Film production
74 theses under this subject heading
Sinemada klasik anlatının film senaryosuna etkisi
Sinema, ilk ortaya çıktığı zaman resim sanatının bir uzantısı olarak kabul gördü. Resme hareket gelmesi aslında o kadar basit bir buluş değildi. Nitekim tarih bize bunu çok kısa zamanda gösterdi. İlk öykülü filmlerden Hollywood'un kuruluşuna kadar sinema bir dizi içeriksel değişime uğradı. Bu içerik değişimi iki koldan yürüdü. Birincisi sinemanın kendi dili olarak kamera açıları, farklı optikler, kurgusal denemeler ve sembolik görüntülerdir. Diğer bir kol ise sinemanın öykü anlatıcılığı yapması ve bu bağlamda ilk hikayeli filmlerden yola çıkarak kuramsallaşan anlatı stratejileridir. Hollywood ile beraber bu anlatıların sistematikleştirilmesi ve hızlı üretim pratikleriyle standartlaşmasının sonucu hikaye anlatıcılığının da basit bir matematik hesabına dönüştürülmesi incelenmiştir. Geçmişi mitolojiye kadar dayanan anlatının ilk ortaya çıkışı, geliştiği sosyal yapı ve bunu yazıya döken Aristoteles ile ilk kuramsallaşmasını yaşaması, ilk ele alınan konu olmuştur. İlk kuramsal yapı olan giriş, gelişme, doruk noktası ve sonucun içeriği incelenmiştir. Bu anlatı yapısı ilk etapta Aristoteles'in Poetika adlı eseri üzerinden incelenmiştir. Devamında ise günümüzde bunları kuramsallaştıran örnekler incelenmiştir. Bu anlatılardan biri olan Christian Vogler'e ait olan Yazarın Yolculuğu Kılavuzu, çalışmamızın son bölümünde film incelemesi için kullanılmıştır. İkinci bölümde ise anlatıyı farklı bir formda ve kendi diliyle birleştiren sinemanın tarihine kısa bir bakış atılmıştır. İlk filmler, ilk yönetmenler, ilk anlatıcılar incelenmiştir. Anlatının en işlevsel kullanıldığı Hollywood sineması, tarihi ve kurumsal yapısı ve işleviyle birlikte ayrıntılı incelenmiştir. Hollywood'un endüstri yapılanması içinde ortaya çıkan tür sineması incelenmiş bu türlerden Western, özgün olması ve sinema ile yaşıt olması sebebiyle ayrıntılı incelenmiştir. Western sineması içinde türün en iyi örneklerini veren John Ford bu başlık altında incelenmiştir. Son bölümde klasik anlatının günümüz kuramcılarından Christian Vogler'in Yazarın Yolculuğu Kılavuzu, Hollywood'a ait en özgün tür olan Western türünde eserler veren John Ford'un 1917'den başlayarak 10 yıl aralıklarla çektiği 5 film üzerinden sinemadaki gelişimi incelenmiştir. Bu inceleme sonucu klasik anlatı zamanla gelişmiş ve sinemada anlatı dilinin bir parçası olmuştur. Biçimsel olarak var olan bu yapı, filmlerin içeriğine müdahale edecek boyuta varmıştır.
Teknolojik determinizm bağlamında korku filmlerinin değişen evreni: Teknolojik korku filmleri özelinde sosyal medya filmleri
Bu çalışma, korku sinemasının tarihine inerek korku sinemasında tür kavramını dönemlerine ayırarak incelemektedir. Çalışma, korku sinemasının alt türleri üzerinde dururken her alt türün oluşmasını o dönem içindeki bir olaya bağlamaktadır. Çalışma, aynı zamanda teknolojinin gelişmesi ile bu dönemde yeni bir alt türün ortaya çıktığını ve bu alt türün teknolojik korku filmleri olarak adlandırıldığını söylemektedir. Çalışmada, teknolojik korku filmlerini incelerken özellikle insanların kaygılarından beslenerek ortaya çıkmış olan sosyal medya filmlerini incelenerek, sosyal medya filmlerinin insanların hayatındaki yeri, önemi ve etkileri irdelenmektedir. Çalışmada tüm bu bilgiler, teknolojik determinizm ile desteklemektedir. Sosyal medya filmleri incelenirken sosyal medya, karakter ve evren olarak detaylı inceleme yapılmıştır. Tüm bu bilgiler doğrultusunda, çalışma, korku filmlerinin gerçek evrenden uzaklaşarak sanal bir evrende geçtiğini ve ilerleyen teknolojik gelişmelerle birlikte artık korkunun daha soyut bir evrende olduğunu tüm bu durumların insanların korkularına yeni şekiller verdiğini, korku filmi ve izleyici arasındaki ilişkiyi daha katmanlı bir hale çevirdiğini savunmaktadır.
