Construction sector
155 theses under this subject heading
Betonlaşma ve finansal krizler ile ilişkisi: Türkiye örneği
Genel olarak devresel dalgalanmaların zirve döneminde inşa edilen binalarla yükseklik rekabetine girildiği kabul edilmektedir. Aslında aralarında bir ilişki olabileceği birçok kişinin aklına gelmese de aşırı betonlaşmanın krizler için bir öncü gösterge olabileceği son 20 yıldır üzerinde durulan bir konu olmuştur. Buna göre bina yüksekliklerindeki aşırı yükseliş olgusu, tipik olarak bir sonraki en uzun gökdelen inşaatının tamamlanmasının devresel dalgalanma döngüsünün zirveye yakın döneminde gerçekleşmesinden dolayı Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla ve kişi başına Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla hakkında bir öncü gösterge olabileceği varsayılmaktadır. Bu tez de Türkiye'deki gökdelen yüksekliği ile finansal krizler arasındaki ilişkiyi ölçmeye yönelik bir çalışmadır. Dolayısıyla gökdelen yükseklik rekoru kırılmasının finansal krizlerle ilişkisini test etmek için 1960 ile 2018 yılları arasındaki ikincil veriler kullanılarak sıradan en küçük kareler yönteminde sağlam ölçünlü hatalar yaklaşımına göre regresyon analizi yapılmıştır. İnşaat başlangıç, tamamlanma ve süre kıstasına göre üç ayrı kukla modeli kullanılarak gökdelen yapımının bağımlı değişkenler olan GSYH ve kişi başına GSYH üzerindeki tek yönlü etkisine bakılmıştır. Bazı metodolojik kısıtlamalara rağmen Türkiye'de yükseklik rekoru kıracak gökdelen inşaatının başlangıç, bitiş ve inşa süreleri yönünden bağımlı değişkenleri açıklayabileceği anlaşılmaktadır.
İnşaat sektöründe çalışanların iş sağlığı ve güvenliğine yönelik tutumları: Tekirdağ Ergene örneği
İş sağlığı ve güvenliği en genel haliyle çalışanların işyerinde işin yürütülmesi sırasında çeşitli nedenlere bağlı olarak iş kazası veya meslek hastalığı geçirme riskini minimum düzeye indirmek amacıyla yapılan çalışmaların tümüyle ilgilenen bir bilim dalıdır. Ortaya çıkışı M.Ö 2600'lü yıllara dayanan iş sağlığı ve güvenliğinin ülkemize geniş çaplı olarak girişi Dilaver paşa Nizamnamesi ile gerçekleşmiş özellikle Cumhuriyet sonrası imzalanan sözleşmeler, getirilen kanunun ve yönetmelikler ile birlikte belirli bir sisteme oturtulmuştur. Sistemin yeni bir kimliğe kavuşması ise 2012 yılında çıkarılan İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile gerçekleşmiştir. Bu kanun ile birlikte mevzuattaki dağınıklık giderilmiş, konular bütünleştirilmiş ayrıca işçi, işveren ve devletin üzerinde olan sorumluluklar arttırılmıştır. Türkiye'de tüm dünyada olduğu gibi gerek sermaye yatırımları gerekse istihdam olanakları ile ön plana çıkan sektörlerin başında inşaat sektörü gelmektedir. Sektörün içerdiği riskler nedeniyle çok tehlikeli sınıfta yer alması iş sağlığı ve güvenliğinin bu alanda ki önemini ortaya çıkarmıştır. Nitel araştırma yöntemi kullanılarak hazırlanan bu çalışmada Tekirdağ ili Ergene ilçesinde bulunan inşaatlarda, faaliyet gösteren 40 çalışan ile görüşmeler yapılmıştır. Ses kaydı alınarak yapılan bu görüşmelerin düz yazı şekline çevrilerek metne aktarılmış daha sonrasında MAXQDA 2018 programı ile analizleri yapılmıştır. Yapılan analizler ve gerçekleştirilen görüşmeler neticesinde bölgedeki inşaat sektörü çalışanlarının bilgi, algı ve tutum seviyelerinin düşük olduğu tespit edilmektedir. Bu sorunun en büyük kaynağının ise işçi, işveren ve devletin yürürlükte olan kanunlarda ve yasalarda belirtilen sorumlulukları yerine getirmemesinden kaynaklandığı ortaya çıkmaktadır.
İş sağlığı ve güvenliğinde psikososyal tehlike ve riskler
Günümüzde iş sağlığı ve güvenliğinin psikososyal boyutu giderek önem kazanmaktadır. 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nunda psikososyal tehlike ve risklerin belirlenmesi ve önlenmesi konusuna yeterince önem verilmediği görülmektedir. Literatürde psikososyal tehlike ve risk ayrımı tam olarak yapılamamakla beraber kavramlar iç içe geçmiş durumdadır. Psikososyal faktörlerin iş sağlığı ve güvenliğindeki öneminin net olarak anlaşılamaması, çalışma ortamındaki sorunların gözlemlenmesi ve çözüm bulunması açısından, yetersiz kalınmasına neden olmaktadır. Bir iş yerinde sağlıklı bir çalışma ortamı oluşabilmesi için, bu tehlike ve risklerin, önlenmesi ve belirlenip ortadan kaldırılması zorunludur. Psikososyal tehlike ve psikososyal riskler; stres, depresyon, intihar ve ölüm gibi sonuçlara neden olabilmekte ve işletmenin örgütsel işleyişini bozabilmektedir. Bu çalışmada literatürde, iç içe geçmiş olarak görülen ve bazen birbirinin yerine kullanılan psikososyal tehlike ve risk kavramlarının ayrımının net bir biçimde yapılıp, iki kavram arasındaki farkların ortaya konması amaçlanmıştır. Uygulama kısmında ise, Mersin ilinde inşaat sektöründe faaliyet gösteren bir firmanın şantiyesinde anket çalışması yapılarak, çalışanların psikososyal tehlike ve risk kavramları hakkındaki bilinç düzeylerini ölçmek ve farkındalık oluşturmak hedeflenmiştir. İstatistiksel analizlerin yapılmasında SPSS Paket programı kullanılmıştır.
