Ege bölgesi
Bu konu başlığı altında 87 tez
Türk Yunan ilişkilerinde adalar, adacıklar ve kayalıklar sorunu
Bu tezin amacı, Doğu Ege Denizi ada, adacık ve kayalıklar sorununu, nedensellik örgüsü içinde çözümlemek ve açıklamaktır. Tez, Doğu Ege Denizi'ndeki ada, adacık ve kayalık sorununun kaynağı nedir sorusu üzerine bina edilmiştir. Bu sorunun cevabını bulma çabalarında tezin ana argümanı şudur:Ada, adacık ve kayalıklar, devletlerin deniz ülkesindeki egemenliklerini genişletebildiğinden Türkiye ve Yunanistan arasındaki ada, adacık ve kayalıklar sorunu bir egemenlik rekabetidir. Bu tezde araştırma yöntemi olarak zaman boyutlu tek vaka incelemesi, araştırma tasarımı olarak da Pierson'un vaka incelemesi tasarımı tercih edilmiştir. Böylece sorunun tarihsel gelişimi neden – sonuç ilişkisini gözeterek açıklanmıştır.
2003-2016 yılları arasındaki terör eylemlerinin Türkiye'ye Turistik talep üzerine etkisi: Marmara, Ege ve Akdeniz bölgeleri arasında karşılaştırmalı bir yaklaşım
Son zamanlarda tüm dünya da yükselişte olan terörizm faaliyetleri birçok toplumsal, siyasi ve ekonomik problemleri de beraberinde getirmektedir. Terörizm, kaynağı, nedenleri ve kimlikleri neler veya kimler olursa olsun, insanlığın karşı karşıya kaldığı önemli problemlerin başında gelmektedir. Bu problemi uzun zamandır ve sıklıkla yaşamakta olan ülke olarak Türkiye'de kiterörizm faaliyetlerinin olumsuz etkilerini uzunyıllardır hissetmektedir. Özellikle turizm gibi ulusal istikrarla yakından alakalı alanlar yurtiçinde yaşanan bu sıkıntılı durumdan son derece etkilenmektedir. Bu çalışmada ülkemizde 2003 - 2016yılları arasındaki terör eylemlerinin Türkiye'ye turistik talep etkilerinin Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgeleri arasında karşılaştırmalı bir yaklaşım olarak olumsuz etkileyip etkilemediği araştırılacaktır.
Ege Bölgesi'nde incir üretimi ve ticareti (1852-1912)
This thesis deals with the production and trade in figs grown in the Aegean Region. This thesis, which we deal with between the years 1852-1912, consists of an introduction and two parts. After the introduction part, also a kind of literature review, we discussed in detail the main fruits and figs grown in the Aegean Region. In the second part, we explained the trade of figs and especially their export from Izmir port. Throughout the thesis, documents from the Ottoman archives and secondary sources were used.
TRT repertuvarı sözsüz eserler özelinde Aydın yöresi zeybeklerinin dilsiz kaval çalgısına uyarlanması
Dilsiz kaval çalgısı, Anadolu'nun birçok bölgesinde ve farklı coğrafyalarında yaygın olarak kullanılan "kaval ailesi" çalgılarının en önemli üyesidir. Bu çalgı; kendine has ses rengi, tavrı, icra tekniği ve ses sahası olarak önemli bir yapıya sahiptir. Dilsiz kaval, Türk müziği konservatuvarlarında çalgı eğitimi müfredatına alındıktan sonra birçok zorlukla karşılaşılmıştır. Özellikle belli bir metodik temele sahip olmamasından dolayı, "ustadan çırağa" yöntemi ile öğrenilmeye başlanmış ve bu yöntemle ilerletilmeye çalışılmıştır. Ancak bu yöntem geliştirilmeye çalışılsa da akademik ve sistematik bir temele oturtulamamıştır. İlerleyen zamanlarda bu çalgıyla alakalı akademik çalışmalar yapılmış ve metotlar yazılmıştır. Bu çalışmalar sayesinde icra notasyonunun yanı sıra müzik terimlerinin ve nüans işaretlerinin de önemi ortaya çıkmıştır. Şimdiye kadar akademik çalışmalarda müzik literatüründeki bazı terim ve nüans işaretleri kullanılmış olsa da yöresel icra farklılıklarından dolayı bu terim ve işaretler, dilsiz kaval icrasını tam anlamıyla yansıtamamıştır. Netice itibariyle dilsiz kaval icrasında yöresel özellikleri, icra tekniğini ve nüans farklılıklarını yansıtabilecek bir icra notasyonuna ihtiyaç vardır. Bu bağlamda yeni müzik terimlerinin ve nüans işaretlerinin halk müziğimize kazandırılması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Dilsiz kaval icra notasyonunda kullanılacak terim ve işaretler için sistematik bir yapı oluşturulması ve bunun akademik anlamda kabul görmesi gerekmektedir. Bu çalışmada dilsiz kavalın tavrını, karakterini ve icra tekniğini tam anlamıyla ifade edecek bir notasyon sistemi oluşturulmak istenmiştir. Bu notasyon sistemini oluştururken TRT Türk halk müziği repertuvar arşivinde bulunan Aydın yöresine ait yirmi adet sözsüz zeybek eseri üzerinde çalışılmıştır. Ancak çalışma sırasında yirmi eserden dilsiz kavalın tavrını, karakteristik özelliği ve icra tekniğini yansıtacak yedi eser tespit edilmiştir. Bu çalışmanın hedefi, Aydın yöresine ait yedi sözsüz zeybek eseri üzerinden zeybek tavrının karakteristik özelliğini dilsiz kavala uyarlamak ve dilsiz kavala uygun bir icra notasyonu geliştirerek zeybek tavrının özelliklerini yansıtmaktır.
