Hemşirelik bakımı
310 theses under this subject heading
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan prematüre bebeklere uygulanan erken müdahale programının konfor ve gelişime etkisi
Amaç: Bu çalışma yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan prematüre bebeklerde, şefkatli dokunma ile birlikte ninni söylemenin erken dönemde konfora ve sonrasında gelişimsel destek programı uygulamanın gelişime etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Araştırma Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde 28 Kasım 2021- 18 Temmuz 2022 tarihleri arasında yapıldı. Örnekleme yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan 330/7 -366/7 gestasyon haftasındaki prematüre bebekler alındı. Örneklem çalışma grubunda n=27 ve kontrol grubunda n=30 olmak üzere n=57 prematüre bebekten oluştu. Veriler iki aşamada toplandı. Çalışma grubundaki bebeklere birinci aşamada annesi haftada üç kez ninni söyledi ve şefkatli dokundu. İkinci aşamada aynı bebeklere 40. gestasyon haftasından itibaren üç ay süre ile gelişimsel destek programı (GEDEP) uygulandı. Kontrol grubundaki bebeklere rutin bakım yapıldı. Verilerin toplanmasında, Anne ve Yenidoğan Tanıtıcı Bilgi Formu, Prematüre Bebek Konfor Ölçeği (PBKÖ), Gelişimsel Destek Programı Değerlendirme Formu, GEDEP kullanım kılavuzu formu ve Ses Desibel Ölçüm Cihazı kullanıldı. Veriler, Ki-kare testi, Student t-testi ve tek yönlü varyans analizi, Mann-Whitney U testi ve Wilcoxon testi ile değerlendirildi. Tekrarlı ölçümler için bağımlı gruplarda t testi ve Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanıldı. Bulgular: Çalışma ve kontrol grubunun uygulama öncesi PBKÖ puan ortalamaları uygulama sonrasına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti. Uygulama sonrası çalışma grubunun PBKÖ puan ortalamaları kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha düşüktü. Çalışma grubundaki bebeklerin birinci ayda sosyal duygusal gelişim becerisi -1, alıcı dil becerisi-2, alıcı dil becerisi-3, ifade edici dil becerisi-1, ifade edici dil becerisi-3 ve ifade edici dil becerisi-4, bilişsel beceri-1, bilişsel beceri-2 ve küçük kas becerisi-1 becerilerini yapabilme oranları kontrol grubundaki bebeklere göre daha fazlaydı (p<0,05). Çalışma ve kontrol grubundaki bebeklerin ikinci ayda alıcı dil becerisi-3 becerisini yapabilme oranları arasında anlamlı fark varken, alıcı dil becerisi-1, alıcı dil becerisi-2, ifade edici dil becerileri ve motor becerilerin tüm alanlarında fark yoktu. Çalışma ve kontrol grubundaki bebekler arasında üçüncü ayda alıcı dil becerileri, ifade edici dil becerileri ve motor becerilerin tüm alanlarında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmazken, çalışma grubunun bilişsel beceri-4 becerisini yapabilme oranı kontrol grubuna göre daha fazlaydı ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Sonuç: Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan prematüre bebeklere şefkatli dokunmayla birlikte ninni söylenmesi, bebeğin konforunun artmasına, şefkatli dokunmayla birlikte ninni söylenmesi ve GEDEP uygulaması sosyal duygusal gelişim, dil gelişimi ve bilişsel gelişime olumlu etki gösterdi.
Evde bakılan bireylerin roy adaptasyon modeline temellenen hemşirelik bakımının bakıcıların bakım yüküne etkisi
Bu çalışma, evde bakılan bireylerin Roy Adaptasyon Modeline temellenen hemşirelik bakımının bakıcıların bakım yüküne etkisini belirlemek amacıyla kesitsel ve yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırma, Ağustos 2020 - Ağustos 2021 tarihleri arasında Muğla Büyükşehir Belediyesi Menteşe Evde Bakım Birimden hizmet alan gönüllü yaşlı ve bakım veren bireyler ile yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi, 20 müdahale, 20 kontrol grubu yaşlı birey ile 40 bakım veren bireyden oluşmuştur. Her iki grubun yaş, cinsiyet ve algı durumları eşitlenmiştir. Veriler, sosyo-demografik özelliklerini içeren anket formu, Standadize Mini Mental Test, Yaşlılarda Uyum Güçlüğünü Değerlendirme Ölçeği, Roy Adaptasyon Modeli Tanılama ve Hemşirelik Bakım Planı Formu ve Bakım Veren Yükü Envanteri ile toplanmıştır. Çalışmanın istatistiksel analizi Statistical Package For The Social Sciences 24.0 versiyonu ile değerlendirilmiştir. Anlamlılık p < 0.05 olarak kabul edilmiştir. Normal dağılım göstermeyen değişkenlerimiz, Mann Whitney U Testi, Wilcoxan İşaretli Sıralar Testi ve Ki-kare testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Kontrol ve müdahale grubundaki yaşlı ve bakım veren bireylerin bireysel özellikleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Müdahale grubu yaşlı bireylerin uygulama öncesi ve sonrasında Yaşlılarda Uyum Güçlüğünü Değerlendirme Ölçeği puan ortalamalarında ve Standadize Mini Mental Test puanları arasında anlamlı fark olduğu (p<0.05), kontrol grubunda fark olmadığı (p>0.05) saptanmıştır. Müdahale grubu bakım verenlerin uygulama öncesi ve sonrasında Bakım Veren Yükü Envanteri puanları arasında anlamlı fark olduğu (p<0.05); kontrol grubunda fark olmadığı (p>0.05) bulunmuştur. Evde bakılan yaşlı bireylerin yaşlılarda bilişsel değişikliğe uyumunu sağlamada RAM'nin etkin olduğu ve bakım vericilerin bakım yükünün azaltılması amaçlı kullanılabilir olduğu saptanmıştır. Daha geniş örneklem gruplarında modelin test edilmesi etkinliğin arttırılması önemli bir gösterge olacağı düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Yaşlı, bakım veren, RAM, hemşire, hemşirelik bakımı
Palyatif bakım hastalarına uygulanan abdominal masajın konstipasyon ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi
