Cerrahi-abdominal

56 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total abdominal histerektomi yapılan hastalarda intraoperatif ketamin infüzyonu ve deksketoprofen uygulamalarının akut postoperatif ağrı ve kronikleşen ağrı üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışma ile total abdominal histerektomi cerrahisi geçiren hastalarda intraoperatif kullanılan ketamin ve dekstketoprofen ile; oluşacak akut ağrıyı azaltmayı, intraoperatif opioid kullanımını azaltarak hiperaljezi ve nöropatik ağrı gelişme insidansını azaltmayı, iki ajanın akut ve kronikleşen ağrı üzerine etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Yöntem: Etik Kurul onayı alındıktan sonra ASA 1-2 grubunda yer alan, VKİ<30 olan, 18-65 yaş aralığında toplam 96 hasta; deksketoprofen (D), ketamin (K) ve ketamin-deksketoprofen (K-D) olmak üzere randomizasyon yöntemi ile 3 gruba ayrıldı. Kontrol grubu yoktu. Rutin genel anestezi monitörizasyonu yapıldı giriş değerleri kaydedildi ve tüm hastalara rutin genel anestezi yöntemi uygulandı. 0,5-1 MAC sevofluran inhalasyonu ve 0,1-0,25 µg/kg/dk remifentanil infüzyonu ile idame sağlandı. Tüm hastalara postoperatif analjezi için 1 mg/kg tramadol uygulandı ve antiemetik uygulandı.1.Grup (ketamin)'a rutin anestezi uygulamalarına ek olarak indüksiyon aşamasında 0,25 mg/kg ketaminbolus yapıldı, cerrahi kesiden önce 5mcg/kg/dk ketamin infüzyonu açıldı. 2.Grup (deksketoprofen)'a indüksiyon aşamasında 0,25mg/kg ketamin ve 50 mg=2ml deksketoprofen bolus yapıldı, cerrahi kesiden önce 5mcg/kg/dk ketamin infüzyonu açıldı. 3.Grup (ketamin-deksketoprofen)'a indüksiyon aşamasında 2 ml serum fizyolojik, 50 mg deksketoprofen bolus yapıldı, serum fizyolojik infüzyonu açıldı. Cerrahi sonunda cilt kapatmaya geçilirken ketamin infüzyonu sonlandırıldı. Hastaların intraoperatif 1-5-30-60.dakikadaki tansiyon, nabız, satürayon değerleri, toplam remifentanil - sevofluran tüketim miktarları kaydedildi. Postoperatif tüm hastalara tramadol ile hazırlanmış hasta kontrollü analjezi cihazı takıldı. Postoperatif ilk 24 saat VAS (Visual Analog Scale ) değerleri ve ilaçlara bağlı gelişen yan etkiler kaydedildi. Hastalarla telefon görüşmesi yapılarak tüm hastaların postoperatif 1-2-3.ay ağrısı DN4 (Doluer Neuropathique 4 Questions) kriterlerine göre sorgulandı. Bulgular: Hastaların demografik verileri gruplar arası karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. (p>0,05) Postoperatif VAS skorları gruplar arasında karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. (p<0,05) Postoperatif 1 gün boyunca yapılan takipte 1-4-8-12-24. saatlerde grup 3 (deksketoprofen) hastalarında ketamin infüzyonu yapılan grup 1-2 ye göre genelde VAS skoru yüksek bulundu. Grup 2 (ketamin-deksketoprofen) 'de ise VAS skoru grup 1-3 e göre anlamlı daha düşük seyretti. ( p<0,05) Toplam cerrahi süresi ve toplam anestezi süresi gruplar arasında karşılaştırıldığında anlamlı fark yoktu. (p>0,05) Toplam remifentanil, sevofluran, ketamin miktarı grup 1-2-3 arasında karşılaştırıldığında elde edilen sonuçlar istatiksel olarak anlamlı bulundu. (p>0,05) Postoperatif 1. ayda nöropatik ağrı açısından gruplar karşılaştırıldığında DN4 skoru ketamin grubunda (grup 1) anlamlı en düşük bulundu. Grup 1 (ketamin) ve grup 3 (deksketoprofen) 1.aydaki DN4 skorları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bulundu. (p<0,05) Tüm gruplarda postoperatif 1.ay ve 3.aydaki DN4 skoru karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bulundu. (p<0,05) Sonuç: İntraoperatif subanestetik dozda ketamin postoperatif akut (VAS) ve kronik ağrı (DN4) skorlarını düşürerek ağrı gelişme insidansını azalttı; deksketoprofen ile birlikte kullanıldığında bu etki daha güçlüydü. Aynı zamanda intraoperatif uygulanan ketamin, remifentanil ve sevofluran ihtiyacını azalttı. Kronik ağrı takibi için 3 ay ve sonrası takip gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Akut Ağrı, Kronik Ağrı, İntraoperatif Ketamin İnfüzyonu, İntraoperatif Deksketoprofen Uygulamaları

Akut ağrıAğrıAğrı-postoperatif+5
Hatice Betül Karakaya
Necmettin Erbakan University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Abdominal cerrahi işlem uygulanan hastalarda ağrı algısı ile ameliyat sonrası hissedilen ağrı şiddeti arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu araştırma, abdominal cerrahi işlem uygulanan hastalarda ağrı algısının ameliyat sonrası ağrıya etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini bir devlet hastanesinin Genel Cerrahi ile Kadın Hastalıkları ve Doğum servislerinde abdominal cerrahi girişim geçiren 126 hasta oluşturmuştur. Eylül 2018-Ocak 2019 tarihleri arasında yürütülen çalışmada veriler Tanıtıcı Bilgiler Formu, Ağrı Özellikleri Formu ve Ağrı İnançları Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistikler, t testi, ANOVA, Pearson korelasyon testleri kullanılmıştır. Araştırmadaki hastaların %73' ünün kadın, yaş ortalamasının 48.63, %67.5' inin ilköğretim mezunu olduğu saptanmıştır. Hastaların %86.1'inin orta ve üstü şiddette ağrısının olduğu, %96.7' sinin ağrı şiddetinin zamanla azaldığı, %46.8' inin ağrı şiddetinin beklediğinden az olduğu, %92.1' inin ağrı nedeniyle aktivitelerini yerine getirmekte zorlandığı belirlenmiştir. VAS skorunun 8. saatte en şiddetli iken, 16., 24., ve 32. saatlerde anlamlı bir şekilde azaldığı (p<0.05), cinsiyetin ve ağrı şiddetinin beklenilenden fazla olmasının VAS ile ilişkili olduğu saptanmıştır (p<0.05). Hastaların Organik İnançlar puan ortalaması 3.12, Psikolojik İnançlar puan ortalaması 2.37 olarak bulunmuştur. Hastaların eğitim durumu arttıkça psikolojik inançlar puanının azaldığı, jinekolojik cerrahi geçiren hastaların organik inançlar alt boyut puan ortalamasının daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Hastaların organik inanç boyut ortalaması ile sadece 24. saat VAS skoru arasında ilişki olduğu (p<0.05), psikolojik inançlar alt boyut puan ortalaması ile VAS skorları arasında bir ilişki olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, abdominal cerrahi uygulanan hastaların orta ve üstü şiddette ağrısının olduğu, cinsiyetin ve ağrı beklentisinin deneyimlenen ağrıyı, eğitim durumunun ve uygulanan cerrahi tipinin ise ağrı inançlarını etkilediği belirlenmiştir. Bu bağlamda, etkili ağrı kontrolünün sağlanmasında ağrıya yüklenen anlam ve ağrı inançlarının belirlenmesi, hastaların ağrısına yönelik sunulacak bakımın şekillendirilmesinde ve bireyselleştirilmesinde ağrı algısının göz önünde bulundurulması önerilmektedir.

AğrıAğrı yönetimiAğrı şiddeti+3
Fatih Mehmet Dişçeken
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Cerrahi girişim uygulanan pankreas ve periampüller kitlelerde deneyimlerimiz

