East Mediterranean
94 theses under this subject heading
Uluslararası deniz hukuku kurallarının etkili olarak uygulanabilmesi: Doğu Akdeniz örneği
Bu tezde, Doğu Akdeniz örneği üzerinden, uluslararası deniz hukuku kurallarının uluslararası uyuşmazlıklarda etkili olarak uygulanabilirliği incelenecektir. Birinci bölümde, uluslararası deniz hukukunun oluşumu, gelişimi, kaynakları ve bunların ulusal hukuka etkisi incelenecektir. Daha sonra Doğu Akdeniz'e kıyıdaş olan devletlerin ulusal hukuklarında uluslararası hukuka nasıl bir etki verdikleri araştırılacaktır. İkinci bölümde, deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin ilkeler açıklanarak uluslararası deniz uyuşmazlıklarının çözümünde benimsenen yollar ve bunların deniz hukukuna somut yansımaları ele alınacaktır. Üçüncü bölümde ise Doğu Akdeniz'de yaşanan deniz yetki alanı sınırlandırma uyuşmazlıkları ile bunların enerji kaynaklarının paylaşımı, çevrenin korunması, arama-kurtarma çalışmaları gibi sorunlara ilişkin etkileri değerlendirilerek uluslararası deniz hukuku kurallarının ulusal hukukta etkili bir şekilde uygulanmasının önündeki engeller ve bu engellerin nasıl aşılabileceği de Karadeniz örneği üzerinden tartışılacaktır.
Tek Kuşak Tek Yol projesi bağlamında Çin-AB ülkeleri işbirliğinin Doğu Akdeniz'e etkileri
Günümüzde Doğu ve Batı arasında ekonomik bir güç olarak karşımıza çıkan Çin, 2013 yılında devlet başkanı Xi Jinping tarafından duyurulan Tek Yol Tek Kuşak projesi ile çağımız küreselleşmesinde ve küresel oyun kurucuların konumlanmalarında değişikliklere yol açmaktadır. Proje, esas itibariyle küreselleşme çağında kazan-kazan politikalarını derinleştirerek, geleneksel küreselleşmenin olumsuz yanlarını da hafifletmeyi amaçlamaktadır. Bu açıdan projenin temelleri kapsayıcılık, denge ve uyumluluk mekanizmaları vasıtasıyla küresel bir entegrasyon oluşturma ilkesine dayanmaktadır. Projede sözü edilen "Kuşak" kavramı karayollarını, demiryollarını, petrol ve doğalgaz boru hatlarını ve altyapı çalışmalarını kapsayan "Karayolu Güzergâhlarını" ifade ederken; "Yol" kavramı ise "Deniz Yollarını" belirtmektedir. Dolayısıyla proje, çeşitli altyapı faaliyet zincirleri ve yatırımlar doğrultusunda Doğu ile Batı arasındaki ticari ve kültürel alışverişin sağlandığı bir koridor görevi görmektedir. Başka bir ifade ile Kuşak Yol projesi, sadece Avrasya kıtasının genişletilmiş ticari rotası değil aynı zamanda Avrupa, Asya ve diğer uygarlıklarında karşılıklı entegrasyonuna katkı sağlamaktadır. Bu arka plan doğrultusunda, Kuşak Yol projesi ekseninde Çin'in ekonomik bir aktör olarak yükselişi ve AB ile gelişen ortaklık ilişkisi uluslararası ilişkilerde önemli değişikliklere yol açmaktadır. Bu durum özellikle Akdeniz bölgesinde dikkat çekici bir boyutta seyir etmektedir. Ayrıca Doğu Akdeniz ülkelerinde ekonomik olarak varlık gösteren Çin, bölgesel rekabette değişimlere yol açmaktadır. Zira bölge devletlerinin her geçen gün büyük altyapı projelerine katılımı artmakta ve bu durum stratejik konumlanmalarda ve ticaret yolları üzerinde önemli bir etki yaratmaktadır. Bu çalışma, Çin'in büyük dış politika stratejisi olarak nitelendirilen Kuşak Yol projesi vasıtasıyla Doğu Akdeniz'deki ilgi alanlarını ve faaliyetlerini irdelerken, bölgedeki jeopolitik gelişmelerle nasıl ilişkili olduğu sorusu üzerinde durmakta ve bu soruya yanıt aramaktadır. Özellikle AB ülkeleri ile oluşturulan işbirliği çerçevesinin detayları incelenirken, bu işbirliğinden ortaya çıkan altyapı faaliyetlerinin genelde küresel siyasete, özelde ise Doğu Akdeniz'e olan olası etkilerini irdelemektedir. Nitel bir araştırma yöntemine göre hazırlanan bu çalışmanın odak noktası; Kuşak Yol projesi kapsamında AB ile oluşturulan kazan-kazan mekanizmasının Doğu Akdeniz'e olan olası etkileri olarak belirlenmiştir. Çalışmada öncelikle küreselleşme çerçevesinde teorik bir altyapı hazırlanmış olup; daha sonrasında Kuşak Yol projesinin ana hatları açıklanarak, partner devletlerle kurulan işbirliklerine ve bu işbirlikleri neticesinde yapılan altyapı çalışmalarına değinilmiştir. Son olarak elde edilen veriler ışığında projenin özel odağında yer alan AB işbirliği çerçevesinin uluslararası ilişkilere ve Doğu Akdeniz'deki yansımalarına yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tek Kuşak Tek Yol, Doğu Akdeniz, Küreselleşme, Çin, Avrupa Birliği
Rusya'nın güvenlik algısı ve Suriye krizi sonrası Doğu Akdeniz stratejileri
