Iron

122 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

12-15 aylık çocuklarda demir eksikliğinin SİATT (Sosyal iletişim alan tarama testi) skoruna etkisinin değerlendirilmesi

Demir eksikliği ve demir eksikliği anemisi dünyada en sık görülen nutrisyonel eksiklik ve anemi nedenidir. Pek çok çalışmada demir eksikliği ve demir eksikliği anemisinin çocukluk döneminde büyüme ve gelişmede önemli etkilere neden olduğu bilinmektedir. Gelişmenin takibinde tarama testleri de oldukça önemlidir. Ülkemizde de pratikte kullanılmakta olan pek çok gelişim tarama testi bulunmaktadır. Demir eksikliği anemisinin, sosyal iletişim alanı değerlendirmede rol oynayan Sosyal İletişim Alan Tarama Testi'ne (SİATT) etkisi çalışmamızın amacını oluşturmaktadır. SİATT'ın günlük pratikte çocuklarımızın gelişimini değerlendirmede yaygınlaşıp, yardımcı olacağı düşüncesindeyiz. Çalışmamız prospektif bir olgu kontrol çalışmasıdır. Demir eksikliği anemisi olan 43 olgu vaka grubu olarak alındı. 69 olgu da kontrol grubu olarak belirlendi. Vaka grubu ve kontrol grubundaki olguların 12. ay ve hasta grubunun tedavisi sonrası tüm gruplarda 15. ay da SİATT tekrarlandı. Tüm olguların demografik bilgileri ve SİATT sonuçları karşılaştırıldı. Demir eksikliği anemisi olan vaka grubunda kontrol grubuna göre 12. ay SİATT sonuçlarında bakıldığında sosyal iletişim alanda gerilik yaşandığı istatiksel açıdan anlamlı değerlendirildi (p<0,05). Vaka ve kontrol grubunun laboratuvar sonuçlarına baktığımızda hemoglobin, demir ve ferritin düzeylerinin azalmasıyla SİATT toplam puanlarının da azalması istatiksel açıdan anlamlı saptandı (p<0.05). Vaka grubu tedavi sonrası kontrol grubu ile 15. ayda tekrar değerlendirildiğinde aradaki gerilemenin azalarak benzer SİATT sonuçları elde edildiği görüldü.

Anemi-demir eksikliğiDemirProspektif çalışmalar+2
Özge Yerlioğlu
Tekirdağ Namık Kemal University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi polikliniklerine demir eksikliği anemisi tanısı alarak başvuran çocuklara ve ailelerine yönelik beslenme eğitiminin etkisinin araştırılması

Demir eksikliği anemisi uygun müdahaleler ile önlenebilir bir halk sağlığı sorunudur. Bu araştırmada, Haziran 2022- Nisan 2023 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bilim Dalı polikliniklerine başvuran demir eksikliği anemisi tanılı çocuklar ve ailelerine yönelik beslenme eğitimi müdahalesinin hastaların beslenme durumlarına etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Kliniğe başvuran 102 hasta (58 erkek; 44 kız) sıra numarasına göre iki gruba ayrılmış ve bir gruba rutin beslenme eğitimi, diğer gruba demir eksikliği anemisi ile ilgili özel beslenme eğitimi verilmiştir. Tanıda, birinci ayda ve üçüncü ayda alınan besin tüketim kayıtlarından elde edilen besin ögesi analizleri hem grup içi değişim bakımından hem de gruplar arası değişim bakımından karşılaştırılmıştır. Besin tüketim kayıtları özel hesaplama programı ile, istatistiksel analiz SPSS 22.0 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Normal dağılım gösteren veriler parametrik, normal dağılım göstermeyen veriler parametrik olmayan testlerle karşılaştırılmış; %95 güven aralığında p değeri <0,05 olan değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Birinci ay kontrole 78 hasta (39 rutin eğitim ve 39 özel eğitim) dahil edilmiştir. Tüm çocukların birinci ay sonunda enerji, protein, demir, B12 ve çinko alım miktarları başlangıca göre artmıştır (p<0,05). Başlangıçta demir ihtiyacının karşılanma yüzdesi ortalama %68,08 iken birinci ay sonu kontrolde rutin eğitim alan grubun demir ihtiyacının ortalama %88,33'ünü; özel eğitim alan grubun %83,71'ini karşıladığı görülmüştür. Gruplar arası karşılaştırmada; tüketilen demir miktarı rutin eğitim grupta ortalama %28,83 artış gösterirken, özel eğitim alan grupta ortalama %54,06 olacak şekilde daha fazla artış göstermiştir (p=0,026). Protein alımları rutin eğitim grubunda %28,87 artarken özel eğitim grubunda %68,25 artmıştır ve protein alımlarındaki artış arasında anlamlı bir farklılık vardır (p=0,011). B12 vitamini alımlarındaki artış da özel eğitim alan grupta daha yüksektir (p=0,003). Üçüncü ay sonu kontrole 46 hasta (23 rutin eğitim ve 23 özel eğitim) dahil edilmiş olup sonuçlar 1. ay sonu kontrolü ile benzerdir. Bu sonuçlar beslenme eğitiminin demir eksikliği anemisi olan çocuklarda özellikle demir olmak üzere bazı makro ve mikro besin ögesi alımlarının artırılmasına katkıda bulunabileceğini göstermektedir. Çocuklar ve aileleri için uygulanacak beslenme eğitimi öncelikle demir eksikliği anemisinin gelişimini engellemeye yönelik olmalı; yenidoğandan adolesan döneme kadar bir bütün olarak ele alınmalıdır. Bireysel müdahalelere ek eğitimin yaygınlaştırılması, sürdürülmesi ve uygulanmasına yönelik kapsamlı devlet politikalarına ihtiyaç vardır.

AileAnemiAnemi-demir eksikliği+6
Tuğba Uludağ
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik böbrek hastalarında anemi ve demir parametrelerinin yönetimi

Anemi, kronik böbrek hastalığı (KBH) olan hastalarda sık görülen bir komplikasyondur. Morbidite, mortalite ve yaşam kalitesinin bozulması için önemli bir risk faktörüdür. Bu sebeplerden dolayı kronik böbrek hastalığında aneminin erken teşhis edilmesi, etyolojisine yönelik değerlendirmelerde bulunması ve tedavisi önemlidir. Bu tez çalışmasında 2014-2018 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalına başvurusu olan Evre 3A ve daha ileri evre KBH ve anemisi olan 1321 hastanın demografik bilgileri, KBH etyolojileri, anemi şiddetleri, KBH evreleri, anemi etyolojisine yönelik tetkik edilme durumları, anemi tedavisi alma durumları, aneminin düzelme durumu ve sağkalım durumları değerlendirilmiştir. Anemisi olan hastaların etyolojik açıdan değerlendirilmesi için istenmesi gereken testlerden ferritin tetkik edilme oranı %76,4 iken B12, folik asit, transferrin satürasyonu tetkik edilme oranları %20'nin altında kalmıştır. Anemisi olan hastaların %59,4'ünün herhangi bir anemi tedavisi almadığı sonucuna ulaşılmıştır. Hastaların takip süreleri arttıkça anemi tedavisinin daha iyi yapılarak hedef değerlere daha çok ulaşıldığı gösterilmiştir. Takip süresinde KBH ve anemisi olan hastaların %34,8'i ölmüştür. Anemisi düzelenlerde genel sağ kalım %79,8 iken anemisi düzelmeyenlerde %62,8 olup anemisi düzelen hastaların daha uzun sağ kalıma sahip oldukları görülmüştür (p=0,002). Sonuç olarak anemisi olan KBH hastalarını daha optimal şartlarda değerlendirmeyi ve klinik olarak endike olduğu en erken dönemde tedaviye başlanması gerektiğini önermekteyiz.

