein:enerji değeri normal aralıkta bulunmuştur ve boya göre Z skoruyla arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0,05). MSUD ve MMA/PPA hastalarının büyük kısmında izlemlerinde kan izolösin ve valin düşüklüğü olduğu görülmektedir. Sonuç olarak organik asidemili ve üre döngüsü bozukluğu hastalarında büyüme geriliği görülmektedir. Doğuştan aminoasit metabolizması bozukluğu olanlarda büyümenin ve beslenmenin değerlendirildiği çok az sayıda çalışma bulunmaktadır. Hastalığa özel tedavi kılavuzlarında öneriler konusunda fikir birliği bulunmamaktadır. Bu hastaların metabolizma hastalıklarında deneyimli diyetisyen tarafından büyümeleri ve besin ögeleri eksiklikleri açısından yakından izlenmelidir.

BeslenmeBeslenme durumuBüyüme+4
Burcu Kumru Akın
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 tanısı ile ayaktan tedavi gören hastaların iştah ve beslenme durumunun değerlendirilmesi

Birçok akut enfeksiyonda olduğu gibi koronavirus hastalığı 2019 (COVID-19), yetersiz beslenme riskinin yüksek olduğu bir hastalıktır. COVID-19 tanısı ile ayaktan tedavi gören bireylerin vücut ağırlığı değişimi, iştah ve beslenme durumunun değerlendirilmesi hastalığın olumsuz etkilerini en aza indirmeye yönelik önlemlerin belirlenmesine yardımcı olabilir. Bu araştırmaya Tekirdağ ili Kapaklı ilçesinde, ayaktan tedavi gören ve COVID-19 tanısı alan 19-65 yaş aralığında (ortalama 34,27±9,35 yıl) 266 (%49,2 kadın, %50,8 erkek) birey alınmıştır. Demografik özellikler, hastalık durumu, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümler, iştah anketi, besin tüketim sıklığı, 24 saatlik besin tüketim kayıt formunu kapsayan bir anket formu yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Antropometrik ölçümler ve Basitleştirilmiş Beslenme İştah Anketi (SNAQ) tanı sırasında ve tanı sonrası 10.günde olmak üzere iki kez uygulanmıştır. Araştırma sonunda hastaların %34,2'sinin 1 veya daha fazla ana öğün atladığı bulunmuştur (p<0,05). Hastaların toplam SNAQ puanlarının ortalaması tanı sırasında ve tanı sonrası 10.günde sırasıyla 17,66±1,70 ve 13,11±3,72'dir (p<0,001). COVID-19 tanı sonrası 10.günde yapılan değerlendirmeye göre kadın hastaların %65,6'sında, erkek hastaların ise %51,1'inde gelecek 6 ay içinde iştah kaybı nedeniyle %5'in üzerinde vücut ağırlık kaybı riski vardır (p=0,016). Tanı sonrası 10. gündeki SNAQ puanına göre vücut ağırlığı kaybı açısından riskli olan grupta süt ve süt ürünleri, kırmızı et, beyaz et, balık, yumurta, sebze, meyve, tahıl, kurubaklagil tüketiminde ''azaldı'' diyenlerin oranları, riskli olmayan gruptan fazladır (sırasıyla 61,9 vs. %15,3, %91,6 vs. %22,5, %89,7 vs. %20,7, %47,7 vs. %5,4, %42,6 vs. %6,3, %33,5 vs. %3,6, %17,4 vs. %1,8, %91,6 vs. %35,1, %60,6 vs. %7,2) (p<0,001). Hastaların günlük diyetle enerji, protein, B12 vitamini, kalsiyum, çinko ve demir alımı önerilerini karşılama oranı erkek ve kadınlarda sırasıyla yaklaşık %82,30 ve %82,20, %77,90 ve %69,00, %69,50 ve %47,25, %64,25 ve %63,72, %82,90 ve %66,40, %95,64 ve %82,36'dır. Hastaların tanı öncesine göre tanıdan sonraki 10.günde vücut ağırlığı, Beden Kütle İndeksi değeri ve SNAQ puanı ortalamaları daha düşüktür (p<0,001). Ayaktan tedavi gören COVID-19 hastalarında beslenme ile ilgili semptomlar ve beslenme durumları mutlaka değerlendirilmelidir. Bu hastaların yeterli enerji, protein ve sıvı alımının sürdürülmesi konusunda mutlaka bir diyetisyenden danışmanlık alması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: COVID-19, beslenme, diyet alımı, iştah

Ayaktan tedaviBeslenmeBeslenme durumu+4
Sevde Mercan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Fenilketonürili çocuklarda besin neofobisi, bozulmuş yeme davranışı ve beslenme durumunun değerlendirilmesi

Bu çalışma, düşük fenilalaninli diyet uygulayan 6 – 18 yaş arasındaki 111 gönüllü fenilketonürili (PKU) çocukta Besin Neofobisi Ölçeği'nin geçerlik ve güvenirliğinin yapılması ve besin neofobisi düzeylerinin, bozulmuş yeme davranışı ve beslenme durumlarının değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür. Çeviri aşamaları ve pilot uygulamadan sonra elde edilen 9 maddelik nihai ölçeğin Cronbach alfa kat sayısı 0,657 bulunmuş olup ölçek güvenirliğini düşüren iki maddenin ölçekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Yeni oluşan 7 maddelik ölçeğin Cronbach alfa katsayısı 0,714 ve sınıf içi korelasyon katsayısı 0,857 bulunmuştur. Ölçeğin Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) değeri 0,701'dir ve örneklem büyüklüğü açıklayıcı faktör analizi için yeterlidir. Besin Neofobisi Ölçeği'nde yer alan maddeler "yeni besinlere güvenme" ve "yeni besinleri deneme" olarak 2 faktör altında toplandığı görülmüştür. Doğrulayıcı faktör analizi uyum indeksleri değerleri iyi uyum göstermiştir. Besin Neofobisi Ölçeği, PKU'lu çocuklarda kullanılabilir geçerli ve güvenilir bir ölçektir. Ölçekten elde edilen yüksek puanlar daha düşük bir besin neofobisini gösterir. Çocukların demografik özellikleri, erken bebeklik döneminde anne sütü alma durumu ve süresi, tamamlayıcı beslenmeye geçiş yaşı, antropometrik ölçümleri, besin tüketim durumları ile tüketilen besini sevip sevmedikleri, Besin Neofobisi Ölçeği, 6 – 9 yaş grubu için Çocuklarda Yeme Davranış Anketi ve 10 – 18 yaş grubu için Yeme Alışkanlıkları Anketi verileri yüz yüze sorgulanarak elde edilmiştir. Çocukların ölçülen son kan fenilalanin düzeyleri rutin takip dosyasından kayıt edilmiştir. Çocukların besin neofobisi skorları ortalaması 24,31±10,43 bulunmuş olup, cinsiyetler arası anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0,05). Altı ay ve üzeri anne sütü alan PKU'lu çocukların Besin Neofobisi Ölçeği skorları, 6 aydan daha az anne sütü alan PKU'lu çocuklara göre daha düşüktür (p<0,05). Altı – 9 yaş grubu için Besin Neofobisi Ölçeği skoru azaldıkça, Gıda Heveslisi ve Gıdadan Keyif Alma skorları azalmış (p<0,05) ve Yemek Seçiciliği skoru artmıştır (p<0,01). On – 18 yaş grubu için Besin Neofobisi Ölçeği skoru azaldıkça Duygusal Yeme ve Dışsal Yeme skorları azalmıştır (p<0,01). Sorgulanan besinler arasında ayran, yumurta, kırmızı et, balık, nohut, ay çekirdeği, kuru kayısı, kuru erik ve içecek çikolata için, o besini daha önce tüketmiş ve tadını sevmiş olan PKU'lu çocukların Besin Neofobisi Ölçeği skorları, o besini daha önce hiç tüketmemiş veya tüketmiş ve tadını sevmemiş olan PKU'lu çocuklara göre daha yüksektir (p<0,05). PKU'lu çocuklarda besin neofobisi, karşılaşılan bir sorun olup yeme davranışlarını ve besin tercihlerini olumsuz etkilemektedir.

