Sözleşmeler
Bu konu başlığı altında 415 tez
Escrow sözleşmesi
Bu tez çalışmasında; ilk kez ABD'de uygulanmış olan escrow sözleşmesi incelenmiştir. Çalışmamızda öncelikle escrow sözleşmesinin tanımı, amacı, konusu, kuruluşu ve şekli hususunda bilgi verilmiştir. Daha sonra escrow sözleşmesi yoluyla ifası teminat altına alınabilecek sözleşmeler ve escrow sözleşmesinin görünüm biçimleri ele alınmıştır. Çalışmanın takip eden bölümünde, escrow sözleşmesinin hukuki niteliği tespit edilmiş, benzer sözleşmeler ile karşılaştırılması yapılmıştır. Ayrıca bu bölümde, escrow sözleşmesinin özellikleri ve sözleşmeye uygulanacak hükümler belirlenmiştir. Üçüncü bölümün sonunda escrow sözleşmesinin yorumlanması ve tamamlanmasına değinildikten sonra, çalışmanın dördüncü bölümünde, escrow sözleşmesinde tarafların hak ve borçları ile sözleşmenin sona ermesi ele alınmıştır.
Reasürans sözleşmeleri
Reasürans sözleşmeleri, bir sigortacının, sigorta veya reasürans sözleşmeleri nedeniyle üstlendiği veya üstleneceği rizikolardan doğan sorumluluk için kısmen veya tamamen sigorta teminatı aldığı sözleşmelerdir. Bu çalışmada reasürans işlemi sözleşmesel yönüyle incelenmektedir. Tez çalışmasında yöntem olarak, reasüransa ilişkin bir hususta öncelikle karşılaştırmalı hukuktaki yasal düzenlemeler, içtihat ve literatürdeki görüşler değerlendirilmektedir. Ayrıca, uluslararası nitelik taşıyan, reasürans uygulayıcıları ile bu alanda önde gelen akademisyenler tarafından soft law olarak önerilen PRICL hükümleri de detaylı olarak dikkate alınmaktadır. Daha sonra ilgili hususta Türk hukuku incelenmekte, öneri ve kanaatimiz paylaşılmaktadır. Reasürans sözleşmelerini konu alan bu tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde reasürans sözleşmesine ilişkin genel esaslar ele alınmaktadır. Bu kapsamda, reasüransın tanımına, unsurlarına ve işlevlerine yer verilmektedir. Ayrıca, reasürans sözleşmelerinin türleri ve bu sözleşmelerde kullanılan risk devretme yöntemleri açıklanmaktadır. Daha sonra reasürans sözleşmesinin hukuki niteliği ve sözleşmelerde yer verilen bazı şartların reasüransın hukuki niteliğine etkisi değerlendirilmektedir. Son olarak, reasürans sözleşmelerine uygulanacak hukuk kuralları, emredici hükümlerin uygulanabilirliği ve örf âdet kuralları incelenmektedir. İkinci bölüm reasürans sözleşmesinin yapısına ilişkindir. Bu kapsamda, sözleşmenin taraflarına, şekline, kapsamına ve süresine ilişkin açıklamalara yer verilmektedir. Bunun yanı sıra, uygulamada reasürans sözleşmelerinde sıklıkla yer verilen özel şartlar incelenmektedir. Üçüncü bölümde tarafların yükümlülüklerine, bu yükümlülüklere aykırılık hâlinde alacaklının sahip olduğu haklara ve sözleşmenin sona ermesi ile uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin açıklamalara yer verilmektedir. Anahtar Kelimeler: Reasürans, Saklama Payı, Dürüst Davranma Yükümü, Karara Bağlılık Kaydı, Kadere Bağlılık Kaydı.
Profesyonel futbolcu transfer sözleşmesi uyarınca tarafların hakları ve borçları
Profesyonel futbolcuların kulüp değiştirmesini ifade eden profesyonel futbolcu transferi uygulama farklı şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Futbolcuların transferini gerçekleştirmek için uygulamada sıklıkla kullanılan profesyonel futbolcu transfer sözleşmesi hakkında henüz yasal bir düzenleme mevcut değildir. Bu çalışmada, profesyonel futbolcu transfer sözleşmesinin, akit taraflarına getirdiği hak ve yükümlülükler konu edilmiştir. Futbolcu transferinin pek çok farklı çeşidi olsa da bu çalışmada futbolcunun kesin ve kalıcı olarak kulüp değiştirmesi amacıyla, ilgili kulüpler ile futbolcu arasında akdedilen profesyonel futbolcu transfer sözleşmesi esas alınarak tarafların hak ve borçları ele alınmıştır. Bu bağlamda, öncelikli olarak profesyonel futbolcu sözleşmesinin hukuki niteliği tespit edilmiş ve diğer sözleşmelerle karşılaştırması yapılmıştır. Transfer sözleşmesinin tarafları arasındaki ilişkiler incelendikten sonra profesyonel futbolcu transfer sözleşmesinin taraflara sağladığı haklar ile yüklediği sorumluluklar açıklanmıştır.
Hekimlik sözleşmesi ve hekimin sözleşmeden doğan sorumluluğu
Hekimlik sözleşmesi, serbest/bağımsız çalışan hekim ile hasta arasında kurulan, hekimin bir ücret karşılığında hastanın hastalığının tedavisi için bütün tıbbi yöntemler arasında rahatsızlığın niteliğine en uygununu seçip uygulamayı taahhüt ettiği bir özel hukuk sözleşmesidir. Hekimin sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerinin başında hastalığın teşhisi, tedavisi ve bakımı gelmektedir. Hekim, üstlendiği bu yükümlülükleri azami özeni göstererek yerine getirmelidir. Hekimin söz konusu bu yükümlülüklerinin dışında özenle yerine getirmesi gereken daha birçok yükümlülüğü bulunmaktadır. Hekim, sözleşmeden kaynaklanan bu yükümlülüklere aykırı hareket ederek bir zarara neden olduğunda, sorumluluğu söz konusu olmaktadır. Hekimlik sözleşmesinin karşı tarafını oluşturan hasta ise, hekimin neden olduğu maddi ve manevi zararlarının giderilmesini talep etme hakkına sahiptir. Hasta; uğradığı zararları, hukuka aykırılığı ve illiyet bağının varlığını ispat etmekte yükümlüdür. Bunun karşılığında kusurunun bulunmadığının ispatı hekim tarafından yapılmalıdır. Hastanın uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini ise, hekimler için mâli sorumluluk sigortasının zorunlu hale getirilmesiyle birlikte, sigortacı tarafından yapılmaktadır.
