Yürüme
70 theses under this subject heading
Disiplinlerarasılık, coğrafi kavramlar ve sanatsal bir edim olarak yürümek
Disiplinlerarasılık, 1960'lardan bu yana, çağdaş sanatta kullanılan üretim yöntemlerinin başında yer almaktadır. Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri, Sağlık Bilimleri ve Sanat alanında bu bağlamda sıkı bir geçişlilik söz konusudur. Örneğin sosyal bilimlerdeki bir ilerleme, sanatın bir parçası haline gelebilmektedir. Bilimsel araştırmalarda izlenen yöntemlerden biri, önce ilgili alanda yaşanan problemin her yönüyle tespit edilmesi, daha sonra da bu problemin çözümüne giden yolların test edilerek sonuca ulaşılmasıdır. Diğer bir araştırma ve geliştirme yöntemiyse farklı bir disiplinde ortaya konulmuş olan bir yeniliğin, başka bir bilim alanındaki araştırmacı ve akademisyenler tarafından yorumlanarak, yeni kullanım alanlarının ortaya konulmasıyla gerçekleşmektedir. "Disiplinlerarasılık, Coğrafi Kavramlar ve Sanatsal Bir Edim Olarak Yürümek" başlığıyla yapılan bu tez çalışması da gündelik hayatın rutin bir olgusu olarak görülen yürümenin çağdaş sanat alanındaki kullanımına yönelik bir tarihçeyi ve bunun günümüze dair yorumunu içermektedir.
Bel ağrılı olgularda sinir mobilizasyonun yürüme ve ayakta duruş parametrelerine etkisi
Bel ağrısı toplumda en çok görülen sağlık problemlerindendir. Ağrı, fonksiyonel yetersizlikler, yürüme ve denge bozuklukları bel ağrısında sık rastlanan semptomlardandır. Bel ağrısında sinir mobilizasyon tekniklerinin etkilerini araştıran randomize-kontrollü çalışma sayısı oldukça azdır. Bu çalışmanın amacı, bel ağrılı olgularda sinir mobilizasyonun yürüme ve ayakta duruş parametrelerine etkisini araştırmaktı. Çalışmamıza 20 bel problemi tanısına sahip çalışma grubu (yaş ortalaması 39.45±8.55 yıl), 21 bel problemi tanısına sahip kontrol grubu (yaş ortalaması 38.33±9.70 yıl) ve 19 sağlıklı kontrol grubu (yaş ortalaması 35.94±9.70 yıl) olmak üzere 60 olgu dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan olguların demografik özellikleri kaydedilmiş ve çalışma ve kontrol gruplarında, ağrı şiddetinin değerlendirilmesi için Vizüel Analog Skalası, düz bacak kaldırma testi açısı, fonksiyonel düzeyleri saptamak için Oswestry Özürlülük Skalası tedavi öncesi ve sonrası uygulanmıştır. Yürüme ve ayakta duruş parametrelerinin ölçümü için Zebris-FDM-2 platformu kullanılmıştır. Çalışma ve kontrol gruplarının vizüel analog skalası ve Oswestry özürlülük skalası ölçümlerinde tedavi öncesi ve sonrasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Çalışma ve sağlıklı kontrol gruplarının düz bacak kaldırma testi ölçümlerinde anlamlı artış olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sallanma ve çift destek fazı yüzdesi parametrelerinde üç grupta da ölçümler arasında anlamlı farklılık gösterdiği (p<0.05) fakat grupların birbirine üstünlüğünün olmadığı bulunmuştur(p>0.05). Çalışma sonucunda sinir mobilizasyonun ağrısız kalça fleksiyonu açısı ve fonksiyonelliğin arttırılması, ve ağrının azaltılmasında etkili bir yöntem olduğu gösterilmiştir. Sinir mobilizasyonu ile yürüme ve ayakta duruş parametrelerinde kazanımlar elde edilmiştir. Sinir mobilizasyon teknikleri bel ağrısının tedavisinde rutin olarak kullanılabilir. Farklı sinir mobilizasyon tekniklerinin değişik seans ve sayıda uygulanacağı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Diz osteoartritli hastalarda fiziksel performans, fonksiyonel durum, yürüme ve denge parametrelerinin incelenmesi
Bu çalışma, evre 2 ve 3 diz OA'lı bireyler ile sağlıklı bireylerin ağrı, fiziksel performans, fonksiyonel durum, yürüme ve denge parametrelerini incelemek amacı ile yapılmıştır. Çalışmaya ACR (American College of Rheumatology) kriterlerine göre evre 2 düzeyinde 17 (yaş ortalaması 49,24±8,22yıl), evre 3 düzeyinde 17 (yaş ortalaması 45,47±4,27yıl) diz OA'lı kadın ve sağlıklı 34 kadın (yaş ortalaması 47,35±6,73yıl) olmak üzere toplam 68 kişi dahil edilmiştir. Demografik veriler kaydedildikten sonra çalışmaya katılan tüm bireylerin ağrı şiddeti (Görsel Analog Skalası), Q açısı, normal eklem hareketi (gonyometre), fiziksel performans testleri (Otur Kalk Testi, Kalk ve Yürü Testi, 20 metre yürüme testi), yaşam kalitesi (Nottingham Sağlık Profili), fonksiyonel durum(WOMAC Osteoartrit İndeksi), denge (Berg Denge Ölçeği) ve yürüme parametreleri (Zebris-FDM-2 platformu) değerlendirilmiştir. Çalışma ve kontrol grubu karşılaştırıldığında; ağrı şiddeti, normal eklem hareketi, fiziksel performans testleri, denge, yaşam kalitesi, fonksiyonel durum ve yürüyüş parametreleri açısından çalışma grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Aynı zamanda Evre 2 diz OA'lı bireyler ile evre 3 diz OA'lı bireylerin ağrı şiddeti ve yaşam kalitesi ağrı alt skalasında Evre 2 lehine istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Bu çalışmanın sonuçları diz OA'lı kişilerin ağrı, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi ile ilişkili sağlık durumlarının sağlıklı kişilere göre olumsuz yönde etkilendiğini, ancak farklı 2 evredeki osteoartritli bireylerin ölçüm sonuçlarının benzer olduğunu (yaşam kalitesi ile ilişkili ağrı değerlendirmesi dışında) göstermiştir. Bu çalışmanın sonucu diz osteoartritli bireylerin günlük yaşamlarının sağlıklı bireylere göre farklı boyutlarda olumsuz yönde etkilendiğini göstermesi açısından önemlidir. Bu nedenle bu hastaların değerlendirme ölçeklerinin seçilmesinde ve tedavinin planlanması aşamasında hastalık modelinden ziyade bireye özgü yaklaşım modelinin göz önünde bulundurulması oldukça önemlidir.
Posturographic analysis of posture and gate ın diabetic cases
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Endokrinoloji Anabilim Dalı polikliniğinde görülen diyabetik ve Nöroloji Polikliniğine başvuran normal kontrol olgularında bu çalışma tamamlanmıştır. Klinik olarak motor güç azlığı tesbit edilmeyen, vestibüler ve görsel sistem tutuluşu bulunmayan ENG ile periferik sinir iletimleri değerlendirilen 29 diyabetik hasta ve 16 normal kontrol olgusunda Tinetti Denge ve Yürüme skorları elde edilmiş ve değişik manipülasyonlarda statik postürografik kayıtlar yapılmıştır. Yaş ve cins açısından karşılaştırılabilir olgu grupları oluşturulmuştur. Bulgular normal kontrol ve genel olarak diyabet grubunda Tinetti denge skorunun ve statik postürografide postüral sapma alanının farklı olduğunu, alt gruplar oluşturularak yapılan değerlendirmede diyabetin periferik sinir iletimlerini bozduğu elektrofizyolojik olarak tesbit edilen olgularda (polinöropati grubu) denge ve postür bozukluklarının polinöropati saptanmayan gruptaki olgulara göre daha belirgin ve bu farkların istatistik olarak anlamlı olduğunu ortaya koymuştur. Yürüme skorları ise denge skorlarına göre daha az anormallik göstermektdir.Verilerimiz periferik özellikle propriospinal sistemin postüral denge ve daha az oranda olmak üzere yürüme üzerinde önemli bir rol oynadığı kanısını desteklemektedir.