BesinlerBeslenmeBeslenme bozuklukları+6
Sakine Asya Evci
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Diyaliz tedavisi alan kronik böbrek yetmezliği hastalarında beslenme durumu ile pika yeme davranışı ve depresyon görülme durumu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışma diyaliz tedavisi alan hastaların beslenme durumunun saptanması, beslenme durumlarının pika yeme bozukluğu ve depresyon görülme durumu ile ilişkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 19-70 yaş arası, en az 6 aydır hemodiyaliz veya periton diyalizi tedavisi alan 68 kişi katılmıştır. Katılımcılara 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı, Nütrisyonel Risk Taraması (NRS-2002), Yeme Tutum Testi (YTT-26), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), demografik ve genel sağlık durumuna yönelik sorular içeren bir anket formu uygulanmıştır. Ayrıca katılımcıların vücut ağırlığı, boy uzunluğu, bel ve kalça çevresi ölçülmüş ve dosya kayıtlarından biyokimyasal bulguları alınmıştır. Çalışmanın sonucuna göre katılımcılarda önerilen enerji ve protein alımlarını karşılayanların oranı %11,8'dir. Yeme tutum ve davranış bozukluğu görülme oranı %41,2, pika yeme bozukluğu görülme oranı %11,8 olarak bulunmuştur. En çok tüketilen madde buzdur (%87,5). Pika yeme bozukluğu olan kişiler, olmayan kişilere göre daha uzun süredir diyaliz tedavisi almaktadır (p<0,05). Katılımcıların %26,5'inde minimum, %30,9'unda hafif, %29,4'ünde orta şiddetli ve %13,2'sinde şiddetli depresyon görülmektedir. NRS-2002 puanlarına göre katılımcıların %17,6'sı beslenme durumu açısından risk altındadır. Pika yeme bozukluğu veya depresyon ile NRS-2002 puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). YTT-26 puanıyla BDÖ puanı arasında anlamlı pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur (p=0,001). Bu çalışmanın sonuçları diyaliz tedavisi alan hastaların beslenme durumlarının takip edilmesi gerektiğini, hastaların pika yeme bozukluğu ve depresyon açısından risk altında olduğunu göstermektedir. Beslenme durumu ile pika yeme bozukluğu ve depresyon arasındaki ilişkinin anlaşılması için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

Beslenme davranışıBeslenme durumuBöbrek yetmezliği-kronik+4
Beyza Şeker
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kinoanın (Chenopodium quinoa Willd.) maternal obezite oluşturulan sıçanların yavrularında beslenme durumu, psikomotor davranış ve bağırsak geçirgenliği üzerine etkileri

Bu çalışmada maternal obezite geliştirilerek diyetlerine kinoa eklenmiş sıçanların yavrularında yem tüketimi, bazı antropometrik parametreler, psikomotor davranış düzeyleri ve bağırsak geçirgenliğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Üç haftalık dişi Wistar sıçanlar (n=24) bir haftalık adaptasyon sürecinin ardından 8 hafta süreyle KON (n=8, kontrol diyeti-AIN93G), KAF (n=8, kafeterya diyeti) ve KAFK (n=8, kinoalı kafeterya diyeti) gruplarına ayrılarak farklı diyet müdahaleleri ile beslenmiştir. KAFK grubuna kinoalı yem yalnızca gebelik ve laktasyon dönemlerinde, 1 kg'lık yeme 310 g kinoa eklenerek pelet formunda verilmiştir. Sekiz hafta sonunda Wistar erkek sıçanlar (n=6) ile çiftleştirilmiş ve aynı diyet müdahaleleri gebelik ve laktasyon dönemlerinde de devam etmiştir (toplam 14 hafta). Laktasyon dönemi boyunca yavrulara refleks testleri uygulanmıştır. Laktasyon sonunda her batından 2 erkek yavru ayrılarak aynı kafeslerde barındırılmış ve kontrol diyeti (AIN93G) ile beslenerek jüvenil, adölesan ve genç yetişkinlik dönemlerinde psikomotor davranış testleri uygulanmıştır (nKON=16, nKAF=11, nKAFK=16). Doğum sonrası (DS) 61/62. günlerde tüm yavrular ötanazi edilerek kan ve doku örnekleri alınmıştır. Yavru ve annelerin Immunoglobulin A (IgA) düzeyleri ELISA kitleri kullanılarak belirlenmiştir. Maternal diyet müdahaleleri yavruların doğum ağırlığı ve laktasyon dönemi vücut ağırlığında anlamlı farklılığa neden olmamış (p>0,05), ancak laktasyon sonrasında KAF ve KAFK gruplarının beden kütle indeksi (BKİ) düzeyleri KON grubundan daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Laktasyon sonrasında yavruların yem tüketiminde ve çikolata tercih testinde gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Laktasyon döneminde uygulanan yükseklikten kaçınma ve doğrulma refleks testlerinde maternal diyetin etkisi gözlenmez iken (p>0,05), istediği kafese atlama testinde KAF grubunun KON grubuna göre diğer hayvanın olduğu kutuya daha çok atladığı bulunmuştur (p<0,05). Açık alan testinde toplam lokomotor ve vertikal aktiviteler açısından maternal diyetin herhangi bir etkisi bulunmamıştır (p>0,05). Anksiyete-benzeri davranış testinde DS24'de açık kol girişi KAF grubunda KON grubuna göre daha fazla, DS46'da KAF grubunun KON grubuna göre açık kollarda geçirdiği süre daha az bulunmuştur (p<0,05). Depresyon-benzeri davranış ve sosyal etkileşim açısından gruplar arası fark bulunmamıştır (p>0,05). Motor fonksiyon ve denge bakımından kirişte yürüme testinde DS22'de KAF grubunun KON ve KAFK gruplarına göre tahta plakayı daha uzun sürede geçtiği saptanmıştur (p<0,05). Serum IgA düzeyleri açısından anne ve yavrularda anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak maternal kafeterya diyetinin yavrularda juvenil dönemde yükseltilmiş artı labirent testinde hiperaktivite fenotipi eğilimine ve aynı testte genç yetişkinlik döneminde anksiyete-benzeri davranışa neden olduğu saptanmıştır. Gebelik ve laktasyon döneminde tüketilen kinoanın bu sorunları hafifletmede etkili olduğu saptanmıştır. Bu nedenle maternal dönemde tüketilen obezojenik diyetin fetal nörogelişim üzerine olan olumsuz etkileri sağlıklı besin ögesi profiline sahip besinlerin eklenmesiyle geri döndürülebilmektedir. Ancak kinoa içerisindeki hangi etken maddelerin fetal beyin ve sinir sistemini nasıl etkileyebileceği ile ilgili daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