Olgu ve Yöntem: Çalışmamızda, 2001-2011 yılları arasında, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalında, pankreas ve periampuller bölgede kitle nedeniyle radikal amaçlı operasyon yapılan 79 hastanın retrospektif değerlendirilmesi yapılmıştır.Bulgular: Yetmişdokuz olgumuzun 38'i erkek (% 48,1) 41'i kadın (% 51,9) idi. Erkek olguların yaş ortalaması 57, kadın olguların yaş ortalaması 56 olarak bulundu.Olguların içinde kliniğimize en sık başvuru nedeni (% 74,6) karın ağrısı idi. Bunu sarılık ile 31 olgu (% 39,2) takip ediyordu.Ameliyat öncesi hastalar radyolojik olarak ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme ile değerlendirildi. Abdominal Ultrasonografi yapılan olguların 32' sinde (% 40,5) safra kesesi hidropik, koledok ve intrahepatik safra yollarında genişleme bulguları, 20 olguda (% 25,3) pankreasta kitle saptandı. Pankreasta kitle olan hastalarımızın 39' unda (% 90,6) bilgisayarlı tomografi ile kitle gösterildi. Manyetik rezonans görüntüleme yapılan 18 olgunun 16' sında (% 88,8) pankreas veya periampuller bölgede lezyon saptandı.59 olguya (% 74.7) pilor koruyucu pankreatikoduodenektomi, 11 olguya (% 14) subtotal pankreatektomi splenektomi, 9 olguya (% 11,3) distal pankreatektomi splenektomi yapıldı.Ortalama ameliyat süresi 240 dakika (60?360 dakika arasında) olarak bulundu.Ameliyat sırasında ortalama 2.8 ünite (0?8 ünite) kan transfüzyonu yapıldı.Peroperatif dört olguda (% 5,1) vasküler yaralanma oldu. Bu olgulara primer vasküler onarım yapıldı.Pilor koruyucu pankreatikoduodenektomi yapılan hastalarda postoperatif komplikasyon olarak 4 olguda safra fistülü (% 6,7), 4 olguda pankreatikojejenostomi kaçağına bağlı pankreas fistülü (% 6,7) gelişti. Gelişen fistüller tüm olgularda medikal tedavi ile kendiliğinden kapandı. İki olguda (% 5,8) erken dönem ileus gelişti. Medikal tedavi ile düzeldi. Yirmi olguda (% 25,3) yara yeri enfeksiyonu ortaya çıktı. Pilor koruyucu pankreatikoduodenektomi yapılan hastalardan 4'ünde (% 5,2) gastrik atoni gelişti. Kontrastlı pasaj grafisinde belirgin bir obstrüksiyon saptanmadı. Medikal tedavi ile düzeldi.Çalışmamızda 79 pankreas ve periampuller kanserli olgumuz çeşitli yönleri ile incelenmiş ve literatür desteği altında irdelenmeye çalışılmıştır.Sonuç: Genel durumu cerrahi için uygun olan hastalara en az invaziv ve en etkili radyolojik yöntemleri tanı ve evrelemede yeterli düzeyde kullanıp rezektabl olarak görülen hastalara düşük mortalite ve morbidite ile rezeksiyon yapılabileceği düşüncesindeyiz.Anahtar kelimeler: Pankreas kanseri, Periampuller tümör, Pilor koruyucu pankreatikoduodenektomi

CerrahiCerrahi-abdominalNeoplazmlar+3
Erkan Cirit
Çukurova University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Major abdominal cerrahilerde postoperatif analjezi için epidural levobupivakaine ilave edilen tramadol ile morfin'in etkilerinin karşılaştırılması

ÖZETMajor Abdominal Cerrahilerde Postoperatif Analjezi İçin Epidural Levobupivakaine İlave Edilen Tramadol İle Morfin'in Etkilerinin KarşılaştırılmasıAmaç: Çalışmamızda; major abdominal cerrahi uygulanan hastaların postoperatif analjezilerinin sağlanmasında levobupivakainin tek başına ve morfin ile tramadol eklenmiş haliyle, hasta kontrollü analjezi yöntemi ile epidural yol kullanarak, analjezi, hemodinami ve cerrahi stres yanıt'a etkileri açısından karşılaştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çukurova üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu ve hastaların yazılı bilgilendirilmiş onamı alınarak majör abdominal cerrahi uygulanacak yaşları 18-65 arasında ASA I-II grubu 60 erişkin hasta çalışmaya alındı. Tüm hastalara preoperatif olarak oturur pozisyonda steriliteye uygun şekilde Tuohy iğnesi (18 G) kullanılarak epidural kateter (20 G) yerleştirildi. Hastalar rastgele Levobupivakain (Grup L), Levobupivakain +Morfin (Grup LM), Levobupivakain+Tramadol (Grup LT) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Genel anestezi uygulanan hastalara operasyon bitiminden 30 dk önce epidural kateterden yükleme dozu olarak: Grup L'e 25 mgr % 0,5 Levobupivakain + 15 mL % 0,9 izotonik, Grup LM'e 25 mg % 0,5 Levobupivakain + 14,5 mL % 0,9 izotonik + 100 mikrogram morfin ve Grup LT'e 25 mgr % 0,5 Levobupivakain + 13 mL % 0,9 izotonik + tramadol 100 mg uygulandı. Preoperatif dönemden itibaren operasyon süresince hastalarımızın hemodinamik parametreleri intraoperatif 5.dk, 15. dk, 30. dk, 45. dk ve 60. dk'larda ölçülerek kaydedildi. Hastalara postoperatif dönemde hasta kontrollü analjezi uygulayabilmeleri için cihazları epidural kateterlerine takıldı. Buna göre; Grup L'deki hastalarda bolus dozu Levobupivakain 12 mg, Grup LM' deki hastalara bolus dozu Levobupivakain 12 mg+morfin 1.2 mg, Grup LT'deki hastalara ise bolus dozu Levobupivakain 12 mg+tramadol 12 mg ve 3 grubunda kilitli kalma süreleri 15 dk olacak şekilde düzenlendi. Postoperatif dönemde hastalar vizüel analog skala, epidural hasta kontrollü analjezi'den talep edilen ve bolus verilen levobupivakain, morfin ve tramadol'ün doz ve sayıları ve yan etkileri yönünden postoperatif 30. dk, 1., 2., 6., 12., 24., saatlerde izlenerek kaydedildi.Bulgular: Grupların demografik verileri benzerdi. Vizüel analog skala skorlarının Grup L'de Grup LM ve Grup LT'ye göre anlamlı derecede yüksek olduğu, opiyoid eklenmemiş grup olan Grup L'de Grup LM ve LT'ye göre daha az bulantı kusma görüldüğü saptandı. Çalışmamızda hemodinamik verilerde klinik olarak anlamlı değişikliklerin görülmediği, hiçbir hastada efedrin ihtiyacı olmadığı ve levobupivakain ile motor blok oluşmadığı belirlendi.Sonuç: Sonuç olarak postoperatif analjezide bir opiyoid ile kombine edilmiş lokal anestezik ajanın sürekli epidural analjezi şeklinde uygulanması etkin bir yöntemdir. Çalışmamızda yan etki insidansının artmasına karşın en etkili analjezinin Levobupivakain +Tramadol Grubu ile sağlandığı görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Epidural hasta kontrollü analjezi, levobupivakain, morfin, postoperatif ağrı, tramadol

Analjezi-epiduralAnaljeziklerAnaljezikler+4
Zeynep Usul Türkoğlu
Çukurova University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Majör abdominal cerrahide farklı iki dozda kullanılan remifentanil infüzyonunun desfluran tüketimine etkisi

Amaç: Majör abdominal cerrahi uygulanacak olgularda anestezi sırasında farklı iki dozda kullanılan remifentanil infüzyonunun desfluran tüketimi, postoperatif ağrı ve analjezik ihtiyacı üzerine etkisinin araştırılması amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntem: Plasebo kontrollü, randomize, çift kör çalışmamız Çukurova üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu ve hastaların yazılı bilgilendirilmiş onamı alınarak majör abdominal cerrahi uygulanacak yaşları 18-65 arasında ASA I-II grubu 90 erişkin hasta üzerinde gerçekleştirildi. Hastalarda anestezi indüksiyonu tiyopental (3-5 mg/kg) ile sağlandıktan sonra desfluran (%6), azot protoksit (% 66) ve oksijen (%33) kombinasyonu ile anestezi idamesi sağlandı. Entübasyon sonrası I. Gruba salin (% 0.9 NaCl) infüzyonu, II. Gruba düşük doz remifentanil (0.125 mcg/kg/dk) ve III. Gruba yüksek doz remifentanil (0,25 mcg/kg/dk) uygulanmak üzere 3 eşit gruba ayrıldı. Hastalarda anestezi derinliği BIS değerleri 40-60 arasında tutulacak şekilde desfluran konsanrasyonu % 1 volüm değiştirilerek ayarlandı. Operasyon bitimine 30 dakika kala 1 mg/kg tramadol ve 10 mg metoklopramid uygulandı. Hastaların intraoperatif 1. dk, 5.dk, 15. dk, 30. dk, 60. dk, 90. dk ve 120. dakikalarda hemodinamik parametreleri, BİS değerleri ve desfluran konsantrasyonları kaydedildi. Postoperatif 1. dk, 5.dk, 10. dk, 15. dk, 20. dk ve 30. dakikalarda hemodinamik parametreler, ağrı skorları, analjezik ihtiyacı ve komplikasyonlar kaydedildi. Bulgular: Desfluran konsantrasyonu grup 1'de grup 2 ve 3'e göre 1 ile 60. dakikalar arasındaki dönemlerde istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Ortalama desfluran tüketiminin dakikada Grup 1'de 1,612 gr, Grup 2'de 1,468 gr ve Grup 3'de 1,416 gr olduğu ve aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi. Postoperatif ortanca ağrı (VAS) skorları, ek analjezik ihtiyacı ve bulantı kusma oranlarının Grup 3'de grup 1 ve 2'ye göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi(p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda, majör abdominal cerrahi uygulanan olgularda anestezi sırasında iki farklı dozda kullanılan remifentanil infüzyonunun, desfluran tüketimini azalttığı, intraoperatif daha stabil bir hemodinami sağladığı fakat postoperatif ek analjezik ihtiyacı ve bulantı-kusma sıklığının arttığı kanısına varıldı Anahtar Kelimeler: remifentanil, desfluran, Bispektral indeks

AnaljeziAnestetiklerAnestezi+4
Ümit Kara
Çukurova University
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Abdominal bölge cerrahisi geçiren hastalarda hareketliliğe etki eden faktörlerin değerlendirilmesi

