Classical music
59 theses under this subject heading
Klasik Batı müziği'nde doğaçlama ve J. Haydn (Hob. VIIb. No.2) viyolonsel konçertosu için yazılmış kadansların teknik olarak incelenmesi
Klasik Batı Müziği'nde, yorum anında doğaçlama denildiğinde sınırlı olsa da belli uygulamalardan bahsetmek mümkündür. Klasik dönem konçerto biçiminde karşılaştığımız kadans ise, doğaçlamaya olanak sağlayan özelliğiyle bu uygulamaların içerisinde belki de en dikkat çekenidir. Fakat bu dönem konçertoları için daha sonraki süreçte önemli virtüözler tarafından yazılmış hazır kadansların oluşu ve yorumcuların eseri seslendirirken onları tercih etmesi, kadanstaki doğaçlama işlevselliğinin göz ardı edilmesine neden olmuştur. Kadansın yorumcu tarafından yaratılması, eserin kadans kısımları için kendi müzikal fikrini oluşturabilmesinin yorumculuğuna ne gibi katkılar sağlayacağı düşüncesi, böyle bir çalışmanın oluşmasına ilham veren etkenlerden biridir. Bu çalışmada kadans kavramından yola çıkarak; Klasik Batı Müziği'nde doğaçlamanın varlığına, tarihsel süreçteki yeri ve değişen kimliğine, besteci ve teorisyenlerin doğaçlama ile ilgili görüşlerine değinilmiştir. Ayrıca viyolonsel repertuvarında önemli bir yeri olan J. Haydn'ın Hob. VIIb. No.2 Viyolonsel Konçertosu için yazılmış kadanslar teknik olarak incelenmiş, bu konçertonun birinci ve ikinci bölümü için özgün iki kadans yazılmıştır. Bu çalışma, Klasik Batı Müziği eğitimi veren konservatuvarlarda doğaçlamanın çalgı eğitiminin bir parçası olarak değerlendirilmesinin önemi üzerine odaklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Doğaçlama, Klasik Konçerto, Klasik Kadans, Haydn, Viyolonsel
20. Yüzyıl başı kapsamında Arnold Schönberg'in op. 17 Erwartung Operası'nın incelenmesi
Bu çalışmada Klasik Batı Müziğinin önemli bestecilerinden Arnold Schönberg'in Op. 17 Erwartung Operası ele alındı. Çalışma tarihsel açıdan 20. Yüzyıl başı Modernizmi ile sınırlandırıldı. Bu sayede 20. Yüzyıl içinde oldukça farklılık ve çeşitlilik göstererek evrimleşen Modernizmin tüm özellikleri göz önünde bulundurularak Arnold Schönberg'in bu akım içindeki yeri ve önemi en kapsamlı haliyle gösterilmeye çalışıldı. Erwartung Operası müzikal ve dramatik yapıları bakımından incelenirken, Modernizmin 20. Yüzyıl başındaki durumu, özellikleri ve bu özelliklerin eser üzerindeki etkileri en ayrıntılı biçimiyle irdelendi. Bu kapsamda dönemin siyasi, ekonomik ve kültürel yapısı ve etkileşimlerine özel olarak değinildi. Çalışmada, nitel araştırma yöntemi kullanıldı. Bu sayede eserin sosyolojik bir bütünlük içinde incelenmesi sağlandı. Oldukça geniş ve kapsamlı bir kaynak taraması ve incelenmesi sonrası hazırlanan çalışma konu üzerine Türkiye'deki en zengin literatür taramasına sahip araştırmalardan biri olma özelliğindedir. Arnold Schönberg'in sanatını, yaşadığı dönem ve yer üzerinden değerlendiren bu çalışma, Erwartung Operası ile bestecinin ortaya koymayı amaçladığı müzik dilini ve bu yeni müzik dilinin beslendiği düşünce ve yaslandığı felsefe dolayısıyla ortaya çıkan sanat stilini en somut ve bütünlüklü haliyle anlatmayı hedeflemiştir. Çalışma sonunda klasik opera geleneği üzerine çeşitli araştırmalar olmasına karşın modern opera geleneği üzerine yeterince araştırma yapılmadığı, özellikle Türkiye'de hak ettiği ilgiyi görmediği ortaya çıkmıştır. Türkiye'deki opera sanatı ve opera eğitimi için önemli bir başvuru kaynağı olması amaçlan bu çalışma, aynı zamanda Türkçe literatürde modern opera sanatıyla ilgili ihtiyaç duyulan eksikliği biraz olsun gidermesi umuduyla tamamlanmıştır.
Wolfgang Amadeus Mozart'ın klasik batı müziğine getirdiği müzikal yenilikler ve Türk müziği ile ilişkisi
Klasik dönem bestecilerinden birisi olan Wolfgang Amadeus Mozart, bestelediği ölümsüz eserler kadar, klasik batı müziğine getirdiği müzikal yeniliklerle de müzik tarihine damgasını vurmuştur. 1683 yılındaki İkinci Viyana Kuşatması'ndan sonra doğan Alla Turca akımından etkilenen besteciler arasında yer almaktadır. Bu stilde yazdığı birçok eseri bulunmaktadır. Türklerin Avrupa'da hayranlık uyandırdığı o yıllarda, mehter marşının ritimlerinden esinlenmiş, bu ritimleri birkaç eserinde kullanmıştır.Mozart, eşsiz yeteneğiyle gerçek bir deha oluşunun yanı sıra, dehasının büyüklüğüne inancını ve kendine güvenini hiçbir zaman yitirmemesi sayesinde, o kadar eseri, kısacık ömrüne sığdırabilmiştir.Mozart on sekizinci yüzyılın dahi bestecisi olarak anılmaktadır. Yaşadığı dönemin en üretken, en etkili bestecisi olduğu tüm müzik tarihçileri tarafından onaylanmıştır. Onun kendine ait tarzı klasik batı müziğinin tamamının gelişimine paraleldir. Müzikte ?klasik dönem? derin anlamıyla Mozart ile temsil edilmiştir.Mozart duygularını notalarla insanlığa duyurabilmeyi ve bir o kadar üretken olabilmeyi başaran en önemli bestecilerden birisidir. Bu sebeptendir ki etkilediği bestecilerin ve çağdaşlarının sayısı, etkilendiklerinden çok daha fazladır.