Turgutreis'de turizm
Turgutreis, Ege Bölgesinin kıyı (asıl) Ege Bölümü sınırları içinde yer alan Muğla ilinin Bodrum ilçesine bağlı bir beldedir. 6833 hektarlık yüzölçümüne sahip olan Tutgutreis, girintili çıkıntılı 38 km. uzunluğunda sahil boyunca geniş ve dik bir kıyı şeridine sahiptir. Turgutreis belediye örgütlü kasaba olmasının yanında dört köy (Akyarlar, Dereköy, İslamhaneleri, Peksiment) yerleşmesinden meydana gelmiştir.Sahanın iklimi Akdeniz iklimi olup yıllık ortalama 545,7 mm. yağış almaktadır. Yıllık sıcaklık ortalaması 18,5 °C yıllık ortalama deniz suyu sıcaklığı 19,2°C dir. Doğal bitki örtüsünü Akdeniz iklimine bağlı olarak kızılçam ormanlarının tahribiyle sahaya yerleşen makiler oluşturur. 1970 yılında 4436 olan nüfus, 1990 yılında 9403 olmuş, turizmin etkisiyle yoğun göç alan sahada emekli nüfusun ve çalışmaya gelenlerin yerleşmesiyle, 2010 yılı adrese dayalı nüfus kayıt sistemi verilerine göre nüfus 28.837 kişi olmuştur. Ekonomisi tarım, hayvancılık ve balıkçılığa dayanan yörede 1970 yılından sonra turizm faaliyetleri başlamış, 1990 yılından itibaren hızlanarak artmıştır. Turizm faaliyetlerinin etkisiyle değişmeye başlayan doğal çevre turistik bir kentleşmeye maruz kalmıştır. Turizm özellikleri sayesinde turizmde söz sahibi olan Turgutreis Bodrum'a alternatif bir turizm merkezi konumundadır.Turistik potansiyelini öncelikle deniz-kum-güneş anlayışı üzerine kurmuş olan Turgutreis'in Türkiye'nin Ege kıyısında yer alması ve deniz turizmi potansiyeli, yatçılığa elverişli koyları ve ikliminden dolayı ilgi çekmiş; yat limanının yapılmasıyla da deniz turizminde kendini ispatlar duruma gelmiştir. Doğal ve kültürel zenginlikleri, uygun coğrafi yapısı, neredeyse on iki ay yatçılığa elverişli iklimi sürdürülebilir bir gelişmeyi beraberinde getirmiştir. Yöreye her dönem ülke içinden ve dünyanın çeşitli yerlerinden ziyaretçiler gelmektedir.Anahtar kelimeler: Turgutreis, Turizm, Turist
Bozdoğan - Nazilli Nüfus defterleri - H. 1246 - örnekleminde Ege nüfus yapısı
Bozdoğan ve Nazilli tarih süresince Ege Bölgesi'nde varlıklarını koruyan iki yerleşim birimidir. Her iki yerleşim yeriyle ilgili daha önce yapılmış araştırmalar bulunmaktadır. Fakat Hicri 1246 tarihli nüfus defterleri bu araştırmaların hiçbirine konu ve kaynak olmamıştır. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri'ndeki nüfus defterlerini esas alarak hazırladığımız bu çalışmada Bozdoğan ve Nazilli'nin coğrafi konumları tarif edilmektedir. Bozdoğan ve Nazilli'nin dikey boyutta tarihleri hakkında bilgiler verilmiştir. Daha sonra esas alınan Hicri 1246 Tarihli Nüfus Defterlerinin tenkit ve tahlili yapılmıştır. Son olarak yerleşim yerlerinin geçmişle günümüzdeki benzerlikleri ve farklılıklarının mukayesesi yapılmıştır. Bu araştırmamıza bakılarak Osmanlı dönemi ve Cumhuriyet dönemi Ege bölgesi nüfusuna dair çıkarımlarda bulunmak mümkündür.
Orta Gediz Havzasında Turgutlu ve Salihli şehirlerinin mekânsal gelişiminin tarımsal arazi üzerindeki etkileri
Araştırma sahasını oluşturan Turgutlu ve Salihli şehirleri Ege Bölgesinin Orta Gediz Havzası'nda yer almaktadır. Orta Gediz Havzasında yazlar sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı olan Akdeniz iklimi etkilidir. Bu iklim şartlarına ve verimli topraklara sahip olmasından dolayı Gediz Ovası, Türkiye'nin tarımsal üretiminde önemli bir havza durumundadır. Verimli tarım arazileri üzerine kurulmuş olan Turgutlu ve Salihli şehirlerinin ekonomisi, geçmişten bu yana daha çok tarıma dayalı olmuştur. Günümüzde sanayi ve hizmet sektörlerinin gelişmesi, bu şehirlerdeki ekonomik yapının ve fiziki dokunun değişmesine yol açmaktadır. Şehirlerdeki nüfusun artmasıyla yerleşim alanları tarımsal araziler üzerine doğru gelişmekte ve bu durum tarımsal arazilerin tarım dışı kullanıma açılmasına ve yok edilmesine neden olmaktadır. Bu çalışma Orta Gediz Havzası'nda yer alan Turgutlu ve Salihli şehirlerinin mekânsal gelişiminin mevcut tarım arazileri üzerindeki etkisini incelemeyi ve şehirlerin gelişimi için alternatif alanları belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla, şehirlerin mekânsal gelişimi ve bu gelişimi etkileyen faktörler ortaya konulmuştur. Çalışmanın temel verilerini şehirlere ait imar planları ve çeşitli yıllara ait uydu görüntüleri oluşturmaktadır. İmar planlarının yeniden düzenlenmesinde ve uydu görüntülerinin işlenip haritalara dönüştürülmesinde ArcGIS 10.4.1. CBS programından faydalanılmıştır. Bu programın yanında Global Mapper ve Google Earth gibi programlara da çeşitli görseller ve haritalar üretmek için başvurulmuştur. Arazi çalışmalarından elde edilen veri, belge ve fotoğraflarla çalışma desteklenmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda, Turgutlu ve Salihli şehirlerinin mekânsal gelişimlerinin yatay yönde artarak devam ettiği görülmüştür. Çalışma konusunu oluşturan şehirlerin mekânsal gelişimlerinin temelinde sanayileşme ile birlikte bölgeye gelen göçler yer almaktadır. Sanayileşme ve göçler nedeniyle bina ihtiyacının artması tarım arazilerinin yapılaşmaya açılmasına neden olmuştur. Bu durum, Türkiye'nin en önemli tarım arazilerinden olan Gediz Ovası'nda I. II. ve III. sınıf arazilerin kaybolmasına neden olmuştur. Türkiye nüfusu sürekli artan gelişmekte olan bir ülkedir. Mevcut nüfus ile birlikte gelecek nesillerin de gıda ihtiyacının karşılanabilmesi gerekliliği mevcut tarım arazilerinin önemini arttırmaktadır. Bu gereklilik, Gediz Ovası gibi verimli tarım alanlarının tarım dışı faaliyetlerde kullanılmasına karşı korunmasını zorunlu kılmaktadır. Gediz Ovasında yer alan Turgutlu ve Salihli gibi şehirlerin tarım arazilerine doğru gelişmesinin önüne geçilmesi bu zorunluluğun doğal bir sonucudur. Turgutlu ve Salihli şehirlerinin mevcut veriler ışığında gelişimlerini devam ettirecekleri görülmektedir. Söz konusu şehirlerin mekânsal genişlemelerinin sağlıklı devam ettirebilmesi tarımda sürdürülebilirliğin sağlanması için şehirlerin Gediz Ovası yönünde değil belirlenen alternatif alanlar yönünde büyümeleri gerçekleştirilmelidir.