Bağırsak geçirgenliğiBeslenme davranışıBeslenme durumu+7
Ayşegül Uğural
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Multiple skleroz hastalarının serum d vitamini ve kalsiyum düzeylerinin sağlıklı bireylerle karşılaştırılması ve beslenme durumlarının değerlendirilmesi

Multiple Skleroz (MS), Merkezi Sinir Sistemi (MSS)'nin kronik ve inflamatuar bir hastalığıdır. Bu çalışmanın amacı, MS'li ve sağlıklı bireyleri, serum kalsiyum (Ca) ve D vitamini düzeyi, beslenme durumu ve bazı biyokimyasal parametreler açısından karşılaştırmaktır. Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi MS Polikliniği'ne başvuran 19-65 yaş arası MS'li 196 birey ve sağlıklı 196 birey olmak üzere toplam 392 birey araştırma kapsamına alınmıştır. Tüm bireylerin genel özellikleri, sağlık durumu, beslenme alışkanlıkları, besin tüketimleri, besin tüketim sıklıkları ve fiziksel aktivite durumları anket formu ile belirlenmiştir. Bireylerin serum Ca, D vitamini ve diğer biyokimyasal değerleri analiz edilmiştir. MS'li bireylerin serum Ca (kadın ve erkekler için sırasıyla, 9,24±0,9 mg/dL, 9,29±0,49 mg/dL) ve D vitamini (sırasıyla; 8,55±5,48 ng/mL ve 9,85±4,35 ng/mL) değerleri sağlıklı bireylerden anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. MS'li kadın ve erkeklerde günlük enerji (MS'li kadın ve erkekler için sırasıyla; 1616,65±613,43 kkal ve 1890,67±741,15 kkal), karbonhidrat (CHO) (sırasıyla; 188,10±85,03 g ve 212,93±99,36 g), yağ (sırasıyla; 71,13±30,41 g ve 81,18±38,53 g) ve protein (sırasıyla; 52,94±22,29 g ve 74,07±38,18 g) alımının sağlıklı kadın ve erkeklerdekinden (enerji, CHO, yağ ve protein için sırasıyla; 2024,46±577,12 kkal ve 2550,17±649,61 kkal, 62,76±21,63 g ve 86,84±28,01 g, 90,80±31,61 g ve 113,32±34,30 g, 62,76±21,63 g ve 86,84±28,01 g) anlamlı derecede daha düşük olduğu tespit edilmiştir. MS'li bireylerin düzenli fiziksel aktivite yapma oranı sağlıklı bireylerden daha düşüktür (p<0,001). Toplam enerji harcaması MS'li bireylerde 1870,0±182,8 kkal ve sağlıklı bireylerde 1941,6±190,5 kkal'dir. Bu araştırmada, MS'li bireylerin biyokimyasal parametrelerinin (alkalen fosfataz (ALP) (kadın ve erkekler için sırasıyla; 73,67±36,98 U/L ve 77,77±23,71 U/L), C-reaktif protein (CRP) (sırasıyla; 0,31±0,50 mg/L ve 0,41±0,70 mg/L)), antropometrik ölçümlerinin (sırasıyla; vücut ağırlığı 67,89±13,44 kg ve 77,93±12,75 kg, bel çevresi 91,11±15,66 cm ve 95,62±12,10 cm, kalça çevresi 106,04±10,47 cm ve 104,31±8,65 cm), fiziksel aktivite düzeylerinin ve beslenme durumlarının sağlıklı bireylerden farklı olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, beslenme durumunun takibi ve iyileştirilmesi MS'li bireylerin tedavi sürecine dahil edilmelidir.

BeslenmeBeslenme durumuFiziksel aktivite+5
Gülşen Delikanlı Akbay
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Juvenil sistemik lupus eritematozus hastalarının beslenme durumları ile kardiyovasküler risk faktörleri ve serum adipokin düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Sistemik lupus eritematozus (SLE)'ta ateroskleroz, dislipidemi, diyabet, metabolik sendrom ve obezite gibi komplikasyonların önlenmesinde ve tedavisinde beslenmenin önemi büyüktür. Bu çalışma, SLE'li adölesanların beslenme durumları ve diyet örüntüleri ile kardiyovasküler risk faktörleri ve serum adipokin (leptin, adiponektin) düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Romatoloji ünitesinde SLE tanısı ile takip edilen 24 adölesan (vaka) ve 24 sağlıklı adölesan (kontrol) olmak üzere toplam 48 adölesan katılmıştır. Bireylere genel özelliklerini, sağlık durumlarını, besin tüketim sıklıklarını ve antropometrik ölçümlerini değerlendirmeye yönelik anket formu uygulanmış, serum adipokin düzeyleri ve diğer biyokimyasal bulgular (kan lipit profili, D vitamini, B12 ve B6 vitamini, homosistein) için kan örnekleri alınmıştır. KIDMED kalite indeksi uygulanmıştır. Çalışmanın başlangıcında hastalara verilen beslenme önerilerinin etkinliğini değerlendirmek amacıyla SLE'li bireyler 12 hafta boyunca izlenmiştir. SLE'li bireylerin bel çevresi, beden kütle indeksi (BKİ),toplam yağ yüzdesi (%) ve bel/boy oranı kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek olarak bulunmuştur (p<0,05). Hastalık aktivitesi (SLEDAI) ile vücut ağırlığı, BKİ, toplam yağ yüzdesi ve bel çevresi arasında doğrusal bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Her iki grup arasında enerji ve makro besin ögeleri alımları açısından istatiksel olarak önemli bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Buna karşın vaka grubundaki bireylerin enerjinin karbonhidrat ve yağlardan gelen oranları kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Vaka grubundaki adölesanların %95,8'inde D vitamini yetersizliği (≤30ng/dL) saptanmış olup gruplar arasında önemli bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Ayrıca vaka grubundaki adölesanların HDL düzeyleri (50,3±13,2 mg/dL) kontrol grubuna (58,6±10,9 mg/dL) göre anlamlı düzeyde düşük, total kolestereol/HDL oranı ise daha yüksek bulunmuştur (vaka:3,2±0,8; kontrol:2,7±0,5 p<0,05). Adölesanların serum leptin ve adiponektin düzeyleri karşılaştırıldığında vaka grubunun leptin düzeyleri kontrol grubuna göre önemli oranda yüksek bulunmuştur (vaka:166,33±167,3pg/mL, kontrol: 52,8±59,4pg/mL)(p<0,05). Serum leptin düzeyleri serum trigliserit (r=0,535), LDL (r=0,324) ve toplam kolesterol (r=0,349) düzeyleri ile doğrusal yönlü bir korelasyon göstermektedir(p<0,05). Beslenme önerilerine uyumun değerlendirildiği araştırmanın ikinci aşamasında BKİ'de istatiksel olarak önemli (p<0,05) bir artış olmakla birlikte diyetle toplam yağ ve doymuş yağ alımında azalma (p<0,05), posa, C vitamini, potasyum, magnezyum, fosfor ve folat alımında artış olduğu saptanmıştır (p<0,05). Diyet kalite indeksi (KIDMED) puanlarında (başlangıç: 4,7±2,3, 12 hafta sonra: 5,5±2,4) da istatiksel olarak önemli olmayan bir artış olduğu saptanmıştır (p>0,05). Kan lipit düzeylerinde herhangi bir fark görülmezken, serum leptin düzeylerinde artış olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda SLE'li adolesanların beslenme durumları ve diyet örüntüleri ile kardiyovasküler risk faktörleri düzeyleri arasındaki önemli bir ilişki olduğu gösterilmiştir. SLE hastalarında ateroskleroz, dislipidemi, metabolik sendromve obezite gibi komplikasyonların önlenmesinde ve tedavisinde beslenme tedavisi ve eğitimi önemlidir.