İnşaat sektöründe çalışan iş sağlığı ve güvenliğinden sorumlu mühendislerin iş kazalarının önlenmesindeki etkileri
İş yaşamında çalışanların, sağlıklı ve güvenli olması oldukça önemlidir. İş sağlığı ve güvenliğinin öncelikli amacı; çalışanların sağlığını, iş yerinin olumsuz koşullarından iş kazalarından ve meslek hastalıklarından korumaktır. Alınacak önlemler sayesinde, hem çalışan sağlığı korunmuş olacak, hem de çalışanın kendi sağlığına değer verildiğini görmek, işyerine bağlılığını ve çalışma ortamındaki verimini arttırmış olacaktır. Bu araştırmanın amacı Mersin ilinde inşaat sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin, İş Sağlığı ve Güvenliği konusunda alınan önlemlere ilişkin uygulamaları hangi düzeyde gerçekleştirdiğinin tespit edilmesidir. Bu amaçla 100 mühendis üzerinde bir anket araştırması gerçekleştirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarından işletmeler daha çok acil durum planını uyguladıkları tespit edilmiştir. Ayrıca işletmelerdeki mühendislerin iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarına bakış açısı medeni durum, yaş, kıdem, gelir durumuna göre değişmediği belirlenmiştir.
İnşaat sektörü çalışanlarında ergonomik risk faktörlerinin değerlendirilmesi
İnşaat sektörü, Türkiye'de bulunan üretim sahalarını doğrudan ilgilendiren, ülkenin gelişmesine ve ülke ekonomisine kayda değer bir katkı sunan sektörlerden biridir. İnşaat sektörü, özellikle 20'nci yüzyıl boyunca ilerlemiş teknolojik gelişmelerden sonra ciddi manada değişikliğe uğramıştır. 100-150 yıl kadar önce yapılması mümkün görünmeyen veya yapımı çok zaman alan yüksek yapılar, havalimanları, pistler, barajlar, endüstriyel fabrikalar, tesisler yapılır hale gelmiştir. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte üretilen makinaların ve inşaat araç gereç ve malzemelerinin inşaat sektöründe kullanımı sonucunda bu seviyeye ulaşılmıştır. Geçtiğimiz yüzyıl boyunca hayatın ve bilimin her yönünde yaşanan muazzam teknolojik gelişmeler, inşaat işkolunda ihtiyaç duyulan araç gereç ve malzemelerin farklılaşmasına ve gelişmesine, farklı şekillerde kullanılmasına neden olmuştur. Bu gelişmeler kendileri ile beraber meslek hastalıklarını da ortaya çıkartmıştır. Gerek kimyasal gerek biyolojik gerekse fiziksel tehlikelerden kaynaklı birçok hastalık baş göstermiş ve insan sağlığını etkilemeye başlamıştır. Gelişen teknoloji ile beraber ülkemizdeki inşaat sektörü de ortaya çıkan ihtiyaçları giderecek derecede gelişmiş ve işkolu olarak inşaat ön plana çıkmaya başlamıştır. Yurt içi ve yurt dışında çeşitli önemli projelere imza atılmasıyla beraber, inşaat sektörü, alt dallarıyla beraber ekonominin parlayan yıldızı haline gelmiştir. Bu gelişmeler doğrultusunda, inşaat sektöründe meslek hastalıkları, iş ve işçi sağlığı ile iş ve işçi güvenliği hususları daha da önemli hale gelmiştir. Türkiye'nin, sosyal ekonomik ve kültürel olarak bütünleşme gayreti bulunan Avrupa Birliği, inşaat sektöründe meslek hastalıkları ve güvenlik konularında önemli kriterlere sahiptir. Özellikle yurt dışı inşaat faaliyetlerinde Türk inşaat firmaları çok fazla yer almaya başladığı için Avrupa standartlarına uymak zorunda kalmışlardır. Bunun yanında Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme çabalarının doğal sonucu olan uyum çalışmaları kapsamında, inşaat sektörümüzdeki iş ve işçi güvenliği olumlu şekilde etkilenmektedir. Sektörde faaliyet gösteren birçok işçi ve çalışan, kimyasal, fiziksel ve biyolojik etkilerden dolayı meslek hastalığına yakalanmaktadır. Bunun yanında iş esnasında ortaya çıkan tehlikeli durumlar sonucunda oluşan kazalarda yaralanmalar veya ölümler meydana gelmektedir. Yetersiz mevzuat, yetersiz denetim ve kontrol ile eğitim eksikliği gibi sebeplerden dolayı işçi sağlığı, iş ve işçi güvenliği hususlarında tatmin edici seviyeye ulaşılamadığında, bu durumdan ülke ekonomileri de olumsuz etkilenmektedir. İş ve işçi kazaları ile meslek hastalıkları sonucu, yetişmiş ve kaliteli işgücü kaybı yaşanmasından dolayı, güvenli çalışma koşullarının oluşturulması bakımından toplumsal duyarlılık, farkındalık ve bilinç de önem arz etmektedir. Bu çalışmada, ülkemizde inşaat sektöründe görülen meslek hastalıkları, işkolunun kendine has çalışma şartları, meydana