Emotion
230 theses under this subject heading
The relationship between helicopter parenting and eating disorder symptoms in university students: The roles of parental emotional availability and emotion regulation difficulty
This study investigates the relationship between helicopter parenting (HP) and eating disorder symptoms severity, with a focus on the mediating roles of parental emotional availability (EA) and emotion regulation difficulty among a sample of 303 Turkish university students. Quantitative research utilizing online survey was employed. Bivariate correlations and mediation analyses were conducted to analyze the data. The findings revealed an indirect positive association between maternal HP and eating disorder symptoms severity through emotion regulation difficulty. Additionally, paternal HP demonstrated a negative relationship with eating disorder symptoms severity through serial mediation of paternal EA and emotion regulation difficulty. There was a positive association between paternal HP and paternal EA, while the association between paternal EA and emotion regulation difficulty was negative. The results contribute to the growing body of research on the effects of HP on university students and emphasize the importance of considering both parental EA and emotion regulation difficulty in understanding the impact of HP on eating disorders. The findings have implications for parents and mental health professionals in developing interventions and parental education programs to mitigate the potential negative impact of helicopter parenting. Future research directions and limitations are also discussed.
Süreyya Berfe'nin "Ufkun Dışında" adlı eserinin Türkçe öğretim programı'ndaki "duygular" ana teması açısından incelenmesi
Bu çalışmada, 1960 Dönemi Türk Edebiyatının önemli şair ve yazarlarından olan Süreyya Berfe'nin toplu şiirlerini içeren "Ufkun Dışında" adlı eser Türkçe Öğretim Programı'ndaki "Duygular" ana teması açısından incelendi. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde şairin hayatı, edebî kişiliğine ve eserlerine yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde Türkçe Öğretim Programı hakkında genel bir değerlendirme yapılarak mevcut tema ve alt temalar açıklanmıştır. Çalışmanın asıl bölümü olan üçüncü bölümde ise yazarın üzerinde durduğu temalar ele alınmıştır. Özlem, üzüntü, veda, umut, yalnızlık ve sitem temaları tespit edilmiş ve incelenmiştir. Elde edilen bulgulardan yola çıkılarak Süreyya Berfe'nin şiirlerine yönelik çıkarımların yapıldığı "sonuç" bölümünde, Berfe'nin eserlerinin İlköğretim ikinci kademe öğrenci seviyeleri için uygun olamayacağı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Süreyya BERFE, Ufkun Dışında, duygular, tema.
Psikolojik danışmanların alet çantasını geliştirmek: Sözsüz Davranış Eğitimi Programı (SÖDEP)
Sözsüz davranışları okumak ruh sağlığı çalışanları için önemlidir. Danışanların hislerini ve niyetlerini anlamalarına katkı sağlar. Bu tezin temel amacı bir ruh sağlığı çalışanı olan psikolojik danışmanların sözsüz davranışları anlama ve yorumlama becerilerine katkı sağlayabilmek için bir eğitim programı geliştirmek ve programın etkililiğini değerlendirmektir. Karma yönteme göre tasarlanan tezin deneysel boyutunda ön-test son-test kontrol gruplu tam deneysel desen (2x2'lik faktöriyel desen) uygulanmıştır. Deneysel boyut tamamlanmasını takiben, durum çalışması deseni kullanılarak katılımcıların Sözsüz Davranış Eğitimi Programı (SÖDEP) hakkındaki görüşleri alınmıştır. Deneysel çalışmanın katılımcılarını 46 psikolojik danışman oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında kişisel bilgi formu, JACFEE, Kısa Süreli İfadeleri Tanıma Testi, Sözsüz Davranış Bilgi Düzeyi Değerlendirme Testi ve yarı-yapılandırılmış görüşme formundan yararlanılmıştır. Bulgular deney ve kontrol gruplarındaki psikolojik danışmanların JACFEE puan ortalamaları (F(1,44) = 18,804, p<.001, η2 = .30), Kısa Süreli İfadeleri Tanıma Testi (F(1,44) = 16,780, p<.001, η2 = .28) ve Sözsüz Davranış Bilgi Düzeyi Değerlendirme Testi (F(1,44) = 9,381, p<.01, η2 = .18) ön-test ve son-test puan ortalamaları arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark olduğunu göstermektedir. İki ay sonra yapılan izleme testi sonuçları da ölçme araçlarından alınan puanların son-testten alınan puanlardan anlamlı bir fark olmadığını ortaya koymaktadır. Araştırmanın nitel boyutu için yapılan içerik analizi sonucunda katılımcıların SÖDEP hakkındaki görüşleri dört temada toplanmıştır: SÖDEP'in özellikleri, davranış analizine katkısı, bireysel farkındalığa katkısı ve öneriler. Sonuç olarak, SÖDEP'in psikolojik danışmanların danışanlarla kurduğu iletişiminin güçlenmesine, danışanları tanımaya ve onların sorunlarını anlamaya katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Etkileşimli çocuk yogasının 6 yaş çocuklarının duygu ifadesi ve duygu çeşitliliğine etkisi
Çocuk yogası çalışmalarında duruşların yanında yapılan nefes egzersizleri, meditasyonlar ve duygu paylaşımları ile çocukların öz farkındalıkları artmakta ve bu çalışmalar duygularını fark edip ifade etmelerine imkan sağlamaktadır. Çocukların kendilerini daha iyi ifade etmelerinde ve zamanla duygu ifadelerinin çeşitlilik kazanmasında etkileşimli çocuk yogasının rolü olduğu düşünülmektedir. Buna dayanarak gerçekleştirilen araştırmada, belirli bir süre etkileşimli çocuk yogası eğitimi alan ve almayan 6 yaş grubu çocuklarının duygu farkındalıkları karşılaştırılmış olup çalışma sonunda duygu ifadelerinde ve ifadelerindeki çeşitlilikte farklılık olup olmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda araştırmanın evreni Ankara ilinde öğrenimine devam eden 6 yaş anaokulu öğrencileri olarak belirlenmiştir. Araştırmanın örneklemi ise Ankara ilinde bulunan bir özel okulda öğrenim gören 6 yaş sınıfı öğrencileridir. Yarı deneysel yöntemle katılımcılardan Altı Yaş Çocuklarının Duygusal Becerilerinin Değerlendirilmesi Testi ile Farklı Duygu İfadesi Kullanımı Değerlendirme Formu kullanılarak elde edilen veriler analiz edilmiş olup, grup sayılarının 30'dan az olması sebebiyle normal dağılım göstermediği varsayılarak parametrik olmayan gruplar arasındaki karşılaştırmalar için kullanılan Mann-Whitney U ve Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre, etkileşimli çocuk yogasının 6 yaş çocuklarının duyguları tanıma, anlama, ifade etme becerisine ve duygu ifadesi çeşitliliğine anlamlı bir etkisi olduğu sonucuna varılmıştır. Çocukların etkileşimli çocuk yogası eğitimi almaya devam ettiği süre boyunca duygu farkındalığının ve ifade becerisinin geliştiği gözlemlenmiştir. Eğitimden bir süre sonra eğitim alan grubun duygu ifade becerisi konusunda avantajını koruduğu görülmüştür, dolayısıyla eğitimin etkisinin kalıcı olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Çocuk yogası, duygu ifadesi, duygu ifadesinin çeşitliliği, duygu farkındalığı