Sosyal hayduttan mafyaya kahramanın dönüşümü: Yavuz Turgul'un Eşkıya filmi
Eşkıya, taşra toplumunun bir kesiminin çeşitli nedenlerle sempati duyarak kahramanlaştırdığı, geriye kalan kesim ve yöneticilerin ise zorbalar olarak nitelendirdiği kişilerdi. Bu çalışmanın amacı, Sözlü kültür içindeki anlatı gruplarından olan ve uzun bir süre yaşam alanı bulmuş ancak günümüzde yok olmuş kırsal bir olgu olan Eşkıyalığı; kavramsal, tarihsel ve kültürel bağlamda irdelemek, değişen toplumsal yapı ile birlikte biten bu olgunun sonrasında, dolaylı olarak onun yerini alan ve kentsel bir olgu olan mafya arasındaki ilişkiyi Yavuz Turgul'un Eşkıya (1996) filmi özelinde ele almaktır. Çalışmada, eşkıya ve mafya olguları arasındaki geçişkenlikte, iki olgunun ortaya çıkış ve yayılma nedenlerinin benzerlikleri ve farkları ortaya konulmuştur. Bir kahraman modeli olarak eşkıya, Hobsbawm'ın "sosyal eşkıya" kavramı bağlamında ele alınmıştır. Yavuz Turgul'un Eşkıya filminin, ana kahramanı Eşkıya'nın (Baran) kahramanlık serüveni, Joseph Campbell'ın "Kahramanın Sonsuz Yolculuğu" eserindeki, Yola Çıkış, Erginlenme ve Dönüş evreleri çerçevesinde incelenirken, filmdeki diğer kahramanların, zamanın, mekânın ve toplumsal değişimlerin de etkisiyle, eşkıyanın şehirde uğradığı dönüşümler analiz edilmiştir.
Wes Anderson filmlerinde mizansen kurulumu
Auteur kuramı, yönetmenin filmin tek yaratıcısı konumunda olduğu bir sinema düzenini ifade etmektedir. Yönetmenin kişisel üslubunun filmlerinde tanınabilmesi, kuramın en önemli şartını oluşturmaktadır. Kuramın ortaya çıkışından itibaren auteur olarak değerlendirilen yönetmenlerin filmleri incelenerek, bir yönetmenin hangi şartlarda auteur olarak değerlendirileceği sorusu tartışılmıştır. II. Dünya Savaşı sonrası ülkelerindeki sinema yaratım sürecinden rahatsız olan Fransız eleştirmenlerce ortaya atılan auteur yaklaşımı, zamanla uluslararası anlamda kabul görerek sinemanın ve yönetmenin değerini arttıran eleştirel bir kurama dönüşmüştür. Wes Anderson, çağdaş Amerikan sinemasının önemli auteur yönetmenlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Senaryosunu yazdığı ve yönetmenliğini yaptığı filmlerde tanınabilmesini sağlayan, mizansen unsurlarında dikkat çeken kişisel tercihleri, yönetmenin araştırma konusu olarak seçilmesini sağlayan önemli faktörlerden biridir. Dekor, kostüm, set tasarımı, kamera hareketleri ve kompozisyon konusundaki özgün tercihleri, örneğin yönetmeni diğer yönetmenlerden ayıran renk tercihleri, onun günümüz sinemasında önemli bir başarı ve takipçiye ulaşmasını sağlamıştır. Çalışmanın birinci bölümünde auteur kuramın tanımı ve ortaya çıkış süreci ele alınırken, ikinci bölümde sinemada mizansen unsurlarının çeşitleri ve teknik tanımlara yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde ise, auteur yönetmen tanımına uyan filmleriyle Wes Anderson'ın, çektiği dokuz uzun metrajlı filmin mizansen yapıları ve sinematografik unsurları incelenerek, araştırma konusunun temelini oluşturan irdeleme ve karşılaştırmalar gerçekleştirilmiştir.
