Dil felsefesi

Bu konu başlığı altında 50 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Saf bağlamsal terimlerin transandantal zemini

Günümüz dil felsefesi çalışmaları bakımından saf bağlamsal terimlerin semantiğinin nasıl yapılacağı tartışması güncel bir meseledir. Saf bağlamsal terimlerin doğal dildeki ayrıcalıklı kullanım özellikleri bu tartışma içerisinde tespit edilmekle beraber bu ayrıcalıklı kullanımın kaynağı konusunda bir açıklama getirilmemiştir. Bu çalışma saf bağlamsal terimleri kaynağı bakımından soruşturmayı amaçlar. Çağdaş semantik anlayışına hakim olan paradigmanın kökeninde bulunan bir filozof olarak Kant'ın düşüncesi aynı zamanda bu çalışmanın da teorik zeminidir. Çalışmamız saf bağlamsal terimlerin ayrıcalıklı kullanım özelliklerinin kaynağını Kant düşüncesinde tecrübenin kuruluşunda araştırır. Bu araştırma Kant'ta tecrübenin kuruluşundaki katmanlılığı eleştirel bir bakış açısıyla ele alır. Tecrübenin kuruluşuna dair araştırma sonucunda çalışmamız tecrübenin kuruluşundaki katmanlılığın dildeki bağlam duyarlı terimler arasındaki hiyerarşi ile ilişkisini tartışır.

Dil felsefesiFelsefeKant, Immanuel+1
Elif Erdemir
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Platon metafiziği ekseninde çağdaş matematik felsefesi tartışmalarının değerlendirilmesi ve Gödel'in tamamlanamazlık teoremlerinin yorumlanması

Çağdaş felsefede ontoloji, bir açıklama dilinde nelerin "var" kabul edileceğine ilişkin bir araştırma, metafizik ise şeylerin ve gerçekliğin bizzat kendisine ilişkin bir araştırma olarak anlaşılmaktadır. Çağdaş matematik felsefesinde yapılan tartışmalar, daha çok sayı ve küme gibi matematiksel nesnelerin var olup olmadığına ilişkin olarak ontolojik bir boyutta ilerlemekte, ancak bu nesnelerin metafiziksel zemini ihmâl edilmektedir. Matematiksel nesnelerin varlığını kabul eden "Platoncular", aslında belli bir dil çerçevesinde matematiksel nesnelerin var olduğunu "varsaymakta", ancak bu nesnelerin metafiziksel doğasına ilişkin bir araştırmaya girişmemektedir. Platonculuğun adını aldığı Platon'a göre, kendinde varlıklar olarak İdealar, tüm matematiksel ve fiziksel entitelerin ve inşaların zemininde yer almaktadır. Ruh, bu İdealarla önsel olarak tanışık olduğu için, bu inşaları gerçekleştirerek matematiksel nesneleri tecrübe edebilmekte ve onlar hakkında yargılar verebilmekte ve matematik yapabilmektedir. Platon'a göre ruhun İdealarla olan bu tanışıklığı, ruhun İdealarla benzer bir yapıda olmasının ve bu sayede ölümsüz olmasının da bir delilidir. Çağdaş matematik felsefesinde matematiğin temellerine ilişkin ileri sürülen görüşler, kavramların kaplamı, biçimsel tamdeyimler ve görüsel inşalar gibi çeşitli matematiksel nesnelerden bahsetmekte, ancak bunların metafiziksel zeminini sorgulamaya girişmemektedir. Tezimizde ortaya koymaya çalıştığımız gibi, Platon metafiziğine göre, ruhun kendinde varlıklar olarak İdealarla olan tanışıklığı sayesinde, çağdaş dönemde temel matematiksel nesneler olan kümeleri inşa edip matematik yapmasının mümkün olduğu öne sürülebilir. Kurt Gödel'in biçimsel dizgelerin özsel olarak tamamlanamaz olduğunu ve kendi tutarlılıklarını ispatlayamayacağını ileri süren "tamamlanamazlık teoremleri" de bu Platoncu metafizik anlayışına bir destek sunabilir ve bu anlayış ekseninde değerlendirilebilir.

Analitik felsefeDil felsefesiGödel, Kurt+6
Sinan Tanrıkulu
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gelenek ve ideoloji bağlamında dilsellik: Gadamer-Habermas tartışması

Doğru bilgi ve anlama ulaşma imkanını tartışan Gadamer ve Habermas'ın hareket noktası birbirine yakındır. Her iki filozof da bilginin ve tecrübenin nesnesi ile öznesi arasında her zaman dilsel mesafe olduğunu düşünmektedir. Anlama, dilsel bir dolayım ile dilin sınırları içinde gerçekleşmektedir. Gadamer'e göre dil, insanı kuşatan ve anlamayı şekillendiren ortamdır. Gelenek dil ile insana bir anlam dünyası oluşturmaktadır. Habermas'a göredilin kullanımı ile insanın dünya tecrübesi ve bilgisi belirlenmektedir. Dilsel dolayımın kaçınılmazlığından dilin yönlendirilmesi ve deforme olması sorunu doğmaktadır. İki düşünür bu soruna getirmeye çalıştıkları çözümde farklılaşmaktadırlar. Habermas, Gadamer'in gelenek teorisi ile otoritenin baskısının ve önyargıların yönlendirilmesinin meşrulaştırıldığını ve dolayısıyla eleştirel aklın baskı altında kalmasından kaynaklı olarak, doğru bilgiye ulaşmanın neredeyse imkansız olduğunu düşünmektedir. Gadamer ise Habermas'ın dili hasta olarak farz eden ve onu psikanaliz ile iktidarın ve otoritenin baskısından arındırma çabasını pratik olarak uygulanamaz görmekte ve önyargı eleştirisinin bir önyargı olduğunu düşünmektedir. O halde yöntem olarak psikanaliz tatbik edilmeksizin ve geleneğin dolayımından çıkmak mümkün olmadan, doğru bilgiye ulaşmak ve eleştiri imkânı nasıl mümkün olmaktadır? Çalışmamızda bu soruya cevap bulmayı hedeflemekteyiz. Dilin deforme edilme ihtimali içinde doğru bilgiye nasıl ulaşılabildiği ve bilginin doğruluk kriterleri tartışılmaya çalışılacaktır.