AnemiAnemi-demir eksikliğiBöbrek hastalıkları+2
Çiğdem Kara Kurak
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

OHxF 97 ve OHxF 333 armut klon anaçlarının mikroçoğaltımı

Bu çalışmada, OHxF-97 ve OHxF-333 armut (Pyrus spp.) klon anaçlarında büyüme düzenleyici madde kombinasyonlarının mikroçoğaltım üzerine etkileri araştırılmıştır. Araştırmanın çoğaltma aşamasında büyümeyi düzenleyici maddelerden BAP'ın farklı dozları, karbon kaynağı olarak sakkaroz ve glikoz ile gümüş tiyosülfatın etkileri araştırılmıştır. Çoğaltma aşamasının ilk denemesinde hem OHxF-97 hem OHxF-333 anaçlarında MS besin ortamına 2 mg/l BAP+0.5 mg/l IBA ilavesinin en yüksek eksplant başına sürgün sayısını (sırasıyla, 5.2 ve 2.1 adet/eksplant) verdiği belirlenmiştir. Çoğaltmanın 2. denemesinde ise OHxF-97 anacında karbon kaynağı ve gümüş tiyosülfatın eksplant başına sürgün sayısı ve sürgün uzunluğu üzerine etkileri önemsiz bulunmuştur. OHxF-333 anacında ise besin ortamına glikoz ve glikoz+5 µM gümüş tiyosülfat ilavesinin kontrole göre eksplant başına sürgün sayısını (sırasıyla, 2.6 ve 2.5 adet/eksplant) önemli oranda artırdığı belirlenmiştir. Köklendirme aşamasının ilk denemesinde, IBA ve aktif kömür kombinasyonlarının etkisi belirlenmiştir. Buna göre en yüksek köklenme oranı her iki anaçta da 2 mg/l IBA içeren aktif kömürsüz ½ MS ortamında meydana gelmiştir. Besin ortamına aktif kömür ilave edilmesinin köklenme oranını kontrole göre azalttığı saptanmıştır. Köklendirmenin ikinci denemesinde ise 2 mg/l IBA + 100 ya da 150 mg/l organik demir (Fe-EDDHA) uygulamasının etkisi incelenmiş olup en yüksek köklenme oranı her iki anaçta da 2 mg/l IBA+150 mg/l demir ilave edilniş ½ MS ortamında gerçekleşmiştir. Sonuçta, besin ortamına organik demir ilavesinin köklenme oranını arttırdığı tespit edilmiştir.

Aktif kömürArmutDemir+2
Yunus Emre Tuncel
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

2-5 yaş arası iştahsızlık sorunu olan çocuklarda demir, demir bağlama kapasitesi, ferritin, hematokrit, hemoglobin düzeylerinin belirlenmesi ve besin tüketimlerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma iştahsız olan çocuklarda hematolojik parametrelerin değerlendirilmesi ve demir eksikliği anemisinin varlığını araştırıp, beslenme alışkanlıklarını tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya Kocaeli Özel İlgi Çocuk Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları bölümü polikliniklerine iştahsızlık şikayeti ile başvuran 2-5 yaş arası 60 katılımcı (22 kız, 38 erkek) dahil edilmiştir. Katılımcılara kişisel özellikleri, bebeklik dönemi beslenmesi, sağlık durumu, fiziksel aktivite ve ilgi alanı, beslenme düzeni ile ilgili bilgilerini sorgulayan; besin tüketim sıklığı, üç günlük besin tüketim kaydı ve laboratuar bulgularını içeren anket uygulanmıştır. Veriler NCSS (Number Cruncher Statistical System) 2007 ve BEBİS (Beslenme Bilgi Sistemi) ile değerlendirmeye alınmıştır. Çocukların %93.3'ünün düzenli kahvaltı, %63.3'ünün düzenli öğle yemeği, % 90'nın düzenli akşam yemeği yediği tespit edilmiştir. Çocukların %75'inde ara öğün alışkanlığı olmadığı görülmüş, günlük aldıkları ortalama enerji miktarının 661,07±142,94 bulunmuştur. Günlük enerjinin ortalama %44.6'sı karbonhidratlardan, %15.2'si proteinlerden, %39'u yağlardan geldiği tespit edilmiştir. Günlük besin tüketim sıklıklıklarına göre sırası ise en çok tükettikleri besinler, tahıl grubu (%96.7), süt ve süt grubu (% 71.7), yağ grubu (%26.7) ve meyve grubu (21.7) olduğu görülmüştür. Kan sonuçlarında tüm çocukların hemoglobin değeri ortalama11,10±1,03, hematokrit değeri 32,86±2,36 ve ferritin değeri 19,70±15,53'tür. Bu değerlerin kız ve erkek çocuklar arasında anlamlı bir farklılık göstermediği tespit edilmiştir (p<0.05). Çocukların %55'inde DEA görülmüş olup, DEA ile iştahsızlık arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p<0.05).

Anemi-demir eksikliğiAnoreksiBeslenme+7
Begüm Soydan
Haliç University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Klinik biyokimyada varyasyon: Biyolojik varyasyon

Total test sürecinde son teknoloji ile analitik hata ve varyasyon kaynakları giderek azalmakta pre-analitik hata ve varyasyon kaynakları da sistemli kalite yönetimi ve eğitimi ile azaltılabilmektedir. Bireysel test sonucu değerlendirilmesinde analiz öncesi süreçten kaynaklanan olası varyasyon kaynakları minimize edilmeye çalışıldığından ve pratikte ihmal edildiğinden, sonuç değerlendirilmesinde doğal rastgele varyasyon-birey içi biyolojik varyasyon ve analitik varyasyon verileri kullanılmaktadır. Bu nedenle laboratuvar analitlerinin biyolojik varyasyon çalışmaları artan bir ilgi görmektedir. Bu yönelimin sebebi, bu bilginin tüm laboratuvar süreçlerindeki potansiyel pratik uygulamaları ile ilişkili olmasıdır. Biyolojik varyasyon verileri, test yorumları için popülasyona dayalı referans aralıklarının kullanımının değerlendirilmesi için bireysellik indeksi, referans aralığı içinde yer alan test sonuçlarının tekrarlarında meydana gelen önemli değişikliğin tahmini gibi laboratuvar testlerinin yorumlanması ve kullanılması için önemli verilerin türetilmesine izin verir. Bu çalışmamızda sonuçları popülasyona dayalı referans aralıkları ile karşılaştırma kullanılarak değerlendirilen demir, transferrin ferritin folat vitamin B12 ve 25-OH vitamin D testlerinin birey içi ve bireyler arası BV verilerini elde etmeyi ve bu değerleri kullanarak bireysellik indeksi ve referans değişim değeri verilerini türeterek ilgili testler için popülasyona dayalı referans aralıklarının kullanımını değerlendirmeyi amaçladık. Materyal-Metod: Çalışmamızda Demir, Transferrin, Ferritin, Vitamin B12, Folat ve 25-OH vitamin D testleri için birey içi biyolojik varyasyon bileşenlerinin ve referans değişim değerlerinin belirlenmesi amacıyla 22-50 yaş aralığındaki 21 (11 kadın, 10 erkek) sağlıklı gönüllüden bir ay içerisinde 0.1.7.14.ve 28. günlerde toplam 5 adet venöz kan örneği alındı. Tüm testler otoanalizörde çalışılmış olup her iki cinsiyet ve tüm grup için CVI, CVG, II, RCV değerleri hesaplandı. Bulgular: Tüm parametreler ve tüm gruplar için BV verileri sırasıyla; CVA (%) / CVI (%) / CVG (%) Demir, 0.67/27.3/32.3 Transferrin, 0.62/3.60/10.24 Ferritin, 2.27/6.21/105.6 Folat, 4.71/10.3/28.56 Vitamin B12, 6.16/5.77/34.6 ve 25-OH Vitamin D, 3.44/8.21/54.9 RCV için 2 yönlü olasılık 95% - 99% sırasıyla 74,9/98,7 10,1/13,3 18,3/24,1 31,4/41,3 23,4/30,8 24,7/32,5 ve bireysellik indeksleri sırasıyla 0.8 0,4 0,1 0,4 0.17 0,1 olarak bulundu. Sonuç: Demir, Transferrin, Folat, Vitamin B12, 25-OH Vitamin D için CVI ve CVG değerleri literatür ile uyumlu olup Ferritin için çalışmamızda bulduğumuz CVI ve CVG değerleri veri tabanında yer alan değerlerden farklı hesaplandı. Bu farklılığın çalışma için seçilen bireylerin özelliklerinden kaynaklandığını düşünmekteyiz. II için bulunan değerler ile yapılan RA kullanımının uygunluk ve faydasını değerlendirmede; Demir için II < 0.6 ve II > 1.4 olarak alındığında RA kullanımı uygun olup, Transferrin, Folat, Vitamin B12, 25-OH Vitamin D için ise RA yerine RCV kullanımının daha uygun olduğu değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Pre analitik varyasyon, Analitik varyasyon, Birey içi ve bireyler arası biyolojik varyasyon, Referans değişim değeri, Bireysellik indeksi.