Geçmişte ve günümüzde güvenlik kavramı her ülke ve devlet için gerek içte gerekse de dış politika da en önemli konuların başında gelmiştir. Güvenlik, sadece askeri güvenlik olarak değil, siyasi, kültürel, ekonomik ve benzeri pek çok boyutu bulunan bir kavram olarak günümüzde ön plana çıkmaktadır. Bu doğrultuda Rusya Federasyonu da gerek geçmiş gerekse de günümüz ve gelecek öngörülerinde güvenlik ve güvenlik stratejilerine oldukça önem vermiştir. Rusya Federasyonu'nun güvenlik algısı kuruluş döneminden günümüze değin çeşitli evreler geçirmiştir. Moskova Knezliği döneminden itibaren Rusya'nın kurulmuş olduğu coğrafya ve tarihi süreç ulusal ve uluslararası güvenlik stratejilerinin oluşmasında ve oluşturulmasında ve bugünkü hale gelmesinde etkili olmuştur. Özellikle Birinci Dünya Savaşından sonra yükselen Sovyetler Birliği ile güvenlik kavramının çehresi daha da derinleşmiş ve genişlemiştir. Rusya Federasyonu ile de güvenlik kavramı, özellikle Arap Baharı adı ile başlayan sürecin, Rusya'nın bölgedeki en önemli müttefiki Suriye'de krize dönüşmesi ve hem bölgesel hem de Doğu Akdeniz'deki stratejilerini tehlikeye atması ile boyut değiştirmiştir. Rusya, Sovyetler sonrası Orta Doğu ile ilişkilerinin geliştirmek adına adımlar atmış ve bu süreç Arap Baharı ile önemli bir darbe almıştır. Bölgeye yönelik başta Amerika olmak üzere NATO ve diğer batılı güçlerin ilgi ve etkilileri özellikle Doğu Akdeniz stratejileri ve Akdeniz'i de özellikle son dönemlerde keşfedilen enerji kaynakları ile daha artmıştır. Rusya, bölgedeki en önemli ortağı Suriye ile Akdeniz'deki Tartus Limanını ve bölgedeki etkisini kaybetmek istememiş ve Rusya'nın, Suriye'ye yönelik askeri, ekonomik ve uluslararası arenadaki destekleri artarak devam etmiştir. Bu çalışmada Moskova Knezliği Döneminden başlayarak Rusya Federasyonu Dönemine kadar olan ve devamındaki ulusal ve uluslararası güvenlik algıları hakkında bilgi verilecektir. Aynı zamanda Rusya Suriye ilişkilerinin arka planı ve Suriye krizi ve sonrasındaki ilişkiler ve başta Amerika olmak üzere diğer batılı güçler ve örgütler ile olan ilişkileri ve Rusya'nın, kriz ve sonrasındaki Doğu Akdeniz stratejileri incelenecektir.
Akdeniz'in doğu satranç tahtası
Bu çalışmanın amacı "Doğu Akdeniz" bölgesinin jeopolitiği, bölgede yaşanan gelişmelerin, global askeri, ekonomik ve siyasi sistemlerine etkisi ile Doğu Akdeniz'e kıyısı olan devletlerin bölge üzerinde ki yaklaşımlarını incelemektir. Bu kapsamda, "Doğu Akdeniz" bölgesinin coğrafi ve siyasi sınırlarını ortaya koymak, sahip olduğu enerji kaynakları ticaret yolları ile stratejik konumunu tanımlayabilmek, bölgenin günümüz enerji jeopolitiği üzerinden gelişen hamleleri değerlendirmek amacı güdülmektedir. Günümüzün en büyük ihtiyaçlarından birisi enerji kaynağıdır. Bu noktada Doğu Akdeniz enerji havzası olarak uluslararası ilginin toplandığı bir bölgedir. Bölgeden elde edilecek kazanımlarla ekonomik ve siyasi güç olma isteğinde olan aktörler Doğu Akdeniz'de boy göstermektedir. 20'inci Yüzyıl'ın ikinci yarısından itibaren deniz tabanında keşfedilen enerji kaynakları, satranç hamlelerinin enerji oyununa dönüşmesine neden olmuştur. Ancak oyun kurallarını uluslararası hukuka uygun hamleler ile şekillendirmeyen aktörler, hakkaniyete uygun olmayan kazanımlar elde etmeye çalışmaktadır. Bu kapsamda bölgede en uzun deniz kıyısına dolayısıyla deniz yataklarında bulunan kaynakların da hak sahibi devletlerden biri olan Türkiye'yi hukuksuz bir şekilde saf dışı etme çabaları devam etmektedir. Uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde deniz yetki alanları sorun sahaları ve enerji kaynakları paylaşım mücadeleleri ele alınmıştır.
İngiltere'nin Orta Doğu askeri stratejisinde Kıbrıs'ta konumlanması (1945-1955)
Bu çalışmada, İngiltere'nin, 1945-1955 yılları arasında Orta Doğu'da tutunma stratejisini, burada karşılaştığı zorlukları, Mısır'daki Orta Doğu Komutanlığı Genel Karargâhı'nı neden Kıbrıs'a taşımak zorunda kaldığı ve taşınma ile hangi amaçları hedeflediği incelenmektedir. Araştırma, İkinci Dünya Savaşı sonrası dünya askeri-politik dengelerinin yeniden kurulduğu bir dönemi kapsaması itibariyle önemlidir. Nitekim İngiltere'nin Mısır sonrası Kıbrıs'ta kalıcı olmaya çalışması, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz'de onun askeri-politik teşkilatlanmalarda varlığını koruma-sürdürme refleksi olarak değerlendirildi. Konunun ortaya konulması için, İngiltere Hükümetinin Mısır ile yaşadığı sorunlar, Kıbrıs adasının konumu, adadaki Rumların ve Yunanistan'ın İngiltere'ye karşı tepkileri ve İngiltere'nin hangi askeri güçle adaya yerleştiğine yer verildi. Ayrıca Türkiye ve Yunanistan'ın Kıbrıs'a bakışaçılarına, Kıbrıs Başpiskoposu Makarios'un İngiltere'ye karşı giriştiği faaliyetleri ile Mısır lideri Cemal Abdünnâsır'ın İngiltere'ye karşı duruşuna da dikkat edildi. Araştırmanın sonunda Mısır'dan çıkışının zorunlu hale geldiği ve Kıbrıs'ta yeniden yapılandırdığı Orta Doğu Genel Karargâhı'nın, küresel hedeflerini sürdürmesinin aracı olarak planlandığı tespiti yapıldı. Bu amaca ulaşmak için de içerideki muhalefete üstünlük sağlandığı ve adada Rumların çıkardığı istikrarı bozucu eylemlerin de çözülmesi için gayret ettiğine değinildi. Bu araştırmanın ortaya konulmasında, İngiltere Bakanlar Kurulu ve İngiliz Parlamentosu tutanakları ana kaynakları oluşturdu. Ayrıca araştırma, dönemin İngiliz gazeteleriyle desteklendi.