AdipokinlerBeslenmeBeslenme durumu+4
Sine Yılmaz
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Şizofreni hastalarında diyetin toplam antioksidan kapasitesinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, şizofreni hastalarında diyetin toplam antioksidan kapasitesinin oksidatif hasara etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya, Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 40 şizofreni hastası ve 30 sağlıklı birey olmak üzere çalışma kriterlerine uyan ve gönüllü 25-55 yaş arası toplam 70 kişi dahil edilmiştir. Çalışma kapsamında, bireylerin genel özelliklerine ilişkin bilgiler ve beslenme alışkanlıkları sorgulanmış, üç günlük bireysel besin tüketimleri ve 24 saatlik geriye dönük fiziksel aktiviteleri kaydedilmiştir. Katılımcıların antropometrik ölçümleri yapılmış ve rutinde bakılan bazı kan parametreleri hasta dosyalarından alınmıştır. Rutin analiz için toplanan kanlardan artan serum örneklerinde oksidatif hasar belirleyicisi 8-OHdG analizi yapılmıştır. Besin tüketim kayıtlarından bireylerin günlük enerji, makro ve mikro besin ögesi alımları, dTAC değerleri ve oksidatif denge skoru hesaplanmıştır. Şizofreni hastalarında günlük diyetle posa, n-3 yağ asitleri, niasin, pridoksin, magnezyum, demir ve çinkoyu yetersiz alanların oranı, sağlıklı bireylere kıyasla daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Farklı veri tabanları kullanılarak hesaplanan dTAC değerlerine göre; Carlsen ve Pellegrini FRAP (Ferrik iyon indirgeyici antioksidan güç), TEAC (Troloks eşdeğeri antioksidan kapasite), H-ORAC (Hidrofilik Oksijen Radikalini Soğurma Kapasitesi) şizofreni hastalarında sağlıklı bireylere göre anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur (sırasıyla p=0,010, p=0,024, p=0,020, p=0,045). Toplam oksidatif denge skoru, şizofreni hastaları ve sağlıklı bireylerde benzerdir (p=0,379). Son altı ayda şizofreni hastalarının %80'inin ,sağlıklı bireylerin ise %30'unun vücut ağırlığı artmıştır (p=0,015). Fiziksel aktivite düzeyleri bakımından şizofreni hastalarının %77,5'i, sağlıklı bireylerin ise %40,0'ı sedanterdir (p=0,006). Oksidatif DNA hasarının bir göstergesi olan 8-OHdG seviyesi şizofreni hastalarında sağlıklı bireylere göre daha yüksektir, fakat bu fark anlamlı değildir (p=0,099). Serum 8-OHdG seviyesi ile farklı analiz yöntemleriyle hesaplanan dTAC değerleri ile arasında bir ilişkili bulunamamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, şizofreni hastaları; düşük dTAC değerlerine, düşük fiziksel aktivite düzeyine ve yüksek oksidatif hasara sahip olduğu görülmüştür. Şizofreni hastalarında morbidite risklerini önlemek için beslenme ve fiziksel aktivite durumları düzenli olarak takip edilmelidir. Hastaların diyetine uygun olarak besin çeşitliliği sağlanmalı, diyetin TAC içeriği geliştirilmeli, bireylerin moral ve motivasyonları desteklenerek yaşam kalitesi arttırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, beslenme durumu, fiziksel aktivite düzeyi, antioksidan, oksidatif stres.

AntioksidanlarAntioksidanlarBeslenme durumu+5
Gülbin Özüağ
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İnsülin direnci olan obez erkeklerde diyet ve egzersizin irisin ile lipasin üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı, insülin direnci olan obez erkeklerde kısa süreli asidik ve alkali beslenme müdahalelerinin akut aerobik egzersize verilen irisin, lipasin ve glikoz yanıtları üzerine etkilerini karşılaştırmaktır. Çalışmaya insülin direnci olan, 11 obez erkek (Yaş: 34,63±4,12 yıl; Beden kütle indeksi: 35,68±4,38 kg/m2) katılmıştır. Katılımcıların sağlık kontrolleri yaptırılmış, vücut kompozisyonları dual X-ray absorbtiometri ile, dinlenik metabolik hız ve maksimum oksijen tüketimleri indirekt kalorimetre yöntemi ile belirlenmiştir. Katılımcılara rastgele çapraz düzende, birer hafta süre ve aralarında iki günlük arınma dönemleriyle, üç farklı izokalorik diyet (konrol, asidik, bazik) 7 gün uygulanmıştır. Her diyet uygulamasından sonra sekizinci günde ise akut aerobik egzersiz (koşu bandında maksimal kalp atım hızının (KAH) %65'inde 36 dk) yaptırılmıştır. Egzersizden 1 saat önce, hemen sonra ve 1 saat sonra alınan kanlarda glikoz, insülin, irisin ve lipasin düzeyleri belirlenmiştir. Diyet uygulamalarının incelenen değişkenler üzerine etkisini karşılaştırmak amacıyla Friedman varyans analizi kullanılmıştır. İrisin ve lipasinde egzersiz ve beslenmeye bağlı anlamlı bir değişiklik gözlenmemiştir (p>0,05). Egzersiz öncesi insülin, bazik beslenmede diğer iki duruma göre daha düşüktür (p<0,05). Glikoz, üç beslenme durumunda da egzersiz öncesine göre, sonrasında ve 1 saat sonrasında düşüktür (p<0,05). Ayrıca katılımcıların aynı KAH'a ulaşmak için, bazik diyetteki koşu hızı asidik duruma göre daha yüksektir (p<0,05). İnsulin direnci olan obez erkeklerde, asidik ve bazik beslenme sonrasında irisin ve lipasin düzeylerinde egzersize bağlı bir değişiklik görülmemiştir (p>0,05). Glikozda egzersize bağlı düşüş beklenen bir yanıt olup diyetten bağımsızdır. Ancak bazik beslenme programından sonra, aynı kalp atım hızında daha yüksek koşu hızı değerlerine ulaşılması, bazik beslenmenin egzersiz performansını iyileştirdiğine işaret etmektedir.

