Din sosyolojisi
314 theses under this subject heading
Lise gençliğinde dini sosyalleşme; Batman il merkezi örneği
Bu çalışma, günümüzün değişen sosyo-kültürel ortamında sosyalleşen ergenlik çağındaki bireylerin dindarlık yöneliminin ve dini sosyalleşme kanallarının etkisinin araştırıldığı bir saha araştırmasıdır. Sosyalleşme sürecinde gençlerin dini inanç, tutum ve davranışları üzerinde yaş, eğitim, ekonomik durum gibi demografik özelliklerin yanı sıra aile, eğitim, toplumsal çevre ve kitle iletişim araçları gibi sosyal faktörlerin de önemli etkisi bulunmaktadır. Bu çalışmada, gençlerin dini toplumsallaşması üzerinde önemli rol oynayan demografik ve sosyal faktörlerin etki düzeyi araştırılmıştır. Buradan hareketle 8 hipotez geliştirilmiş ve saha araştırması sonucu ulaşılan bulgulardan hareketle hipotezler test edilmiştir. Araştırmanın evreni, Batman il merkezinde eğitim gören lise gençlerinden oluşmaktadır. Şubat-Mart 2019 tarihleri arasında, basit tesadüfi örnekleme yöntemiyle seçilen 731 deneğe Kişisel Bilgi Anketi, Dini Toplumsallaşma Faktörleri Anketi ve Dini Yönelim Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen bulgulardan hareketle örneklem grubunun hem demografik değişkenlere göre farklılaşma olup olmadığı incelenmiş hem de sosyalleşme kanallarının dini tutum ve davranışlar üzerinde etki düzeyi analiz edilerek hipotezler test edilmiştir. Araştırmada elde edilen verilerin değerlendirilmesinde SPSS 22.0 Windows paket programı kullanılarak istatistiksel analizi, t-testi (Independent- Samples T Tests), Varyans Analizi (Analysis of Variance, ONE-WAY-ANOVA), Tukey HSD (Post Hoc Comparision) testleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, örneklem grubunun okul türü, sosyo-kültürel tabaka gibi demografik özellerine göre dini yönelimlerinde farklılaşma olduğu saptanırken yaşın herhangi bir farklılaşmaya yol açmadığı saptanmıştır. Ayrıca, bireylerin dini tutum ve davranışları üzerinde dini sosyalleşme faktörlerinin önemli etkilerinin olduğu tespit edilmiştir.
Bir cami cemaatinin anatomisi: Kızılay Hacı Osman Mescidi cemaati üzerine bir inceleme
İnsanın dini hayatını değişim ve etkileşim sürecinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Bu sebeple cami İslam dini açısından bir sosyalleştirme kurumu olarak görülebilir. Camiye devam eden, cami cemaatini meydana getiren fertlerin dini inançlarını, dini ibadetlere olan ilgisini, dini kanaatlerini, dini tutumları ve günlük hayatında diğer toplumsal olaylar karşısında aldığı tutumları ve bunların içinde bulundukları sosyal çevre ile etkileşimi önemlidir. Genel olarak dinle toplumsal bünye arasındaki ilişkiler, toplumsal ve kültürel çevrelerin dini yaşantılarının incelenmesi, toplumsal hayat içindeki dini gerçeğin çeşitli yönleriyle gözler önüne serilmesi Din Sosyolojisinin genel amaçları arasındadır. Buradan hareketle çalışmada Ankara / Çankaya / Kızılay Hacı Osman Mescidi Cemaatinin dini tutum ve davranışları objektif olarak ortaya koymak amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Cami, Cemaat, İmam, Kızılay, Hacı Osman
Toplumsal bir hareket olarak isyan ve din
Toplumsal hayatta önemli bir olgu olan din ile toplumsal hareketlerin bir türü olan isyanın karşılıklı etkileşiminin ele alındığı bu araştırmanın temel amacı; din ile isyan arasında ne tür sosyal ilişki olduğunu ortaya koymak, dinin genelde toplumsal hareketlere özelde de isyana ne tür katkılar sağladığını tespit etmektir. Bunun yanında bir isyanın dini isyan olarak sınıflandırılmasının; hangi unsurlara dayalı olduğunun kriterlerini ortaya koyarak Türklerin hakimiyetine girdikten sonra Anadolu'da meydana gelen isyanların türünün belirlenmesinde bir tipoloji oluşturulması amaçlanmıştır. Yapılan teorik çalışmanın iki olay incelemesi ile örneklendirilmesine gidilmiş, ortaya konan teorik bilgilerin pratik uygulamaları da tarihi sosyolojik bakış açısıyla ortaya konulmuştur. Örnek olay incelemesinde gerek meydana geldikleri dönem açısından gerekse günümüze kadar gelen tarihsel süreç içerisinde Türkiye'nin toplumsal, siyasal ve dini hayatında derin izler bırakmış olan, Anadolu'nun inanç coğrafyasını şekillendiren Baba'î İsyanı ve Şeyh Bedreddin İsyanı ele alınmıştır. Böylece bu iki isyan din ve isyan ilişkisi bağlamında sosyolojik bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Araştırmamızda yorumlayıcı sosyal bilim paradigmasından hareket edilerek; araştırmanın benimsediği felsefe temel araştırma deseni, yöntemi nitel araştırma yöntemi olarak belirlenmiştir. Verilerin toplanmasında doküman tarama tekniği kullanılmış olup bu dokümanların incelenmesinde içerik inceleme yöntemi ve analizinde de tarihsel analiz metodu kullanılmıştır. Araştırmamızın sonunda din ile isyan olgularının yakın sosyolojik ilişkilere sahip olduğu, dinin isyanların oluşumunda etkin fonksiyonlar üstlendiği, isyanların da dini toplumsal hayatın biçimlenmesinde önemli rollere sahip olduğu sonucuna varılmıştır.