Doğu Akdeniz'de doğalgaz anlaşmazlıkları ve Türkiye
Dünyanın, ispatlanmış en büyük hidrokarbon yataklarını bölgesinde barındıran Ortadoğu ve enerji tüketiminde küresel anlamda ilk sırada yer alan Avrupa Birliği ülkeleri arasında bir köprü ve geçiş güzergâhı oluşturan Doğu Akdeniz Bölgesi, son yıllarda keşfedilen hidrokarbon rezervleri ile gündemin ön sıralarında yer almıştır. Doğu Akdeniz, stratejik öneme sahip bir deniz olmasından dolayı, yeni dönemde enerji havzası olmaya adaydır. Bu bölgeyi daha önemli hale getiren yeni enerji kaynakları Avrupa'nın Rusya'ya bağımlılığının azaltmış olabilecektir. Doğu Akdeniz'in uluslararası enerji sektörünün önemli bir parçası olması ve jeopolitiğinin artması, münhasır hakların paylaşımında ciddi diplomatik çaba gerektirmektedir. Doğu Akdeniz'deki yeni doğalgaz kaynakları Türk Dış Politikasında Türkiye'nin önemini uluslararası siyasal sistemde artırmış ve Türk Dış Politikasına olumlu yönde etki etmiştir. Soğuk Savaş sonrası dönemde, değişen bölgesel ve küresel durum bu çerçevede bölgede son yıllarda gelişen süreçler, dünyadaki enerji haritasını derinden değiştirmiştir. Bu yeni harita içerisinde Türkiye'nin yeri son derece önemli bir hale gelmiştir. Doğu Akdeniz'i, uluslararası enerji sektörü ve jeopolitiğin odak noktalarından biri haline getirmiştir. Doğu Akdeniz havzasındaki enerji tablosunu olduğu gibi bölgesel dinamikleri de değiştirmesi beklenmektedir. Bu bağlamda Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşılmasına yönelik işbirliği ihtiyacını da gündeme getirmiştir. Anahtar Kelime: Doğu Akdeniz, Enerji Kaynakları, jeopolitik, Türkiye.
Asi nehri yüzey sularında mikroplastik kirliliğinin belirlenmesi
Günümüzde deniz çöpleri tüm dünyada ciddi bir sorun haline gelmiştir. Karasal alanlardan sürüklenen veya kasıtlı olarak dökülen çöpler on yıllardır sulak alanlar ve denizlerimizde birikerek yüzey ve sediman dâhil tüm su kolonunda bulunabilmektedir. Bu çöplerin büyük çoğunluğunu plastikler oluşturmaktadır. Plastikler doğada mekanik ve kimyasal değişimlerle parçalanarak mikroplastiklere dönüşmekte ve boyutları küçülen plastiklerin yayılması da hızlanmaktadır. Vahşi yaşamı tehdit eden plastik çöpler besin ağıyla taşınarak insana kadar ulaşmaktadır. Bu çalışmada ilk kez doğu Akdeniz'e dökülen Asi Nehri yüzey sularında mikroplastik (MP) miktarı ve kompozisyonunu belirlemek için 6 istasyonda mevsimlik (Ağustos 2020, Kasım 2020, Şubat 2021, Nisan 2021) örnekleme yapılmıştır. Tespit edilen MP miktarı 0,03-0,48 adet/m3 aralığında değişirken, Asi Nehrindeki ortalama MP bolluğu 0,13 adet/m3 olarak tespit edilmiştir. MP bolluğu genel ortalamalarına göre istasyonlar ve mevsimler arası kıyaslama yapıldığında; IIAnahtar Kelime: Asi Nehri = Asi River ; Doğu Akdeniz = East Mediterranean ; Mikroplastik = Mikroplastic ; Su kirliliği = Water pollution
Enerji kaynakları kullanımı açısından Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikası ve Doğu Akdeniz'deki küresel rekabet
Son yıllarda Doğu Akdeniz bölgesinde keşfedilmiş hidrokarbon rezervleri, bölgedeki ülkeler arasında ekonomi politik açıdan bir mücadeleyi de beraberinde getirmiştir. Bölgedeki kıyıdaş devletler, izledikleri politikalar ile enerji-politik çerçevesinde yeni stratejiler ortaya koyarak bölgedeki nüfuz alanını arttırmak istemektedirler. Bu çerçevede bölgede keşfedilen enerji kaynaklarında da görüldüğü gibi keşiflerin gerçekleştiği bölge ülkelerinin, bölgenin ve küresel güçlerin bölgeye ilişkin ekonomi-politik yapılarını değiştirmektedir. Doğu Akdeniz bölgesinde meydana gelen hidrokarbon rezerv keşiflerinin bölge ülkelerine, bölgesel ve küresel dinamiklere yaptığı ekonomik, politik, hukuki ve diplomatik etkileri inceleyerek, gerçekleştireceği potansiyel değişimlere ilişkin değerlendirmelerde bulunmaktadır. Çalışmada ekonomi-politik eksen bakışı ile Münhasır Ekonomik Bölge antlaşmaları incelenerek bölgedeki siyasi dinamiklere ne tür etkide bulunduğu ortaya konulacaktır. Gerçekleşen keşiflerin bölgesel ve küresel alanda diplomatik ilişkileri üzerinde ne gibi etkisinin olacağı ve Türkiye'nin bu değişimlerdeki potansiyel konumu değerlendirilecektir. Doğu Akdeniz hidrokarbon keşiflerinin gelişimine ilişkin engeller ile keşiflerin gelişimi halinde ortaya çıkacak ekonomik, politik, hukuki ve diplomatik imkânlar ile potansiyel bloklaşma ve işbirlikleri ortaya konulacaktır.