Dil felsefesiDilsel ögelerGadamer, Hans Georg+3
Zeynep Deniz Yeter
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Platon'un khôra kavramının işaretin kuruluşu bakımından derinleştirilmesi

Platon, ilk defa Timaios diyaloğunda ortaya koyduğu khôra kavramını, metheksis problemini çözmek üzere kullanır. Akledilir olan eidoslar ile onların duyulur kopyalarının yanında üçüncü bir cins olarak konumlandırdığı khôra, duyulur olanın akledilir olan bakımından açıklanabilmesini mümkün kılar. Fakat bizim iddiamıza göre khôra, Platoncu diyalektik içinde, "Bir"le ilişkisi içinde açıklanmaz. Platon'un khôranın birliğinin zeminini açıklamaması, kendisinden sonraki düşünce tarihinin mekânla ilgili tartışmalarını da belirler. Bu bakımdan Platon'un khôrayı vazetme şekli, düşünce tarihi boyunca uzayla ilgili yapılan tartışmaların bir doğum yeridir. Fiziksel nesnelerin mekânı olarak khôranın ne olduğu sorusu bugün hâlâ belirsizliğini korumaktadır. Antik Yunan'da başlayan felsefi gelenek varlığı dilin unsurlarını ve mantığını çözümleme ve buradan hareketle varlığın farklı veçhelerini seyretme (düşünceye ve bilgiye konu etme) çabası olarak da anlaşılabilir. Biz bu çalışmada, bu felsefe yapma çizgisini sürdürerek khôra kavramını, dilin en temel unsuru olan işarete yönelerek ele alıyoruz. İşaretlerin, "şeffaflaşarak" kendilerinden başka bir şeyi göstermeleri ve bu anlamda bir başka şeyin mekânı hâline gelmeleri bakımından bir khôra olarak yorumlanabileceğini ifade ediyoruz. Bu anlamda işaretlerin, insan ruhunun kendine anlamları sunarken kullandığı bir "ara yüz" ve "mekân" olduğunu ifade ediyoruz. Bu tezin temel iddiası, uzayın da Ben'in kendinde olanı kendine sunarken kullandığı bir ara yüz olduğu, bu anlamda hem işaretin hem de fiziksel nesnelerin mekânı olarak uzayın bir ve aynı fiilin iki farklı ciheti olduğudur. Dolayısıyla işaret ve özel olarak da dilsel işaretlere ilişkin bir soruşturmanın, fiziksel nesnelerin mekânı olan khôra hakkında konuşma imkânı sağlayabileceğini iddia ediyoruz.

Dil felsefesiFiziksel mekanGösterge+3
Merve Nur Yaman
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Dilbilimin transandantal zemini ve a priori ilkeleri üzerine bir deneme

Bu çalışma, Kant'ın transandantal felsefesinden hareketle dilin ve dilbilimin transandantal zeminlerini araştırmayı amaçlamaktadır. Dilsel yapının yalnızca psikolojik, tarihsel ya da ampirik açıklamalara indirgenemeyeceği; aksine, onu mümkün kılan a priori koşulların transandantal bir çözümleme aracılığıyla belirlenebileceği savunulmaktadır. Bu bağlamda Kant'ın transandantal estetik ve analitikte ortaya koyduğu biçimsel kategorilerden ilham alınmakta, ancak bu kategorilerin dilsel olguları açıklamak bakımından gerekli fakat yeterli olmadığı ileri sürülmektedir. Çalışma, dilin oluşumunu ve işleyişini mümkün kılan "transandantal fiiller"in —örneğin sayı, yer, sıra, yönelim, üç boyutluluk gibi— dilsel anlamın kuruluşundaki rolünü göstermeye yöneliktir. Bu kavramların, dilsel dizgenin biçimsel önkoşullarını belirlediği ve böylece dilbilimin de kendine özgü bir transandantal zemine ve a priori ilkelere sahip olduğu iddia edilmektedir. Sonuç olarak, çalışma, Kant'ın transandantal yöntemi ile modern dilbilimin kurucu ilkeleri arasında bir köprü kurarak, dilin ontolojik değil, transandantal bir fenomen olarak temellendirilebileceğini göstermeyi hedeflemektedir.

Analitik felsefeAydınlanma felsefesiDil felsefesi+3
Elçin Esin Kaygın
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Chomsky'nin kartezyen dil anlayışı

Bu çalışmada Chomsky'nin Kartezyen dil anlayışı, yani dilin apriori yönü üzerine yaptığı tespitlerin incelenmesi esas konudur. Dilin doğuştanlığı görüşünün dil felsefesindeki yeri ve Chomsky ile nasıl şekillendiği ve dil incelemeleri sırasında geliştirdiği kuramların neler olduğu ele alınmıştır. Tezin diğer bölümünde ise Platon'dan Chomsky'ye gelen süreçte dil anlayışının geçirdiği değişimin dil felsefesini nasıl etkilediği irdelenmiştir. Tüm bu veriler ışığında Chomsky, dil yetisini varoluşumuzun ilk anlarından itibaren bize verili olan bir yetenek olarak tanımlamış ve bu yetenek sayesinde insanın, sonlu sayıda sistemle sonsuz sayıda ifade üretebilen bir mekanizmaya sahip olduğunu savunmuştur. Dil yetimizin önemli bir kısmını genetik olarak edindiğimiz görüşünü öne süren Chomsky, bu konudaki özgünlüğünü ortaya koyduğu kuramlarla da desteklemiştir. Çalışmada konu edindiğim zihin ve dil ilişkisi Chomsky'nin tüm yapıtlarında esas temadır. Bunun yanı sıra evrensel dilbilgisi ve üretici (dönüşümsel) dilbilgisi kuramlarını da ilk defa Chomsky öne sürmüştür.