TMS 11 inşaat sözleşmeleri ve TMS 18 hasılat standartlarının, TFRS 15 müşteri sözleşmelerinden hasılat standardı ile karşılaştırılarak değerlendirilmesi
Finansal tablolar incelenirken üzerinde durulan en önemli kalemlerden birisi net dönem karıdır. Net dönem karı bir sonuç hesabıdır ve en önemli bileşeni de hiç şüphesiz ki hasılattır. Dolayısıyla, hasılata ilişkin muhasebe politikaları şirketin performansının sunumu ve değerlendirilmesi anlamında önem taşımaktadır. Hasılat, farklı standartlara göre farklı şekillerde hesaplanmıştır. TMS 11 İnşaat Sözleşmeleri, inşaat sözleşmelerine ilişkin gelir ve maliyetlerle ilgili muhasebe uygulamasının açıklanması ile ilgilidir. TMS 18 Hasılat; Mal satışları, hizmet sunumları ve işletme varlıklarının başkaları tarafından kullanılmasından sağlanan faiz, isim hakkı ve temettüler ile ilgili işlem ve olaylardan kaynaklanan hasılatın muhasebeleştirilmesinde uygulanmaktadır. 28 Mayıs 2014 tarihinde yayımlanan "TFRS 15 Müşterilerle Yapılan Sözleşmelerden Doğan Hasılat Standardı" hasılat kavramına mevcut TMS 11 ve TMS 18'den farklı bir bakış açısı getirmektedir. Hasılatın kazanılmasını edim yükümlülüğünün gerçekleştirilmesine bağlayan standart, bu koşulun zamanın belirli bir noktasında veya zaman süresince olmak üzere iki farklı şekilde gerçekleştirilebileceğini belirtmektedir. Ayrıca standart, hasılatın ne zaman ve ne tutarda muhasebeleştirileceğini belirlemek için, müşteriyle yapılan sözleşmeye dayalı ve kontrolün transferine odaklanan beş aşamalı bir model içermektedir. Standardın bir diğer önemli noktası ise hasılat kayıtlarında gerçeğe uygun değer kavramı yerine "işlem fiyatını" dikkate almasıdır. Bu çalışmanın amacı; TMS 11 ve TMS 18 Hasılat standartlarının ilgili örneklerle açıklanarak, yeni hasılat standardı TFRS 15 Müşterilerle Yapılan Sözleşmelerden Doğan Hasılat standardının örneklerle açıklanarak aradaki temel benzerlik ve farkların açıklanmasını sağlamaktır. Çalışmanın hazırlanmasında literatür taraması yapılmış, TFRS 15 Müşterilerle Yapılan Sözleşmelerden Doğan Hasılat standardı" hasılat kavramına mevcut TMS 11 ve TMS 18'den farklı muhasebeleştirme ilkeleri getirmiş olduğu ilgili örneklerle açıklanmıştır. TFRS 15 Müşterilerle Yapılan Sözleşmelerden Doğan Hasılat standardı uygulayacak işletmelerin bu konuda bilgi sahibi olmaları, standardın uygulanması açısından faydalı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Hasılat, TMS 11, TMS 18, TFRS 15
İnsan kaynakları yönetiminde toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin etik bağlamda incelenmesi
6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun hayata geçirilmesi ile birlikte uluslararası normlara uyum sağlanmaya çalışılmış Avrupa Birliği tam üyelik yolunda sendikal haklar konusunda Türkiye Cumhuriyeti tarafından belirli adımlar atılmış, ILO normları çerçevesinde dünyaya uyum sağlanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada insan kaynakları yönetiminde toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin etik bağlamda incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada Sendikal Tutum Ölçeği ve Etik Eğilimler Ölçeği kullanılarak toplamda 388 katılımcı üzerinde anket uygulaması yapılmıştır. Anket sonuçlarına göre sendikal tutum ile etik eğilimler puanı arasında oldukça güçlü seviyede ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Sendikal tutum medeni hale göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir. Ortalama puanlara göre bekarların puanı evlilere göre daha yüksektir. Sendikal tutum puanı sendikalı olma durumu göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir. Etik eğilim puanı çalışılan sektöre göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir.