BiyokimyaBiyolojiDemir+7
Halil İbrahim Akbay
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Demir ve bor uygulamalarının nohutun (Cicer arietinum L.) verim ve besin elementi içeriğine etkileri

Bu araştırmada demir ve bor uygulamalarının nohutun gelişimine ve besin elementi içeriğine etkileri incelenmiştir. Deneme Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesine ait deneme tarlalarında tesadüf bloklarında faktöriyel deneme desenine göre üç tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Demirin (0, 5 ve 10 kg Fe da) ve bor'un (0.00, 0.25 ve 0.50 kg B da) üç dozu kullanılmıştır. Deneme sonunda demir uygulamaları biyolojik verim, N, P, K, Fe, B, Mg, Mn ve Zn içerikleri üzerine önemli düzeyde (%5/%1) etki etmiştir. Bor uygulamaları ikinci dal, bakla sayısı, fertil bakla sayısı, baklada tane sayısı, P, K, Ca, Mg, Fe, Mn, Zn, Cu ve B içerikleri üzerine önemli düzeyde (%5/%1) etki etmiştir. En yüksek tane ve biyolojik verim Fe10xB0 uygulanmış parsellerde 56.53 kg/da ve 115.90 kg/da olarak elde edilmiştir. Demir ve bor uygulamalarının tane ve sap besin elementi içeriklerinde önemli değişikliklere neden olurken verim ve verim kriterlerinde önemli değişikliklere yol açmadığı belirlenmiştir.

Bitki besin elementleriBorDemir+3
Mehmet Halis Öskan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Demir borat-seryum oksit katalizör karışımlarının hazırlanması ve benzil alkolün yükseltgenmesinde kullanılması

Sunulan bu Yüksek Lisans Tezi kapsamında, demir borat-seryum oksit karışımlarının mekanokimyasal olarak hazırlanması ve benzil alkolün yükseltgenmesi tepkimesindeki katalitik etkinlikleri incelenmiştir. Bu karışımların elde edilmesinde ticari CeO2 ve Fe2(SO4)3 ile borik asitten hazırlanan sentetik Fe3BO6 (demir oksoborat) kullanılmış ve bilyalı değirmende öğütme yoluyla Fe3BO6 + xCeO2 (x = %1, 5, 10, 20) bileşiminde katalizörler hazırlanmıştır. Fe3BO6 + xCeO2 karışımları, XRD (X-Işınları Kırınımı), SEM (Taramalı Elektron Mikroskobu), FT-IR (Fourier Dönüşümlü Kızılötesi) Spektroskopisi ve BET (Yüzey Alanı Ölçüm Cihazı) teknikleriyle analiz edilmiştir. En iyi yüzey alanı, kristalinite ve yapısal özellikler gösteren ve molce %5 CeO2 içeren karışım ile benzil alkolün benzaldehite yükseltgenme tepkimesi çalışılmıştır. Benzil alkolün yükseltgenme tepkimesi, karıştırmalı reaktörlerde, geri soğutucu altında ve hidrojen peroksit varlığında gerçekleştirilmiştir. Tepkime kabından belirli sıcaklık ve sürelerde alınan örnekler GC-MS (Gaz Kromotografisi / Kütle Spektroskopisi) cihazı ile analiz edilmiş ve oluşan benzaldehit miktarı saptanmıştır. Çözücü türü, sıcaklık, tepkime süresi ve benzil alkol/katalizör oranı parametreleri için optimizasyon çalışmaları yapılmış ve benzil alkolün benzaldehite dönüşüm grafikleri çıkartılmıştır. CeO2 katkılaması ile dönüşümün arttığı ancak belirli bir mol yüzdesinden sonra tekrar azaldığı görülmüştür. %5 CeO2 içeren katalizör ile çözücüsüz ortamda, benzil alkol/H2O2= 1:4 oranında, 90C'de, 4 saat tepkime sonunda %34.5 dönüşüm ve %81.3 benzaldehit seçiciliğine ulaşılmıştır. Bu koşullarda çalışıldığında katalizörün kararlı olduğu ve üç kez yeniden kullanıldığında aktifliğinde önemli bir azalma olmadığı bulunmuştur.

Benzil alkolDemirKatalizörler+2
Abdurrahman Mete Turgut
Hacettepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabetli bireylerde diyetle demir alımı ve serum demir depoları ile glisemik kontrol arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, tip 2 diyabetli bireylerde diyetle demir alımı ve serum demir depoları ile glisemik kontrol arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Bandırma Devlet Hastanesi Dahiliye polikliniğine başvuran Tip 2 Diyabet tanısı almış, yaşları 19-64 yıl arasında değişen 84 kadın ve 80 erkek olmak üzere toplam 164 gönüllü bireyin genel sağlık durumları, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri, biyokimyasal bulguları ve diyetle demir alımları değerlendirilmiştir. Bireyler serum ferritin düzeyine göre değerlendirilirken; ferritin düzeyi <15,63 µg/L ise kuartil (Q1), 15,63-32,28 µg/L ise Q2, 32,28-69,53 µg/L ise Q3, >69,53 ise Q4 olarak 4 gruba ayrılmış ve HbA1c <%7 olan bireyler iyi glisemik kontrol, HbA1c ≥%7 olan bireyler kötü glisemik kontrol olarak değerlendirilmiştir. Bireylerin beden kütle indeksi (BKİ) ve bel çevresi serum ferritin kuartillerine göre anlamlı farklılık göstermemiştir (p>0,05). Bireylerin serum demir düzeyi Q1'de (55,18±32,97 µg/dL) diğer kuartillere göre (Q2: 79,17±35,79 µg/dL, Q3: 79,17±35,79 µg/dL, Q4: 89,15±23,83 µg/dL) anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Bireylerin serum HbA1C ortalama değerleri en yüksek Q4'te (%8,46±1,87) bulunmuştur. Bireylerin serum ferritin düzeyleri ve HbA1c düzeyleri arasında çok düşük düzeyde pozitif yönlü ilişki bulunmuştur (r:0,166 p:0,033). Hem demir alımı ile serum ferritin (r:0,278 p:0,000) ve transferrin doygunluğu (TSAT) arasında pozitif yönlü zayıf düzeyde bir ilişki saptanmıştır (r:0,228 p:0,000). Hem demir alımı ile transferrin arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p:0,054). Toplam diyet demir alımı glisemik kontrolü iyi olanlarda 22,04±10,52 mg iken, glisemik kontrolü kötü olanlarda 18,82±9,92 mg dır (p<0,05). Bireylerin serum ferritin düzeyi ile diyetle enerji, karbonhidrat, protein ve yağ yüzdesi, posa alımları arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Ayrıca bireylerin diyetle enerji, protein, karbonhidrat ve yağ alımları HbA1c düzeyleri farklı olan gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak bu çalışmada zayıf glisemik kontrol ile artmış ferritin düzeyleri arasında ilişki bulunmuştur. Ancak diyetle hem demir alımları ile glisemik kontrol arasında doğrudan bir ilişki bulunmamıştır. Tip 2 diyabetli bireylerde diyetle demir alım miktarları ve serum demiri ile ilişkili parametrelerin izlenmesinin glisemik kontrolün sağlanması açısından yararlı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Tip2 Diyabet, Demir, serum ferritin, Hem demir, glisemik kontrol