gelen kaza ve olaylar araştırılmış, eksik olan hususlar tespit edilmiş ve alınması gereken önlemler ortaya konmuştur. Ayrıca inşaat sektöründe; kalıp işçiliği, duvar işçiliği, demir işçiliği gibi farklı aşamalarda, işe özgü belirlenen 21 farklı çalışma şekli üzerinde gözlemler gerçekleştirilmiş, REBA ve QEC yöntemleri ile değerlendirmeleri yapılmıştır. Bu değerlendirmeler sonucunda, inşaat sektöründe bina inşaatında çalışılan her dal için risk düzeyi yüksek olarak saptanmıştır. Bu sonuçlara göre inşaat sektöründeki tüm alanlarda, çalışan işçilerin kas iskelet sistemine zarar verildiği, el, kol, bilek, omuz, boyun, diz, bel ve sırt bölgelerinde sağlık sorunları meydana geldiği, uzun süre çalışan işçilerin tedavi görmek zorunda kaldığı anlaşılmıştır. Bu nedenle çalışma koşullarında belli değişiklikler ve iyileştirmeler yapılması, kullanılan malzemelerin uygun hale getirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Baraj inşaatlarında iş sağlığı güvenliği ve risk değerlendirmesi
Çalışma, Erdemli İlçesinde inşaat aşamasında olan Sorgun Barajında baraj yeri ve göl alanının mühendislik jeolojisi yönünden yapılabilirliğini araştırmak, duraylılık ve geçirimlilik sorunlarını belirlemek, baraj inşası sırasında teknik yönden ve personel kaynaklı olabilecek hataların iş kazalarına yol açmaması için iyileştirici önerileri sunmak amacıyla yapılmıştır. Risk değerlendirmesinde kullanılan veriler kayıt altına alınırken; sahadaki çalışma esnasında personellerin iş pozisyonundaki davranışları, iş makinalarının topoğrafyadaki durumu, kazı şev stabilitesi gözlemlenmiştir. Risk değerlendirmesinde olası tehlikelerin ortadan kaldırılması veya azaltılması için planlanan önerilerin geliştirilmesinde saha incelemesinden, ilgili kanun ve yönetmeliklerden faydalanılmıştır. Risk analiz metodolojileri incelenerek değerlendirmenin hazırlık aşamasında Tehlike ve İşletebilirlik Analiz Yöntemi (HAZOP) , Olursa Ne Olur (What İf….? ) ve Birincil Risk Analizi (PRA) metotlarından faydalanılmış, değerlendirme yöntemi olarak L Tipi Matris (5 x 5) belirlenmiştir. L Tipi Matris Yönteminin belirlenmesinde bu metodun OHSAH 180001 ' in temelini oluşturan BS 8800 standardında konu olması, uygulanan proseste yeniden tasarlanabilmesi ve yapılandırılabilmesi, anlaşılır sadelikte olması, bir analist tarafından gerçekleştirilmesi, hata-tehlike-eksiklerin derecelendirilip meydana gelebilecek olumsuzlukların kaynağında yok edilmesi veya azaltılması için öneriler geliştirmesi gibi nedenler mesnet olmuştur. Yapılan risk analizi ile iş sağlığı ve güvenliği yönünden iş kazalarının tespiti, azaltılması ve emniyetli bir baraj inşası için yapılması gereken esaslar belirlenmeye çalışılmıştır.
Özel inşaat işlerinde vergilendirme
Türkiye'de inşaat sektörü, hem istihdamı artırmayı hem de büyüme rakamlarına katkıda bulunmayı sağlayan öncü sektörlerden biridir. Bu sektör, kendisi ile ilgili yaklaşık 200'den fazla alt sektörün ürettiği ürünlere talep ve işgücü yaratmada stratejik bir öneme sahiptir. İnşaat işlerinin, vergi hukukundaki yeri özel inşaat ve yıllara sari inşaat ayrımına göre belirlenmektedir. Çalışmanın konusu Türkiye'de özel inşaat işlerinin vergilendirilmesi olup, konu hukuki anlamda hem özel hukuk hem de vergi hukuku alanındaki mevzuat ile iç içedir. Bu bağlamda öncelikle inşaat kavramlarının özel hukukta ve vergi hukukundaki anlamları üzerinde durulmuştur. Özel inşaat, kişilerin kendi kişisel ihtiyaçları için yapılabileceği gibi, kazanç elde etmek amaçlı da yapılabilir. Bu inşaat hizmetleri, kendi arsası üzerine inşaat veya başkasının arsasına sözleşmeye dayanarak yapılan arsa payı karşılığı inşaat veya hasılat paylaşımlı inşaat şeklinde gerçekleştirilebilir. Özel inşaat işlerinde vergilendirme, bu inşa faaliyetlerinden dolayı elde edilen kazancın gelir vergisi, kurumlar vergisi, katma değer vergisi ve diğer vergiler (emlak vergisi, tapu harcı vb.) kapsamında vergiye tabi olup olmadığı, vergiye tabi olması durumunda vergilendirme sürecinin nasıl olduğunun belirlenmesidir. Bu tanım, çalışmanın özü olup, konu ile ilgili literatürdeki çalışmalar, vergi idaresi yorumları, özelgeleri, düzenleyici işlemleri ve yargı kararları irdelenerek sorunun tespiti ve çözüm önerileri oluşturulmuştur.