Ludwig Van Beethoven'ın klasik sonat formuna katkıları
Klasik batı müziğinin en önemli bestecilerinden biri olan Ludwig van Beethoven, 1770 yılında Almanya'nın Bonn kentinde doğmuştur. Küçük yaşta müzik eğitimine başlayan Beethoven, olağanüstü yeteneğiyle ve aldığı eğitimle klasik döneme adını yazdıran besteciler arasında yer almıştır. Klasik batı müziğine yaptığı formel ve fikirsel yeniliklerin yanı sıra, insan duygularına, doğayı anlamaya, felsefi ve devrimsel bakış açısıyla kendini adamış ve klasik batı müziğinde, günümüzde icra ettiğimiz eserlerini bestelemiştir. Bu devrimsel bakış, eserlerine tamamen yansımış ve Fransız Devrimi'nin ortasında bulunan Beethoven'ı döneminin diğer bestecilerinden oldukça farklı fikirsel yeniliklere sürüklemiştir.Eserleri üç döneme ayrılan Beethoven, devrim fikriyle beraber, ilk kez İtalya'da süit formundan ayrılarak başlıca bir form haline gelmeye başlayan Sonat Formu'nu formel ve fikirsel olarak geliştirmiştir. Özellikle sonatlarında kalıpları kıran, yeni çığırlar açan Beethoven, klasik dönemin en sıra dışı bestecisi olarak bilinmektedir. Yaşadığı klasik dönemin yanı sıra, klasik dönemden bir sonraki dönem olan romantik döneme de armonik ve fikirsel olarak faydalı olmuştur. Günümüz icracıları da dâhil olmak üzere kendi döneminden itibaren her icracının, Beethoven'ı anlamak ve eserlerini icra etmek için öncelikle bestecinin sonatlarını incelemesi ve çalışması gerektiği düşünülmektedir. Müzikal bir devrimci olan Beethoven'ın sonat formuna getirdiği yenilikler klasik batı müziği edebiyatı için oldukça önemli tarihsel bir devrim niteliği taşımaktadır.
Kolonoskopi sırasında dinletilen müziğin ağrı, anksiyete ve hasta konforuna etkisi
Amaç: Araştırma; kolonoskopi sırasında dinletilen müziğin ağrı, anksiyete ve hasta konforuna etkisini belirlemek amacı ile randomize kontrollü girişim çalışması olarak planlandı ve uygulandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma örneklemini; 15 Ekim 2015-15 Eylül 2016 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı endoskopi ünitesinde kolonoskopi işlemi yapılan ve çalışma kriterlerine uyan 112 birey oluşturmaktadır (56 girişim, 56 kontrol). Araştırma öncesinde etik kurul onayı ve hastalardan onam alındı. Veriler kişisel bilgi formu, ağrı ve konfor düzeyini belirlemek için Visual Analog Skala (VAS) ve Spielberg Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği ile yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Girişim ve kontrol grubundaki hastaların kolonoskopi öncesinde endoskopi ünitesinde Spielberg Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği kullanılarak anksiyeteleri ölçüldü. Girişim grubundaki hastalara kolonoskopi sırasında 30 dakika mp3 müzik çalar ve kulaklık yardımı ile müzik dinletildi. Kontrol grubundaki hastalara rutin uygulamalar dışında herhangi bir uygulama yapılmadı. Girişim grubundaki hastaların VAS-ağrı ve VAS-konfor düzeyi işlem öncesi ve sonrasında, yaşam bulguları kolonoskopi öncesi, kolonoskopinin 15., 30. ve 45. dakikalarında ve kolonoskopi sonrasında ölçülerek kayıt edildi. Spielberg Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği kolonoskopiden sonra tekrar uygulandı. Kontrol grubundaki hastaların ise aynı parametreleri aynı sürelerde ölçülerek kayıt edildi. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Ki kare, Student t testi, Mann Whitney U testi, Wilcoxon işaretli sıra testi kullanıldı. Grupların zaman içerisindeki değişimleri tekrarlayan ölçümlerde ANOVA ve Friedman testi ile değerlendirildi. Bulgular: Girişim grubundaki hastaların kolonoskopi öncesi VAS-ağrı puan ortalaması 2,75±0,92 iken, işlem sonrası 1,73±0,94 olarak saptandı. Kontrol grubunun kolonoskopi öncesi VAS-ağrı puan ortalaması 2,10±0,73 iken, işlem sonrası 4,51±1,71 olarak belirlendi. Girişim grubundaki hastaların kolonoskopi öncesi VAS-konfor toplam puan ortalaması 2,83±0,82 iken, işlem sonrası 6,60±1,92, kontrol grubunun ise kolonoskopi öncesi 3,16±068 iken, işlem sonrası 1,42±0,93 olduğu tespit edildi. Girişim grubundaki hastaların kolonoskopi öncesi Spielberg Durumluk Kaygı puan ortalaması 46,35±5,09 iken işlem sonrası 42,50±4,86, kontrol grubunun ise kolonoskopi öncesi 46,14±4,88 iken işlem sonrasında 48,94±0,20 olarak bulundu. Her iki grubun kolonoskopi öncesi ve sonrasında VAS-ağrı, VAS-konfor ve Spielberg Durumluk Kaygı puanları arasında anlamlı fark saptandı (p<0,05). Girişim grubundaki hastaların kontrol grubuna göre işlem sonrası ağrıları ve anksiyete düzeyleri azalırken konfor düzeyleri arttı. Gruplar arasında kolonoskopi öncesi ve sonrası Spielberg Sürekli Kaygı puanı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark belirlenmedi (p>0,05). Girişim grubundaki hastaların kontrol grubuna göre müzik dinletilmesi sonrası oksijen saturasyonu hariç diğer parametre değerlerinde (nabız, solunum, sistolik ve diyastolik kan basıncı) azalma görüldü. Sonuçlar: Araştırmadan elde edilen bulgular sonucunda; kolonoskopi sırasında dinletilen müziğin hastaların ağrı ve anksiyetesini düşürdüğü, konforunu arttırdığı ve vital bulguları olumlu yönde etkilediği saptandı. Kolonoskopi gibi invaziv işlemler sırasında farmakolojik yöntemlere ek olarak müzik dinletilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler:Kolonoskopi, müzik, ağrı, anksiyete, hasta konforu
Müzikte klasik dönemin keman repertuvarına yansıması
Bu araştırmada, Müzikte klasik dönemin keman repertuvarına olan katkısı ve yansıması dönemsel bilgiler ile keman repertuvarına katkıları analiz etmek suretiyle incelenmiştir. Birinci bölüm, bu araştırmaya gerekçe olan problem, amaç ve hangi açılardan önem taşıdığını belirten, ayrıca araştırmanın sınırlarının açıklandığı bölümdür. İkinci bölüm, Müzikte klasik dönemin açıklandığı bölümdür. Üçüncü bölüm, Klasik dönem bestecilerinin incelendiği bölümdür. Dördüncü bölüm, Klasik dönem bestecilerinin dönemsel sırlamasının incelendiği bölümdür. Beşinci bölüm Müzikte klasik dönemin keman repertuvarına yansımasının incelendiği bölümdür. Anahtar Kelimeler: Müzikte klasik dönem, keman repertuvarı, klasik dönem keman repertuvarı.