Hanefî mezhebine göre satım akdinde mülkiyetin intikaline ilişkin hükümlerin borçlanma ve tasarruf işlemlerinin birliği ve ayrılığı ilkeleri açısından değerlendirilmesi
Hukuk sistemleri satım akdinde mülkiyetin intikaline ilişkin farklı yaklaşımlar benimsemiştir. Kara Avrupası hukuk çevresinde bu konu, borçlanma ve tasarruf işlemlerinin birliği ve ayrılığı ilkeleri çerçevesinde ele alınmıştır. Fıkıh literatüründe ise belli sınırlılıkları olmakla birlikte yaygın kanaate göre mülkiyetin intikali için satım akdinin kurulması yeterli görülmüş, akde ilave olarak akid konusunun teslim ve tesellümü şart koşulmamıştır. Ancak dikkatli bir şekilde incelendiğinde salt akid ile intikal eden mülkiyetin mahiyeti teslim ve kabz sorasındaki mülkiyetin mahiyeti ile aynı derecede kabul edilmediği görülmektedir. Bu çalışmada, "satım akdinin hükmü" olarak ifade edilen mülkiyetin intikali ve akid sonrasında kabza bağlı olarak mülkiyetin kazandığı mahiyet Hanefî mezhebi özelinde inceleme konusu yapılmıştır. Kabzın mülkiyetin intikaline etkisi, mülkiyetin intikalini engelleyen ve mülkiyeti ortadan kaldıran durumlar yine satım akdinin hükmü bağlamında ele alınmıştır. Klasik fürû-i fıkıh eserleri başta olmak üzere çağdaş İslam hukuku eserlerinden ve modern hukukta konuyla ilgili benzer kavram ve tasniflerden faydalanarak satım akdinin hukukî sonuçlarının ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışma neticesinde satım akdinde birlik veya ayrılık ilkelerinden birisinin benimsenmesinin mülkiyetin intikali için öne sürülen şartların esnek ya da katı olmasına doğrudan etki ettiğine ulaşılmıştır. Buradan hareketle modern hukuk sistemlerinde ortaya çıkan ilkelere göre Hanefî hukukçuların bu konudaki görüşleri tespit edilmeye çalışılmıştır.
XVII. yüzyıl Osmanlı hukukunda hilenin akitlere tesiri
İslam Borçlar Hukuku sahasının temel konusu olan akitlerin kuruluşunda irade beyanı esastır. Bu beyanın iç irade olarak da ifade edilen rızaya uygun olması gerekmektedir. Tarafların karşılıklı rızalarının bulunması, irade beyanının sıhhati açısından önem arz etmekte olup akitlerin bağlayıcılığının da ön şartı olmaktadır. Dolayısıyla ikrah, hata ve hile gibi rızayı sakatlayan durumlarda, irade beyanı kusurlu kabul edildiğinden akitlerin bağlayıcılığı da zarar görmektedir. Bu çalışmada, irade bozukluklarından biri olarak kabul edilen hilenin bir fıkıh terimi olarak Hanefî doktrinindeki tarifi, çeşitleri ve akitler üzerindeki tesiri incelenmektedir. Böylece, mezhep içerisindeki farklı görüşlere de temas etmek suretiyle, hile kavramının teorik çerçevesinin çizilmesi hedeflenmiştir. Hilenin teorik boyutu ele alındıktan sonra, Hanefî mezhebinin resmî mezhep olarak kabul edildiği Osmanlı Devleti'nde, hilenin uygulamada nasıl sonuçlarının olduğunu ve teoriyle pratiğin örtüşüp örtüşmediğini görmek amacıyla XVII. yüzyıldaki veriler incelenmiştir. İlgili döneme ait fetva mecmuaları ve şer'iyye sicilleri bu noktada çalışmaya büyük katkı sağlamıştır.
İslam hukukunda semen-kıymet ayrımı
İslam hukuku geniş bir coğrafyada ve uzun yıllar içinde gelişmiş zengin bir literatüre sahiptir. İslam hukukunun sahip olduğu bu zengin muhteviyatın derinlemesine kavranması ve daha iyi anlaşılması fıkıh ilminin temel kavramlarının anlaşılmasına bağlıdır. Bu bağlamda çalışmada semen ve kıymet kavramları klasik fıkıh literatürü çerçevesinde ele alındı. Çalışmada semen Hanefî literatüründe alışverişlerde satılan malın karşılığında verilen edim anlamında ıstılahî anlamıyla ele alınırken, kıymet ise malların satış bedelinden bağımsız olarak piyasadaki gerçek değeri anlamındadır. Bu çalışmanın amacı semen ve kıymet kavramlarını özellikle muâmelât konuları içerisinde incelenerek aralarındaki bağlantının ortaya konulmasıdır. Bu nedenle kavramların literatür içinde terminolojik olarak anlam çerçevesinin tespitine ve füru-u fıkıh mesâili içerisinde nasıl işlendiğinin belirlenmesine çalışılmıştır.
Teoriden gündelik mekâna zimmet mefhumu
Social sciences have been preoccupied with the study of the "self" and "agency." Since the Enlightenment, theories continue to explain the self and agency based on the absoluteness of human reason, power, and knowledge through the scientific and empirical methods and/or based on moral standards defined by humans. However, with the criticism of the Enlightenment, these secular perspectives have fallen short of explaining the human self. This study offers the notion of dhimma which presents an illuminating perspective in understanding the human self. Dhimma has the meanings of covenant, assurance, security, safety, sanctity, and right and responsibility. In addition to these meanings, dhimma is also defined as the self and an attribute of the self. This study explores these meanings of dhimma throughout the Qur'an, hadith and Islamic Jurisprudence and brings them together. According to this thesis, dhimma indicates the self of human being, with regard to the privilege of tasarruf (power and authority to act on and make use of the creatures) on earth, and to the responsibility shouldered upon man as a result of this privilege. In other words, man becomes competent / eligible to have a right over the creation and bear its responsibility by virtue of his dhimma. This aspect of the self contributes to explaining the position of the human in the world and his moral responsibility towards the creation.