2008 küresel krizi bağlamında finansallaşma ve Türkiye'deki konut sektörüne etkisi bir vaka çalışması
İnşaat sektörü genel yapısı itibariyle birçok sektörle bağlantılı bir şekilde çalışmaktadır. Bu durum ise piyasada hareketlilik ortamı oluşturmaktadır. Özetlemek gerekirse inşaat sektöründe meydana gelen büyüme, artış, hareketlilik otomatik olarak ülke ekonomisini etkilemektedir. Bunun nedeni ise inşaat sektörü ilk olarak işsizliğe etki etmekte, ikincil olarak bağlantılı olduğu sanayi kollarına etki etmektedir. İnşaat sektörünün Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisini şu şekilde özetlemek mümkündür. Yapımı planlanan ve/veya yapımına başlanan bir hizmet binasının, ilk olarak inşaat anında istihdama etkisi söz konusudur. Ancak inşaat yapımı sırasında sadece insan gücü kullanılmadığı için, beton, tuğla, çimento, demir vb. saymakla bitiremeyeceğimiz kadar çok malzemelerde kullanıldığından dolayı bu malzemelerin üretildiği sanayiye de katkı sağlanmaktadır. Öte yandan, yapılan bir hizmet binasında, binanın inşaatı bittikten ve faaliyete başladıktan sonra tekrar bir istihdam gerçekleşmektedir. Bu nedenle gerçekleştirilen kamusal hizmet veren binaların inşaatları ekonomik açıdan ülkeleri daha da olumlu etkilemektedir. Bu çalışmada, yaşanan 2008 küresel mali krizi detaylı bir şekilde incelenerek, Türkiye üzerindeki etkisi ve alınan tedbirlerin yanı sıra bu krizin sonuçları değerlendirilecektir. Tüm bunlara ek olarak 2008 Küresel mali krizinin sonucunda Türkiye'deki inşaat sektörünün nasıl etkilendiği incelenecektir. Bu bağlamda TOPSIS yöntemi kullanılarak ele alınan konut sektöründeki verimliliğin yanı sıra 2008 krizinin sonucunda Türkiye'de konut sektörünün artan bir şekilde finansallaştığını, banka- finansın konut sektörüne yoğunlaşmasının diğer sektörleri ne yönde etkilediği değerlendirilmiştir. TOPSIS yöntemi kullanılarak 1980-2015 döneminde Türkiye Ekonomisinin nasıl bir performans sergilediğine bakılmıştır. Analiz sonucunda Türkiye ekonomisi için seçilen ekonomik değişkenler bazında en iyi performansın sergilendiği yıl 2004 yılı olarak bulunmuştur. En kötü performansın sergilendiği yıl olarak da 1999 yılı bulunmuştur.
İnşaat muhasebesinde ticari kara geçiş ve mali tabloların düzeltilmesi ve Türk vergi uygulama örneği
Küreselleşme; sermaye hareketlerinin, çok uluslu şirketlerin ve tek bir küresel pazarın egemenliğinde yeni ekonomik paradigmaya işaret etmektedir. Bu yeni durum, beraberinde ortak bir küresel dilin kullanılmasını zorunlu hale getirmiş ve tek bir muhasebe dilinin yaratılmasını zorunlu kılmıştır. Şirketler için küresel anlamda rekabet koşullarına adapte olabilmek için; doğru, güvenilir, şeffaf bilgilerin önemi büyüktür. Uygulamada iki inşaat şirketinde vergi mevzuatı karşılaştırması yapılarak ticari kara geçişin ve mali tabloların düzenlenmesi, Türk Vergi ve Türk Ticaret Kanunu göz önünde tutularak gerçekleştirilmektedir. Özel inşaatlarda muhasebe kayıtları ve inşaat onarım işlerinde muhasebe kayıtlarının yapılması ve binanın kullanma izninin alınması için Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan (SGK) ilişkisizlik belgesi alınması, asgari işçilik hesaplaması yapılarak SGK'na bildirilmesi, ticari kara ve mali (vergi) matrahı karına geçiş ve mali tabloların düzenlenmesi ve vergi uygulamaları örneklerle açıklamaya çalışılacaktır.
Ağızdan ağıza pazarlama ve marka bilinirliği ilişkisi: Türkiye inşaat sektöründe bir uygulama
Ağızdan ağıza iletişim tüketicilerin satın alma kararlarını alabilmeleri açısından en önemli motivasyon araçları arasında yer almaktadır. Tüketiciler gerek çevrelerinden gerekse online platformlardan bilgi alarak satın alma kararlarını daha hızlı ve ekonomik bir şekilde alabilmeyi tercih eder. Bu kapsamda ürün ve hizmetler hakkında gerçekleştirilen bilgi paylaşımlarının önemi her geçen gün artmaktadır. Bu nedenle ağızdan ağıza iletişim kavramı modern toplumlarda sıklıkla incelenmekte ve çalışmalara konu olmaktadır. Bu araştırmanın konusu ülkemiz inşaat sektöründe ağızdan ağıza pazarlamanın marka bilinirliği ile ilişkisinin saptanabilmesidir.
Muhasebe bilgi sisteminin yönetim kararlarına etkisi ve inşaat şirketinde bir uygulama
Bu çalışmada, işletme kararlarında muhasebenin rolü, muhasebe bilgi sistemlerinin etkileri araştırılmış; Muhasebe bilgi sisteminin doğru kullanımının işletmelere sağlayacağı katkılar analiz edilmiştir. "İşletme sahipleri, yöneticileri muhasebe bilgi sisteminden ve muhasebe verilerinden yararlanıyor mu, yararlanıyorsa ne düzeyde yararlanıyor?" sorularına cevap aramak amacına inşaat malzemesi alım satım işiyle uğraşan bir işletmenin bu konularla ilgili verecek olduğu tepkileri uygulama örneği ile göstermek amaçlanmıştır.