Türk makam müziği vokal performanslarında gelenek-modernite eksenli dönüşümler
Türk makam müziğine dair vokal icra örneklerinin, 20. yüzyıl başlarında ses kayıt yöntemleri yoluyla tespit edilmiş olması, farklı icra stillerinin incelenmesine ve karşılaştırılmasına olanak vermektedir. Söz konusu icra kayıtları vasıtasıyla sanatçıların tavır detaylarını, teknolojinin el verdiği ölçüde; fonetik yapı, ses ve nefes kullanımı, perde baskıları, süsleme elemanları, nüanslar, metronom tercihleri, doğaçlama yöntemleri vb. açılardan incelemek mümkündür. Öte yandan, üstaddan talebeye aktarılan bu tavır birikimleri, arka plânda son derece zengin kültürel kodlar taşımaktadır. "Gelenekten" uzaklaştıkça içyapısında kayda değer farklılaşmaların dikkatleri çektiği bu ortak üretimler, geleneksel icra anlayışlarının tanımını zamanla muğlâklaştırmıştır. Bu anlayışların sanatsal doğasını doğru incelemek adına, mevcut sesli kayıtların estetik özelliklerini doğru değerlendirmek gerekmektedir. Bu çalışma, ilk elden sesli kayıtlar, sözlü tanıklıklar ve yazılı belgeler ışığında, ses kayıt tarihinin önde gelen ses ustalarına ait performans pratiklerine dair temel çıkarsamalar yapmayı ve icracılığın doğasını gelenek-modernite ekseninde ayrıntılı olarak betimlemeyi amaçlamaktadır. Bu yolla söz konusu araştırma verilerini elden geldiğince nesnel ve kapsamlı bir yorum süzgecinden geçirmek ve bu kavramsal çatıyı sağlam bir temele oturtarak makamsal ses sanatının 20. yüzyıldaki seyrini mercek altına almak gerekecektir. Nitekim söz konusu seyrin değişken parametreleri, sanatçıların aldıkları eğitimler ve icra standartları açısından elde ettikleri yeni performatif birikimlerle doğru orantılı olarak, yeni kavramsal çerçevelerin geliştirilmesi ihtiyacına işaret etmektedir. Bu ihtiyacın karşılanabilmesi adına mütevazı bir giriş niteliği taşıyan bu çalışma, bütüncül eksende yeni performans kriterleri ve değerlendirme ölçütlerine alan açma/ilham verme, onlara kaynaklık etme/kaynak temin etme ve özellikle makam müziğinin işlendiği coğrafyalardaki vokal tınıların bilimsel temellere dayanarak tasvir edilmesi için bir kılavuz olma amaçlarını taşımaktadır. Dolayısıyla klâsik Türk müziği icra tarihinin özellikle 19. ve 20. yüzyıllardaki vokal icra seyrine ışık tutabilecek eldeki dağınık bilgi kümelerini doğru şekilde birleştirerek, elle tutulur veriler oluşturmak, bu karmaşık duysal yapıyı anlamlandırabilmek adına zorunlu görünmektedir. Bu bakımdan günümüzde vokal icra bağlamındaki müzikoloji literatüründe genellikle mesafeyle yaklaşılan süreç odaklı, geniş bir zaman dilimine yayılan ve üzerinde çalışılacak fazlaca veri içeren inceleme ve araştırma örnekleri, potansiyel olarak taşıdıkları kapsayıcılık ve çoklu kıyas imkânlarına rağmen hâlen sınırlı sayıdadır. Bu sınırlılık olgusundan hareketle süreç ve zamansallığı merkeze alan, icranın tarihsel seyrine ve nitel açıdan kırılma noktalarına odaklanarak, bunların yazılı belgeler ve işitsel verilerle karşılaştırmasını yapmak, bu çalışmanın seyir hattını oluşturmaktadır. Kabaca geleneksel icra anlayışlarında gözlenen tavır farklılıklarının ve geçirgenlik noktalarının tespit edilmesi ile toplumsal dönemeçlerle eş zamanlı olarak seyreden kırılma, sadeleşme, farklılaşma ve dönüşmelerin ses dünyasındaki seyrinin takip edilmesi bir ön koşul olarak yorumlanabilir. Çalışmanın doğası gereği nitel araştırma yöntemi ile betimsel yöntem ve tarama modeli bir arada kullanılmıştır. Bu yolla konuyu derinlemesine araştırarak, bütüncül yaklaşım prensibinden hareketle her türlü bilgi toplama sürecine açık bir araştırma süreci tercih edilmiştir. Ayrıca araştırma verileri kendi koşulları içinde, olduğu gibi ele alınmış, mevcut durumları saptanarak tanımlanmış, özellikleri tasvir edilmiş, veriler arası ilişkiler saptanmış; "Ne idi?", "Nedir?", "Ne ile ilgilidir?" şeklindeki sorular yanında, "Niçin?", "Nasıl?", Ne şekilde?" gibi sorulara da cevap aranmıştır. Bu yöntemsel detaylardan hareketle Türk müziği vokal icra sanatında baskın bir konumu olan klâsik tavrın, teorik ve pratik açıdan icracı jargonundaki basmakalıp, genel geçer kullanımlarının çok ötesinde nitelikler taşıdığı ve sanılanın aksine, performatif açıdan son derece zengin bir altyapıdan beslendiği saptanmıştır. Diğer tavırlarla etkileşim içinde olan klâsik tavrın çevrelediği kültürel ve performatif dinamikler, geliştirilmeye açık yüklü potansiyelleriyle 20. yüzyılın icra seyrinde bambaşka yörüngeler oluşturmuştur. Bir kısmı bugün bile yeterince açık olmayan bu dinamiklerin oluşturacağı bütüncül bakış, içinde bir tür anakronizm potansiyeli barındırsa da, Türk müzik tarihi ile ses sanatının kesişim noktalarını birleştirerek daha sağlıklı bir temel üzerine kurabilmek adına bu çalışmada temel bir düstur olarak benimsenmiştir.