Yetişkin kadınlarda diyet asit yükü ve bitki bazlı diyet indeksi ile duygu durum düzeyi arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu çalışmada bitki bazlı diyet indeksi ve diyet asit yükünün depresyon, anksiyete ve stres ile arasındaki olası ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 19-39 yaş arası 231 sağlıklı kadın dahil edilmiş olup veriler online ve telefonla görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Bireylerin duygu durumu DASS-21 ölçeği (Depresyon-Anksiyete-Stres Ölçeği) kullanılarak ölçülmüş olup 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı ile beslenme durumları, miktarlı besin tüketim sıklığı anketi ile Bitki Bazlı Diyet İndeksi puanları, diyetin potansiyel renal asid yükü (PRAL) ve net endojen asit üretimi (NEAP) hesaplanmıştır. Bireylerin patates cipsi, doğal-hazır meyve suları ve şekerli içecekler tüketiminin DASS-21 toplam puanları ile pozitif, yumurta ve zeytinyağı tüketiminin isenegatif ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Bireylerin diyetle karbonhidrat alımı (g) DASS-21 toplam puanı ile pozitif ilişkili (r=0,13 p=0,04) bulunmuştur. Bireylerin diyetle günlük C vitamini, toplam folik asit, demir alımı DASS-21 toplam puanı ile negatif ilişkili bulunmuştur (sırasıyla; r=-0,18 p=0,04, r=-0,13 p=0,04, r=-0,13 p=0,03). Genel bitki bazlı diyet indeks puanı yüksek olan bireylerin anksiyete puanları ortalaması daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca genel bitki bazlı diyet indeksi ile DASS-21 toplam puanı ve anksiyete puanları arasında pozitif korelasyon belirlenmiştir (p<0,01). Sağlıklı bitki bazlı diyet indeks puanı yüksek bireylerde, DASS-21 ölçeğini oluşturan alt grupların tümünde daha düşük puan ortalaması belirlenmiştir (p>0,05). Sağlıksız bitki bazlı diyet indeks puanı yüksek olan bireylerin, DASS-21 ölçeğinin toplam (p<0,01), depresyon (p<0,01), anksiyete (p<0,05) ve stres (p<0,05) puanları ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca sağlıksız bitki bazlı diyet indeks puanları ile DASS-21 toplam (r=0,19 p=0,003), depresyon (r=0,19 p=0,003), anksiyete (r=0,17 p=0,003) ve stres (r=0,15 p=0,01) puanları arasında pozitif korelasyon belirlenmiştir. Diyet asit yükünün duygu durum ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Potansiyel renal asit yükü (PRAL) ve NEAP değerleri yüksek bireylerin DASS-21 ölçek puanları daha yüksek bulunmuş ancak bu farklılık istatistiksel açıdan anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). PRAL değerleri ve stres puanları arasında pozitif korelasyon saptanmış olup (p<0,05) diğer DASS-21 ölçek puanları ile diyet asit yükü değerleri arasında korelasyon saptanmamıştır. Sonuç olarak bitki bazlı diyet indeksi ile duygu durumu arasında potansiyel bir ilişki bulunurken diyet asit yükü ile duygu durumu arasında güçlü bir ilişki bulunamamıştır. Bu konuda daha geniş örneklem büyüklüklerinde klinik ve gözlemsel çalışmalara ihtiyaç vardır.
Duyguların affetme, ağızdan ağıza iletişim ve yeniden müşteri olma niyeti üzerindeki etkisinde sosyal mesafenin düzenleyici rolü: Üçüncü taraf müşteriler için bir uygulama
Bu tez çalışmasında hizmet hatası telafi sürecinde üçüncü taraf müşterilerin hizmet hatası mağduru olan müşteriye sosyal olarak yakın/uzak olma durumlarına göre hissettiği olumlu ve olumsuz duyguların müşteri affediciliği aracılığıyla olumsuz ağızdan ağıza iletişim ve yeniden müşteri olma niyeti üzerindeki etkileri incelenmektedir. Araştırma hipotezleri 2 (üçüncü taraf müşteriye olan sosyal mesafe: yakın/uzak) x 2 (hizmet telafisi: var/yok) senaryo tabanlı deneysel tasarım kullanılarak test edilmiştir. Bu doğrultuda otelcilik sektörü için dört senaryo oluşturulmuş ve her bir senaryoda 144 olmak üzere toplam 576 katılımcı çalışmaya dahil edilmiştir. Toplanan veriler SPSS ve SmartPLS 4.0 programları ile analiz edilmiştir. Hipotezi test etmek için bağımsız örneklem t-testleri ve düzenleyici-aracılık analizleri yapılmıştır. Sonuçlar, hizmet hatası ve telafisi sürecinde üçüncü taraf müşterilerin hissettikleri olumlu ve olumsuz duyguların sosyal mesafeye göre farklılaştığını göstermektedir. Buna göre, sosyal olarak uzak üçüncü taraf müşterilerin telafi durumuna göre değişen olumlu ve olumsuz duygularının sosyal olarak yakın üçüncü taraf müşterilere kıyasla daha yüksek düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, olumlu duyguların müşteri affediciliğini pozitif olarak, olumsuz duyguların ise negatif olarak etkilediği sonucuna erişilmiştir. Diğer taraftan, sonuçlar olumlu duyguların müşteri affediciliği üzerindeki etkisinin üçüncü taraf müşterin sosyal mesafe düzeylerine göre farklılaştığını göstermektedir. Ayrıca olumlu duyguların yeniden müşteri olma niyeti üzerinde müşteri affediciliğinin aracılık etkisi vardır. Son olarak, yapılan düzenleyici-aracılık analizlerinde sonuçlar sadece olumlu duygular ile müşteri affediciliği arasındaki ilişkide sosyal mesafenin düzenleyici etkisi olduğunu göstermektedir. Bu tez çalışması önceki çalışmalardan farklı olarak hizmet hatası ve telafisi sürecinde üçüncü taraf müşterilerin hizmet hatası mağduru olan müşteriye sosyal olarak yakın ve sosyal olarak uzak olma durumlarına göre tepkilerindeki farklılıkları inceleyerek literatüre katkı sunmuştur.