İç kontrol sisteminin oluşturulmasında etkili olan faktörler ve inşaat sektöründe satın alma sisteminin incelenmesi
Büyümeyi hedefleyen işletmeler gelecek ile ilgili stratejilerini etkin ve verimli bir biçimde planlayarak ve hissedarlara güvenilir ve şeffaf bir yatırım ortamı sağlayarak başarıya ulaşabilirler. Bunun için öncelikli olarak sağlıklı çalışan bir iç kontrol sisteminin olması ve sistemi kontrol eden, riskleri değerlendiren, sistemin iyileştirilmesi için tavsiyelerde bulunan aynı zamanda ihtiyaç halinde danışmanlık hizmeti veren bir iç denetim departmanına ihtiyaç duyulmaktadır. Rekabet koşulları ve bilişim teknolojileri gibi alanlardaki gelişmeler ile büyüyen işletmelerin insan kaynağının artmasıyla hata, hile, usulsüzlük, yolsuzluk gibi konularda önlem alınması adına iç denetimin işletme içinde ve dışında önemi gün geçtikçe artmaktadır. Bu çalışmada denetim ve kontrol ile ilgili temel kavramlara değinilmiş, iç kontrol sistemi ve iç denetimin işletmeler açısından önemine vurgulanmıştır. Çalışmanın sonunda bir işletmede gerçekleştirilen denetim uygulaması anlatılmış olup iç denetim sonucunda hazırlanmış olan denetim raporu ve uygulamada elde edilen bulgular değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda iç kontrol sisteminin etkinliğini sağlanmasında iç denetimin rolüne ilişkin önerilerde bulunulmuştur. Son olarak bir inşaat firmasıyla yapılan mülakat sonucunda ilgili firmanın denetim, iç kontrol ve satın alma süreçleri incelenmiştir.
İnşaat sektöründe bütçeleme ve maliyet analizi
İşletmenin yönetim fonksiyonları içerisinde yer alan bütçeleme için ayrı bir önem verilmesi gerekmektedir. Bütçeleme ile işletmeler faaliyetleri için gerekli hammadde, malzeme, ekipman, işgücü ve nakit ihtiyaçlarını daha iyi belirleyebilirler. Proje bazlı faaliyet gösteren işletmelerde bütçelerin gerçeğe yakın ve detaylı hazırlanması, işletmenin sahip olduğu kaynakları en etkili ve verimli şekilde kullanmasını sağlayacaktır. İşletme bütçelerin hazırlanmasında, varsayımsal tahminlerde bulunmak yerine daha önce benzer faaliyetler ve projelerde elde edilen verilere, şirketin sahip olduğu geçmiş tecrübe ve bilgilere de yer verilmelidir. İnşaat sektörü, proje bazlı çalışmalar yapmakta ve her proje bir diğerinden tasarım, coğrafi koşullar, iş gücü ve malzeme kaynaklarına olan uzaklıklarına göre farklılıklar göstermektedir. Bu koşullar her projenin imalat birim fiyatlarını, yönetim giderlerini, makina ve ekipman giderlerini, şantiye giderlerini olumlu ve olumsuz şekilde etkilemektedir. Tüm bunlar bütçelerde sapmalara neden olmakta olup, bütçeleme ve maliyet analizinin önemini bir kat daha arttırmaktadır. İnşaat sektörü, üretim sektöründen farklılıkları göz önüne alındığında; bütçe, bütçeleme ve maliyet analizi konularında ayrıca incelenmesi gereken bir alandır.
İnşaat sektöründe maliyet hesaplamaları ve vergisel analizi
Yıllara yaygın inşaat ve onarım faaliyetleri, Sektörel bazda inşaat firmalarının devam eden faaliyetlerindeki finansal yapı sistemleri, makro ölçüde hareketliliğin çeşitliliği ile inşaat muhasebesini de bir uzmanlık muhasebesi haline getirmiştir. Vergi uygulamalarının kapsamının çok fazla olmasından dolayı inşaat muhasebesi vergisel düzenlemeler ve maliyet hesaplarının genel yapısı açıklanmıştır. İnşaat sektöründe inşa sı süren yapıların birden fazla takvim yılına sarkması ve sürecin işleyişinin uzaması dolayısıyla gerek muhasebe temel kavramları gerekse vergisel süreç bakımından geçerli olan "dönemsellik kavramı" Vergisel hesaplamaların düzenlemeleri bakımından farklılık oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Maliyet Hesaplamaları, Vergisel Analiz, İnşaat Sektörü
Kadın yöneticilerin karşılaştığı engeller. örnek uygulama: İnşaat sektöründe çalışan kadın yöneticilerin karşılaştığı engeller
Küreselleşme ile birlikte değişikliğe uğrayan toplumunun yapısında meydana gelen teknolojik gelişmeyle işgücü yapısında da değişiklikler yaşanmıştır. İşgücü yapısında meydana gelen bu önemli değişikliklerden biri de çalışan kadın sayısında önemli bir artışa sebep olmuştur. Yapılan araştırmalarda son zamanlarda iş yaşamına kadınların artan oranda dâhil olduklarını, fakat bu dâhil olmanın alt seviyelerde olduğu ve üst düzey kadrolarda yeterli düzeyde olmadıklarını göstermektedir. Bu nedenlere sebep olan birçok etkenler olup, günümüz iş hayatında kadınların bir türlü üstesinden gelemedikleri "cam tavan" altında çalışma mecburiyetinde oldukları dile getirilmektedir. Bu tez çalışmasında kadın yöneticilerin karşılaşmış oldukları engellerin, cam tavan sendromları ile birlikte önlerindeki zorlukların neler olduğunu, inşaat sektöründe çalışan kadın yöneticilerle yapılan anketler sonucunda elde edilen veriler ışığında çeşitli analiz teknikleriyle birlikte açıklanmak istenmiştir.