Bu çalışma abdominal bölge cerrahisi geçiren hastalarda hareketliliği etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Araştırma Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesinde Eylül 2019-Aralık 2019 tarihleri arasında Tanıtıcı Özellikler Soru Formu, Hasta ve Gözlemci Hareketlilik Ölçeği, Hareketi Etkileyen Faktörler Soru Formu ile toplandı. Araştırmanın örneklemini abdominal cerrahi geçiren 152 hasta oluşturdu. Hastaların yaş ortalaması 46.61±15.23 yıl, % 59.2'si kadın, % 86.2'si evli, % 42.1'ilkokul mezunudur. Hastaların % 52.7'sinin kolesistektomi, % 32.9'u ise herni tamiri olduğu belirlendi. Hastaların hareket öncesi ve sonrasındaki yaşam bulguları arasındaki farkın istatiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<0.05). Hareketi etkileyen faktörler toplam puanı ile Gözlemci Hareketlilik Ölçeği puanı arasında pozitif yönde zayıf kuvvette ilişki olduğu belirlendi (p<0.05). Hastaların en çok yatak içinde bir taraftan diğer tarafa dönme sırasında ağrı algıladıkları (3.80±0.86), bağımlı hissettikleri (3.93±1.05) ve en çok yürürken zorlandıkları (4.00±0.64) belirlendi. Ağrı (3.76±0.52), yara yerinin açılmasından/kanamasından korkma (3.62±0.70), hareket etmek için ailesine gereksinim duyması (3.47±0.83) ve vücudunun alt bölgesinde bulunan ekipmanlar (foley kateter, dren) (3.44±0.84) hastaların hareket etmelerini engelleyen en önemli faktörler oldu. Kadın hastaların (43.74± 5.66), genel anestezi ile ameliyat olanların (43.32±6.05), III. Derece obez olanların (45.00±5.96), bariyatrik cerrahi geçiren hastaların (44.42 ±6.71) Hareketliliği Etkileyen Faktörler Puan Ortalamalarının daha yüksek olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuç olarak; bu çalışmada yatak içinde dönmek en fazla oranda ağrı ve zorlanmaya yol açarken; ağrı, yara açılması korkusu, vücudunda ekipman bulunması durumları da hastalarda hareket etmeyi etkileyen en önemli durumlardan olduğunu gösterdi. Obezite ve buna yönelik yapılan bariyatrik cerrahi geçirenler hareket etme ile ilgili faktörlerden daha fazla oranda olumsuz etkilendi. Hemşirelerin hastaların ve geçirdikleri cerrahinin özelliklerine uygun olarak hastaları bilgilendirmeleri, hareket etmelerini güvenli ve kolay hale getiren girişimleri planlamaları ve uygulamalarının yararlı olacağı kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: Abdominal Cerrahi, Mobilizasyon, Hareketliliği Etkileyen Faktörler, Hemşirelik

CerrahiCerrahi-abdominalGenel cerrahi+2
Ebru Karaaslan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel adezyon modelinde, intraabdominal borik asidin etkisi

Amaç: Tıbbi ve cerrahi tekniklerin zaman içindeki gelişimi sonucunda, batın operasyonlarının daha sık yapılması, intraabdominal adezyonların daha sık görülmesine sebep olmuştur. Tüm batın cerrahilerinin sonucunda %90'dan fazla oranda intraabdominal adezyon gelişmektedir. Çalışmamızda adezyon modeli oluşturulmuş ratlarda, %5 borik asit solüsyonu uygulamasının batın içi adezyon gelişimine etkisini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız her biri 16 adet rat içeren 2 grupta (adezyon modeli ve %5'lik borik asit solüsyonu uygulanmış) yapıldı. Operasyon sonrası 14. günde ratlar sakrifiye edilip tekrar eksplore edildi ve gelişen adezyonlar makroskopik ve mikroskopik olarak değerlendirildi. Makroskopik ve mikroskobik skorlamalar sonucunda elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 24 programında Mann-Whitney U testi ile değerlendirildi. İstatistiksel anlamlılık düzeyi "p<0,05" olarak belirlendi. Bulgular: Yaptığımız çalışma sonucunda borik asit uygulanmış grup ile kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı. İstatistiksel veriler incelendiğinde borik asit uygulanan grupta adezyon gelişiminde makroskopik ve mikroskopik olarak anlamlı bir azalma olduğu görüldü (p<0,05). Tartışma ve Sonuç: Bu çalışmanın sonucunda; deneysel adezyon modelinde intraabdominal %5' lik borik asit solüsyonu uygulamasının, postoperatif intraabdominal adezyonları azaltmada anlamlı etkiye sahip olduğu gösterilmiştir.

AdezyonlarBorik asitCerrahi+4
Rıdvan Barkın Kabalar
Manisa Celal Bayar University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Abdominal cerrahi sonrası hastaların erken mobilizasyon durumlarının konfor düzeyine etkisi

Gözde Çandır, Abdominal Cerrahi Sonrası Hastaların Erken Mobilizasyon Durumlarının Konfor Düzeyine Etkisi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Hemşirelik AD Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2021. Bu araştırma, Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Genel Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesinde Yatan Hastaların erken mobilizasyon durumlarının konfor düzeylerine olan etkileri üzerine yapıldı. Araştırmanın verileri 15 Kasım 2020 ve 20 Şubat 2021 tarihleri arasında toplamda 252 hastadan toplandı. Veriler Sosyodemografik ve Hastalığa İlişkin Bilgiler Veri Formu, Gözlemci Hareketlilik Ölçeği (GHÖ) ve Genel Konfor Ölçeği (GHÖ) kullanılarak elde edildi. Verilerin değerlendirilmesinde; Bağımsız Gruplarda t testi, Mann-Whitney testi, Kruskall-Wallis Varyans Analizi kullanıldı tekrarlı ölçümlerdeyse Tek Yönlü Varyans Analizi ve ki-kare analiz testleri uygulandı. Etik ve kurum izni alındıktan sonra yoğun bakım ünitesinde yatan 252 hastanın sosyo demografik özellikleri hasta formu uygulandı. Uygulanan formda 113 (%44,8)'inin kadın olduğu, 139 (%52,3)'unun erkek olduğu görüldü. Hastaların Gözlemci Hareketlilik Ölçeği puanlarına yönelik hastaların 'yatak içinden bir taraftan diğer tarafa dönme, yatak kenarında oturma, ayağa kalkma ve yürüme' aktiviteleri sırasında hastanın en fazla hemşireye bağımlı olduğu görüldü. Hastaların %52'sinin yatak kenarında oturmak için hemşireye bağımlı oldukları görüldü. Mobilizasyon öncesi ve sonrası kan basıncı, nabız ve solunum arasındaki farkın anlamlı olduğu saptandı (p<0.05). Hastaların genel konfor ölçeğinin boyutları ile gözlemci hareketlilik ölçeğinde yer alan alt maddelerin korelasyonlarının birbirleri ile pozitif yönde ilişki olduğu bulundu (p<0.05). Genel konfor ölçeğinin cinsiyet, alkol ve sigara kullanımı üzerine yapılan farkın anlamlı olduğu bulundu (p<0.05). Ancak genel konfor ölçeğinin medeni durum, yaş, eğitim, kilo ve boy arasındaki fark istatistiksel olarak anlamsızdı (p<0.05). Araştırmanın sonucunda; hastaların ameliyat sonrası dönemde erken mobilize edilmeleri düzeylerini olumlu yönde etkilediği görüldü. Araşrırmanın farklı konularla ele alınabilmesi açısından gerekli olan öneriler verildi.

CerrahiCerrahi-abdominalHareketlilik+2
Gözde Çandır
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Reikinin abdominal cerrahi hastalarının anksiyete, korku, ağrı ve yaşam bulguları üzerine etkisi

Cerrahi girişime bağlı komplikasyon gelişme ihtimali, kontrol kaybı, günlük yaşam aktivitelerinde değişim, sosyal yaşamdan kopmaya bağlı hastada anksiyete, anestezi korkusu, ölüm korkusu ve ağrı gelişebilir. Tüm bunların yanı sıra sempatik sinir sistemini uyaran ağrı, korku, anksiyete gibi faktörler nabız hızını, kan basıncını ve solunum hızını arttırabilir. Bu çalışma abdominal cerrahi hastalarının anksiyete, korku, ağrı düzeyleri ve yaşam bulguları üzerinde reikinin etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı'nda Haziran 2020-Aralık 2020 tarihleri arasında açık abdominal cerrahi uygulanacak olan tüm hastalar, örneklemini ise kriterlere uyan ve basit randomizasyon yöntemiyle seçilen 93 hasta (reiki grubundan 31, sham reiki grubundan 31, kontrol grubundan 31 olmak üzere) oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği, Cerrahi Korku Ölçeği, Durumluk Kaygı Ölçeği (STAI-I), Hasta Takip Formu ve Reiki Uygulama Basamakları Rehberi kullanılmıştır. Reiki veya Sham reiki uygulaması cerrahi günü ameliyathane Pre-op ünitesinde, cerrahi sonrası 1. ve 2. gün klinikte hasta odasında uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel analizi bilgisayar ortamında paket programı kullanılarak yapılmıştır. Gruplar arasında (reiki/sham reiki ve kontrol grubu) uygulama sonrası cerrahi korku, durumluk anksiyete, ağrı puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.005). Reiki grubunun sham reiki ve kontrol grubuna göre uygulama sonrası cerrahi korku, durumluk anksiyete, ağrı, kan basıncı, vücut sısısı, nabız ve solunum değerleri ortalamaları daha düşük, parsiyel arteriyal oksijen saturasyonu ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak; Abdominal cerrahi planlanan hastalara cerrahi süreçte uygulanan reikinin durumluk anksiyete, cerrahi korku, ağrı ve yaşam bulguları üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir.