Başlık: Palyatif bakım hastalarına uygulanan abdominal masajın konstipasyon ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi Amaç: Araştırma palyatif bakım hastalarına uygulanan abdominal masajın konstipasyon ve yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacı ile ön test-son test kontrol grup tasarımlı randomize deneysel bir çalışma olarak planlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma Ekim 2022-Mayıs 2023 tarihleri arasında Eskişehir Şehir Hastanesi Palyatif Bakım Kliniğinde yatarak tedavi ve bakım alan hastalar ile örneklem seçim kriterlerine uyan 26 deney 26 kontrol olmak üzere toplam 52 gönüllü hasta ile gerçekleştirildi. Araştırma verilerinin toplanmasında Bireysel Tanıtıcı Özellikler Formu, Roma IV Konstipasyon Tanılama Kriterleri, Konstipasyon Ciddiyet Ölçeği, Konstipasyon Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanıldı. Araştırmadan elde edilen veriler tanımlayıcı istatistiksel metotlar, Ki Kare, Friedman, Mann Whitney U, Bonferroni Testi ile analiz edildi. Bulgular: Deney grubuna uygulanan abdominal masaj sonrası konstipasyon şiddetinde 5. gün ve 7. gün deney grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı farklılaşma olduğu bulgulandı. Deney grubuna uygulanan abdominal masaj sonrası yaşam kalitesinde 3. gün ve 7. gün deney grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu da bulgulandı. Sonuç: Bu araştırmada deney grubuna yedi gün boyunca uygulanan abdominal masaj sonucunda, abdominal masajın konstipasyonu azaltmada ve yaşam kalitesini arttırmada etkili olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Palyatif bakım, abdominal masaj, konstipasyon, yaşam kalitesi, hemşirelik bakımı
Hastanede çocuğu yatan ebeveynlerin hemşire destek düzeyleri ve sağlık bakım memnuniyetleri
Ebeveynlere, çocuklarının hastanede yatışı sırasında sağlanan hemşirelik desteği, hemşirelik uygulamasının hayati bir bileşenidir. Hemşireler hastanede çocuğu yatan ebeveynlere destek olduklarında, ebeveynlerin hastanede kalma sürecini daha iyi yönettiği, sağlık bakım memnuniyet düzeylerinde artış olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada, hastanede çocuğu yatan ebeveynlerin hemşire destek düzeyinin ebeveyn memnuniyeti ile ilişkisinin ölçülmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı ve kesitsel olan bu araştırma, Aralık 2019-Şubat 2020 tarihleri arasında, bir eğitim ve araştırma hastanesi genel çocuk servislerinde çocuğu yatan ve çalışmaya katılmayı kabul eden ebeveynler (f=143) ile yürütülmüştür. Araştırma verileri "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Hemşire Ebeveyn Destek Ölçeği (HEDÖ)" ve "PedsQL Sağlık Bakımı Memnuniyet Ölçeği (PedsQL-SBMÖ)" ile toplanmıştır. İstatistiksel analizlerde; tanımlayıcı istatistikler, Cronbach's Alpha, bağımsız gruplarda t-testi (student t-test); tek yönlü varyans analizi (ANOVA) Mann-Whitney U testi, Kruskall-Wallis ve Spearman Korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma kapsamına alınan ebeveynlerin yaş ortalamaları 32,30∓6,16 olup, ebeveynlerin HEDÖ ile PedsQL-SBMÖ toplam puan ortalamalarının sırasıyla; 64,16±20,75; 55,22±24,22 olduğu belirlenmiştir. Ebeveynlerin yaşlarına göre HEDÖ kaliteli bakım verme desteği alt boyutundan aldıkları puan ortancaları ve ebeveynlerin öğrenim durumuna göre PedsQL-SBMÖ teknik beceri alt boyutundan aldıkları puan ortancaları arasındaki fark anlamlıdır (p<0,05). Araştırmaya katılan çocukların akut ya da kronik hastalığa sahip olma durumuna göre HEDÖ toplam puan ortancaları ile alt boyutlarından aldıkları puan ortancaları arasındaki fark anlamlıdır (p<0,05). Ebeveynlerin HEDÖ ile PedsQL-SBMÖ toplam puan ortalamaları arasındaki ilişki yüksek düzeydedir (r=0,755; p<0,001). Çocuğu hastanede yatan ebeveynlerin hemşire ebeveyn destek düzeyleri ve sağlık bakım memnuniyet düzeyleri orta düzeydedir. Ebeveynlerin hemşirelerden aldıkları destek düzeylerinin ve ebeveyn sağlık bakım memnuniyetinin istendik düzeyde olması için konu ile ilgili hizmet içi eğitimlerin verilmesi gereklidir.
Psikotik hastaların bakım verenlerinin duygu dışavurum düzeyleri, aile işlevselliği ve etkileyen değişkenler
Bu çalışmada, psikotik bozukluk tanısı alan hastaların bakım verenlerinin duygu dışavurum düzeyleri, aile işlevselliğinin ve bunları etkileyen değişkenlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikteki bu araştırma Temmuz 2020-Aralık 2020 tarihleri arasında Gaziantep Şehitkamil Devlet Hastanesi, Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve bu hastanelere bağlı bulunan toplum ruh sağlığı merkezlerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın yapıldığı merkezlerde yatarak ve ayaktan tedavi gören ve psikotik bozukluk tanısı alan hastaların bakım verenleri araştırmanın evrenini, çalışmaya katılmayı kabul eden 180 bakım veren araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler, "Kişisel Bilgi Formu", "Duygu Dışavurumu Ölçeği (DDÖ)" ve "Aile Değerlendirme Ölçeği (ADÖ)" uygulanarak toplanmıştır. Verilerin analizinde bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi (One-way ANOVA), Pearson Korelasyon testi kullanılmıştır. Bu araştırmada bakım verenler tarafından yanıtlanan, ADÖ toplam puan ortalaması 2,32±,41, DDÖ toplam puan ortalaması 19,68±6,04, olarak belirlenmiştir. Bu sonuca göre psikotik hastalara bakım verenlerin duygu dışavurum düzeylerinin ve bakım verenler tarafından algılanan aile işlevselliklerinin sağlıksız düzeyde olduğu yorumu yapılmıştır. Bakım verenlerin ölçek puanlarıyla, bakım verenlerin ve hastaların çeşitli tanıtıcı özellikleri ve klinik özellikleri arasında ilişkilere rastlanmıştır. Psikiyatri hemşirelerinin psikotik bozukluk tanılı hastaların bakım verenlerine aile işlevselliğini ve duygu dışavurumunu uygun şekilde destekleyecek psikoeğitimler vermesinin hastaların yararına olacağı öngörülmektedir.