Role of blockchain and smart contracts in transforming social contracts
Technology is entering every part of our daily life leading to integration with all aspects of modern society. Social sciences research is not an exception of this role. The fourth revolution is intertwined in the process we do research. In this thesis, two models are designed based on blockchain and smart contract technology to solve the current problems in the existing traditional models. Those traditional models proved to have certain problems including being inflexible and having so many parties involved the network. The new model provided by this thesis is built upon blockchain and smart contract technology. Therefore, those networks have the benefits of being more flexible and having less parties involved in the network. the first case is a crowdfunding network, we have examined a traditional crowdfunding and developed a similar one based on blockchain and smart contracts technology to overcome the drawbacks of the existing network. the second case is a marriage contract network where we built a network similar to the traditional one but has the ability to remove the burden of wasting time and effort. Finally, both cases are compared based on the change in structure and functions of each party in the network. We have seen some changes in terms of structure between the two networks, however, the main change came in the functions of each party and the removal on unnecessary ones in the network which is expected to reduce the transaction cost. Keywords: Blockchain, Marriage Contracts, Smart Contracts
İnfluencer sözleşmesi
Çalışmanın temel amacı, reklam verenler ile sosyal medya hesaplarında paylaştığı ürün veya hizmet deneyimleriyle takipçi çevresinin satın alma davranışını reklam veren lehine değiştirme potansiyelini haiz popüler kişiler olarak bilinen "influencer"lar arasında akdedilen "influencer sözleşmesi"nin hukuki niteliğini tespit etmek ve bu sözleşmenin hüküm ve sonuçlarını ortaya koymaktır. Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, reklam kavramı ve reklamın hukuki niteliği üzerinde durulmuş, ardından sosyal medya reklamı kavramı ve sosyal medya reklamlarının hukuki niteliği ele alınmıştır. İkinci bölümde, çalışmanın esasını teşkil eden "influencer sözleşmesi"nin tanımı, konusu, tarafları ve özellikleri incelenmiş ve en nihayetinde sözleşmenin Borçlar Hukuku'ndaki yeri değerlendirilmiştir. Son bölümde ise, reklam veren ile "influencer"ın borçları ve "influencer sözleşmesi"nin sona erme şekilleri ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: İnfluencer, İnfluencer Marketing, İnfluencer Sözleşmesi, Reklam, Sosyal Medya, Sosyal Medya Reklamları.
İslâm hukukuna göre elektronik ortamda yapılan akitlerde rıza unsuru (Medenî kanunla mukayeseli)
İnternet, ülkeler arasındaki coğrafi sınırları kaldırması ve dünyayı küçük bir köye çevirmeye yardımcı olması hasebiyle geçen yüzyılın sonlarından itibaren enformasyon alanında insan aklının ulaştığı en önemli buluşlardan biri sayılmaktadır. İnternet tıpkı diğer buluşlar ve iletişim araçları gibi tek seferde geliştirilmemiş, aksine soğuk savaş döneminde askerî amaçlar doğrultusunda peyderpey geliştirilerek uygar gayeler ve daha sonraları ticaret ve elektronik kontratların onaylanmasında kullanılmaya başlanmıştır. Modern dönem öncesi İslâm hukukunda elektronik akit bahsi geçmediği gibi bilinmiyordu da. Çünkü daha öncede değinildiği gibi 20. yüzyılın sonlarından itibaren bu kavram gündeme getirilmiş ve üzerinde konuşulmaya başlanmıştır. Bu kavram için ekonomi uzmanları tarafından birçok tanım öne sürülmüştür. "modern iletişim araçları yoluyla ve meşru bir şekilde bir malın başka bir malla değiştirilmesi" şeklindeki tanım bizim tercih ettiğimiz tanımdır. İslâm hukukunda elektronik ticaret akdinin meşruluğu ve keyfiyeti, ticaret akitlerindeki rıza ile beraber ispat kuralları, teslim etme ve teslim alma olanaklarının bu önemli alanda bir sözleşme özgörlüğü ve alışveriş kolaylığını ön görüyor. Öte yandan İslâm hukuku, yapılan akitleri yazılı bir şekilde kayıt altına almayı rıza nedenlerinden saymakta ve rızayı her akitte olduğu gibi özellikle ticaret akdinde insanlar arasındaki muamele ve ilişkilerin en önemli özelliği olarak addetmektedir. Bu açıdan çağdaş ve meşru fıkhî araştırmalar, ticaret alanına kolaylık getirmesi ve insanlara fayda sağlamasından hareketle, icâb ve kabul ilkelerinin de benimsenmesiyle Kur'ân-ı Kerîm ve sünnetten çıkarsama yaparak modern teknolojinin kullanılması yoluyla alışveriş akitlerinin gerçekleştirilmesine cevaz tanımaktadır. Elektronik akit, iki tarafın rızasıyla gerçekleşmektedir. Rızanın gerçekleşmesi de irade beyanının yanı sıra herhangi bir ifade yoluyla karşılıklı olarak yapılan akdin icâbı ve bu icâbın kabulüne dayanmaktadır. Konuşma, yazışma ve yaygın olarak kullanılan emoji ve göstergeler ile birlikte akit esnasında inkâr edilmesi mümkün olmayan bir uygulama ifade yolları arasında sayılmaktadır. İrâde beyanının da kişisel e posta ve özel bir web sitesi aracılığıyla gerçekleştirilmesinde bir mahszr görülmemiştir. Aynı zamanda irâde beyanı toplumda kabul gören genel yöntemlerle gerçekleştirilebildiği gibi görüntülü konuşma esnasında elektronik mesajlarla da gerçekleştirilebilmektedir. Aslında ifade ediliş tarzı dışında elektronik icâbın geleneksel icabtan bir farkı yoktur. Bununla birlikte icâb ve yüzyüze görüşmeye davet arasında icâbtan dönme olasılığının olup olmaması hususunda bir farktan söz edilebilir. Çünkü elektronik icâbta akdin onayıyla birlikte bir geri dönüş ve cayma söz konusu olamazken yüzyüze görüşmede onay