Şaphane (Akdağ) Dağı'nın vejetasyon coğrafyası
Bu çalışma, Şaphane Dağı ve çevresinin vejetasyon coğrafyasını araştırmaya dayanmaktadır. Saha ile ilgili çalışmalar olduğu halde tüm kütleyi kapsayan bir çalışmanın olmaması bizi böyle bir araştırma yapmaya yönlendirmiştir. Botanikçiler ve ormancıların Şaphane Dağı ile alakalı yaptıkları flora çalışmalarının yanı sıra vejetasyon araştırmalarının eksikliği bu araştırma ile giderilmeye çalışılmıştır. Ayrıca Şaphane Dağı'nın Akdeniz, İran-Turan ve Avrupa-Sibirya fitocoğrafya bölgelerinin birbirlerine geçiş yaptığı ve bu flora bölgelerine ait bitkilerin bulunduğu kesimde yer alması da araştırma sahası olarak seçilmesinde etkili olmuştur. Flora bölgelerinin geçiş sahasındaki Şaphane Dağı bitki tür çeşitliliği bakımından oldukça zengindir. Şaphane Dağı, Ege Bölgesi'nin İçbatı Anadolu Bölümü'nde Kütahya ili sınırları içinde yer alır. Şaphane Dağı'nın yükseltisi 2120 metreye kadar çıkar (Ulugedik Tepe). Murat Dağı'ndan (Kartaltepe, 2309 m) sonra İçbatı Anadolu Bölümü'nün en yüksek ikinci dağı konumundadır. Araştırma sahasındaki bitki kademelerindeki farklılaşmayı ortaya koymak amacıyla nicel araştırma yöntemlerinden amaçsal örnekleme yöntemi kullanılmıştır. 3 bitki kesiti üzerinden incelemeler yapılmıştır. Arazi çalışmaları 2019 ve 2020 yıllarının Temmuz ayları içerisinde gerçekleştirilmiş. Dağlık kütle kuzeybatı-güneydoğu ekseninde uzanır. Gerek kuzeyden gerekse güneyden eğim atımlı faylarla parçalanmıştır. Şaphane Dağı'nın güney yamaçlarında eğim daha fazladır. Bu durum sahanın litolojik ve tektonik özellikleriyle yakından ilişkilidir. Kütle, Paleozoik yaşlı metamorfik kayaçlar, Mesozoik zamanına ait kalkerler ve ofiyolitler, Senozoik zamanına ait tortul ve volkanik formasyonlarla örtülüdür. Bitkilerin yetişme koşullarının başında iklim gelmektedir. İklim elemanlarından sıcaklık ve yağış bitkilerin ekolojik şartlara uyumu için hayati önem taşımaktadır. Çalışma sahasında kullanılan istasyonlarda yıllık ortalama sıcaklık değerleri Uşak'ta 12,6 ⁰C, Simav'da 12,0 ⁰C, Gediz'de 12,8 ⁰C ve Emet'te 11,5⁰C'dir. Bu istasyonların yetişme dönemleri Uşak'ta 228 gün, Simav'da 227 gün, Gediz'de 227 gün ve Emet'te 223 gün olarak tespit edilmiştir. Bitkilerin yetişme şartlarından olan su, özellikle kurak ve yarı kurak sahalarda bitki hayatı ve tür çeşitliliği için önem arz etmektedir. Yıllık ortalama yağış miktarı Uşak'ta 546,6 mm, Simav'da 768,7 mm, Gediz'de 566,2 mm ve Emet'te 445,7 mm'dir. Kahverengi orman toprağı, kireçsiz kahverengi orman toprağı, kestane rengi topraklar, redzina topraklar, alüvyal ve kolüvyal topraklar dağlık kütlede yayılış gösteren toprak tipleridir. Şaphane Dağı'nda ekolojik şartların imkan verdiği bitki formasyonları orman formasyonu, çalı formasyonu ve alpin bitkilerdir. Dağlık alanda en geniş yayılışa sahip olan formasyon ormandır. Şaphane Dağı'nın kuzey ve batısında iklim ve topografik şartlardan dolayı nemli-yarı nemli orman; güney ve doğusunda ise yağışın düşük, sıcaklığın ve buharlaşmanın yüksek olması nedeniyle kuru orman gelişme imkânı bulmuştur. Nemli-yarı nemli orman sınırlı alana sahip olup hâkim elemanını Doğu kayını (F.orientalis) ve Avrupa kayını (F. sylvatica) oluşturur. Kestane (Castenia sativa), Türk fındığı (Corylus colurna), gümüşî ıhlamur (Tilia tomentosa), Titrek kavak (Populus tremula), çınar yapraklı akçaağaç (Acer platonoides), Kazdağı akçaağacı (Acer hyrcanum subsp. keckianum) ise diğer nemli-yarı nemli ormanı oluşturan türlerdir. Kuru ormanın yayılış gösterdiği sahalarda ise palamut meşesi (Quercus ithaburensis), tüylü meşe (Quercus pubescens), saçlı meşe (Quercus cerris), kızılçam (Pinus brutia) gibi bitkiler başlıca türleridir. Türkiye endemiği olan Kasnak meşesi (Quercus vulcanica) çalışma sahasında görülen kuru ormanın bir diğrer elemanıdır. Vejetasyon bakımından çalışma sahasının kuzeyinde 900 m'lerde karaçamlar (Pinus nigra), doğusunda 900 metrelerde meşeler (Quercus cerris, Quercus ithaburensis), güneyinde 700 m'lerde kızılçamlar (Pinus brutia) ve batısında 950 metrelerde karaçamlar (Pinus nigra) orman toplulukları oluştururlar. Bilhassa dağın güney ve doğusundaki alt kesimlerinde antropojenik etkilerden dolayı orman örtüsü tahrip edilmiştir. Orman üst sınırı dağın kuzeyinde 1800-1850 m, güneyinde ise 1900 m'ye kadar çıkar. Daha üst kısımlarda ise alpin bitkiler kuşağı yer alır. 1800 m'den sonra Juniperus communis subsp. nana kendini göstermeye başlar ve zirvelere kadar çıkar. Cüce ardıçlar, alpin bitki kuşağının en geniş yayılışa sahip çalı türüdür. Geven (Astragalus sp.), çoban yastığı (Acantholimon sp.) ve sığırkuyruğu (Verbascum sp.) gibi otsu türler cüce ardıçlara eşlik ederler. Çalışma sahasındaki hayvancılık faaliyetleri, tarımsal amaçlı tahribat, kaçak kesimler, madencilik faaliyetleri, Saruhanlar köyünde geleneksel tahta kaşık yapımı, taş ocaklarının varlığı ve bunun yanında orman yangınları bölgenin en önemli sorunlarıdır. Bu çalışmanın İçbatı Anadolu bölümünün ikinci en yüksek dağı olan Şaphane Dağı'nın vejetasyon coğrafyası ve bitki formasyonlarıyla ilgili açığı kapatacağını umut ediyoruz. Ayrıca Türkiye'nin relik ve endemik bitki varlığı hususuna katkılar sağlayacağı kanaatindeyiz. Anahtar kelimeler: Bitki Coğrafyası, Ege Bölgesi, Şaphane Dağı, Kütahya, Gediz, Avrupa kayını, Kestane.