Pandemi sürecinde hemşirelerin COVID-19 korkusu ve tükenmişliğinin bakım davranışlarına etkisi
Çalışma, pandemi sürecinde hemşirelerin COVID-19 korkusu ve tükenmişliğinin bakım davranışlarına etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini, Ankara Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesi (n=112) ve Beytepe Murat Erdi Eker Devlet Hastanesi'nde (n=43) çalışan toplam 155 hemşire oluşturdu. Örneklemini ise; araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 131 hemşire oluşturdu. Çalışmanın verileri, hemşirelerin sosyodemografik özelliklerini ve pandemi sürecine ilişkin verileri içeren "Hemşire Bilgi Formu", "COVID-19 Korkusu Ölçeği", "Maslach Tükenmişlik Ölçeği" ve "Bakım Davranışları Ölçeği-24" ile toplandı. Verilerin analizi, SPSS sürüm 23 kullanılarak yapıldı. Tanımlayıcı istatistiklerde normal dağılıma sahip sürekli değişkenlerde ortalama ve standart sapma, normal dağılıma sahip olmayan sürekli değişkenler için ise ortanca, minimum-maksimum değerleri incelendi. Kategorik değişkenlerde sıklıklar ve yüzde kullanıldı. Çalışmamızın bulgularında; COVID-19 korkusu ile bakım davranışları arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki tespit edildi (p<0,05). Aynı zamanda tükenmişlik ile bakım davranışları arasında negatif yönlü anlamlı ilişki saptandı (p<0,05). COVID-19 korkusu ve tükenmişlik arttıkça hemşirelerin bakım davranışlarının azaldığı tespit edildi. Ayrıca, COVID-19 geçiren ve hastalığı ağır atlatan, aile üyelerinden COVID-19 tanısı alan, pandemi sürecinde normal mesai süresinden fazla çalışan, bakım davranışlarının olumsuz etkilendiğini düşünen, çalışma arkadaşlarıyla ilişkisinde değişiklik olan, aile ilişkileri olumsuz etkilenen ve çocuklarından ayrı kalmakta zorlanan hemşirelerin bakım davranışları anlamlı şekilde diğerlerinden düşük bulundu (p<0,05). Sonuç olarak, hemşireler pandemi sürecinde COVID-19 korkusu, tükenmişlik ve pandemiye ilişkin zorluklar yaşamaktadır. Bu durumda hemşirelerin bakım davranışlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Anahtar Sözcük: Pandemi, COVID-19 Korkusu, Tükenmişlik, Bakım Davranışı, Hemşire
Koroner anjiyografi uygulanacak hastaların işlem öncesinde yaşadıkları anksiyetenin azaltılmasında eğitimin önemi
Araştırma, ilk defa koroner anjiyografi uygulanacak hastaların işlem öncesinde yaşadıkları anksiyetenin azaltılmasında eğitimin öneminin değerlendirilmesi amacıyla deneysel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, 01.03.2017- 17.04.2017 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı'nda yatan, gönüllü olarak araştırmaya katılmayı kabul eden, ilk kez anjiyografi olacak ve herhangi bir iletişim sorunu, psikiyatrik veya mental hastalığı bulunmayan 100 hasta oluşturmuştur. Araştırmaya katılmayı kabul eden katılımcılar 50 kişilik deney ve 50 kişilik kontrol grubuna yaş cinsiyet ve eğitim durumu gibi özelliklerin benzer olması bakımından randomize olmayacak şekilde (homojen biçimde) ayrılmıştır. Veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından hazırlanmış "Gönüllü Bilgilendirme ve Onam Formu", araştırmacı tarafından literatüre dayanarak hazırlanan "Hasta Tanıtım Formu", Spielberger ve arkadaşları tarafından 1970 yılında geliştirilen ve N. Öner tarafından 1985 yılında Türk toplumuna uyarlaması yapılan "Durumluk - Sürekli Anksiyete Ölçeği (State - Trait Anxiety Inventory) ( STAI-I, STAI-II)", araştırmacının literatüre dayanarak hazırladığı "Koroner Anjiyografi İşlemi Hasta Bilgilendirme Kitapçığı" kullanılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 programı, Shapiro Wilks testi, Student t testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Wilcoxon İşaretli Sıralar testi Ki-Kare testi, Continuity (Yates) Düzeltmesi ve Fisher Kesin Ki-Kare testi kullanıldı. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Verilerin analiz sonuçlarına göre; sürekli anksiyete düzeyine ait veriler incelendiğinde, kadınların sürekli anksiyete puanlarının, hem deney grubunda (p:0,001; p<0,01) hem de kontrol grubunda erkeklerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir (p:0,008; p<0,01). Mesleklere göre deney grubunda sürekli anksiyete puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Ancak kontrol grubunda; mesleklere göre sürekli anksiyete puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılıklar bulunmuştur (p:0,004; p<0,01). Farklılığın hangi meslekten kaynaklandığını saptamak amacıyla yapılan değerlendirmeler sonucunda; özel sektör çalışanı olanların sürekli anksiyete puanlarının, çalışmayan (p:0,034) ve emeklilerden (p:0,001) anlamlı şekilde yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05; p<0,01). Durumluk anksiyete düzeyine ait veriler incelendiğinde, her iki grupta da eğitim öncesi durumluk anksiyete puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmazken (p>0,05), eğitim sonrasında deney grubunda 47,06±9,88 olan durumluk anksiyete puan ortalaması 36,16±6,51'e kadar gerileyerek büyük bir düşüş gerçekleşmiştir. Kontrol grubunda ise; eğitim öncesinde 41,44±10,76 olan durumluk anksiyete puan ortalaması 41,40±10,68 seviyesine gelmiştir. Eğitim sonrasında kontrol grubunun durumluk anksiyete puan ortalamasında anlamlı bir değişme olmazken, deney grubu ve toplam katılımcıların durumluk anksiyete puan ortalamalarında beklenilen sonuca ulaşılmış ve istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş gerçekleşmiştir (p:0,004; p<0,01). Kontrol grubunun eğitim öncesi sürekli anksiyete puan ortalaması, deney grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p:0,008; p<0,01). Çalışmadaki bulguların değerlendirilmesiyle elde edilen sonuçlara dayanarak, koroner anjiyografi uygulanacak hastalara işlem öncesi verilen eğitimin hastaların yaşadıkları anksiyetenin azaltılmasında olumlu etkisi olduğu belirlenmiştir. Koroner anjiyografi uygulanacak hastaların gereksinimleri belirlenerek, hasta eğitimini de kapsayacak hemşirelik yaklaşımının planlanması önerilmiştir.