Kişisel bellek bağlamında sanat eserinde rengin ve imgenin anısallığı
Bellek yaşanılan veya öğrenilen şeyleri, zihinde saklama ve tekrar hatırlatma gücüne sahiptir. "Kişisel Bellek" ifadesi belleğin daha spesifik ve bireysel bir yönünü temsil eder. "Rengin ve İmgenin Anısallığı" ifadesi ise renklerin ve imgelerin bellekteki anılar ile aralarında güçlü bir bağ olduğunu vurgulamaktadır. Bu çalışma raporunda, sanatçıların özel yaşamlarının ve psikolojik durumlarının renklere yansıma biçimleri gözlemlenmektedir. Bununla birlikte renklerin duygular üzerindeki etkisi incelenmektedir. Renkle boyanmış geniş boş alanların izleyicide kişisel düşünce pratikleri oluşturduğu ve bu şekilde alımlayıcıda düşsel atmosferler yarattığı vurgulanmaktadır. Bunun yanı sıra, imge kavramı da psikolojinin yansıması açısından ele alınmakta ve duyguların güçlü metaforik tasvirlerinde önemli bir araç olarak kullanılabileceği belirtilmektedir. İncelemeler sonucunda elde edilen bulgular arasında, imge kavramının hatırlama sürecinde de önemli bir etkisinin olduğu görülmektedir. Raporun temel odak noktası renk ve imge kavramları üzerine ayrıntılı bir inceleme yaparak, çalışma raporu süresince üretilen işlerde yer alan imgelerin ve renklerin kişisel arkeolojideki anısallığı ile ilgili yönlerini keşfetmek ve ayrıntılı analizler sunmaktır. Bu analizler, belirli imgelerin ve renklerin tez sürecinde üretilen sanat pratikleri ile olan ilişkisini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, konuyu daha anlaşılır hale getirmek için bu anlayış ile üretimlerini gerçekleştiren sanatçılardan örnekler sunulmaktadır.
Öğretmen adaylarının yürütücü işlev becerilerinin ayrık duygular ile etkileşiminin bilgisayar simülasyonu ortamında incelenmesi
Bu çalışmada bilişsel süreçleri anlama ile denetlemeyi kapsayan ve öğretmenler için en temel yeterliklerden biri olduğu vurgulanan yürütücü işlev becerileri ile öğretmen duygularının ve duygu geçişlerinin etkileşiminin bilgisayar simülasyonu temelinde hazırlanan bir dizi öğretim görevinde incelenmesi amaçlanmaktadır. Katılımcılar bir devlet üniversitesinde öğrenim gören öğrenciler arasından seçilmiştir. Araştırmada EEG, EDA, yüz verileri üzerinden duygu tanımlaması yapılmıştır. Veriler, olay ilişkili osilasyonlar, sıralı örüntü madenciliği ve fark analizleri aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırmanın sonuçları öğretmen adaylarının öğretim görevinde mutluluk, şaşkınlık, korku ve nötr/tarafsız olma halini kalıcı olarak deneyimlediğini, zaman zaman tarafsızlık halinden şaşkınlık ve korku deneyimlemeye geçiş yaşandığını göstermektedir. Araştırmanın bir diğer sonucu ise öğretmen adayları pozitif değerlikteki bir duyguyu deneyimlerken simülasyondaki öğretim görevinde sunulan görevin türüne göre sergiledikleri performansın değiştiğidir. Örneğin öğretmen adayları mutluluk deneyimlerken yeni bir müdahale yöntemini gerektiren bir görevle karşılaştıklarında doğru müdahale yöntemi uygulayabilmişlerdir. Fakat şaşkınlık deneyimlerken kuralı sürdürmeleri gereken durumla karşılaştıklarında yanlış müdahale yöntemi uygulama eğilimi göstermişlerdir. Benzer durum negatif değerlikteki küçümseme ve kızgınlık için de geçerlidir. Öğretmen adayları buldukları müdahale yöntemini tekrar uygulamaları gereken bir uyaranla karşılaştıklarında, küçümseme deneyimliyorlarsa doğru müdahale yöntemi uygulama eğilimi göstermişlerdir. Fakat kızgınlık halinde iseler yanlış müdahale yöntemi uygulamış oldukları gözlemlenmiştir. Ayrıca katılımcıların duygu durumlarına göre yürütücü işlev becerisi incelendiğinde negatif durumlarda nötr durumlara göre çalışma belleği performansı ve güncelleme performansının daha iyi olduğu bulunmuştur.
Karahanlı Türkçesinde duygu fiilleri
Duygular dış dünyada yaşanan olayların insanların iç dünyasını nasıl etkilediklerini anlatırlar. Belli bir dönemin yaşantısının anlaşılabilmesi için o dönemde yaşayan insanların duygularının da anlaşılması gerekir. Duygular başta bireyseldir; fakat duyguların çıktıları insanların diğer insanlarla olan ilişkilerini etkilediği için duygular dalga dalga yayılarak toplumun genel yaşantısını etkileyebilirler. Duygular önce düşünceyle başlar ve düşünce ile duygu birbirlerini etkileyen kavramlardır. Bir kültürün düşünce sistemini etkili bir şekilde anlayıp değerlendirebilmek için o kültürün duygu sisteminin de anlaşılması gerekir. Bu tezde 11.yy Türk insanının başta duygu, dolaylı olarak da düşünce sisteminin ortaya çıkarılmasına katkı sağlayabilmek amacıyla bu dönem eserlerinde tanıklanan duygu fiilleri anlam özelliklerine göre incelenmiştir. Karahanlı Türkçesi dönemi eserlerinde tanıklanan duygu fiilleri taşıdıkları duygu özelliklerine göre gruplandırılarak semantik açıdan sınıflandırılmış, semantik özelliklerine göre sınıflandırılan duygu fiilleri etimolojik yönden incelenerek, bu fiilllerin anlam özellikleri değerlendirilmiştir. Ayrıca bu fiillerde görülen metaforlar da ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.
Üniversite öğrencilerine yönelik geliştirilen kadına karşı her türlü düşmanca tutuma (Mizojini) karşı eğitim programının etkinliğinin değerlendirilmesi
Araştırma üniversite öğrencileri için geliştirilen, web tabanlı ve simülasyon temelli uygulamaların kullanıldığı mizojiniye yönelik eğitim programının öğrencilerin mizojiniye ilişkin bilgi ve farkındalık düzeylerine ve mizojinistik tutumlar karşısında gösterdikleri duygusal tepkilerine etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilen randomize kontrollü, ön test-son test kontrol gruplu nicel ve tanımlayıcı fenomenolojik yaklaşımla nitel araştırma yöntemlerinin birlikte kullanıldığı karma tipte bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini 2018-2019 güz döneminde Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde birinci sınıf ve birinci yarıyılda öğrenim gören 68 öğrenci oluşturmuştur. Müdahale grubunda yer alan 34 öğrenciye 14 hafta süresince web tabanlı eğitim, ekran temelli simülasyon ve standart katılımcıların kullanıldığı senaryo temelli simülasyon uygulamasını içeren mizojini eğitim programı verilmiş, kontrol grubundaki 34 öğrenciye ise herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Araştırmanın nicel verileri Öğrencilerin Tanıtıcı Özellikleri Veri Toplama Formu, Mizojiniye İlişkin Bilgi ve Farkındalık Soruları ile Pozitif ve Negatif Duygu Ölçeği (PANAS) kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın nitel verileri ise müdahaleden bir hafta sonra müdahale grubunda yer alan 21 öğrenciyle yapılan odak grup görüşmelerinden Yarı Yapılandırılmış Odak Grup Görüşme Formu kullanılarak elde edilmiştir. Nicel verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma, bağımsız ve bağımlı gruplarda t testi, tekrarlı ölçümler için varyans analizi; nitel verilerinin analizindeyse tüme varım yaklaşımıyla içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada eğitim progamı sonrasında müdahale grubunda yer alan öğrencilerin mizojiniye ilişkin bilgi ve farkındalık puanları ve PANAS puanlarının kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde (p<0,05) yüksek olduğu saptanmıştır. Odak grup görüşmelerinde öğrenciler mizojiniye yönelik eğitim programından çok memnun kaldıklarını, programın kavram hakkında bilgi ve farkındalık oluşturarak kalıcı öğrenmeyi ve mizojinistik tutumlar karşısında tepki verebilme cesareti kazanmalarını sağladığını ifade etmişler, eğitim programının daha fazla kişiye ulaşabilmesiyle ilgili görüş belirtmişlerdir. Araştırmanın sonucunda farklı öğretim yöntemlerinin kullanıldığı mizojini eğitim programının öğrencilerin bilgi ve farkındalıklarını ve pozitif-negatif duygularını artırmada etkili olduğu belirlenmiştir. Kadına karşı her türlü mizojinistik tutumun önlenmesi ve azaltılması için eğitim programının üniversite eğitim programı müfredatına eklenmesi önerilmektedir.