İskenderun körfezi karides ve dil balığı uzatma ağ balıkçılığının genel durumu
İskenderun Körfezi'nde 2023-2024 yılları arasında yürütülen bu çalışma, küçük ölçekli fanyalı uzatma ağı balıkçılığının yapısal özelliklerini, av kompozisyonunu, kullanılan ekipman miktarını ve ekonomik sürdürülebilirliğini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, bölgede aktif olarak faaliyet gösteren yaklaşık 50 tekneden örnekleme yoluyla seçilen 15 tekneye ait veriler anketler ve saha gözlemleriyle toplanmıştır. Balıkçı barınakları bazında kullanılan karides ve dil ağı parça sayıları belirlenmiş, mürettebat sayıları, tekne büyüklükleri ve yıllık av miktarları gibi teknik ve sosyo-ekonomik veriler analiz edilmiştir. Analizlerde, karides ağı parça sayılarının balıkçı barınakları arasında anlamlı bir fark göstermediği, dolayısıyla bu avcılık tipinin körfez geneline homojen şekilde yayıldığı belirlenmiştir (p>0,05). Buna karşın, dil ağı parça sayılarında barınaklar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar gözlenmiştir (p<0,05). Özellikle Karataş barınağında dil ağı kullanımının yüksek olduğu saptanmıştır. Bu durum, dil balığı avcılığının bazı bölgelere yoğunlaştığını ve farklı teknik yoğunlukların bulunduğunu ortaya koymaktadır. Ortalama karides ağı parça sayısı yaklaşık 30, dil ağı ise 47 olarak hesaplanmıştır. Toplamda örneklene 2.836 kg olarak kaydedilen karides avının tür kompozisyonunda en yüksek payı Farfantepenaeus aztecus oluşturmuş, bu türü Penaeus semisulcatus ve diğerleri takip etmiştir. Çalışmada ayrıca, balıkçıların yıllık karides toplam av miktarını ortalama 5,2 ton olarak beyan ettiği, ancak fiili ölçümlerde bu değerin oldukça altında kaldığı gözlenmiştir. Bu fark, stoklardaki azalmayı ve balıkçıların geçmiş deneyimlerine dayalı tahminlerinin güncel durumu tam olarak yansıtmadığını ortaya koymaktadır. Bu durum, küçük ölçekli balıkçılığın ekonomik sürdürülebilirliğini doğrudan etkileyen önemli bir soruna işaret etmektedir. Bölgedeki balıkçıların karşılaştığı en önemli zorluklardan biri, ithal karides ürünlerinin iç pazarda oluşturduğu fiyat baskısıdır. Balıkçılar, yerli avladıkları karidesin piyasa fiyatının düşük olması nedeniyle maliyetlerini karşılamakta zorlandıklarını ifade etmişlerdir. Özellikle dondurulmuş ithal karidesin yaygınlığı, yerli üreticilerin rekabet gücünü azaltmakta ve avcılığın ekonomik cazibesini düşürmektedir. Sonuç olarak, İskenderun Körfezi'nde fanyalı uzatma ağıyla yapılan karides ve dil balığı avcılığı, teknik olarak yaygın kullanılan bir yöntem olsa da biyolojik ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından riskler barındırmaktadır. Dil balıkçılığında erken yaşta bireylerin avlanması ve karides balıkçılığında düşük ürün fiyatları gibi sorunlar, yönetimsel müdahaleleri zorunlu kılmaktadır. Bu çalışma, bölgedeki mevcut durumu güncel verilerle ortaya koymakta ve kaynakların korunması, balıkçıların gelir güvencesinin sağlanması açısından bütüncül politikaların gerekliliğini vurgulamaktadır.
The conflict between Turkey and Greece in East Meditarrenean
The thesis aims to explain the reason for the rising tension between Turkey and Greece in the East Mediterranean in recent years. In this direction, firstly, the gap in the literature was revealed and the power vacuum thesis was put forward in order to fill this gap. Then, the current change in the international system is explained from the offensive realist perspective. Finally, the historical conflict between Turkey and Greece in the East Mediterranean is analyzed in the context of the power vacuum in the international system. The East Mediterranean, which has a great strategic and geopolitical importance throughout history has entered into a new transformation process with problems such as the Arab Spring, the Syrian civil war and the discovery of new energy sources. This transformation, which covers many areas such as energy, economy, ideology and security, also causes problems in the relations between regional powers. One of the most important examples of this is the high tension between Turkey and Greece arising from the sovereignty issues regarding the maritime jurisdiction areas. In addition, the power shift caused by the rise of Russia and China against the US in the international system also showed its effect in the Eastern Mediterranean, and the US lost its hegemon position in the region since the 1980s. The main argument of this study is that the instability in the international system leads to a power vacuum in the East Mediterranean, while the power vacuum increases the instability in the region and triggers the conflict environment between Turkey and Greece. Keywords: East Mediterranean, Greece, International System, Power Vacuum, Turkey
Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki yetki alanları göz önüne alınarak Türk denizciliği ve deniz kaynaklarının kullanım potansiyeli
Doğu Akdeniz zengin canlı ve cansız doğal kaynakları ile jeopolitik konumu sebebiyle oldukça önemlidir. Jeopolitik konumu ve zengin doğal kaynakları sebebiyle Doğu Akdeniz üzerinde egemenlik kurma amacıyla rekabet bulunmaktadır. Doğu Akdeniz'de çok sayıda kıyıdaş devletin bulunması ve bazı devletlerin kışkırtıcı tutumları sebebiyle deniz yetki alanlarının tespit edilmesi oldukça güçleşmektedir. Türkiye Cumhuriyeti tarafından KKTC ve Libya ile anlaşmalar imzalanarak Doğu Akdeniz üzerinde deniz yetki alanlarının tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Bu tez çalışmasında, deniz yetki alanlarına ilişkin terimler ve uluslararası hukuk kuralları tarafından oluşturulan ilkeler doğrultusunda deniz yetki alanlarının tespitine ilişkin sorulara cevaplar aranmaktadır. Deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin sorulara cevap ararken benzer özelliklere sahip bazı uluslararası yargı kararları da incelenmiştir. Bu çalışmada ayrıca Doğu Akdeniz'e kıyıdaş devletlerin birtakım politikalarından bahsedilmiştir. Sonuç olarak Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanları sınırlarına ilişkin uluslararası hukuk kuralları ve ilkeleri doğrultusunda kazanılmış hakları ve deniz kaynaklarını kullanım potansiyeli bir kere daha vurgulanmıştır.