Experiencing filmmaking in Turkey during COVID-19 pandemic
Since the pandemic has been a part of our daily lives, the world has dramatically been in the direction of change. In fact, the film and television industry has been affected by Covid-19. This study focuses on the impact of Covid-19 on filmmaking from my perspective as an international student in Istanbul who tried to complete a film production project during the pandemic. That is why this study includes a literature review on the global film industry's condition during the pandemic and adjusting to the new normal. The study is constructed on my production experience and the production content; therefore, the discussions on the characteristics and genre of the production project are mentioned. Overall, this study constitutes the production project's theoretical base, including filmmaking during the pandemic and telling self-reflexive stories.
Üç boyutlu animasyon filmlerde doku ve atmosfer ilişkisi Elif ve Arkadaşları Kapadokya üzerine inceleme
Animasyon sineması, izleyiciye sunduğu görsel zenginlik ve derinlik ile sinema dünyasında kendine özgü bir yer edinmiştir. Özellikle üç boyutlu animasyon filmler, görsel anlatımın sınırlarını zorlayarak izleyiciyi büyüleyici dünyalara davet etmektedir. Üç boyutlu animasyon filmler, teknolojik yeniliklerle birlikte, sinema sanatına yeni bir boyut kazandırmıştır. Doku ve atmosfer, bir filmin görsel ve duygusal derinliğini oluşturan önemli unsurlardır. Doku, animasyonun yüzey özelliklerini, malzeme kalitesini ve detaylarını içerirken; atmosfer, filmin genel tonunu, ruh halini ve duygusal yansımasını belirler. Bu iki unsurun uyum içinde kullanımı, izleyicinin filmle kurduğu bağı güçlendirir ve hikâyenin etkileyiciliğini artırmaktadır. Atmosferin başarılı bir şekilde yaratılması, izleyiciyi filmin dünyasına tamamen çekebilir ve hikâyenin duygusal derinliğini artırabilmektedir. Bu tez çalışmasında animasyonun tarihsel gelişimi, üretim teknikleri ve tekniklerin uygulanış biçimleri ve üç boyutlu animasyon yapım süreçleri hakkında detaylı bilgilere yer verilmiştir. Ayrıca doku, mekân ve atmosfer kavramlarının üç boyutlu animasyon filmler ile ilişkisi, örnekler üzerinden ele alınmıştır. Bu bilgiler dâhilinde 2020-2023 yılları arasında Türkiye'de yayınlanan üç boyutlu animasyon sinema filmleri ile ilgili genel bilgiler ve özetleri verilerek kullanılan dokular ile atmosfer arasındaki tasarımsal ve teknik görüşler ortaya konmuştur. Son bölümde "Elif ve Arkadaşları Kapadokya" (2023) üç boyutlu animasyon filmi hakkında künye ve hikâyesi anlatılarak, doku ve atmosfer ilişkisinin karakterlerde ve sahnelerde oluşturduğu etkiler teknik detayları ile incelemiştir. Bu tez çalışması, üç boyutlu animasyon filmlerde doku ve atmosferin hikâye anlatımındaki kritik rolünü ve bu iki unsurun izleyici üzerindeki etkilerini kapsamlı bir şekilde ortaya koymayı amaçlamıştır. Çalışmanın, üç boyutlu animasyon filmleri üzerine yapılacak gelecekteki araştırmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Animasyon Film Yapım Süreci, Atmosfer, Doku Kaplama, Üç Boyutlu Animasyon Film
Elia Kazan's realism: A cinematic analysis of kazan's selected films
Involved in filmmaking more than four decades, Elia Kazan had been a witness and an influence for significant change in the American film industry. His final phase includes four films, respectively, America America, The Arrangement, The Visitors and The Last Tycoon which are his most neglected films in film studies, compared to his previous successful films such as On The Waterfront, A Streetcar Named Desire, East of Eden and Splendor in the Grass. This thesis has focused on two of his late films for mainly two reasons; to fill the gap in the literature and present analyses of Kazan's two most structurally different films regarding their mutual narrative complexities with the concept of realism. Realism is one of the key concepts to study Kazan in the research field, but distinctively, I have tried to find the realism within the mise en scène and ambivalence in the narrative.