Vaazların niteliği ve katılımı etkileyen faktörler (kadınlara yönelik cami vaazları-Ankara-Yenimahalle örneği)
Yaygın din eğitimi faaliyetlerinden olan vaaz, nasihat etmek, öğüt vermek, birinin kalbini yumuşatacak şeyler söylemek manalarına gelmektedir. İnsanları din konusunda aydınlatmayı, iyilik ve güzelliğe teşvik etmeyi, ibadetlerini doğru şekilde yapabilmelerine rehberlik etmeyi ve doğru davranışlara yönlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu gayeye hizmet eden vaazın konusu, planı, hazırlık ve sunum aşaması, vaazın niteliği açısından oldukça önemlidir. Bu çalışma, vaazların niteliği ve kadınların cami vaazlarına ilgisini, kadınların din eğitimlerinin davranış değişikliğine etkilerini ölçmeyi amaçlayan bir yüksek lisans tezidir. Çalışmada öncelikle cami merkezli din eğitiminin önemi, vaizliğin tarihsel süreci, bu süreçte kadınların cami vaazlarına katılımı, günümüzde cemaatin vaazlardan beklentileri, vaizlerin hedef kitlenin ilgi ve ihtiyacına yönelik görüş ve düşünceleri, nitel yöntemle değerlendirilmiştir. Nitel yöntem kapsamında, vaizlerden ve vaazlara katılan bayanlardan, vaazların bireysel ve toplumsal etkileri ile ilgili betimsel tarama yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda, Yenimahalle müftülüğünde görev yapan 20 vaiz'e 15 açık uçlu soru sorularak, vaazların niteliği ve cemaatin ilgisi vaiz bakış açısıyla değerlendirilmiştir. Aynı zamanda, Yenimahalle bölgesinde vaazlara katılan 20 bayan cemaate de 15 açık uçlu soru yöneltilmiş, cemaatin vaazlardan beklentileri ve katılımı etkileyen faktörler araştırılmıştır. Yapılan mülakatlar neticesinde, ulaşılan bilgiler, eğitim yöntemleri ve daha önce çalışılmış akademik çalışmalar ışığında analiz edilmiştir. Elde edilen verilerle, vaazların etkisini ve kadınların cami vaazlarına katılımı arttırmak için din eğitimi noktasında ilgi ve ihtiyaçları tespit edilmiştir. Bulgular neticesinde, camilerin fiziki şartlarının kadınların rahat gelebilecekleri şekilde iyileştirilmesi, kadınların vaaz için camiye gelmeleri, cami cemaati içindeki yerlerini tekrar almaları noktasında, müftülük, din görevlileri ve cami cemaatini işbirliği içinde olunması gerektiğine dair, vaizler ve cemaatin çözüm önerileri ortaya konulmuştur. Anahtar Sözcükler: Yaygın Din Eğitimi, Cami, Vaaz, Kadın Eğitimi
Mecitözü ilçe merkezi ve çevresinde dini ziyaret yerleri
Kutsal olduğuna inanılan ziyaret yerlerinden yararlanmak amacıyla, hatırı sayılır sayıda ziyaretçi bu alanlara yönelmektedir.Başvurulan ziyaret yerleri toplum için önemli işlevlere sahiptir.Belirli yerler; ağaçlar, mezarlar, sular vb. şeyler insanlar tarafından kutsal kabul edilmektedir. Bu yerlerin ziyaret edilmesi din sosyolojisi açısından karşımıza çıkan önemli bir araştırma konusudur.İnsanlar çeşitli maddi ve manevi sebeplerden bu yerleri belli zamanlarda ziyaret ederler.Buralarda çeşitli Uygulamalar yapılır ve dualar edilir. Bu uygulamalarda, İslam öncesi Türk inanç ve kültürünün izleri görülmektedir. Ziyaret fenomeni, İslami motiflerle karışık halk dindarlığının, inanışlarının ve uygulamalarının yansımaları olarak görülmektedir. Ziyaretin sebebi genellikle çaresiz ve ruhi bunalımda olan insanlar için psikolojik tatmin merkezi olmakla birlikte, sahip olunmak istenen çeşitli şeylerin elde edilmesinde burada yatan kişilerin manevi güçlerinden faydalanmak amacıda taşımaktadır. Hastalıklardan muzdarip olanların, maddi zorluk çekenlerin, dileklerine ulaşmak isteyenlerin müracaat yeri bu Mekânlardır. Mecitözü İlçe Merkezi ve Çevresinde Dini Ziyaret Yerleri adlı bu çalışma ziyaret fenomenini açıklayarak, bu bölgedeki ziyaret yerlerini, yöre halkının buralarla ilgili bilgi, düşünce ve uygulamalarını aktarmaktadır. Din sosyolojisinin yöntemleri ile halk inanışlarının önemli bir bölümünü oluşturan ziyaret olgusu ve bu bölgedeki yansımaları incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Din, Ziyaret, Kutsal, Türbe, Mecitözü, Çorum
Çorum halkı gözüyle göçmenler
İnsanlık tarihi kadar eski bir kavram olan göçün, sadece göçmene değil göç edilen bölgedeki yerli halk üzerine de etkileri mevcuttur. Göç oranlarının artışında küreselleşmenin yanı sıra 2011 yılında Suriye'de başlayan ve halen devam eden iç savaşın etkisi de oldukça fazla olmuştur. Savaşta yüzbinlerce insan hayatını kaybetmiş, milyonlarcası da vatanından ayrılarak göç etmek zorunda kalmıştır. Bu göçlerin çoğu hedef veya transit ülke olarak Türkiye'ye yapılmıştır. Ülke geneline dağıtılan göçmenler, bulundukları bölgeleri sosyal, kültürel, dini ve ekonomik açılardan etkilerken bir yandan da ev sahiplerinin yeni algılar kazanmasını sağlamıştır. Bütün bunların yanı sıra yabancı toplumların bir araya gelmesiyle de çeşitli sorunlar ortaya çıkmıştır. Türkiye'nin hemen hemen her şehrine olduğu gibi Çorum'a da göçler meydana gelmiştir. Ele alınan bu çalışmada Çorum halkının, il merkezinde bulunan çeşitli ırk ve kökenden göçmenlere karşı tutumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda nitel yöntem kullanılarak yerli halk ile yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular deskriptif (tanımlayıcı) araştırma deseni ile analiz edilmiştir. Çalışmamızda Çorum halkının, il merkezinde bulunan göçmenlere karşı dini, sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel tutumlarına yer verilmiştir. Bu bağlamda katılımcıların büyük bir kısmının göçmenleri geldikleri ülkeye göre değerlendirdiği anlaşılmış olup bu durum önyargının farklı boyutlarıyla açıklanmıştır. Özellikle son on yıldır Suriye eksenli göç hareketleri halk nezdinde bir "Suriyeli" algısı açığa çıkarmıştır. Bu durum bazı kesimler tarafından acıma ve merhamet etme gibi duygularla karşılık bulurken çoğu kişi bu gruba nefret içerikli söylemlerle yaklaşmaktadır. Hatta Suriyeli olmayan Arap göçmenler de bu gruba dahil edilmektedir. Yerli halka göre, göçmenlerin kültür ve yaşam tarzları tamamen farklı olduğu için uyum sağlamaları oldukça zor olacaktır. Bakış açıları farklı olsa da çoğunluk diye tabir edebileceğimiz bir kesim göçmenlerin Çorum halkına uyum sağlayamadığını belirtmiştir. Uyum sorununun ise göçmenlerle yerli halk arasındaki iletişimi etkilediği gözlemlenmiştir.
Sosyo-psikolojik bir şifa fenomeni olarak dua: Yozgat örneği