sonrası olsa bile kişinin bir geri dönüş hakkı bulunmaktadır. Elektronik icâbın açık ve net olması, doğrudan belirli şahıs veya şahıslara yöneltilmesi ve istenilen düzeyde kesin olması gibi şartları da bulunmaktadır. Elektronik icâb için ön görülen genel şart ve kurallar aynı şekilde elektronik kabul için de geçerlidir. Elektronik kabulün, kabul ikonu ve butonuna basılması ve yapılan yükleme işlemleri esnasında ekranda yatay ve içi boş bir şekilde bulunan çizginin dolması gibi kendisine özgü yöntemleri de bulunmaktadır. Ayrıca bazen elektronik kabul, açık ve zımnî bir şekilde yapılmaktadır ama sukut, bazı istisnâi durumlar dışında bir elektronik kabul sayılmamıştır. Elektronik akit gibi alışverişin yapıldığı akit meclisleri de oldukça önemlidir. Genelde bu meclisler, hakikî ve hükmî olacak şekilde ikiye ayrılmaktadır. Hakiki meclis, alıcı ve satıcının bir ortamda birbirleriyle doğrudan iletişime geçerek ve birbirlerini duyacak şekilde icâb ile başlayıp kabul ile son bulan ya da tamamıyla reddedilen veya reddedilmeden feshedilen meclislerdir. Hükmî meclis ise genelde elektronik akitlerin gerçekleştirildiği alıcı ve satıcının satış esnasında hazır bulunmayıp birbirleriyle doğrudan temasa geçmediği meclislerdir. Elektronik akitlerin gerçekleşmesi sonrası yapılan ödemeler de elektronik ödemeler olarak bilinmektedir. Bu da satın alınan ürünün, hizmetin veya verinin yine internet üzerinden ücretinin verilmesi şeklinde gerçekleştirilmektedir. Bu anlamda "Elekrtonik ödeme, elektronik ticaretin özellikleriyle bir uyumluluk içindedir" denilebilir. Elektronik ödeme yöntemleri maddelendirilmek istense aşağıdaki gibi bir maddelendirmeye gidilebilir: Kredi Kartı: Bu kart, bankalar tarafından müşterilerine belirli bir dönemde istifade edilmek üzere belli bir miktarda limitle verilen ve anlaşmalı üye iş yerlerinde POS cihazı üzerinden belirlenen limit ve dönem dahilinde alışverişlerde kullanılabilen manyetik ve plastik yapılı bir çeşit ödeme veya borçlanma kartı şeklinde tanımlanabilir. Elektronik Havale: Bu yöntem, borçlunun bankalar veya bu işe tahsis edilmiş özel kurumlar aracılığıyla ürün bedelini alacaklının hesabına belli bir para cinsiyle havale etmesi şeklinde gerçekleştirilir. Elektronik Bankacılık: Cep telefonuna indirilen uygulama yazılımı veya internet bankacılığı üzerinden yapılan ödemeler için kullanılan bir tabirdir. Diğer Modern Elektronik Cihazlar: Bu cihazlarla internet üzerinden etkileşim gerçekleştirilmekte ve internet şebekeleri yoluyla karşılıklı iletişime geçilebilmektedir. Anahtar Kelimeler: İslam Hukuk, Kanun, Hüküm, Görüşler. Sayfa Sayısı: 141. Tez Danışmanı: Doç. Dr. Mehmet Selim ASLAN.
İslâm fıkhında borç/karz akdi ve yükümlülükleri
Karz akdi, temel gayesi insanların ihtiyaçlarını dünyevî bir menfaat beklemeksizin karşılamayı hedef alan, tamamen insanî erdemleri göz önünde bulunduran yardımlaşma ve dayanışma esasına dayalı bir akid sistemidir. Bu çalışma karz akdini, muâsır âlimlerin eserlerinden de yararlanarak, İslâm fıkhının temel kaynak kitaplarından konuyla ilgili bilgileri kendi alt başlıklarında inceleyerek sistematik bir bilgi sunmak, mezhep imâmlarının farklı görüşlerini ortaya koyup bu akdin işlerlik kazanması hususunda tahliller ve mukayeseler yaparak kanaatimizi ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. İslâm fıkhında müsemmâ akidler arasında yer alan karz akdinin, her ne kadar zamanımızda işlevi zayıflasa da özellikle, İslâm'ın faiz yasağına karşı duyarlı olup, faize bulaşmadan hayatlarını devam ettirebilmek amacıyla zarûri ihtiyaçları için ödünç talep edenler açısından varlığına ihtiyaç devam etmektedir. Giriş ve üç bölümden oluşan çalışmamızın giriş bölümünde araştırma konusunun önemi, amacı, kapsamı, metodu ve konuyla ilgili daha önceden yapılmış çalışmalar ele alınmıştır. birinci bölümünde karzın manası, mahiyeti, şer'î dayanağı ve unsurlarından; ikinci bölümünde karzla ilgili çeşitli hükümlerden; üçüncü bölümünde ise, karzın bazı benzeri akidlerle ilişkisi ve karz teminine yönelik bazı hukuki işlemlerden bahsettik. Çalışmamıza kısa bir sonuç ve değerlendirme bölümüyle son verdik. Anahtar Kelimeler: Karz akdi, Karz-ı hasen, Ödünç verme, Mukrız, Müstakrız .
İş sözleşmesinde imkansızlık
Bir iş sözleşmesinden bahsedebilmek için aranan unsurları; bir işin görülmesi, görülen işin ücret karşılığı olması ve işçinin işverene bağımlı olarak çalışması şeklinde sıralanabilir. İş sözleşmesinin bağımlılık unsuru gereğince işçi, işverenin otoritesi altında almış olduğu emir ve talimatlara uygun olarak iş görme edimini yerine getirmektedir. Dolayısıyla bu ilişkide, olağan özel hukuk ilişkilerinden farklı bir durumun varlığı ortaya çıkar. Gerçekten de iş sözleşmesinde işçi, bağımlılık unsurunun bir sonucu olarak işverenin otoritesini hissetmektedir. Bir tarafta emeği ile iş gören işçi bulunurken diğer tarafta özellikle maddi anlamda güçlü bir kişi olan işveren bulunmaktadır. Bu durum karşısında sözleşme ilişkisinde nispeten daha zayıf konumda olan işçiyi koruma esası benimsenmiştir. Bu esasın bir sonucu olarak da, Borçlar Hukuku kavramı olarak nitelendirebileceğimiz "imkânsızlık" kavramının iş sözleşmesindeki görünümünün ayrıca değerlendirilmesi ve incelenmesi gerekliliği doğmuştur. Özellikle son dönemde COVİD-19 salgını ile değişen iş koşulları ile beraber tele çalışma, evden çalışma vb. çalışma türlerinde iş hukuku anlamında klasik bağlamda bağımlılık unsurunun bulunmadığı durumlarda imkânsızlık ifa engelinin ayrıca incelenmesi gerekliliği de ortaya çıkmaktadır. Anahtar kelimeler İş Sözleşmesinde İmkânsızlık, İfa Engeli, Covid-19'un İş Sözleşmelerine Etkisi.