Three genres vs one artist: A case study of Denis Villeneuve's film adaptations
This dissertation seeks to bring a fresh air into the long-forgotten discussion of adaptation studies with a multidimensional lens from both literary and a cinematic point of views. Focusing on Denis Villeneuve who have successfully managed to adapt three different literary genres to the screen, the dissertation takes each adaptation alongside its source material and analyzes both with a concept that is very much prevelant in Villeneuve's filmography. Altough being related, the concepts are specific to each chapter with the works they were employed in. Evaluated in regards to their fidelity or betrayal to the source material up until recently, film adaptations require much deeper reading in which they are analyzed as unique artwork where the responsible artist expresses himself in the context of the work's creation. Therefore, the relationship between the film adaptation and the litereray source material should be regarded as a mutually beneficial way of communication, and not as a battle for superiority. The artist responsible fort he adaptation process has the key role at this point. As the focal topic of this dissertation, films of Denis Villeneuve as adaptations of three different literrary genres are examined through the motifs of the chronotope, the doppelganger, and repetition. The purposeful concentration over one artist enabled the thesis to achieve its aim of highlighting the phases gone through when it comes to different literary genres during the adaptation process of literature to cinema. Keywords: Chronotope, Doppelganger, Repetition, Literature and Cinema, Adaptation Studies, Intertextuality, Auteur Theory,
Film yapımlarında yapım sonrası (Post production) aşamaları ve uygulama örneği
Bu çalışmada; film yapımlarının yapım sonrası (postproduction) aşamalarının incelenmesi amaç edinilmiştir. Bu amaca bağlı olarak film yapımı sonrası, bir filmin yapımına katkısı olan kişileri ve rollerinin ortaya konulması ile yapımcıların yapım sonrası ekiple uyumlu bir işbirliği içinde olmalarının gerekliliği üzerinde durulmuştur. Elde edilen bulgular doğrultusunda örnek bir kısa film hazırlanmıştır. Araştırma sürecinde sinema filmlerinin yapım aşamaları genel olarak tanıtılmış, "film yapım" kavramı üzerinde durularak kavramsal bir çerçeve oluşturulmuştur. Film yapımlarında digital teknolojinin kullanılmasının, masaüstü çalışmalarıyla seyirciyi etkileme ve izlenebilirlik derecesi kazandırılmasında yapımcılara sağladığı kolaylıklara değinilmiştir. Filmin senaryosuna uygun mekân, zaman ve süreç açısından etkin çözümler sağlanabildiğine işaret edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, filmin izlenebilirlik kalitesi yapım sonrası ekibinin kendi aralarındaki ve yönetmenle olan iş birliktelikleriyle ilgili olmaktadır. Masaüstü ekibinin yazılımları kullanmadaki becerilerinin önemine değinilerek, buna uyulmadığı takdirde tuhaf görüntülere ve emek israfına yol açacak sorunların yaşanabileceği belirtilmiştir. Elde edilen verilere göre örnek bir kısa film hazırlanmış ve film yapımcıları ile tasarımcılara bu yönde önerilerde bulunulmuştur.