AnksiyeteAğrıCerrahi+4
Hamide Şişman
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elektif laparoskopik batın cerrahilerinde salin veya hava ile şişirilen endotrakeal tüp kaf basınç artışı insidansının karşılaştırılması

Amaç: Genel anestezi sırasında solunum yolunu güvence altına almak için yapılan endotrakeal entübasyon (ETE) işlemi, trakeaya bir tüp yerleştirilmesini içerir. Tüpün distal ucunda gaz değişimine izin vermek ve hava kaçaklarını önlemek için şişirilebilir bir kaf (balon) bulunur. Trakeal entübasyon sonrası boğaz ağrısı, ses kısıklığı ve yutma güçlüğü gibi semptomlar bildirilir. Bu semptomların önemli bir nedeni, kaf düzeyinde meydana gelen mukozal hasardır. Genel anestezi sırasında N20 kullanımı ile birlikte, laparoskopik cerrahide pnömoperitonyum uygulanması gibi intraabdominal ve intratorasik basınç değişiklikleri, hasta pozisyon değişiklikleri gibi faktörler kaf basıncını artırabilir. Kaf basıncını kontrol altına almak için birçok klinik çalışma yapılmaktadır. Çalışmamızda, N2O kullanılan genel anestezi altında elektif laparoskopik batın cerrahilerinde hava veya salin ile şişirilen tüp kaflarının kaf basınç artış insidansını karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız genel anestezi altında elektif laparoskopik batın cerrahisi uygulanacak 18-65 yaş arası ve ASA fizik durumu I-II olan 60 hasta üzerinde prospektif gözlemsel olarak yapıldı. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı. Bir grupta tüp kafları hava (Grup H, n=30) ile diğer grupta ise salin (Grup S, n=30) ile şişirildi. Kaf basıncı üç yönlü musluk kullanılarak kaf balonuna bağlanan basınç transdüseri ile sürekli olarak monitörize edildi. Her iki grupta da anestezinin idamesi için rutin olarak sevofluran ve oksijen/N2O (%40/%60) ile sağlandı. Batının CO2 ile insüflasyonuna kadar geçen sürede kaf basıncının 20 mmHg'ı >30sn aştığı her durumda müdahale edilerek basınç azaltıldı. Çalışmanın birincil sonucu olarak müdahale sayıları kaydedildi. Hastaların insuflasyon sonrası, ters trendelenburg ve trendelenburg pozisyonlarına alınmadan önce ve sonraki kaf basınçları kaydedildi. Bulgular: Trendelenburg öncesinde ve sonrasında ölçülen kaf basınçları açısından gruplar arasında bir fark yoktu. Trendelenburg sonrası kaf basıncı öncesine göre her iki grupta da anlamlı artış gösterdi. Ters-trendelenburg sonrası ölçülen kaf basınçları hava grubunda, salin grubuna göre anlamlı olarak yüksekti. Ters-trendelenburg sonrası ölçülen kaf basınçları öncesine kıyasla sadece hava grubunda anlamlı bir yükseliş gösterdi. İnsuflasyon öncesi zaman aralıklarında yapılan müdahale sayısının hava grubunda, salin grubuna göre anlamlı olarak yüksek olduğu saptandı. İnsuflasyon sonrası zaman aralıklarında yapılan müdahale sayısının hava grubunda, salin grubuna göre anlamlı olarak daha fazla olduğu saptandı. Sonuç: Nitröz oksit kullanılan genel anestezi altındaki elektif laparoskopik batın cerrahilerinde, ETT kafının salin ile şişirilmesi, hava ile şişirilmesine göre kaf içi basıncına daha az müdahaleyi gerektirmiştir. Bu sonuç kaf basıncı oluşturmak için salin kullanıldığında, ETT kaf içi basınç artışlarının neden olabileceği komplikasyonların daha az ortaya çıkabileceği anlamına gelmektedir. Bu nedenle, salin ile ETT kafının şişirilmesi, elektif laparoskopik batın cerrahilerinde kullanılan nitröz oksitli genel anestezi yöntemi için daha güvenli bir seçenek olabilir. Anahtar Kelimeler: Laparoskopik cerrahi, kaf basıncı, nitröz oksit, basınç artış insidansı. ABSTRACT

AnesteziAnestezi-endotrakealAnestezi-genel+6
Özge Şıktaş
Çukurova University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Abdominal cerrahi sonras postoperatif pulmoner fonksiyonların Vest cihazı ve Konvansiyonel solunum fizyoterapisi uygulanan hastalarda karşılaştırılmasıı

Abdominal cerrahi sonrası postoperatif pulmoner fonksiyonların Vest cihazı ve konvansiyonel solunum fizyoterapisi yöntemleri kullanarak karşılaştırılması için yapılan çalışmamızda, Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ameliyathanesinde abdominal cerrahi operasyon geçirecek 46 olgu, rastgele olarak, 23 kişilik iki gruba ayrıldı. Olguların çalışma ile ilgili bilgilendirilmesi ve onay formlarını imzalamasından sonra, arteriyal kanülasyon yapılarak AKG alındı. Preoperatif akciğer kapasitelerinin değerlendirilmesi için, SFT yapılarak kaydedildi. Standart anestezi protokolu ve postoperatif ağrı tedavisi uygulanan olgulardan birinci gruba konvansiyonel yöntemler ile akciğer fizyoterapisi uygulandı. İkinci gruba ise Vest cihazı yardımı ile solunum fizyoterapisi uygulandı. Postoperatif dönemde 1. gün sonunda olmak üzere kontrol AKG ve SFT ile değerlendirme yapıldı.Hastaların fiziksel özellikleri yaş, boy, vücut ağırlığı ve BKİ açısından değerlendirildi. Araştırma gruplarının tanımlayıcı özellikleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur.Vest grubunun SFT değerlerinin FVC ml, FVC % `nın operasyon sonrası değerlerinin operasyon öncesine göre anlamlı olarak yükseldiği bulundu. (p<0.05). Her iki gruptaki AKG değerlerinde PaO2, ve SPO2'nin operasyon sonrası değerlerinin operasyon öncesine göre anlamlı olarak yükseldiği bulunduGruplar arası SFT ve AKG değerlerinin karşılaştırılmasında operasyon öncesi ve operasyon sonrası anlamlı bir sonuç gösterilememiştir. (p>0.05). Bu çalışmamıza göre konvansiyonel grup ile Vest grubu arasında postoperatif pulmoner komplikasyonlar açısından anlamlı bir fark yoktur.Vest cihazıyla yapılmış KOAH'lı, Astımlı, Kistik Fİbrozisli, Yoğunbakım hastaları, sekresyonunu atamayan bütün hastalarla ilgili birçok yayın bulunmaktadır. Fakat abdominal cerrahi geçirmiş hastalarda benzer bir çalışmaya rastlanmamıştır.Çalışmamızda Vest cihazı kullandığımız olgularda SFT parametrelerindeki FVC ml, FVC % `nın operasyon sonrası değerlerinin operasyon öncesine göre anlamlı olarak yükselmesi solunum fizyoterapisi için Vest cihazı kullanımı açısından olumlu olarak değerlendirildi.Postoperatif dönemde solunumsal komplikasyonların önlenmesi için solunum fizyoterapisinin kesinlikle unutulmaması gereken bir uygulama olduğu aşikardır. Vest cihazı ile yapılan solunum fizyoterapisinin, ek personel gerektirmemesi, ekonomik olması ve hizmette standart sağlaması açısından avantajlı olduğunu düşünmekteyiz. Bununla birlikte, postoperatif dönemde Vest cihazı kullanımıyla ilgili daha fazla sayıda çalışma yapılması gerektiğini düşünmekteyiz.