BeslenmeBeslenme durumuDiyet+7
Naile Faideci Keskin
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Adolesanlarda yazılı ve görsel medyanın beslenme ve fiziksel aktivite durumuna etkisi

Bu araştırma, adolesanların yazılı ve görsel medyanın beslenme ve fiziksel aktivite durumuna etkisinin saptanması amacı ile tanımlayıcı araştırma olarak planlanıp yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini Mayıs 2017-Haziran 2017 tarihleri arasında Sakarya ilinde bulunan Sakarya Serdivan Mithatpaşa Anadolu Lisesi ve Özel Sakarya Uğur Değişim Anadolu Lisesi 9. Ve 10. sınıflarında öğrenim gören 14-17 yaş aralığında 182 öğrenci oluşturmaktadır. Beslenme alışkanlıkları, medyanın beslenme ve fiziksel aktivite durumuna etkisi için daha önce yapılmış bilimsel çalışmalardan yararlanılarak araştırmacı tarafından 25 soruluk bir anket düzenlenmiştir. Bu kapsamda kişisel bilgileri, beslenme alışkanlıkları, sosyal medyanın etkileri ve fiziksel aktivite durumları sorgulanmıştır. Anketler araştırmacı tarafından açıklama yapılarak uygulanmıştır. İstatiksel hesaplamalarda SPSS 20 programı kullanılmış olup bulguların değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatiksel metodlarınyüzde, frekans dağılımı, ki-kare test ve mann whitney u test istatistiği analizleri kullanılmıştır. P değerinin 0,05'ten küçük olduğu durumlarda gruplar arası fark anlamlı kabul edilmiştir. Elde edilen bulgular değerlendirildiğinde öğrencilerin %54,5'inin öğün atladıkları, en çok atlanılan öğünün ise %63,3 ile kahvaltı olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin medyadan etkilenerek zayıflama ya da kilo verme girişiminde bulunması ile cinsiyetler arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (P<0,05). Okulların medyada yer alan cips ve enerji içecekleri ile ilgili yazı/haberlerden etkilenme durumları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (P<0,05). Öğrencilerden düzenli fiziksel aktivite yapanların günlük ortalama 62,15 dakika fiziksel aktivite yaptıkları bulunmuştur. Bu konu üzerinde daha çok araştırma yapılmasına ihtiyaç duyulmakla birlikte bilimsel çalışmalarla desteklenmiş bilgiler ışığında, adolesanların ve ailelerinin beslenme eğitimi ile desteklenmeleri, adolesanların yazılı ve görsel medyadaki beslenme ve diyet konularını bilinçli bir şekilde takip etmeleri ve adolesanların fiziksel aktivite konusunda teşvik edilmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir.

BeslenmeBeslenme durumuErgenler+5
Güleyfe Beyza Yıldırım
Haliç University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Beden kütle indeksi (BKİ) 18,5 'in altında olan üniversite öğrencilerinin yeme tutumları ile sağlık ve beslenme durumları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışma Beden Kütle İndeksi 18,5'in altında olan üniversite öğrencilerinin yeme tutumları ile sağlık ve beslenme durumları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya Haliç Üniversite'sinde eğitim alan Beden Kütle İndeksi 18,5'in altında olan 19-26 yaş arası 70 katılımcı (59 kız, 11 erkek) dahil edilmiştir. Katılımcılara kişisel özellikleri, sağlık durumlarını ve beslenme alışkanlıklarını belirten sorular, yeme tutum testi, besin tüketim sıklığı, bir günlük besin tüketim kaydını içeren anket uygulanmıştır. Yapılan çalışmada öğrencilerin boy ölçümleri 1,6 ile 1,9 m arasında ve ortalama 1,67±0,08 m; kilo ölçümleri ise 40 ile 65 kg arasında ortalama 48,80±5,02 kg; beden kütle indeksi hesaplanan değerleri ise 15 ile 18,6 kg/m2 arasında olup ortalama 17,48±0,84 kg/m2'dir. Yeme tutum puanları ortalama 15,84±6,62 saptanmıştır. Puanlara göre öğrencilerin %95,7'sinde yeme bozukluğu saptanmazken, %4,3'ünde yeme bozukluğu saptanmıştır. Öğrencilerin %15,7'sinin her zaman öğün atladığı görülmüş olup günlük aldıkları ortalama enerji miktarı 1264,49±444,91 kkcal bulunmuştur. Günlük enerjinin ortalama %47,34'ü karbonhidratlardan, %15,10'u proteinden, %36,75'i yağlardan geldiği tespit edilmiştir. Öğrencilerin %21,4'ü sigara, %5,7'si alkol kullanmaktadır. Öğrencilerin lif, vitamin ve mineral ölçümleri değerlendirildiğinde; vitamin C'nin alımının normal değerlerde olduğu, lif, vitamin A, vitamin D, vitamin B12, folat, kalsiyum, çinko ve demirin günlük alımının önerilen değer aralığının altında olduğu gözlemlenmiştir. Bu da bize öğrencilerin günlük alınması gereken besin öğelerini yeteri kadar almadıklarını, yeterli ve dengeli beslenemediklerini göstermektedir. Veriler NCSS (Number Cruncher Statistical System) 2007 ve BEBİS (Beslenme Bilgi Sistemi) ile değerlendirmeye alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Üniversite öğrencileri, zayıflık, beden kütle indeksi, yeme tutum testi, beslenme bilgi düzeyi

Beslenme davranışıBeslenme durumuBilgi+5
Gülce Uyanık
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Depresyon tanısı almış olan bireylerle sağlıklı bireylerin gıda tüketiminin karşılaştırılması