Yoğun bakım hemşirelerinin parenteral beslenme ve uygulamaları ile ilgili bilgi düzeyleri
Bu araştırma, yoğun bakım (YB) hemşirelerinin parenteral beslenme (PB) ve uygulamaları ile ilgili bilgi düzeylerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirildi. Bu kesitsel araştırma, 15.08.2017 – 08.10.2017 tarihleri arasında İstanbul'da 7 devlet hastanesinde çalışan 234 YB hemşiresi ile gerçekleştirildi. Veriler yoğun bakım hemşirelerinin PB ve uygulamaları ile ilgili bilgi düzeyleri soru formu kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel testler, Kolmogorov Smirnov testi, Anova, Tukey HSD testleri ve Student's t testi kullanıldı. YB hemşirelerinin yaş ortalaması 27,68±4,57 olup, %81,6'sı kadındı. YB hemşirelerinin %88,9'unun PB konusunda bilgi aldığı ve %62,4'ünün bu bilgiyi mesleki eğitim sırasında, %37,2'sinin bilgiyi birlikte çalıştığı sağlık ekibinden, %32,9'unun bilgiyi hizmet içi eğitimlerden, %25,6'sının bilgiyi katıldığı kongre, seminer ve kurslar sırasında aldığı tespit edildi. YB hemşirelerinin PB ve uygulamaları ile ilgili soruları %19,7 ile %98,7 arasında doğru cevaplandırdığı saptandı. YB hemşirelerinin PB bilgi soruları puanları 12-65 arasında olup, toplam bilgi puan ortalaması ise 49,95±8,93'dür. YB hemşirelerinin PB tanımı alt boyutu puan ortalaması 0,98 ± 0,11, PB endikasyonlar alt boyutu puan ortalaması 5,28 ±1,71, PB kontrendikasyonlar alt boyutu puan ortalaması 1,56 ±0,92, PB avantajlar alt boyut puan ortalaması 3,10 ±1,03, PB komplikasyonlar alt boyut puan ortalaması 4,76 ±1,54, PB klinik hemşirelik uygulamaları alt boyut puan ortalaması 19,45 ±4,03, PB hemşirelik girişimleri alt boyut puan ortalaması 12,88±2,23 ve PB sorun giderme alt boyut puan ortalaması 1,89±0,42 bulundu. 25 yaş üstü ve evli olan YB hemşirelerinin PB avantajları puan ortalamaları, kadın YB hemşirelerinin ise PB endikasyonları bilgi puan ortalamaları daha yüksek bulundu (p<0,05; p<0,05; p<0,01). Lisans ve yüksek lisans mezunu YB hemşirelerinin PB endikasyonları ve avantajlarını, 6 yıl ve daha fazla süredir çalışanların ise PB avantajları bilgi puan ortalamaları daha yüksek bulundu (p<0,05; p<0,05). Çocuk ve genel YB hemşirelerinin PB bilgi toplam puan ortalamaları diğer YB hemşirelerine göre daha yüksek bulundu (p<0,05). Daha önceden PB eğitimi alan ve PB ile ilgili yeterli bilgiye sahip olduğunu düşünen YB hemşirelerinin PB bilgi toplam puan ortalamaları daha yüksek bulundu (p<0,001; p<0,01). Hizmet içi eğitimle PB eğitimi alan, kongre, seminer, kurs sırasında PB eğitim alan YB hemşirelerin ve birlikte çalıştığı sağlık ekibinden PB eğitimi alan YB hemşirelerinin PB bilgi toplam puan ortalamaları daha yüksek bulundu (p<0,05; p<0,05; p<0,001). Araştırma sonucunda, YB hemşirelerinin PB ile ilgili bilgi düzeylerinin orta ve üstünde olduğu saptandı. PB ile ilgili daha önceden, hizmetiçi eğitim, kongre kurs ve sağlık ekibinden eğitim aldığını ifade eden YB hemşirelerinin, PB ile ilgili bilgi düzeylerinin daha yüksek olduğu saptandı.
Assessment of nurses' skills regarding the care of eclamptic women in Babylon city/Iraq
Eclampsia is the development of convulsions in a pregnant or postpartum woman diagnosed with preeclampsia. The study aims to assess nurses' skills in the care of an eclamptic woman and find out the relationship between nurses' skills regarding the care of eclamptic women and demographic data such as age, resident, education level, place of work, and year of experience. A descriptive study was conducted in Babylon city among 200 nurses working in (Babel Maternity and Children Hospital and Imam Al-Sadiq Hospital in Babylon city/Iraq), and they were selected using G Power Analysis. Introductory Information Form and 'Evaluation of Nurses' Skills regarding Eclampsia Scale' were used to collect data. The mean score of immediate management of eclampsia was 47.81±5.51, monitoring women with eclampsia – Hourly score was 25.84±3.54, and the overall skills score was 73.65±8.12. A statistically significant relationship was found between nurses' skills and education levels (p<0.005). It was determined that nurses with higher education levels had higher scores. The study finding concluded that nurses have average practice in immediate management of eclampsia and monitor women with eclampsia hourly. In this context, nurses should be given educational lessons about high pressure during pregnancy, signs and symptoms, and how to deal with high pressure. Women should be educated about the complications of high blood pressure and epilepsy. Practices related to the care of women with eclampsia should be carried out for nurses.
Assessment of the relationship between oral health and parental education levels among children aged 8-10years
This research aims to assess the relationship between children's oral health and parents' education levels. The research was completed with the participation of 235 children between the ages of 8-10 and their parents who attended the Specialized Dental Center and Sumer Dental Center in Nasiriyah, Iraq between 05/01/2022 and 30/9/2022. Sociodemographic data of the parents and child was recorded. Child Perception Questionnaire (CPQ) 8-10 age scale was used to assess the child's oral health. According to the oral health evaluations of the children; It was seen that 5.5% had very good oral health, 27.7% was good, 33.2% was fair and 33.6% was poor, and all children had fair oral health in general (60.32±20.84). Oral symptoms, functional limitations and emotional well-being were found to be fair (11-15), social well-being was poor (16-20) and these evaluations did not change according to age (p>0.05). When the sociodemographic characteristics of children and parents related to oral health are examined; general oral health was found to be positively related to the economic status and education level of the family (p< 0.001; p< 0.001, respectively)), (r = .746;-.834). Our study shows the importance of educating parents in order to improve children's oral health.
Irak'ta diyabetli hastalarda yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Giriş: Diyabet görülme sıklığı giderek artan kronik hastalıklardan biri olup; hastanın genel sağlığını ve yaşam kalitesini çeşitli şekillerde etkilemektedir. Amaç: Bu çalışma, Tip 2 diyabet hastalarında yaşam kalitesinin değerlendirmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı tipte olan araştırmanın örneklemini 150 hasta oluşturmuştur. Veriler Sosyo-demografik veri formu, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (WHOQOL-BREF) ile yüz yüze toplanmıştır. Verilerin analizinde, sayı, yüzde, ortalama, t-testi, korelasyon ve ANOVA testleri kullanılmıştır. Bulgular: WHOQOL-BREF toplam puan ortalaması 12.03±1,60 olarak bulundu. Cinsiyete göre; bedensel alan alt boyut puanı erkeklerde kadınlara göre daha yüksek, bekar olanlarda sosyal alan ve ruhsal alt boyut puanlarının evli olanlara göre daha yüksek, çocuk sahibi olma durumuna göre çocuğu olmayanlarda sosyal alan alt boyut puanları çocuğu olanlara göre daha yüksek, memur ve serbest mesleği olanlara diğer meslek gruplarına göre sosyal alan alt boyut puanı hariç diğer alt boyutlar ve toplam puan ortalamalarının daha yüksek, lise ve lisans mezunu olanlarda diğer eğitim durumlarına göre tüm alt boyut ve toplam puan ortalamalarının daha yüksek, diyabet yaşı 1-5 yıl arasında olanların diğerlerine göre bedensel alt boyut ve toplam puan ortalamalarının daha yüksek, birinci derecede yakınlarında diyabet varlığı olanlarda çevresel ve sosyal alt boyut ortalamalarının daha düşük ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda hastaların yaşam kalitelerinin orta düzeyde olduğu görülmüştür. Hastaların diyabete ilişkin öz bakım yönetiminin sağlanması, komplikasyonların önlenmesi ve klinik sonuçlarının iyileştirilmesine gereksinim olduğu sonucuna varılmıştır.