Ege Mezolitik Dönem bulguları bağlamında Kayadibi yontmataş aletlerinin değerlendirilmesi
Batı Anadolu kıyılarının prehistorik dönemleri araştırma yetersizliğinden dolayı çok fazla bilinmemektedir. Bu sebeple Anadolu'nun Ege kıyılarında MÖ 9.000 – 7.000 arasında yaşamış olan avcı – toplayıcı topluluklarının yaşamları konusunda hiçbir bilgimiz bulunmamaktaydı. 2015 yılında başlatılan Karaburun Arkeolojik Yüzey Araştırması ile söz konusu döneme ait olduğunu düşündüğümüz bir buluntu alanı olan Kayadibi Mevkii keşfedilmiştir. Bu tez çalışmasıyla, Batı Anadolu kıyılarında ilk defa keşfedilen bu arkeolojik bulguların teknolojik ve tipolojik analizleri yapılmış, ayrıca malzemenin göreli tarihlendirilmesi yapılmaya çalışılmıştır. Bu amaç doğrultusunda Kayadibi endüstrisi, hem Yunanistan anakarası ve Ege Adaları'ndaki Mezolitik Dönem mağara ve kamp alanlarıyla hem de Anadolu Epipaleolitik buluntu alanlarıyla karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmiştir. Böylece Batı Anadolu kıyılarının J. K. Kozłowski ve M. Kaczanowska (2009) tarafından "Erken Holosen Ege Adaları Geleneği" olarak tanımlanan gelenekle mi yoksa Yakındoğu Epipaleolitik geleneğiyle mi bağlantılı olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Yaptığım incelemeler sonucunda, Kayadibi yontmataş buluntularının açık bir şekilde "Ege Adaları Mezolitik Geleneği" içinde yer aldığı ortaya çıkmıştır. Bu tez çalışmasıyla, Batı Anadolu Mezolitik toplumlarıyla ilgili olarak ilk veriler üretilmeye çalışılmıştır.
War or peace? The dodecanese islands in Turkish foreign and security policy (1923-1947)
This study is essentially based on documents from the Italian, British, Turkish, and American archives. In the light of these documents and other resources, this work argues that the Dodecanese constituted a problematic area for Turkey throughout the period. It shows that these islands were one of the most dominant elements in shaping Turkish foreign and security policy during the interwar period. It also says that they continued to occupy a place in Turkish diplomacy and strategy besides other issues during the Second World War. It is emphasized that the "war" theme was usually on the agenda in the relationship of Turkey with the region: although no clash occurred, Turkey never made real peace with the area either. In addition, this dissertation designates that some problems in the Aegean Archipelago, such as the determination of the maritime boundaries or the sovereignty of the islets, which remain current issues resulting in occasional tension in the region, date back to 1923, exceeding beyond the Turkish-Greek relations of the post-1950s. Likewise, it emphasizes that the process that paved the way for the transfer of the islands to Greece in the postwar period could be analyzed only in reference to the multi-faceted concerns of Turkish foreign policy of the time, while arguing that the dominant discourses on the issue are open to critique and questioning.
Ege bölgesi'ndeki millî parkların ekoturizm potansiyelinin araştırılması
Zorlaşan hayat şartları insanların dinlenme ihtiyaçlarını artırmaktadır. Deniz, kum, güneş turizmi mevsimsel bir özelliğe sahip olduğundan, insanlar bu ihtiyaçlarını giderebilmek için farklı turizm türlerinin arayışı içine girmektedir. Millî parklar bu ihtiyacı karşılama potansiyeline sahip olan alanlardır. Ancak, millî parklar aynı zamanda korunan alanlardır. Bundan dolayı dinlenme ihtiyacı karşılanırken millî parklara zarar vermemek gerekmektedir. Bu noktada, temel felsefesi "doğada ayak izinden başka bir şey bırakmamak" olan "ekoturizm" akla gelmektedir. Millî parklarda tahribata sebep olmamak için, yapılabilecek en uygun turizm şekli "ekoturizm"dir. Bu araştırmada Ege Bölgesi'nde yer alan millî parkların ekoturizm potansiyellerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Ekoturizm ve millî parklar ile ilgili yayınlar ve çalışmalar, bu konularla ilgili haberler, elektronik kaynaklar ve web siteleri, kanun ve yönetmelikler incelenmiştir. Ege Bölgesi'nde yer alan millî parklar araştırılmıştır. Bu millî parkların mevcut rekreasyon faaliyetleri, bu alanlarda bulunan kaynak değerler ve doğal güzellikler incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Millî parkların bulunduğu alanların coğrafî özellikleri, tarihî ve kültürel gelişimi üzerine incelemeler yapılmıştır. Öte yandan, bu millî parkların sahip oldukları ekoturizm potansiyeli ve yapılabilecek faaliyetler irdelenmiştir. Millî parklar yerinde gözlemlenmiştir. Doğa Koruma ve Millî Parklar Bölge Müdürlükleri, Şeflikleri ve millî parkların ziyaretçi merkezleri ziyaret edilmiş ve yetkili kişilerle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışmada kullanılan fotoğrafların büyük çoğunluğu yazar tarafından çekilmiştir. Millî parklarda çeşitli rekreasyon faaliyetleri yapılmasına rağmen, bazı parklarda potansiyelin altında kalındığı sonucuna varılmıştır. Bu rekreasyon faaliyetlerinden bazılarının ise parkların korunması ve sürdürülebilirliği açısından tehlikeli olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Ekoturizm, Millî Parklar, Ege Bölgesi
Orta Anadolu ve Ege Abdal kültürleri arasındaki ilişkinin müzikal analiz üzerinden değerlendirilmesi
Göçebe Türkmen boylarının XI. yüzyıldan itibaren Anadolu'ya gelmeye başlamasıyla beraber tasavvuf akımlarıyla da şekillenen Abdallık geleneği günümüzü kadar varlığını sürdürmüştür. Günümüzdeki Abdallık kavramı geçmişten bugüne bazı değişimlere uğramakla beraber inanç yapıları ve müzikle olan ilişkisini muhafaza etmiştir. Bu çalışmada, Abdallık geleneğinin tarihsel gelişimi, günümüzde Abdallık geleneği ve Ege ve Orta Anadolu Abdallarının icra ettiği müziklerin analizleri üzerinde durulmuştur. Bu bakımdan, öncelikle Abdal kavramının ortaya çıkmasında etkili olan tarihsel gelişmeler ışığında abdallık kültürü ve müziklerinin ilişkili olduğu yapıların tespit edilmesi hedeflenmiştir. Öncelikle bu geleneği etkilediği düşünülen tasavvuf akımlarıyla tarikatların ortaya çıkışı ve tasavvuf mektepleri incelenmiştir. Horasan Mektebi ve Melamilikle ilişkili Anadolu'da yaygınlaşan Kalendirilik, Haydarilik, Bektaşilik gibi tarikat yapıları takip edilerek, Abdalların Tanrı ve dünya algısı ile yaşam biçimlerinin geçmişten günümüze bağlantılarının kurulması amaçlanmıştır. Günümüzde Abdallık geleneği ile geçmişteki Abdallık geleneği arasındaki benzerlikler ve farklılıklar ortaya koyulmuştur. Anadolu'nun farklı bölgelerinde yaşayan Abdallar, yaşadıkları bölge kültürüne adapte olmakla beraber kendi kimliklerine dair özellikle müzikle olan ilişkilerini korumuşlardır. Bu durumu hem Orta Anadolu hem de Ege Bölgesi'nde gözlemlemek mümkündür. Bu manada, Orta Anadolu Abdallarının icra ettikleri müziklerden ağır halaylar ile Ege Bölgesi Abdallarının icra ettikleri ağır zeybeklerin müzikal analizleri yapılmıştır. Sonuç olarak, pek çok tasavvufi akımın etkisiyle ortaya çıkan Abdallık geleneği, Anadolu'ya göç eden Türkmen boyları ile Anadolu'da bulunan inanç yapılarının etkileşimiyle şekillenerek günümüze kadar gelmiştir. Abdalların, günümüzde farklı bölge kültürleri içinde yaşamalarına rağmen özellikle müzikle olan ilişkileri bakımından kimliklerini korudukları ve müzikal icra özelliklerini yaşadıkları bölgenin müziklerine yansıttıkları tespit edilmiştir.