CerrahiCerrahi-abdominalFizik tedavi+3
Zafer Çelik
Manisa Celal Bayar University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Laparoskopik abdominal cerrahilerde, intraabdominal basınç değişikliklerinin optik sinir kılıf çapı, serebral oksijen saturasyonu ve kognitif fonksiyonlara olan etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Laparoskopik abdominal cerrahi sırasında oluşturulan iyatrojenik intraabdominal basınç artışının kafa içi basınç, serebral oksijenizasyon ve erken postoperatif kognitif fonksiyon değişimlerine etkilerini inceleyerek; kognitif fonksiyonların normal düzeyde devamlılığı ve güvenli cerrahi uygulamalarına katkı sağlamak amaçlandı. Gereç ve Yöntemler: Genel anestezi altında laparoskopik abdominal cerrahi planlanan 20-60 yaş aralığında 50 hasta çalışmaya katıldı. Operasyon öncesi ve operasyondan 24 saat sonra yatışlarının bulunduğu serviste SMMT uygulandı. Hastalar ameliyat odasına alındıktan sonra standart anestezi monitörizasyonuna ilave olarak NIRS ile sağ ve sol frontal rScO2 monitorizasyonu yapıldı. Operasyon sırasında EtCO2 33-40 mm Hg olacak şekilde ventilatör frekans düzenlemelerine izin verildi. OSKÇ ölçümü, her bir göz için horizontal ve vertikal olmak üzere iki ölçüm yapıldı. Ölçüm zamanları genel anestezi indüksiyonu öncesi (T0), genel anestezi indüksiyonundan 5 dakika sonra (T1), CO2 pnömoperitoneum oluşturulduktan 5 dakika sonra (T2), CO2 pnömoperitoneum oluşturulduktan 30 dakika sonra (T3) ve batın desuflasyonundan 5 dakika sonra (T4) olmak üzere tekrarlanan ölçümlerle kaydedildi. Genel anestezi indüksiyonu sonrasında İAB intravezikal olarak ölçüldü. Sonuçlar: İntraserebral basıncı değerlendirmek için OSKÇ'nin ultrasonografik olarak ölçümleri alındığında pnömoperitoneumun başlangıcından itibaren OSKÇ artışının olduğu, bununla birlikte pnömoperitoneumun sonlanması ile başlangıç değerine geri döndüğü tespit edildi. NIRS ile serebral perfüzyon açısından bu değişim değerlendirildiğinde ise pnömoperitoneumun 5. dk sında serebral oksimetre değerlerinde anlamlı azalma tespit edilirken sonraki dönemlerde artışa geçtiği görüldü. OSKÇ ve rScO2 arasında uyumsuz ve zıt değişim, pnömoperitoneum oluşturulduktan sonra 5. dakikadan itibaren artarak devam ettiği tespit edildi ancak aralarında anlamlı bir korelasyon bulunmadı. Pnömoperitoneumun OSKÇ artışına neden olmakla birlikte serebral perfüzyonun korunduğu ve değişimlerle korele SMMT değişikliği tespit edilmedi. Çıkarımlar: Çalışmamız sonucunda; laparoskopik girişimlerde pnömoperitoneumun uygulamasına bağlı İAB ile eş zamanlı OSKÇ artışına karşın rSO2 değerlerinde azalma beklenirken aksine artış gözlenmiştir. POKD açısından SMMT ile OSKÇ ve İAB parametreleri arasında korelasyon bulunmamıştır.

BasınçBiliş bozukluklarıCerrahi-abdominal+3
Özkan Aba
Düzce University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankaferd Blood Stopper'in (ABS) intraabdominal yapışıklıklarını önlemede makroskobik, mikroskobik ve biyokimyasal olarak etkinliğinin araştırılması

Amaç: Bu çalışmada amaç abdominal operasyon yapılan sıçanlarda, operasyon sonrası meydana gelebilecek batın içi yapışıklıkları önlemede Ankaferd Blood Stopper'in (ABS) etkinliğini histopatolojik, biyokimyasal ve klinik olarak araştırmaktır.Metod: Çalışmada, yaşları sekiz-on ay arası ve ağırlıkları 300±30 gram olan 40 adet Wistar albino cinsi dişi rat rastgele dört ayrı gruba ayrıldı. Sedasyon için Ketamin HCL (70 mg/kg iM) kullanıldı. Çekum antimezenterik ön yüzü steril spanç ile serozal hemorajik peteşiler oluşuncaya kadar travmatize edildi. Peteşi bölgesine kontrol grubu için serum fizyolojik 1 ml, ikinci gruba 0,5 ml, üçüncü gruba 1 ml ve dördüncü gruba 2 ml Ankaferd Blood Stopper (ABS) püskürtülerek uygulandı. On gün standart sıçan diyeti uygulandı ve onbirinci günde sıçanlar sakrifiye edildi. Makroskobik değerlendirme için `Blauer'in Makroskopik skalası', mikroskobik değerlendirme için `Zühlke Mikroskobik adezyon klasifikasyonu' kullanıldı. Biyokimyasal olarak total antioksidan status (TAS), total oksidan status (TOS) ve oksidan status indeksi (OSI) çalışıldı. İstatistiksel analizler Tukey ve ANOVA testi ile değerlendirildi.Bulgular: Kullanılan ABS miktarı arttıkça, mikroskopik olarak fibroblast ve damarlanmada anlamlı bir artış görüldü (p<0,05 ). Serum fizyolojik verilen grupta adezyon derecesi diğer gruplara göre daha az idi. Gruplarda kullanılan ABS miktarı arttıkça, makroskopik olarak adezyon kalınlığı ve yaygınlığı artmıştır. Grup 1'de evre 1'de ratların %88,9'u bulunurken; Grup 4'te evre 3 ve 4'de ratların %50'si yer almıştır. Grup 1'de evre 4'te hiç rat bulunmaz iken; Grup 4'te evre 1'de %12,5 rat bulunmuştur. Grupların TAS, TOS, OSİ değerleri arasında anlamlı bir fark bulunamadı (p>0,05).Sonuç: Çalışmamızda ABS'nin intraabdominal yapışıklıkları önlemede etkin olmadığı, aksine kullanılan ABS miktarı arttıkça yapışıklıkların arttığı saptanmıştır.Anahtar kelimeler: Ankaferd Blood Stopper (ABS), Abdominal Operasyon, Adezyon, Albino Wistar Rat, Serum Fizyolojik

AdezyonlarCerrahi-abdominalPeriton+3
Hasan Kılıç
Gaziantep University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Jinekolojik abdominal cerrahilerde peroperatif deksmedetomidin verilmesi ile yara yerine levobupivakain infüzyonunun ağrıya etkilerinin karşılaştırılması.

Bu çalışmada fentanil kullanımına ve cerrahiye bağlı hiperaljezi ve kronik ağrıyı önlemede deksmedetomidin ile levobupivacainin etkinliği araştırıldı. Jinekolojik abdominal cerrahi operasyonu olacak ASA I, II risk grubunda 18-65 yaş arası 75 hasta çalışmaya alındı ve hastalar randomize 3 gruba ayrıldı. Grup D: Deksmedetomidin, grup L: Lokal ve grup K: KontrolTüm gruplara fentanil, propofol, rokuronyum ve sevofluran ile standart genel anestezi verildi. Grup D'ye anestezi indüksiyonundan önce 0,5 mcg/kg deksmedetomidin iv yoldan 10 dk'da ardından 0,4-0,6 mcg/kg/sa infüzyonu verildi. Grup L'ye insizyon alanına katater yerleştirildi. Ardından 10 ml/sa levobupivakain infüzyonu postoperatif dönemde 48. sa'e kadar devam edildi. Grup K'ya anestezi indüksiyondan önce iv 10 ml SF 10 dk'da verildi.Tüm gruplarda digital basınç algometresi ile ağrı eşiği ölçümü preoperatif ve postoperatif 24. ve 48. sa'de ön kol, insizyon, insizyon 2 cm üstü ve insizyon 2 cm altında yapıldı. Postoperatif VAS, ilk analjezik istek zamanı, analjezik tüketimi kaydedildi. Postop 6. ayda ve 12. ayda kronik ağrı gelişip gelişmediği kaydedildi.Postoperatif 24. ve 48. saat VAS değerleri grup D ve grup L'de grup K'dan düşük bulundu (24. saatte sırasıyla 1,20±1,08, 1,10±1,07, 1,96±1,33 ve 48. saatte 0,48±0,85, 1,50±1,06, 0,58±0,83) (p?0,05). Grup D ve grup L'de grup K'ya göre analjezik tüketiminde azalma saptandı (postoperatif 0-24 saatte sırasıyla 97,62±26,55 ml, 93,62±31,82 ml ve 127,94±35,76 ml) (p?0,05). Grup L'nin insizyon ağrı eşik değerleri grup K'dan yüksek bulundu (p?0,05) (24. saatte sırasıyla 873,330±398,410 g, 667±233,57 g ve 48. saatte 909,330±409,77 g, 667,79±233,57 g). Altıncı ayda kronik ağrı gelişmesi grup D, grup L ve grup K'da sırasıyla %22, %25, %63 oranlarında görüldü (p?0,05).Deksmedetomidin ve yara yerine levobupivakain infüzyonunun analjezik ihtiyacını azalttığı, analjezi kalitesini artırdığı ve kronik ağrı gelişimini önlediği bulunmuştur. Hiperaljeziyi önlemede yara yerine levobupivakain ve deksmedetomidin infüzyonunun etkili olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Fentanil, deksmedetomidin, levubupivakain, hiperaljezi, kronik ağrı.