Evaluation of quality of life in stroke patients
Objective: This study was planned to evaluate the quality of life in stroke patients and to determine the factors that affect the quality of life of the patients after stroke. Methodology: The sample of the study consisted of 150 stroke patients who were followed up in their hospitals in Najaf, Iraq between December 1, 2021 and January 16, 2022 and who accepted to participate in the study. The study has a descriptive and cross-sectional layout. Data were collected with a Socio-demographic data form and Stroke Impact Scale (SIS). Data were analyzed with SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 25.0. In the evaluation of the data, descriptive statistical methods, number, percentage, minimum-maximum values, mean and standard deviation were calculated. Differences between groups were determined by ANOVA test and t-test. Results: The mean age of the study group was 59.48 ± 12.64, and 54.7% were male, 35.3% were illiterate, and 77.3% were married. In the analyses made, it was determined that the SIS scale was valid and reliable in terms of its use in the individuals included in the research. The highest score the participants got from the scale was in the mobility sub-dimension (81.50 ± 14.00), and the lowest score was in the emotion sub-dimension (28.02 ± 15.90 SIS scale and sociodemographic characteristics were compared according to the education level of the participants, in the mobility sub-dimension, and in the economic sub-dimension). It was determined that there was a significant difference in the ADL/IADL sub-dimension according to their status and pre-stroke jobs/occupations, and in communication, emotion, memory and thinking, participation/role function sub-dimensions according to post-stroke job and occupational changes. Conclusion: The results of the study showed that the quality of life in stroke patients is affected by socio-demographic characteristics related to education level, economic status, job/occupation before stroke and job/occupation change after stroke. Recommendation: Nurses should regularly evaluate the quality of life patients in the post-stroke period and make the necessary plans to increase the quality of life.
Al-Nasiriya şehri / Irak hastanelerinde verilen hemşirelik bakımının kalitesinden hastaların memnuniyetinin değerlendirilmesi
Background: A high level of patient satisfaction makes it possible for service providers to offer enough counseling as well as services that are both effective and continuous. The mindsets and actions of healthcare professionals are critically important to ensure patient happiness and the successful achievement of the service's objectives. Objectives: To assess the patient's satisfaction with the quality of nursing care provided in the hospitals of Al-Nasiriya city and to identify differences in patients' satisfaction with the quality of nursing care provided related to selected demographic characteristics and hospital related data. Methodology: The research is descriptive and cross-sectional. The research was conducted between 15.3.2022 and 15.9.2022 (AL-Nasiriya City / Al-Haboubi Teaching Hospital in Iraq, AL-Nasiriya Teaching Hospital and Al-Hussein Teaching Hospital). The population of the study was (800) people. With the calculation made, the minimum number of people to be taken was calculated as 260. Simple random sampling method, which is accepted as one of the probability-based sampling methods. A quality questionnaire was used to measure the satisfaction and sociodemographic data of patients. The satisfaction survey is a 5 likert type scale and is valid and reliable for the Arabic language. The relationship between the satisfaction status of the patients with other data was examined. The data were analyzed in SPSS software using frequency, percentage, mean, standard deviation, hierarchical regression, one-way analysis of variance (ANOVA) and independent sample t-test. The significance level to be determined in the evaluation of the data is p<0.05. Results: In this study, the data of 122 female and 138 male patients between the ages of 23-85 were analyzed. This research showed that most patients were satisfied with the quality of nursing care provided. The result showed mean of patient satisfaction with the quality of nursing care was 61.5% which mean good. According to result there are no difference between age, education level, marital status, work field and patient satisfaction with the quality of nursing care provided (p≥0.05). However, it was determined that the satisfaction scores of the male patients were statistically higher than the females (p<0.05). It was determined that the satisfaction scores of the patients treated in the surgical unit were statistically higher than those treated in the medical units (p<0.05). According to result there are no difference between previous hospitalization, length of hospital stay, hospital accommodation and patient satisfaction score (p≥0.05). Conclusion: Patients gender and type of hospital wards play an essential role in the degree of patients satisfaction. Recommendations: the researcher recommends that patients should be examined and new strategies should be developed. The factors that create the difference in satisfaction between hospital units should be examined. 2023, 55 pages Keywords:Inpatients, Patient satisfaction, Nursing care.
Nurses' knowledge toward care of unconscious adult patients at teaching hospitals in Nasiriyah city
The study was conducted to evaluate the knowledge level of nurses who care for unconscious adult patients. The research is a descriptive cross-sectional study. It was conducted between December 2022 and April 2023 in teaching hospitals in Nasiriyah. The research population consisted of nurses working in these hospitals. The sample of the study consisted of 150 male and female nurses who agreed to participate in the study at the time the data were collected. "Socio-demographic information form" was used to collect data. In addition, "Nurses' caregiving knowledge scale for unconscious adult patients" was used. The largest number of the study group was between the ages of 28% 25-34 age, 80.70% females, 56.00% a graduate of associate diploma degree. 67.3% had a good knowledge of the "Nurses' knowledge of caring for unconscious adult patients" scale. There is a statistically significant effect between age, gender, education level, experience in nursing, ICU experience period and working shift and nursing knowledge towards caring for unconscious adult patients (p<0.05). Nurses with 21 years or more of experience and night shift nurses were found to have higher levels of knowledge about unconscious adult patient care (p≤0.05). The results of the study showed that nurses in teaching hospitals in Nasiriyah city have a good level of knowledge towards caring for unconscious adult patients. The study is limited to only two hospitals in the city of Nasriyah. Therefore, a more comprehensive study is recommended.