The role of emotion in decision- making for employee selection
The current study aims to identify the role of emotions on IAU decision makers and how these emotions influence their ability to decide effectively on selecting the academic staff for the university and to achieve organizational goals. It aims at identifying the different variables and competencies needed for effective decision-making. The study will examine those scales' effects on and the decision-making style of managers in IAU. This study also aims at identifying the differences between respondents as attributed to their personal and professional traits "gender, age, academic qualifications, and years of experience". The current study adapted internationally accepted measurement tools such as the Emotion Regulation Questionnaire which was used for measuring emotions and modified to fit the purpose of this research. It was composed of six scales which are; non-acceptance of emotional responses, difficulty engaging in goal-directed behavior, control difficulties, emotional awareness, access to emotion regulation strategies, and emotional clarity. The results of this study supported the hypothesized relationships of the existence of significant relationship between emotions of decision makers and their decision-making style. The relationship has been proved to be existed at all scales and subscales of the emotion field. A significantly negative relationship has been also proved to be existed between emotions and decision-making style. The results also proved that there are no significant differences among respondents attributed to their personal and professional traits as gender, age, academic qualifications, and years of experience. The research has presented some recommendations concerning the application of grey relational analysis at the workplace for selecting employees for job vacancies and some other recommendations for future research. The recommendations include increasing awareness of the emotional context in the workplace and its importance and application in the decision-making process. It also recommends the design and implementation of appropriate training programs for decision makers on how to consider and apply the grey relational analysis in their selection between alternatives. The research also recommends developing tools to measure the level of emotions and inter and intra personal skills and incorporate them into the recruitment of potential decision makers.
Haset, imrenme ve kıskançlık duygu durumlarının ayrıştırılması
İnsan hayatını yönlendiren en temel öğelerin başında duygular gelmektedir. Kişiler açısından duygular belirleyici bir özelliğe sahip olduğu için, insanlar birçok hayati fonksiyonda duygular sayesinde hareket edebilmektedir. İnsan için böylesine önemli bir yapının, doğru anlaşılması ve ifade edilmesi de bir o kadar önemlidir. Duyguların temel alındığı bu araştırma da kıskançlık, haset ve imrenme duyguları incelenmeye çalışılacaktır. Bu duyguların ne anlam ifade ettiği, nasıl yorumlandığı ve duygusal açıdan ne gibi etkileri olduğu ortaya konulacaktır. Toplum tarafından bu duyguların ortaya konmasında ve kullanılmasında çeşitli farklılıklarla karşılaşılmaktadır. Özellikle insanların kıskançlık ve haset duygularını saklamaya ve baskılamaya çalıştıklarını, bu duygulara çok yakın olan imrenme duygusunu ise özgürce ifade ettiklerini görmekteyiz. Aynı zamanda bu duyguların bireyler tarafından sıklıkla yanlış ifade edildiği ve karıştırıldığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Yapılan çalışmada temelde, bahsedilen bu varsayımları bilimsel verilerle ortaya koymak ve bu kavram karmaşasının önüne geçmek adına yapılmıştır. Yapılan çalışmadan elde edilen sonuçlara bakıldığında, bu çalışmanın yapılmasında ki gereklilik bir kez daha ortaya konmuştur. Çünkü toplumsal yapı içerisinde insanlar, birbirine yakın duyguları sıklıkla karıştırmakta ve ifade etmekte ciddi güçlükler yaşamaktadırlar. Araştırmada, literatür çalışması ve alan araştırması olmak üzere iki temel nokta üzerinde durulacaktır. Araştırmanın uygulama kısmı için mülakat uygulaması yapılmıştır. Alan araştırması, Rastgele seçilen eşit sayıda ki kadın ve erkek üniversite mezunu kişilerden oluşmaktadır. Verilen bilgiler yansız ve eklemesiz bir şekilde aktarılmıştır.