Chomsky, Avram NoamDil felsefesiFelsefe+2
Hatice Önür Dayan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Genel terimlerin zorunlu imlemesi üzerine

The aim of this thesis is to discuss whether general terms are rigid and if they are, how their rigidity should be interpreted. To this end, I first present the problems related to the rigidity of general terms. The most important ones among them are the following: What do general terms refer to? Is there any difference between the terms called ?natural kind terms? and other general terms? After that, I discuss the arguments of three competent interpretations which try to overcome these problems. The first interpretation holds that general terms refer to (or apply to) each and every object in their extensions. According to this view, only general terms related to essential properties like ?cat?, ?gold? turn out to be rigid. After I try to expose the drawbacks of this view, I examine the arguments of the second interpretation which holds that general terms refer to abstract kinds. I also argue for this interpretation. According to this interpretation general terms which refer to the same kind in all possible worlds turn out to be rigid. The main objection to this view is that this interpretation makes so many general terms rigid and it trivializes the notion of rigidity. Arguing that this is an unfair objection, I also focus on the philosophical importance of the subject and show that the interpretation I argue for realizes this philosophical importance. The third interpretation, on the other hand, rejects the rigidity of general terms. I also discuss the drawbacks of this view.Another subject I discuss in the thesis is the rigidity of artifactual kind terms. The kinds of human made objects for specific purposes are usually called ?artifactual kinds?. I argue that artifactual kind terms could rigidly refer to artifactual kinds. I reply to the critiques of this view with regard to the semantics of artifactual kind terms and metaphysics of artifactual kinds.

SemanticsPhilosophy of languagePhilosophy+3
Alper Yavuz
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The emergence of inostensible reference

This thesis is a struggle to combine the developments in modern linguistics and philosophy of language by focusing on the emergence of inostensible reference. Inostensible reference is a linguistic tool that allows speakers/thinkers to refer to the unknown. My thesis claims that two stages in the biological evolution of language were necessary for inostensible reference to flourish: i) lexicalization: the operation transforming concepts into lexical items. ii) Merge: the operation combining lexical items according to grammatical principles. Though these two operations are foundational for inostensible reference, I claim that they are not sufficient because these same operations are also the basis of ordinary ostensible reference (and of the birth of full language faculty itself). I think that a third factor must have contributed to the rise of the inostensible reference. This third factor is glossogenetic in nature, namely it is due to a cultural change, not biological. And lastly, I suggest that a new connection between the core language faculty and conceptual-intentional system (allowing inference) may have allowed human being to use ostensible terms to form inostensible terms from them. By making us of the findings in different disciplines studying language such as philosophy of language, linguistics, cognitive science, evolutionary biology and cognitive psychology, the thesis aims at encouraging interdisciplinary collaboration.

BiolinguisticsPhilosophy of languageLinguistics+2
Gökhan Doğru
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

John R. Searle ve Pierre Bourdieu'de dil, toplum ve güç ilişkisi

Bu tezin amacı, dil, toplum ve güç arasındaki ilişkiyi John Searle ve Pierre Bourdieu'nün düşünceleri ışığında göstererek dil felsefesi ve toplum felsefesi arasında bir bağlantı ya da köprü kurmaktır. Bu amaç doğrultusunda ilk olarak Searle'ün toplumsal gerçekliği inşa ettiğini düşündüğü ilkelere değinilip bu ilkelerin dil ile bağlantısı ortaya konmuştur. Ardından Searle'ün toplumsal gerçekliği ve bir manada insan uygarlığını yaratan şeyin dil olduğuna ilişkin iddiası tartışılıp onun dilin kurucu rolüne ilişkin bu iddiasının aslında dil, toplum ve güç arasındaki ilişkiyi gösterdiği belirtilmiştir. Bu ilişkiyi daha görünür hale getirmek adına Bourdieu'nün toplumsal güç ilişkilerini ve sosyal bilimlerdeki karşıtlıkları ortadan kaldırmak için inşa ettiği pratik teorisinin kavram ve varsayımları onun dil anlayışıyla birlikte ele alınmıştır. Bu kavram ve varsayımlar dil ile birlikte ele alınıp çözümlendiğinde Bourdieu düşüncesinde dil, toplum ve güç arasındaki ilişki de açık hale gelir. Son tahlilde dil felsefesi ve toplum felsefesi arasında kurulması planlanan bağlantı hem Searle'ün hem de Bourdieu'nün dil, toplum ve güç arasındaki ilişkiye dair görüşleri çözümlenerek, değerlendirilerek ve karşılaştırılarak güçlendirilmiştir. Bu iki düşünür birlikte ele alınarak hem sözü edilen iki düşünür arasındaki hem de problem alanları ve felsefi disiplinler arasındaki ayrım ve sınırlar ihlal edilmeye ve bir anlamda ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır.

Bourdieu, PierreDilDil felsefesi+5
Sedat Bingöl
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimEN

On the nature of the semantics-pragmatics distinction

In linguistics and philosophy; syntax, semantics, and pragmatics are typically held to characterize some complementary yet distinct aspects (i.e. explanans) in a language with respect to some related significance (i.e. explanandum) such as meaning, language comprehension, communication, and cognition. In the last decades, the question of how to draw the semantics-pragmatics distinction in a principled way has become one of the most noteworthy, but equally most contentious, question in philosophy of language and in philosophy of linguistics. This dissertation questions the nature and the extent of the endeavors for drawing the distinction in a principled way in order that it outlines methodological warrants for a better understanding of the distinction. In this respect, the dissertation argues for the deflationary stance which contends that semantics and pragmatics are stipulative categories under which more fundamental theories underlying them are trivially abridged. For this matter, the dissertation critically analyzes the object-level interpretations of the distinction on the basis of some assumptions (derivativeness, integrity, autonomy, sharpness, and cursiveness) and the assumption schema (the Aspect Distinction Assumption) on which these object-level interpretations typically rest. Accordingly, the dissertation takes issue with the substantiality of the distinction by deflating its alleged significance in substantivizing some adopted explanandum about a given language.