Çağdaş flütçü-besteci Ian Clarke'ın flüt çalma sanatı ve literatürüne katkıları
Bu çalışma, Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi (MGÜ) Müzik ve Güzel Sanatlar Enstitüsü (MGE) kapsamında Çalgı Eğitimi Ana Sanat Dalı Yüksek Lisans bitirme tezi olarak hazırlanmıştır. Çağdaş flütçü-besteci Ian Clarke ve eserleri hakkında uluslararası platformda yapılan tez çalışmalarının incelenmesi ve değerlendirilmesi sonucunda hazırlanan bu tezde, Clarke'ın bir flütçü-besteci olarak müzik dünyasındaki akademik ve artistik değerine dikkat çekmek ve bestecinin müzik tarihindeki yerini bu çalışmayla ortaya koymak amaçlanmıştır. Bunun yanında, Ian Clarke'ın çok yönlü müzisyen kişiliği incelenerek "Flüt Çalma Sanatı ve Literatürüne Katkıları"nın okuyucuya tanıtılması, araştırılması ve dilimize kazandırılması hedeflenmiştir. Bu tezin yazıldığı 2022 yılında henüz 58 yaşında olan Clarke'ın yaşayan bir besteci olması, flüt ve müzik dünyasının ulaşılabilir bir kahramanı olması avantajını doğurmasıyla birlikte bestecinin bu tezin yazıldığı tarihten sonra da üretmeye devam edeceği gerçeğini gözler önüne koymaktadır. Bu algı ve farkındalıkla hazırlanan ve Clarke'ın günümüze kadar ortaya koyduğu tüm eserlerinin bir arada bulunduğu bir repertuvar kataloğu olma niteliğini de taşıyan bu tez çalışmasının benzersiz olması ve akademik ortama katkı sağlaması ümit edilmiştir. Bu çerçevede giriş bölümünün ardından çalışmada, "Enstrüman Olarak Flüt" başlığı altında ilk olarak "Flütün Kısa Tarihi" başlığıyla flütün tarih öncesinden günümüzdeki halini alana kadar geçirdiği süreçteki önemli gelişmelere yer verilmiş; enstrümanın günümüzde geldiği halinin olanakları ve özellikleri "Modern Flüt" başlığı altında değerlendirilmiştir. Bölümün sonunda flüt ailesinin diğer üyeleri bu enstrümanların özellikleri ve kullanım alanları bağlamında "Flüt Ailesi" başlığı altında incelenmiştir. Bu anlamda, günümüzde flüt sanatıyla ilgilenen tüm müzisyen ve sanatseverlerin enstrümanın tarihine bilimsel ve entelektüel bir bakış açısıyla yaklaşabilmelerini sağlamak amaçlanmıştır. Tezin "20. Yüzyıldan Günümüze Müzik ve Flüt" başlıklı ikinci bölümünde, Modern ve Çağdaş dönemlerin özellikleri incelenmiş; çağdaş bir flütçü-besteci olarak Ian Clarke'ın boyut kazandırdığı çağdaş flüt çalım teknikleri; tarihi, teknik ve akademik bakış açısı ile ortaya konulmuştur. Bestecinin ve günümüz insanlarının yaşadığı dönem olan çağdaş dönemin müziği ve sanatına karşı var olan yargıları tarafsız bir perspektifle ortadan kaldırmak; hiç değilse bu dönemi anlaşılır kılmak amaçlanmıştır. Bu anlamda flütçüler için genellikle üstesinden gelmenin zor göründüğü, anlaşılması ve uygulaması alışılmış flüt çalım tekniklerine benzemeyen çağdaş müzik ve gereklilikleri "Çağdaş Flüt Çalım Teknikleri, Notasyonu ve Terminolojisi" başlığı altında sınıflandırılmış ve incelenmiştir. Bu tekniklerin ifade ettikleri anlam bağlamında flüt üzerinde uygulanma yöntemleri çeşitli metot, kitap, makale ve tez gibi kaynaklar incelenerek aktarılmıştır. Bu bağlamda, modern müziğe yeni adım atmış flütçüler için bu tekniklerin ne amaçla ve nasıl yapıldığı anlaşıldıktan sonra yeni ve farklı olan yazım çeşitlerinin okunması ve algılanmasına yardımcı olması amaçlanmıştır. Tezin takip eden bölümünde, çalışmanın ana konusunu oluşturan Ian Clarke'ın müzisyen kişiliği diğer tez ve yapılmış röportajlar incelenerek derlenmiştir. "Çağdaş Flütçü-Besteci Ian Clarke" başlıklı bu bölümde bestecinin müziğinin daha iyi benimsenmesi açısından sanatçının müzik yolculuğundaki ilk adımları, eğitimi, yorumcu, besteci ve flütçü olarak profesyonel müzik yaşamı incelenmiş ve Türkçe xxii biyografisi oluşturulmuştur. Bu anlamda, müzisyenin icracısı ve bestecisinin kendisi olduğu eserlerinin yer aldığı "Diskografi"sine de yer verilen bu bölümde, Ian Clarke ve müziğiyle ilgilenen kişiler için gerek program notu gerek sınav programı gibi araştırmaları sırasında kaynak olması amaçlanmıştır. Tezin dördüncü bölümü, "Ian Clarke'ın Eserleri" olarak başlıklandırılmış ve bestecinin günümüze kadar bestelemiş olduğu tüm eserlere yer verilmiştir. Eserler; tarihi bilgileri, bestelenme sebepleri, enstrümantasyonları, kullanılan teknikleri ve bestecinin kendi performans önerilerine de yer verilerek incelenmiş; Clarke'ın yaptığı kategorilere göre sınıflandırılmıştır. Bu doğrultuda tezin beşinci bölümünde, Clarke'ın tezde sözü geçen çağdaş çalım teknikleri kullanımı açısından oldukça zengin olan iki solo eseri The Great Train Race ve Zoom Tube kullanılan çağdaş çalım teknikleri bağlamında incelenmiştir. Buna bağlı olarak sonuç bölümünde, müzisyenlerin dünyasında yüzyıllardır süregelen yorumcu besteci figürünün çağdaş temsilcisi olarak Ian Clarke'ın flüt çalma sanatı ve literatürüne yaptığı katkılar irdelenerek çıktılar halinde ortaya konulmuştur. İnsanlığın kendini ifade etmek için tarih öncesinden beri başvurduğu sanatın müzik dalında sınırsızlığın en fazla vurguladığı zaman hem sonu belli olmadığı hem de içerdiği fikriler açısından çağdaş dönem olarak ele alınabilir. Bu dönemin getirdiği yeni müzik algısı bağlamında çok yönlü müzisyenliğiyle daha yaşadığı dönemde "sanatçı" mertebesine erişen Ian Clarke'ın kişiliği ve müziğinin, günümüzde sanat ışığıyla aydınlanan tüm meraklı ruhlara tür-stil ayrımı yapmaksızın özgürce müziğe bulaşma ve içlerinde duydukları sese kulak verme cesaretini göstermeye teşvik etmesi açısından örnek olması umut edilmiştir. Sanat ve müziğin aydınlattığı yolda yürüyen tüm müzisyenlerin önce kendini eğitme fırsatına erişmesinde bir idol olarak benimseyebilecekleri bir müzisyen olan Ian Clarke'ın ve müziğinin tanıtıldığı bu tezin herkese rehber olması ve yaratıcılıklarının sonsuzluğu ve derinliğinde "hayatın mucizelerini anlamayı başarmalarına"1 yardımcı olması umulmuştur.