AnemiAnemi-demir eksikliğiDemir+4
Buket Gönen
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Synthesis and characterization of Fe (iron), Co (cobalt), Ni (Nickel) containing metal organic frameworks (MOFs)

In recent years, scientists and industries have been interested in metal organic frameworks (MOFs), a class of porous materials. Metal organic frameworks are formed by connecting metal clusters or ions with organic linkers. In addition to porous structures of MOFs, they have high surface areas, structural diversity, adjustable chemical functionality, high thermal stability, and easy synthesis. MOF can be used in many applications such as gas storage (e.g., hydrogen, methane, acetylene, and carbon dioxide), catalysts, and energy applications (e.g., batteries and supercapacitors). In this study, cheaper starting materials (metal salts of iron (Fe), cobalt (Co), and nickel (Ni)) based MOFs were synthesized via sonochemical synthesis method due to its fast, energy-efficient, and environment friendly method, and fumaric acid and terephthalic acid were used as organic linkers. The effects of temperature, pH, concentration, and solvent on MOF material were investigated. X-Ray Diffraction Analysis (XRD), Scanning Electron Microscope/Energy Dispersive X-Ray Analysis (SEM/EDX), and Infrared (IR) Spectroscopy, were used for characterization of synthesized compounds. In this thesis, the synthesis conditions for Fe (iron) with fumaric acid-based MOFs are optimized for the first time by using 1 mmol starting materials at 75 ⁰C and pH=natural (2.57) in 90 minutes sonication. Fe, Co, and Ni containing MOFs are synthesized for the first time by using terephthalic acid as organic linker and DMF as solvent, successfully by exploiting 90 minutes sonication. When pH of organic ligands solutions increased for faster deprotonation of organic ligands, iron oxide nanoparticles, cobalt (II) hydroxide and nickel (II) hydroxide were obtained instead of MOF structures.

IronCobaltMetal–organic frameworks+2
Çağla Galın
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çinko ve demir içerikli yaprak gübre uygulamalarının kanolanın (Brassica napus L.) verim ve verim bileşenlerine etkisi

Amaç: Kanola yetiştiriciliğinde çinko ve demirin tek başlarına ve birlikte uygulanmasının verim ve verim bileşenlerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Yöntem: DK Exception kanola çeşidi materyal olarak kullanılmıştır. Çinko içerikli ZnP ve demir içerikli RedFER yaprak gübreleri rozet dönemi ve çiçeklenme öncesi yalnız ve birlikte uygulanmıştır. Deneme 2021-2022 yetiştirme sezonunda Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü deneme alanında Tesadüf Blokları Deneme Desenine göre 4 tekerrürlü yürütülmüştür. Tane verimi, bitkide harnup sayısı, harnupta tane sayısı, bitki boyu, yandal sayısı ve bin tane ağırlığı özellikleri incelenmiştir. Bulgular: Demir ve çinko içerikli iki farklı gübrenin tek başlarına ve kombinasyonlarının bitkide harnup sayısı, harnupta tane sayısı, bin tane ağırlığı, tane verimi üzerine etkileri önemli bulunmuştur. Bitki boyu 151,08 - 160,10 cm; bitkide yan dal sayısı 5,50 - 6,58; bitkide harnup sayısı 213,37 - 321,64; harnupta tane sayısı 22,52 - 25,65; bin tane ağırlığı 3,33 - 4,02 g ve tane verimi 290,17 - 418,88 kg da-1 arasında değişmiştir. Bitkide harnup sayısı tek başına Fe uygulamasında, harnupta tane sayısı gübrelerin tek başına ve kombinasyonunda, bin tane ağırlığı ve tane verimi hem çinko hem de demirin tek başına uygulamalarında önemli düzeyde en yüksek bulunmuştur. Sonuç: Verimli bir kanola yetiştiriciliğinde demir ve çinko içerikli yaprak gübrelerinin tek başlarına olacak şekilde kullanılmasının yararlı olacağı kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çinko (Zn), Demir (Fe), Kanola, Verim unsurları, Verim

Brassica napusDemirKanola+3
Nezengül Çelik Polat
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Demir Çağı sonuna kadar Anadolu'da 'Glacisler'

Anadolu, Prehistorik Dönemden günümüze kadar çok farklı uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır. Anadolu bölge bölge değerlendirilecek olursa farklı uygarlıklardan etkilenmiş ve aynı zamanda etkilemiştir. Çalışmanın amacı olarak, bilinen en erken dönemlerden Demir Çağı sonuna kadar olan süreçte Anadolu'daki glacisler incelenmiştir. Bu kapsamda tespit edilen glacis öncelikle bulundukları bölgedeki glacis ile, daha sonra Anadolu'daki benzer buluntularla ve nihayetinde Doğu Akdeniz Bölgesi'nde tespit edilen benzer glacis ile değerlendirilmiş ve karşılaştırılmıştır. Glacis en kısa tanımıyla eğimli destek duvarı anlamına gelmektedir. Glacisler, savunma sistemlerinde ihtiyaçtan dolayı ortaya çıkmıştır. Özellikle tepe yerleşimlerinde (ki erken örneklerde genelde tepe yerleşimlerinde görüyoruz) glacislere sıkça rastlamaktayız. Yamaçlarda, yapay tepe üstündeki duvarları korumak için inşa edilen glacisler yerleşimde yaşayanların ekonomik ve erişilebilirlik bakımından uygun malzemeyi seçip yapılarda kullandıkları görülmüştür. Çalışmada kullanılan malzemeye ve glacisin inşa edildiği yere göre başlıklar oluşturulmuş ve bu bağlamda incelemeler yapılmıştır. Tepe yerleşimi dışında da tercih edilen glacisler savunma duvarının yıkılmaması için tercih edilmiştir. Topraktan yapılma basit glacislerden, iri taşlardan yapılma anıtsal glacislere kadar geniş bir yelpaze mevcuttur. Yamaçta, sur duvarının önünde ve sur duvarıyla birleşik olarak karşımıza çıkan glacis tipleri bazen tamamen taştan, bazen de moloz ve taş kaplama olarak karşımıza çıkmaktadır. Buna ek olarak sıkıştırılmış topraktan ve kerpiçten yapılan örnekler de söylenebilir. Yapılan çalışmalar sonucunda glacisin olasılıkla Troia'dan Batı Anadolu'ya ve Anadolu'nun içlerine ve oradan da Doğu Akdeniz'e yayılımı görülmektedir. Yapılan literatür çalışmasında glacis teriminin ne kadar az kullanıldığı, bunun yerine glacisi tam olarak karşılamayacak başka terimler kullanıldığı görülmüştür. Yapılan çalışmayla birlikte glacis teriminin açıklanması ve tipolojisinin belirlenmesi arkeoloji literatürüne katkı sağlayacaktır.

AnadoluArkeolojik eserlerDemir+3
Recep Cesur
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Demir karben katalizli tepkimeler