Elektronik sözleşmelerin kurulması ve geçerlilik şartları
İnternet teknolojisinde meydana gelen gelişmeler sonucunda, sözleşme kurmak için daha öncesinde kullanılmakta olan telefon, faks, televizyon, radyo gibi araçlar artık yerini web sitesi, e-posta ve iletişim uygulaması gibi araçlara bırakmıştır. Bu bakımdan ortaya çıkan yeni durumlara uyum sağlayıp çıkabilecek sorunlara çözüm bulmak ve gerçekleştirilen işlemlerde güven tesis edip faaliyetlerin gelişmesine katkı sağlamak amacıyla hem uluslararası kuruluşlar hem de ülkeler internet ortamında gerçekleştirilen ticari faaliyetler konusunda hukuki düzenlemeler yapmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde; elektronik sözleşmenin tanımı, hukuki niteliği, türleri ve kuruluş şekilleriyle birlikte elektronik sözleşmelere yönelik yapılan düzenlemeler ve elektronik sözleşmelerin benzer işlemlerden farkları ortaya koyulacaktır. İkinci bölümde, elektronik sözleşmenin kurulma aşamalarına ve elektronik sözleşmenin geçerli olabilmesi için gerekli olan şartlara yer verilecektir. Son bölümde ise, tüketicilerin tarafı olduğu elektronik sözleşmeler bakımından tüketicileri korumaya yönelik düzenlemeler ele alınacaktır.
İslam ekonomik sisteminin ekonomik sorunların çözümüne etkisi
Ekonomi ve finans bilimi, insanlık tarihi boyunca medeniyetlerde ve kültürde çok önemli bir yere sahip olmuştur; toplumların gelişimi, duraklaması ve çöküşü, ekonomi ve finans bilgisinin ve pratiğinin öneminin göz ardı edilemez. Zira birçok uluslararası veya iç savaşın nedenlerinden biri olarak da ekonomi ve finans gösterilmektedir. Farklı coğrafyalarda farklı ekonomik sistemlerin benimsenmesi ve bu deneme-yanılma süreciyle toplumların şekillenmesi, hem ekonomi ve finans bilimini hem de sosyoloji ve tarih alanlarını etkilemiştir. Dünya ve insanlık tarihinde, insanı ilgilendiren her alan ve bilim birbirleriyle ilişkilidir. Bu bağlamda, ekonomiyi etkileyen bir diğer alan ise teoloji olarak gösterilebilir. Her din ve öğreti, büyük veya küçük ölçekte olsun, etkili olduğu toplumlarda ekonomi ve finansı şekillendirmiştir. Türk ve Ortadoğu toplumları incelendiğinde, yaygın ve baskın olan İslam dininin ekonomik sistemini nasıl etkilediği de önemlidir. Bu araştırma, İslami ekonomik sistemi ve onun etkinliği etrafında dönmektedir. Araştırma içerisinde dünyaca tanınan dört küresel ekonomik sistem açıklanmış, bu sistemler İslami ekonomik sistemle karşılaştırılmış ve İslami bakış açısı genel olarak sunulmuştur. Araştırmada, İslami sistemde yasaklanan yöntemler ve nedenleri, İslam ekonomisinin prensipleri ve İslami finansman yöntemleri anlatılmıştır; ayrıca birçok ortaklık türünden bahsedilmiş ve avantajları tartışılmıştır. Küresel ekonomik kriz, İslam ekonomisi perspektifinden ele alınmıştır. Bu finansal krize çözüm olarak Batı medeniyetlerinin İslami çözümleri benimsemeye yönelmeleri ve mevcut tefecilik sistemini kınamaları, tüm ekonomik faaliyetlerin trajik sonuçları ve nedenleri üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda, İslami ekonomik sistemin araçları, rüşvetleri, İslami sistemdeki sözleşmeleri ve ekonomik mühendisliği yasaklayarak bu küresel krizi nasıl önleyebileceği de tartışılmıştır. İslami ekonomik sistem, birçok Müslüman toplumda ekonomik sorunların çözümünde bir rol oynayabilir. Bu sistem, İslam'ın temel prensiplerine dayanır ve insanların adalet, eşitlik, sosyal refah ve ahlaki değerlere dayalı bir ekonomiye sahip olmasını hedefler. Mevcut ekonomik krizlerin çözümünde İslami ekonomik sistemin rolü şu şekillerde olabilir: Faizsiz Finans, Risk Paylaşımı, Sosyal Adalet, Etik Değerler, Reel Ekonomi Anahtar Kelimeler: İslami ekonomik sistem, İslami sistemdeki sözleşmeler, İslam iktisadı, İstihlaf ve Adalet
Franchise sözleşmesinde denkleştirme talebi
Bu çalışmanın konusu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 122. maddesinde düzenlenen denkleştirme talebinin, franchise sözleşmesine uygulanmasıdır. Bu çerçevede, franchise sözleşmesinin hukukî niteliği, unsurları, benzer sözleşmelerden ayrıldığı noktalar ile tarafların yükümlülükleri ve sözleşmenin sona ermesinin sonuçları çalışmanın ilk bölümünde irdelenmiştir. İkinci bölümde, franchise alanın denkleştirme talep hakkının şartları konusu ayrıntılı şekilde incelenmiştir. Son bölümde ise denkleştirme talebinin hesaplanması ve dava yoluyla ileri sürülmesi konuları ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Denkleştirme Talebi, Franchise Sözleşmesi, Müşteri Çevresi, Hakkaniyet