AğrıAğrı eşiğiAğrı ölçümü+7
Pınar Erdaloğlu
Gaziantep University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Abdominal insizyonel herni tedavisinde uygulanan primer onarımın ve farklı prostetik materyallerin sıçan modeli üzerinde değerlendirilmesi

Bu çalışmada hedef, sıçan modeli üzerinde oluşturulan karın duvarı defektlerinde primer onarımın ve bazı prostetik materyallerin irdelenmesi ve abdominal insizyonel hernilerde kullanılabilecek ideal prostetik materyal seçimine katkıda bulunabilmesi olarak belirlendi. Bu amaçla, deneysel olarak oluşturulmuş karın duvarı defektleri ya primer olarak ya da prostetik materyallerden polipropilen (Prolen), genişletilmiş politetrafloroetilen (Gore-Tex), adezyon bariyeri kaplı polipropilen (Sepramesh) ve kollajen kaplı polyester (Parietex) protezler ile kapatıldı.Çalışma 250-300 gram ağırlığında, Wistar Albino cinsi 100 adet sağlıklı sıçan dahil edildi. Herbirinde 20 sıçan olan 5 eşit gruba ayrıldı. Kontol grubu primer olarak kapatıldı. Diğer gruplara prostetik materyaller uygulandı. Postoperatif 7. ve 30. günlerde adezyon, fibrosiz, inflamasyon ve mukavemet gücü yönünden gruplar karşılaştırıldı.Postoperatif 7. ve 30. gün sonunda en düşük adezyon skoru primer onarım grubunda görüldü. En yüksek adezyon skoru ise Prolen grubunda saptandı. Primer onarım ve Prolen grupları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı.Yedinci gün sonunda Primer onarım ve Sepramesh gruplarının fibrozis skorları daha yüksek iken, 30. gün sonunda Primer onarım ve Prolen gruplarının fibrozis skorları daha yüksekti.Yedinci gün sonunda en düşük inflamasyon skoru Gore-Tex grubunda, en yüksek skor ise Parietex grubunda saptandı. Otuzuncu gün ise primer onarım ve Prolen gruplarının fibrozis skoru, diğer gruplardan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti. Yedinci gün sonunda primer onarım ve Sepramesh gruplarının inflamasyon skorları aynıydı. En düşük skor Gore-Tex grubunda, en yüksek skor ise Parietex grubunda saptandı. 30. gün sonunda ise primer onarım ve Prolen gruplarının inflamasyon skorları diğer gruplara göre daha yüksekti. Mukavemet gücü yönünden ise Prolen ve Parietex gruplarında daha yüksek değerler saptandı.Sonuç olarak, primer onarımın insizyonel herni tedavisinde avantajlı olduğu, ancak peritonun ve fasyanın kapatılamadığı geniş defektlerde prostetik materyal kullanılması gerektiği, ideal prostetik materyal için ise yeni çalışmalar ve araştırmalar yapılmasının zorunlu olduğu kanaatine varıldı.

Cerrahi tedaviCerrahi-abdominalHerniler+3
Mustafa Kemal Özdoğan
Gaziantep University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elektif abdominal cerrahi girişim uygulanan olgularda abdomendeki yapışıklıkların önlenmesinde %4 icodextrin ile hyaluronic asitin etkinlik ve maliyet yönünden karşılaştırılması (Deneysel çalışma)

Postoperatif intraabdominal yapışıklıklara sıklıkla rastlanılmaktadır. Birçok morbiditeye sebep olan intraabdominal yapışıklıkların, sebeplerine ve önlenmesine yönelik çalışmalar çok sayıda araştırmacı tarafından ele alınmıştır. Postoperatif intraabdominal yapışıklıkların önlenmesinde uygun cerrahi tekniğin öneminin vurgulanmasının yanısıra, farmakolojik ajanlar ve fizik bariyerler üzerinde yoğun çalışmalar yapılmaktadır.Bu çalışmada; postoperatif intraabdominal yapışıklıkların önlenmesinde, her ikisi de fizik bariyer oluşturarak etkili olan %4 icodextrin ile auto-crosslink hyaluronic asit'in etkinlik ve maliyet yönünden karşılaştırılması amaçlandı.Çalışmada 250-300 gram ağırlığında, Wistar Albino cinsi 30 adet sağlıklı sıçan kullanıldı. Her birinde 10 adet sıçan olan 3 eşit gruba ayrıldı. Her gruptaki sıçanlara çekal-ileal abrazyonu takiben, sham grubuna 5 cc SF, icodextrin grubuna 5 cc %4 icodextrin solüsyonu ve hyaluronic asit grubuna 1 cc auto-crosslink hyaluronic asit jel uygulandı. Ondört gün sonra ikinci operasyon yapılarak, yapışıklık yoğunluk skorlaması ve histopatolojik (inflamasyon, fibrozis) inceleme yapıldı.Postoperatif en düşük yapışıklık yoğunluk skoru hyaluronic asit grubunda bulunurken, en yüksek yapışıklık yoğunluk skoru sham grubunda bulundu. Gruplar kendi aralarında karşılaştırıldıklarında, aralarında anlamlı istatistiksel fark bulundu. Hyaluronic asit ve icodextrin grupları ayrı ayrı sham grubu ile karşılaştırıldıklarında ise, yine istatistiksel anlamlı fark olduğu görüldü. Hyaluronic asit, icodextrin'e göre daha düşük yapışıklık yoğunluk skoruna sahip olmasına rağmen, aralarında anlamlı istatistiksel fark olmadığı görüldü. İnflamasyon ve fibrozis açısından; sham grubuna göre hyaluronic asit ve icodextrin grupları daha düşük skorlara sahip olmalarına rağmen, aralarında anlamlı istatistiksel fark bulunmadı.Çalışmamızda, auto-crosslink hyaluronic asit jel ve %4 icodextrin solüsyonunun postoperatif intraabdominal yapışıklıkların azaltılmasında etkili oldukları ve bu etkilerinin benzer olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca bu çalışmada; icodextrin %4 solüsyonunun maliyete olumlu katkısının olduğu ve bu durumun klinik uygulamalarda bir avantaj olarak değerlendirilebileceği düşüncesindeyiz.Sonuç olarak; var olan bu kadar çalışmaya rağmen ideal yapışıklık önleyici bariyerlerin bulunabilmesi için, daha çok çalışma yapılması gerektiği düşüncesindeyiz.

AbdomenAdezyonlarCerrahi-abdominal+4
Hüseyin Ağtaş
Gaziantep University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Abdominal cerrahi sonrası antiadeziv maddelerin etkinliklerinin karşılaştırılması(Deneysel çalışma)

AMAÇ: Antiadeziv maddelerden seprafilm, suprofilm, zeytinyağı ve zeytinyağı+Vit. E'nin etkilerinin karşılaştırılarak kopma kuvvetlerini ölçerek değerlendirmekGEREÇ VE YÖNTEM: 60 adet Sprague-Dawley Albino cinsi erkek ratlar onarlı altı gruba ayrıldılar. Ketamine-HCI'le uyutuldu. İnce-ıslak zımpara (A955RC220) ile çekum-anterioryüz ve sağ batınönduvar paryetalperiton abrazyon uygulandı. 1.Grup:(Sham) sadece segmentler dışarı çıkarıp bakıldı. 2.Grup:(Kontrol)%0,9NaCl intraperitoneal 3cc verildi. 3.Grup:(Sepra) Seprafilm 3x3cm travma alan üzerine ve travmatize batınönduvar arasında olacak şekilde yerleştirildi. 4.Grup:(Supro) Aynı şekilde suprofilm yerleştirildi. 5.Grup:(Z.yağı) intraperitoneal 3cc steril edilmiş zetyinyağı verildi. 6.Grup:(Zeytinyağı+Vit-E) intraperitoneal 3cc steril edilmiş zetyinyağı + 20mg vit-E verildi. Post-op 14.gün Ketamine-HCI overdoz ve eter inhalasyonuyla sakrifiye edildi. Beş bölgenin (insizyon yerine, batınönduvar travmatize alanı, omentum?çekuma, omentum diğer organlararası, bağırsaklararası) adezyonları değerlendirildi. Dinamometreyle adezyon kuvveti değerlendirildi. Adezyon alanı 2x3cm eksize edilerek histopatolojik değerlendirme yapıldı.BULGULAR: Adezyon sıklığı:Grup-I'de sadece insizyon yerine (1)%10'unda adezyon oldu, Grup-II'de insizyon yerine (5)%50 batınönduvarına (5)%50, Omentum-çekuma (9)%90, omentum diğer organlara (0)%0, bağırsaklararasında (5)%50 oldu.Grup-III'te batınönduvar ve bağırsaklararası (2)%20, insizyon yerine ve omentum-diğer organlara (0)%0, Omentum-çekum (10)%100. Grup-IV'te İnsizyon yerine ve batın önduvarına (2)%20, omentum-çekuma (6)%60, omentum-diğer organlara (5)%50, bağırsaklararası (0)%0. Grup-V'te İnsizyon yerine (3)%30 batınönduvarına (4)%40, omentum-çekuma (9)%90, omentum-diğer organlararası (4)%40, bağırsaklararası (1)%10 bulundu. Grup-VI'da insizyon yerine (3)%30, batınönduvarına (7)%70, omentum-çekum (8)%80, omentum-diğer organlararası (2)%20, bağırsaklararası adezyon olmadı.Grup-I'de evre-I(0,43Newton) Grup-II'de evre-IV(1,0540N), Grup-III'te evre-II(0,6370N), Grup-IV'te evre-II(0,5230N), Grup-V'te evre-III(0,7620N), Grup-VI'da evre-IV(1,3560N) bulundu. Bu ortalamalar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. P=0,001,(p<0. 05). Histopatolojik inceleme: GrupV-VI'da inflamasyonu azalttığı, kollejen yapımı, fibroblastik aktivite ve damar proliferasyonunu artırtığı bulundu.SONUÇ: Adezyonların kopma kuvveti ölçülerek objektif değerlendirme yapılabilir. Suprofilm'de seprafilm gibi antiadeziv olarak etkili ve kullanılabilir. Zeytinyağı ve vit-E'nin ise antiadeziv olarak kullanılması için daha çok çalışma yapılması gerekir. Zeytinyağı ve vit-E antiadeziv olarak değilde, yara iyileşmesi bakımından faydalı görüldü.