2010 sonrası Türk sinemasında kadın yönetmenlerin kadına yönelik şiddeti anlatım biçimleri
Şiddet, bireyin bir durum karşısında akılcı çözümler bulamayıp kendisini ya da başka bir bireyi ruhen veya bedenen örselediği eylemlerin tümüdür. Araştırma kapsamında; doğru iletişim kurma sürecini sekteye uğratan "şiddet" olgusunun tanımlamalarından yola çıkılarak, kadına yönelik şiddet, sinema ve gerçeklik kavramları ile ilişkilendirilmiş ve 2010 sonrası Türk sinemasında kadın yönetmenlerin filmleri üzerinden ele alınmıştır. 2010 sonrası Türk sinemasında sinema dili oluşturmuş kadın yönetmenlerin sayılarının artmaya başlaması, toplumsal ve politik filmlerin nicel olarak artış göstermesi, çalışmanın odak noktasını oluşturan kadına yönelik şiddeti kadın yönetmenlerin nasıl ele aldıklarını anlamak açısından önemlidir. Bu bağlamda eril öznenin ve ataerkilitenin izlerini taşıyan sinema sektörü içerisinde var olmaya çalışan kadın yönetmenlerin, hemcinslerinin yaşadığı sorunları toplumsal düzen, toplumsal cinsiyet ve kültürel değerler üzerinden beyaz perdeye yansıtma biçimleri analiz edilmiştir. Sinemada kadın sorunlarını ele alan filmlerin, çoğunlukla erkek yönetmenler tarafından eril bakış açısı ile anlatılmış olması ve Türk sinemasının son dönem filmlerinde konunun daha da sınırlandırılarak, kadına yönelik şiddetin kadın yönetmenler tarafından nasıl ele alındığını inceleyen bir çalışmanın olmadığı saptanmıştır. Bu çerçevede; çalışmanın literatürdeki bu boşluğu doldurması ve bu alanda yapılacak diğer çalışmalara ışık tutması açısından önemlidir.
Yumuşak güç kullanımında Hollywood filmlerinin rekreatif karate özelinde incelenmesi
Çalışmanın amacı, Amerika Birleşik Devletleri'nin yumuşak gücü Hollywood filmlerini rekreatif etkinlik olarak karate-do sporunun tercih edilmesinde/edilmemesinde bir yumuşak güç unsuru olarak kullanıp kullanmadığının tespiti ve analizidir. Nitel araştırma desenlerinden olgubilim deseninde tasarlanan bu araştırmada verilerin elde edilmesinde doküman incelemesi, verilerin analiz edilmesinde betimsel analiz yönteminden yararlanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizinde yumuşak güç ve sinema arasındaki bağlantıyı temellendirmek amacıyla özellikle Hollywood yapımı, karate-do konulu filmler analiz edilmiştir. Araştırmaya konu olan kitap ve makalelerde esas kaynaklara ulaşılmıştır. Asıl kaynaklar ile birlikte farklı yorumlara sahip eserler de incelenerek tezin oluşmasında bu kaynaklardan yararlanılmıştır. Rekreatif karate-do konulu Hollywood filmlerinin analiz edilmesiyle elde edilen verilere göre 1950 ve 1980 yılları arasında teknolojik ve birçok alanda ABD'yi de geride bırakarak gelişen Japonya'nın ilerlediği ve ABD için tehdit konusu haline geldiği dönemlerde Çin Halk Cumhuriyeti'nin kültürünün bir sanatı olan kung-fu sporu konulu filmlerin Hollywood tarafından yayınlandığı ve mücadele sporları özelinde rekreatif etkinlik olarak kung-fu sporunun çalışılması gerektiği algısının bireyler üzerinde oluşmasında bu filmlerin planlı ve etkili bir şekilde kullanıldığı; bununla birlikte 1984 yılından itibaren giderek gelişen ve ABD için tehdit unsuru haline gelen Çin Halk Cumhuriyeti'nin ilerlediği dönemlerde ise, ABD'nin yumuşak gücünün etkili kullanım alanı olan Hollywood filmlerinde Japonya kültürünün bir sanatı olan karate-do konulu filmlerde kullanılan söylemler, müzikler, kıyafetler ve kung-fu karşısında etkili olduğunu gösteren odyovizüel unsurlar aracılığıyla mücadele sporları özelinde rekreatif etkinlik olarak karate-do sporunun çalışılması gerektiği algısının izleyiciler üzerinde oluşmasında bu filmlerin planlı ve etkili bir şekilde kullanıldığı sonucuna varılmıştır.