Tüketici işlemi olarak vekalet sözleşmesi
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un kabul edilmesi ile tüketici işlemi olarak kabul edilen sözleşmelerin uygulama alanı oldukça genişlemiştir. Kanun'da tüketici işlemi tanımlanırken vekâlet sözleşmesi de açık olarak belirtilmek suretiyle Kanun kapsamında kabul edilmiştir. Bu doğrultuda tüketici işlemi sayılan vekâlet sözleşmelerine Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile getirilen düzenlemeler uygulanmalıdır. Vekâlet sözleşmesi hükümlerinin uygulanabileceği tüm sözleşmelerde ayıp hükümlerinin ve haksız şart düzenlemelerinin uygulanması gibi sorunların vekâlet sözleşmesinin niteliğine uygun olarak çözümlenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda uygulamada sıklıkla karşılaşılan avukatlık sözleşmesi, teşhis ve tedavi sözleşmesi, kurs sözleşmesi gibi bazı özel sözleşme türlerinden de ayrıca bahsedilmiştir. Avukatlık sözleşmesinde vekâlet verenin tüketici olması hâlinde özel kanun niteliğindeki Avukatlık Kanunu hükümleri saklı kalmak üzere Kanun hükümleri uygulama bulmalıdır. Burada vekâlet veren yönünden inceleme yapılırken vekâlet verenin bu sözleşmeyi mesleki bir amaç ya da ticarî faaliyetleri ile ilgili yapmamış olması gerekmektedir. Teşhis ve tedavi sözleşmelerinde de kamu hastaneleri yönünden Kanun'un uygulama alanı bulmamakta, ancak bunun dışındaki tüm özel sağlık kuruluşlarında Kanun hükümleri uygulanmalıdır. Kurs sözleşmesine ilişkin özel düzenlemeler dikkate alınarak konu incelenmiş ve kurs sözleşmesinin de Kanun kapsamında vekâlet sözleşmesi olarak kabul edileceği tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Tüketici, Vekâlet Sözleşmesi, Tüketici İşlemi, Avukatlık Sözleşmesi, Kurs Sözleşmesi, Teşhis Tedavi Sözleşmesi
Kamu ihale sözleşmelerinde banka teminat mektupları ve uygulaması
Devlet, kamu hizmetlerini karşılayabilmek için yaptığı kamu alımlarında özel hukuk kişileriyle sözleşme akdetme yoluna gider. İdare ile özel hukuk kişileri arasında kurulan bu sözleşmeler, kamu ihale sözleşmeleri olarak adlandırılır. Kamu ihale sözleşmeleri, özel hukuk hükümlerine tabi sözleşmelerdir. Kamu ihale süreci, İdarenin ihaleye çıkmasıyla başlayıp kamu ihale sözleşmesinin ifasıyla sona eren hukuki işlemler silsilesidir. Bu süreçte İdare, bazı risklere karşı kendini koruma altına almak zorundadır. Mevzuat, İdarenin bu risklere karşı nasıl koruma altına alınacağını düzenlemiştir. Bu koruma, teminatlarla sağlanır. Bunlar tedavüldeki Türk parası, devlet iç borçlanma senetleri ve banka teminat mektuplarıdır. Uygulamada özel hukuk kişileri, belli durumları garanti altına alması için İdareye hitaben banka teminat mektubu sunarlar. Bu sayede de mevzuatta belirlenen bazı riskler garanti altına alınmış olur. Garanti altına alınan riskin gerçekleşmesiyle beraber İdare, bankadan teminat mektubu tutarının kendine ödenmesini ister. Hukuka uygun bir ödeme talebiyle karşılaşan banka, garanti altına aldığı tutarı İdareye ödemek zorundadır. Ancak banka, hukuka aykırı olan bir ödeme talebine karşı bazı savunma imkânlarına sahiptir. Bu savunma imkânları, İdareye hitaben verilen teminat mektuplarında ise kısıtlıdır. Çünkü İdareye verilen teminat mektupları "ilk talepte" ödeme kaydını içerir. "İlk talepte" ödeme kaydını içeren banka teminat mektuplarında banka derhal ödeme yapmakla yükümlüdür. Bankanın ödeme yapmaktan kaçınabilmesi ancak İdarenin ödeme talebinin likit delillerle hukuka aykırılığının ispatıyla mümkündür. Ayrıca ihtiyati tedbir kararı alınarak geçici bir süreliğine bankanın ödeme yapmasının önüne geçilebilir. Ancak İdareye hitaben düzenlenen teminat mektuplarının ödenmesi, mevzuat hükmü gereği ihtiyati tedbir kararına konu olamaz. Bu da uygulamada bazı hak kayıplarına yol açmaktadır. Çalışmamız, kamu ihale sürecine binaen hazırlanan ve banka ile İdare arasında akdedilen teminat mektupları sözleşmeleri ve bunların uygulamasının incelenmesinden ibarettir.