SemanticsLinguisticsPhilosophy of language+2
Mustafa Polat
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

İdeal demokrasi arayışında yeni bir yol: Habermas'ın müzakereci demokrasi modeli

İyi ve adil bir siyasal düzen arayışı, siyaset felsefesinin ve toplumsal düşüncenin temel problematiklerinden biri olarak varlığını sürdürmüştür. Tarihsel süreç içerisinde demokrasi, gerek bir yönetim biçimi gerekse de normatif bir ideal olarak ayrıcalıklı bir konum edinmiş; özellikle liberal ve müzakereci demokrasi modelleri, modern siyasal düzenin meşruiyetini temellendirme iddiasıyla öne çıkmıştır. Bu çalışma, çağdaş demokrasinin yapısal olarak karşı karşıya bulunduğu meşruiyet krizini, Jürgen Habermas'ın müzakereci demokrasi kuramı çerçevesinde felsefi bir inceleme konusu haline getirmektedir. Bu doğrultuda çalışmada, öncelikle neden bütün yönetim biçimleri arasında demokrasinin tercih edildiğini ayırt edici yönleri ve gerekçeleriyle tartışmaya açmaktadır. Ardından demokrasi kavramının tarihsel gelişimi ve başlıca demokrasi kuramları ele alınmakta; liberal demokrasinin temelleri ve güncel krizleri tartışılmaktadır. Daha sonra, Habermas'ın ileri sürmüş olduğu müzakereci demokrasinin kuramsal dayanakları, normatif varsayımları ve siyasal katılıma ilişkin sunduğu model, onun kuramının ortaya çıkmasında etkili olan temel unsurlarla birlikte (Frankfurt Okulu, Aydınlanma, etkilendiği düşünürler gibi), etik ve dil felsefesi bağlamında ayrıntılı biçimde incelenmektedir. Çalışmanın son bölümünde ise müzakereci demokrasinin pratik olarak uygulanabilirliği, yerel katılım pratikleri ve dijital kamusal alanların sunduğu imkânlar bağlamında değerlendirilmekte ve kuramın eksik yönlerinin giderilmesi yönünde önerileri ele alarak tartışmaya açmaktadır. Çalışmanın temel savı, müzakereci demokrasi yaklaşımının demokratik meşruiyetin yeniden inşası açısından önemli bir teorik potansiyel taşıdığı yönündedir. Ancak bu potansiyelin, sadece soyut ve bağlamdan bağımsız bir biçimde normatif ideal olarak değil, sürekli eleştirel değerlendirme ve tarihsel-toplumsal koşullara duyarlı uyarlamalar yoluyla anlam kazandığı yönündedir. Bu yönüyle tez, çağdaş demokrasi teorisine normatif ve eleştirel bir katkı sunmayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Meşruiyet Krizi, Müzakereci Demokrasi, İletişimsel Eylem Kuramı, Kamusal Alan.

Ahlak felsefesiDil felsefesiSiyaset felsefesi
Şaban Arslan
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2026
20
Yüksek LisansAçık ErişimFR

Jacques Derrida'da yazı kavramı-betimsel ve tematik bir analiz

Gramatoloji, diğer adıyla yazı bilimi, yirminci yüzyılda Jacques Derrida tarafından geliştirilmiş dil felsefesi, metin analizi ve dilbilim dünyasında önem arz eden yeni bir bilimsel yöntemdir. Bu yaklaşımla, yetmişli yıllar yapı söküm olarak adlandırılan yeni bir kavramın doğuşuna tanık olur. Derrida gösterge kavramını ve söz/yazı karşıtlığında, sözü önceleyen metafizik önermeleri yapı söküme uğratır. Derrida açısından yazı, tüm tarih ve tarihsel oluş alanını açar, bu nedenle dilin kaynağı ile yazının kaynağı hiçbir şekilde birbirinden ayrılamaz. Dolayısıyla bu araştırma, Derrida'nın dilbilim, dil felsefesi ve metin analizine "yazı" kavramı çerçevesinde katkılarını ortaya çıkarmak üzere gerçekleştirilmiştir. Amaç, Derrida'da gramatoloji olarak adlandırılan yazı kavramına ışık tutmak, bu bağlamda "différance (ayıram)", "trace"(iz), "archi-écriture (kök-yazı)" ve "gramme"(yazı) kavramlarından yola çıkarak Derrida'nın ortaya koyduğu yeni dil anlayışını, bilim kavramını ve bu anlayışla geliştirilen metin okuma tekniğini gözler önüne sererek betimlemektir. Bu bağlamda söz merkezciliğin eleştirisi temel alınarak, Derrida'nın deyimi ile yapı sökümden itibaren yazının yeri ve konumu belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmada veriler nitel yöntem kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada Derrida'nın yazı kavramı, betimsel ve tematik olarak yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak Derrida'ya dair farklı ufukları ve yönelimleri olan uzmanların görüşü alınarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, uzmanların görüşleri incelenip yedi kategori altında değerlendirilmiştir.