Sağlık-hastalık olgusu ve bireylerin bu konudaki algısı ile dua ilişkisinin incelendiği bu çalışmada, araştırma yapılan alanda, mevcut sosyo-kültürel yapı içinde hastalık-dua-şifa arasındaki ilişkiyi sosyolojik yöntemlerle açıklamak üzere bireylerin dua tutumlarını sekülerlik olgusu bağlamında açıklamak ve Din Sosyolojisi çalışmalarına katkı sağlamak amaçlanmıştır. Sağlık Sosyolojisi ve Din Sosyolojisi konularının kesiştiği bir araştırma modeli içeren bu çalışma 3 ana bölümden meydana gelmiştir. Birinci bölümünde kavramsal ve kuramsal bilgilere yer verilmiş olup hastalık ve sağlık olgusu sosyolojik yönü ile incelenmiştir. Araştırmanın kuramsal bölümü sekülerlik teorileri ile açıklanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde araştırma metodolojisi açıklanmıştır. Araştırmanın uygulama bölümünde Şifa Fenomeni Olarak Dua Ölçeği geçerlik-güvenirlik çalışmasını yapmak amacı ile Yozgat Şehir Hastanesine 15 Şubat-15 Nisan 2019 tarihleri arasında müracaat eden ayaktan hastalar üzerinde bir uygulama yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini 18-65 yaş arasında olan 489 ayaktan hasta oluşturmaktadır. Veriler Yozgat Şehir Hastanesinde basit rastlantısal örnekleme yöntemiyle seçilmiş katılımcılarla yüz yüze görüşmeye dayalı anket tekniğiyle toplanmıştır. Anket, araştırmacı tarafından çalışmanın teorik bölümü ile bağlantılı olan ve uzman görüşü alınarak hazırlanan sorulardan oluşturulmuştur. Anketin kapsam geçerliği, pilot çalışma, yapı geçerliği ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. Verilerin analizinde SPSS Programı kullanılmıştır. Araştırmada "Şifa Fenomeni Olarak Dua Ölçeği" yapı geçerliliğini kontrol etmek için Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) ve Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yapılmıştır. AFA'de örneklem grubu uygunluğu yeterliliği Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) katsayısı ile Barlett Sphericity testleri ile test edilmiştir. Faktör analizi için Varimax dik döndürme tekniği uygulanmıştır. Madde Test Toplam Korelasyonu ve madde ayırt edicilik değerleri test edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda 8 faktörlü, 53 maddeli bir ölçek elde edilmiştir. 8 faktörden meydana gelen ölçeğin toplam verilerle uyum derecesini belirlemek amacı ile DFA yapılmıştır. Yapılan DFA sonucuna göre RMSEA GFI, AGFI, RMR ve SRMR değerlerinin kabul edilebilir uyumda, CFI, NNFI, NFI değerlerin ise mükemmel uyum kriterleri içerisinde olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar açıklanan faktör yapısının doğrulandığını göstermektedir. Cronbach's Alpha = 0,890 değeri ile güvenilir bir ölçüm aracı olarak belirlenmiştir. Örneklem grubunun, demografik değişkenlere göre dua etme tutumlarında farklılaşma olup olmadığını anlamak için belirlenen 12 hipotez test edilmiş olup araştırmanın kavramsal ve kuramsal çerçevesine dayanılarak ortaya atılan düşüncenin elde edilen bulgularla desteklenip desteklenmediği ortaya konulmuştur. Ulaşılan verilerin istatistiksel analizi, t-testi (Independent-Samples T Tests), Varyans Analizi (Analysis of Variance, ONE-WAY-ANOVA) testleriyle ile yapılmış olup, gruplar arasındaki farkların kaynağının belirlenmesi için Post-Hoc analizlerinden Scheffe analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucuna göre; Katılımcıların duayı şifa olarak görme düzeylerinde cinsiyetlerine, medeni durumlarına, yaş, eğitim, dini inanışını tanımlama şekline, kronik hastalığı olma durumuna, yakınlarında kronik hastalığı olma durumuna, dua etme sıklıklarına, hastaneye gitme sıklıklarına, sağlık durumlarını tanımlama şekillerine, dua etmenin kişiyi etkileme şekline göre sekülerlik tutumlarında farklılaşmalar olduğu saptanmıştır. Anahtar Kavramlar: Dua, Hastalık, Sekülerlik, Şifa, Yozgat
Dini danışmanlığın konusu olarak gençliğin değişen Tanrı tasavvurları
Gençlik çağı, pek çok konuda olduğu gibi inançlar üzerinde de şüphe ve sorgulamaların yoğun olarak yaşandığı bir dönemdir. Küreselleşme ve gelişen iletişim araçları vasıtasıyla farklı inanç sistemleri ve hakikat iddiaları ile karşılan gençler, zaman zaman bu düşüncelerin etkisi altında kalabilmektedirler. Son dönemde yapılan çalışmalarda kendisini Ateist, Deist, Agnostik olarak tanımlayan gençlerin oranında ciddi bir artış olduğu görülmektedir. Farklı inanç sistemlerine savrulmanın kaynağı olarak, Tanrı tasavvurlarında olan eksiklik veya tahribatın olduğu düşünülmektedir. Çalışmamızın amacı, öncelikle gençlerin sahip oldukları Tanrı tasavvurlarını belirlemek, gençlik dönemine geçişle birlikte bu konuda yaşadıkları çelişkilere etki eden faktörleri tespit etmek ve sorunun çözümüne yönelik olarak DDR hizmetlerinin yaygın bir şekilde kullanılmasının gerekliliğini ortaya çıkarmaktır. Çalışmamızda karma yöntem tercih edilmiş, nitel ve nicel araştırma desenleri kullanılmıştır. Araştırmanın nicel bölümünde öncelikle gençlerin mevcut durumdaki Tanrı algısını tespit etmek adına ölçek kullanılmış, nitel bölümde ise doküman analizi ve mülakat uygulaması gerçekleştirilmiştir. Mülakat soruları ile nicel çalışmadan elde edilen verilerin desteklenmesi amaçlanmış, bunun yanı sıra gençlerin Tanrı tasavvuru konusunda yaşadıkları çelişkili durumlara etki eden faktörler belirlenmeye çalışılmıştır. Var olan durum böylece tanımladıktan sonra bu konuda kendilerine destek olacak profesyonel bir yardım talep edip etmedikleri sorulmuştur. Araştırma verileri bu konuda destek talep eden gençlerin, din görevlilerine güvenmedikleri gerekçesiyle DDR hizmetlerine temkinli yaklaştıklarını ortaya çıkarmıştır.
Entegrasyon ve ötekileşme bağlamında ikinci ve üçüncü kuşak Türk ailelerinde kimlik ve din: Hessen (LDK) örneği
Son yüzyılın ikinci yarısından sonra sanayileşmenin artması ve İkinci Dünya Savaşı'nın etkisi ile birlikte ortaya çıkan çalışan insan gücü eksikliğini gidermek isteyen ülkeler; diğer ülkelerden işçi alımına gitmiş, Türkiye'den de Almanya'ya işçi göçü böylelikle başlamıştır. Almanya'ya yalnız gelen Türk işçileri, aile birleşimi sonrası misafir işçi kimliğinden sıyrılarak kendi kültür ve değerleri ile yaşayan bir toplum kimliği oluşturdular. Bu durum, Türk ailelerini öteki olarak bulunmanın yanında dini, etnik ve ailevi kimliklere olan aidiyetleri korumanın zor olduğu bir ortama alışmak zorunda bırakmıştır. Türkler; ailevi bağların güçlü, dini hayatın da etkin yaşandığı bir ortamdan yabancı, hâkim kültür içerisine gelerek bir kimlik ve kültür karmaşası yaşadılar. Bundan dolayı da uyum ve ötekileşme gibi sorunsallar ile karşılaştılar. Din ve aile gibi kurumların kimlikleri bütünleştirici ve inşa edici etkisi sayesinde bu problemleri aşmaya çalışmışlardır. Bu çalışmanın konusu, Almanya'da yaşayan ikinci ve üçüncü kuşak Türk ailelerinin kimlik ve din algılarını entegrasyon ve ötekileşme bağlamında araştırmaktır. Bu nedenle Almanya'nın Hessen eyaletine bağlı Lahn Dill Kreis bölgesinde yaşayan ikinci ve üçüncü kuşak Türk ailelerini kapsayan bu çalışma nitel araştırma yöntemine uygun olarak ''fenomenoloji'' deseni üzerinden yürütülmüştür. Bu nedenle ''Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu'' yaklaşımı üzerinden, 56 kişi ile mülakatlar gerçekleştirilerek çalışmanın verileri elde edilmiştir. Türk ailelerin her iki kuşağı da etnik, dini ve ailevi kimliklerini genel anlamda korumuşlardır. Ailevi bağların korunmaya çalışılması, Türkiye ile iletişimin bir sebep ile devam etmesi ve kimliklerin özgürce yansıtıldığı cami gibi mekânlara olan ilgi, gelecek açısından umut verici gözükmektedir. Ancak Türklerin uyum için özverili olmasına rağmen gördükleri etnik ve dini ayrımcılığın; dini yaşamlarını, kimlik algılarını ve Almanya'ya olan uyum süreçlerini olumsuz etkilemiştir.