DEPRESYON TANISI ALMIŞ OLAN BİREYLERLE SAĞLIKLI BİREYLERİN GIDA TÜKETİMİNİN KARŞILAŞTIRILMASI Depresyonla gıda tüketimi arasındaki ilişki birçok bilimsel çalışmanın konusu olmuştur. Bu çalışmada geniş literatür kaynakları taranarak depresyonun tanımı, çeşitleri ve tedavi şekilleri incelenmiş, depresyonla beyin, ince bağırsak ve beslenme arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Ayrıca depresyonla ilişkili olduğu bilimsel çalışmalardan belirlenen A vitamini, B grubu vitaminleri, D vitamini, Omega 3 ve Çinko gibi besin öğeleri bu kapsamda incelenmiş ve kanıta dayalı bilgi sunulmuştur. Bu çalışma, Eylül 2017 – Ocak 2019 tarihleri arasında İstanbul'da özel bir danışmanlık merkezine gelen 18-64 yaş aralığındaki işitme ve anlama problemi olmayan çalışmaya katılmak için gönüllü olan 100 bireyle yapılmıştır. Çalışmanın örneklemi 100 bireyden ( psikiyatrist tarafından depresyon tanısı konulmuş 50 birey ile herhangi bir sağlık sorunu olmayan 50 birey ) oluşmuştur. Araştırmaya katılan bireylerin genel bilgileri, sağlık durumları, antropometrik ölçümleri, besin tüketim sıklığı ve besin tüketim kayıtlarını incelemek için yüz yüze soruşturma yöntemi kullanılarak anket (EK 2) uygulanmıştır. Bu çalışma depresyon görülen grup ve görülmeyen grup arasındaki gıda tüketiminin karşılaştırılması yoluyla depresyon görülmesi üzerine besin tüketiminin etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür Literatürdeki çalışmalara bakıldığında B12 vitamini, Folik asit, D vitamini, Omega 3 gibi bazı mikrobesin öğelerinin yetersiz alınmasının depresyon üzerinde olumsuz etkilerinin olduğu gözlenmektedir. Depresyon gözlenen grup ve depresyon gözlenmeyen grup arasında günlük alınan A vitamini, B12 vitamini, Folik asit, D vitamini, Omega 3 yağ asitleri bakımından istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmamıştır ( p > 0.05). Depresyon gözlenen grup ve depresyon gözlenmeyen grubun ikisininde de günlük alınan çinko ve bakır miktarları günlük önerilen DRI değerlerinin altındadır. Depresyon gözlenen grup ve depresyon gözlenmeyen grup arasında günlük alınan çinko ve bakır miktarları bakımından istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur ( p < 0.05). Depresyon gözlenmeyen grubun günlük aldığı çinko ve bakır miktarlarının depresyon görülen grubundan fazla olduğu gözlenmiştir. Bu çalışmada her ne kadar depresyonla B12 vitamini, Folik asit ( B9 vitamini ), D vitamini, Omega 3 arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamasıyla birlikte yaptığımız geniş literatür araştırmasında bu mikrobesinler ve depresyon arasında ilişki bulan birçok bilimsel çalışma vardır. Bu çalışmada mikrobesinlerle depresyon arasında geniş kapsamlı istatistiksel ilişki kurulamamasında örneklem sayısının az olması veya katılımcıların anketteki günlük besin tüketim verilerinin de etkili olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Depresyon, beslenme, gıda

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme durumu+3
Ahmet Sulukaya
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İki-altı yaş grubu çocukların anne sütü alma düzeylerine göre enfeksiyon hastalıkları görülme sıklığının ve besin tüketim düzeylerinin değerlendirilmesi

Çalışma, iki-altı yaş grubu çocukların anne sütü alım düzeylerine göre enfeksiyon hastalıkları görülme sıklığının ve besin tüketim düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür. Kasım 2018-Şubat 2019 tarihleri arasında, İstanbul'un Şişli ilçesinde iki anaokulunda bulunan, iki-altı yaş grubu 131 çocuk çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmanın verileri, altı bölümden oluşan anket formundan elde edilmiştir. Anketin birinci bölümünde çocuğa ait, ikinci bölümünde ise aileye ait genel bilgiler bulunmaktadır. Üçüncü bölümde çocuğun sağlık durumu ve kullandığı ilaçlar sorgulanmış, dördüncü bölümde beslenme alışkanlıkları incelenmiştir. Anketin beşinci bölümü çocuğun besin tüketim sıklığını belirlemeye yöneliktir. Anketin altıncı bölümünde ise, annelerin enfeksiyon hastalıkları ve hijyen konusundaki davranışlarını saptamaya yönelik ölçek kullanılmıştır. Ayrıca çalışmada, bir gün hafta içi, bir gün hafta sonu olmak üzere birbirini takip eden iki günlük besin tüketim kaydı da bulunmaktadır. Besin tüketimlerinin analizi için Beslenme Bilgi Sistemleri Paket Programı (BEBİS), elde edilen verilerin istatistiksel analizi için ise SPSS (Statistical Package for Social Sciences) programı kullanılmıştır. Analiz sonucunda, çocukların %46,6'sının erkek, %53,4'ünün kız olduğu görülmüş olup, antropometrik ölçüm değerlerinden beden kütle indeksinin, en yüksek %22,1 oranı ile 50-75. persentil arasında olduğu belirlenmiştir. Çocukların %11,5'i altı ay, %47,3'ü ise 7-24 ay anne sütü almıştır. Solunum yolu enfeksiyonları çocukların %79,4'ünde, kulak burun boğaz enfeksiyonları %81,7'sinde, üriner sistem enfeksiyonları %15,3'ünde, mide-bağırsak enfeksiyonları %29,8'inde görülmüştür. Günlük ortalama enerji ve besin öğesi tüketimlerinin çocukların yaşı, cinsiyeti ve geçirilen enfeksiyon sıklığı ile ilişkili olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Çocuklarda görülen enfeksiyon hastalıkları sıklığı ile anne sütü alım düzeyi arasındaki ilişki değerlendirildiğinde, sadece üriner sistem enfeksiyonları sıklığı ile anne sütü tüketimi arasında anlamlı ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır (p<0,05).

Anne sütüBeslenmeBeslenme durumu+7
Gökçen Özüpek
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Adolesanlarda genel beslenme durumu ve fiziksel aktivite profili