Esra Başak Aydınalp
Anadolu University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hans-Georg Gadamer'in dil felsefesi: Logos ve Verbum'unhermenötik değeri

Bu çalışmada Hıristiyan bir filozof olan Hans-Georg Gadamer'in seküler bir dil felsefesi inşa ettiği Hakikat ve Yöntem adlı eserinde yer verdiği Logos/Verbum anlayışını kullanarak enkarnasyon fikrinin dil felsefesine ne tür bir katkı sağladığı ele alınacaktır. Bu sebeple, çalışmanın ana kaynağı Hakikat ve Yöntem eseridir; ancak Gadamer'in Logos/Verbum altbaşlığına yer vermesindeki kaygının teolojik olup olmadığı sorusuna cevap bulabilmek için Mirela Oliva'nın "Gadamer and Theology" adlı makalesindeki Gadamer'i teolog yapan okuması da eleştirilerek Gadamer'in asıl kaygısının ontolojik olduğunu göstermek için bu makale de tartışmanın kapsamına dahil edilmiştir. Bu çalışmanın amacı Gadamer'in dil felsefesinde Logos/Verbum bölümünün dilin epistemolojik bir bilgi nesnesi hâline getirilmesinin ötesinde ontolojik bir boyutunun da var olduğunu izah etmektir. Yani dil bir ad vermedeki uygunluk veya uzlaşma teorilerini aşan, bunun yanı sıra ad ile şey arasında daima canlılığını koruyan ontolojik boyuta sahip bir şeydir. Gadamer, dilin bu ontolojik boyutunu göstermek için tezin ana konusu olan Logos/Verbum altbaşlığında, dil ve düşünceyi, şey ve telaffuzu birbirinden ayrı gören Antik Yunan dil felsefesinin aksine Ortaçağ Hıristiyan kelamcılarının enkarnasyon düşüncesinde bunların yeniden bir araya geldiğine şahitlik ederiz. Gadamer, ontolojik dil felsefesini kurarken, bu birlikteliğin ve dilin varlıksal olay olmaklığının unutulmasının Batı düşüncesi tarihinde tam bir unutuş olmasını engelleyen Hıristiyan enkarnasyon inancına başvurmuş olur. Çünkü Gadamer'e göre, bu inanç öğretisinde, hem Hıristiyan kelamcıları hem de dil felsefecileri tarafından fark edilmese de İsa'ya yüklenen Logos/Verbum anlamı aslında dilin birliğinin keşfidir. Çalışma neticesinde Gadamer'in bu bölüme yer vermesi, kendi geleneğinin ona ulaştırdığı metni okuyarak, yani yorumlayıp uygulayarak, dilin birliğinin ve ontolojik boyutunun felsefi hermenötiğine temellüğünü gerçekleştirmesidir. Gadamer'in bu inanç sistemindeki belirli bir öğretiye yönelmesindeki temel kaygının İsa'nın bedenlenmesinin dini yönden açıklanmasına yardımcı olmak gibi bir teolojik kaygıdan ziyade, kurduğu dil felsefesini destekleyecek, şey ve kelime, düşünce ve dil birlikteliğini açığa çıkaran dil kuramlarına yer vermektir. Bunun yanı sıra, anlamanın dilin içerisinde gerçekleşen olay olmaklığını ve ontolojik boyutunu unutulan köşesinden çekip çıkararak dile hak ettiği değeri geri vermektir.

Dil felsefesi
Sevilay Yılmaz
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Saul Kripke'nin bilimsel özcülüğüne "Kantçı" bir eleştiri denemesi

Bu çalışmada Kripke'nin bilimsel özcülük görüşü kısmen deneyci, ancak daha çok Kantçı bir bakış açısıyla ele alınmış ve bu görüşün eleştirilmesi denenmiştir. Kripkeci bilimsel özcülük dil felsefesinde ilk örneği Mill'de görülmüş olan doğrudan gönderim görüşünün kipsel mantık bağlamında dünyalar arası ve katı bir gösterim şeklinde yeniden savunulmasına dayanır. Bu çalışmada Aristoteles'in form özcülüğünden ulaşılma yolu bakımından farklı, ancak ulaşılan/savunulan sonuç bakımından benzer olan Kripkeci özcülüğün konu insan kişileri olduğunda başarılı sayılabilecek iken, konu kişi olmayan tekiller ve doğal türler olduğunda sorunlu olduğu öne sürülmüştür. Kant'ın zorunluluk taşıyan tüm önermelerin a priori olduğu savına karşın Kripke'nin a posteriori önermelerin de zorunluluk ifade edebildikleri ve böylelikle empirik bilimlerin bu şekilde doğal türlerin özlerini keşf etmekte olduğu savının doğru olamayacağı savunulmuştur. Bu eleştiri denemesinin dayanak noktalarını Kant'ın nesne, nedensellik, deney, temsil ve görünüş kavramlarına transandental idealizm çerçevesinde kazandırdığı özgün anlamlar ve mümkün dünyalar semantiğinin bu anlamlara göre yorumlanması oluşturmaktadır.

Analitik felsefeBilgi felsefesiBilim felsefesi+7
Cengiz Çebi
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kur'an-ı Kerim'deki metaforların gündelik dil felsefesi açısından incelenmesi

Bu çalışmanın amacı Kuran-ı Kerim'deki metaforları, indiği dönemin kullanımlarını dikkate alarak ortaya koymaktır. İlk bölümde metafor ve metaforik anlamın ne olduğu tarihsel arka planı ile birlikte incelenecektir. İkinci bölümde ise metaforun klasik ve çağdaş felsefedeki tanım ve kullanımı incelenecek ardından kognitif felsefeye göre metaforların insan düşünce sistemindeki yeri ve işlevi hakkındaki görüşler ortaya koyulacaktır. Bu anlayışa göre metaforik üslup insanın dili kullanımının temelinde var olan bir yöntemdir. Ve metaforlar dilden önce düşüncede gerçekleşmektedir. Bu görüşe göre şekillenen çağdaş metafor teorisinin çerçevesinde ve gündelik dil felsefesi paradigmasının desteğiyle metaforun ne olduğu tanımlanacaktır. Son bölümde ise metafor tanımımızın sınırları içinden Kuran-ı Kerim'deki metaforik ifadelerin bir kısmı dildeki kullanımları dikkate alınarak açıklanacaktır. Anahtar Kelimeler: Metafor, Dil Felsefesi, Kuran-ı Kerim, Kognitif Felsefe