Demanslarda yürüme parametrelerinin bilişsel durum ile ilişkisi
Giriş ve Amaç: Demans, beyinde kronik ilerleyici dejeneratif tutuluma bağlı olarakbilişsel fonksiyonlarda gerileme ile giden klinik bir sendromdur. Demansiyel durumlarda,yürüme bozuklukları hemen daima klinik tabloya eşlik etmektedir. Bu çalışmada amaç,demansı olan olgularda yürüme parametrelerinde görülen bozuklukları inceleyerek, zihinfonksiyonlarının yürüme parametreleri üzerindeki etkilerini araştırmaktır.Gereç ve yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalınabaşvuran, klinik, laboratuar, radyolojik ve elektrofizyolojik bulgularla tanı konulan 27Demans hastası ve 11 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya alındı. Olgulara TND Denge veYürüme Bozuklukları Değerlendirme Formunda yer alan 6 m yürüme, kalk-yürü-otur testi,postür-lokomosyon-manuel test, mental görev, motor görev ve çoklu görev esnasında yürüme,Frontal Assessment Battery (FAB), Saat çizme, Mini Mental Status Examination (MMSE)uygulandı. Demans grubunda ve kontrol grubunda yürüme parametreleri ile mental testskorları arasındaki ilişki araştırıldı. Çalışmanın istatistiksel analizi Ç.Ü.T.F. BiyoistatistikAnabilim Dalı'nda, SPSS paket programı 18. sürüm kullanılarak yapıldıBulgular: Altı metre basit serbest yürüme süresi, demanslı hasta grubunda kontrolgrubuna göre uzamış olarak saptanmıştır. Altı metre basit serbest yürüme adım sayıs demanslıhasta grubunda kontrol grubuna göre artmıştır. Ortalama adım uzunluğu demans grubundakısalmıştır. 10 saniye süresince basit serbest yürümede adım sayısı demanslı olgulardaazalmıştır. Kalk yürü otur testi ve postür-lokomosyon-manuel testlerinde elde edilen zamanadayalı veriler normallere göre uzamıştır. İki malleol arasındaki açıklık (adım açıklığı)demanslı olgularda artmıştır. Dönüşlerde demanslı olgular yavaşlamaktadır ve postüral dengedemanslarda bozulmuştur. Demanslarda mental kapasite kaybına parelel olarak yürümeparametrelerinde bozulmalar belirginleşmektedir.Sonuç: Sonuç olarak dejeneratif ve vasküler demanslarda gözlenen yürümebozuklukları kognitif bozulmanın habercisi olabilir. Özellikle prefrontal ve dikkat işlevleriniölçen testlerle kısmi olarak da olsa bu bozukluklar gösterilebilir. Bu da bize lokomotor sistemve bilişsel işlevlerin güçlü bir şekilde birbiri ile ilişkili olduğunu göstermektedir.Anahtar Sözcükler: Demans, Frontal Assessment Battery (FAB), Kalk Yürü Otur,Mini Mental Status Examination (MMSE), postür-lokomosyon-manuel (PLM)
İnme sonrası hemipleji hastalarında alt ekstremite kas kuvveti ve dengenin fonksiyonel yürüme kapasitesi ile ilişkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı inme sonrası hemipleji hastalarında alt ekstremitenin etkilenen kaslarındaki rezidüel defisitlerinin denge, fonksiyonel yürüme kapasitesi ve normalize yürüme değeri ile ilişkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: İnme sonrası 3 ila 60 ay arası süre geçmiş, Fonksiyonel Ambulasyon Sınıflamasına göre en az evre 3 ve üzeri, tek taraflı hemiplejik hastalar çalışmaya dahil edildi. Fugl-Meyer Alt Ekstremite Motor Subskalası, Brunnstrom evresi ve alt ekstremite manuel kas güçleri kaydedildi. Fonksiyonel Yürüme Kapasitesini belirlemek üzere 6 dakika yürüme testi, denge ve yürüme hızının belirlenmesi içinse 10 metre yürüme testi ve Berg Denge Ölçeği uygulandı. Her iki alt ekstremitede sekiz kas grubunun maksimum izometrik kuvvetleri el dinamometresi kullanılarak ölçüldü ve etkilenen taraftaki her bir kasın rezidüel defisiti hesaplandı. 6 dakika yürüme test sonuçları aynı yaş, cinsiyet, boy ve kilodaki sağlıklı kişilerden beklenen mesafeye göre karşılanan yürüme yüzdesi (normalize 6 dakika yürüme değeri) olarak sunuldu. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen 61 hastanın yaş ortalaması 54,64±11,67 ve hastalık sonrası geçen süre ortalama 23,4±18,1 ay idi. Hastaların 36'ı (%59) erkekti. Berg Denge skorları ortalama 42 (20-56), 6 dakika yürüme mesafeleri ortalama 253,43 (40,50-435,00) metre, normalize yürüme değeri ortalama 44,4±23,4 metre ve yürüme hızları ortalama 0,91 m/sn (0,15-1,67) idi. Etkilenen alt ekstremite kaslarının rezidüel defisitlerinin tamamı normalize yürüme değeri ile negatif koreleydi: kalça fleksör (r=-,651), kalça ekstansör (r=-,621), kalça abduktör (r=-,657), kalça adduktör (r=-,630); diz fleksör (r=-,738), diz ekstansör (r=-,659), ayak bilek dorsi fleksör (r=-,776), ayak bilek plantar fleksör (r=-,773). Normalize yürüme değeri ile Berg Denge Skorları, 6 dakika yürüme mesafeleri ve yürüme hızları orta-güçlü derecede korele bulundu (sırasıyla r=,688; r=,950; r=,924). Çoklu lineer regresyon analizleri sonucunda normalize 6 dakika yürüme değerini belirleyen temel bağımsız değişkenler ayak bilek plantar fleksör ve diz fleksör kasların rezidüel defisitleri olmuştur (R:,791 R2: 625). Sonuç: İnme sonrası hemiplejik hastalarda alt ekstremite kas kuvveti ve denge, yürüme performansı ile ilişkilidir. İnmeli hastalarda yürüme performansının iyileştirilmesi amacıyla alt ekstremitedeki kaslara, özellikle ayak bilek plantar fleksörler ve diz fleksörlere güçlendirme egzersizleri önerilebilir. Anahtar Sözcükler: Rehabilitasyon, İnme, Kuvvet, Yürüme, Denge.
Yürüyebilen geriatrik bireylerde dengenin günlük yaşam aktiviteleri ve düşme korkusu ile ilişkisinin incelenmesi
ÖZET YÜRÜYEBİLEN GERİATRİK BİREYLERDE DENGENİN GÜNLÜK YAŞAM AKTİVİTELERİ VE DÜŞME KORKUSU İLE İLİŞKİSİNİN İNCELENMESİ Gamze GÖNÜLLÜ BULU Tez Danışmanı: Prof. Dr. Özlem ALTINDAĞ Yüksek Lisans Tezi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Haziran 2018, 71 sayfa Yaşlılarda, kas gücü, nöromüsküler koordinasyon, postural stabilite, kemiğin yapısal özelliklerini olumsuz etkileyerek yaşlının yürüme ve denge sağlama gibi işlevsel yetilerinde azalmaya neden olur. Denge ve yürümenin bozulması yaşlı bireylerde düşme riskini artırır. Bu gibi nedenlerle bu çalışmada, yürüyebilen geriatrik bireylerde dengenin günlük yaşam aktiviteleri ve düşme korkusu üzerine etkisini incelenmiştir.Ocak - Ağustos 2017 tarihleri arasında T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Hatay Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi ve Hatay ilinde yaşayan çalışmaya katılmaya gönüllü olan ve kriterlere uyan 100 birey alınarak gerçekleştirildi. Çalışmamızda çeşitli meslek gruplarından katılan 100 gönüllü bireyin %39'u kadın, %61'i erkekti ve bireylerin yaş ortalaması 72.00±7.41 yıldı. Çalışmamızda yer alan bireylerin %48'inde kronik rahatsızlıklar bulunmaktaydı. Bireylerin %26'sında hipertansiyon, %17'sinde diyabet ve %5'inde KOAH en yüksek oranda bulunan hastalıklar olarak saptandı. Bu bireylerin 59'u ilaç kullanırken 41'i ilaç kullanmadığı görüldü. Uluslararası Düşme Etkinlik Ölçeğine göre (FES-I) düşme korkusu ortalama puanı 28,09±12,7 olarak bulundu. Tinetti Denge ve Yürüme Testi Toplam Yürüme Puanı ortalama olarak 6,67±2,81 olarak tespit edilmiş ve çalışmadaki olguların ciddi düşme riski tehdidi altında oldukları görüldü. Böylelikle bireylerin yaşları ile denge skorları, düşme korkusu ve günlük yaşam aktiviteleri arasında anlamlı bir fark olduğu tespit edildi. Ayrıca bireylerin cinsiyet durumları ile denge skorları ve günlük yaşam aktiviteleri arasında anlamlı bir fark bulunurken, cinsiyetleri ile düşme korkusu arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Bunun yanı sıra ilaç kullanma durumu ile günlük yaşam aktiviteleri arasında anlamlı bir fark bulunurken, düşme korkusu ve denge skorları arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Bireylere uygulanan yürüme ve denge testinden elde edilen sonuçlara göre olguların ciddi düşme riski tehdidi altında oldukları görüldü. Tinetti Denge ve Yürüme Skor'ları ile NEADLDS arasında pozitif yönde yüksek korelasyonlu anlamlı bir fark bulundu. Çalışmamızda Tinetti Denge ve Yürüme Testi Skor'u ile Uluslar Arası Düşme Etkinlik Ölçeği Skorları arasında negatif yönde yüksek korelasyonlu anlamlı bir fark bulundu.Sonuç olarak düşme korkusu yürüyebilen yaşlılarda önemli bir sağlık problemidir. Düşme korkusunun ilişkili olduğu birçok faktör vardır. Düşme korkusuyla ilgili risk faktörlerinin bilinmesi düşme korkusunu azaltmak ve yaşam kalitesini arttırmak için yararlı olabilir. Anahtar Kelimeler: Geriatri, Yürüme, Denge, Yaşam Aktivitesi, Düşme Korkusu