On bir-on üçüncü yüzyıllarda Doğu Akdeniz'de kültür geçirgenliği: "Kitap resimleri"
İslâmiyet'in doğuşu ve yayılmasından sonra on birinci yüzyıla değin Doğu Akdeniz, Hıristiyanlıkla birlikte, iki farklı inanış ve bunların şekillendirdiği organizasyonlar ile idare ediliyordu. Bu organizasyonlardan en gelişmiş olanları Bizans İmparatorluğu ve Abbâsî Halifeliği'ydi. On birinci yüzyılda doğudan gelen Türkler ve batıdan gelen Haçlılar Doğu Akdeniz'de göründüler. Böylece bölgedeki idarî dağılım değişmeye başladı. On birinci yüzyılın sonunda Bizans İmparatorluğu'nda Komnenos Hanedanlığı (1081-1185) idareyi ele geçirdi. Aynı dönemde Selçuklular, Abbâsî Halifeliği'yle yakın ilişkiler kurdu ve İslâm topraklarına hükmetmeye başladılar. Türklerin doğudan Anadolu'ya girmeleri ve bölgede tutunmalarıyla Anadolu'nun bir kısmı darülharb'ten darülislâm'a katıldı. 1095'te Roma Kilisesi harekete geçerek batı Hıristiyanlığını aynı amaca yönlendirmek üzere Clermont Konsili'nde kutsal topraklara harekât fikrini ortaya attı. Önce halk tarafından benimsenen fikir, takip eden iki yüzyıl boyunca dükten imparatora, birçok monarkın katıldığı dört büyük Haçlı Seferi'ne dönüştü. Bu karmaşık ortam, taraflar arası keskin bir ayrışma gibi görünse de Doğu Akdeniz kültürünü zenginleştirdi. Türkler bölgede kalıcı olmayı başarırken Haçlılar, on üçüncü yüzyıl sonunda anayurtlarına geri dönmek durumunda kaldılar. Bu bakıma, Doğu Akdeniz'deki bu iki yüzyıllık kesişimde Haçlıların yerleşik kültürlere katkıları ve yerleşik kültürlerden taşıdıkları nispeten ayırt edilebilirdir. Sözgelimi Hospitalye Şövalyeleri, Doğu Akdeniz'de yerleşik İbranî temelli tıbbî anlayışın "kurumsallaşma"sına dikkate değer katkı sağlamışlardı. Tersi örnekteyse Haçlılar, satrancı Doğu Akdeniz'den Avrupa'ya taşıdılar. Bu iki durum gerek yazın gerekse görsel kaynaklarıyla birlikte Doğu Akdeniz'deki kültür geçirgenliğinin örnekleridir. Çağın resimli el yazmaları, bilginin yazı ve görsel birliktelikle aktarılması sebebiyle Doğu Akdeniz'de kültür geçirgenliğinin tespit edilebileceği sanat tarihi kaynakları arasındadır. Bölgede üretilmiş Bizans, İslâm ve Haçlı eserlerinden başka, ilgili dönemde Avrupa'da da bu geçirgenliğin izlerine rastlanan el yazmaları hazırlanmıştır. Sözgelimi Melisende Psalteri, Levant'ta hazırlanmış bir Haçlı resimli el yazması iken Libro de ajedrez, Doğu Akdeniz etkilerinin gözlemlendiği, Kastilya'da hazırlanmış bir diğer resimli el yazmasıdır. Bu bağlamda hem bölgeden içeri hem de dışarı örneklerle Doğu Akdeniz'deki kültür geçirgenliğini yakalamak imkânı bulunmaktadır.
Doğu Akdeniz'de enerji güvenliğinin güncel dinamikleri
Doğu Akdeniz Bölgesi Kafkaslara ve Orta Doğu'ya olan coğrafi yakınlığı nedeniyle 20. yüzyılın başlarından günümüze kadar küresel ve bölgesel ölçekte birçok güç mücadelesinin ve enerji çekişmelerinin yaşandığı bir yer olmuştur. Özellikle 21. yüzyılın başlarında bölgede hidrokarbon rezervlerinin keşfedilmesi ile birlikte bölgenin jeopolitik önemi artmış ve bu durum bölge ülkeleri adına güvenliği tehdit edici yeni bir kırılgan zeminin oluşmasına neden olmuştur. Doğu Akdeniz'de hidrokarbon rezervlerinin keşfi kıyıdaş ülkeler arasındaki tarihsel anlaşmazlıkların tekrar ortaya çıkmasına ve uluslararası aktörlerin bölgeye yönelik çıkar politikaları takip etmesine neden olmakta ve bu durum bölgesel güvenliğin olumsuz yönde etkilenmesine yol açmaktadır. Ayrıca Doğu Akdeniz'de keşfedilen enerji rezervleri bölge ülkeleri arasında deniz yetki alanı konusundaki anlaşmazlıkların ortaya çıkmasına neden olmakta ve bu anlaşmazlıklar kıyıdaş ülkeler arasındaki gerilimi arttırarak silahlanma yarışını hızlandırmaktadır. Diğer yandan, küresel aktörlerin Doğu Akdeniz'e yönelik politika ve stratejileri mevcut enerji kaynaklarının geliştirilmesini engellemektedir. Bu bağlamda çalışmada bölgenin enerji rezervlerinin keşfedilmesi ve paylaşılmasına yönelik ortaya çıkan yeni dinamikler ve bu dinamiklerin yol açtığı işbirliği ve çatışma olanakları ele alınmaktadır.