Müslümanlaşma sürecine sosyolojik bir yaklaşım: Japon Müslümanlar
Bu araştırmada din değiştirme fenomeni Japon Müslümanlar örneğinde incelenmiştir. Araştırmanın amacı Japonların din değiştirerek Müslüman olma süreçlerini ve Japonya'da Müslüman bir Japon olarak yaşama deneyimlerini anlamak ve din değiştirme literatürüne kavramsal bir katkı sağlayabilmektir. Bu amaca uygun nitel bir araştırma olarak tasarlanan bu çalışmada hem fenomenoloji hem de gömülü teori yaklaşımlarının bakış açıları, araştırma teknikleri ve veri analiz metotları bir arada kullanılmıştır. Fenomenolojik yöntem ile Japon Müslümanların din değiştirme deneyimleri anlamlandırılmaya çalışılırken, gömülü teori yaklaşımı ile de kuram geliştirmek hedeflenmiştir. Araştırma teorik bir bölümden ve bir saha çalışmasından oluşmaktadır. Teorik bölümde, saha çalışmasını destekleyecek bir şekilde din değiştirme, kimlik, Japonya'da din ve dindarlık ve Japonya'da İslam'ın geçmişi incelenmiştir. Saha çalışması için 2016 Eylül - 2017 Aralık ve 2019 Şubat – 2020 Ocak ayları arasında toplam 2 yıl 3 ay Japonya, Tokyo'da bulunulmuştur. Bu süreç boyunca 2 yıl Tokyo, Waseda Üniversitesi'nde ve 3 ay Tokyo Camii ve Türk Kültür Merkezi'nde misafir araştırmacı olarak çalışmalar yapılmıştır. Bu saha çalışması boyunca nitel araştırma veri toplama yöntemlerinden yarı-yapılandırılmış mülakat, katılımcı gözlem, saha notları ve dökümantasyon tekniklerine başvurulmuştur. Kendileriyle mülakat yapılan Japon Müslümanların birçoğu Tokyo'da, bir kısmı da Japonya'daki diğer şehirlerde ikamet etmektedir. Katılımcılara kartopu ve amaçlı örneklem metotlarıyla ulaşılmıştır. Yaşları 19 ile 81 arası değişen, 32 kadın ve 30 erkek toplam 62 kişi ile yarı yapılandırılmış mülakatlar yapılmıştır. Tokyo Camii ve Türk Kültür Merkezi ile yine Tokyo'daki Japon Müslüman Derneği başta olmak üzere, çeşitli cami, mescit ve derneklerin etkinliklerine katılınmış, Japon Müslümanlar ile görüşmeye devam ederek gözlemler yapılmış ve saha notları tutulmuştur. Ayrıca Waseda Üniversite kütüphanesinde literatür araştırması yapılmıştır. Araştırmanın temel ve alt problemleri kapsamında incelenen konular; Japonların İslam dini ve Müslümanlar ile karşılaşma koşulları, Müslüman olma süreçleri, onları bu tercihe yönelten motivasyonlar, geçmişlerinin ve Japon toplumunda sosyalleşmelerinin Müslüman olmaları ve sonrasında İslam'ı yorumlama ve yaşama biçimleri üzerindeki etkileri, kimliklerinin ve Japon toplumu ile ilişkilerinin nasıl etkilendiği ve son olarak din değiştirme literatürünün Japon Müslümanların deneyimleriyle ne derece uyumlu olduğudur. Sonuç olarak, Japon Müslümanların İslam ile ilk anlamlı karşılaşmasının sosyal bağlamda, büyük çoğunluğu yurt dışı olmak üzere iş, eğitim ve seyahat sırasında gerçekleştiği tespit edilmiştir. İslam ile karşılaşmadan önce hâlihazırda var olan yaşam şartlarından ve inançlarından ciddi tatminsizlikleri ve yeni bir yaşam ve inanç biçimi arayışı içinde olmayan Japonlar, farklı şekillerde İslam ile ilgilenmeye başlamıştır. Müslüman olmaları dört farklı motivasyon ile gerçekleşmiştir: sosyal, entelektüel, psikolojik ve pragmatik. Müslüman olduktan sonra da ciddi bir toplumsal tepki ile karşılaşmamış, kimlik krizi yaşamamış ve Japon ve Müslüman kimliğini bir arada sahiplenmekte ve yaşamakta büyük oranda zorlanmamışlardır.
İskilip ilçe merkezi ve çevresindeki dini ziyaret yerleri
Birçok uygarlığa ev sahipliği yapan ve zengin bir tarihi kültüre sahip olan İskilip, geleneksel kültürüne olan bağlılığı ve halk inanışlarının devamlılığını sürdürdüğü kadim bir ilçedir. Din sosyolojisinin araştırma konularından olan ve günümüzde etkisini sürdürmeye devam eden ziyaret fenomeninde, İslam öncesi Türk inanç kültürünün yanı sıra İslami motiflerle birleşmiş halk dindarlığının etkileri ve bu etkiler sonucunda yapılan uygulamaların yansımaları görülmeye devam etmektedir. İskilip merkezi ve köyleri ile sınırlandırılan çalışmamız İskilip yöresinde bulunan dini ziyaret yerlerini, halk tarafından ziyaret edilen bu yerlerin kutsalla olan bağlantısını ve ziyaret edilme nedenlerini bunun sonucunda ise İskilip yöresinde bulunan bireylerin sahip olduğu inanç yapısını konu almaktadır. Bu çalışmada, İskilip merkezi ve köylerinde kutsal olduğu düşüncesi ile ziyaret edilen türbe, mezar, ağaç, su, tepe vb. kutsal mekânlar tespit edilmiştir. Kutsal kabul edilen bu yerlerdeki mekânların bazılarının kutsallığı devam etmekte olup ziyaretlerle birlikte çeşitli ritüeller yapılırken bazılarının ise zamanla önemini kaybettiği ve unutulmaya yüz tuttuğu görülmektedir. Çalışmamız giriş kısmıyla devam eden iki bölümden ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Araştırmanın giriş bölümünde, araştırmanın konusu, amacı, önemi ve metodolojisinden bahsedilmiştir. Birinci bölümde ziyaret konusunun kutsallığı sebebiyle dinî bir kavram olarak kutsal anlayışı, ziyaret fenomeni ve ziyaret fenomeninde teorik yaklaşımlar ele alınmıştır. İkinci bölümde İskilip'in tarihi ve coğrafi durumundan bahsedilerek İskilip merkezi ve köylerinde bulunan dini ziyaret yerleri tespit edilmiş, saha çalışmasının gereği olarak bu ziyaret yerlerine gidilerek bizzat incelenmiş, fotoğraflanmış ve kaynak kişilerle görüşmeler yapılmıştır. Yapılan görüşmeler objektif bir şekilde yorumlanmıştır. Türbe, mezar, su, ağaç vb. ziyaret yerlerinin özellikleri ziyaret edilme nedenleriyle anlatılmıştır. Sonuç kısmında ise araştırmalarımız neticesinde ulaşılan bilgilerin bir değerlendirilmesi yapılmıştır. Din sosyolojisi yöntem ve teknikleri esas alınarak yapılan çalışmamız hem kaynaklara dayalı teorik kısımdan hem de saha da incelemeye dayalı alan araştırmasından oluşmaktadır. Çalışmamızın teorik kısmı ile ilgili, kitaplar makaleler, ansiklopediler, yüksek lisans ve doktora tezleri gibi çeşitli kaynaklar incelenmiş olup kütüphaneler ve internetten de yararlanılmıştır. Saha çalışmasına dayalı alan araştırmada yerinde gözlem ve tespit, kaynak kişilerle mülakat, dolaysız gözlem gibi teknikler kullanılmıştır. Son olarak elde edilen bilgiler nesnel bir tutumla değerlendirilmiştir.
Kadınların dini sosyalleşme sürecinde Kur'an kurslarının rolü (Kırıkkale örneği)
Bu çalışmada Kırıkkale İl Müftülüğüne bağlı 12 Kur'an kursuna devam eden, yaşları 33 ile 60 arasında değişen 24 katılımcı ile görüşme yapılarak Kur'an kurslarının yetişkin bayanların dini sosyalleşmesine olan katkıları ortaya konulmuştur. Nitel araştırma tekniği ile toplanan veriler üzerinden gerçekleştirilen içerik analizi sonucuna göre, Kur'an kurslarının din eğitimi hizmetinin verildiği bir yaygın eğitim merkezi olmasının yanı sıra; yetişkin bayanlar için manevi doyum merkezi, ailevi, dini ve psikolojik sorunlara çözüm aranan ve fiili olarak danışmanlık hizmetlerinin alındığı, dini içerikli sosyalleşme alanlarının oluşturulması ve buna yönelik uygulamaların yapıldığı dini sosyalleşme merkezi olarak çok yönlü bir kurum olduğu ortaya çıkmıştır. Kur'an kurslarının yüklendiği temel misyonlar açısından dini sosyalleşme; dini, milli ve manevi içeriklerle bütünleştirilmiş toplu ibadetler ve sosyal faaliyetler bünyesinde gerçekleşmektedir. Sunulan bu hizmetler sosyal algıları yüksek, toplumla bütünleşen, kendini ve çevresini doğru davranış biçimleriyle değiştirebilen ve geliştirebilen bireyler yetişmesine katkı sağlamaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığının (DİB) "İhtiyaç Odaklı Din Eğitimi" kapsamında ön plana çıkan ve Kur'an kurslarının temel amaçları arasında yer alan kazanımların katılımcılar tarafından edinildiği saptanmıştır. Bunlar sağlıklı bir dini ve ahlaki gelişim gösterme, kendisine ve çevresine karşı inanç, ibadet ve ahlak bütünlüğü çerçevesinde davranmanın önemini fark etme, İslam ahlakını yansıtan güzel davranışlar sergileme gibi tutumlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Kur'an kursları, yaş, eğitim ve sosyo-ekonomik açıdan birbirinden farklı yetişkin kadınların; farklı sosyal çevrelerde, dini içeriklerden beslenmiş
Türkiye'de din ve sosyal sapma
Suç ve din kavramları, insanların yaşamları üzerinde doğrudan etkiye sahip olan önemli konular arasındadır. Yapılan çalışmalar, suç ve din ilişkisi hakkında hem olumlu hem de olumsuz sonuçlar elde etmiştir. Bu çalışmada, nitel derinlemesine görüşmeler ve Dünya Değerler Araştırması 2019'dan elde edilen ikincil verilerin nicel analizi kullanılarak karma yöntem uygulanmıştır. Nitel yöntem için 21 kişi ile kartopu örnekleme yöntemi kullanılmış, nicel yöntem için 2000'den fazla katılımcının verileri regresyon analizi ile incelenmiştir. Nitel ve nicel bulgular, din ve sosyal sapma arasında negatif bir ilişki olduğunu göstermiştir. Ayrıca bu tez, farklı inançlara, sosyo-kültürel yaşam tarzlarına ve dini rollere sahip insanlar arasında bile suç ve din arasında negatif bir ilişkinin olduğunu ortaya koymuştur. Bulgular, toplumun sosyal uyumunu teşvik etmek ve sosyal sapkınlığı azaltmak için bu ilişkiye daha fazla odaklanılması gerektiğini göstermektedir. Dolayısıyla, dinin, toplumda olumsuz sonuçlara neden olabilecek sosyal sapmayı önlemekte önemli bir rol oynayabileceği vurgulanabilir.