Water security index for four neighbour cities in the Aegean region incorporating future challenges
Water security has been a global issue since accessing clean water is a challenge for poorer communities. This problem is becoming even more complex as water resources continue to deplete. Climate change and population growth should now also be taken into consideration in water planning, since unstable weather conditions and increasing demands of the population would make it harder to predict future water supply levels. In this study, a water security index for the 4 neighbour provinces in the Aegean region (Aydın, Denizli, Muğla and Uşak) is developed through the adoption of Pressure-State-Response (PSR) method, which is based on the cause-effect relations between human activities and the environment. Baseline index calculations show that the study area's water resources are currently in "poor conditions", whereas the current water security of the region is in "medium conditions". Integration of climate change scenarios (RCP8.5 and RCP4.5) and population growth projections into baseline results do not alter the baseline conditions, yet when combined, they substantially pull the water security level of the area of interest down. Sole effect of RCP8.5 scenario on the water resources of the 4 cities as a whole is also significant.
An inner Aegean peasant-miner community in transformation: Uncovering migrant workers' perspectives in the Soma coal basin
With 301 causalities, the May 2014 Soma mine accident constituted the biggest mining accident in Turkish history and the biggest worldwide in the 21st century. Although the underground mining sector has the second-highest workplace accident rate, mining is a popular job in the So-ma region even after the 2014 accident. Why do miners continue to work in the mines even though they lose their friends, sons and fathers working there? This thesis aims to answer this question by examining an inner Aegean peasant-miner community from a small village near Kütahya. It builds on field research with the community along with archival research. Based on interviews with three generations of men who worked in the Soma mine pits in three different historical periods (1960-1980, 1980-2002 and 2002-2020) and their families, the study traces changing patterns of migration and labor against Turkey's chang-ing socio-economic context. The thesis argues that the miners' and their families' experience with the general socio-economic conditions of Turkey have shaped their perspective towards their occupation. These experiences have to do with; the labor market defined by the rise of unemployment rates, labor surplus, the high number of minimum wage workers and informality; inner migration; the transformation of agriculture; and the transformation of social policies. Given these dynamics, mineworker families consider underground mining as a better job in terms of income, social security and retirement age compared to other unskilled jobs in Turkey. The study contributes to the literature on miner communities in Turkey firstly by focusing on a different geographic area (Aegean) rather than Zonguldak, which has mostly been the study site. Secondly, it brings in mineworkers' families and household strategies into the anal-ysis rather than just focusing on male workers. Thirdly, by covering a wider time span through its focus on the experience of three genera-tions, it offers a broad perspective of the miner community from its first formation and reveals the dynamics that have changed over time.
Sosyal bütçenin politik ekonomisi: Ege Bölgesi seçilmiş ilçe belediyeleri örneği
İnsanların sınırsız ihtiyaçlarına cevap verebilecek kurum olan devletin bireylere refah ortamı sunarak sosyal alanlarda planlama ve düzenleme yapmaları sosyal devlet olgusunu ortaya çıkarmaktadır. Sosyal devletler toplumun bütün kesimlerinde yaşam standardını yükseltme görevini merkezi yönetim ve yerel yönetimler aracılığı ile gerçekleştirmektedir. Merkezi yönetim bu hususta başarılı olmak adına yerel yönetimler ile işbirliği içinde çalışarak bu görevi paylaşmaktadır. Yerel yönetimler arasında topluma en yakın birim olan belediyelerin dezavantajlı gruplara yönelik eğitim, sağlık, barınma, güvenlik gibi sosyal kapsamlı uygulamaları sosyal politika uygulamaları olarak hayata geçmektedir. Sosyal politikaları hayata geçirerek halkın ortak ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlayan belediyeler 'sosyal belediyecilik' adını almaktadırlar. Sosyal belediyecilik adı altında sosyal politikaların uygulanmasına yönelik yapılan harcamalar ile bu harcamalara sağlanan kaynaklar bir bütün olarak sosyal bütçe ile ölçülmektedir. Sosyal bütçenin yerel düzeyde uygulanmasına örnek olarak Aydın, Denizli, Muğla ve Manisa seçili ilçe belediyelerinin politik ekonomi bağlamında incelenmesi çalışmanın ana konusunu oluşturmaktadır. Seçili ilçe belediyelerinde yıllara göre yapılan sosyal bütçe harcamaları ve bu belediyelerin bağlı oldukları siyasi kimlikleri doğrultusunda değerlendirmeler yapılmıştır. Buna bağlı olarak siyasi partilerin sosyal bütçeyi ne ölçüde benimsediği ve bu hususta hangi partinin ön planda olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Seçili ilçe belediyelerinin gider bütçelerindeki sosyal harcamaları değerlendirildiğinde İyi parti politikalarının sosyal bütçeye daha fazla eğildiği sonucuna varılmıştır.