Levant'ta ticaret: Beyrut liman ve Rıhtım Şirketi (1888-1914)
XIX. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu için pek çok açıdan değişimler yüzyılıdır. Endüstri Devrimi'nden sonra Avrupa'da gerçekleştirilen buharlı gemi ve demiryolu taşımacılığı gibi teknolojik gelişmeler, Osmanlı topraklarını ve elbette Doğu Akdeniz limanlarını Avrupalı tüccar ve girişimciler için bir cazibe merkezine dönüştürmüştür. Dahası, 1838 Balta Limanı Antlaşması ile benimsenen gümrük politikası, Avrupa ile ticaret hacmini neredeyse altı katına çıkarmıştır. Artan ticaret hacmini karşılayamayan Doğu Akdeniz limanları 1860'larda yabancı sermaye veya Levantenler tarafından revize edilmiş ve özelleştirilmiştir. Beyrut Limanı da modernleştirilen ve özelleştirilen limanlardan biridir. 1860 yılında Cebel-i Lübnan olaylarından sonra çatışmalardan ve gerçekleştirilen bombardımanlardan etkilenen şehir için yeni bir rıhtım inşası zorunlu bir hal almıştır. Nihayet Nafia Nezareti tarafından düzenlenen bir ihale neticesinde Beyrutlu bir Maruni olan Yusuf Matran Efendi, yeni rıhtım ve antrepolar tesis edilmesi ve bir anonim şirket kurulması şartıyla ihaleyi kazanmış ve 3 Temmuz 1887 tarihinde imzalanan şartname ile yeni bir limanın inşasına başlanmıştır. Bu sayede Beyrut'ta liman ticareti ve denetim mekanizmasın anonim bir teşebbüsün eline geçmiştir. Bunun akabinde Beyrut Limanı'nda yeni depo ve antrepolar inşa edilmiş ve ticaret hacmi daha da artmıştır. Özellikle Avrupa ile olan deniz ticaretinde kent, Doğu Akdeniz'in en önemli limanı haline gelmiştir.
Geç Antik Çağ'da (M.S. 4.-7. yüzyıl) Doğu Akdeniz'de üretilen ticari amphoralarda dipinti, graffiti ve mühür kullanımı
Geçtiğimiz yirmi yılda Doğu Akdeniz'in Geç Roma – Erken Bizans dönemiamphoraları, araştırmacılar tarafından merak edilen ve ilgi çekenkonular arasında yer almakta ve bu ilgi ile her geçen gün yeni araştırmalar ortaya çıkmaktadır.Özellikle, yaklaşık üç/dört yüz yıllık bir dönemi kapsayan Geç Roma – Erken Bizans dönemine ait amphoraların üretim ve kullanımını anlamaya dönük çalışmaların son yıllarda oldukça arttığını görmekteyiz.Söz konusu çalışmalar sayesinde artık, Doğu Akdeniz Havzasında üretilmiş ve yaygın dolaşıma sahip amphoralara dair daha detaylı verilere ulaşılmıştır. Ancak, söz konusu amphoraların üzerindeki yazıt ve mühürlere ilişkin çalışmaların, Batı Akdeniz amphoralarının araştırma seviyesine ulaşacak aşamada olmadığı görülmektedir. Bahsi geçen, Doğu Akdeniz Havzası kökenli amphoralar üzerinde görülen yazıt ve mühürler, burada hazırlanan tez çalışmasının esas konusunu oluşturmaktadır. Tezin odak noktası, Doğu Akdeniz'de özellikle Küçük Asya merkezli, büyük ölçekli üretim yapılan ve Doğu Roma İmparatorluğu içinde ekonomik ve ticari açıdan bir yeri olduğu öngörülen başlıca amphora formlarıdır: LRA 1, LRA 2, LRA 3 ve Zeest 80. Öncelikle, amphoralar üzerindeki yazıt ve mühürlerin bir korpusu oluşturulmuş ve bu korpus üzerinden, anlam çözümlemelerinin yanı sıra, yazıt geleneği ve amphora tipolojisi açısından değerlendirilmeleri yapılmaya çalışılmıştır. Tez araştırmasının ikincil kısmında ise, ilk bölümünden elde edilen verilerin dönemin ekonomik ve ticari hayatı içindeki konumu değerlendirilmiştir. Buna göre, amphora tipleri ve kataloglanan yazıt ve mühürlerin ışığında; Roma Döneminde var olduğu bilinen annona civicia ve annona militaris sistemleri, Doğu Roma imparatorluğu özelinde sorgulanmaya çalışılmıştır. Bu inceleme, amphora tipolojileri ve buluntu yerlerini esas aldığı kadar, yazıt ve mühürlerin anlamları, içerikleri ve kimi temsil ettikleri temelinde de yürütülmeye çalışılmıştır.
Bizans İmparatorluğu'nun İtalyan şehir devletleri ile siyasi ve ticari ilişkileri (XI-XIII. yüzyıllar)
Bizans İmparatorluğu, ilk olarak VI. yüzyılda tanışıp hamiliğini yaptığı İtalyan Şehir Devletleri ile zamanla hamilikten müttefikliğe akabinde ortaklığa giden siyasi ve ticari ilişkiler kurmuşlardır. Bizans İmparatorluğu, İtalyanlara vermiş olduğu ticari imtiyazlar ile kendi ticaretine ağır bir darbe indirirken aynı zamanda İtalyanların Adriyatik'teki ticaretlerini Doğu Akdeniz'e yayma fırsatını da beraberinde getirmiştir. Bu durum tek geçim kaynakları denizcilik olan İtalyanların ekmeğine yağ sürmüş ve Doğu Akdeniz ticareti ile tanışmalarına vesile olmuştur. Haçlı Seferleri, Bizans İmparatorluğu ve İtalyan Şehir Devletleri'nin kaderini etkileyen bir dönemi meydana getirmiştir. İtalyanlar, Haçlı Seferleri ile bölgede kurulan Haçlı Devletleri'nden ve Mısır'dan almış oldukları imtiyazlar ile kısa sürede zenginleşirken imparatorluk ise bölgedeki ticaretini ve hakimiyetini zamanla kaybetmiştir. XI-XIII. yüzyıllar arasında süregelen bu durum Bizans İmparatorluğu ile İtalyanlar arasındaki ilişkilerin odak noktası olmuştur. İtalyan Şehir Devletleri, Haçlı Seferleri'ni kendi menfaatlerine göre kullanmışlar ve bölgede elde ettikleri koloniler ile de Doğu Akdeniz ticaretinde hâkim duruma gelmişlerdir. Bu dönemde Doğu Akdeniz ticaretinin baş aktörü olan İtalyanlar, başta Uzak Doğu'dan olmak üzere çeşitli coğrafyalardan gelen ticari ürünlerin Avrupa'ya aktarılmasında aracı olmuşlardır. Bu aracılık faaliyetlerini, bankacılık ve kredi sistemleri ile de geliştirerek bölge ticaretinin gelişmesi ve genişlemesine katkılarda bulunmuşlardır.