Tip 2 diyabetli bireylerin insülin tedavi sürecinde yaşadıkları engeller ve öz bakım davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Tip 2 diyabeti olan bireylerin insülin tedavi sürecinde yaşadıkları engeller ve öz bakım davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılan tanımlayıcı kesitsel bir araştırmadır. Araştırma verileri Aralık 2021-Mayıs 2022 tarihleri arasında Ankara iline bağlı Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları, Endokrinoloji ve Metabolizma bölümlerine ait poliklinik ve yataklı servislerde hizmet alan 215 kişi ile yüzyüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Araştırma verilerin toplanmasında Hasta Tanıtım Formu, İnsülin Tedavisinde Engeller Ölçeği (İTEÖ) ve Diyabet Öz Bakım Ölçeği (DÖBÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde, minimum/maksimum, ortalama, standart sapma, t testi, Mann Whitney U testi, ANOVA, Kruskal Wallis testi ve Pearson korelasyon testleri kullanılmıştır. Katılımcıların %52,1'i kadın, %76,3'ü evli, %56,3'ü ilkokul mezunu, %47,0'ı ev hanımı, %53,5'ünün diyabet tanı süresi 10 yıl ve üzeri, %42,8'inin insülin tedavi süresi 6 ay-5 yıl, HbA1c ortalaması 10,19±2,81, BKİ 29,95±5,83'dür. İTEÖ toplam puan ortalaması 4,59±1,04, DÖBÖ toplam puan ortalaması 81,82±13,39'dur. DÖBÖ toplam puan ortalaması ile İnsülinle İlişkili Olumlu Sonuç Beklentisi ve Hipoglisemi Korkusu arasında pozitif yönde zayıf, İnsülin Tedavisinde Beklenen Zorluk alt boyutu ile negatif yönde zayıf ilişki belirlenmiştir (p<0,05). Diyabet öz bakım gücü yüksek bireylerin tedavi sürecinde daha olumlu sonuçlar bekledikleri, hipoglisemi korkusu yaşadıkları ve insülin tedavisi sürecinde daha az zorluk bekledikleri saptanmıştır. Diyabetli bireylerin öz bakım gücü arttırılarak insülin tedavisine karşı olan olumsuz tutum ve davranışları engellenebilir. Anahtar Kelimeler: İnsülin tedavisi, İnsülin tedavisinde engeller, Öz bakım, Tip 2 diyabet, Hemşirelik bakımı.
Koroner anjiyografi uygulanan hastaların kaygı düzeyleri ile hemşirelik bakımını algılayış durumlarının değerlendirilmesi
Bu araştırma, koroner anjiyografi işlemi uygulanacak hastaların işlem öncesi ve sonrası dönemlerde kaygıları ile hemşirelik bakımını algılayış durumlarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. Veriler, İç Anadolu Bölgesi'nde yer alan bir şehir hastanesinin kalp damar hastanesi anjiyografi ünitesinde Nisan-Temmuz 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmanın örneklemini araştırmaya katılmayı kabul eden, 18 yaşından büyük, Türkçe okuma yazma bilen, herhangi bir psikiyatrik veya mental hastalığı olmayan, herhangi bir iletişim sorunu olmayan, ilk defa koroner anjiyografi yapılan ve sağlık profesyoneli olmayan 58 hasta oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında "Hasta Tanıtım Formu", "Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri" ve "Hastanın Hemşirelik Bakımını Algılayışı Ölçeği" kullanılmıştır. Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri ve Hastanın Hemşirelik Bakımını Algılayışı Ölçeği hem işlem öncesi hem de sonrası tekrarlanarak uygulanmıştır. Veriler SPSS 21 paket programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Katılımcıların %62,1'i erkek, %43,1'i 60 yaş ve üzeri, %55,2'si ilköğretim mezunu, %34,5'i emekli, %84,5'i evlidir. Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçek puan ortalamaları sırasıyla işlem öncesi 42,26±5,38, 49,16±6,78; işlem sonrası 41,69±5,15, 48,03±7,24'tür. İşlem öncesi Hastanın Hemşirelik Bakımını Algılayışı Ölçeği puan ortalaması 71,22±6,11, işlem sonrası puan ortalaması ise 71,97±4,76'dır. Sonuç olarak hastaların işlem öncesi ve sonrası durumluk ve sürekli kaygı puan ortalamaları açısından orta düzey kaygı yaşadıkları görülmektedir. Araştırmada hastaların hemşirelik bakımını algılamalarının hem işlem öncesi hem de işlem sonrası dönemde yüksek olduğu söylenebilir. Bu sonuçlar doğrultusunda bireylere hemşirelik süreci yaklaşımıyla bakım verilerek sağlık durumlarının sürekli izlenmesi ve değişen ihtiyaçlarına göre bakımlarının yeniden planlanması, bu konuda kanıta dayalı çalışmaların arttırılması, hastaların kaygı düzeylerinin ve memnuniyetlerinin uygun ölçeklerle değerlendirilmesi, sonuçlara göre uygun planlamalar yapılması önerilir.
Yetişkin yoğun bakım birimlerinde çalışan hemşirelerin fiziksel kısıtlamaya yönelik aldıkları eğitimin bilgi tutum ve uygulama üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Yetişkin yoğun bakım birimlerinde çalışan hemşirelerin fiziksel kısıtlamaya yönelik aldıkları eğitiminin bilgi, tutum ve uygulama üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılan ön test- son test düzeninde, prospektif, randomize kontrollü bir araştırmadır. Bir eğitim araştırma hastanesinin yetişkin yoğun bakım birimlerinde çalışan 85 hemşire örneklemi oluşturmuştur. Araştırmanın başında girişim ve kontrol grubu homojen dağılım göstermiştir (p>0.05). Ocak- Mart 2023 tarihleri arasında yürütülen çalışmanın verileri Sosyodemografik ve Fiziksel Tespit Uygulamaya Yönelik Özellikler Anketi ve Hemşirelerin Fiziksel Tespit Edici Kullanımına İlişkin Bilgi Düzeyi, Tutum ve Uygulamaları Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, t testi, ANOVA testi, Bonferroni testi, Ki-Kare, Fisher exact testleri kullanılmıştır. Girişim grubunda yer alan hemşirelerin eğitim öncesine göre, eğitim sonrası ve 1. ay izlemde fiziksel tespit uygulamaya yönelik bilgi, tutum ve uygulama puan ortalamasında anlamlı düzeyde artış olduğu belirlenmiştir (p>0,001). Girişim grubunun bilgi ve tutum puan ortalaması eğitim sonrası ve 1. ay izlemde, uygulama puan ortalaması 1. ay izlemde kontrol grubuna göre daha yüksektir (p<0,001). Sonuç olarak fiziksel kısıtlamaya yönelik verilen yapılandırılmış eğitim programları hemşirelerin bilgi, tutum ve uygulamalarını olumlu yönde etkilemektedir. Bu uygulamaların hizmet içi eğitimlerle sürdürülmesi ve belirli aralıklarla tekrarlanması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Fiziksel Kısıtlama, Yetişkin Yoğun Bakım, Hemşirelik, Eğitim.
Irak, Diwaniyah'daki birinci basamak sağlık merkezlerinde aile sağlığı hemşirelerini hizmetlerinin değerlendirilmesi
Background : Primary care Centers have acceptable procedures that can be used by families in the community. A standard service was provided by the Iraqi Ministry of Health in order to improve the quality of health care in Iraqi hospitals. Objective : Nursing services in family health units of primary health care centers in Al Diwaniyah will be reviewed. It will contribute to the study by finding the health and nursing needs and challenges of each household and improving the health and nursing services of family members. Method : A suitable sample consisting of 200 nurses was selected using the appropriate sampling method with the G.Power program and these samples were collected from 20 primary health care centers. scale, alpha = 0.82 from Cronbach. The interview took 10-15 minutes. Data collection took place between 22 November 2021 - 22 April 2022. Results : Nurses 55% did not receive any nursing care. that nurses are 25-35 years old 39.5% in terms of age. stated that the number of nurses is more than men and that 52.5% of the total sample has a diploma 36%, the majority of the sample is composed of single nurses according to marital status and constitutes the highest percentage 68%. Conclusion : There is a significant effect on the performance of nurses between the age of the nurses and the years of experience in the family health, there is no statistical significance between the education level of the nurses and the services they provide. Keywords : Evaluation, Family, Nurse, Primary health care.