Organometalik kimyada önemli bir ligant sınıfını oluşturan N-heterosiklik karbenler (NHCs) fosfin ligantlarından daha iyi katalitik aktivite ve seçicilik göstermektedir. N-heterosiklik karbenlerin geçiş metalleri ile oluşturdukları kompleksler homojen katalizlerde önemli bir yer tutar. Bu katalitik sistemler, çok büyük yarar sağlamasına rağmen bazı geçiş metalleri çok pahalı ve çoğu zaman toksik özelliğe sahiptir. Demir ise, düşük maliyeti, bolluğu ve düşük toksisite özellikleri ile katalizde diğer metallere ilginç bir alternatiftir. Son on yıl boyunca verimli bir katalizör olarak demirin kullanımı önemli ölçüde önem kazanmış ve verimli sonuçlar elde edilmiştir. Bu alandaki çabalar sadece organik kimyada demir katalizörünün geniş uygulama alanına yol açmamış, aynı zamanda organo-demir kimyasının hızlı gelişimine de katkı sağlamıştır. Son zamanlarda demir-NHC kompleksleri ucuz, çevre dostu ve etkili katalizör öncülleri gibi özelliklerinden dolayı büyük bir ilgi kazanmıştır. Bu nedenle çalışmamızda NHC öncülü olarak imidazolidinyum tuzları sentezlenmiş ve bunların demir kompleksleri hazırlanmıştır. Yapılan çalışmalar üç başlıkta özetlenebilir: 1) N-sübstitüye imidazolin bileşiklerinin farklı alkil halojenürlerle etkileşiminden 1,3-disübstitüye imidazolidinyum tuzları (1a-1ö) hazırlanmıştır. Bu bileşiklerin bir kısmı daha önce grubumuz tarafından sentezlenmiş yapılar olmasına rağmen bazıları ise yeni sentezlenmiştir. Yeni sentezlenen bileşiklerin (1a-1f) yapıları uygun spektroskopik yöntemlerle aydınlatılmıştır. 2) İmidazolidinyum tuzlarının baz ile etkileşiminden elde edilen NHC ler Fe(CO)2CpI kompleksi ile etkileştirilmiştir. Piano-stool yapısındaki Fe-NHC komplekslerinin (2a-2l) yapıları uygun spektroskopik yöntemlerle aydınlatılmıştır. İmidazolidinyum tuzları FeBr2 ve Fe(OAc)2 ile etkileştirilerek literatürde henüz örneği bulunmayan imidazolidinyumferrat kompleksleri elde edilmiştir. Bu bileşiklerin yapıları X-ışını yöntemi ile aydınlatılmıştır. 3) Sentezlenen demir komplekslerinin karbonil gruplarının indirgenmesi tepkimelerindeki katalitik aktiviteleri incelenmiştir. ANAHTAR KELİMELER: N-Heterosiklik karben, demir, piano-stool demir kompleksi, ferrat kompleksleri, hidrosilasyon tepkimesi, hidrojen-transfer tepkimesi.

Demir
Yasemin Gökçe
İnönü University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

İyon baskılamaya dayanan katı-faz ekstraksiyon uygulamaları

Bu çalışmanın amacı, Fe(III) iyonlarını tanıyan iyon belleklere sahip, polimerik tabanlı Fe(III) baskılanmış yeni katı destekler geliştirilerek, bu katı desteklerde yer alan Fe(III) belleklerin Fe(III) iyonlarını bağlayabilme ve seçebilme özelliklerinin ortaya konulması ile bu katı desteklerin analitik uygulamalardaki etkinliğinin araştırılmasıdır. Bu çalışmanın ilk aşaması olan üç farklı katı desteğin sentez aşamasında; metakroilamido antipirin (MAAP) fonksiyonel monomer olarak kullanılmış ve kalıp iyon olan Fe(III) ile etkileştirilerek, MAAP-Fe(III) ön-kompleksi hazırlanmıştır. Sentezlenen önkompleks kullanılarak Fe(III) baskılanmış P(MAAP-Fe(III)-PQS) polimerik kuartamin simektit nanokompozit, sıcaklığa duyarlı Fe(III) iyonu baskılanmış P(NIPA-Fe(III)-MAAP) polimerik partiküller ve Fe(III) baskılı P(EDMA-Fe(III)- MAAP) mikrokürelerin sentezi gerçekleştirilmiştir. Daha sonra bu yapılardan, kalıp Fe(III) iyonu 4 M HNO3 ile uzaklaştırılmış ve Fe(III) iyonunu tanıyan bağlama bölgelerine sahip üç farklı katı destek elde edilmiştir. İkinci aşamada; bu katı desteklerin yapıları karakterizasyon çalışmalarıyla doğrulanmış ve bu desteklerin Fe(III) iyonlarının adsorpsiyon-desorpsiyon işlemlerinde kullanılabilirliği, adsorpsiyon izotermleri, diğer iyonlarında bulunduğu ortamda Al(III), Co(II), Zn(II), Cu(II), Ni(II), Fe(III) iyonlarına seçicilikleri ortaya konularak karşılaştırılmıştır. Son aşamada ise; katı desteklerin analitik uygulamalarda kullanılmasına yönelik olarak sulu çözeltilerdeki Fe(III) iyonlarının Fe(III) belleklere sahip katı desteklerle kesikli sistemlerde önderiştirmeleri ve atomik spektroskopi yöntemleriyle tayin performansı incelenmiştir. Anahtar Kelimeler:Moleküler baskılanmış polimerler, İyon baskılanmış polimerler, Nanokompozit, Demir, Organokil, Katı- faz ekstraksiyonu, Sıcaklık duyarlı polimerler, Önderiştirme,

DemirÖn deriştirme
Muharrem Karabörk
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Science
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Çeşitli bakliyat ürünlerinde bazı metallerin (Cu, Mn, Zn, Fe) spektroskopik tekniklerle analizi

ÖZET Yüksek Lisans Tezi ÇEŞİTLİ BAKLİYAT ÜRÜNLERİNDE BAZI METALLERİN ( Cu, Mn, Zn, Fe) SPEKTROSKOPİK TEKNİKLERLE ANALİZLERİ Selim Erdoğan İnönü üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Kimya Anabilim Dalı XV +114 sayfa 2002 Danışman : Prof. Dr. Satılmış Kaya Bu çalışmada Malatya iline bağlı çeşitli ilçelerden alınan kuru baklagillerden fasulye, nohut ve mercimek örneklerinde Fe, Mn, Zn ve Cu düzeylerinin tayini amaçlanmıştır. Günlük beslenmede önemli bir yer tutan ve organik matriks açısından oldukça zengin ve karmaşık olan kuru baklagillerde element kaybı olmaksızın çözünürleştirme yöntemlerinin uygulanması önemlidir. Çalışmada geleneksel yaş yakma ve mikrodalga çözünürleştirme yöntemi kullanılarak örnekler çözünürleştirilmiş ve Fe, Mn, Zn ve Cu düzeyleri alevli AAS ile tayin edilmiştir. Her iki yöntem için elementlerin % geri kazanımları araştırılmış ve asit hacmi, sıcaklık, örnek miktarı, güç, zaman gibi parametreler optimize edilmeye çalışılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Demir, mangan, çinko, bakır, element analizi, kuru baklagiller, yaş yakma, mikrodalga-çözünürleştirme, alevli AAS, fasulye, mercimek, nohut

BaklagillerBakırDemir+5
Selim Erdoğan
İnönü University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2002
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gebelikte kullanılan destek tedavisine uyum ve etkileyen faktörler