Geriatrik bireylerde ambulasyon seviyesinin bireylerin yaşam kalitesi ve mental durumları ile ilişkisinin incelenmesi
ÖZET GERİATRİK BİREYLERDE AMBULASYON SEVİYESİNİN BİREYLERİN YAŞAM KALİTESİ VE MENTAL DURUMLARI İLE İLİŞKİSİNİN İNCELENMESİ Yasin Gökhan BULU Tez Danışmanı: Prof. Dr. Özlem ALTINDAĞ Yüksek Lisans Tezi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Haziran 2018, 73 sayfa Demans, yürüyüş ve denge bozuklukları genellikle yaşın ilerlemesiyle birlikte geriatrik bireyler ile nörodejeneratif hastalığı olan hastalarda daha sık görülmektedir ve bu popülasyondaki düşmelerin önemli bir nedenini oluşturmaktadır. Bu nedenle bu çalışmada geriatrik bireylerde ambulasyon seviyesinin bireylerin yaşam kalitesi ve mental durumları ile ilişkisini incelenmiştir. Bu çalışma Ocak - Ağustos 2017 tarihleri arasında T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Hatay Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi ve Hatay ilinde yaşayan çalışmaya katılmaya gönüllü olan ve kriterlere uyan 100 birey alınarak gerçekleştirildi. Çalışmamızda çeşitli meslek gruplarından katılan 100 gönüllü bireyin %38'i kadın, %62'si erkekdi ve bireylerin yaş ortalaması 72.13±7.58 yıldı.Çalışmamıza katılan bireylerin Fonksiyonel Ambulasyon Sınıflaması (FAS) ortalama değeri 3.88±1.54 olarak saptanmıştır. Ayrıca çalışmamızdaki bireylerin ambulasyon seviyesi ile yaşam kalitesi arasındaki ilişki incelendiğinde pozitif yönde düşük kolerasyonlu bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Ambulasyon seviyesi ile mental durum arasındaki ilişki incelendiğinde pozitif yönde düşük kolerasyonlu bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Bunun yanı sıra çalışmamızda 100 geriatrik bireyde cinsiyet ile ambulasyon seviyesi ve mental durum arasında anlamlı bir fark bulunmazken, yaş faktörü ile ambulasyon seviyesi ve mental durum arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05).Çalışmamızdaki bireylerin WHOQOL-OLD Toplam Skoru ortalama 86.6±16.91 olarak bulunmuştur. Ayrıca çalışmamızdaki bireylerin hem ambulasyon seviyesi hemde mental durumları ile yaşam kalitesi arasındaki ilişki incelendiğinde pozitif yönde düşük kolerasyonlu bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Bireylerde cinsiyet, medeni durum ve yaş faktörlerinin yaşam kalitesi ile ilişkisi incelendiğinde anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05).Çalışmamızda yer alan yaşlı bireylere ait (MMSE-E) Eğitimsizler için Mini Mental Teste göre elde edilen ortalama değer 24.39±5.78 olarak bulunmuştur. Çalışmada ayrıca Mental durum ile hem ambulasyon seviyesi hem de yaşam kalitesi arasındaki ilişki incelendiğinde de pozitif yönde düşük kolerasyonlu bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Bunun yanı sıra cinsiyet değişkeni ve medikal ilaç kullanımı ile mental durum arasında anlamlı bir fark bulunmazken, yaş faktörü ve medeni durum ile arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Çalışma sonucunda geriatrik bireylerde ambulasyon seviyesinin bireylerin yaşam kalitesi ve mental durumları ile aralarında anlamlı ilişkinin bulunduğu ve yaşlanmanın vücut ve zihin üzerindeki olumsuz etkilerini hafifletmek için insanların yaşam biçimlerinin bir parçası olarak fiziksel aktivite ve egzersiz yapmaları gerektiğini sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Geriatrik Birey, Ambulasyon Seviyesi, Yaşam Kalitesi, Mental Durum
İnmeli hastalarda robotik yürüme egzersizlerinin denge üzerine etkisi
Çalışmamızın amacı, inmeli hastalarda robotik yürüme egzersizlerinin denge üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya Özel Algomed Hastanesinde inme tanısı konmuş yaşları 45-75 aralığında olan 31 hasta alındı. Çalışmaya katılan 31 hastanın 16'sına, 4 hafta süresince haftanın 6 günü totalde 24 gün, 30-45 dakika konvansiyonel tedavi uygulanırken kalan 15 hastaya, 4 hafta süresince konvansiyel tedaviye ek olarak haftada 2 kez 20-30 dakika toplamda 8 seans robotik yürüme egzersizleri uygulandı ve araştırmanın grupları olarak kabul edildi. Hastaların sosyodemografik ve antropometrik özellikleri kaydedildi. Hastaların tedavi öncesi ve sonrası BMİE Üst Ekstremite, BMİE Alt Ekstremite, BMİE El, FAS, Berg Denge skoru, FBÖ skorları kaydedildi. Hastaların konvansiyonel tedavi öncesi ve sonrasındaki değerleri grup içindeki değişimi karşılaştırıldığında BMİE Üst Ekstremite(p=0.01), BMİE Alt Ekstremite(0.05), BMİE El(0,04), FAS(0.03), Berg Denge(0.00), FBÖ(0.01) skorlarında anlamlı bir artış vardı. Diğer taraftan konvansiyonel tedaviye ek olarak robotik yürüme egzersizi alan hastaların tedavi öncesi ve sonrasındaki değerleri grup içindeki değişimi karşılaştırıldığında BMİE Üst Ekstremite(p=0.04), BMİE Alt Ekstremite(0.00), BMİE El(0.025), FAS(0.01), Berg Denge(0.01), FBÖ(0.02) skorlarında anlamlı bir artış vardı. Grupların tedavi öncesi ve sonrası değerlerindeki değişimlerin gruplar arasında karşılaştırıldığında sadece BMİE Alt Ekstremite(0.023) skorunda artış vardı. Sonuç olarak robotik yürüme egzersizlerinin tek başına konvansiyonel yürüme egzersizlerinin yerini alamayacağını, fakat robotik yürüme egzersizleri ve konvansiyonel tedavinin beraber uygulandığında denge üzerinde daha olumlu etkiye sahip olduğu görülmektedir. Anahtar sözcükler: Denge, İnme, Konvansiyonel Tedavi, Robotik Yürüme Egzersizleri
Diplejik ve hemiplejik serebral palsili çocuklarda fonksiyonel yürüme, denge ve fonksiyonel bağımsızlığın karşılaştırılması
Serebral palsi (SP) beynin kas tonusunu, kaba ve ince motor yetenekleri, denge kontrolü ve duruşu kontrol eden bölümlerinde oluşan beyin hasarına neden olarak hastaların yürüme yeteneklerini, dengesini ve fonksiyonel aktivitelerdeki başarısını etkiler. Bu çalışma hemiplejik ve diplejik serebral palsili çocuklarda fonksiyonel yürüme, denge ve fonksiyonel bağımsızlığı karşılaştırmayı amaçlamıştır. Irak'ın Wasit eyaletindeki üç hastanede serebral palsili 60 çocuğu içeren kesitsel bir çalışma yapıldı. Kaba Motor Fonksiyon Sınıflama Sistemi (KMFSS) düzey I-III olarak sınıflandırılan, 0-18 yaş arası 30 diplejik ve 30 hemiplejik hastanın demografik bilgileri kaydedildi. Hastalar Gillette Fonksiyonel Yürüyüş Değerlendirme Anketi (FYDA), Pediatrik Denge Ölçeği (PDÖ) ve Çocuklar için Bağımsızlık Ölçütü (WeeFIM) ile değerlendirildi. İstatistiksel analiz sonucunda, WeeFIM'de anlamlı bir fark olmamasına rağmen (p>0.05), FYDA ve PDÖ'de gruplar arasında anlamlı bir fark bulundu (p<0.05). WeeFIM'in öz bakım ve kognitif alt grupları, gruplar arasında anlamlı farklılık gösterirken (p<0.05), diğer alt gruplar istatistiksel olarak anlamlı değildir (p > 0.05). Hemiplejik serebral palsili çocuklar, diplejik serebral palsili çocuklara göre yürüme, denge ve alt ekstremite fonksiyonlarında daha iyi bulunmuştur.