İstifa ve işçi çıkarmayı etkileyen faktörler: Türkiye'de Ege Bölgesinde turizm ve gıda sektörü üzerine bir araştırma
Geçmişten günümüze işgücü devri hem ülkeler hem de şirketler için önemli bir sorundur. Belirli bir düzeyde işgücü devri işletmelerin ve ekonomik dinamiklerin ayakta kalması için gerekli görülen bir durum olmasına rağmen, işgücü devrinin fazla olması şirketlerin ekonomik zarara uğramasına, hizmet kalitesinin düşmesine, nitelikli çalışan bulma ve yetiştirmenin zorlaşmasına neden olmaktadır. İşten ayrılmalar ise çalışanlarda verimlilik kaybına, işe yeni başlayan her çalışan için yeni bir eğitim zamanı ve masrafına, harcanan zamanın artmasına ve çalışma etkililiğinin azalmasına neden olmaktadır. Bu gibi maliyetler işletmeler açısından istenmeyen durumlardır. İşçiler açısından bakıldığında, işletmelerden çıkarılan işçilerin ekonomik, sosyal ve psikolojik olarak zarara uğradığı ortadadır. İşten çıkarılan işçinin tek geçim kaynağını kaybetmesi, ekonomik olarak yeni bir iş buluncaya kadar temel gereksinimlerini karşılamakta zorlanmayı ve ekonomik sıkıntılardan kaynaklanan depresyon gibi birçok psikolojik temelli rahatsızlığa da neden olabilmektedir. İşten çıkarılan işçinin sosyal çevresinde iş kaybı nedeniyle olumsuz olarak baskı yaşaması da olasıdır. Bu nedenle, işten çıkarma ve istifa nedenlerinin araştırılmasının bir nebze olsun işgücü devrinin düşürülmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu nedenle bu çalışmada; Türkiye'de Ege bölgesinde turizm ve gıda sektöründe çalışan işçilerin istifa ve işverenlerin işçi çıkarma eğilimlerini etkileyen faktörlerin çeşitli değişkenler açısından ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Nicel çalışma yöntemlerinden tarama yönteminin kullanıldığı bu çalışmanın örneklemini Türkiye il sınırlarında yer alan Ege coğrafi bölgesinde, turizm ve gıda sektöründe faaliyet gösteren işletmelerdeki işçi ve işverenler oluşturmaktadır. Bu araştırmada veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından geliştirilen "Bilgi Formu", 55 maddeden oluşan 5'li likert tipinde "İşçi İçin İstifa Nedenleri Ölçeği" ve 55 maddeden oluşan "Çalışanı İşten Çıkarma Anketi" kullanılmıştır. Veriler, SPSS 26.0v istatistik paket programı yardımıyla analiz edilmiştir. Verilerin analizinde, normallik testi için Kolomogorov Smirnov, tanımlayıcı istatistikler için frekans analizi ve yüzde hesaplamaları, cinsiyet değişkeni açısından yapılan analizlerde bağımsız gruplar t-testi, yaş grubu, medeni durum, kıdem, eğitim düzeyi, hane gelir düzeyi, meslek, sigorta durumu, günlük ortalama çalışma süresi açısından yapılan analizlerde ise One-Way ANOVA kullanılmıştır. Bu araştırma sonucunda; işçilerin istifa konusunda kararsız kalma noktasında olduğu ifade edilebilir. Bu araştırma sonucunda işçilerin istifa etme eğilimlerine cinsiyet ve işyerindeki meslek değişkenlerinin etki etmediği sonucuna ulaşılmıştır. Yaş, medeni durum, eğitim, kıdem, ortalama aylık hane geliri, günlük ortalama çalışma saati ve sigortalı olma durumu istatistiksel olarak anlamlı farklılık yarattığı görülmektedir. İşverenin işçiyi işten çıkarma eğilimleri acısından bakıldığında ise medeni durum ve işyerindeki meslek değişkeninin etki etmediği sonucuna ulaşılmıştır. Cinsiyet, yaş, eğitim, kıdem, ortalama aylık hane geliri, günlük ortalama çalışma saati ve sigortalı olma durumu istatistiksel olarak anlamlı farklılık yarattığı görülmektedir. Bu çalışma nicel bir çalışma olup işçinin istifa etme eğilimleri ile işverenin işçi çıkarma eğilimlerinin farklı değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Bu konuda yapılacak araştırmalarda nitel araştırma yöntemleri kullanılarak, konun derinlemesine araştırılması önerilmektedir.
Ege bölgesindeki sığır ve koyunlarda toxoplasma gondii ve neospora caninum enfeksiyonlarının yaygınlığının serolojik olarak belirlenmesi
Amaç: Bu araştırmada, Ege Bölgesinde bulunan sığır ve koyunlardaki Toxoplasma gondii ve Neospora caninum kaynaklı enfeksiyonların seroprevalansının ortaya koyulması amaçlanmıştır Gereçve Yöntem: Aydın, İzmir, Manisa, Kütahya ve Afyon illerinden her hayvan türüne ait 460 örnek olmak üzere toplam 920 serum örneği T. gondii ve N. caninum'un her bir hayvan türünde seroprevalansını belirlemek için kullanılmıştır. Koyun ve sığırlardaki N. caninum seroprevalansının belirlenmesi için ticari c-ELISA kit (VMRD, USA) kullanılmıştır. Koyunlardan alınan örneklerde T. gondii'nin seroprevalansı ELİSA yöntemi ile belirlenirken, sığır örneklerinde seroprevalansı araştırmak için IFAT kullanılmıştır. Bulgular: Koyunlardan toplanan 460 serum örneğinde T. gondii ve N. caninum seroprevalansı sırasıyla %29.35 (460 üzerinden 135) ve %16.74 (460 üzerinden 77) olarak tespit edilmiştir. Sığırlardan toplanan 460 adet serum örneğinden 86'sında (%18.69) N. caninum, 64'ünde (%13.91) T. gondii tespit edilmiştir. Bunun yanında, 18 (%3.91) koyun ve 16 (%3.47) sığır örneğinde miks enfeksiyon tespit edilmiştir. Sonuç: Elde edilen sonuçlar ile Ege Bölgesindeki koyun ve sığırlarda T. gondii ve N.caninum'un yaygın olarak bulunduğu gösterilmiş. Hastalıkların kontrolü için, hayvancılık yapılan işletmelerde iki paraziter etken için taramalar yapılması pozitif olan hayvanların sürüden çıkartılması gerekmektedir. Ayrıca işletme içerisinde ve çevresindeki kedi köpek popülasyonunun kontrol altında tutulması gerekmektedir.
Ege bölgesi'ndeki atık sığır fetüslerinde neospora caninum'un moleküler yöntemlerle tespiti, moleküler karakterizasyonu ve bölge seroprevalansının belirlenmesi
Amaç: Bu çalışma ile son yıllarda dünyada ve Türkiye'de sığır abortlarının önemli nedenlerinden biri olan ve ciddi ekonomik kayıplara yol açan neosporosisin, büyükbaş hayvancılığın yoğun olduğu Ege Bölgesi'ndeki durumunun araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmada İzmir/Bornova Veteriner Kontrol Enstitüsü sorumluluk sahasına giren illerdeki sığır işletmelerinden örneklemeler yapılmıştır. Çalışmada Ege Bölgesi'nde bulunan işletmelerdeki abort vakalarına ait atık fetüslerin beyin ve iç organ dokularından DNA izolasyonu yapıldıktan sonra, bu örnekler Real-Time PZR test metodu ile analiz edilmiştir. Pozitif olarak tespit edilen örneklerden Neospora caninum'un moleküler karakterizasyonu yapılmıştır. Ayrıca serolojik olarak, basit rastgele örnekleme yöntemi ile %95 güven seviyesi, %10 beklenen prevalans (+/- 5) hata payı ile 973 sığırdan toplanan kan serumları ELISA yöntemi kullanılarak anti-N. caninum antikorları tespit edilmiştir. Bulgular: Yapılan çalışmada RT-PZR yöntemiyle incelenen toplamda 88 sığır fetüsüne ait organ ve dokularının 8'inde (%9,09) N. caninum DNA'sı tespit edilmiş ve incelenen toplam 973 sığırın 122'si (%12,66) serolojik olarak pozitif bulunmuştur. RT-PZR ile pozitif bulunan örnekler sekans işlemlerine tabii tutularak filogenetik ağaçları oluşturulmuştur. Sonuç: Ege Bölgesi'ndeki sığırlarda N. caninum yaygınlığı hem serolojik hem de moleküler çalışmalarla kapsamlı bir şekilde belirlenerek bölgedeki büyükbaş hayvancılık yetiştiriciliğinde N. caninum ile ilgili problem yaşayan işletmelerin güncel durumu ve N. caninum kaynaklı abort problemlerinin saha yansıması ortaya konmuştur. Elde edilen bulgulara göre hastalıkla ilgili mücadele stratejilerinin belirlenmesi ve son konakları da içeren daha kapsamlı çalışmalar yapılmasının önemli olacağı kanaatine varılmıştır.