Maritime fortifications of Arwad and Alanya from the eleventh to the fourteenth centuries: Liminal shores
This thesis analyzes the fortresses built by the Ayyubids and Crusaders on Arwad Island in Syria between the 12th and 14th centuries, alongside Alanya's city walls, the Red Tower, and the Tersane, constructed by the Seljuks in the 13th century, from a maritime perspective. It examines how these constructions reflected the strategic motivations of their patrons, particularly Salah al-Din and Ala al-Din Kayqubad, to maintain a presence at sea, where the Crusaders held significant power. The thesis argues that the targeted audience of these fortifications extended beyond land to the sea, aiming to build visibility for maritime observers. This visibility was meticulously designed for distinct groups, such as the Crusader navy, the Italian city-states led by Venice, Lusignan Cyprus, and Muslim and non-Muslim merchants. The study highlights the deliberate efforts to integrate religious, political, and economic messages into these coastal fortifications by analyzing the architectural elements and decorative programs of Arwad and Alanya. Furthermore, by addressing the naval issues faced by both the Ayyubids and Seljuks and their strategies for maritime presence, this research fills a gap in the existing scholarship. It provides a new layer of understanding to the concept of maritime visibility in medieval Islamic architecture and demonstrates the importance of naval power and sea-oriented visibility in the architectural patronage of the liminal shores of Arwad and Alanya.
Bölgesel güvenlik kompleksi kapsamında Doğu Akdeniz'de enerji güvenliği
Doğu Akdeniz coğrafyası binlerce yıldır jeopolitik ve jeostratejik konumu ile birçok medeniyetin beşiği olmuştur. Tarihsel süreçte bu coğrafyadaki ülkeler arasında var olan kökleşmiş sorunlara enerji paylaşımı ve hak mücadelesi eklenerek yeni siyasi ve askeri çatışmaları doğurmuştur. Bu çalışmada oluşan rekabet alanının bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerine ve bölgesel güvenliğe etkilerine odaklanılacaktır. Bölge ülkelerinin enerji profillerini inceleyen çalışma, bölgedeki hidrokarbon keşifleri, bu keşiflerle değişen ve gelişen devletlerarası ilişkiler, enerji siyasetinin güvenlik olgusuna etkileri ve küresel güçlerin de bölgeye olan yaklaşımlarını inceleyecektir.
2002-2019 yılları arasında Türkiye'nin dış politikasında ve AB ile ilişkilerinde Kıbrıs meselesi
Bu tezin amacı 2002 ve 2019 yılları arasında Türkiye'nin, dış politikada ve Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerinde Kıbrıs sorununa yaklaşımı ve bu süreçte Türkiye-AB ilişkilerinde Kıbrıs meselesinin nasıl bir rol oynadığını incelemektir. Ayrıca Kıbrıs meselesinde Türkiye'nin politikalarını etkileyen olaylar ve gelişmeler de değerlendirilmektedir. T.C. Dışişleri Bakanlığı'nın yazılı açıklamaları ile birlikte tarihsel süreçler incelenerek bu dönem içerisindeki kırılma noktaları ve bunun hem Türkiye'nin Kıbrıs meselesine yaklaşımına etkileri hem de AB üyelik sürecindeki Türkiye'nin AB ile karşılıklı ilişkilerine etkilerinin neler olduğu ortaya konulmaktadır. Çalışma, yazılı açıklamalar üzerinden içerik analizi esas alınarak hazırlanmıştır.
Doğu akdeniz'de paylaşım mücadelesi ve Türkiye'nin bu süreçteki rolü
Dünya' da yaşanılan bu zaman diliminde ülkelerin egemenliklerini ve refah içinde yaşamlarını sürdürebilmelerinin en önemli temel kaynağı enerji bağımsızlığı olmuştur. Doğu Akdeniz, hidrokarbon yataklarına sahip olduğu için Akdeniz' e kıyısı olan ve olmayan tüm ülkeler için enerji bağımsızlığı özelinde çok fazla önem teşkil etmektedir.Türkiye enerji bağlamında dışa bağımlılığını bitirmek ve haklı olarak kendi sahasında enerji arama çalışmalarına başlamaktadır.Doğu Akdeniz'e kıyısı olan ve kıyısı olmayan ülkeler, hidrokarbon yataklarının (petrol, doğalgaz vb.) kendi tekeline geçmesi için Türkiye'nin ve KKTC' nin haklarını ihlal ederek Türkiye'yiDoğu Akdeniz' de çok küçük bir alana hapsetmek istemişlerdir. Türkiye gerek diplomasi alanında gerekse mavi vatanın korunması ve haklarının sonuna kadar bilincinde olup arama faaliyetlerine başlamış olması ile fiili olarak varlığını tüm ülkelere kanıtlamıştır. Doğu Akdeniz'de çıkarılacak olan hidrokarbonların Türkiye üzerinden dünya pazarına taşınması ve bununla beraber hidrokarbonların Türkiye'nin kıta sahanlığında bulunması Türkiye'nin de enerji bağımlılığını tamamen sona erdirecektir.Doğu Akdeniz'de bulunan kıyıdaş devletler ile kıyıdaş olmayan devletlerin arasında yaşanan enerji savaşları bu bölgenin kaderini ciddi anlamda değiştirecek ve yaşanılacak olan bu durum bölgenin askeri ve siyasi anlamda huzurunun ve güvenliğinin bozulmasına zemin hazırlayacaktır. Yapılan bu araştırmada Türkiye'nin tezinin doğru olduğu ispat edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Doğu Akdeniz, Enerji Bağımlılığı, Mavi Vatan, Türkiye, Hidrokarbon Yatakları, Kıyıdaş Devletler
The tenth century Byzantine expansion in Crete, Cyprus, and Northern Syria: Ideology and practice
In modern scholarship, the Byzantine-Islamic frontier is usually perceived as a monolithic entity; the inner dynamics of each frontier region, which made them distinct from one another, as well as the different treatment of each region by the Byzantines are neglected. The overarching objective of this thesis is to adopt a comparative and micro-scale approach to examine the tenth-century Byzantine expansion into Crete, Cyprus, and Northern Syria in order to trace the differences in the Byzantine treatment of the conquered regions both in ideology and practice. The first two chapters of this thesis examine the geographical discourse and the discourse of war created by the Byzantines during the tenth century military expansion. The first chapter of this thesis focuses on how the historical memory of the long-term socio-religious and political dynamics of each region strongly shaped the geographical discourse created by the Constantinople-centered literati. The second chapter discusses the "defensive" nature of the Byzantine expansion in the tenth century and argues that the Byzantine discourse on war or war rhetoric was strongly based on the idea of the protection of the empire as well as the well-being of the state and its people. The third chapter focuses on demonstrating how the religious and civil administration, taxation system, and military organization implemented after the Byzantine reconquests were shaped by the internal structue of the frontier regions and the broader dynamics of the Eastern Mediterranean.