Duygu stilleri ve duygusal zekanın yordayıcısı olarak bağlanma stilleri
Duygu stilleri konusu son yıllarda araştırmacılar tarafından sıklıkla ele alınmaktadır ve yapılan çalışmalar duygu stillerinin sağlık üzerinde belirleyici etkilerini açıkça gözler önüne sermektedir Bu çalışmada üniversite öğrencilerinin duygu stilleri ve duygusal zekalarının yordayıcısı olarak bağlanma stillerinin rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca üniversite öğrencilerinin duygu stilleri, duygusal zeka ve bağlanma stillerinin çeşitli sosyo-demografik değişkenlere (cinsiyet, okul başarısı, anne-baba eğitim) göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemek de araştırmanın amaçları arasında yer almaktadır. Bu araştırma ilişkisel tarama modelinde bir çalışma olup, 2015-2016 eğitim öğretim yılında Marmara Bölgesinde, İstanbul ilinde bir üniversitede öğrenim gören 158 kadın ve 113 erkek olmak üzere toplam 271 öğrenciden oluşan çalışma grubu ile yürütülmüştür. Araştırmada veri toplama araçları olarak, "Duygusal Zeka Özelliği Ölçeği – Kısa Formu (TEIQueSF)", "Duygu Stilleri Ölçeği", "İlişki Ölçekleri Anketi (Relationship Scales Questionnaire)" ve araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Bu araştırma verileri üzerinde pearson korelasyon, regreson, t-testi ve varyans analizleri teknikleri kullanılmıştır. Yapılan regresyon analizleri sonucuna göre üniversite öğrencilerinin bağlanma stillerinin, duygu stilleri ve duygusal zekanın anlamlı bir yordayıcısı olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Duygu, Duygu Stilleri, Duygusal Zeka, Bağlanma Stilleri
Premenstruel sendrom yaşayan kadınlarda luteal ve foliküler evrelerde gözlenen emosyonel ve kognitif değişikliklerin incelenmesi
Premenstruel sendrom (PMS), menstrüel döngünün luteal evresinde beliren ve foliküler evrede kaybolan psikolojik ve somatik semptomlarla karakterize psikonöroendokrin bir bozukluktur. PMS literatüründe, psikolojik semptomlar arasında emosyonel belirtiler hakkındaki bilgiler tutarlıyken, bu değişikliklerle eş zamanlı olarak kognitif süreçlerin nasıl etkilendiği net değildir. Bu çalışmada, PMS yaşayan ve yaşamayan kadınlardan oluşan bir çalışma grubunda, luteal ve foliküler evreler arasında emosyonel ve kognitif işlevlerin birlikte değişiklik gösterip göstermediğinin belirlenmesi, önemli bir değişiklik varsa bunun nöropsikolojik yöntemlerle tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Çalışma, düzenli menstrüel döngüye sahip 18-39 yaş arası 41 gönüllü kadın ile yürütülmüştür. Katılımcılar, Premenstrüel Sendrom Ölçeği'ne göre PMS (n=23) ve kontrol (n=18) olarak, sosyodemografik ve menstrüel özellikler açısından benzer dağılım gösteren iki gruba ayrılmıştır. Gruplara, foliküler ve luteal evrelerde iki kez, Beck Depresyon Envanteri, Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği ve bir dizi nöropsikolojik test uygulanmıştır. Karşılaştırma analizlerinden elde edilen verilere göre, kontrol grubuna kıyasla PMS'li grupta emosyonel ölçümlerde ve kognitif yeteneklerin birçoğunda (öğrenme, kısa süreli ve uzun süreli görsel bellek, dikkati sürdürme, çelinebilirlik, inhibisyon, kurulumu değiştirebilme vb.) foliküler evreye göre luteal evrede istatistiksel açıdan anlamlı düşme yaşandığı saptanmıştır. Bununla birlikte çalışma belleği ve psikomotor hız parametrelerinde iki grubun da luteal evrede etkilendiği tespit edilmiştir. İlerleyen çalışmalarda, gözlemlenen değişikliklerin nedensel mekanizmasının ve günlük yaşama ne ölçüde müdahale ettiğinin belirlenmesi tanısal ve tedavisel yaklaşımların geliştirilmesine önemli katkılar sağlayacaktır.
Mütekaddimîn dönemi Eş'arî kelâmında beşerî duyguların Allah'a nisbeti meselesi
Bu tez, sevgi, öfke, hoşnutluk, gücenme, acıma gibi beşerî duyguların Allah'a nisbeti –yani antropopatizm– meselesini mütekaddimîn dönemi Eş'arî kelâmını merkeze alarak incelemektedir. İslâm inanç esaslarına yönelik mâkul açıklamalar sunma işlevini üstlenen kelâm ilmi –ve kelâmın da bilhassa ilâhiyât sahası– Allah'ın insanlar gibi birtakım duygulanımlara sahip olup olmadığını ve bu hususun ilâhî aşkınlık çerçevesinde nasıl açıklanacağı sorularıyla ilâhî sıfatlar konusu çerçevesinde ilgilenmektedir. Kur'ân ve hadislerden oluşan dinî metinlerde Allah'ın birtakım beşerî duygulara sahip olduğu çağrışımını yapan ifadelere rastlanması bu meselenin kelâm ilmi açısından hem yorumsal hem de teolojik boyutlar taşıdığını göstermektedir. Dolayısıyla bu çalışma bir taraftan söz konusu dinî metinlerin farklı kelâmî yaklaşımlar içerisinde nasıl anlaşıldığı ve yorumlandığı sorusuyla ilgilenmekte, diğer taraftan beşerî duyguların ilâhî sıfatlar sistemi içerisinde konumlandığı yeri tespit etmektedir. Bu soruların ilki bağlamında tez, dinî metinlerdeki beşerî çağrışımların yorumlanması ve ilâhî sıfatların mahiyetlerinin açıklanması hususunda teşbîh, ta'tîl ve tenzîh yaklaşımlarını ve dayandıkları argümanları ele almaktadır. Beşerî duyguların ilâhî sıfatlarla ilişkisi söz konusu olduğundaysa Allah'ın irade sıfatı ve yaratma fiilinin âlem içerisindeki tezâhürü konuları öne çıkmaktadır. Tarihî bağlam itibariyle tez, teşekkül öncesi dönemden itibaren Eş'arî kelâm mezhebinin temsilcilerinin konu ile alakalı görüşleri bu arkaplan ışığında incelemektedir. Buna göre mezhebin kurucu ismi Ebu'l-Ḥasan el-Eş'arî, kendisinden önceki tartışmaları göz önünde bulundururarak kendi yaklaşımını ortaya koymuş ve duygusal durumları Allah'ın iradesine irca etmiştir. Eş'arî sonrasında onun kelâmî çizgisini takip eden kelâmcılar esasta aynı yaklaşımı benimsemişler ancak detaylarda ve üslupta birtakım farklılıklar sergilemişlerdir. Eş'arîlik içerisindeki baskın görüş sevgi, öfke, acıma, gücenme gibi duygusal durumların ezelî iradeye irca edilmesi iken bazı kelâmcılar bunları ilâhî fiillere irca etmeye yönelmişlerdir. İmâmu'l-Ḥarameyn el-Cüveynî, ilâhî aşkınlığı muhafaza etmek maksadıyla Allah'ın sevgisinin iradeye indirgenmesine ilâveten insanın Allah'a yönelik sevgisinin de hakikî anlamda anlaşılamayacağı kanaatindedir. Nihayet Gazzâlî bu aşırı tutumdan uzak durmakta ve tasavvufî yöneliminin de etkisiyle kulun Allah'a yönelik sevgisinin mecazî değil hakikî olduğunu düşünmektedir. Böylece bir taraftan Allah'ın kula yönelik sevgisi ilâhî iradeyle açıklanmakta, kulun Rabbine yönelik sevgisi söz konusu olduğundaysa samimi bir dindarın manevî hâli göz önünde bulundurulmaktadır.