Münevver Ayaşlı'nın eserlerinde değişen toplum ve dindarlık
Araştırmamızın konusunu Münevver Ayaşlı'nın eserlerinde değişen toplum ve dindarlık ilişkisi ihtiva etmektedir. Kendisi Cumhuriyet dönemi yazarlarından olan Ayaşlı, yaşadığı süreçte eserleriyle topluma yön vermeyi amaçlamıştır. Osmanlı Devleti'nin en şatafatlı dönemlerini kısmen görmüş, gerileme ve batışına bizzat şahitlik etmiştir. Bu süre zarfında kaleme aldığı eserler, o dönemdeki Osmanlı toplumunun dinî-sosyolojik hayatındaki değişimi ve dönüşümüne kaynaklık eder niteliktedir. Konu belirleme safhasında, din sosyolojisi alanında alanyazın taraması yapılmış ve Ayaşlı hakkında çalışma yapılmadığı tespit edilmiştir. Amacımız yazarımızın döneme ışık tutan eserlerinin analizi ile alana katkı sağlamaktır. Nitel araştırmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde yazarın hayatından bahsedilmiş ve kaleme aldığı eserler hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde ise Ayaşlı'nın yaşadığı dönemdeki Osmanlı toplumunun değişim ve dönüşüm süreci anlatılmıştır. Literatür tarama sürecinde ise önce Ayaşlı'nın eserleri, sonrada Ayaşlı'nın yaşadığı döneme dair yazılı, sözlü ve görüntülü kaynaklardan yararlanılmıştır. Ayaşlı'ya göre Osmanlı Devleti'nde askeri alandaki eksiklik iktisadi hayatla devam etmiş ve Batılılaşma her alanda kendini göstermiştir. Osmanlı'nın gerileme döneminde düşün dünyası farklı görüşler içerisindedir. Bu farklı düşünceler Osmanlı'yı kurtarma adına değişik fikir akımlarını ortaya çıkarırken, Osmanlı kültür ve medeniyetinin özünü korumayı hedeflemiştir. Özellikle siyasi alandaki yönetim değişiklikleri ile dinin hayatın içinden soyutlanıp özelleştirilmesini, toplumsal hayatta modernleşmenin yanında sekülerleşmenin de ortaya çıkmasını kaçınılmaz kılmıştır. Bu bağlamda Ayaşlı'da milliyetçilik, kültür emperyalizmi, Türklük ve İslam davası gibi meselelere yanıt aranmıştır. Sonuç olarak; Ayaşlı'nın görüşleri ekseninde, toplumun yönetim biçimi, ekonomik yapısı, kültürel değerleri, din anlayışları ve dindarlık oluşumları Osmanlı'dan cumhuriyete geçiş süreci içerisinde analiz edilmiştir. Yeni rejim, Ayaşlı'da eski ve yeni Türk şeklinde ifade biçimini ortaya çıkarmıştır. Cumhuriyet dönemi reformları ve sosyal hayata etkisi toplumun özellikle muhafazakâr kesiminde radikal bir yapılanma olarak karşılanmıştır. Toplumsal değişimle birlikte Türkiye'nin dinî yaşayış biçimi bireye özgü olarak şekillenmiştir. Modernizm ve sekülerizmin etkisi ile din kurumu da özelleştirilmiştir.
İsmet Altıkardeş'in din sosyolojisine katkıları
İsmet Altıkardeş'in din sosyolojisi üzerine yapılan bu çalışma, düşünürümüzün din sosyolojisine katkılarını detaylı bir şekilde ortaya koymayı amaçlamaktadır. Altıkardeş'in çalışmaları, İslam'ın insan hayatını nasıl düzenlediği ve sosyal sorumluluklara nasıl önem verdiği konusuna dair önemli bir bakış açısı sunmaktadır. Bu çalışma, Altıkardeş'in bu konudaki görüşlerinin derinlemesine analizini sağlayarak din sosyolojisi alanına katkıda bulunacaktır. Bu çalışma, Altıkardeş'in din sosyolojisinin temel kavramlarını, yani insan, toplum ve din kavramlarını inceleyerek başlamaktadır. Çalışmada, bu kavramları detaylı bir biçimde ele alarak Altıkardeş'in bu temel yapıları nasıl değerlendirdiğini açıklamayı hedeflemektedir. Din sosyolojisine katkıları bağlamında Altıkardeş'in, eğitim olgusuna yaklaşımı, sosyal meselelere bakışı, din anlayışı, Müslümanların çağdaşlaşması konusundaki görüşleri ve iyi bir insan ve iyi bir Müslüman olma kriterlerine dair düşünceleri bu çalışmanın odak noktasını oluşturur. Altıkardeş, eğitimin insan kalitesini yükseltmede önemli bir rol oynadığına inanmaktadır. Kaliteli bir eğitimin, insanların bilgi ve becerilerini nasıl geliştirdiği, bireylerin kendilerini nasıl tanımalarına yardımcı olduğu ve topluma faydalı bireyler olmalarını sağladığı konularını analiz etmektedir. Altıkardeş, sosyal meselelerde ortaya çıkan sorunların çözümünün İslam'ın temel prensiplerine bağlı kalarak sağlanacağına inanmaktadır. Tez, Altıkardeş'in sosyal sorunlara yaklaşımını ve bu sorunların İslam'ın prensiplerine nasıl uygun bir şekilde çözülebileceği konusundaki düşüncelerini ele alarak, günümüz toplumunun karşılaştığı sosyal zorluklara değerli bir perspektif sunmayı amaçlamaktadır. Altıkardeş, dinin sadece bireysel bir inanç sistemi olmadığını, aynı zamanda toplumu düzenleyen ve ahlaki bir çerçeve sunan bir sistem olduğunu savunmaktadır. Tez, Altıkardeş'in din anlayışını ve dinin çağdaşlaşma sürecinde nasıl bir rol oynadığına dair görüşlerini inceleyerek, dinin toplumsal dinamiklere etkilerini incelemektedir. Araştırma sürecinde nitel araştırma yönteminde kullanılan literatür taraması ve yorumlayıcı paradigma, Altıkardeş'in bakış açısını derinlemesine anlamak ve analiz etmek için uygun bir çerçeve sağlamıştır. Altıkardeş'in kitapları, makaleleri ve birebir görüşmeler, tezde ana kaynak olarak kullanılmıştır. Ayrıca, Altıkardeş'in düşüncelerini destekleyen ayetler ve hadisler de tezde kullanılmıştır. Bu çalışma, Altıkardeş'in din sosyolojisine dair özgün ve önemli katkılar sunan bir çalışma olarak değerlendirilebilir. Çağdaş bir Müslüman bireyin temel sorunu Altıkardeş'e göre, kendi içsel varlığıdır. Bu bağlamda, çağdaşlık ideali, bilinçli bir zihin, mantıklı düşünce, seçme yeteneği, araştırıcılık, dürüstlük ve ahlaki davranışların birleşimini gerektirir. Altıkardeş'in bu konulardaki düşünceleri, günümüz toplumunun dini ve sosyal dinamiklerine dair değerli bir perspektif sunmaktadır.