Adölesan idiyopatik skolyozlu olgularda ve sağlıklı adölesanlarda yürüme parametrelerinin karşılaştırılması
Bu çalışma, adölesan idiyopatik skolyozlu (AİS) ve sağlıklı adölesanlarda yürüyüş farklılıklarını değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Ayrıca AİS'li olguların yürüyüş parametreleri ve diğer değişkenleri arasındaki korelasyonu değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışmaya 40 adölesan birey dahil edilmiştir. Bu bireylerden 20'si AİS'li olgu iken 20'si sağlıklı adölesandan oluşmaktaydı. Bu çalışmada her bir olgunun yürüme analizi Biodex Ağırlıksız Sistem (Inc. Shirley, USA) ile, omurga deformitesi algılarını Walter Reed Görsel Değerlendirme Skalası (WRGDS) ile, gövde deformitesinin öz algısı Gövde Görünüm Algı Skalası (GGAS) ile, yaşam kalitesi Skolyoz Araştırma Derneği -22 (SRS-22) ile, ve hareket korkusu ise Tampa Kinezyofobi ölçeği (TKÖ) ile değerlendirildi. Çalışmamızın sonuçlarına göre; AİS'li olguların sağlıklı kontrol grubu ile kıyaslandığında daha kısa tek ayak üzerinde kalma süreleri (p=0,028), daha kısa ortalama adım döngüsü (p=0,003), daha uzun ortalama sağ adım uzunluğu (p=0,035), daha uzun ortalama sol adım uzunluğu (p=0,039) ve daha kötü ambulasyon indeksleri (p=0,036) anlamlı farklılıklar olduğu gösterilmiştir. Buna ek olarak AİS'li grubun Cobb açısı ile WRGDS ve GGAS arasında, Ortalama Yürüyüş Hızı (OYH) ile yaş, TADT, TKÖ ve OAD arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak AİS'li olguların sağlıklı adölesanlar ile kıyaslandığında bazı yürüme parametrelerinin normalden sapmalar gösterdiği tespit edilmiştir.
Normal veya ikili öğrenim gören 12-13 yaş grubundaki çocukların fiziksel aktivite düzeylerinin incelenmesi
Amaç: Normal veya ikili öğrenim gören, aktif ulaşım kullanmayan ve yapılandırılmış spor aktivitesine katılmayan 12 ve 13 yaşlarındaki çocukların beden eğitimi dersinde, okul sırasında, okul dışında, hafta içi, hafta sonu ve tüm hafta için günlük adım sayılarını incelemek ve önerilen düzeyde olup olmadığını belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya yaş ortalamaları 12.5±0.5 olan 60 öğrenci katılmıştır. Çocuklardan Fitbit Flex 2 marka akselerometreyi 7 gün boyunca dominant el bileklerine giymeleri istenmiştir. Günde en az sekiz saat olması koşuluyla hafta içi en az dört gün, hafta sonu en az bir günlük verisi olan çocukların verileri çalışmaya dahil edilmiştir. Bulgular: Erkek çocukların okuldan sonra, okul dışı, hafta içi ve tüm haftaya ait günlük ortalama adım sayılarının kız çocuklardan daha fazla olduğu görülmüştür (p<0.05). Okuldan önce ve okuldan sonra günlük ortalama adım sayıları bakımından 12 ve 13 yaşlarındaki çocuklar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Tam gün öğrenim gören çocukların okul sırasında, okul sonrasında ve hafta içi günlerde günlük ortalama adım sayılarının ikili öğrenime devam eden çocuklardan daha fazla olduğu, okuldan önce atılan günlük adım sayının ikili öğrenim gören çocuklarda daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0.05). Hem kız hem de erkek çocukların yarısından fazlasının günlük önerilen adım sayısına ulaşamadığı görülmüştür. Sonuç: Erkek çocukların günlük adım sayısının kız çocuklardan daha fazla olduğu, tam gün öğrenim gören çocukların okul sırasındaki adım sayısının ikili öğrenim gören çocuklardan yüksek olduğu görülmüştür. Öğrencilerin büyük çoğunluğunun okul sırasında önerilen adım sayısına, yarısından fazlasının ise günlük önerilen adım sayısına ulaşamadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Adım sayısı, Normal ve ikili eğitim, Çocuk
Kistik fibrozisli hastalarda üst ekstremite kas kuvveti ile fonksiyonel kapasite, kassal endurans ve yaşam kalitesi arasındaki ilişki
Kistik Fibrozisli Hastalarda Üst Ekstremite Kas Kuvveti ile Fonksiyonel Kapasite, Kassal Endurans ve Yaşam kalitesi Arasındaki İlişki. Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2017. Bu çalışma, kistik fibrozisli hastalarda üst ekstremite kas kuvveti ile fonksiyonel kapasite, kassal endurans ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi araştırmak için yapıldı. Çalışmaya 15'i kız 14'ü erkek, 6 yaş ve üzerinde olan toplam 29 hasta katıldı. Bireyler üst ekstremite kas kuvveti, solunum fonksiyon testi, kassal endurans, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi yönünden değerlendirildi. Çalışmadan elde edilen sonuçlara bakıldığında; omuz abdüktörleri kas kuvveti ile kassal endurans arasında orta şiddette ilişki (r: 0,462 p<0,05), biceps kas kuvveti ile kassal endurans arasında orta şiddette ilişki (r:0,402 p<0,05), el kavrama kuvveti (sol) ile kassal endurans arasında hafif şiddette ilişki (r: 0,381 p<0,05), el kavrama kuvveti (sağ) ile kassal endurans arasında orta şiddette ilişki (r:0,456 p<0,05) olduğu saptandı. Biceps kas kuvvetinin FEV1(%) ,FVC(%) ve PEF(L) değerleri ile hafif şiddetli bir ilişkisi (r1:0,388 r2:0,398 r3:0,392 p<0,05) olduğu ve diğer kas kuvvetleriyle bir ilişkisi olmadığı tespit edildi. Yaşam kalitesinin yeme bozukluğu bölümü puanı ile biceps kas kuvveti arasında hafif şiddetli bir ilişki olduğu (r:0,381 p<0,05), üst ekstremite kas kuvveti ile 6 dakika yürüme testi yüzdesi arasında ilişki olmadığı tespit edildi (p>0,05). Sonuç olarak, kistik fibrozisli hastalarda üst ekstremite kas kuvvetinin azaldığı ve fizyoterapistlerin kuvvetlendirme eğitimi verirken üst ekstremite kas kuvvetini de dikkate alması gerektiği bununda akciğer fonksiyonları ve yaşam kalitesini etkileyeceği görüşündeyiz.
Geç dönem spastik serebral palside dinamik dengenin fonksiyonel düzey ve yürüme temposuna etkisi
DEMİRÖZ, İ. Geç Dönem Spastik Serebral Palside Dinamik Dengenin Fonksiyonel Düzey ve Yürüme Temposuna Etkisi. Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018. Bu çalışma, geç dönem spastik serebral palside dinamik dengenin fonksiyonel düzey ve yürüme temposuna etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışma, 15 yaş ve üstü spastik serebral palsi tanısı alan yirmi dört olgu ile gerçekleştirildi. Bireylerin klinik ve demografik bilgileri kaydedildi. Tüm bireyler Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemine (KMFSS) göre gruplandırıldı, motor limitasyon düzeyini gösteren KMFSS'ye göre seviye 1'deki bireyler çalışmaya alındı. Fonksiyonel düzey için Kaba Motor Fonksiyon Ölçümü (KMFÖ-88) kullanıldı. Dinamik dengenin değerlendirilmesinde Dört Adım Kare Testi (DAKT) ve öne fonksiyonel uzanma testinden yararlanıldı. Bireylerde yürüme temposu ile düşme korkusuna bakıldı. Düşme korkusu için Vizüel Analog Skalası (VAS) kullanıldı. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, DAKT ile KMFÖ arasında kuvvetli anlamlı ilişki bulundu. Fonksiyonel düzey arttıkça dinamik dengenin de arttığı görüldü (p<0,05). DAKT ile yürüme temposu arasında anlamlı ilişki olduğu gözlendi. Dinamik denge ile birlikte yürüme temposunun da arttığı belirlendi (p<0,05). Düşme korkusu ile DAKT arasında güçlü anlamlı ilişki bulundu. Korku arttıkça dinamik dengenin azaldığı görüldü (p<0,05). Sonuç olarak; dinamik dengenin fonksiyonel düzey ve yürüme temposu ile ilişkili olduğu, dinamik denge geliştikçe fonksiyonel düzeyin ilerlediği ve yürüme temposunun arttığı gözlendi.