Yeni dönem Türk sinemasının ekonomi politiği: Yönetmen odaklı sinemadan yapımcı odaklı üretim mekanizmasına
Sinema, 19. yüzyılın sonlarındaki keşfinden bu yana yaşamımızın çok önemli bir parçası olmuştur. Güzel sanatların; resim ve heykel, müzik, tiyatro, dans, edebiyat, mimari gibi geleneksel dallarından sonra ortaya çıkıp, tüm bu dallardan yararlanması sebebiyle yedinci sanat adını almıştır. Sinemanın doğuşu; Lumiere Kardeşler'in, kendi keşifleri olan ve patentini almış oldukları sinematograf cihazı ile 28 Aralık 1895'te Paris'te bulunan Salon Indian Du Grand Café'de halka açık ve biletli gerçekleştirilen ilk özel gösterim olarak kabul edilir. Bu ilk gösterimde halkın yoğun ilgisi ve tepkileri doğrultusunda sinema, güncel teknolojilerle her geçen yıl daha da geliştirilip günümüzde bir endüstri halini almıştır. Bu dönemde filmlerin üretimi iş birliği usulüyle yapılırken bugün, küreselleşme ve pazarın genişlemesi gibi etkenlerle üretim, dağıtım ve gösterim süreci kural ve prensiplere dayanan, alanında uzmanlaşmış maaşlı işgücü tarafından üretilen ürünlere dönüşmüştür. Öte yandan sinema, bir sanat dalı olarak ele alındığında ilk gösterimden bu yana geçen zaman içerisinde pek çok kuram, akım ortaya çıkmıştır. Auteur kuramı (yönetmen sineması) da bunlardan biridir. Bu çalışmada; ele alınan örneklemler ekonomi politik yaklaşım çerçevesinde karşılaştırmalı olarak analiz edilip, sinemamıza olan etkileri ortaya konmuştur. Araştırmanın evrenini, yeni dönem Türk sineması kapsamında, yapımcı odaklı sinema filmleri ve yönetmen filmleri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi olarak, yapımcı Mustafa Uslu ile Ayla filmi ve yönetmen Nuri Bilge Ceylan ile Üç Maymun filmi seçilmiştir. Araştırma yeni dönem Türk sinemasını kapsamaktadır. Buna bağlı olarak örneklemler doğrultusunda yeni dönem Türk sineması ile sınırlıdır. Veri toplama aracı, nitel bir çalışma olduğundan literatürde daha önce eleştirel ekonomi politik, sinemanın ekonomi politiği ve Türk sinema tarihi konusundaki çalışmalar incelenerek, Ayla ve Üç Maymun filmleri eleştirel ekonomi politik bağlamında, yapımcı ve yönetmen sisteminin sinemamıza etkileri karşılaştırma yöntemiyle çözümlenmiştir. Araştırmada ulaşılan sonuçlara göre, Türk sinemasının, yapımcı odaklı üretim mekanizması tarafından tehdit altına girdiği görülmektedir. Türk halkının zaaflarına yönelik dramatik ve acıklı hikâyeler, daha çok izleyici çekebilmek dolayısıyla gişe getirisi elde edebilmek adına gerçeğinden saptırılmış ve çeşitli yanıltıcı reklam kampanyalarıyla sunulmuştur. Amaç sanat yapmaktan çıkıp, ekonomik kaygılara dönüşmüştür. Anahtar Kelimeler: ekonomi politik, sinema, yapımcı, yönetmen
Filmlerle ahlak felsefesi: İyinin ve kötünün gösterimi üzerine bir soruşturma
İyi ve kötü değerleri, yalnızca günlük hayatın işlerlerinde değil aynı zamanda gerçekliğin aktarımı olarak sinemanın kendi operasyonlarıyla da sıkça önümüze sunulur. Eğer insan davranışına ait belli kuram veya formüller üzerine yoğunlaşmak Etik Felsefesinin başlıca bir göreviyse; eyleme, dönüşüme, gerçekleşmeye ve var olmaya ilişkin sunulara en yatkın sanat olan sinema sanatı da ahlakın iyi'si ve kötü'sü üzerine çokça düşünebilmektedir. Tez, bu anlayış ile birlikte sadece ahlak felsefesinin değil, sinemanın da eylemlere atfettiği değerleri Utanç (Bergman, 1968) filmiyle rasyonel iyi ve kötü, Onur Savaşı (Vinterberg, 2012) filmiyle duygusal iyi ve kötü ve son olarak da Notre Dame'ın Kamburu (Delannoy, 1956) filmiyle estetik iyi ve kötü olarak üçe böler. Anlaşılması ve gelecek sinema felsefesi çalışmalarına ilham olması ümidiyle tez, ahlakın üç kategorisi üzerine düşünürken bunları, filmlerin kendi doğal dünyalarıyla çatışmaya sokar. Dördüncü bölüm ve sonuç bölümünde ise bu kategorileştirmeyi camın dışından izlemeyi önerir. Çalışma, Ahlak Felsefesi adına pek çok kavramdan bahsetmekle kalmaz, bunların yıkım veya tekrardan inşası için okuyucuya birçok ipuçları verir. Sonuç bölümündeyse ahlak felsefesine ait mefhumlar üzerine sinematik çıkarımlarda bulunur.