Yapıda sık kullanılan malzemelerin ekolojik olarak değerlendirilmesi
İnşaat sektörü yaşanan nüfus artışı, endüstrinin gelişimi ve kentleşmenin artmasından dolayı tüm dünyada gelişmektedir. Bununla birlikte, yapı malzemelerinin üretimleri sırasında harcanan enerji miktarı, açığa çıkan karbon salınımı ve atık miktarlarının fazla olması yapı malzemelerinin ve yapı üretiminin çevreye zararlarını artırmaktadır. Küresel anlamda CO2 emisyonlarının 1/3'ünden fazlasının inşaat sektöründen kaynaklandığı ve bu nedenle küresel iklim değişikliğinin başlıca nedenleri olduğu tahmin edilmektedir. Yapıların çevresel etkilerinin azaltılabilmesi ve inşaat sektöründe sürdürülebilirliğin sağlanabilmesi için alınacak önlemlerden en önemlisi ekolojik yapı malzemelerinin kullanımlarının artırılmasıdır. Ekolojik yapı malzemeleri üretimleri ve kullanımları sırasında fazla enerji tüketmeyen, gömülü enerjisi düşük, atık miktarı az ve, toksik özelliği düşük malzemelerdir. Bu amaçla son yıllarda önemli çalışmalar yapılmakta, sık kullanılan yapı malzemeleri ekolojik özelliklere sahip hale getirilmeye çalışılmaktadır. Hatta doğada kolayca çözünen organik kökenli alternatif yapı malzemelerinin bu amaçla kullanılmak üzere geliştirildiği de bilinmektedir. Bu çalışma kapsamında, yapıda sık kullanılan malzemelerin ekolojik özellikleri, bu malzemelerin ekolojik özelliklerinin iyileştirilmesi için yapılan çalışmalar, çevresel etkisi düşük alternatif yapı malzemelerine değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yapı Üretimi, Enerji, Ekoloji, Gömülü Enerji, Karbon Salınımı
4D-BIM yazılım özelliklerinin tespiti ve önem derecelerinin belirlenmesi
Yapı Bilgi Modellemesi, inşaat endüstrisinde hızla yayılmakta olan ve proje yönetimi alanında önemli faydalar ve avantajlar sağlayan inovasyonların başında yer almaktadır. Sektörde BIM'in benimsenmesine yönelik çalışmaların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Fakat, zaman verileri ile 3 boyutlu yapı modelinin bir kombinasyonu olan 4D BIM konusunda hem uygulamaların hem de akademik çalışmaların sayısı yetersiz kalmıştır. Bu tez çalışması 4D BIM'i konu almakta ve niteliklerini açıkça ortaya koymaktadır. 4B Planlama, uygulamacıların zamanın 3B nesnelerle ilişkisini görselleştirmesini sağlayan BIM alanındaki gelişmelerden biridir. Sektördeki mevcut verimli çalışmalara rağmen, BIM uygulayıcılarının 4D-BIM özelliklerine ilişkin farkındalığı yeterli düzeye ulaşamamıştır. Bu nedenle, bu çalışma 4D-BIM özelliklerini tanımlamayı ve inşaat sektöründeki önemlerini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle, 4D-BIM özellikleri derinlemesine bir literatür taraması ve 10 uzmanla yapılan bir odak grubu tartışması (FGD) ile tespit edilmiştir. Bu çalışmaların sonucunda 16 tane 4D-BIM özellikleri tespit edilmiştir. Daha sonra listelenen bu özellikler, 4D-BIM alanında deneyime sahip 35 uzman tarafından değerlendirilerek, elde edilen veriler, 4D-BIM özelliklerinin anlamlılık seviyelerini tespit etmek için göreceli önem indeksi (RII) yöntemi ile analiz edilmiştir. Sonuç olarak, RII yöntemine göre her bir özelliğin önem seviyesinin 0,5'ten fazla olduğu bulunmuştur, bu da 4D-BIM'deki her birinin projenin planlanmasında kritik önemi olduğunu göstermektedir. Bu çalışmanın gelecekteki 4D-BIM ile ilgili çalışmaların yolunu açacağına ve inşaat endüstrisinin mevcut ihtiyaçları açısından uygulayıcıların, yazılım geliştiricilerinin ve araştırmacıların farkındalığını artıracağına inanılmaktadır.
İnşaat sektöründeki aile şirketlerinde kurumsallaşma: Ailenin kurumsallık düzeyine etkisi
Aile şirketleri dünya genelinde, iş hacmi ve istihdam açısından ekonominin büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Kendilerine özgü yönetim tarzları ve organizasyonel yapıları ile ekonomik ve sosyal hayatın vazgeçilemez unsurları olmalarına karşın yaşam süreleri oldukça kısadır. Konuyla ilgili geçmişte yapılan çalışmalar incelendiğinde bu durumun en büyük nedeninin, kurumsallaşmaya gerekli önemin verilmemesinden kaynaklandığı görülmektedir. Bu çalışma Türk inşaat sektöründe bulunan aile şirketlerinin kurumsallaşma düzeylerini ve ailenin bu düzeydeki etkisini araştırmaktadır. Aile şirketleri değişen ve gelişen dinamikler, kültürel çevre ve rekabet gibi nedenlerden dolayı kurumsallaşmak zorundadır. Çalışmada inşaat sektöründeki aile şirketlerinin kurumsallık düzeyleri, daha önce yapılan benzer çalışmalardan yararlanılarak, ailenin şirket yönetimine müdahalesi yönünden incelenmektedir. Tez dört ana bölümden meydana gelmektedir. İlk bölümde önceki çalışmalar ışığında bir "aile şirketi" tanımı oluşturulmaya çalışılmış; daha sonra aile şirketlerinin temel özellikleri, yapıları, yönetim biçimleri ve yaşam süreleri ile ilgili çeşitli bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde kurumsallaşma kavramı hem genel boyutlarıyla hem de aile şirketleri özelinde incelenmiştir. Kurumsallaşma yaklaşımları ve kurumsallaşma unsurları anlatıldıktan sonra kurumsallaşmanın şirkete getirileri ve kurumsallaşmaya yönelik engellerden bahsedilmiştir. Tezin üçüncü bölümünde inşaat sektörü incelenmiştir. Dünyada ve Türkiye'de inşaat sektörünün yeri ve öneminin istatistiklerle anlatıldığı bu bölüm, sektörün yapısı ve ayırıcı özelliklerine de değinerek, aile şirketlerinde kurumsallaşmanın incelendiği diğer sektörlerle karşılaştırma yapma imkanı sunmaktadır. Son bölümde ise inşaat sektöründe yer alan aile şirketlerinin kurumsallaşması ve ailenin kurumsallık düzeyine etkisi hakkında yapılan saha araştırması, araştırma sonucu elde edilen bulgular ve bunların değerlendirmeleri sunulmuştur. Araştırma, dokuz farklı şehirden toplamda 35 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara kurumsallaşma unsurları ve aile etkisi ile ilgili ifadeler yöneltilmiş, kurumsallaşmayı etkileyen faktörler ve kurumsallaşma sonuçları ile ilgili açık uçlu sorular sorulmuştur. Araştırma sonuçları ışığında, belirli büyüklüğe ulaşan şirketlerin kurumsallaşma yolunda ilerleme kaydetmeye başladıkları; ancak genele bakıldığında bu oranın yeterli olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca daha çok aile ilişkilerinin kurumsallaşmasında sıkıntılar yaşandığı görülmüş ve bu bağlamda çözüme yönelik öneriler getirilmiştir. Kurumsallık düzeyinde aile etkisini ortaya koymayı amaçlayan bu çalışmayla literatüre inşaat sektörü adına katkı yapılması amaçlanmaktadır.