Digital community, fan spaces and gendered emotions: An analysis on Korean pop music (K-POP) fandom in Turkey
This study aims to analyze the experiences of Korean Pop music (K-Pop) fans in Turkey. In recent years, K-Pop has been discussed together with gender norms in the context of Turkey, claiming that K-Pop is a danger for family structure and existing gender codes. This study intends to investigate both on this discourse, which can be named as anti K-Pop discourse; and on fan experience, which mainly exist on digital space, to be able to see how gender is understood. With this aim, I have used multiple data collection techniques such as; in-depth interviews and focus groups with fans, ethnography, digital ethnography, discourse analysis and participant observation. According to the data obtained, the concept of gender is highly related with space and emotions as well as popular culture representations. Analyses of the interviews revealed that especially the concept of masculinity can be understood more with its attachments to negative emotions and oppressing/threatening behaviors, while femininity has attachments like positive emotions and softer behaviors. This study shows that existing definitions on gender representations are too limiting and oppressive especially when expressing various emotions both for men and women. In this context, different gender representations shown by K-Pop idols, unlike the claims of anti K-Pop discourses, raised interest not because of their 'feminine' appearances but because of their softer behaviors and freedom in emotional expressions which are socially constructed as femininity. Together with this, the study shows that these 'more feminine' masculinity representations are perceived as more secure and reliable because of their distance from hegemonic masculinity representations. While pointing to the problems of existing definitions for gender norms, this study reveals the impact of emotional connection and digital space on understanding gender norms. Keywords: popular culture, culture industry, gender, digital space, emotions
Kokusal sanata ilişkin postyapısalcı bir yaklaşım: Ben ve öteki
21. yüzyılda, dünya düzenini beklenmedik bir biçimde altüst eden Covid-19 Pandemisi, Çevrimiçi Kültür Çağı'nın ani üstel yükselişine katkıda bulunarak, gerçeklik ile temsil arasındaki ilişkiyi sorgulayan simulakrum aralığının yani Çevrimiçi Fetişizm olarak adlandırılabilecek sürecin kontrolsüz yayılımına ivme kazandırmıştır. Çevrimiçi etkileşimlere ve maske takma pratiğine dayalı temas biçimimiz iletişim alışkanlıklarımızı yeniden tanımlarken, duyusal -özellikle de kokusal- deneyim yoksunluğunu beraberinde getirmiştir. Bu koşullar, kokunun hem yaşamsal hem de sanatsal faaliyetlerdeki estetik potansiyelinin fark edilmesine neden olmuştur. Son yirmi yıl öncesine kadar, sanat sahnesinin perde arkasında, tek kişilik gizli gösterimi ile virtüöz koku, yaşam ve sanat dünyasında kazandığı bu son ivmeyle tüm dikkatleri üzerine çekerken; geçici, uçucu, belirsiz yapısı nedeniyle de sanatın geleneksel sınırlarını zorlamaktadır. Dolayısıyla çalışma, sanatsal ifade ve duygu yoğunluklu bu deneyimin yani tanımlanamaz öteki'nin-kokunun, ben-bilinç ve ben'deki öteki-bilinçdışı ile ilişkisini yapısöküme veya tekrara tabi tutarak, oluş (devenir) içerisindeki özneyi estetiğin doğası hakkındaki güncel düşünceyle bir araya getirmektedir: Kokusal Sanat Estetiği. Çalışmanın temelini oluşturan bu varsayım; postyapısalcı/Deleuzeyen bir metodoloji üzerinden, Larry Shiner'ın öne sürdüğü 'kokusal sanat estetiği' sorunsalı ile akıştaki öznenin oluş sırasındaki yapısökümünü yani öteki'nin, ben'deki ve ben'deki ötekindeki geri yansımalarını; duygulanım, duygulam, bellek ve arzu kavramları ile Kokusal Sanat Sonrası Estetik odağında incelemeye almaktadır. Bu anlayışıyla, özne'deki koku algısının evrensel olmayan, ben'in ve ötekinin 'ben'deki öteki aralığında' sonsuz tanımlanamaz anlamlar ve duygular dizgesi oluşturabileceği düşüncesinden çıkan poliestetik sonuç; Öngörülemeyen Gelecekte Kokusal Sanat Sonrası Estetiğinin Ölçüsüzlüğü olarak önerilmektedir.
Hemşirelerde duygu yönetim beceri düzeylerinin belirlenmesi: Çok merkezli özel hastane örneği
Bu araştırma, hemşirelerin duygularını yönetme beceri seviyesini tespit etmek için Kasım 2022- Nisan 2023 tarihleri arasında yapıldı. Ayrıca araştırmada hemşirelerin duygularını yönetme düzeyi ile demografik özellikleri ve çalışma şartları arasındaki ilişkiyi belirlemek hedeflendi. Tanımlayıcı tipte olan araştırmanın evrenini, Anadolu Yakasında hizmet veren iki özel hastanede çalışan 240 hemşire, örneklemini de çalışmaya katılmaya gönüllü olan 138 hemşire oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu" ve "Duygu Yönetim Beceri Ölçeği" (Çeçen, 2006) kullanıldı. Toplanan verilerin istatistiksel analizlerinin yapılabilmesi amacı ile SPSS 26 programı kullanıldı. Araştırma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metodlar (ortalama, standart sapma, medyan, frekans, yüzde, minimum, maksimum) kullanıldı. Nicel verilerin normal dağılıma uygunlukları Shapiro-Wilk testi ve grafiksel incelemeler ile sınandı. Normal dağılım gösteren nicel değişkenlerin iki grup arası karşılaştırmalarında student-t testi kullanıldı. Normal dağılım gösteren nicel değişkenlerin ikiden fazla grup arası karşılaştırmalarında One-Way ANOVA test kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık p<0.05 olarak kabul edildi. Duygu yönetme becerileri alt boyutları "öfke yönetimi", "olumsuz bedensel tepkileri kontrol edebilme", "duyguları olduğu gibi gösterme", "başa çıkma" ve "sözel ifade edebilmedir". Araştırmada hemşirelerde duyguları yönetme becerilerinin, cinsiyete göre karşılaştırılmasında kadınların duygularını sözel olarak ifade edebilme ve duygularını tanıyabilme becerilerinin erkeklerden daha iyi olduğu, erkeklerin ise olumsuz bedensel tepkileri kontrol etme becerilerinin kadınlara göre daha iyi olduğu saptandı. Diğer demografik bilgilerden olan hemşirelerin yaş, medeni durum, çalışma süresi, çalıştığı birim, eğitim durumu ile duyguları yönetme becerisi ilişkisinde anlamlı bir farklılık görülmedi. Duyguları yönetme beceri düzeylerinin alt boyutları değerlendirmesinde, hemşirelerin öfkeyi yönetme, duyguları sözlü olarak aktarabilme, duyguları olduğu gibi gösterebilme becerilerinin iyi düzeyde olduğu, başa çıkma ve olumsuz duyguları kontrol edebilme becerilerinin orta düzeyde olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Hemşire, Duygu, Duygu Yönetimi
Üniversite öğrencilerinin madde kullanma eğilimlerinde öznel sıkıntıları açma ve duygusal öz farkındalık etkisi
Bu çalışma üniversite öğrencilerinin madde kullanma eğilimlerinde öznel sıkıntıları açma ve duygusal öz farkındalık etkisi ilişkiselliğini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi Haliç Üniversitesi Sütlüce Kampüsü'nde aktif öğrenim gören 7203 kişi arasından seçilmiş 240'ı kadın 133'ü erkek olan 373 öğrenci oluşturmaktadır. Katılımcılara "Sosyo-demografik Bilgi Formu", "Madde Kullanma Eğilimi Ölçeği (Türkçe SAP)", "Duygusal Öz Farkındalık Ölçeği (Türkçe DDI)", "Öznel Sıkıntıları Açma Ölçeği (DÖFÖ)" uygulanmıştır. Araştırma sonucuna göre Üniversite öğrencilerinde madde kullanma eğilimleri ve öznel sıkıntıları açma, madde kullanma eğilimleri ve duygusal öz farkındalık, öznel sıkıntıları açma ve duygusal öz farkındalık arasında anlamlı düzeyde korelasyonel bir ilişki bulunmuştur. Bunlara ek olarak öznel sıkıntıları açma ile duygusal öz farkındalıkta erkek katılımcıların ortalaması, kadın katılımcıların ortalamasından anlamlı düzeyde yüksektir, değişkenlerin yaşa göre farklılaşmadığı, sigara ve alkol kullanan katılımcıların sigara ve alkol kullanmayan katılımcılara göre oranı fazla olup, duygusal öz farkındalığın ailenin gelirine göre anlamlı düzeyde farklılaştığı, madde kullanma eğiliminin anne ve babanın çocuk yetiştirme tutumuna göre anlamlı düzeyde farklılaştığı, madde kullanma eğilimi ve duygusal öz farkındalık psikiyatrik tanı öyküsüne göre anlamlı düzeyde değişmekte olup, değişkenlerin ailede psikiyatrik tedavi öyküsü ve ailede sigara kullanan birey bulunma durumuna göre farklılaşmadığı, değişkenlerin ailede alkol kullan birey bulunma durumuna göre farklılaşmadığı, geçmişte herhangi bir dönemde madde kullanma durumuna göre farklılaştığı gibi bulgular elde edilmiştir.