Dil felsefesiDin felsefesiKur'an-ı Kerim+1
Zeynep Sayın Çağıran
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Dini olguları anlama bakımından Wittgenstein'ın ikinci dönem felsefesi

Analitik felsefeye göre idealist felsefe bilgilendirmekten ziyade biçimlendirici ve normatiftir. Gerçek hayattaki tüm kesinsizlikler ve tutarsızlıklar yok sayılır. Somut insan ve sorunları değil, evrensel insan (kendinde varlık) muhatap alınır: mutlak bir kesinlik ve bütünsel tutarlılık arayan saf akıl yegâne evrensel değer kabul edilir. Platon'dan Descartes'e, Descartes'ten Hegel'e idealist felsefenin tek derdi (canlı bir sözün yankısı olmak yerine) evrensel bir dogma arayışından ibarettir. 2500 yıllık bu felsefi yaklaşıma tepki olarak doğan analitik felsefe, canlı bir oluş dünyası hakkında bilgi iddiasında bulunan sabit ve durağan ontolojik ve epistemolojik yapılara karşı gelişen bir eleştirel felsefe paradigmasıdır. Analitik felsefeye göre sonsuzca değişken ve olumsal bir dünyanın bilgisi de doğal olarak dinamik ve dolayısıyla müphem olmak durumundadır. Çünkü dinamik olmayan bilgi, aslına uygun olmadığı için daha en baştan tutarsız ve geçersizdir. Oysa doğası gereği bilgi hayattaki olumsallığı mumyalamak durumundadır. Wittgenstein bu paradoksu aşmak için yöntem olarak 'felsefî teorileri' değil, "felsefî soruşturmalar"ı seçmekte; soyut bilgiye dayalı 'açıklama'yı değil, somut yaşam endeksli dinamik 'anlama'yı esas alan bir 'gündelik dil felsefesi' paradigması önermektedir.

Analitik felsefeDil felsefesiDin felsefesi+3
Yasin Gökhan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Dinî sözcelerin edimselliği

Her konuşma her zaman bir olgu durumuna gönderme yapmaz. Bir olay ya da olgu durumunu betimlemeyen ancak yine de anlamlı olan başka konuşma türleri de vardır. Bu konuşma türleri aynı zamanda bir takım eylemlerin icra edilmesi için de gereklidir. Söz verme, emretme, rica etme, teşekkür etme gibi bazı eylemler sadece dil aracılığıyla icra edilebilirler. Austin ve Searle bu tür konuşma biçimlerinin değerini ortaya koymak için Söz Edimleri kuramını üretmişler ve bu tür ifadeleri Edimseller olarak adlandırmışlardır. Söz Edimleri kuramına göre her konuşma aynı zamanda bir yapıp etmedir. Yani bazı eylemler sadece bir takım sözceler aracılığıyla icra edilebilirler. Her konuşma bir eylemdir ya da bir eyleme sebep olmaktadır. Austin, konuşmanın eylem olması durumunu ifade etmek için Edimsöz Edimi, bir eyleme sebep olması durumunu ifade etmek için de Etkisöz Edimi terimlerini kullanmıştır. Bütün metinler gibi kutsal metinler de sözceler aracılığıyla bir takım eylemler icra ederler ya da muhatapta bazı eylemlerin gerçekleşmesini sağlarlar. Bu sebeple Söz Edimleri kuramı Kur'an âyetlerinin anlaşılmasında da önemli imkânlar sağlamaktadır. Bu kuram aracılığıyla Kur'an âyetlerinin hangi eylemleri icra ettikleri ve muhatapta hangi davranış değişikliklerini gerçekleştirmeyi hedefledikleri anlaşılabilecektir.

AnalizAyetlerDil felsefesi+7
Hasan Er
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kur'an-ı Kerim'de hayat biçimleri

Bu Çalışmamızda Ludwig Wittgenstein'in dil oyunları analojisinin en önemli basamağı olan Hayat Biçimlerini Kuran-ı Kerim'e uyarlanması amaçlanmıştır. Felsefe tarihi boyunca dil üzerine ortaya atılmış teoriler mevcuttur. Bu teorileri Spekülatif Yaklaşım, Analitik Yaklaşım ve Gündelik Dil Felsefesi başlığı altında toplayabiliriz. Bu çalışmamızda Gündelik Dil Felsefesi çerçevesinde Din Felsefesinin nasıl yapılması gerektiğini ortaya koymaya çalışacağız. Ludwig Wittgenstein'e göre bir dil oyununun gerçekleşebilmesi için bir hayat biçimine ihtiyaç vardır. Kısaca dil oyunları oynayabilmek için hayat biçimlerine muhtacız. Her toplumun kendine göre bir hayat biçimi vardır ve bu hayat biçimleri de bizim dil oyunu oynamamızı sağlamaktadır. Kısaca Ludwig Wittgenstein'e göre tek tip bir dilden söz etmemiz imkânsızdır. Her toplumun kendine has dil oyunları mevcuttur. Dil oyunu oynayabilmemiz için de o topluma ait olan hayat biçimlerini öğrenmek zorundayız. Hayat biçimlerini öğrenmeden o toplumun oynadığı dil oyunlarını anlamamız mümkün değildir. Dil oyunları analojisi, Kur'an-ı Kerim'in anlaşılması noktasında bize metodolojik olarak yeni bir bakış açısı sağlayacağını düşünmekteyiz. Bu doğrultuda Kur'an-ı Kerim'in bünyesinde bulunan dil oyunlarını araştırmaya çalıştık. Bu çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Birincisi Ludwig Wittgenstein'in Hayat Biçimleri hakkında bilgi vermektir. İkinci bölümde ise Kuran-ı Kerim'de bulunan Müşriklerin ve Müslümanların sosyal, iktisadi ve dini hayat biçimlerini incelenecektir. Anahtar sözcükler Ludwig Wittgenstein, Din Felsefesi, Kuran-ı Kerim, Dil Oyunları, Hayat Biçimler, Müşrik, Müslüman, Gündelik Dil Felsefesi, Analitik Yaklaşım, Spekülatif Yaklaşım