Paranormal inançlara sosyolojik bir bakış
Paranormal inançlar akıl ve bilim ile açıklanamayan, gerçeküstü veya olağandışı olarak ifade edilen unsurları barındıran inanç biçimleridir. Paranormal inançların birey bazında bir inanç olması, onun dinî ve psikolojik yönünü göstermektedir. Sosyal yaşamda birey davranışları üzerindeki etkisiyle de insan ilişkilerini belirlemesi ve geçmişten günümüze farklı formlarda var olmuş olması bu inançları sosyolojik perspektiften önemli bir araştırma konusu haline getirmektedir. Bu araştırmada, sosyal bir olgu olarak paranormal inançların toplumsal yaşamda inşa edilen gerçekliğinin nasıl olduğu, toplumları etkileme gücünün ve sürekliliğinin hangi sosyal nedenler ile sağladığı bazı sosyolojik kuramlar ışığında ve paranormal fenomen örnekleri üzerinden incelenmiştir. Nitel bir araştırma olarak tasarlanan bu çalışmada fenomenolojik araştırma yöntemi ile toplumsal bir gerçekliğe sahip paranormal inançların dün ve bugün geçirdiği sosyal süreçleri kuramlar çerçevesinde anlamlandırmak ve yarını da öngörebilmek adına sosyoloji literatürüne kavramsal bir katkı sağlayabilmek hedeflenmiştir. Paranormal inançların sosyolojik olarak analiz edilmesindeki amaç, sosyal yaşam içinde değişim, dönüşüm ve sürekliliğini sağlayan sebeplerin tespiti, tarihsel olay ve olgulardan, kültürel geleneksel yapılara kadar var olduğu tüm sahalardaki formlarının nasıl oluştuğu ve toplumları nasıl etkilediğini belirlemektir. Paranormal inançların, bir inanç biçimi olarak dinden beslenen ancak farklı bir form olarak geniş kitlelere hitap eden varlığı, seküler kültür içinde ve modern dünyanın getirdiği teknolojinin de etkisiyle hızla dönüşüme uğradığı görülmektedir. Bu durum paranormal inançların toplumda inşa ettiği gerçekliğinin de sosyal bir süreçten geçtiğini göstermektedir. Paranormal inançların sosyolojik olarak açıklanması ve bilimsel araştırmalara konu edilmesi kitleleri açıktan ya da gizliden etkileyen gücünün yadsınmayacak düzeyde olmasından dolayı çok büyük önem taşımaktadır. Araştırma giriş kısmıyla devam eden dört bölümden ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Araştırmanın giriş bölümünde, araştırmanın konusu, amacı, önemi ve metodolojisinden bahsedilmiştir. Birinci bölümde paranormal inançların kavramsal tanımlamasının yapılması, paranormal inancın neleri kapsadığı, paranormal inanç olarak değerlendirilen olgular, paranormal inançların din, bilim ve parapsikoloji ile olan ilişkisi ele alınmıştır. İkinci bölümde paranormal inançların; gerçekliğin sosyal inşası teorisi, modernleşme kuramı, sekülerleşme kuramı, yoksunluk ve fenomenoloji kuramları çerçevesinde yorumlanarak konu ele alınmıştır. Üçüncü bölümde paranormal inanç biçimlerinden; astroloji, falcılık, kehanet, halk inançları, mitler, ufoloji, astral seyahat, sihir, büyü, doğaüstü güçler, rüyalar ve telekinezi gibi bazı paranormal fenomenler üzerinden örneklendirilerek kuramlar yorumlanmıştır. Dördüncü bölümde ise paranormal inançların toplumdaki yerini hazırlayan sosyo-kültürel faktörlerden olan aile, kültür, arkadaş çevresi, kitle iletişim faktörü, anlamsızlık, güvensizlik, risk faktörü ve yeni dini hareketler ışığında konu ele alınmıştır. Sonuç kısmında ise araştırmalarımız neticesinde ulaşılan bilgilerin bir değerlendirilmesi yapılmıştır. Yapılan bu çalışma ile varılan sonuç, paranormal inançların toplum içerinde değişen bir yapıya sahip olduğu yönündedir. Temel problemimiz kapsamında sosyal bir olgu olarak paranormal inancın toplumsal bir gerçekliğinin olduğu görülmektedir. Bu gerçekliğin sürekliliği bazı sosyal nedenler tarafından sağlanmaktadır. Modernliğin, sekülerizmin oluşturduğu ortamlarda dahi değişen algı şekilleriyle, yine yeniden gerçeklikler inşa etmeye devam etmişlerdir. Toplum bu gerçeklikleri kültürel anlam formlarının içinde gelecek nesillere aktarmayı da sürdürmektedir.
Dinî sembollerin sosyolojik analizi: İslamcı dergilerde Ayasofya örneği
Bu çalışma, İslamcılar için sembolik anlamı olan Ayasofya'yı önemli kılan hususları ortaya koymak ve sembollerin gruplar üzerindeki etkilerinin tespitini amaçlayan bir araştırmadır. Çalışma metodu olarak nitel araştırma yöntemi benimsenmiştir. Daha kapsamlı araştırma yapmak için içerik ve söylem analizi tekniği kullanılmıştır. Çalışmanın örneklem grubunu, İslamcı yazarlar oluşturmaktadır. Bu araştırma, Ayasofya'nın müze olduğu 1934 tarihinden sonraki söylemleri içermektedir. Çalışmanın birinci bölümünde Ayasofya'nın sembol olması sebebiyle kimlik ve toplumsal hafıza ile olan ilişkisi kavramsal bir çerçevede ortaya konulmuştur. Son bölümde ise İslamcı yazarların Ayasofya söylemleri ile ilgili sınıflandırmalar yapılarak analiz edilmiştir. Bu bölümde Ayasofya'nın sembolik gücünün kaynağının tespit edilmesi ve toplumu etkileyen önemli unsurların belirlenmesi amaçlanmıştır.
Şehitlik olgusu üzerine sosyolojik bir analiz
Şehitlik kavramı günümüzde, pek çok farklı olayda, farklı bağlamlarda, çeşitli nitelendirmelerle yer almaktadır. Esasında dinî bir terim olan şehitlik, dinî olduğu kadar politik ve ideolojik çatışmalarda da sıkça başvurulan bir kavram haline gelmiştir. Bu çalışmada şehitlik olgusunun bu geniş kullanım alanına yayılma süreci ele alınacaktır. Çalışmanın temel amacı, şehitlik olgusunun, belli bir zamana ve belli bir dinî ya da kültürel geleneğe özgü olmayıp, dinler ve kültürler üstü, insanî bir olgu olduğunu ortaya koymaktır. Bu amaçla, öncelikle monoteist gelenekte şehitliğin ortaya çıkışı, teolojik ve sosyo-kültürel inşası ele alınmıştır. Sonrasında Greko-Romen kültürde asil ölüm ideali incelenmiştir. Böylelikle bugün ulus-devletleşme sürecinde şehitliğin kazandığı yeni anlamların kök uzantıları işaret edilmiştir. Çalışmada, nitel araştırma paradigmasına dayanan deskriptif bir yöntem benimsenmiştir. Çalışmanın veri kaynaklarını şehitlikle ilgili birincil ve ikincil kaynaklar ile kutsal metinler, ilahiler, şarkılar, destanlar, hikayeler gibi kültürel unsurlar oluşturmaktadır. İlgili metinler, şehitlikle ilgili tarihsel kırılma niteliğindeki olaylar bağlamında incelenerek yorumlanmıştır. Elde edilen verilerden hareketle şehitlik olgusunun bir toplumun kuruluşunda, kriz zamanlarının üstesinden gelebilmesinde, birlik ve bütünlüğünün sağlanmasında önemli rol ve işlevlerinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bunun yanında şehitlik olgusunun toplumsal hareketlerin vazgeçilmez bir unsuru olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca şehitlik, dinî bir kavram olmasının yanı sıra, tarih boyunca farklı bağlamlarda politik olanla iç içe olmuştur.