Giriş ve amaç Anne ve bebek sağlığı, sağlıklı toplumun temelini oluşturur. Birinci basamak sağlık hizmetlerinde, anne ve çocuk sağlığı açısından gebelik öncesi ve sonrası danışmanlık ve izlem önemli bir yer tutmaktadır. Anne ve bebek sağlığı için gebelik döneminde destek tedavisi olarak folik asit, demir ve D vitamini önerilmektedir. Çalışmamızın amacı Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran gebelerde destek tedavisi kullanım durumu ve tedaviye uyumu etkileyen faktörleri saptamaktır. Gereç ve yöntem Çalışmamız; 1 Haziran 2016 - 30 Eylül 2016 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran 2. ve 3. trimester gebelerde yüz yüze anket uygulanarak yapılmışır. Tek merkezli, kesitsel analitik bir çalışmadır. Dahil edilme kriterlerine uygun 488 gebeden 402'si (%82,4) çalışmaya katılmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Tanımlayıcı analizler; sayı, yüzde, ortalama, minimum ve maksimum değer şeklinde yapılmış olup gruplar arası karşılaştırmalarda Ki-kare testi kullanılmıştır. Anlamlılık değeri olarak p<0,05 alınmıştır. Bulgular Çalışmamıza katılan gebelerin yaş ortalaması 29'du. Gebelerin yaklaşık üçte biri (s=129; %32,1) yüksekokul/üniversite mezunu olup çoğunluğu (s=322; %80,1) kentsel bölgede yaşıyordu. Gebeliklerin önemli bir kısmı planlanmış gebelik (s=274; %68,2), %42,3' ü (s=170) ise ilk gebelikti. Yalnızca %16,2' si (s=65) gebelik öncesi danışmanlık hizmeti almıştı. Gebelerin %17,9' u (s=72) folik asit, %6,6' sı (s=25) demir, %18,4' ü (s=74) D vitamini hiç kullanmıyordu. Gebelerin %21,6' sının (s=87) folik asiti, %43,9' unun (s=167) demiri, %19,4' ünün (s=78) D vitaminini yeterli düzeyde kullanması çalışmamızın en dikkat çeken bulgularındandı. Gebeleri düzenli kullanmaya en sık teşvik eden durumlar; faydalı olduğunu düşünmek (s=237; %59,0) ve ebe/hekim tarafından bilgilendirilmek (s=210; %52,2) olarak saptandı. Kentsel bölgede yaşamak, yüksekokul/üniversite mezunu olmak, yüksek gelir düzeyine sahip olmak, eşinin veya kendisinin sağlık çalışanı olması destek tedavisine uyumun daha fazla olduğu durumlardı. Gebeliğin planlanmış olması, gebelik öncesi bilgilendirilmiş olmak veya danışmanlık almak destek tedavisine uyumu arttırmaktaydı. Gebelik öncesi tıbbi yardım alma, önceki gebelikte destek tedavisi kullanma, gebelerin aile hekimlerini tanıması, aile hekimi tarafından takip edilmesi ile destek tedavisine uyum arasında bir ilişki saptanmadı. Çalışmamızda, aile hekimini tanıma (s=381; %94,8), aile hekimi tarafından bilgilendirilme (s=250; %62,2) ve aile hekimi tarafından takip edilme (s=277; %68,9) oranı yüksek olmasına rağmen, destek tedavisi hakkında ilk danışılan olma (s=70; %17,4) ve gebelik öncesi aile hekimliğinden danışmanlık alma (s=9; %2,2) oranları düşüktü. Sonuç Gebelikte destek tedavisi kullanıldığı halde yeterli kullanım oranları oldukça düşüktür. Aile hekiminin görevlerinden biri olan gebelik öncesi bilgilendirme ve danışmanlık ile destek tedavisi kullanımı artmaktadır. Bulgularımız destek tedavisini teşvik etmede aile hekimlerinin daha etkin rol oynaması gerektiğini ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, gebelik, folik asit, D vitamini, demir

Aile hekimliğiBeslenmeBeslenme incelemeleri+6
Yetkin Şentosun
Aydın Adnan Menderes University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Bursa bölgesinde zeytin yetiştirilen toprakların alınabilir demir içeriklerinin belirlenmesinde kullanılabilecek yöntemler

Bu çalışma Bursa bölgesi zeytin yetiştirilen toprakların alınabilir demir (Fe) içeriklerinin belirlenmesinde kullanılabilecek en uygun yöntemin belirlenmesi için yürütülmüştür. Bu amaçla Bursa bölgesinde, araştırmadan önce geniş bir survey çalışması yapılarak Bursa'nın İznik, Orhangazi, Gemlik ve Mudanya ilçelerinde 50 adet zeytin bahçesi belirlenmiştir. Bu bahçelerden erken ilkbaharda 0 - 30 ve 30 - 60 cm derinliklerden alınan toplam 100 karma toprak örneği, ocak ayında alınan toplam 50 yaprak ve hasat olgunluğunda alınan 50 meyve örneği, araştırma materyalini oluşturmaktadır. Toprakların alınabilir Fe içeriklerinin belirlenmesinde; Toplam Fe, Kral Suyu (3 HCl + 1 HNO3) (Y1); 0,005 M DTPA + 0,01 M CaCl2 + 0,1 M TEA (Y2); "Aktif Fe" (COONH4)2.2H2O + (COOH)2.2H2O (Y3); 0,05 M HCl + 0,012 M H2SO4 (Y4); 0,05 M EDTA (pH 7,0) (Y5); 1 M NH4HCO3 + 0,005 M DTPA (pH 7,6) (Y6); 0,01 M Na2EDDHA (pH 7,0) (Y7); 0,43 M HNO3 (Y8) yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, 0,05 M HCl + 0,012 M H2SO4 (Y4) yönteminin Bursa yöresi zeytin plantasyonlarının alınabilir Fe içeriklerinin belirlenmesinde kullanılabileceği düşünülmektedir.

DemirToprakYöntem geliştirme+1
Ece Keskin
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Demir ve vitamin d düzeylerinin febril konvülziyon ile ilişkisi

Şentürk, M. Demir ve Vitamin D Düzeylerinin febril konvülziyon ile İlişkisi. DPU Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Tıpta Uzmanlık Tezi, Kütahya, 2018. Febril konvülziyonlar (FK) benign karakterde, ateşle birlikte görülen çocuklardaki en yaygın nöbet tipidir ve tüm çocukların % 2-5'inde görülür. FK etyopatogenezinde ateş, yaş ve genetik eğilimin önemli rolleri vardır. Pediatrik hastalarda en sık rastlanan nutrisyonel eksiklik olan demir (Fe) eksikliğinin bir çok nörolojik problemde etkin rol oynadığı bilinmektedir. İnsanlarda D vitamini eksikliğinin erken beyin gelişimi üzerine olan etkisi konusunda yeterli çalışma olmamakla birlikte, in vitro olarak D vitamininin beyin hücreleri üzerine nöroprotektif etkisi olduğu gösterilmiştir. Çalışmamızın amacı FK nedeniyle başvuran hastaların demir ve vitamin D düzeylerini retrospektif olarak inceleyip, FK ile aralarındaki bağlantının varlığını, FK etyopatagenezindeki yerlerini göstermektir. Çalışmanın hasta grubunu DPÜ Tıp Fakültesi Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği'ne Ocak 2015 – Aralık 2016 tarihleri arasında basit ve komplike FK tanıları ile başvuran 6 ay - 5 yaş arasındaki afebril konvülziyon, serebral palsi, mental retardasyon gibi nörolojik bozukluğu, kan elektrolit dengesizliği olmayan, antiepileptik ilaç kullanmayan ve santral sinir sistemi (SSS) enfeksiyonu olmayan 78 hasta oluştururken, kontrol grubunu aynı tarihler arasında aynı yaş grubunda FK haricinde ateşli hastalıklar nedeniyle takip edilen 118 hasta oluşturdu. Hastaların retrospektif olarak klinik, sosyo-demografik özellikleri ve labaratuar sonuçları hasta dosyalarından ve hastane otomasyon sisteminden bulunarak kaydedildi. Vitamin D seviyelerinin FK grubunda farklılık göstermediği, diğer taraftan demir eksikliği ve demir eksikliği anemisinin FK grubunda daha sık izlendiği görüldü. Konvülziyon riskini arttırması nedeniyle demir eksikliği anemisinin özellikle 6 ay - 5 yaş arası çocuklarda tedavi edilmesinin, febril hastalıkların nöbetle birlikte seyretmesini engelleyeceği düşünüldü. Anahtar kelimeler: Febril konvülziyon, Vitamin D, Demir Eksikliği

Anemi-demir eksikliğiDemirNöbetler-febril+2
Merve Şentürk
Kütahya Dumlupınar University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gram negatif bakterilerde demir ve demir metabolizmasının antimikrobiyal duyarlılık üzerine etkilerinin araştırılması