İnşaat sektöründe risklerin yapay sinir ağı ile değerlendirilmesi
İş sağlığı ve güvenliğinde yapay sinir ağları ile inşaat sektöründe risklerin değerlendirmesine yönelik olan bu çalışmada, iş sağlığı ve güvenliği sınırları içinde, iş kazalarının önlenmesine yönelik yapay zeka teknolojisinin kaza verileri üzerinde modellenmesine yönelik bir çalışmadır. Bu durumla ilgili daha önce paylaşılmış olan iş sağlığı güvenliği kazalarının sebeplerine yönelik çalışmalar incelenmiş ve yapay zeka teknolojisinin uygulama alanları değerlendirilerek, yapay sinir ağları ile iş kazaları sayıları öngörülebilirlik model çalışması yapılmıştır. Çalışmada kullanılan veri seti, İstanbul ili içerisinde faaliyet gösteren ortak sağlık ve güvenlik biriminin 2016-2019 yıllarına ait 644 adet meydana gelmiş inşaat kaza verilerinden oluşturulmuştur. Kazalar excele girilerek gruplandırılmıştır. Ay içinde meydana günlük kazalar toplanarak, ilgili aya ait kaza sayısı değeri, yıllar için 2016-2019 arası 4 kategorik değer, aylar için 12 kategorik değerleri elde edilmiştir. Veri seti ay, yıl olarak 2 adet bağımsız değişken, kaza sayısı ise 1 adet bağımlı değişkendir.644 adet kaza verisinden 48 adet YSA için veri seti oluşturuldu. Çalışmada, veri setinin % 70'i eğitim, % 30'u test verisi olarak ayrılmıştır. Modellerin performansları, R2 ve RMSE(Root Mean Square Error) ölçütleri içinde değerlendirilmiştir. YSA ile oluşturulan model ile giriş ve çıkış değerleri, tekrar tekrar ağa uygulanarak gerçekleşen eğitim süreci, hataların minimize edilmesiyle kaza sayılarını öngören öğrenmeler gerçekleştirilmiştir. Böylece üst yönetime risk değerlendirmesinde yüksek düzeyde karar destek sistemi sağlayacaktır.
The impacts of project management and government support on project's economy: a comparative study of precast concrete factories in Iraq
Construction projects are among the important projects for each country, and consideration it given to construction costs, time used for implementation, and quality. Implementation of projects with PCF (precast concrete factory) it considered one of the important projects that it distinguished from projects implemented in the traditional way. This type of construction should highlighted in view of the closure of many of these factories, which in turn causes a weakness in the construction in terms of speed and quantity, in addition to the termination of the service of the employees who work in PCF and their projects. Therefore, some independent variables (project management and government support) that affect the dependent variable (project economy) as studied. The hypothesis of the study included that there is an effect by the first independent variable (project management) on the dependent variable (project economy), and the effect of the second independent variable (government support) on the dependent variable (project economy). The study also imposed that there are differences between the three projects included in this research. Primary data collected through interviews with project managers, the main data collected through a questionnaire (Likert scale with five options: strongly agree, agree, neutral, disagree, and strongly disagree). This questionnaire contained three sections, the first section is concerned with questions about the dependent variable (project economy), the second section is concerned with questions about the first independent variable (project management), and the third section is concerned with questions about the second independent variable (government support). This questionnaire distributed to the study sample, which included three PCF, and the number of respondents was 75 respondents in these factories. The data taken from the questionnaire was analysed to find out the responses of the respondents. Most of the respondents were strongly agree that there is an effect by the first and second independent variables (project management and government support) on the dependent variable (project economy), in addition to that they strongly agreed that there is negative impact on the economy of their PCF. Then the data transferred from the ordinal data to the interval data to see the extent of the influence of the independent variables on the dependent variable by doing a multiple linear regression analysis, the results came that there is an effect by the first independent variable and there is no effect by the second independent variable. Independent samples t-test analysis was used to test the hypothesis that there are differences between the three projects. The results came to find there are differences in influencing the project economy between the first project and the second project, where the first project was less affected by the second project, but there were no differences between the second project and Third or first project and third project. The study recommended studying the independent variables that affect the project economy that was not add it to this study, in addition to appointing project managers with expertise and competence in the field of project management by shareholders or investors, as well as the government's interest in this type of project.