Sigortalı eşyalar üzerindeki rehin hakkı
Bir hukuki ilişki kapsamında doğan alacağın teminat altına alınması noktasında en çok başvurulan yollardan biri de rehin tesis etmektir. Bir alacağı teminat altına almak amacıyla rehne başvurulan pek çok durumda sigorta da fonksiyon göstermektedir. Zira alacaklının ve rehne konu olan eşya malikinin, rehinli eşyaya ilişkin menfaatlerin sigortalanmasında çıkarı vardır. Malik ve alacaklı, rehne konu eşyaya ilişkin menfaatlerini ayrı sigorta sözleşmeleri ile güvence altına alabilirler. Böyle hallerde aşkın sigorta söz konusu olmayacaktır. Bu noktada malik menfaatinin sigortalandığı haller ayrı bir önem arz etmektedir. Rehne konu olan eşyaya ilişkin malik menfaatinin sigortalandığı hallerde, söz konusu menfaat zarara uğramış ve malik lehine bir sigorta tazminatı doğmuşsa, rehin hakkı sigorta tazminatı üzerinde devam edecektir. Rehin hakkının sigorta tazminatı üzerinde devam ettiği durumlarda, rehin hakkının varlığını bilen ya da bilmesi gereken sigortacı, sigorta tazminatı üzerinde rehin hakları devam eden alacaklıların rızasını almaksızın malike yaptığı ödeme ile borcundan kurtulamayacaktır. Böyle hallerde malik, ek güvence göstermek ve rehne konu eşyayı eski haline getirmek şartıyla sigorta tazminatının ödenmesini talep edebilir. Fakat rizikoya maruz kalmış olmasına rağmen rehne konu eşya hala yeterli bir teminat teşkil ediyorsa, rehinli eşya malikinin sigorta tazminatının kendisine ödenmesini isteme yetkisinin olduğunun kabulü gerekir. Sigorta poliçelerinde yer alan dain-i mürtehin kaydı ise rehnin varlığını sağlayan bir hukuki belge değildir. Bu sebeple sadece sigorta poliçesindeki kayıtlara dayanarak sigorta tazminatı üzerinde rehin hakkının devamını kabul etmek doğru olmayacaktır. Sigorta tazminatı üzerinde rehin devam etse bile talep ve dava hakkı yine malikte olacaktır. Ayrıca rehinli alacaklıya riziko gerçekleşmeden önce de sigorta korumasının devamını sağlamaya dönük belirli imkanlar tanımıştır. Söz konusu imkanları sağlayan düzenlemeler ise sigorta sözleşmesinin sona ermesinden önce ve sonra olmak üzere iki ana ayrım etrafında yapılmıştır.
Türk Borçlar Hukukunda reklam yapım sözleşmesi
Çalışmanın temel amacı, reklam yapım sözleşmesinin niteliğini tespit etmek ve bu sözleş-meye uygulanacak hükümleri saptamaktır. Bu bağlamda konu üç farklı bölümde incelen-miştir. Birinci bölümde genel olarak reklam kavramı üzerinde durulmuş, reklamın unsurla-rı, niteliği ve çeşitli hukuk dallarının reklama yaklaşımı, bilhassa reklamın fikir ve sanat eseri niteliği ele alınmıştır. Çalışmanın esasını teşkil eden ikinci bölümde reklam yapım sözleşmesinin tanımı, tarafları, unsurları, hukukî niteliği ve diğer iş görme sözleşmelerin-den farkları irdelenmiştir. Nihayet, üçüncü bölümde reklam veren ile reklam ajansının borçları ve sözleşmenin sona erme hâlleri tespit edilmiştir.
Tüketici işlemlerinde kefalet sözleşmesi
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile tüketici işleminin kapsamı genişletilmiş ve tüm tüketici işlemlerine uygulanacak temel ilkeler düzenlenmiştir. Bu ilkelerden biri de tüketici işlemleri için verilen tüm şahsi teminatların kefalet olarak kabul edilmesidir. Tüketici işlemleri için verilen şahsi teminatlar kefalet sözleşmesi olarak sonuç doğuracaktır. Kefalet sözleşmesi kefil olan kişinin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği, fer'i ve tali nitelikli bir sözleşmedir. Söz konusu ilke ile tüketicinin borçları için verilen her türlü şahsi teminatın adi kefalet sayılması zorunluluğu getirilmiş, böylece tüketici işlemlerine kefil olmayı teşvik etmek ve kefili korumak amaçlanmıştır. Tüketicinin alacakları için verilen şahsi teminatların ise müteselsil kefalet sayılması kuralı getirilerek ve bu kez tüketiciyi koruyucu bir düzenleme yapılması amaçlanmıştır.
Adi ortaklıkta iç ilişkiler
Adi ortaklık sözleşmesi, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 620 ila 645. Madde hükümleri arasında düzenlenmiştir. Adi ortaklık, iki ya da daha fazla kişinin, emeklerini veya mallarını müşterek bir amaç uğruna bir araya getirmek suretiyle, bu amacı gerçekleştirmek uğruna birlikte çaba göstermeyi bir sözleşme çerçevesinde taahhüt ettikleri kişi birliğidir. Tüm bu esaslı unsurlar üzerinde vücut bulan adi ortaklıkta, ortaklar arası ilişkiler sözleşme serbestisinin genişçe uygulandığı bir sahadır. Bunun yanında, Kanunun emredici hükümleri yoluyla da, ortaklık sözleşmesinin özü ve ortaklar arasındaki menfaat dengesi koruma altına alınmaktadır. Adi ortaklığın tüzel kişiliğinin olmaması hususu, ortaklardan bağımsız bir hak ehliyetinin oluşmamasının yanında taraf ehliyetinin yokluğu gibi önemli sonuçları beraberinde getirmektedir. Doğuştan idarecilik kavramının hâkim olduğu adi ortaklıkta ortakların, yönetim hususunu etkileyen önemli hakları ve borçları bulunmaktadır. Adi ortaklığın yönetimi yetkisi ortaklardan veya üçüncü kişilerden bir veya daha çoğuna tevdi edilebilir. Ortaklığın müşterek amacı çerçevesinde, olağan ve olağanüstü işlerin gerçekleştirilmesi noktasında, yönetim yetkisi ve ortaklık kararları birlikte rol almaktadır. Bu bağlamda, ortakların hak ve borçlarının yanında yöneticinin hak ve borçları da söz konusu olacaktır. Nihayet, adi ortaklıkta çıkma ve çıkarılma hususları yasal düzleme mevcut Kanunla getirilmiş ve detayları düzenlenmiştir.