Dil felsefesiDil oyunlarıDin dili+5
Salih Köklü
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Jacques Derrida'nın yapısökümü ve feminist öğreti

Bu çalışmada Derrida'nın yapısöküm isimli eleştirel yöntemi, feminist felsefeye uygulanmıştır. Yapısalcı ve post-yapısalcı felsefenin ayrım noktalarıyla birlikte çalışma kapsamında yapısökümün eleştirel yönteminin post-modern feminist felsefe ile ilgisi incelenip karşıt ikilik olarak sunulan kadın ve erkek cinslerini Batı metafiziğinin geleneksel anlayışından uzaklaştırarak toplumsal cinsiyetlerin yeniden oluşmasına müsaade edilmiştir. Aynı zamanda çeşitli feminist teoriler bağlamında ataerkil yapının şiddetine maruz kalan hayvanların durumu da yorumlanmıştır.

Derrida, JacquesDil felsefesiFeminizm+4
Zehra Türk
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Paul Ricoeur'de dil ve hermeneutik

Bu çalışmada Fransız filozof ve düşünür Paul Ricoeur?ün dil ve hermeneutik anlayışı ele alınmıştır. Ricoeur?ün felsefesinin temel amacı beşeri söylemin parçalılıktan kurtarılması ve birleştirilmesidir. Ricoeur?e göre bu birleşme dil ve hermeneutik olmadan başarılamaz. Dolayısıyla Ricoeur?un dil ve hermeneutik anlayışı, onun beşeri söylemin birleştirilmesi hedefiyle birlikte düşünülerek ele alınmıştır. Çalışmanın ana eksenini de bu birliktelik oluşturmaktadır. Bu çerçevede ilk bölümde dil konusu çalışmamızın sınırları dahilinde ele alınmıştır. Burada Antikçağdan günümüze kadar dil hakkındaki kuramlara ve tartışmalara, yarattıkları felsefi sonuçların önemi göz önüne alınarak yer verilmiştir. İkinci bölümde ise hermeneutik düşüncenin tanımına, içerdiği anlamlara ve Antikçağdan günümüze kadar olan tarihine değinilmiştir. Son olarak ise asıl konumuz olan Paul Ricoeur?ün dil ve hermeneutik anlayışı ele alınarak, onun hem kendi kuramından, hem de başka düşüncelerle kurduğu ilişkilerinden bahsedilmiştir. Sonuç bölümünde ise çalışmada elde edilen sonuçların genel bir yorumlanması ve değerlendirilmesi yapıldı.

DilDil felsefesiHermeneutik+1
Onur Şahin
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Abdu'l-Vehhâb el-Mesîrî'nin dil projesi

Dil, Mısırlı ansiklopedik düşünür Abdu'l-Vehhâb el-Mesîrî' nin ( 8 Ekim 1938-3 Temmuz 2008) projesinde merkez eksen idi. el-Mesîrî, kişisel kavramsal aygıtını basarken ve yazım yöntemini uyguladığı bilişsel sisteminde dil ve mecazın anlamlarına ikisi arasındaki inanç ve dünya görüşü ilişkisine dayanan özel bir tasavvur sunarak dilden faydalanmıştır. Bu çalışma dilsel ve açıklayıcı çalışmalara dayanıyor, onlardan hareket ediyor ve işin sonunda onlara katılıyor olsa bile tamamen dilsel ya da tamamen açıklayıcı bir çalışma değildir. Bu çalışma dilin insanın Evren hakkındaki görüşü ve Hâlık-Mahlûk/Yaratıcı-Yaratılan ilişkisi hakkındaki tasavvuru arasındaki ilişkisini işlemektedir. Öyle görünüyor ki 20.yy'ın ikinci yarısından beri Nakd, Edebiyat ve dil alanlarında zuhur eden kavramların tabiatı ve birçok İnsanî ilim alanları arasında doğan bilişsel karışıklık el-Mesîrî' yi bu alanlar arasında fark bulunmasına rağmen Psikoloji, Dil ve Din ilimlerinden yararlanmaya itmiştir. Bu alanlar arasındaki farkın belirtilmesi gerekir ki "Dil felsefesi" dil hakkında felsefi bir konuşmadır.

Abdul-Vehhab el-MesiriArapçaDil+5
Masoud Hamed Aly Abdrabou
Kastamonu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Analitik felsefe üzerine bir inceleme

Ortaçağın dine yani kiliseye dayalı yaklaşımı pek çok alanda etkili olmuştur. Dinin bu yoğun etkisinden bilim de nasibini almıştır. O yıllarda yapılan bazı icad, keşif, kilise tarafından kabul edilmemiş hatta o keşfi yapan bilim adamı, dışlanarak cezalandırılmıştır.Başta dinin yoğun tesiri olmak üzere ekonomik ve kültürel nedenlerden dolayı felsefe de doğal olarak idealizmi benimsemek zorunda kalmıştır. On sekizinci yüzyılda başlayan Aydınlanma ile artık felsefe de akla ve bilime göre ilerlemeye başlamıştır. Onlar için felsefe artık tamamen metafizik üzerine kurulu değildir. Bu dönem felsefecileri tamamen aklı, bilimi benimsemişlerdir. Fakat bu durum uzun sürmemiş, yirminci yüzyılda Kıta felsefesi adı altında yeniden metafiziğe dönüş başlamıştır. Bu felsefeye tepki olarak yine aynı yüzyılda Analitik felsefe ortaya çıkmıştır. Bu felsefenin amacı, felsefeyi bilim dışında tutmamak, ikisini beraber yürütmektir. "Analitik Felsefe Üzerine Bir İnceleme" adlı bu çalışmamızda kısaca Analitik felsefenin genel özellikleri,Kıta felsefesi, Analitik felsefenin belli başlı temsilcileri (Frege, Russell, Moore, Wittgenstein, Carnap)ve Analitik felsefeye yapılan eleştiriler üzerinde durulmuştur. ANAHTAR KELİMELER: Analitik Felsefe, Dil Felsefesi, Mantıkçı Pozitivizm