Sınıf öğretmeni adaylarının klasik Batı müziğine ilişkin tutumları
Bu araştırma, sınıf öğretmeni adaylarının, müzik dinleme alışkanlıklarını ortaya koymayı, müzik seçimlerinde hangi türlerin öne çıktığını saptamayı ve araştırmada verilen klasik Batı müziği dinleme eğitimi sürecinin öncesinde ve sonrasında, bu müzik türüne ilişkin tutumlarının nasıl olduğunu belirlemeyi amaçlamaktadır.Araştırmanın çalışma evrenini, Afyon Kocatepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Sınıf Öğretmenliği ABD, 2009-2010 öğretim yılı 2. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmada, ön test-son test kontrol gruplu model uygulanmıştır.Elde edilen verilerin istatistiksel analizi, istatistiksel paket programlar kullanılarak; faktör analizi, kümeleme analizi, eşli örneklemler t-testi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, araştırmacı tarafından geliştirilen anketin tutum ölçeği kısmı, ölçüm aracı olarak kullanılmıştır. Yine araştırmacı tarafından araştırmanın amacına uygun bir müzik dinleme eğitimi programı hazırlanmıştır.Çalışma grubunun tamamına ön testin uygulanmasının ardından, deney grubuna on hafta süreyle müzik dinleme eğitimi verilmiştir. Kontrol grubu öğrencileri müzik dinlemeye ilişkin özel bir eğitim almamıştır. Eğitim sürecinin ardından her iki gruba da son test uygulanmıştır.Verilerin ışığında, sınıf öğretmeni adaylarının klasik Batı müziğine ilişkin tutumlarının kararsızlık ile katılma arasında olduğu saptanmıştır. Çalışma grubunun, eğitim sonrası klasik Batı müziğine ilişkin tutumunu daha iyi analiz edebilmek için, grubun tamamına uygulanan kümeleme analizi sonucunda, kontrol grubu kümelere ayrılmamış, deney grubu ise, orta ve iyi düzeyde olmak üzere iki kümeye ayrılmıştır. Son test ışığında, deney grubunun klasik Batı müziğine ilişkin tutumu orta düzeyde olan kümesinin tutum puanında, istatistiksel olarak anlamlı bir artış olduğu kaydedilmiştir.Anahtar Kelimeler: Müzik, tutum, müzik dinleme
Dinleyicilerin senfoni orkestraları hakkındaki görüşlerinin ve beklentilerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, Senfoni Orkestraları konserlerine giden dinleyicilerin bu konserler ve senfoni orkestrası hakkındaki görüşlerini ve beklentilerini ortaya koyarak mevcut durumu saptamak ve sonuçları değerlendirerek bazı öneriler getirmek suretiyle ilgili kurumlara yol gösterici bir kaynak oluşturmaktır.Araştırmanın evrenini senfoni orkestraları konserlerine giden dinleyiciler, örneklemini ise Eskişehir Senfoni Orkestrası konserlerine giden dinleyiciler oluşturmaktadır. Veri toplama tekniği olarak dinleyicilere anket uygulanmıştır. Anket sonucunda elde edilen veriler SPSS 15.0 istatistik programıyla değerlendirilmiş ve bulgular yorumlanmıştır.Bu bulgular ışığında senfoni orkestraları konserlerine giden dinleyicilerin senfoni orkestraları hakkında yeterli bilgi sahibi olmadığı gözlemlenmiş, beklentilerinin karşılanarak klasik batı müziğine olan ilginin arttırılması gerektiği düşünülerek bazı önerilerde bulunulmuştur.
Türkiye'deki müzik öğretmeni yetiştiren kurumların piyano öğretimi sürecinde kullanılan Klasik Batı müziği piyano etütlerinin öğrencileri Çağdaş Türk Müziği piyano eserlerini çalmaya hazırlama durumu
Bu araştırmada, Türkiye'deki Müzik Öğretmenliği Ana Bilim Dallarınınpiyano öğretimi sürecinde kullanılan Klasik Batı müziği piyano etütlerininöğrencileri, Çağdaş Türk müziği piyano eserlerini çalmaya hangi açılardanhazırladığı tespit edilmeye çalışılmıştır.Araştırmada verilerin bir kısmı Türkiye'deki Müzik Öğretmenliği Ana BilimDallarının piyano öğretim elemanlarından anket yoluyla, bir kısmı da literatürtaraması ile elde edilmiştir.Anket uygulamasında belirtilen etüt ve eserlerin teknik ve müzikal özelliklerisaptanarak karşılaştırılmış, piyano eğitmenlerinin anket sorularına verdiklericevaplardan elde edilen bulgular ile birlikte yorumlanmıştır.Araştırmanın son bölümünde öğrencilerin klasik Batı müziği piyano etütleriile çağdaş Türk müziği piyano eserlerine hazırlanma durumlarına ilişkin önerilersunulmuştur.
Efsane hikayesi:3Hürel
?Efsane Hikayesi: 3Hürel? filmi , Onur,Haldun ve Feridun Hürel tarafından 1970?te kurulmuş, Anadolu rock grubu olan ve döneminin ?efsanesi? olarak anılan 3Hürel?i konu edinmiştir. Popüler oldukları yıllarda Türk müziğine bir çok unutulmaz eserler katan 3Hürel grubu, günümüzde müzik hayatını uzaktan seyretmektedir. Bu bağlamda film, 3Hürel grubu üzerinden günümüz Türk müziğinin gidişatını, günümüz gençlerinin bu konu hakkındaki bilgisini ve kültür düzeylerini irdelemektedir. Film,3Hürel grubunun "efsane" olma yolunda yaşadıkları, kırgınlıkları,anıları ve sokaktaki insanların aklındaki 3Hürel'i içeriğinde işlemektedir. Anahtar Kelimeler: 3Hürel, efsane, Türk müziği, kültür, tarih, Anadolu rock,müzik.
Ravel'in müziğinin yapı taşları
Maurice Ravel'in gerek piyano eserleri, gerek orkestra eserleri, müzik repertuvarında önemli bir yere sahiptir. Ravel'in müzik repertuvarına kazandırdıkları yalnızca eserleri ile sınırlı değildir; kendisi aynı zamana bir orkestrasyon dehası olmakla da bilinir. Ravel'in komposizyon tekniğindeki mekanik ustalık, Stravinsky'nin Ravel'e "İsviçre saati" atfı ile anlatılabilir. Buna rağmen Ravel'in kompozisyonundaki mekanik kusursuzluk kaygısı, müziğindeki renk kalitesinin önüne geçmez; soyut öğeleri net bir zemin üzerine oturtur. Tezin başlığı olan Ravel'in Müziğinin Yapı Taşları, bestecinin yaratısını doğrudan etkileyen görsel ve edebi akım ve şahsiyetler, dönemin politik ve sosyolojik gelişmeleri, Empresyonizm akımının müzikte öncüsü olarak kabul edilen Claude Debussy ile etkileşimi doğrultusunda geniş bir yelpazede değerlendirilerek oluşturulmuştur. Ravel'in kendine has müzikal stili zaman içerisinde, Fransız geleneklerine olan saygısı doğrultusunda, farklı kaynaklara olan ilgisinden de ötürü birçok unsuru içerisinde barındıran bir tutum ile şekillenir. Bu çalışmada Ravel hakkında yazılan kaynaklar ve eserler incelenerek, müziğini oluşturan ana unsurlar dört başlıkta ele alınmıştır. Birinci bölümde Maurice Ravel'in hayatı, ikinci bölümde komposizyon stilinin oluşmasındaki ana faktörler ve bestecinin kendisi ve müziği ile ilgili önemli kişilerin görüşleri, üçüncü bölümde orkestrasyonu, dördüncü bölümde ise sonuç ve önerilere yer verilmektedir.