Turizmde postmodern tüketim kültürünün cittaslow destinasyonlar üzerindeki etkisi: Ege Bölgesi örneği
Bu araştırmanın amacı, postmodernizm ve postmodern tüketimin, cittaslow destinasyonlar üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini incelemektir. Literatürde sakin şehirlerde metalaşma ve postmodern tüketim kültürünü inceleyen yeterli sayıda araştırma olmadığı görülmektedir. Mevcut araştırmalar; 'yörenin cittaslow olabilme potansiyeli, turistlerin tekrar ziyaret etme niyetleri ve cittaslow destinasyonların sağladığı ekonomik katkılar' gibi konulara odaklanmaktadır. Bu araştırmada ise; sakin şehirler ve postmodern tüketim anlayışı birlikte ele alınarak, özgün ve eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmeler yapılması amaçlanmaktadır. Bu bağlamda, araştırma keşifsel bir nitelik taşımaktadır. Araştırma kapsamında; Ege Bölgesi'ndeki 4 farklı sakin şehirden yerel halk, yerel işletmeciler ve turistler olmak üzere toplamda 120 katılımcı ile yarı-yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerden elde edilen veriler, içerik analizi tekniği ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda; 4 farklı destinasyon için farklı sonuçlar elde edilmiştir. Türkiye'nin ilk sakin şehri olan Seferihisar, sakin şehir olduktan sonra, yöreyi ziyaret eden turist sayısındaki artış, ekonomik anlamda yaşanan gelişmeler, yörenin popülerlik ve bilinirliğinin artması, hem yöre halkı hem de yörede işletmecilik yapmakta olan katılımcılar tarafından memnuniyetle karşılanmaktadır. Buna karşın, yörede özellikle yüksek sezonda artan trafik sıkışıklığı, kalabalıklaşma, gürültü kirliliği, çevresel kirlilik ve ticarileşme gibi durumların olduğu görülmektedir. Bu durumun ise, paydaşlar tarafından olumsuz karşılandığı tespit edilmiştir. Sakin şehir Akyaka'nın, özellikle son dönemlerde pek de 'sakin' kalamadığı, yörede fiziksel taşıma kapasitelerinin aşıldığı ve metalaşma, ticarileşme ve aşırı turizm durumlarının görüldüğü tespit edilmiştir. Sakin şehir Yenipazar'ın ise, yöre sakin şehir unvanını aldıktan sonra istihdam ve turist talebinde pek fazla bir artışın görülmediği, ziyaretçiler tarafından diğer sakin şehirlere nazaran daha az dikkat çekici bulunduğu tespit edilmiştir. Buna karşılık, yörenin, yıllar içerisinde 'sakin olma' niteliğini koruyabilen cittaslow destinasyonlar arasında ön plana çıktığı bulgulanmıştır. Sakin şehir Köyceğiz'de, paydaşların, yörede görülen ekonomik gelişmelerden ve popülerleşmeden memnun oldukları, fakat aynı zamanda da kalabalık, gürültü ve çevre kirliliği potansiyeli, fiyatların artması gibi birtakım nedenler kaynaklı rahatsızlık duydukları tespit edilmiştir. Postmodernizmin etkisindeki sakin şehirlerde; istihdam, popülerleşme, kalabalık, gürültü kirliliği, çevre kirliliği, kentsel dokunun korunması, sakinlik, otantiklik, sürdürülebilirlik, aşırı turizm, metalaşma ve ticarileşme gibi konular bu araştırma kapsamında ele alınmıştır. Araştırma, turizm sektörüne ve gelecek araştırmalara getirilen önerilerle son bulmuştur. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Postmodernizm, Sakin Şehir, Ege Bölgesi
Aydın ili zeytin üretiminin bölge ve ülke ekonomisine katkısı
Zeytin bitkisi, eski çağlardan beri kullanılan ve yetiştirilen bir bitkidir. Eski çağlardan beri kullanıldığı için, hayatın her anında ve insanlık tarihinin hemen hemen her döneminde, farklı çalışmalara konu olmuştur. Aydın ilinde yetiştirilen zeytin, sadece günümüzde değil, Osmanlı Devleti döneminde de bir geçim kaynağı olarak kayıtlara geçmiştir. Ampirik literatüre bakıldığında tarımsal ürünler ile ihracat ve ekonomik büyüme arasındaki pozitif ilişki olduğu görülmektedir. Bu yönüyle Aydın ilinde yetiştirilen zeytin ve zeytinyağının da bölgesel ve ulusal ekonomiye katkısının olabileceği düşüncesi, çalışmanın motivasyonunu oluşturmuştur. Bu çalışmanın amacı da, Aydın ilinde yetiştirilen zeytin ve zeytinyağının Ege Bölgesi ve Türkiye geneli ekonomisine katkısını incelemektir. Araştırmada nicel analiz tekniklerinden betimsel analiz tekniği kullanılmaktadır. Bu amaç doğrultusunda Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) veri tabanından 2011-2021 yılları arasındaki, Aydın ili, Ege Bölgesi ve Türkiye geneli zeytin ve zeytinyağı üretim, ağaç sayısı, tüketim, ihracat sayısı ve ekonomik büyüme verileri elde edilmiştir. Elde edilen veriler ile Aydın ilinde üretilen zeytin ve zeytinyağının, Ege Bölgesi ve Türkiye geneli ekonomisine katkısı, nicel analiz tekniklerinden betimsel analiz yöntemiyle incelenmiştir. Araştırmada ayrıca karşılaştırmalı tablolar yardımıyla analiz de gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda, Aydın ilinde üretilen zeytin ve zeytinyağının hem Ege Bölgesi hem de Türkiye geneli ihracat ve ekonomik büyüme verilerine olumlu yönde katkıda bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Aydın, Ege Bölgesi, Türkiye, Zeytin, Zeytinyağı
Termal turizm işletmelerinde müşteri şikayetlerinin içerik analizi yöntemiyle incelenmesi: Ege Bölgesinde bir uygulama
Bu çalışmanın amacı, termal otellerde konaklayan müşterilerin en çok şikâyet ettikleri konuların araştırılması ve müşteri şikâyetlerinin hangi kategoriler altında toplandığının belirlenmesidir. Böylelikle termal otelleri tercih eden müşterilerin şikâyetlerinin ortadan kaldırılabilmesi için öneriler geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Araştırmada, veri toplama aracı olarak doküman analizi yönteminden yararlanılmıştır. Araştırma kapsamında bulunan Ege Bölgesindeki 4 farklı ilde faaliyet gösteren 57 konaklama işletmesine ait TripAdvisor.com sitesinde yapılan 3522 adet şikâyet incelenmiştir. Şikâyetlerin analizi için Nvivo 10.0 nitel veri analiz programı kullanılmıştır. Araştırma sonucunda 5 ana tema ile 17 alt tema ortaya çıkmıştır. Ana temalar; odalarla ilgili şikâyetler, tesisle ilgili şikâyetler, personel ile ilgili şikâyetler, havuz-hamam ve termal su ile ilgili şikâyetler ve yeme-içme ve menü ile ilgili şikâyetler şeklinde gruplandırılmıştır. Müşterilerin en çok şikâyet ettikleri ana temanın personel ile ilgili şikâyetler teması olduğu bulunmuştur. Bu ana temayı yeme-içme ile ilgili şikâyetler takip etmektedir. En az şikâyet edilen ana temanın ise tesisle ilgili şikâyetler teması olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Ege Bölgesi için gen ifadeli programlamaya dayalı yer hareketi tahmin denkleminin geliştirilmesi