Sinemada farklı erkeklik temsillerinin incelenmesi: Nuri Bilge Ceylan filmleri örneği
Bu çalışmanın amacı, çektiği uzun metrajlı filmler ile birçok ödül kazanan ve uluslararası alanda başarılı olan yönetmen Nuri Bilge Ceylan filmlerinde farklı erkekliklerin nasıl inşa edildiğini incelemektir. Nuri Bilge Ceylan filmlerinde farklı erkeklik kimliklerinin nasıl inşa edildiğine dair inceleme yaparken söylem analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada Nuri Bilge Ceylan filmlerinden 8 tanesi örneklem olarak seçilmiştir. Filmlerde bulunan erkek karakterlerin kimliklerine yönelik analiz yapılırken, Raewyn Connell'in erkeklik kategorisinde yer alan dört erkeklik modeli(Hegemonik erkeklik, madun erkeklik, işbirlikçi erkeklik ve marjinal erkeklik) esas alınmıştır. Araştırmada incelenen filmler, Nuri Bilge Ceylan filmlerinde farklı erkeklik temsillerinin hiyerarşik bir sistemle inşa edildiği sonucuna varmamızı sağlamıştır. Hegemonik erkeklik temsilinin, diğer erkekliklere oranla daha çok yer aldığı filmlerde, madun erkeklik temsilinin de önemli bir oranda olduğu görülmüştür. Filmlerde hakim bir erkeklikten ziyade çatışan erkeklik temsilleri de belirlenmiştir. Nuri Bilge Ceylan'ın filmlerinde farklı erkekliklere yer verirken, yetiştiği toplumun özeliklerini yansıtmakla beraber entelektüel bilgi birikimini ve dünya görüşünü de sunduğu gözlemlenmiştir.