Bu çalışma Mersin ilinin Anamur ilçesinde bulunan Anamur Anadolu Lisesi'nde eğitim gören 131'i kız ve 96'sı erkek öğrenciden oluşan toplam 227 öğrenci ile yürütülmüştür. Tanımlayıcı olarak planlanan araştırmada veriler Nisan-Mayıs 2019 tarihleri arasında uygulanan anketlerle elde edilmiştir. Bu kapsamda; öğrencilerin sosyo-demografik durumları, genel beslenme alışkanlıkları, sağlık durumları ve fiziksel aktivite profilleri saptanmıştır. Araştırma sonucu elde edilen bulguların istatistiksel analizleri için SPSS 20 programı kullanılmıştır. Bireylerden elde edilen verilerin ortalama, standart sapma, sayı ve yüzde değerleri belirlenmiştir. Bulguların değerlendirilmesinde ki-kare test analizi kullanılmıştır. P değerinin 0,05'ten küçük olduğu durumlarda gruplar arası fark anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular değerlendirildiğinde çalışmaya katılan öğrencilerin yaş ortalamasının 15,6±1,06 olduğu belirlenmiş, annenin %37'sinin ve babanın %30.8'inin ilkokul mezunu olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin %48.5'inin beslenme bilgi kaynağı olarak internetten yararlandığı, %22.5'inin özel beslenme programı uyguladığı tespit edilmiştir. Özel beslenme programlarını elde etme durumları incelendiğinde %9.4'ünün diyetisyen, %8.3'ünün internetten faydalandığı gözlemlenmiştir. Öğrencilerin %86.3'ünün günde 3 öğün veya 3 öğünden az tükettikleri saptanmıştır. Sabah kahvaltısı yapma durumu açısından kız ve erkek öğrenciler arasında istatistiksel olarak önemli fark bulunmuştur (p<0,05). Kız öğrencilerin %15,2'sinin iştahsızlık, erkek öğrencilerin %10,4'ünün vakit olmamasından dolayı kahvaltıyı atladıkları gözlemlenmiştir. Öğrencilerin balığı seyrek, tavuğu ve kırmızı eti az tükettikleri görülmüştür. Sebze tüketim sıklığının az olduğu ve meyve, kuru meyve, yağlı tohum tüketiminin çok olduğu belirlenmiştir. Erkek öğrencilerin yumurta tüketim sıklığı, kız öğrencilere göre yüksek olmasına rağmen öğrencilerin düşük düzeylerde yumurta tükettikleri saptanmıştır. Kız öğrencilerin %33,92'si ve erkek öğrencilerin %31,28'inin içeceklerine şeker ilave ettiği tespit edilmiştir. Kız ve erkek öğrencilerin düzenli fiziksel aktivite yapma durumu arasında istatistiksel olarak önemli fark bulunmuştur (p<0,001). Erkeklerin kızlardan daha çok fiziksel aktivite yaptıkları (%65) dikkat çekmektedir. Düzenli fiziksel aktivite yapan öğrencilerin %49,4'ünün haftada 1 saatten az yaptıkları saptanmıştır. Kız ve erkek öğrenciler arasında fiziksel aktivite yapma durumu (p<0,001) ve sıklığı açısından istatistiksel olarak önemli fark olduğu gözlenmiştir (p<0,002). Bilgisayar başında zaman geçirme durumları incelendiğinde; kız ve erkek öğrenciler arasında anlamlı fark olduğu belirlenmiştir(p<0.001). Okula yürüyerek giden öğrenci oranı düşük bulunmuş, çoğunluğun günde 6-7 saat uyuduğu tespit edilmiştir.

Besin tercihleriBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+3
Aslı Yaşatürk
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Aralıklı oruç uygulayan sağlıklı bireylerin vücut parametrelerinde görülen değişiklikler

Beslenme, sağlıklı bir hayatın temelini oluşturan en önemli ihtiyaçtır. Beslenme dengesizliği sonucu oluşan ve giderek artmakta olan aşırı kilo, bireylerin yaşam kalitelerini düşürmekte ve ilerleyen zamanlarda daha ciddi sağlık problemlerine yol açmaktadır. Günümüzde değişen beden algısıyla birlikte, daha az çabayla hızlı sonuç alma beklentisi bireyleri farklı beslenme arayışlarına yöneltmektedir. Bireyleri alışılmışın aksine besin seçimi konusunda sınırlamaktan çok, zaman kısıtlaması yaratarak uygulanan ve sağlığın iyileştirilmesi üzerine etkileri olduğu düşünülen aralıklı açlık bireylere yeni bir beslenme anlayışı oluşturmaktadır. Bu araştırma, aralıklı oruç uygulayan sağlıklı bireylerin vücut parametrelerinde görülen değişikleri saptamak amacıyla yapılmıştır. İstanbul'da bulunan özel bir diyetisyen kliniğine 2020 yılının şubat ve nisan ayları arasında, kilo kaybı sağlamak amacıyla gelen, 40'ı kadın, 12'si erkek, 52 birey araştırmaya katılmıştır. 4 hafta uygulanan ve her bireyin gereksinimine göre hazırlanan aralıklı açlık sonrası vücut parametrelerinde görülen değişiklikleri saptamak amacıyla ölçüm sonuçları alınmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri IBM SPSS 22 programı ile değerlendirilmiştir. Kadın ve erkek bireyler ayrı ayrı incelendiği zaman her iki cinsiyette de aralık açlık sonrası vücut ağırlığında, vücut yağ kütlesinde, vücut yağ yüzdesinde azalmalar meydana gelmiştir. Kadın bireylerin vücut ağırlığı ortalama 5.58 kg, vücut yağ kütleleri 4.71 kg ve vücut yağ oranları %3.57 azalmıştır(p<0,05). Erkek bireylerin vücut ağırlığı ortalama 5.66 kg, vücut yağ kütleleri 3.76 kg azalmıştır(p<0,05). Vücut yağ oranlarında %2.30 azalma görülürken bu fark anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Kadın bireylerin iç yağlanmasında azalma görülürken erkek bireylerin iç yağlanması değişmemiştir (p<0,05). Bireyler için farklı bir diyet yaklaşımı yaratan aralıklı açlık, olumlu sonuçlar elde edilmesini sağladığı halde, üzerinde daha fazla araştırma yapılmasına ihtiyaç duyulan bir beslenme biçimidir. Anahtar Kelimeler: Beslenme, Sağlıklı Beslenme, Aralıklı Oruç, Aralıklı Açlık

AçlıkBeslenmeBeslenme durumu+3
Derin Kurşun
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Menopoz döneminde olan kadınların beslenme durumlarının ve bitkisel ürün kullanımlarının değerlendirilmesi

Menstürasyonun bitmesiyle birlikte kadın hayatında menopoz dönemi başlamaktadır. Bu çalışma yaşları 40-60 aralığında olan 83 menopozlu kadın ile Balıkesir ilinde yürütüldü. Bireylere uygulanan anket sonuçları ile demogrofik özellikleri, genel sağlık bilgileri, bitkisel ürün kullanım ve beslenme durumları saptandı. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalamasının 53,35±4,66 yıl, menopoz yaş ortalaması 47,73±4,95 yıl olarak bulundu. Menopoz döneminde olan kadınlarda en çok görülen yakınma %69,9 oranla sıcak basması olarak tespit edildi. Katılımcılara yakınmalarla baş etme durumları sorulduğunda, %37,3'ünün bitkisel ürün kullandığı saptanmış ve bitkisel ürün kullanan kişilerin %73'ü bitkisel ürünlerin yakınmalara fayda sağladığını ifade etmektedir. Kişilerin ortalama kalori alımları 1243,98±1046,99 kkal, protein alımları 42±13,27 g, karbonhidrat alımları 90,39±32,26 g ve yağ alımları ortalama 48,92±16,62 g olarak buludu. Katılımcıların bitkisel ürün kullanım sıklığı ile adaçayı tüketimi ve bitkisel ürün kullanım sıklığı ile kullanılan bitkisel ürün türleri arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p=0,05). Hayıt ve karayılan otu kullanım durumları ile sinirlilik yakınmasının görülme durumları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p=0,05). Çin melekotu, keten tohumu ve sarı kantaron kullanım durumları ile çarpıntı yakınmasının görülme durumları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p=0,05). Tablet kullanım durumu ile bitkinlik ve halsizlik yakınmasının görülme durumları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p=0,05). Bitkisel ürün kullanım durumuna göre protein (%) ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Bitkisel ürün kullanım durumuna göre enerji alımı, protein (g), karbonhidrat (g), karbonhidrat (%) ve posa (g) ortalamaları arasında anlamlı farklılıklar elde edilemedi (p=0,05). Menopoz dönemi kadın hayatı birçok açıdan etkilenmektedir. Bu süreçten daha az etkilenmek için profesyonellerden destek alınması gerekmektedir.