Sahaya özel sismik tehlike analizleri, depreme dayanıklı yapı tasarımı için gerekli yer hareketi parametrelerinin belirlenmesinde önemli süreçlerden biridir. Sismik tehlike analizi çalışmalarında kullanılacak yer hareketi tahmin denklemlerinin seçimi, analizlerin başarısı üzerindeki en etkili faktörlerden biridir. Bu çalışma kapsamında Ege Bölgesi kaydedilmiş kuvvetli yer hareketi veri tabanına dayalı yer hareketi tahmin denklem modelleri oluşturulmuştur. AFAD (Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı) sistemi üzerinden elde edilmiş veri tabanı 148 depreme ait 463 ivme kaydından oluşmaktadır. Yer hareketi tahmin modeli oluşturmak için kullanılan veri tabanı, 4.5≤Mw≤6.5 magnitüd aralığına ve 0≤Repi≤212 km kaynak-saha mesafesinde sahiptir. Son yıllarda geoteknik mühendisliği alanında özellikle zeminlerin kompleks davranışını modellemek için yapay zekâ tabanlı makine öğrenimi araçları kullanımı artmıştır. Bu çalışma kapsamında da yapay zekâ kullanılarak Gen İfadeli Programlama (GEP) tabanlı dört ayrı yer hareketi tahmin modeli oluşturulmuştur. Bu modellerden ikisinde, yatay ivme bileşenlerinden en büyük değere (PGAmaks) sahip olanı dikkate alınmış, diğer ikisinde ise yatay ivme bileşenlerinin geometrik ortalaması (PGAgeo) kullanılmıştır. Oluşturulan dört tahmin modelinin ikisinde yerel zemin koşullarının etkisi üst 30 m'deki ortalama kayma dalga hızı parametresi (Vs,30) ile modele dahil edilmiştir. Bu modellerin uygulanabilirliğini değerlendirmek için farklı istatistiki performans parametreleri incelenmiştir. Ayrıca GEP tabanlı bu modellerin performansı Türkiye ve çevresi için regresyona dayalı olarak geliştirilmiş dört ayrı tahmin denklemi ile de karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırma ve analizler, Ege Bölgesi için oluşturulan GEP tabanlı modellerin maksimum yer ivmesini tahmin etmek için başarıyla kullanılabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Gen İfadeli Programlama (GEP), Deprem, En Büyük Yer İvmesi, Yer Hareketi Tahmin Denklemi, Ege Bölgesi
Ege Gübre yerleşimi Neolitik Dönem mimarisi
Ege Gübre Yerleşimi, İzmir İli Aliağa İlçesi, Kendirci Mevkii'ndeki EgeGübre Fabrikası'nın içinde yer almaktadır. Günümüz yüzeyinin 3-4 m. altındabulunan Ege Gübre Neolitik Yerleşimi'nde 2004-2007 yılları arasında İzmir Müzesive Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü tarafından Yrd. Doç. Dr.Haluk Sağlamtimur'un bilimsel başkanlığında kurtarma kazıları yapılmıştır.Batı Anadolu, ?Neolitik Paket?in Anadolu'dan Kıta Yunanistan'a,Balkanlara ve dolayısıyla Avrupa'ya yayılımının önemli noktalarından biridir.Ancak, Anadolu'nun diğer bölgelerine oranla Batı Anadolu'nun kıyı kesimindeNeolitik Dönem'e ilişkin araştırmalar oldukça kısıtlıdır. Göller Bölgesi'nde Hacılar,Kuruçay, Höyücek ve Bademağacı; Belkahve Geçidi (İzmir) yakınlarındaki UlucakHöyük ve Yeşilova (İzmir) Batı Anadolu'da bugüne kadar kazılmış Neolitik Dönemyerleşimleridir.Bu çalışmanın amacı, Ege Gübre Yerleşimi 2004-2007 kazılarında bulunanNeolitik Dönem mimarisini Anadolu, Kıta Yunanistan ve Balkanlar'daki eşzamanlıyerleşimlerdeki mimariyle karşılaştırarak, Ege Gübre Yerleşimi'nin Neolitik Dönemiçindeki yerini saptamaktır. Bu amaçla yerleşimin mimarisi ayrıntılı incelenerekNeolitik Dönem tabakalanması saptanmıştır. Mekânların ve yapıların işlevleri vebirbirleriyle ilişkileri incelenmiş; çizim, tablo ve fotoğraflarla görselleştirilmiştir.Elde edilen sonuçlar Batı Anadolu, Kıta Yunanistan, Balkanlar ve Kıbrıs'taki eşzamanlı yerleşimlerin mimari gelenekleri ile karşılaştırılarak benzerlikleri vefarklılıkları ortaya konmaya çalışılmıştır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi'nde iç Egeden bir kent: Karahisâr-ı Sâhib
"Evliyâ Çelebi'nin Seyahatnâmesi'nde İç Egeden Bir Kent: Karahisâr-ı Sâhib" adlı tez, Seyyâh-ı Âlem Evliyâ Çelebi'nin "Şefaat Ya Resulallah" diyececeği yerde "Seyahat Ya Resulallah" dediği meşhur rüyasının ardından başladığı seyahatinin neticesinde ortaya koyduğu on ciltlik eseri olan Seyahatnâme'nin dokuzuncu cildinde yer alan Karahisâr-ı Sâhib adlı yerleşim yerinin, Evliyâ Çelebi'nin kendi döneminde kaleme aldığı şekli ile bugünkü durumunun karşılaştırılması esasına dayanır. Öncelikle Afyonkarahisar'ın coğrafi ve ekonomik özellikleri ile kısaca tarihinden bahsedilerek başlanılan tezin devamında, Karahisâr-ı Sâhib'in anlatıldığı ilgili bölümün Osmanlıca metni, transkripsiyonu ve günümüz Türkiye Türkçesine çevrimi yer almaktadır. Devamında "Afyonkarahisar'ın Bugünkü Durumu" başlığı altında ise Evliyâ-yı bî riyâ b. Derviş Muhammed Zıllî'nin bu yerleşim yeri hakkında yazdıkları ile bugünkü durumu geniş bir şekilde (kale, camiler, medreseler, hanlar, hamamlar, bedestenler, türbeler, ilçeler) kıyasa tabii tutulmuştur. Ayrıca ilgili metnin daha iyi anlaşılıp daha iyi aktarılmasına yardımcı olmak için, metinde anlamlarını vermeyi uygun gördüğümüz sözcükler, "kelimeler ve kavramlar" ve "sözlük" başlığı altında açıklanarak, anlaşılmanın kolaylaştırılması hedeflenmiştir. Anahtar Kelimler: Ege Bölgesi, İç Ege Bölümü, Karahisâr-ı Sâhib (Afyonkarahisar), Seyahatnâme, Evliyâ Çelebi