Bakteriyel etkenler gerek toplum ve gerekse hastane kökenli enfeksiyonlarda en sık rastlanan mikroorganizmalardır. Özellikle hastane kökenli izolatlarda yaygın antibiyotik kullanım gerekliliği, bakterilerin de kullanılan antibiyotiklere direnç geliştirmesi ile sonuçlanan bilindik bir süreç yaşanmaktadır. Bunun sonucu yeni antibiyotiklerin kullanıma girmesi ve bir süre kullanılması şeklinde olmaktadır. Bu çalışma başka bir bakış açısı ile, gram negatif bakterilerin enerji üretimi, oksijen taşınması ve gen ekspresyonunun regülasyonu gibi birçok önemli fizyolojik fonksiyonu için esansiyel bir element olan demirin antibiyotikler ile kombinasyonunun bakteriler üzerindeki etkinliğinin araştırılması amacı ile yapılmıştır. Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji AD. arşivindeki standart bakteri suşları ve 11'er adet E. coli, K. pneumoniae, P. aeruginosa, A. baumannii ve P. mirabilis klinik izolatı olmak üzere toplam 55 izolat dahil edilmiştir. İzolatların tümüne sefepim, amikasin, meropenem, tigesiklin, seftriakson, kolistin ve levofloksasin için EUCAST standartlarına uygun olarak disk diffüzyon ve mikrodilüsyon testleri çalışıldı. Bu antibiyotiklerin etkinliğinin demir şelatörleri deferasiroks (DFX) ve deforaksamin (DFO) ve ortam demir konsantrasyonu ile ilişkisi disk diffüzyon, dama tahtası sinerji testi ve sıvı mikrodilüsyon yöntemleri kullanırak ayrıca test edildi. Test edilen antibiyotiklerde E. coli, K. pneumoniae, P. aeruginosa ve A. baumannii izolatlarında antibiyotik duyarlılık sonuçları ile, antibiyotiklerin demir şelatörleri ve ortam demir konsantrasyonu ile kombinasyonlarında etkinlik değişmesi saptanmadı. P. mirabilis izolatlarında DFO ilavesiyle sefepim, amikasin, meropenem, tigesiklin ve levofloksasin antibiyotiklerinin zon çapları istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde artmış olduğu saptandı. Dama tahtası sinerji testi ile P. mirabilis izolatları için tigesiklin, sefepim, amikasin ve kolistin antibiyotikleri ile DFO arasında sinerjistik etki saptandı. Patojenlerle mücadelede yeni stratejilerin geliştirilmesi gerektiği, bu çalışmada saptanmış olduğu gibi bakterileri demirden mahrum bırakmanın bu yöntemlerden biri olabileceği sonucuna varılmıştır.

Acinetobacter baumanniiBakterilerDeforaksamin+5
Mehmet Erinmez
Gaziantep University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik hepatit C'li hastalarda tedaviye yanıt ile serum 8-OHDG düzeyleri ve demir metabolizma parametreleri arasındaki ilişki

Kronik hepatit C virus (HCV) infeksiyonları artmış reaktif oksijen türleri (ROT) üretimi ile ilişkilidir. 8-Hidroksi deoksiguanozin (8-OHdG), ROT'un DNA'da yaptığı oksidatif baz hasar ürünlerinden en sık karşılaşılanıdır. Interferon (IFN) tedavisinin kronik hepatit C li hastalarda hepatoselüler karsinoma(HSK) insidansını düşürdüğü ileri sürülmektedir. Bizde bu çalışmada IFN tedavisi alan kronik hepatit C'li hastalarda 8-Hidroksideoksiguanozin (8-OHdG) düzeylerinin tedaviye yanıtı belirleyen bir belirteç olup olamayacağını araştırdık. Bunun için IFN tedavisine yanıt veren, yanıt vermeyen ve nüks eden hasta gruplarındaki 8OHdG düzeylerini ve bunun demir, demir bağlama ve ferritin düzeyleriyle ilişkisini araştırdık. 60 hasta 21 sağlıklı gönüllü olmak üzere 81 olgu çalışmaya dahil edildi. Hastaların hepsi HCV-RNA pozitiflikleri 6 aydan uzun süren hastalardı. Hastalar üç gruba ayrıldı; 1.grup tedaviye yanıt veren hastalar (n=25), 2.grup tedaviye yanıt vermeyen vakalar (n=19), 3. grup nüks eden vakalar (n=16) idi. Tedavi kriterlerine uyan hastalara PEG-İnterferon 48 hafta olarak uygulandı. Tedavi süresince her ay ve tedavi bitiminde HCV –RNA değerleri ve rutin parametreler değerlendirildi. Serumda 8-OHdG, demir, demir bağlama kapasitesi, ferritin, gama-glutamil transaminaz (GGT), alanin transaminaz (ALT), alkalen fosfataz (ALP), aspartat transaminaz (AST), albümin, total protein değerleri tayin edildi. HCV-RNA düzeyleri PCR yöntemiyle, 8-OHdG ELISA ile diğer testler standart laboratuvar ölçüm teknikleri ile çalışıldı. 8-OHdG açısından gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p=0,104). Demir ve ferritin miktarları HCV'li gruplarda artmış olmakla birlikte bu artış anlamlılığa ulaşmadı (demir ve ferritin için p=0,152,p=0,082). Demir bağlama kapasiteleri arasında da yine anlamlı fark yoktu. (p=0,267) Albümin miktarları ise kontrollere göre her üç gruptada anlamlı düzeyde düşüktü. ALT, AST, ALP, GGT enzim düzeyleri HCV'li grupta kontrole kıyasla anlamlı olarak artmış bulundu. Sonuç olarak 8-OHdG serum düzeylerinin IFN tedavisi alan kronik HCV'li hastalarda tedaviye yanıt cevabı üzerinde etkisi bulunmamaktadır. İleri yaş kronik hepatit C'nin tedaviye yanıt vermemesinde veya nüks etmesinde etkili olabilir. 8OHdG'nin düzeylerini, ferritin, demir ve yaş gibi parametrelerle ilişkisini değerlendirmek için daha geniş popülasyonda ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

8-hidroksi deoksiguanozinDemirFerritin+3
Engin Ateş
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Demir eksikliği anemisi ve β talasemi minörde ısı şok proteinleri

Isı şok proteinleri tüm ökaryotik ve prokaryotik hücrelerde bulunan moleküler şaperon işlevi olan bir protein grubudur. Büyüme faktörlerinin bulunmayışı, hipoksi, DNA hasarı, sitotoksik ilaçlar, hücre ölümü sinyalleri, toksik ve oksidatif stres Hsp ifadesini arttırır. Bu araştırmada her ikisi de hipokrom mikrositer anemiler olan DEA ve β talasemi minörde ve sağlıklı gruplarda EPO ekspresyon ve/veya salınımında teorik olarak ilişkisi bulunan Hsplerin düzeylerinin araştırılması ve EPO ve hepsidin düzeyleri ile olası ilişkilerinin gösterilmesi amaçlandı. Bu çalışmada DEA olan 84 çocuk, β talasemi minörlü 20 ila yaş ve cinsiyet uyumlu 45 sağlıklı çocuk dahil edilmiştir. Kan örneklerinde Hsp60, Hsp70, Hsp90, EPO ve hepsidin düzeyleri ELISA yöntemi kullanılarak ölçüldü. Üç grup arasında yaş ve cinsiyet açısından anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,051). Hsp60, DEA grubunda β talasemi minör ve kontrol grubuna kıyasla daha yüksek bulundu. Hsp90, DEA grubunda kontrol grubuna göre daha yüksek bulundu. EPO DEA ve β talasemi minör grubunda kontrol grubuna kıyasla daha yüksek bulundu. Hsp70 ve hepsidin düzeyleri hasta-kontrol grupları arasında farklılık göstermemektedir. Hsp60 ve Hsp90 düzeylerinin EPO düzeylerinden bağımsız olarak DEA'de yüksek olmasından dolayı düzenlemenin hipoksi ve aneminin derecesi ile değil demir eksikliği ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Hsp60'ın apoptotik özellikleri iki anemi grubu arasındaki RBC sayı farkına etkili bir faktör olabilir.