Üst yapı inşaatlarında risk değerlendirmesinin önemi ve Fine Kinney örneği
Gelişen dünyada, artan nüfus oranıyla ilerleyen teknoloji ve sanayileşme, dünya ve ülkemiz genelinde ki yapılaşma kültüründe; fazlaca ölümlü ve yaralanmalı kazaların meydana geldiği inşaat-yapı sektörünün önünü alamamaktadır. Çalışma ortamının ve çalışanların sağlık ve güvenliğini sağlama ve geliştirme amacı ile İSG açısından risk değerlendirmesi yapılmasına ihtiyaç vardır. Yapılan AR-GE çalışmalarında kaza riskleri yüksekten düşüğe göre gruplandırılmış ve bu risklerin bertarafına yönelik metotlar geliştirilerek hem nitel hem de nicel sonuçlar elde edilmiştir. Alınan sonuçlar neticesinde, belirlenmiş olan referans aralıklarına göre alınacak tedbirler şematik olarak belirlenmiş ve gerekli standartlara uyularak önleme ve düzeltme faaliyetleri önerilmiştir. Söz konusu metotlardan, inşaat-yapı sektöründe en çok kullanılan, Fine Kinney risk değerlendirme yöntemidir. Bu metot, uygulanacak sektöre göre tek başına kullanılabildiği gibi başka yöntemlerle de birliktede kullanılarak, çıkacak sonuçların karşılaştırılmasıyla daha nitelikli sonuçlar elde edilmesi mümkün olabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Fine Kinney, Nitel, Nicel,AR-GE, İSG, Risk değerlendirme metotları
İnşaat mühendisliği bölümü öğrencilerinin "iş sağlığı ve güvenliği" kavramına ilişkin metaforik algılarının belirlenmesi
İnşaat sektörü tehlikelerin ve risklerin yoğun olduğu bir sektördür. İnşaatta çalışanların güvenliklerinden ödün vermeden çalışmalarını sağlamak için oluşturulan ortamlara güvenli çalışma ortamları denir. Bu güvenli ortamın sağlanabilmesi için inşaat sektöründe birçok önlem alınabilir. Bu güvenli ortamları sağlamak için iyi bir "İş Sağlığı ve Güvenliği" eğitimi almak öncelikli olarak görülmektedir. İnşaat mühendisliği öğrencilerinin lisans döneminde İş Sağlığı ve Güvenliği dersi kapsamında bu eğitimin iyi ve sistemli bir şekilde alındığı göz önüne alındığında, yaşanacak kazaların ve yaşanacak sorunların en aza indirileceği düşünülmektedir. Nitel araştırma tekniklerinden oldu bilim deseniyle yürütülen bu araştırmada inşaat mühendisliği öğrencilerinin "İş Sağlığı ve Güvenliği" dersine ilişkin metaforik algılarını metafor analizi yoluyla belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma grubunu 2021-2022 eğitim öğretim yılı içerisinde eğitimine devam eden Ege Üniversitesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Necmettin Erbakan Üniversitesi, Batman Üniversitesi ve İstanbul Gelişim Üniversitesi'nin Hazırlık sınıfı dahil olmak üzere 4. Sınıfa kadar toplam 105 öğrenci oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilmiş Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu Kullanılmıştır. Demografik Bilgilerin yer aldığı bu formun ikinci aşamasında üniversite öğrencilerine "İş Sağlığı ve Güvenliği ………… benziyor, çünkü ………." Şeklinde açık uçlu sorular hazırlanmıştır. Sorular yüz yüze ve Google Forms üzerinden olmak üzere iki ayrı şekilde toplanmıştır. Toplanan veriler içerik analizi yöntemiyle incelenmiş ve metaforlar uzman görüşleri alınarak kategorilere yerleştirilmiştir. Kategoriler daha sonra tablolar halinde bulgular kısmında açıklanmıştır. Birçok metaforun toplandığı bu kısımdan elde edilen verilere göre birçok sonuç ortaya çıkmış ve çalışmanın sonuç kısmında yer almıştır.
İş ortamında sağlık odaklı liderliğin niteliksel analizi: Türkiye – Almanya örneklemi
Bu tez çalışmasıyla yapı sektöründeki iş kazalarının önüne geçmek için firmalardaki iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının iş güvenliği kültürüne dönüşme aşamasında iş ortamında sağlık odaklı liderliğin düzeyi ölçülmeye çalışılmıştır. Unutulmamalıdır ki liderlerin ve çalışanların sahiplenmediği bir faaliyetin firma içerisinde hayat bulması beklenemez. 2012 yılında yayınlanan "6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun ve beraberinde çıkartılan yönetmeliklerin bir anda firmalarda eksiksiz uygulanabilmesi çok kolay olmamaktadır. Bu yeni mevzuat düzenlemelerine karşı öncelikle direncin kırılması sonrasında sürecin kabullenilmesi ve içselleştirilmesi firmaların ortak izlediği bir süreç olarak karşımıza çıkmakta ve iş güvenliği kültürünün ve sağlık odaklı liderliğin kurum içerisinde olgunlaşmasına sebep olmaktadır. Bu çalışma ile iş hayatında iş güvenliği kültürüne katkıda bulunulması ve iş kazalarını önlemede iş ortamında sağlık odaklı liderliğin iş ortamında yaşa özgü özelliklerinin ve etkisinin incelenmesi, öteki yandan iş kazaları hakkında gelecekte araştırma yapacak tüm bilim insanlarının çalışmalarına ışık tutmaya yardımcı olmak amaçlanmıştır.
Prediction of financial distress: A modelling approach for construction companies in Turkey
This thesis aimed to develop a logistic regression model for predicting financial distress in Turkish construction companies using their financial information. Based on financial information from the last 12 months, the model can predict with high accuracy whether the companies in the sample would be in financial difficulties. The model employed independent variables related to liquidity, leverage, efficiency, and profitability. It demonstrated satisfactory performance, with an overall accuracy of 86.54% and a sensitivity rate of 96.15%. The model's practical applications can be in credit risk assessment, risk-based pricing, and government tender processes. Future research recommendations include expanding the dataset, comparing different machine learning algorithms, and incorporating non-financial factors to improve predictive capabilities.