Kentlileşme sürecinde sosyo-kültürel ve dini değişme: Bursa Belenören köylüleri örneği
Kentler, binlerce yıldır insanlık tarihinin önemli bir parçasıdır. Ancak 19. yüzyıl itibariyle kentler, önemli bir problem haline gelmiştir. Başta Sanayi Devrimi ve Fransız İhtilali olmak üzere yaşanan önemli olaylar, hızlı sosyal değişimlere sebep olmuştur. Kırsal bölgelerden ve kentlerin çeperlerinden kent merkezine yönelen yoğun göçler; bir yandan kentleri şekillendirirken diğer yandan kentler yaşanan toplumsal değişim üzerinde belirleyici olmuştur. Türkiye'de de özellikle 1970'li yıllarla birlikte kırdan kente doğru yoğun göçler yaşanmıştır. Bu süreç başta sosyal, ekonomik, kültürel ve dini olmak üzere pek çok değişime sebep olmuştur. Çalışmamız, Türkiye'deki kentlileşme sürecinde yaşanan sosyal, kültürel ve dini değişimi üç nesil üzerinde görmeyi amaçlamaktadır. Çalışma, Bursa'nın Keles ilçesine bağlı Belenören köylüsü olan 13 aileden toplam 42 katılımcıyla yapılan derinlemesine görüşmelerle şekillenmiştir. Katılımcı ailelerin ilk nesilleri, kentle ilişkiler kurmaya başlayarak kentlileşme sürecini başlatmışlardır. İkinci ve üçüncü nesilde ise kentle bütünleşme büyük oranda tamamlanmıştır. Bu süreçte yaşanan sosyal, kültürel ve dini değişimi görebilmek adına her ailenin üç nesliyle de görüşmeler yapılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde; sosyal değişme, dini değişme, kent, kentleşme, kentlileşme ve göçe dair kavramsal ve kuramsal bir çerçeve sunulmuştur. İkinci bölümde ise katılımcılara dair kişisel ve demografik bilgilere yer verilmiştir. Ayrıca katılımcıların sosyo-kültürel ve dini değişimlerinde etkili olan unsurlar ile katılımcıların kente göç süreçlerinin nasıl şekillendiği ele alınmıştır. Son olarak katılımcıların dindarlık düzeyleri inanç, ibadet, tecrübe, bilgi ve etkileme boyutları üzerinden ele alınmıştır. Üçüncü bölümde kentlileşme sürecinde; bir takım dini pratiklerde, kadın-erkek ilişkilerinde, aile yapısında ve düğün merasimlerinde bir değişim olup olmadığı varsa bu değişimin seyri anlaşılmaya çalışılmıştır. Nikahsız birliktelikler, flört, aile reisliği, akraba evliliği gibi bir dizi hususa bu kapsamda yer verilmiştir. Ayrıca katılımcıların dini otorite olarak gördükleri kişi, kurum ve kaynaklar ele alınarak kentlileşme sürecindeki seyir üç nesil üzerinden görülmeye çalışılmıştır. Dini otorite konusu kapsamında katılımcıların, dini gruplara nasıl baktıkları, anılan grupları dini bir otorite olarak görüp görmedikleri üzerinde durulmuştur. Kentler, kır toplumlarının aksine, farklı kültüre, inanca, dile ve yaşam tarzına sahip insanları bir araya getiren heterojen bir toplum yapısına sahiptir. Çalışmamızda kentlileşme sürecinde katılımcıların farklılıklarla karşılaşma durumları ve farklılıklar karşısında takındıkları tutumlar ele alınmıştır.
Cihan Aktaş eserleri bağlamında İslamcı kadın üzerine sosyolojik bir araştırma
Bu çalışmanın amacı Cihan Aktaş'ın eserlerinde ele aldığı "İslamcı kadın" olgusunun sosyolojik bir analizini yapmaktır. Birinci bölümde Osmanlı modernleşmesi ve bu bağlamda tartışılmaya başlanılan "kadın" konusu hakkında bilgi verilmiştir. Osmanlı modernleşmesiyle ortaya çıkan "İslamcı tipoloji" içinde yer alan ve modernleşme-batılılaşma ideolojisi arasında kalan "kadının durumu" mercek altına alınmıştır. Akabinde Cumhuriyet Dönemi'nde yeni bir imaj ve rol biçilen "çağdaş" kadın ve bu kadına sağlanan yasal haklar ele alınmıştır. Daha sonra "İslamcılık" ve "İslamcı kadın" kavramlarının Türkiye tarihindeki tanımlanma süreci irdelenmiştir. İkinci bölümde Cihan Aktaş'ın eserleri hakkında bilgi verilmiş ve müellife göre "İslamcı kadın" olgusu incelenmeye çalışılmıştır. "Müslüman kadın"ın konumu ve rolü, Aktaş'ın eserlerindeki değişim ve gerilim noktaları tespit edilerek "İslamcı kadının" politik bağlamı sosyolojik bir analize tâbi tutulmuştur. Ayrıca modernizasyon sürecindeki "İslamcı kadın"ın kamusal alandaki iz düşümleri, geçirdiği anlamsal değişim ve dönüşüm analiz edilmiştir. Bunun yanında Aktaş'ın kadın tipolojileri ele alınmış ve ideal kadın tipolojisi incelenmiştir. Anahtar Sözcükler: Müslüman Kadın, İslamcı Kadın, Cihan Aktaş, Kamusal Alan, İslamcılık, Modernleşme
Dini referanslı radikalleşme örüntüleri: Suriye örneği
Radikalleşme bir olgu olarak karmaşık ve katmanlı bir süreci ifade etmektedir. Yürütülen çalışma dini motivasyonlu radikalleşme üzerine odaklanmakta ve Suriye sahasını incelemektedir. Araştırmanın konusu Türk vatandaşlarının Suriye'de gerçekleşen iç savaşa hicret veya cihat amacıyla katılım gösterme nedenleri ve radikalleşme örüntüleridir. Bu kapsamda yeni medya ve sosyal ağlar sağladığı imkânların da göz ardı edilemeyeceği açıktır. Araştırma bireysel, grupsal veya kitlesel nedenlerden beslenen ortak süreç ögelerinin ortaya çıkarılması radikalleşme olgusunun daha net tanımlanmasına ve buna karşı yürütülecek politikanın da dinamiğinin belirlenmesine katkı sağlayacaktır. Araştırma kapsamında nitel bir yaklaşım benimsenmiştir. Çalışma, radikalleşmiş bireyler ile radikalleşme hikâyeleri ve süreçleri üzerine gerçekleştirilmiş vaka incelemeleridir. Aynı zamanda akademik bir amaca yönelik, bilimsel topluluğa hitap eden temel bir araştırmadır. Araştırma açıklayıcı bir çalışma olmakla birlikte zaman açısından ise kesitsel bir yaklaşıma sahiptir. Araştırma bulgularına bakıldığında medeni durumun radikalleşme ve cihada katılma yönünden fark yarattığı belirlenmiştir. Katılımcıların hiçbirinin orta öğretim üzerinde bir eğitim almaması dikkat çekici olmakla birlikte bu durum uluslararası literatürde ki çalışmalardan ayrılan bir bulgu olmaktadır. Katılımcılarda toplumsal uyuşmazlık ve aidiyet hissedememe durumları görülmektedir. Bazı katılımcıların geçmişlerinde uyuşturucu madde kullanımı, suç ve hapis cezası aldıkları görülmekte bu da çalışma içerisinde arınma diskuru olarak bahsedilen durumu desteklemektedir. Kişilerin sosyo-ekonomik durumunun orta sınıfın ağırlıklı olmasına karşın alt sınıflarda yoğun bir yığılma göze çarpmamaktadır. Bu durum farklı çalışma verileri ile de uyum göstermektedir. Katılımcılardan sadece birinde daha önce farklı bir cihat sahasında deneyimi bulunmaktadır. Kişilerin radikalleşmesinde en önemli hızlandırıcının sosyalizasyon ve farklı bir çevre edinimi ile olduğu görülürken sosyal medya v ve internet bilgi kaynaklarına ulaşmayı kolaylaştırmıştır. Katılımcılar özledikleri çeşitli şeyler olduğunu belirtmekle birlikte geri dönmeyi düşünmemektedir. . Katılımcıların kendi yaşadıklarını ve deneyimlerini aktarmış olmaları sürecin resmini çizebilmek açısından önemli olmuştur. Çalışmanın literatürde hem radikalleşme örüntüleri bağlamında katkı sağlayacağı hem de de-radikalizasyon için önemli bulgular sağlayacağı düşünülmektedir.