AnemiAnemi-demir eksikliğiDemir+2
Hasan Ulusal
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut bronşiyolit vakalarında serum eser element (Çinko, Demir, Bakır) düzeyleri

Amaç. Akut bronşiyolit, özellikle 2 yaş altı çocuklarda, daha çok virüslerin, küçük hava yollarındaki epitel hücrelerini tutarak mukus üretiminde artışa, bronşiyollerde tıkanmaya, bronkospazma ve hava hapsine neden olarak ortaya çıkan alt solunum yolu enfeksiyonudur. Hastalığın görülme sıklığının fazla olması, tam etkili bir tedavisinin veya önleyici bir girişimin bulunmaması hastalığın önemini arttırmaktadır. Vücudumuzdaki çeşitli fizyolojik ve biyolojik olayların düzenlenmesi için glukoz, yağ asitleri, aminoasitlerin ve vitaminlerin yanı sıra minarellere ve eser elementlere de ihtiyaç olduğu bilinmektedir. Bu eser elementlerden özellikle vücudumuzda en yüksek miktarda bulunan, hem hücresel hemde hümoral immünitenin düzenlenmesinde rol oynayan çinko, demir ve bakırın eksikliğinde ASYE gibi çocukluk çağında sık görülen enfeksiyonlara karşı vücut direnci azalmaktadır. Bu çalışmada akut bronşiyolit tanısı alan hastalar ile sağlıklı çocuklardaki serum çinko, bakır ve demir düzeylerini karşılaştırarak bu elemntlerin eksikliğinin hastalığın etyolojisindeki rolünü araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem. Çalışmaya Eylül 2019 – Mayıs 2020 tarihleri arasında Bezmialem Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Acil ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniklerine akut bronşiyolit kliniği ile başvuran 2 ay-5 yaş arası 40 hasta çocuk ile fizik muyenesinde herhangi bir patolojik bulgusu olmayan aynı yaş grubunda 40 sağlıklı çocuk çalışmaya alındı. Hasta grubun; fizik muayene bulguları kaydedildi. Akut bronşiyolit tanısı alan hastalar klinik skorlama sistemleri kullanılarak hafif, orta ve ağır şiddette olmak üzere gruplara ayrıldı. Hasta grubunda serum çinko, demir ve bakır düzeyleri ölçüldü ve kontrol grubu ile karşılaştırılması yapıldı. Bulgular. Hasta grubunun yaşları 2 ay- 5 yaş arasında değişmekte olup ortalama yaş 19,5±18,2 ay, kontrol grubunun yaşları ise olgu grubuna benzer sekilde 2 ay- 5 yaş arasında olup ortalama yaş 22,0 ± 12,3 olarak bulundu. Her iki grup arasında yaş dağılımı açısından fark bulunmadı (p>0,05). Çalışmamıza katılan hasta grubunun 12'si (%30) kız, 28'i (%70) erkek, kontrol grubunun 15'i (%37,5) kız, 25'i (%62,5) erkek idi. Her iki grup arasında cinsiyet dağılımı açısından fark bulunmadı (p>0,05). Serum çinko ve demir düzeyleri hasta grubunda kontrol grubuna göre belirgin şekilde düşük bulundu (p<0,05). Sonuç. Serum çinko ve demir eksikliği akut bronşiyolit için bir risk faktörü olabilir. Özellikle ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerde; akut bronşiyolit gibi görülme sıklığı fazla olan, tam ve etkili bir tedavisi olmayan enfeksiyon hastalıklarından korunmak için mikronütrientlerin beslenmemizdeki önemi unutulmamalı, buna bağlı olarak akut bronşiyolitin sıklığının azalmasında bu elementlerin rolü olabileceği, akut bronşiyolitin mevcut tedavisine ek olarak çinko ve demirin tedaviye eklenmesinin faydalı olabileceğini düşünmekteyiz.

Akciğer hastalıklarıBakırBronşiyal hastalıklar+5
Öznur Gökçe Taylan
Bezmialem Vakıf University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Tiyoürenin değişik korozif ortamlarda demirli malzemelere inhibitör etkisinin araştırılması

ÖZETKorozyonu önlemek yada kontrol etmek amacıyla kullanılan en yaygın yöntemlerden biri de inhibitor kullanımıdır. Kapalı devre çalışan sulu sistemlerde inhlbitörlerle koruma yapılabileceği gibi sulu olmayan ortamlarda da inhibitor kullanılabilir. Bir maddenin inhibitor etkinliği moleküllerin metalle olan etkileşmesine bağlıdır. Asitli çözeltilerde (1 M HCI, 1 M H2SO4) demirli malzemelerin korozyonu önlemede tiyoüre ve onun türevleri inhibitor olarak kullanılmaya çalışılmaktadır. Tiyourenin inhibitor olarak kullanılmasında karşılaşılan en önemli sorun tiyoüre derişimidir. pH'a bağımlılık ise belirsizdir. Asitli ortamlarda ve düşük derişmekle tiyourenin demirli malzemelerde korozyonu önlediği ileri sürülmektedir. Bu amaçla yapılan çalışmada, saf demirin başlangıç pH'ı 4 olan, Üyoüre içeren ve içermeyen 0,1 M Na25C>4, 0,1 M Na2SÛ4 + 0,01 M Ftalik asit 0,1 M Na2S04 + 0,01 M Ftalik asit + % 3,5 NaCI, 0,01 M Ftalik asit + % 3,5 NaCI, %3,5 NaCI çözeltilerinde korozyon davranışları; kütle kayıpları, korozyon potansiyelleri (H^ct), polarizasyon dirençleri (Rp-1) ve akım-potansiyel eğrileri yardımıyla araştırılmıştır. Başlangıç pH'ı 3 olan 0,1 M NagSC^ çözeltisinde değişik derişimlerde (5, 15, 50 mM) tiyourenin demirli malzemelerin korozyonunu azalttığı elde edilen sonuçlardan görülmektedir. Bu ortamlarda tiyoüre derişimi arttıkça korozyon hızının da arttığı saptanmıştır. Ortam pH'ı 3'e ftalik asitle tamponlandığı 04 M Nag504 + 0.01 M ftalik asit ortamında 5, 15 ve 50 mM derişimlerde tiyoüre çözeltisinde demirli m 1rgrn**lftHT* korozyon hıya oldukça dfopr^kt^İr- Burada ftalik asitteki aromatik halkanın, karboksil gruplarının ve tiyourenin II. bağlarının etkisi ile oluşan yüzeydeki koruyucu tabakası kuroayu hızını azaltmaktadır. Verilere göre tiyourenin yüksek derişimlerinde bu koruyucu5? 0,1 M Na2S04 + 0,01 M ftalik asit çözeltisine (pH - 3) % 3,5 NaCI eklendiğinde korozyon hızının yükseldiği saptanmıyor. CI" iyonlarının yüzeye saldırgan tavırları yüzeyde oluşan Üyoüre kritik bir derişimde (5 mMM - 15 mM) arasında korozyon hızının düşmesinde etkin olmaktadır. Ortamdan SO4"1 fonlarının uzaklaştırılması durumunda yani 0,01 M İtalik asit + % 3,5 NaCI çözeltisinde (pH - 3) demirin korozyon hızı yükselmektedir. SQ4T iyonları, Cr iyonlarının yüzeye saldırısını kısmen önlediği bu ortamda elde edilen sonuçlardan anlaşılmaktadır. 0,01 M ftalik asit + % 3,5 NaCI çözeltesinde (pH « 3) Üyoürenin yüksek derişimlerinde azalmaktadır. % 3,5 NaCI çözültesinde (başlangıç pH'ı 3 olan) üyoürenin yüksek derişimleri demirin korozyon hızını çok az azaltmaktadır.

DemirKorozyonTiyoüre+2
Hatice Özdemir
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
1993
00
Master'sOpen AccessTR

Gyttja'da bulunan humin asitlerine demir ve çinko'nun bağlanması ile oluşturulan organomineral komplekslerin bitki gelişimine etkileri üzerinde bir araştırma

Bu araştırmada, Afşin-Elbistan linyit tabakaları arasında katmanlar halinde olan gyttja materyalinde bulunan humin asitlerine bitki besin ellementlerinin bağlanmasıyla oluşturulan organo mineral kompleklerin bitki gelişimine etkisini saptamak amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla yapılan çalışmada 6 uygulamalı 4 yinelemeli saksı denemesi kurulmuştur. Denemede humin asidi ile birlikte FeS04veZnS04 uygulanmıştır. Araştırmada kullanılan gyttja materyali %25 organik madde, %25 kil %0.11 tuz, %0.45 azot içermektedir. Araştırma sonuçlarına göre humin asidi, FeSÜ4 ve ZnSC>4 uygulamalarınınverim üzerinde istatistiksel bakımdan önemli bir etkisinin olmadığı, uygulanan ZnS04'ın hem toprağın hem de bitkinin Zn içeriğine arttırdığı bulunmuştur.

Bitki gelişimiDemirGidya+3
Safiye Şipal
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
1994
00

Related subjects