Üniversite öğrencilerinde olumlu ve olumsuz duygu düzenleme güçlükleri ile kişisel gelişim yönelimi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinde olumlu ve olumsuz duygu düzenleme güçlükleri ile kişisel gelişim yönelimi arasındaki ilişkiyi incelemek, elde edilen bulgular çerçevesinde literature katkıda bulunmaktır. Araştırma 2020 bahar döneminde Haliç Üniversitesi'nde öğrenim görmekte olan 173 katılımcıya uygulanmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin 140'ı (%80,9) kadın, 33'ü (%19,1) erkektir. Gönüllü katılımcılara kişisel bilgi formu, olumlu duyguyu düzenlemede güçlükler ölçeği (ODGÖ), duygu düzenleme güçlükleri ölçeği (DDGÖ) ve kişisel gelişim yönelimi ölçeği (KGYÖ) uygulanmıştır. Veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiş; frekans analizi, ortalamaların karşılaştırılması ve korelasyon analizleri uygulanmıştır. Yapılan analizlerde cinsiyet faktörünün KGYÖ, DDGÖ ve ODGÖ puanları üzerinde etkili olmadığı, yaş değişkenin ise DDGÖ ve ODGÖ üzerinde etkili olup KGYÖ üzerinde etkili olmadığı görülmüştür. Araştırmada yaş ilerledikçe hem olumlu duygunun hem de olumsuz duygunun düzenlenmesinde daha fazla güçlük yaşandığı bulunmuştur. Kişisel gelişim yönelimi ile duygu düzenleme güçlükleri arasındaki ilişki incelendiğinde KGYÖ ile DDGÖ arasında orta düzeyde negatif ilişki bulunmuş, KGYÖ ile ODGÖ arasında ise zayıf düzeyde negatif bir ilişki bulunmuştur. Bu sonuçlara göre olumsuz duyguların düzenlenmesinde yaşanan güçlükler arttıkça bireylerin kendilerini geliştirmeye yönelik attıkları adımlar azalmaktadır, benzer bir ilişki olumlu duyguların düzenlenmesi ve kişisel gelişim yönelimli olma arasında olsa da olumsuz duyguların düzenlenmesi ile kişisel gelişim yönelimlilik arasındaki ilişkiden daha zayıftır.
Üniversite kız öğrencilerinde duygu durumu değişikliğinde görülen beslenme alışkanlıklarının, sağlıklı beslenme bilinci ile ilişkisi
Üniversite kız öğrencilerinde duygu durumu değişikliğinde görülen beslenme alışkanlıklarının sağlıklı beslenme bilinci ile ilişkisini araştırmak amacıyla bu çalışma yürütülmüştür. Çalışma Haliç Üniversitesi'nde eğitim alan 18-26 yaş arası herhangi bir sağlık problemi bulunmayan ve beslenme dersi almamış 158 sağlıklı kız öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma grubunun yaş ortalaması 20,20±2,18 yıl olup, boy ortalaması 164,56 ±5,93 cm, ağırlık ortalaması 58,32±10,12 kg ve beden kütle indeksi (BKİ) 21,25±7,61 kg/m2 olarak bulunmuştur. Araştırmada Beck Depresyon, Duygusal İştah, Üç Faktörlü Beslenme ölçekleri kullanılmıştır. Ampirik analizlerde katılımcıların eğitim öncesi ve sonrası depresyon seviyeleri ve beslenme alışkanlıklarını karşılaştırmak için paired t-testinden ve değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemek için korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda eğitim öncesi ve sonrasında "Kontrolsüz Yeme", "Duygusal Yemek Yeme Pozitif Duyguları" ve "Duygusal Yemek Yeme Pozitif Durumları" puanlarının istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde farklılaştığı tespit edilmiştir (p<0,01). Ölçekler arasındaki ilişki düzeyi incelendiğinde eğitim öncesi Kontrolsüz Yeme ile Duygusal Yeme, Duygusal Yemek Yeme Negatif Duyguları, Duygusal Yemek Yeme Negatif Durumları arasında pozitif bir ilişki vardır (p<0,05). Eğitim öncesi BKI ile Bilişsel Kısıtlama, Duygusal Yeme davranışları arasında pozitif bir ilişki vardır (p<0,05). Katılımcıların besin tüketimleri incelendiğinde; enerji, protein, yağ, CHO, lif, A vitamini, D vitamini, E vitamini, B1 vitamini/tiamin, B2 vitamini /ribofl., niasin, pantotenik asit, B6 vitamini /Pirid., Biotin, Folat, B12 vitamini, kalsiyum, demir, bakır, magnezyum, fosfor, sodyum, potasyum, çinko, iyot, flor, manganez ölçümlerinin eğitim sonrası anlamlı olarak artış gösterdiği tespit edilmiştir (p<0,01). Buna karşın kız öğrencilerin eğitim öncesi ve sonrası Beck depresyon puanları, Duygusal Yeme ve Bilişsel Kısıtlama davranış puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Bunun nedeni zaman kısıtlılığından dolayı eğitimden kısa bir süre sonra ikinci anketlerin tekrarlanması olabilir. Buna rağmen bu kısa sürede bile kız öğrencilerin duygu durumu kaynaklı beslenmelerinde önemli ve anlamlı farklılıklar olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Depresyon, Duygusal İştah, Kız öğrenciler, Üç Faktörlü Beslenme
Okul yöneticilerinin öğretmenlerin duygularını yönetme yeterlikleri
Bu araştırma, kamu ilkokul, ortaokul ve liselerinde görev yapan okul yöneticilerinin öğretmen görüşlerine göre yönetim süreçleri açısından duygu yönetimi yeterliklerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu araştırma betimsel tarama yöntemiyle gerçekleştirildi. Veri toplama aracı olarak Çoruk ve Akçay (2012) tarafından geliştirilen, Yönetim Süreçleri Açısından Yöneticilerin Duygu Yönetimi Davranışları Ölçeği uygulanmıştır. Anket formu, 2015/2016 eğitim öğretim yılında Uşak ilinde görev yapan 261 öğretmen ve 109 yöneticiye uygulanmıştır. Verilerin çözümlenmesinde SPSS programı kullanılmıştır. Araştırma verilerinin çözümlenmesinde t-testi, tek yönlü Anova testi ve farklılığa neden olan grubun tespitinde Tukey HSD testi kullanılmıştır. Bu araştırmanın sonucuna göre öğretmenlerin, okul yöneticilerinin duygu yönetimi yeterliklerine ilişkin algıları karar verme, planlama, iletişim, örgütleme ve değerlendirme süreçleri açısından "oldukça" düzeyinde ve eşgüdümleme süreci açısından "orta" düzeyde olarak bulunmuştur. Bununla birlikte öğretmenler okul yöneticilerini duygu yönetimi becerilerinde yüksek düzeyde yeterli görmektedirler. Okul yöneticilerinin duygu yönetimi yeterliklerine ilişkin öğretmen görüşleri cinsiyet, branş, okul türü, görev türü, kıdem ve öğrenim durumu değişkenlerine göre bazı yönetim süreçleri açısından farklılaştığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: duygu yönetimi, öğretmen, okul yöneticileri