Üniversite öğrencilerinin klasik müzik ile ilgili beğeni tutumları
Bu tez, klasik müziğin üniversite öğrencilerinin eğitim ve sosyal hayatlarındaki yerini, klasik müziğe bakış açılarını, klasik müziğe yönelik beğeni tutumlarını, ilgi ve bilgi düzeylerini edinmeye yönelik olarak yapılmıştır.Tezde kullanılan anket kapsamı 273 üniversite öğrencisiyle sınırlandırılmıştır ve yüz yüze/ bire bir uygulanan yöntemle veriler elde edilmiştir. Elde edilen verilerin SPSS 17. veri analiz programı ile uygun istatistikleri çıkartılmış ve ilişkili tabloların oluşturulması ile yoruma uygun hale getirilmiştir.Yapılan araştırma sonucunda üniversite öğrencilerinin büyük çoğunluğu klasik müziğe yönelik olumlu tanımlamalar yapmakla birlikte bu müzik hakkında daha fazla bilgi edinme isteğindedirler. Klasik müzik hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıklarının bilincinde olup eğitimlerinde muhakkak bu müzikle ilgili bir derse dahil olma düşüncesindedirler
Üniversite akademik çevresinin klasik müzik ile ilgili beğeni tutumları ve akademik alanları arasındaki ilişki
Bu tezde, Ankara'da mevcut üniversiteler bünyesinde görev yapmakta olan akademisyenlerin klasik müziğe olan beğeni tutumları, alanları bazında ilgi düzeyleri ve alanlar arasındaki yakınlık karşılaştırmaları, yapılan anket sonucu ölçülmüş ve yorumlanmıştır. Anket soruları içerisinde mevcut olan bazı sorular üzerinde hipotezler kurulup sonucun daha sağlıklı çıkması için istatistiksel çalışmalarla desteklenmiştir.İlgi ve beğeni kavramlarının esas alındığı bu tezde, klasik müzik sanatına akademisyenler tarafından her yönden ne tür yaklaşımlar sergilendiği, anket verileri sonucu ortaya konmuştur.Akademik çevrenin klasik müziğe olan yakınlık ve uzaklık tutumları anket dahilinde gerçekleştirilen bu tezin ana fikrini meydana getirmekte olup, çıkan sonuçlar ?SPSS? programı kullanılarak kesin sonuçları alınmıştır. İstatistik veriler çerçevesinde ispatlanmış ve yorumlanmıştır.
Skryabin'in evreninde teozofi ve sembolizm
20. yy'ın ilk çeyreği Rusya'da sanat hayatı için çok verimli bir dönem olmuştur. Rus şiiri "Gümüş Çağı" nı yaşamaktayken diğer sanat dalları da bu dönemin etkileriyle değişmektedir. Bu döneme damgasını vuran en önemli akım ise sembolizm olmuştur. Rus şiiri sembolizm akımı etrafında şekillenirken Rus müziğinde de bu etkinin yansımaları hissedilmiştir. Aleksandr Skryabin Rus müziğinde sembolizm akımının en önemli temsilcilerinden biridir. Müziğinde kullandığı sembolist ögeler üslubunun ayrılmaz bir parçası olmuştur. Teozofi doktrinine duyduğu ilgi düşünce dünyasını şekillendirmiştir. Teozofik fikirleri müziğinde kullandığı simgelerin de kaynağı olmuştur. Bu tezin amacı, Skryabin'in teozofik ve sembolist hareket etrafında şekillenmiş olan düşünce dünyasının eserlerine nasıl yansıdığını araştırmaktır. Anahtar Kelimeler: Skryabin, Teozofi, Sembolizm, Mistik Akor
Besteci, müzikolog Kemal İlerici'nin "Bestecilik Bakımından Türk Müziği ve Armonisi" ve öğrencisi M. Ertuğrul Bayraktarkatal'ın makamsal armoni yaklaşımları
Tanzimat dönemi Osmanlı İmparatorluğu'unda her alanda olduğu gibi müzik alanında da yenileşmeler söz konusudur. 19'uncu yüzyıldan Cumhuriyet sonrası dönemi kapsayan bu süreçte, Türk müziği birçok yönüyle tartışılmaya başlanmıştır. Yenileşme döneminde ortaya çıkan fikirlerden bir diğeri ise Türk müziğine armoninin tatbik edilmesidir. Türk müziği ezgilerinin armonize edilmesi kurumsal olarak Muzika-yi Hümâyun'da Donizetti Paşa ile başlamış ve sonrasında da sürmüştür. Bu süreçte Türk müziğinin kendi yapısından kaynaklanacak bir armoni arayışı ortaya çıkmıştır. Besteci ve müzikolog Kemal İlerici (1910-1986) 1970 yılında ilk kez yayınlanan "Bestecilik Bakımından Türk Müziği ve Armonisi" başlıklı eserinde kullandığı ezgi analiz yöntemleriyle Türk müziği makamlarını detaylı olarak incelemiştir. Türk müziğinin sorunlarına çözüm getirmesi amacıyla Hüseynî makamını anamakam olarak seçmiş ve bu makamdan yola çıkarak Türk müziği makamlarının iç yapısından kaynaklanan makamsal bir armoni sistemi ileri sürmüştür. Kemal İlerici'nin makamsal armonisi, Türk müzik modernleşmesi tarihindeki yeri, besteciler açısından doğuracağı yeni tınısal olanaklar açısından önemli görülmektedir. Kemal İlerici sistemi, Türk müziğinde yer alan ilk kapsamlı ve özgün armonik kuramdır. Kemal İlerici, bu sistemle birçok öğrenci yetiştirmiştir. Bu çalışmada, Kemal İlerici'den en uzun süre ders alan ve sistemini iyi bilen öğrencilerinden M. Ertuğrul Bayraktarkatal'ın, öğretmeninin sistemi üzerine yaklaşımları ve "makamsal ezgi çekirdekleri" nin sunduğu yeni armonik olanaklar, bu yeni makam algısı çerçevesinde incelenmiştir.