AbdomenAdezyonlarCerrahi+4
Sami Doğan
Düzce University
2012
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total abdominal histerektomi olgularında quadratus lumborum bloğunun postoperatif analjezi üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada, total abdominal histerektomi uygulanan hastalarda quadratus lumborum bloğunun (QLB) postoperatif analjezi üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Genel anestezi altında abdominal histerektomi operasyonu yapılan ve postoperatif analjezi amacıyla QLB uygulanan ve uygulanmayan toplam 50 hasta çalışmaya alındı. Her iki grupta hastaların yaşı, ağırlık, boy, ASA skorları, operasyon süresi, postoperatif derlenme ünitesindeki kalp atım hızı, sistolik ve diyastolik kan basınçları,1., 2., 6., 12 ve 24. Saat Visüel Analog Skala (VAS) değerleri, ek analjezi gereksinimleri, herhangi bir komplikasyon veya yan etki olup olmadığı, hasta ve cerrah memnuniyeti değerleri karşılaştırıldı. Postoperatif 1., 2., 4., 12., 24. saat VAS değerleri ve postoperatif ilk 24 saat opioid kullanımı grup k (kontrol) da istatiksel olarak anlamlı derecede yüksekti. Hasta ve cerrah memnuniyeti grup blok da istatiksel olarak anlamlı derecede yüksekti. Her iki grubun postoperatif kan basınçları, kalp atım hızı, ameliyat süresi, ASA skorları, operasyon süreleri benzerdi. Çalışmamızda QLB uygulanan hastalarda postoperatif ilk 24 saatte tüketilen analjezik miktarının azaldığı, VAS skorlarının düştüğü, hasta ve cerrah memnuniyetinin arttığı saptandı. Ultrason eşliğindeki QLB yapılmış abdominal cerrahi uygulanan hastalarda, postoperatif dönemde ağrıyı gidermek ve opioid gereksinimini azaltmak için alternatif, güvenli ve etkili bir yöntem olduğu dolayısıyla QLB uygulamasının geleneksel analjezik yöntemlere alternatif olduğu düşüncesindeyiz. Ancak literatürde sınırlı hasta ve çalışma olmasi nedeniyle hasta ve çalışma sayısı artması gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Quadratus Lumborum Blok (QLB), Visüel Analog Skala (VAS)

AnaljeziAğrıAğrı ölçümü+6
Fatma Karabulut
Fırat University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

KOU Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Servisinde yatan hastaların cerrahi ağrı insidansı ve analjezik kullanım miktarının belirlenmesi

Cerrahi ağrı tüm Dünya?da hastaların sıklıkla şikayetçi olduğu bir durumdur. Son yıllarda farmakoloji ve teknoloji alanında kaydedilen tüm gelişmelere rağmen cerrahi ağrı hala ciddi bir sorun olmaya devam etmektedir. Bu araştırma bir cerrahi kliniğinde hastaların ağrı insidansını, analjezik kullanımını, ağrı tedavisinden memnuniyet düzeyini ve ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırma 01.09.2012-01.01.2013 tarihleri arasında Kocaeli Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi genel cerrahi kliniğinde yatan ve abdominal cerrahi girişim geçirmiş, cerrahi sonrası ikinci günde olan araştırmaya katılmayı kabul eden 150 hasta ile gerçekleştirildi. Hastaların ağrı ve memnuniyet düzeylerini ölçmek için sayısal değerlendirme ölçeği kullanıldı. Veriler saat 18:00?dan sonra yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanıp araştırmacı tarafından veri toplama formuna kayıt edildi. Araştırma sonucunda hastaların %77.3?ünün farklı derecelerde ağrısı olduğu, %22.7sinin hiç ağrısı olmadığı bulundu. Hastaların bireysel özellikleri, önceki cerrahi bulguları ve başka yerde ağrı bulguları ile cerrahi ağrı arasında ilişki saptanmadı. Hastaların %3?ünün hiçbir analjezik almadığı, % 78?inin sadece opioid türü analjezik aldığı geri kalan hastaların da opioid, nonstreoit antienflamatuar ilaç (NSAİİ) ve asetominofen (parasetamol)?ü tekli veya kombine şekilde intravenöz (IV) yoldan aldığı belirlendi. Hastaların cerrahi ağrı tedavisinden memnuniyet düzeylerinin bireysel özellikler ve cerrahi türüne göre farklılık göstermediği fakat cerrahi ağrının hasta memnuniyetini etkilediği cerrahi ağrı şiddeti arttıkça memnuniyet düzeyinin azaldığı bulundu. Sonuç olarak; cerrahi ağrı insidansının yüksek olduğu, cerrahi ağrı düzeyi arttıkça hasta memnuniyetinin düştüğü görüldü.

AnaljeziAğrı-postoperatifCerrahi+4
Kadriye Acar
Acıbadem University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fekal peritonit varlığında karın kapatılmasında PRP'nin (Plateletten zengin plazma) fasya iyileşmesi üzerine etkileri

ÖZET Karın ön duvarı fasyasının iyileşmesi yara iyileşmesi ile aynı prensibe dayanmaktadır . Karın ön duvarı fasyasının iyileşme hızı ve kalitesi başta enfeksiyon olmak üzere yara iyileşmesini etkileyen faktörlere bağlıdır. Fasya iyileşmesi yara iyileşmesi ve doku yenilenmesi ile yakından ilişkilidir. İnsizyonel herniler cerrahi girişimin bir komplikasyonu olarak düşünülür. Bu hernilerin büyük çoğunluğu karın ön duvarını ilgilendirir. İnsizyonel herniler önemli iş gücü kaybına, morbidite hatta mortaliteye sebep olmaktadır. Karın ön duvar fasya iyileşmesinin gerek hastaya ait gerek cerrahi işleme ait faktörlerden etkilendiği ve bunun insizyonel herni için risk oluşturduğu bilinmektedir. Trombositlerin, çeşitli hücrelerin ve özellikle kök hücrelerin aktive edilmesinden sorumlu birçok biyoaktif proteinleri salgıladığı ve böylece doku yenilenmesini ve iyileşmesini hızlandırdığı artık iyi bilinmektedir. Trombositten (plateletten) zengin plazma (PRP) çok miktarda trombosit, büyüme ve pıhtılaşma faktörlerini içermektedir. PRP dokuların iyileşmesi ve yenilenmesi amacıyla ilgili yapıya uygulanır. Bu çalışmada deneysel olarak fekal peritonit oluşturulmuş ratlarda daha önce denenmemiş bir tekniği uygulayarak lokal olarak kullanılan PRP'nin yara iyileşmesi üzerine olan olumlu etkilerini göz önünde bulundurarak fasya iyileşmesi üzerindeki etkisinin ne olacağını araştırmayı amaçladık. Bu çalışmada her grupta yedişer olacak şekilde toplam 28 rat kullanıldı. Grup 1 (Kontrol grubu); fekal peritonit oluşturulmadan primer fasya tamiri yapıldı, Grup 2; Fekal peritonit oluşturulmadan primer fasya tamiri yapıldı ve lokal olarak PRP uygulandı, Grup 3; Fekal peritonit oluşturularak primer fasya tamiri yapıldı, Grup 4; Fekal peritonit oluşturularak primer fasya tamiri yapıldı ve lokal olarak PRP uygulandı. Araştırma kapsamında histolojik olarak; hücre infiltrasyonu, neovaskülarizasyon, fibroblast aktivasyonu ve kollajen birikimi, biyokimyasal olarak ise doku hidroksiprolin, TNF α ve TGF β düzeyleri ölçüldü. TNF α düzeyleri PRP uygulanan gruplarda kontrol gurubuna kıyasla yüksek tespit edildi (P<0.001). TGF- β değerleri ise sadece peritonit varlığında PRP uygulanan grupta yüksek tespit edildi. Doku hidroksiprolin düzeyleri bakımından gruplar arasındaki farklılıklar önemli bulunmadı (P>0.05). Yangısal hücre infitrasyonu ve kollajen birikimi bakımından gruplar arasında farklılıklar önemli bulunmadı (P>0.05). Ancak, neovaskülarizasyon ve fibroblast aktivasyonunun, PRP uygulanan ve peritonit varlığında PRP uygulanan gruplarda önemli düzeyde arttığı, peritonitli grupta ise azaldığı saptandı. PRP'nin histolojik ve biyokimyasal yara iyileşme parametrelerinden hücre infiltrasyonu, kollajen birikimi ve doku hidroksiprolin seviyesinde belirlenen artışın önemli olmadığını, aksine neovaskülarizasyon, fibroblast aktivasyonu ve TNF α düzeyinde artışın saptanmasının ise önemli olduğu ve iyileşmeyi hızlandırdığı tespit edilmiştir. PRP'nin yara iyileşmesi üzerine olumlu etkilerini göstermek için birçok cerrahi alanda yapılacak çalışmalar ile klinik uygulamalarda önemli bir yer alacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Plateletten zengin plazma, fasyaiyileşmesi, yara iyileşmesi

AbdomenCerrahiCerrahi-abdominal+4
Kenan Binnetoğlu
Fırat University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yüksek riskli hastalarda farklı batın kapatma tekniklerinin primer kapatmaya üstünlüğü var mı? Klinik çalışma