Duygu sosyalleştirme davranışları ve gelişimsel çocuk sonuçları: Kuşaklararası bir inceleme
Araştırmanın temel amacı okul öncesi dönemde duygu sosyalleştirme sürecinin derinlemesine incelenmesidir. Bu amaç kapsamında iki çalışma yürütülmüştür. Birinci çalışmada, annelerin duygu sosyalleştirme davranışlarını yordayan bireysel ve büyüdükleri ortama ilişkin özellikleri araştırılmıştır. İkinci çalışmada, annelerin duygu sosyalleştirme davranışları ile çocukların olumlu sosyal ve problem davranışları arasındaki ilişkide anne-çocuk ilişkisi ve çocukların duygu düzenleme becerilerinin rolü incelenmiştir. Birinci çalışmaya 76 anneanne (Ort. = 58.66, SS = 6.49) ve anne (Ort. = 34.39, SS = 3.99) katılmıştır. Birinci çalışmanın bulgularına göre, annenin duyguları göz ardı edici üst duygu felsefesi ve nevrotizm düzeyi destekleyici duygu sosyalleştirme davranışlarını negatif yönde, destekleyici olmayan duygu sosyalleştirme davranışlarını ise pozitif yönde; bastırma düzeyi destekleyici duygu sosyalleştirme davranışlarını pozitif yönde ve destekleyici olmayan duygu sosyalleştirme davranışlarını negatif yönde yordamıştır. Bununla birlikte, anneannenin destekleyici duygu sosyalleştirme davranışları annenin destekleyici duygu sosyalleştirme davranışlarını; anneannenin destekleyici olmayan duygu sosyalleştirme davranışları annenin destekleyici olmayan duygu sosyalleştirme davranışlarını pozitif yönde yordamıştır. Son olarak annelerin bastırma düzeyi didaktik duygu sosyalleştirme davranışlarını negatif yönde yordamıştır. İkinci çalışmaya 172 anne (Ort. = 34.41, SS = 4.51) ve çocuk (Ort.= 50.91, SS = 9.26) katılmıştır. İkinci çalışmanın bulgularına göre, eğitim düzeyi düşük annelerin küçümseyici ve sosyal normları anlatma davranışları anne-çocuk çatışmasını negatif yönde yordayarak çocukların duygu düzenleme becerilerinde artışı yordamıştır ve bu da çocukların olumlu sosyal davranışlarında artışı problem davranışlarında ise azalmayı yordamıştır. Buna ek olarak, eğitim düzeyi yüksek annelerin çözüm önerme davranışları anne-çocuk iş birliğini pozitif yönde yordayarak çocukların duygu düzenleme becerilerinde artışı yordamıştır ve bu da olumlu sosyal davranışlarda artışı, içe yönelim ve dışa yönelim problemlerinde azalışı yordamıştır. Mevcut çalışma, duygu sosyalleştirme davranışlarının kuşaklararası aktarımının incelendiği ilk çalışma olması ve okul öncesi dönemde duygu sosyalleştirme davranışlarının gelişimsel çocuk sonuçları arasındaki ilişkileri ortaya koyması açısından ilgili alanyazına önemli katkı sağlamıştır. Yürütülen iki çalışmanın bulguları, eğitim düzeyinin duygu sosyalleştirme davranışları açısından önemli bir belirleyici olduğunu ortaya koymuştur.
Acil servis hastalarının sağlık çalışanlarının iletişimine yönelik değerlendirmeleri ile duyguları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırmada, acil serviste hizmet veren sağlık çalışanlarının iletişiminin hasta perspektifinden değerlendirilmesi ve hastaların duyguları ile ilişkisinin ortaya konması amaçlanmıştır. İki aşamada gerçekleştirilen araştırmanın ilk aşaması metodolojik tarzda yürütülmüş, Health Care Communication Questionnaire Ölçeği Türkçe'ye uyarlanmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı desendeki ikinci aşamada ise "Acil servise başvuran hastaların sağlık çalışanlarının iletişimine yönelik değerlendirmeleri ile duygusal deneyimleri arasında ilişki var mıdır?" sorusuna cevap aranmıştır. Araştırmanın her iki aşaması bir üniversite hastanesinin erişkin acil servisinde yürütülmüş, ilk aşamada 130, ikinci aşamada 210 hastaya ulaşılmıştır. Veriler birinci aşamada Hasta Bilgi Formu 1 ve Health Care Communication Questionnaire, ikinci aşamada Hasta Bilgi Formu 2, Sağlık Bakımı İletişim Anketi ve Görsel Analog Ölçeği ile toplanmış; birinci aşamada DFA, Cronbach alfa katsayısı, Kolmogorov-Smirnov, Skewness-Kurtosis, eş değer yarılar yöntemi ve madde analizi ile, ikinci aşamada tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis ve Spearman Korelasyon Analizi'yle değerlendirilmiştir. Araştırmanın birinci aşaması sonucunda Health Care Communication Questionnaire'in DFA uyum indeksleri kabul edilebilir uyum göstermiş, Cronbach alfa değeri toplam ölçek için 0.83 olarak hesaplanmış, ölçek geçerli ve güvenilir bulunmuştur. İkinci aşama sonucunda katılımcıların sağlık çalışanlarının iletişimini oldukça iyi düzeyde değerlendirdiği; kaygı ve düşmanlık puanlarının oldukça düşük, olumlu duygu puanlarının orta seviyede olduğu bulunmuştur. Katılımcıların sağlık çalışanlarının iletişimine yönelik değerlendirmeleri ve deneyimledikleri duygular arasında ilişki bulunmamıştır. Çalışma sonucunda Sağlık Bakımı İletişim Anketinin, sağlık çalışanlarının iletişimlerinin değerlendirilmesinde kullanılması, acil servislerin doğasının ve sağlık çalışanlarının iletişiminin hastalar üzerindeki etkisi konusunda farkındalık oluşturacak çalışmaların yapılması önerilmektedir.