Halk eğitimi merkezlerindeki amatör piyano eğitiminin veli görüşlerine göre değerlendirilmesi (Ortaca Şehit Mehmet Kaya Halk Eğitimi Merkezi örneği)
İnsanların hayatının vazgeçilmez bir parçası olan müzik, her yaşa hitap etmektedir. Her insanın küçükken çalmak istediği bir enstrüman vardır. Kimileri istediği enstrümanı çalmak için imkanı olmuştur. Kimilerinin ise içinde ukde olarak kalmıştır. Günümüzdeki anne babalar çocuklarının herhangi bir sanat dalı ile ilgilenmelerini istemektedir. Çünkü vücut, beyin, göz, kol gibi uzuvlarını geliştirmede katkısı vardır. Veliler kendi isteklerinden çok çocuklarının hangi enstrümanı çalmak istediği ile ilgilendikleri için çocukla beraber karar vermektedirler. Çocuk ise hangi enstrümanı öğrenmek istiyorsa onun kursuna giderek kendini geliştirmektedir. Beyin gelişimi açısından katkıda bulunduğu söylenilen piyanoya talep oldukça fazladır. Sınıf öğretmenlerinin beyin gelişimini desteklediğini düşündükleri için çoğunlukla piyano dersine yönlendirmektedir. Muğla ili Ortaca ilçesinde Şehit Mehmet Kaya Halk Eğitimi Merkezi'nde çocuklar için piyano dersi vardır. Şehit Mehmet Kaya Halk Eğitimi Merkezi'nde çocuklara ve yetişkinlere yönelik bir çok kurs vardır. Özel eğitim gereksinimi olan bireylere el ve göz koordinasyonu sağlayan kurslar, yetişkinler için unutulmaya yüz tutmuş geleneksel sanat kursları, çocuklar için ise müzik, resim gibi kurslar bulunmaktadır. Yedi gün yirmi dört saat yılın neredeyse her günü kurslar devam etmektedir. Halk eğitimi merkezinin her sene bir kez sergi düzenlenir. Öğrenilen kursları gösterme, müzik ile ilgili dinletiler olur fakat zaman kısıtlı olduğu için her öğrencinin piyano dersindeki öğrendiklerini sergileme imkânı yoktur. Bu sebeple iyi öğrencilerden bir veya ikisi öğrendiklerini sergilemektedir. Buradan yola çıkarak bu tezin amacı velilerin görüşlerini, dersten beklentilerini, çocukların psikolojik, sosyallik açısından neler olduğunu belirlemektir. Araştırmada, amatör piyano eğitimi alan elli iki öğrencinin aileleri ile yapılandırılmış görüşme yapılarak veriler toplanmış ve nitel araştırma yöntemlerine göre çözümlenmiştir.
Devlet konservatuvarları Türk sanat müziği bölümlerindeki ses eğitimi ve ses tekniği derslerinin içerik ve yöntem olarak incelenmesi (Afyon Kocatepe Üniversitesi örneği)
Bu tez çalışmasında, Afyon Kocatepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Türk Sanat Müziği Bölümü Ses Eğitimi Anasanat Dalında verilen Ses Eğitimi ve Ses Tekniği derslerinin içerikleri ve yöntemleri incelenmiştir. Ses eğitimi ve Ses tekniğinin tarihsel gelişimini, Afyon Kocatepe Üniversitesi örneğinde ele almıştır. Ses eğitimi dersi köklü bir geçmişe sahipken, ses tekniği dersi mesleki olarak daha yeni bir kavram olarak değerlendirilmektedir. Çalışmada Ses Eğitimi ve Ses Tekniği derslerinin içerik, öğretim programları, yöntem ve uygulama yönünden incelenmesi amaçlanmıştır. Ses eğitimi ve Ses tekniği dersleri, öğrencilerin solistlik icra yeteneklerinin arttırılması, ses kullanma becerilerinin geliştirilmesi ve geleneksel Türk müziği okuyuş üslubuna pozitif katkılar sunması açısından önemlidir. Ayrıca bu derslerin, öğrencilerin ses becerilerini kademeli olarak geliştirmelerine olanak tanıyan sekiz dönemlik bir yapı içinde verilmesi, kapsamlı bir öğrenme süreci sağlamaktadır. Araştırma, betimsel tarama modeli ile gerçekleştirilmiş olup, konuyla ilgili kaynak taraması ve alan uzmanlarıyla yapılan görüşmelere dayanmaktadır. Çalışmanın bulguları hem müzik eğitimi alan öğrencilere hem de bu alanda çalışan profesyonellere önemli katkılar sunmayı hedeflemektedir
Klasik batı müziği tarihinde İslami unsurların temsili üzerine bir inceleme
Batı ile İslam dünyası arasında etkileşim yüzyıllar boyunca değişkenlik göstermiştir. Bu ilişkiyi en iyi anlayabileceğimiz alanlardan biri de sanattır. Müzik, her ne kadar soyut bir sanat dalı olsa da kitlelerin bakış açılarını anlayabilmemiz için bize yol göstericidir. Orta Çağ Avrupası'dan itibaren Müslümanlarla kurulan temaslar şüphesiz ki klasik batı müziği eserlerine de yansımıştır. Bu tez çalışmasında, Klasik Batı Müziği tarihinde İslam'ın nasıl işlendiği tarihsel ve kültürel açıdan incelenmektedir. Bunun için gerçekleştirilen tarama işleminde Gültekin Oransay'ın "Bağdarlar Geçidi" kitabından yararlanılmıştır. Kitabın basımından günümüze geçen zaman dilimi için ise güncel kaynaklar değerlendirilmiştir. Bale ve sahne eserlerinin taranmasında da Metin And'ın "Gönlü Yüce Türk" (1958) ve "Türkiye'de İtalyan Sahnesi, İtalyan Sahnesinde Türkiye" (1989) kitaplarından yararlanılmıştır. Çalışmanın amacı, "Klasik Batı Müziği" olarak adlandırılan müzik geleneğinin içindeki İslam unsurların taranması ve sınıflandırılmasının ardından, söz konusu alandaki temsil biçimlerinin yorumlanmasıdır. Konunun, bugüne dek üzerinde fazla durulmamış bir konu olması, çalışmanın önemini arttırmaktadır. Çalışma, ileride yapılacak daha kapsamlı araştırmalar için bir temel ve zemin olabilecek niteliktedir.
Orhan Tanrıkulu'nun yayımlanmamış "Müzik Tarihi" çalışmasının incelenmesi
Bu araştırma, İstanbul Devlet Opera ve Balesi müdür ve sanat yönetmenliği görevini de icra etmiş olan, orkestra şefi Orhan Tanrıkulu'nun yayımlanmamış müzik tarihi çalışmasını inceleyerek, söz konusu çalışmanın ülkemizde müzik tarihi disiplinine yönelik katkılarını ve müzikoloji açısından önemini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Orhan Tanrıkulu'nun yayımlanmamış müzik tarihi çalışması, klasik Batı müziği tarihini farklı coğrafyalardaki müzik kültürlerini de göz önünde bulundurarak ele alan, kapsamlı bir çalışmadır. 1980'li yılların ortasında yazılan eser, müziğin evrimini insanlık tarihinin başlangıcından itibaren ele alarak, hem Batı hem de Doğu müziği üzerinde derinlemesine bir bakış sunmaktadır. Tanrıkulu'nun bu çalışması, (çeviri niteliğindeki çalışmalar bir yana bırakılacak olursa) klasik Batı müziği tarihini bütünüyle ele alan özgün nitelikte telif eserlerin oldukça az sayıda olduğu ülkemizde, hem müzikoloji hem de müzik tarihi açısından önemli bir başvuru kaynağı olarak değerlendirilebilir. Bu tezde, Tanrıkulu'nun müzik tarihine ilişkin tespitleri, benzer özellikler taşıyan telif kitaplarla karşılaştırmalı biçimde incelenmiş, aralarındaki ortak ve farklı yönler değerlendirilmiş olup, bu tespitlerin literatüre katkıları da ayrıca ele alınmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılarak, doküman taraması ve görüşme tekniği ile betimsel analiz yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Müzik tarihi, Orhan Tanrıkulu, orkestra şefi.