Gaziantep'te Mevlevîlik ve Antep Mevlevîhanesi
Tezimizde tarihi XVI. yüzyıla dayanan Gaziantep'teki Mevleviliğin ortaya çıkış dönemi ve günümüze kadarki süreci muhtelif yönleriyle ele alınmıştır. Hz. Mevlânâ'nın öğretilerini temel alan Mevleviler, geniş halk kitlelerine ulaşabilmiş, yüksek edebi ve hikemi doktrinleri sayesinde toplumun birçok katmanına hitap edebilmişlerdir. Anadolu'nun dört bir yanına yayılan Mevleviler, Gaziantep ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi tarihi açısından önemli misyonlar üstlenmişlerdir. Bölgenin başta dinî olmak üzere sosyo-kültürel, siyasi ve ekonomik alanlarına etki edecek faaliyetler yürüten Mevleviler, Şii yayılmacılığına karşı da etkili olmuşlar, İpek Yolu üzerinde geçiş zaviyesi rolü üstlenerek Safevilerin siyasi hedeflerine kısmen engel olmuşlardır. Mevleviliğin özellikle Osmanlı Devleti'nin hâkim olduğu alanlarda varlığını idame ettirmesi yönetimle uyumunu ortaya koymaktadır. Antep Mevlevîhânesi, 1638 yılında Mustafa Ağa b. Yusuf tarafından padişah onayı ile inşa edilmiş Güneydoğu'daki Mevlevîhânelerden birisiydi. Mimari dokusuyla ünlü seyyah Evliya Çelebi'yi dahi hayran bırakmış günümüze kadar ulaşan nadide eserlerdendir. İlk yapıldığı tarihten itibaren vakfiyesinde de mukayyet olan Mevlevi erkânının vazife tahsisleriyle uygulandığı görülmektedir. Senelik ve haftalık belli periyotlarda gerçekleştirilen zikir ve sema meclisleri, Sahih-i Buhari ve Mesnevi okumaları aktif bir dini yaşantının izlerini taşımaktadır. Mevlevîhâne adına kurulan vakıflardan elde edilen gelirler ile şehrin ticari yaşamına katkı sunulmuş, hayır faaliyetleriyle ihtiyaç sahipleri gözetilerek yardımlaşma ve dayanışma tesis edilmiştir. Milli mücadele döneminde aktif rol üstlenen Mevlevîhâne, tarihinin her döneminde Antep'in ve bölgenin önemli bir merkezi olmuştur.
Bulgaristan göçmenlerinin dini inanç ve uygulamaları üzerine sosyolojik bir alan araştırması: Hatay-Erzin'de yaşayan göçmenler örneği
Bu çalışmanın amacı göçmenlerin dini tutumlarında belirleyici olan etnik kalıtsallığın halk dindarlığı üzerindeki tezahürlerini dini inanç ve tutumlar üzerinden ele almaktır. Çalışmada örneklem olarak daha önce üzerine yapılmış sosyolojik bir çalışma bulunmayan, Hatay'ın Erzin ilçesindeki iki muhacir köy seçilmiştir. Birinci bölümde Erzin ilçesinin tarihi, coğrafi konumu ve demografik yapısıyla ilgili bilgiler verilmiştir. Bununla birlikte muhacir köylerindeki dini yapı ve örgütlenme, köylerdeki dini hayatın görünürlüğü, dinî inanç ve uygulamalar ele alınmıştır. Çalışma nitel bir alan araştırmasına dayanmaktadır. Veriler katılımcı gözlem yapılarak toplanmıştır. İkinci bölümde bir toplumun dini ve kültürel bağlarını en açık şekilde görebileceğimiz, bireylerin ait olduğu muhacir alt kültürünü benimseyen topluluk ile bütünleşmesini sağlayan geçiş dönemi ritüelleri üzerinde durulmuştur. Ardından geçiş dönemi ritüellerinde görülen halk inanç ve uygulamalarına geniş bir biçimde yer verilmiş ve bu uygulamaların yeni nesil üzerinde etkilerinin niçin devam ettiği veya etmediği konusu incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre Hatay'ın Erzin ilçesinde yaşayan Bulgaristan göçmenlerinin Türkiye'nin diğer bölgelerinde yaşayan Bulgaristan göçmenlerine göre daha dindar tutumlar sergiledikleri görülmüştür. Bu durumun en temel nedeni milli ve dini kimliklerine yapılan baskı sonucunda göç etmiş olmalarıdır. Yapılan baskılara karşı muhacirlerin verdiği tepki göçmenlerin Muhacir- Müslüman- Türk sentezinde bir kimlik benimsemelerinde etkili olmuştur. İkinci bölümde yer alan geçiş dönemi ritüelleriyle ilgili bulgular bazı ritüellerin yeni nesilde uygulamadan kalktığını göstermektedir. Geçiş dönemi ritüellerindeki bazı halk inanç ve uygulamaları ortadan kalkmıştır. Bu durumda yeni neslin kitabi din konusunda daha çok bilinçlenmesiyle birlikte toplumda yaşanan sosyal değişimlerin etkili olduğu tespit edilmiştir.
Deizmin serüveni ve günümüzdeki sosyo-kültürel görünümü
Varoluşundan beridir insanoğlu düşünen, idrak eden, sorgulayan ve sorguladığı şeyleri anlamlandırma gayretinde olan bir varlıktır. Bu sorgulama ilk olarak kendini tanıma merakıyla başlamış, daha sonra da evreni anlayabilme ve yaratıcı düşüncesiyle devam etmiştir. Her coğrafyanın farklı algı ve kabulleri olduğu gibi, her çağın da kendine özgü tepkisel boyutları bulunabilmektedir. Deizm düşüncesi de bu felsefi boyutlardan birisidir. Bu çerçevede araştırmanın temel amacı, katılımcıların teolojik argümanlarını, onları bu tutuma yönlendiren toplumsal olgu ve olayları, toplumsal norm ve uyumlarındaki iletişim kanallarını ve deizmi tercih etmiş bu bireylerin dini kurumlara ve topluma bakış açılarını yoklamaktır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır: Giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı, önemi, kapsamı ve yöntemi hakkında bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde, tezin ana sorunsalına yönelik ulusal ve uluslararası literatür incelenerek çerçevesi çizilen deizm inancının kavramsal içeriği, çağın yaşadığı büyük dönüşümler olan; sekülerleşme, küreselleşme ve teknolojik gelişmeler ışığında ele alınmıştır. İkinci bölümde ise, görüşme verilerinden elde edilen bulgular incelenmiş ve ortaya çıkan sonuçlar değerlendirilmiştir. Bireylerin deist inanca yönelimine yol açan sebeplerin arka planında hangi kodların olduğunu sosyolojik boyutlarıyla incelemeye odaklanılan bu çalışmada, yorumlayıcı yaklaşımı esas alan nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Bu kapsamda kendisini deist olarak tanımlayan 35 katılımcı ile görüşülmüştür. Verileri toplamak için yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış olup, verilerin analizinde ise, içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Katılımcılardan elde edilen bulgular, günümüzün sosyal dinamiği ve pratikleriyle karşılaştırılmış, Maxqda 2020 nitel analiz paket programı ile kategorize edilmiş ve ortaya çıkan bulgular üzerinden yorumlama yapılmıştır. Araştırmaya katılan deist bireylerden elde edilen bilgilere göre, deizmin sadece gençler arasında değil, bütün yaş gruplarını kapsayacak düzeyde yayıldığı görülmüştür. Katılımcıların deizmi tercih etmelerinde, bireylerin kaygılarını artıran çalkantılı yaşam şartları, sorgulamalarını kısıtlayan unsurlar, rahat ve huzurlu hayat için özgürlük arayışı ve tepkisel olma durumları etkili olmaktadır. Akıl ve mantık örüntüsü çerçevesinde seküler bir yaşam arayışında olan bireylerin, deizm gibi düşünce akımlarına yöneldikleri anlaşılmaktadır.