Multiple skleroz hastalarında vestibüler egzersiz ve servikal stabilizasyon egzersiz eğitimlerinin denge ve yürüme üzerindeki etkilerinin araştırılması
Bu çalışma multiple skleroz hastalarında vestibüler egzersiz ve servikal stabilizasyon egzersiz eğitimlerinin denge ve yürüme üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmaya dahil edilen 35 multiple sklerozis (MS) hastaları basit rastgele yöntemle üç gruba ayrıldı. Bütün gruplara konvansiyonel tedavi (Alt ekstremite proksimal kaslara elektrik stimülasyonu, Tens ve normal eklem hareket açıklığı egzersizleri ) verildi. Vestibüler gruba Catwhorne-cooksey egzersizleri, servikal gruba servikal stabilizasyon egzersizleri ve kontrol grubuna klasik denge egzersizleri haftada 3 gün, 12 hafta boyunca uygulandı. Gruplar tedavi öncesi, 8.hafta, 12.hafta (tedavi sonrası) ve 6.ay(takip) olmak üzere 4 defa değerlendirildi. Denge; tandem duruş testi, fonksiyonel uzanma testi, dört adım kare testi ile değerlendirildi. Yürüme; 25 adım yürüme testi, 2 dakika yürüme testi, süreli kalk yürü testi ve MS Yürüme Skalası (MSYS-12) ile değerlendirildi. Yorgunluk, Yorgunluk Etki Ölçeği ile, baş dönmesi Baş dönmesi engellilik envanteri ile, depresyon Beck Depresyon Envanteri ile değerlendirildi. Yaşam kalitesi değerlendirmesinde ise MS Yaşam Kalitesi Anketi (MSQOL-54) kullanıldı. Yürüyüşteki postüral salınım Microgate GYKO cihazı ile değerlendirildi. Denge değerlendirmelerinde servikal ve vestibüler grupta iyileşmeler gözlemlenirken, 6.ay değerlendirmelerinde sadece vestibüler grupta iyileşmeler gözlemlendi. 25 adım yürüme testinde 8.hafta ve 12.hafta değerlendirmelerinde servikal grupta iyileşmeler gözlemlenirken 6.ay değerlendirmelerinde servikal ve vestibüler grupta iyileşmeler gözlemlendi (p<0,05). 2 dakika yürüme testinde 8.hafta ve 12.hafta değerlendirmelerinde sadece servikal grupta iyileşme bulundu (p<0,05). Süreli kalk yürü testi ile MS yürüme skalasında (MSYS-12) değişim olmadı (p>0,05). Yorgunluk etki ölçeğinde vestibüler grup diğer gruplara göre 6.ay değerlendirmesinde iyileşme gösterdi (p<0,05). Baş dönmesi engellilik envanterinde vestibüler grup diğer gruplara göre iyileşme gösterdi (p<0,05). Beck depresyon envanterinde kontrol grup diğer gruplara göre iyileşme gösterdi (p<0,05). Yaşam kalitesi parametrelerinde değişim olmadı (p>0,05). Postüral salınımda anterior-posterior uzaklıkta gruplarda benzerdi (p>0,05). Anterio-posterior uzunluk ölçümlerinde tedavi öncesi, 12. hafta ve 6. ay değerlendirilmelerinde kontrol grubu vestibüler ve servikal gruba göre daha iyiydi (p<0,05). Medio-lateral uzaklık ölçümlerinde 8.hafta değerlendirmelerinde servikal grup, vestibüler ve kontrol grubundan daha fazla gelişim gösterdi (p<0,05). Medio-lateral uzunluk ölçümlerinde öncesi 8. ve 12. hafta değerlendirilmeleri kontrol grubu vestibüler gruba göre daha fazla iyileşme gösterdi (p<0,05). 12.hafta değerlendirmelerinde ise kontrol grubu vestibüler ve servikal gruplara göre daha fazla gelişim gösterdi (p<0,05). Ortalama uzaklık ölçümlerinde tedavi öncesi kontrol grubu, vestibüler gruba göre daha fazla gelişme (p<0,05), servikal grupla ise benzerlik gösterdi (p>0,05). 8.hafta değerlendirmesinde servikal ve kontrol grup vestibüler gruba göre daha (p<0,05). 6.ay değerlendirmelerinde ise kontrol grubu vestibüler ve servikal gruba göre daha fazla iyileşme gösterdi (p<0,05). Ortalama uzunluk ölçümlerinin gruplar arası tüm zamanlardaki karşılaştırmasında kontrol grubu vestibüler ve servikal gruba göre daha fazla gelişme gösterdi (p<0,05). Yüzey alanı ölçümlerinde kontrol grubun 6.ay değerlendirmelerinde kontrol grup vestibüler grubuna göre daha iyiydi (p<0,05). Multiple Sklerozis hastalarında denge ve yorgunluk şikayetleri için vestibüler egzersiz, yürüme için servikal stabilizasyon egzersizleri, postüral salınım şikayetlerinde ise klasik denge egzersizleri etkili olduğu gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Multiple Sklerozis, Denge, Yürüme, Yorgunluk, Egzersiz
Semptomatik ve asemptomatik Halluks valgus hastalarında fizyoterapi programının yürüme, denge ve plantar basınç üzerine etkisi
Bu araştırmanın amacı, semptomatik ve asemptomatik kadın hallux valgus (HV) hastalarında kombine fizyoterapi programının yürüme, denge, postüral salınım ve basınç dağılımı üzerine etkisini araştırmaktır. Araştırma, Fırat Üniversitesi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı'nda HV tanısı alan 30 – 65 yaş aralığındaki 62 kadın ile yapıldı. Bireyler ağrı düzeylerine göre iki gruba ayrıldı. Vizüel Analog Skala (VAS)'na göre 3 puanın üzerinde olanlar Grup 1 (n=31), 3 puanın altında alanlar ise Grup 2 (n=31) olarak belirlendi. Her iki gruba 8 hafta boyunca haftanın 3 günü kuvvetlendirme, germe, ROM egzersizlerini ve mobilizasyon tekniklerini içeren aynı fizyoterapi programı uygulandı. Halluks valgus açısı gonyometrik ölçüm; yürüme analizi, denge ve plantar basınç dağılımı Win-Track ayak basınç plakası; ayak ayak bileği ile ilgili sorunların günlük yaşama etkisi FAOS ayak – ayak bileği araştırması; yaşam kalitesi Manchester Oxford Ayak Anketi (MOAA); ayaktaki ağrı düzeyini ve ayak fonksiyonuna etkisi Ayak Fonksiyon İndexi (AFİ); ayakkabı uygunluğu Ayakkabı Değerlendirme Ölçeği (ADÖ); fonksiyonel egzersiz kapasitesi 6 dk yürüme testi ile tedavi öncesi ve sonrasında değerlendirildi. Fizyoterapi programı sonrası Grup 1'de sağ ve sol HV açısı azaldı (p<0,05), Grup 2'de sol HV açısı azalırken (p<0,05) sağ HV değişim gözlenmedi (p>0,05). HV açısının farkları karşılaştırıldığında gruplar arasında fark bulunmadı (p>0,05). Fizyoterapi programı sonrası her iki grupta da ağrı azalırken yaşam kalitesi ve GYA düzeylerinde artış sağlandı (p<0,05). Farklar karşılaştırıldığında her üç parametrede de Grup 1 elde edilen farkın Grup 2'den fazla olduğu saptandı (p<0,05). Fizyoterapi programı sonrası iki grupta da harcanan enerji miktarında azalma belirlenirken (p>0,05), farklar karşılaştırıldığında gruplar arasında fark gözlenmedi (p>0,05). Yürüyüşün diğer zaman mesafe özellikleri açısından eğitim sonrası ve farklar karşılaştırıldığında değişim gözlenmedi (p>0,05). Denge parametresinde her iki grupta tedavi sonrası ayak açısında değişim gözlenmezken (p>0,05), ortalama salınım hızında azalma belirlendi (p<0,05). Denge parameteresinin farkları karşılaştırıldığında gruplar arasında fark bulunmadı (p>0,05). Fizyoterapi programı sonrası plantar basınç parametrelerinden ayak ortalama basıncı Grup 1'de azalırken (p>0,05), Grup 2'de değişim gözlenmedi (p>0,05). Her iki grupta plantar basıncın diğer parametrelerinde fizyoterapi programı sonrası değişim gözlenmedi (p>0,05), farklar karşılaştırıldığında her iki gruptaki farkların benzer olduğu belirlendi (p>0,05). Uyguladığımız fizyoterapi programının HV açısı, ağrı, yaşam kalitesi, GYA açısnından semptom gösteren HV hastalarında daha etkili olduğu, diğer parametreler açısından ağrılı ve ağrısız HV hastalarında etkili olmadığını belirlendi. Özellikle Ağrılı HV hastalarında HV açısı, ağrı, yaşam kalitesi, GYA parametrelerinde düzelme sağlanması için kombine fizyoterapi programlarının uygulanmasının faydalı olacağı görüşündeyiz. Anahtar Kelimeler: Halluks valgus, ağrı, yürüme, denge, plantar basınç.