21. yüzyıl solo viyola eserlerinin konservatuvar viyola eğitiminde yeri ve önemi
Klasik Batı müziğinde, çağdaş müzik dönemini tanımlayan unsurların başında çeşitli sanat akımlarının geldiği ve bu akımlardan etkilenen müzisyenlerin benimsedikleri çağdaş yaklaşımlarla müziğe yön verdikleri bilinmektedir. 20. yüzyılda çağdaş bestecilerin eserlerinde viyolanın ses zenginliğini belirgin bir şeklide işledikleri ve solo enstrüman kimliğini ön plana çıkardıkları görülmektedir. 21. yüzyılda da çağdaş bestecilere ait viyola eserlerinin bulunduğu ve bu eserlerin çoğunlukla solo biçiminde bestelendiği anlaşılmaktadır. 21. yüzyılda internet ve teknolojinin sağladığı imkânlar ile bu eserlere daha kolay erişim sağlandığı bilinmektedir. Bu anlamda, eserlerin bilindiği, viyola eğitiminde yer aldığı veya bireysel olarak icra edildiği düşünülmektedir. Türkiye'deki konservatuvarlarda viyola eğitiminde çağdaş döneme ait viyola eserlerinin çoğunlukla 20. yüzyıla ait olduğu, 21. yüzyılda bestelenmiş viyola eserlerine pek yer verilmediği düşünülmektedir. Bu araştırma, Türkiye'deki konservatuvarlarda, viyola eğitiminde bu eserlerin yerine ve önemine ilişkin durumun tespit edilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın problem cümlesinin, alt problemlerinin ve konuya ilişkin veri toplama yöntemlerinin belirlenmesi amacıyla ön değerlendirme yapılması gerekli bulunmuş; iki farklı kurumda görevli iki viyola eğitimcisinin bu konudaki görüşleri, yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak alınmıştır. Görüşmeler sonucunda, araştırmanın problem cümlesi "21. Yüzyılda Bestelenen Solo Viyola Eserlerinin Türkiye'deki Konservatuvarlarda Viyola Eğitiminde Yeri ve Önemi nedir?" sorusu şeklinde oluşturulmuştur. Araştırma konusuna ilişkin veri toplama yöntemi nitel araştırma yöntemleri kapsamında anket tekniği olarak belirlenmiştir. Araştırma anketinde yer verilen eserlere "Imslp" ve "Garthknox" internet adreslerinden; içeriğine ilişkin konulara ise ilgili kaynaklardan belge tarama yöntemi ile ulaşılmıştır. Ankete, sınırlılıklar dâhilinde belirlenen üniversitelerin konservatuvarlarında, görevli dört viyola eğitimcisinin katılımıyla yanıtlar alınmış ve probleme ilişkin bulgular açıklanmıştır. Araştırmanın sonucunda, Türkiye'deki konservatuvarlarda viyola eğitiminde 21. yüzyıla ait solo viyola eserlerinin kullanım durumlarının ve eğitimcilerin bu eserlere yönelik görüşlerinin neler olduğu tespit edilmiş, probleme yönelik verilere ulaşılmıştır. Konuya ilişkin sonuçlar betimsel analiz tekniği ile yorumlanarak tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: 21. yüzyıl, çağdaş müzik dönemi, viyola, solo eser, konservatuvar.
Samsun Devlet Klâsik Türk Müziği Korosunun konser repertuvarlarının incelenmesi
Toplumların gelecek nesillere aktardığı her şey kültür olarak tanımlanabilir. Kültürel yapının korunması, sahip çıkılması, yaşatılması ve kuşaklar arası intikâli toplumların öncelikli hedefleri arasında olmalıdır. Ülkemizin seçkin kurumlarının başında gelen Kültür ve Turizm Bakanlığı bu misyonu önemli ölçüde sağlamaktadır. Bünyesinde barındırdığı devlet korolarının repertuvar seçimi ile değerlerin sürdürülebilirliği, korunması ve yaşatılması hedeflenmiştir. Bu çalışmada, Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'ne bağlı Samsun Devlet Klâsik Türk Müziği Korosu'nun 1991-2021 yılları arasında gerçekleştirilmiş olan tüm konser repertuvarları incelenerek hangi makâm, form ve dönemden eserlere yer verildiğinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda veriler, Samsun Devlet Klâsik Türk Müziği Korosu'nun konser repertuvarlarına ait arşiv kayıtları taranarak elde edilmiştir. Araştırma, Samsun Devlet Klâsik Türk Müziği Korosu'nun repertuvarı ile sınırlandırılmış, tarama modelini esas alan nitel ve nicel yöntemlerin kullanıldığı betimsel bir araştırmadır. Araştırma ile elde edilen bulgular neticesinde; koronun 31 yıllık konser repertuvarında Hicâz Makâmı, Şarkı Formu ve Romantik Dönemden eserlerin ağırlıklı olarak tercih edildiği sonuçlarına ulaşılmıştır.
Müzik ve duygu:Besteci ve dinleyici arasındaki ifade ve algı farklılıkları
Bu çalışmada amaç, psikoloji disiplininin müzik ile ilgili olarak yaptığı çalışmalarda belirgin olarak dinleyicinin duyumlarını müzikten neden veya nasıl aldığı veya algıladığını sorgulamak değildir. Yıllardır tartışma konusu olan ve Program Müziği olarak adlandırılan müzik dışı konuların ele alındığı bestelerde bestecinin kendi duygularını veya aklından geçirip de bestesine yansıttığı bir eserinde dinleyicinin de aynı duyguları algılayıp algılamayacağını sorgulamaktır.Araştırma, iki farklı açıdan program müziği bestelerini araştırmaya çalışmaktadır. Bu çerçevede iki alt problem saptanmış bulunmaktadır. Bu problemlerin yanıtlarını elde edebilmek amacı ile iki soruluk bir sormaca geliştirilmiştir. Bu sormacada ilk soru bestecilerin program müziği çerçevesinde besteledikleri eserlerin, dinleyiciler tarafından nasıl algıladıkları ve onların ne algıladıklarını sorgulamaktadır. İkinci soru ise dinleyici algıları ile bestecinin bestesinde anlatmaya çalıştığı duygu veya temaların örtüşüp örtüşmediğidir. Araştırma soruları, gönüllü üniversite öğrencisine yöneltilmiş ve değerlendirilmiştir.Müzik ve Duygu çerçevesinde batı sanat müziği alanında Türk katılımcılarla yapılan bu çalışma alan yazınında yapılan diğer araştırmalara yeni veriler sunarken, yöntem ve yaklaşım açısından da benzer çalışmaları klasik Türk müziği ve Türk halk müziği alanlarında yapmak isteyen araştırmacılara fikir sunmakta ve kaynak teşkil etmekAnahtar Kelimeler: Program Müziği, Dinleyici Algıları, Müzik ve Duygu