Laparatomileri takiben kesi fıtıkları % 2-11 oranında gelişir. Kesi fıtıklarının tedavisi cerrahidir. Primer onarımdan sonra % 30-50 oranında nüks bildirilmektedir. Prostetik materyaller kullanılmaya başladığından bu yana nüks oranları ciddi anlamda azalmış, ancak halen nükse neden olmayan mükemmel tekniğe ulaşılamamıştır. Bu çalışmada; yüksek riskli hasta grubunda, farklı batın kapama tekniklerinin ameliyat sonrası takiplerinde primer kapatmaya olan üstünlükleri, fasya kenarlarının ayrılma zamanı ile kesi fıtığı gelişme arasındaki ilişki, tekniklerin fıtık gelişme zamanı ve riskine olan etkilerinin araştırılması amaçlandı.Bu çalışma randomize prospektif bir çalışma olarak hazırlandı. Orta hat kesisi ile laparatomi yapılan yüksek riskli hastalar çalışmaya dahil edildi. Seçilen hastalar kapama tekniklerine göre 20 kişilik 4 gruba ayrıldı. Grup 1'deki hastaların fasyası primer olarak kapatıldı. Grup 2'de Cardiff yöntemi kullanıldı. Grup 3'teki hastalara Keel yöntemi uygulandı. Grup 4'teki hastaların fasyası devamlı sütürizasyon üzerine onlay yama konularak kapatıldı. Hastalar cerrahi sonrası ilk yıl, üç ay aralarla, sonraki iki yıl, altı ay aralarla, fizik muayene ile kontrol edildi. Kesi fıtığı gelişimi, süresi ve diğer komplikasyonlar kaydedildi. Gruplar istatistiksel olarak nonparametrik test olan Kruskal Wallis Testi ve Kolmogorov-Smirnov Testi ile karşılaştırıldı.Grup 1'de 3 hastada, Grup 2'de 1 hastada kesi fıtığı gelişti. Diğer gruplarda nüks gelişmedi. Gruplar arasında kesi fıtığı gelişimi ve diğer komplikasyonlar yönünden istatistiksel olarak bir fark saptanmadı (p>0.05).Sonuç olarak bu çalışmada kullanılan farklı kapatma tekniklerinin primer kapatmaya olan üstünlükleri istatistiksel olarak saptanmadı.Anahtar kelimeler: kesi fıtığı, batın kapatma teknikleri

Cerrahi-abdominalHerni-ventralHerniler+4
Mürşit Dincer
Fırat University
2011
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Abdominoplasti operasyonu sonrası intravenöz ibuprofen kullanımının postoperatif ağrı ve opioid tüketimi üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Abdominoplasti aynı zamanda abdominal lipektomi olarak da adlandırılan, deri altı yağ ve karın derisinin çıkarılması ve ardından karın kaslarının sıkılaştırılmasıyla oluşan kozmetik prosedürdür. Estetik cerrahinin en ağrılı işlemlerden biri olup son yıllarda sayısı giderek artmaktadır. İbuprofen, anti-enflamatuar, antipiretik ve analjezik etkileri olan bir non-steroid antiinflamatuar ilaç (NSAID)'dir. Oral formu uzun süredir güvenle kullanılmakta olup en çok tercih edilen NSAID'lerden biridir. Bu çalışmada, abdominoplasti uygulanan hastalarda ibuprofenin intravenöz (IV) formunun postoperatif ağrı kontrolü ve opioid gereksinimi üzerindeki etkinliğini değerlendirmeyi amaçladık. Yerel Etik Kurul ve hasta yazılı onamı sonrasında elektif Abdominoplasti Operasyonu planlanan 18-65 yaş aralığında ASA I-II riskinde 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar operasyon öncesi randomize, prospektif ve kapalı zarf metodu ile Grup 1 (Tramadol), Grup 2 (İbuprofen) ve Grup 3 (İbuprofen+tramadol) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Grup 1 (Tramadol)'de operasyon bitiminden 30 dakika önce İV Hasta Kontrollü Analjezi ile Tramadol HCL (Tramosel 100 mg/2 ml Haver Pharma İlaç A.Ş, İstanbul) 4mg/ml konsantrasyonda sürekli infüzyon verildi. Grup 2 (İbuprofen)'de operasyon bitiminden 30 dakika önce İV ibuprofen (Dorifen 800mg/8ml VEM İlaç San. Ve Tic. A.Ş. Türkiye) 800 mg IV uygulandı. 24 saat boyunca her 6 saatte bir 800 mg IV ibuprofen uygulanarak takip edildi. Grup 3 (İbuprofen+tramadol)'de operasyon bitiminden 30 dakika önce HKA ile tramadol (Tramosel 100 mg/2 ml Haver Pharma İlaç A.Ş, İstanbul) 4mg/ml konsantrasyonda sürekli infüzyon ve 800 mg IV ibuprofen 4x1(Dorifen 800mg/8ml VEM İlaç San. Ve Tic. A.Ş. Türkiye) uygulandı. Postoperatif 30.dk 1,2,4,8,12,18. ve 24. saatlerde sistolik arter basıncı (SAB), diyastolik arter basıncı (DAB), ortalama arter basıncı (OAB), kalp atım hızı (KAH), vizüel analog skala (VAS), 0-1, 1-12, 12-24 saat dilimlerindeki analjezik tüketimi, bulantı, kusma, hasta memnuniyeti değerlendirilerek kaydedildi. Demografik verilerde, SAB, DAB, OAB, KAH ve bulantı-kusmada gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı. Hastaların VAS değerlendirmesinde Grup 3, Grup 2'ye oranla her saat diliminde, Grup 1'e göre ise 4. saatte VAS değerleri anlamlı düşük tespit edildi. Total analjezik tüketiminde Grup 3, tüm saat dilimlerinde Grup 1'e oranla anlamlı düşük tespit edildi. Sonuç olarak; Abdominoplasti operasyonu sonrasında tramadole ek olarak verilecek IV Ibuprofenin, etkili analjezi sağladığını ve analjezik tüketimini azalttığını tespit ettik.

AnaljeziAnaljeziklerAnaljezikler-opioid+6
Mustafa Türkoğlu
Bolu Abant İzzet Baysal University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Laparoskopik inguinal herni onarımında TAPP ve TEP karşılaştırılması

Giriş ve amaç: Kasık fıtığı çok sık rastlanmasına ve onarım tekniklerinin karşılaştırıldığı çok sayıdaki yayına rağmen ideal cerrahi onarım tekniği konusunda kesin bir fikir birliğine varılamamıştır. Bu çalışmanın amacı, laparoskopik kasık fıtığı onarım tekniklerinden olan TAPP ve TEP tekniklerini karşılaştırmaktır. Bu çalışmada ameliyat, hastanede yatış ve iyileşme süreleri, nüks, postoperatif kanama ve testiste ödem görülme oranı açısından bir tekniğin diğerine göre avantajının olup olmadığı belirlenmeye çalışılmıştır. Gereç- yöntem:Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı'nda gerçekleştirilen bu retrospektif çalışmaya Ocak 2015 - Ocak 2020 tarihleri arasında laparoskopik kasık fıtığı tamiri yapılan 62 hasta dahil edilmiştir. Hastalar TAPP ve TEP uygulanan hastalar olmak üzere iki gruba ayrılmış olup gruplar kohort yöntemiyle karşılaştırılmıştır. Bulgular: TAPP ve TEP operasyonu yapılan hastalar arasında; ameliyat süresi, iyileşme süresi, hastanede kalış süresi, nüks ve komplikasyonlar açısından anlamlı bir farkın olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). Diğer taraftan unilateral ve bilateral TEP ile unilateral ve bilateral TAPP grupları arasında hastanede yatış süresi bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p=0,012). Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına dayanarak, laparoskopik herni onarım ameliyatı olarak TEP ve TAPP eşit derecede etkili ve güvenlidir. Hangi yaklaşımın gerçekleştirileceği ile ilgili seçim cerrahın becerisine ve tercihine göre yapılabilir.

Cerrahi-abdominalHerni-inguinalHerniler+4
İbrahim Halil Öcal
Dicle University
2021
00
DoctorateOpen AccessEN

The level of high mobility group box 1 (HMG B1) protein in peritoneal washing fluids in gynecologic pathologies

High mobility group box (HMGB) proteins are multifunctional nuclear proteins. In the eukaryotic cells, HMG B1 is located in the nucleus, cytoplasm and extracellular space. It modifies gene transcription, DNA replication, repair and recombination. The presence of HMG B1 has been studied in various cancers. It performs different pathogenic roles in malign tumor occurrence, tumor spread and angiogenesis. In this study, we hypothesized that, a research which show the levels of HMG B1, in peritoneal washing fluids in gynecologic pathologies obtained during procedure of tumor surgery, may be important to prediction of determining the malignancy. In this study, it was evaluated concentration of HMG B1 in peritoneal washing fluids in malign and benign gynecologic pathologies as a biochemical marker. A total of 67 patients who had been admitted in gynecology clinic were evaluated. Patients with gynecologic tumoral pathologies were grouped as benign and malign group, according to pathological data. HMG B1 concentrations were measured in samples by using a commercial ELISA. Concentrations of HMG B1 proteins in peritoneal washing fluids were compared between these two groups. In conclusion, these findings demonstrate that levels of HMG B1 protein in peritoneal washing fluids obtained during tumor surgery in the patient with malign gynecologic pathologies are statistically higher than benign group (p<0,05).

Biomarkers-tumorSurgery-abdominalHMGB 1+4
Özlem Demirpençe
Dicle University · Institute of Health Sciences
2017
00

Related subjects