İşitme engelli çocuklarda çift görev odaklı stroboskopik görsel eğitimin denge ve yürüme üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı işitme engelli çocuklarda konvansiyonel denge egzersizlerine ek olarak çift görev odaklı stroboskobik görsel eğitimin denge ve yürüme üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışmaya 7-12 yaş aralığında olan, konjenital, bilateral, sensorinöral işitme engeli tanısı alan çocuklar (n=31) ile işitme dahil herhangi bir engeli olmayan, tipik gelişim gösteren, aynı yaş aralığındaki çocuklar (n=14) dahil edildi. İşitme engelli çocuklar kontrol, konvansiyonel denge egzersiz grubu, inovatif denge egzersiz grubu olmak üzere üç gruba ayrıldı ve tipik gelişim gösteren çocuklar dördüncü grubu oluşturdu. Konvansiyonel denge egzersiz grubu ve inovatif denge egzersiz grubu 16 hafta (hafta 2 / 40 dk) toplam 24 seans egzersiz programına dahil edildi. Denge iki şekilde değerlendirilmiş olup, statik denge Tandem Romberg, tek ayakta denge ve Flamingo Denge Testi ile; dinamik denge Fonksiyonel Uzanma Testi, denge diskinde durma testi ve Dört Adım Kare Testi ile değerlendirildi. Ayrıca Pediatrik Berg Denge Ölçeği maddeler halinde puanlandı. Fonksiyonel mobilite Zamanlı Kalk Yürü Testi ve basamak testi ile; yürüme becerilerinin değerlendirilmesi 10 m Yürüme Testi ve Fonksiyonel Yürüyüş Değerlendirmesi ile; düşme geçmişi Düşme Geçmişi Anketi ile; düşme korkusu değerlendirmesi Tinetti'nin Düşmenin Etkisi Ölçeği ile; yaşam kalitesi Kid-KINDL Yaşam Kalitesi Anketi ile; üst ekstremite fonksiyonları 9 delikli PEG testi ile değerlendirildi. Denge, yürüme ve fonksiyonel mobilite testleri GyKo cihazıyla birlikte uygulandı. Postüral salınım parametreleri olarak toplam uzunluk (DL), salınım yüzey alanı (EA), medial-lateral ortalama uzaklık (MLMD), anterior-posterior ortalama uzaklık (APMD) değerleri karşılaştırıldı. Ayrıca testler işitme cihazı takılıyken ve işitme cihazı olmadan uygulandı. Tedavi sonrası tipik gelişim gösteren çocukların oluşturduğu grup işitme engelli gruplarla karşılaştırıldığında çoğu testte tipik gelişim gösteren çocuklara en yakın değerler inovatif denge egzersiz grubunda elde edildi. İşitme engelli çocuklardan oluşan üç grup karşılaştırıldığında; tedavi öncesi sadece gözler kapalı, tandem romberg testinin DL, EA, APMD değerlerinde; tedavi sonrası ise pediatrik berg ölçeğinin toplam puanı; gözler açık, tek ayakta durma testinin DL değeri ve zamanlı kalk yürü testinin tamamlama süresi gruplar arasında farklıydı (p<0,05). Değerlendirilen diğer parametreler benzerdi (p>0,05). Tedavi öncesi işitme engelli bütün çocukların işitme cihazları takılı iken ve takılı değilken karşılaştırıldığında; tandem romberg testinin EA, APMD; tek ayak denge testinin APMD; 10 m yürüme testinin DL, EA ve APMD değerleri işitme cihazı takılı iken daha düşük bulundu (p<0,05). İşitme engelli çocuklarda denge ve yürüme problemleri olabilmekte ve işitme cihazı olmadan bu problemler daha da artmaktadır. İşitme engellilere yönelik konvansiyonel veya stroskobik gözlükle yapılacak denge ve yürüme egzersizleri çocukların bu sorunlarını azaltabilir ve önerilebilir. Anahtar Kelimeler: İşitme Engelli Çocuklar, Egzersiz, Denge, Yürüme, Postüral Salınım.
Türk gençlerinde dinamik ayak tabanı basınç dağılımı ve postürel stabilite değerlendirilmesinde pedobarografi cihazının güvenilirlik çalışması
Amaç: Mid-gait protokolü kullanarak, sağlıklı genç popülasyonda, dinamik plantar basınç ölçümünde kullanılan HR Mat (Tekscan) pedobarografi cihazının tutarlılık ve güvenilirlik çalışması. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 20-23 yaş aralığında, normal vücut kitle indeksine sahip 40 erkek, 46 bayan (toplam 86) gönüllü katıldı. HR Mat (Tekscan Inc, Boston, MA, USA ) pedobarografi cihazının ortasında yer aldığı, yaklaşık 8 metrelik bir platform oluşturuldu. Katılımcılara mid-gait protokolüne uygun olarak normal yürüme temposunda pedobarografi cihazına basarak geçmeleri istendi. Bir hafta sonra tüm katılımcılara aynı işlem tekrar uygulandı. Başarılı üç sağ ayak verisi üzerinde 7 bölgeli maskeleme yapılarak, ayak tabanındaki farklı bölgelere ait kuvvet (Force), temas alanı (CA), temas basıncı (CP) ve basınç tepe noktası (PCP) ölçümlerinin aynı oturumdaki ve iki oturum arasındaki tutarlılıklarına bakıldı. Veriler SPSS 15.0 istatistik programına girildi. Oturum içi ICC2,1 (absolute agreement) ve oturumlar arası ICC2,3 (absolute agreement) korelasyona bakıldı. Munro klasifikasyonuna göre 0.26-0.49 düşük korelasyon; 0.5-0.69 ılımlı korelasyon; 0.7-0.89 yüksek korelasyon; 0.9-1.0 çok yüksek korelasyon olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya katılan gönüllülerin başarılı 3 sağ ayak pedobarografik verileri değerlendirildiğinde; oturum içi ICC değerleri 0,709 ile 0,983 arasında değişmekteydi. En düşük değer 1. metatars bölgesi ilk oturumunda (FrstMTTCP1) gözlendi. Tüm parametreler yüksek ve çok yüksek korelasyon gösterdi. Oturumlar arası sonuçlara bakıldığında iki oturum arasında hem total hem de maskelenmiş alanlar birlikte değerlendirildiğinde ICC değerleri 0,810-0,985 arasında değişmekteydi. En düşük değer topuk temas basıncında (HeelCP) elde edildi. Sonuç: Kullandığımız HR Mat (Tekscan) pedobarografi cihazı ile, sağlıklı ve normal vücut kitle indeksine sahip kız ve erkek gönüllülerde, mid-gait protokolü uygulayarak yapılan dinamik pedobarografik ölçümlerde elde edilen sonuçlar, oturum içi ve oturumlar arası güvenilirlik açısından yüksek ve çok yüksek korelasyon göstermektedir. Bu cihazın ister araştırma, ister klinik çalışmalarda güvenli bir şekilde kullanımının uygun olduğu kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Pedobarografi, HR Mat, mid-gait, güvenilirlik
Spastik serebral palsili hastalarda pasif germe egzersizlerin 10 metreyi yürüme zamanı üzerine etkisinin araştırılması
Amaç: Bu çalışmamızın birincil amacı; spastik serebral palsili hastalarda pasif germe egzersizlerinin 10 metre yürüme zamanına etkisini araştırmaktır. Çalışmamızın ikincil amacı ise pasif germe egzersizlerin, Modifiye Ashwort Skalası'na göre spastisiteye etkisini araştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya serebral palsi tanısı konulmuş, yaşları 4 ile 18 arasında değişen, Kaba Motor Fonksiyonel Sınıflama Sistemine göre seviye I ve II olan 30 hasta (hemiparetik:17, diparetik:10, kuadriparetik:3) dahil edildi. Çalışma boyunca her hastaya haftada 2, toplamda 16 seans pasif germe tedavisi uygulandı. Tüm hastalara her bir kas için 30 saniyelik ve 5 tekrardan oluşan (5X30 tekrar/saniye) pasif germe tedavisi uygulandı. Hemiparetik hastaların sadece etkilenen bacağına, diparetik ve kuadriparetik hastaların bilateral alt ekstremite kaslarına pasif germe uygulandı. Tüm hastaların 10 metre yürüme testi süreleri ve kasların Modifiye Ashwort Skalası değerleri karşılaştırıldı. Sonuç: Hastaların 8 seans ve 16 seans pasif germe egzersizi sonrası 10 metre yürüyüş süreleri karşılaştırıldığında hemiparetik tip hastalarda bu süre için (p<0,004), diparetik hastalarda (p<0,005)'idi fakat kuadriparetik hastalarda (p<0,109) olarak bulundu. Hemiparetik hastalarda gastrocnemius, soleus, kalça addüktörlerinde ve kalça fleksörlerinde spastisite şiddeti azaldı. Diparetik hastalarda sağ ayak için gastrocnemius, kalça fleksörlerinde ve kuadriseps femoriste; sol ayakta ise kalça addüktörlerinde ve kuadriseps femoris kaslarında spastisite şiddetinde azalma bulundu. Kuadriparetik hastaların kaslarında azalma görülmedi. Sonuç olarak spastik SP'li hastalarda pasif germe egzersizlerin spastisite şiddetini düşürdüğü ve yürüyüş hızında artma sağladığı görüldü. Pasif germe egzersizlerinin fizik tedavi programında olması gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Pasif Germe, Serebral Palsi, Spastisite, Tedavi, Yürüyüş Hızı
Total kalça artroplastisinde iki farklı lateral cerrahi yaklaşım sonrası; trendelenburg bulgusu, hasta memnuniyeti ve plantar basınç dağılımının değerlendirilmesi