Analitik felsefeDil felsefesiFelsefe+1
Enis Bilgin
Kastamonu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Heidegger ve Foucault'nun dil felsefesi

Bu çalışmanın amacı, Martin Heidegger ve Michel Foucault'nun dil felsefesini incelemek ve düşüncelerini diğer dil felsefesi eserleri ile karşılaştırmaktır. Her iki filozofun da dil görüşleri, varlık görüşleriyle bağlantılı olarak ele alınmıştır. Bunun yanı sıra modernizm eleştirileri ve modern insanın durumuna yönelik görüşlerine de yer verilmiştir.Heidegger ve Foucault; varlığı gözden kaçırdığı ve köklerinden uzaklaştığı için analitik ve karşılaştırmalı dil felsefelerini eleştirmektedirler. Heidegger'e göre varlığın taşıyıcısı olan insan, kendini dilde göstermektedir. Teknik ve bilim, dili de teknik bir araç haline getirerek, onu özünden uzaklaştırmaktadır. Bu nedenle analitik ve mantıkçı dil felsefesi terk edilmelidir. Çünkü varlığın özü, hesaplar arasında kaybolmuştur. Varlığın özünün dönüşü için `'Nasıl düşünmeliyiz?'' sorusunu sormalıyız. Düşünme ve dil, aynı şeydir. Dil, ifade aracı değildir; insanın edimlerinin bizzat mekânıdır.Heidegger'in düşünceleri, Foucault'yu da etkilemiştir. Fakat düşünceleri arasında benzerlikler kadar farklılıklar da bulunmaktadır. Foucault'ya göre her dönemde etkin olan, çağı biçimlendiren bir `'episteme'' vardır ve ondan kurtulmak mümkün değildir. Modern döneme kadar diğer bilgisel alanlar gibi dil de epistemelere bağlı olarak çeşitli süreçlerden geçmiştir.Ortaçağ ve Rönesans epistemesi, `'benzerlik epistemesi'' olarak üçlü bir yapıya sahiptir. Bu üçlü yapı; `'işaret eden'', `'işaret edilen'' ve `'benzerlik'' şeklindedir. Şeylerde gizli işaretleri bulma arzusu, mistik dil çalışmalarını doğurmuştur. Klasik epistemede ana konu, işaret edenle edilenin nasıl bağlanacağıdır. Söylemin görevi, şeyleri adlandırmaktır. Bu dönemde üç bilgi alanı ortaya çıkmıştır: Genel Gramer, Doğa Tarihi, Zenginliklerin Çözümlenmesi. Dilin taşıyıcısı ve `'varlığın bekçisi'' olan insan ise henüz yoktur. Ancak Modern episteme bir farka sahiptir. Bu dönemde dilin görevi, şeyler ve temsiller arasındaki bağı kurmaktır. Klasik dönemdeki Genel Gramer, Doğa Tarihi ve Zenginliklerin Çözümlenmesi alanları, sırasıyla şu alanlara dönüşmüştür: Dilbilim (Filoloji), Biyoloji, Ekonomi. Bu dönemde insan varlığı da Antropoloji yoluyla bilgi nesnesi olmuştur.Heidegger ve Foucault'nun dil felsefeleri, sonlu insan varlığına, anlamını geri kazandırma amacını taşımaktadırAnahtar Sözcükler:1.Dil2.Episteme3.Dasein4.Varlık5.Söylem

DilDil bilimcilerDil felsefesi+6
Dilek Dalmış
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İbn Hişâm'ın Arap dilcilerine yönelttiği tenkitler

İnsanoğlunun başlangıcından günümüze kadar her geçen gün değişen ve gelişen, hayatı anlamlı kılan, kültürlerin yayılmasına sebep olan en önemli iletişim aracı dildir. Bu bağlamda Arapça, Arap Yarım Adası'ndan doğan, tüm dünyaya yayılan İslâm Dininin dili, geçmişten geleceğe özgün, geniş, zengin kaynakları ile araştırmacıların ilgi odağı, konuşan kişi ve çevrelerin çoğaldığı bir dünya dilidir. Biz bu çalışmamızda Arapça dilbilimcilerinin önde gelenlerinden biri olan İbn Hişâm'ın dönemine kadar Arapça'nın geçirdiği aşamaları, İbn Hişâm'ın yaşadığı dönemin siyâsî, sosyal, iktisâdî, kültürel ve dinî yapısını, dil ekollerine bakış açısını, nahiv konularını işleyiş üslûbunu, kaynaklarının neler olduğunu, öncelik sıralarını ve bazı konularda diğer dilbilimcilere ve ekollerine yöneltmiş olduğu eleştirileri sunmaya ve tahlîl etmeye çalıştık. Anahtar Kelimeler:İbn Hişâm, Kur'ân, Hadîs, Arap Şiirleri, İcmâ, Kıyâs, Dil Ekolleri-Reddiyeler-Delîller.

ArapçaDil felsefesiDil hareketi+4
Abdullah Kuşçuoğlu
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00

İlgili konular