Assessment of the effect of psychological factors on adult patients at risk of cardiovascular disease in tikrit city
Objective: To evaluate the effect of psychological factors on adult patients at risk of cardiovascular disease in the city of Tikrit. Methods: A descriptive study was conducted between December 2020 and December 2021 at Tikrit Research and Application Hospital (Tikrit Emergency Hospital) and Salah Al-Din General Hospital. 245 patients who met the sample criteria were included in the study. The data were collected face-to-face in the hospital, and the personal information form and the Psychological Factors Scale-Patient version were used to collect the data. SPSS package program was used in the analysis of the data. Skewness and kurtosis testing were used to determine the normal distribution of data. In the analysis of the data, number, percentage, arithmetic mean, t-test and ANOVA test were used. In the study, p< 0.05 confidence interval was used. Results: GHQ-28 total score is 54.66 ± 28.8. In this study, it was revealed that there was a statistically significant relationship between age, education level, body mass index, family history, presence of advanced malignant disease, patient's suffering from neurological diseases, alcohol use, smoking and psychological factors, and that there was a statistically significant relationship between gender and the sub-dimensions of anxiety, social dysfunction and depression in favor of women (p<0,05). Conclusion: Psychological factors have a high impact on the development of diseases with high mortality rates such as cardiovascular diseases. Nurses who are responsible for the protection and development of health can increase the knowledge level of the society with their trainings. The protection of community mental health is also very important in terms of preventing chronic diseases.
Assessment of depression in breast cancer patients
Objective: To examine the level of depression and influencing factors in women with breast cancer. Method: A descriptive study was conducted in Al-Diwaniyah Hospital in Iraq from September 20, 2021 to December 20, 2021. The sample number was 300 breast canser patients. Data were collected face-to-face through interviews. The Sociodemographic Form and the Beck Depression Scale-Arabic was used to collect the data. SPSS package program was used in the analysis of the data. The skewness and kurtosis test were used to determine the normal distribution of the data. Number, percentage, arithmetic mean, t-test and ANOVA test were used in the analysis of the data. Results: It was determined that 31% of the study group was 40 years or older and 60% were married, 24.3% had middle school, 50% were housewives. A moderate level of depression was determined (22.45±12). There is a statistically significant relationship between age, education, work and depression (p< 0.05), but there is no statistically significant relationship between marital status and depression (p > 0.05). Conclusion: As soon as breast cancer is diagnosed, the psycho-social aspect of the patient should be examined by nurses and risk factors should be determined. A preventive mental health aroach should be provided to protect against possible risk factors such as depression.
Yaşlılarda hemodiyalizin yaşam kalitesine etkisi
Kronik böbrek yetmezliği tüm dünyada önemli bir sorun haline gelmektedir. Tüm popülasyona kıyasla hastalarda kalıcı morbidite ve mortalite ile birlikte daha düşük yaşam kalitesi ile ilişkilidir. Çalışma, diyalize giren kronik böbrek yetmezliği olan hastaların yaşam kalitesini değerlendirmeyi ve hastaların yaşam kalitesi ile demografik ve klinik verileri arasındaki ilişkiyi bilmeyi amaçlamaktadır. 26 Mart - 7 Eylül tarihleri arasında AlSadr Medical City / Hemodiyaliz Ünitesinde (200) CRF hastasının olasılık dışı. (objektif) örneklemesi ile kesitsel tanımlayıcı bir tasarım çalışması yapılmıştır. , 2022. Araştırmanın görünür geçerliliğini belirlemek için, Anketin geliştirilip, görüşme tekniği ile Arapçaya çevrilmesinin ardından verilerin toplanması. Araştırmacı, tanımlayıcı ve çıkarımsal istatistiksel analiz prosedürleri kullanarak verileri analiz etti. Çalışmanın sonuçları, kamusal alanın ortalama bir yaşam kalitesi olduğunu, fiziksel alanda yaşam kalitesinin düşük olduğunu ve bağımsızlık düzeyinin düşük olduğunu, ancak çevresel, psikolojik ve ruhsal alanlarda orta düzeyde bir yaşam kalitesinin olduğunu, buna karşın yaşam kalitesinin orta düzeyde olduğunu göstermiştir. sosyal alan yüksekti. yaşam kalitesi. Çalışma, diyaliz tedavisi gören kronik böbrek yetmezliği hastalarının çoğunun sosyal alanda yüksek bir yaşam kalitesine sahip olduğu sonucuna varmıştır. Kronik böbrek yetmezliği vakalarının çoğu, diyalize yanıt veren hastaların düşük düzeyde bağımsızlığa ve fiziksel kapsama sahip olduğunu göstermektedir. Diyalize giren kronik böbrek yetmezliği olan hastaların yaşam kalitesi (cinsiyet, eğitim düzeyi, medeni durum ve hastalık öncesi meslek durumu) arasında da güçlü bir ilişki vardır. Çalışma, diyaliz ünitesine yeni atanan hemşirelerin, diyaliz prosedürleri ve ilaçları, KBY hastaları ve aileleri ile kapsamlı bir şekilde nasıl başa çıkılacağı ile ilgili eğitim kurslarına katılmalarını ve HD geçiren KBY hastalarına gerekli broşürleri, posterleri ve broşürleri içeren talimatları içeren broşürleri sağlamalarını önermektedir. bilgi. Diyaliz tedavisi, beslenme programı, ilaçlar, yaşam tarzı değişiklikleri vb. hakkında.