Giriş: Literatürde; total kalça artroplastisi için kalçaya uygulanan farklı lateral yaklaşımlar sonrasında ortaya çıkabilecek, kalça çevresi abdüktör kas disfonksiyonu ve beraberinde Trendelenburg bulgusu, yürüme analizi değişimleri ve hasta memnuniyetini inceleyen yayınlar mevcuttur.Çalışmamızda; değişik etyolojik nedenlerle kalça ekleminde dejeneratif artrit gelişen ve tek taraflı total kalça artroplastisi uygulanan hastalarda; klasik lateral Hardinge yaklaşımı ve Pai'nin tanımladığı intermuskuler modifiye Hardinge yaklaşımı sonrası dinamik pedobarografi yardımı ile plantar basınç dağılımı, Trendelenburg yürüyüşü ve iki farklı cerrahi yaklaşım sonrası hasta memnuniyetini değerlendirmeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Gazi Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde, Eylül 2010 ve Ağustos 2011 tarihleri arasında, değişik etyolojik nedenlerle kalça ekleminde dejeneratif artrit gelişen 28 hasta blok randomizasyon tekniği ile ayrılarak; 13 hastaya klasik lateral Hardinge yaklaşımı ve 15 hastaya da Pai'nin tanımladığı intermuskuler modifiye Hardinge yaklaşımı sonrası tek taraflı çimentosuz, standart off-setli total kalça artroplastisi uygulanmasıyla; hastaların ameliyat öncesi dönemdeki ve ameliyat sonrası 6. ay kontrolündeki sonuçları değerlendirildi.Çalışmada hastalarda cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası; dinamik pedobarografi yardımı ile plantar basınç dağılımı, fizik muayene ile Trendelenburg bulgusu ve iki farklı cerrahi yaklaşım sonrası hasta memnuniyeti değerlendirildi. Pedobarografi; EMED-SF ( Novel H, Münih, Almanya) plantar basınç analiz sistemi kullanılarak yapıldı ve analizleme işlemi için basınç resimlerini otomatik olarak `mask' adı verilen dört parçaya bölen ticari bir yazılımdan yararlanıldı (Automask, Novel-ortho, Almanya). Trendelenburg bulgusu Hardcastle ve Nade'in tanımladığı yöntemle grade 1 ya da 2 olarak sınıflandırıldı. Hasta memnuniyeti, klinik olarak ameliyat öncesi ve son kontrollerdeki Harris Kalça Skorlarına göre değerlendirildi.Sonuçlar SPSS 15.0 programı kullanılarak analiz edildi.Bulgular: 28 hastanın; 21'i (%75) kadın ve 7'si (%25) erkek olmak üzere, çalışmaya alınan hastaların yaş dağılımı en küçük 30; en büyük 77 olmak üzere ortalama 54,78 olarak bulundu. Hastalara ait demografik veriler grupların içerisinde incelendiğinde klasik lateral Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta; katılımcılardan 10'u (%76) kadın ve 3'ü (%24) erkek olmak üzere yaş ortalaması 57,62 olarak bulundu. Modifiye Hardinge yaklaşımı uygulanan gruptaki katılımcılardan 11'i (%73) kadın ve 4'ü (%27) erkek olmak üzere yaş ortalaması 52,33 olarak bulundu.28 hastanın cerrahi öncesinde her 3 mask içinde temas alanlarının, zirve basınçlarının ve toplam temas sürelerinin kalça osteoartriti olan tarafta daha düşük olduğu görüldü. Yine orta duruş fazını yansıttığı düşünülen 2. maska ait sürelerin de osteoartrit olan tarafta daha düşük olduğu görüldü.Her 2 grupta da artroplasti sonrası değişiklikler incelendiğinde, ameliyat edilen tarafta temas sırasındaki toplam sürenin cerrahi sonrasında ameliyat edilmeyen tarafa göre ve cerrahi öncesinde ölçülen süreye göre artmış olduğu; yine ameliyat edilen tarafta cerrahi öncesine göre stans fazının büyük bir oranını kapsayan 1. ve 2. masktaki alanların artmış olduğu; yine opere olan tarafta cerrahi öncesi 1. ve 2. maskta zirve basınçlarının cerrahi sonrasında arttığı ve opere olmayan tarafa göre daha yüksek olduğu görülmüştür.Hastaların cerrahi öncesi, Hardcastle ve Nade tarafından modifiye edilen Trendelenburg muayenesinde Hardinge yaklaşımı uygulanacak olan grupta 2 hastada; modifiye Hardinge yaklaşımı uygulanacak grupta ise 3 hastada grade 1 Trendelenburg bulgusu tesbit edildi; gruplar arasında cerrahi öncesinde istatistiki olarak anlamlı fark bulunmadı. Cerrahi sonrasında Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta 2 hastanın Trendelenburg bulgusunun devam ettiği ve 2 hasta da 6. ay kontrolünde grade 1 Trendelenburg bulgusu olduğu görüldü. Modifiye Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta cerrahi öncesi Trendelenburg bulgusu pozitif olan hastaların düzeldiği ve bir hastada grade 1 Trendelenburg bulgusu ortaya çıktığı görüldü. Ki-kare testi ile analiz sonrasında her 2 cerrahi yaklaşımın Trendelenburg bulgusu açısından birbirlerine üstünlükleri olmadığı görüldü.Olguların ameliyat öncesi dönemdeki Harris kalça skoru 41,50 (19-61) olarak değerlendirilirken, ameliyat sonrası kontrolde 86,68 (66-100) olarak değerlendirildi. Klasik Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta ameliyat öncesi dönemdeki Harris kalça skoru 39,46 (22-56) olarak değerlendirilirken; modifiye Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta ameliyat öncesi skor 43,27 (19-61) olarak bulundu. Ameliyat sonrası dönemde ise gruplara göre Harris kalça skoru incelendiğinde; klasik Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta skor 84,08 (67-100); modifiye Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta ise 88,93 (66-100)olarak bulundu.Sonuç: Kalçanın lateral yaklaşımınlarının; superior gluteal sinir korunursa, konjuant tendon onarımı özenli yapılırsa ve rehabilitasyon programı eş düzeyli ve doğru yönetilirse birbirine fonksiyonel ve klinik erken dönem sonuçlar açısından üsütünlüğü yoktur.Pedobarografi kalçadaki osteoartritin kalça çevresi kaslar üzerinde etkisinin yansıtılmasında ve total kalça artroplastisi sonrası fonksiyonel sonuçların kantitatif verilerle değerlendirilmesinde etkin, ucuz ve kolay uygulanabilir bir yöntemdir ancak grade 1 Trendelenburg belirtisi tesbitinde; fizik muayene ile her ne kadar korele olsa da kesin sonuçlar vermek için yeterli değildir.Anahtar Kelimeler: Total kalça artroplastisi, pedobarografi, Trendelenburg bulgusu, kalçaya lateral cerrahi yaklaşımlar, Harris kalça skoru, yürüme analizi
6 dakika yürüme testi mesafesinin koşullama ile değişiminin değerlendirilmesi
Pulmoner hipertansiyon (PH), pulmoner arter basıncında ve pulmoner vasküler dirençte artışla karakterize, sağ kalp yetmezliği ve ölüme yol açan progresif bir hastalıktır. Egzersiz intoleransı pulmoner hipertansiyonun (PH) esas özelliğidir. PH'li hastalarda egzersiz kapasitesinin değerlendirilmesinde, altı dakika yürüme testi (6DYT) yaygın olarak kullanılmaktadır. Altı dakika yürüme testi mesafesi (6DYM), PH'de esas klinik sonuç ölçümü olarak belirlenmiş ve yeni PH tedavileri için yapılan pek çok çalışmada primer son nokta olarak kullanılmıştır. Aynı zamanda prognostik öneme sahiptir, prognozun iyi bir göstergesidir. PH'de bu denli önemli bir yeri olan 6 dakika yürüme testinin duyarlılığına ve nesnelliğine etki eden birçok çevresel ve kişiye ait faktör bulunmaktadır. Çalışmanın amacı 6 dakika yürüme testi mesafesinin koşullama ile anlamlı bir değişime uğrayıp uğramayacağını araştırmaktır. Çalışmaya Fırat Üniversitesi Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Polikliniği'ne Ağustos 2019 – Eylül 2019 tarihleri arasında başvurmuş Grup I-IV Pulmoner Hipertansiyonlu 50 hasta dahil edilmiştir. Bu hastalar rastgele ikişerli gruplara ayrıştırıldı ve bu ikili gruptaki hastalara önce tek tek sonrada iki hastaya aynı anda 2002 Amerikan Toraks Derneği (ATS) konsensusuna uygun şekilde 6 dakika yürüme testi yapıldı. Hastalara yapılan 6 dakika yürüme testi sonuçları incelendiğinde çalışmaya dahil edilen 50 hastanın tek tek yürüdükleri birinci testin sonunda yürüdükleri ortalama mesafe 348,8±97,7 m olarak izlenirken iki kişinin aynı anda yürüdüğü ikinci testin sonunda yürüdükleri ortalama mesafe 381,4±95,3 m olarak izlendi. İkinci yürüme testinde ilk teste göre ortalama 32,6 metre yani %9,3 bir mesafe artışı izlendi. Ve bu artış istatiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,01). Bu çalışmada koşullandırmanın hastaların performansını arttırdığı ve yürüme mesafesinde artış sağlandığı gözlenmiştir. Çalışmanın sonucunda 6 dakika yürüme testinin duyarlılığını ve nesnelliğini arttırmak için koşullandırmanın kullanılabileceği ortaya konulmuştur.