The waterfront and the cosmopolitan settlement: Spatial transformations in Smyrna between the 1688 earthquake and the development of the quay
This dissertation examines spatial transformations in the urban environment that took place in nineteenth century Smyrna, with a special focus on the area on the waterfront and the so-called Rue de Franque, the main artery of foreign, Levantine, "cosmopolitan" settlement. Since the early-modern period, Smyrna played an essential role in mercantile activities in the eastern Mediterranean and became a commercial hub where diverse communities coexisted. Thus, these changes are observed and assessed as landscape transformations, in the sense that special attention is given to the subjective, perspectival aspects of representation, subject to change over time and according to contexts and backgrounds. Nevertheless, the transformations that took place in Smyrna's urban landscape were a product of gradual, complex, and contested processes. Several factors, such as geographical features, natural disasters, changes in the global regime of commercial exchange, international relations, and state/communal regulations, impacted this process. Besides, in this remarkably diverse urban and social space, cross-cultural relations and plural affiliations were important parts of the transformation process in which individuals and communities became significant actors. In this regard, this thesis investigates how, when, and why spatial transformations took place, how the changing landscape was represented, how urban changes were affected by cross-cultural relations and communities, and to what extent these transformations impacted a multicultural urban and social environment.
Avrupa Birliği'nin enerji güvenliğini etkileyen çatışma alanları: Ukrayna-Rusya, İran ve Doğu Akdeniz
Dünyanın en büyük ikinci ekonomik gücü olan Avrupa Birliği (AB), küresel enerji tüketiminde Çin ve ABD'den sonra üçüncü sıradadır. Petrol ve doğal gaz kaynaklarında rezervlerinin az olması nedeniyle AB, bu enerji kaynaklarında dışa bağımlıdır. Uluslararası sistemde daha tutarlı politikalar izleyip tek ses olmaya çalışan AB, bir yandan da enerjide dışa bağımlılığı azaltıp enerji güvenliğini sağlayarak uluslararası sistemde daha etkin bir aktör olmaya çalışmaktadır. Fakat bu enerji kaynaklarının AB'ye yakın coğrafyalarda olmasına rağmen arz ve transit ülke/bölgelerindeki istikrarsız ortam ve krizler AB enerji güvenliği için risk yaratmaktadır. Bu nedenle AB'nin krizlere yönelik izlediği politikalar da doğrudan AB enerji güvenliğini etkileyebilmektedir. Bu çerçevede, bu çalışmada AB'nin krizlere yönelik politikasının AB enerji güvenliğine etkisinin ne olduğu sorusu cevaplanmaya çalışılmıştır. Araştırma sorusu Ukrayna-Rusya, İran ve Doğu Akdeniz üzerinden incelenmiştir. Bu çalışma bahsi geçen krizlerde AB'nin politikası, ülke/bölgeyle olan ilişkisine ve bu ülke/bölgeden enerji arz edip etmediğine göre değişiklik gösterdiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca uygulanan politikanın enerji güvenliği için önem verilmesi gereken unsurlara olumlu etkisi olsa bile krizlerin varlığının devam etmesi nedeniyle bu etkilerin kalıcı olması şüphelidir. Bu nedenle AB'nin enerji güvenliğini sağlaması ve bu riskleri minimuma indirmesi için krizlere yönelik kalıcı çözümler bulması önem arz etmektedir.
64 numaralı Kıbrıs Tahrir (1572) defterine göre Mesarya nahiyesi (Transkripsiyon ve değerlendirme)
Doğu Akdeniz'de önemli bir yere sahip olan ve Osmanlı'nın fethinden sonra da bu önemini koruyan Kıbrıs'ta, Osmanlı hâkimiyetinin sağlanması, adanın şenlendirilmesi ve ekonomik yönden geliştirilmesi için gerekli tedbirler alınmıştır. Osmanlılar bir yörede, ilk fethin hemen ardından çeşitli vesileler ile tahrir yaparlardı. Osmanlı belgelerinde tahririn amacı, bölgedeki reayanın oturduğu yerler ve işlerinin özelliklerini, mallarının ve ürünlerinin kaynaklarını hükümdarın yani devletin bilmesi olarak belirtilir. Osmanlılar fetihten hemen sonra 1572 yılında Kıbrıs'ta bir tahrir gerçekleştirdiler. İlgili tahrir sonrasında oluşturulan defter, bugün Kuyud-ı Kadime (Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü) Arşivi'nde saklanan 64 Numaralı Kıbrıs Tahrir Defteri'dir. Çalışmamızda adı geçen bu defter transkibe edilmiştir ve söz konusu defterdeki verilere dayanarak Mesarya nahiyesinin sosyal ve ekonomik hayatı anlatılmaya çalışılmıştır.