Çocuk cerrahisi yenidoğan yoğun bakım ünitesinde sağlık bakımı ilişkili enfeksiyonlar ve risk faktörleri
Amaç: Bu çalışmanın amacı Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi yenidoğan yoğun bakım ünitesinde tedavi edilmiş hastalarda sağlık bakımı ilişkili enfeksiyon (SBİE) sıklığını, enfeksiyon etkenlerini ve risk faktörlerini araştırmaktır.Hastalar ve Yöntem: Hastalar başvuru tarihleri, cinsiyet, doğum şekli, doğum kilosu, gestasyonel yaş, başvuru anındaki yaş, hastanede kalış süresi, başka kurumda yatırılıp yatırılmaması ve süresi, geldikleri iller, ameliyat yapılıp yapılmaması, sepsis gelişimi, TPN (Total parenteral nutrisyon) alımı, toraks tüpü uygulaması, endotrakeal entübasyon, idrar sondası kullanımı, nazal veya oral sonda kullanımı, karın dreni uygulaması, santral kateter uygulaması, oral beslenmeme süresi, laboratuar parametreleri, cerrahi stres dereceleri, yara niteliği yönünden incelendi. Enfeksiyonların ve enfeksiyon etkenlerinin yıllara göre dağılımına, antibiyotik direnç paternlerine bakıldı. Sonuçlar Mann-Whitney-U ve Ki-kare testleri ile istatistiksel olarak kıyaslandı.Bulgular: Toplam 264 hastanın 48'i çalışma dışı bırakıldı. Kalan 216 hastanın 73'ünde SBİE vardı ve 143 hastada SBİE yoktu.Düşük doğum ağırlığı ve başka kurumda yatırılıp sevk edilme, yüksek cerrahi stres derecesi, TPN kullanımı ve süresi, toraks tüpü takılması ve süresi, endotrakeal entübasyon ve süresi, idrar sondası ve süresi, santral kateter, ameliyatlarda karın dreni konulması, nazal-oral sonda süresi ve enteral beslenmesiz geçen sürenin uzaması SBİE için risk faktörü olarak bulundu. SBİE olan hastalarda, CRP, PCT değerleri yüksek hematokrit düşük ve en sık tanı özofagus atrezisiydi. SBİE olanların 40 (% 54,8), enfeksiyonu olmayanlardan 16 (% 11,2) bebek öldü. SBİE olan hastaların 57'sinde sepsis saptandı, bunların 35'i öldü. Hastanede kalış süresi SBİE olan hastalarda 47,2, SBİE olmayan hastalarda 17,5 gündü.Sonuç: İnvaziv işlemler ve süresinin azaltılması, hastanede kalış süresinin kısaltılması, salgın şeklindeki mikroorganizmalara özel önlemler alınması SBİE ve buna bağlı ölüm oranlarını düşürebilir.Anahtar Kelimeler: Cerrahi yenidoğan, sağlık bakımı ilişkili enfeksiyon, risk faktörleri, enfeksiyon, cerrahi yenidoğanlarda sepsis
Hemşirelerin bakım kavramına ilişkin metafor algıları ve bakım davranışları
Bu araştırma hemşirelerin bakım kavramına ilişkin metafor algılarını ve bakım davranışlarını belirlemek amacıyla ile kesitsel ve tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini bir üniversite ve devlet hastanesi ile iki özel hastanede çalışan ve araştırmayı kabul eden 345 hemşire oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda hazırlanmış olan tanıtıcı özellikler formu, Bakım Davranış Ölçeği (BDÖ-24) ve metafor algılarını ölçmek için oluşturulan sorular kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzdelik testleri, Mann Whitney U, Kruskall Wallis-H, Student t Testi, Anova, Fisher, Ki-kare testleri kullanılmıştır. Hemşirelerin BDÖ-24 toplam ölçek ve alt ölçek puanları incelendiğinde; ölçek genel toplam puanının 5,40±0,50, güvence alt ölçek puanının 5,43±0,57, bilgi ve beceri alt ölçek puanının 5,66±0,42, saygılı olma alt ölçek puanının 5,32±0,61 ve bağlılık alt ölçek puanının 5,21±0,66 olduğu belirlenmiştir ve en düşük puanı bağlılık alt ölçeğinden en yüksek puanı ise, bilgi ve beceri alt ölçek puanından aldıkları saptanmıştır. Hemşirelerin çalıştığı hastane, çalıştığı klinik, çalıştığı klinikteki konumu, hasta yatağı sayısı, bakıma ayrılan ortalama süre, hemşirelik mesleğini isteyerek seçme, bakımı hemşirenin rolleri arasında görme, bakım vermeyi hemşirenin birincil görevi olarak görme durumlarına göre bakım davranış ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Hemşirelerin bakım kavramına ilişkin 132 metafor ürettikleri belirlenmiştir. Hemşirelerin "bakım" kavramına ilişkin oluşturdukları metaforlar 8 kategoride ele alınmıştır. Hemşirelerin en çok metafor üretikleri kategorilerin; çocuk, çiçek, temizlik, sevgi, ilaç, bebek ve toprak olduğu saptanmıştır. Hemşirelerin bakım davranışlarının belirli aralıklarla yeniden değerlendirilmesi önerilir. Anahtar kelimeler: bakım, hemşirelik bakımı, bakım davranışı, bakım algısı, metafor
Erkek öğrenci hemşirelerin bakım verirken yaşadığı zorlukların belirlenmesi
Bu araştırma erkek öğrenci hemşirelerin bakım verirken yaşadığı zorlukların belirlenmesi amacıyla kesitsel ve tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini; İç Anadolu Bölgesinde bulunan ve araştırmaya izin veren 7 üniversitede öğrenim gören, klinik uygulamaya çıkmış ve araştırmaya katılmayı kabul eden 300 erkek öğrenci hemşire oluşturmuştur. Araştırma 01.10.2019/01.11.2019 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için etik kuruldan, kurumlardan yazılı izin, erkek öğrenci hemşirelerden sözlü izin alınmıştır. Veriler araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda hazırlanmış olan "tanıtıcı özellikler formu" ve "öğrencilerin bakım verirken yaşadığı zorluklar formu" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzdelik testleri Ki-kare testleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin yaş ortalamaları 21,30 ± 2,00 olup %38,3'ünün 2. sınıf, %30,7'sinin 3. sınıf ve %31,0'ının 4. sınıf olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin %73,3'ünün mesleği ilk 5. sırada tercih ettikleri ve %47,0'ının kısmen isteyerek mesleğe geldiği saptanmıştır. Öğrencilerin %60,0'ının bazen stresli olduğu ve %55,0'inin klinik stres yaşadığı bulunmuştur. Erkek öğrenci hemşirelerin; kliniklerde kadın hastalarla çalışırken %72,0 oranında bakım sırasında utangaçlık-çekingenlik hissetmeleri, erkek hastalarla çalışırken %44,7 oranında kendilerine güvenmemeleri, hasta yakınlarıyla çalışırken %67,0 oranında sürekli hastalarının yanında olmak istemeleri, meslektaşlarıyla çalışırken %76,7 oranında fiziksel güç gerektiren görevlerde iş yükünün erkek hemşirelere bırakılması, hekimlerle çalışırken de %37,7 hekimlerin streslerini kendilerine yansıttıkları konularında sorun yaşadıklarını belirtmişlerdir. Öğrencilerin sınıf düzeyi, mesleği isteyerek seçme, kendini tanımlama durumu, aile tutumu, klinik stres yaşama durumu ve stresle baş etme yöntemleri gibi özelliklerinin klinikte yaşadığı zorlukları etkilediği bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, erkek öğrenci hemşirelerin çoğunlukla hasta ve hasta yakınlarıyla sorun yaşadıkları, hekimlerle ve meslektaşlarıyla daha az sorun yaşadıkları belirlenmiştir. Araştırmanın farklı bölgelerde daha geniş popülasyonda yapılması önerilir.