Çocukluk çağı kanser tedavisinde kullanılan antrasiklin türevi ilaçların kardiyotoksik yan etkilerinin N-terminal pro-BNP ve 6 dakika yürüme testi ile erken tanısı
Her geçen yıl kanserli hasta sayısının hızla artmasına karşın bu hastaların kardiyak izlemlerinde kullanılacak fiyat-yarar değeri en yüksek test bilinmemektedir. Çalışmamızda antrasiklin türevi kemoterapi almış olan çocukların izlemlerinde klinik kardiyotoksisite ortaya çıkmadan pro-BNP ve 6DYT kullanılarak erken kardiyotoksisiteyi saptamanın yeri araştırılmıştır. Yakınması olmayan, son kemoterapi dozundan bu yana en az 9 en fazla 16 yıl süre geçen 16 hasta ve 16 sağlıklı günülü ile yapılan çalışmamızda olgulardan önce pro-BNP için serum örnekleri alınmış, bir sonraki gün Amerikan Toraks Derneği standartlarına uygun olarak 6DYT uygulanmıştır. Sonuçlar, pro-BNP' nin antrasiklin tedavisi alanlarda sağlıklı gönüllülere göre yüksek olduğunu (p:0,051) ve alınan kümülatif antrasiklin dozu arttıkça yüksek korelasyonla (p:0,02) pro-BNP düzeylerinin de arttığını göstermektedir; bu fark özellikle kemoterapi dozu 250 mg/m2' nin üzerine çıktığında istatistiksel olarak anlamlı olmaktadır (p:0,016). Alınan kümülatif antrasiklin dozu arttıkça hastaların yürüdüğü 6DYT azalmakla birlikte (negatif korelasyon, p:0,092) kümülatif kemoterapi dozu 250 mg/m2' den daha yüksek olanlar ve kemoterapi almayanlar arasında 6DYT açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamaktadır (p:0,076). Kardiyotoksik ilaç alan hastaların uzun dönem izlemlerinde hastalara ulaşmada yaşanan sıkıntılar ve 6DYT' nin ülkemizde ve dünyada çocuk hastalarda yeni uygulanmaya başlayan bir test olması nedeniyle kanser hastalarında kardiyotoksisitenin izleminde 6DYT ve pro-BNP' nin yerini belirlemek amacı ile yeni çalışmaların yapılmasına gerek vardır.Anahtar Kelimeler: antrasiklin kardiyotoksisitesi, 6 dakika yürüme testi,pro-BNP
Comparison of the pressure sensor and inertial measurement units based gait and movement analysis methods in healthy individuals
Gait and movement disorders are common as a component of neurodegenerative diseases and normal aging. The main tool for the clinical evaluation of gait and movement disorders is physical and neurological examination. However, this method is only semi-quantitative, and it is generally insufficient for the measurement of slowly progressing movement disorder symptoms and evaluation of treatment response. Therefore, there is a need for more sensitive quantitative measurement methods that can be used in the clinical evaluation of gait and movement disorders. Pressure sensitive platforms and wearable sensor systems are the two main tools that have been used in the quantitative analysis of gait and movement in recent years. In particular, wireless and wearable sensor systems can be used for continuous and objective monitoring of movement and provide broad information on disease progression. However, in order for these systems to be used clinically, their normal values must first be determined and compared with each other. In this study, we aimed to create a normative data set from healthy controls for motion-based parameters, and compare it with the pressure platform system, which is another system used for gait analysis, by first focusing on inertial sensors used for motion analysis. Parkinson's disease (PD) is one of the neurodegenerative diseases that most commonly affects walking and movement. Movement patterns are important indications of a person's functional health situation and crucial to provide appropriate analysis. Disturbances in spatiotemporal parameters, impaired posture and balance, decreased arm swing, and decreased range of motion in the pelvic and lower extremity joints are well-known clinical features of Parkinson's disease (PD) and are often observed even in the early stages. The second aim of this thesis study is to examine the literature studies on sensory gait analysis in Parkinson's disease and to determine the current situation in this field. As a result of this thesis, we obtain reference values with two sensor-based devices to aid researchers and clinicians in their assessments and treatments of movement deficit. With advancement in the quantitative analysis techniques may be highly beneficial for interpreting a person's gait dysfunction.
Identification of novel clinical testing methods and sensor-based parameters for sensitive detection of gait and balance impairment in early multiple sclerosis
Gait and balance problems are considered to be rare in early multiple sclerosis (MS) as these problems can hardly be detected at this stage by using routine neurological examination. However, patients frequently complain of gait and balance problems in early MS, and these problems can be detected by digital analysis when challenging tasks are used. Moreover, quantitative sensor-based measurement methods have the potential for being used for following up of patients' annual progression. In this study, we aimed to define the sensor-based and clinical parameters and challenging task conditions that are sensitive for the detection of gait and balance problems in the early stages of MS. We designed a study protocol using APDM MobilityLab System in patients with MS. We grouped 56 patients into three subgroups, and 23 healthy people were gender and age-matched with the early stages of MS group. Patients and the healthy control group performed normal speed walk, The Timed 25-foot walking, tandem walk, and quiet stance for 30 seconds in several balance tests such as Clinical Test of Sensory Interaction and Balance, Modified Balance Error Scoring System, Tandem Stance with APDM OPAL sensors. Patients also completed several patient-reported outcome measures (PROMs), such as the 12-Item Multiple Sclerosis Walking Scale (MSWS-12), The Upper Extremity Functional Index (UEFI), and The Modified Fatigue Impact Scale 5-Item (MFIS-5), The EQ-5D-3L and The Beck Depression Inventory (BDI). We examined lower extremity muscle strength, spasticity, and upper extremity function with the 9 Hole Peg Test (9-HPT) as well as SARA and SPRS scales. There were significant differences in selected balance and gait parameters, MSWS-12, UEFI, and MFIS-5 between mild, moderate and severe affected MS groups. We found that tandem walk and normal stance are not sensitive tests for discriminate an impairment in the early stages of the disease. Standing on foam was a sensitive method for detection of balance impairment in early MS, especially when performed eyes closed. One limb stance eyes closed stance was the most sensitive challenging task to observe difference between groups. We found that even though patients could perform all the tasks above, there is a significant difference in many sensor-based gait and balance parameters during the normal speed walk, T25FW, tandem walk and quiet stance tests between the healthy controls and early MS patients, pointing out to their significant potential to be used as biomarkers for detecting disability since the earliest stage of MS.