Belirti ve semptomlarBeslenmeBeslenme durumu+3
Esmanur Savaş Güneş
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal destek hizmetleri müdürlüğü, sosyal destek hizmetleri birimi'nden yardım alan 18-45 yaş arasındaki kadın bireylerde besin güvencesizliği ve diyet kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Besin güvencesi, insanların sağlıklı bir yaşam için gerekli olan besin ihtiyaçlarını ve gıda önceliklerimi karşılayabilmek amacıyla yeterli, sağlıklı, güvenilir ve besleyici gıdaya fiziksel ve ekonomik bakımdan sürekli olarak erişebilmelerini kapsar. Sosyoekonomik düzeye bağlı olarak, diyet kalitesinde düşüşle birlikte besin güvencesizliği kadınların beslenmesini etkileyebilmektedir. Bu çalışmanın amacı, sosyal yardım alan kadınlarda besin güvencesizliği ve diyet kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışma Ağustos 2022-Eylül 2022 tarihleri arasında Şişli Belediyesi Sosyal Destek Hizmetleri Müdürlüğü, Sosyal Destek Birimi'nden yardım alan 18-45 yaş aralığındaki 116 gönüllü kadın üzerinde yapılmıştır. Gönüllülere Hanehalkı Besin Güvencesizliği Erişim Ölçeği, 24 saatlik tüketim kaydı, sosyodeografik form, beslenme alışkanlıkları ve antropometrik ölçümleri içeren anketler yüz yüze görüşülerek uygulanmıştır. Ayrıca, bireylerin antropometrik ölçümleri alınarak beden kütle indeksleri (BKİ), bel/kalça oranları hesaplanmıştır. Çalışmaya katılan kadınların HFIAS puanları ile SYİ-2010 puanları arasındaki ilişki durumu incelendiğinde, kadınların "HFIAS Toplam" puanları ile "SYİ-2010 Toplam" puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon olmadığı (r=-0.017; p>0.05) bulundu. Bireylerin toplam diyet kalitesinin ölçülebilmesi için geliştirilmiş olan araçlardan biri SYİ'dir. Kadınlarda yapılan bu çalışmada sağlıklı yeme indeksi ve besin güvencesizliği arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Kadınlarda besin güvencesizliği ve enerji (kcal)" değerleri arasında anlamlı pozitif zayıf (r=0.320; p<0.001), "CHO (g)" değerleri arasında anlamlı pozitif zayıf (r=0.315; p<0.01), "Protein (%)" değerleri arasında anlamlı negatif zayıf (r=-0.300; p<0.01), "Yağ (g)" değerleri arasında anlamlı pozitif zayıf (r=0.279; p<0.01) olarak bulundu. Ülkemizde, kadınlarda besin güvencesizliği ve diyet kalitesi arasındaki ilişkinin nedenleriyle beraber daha iyi anlaşılabilmesi için daha geniş örneklemde çalışmalara ihtiyaç vardır.

BeslenmeBeslenme durumuDiyet kalitesi+5
Gizem Hocaoğlu
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kardiyovasküler hastalığı olan 40-70 yaş aralığındaki bireylerin beslenme alışkanlıklarının incelenmesi

Tüm dünyada ölüm nedenlerinin başında kardiyovasküler hastalıklar gelmektedir.Bu nedenle kardiyovasküler hastalıklardan korunma ve tedavi sürecinin iyileştirilmesi en sık yapılan araştırma konularındandır. Bu çalışmada, kardiyovasküler hastalığı olan 40-70 yaş aralığındaki bireylerin beslenme alışkanlıklarının incelenmesi amaçlanmıştır. İstanbul'da faaliyet gösteren bir devlet hastanesinin Kalp-Damar Cerrahisi Polikliniğine başvuran yaşları 40-70 aralığındaki 96 erkek-73 kadından oluşan 169 bireyle 11 şubat - 11 mart 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan bireylere antropometrik ölçümleri, kullandığı ilaçlar, genetik yatkınlığa bakılmak üzere birinci derece akrabalarında var olan hastalıklar, fiziksel aktivite durumları, alkol ve tütün kullanımı gibi kardiyovasküler hastalıkların oluşumunda önemli olabilecek risk faktörleri sorulmuş, beslenme alışkanlıkları ve besin tüketim sıklığını içeren 3 bölümden oluşan anket formu uygulanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 (IBM SPSS, Türkiye) programı kullanılmıştır. Parametrelerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro Wilks testleri ile değerlendirilmiş ve parametrelerin normal dağılıma uygun olduğu saptanmıştır. Niteliksel verilerin karşılaştırılmasında Ki-kare testi kullanılmıştır. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Besin Tüketim Kaydı ile elde edilen günlük ortalama değerler, BEBİS ( Beslenme Bilgi Sistemi ) yazılımına girilerek saptanmış, kadın ve erkek bireylerin gereksinimleriyle karşılaştırılmıştır. Bireylerin BKI düzeyleri ile hastalık arasındaki ilişkisi değerlendirildiğinde kilolu bireylerde kardiyovasküler hastalıkların daha sık görüldüğü belirlenmiştir. Katılımcıların BKI ortalaması erkek bireylerde 30,4 kg/m², kadın bireylerde %29,3 kg/m² bulunmuştur. Beden Kitle İndeksine göre yapılan obezite sınıflandırmasında erkek bireylerin %56,3'nün, kadın bireylerin ise %50,7'sinin obez sınıfında olduğu belirlenmiştir. Erkek bireylerin günlük alınması gereken enerji miktarını, orta aktiviteli referans değere göre %73,7, kadın bireylerin ise %86,6 oranında karşıladığı saptanmıştır. Erkek bireylerin günlük alınması gereken yağ miktarını %128, kadın bireylerin ise %129, Çoklu Doymamış Yağ alınımında ise erkek bireylerin tüketiminin %150, kadın bireylerin ise %139 oranında karşıladığı belirlenmiştir. Günlük alınması gereken protein miktarını erkek bireylerin %82, kadın bireylerin ise %81 oranında, vücutta üretilen ve diyetle alımı miktarına dikkat edilmesi gereken kolesterolü ise erkek bireylerin %58,9, kadın bireylerin ise %55,8 oranlarında karşıladığı belirlenmiştir. Çalışmadan ortaya çıkan sonuç ve derlenen araştırmalar kardiyovasküler hastalıklar için bireyin denetimi altında olan risk faktörlerinden beslenmede yapılacak olan yaşam tarzı değişiklikleri ile hastalığın oluşma riski azaltılabilecek, tedavi süreci olumlu etkilenebilecektir. Anahtar Kelimeler: Kalp-Damar, kardiyovasküler hastalıklar, beslenme alışkanlıkları

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme durumu+4
Sena Cevahir
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00

Related subjects