Türk ve Kazak çizgi filmlerinin karşılaştırması: Kültürel kodlar bağlamında bir analiz örneği
İletişim tarihinde son yüzyıl, gelişimi tahmin edilmesi zor ve yeni alanlarıyla ön plana çıkmıştır. Elektriğin icadı ve buna bağlı olarak gelişen dijital dünya, halen öngörülmesi zor yenilikleri insanlığın kullanımına sunmaktadır. Gazete, dergi ve kitaplarla başlayan yazılı iletişimden sonra, radyo ve televizyonla devam eden görsel ve işitsel iletişim, radyo ve sinema alanında birçok yenilik getirmiştir. Sinemanın tarihsel süreci içerisinde, kendine yer bulan çizgi filmler de bu gelişmelerin bir sonucu olarak incelenmeye değer bir alandır. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye ve Kazakistan'da da çizgi filmler, ülkelerin siyasi, ekonomik ve toplumsal yapılarını yakından ilgilendiren bir olgu haline gelmiştir. Daha çok çocukların ilgi alanına giren ve hedef kitle olarak çocuklara yönelik masalımsı içerikler üreten çizgi film sektörü, son yüzyılda her iki ülkede de yetişen birkaç neslin eğitim süreçlerinde etkili olmuştur. Türkiye ve Kazakistan'da önceleri ithal ürünlerden olan çizgi filmler, sonraki yıllarda yerli yayıncılar tarafından geliştirilmiş ve yerli kanallar tarafından toplumun beğenisine sunulmuştur. Bu çalışmada, Kazakistan ve Türkiye'de yayınlanan çizgi filmlerin karşılaştırılması ve bilimsel olarak analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Araştırmada nitel yöntem kullanarak metin analizi tekniği uygulanmıştır. Bu tez çalışmasının ana gövdesi dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm olan "Giriş" bölümünün ardından ikinci bölümde, konu ile alakalı temel nitelikteki giriş bilgilerine ve kitle iletişim araçlarına değinilmiştir. Ardından kültür kavramı ve çocuklara yönelik kitle iletişim araçlarındaki çalışmalar incelenmiştir. Çizgi filmlerin tarihsel gelişimi, bilimsel kavramların doğru eşleştirilmesi için önemli olduğundan çalışmanın üçüncü bölümünde çizgi filmler üzerinden televizyonun çocuklar üzerindeki etkisi ve televizyonun gelişim aşamaları ile ilgili bilgiler verilmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde, Kazak ve Türk çizgi filmlerinin gelişimine genel bir bakış oluşturulmuş, Türkiye'de TRT Çocuk kanalında yayınlanan "Pepee" ve Kazakistan'da Balapan kanalında yayınlanan "Ali ve Aya" (Әли мен Айя) çizgi filmleri örneği ile işlenmiştir. Türk ve Kazak kültüründe çocuk yetiştirmede kullanılan hikâye, masal ve bu edebi türlerin etkili olabilmesi için kullanılan tüm kültürel ögeler, bu bölümde ele alınmıştır.
İhtimal (Kısa Film)
Meryem resim yapmaktadır. Fonda sürekli çalan telefon sesi duyulur. Meryem kalkıp sigara yakar. Sonrasında çalan telefonu açar. Arayan arkadaşı Serap'tır. Serap, saatlerdir aradığını ve telefonunu neden açmadığını sorar. Geçmişe gideriz. Meryem salonda beklerken, eşi Arda gelir. Kavga etmeye başlarlar. Arda, Meryem'i iter ve gider. Meryem'in arkasından küfrederek bağırdığını duyarız. Meryem'in bağırmasıyla salonda Arda ile Meryem'in mutlu olduğu anların fotoğraflarını görürüz. Sonrasında tuvalde farklı bir resim görürüz. Tuvalin altında kan vardır. Kanı takip ettiğimizde Meryem'in bileğini kestiğini görürüz. Kafasını çevirdiği yerde Arda kanlar içinde yatmaktadır. Her şey başa dönmüştür. Meryem tuvalde yine resim yapmaktadır, sonrasında tekrar telefonla konuşur. Meryem, Serap'a yurt dışına gideceğini söyler. Bavulunu alır ve evden gider.
Karşılaşma
Sinema hikâyelerini bulurken çarpıcı senaryolar üretmeyi amaçlar ve dolayısıyla mitlerden, rüyalardan da beslenir. Tez olarak yapılan bu filmde rüyalar ve arketipler hikâyenin itici gücü olmuştur. "Karşılaşma" filmi rüyalarıyla gerçekleri birbirine karışan bir genç adamın (Murat) öyküsüdür. Murat, rüyalarından kurtulmak için uyumamak ister. Ama gerçekleştiremez, uyudukça rüyalar ve bilinçdışı onu geçmişine götürecektir. "Karşılaşma", insanın bilinçdışı ve öteki "ben" leriyle hesaplaşmasıdır.
Tabu
Bu film çalışmasında, klasik bir kurgusal olay omurgası üzerinden farklı kültürel kodlara sahip, lâkin aynı şehirde yaşayan üç insanın duygusal çatışmaları sinematografik bir dille aktarılmıştır. İçinde bulundukları sosyal şartlara uyum sağlamak için çaba sarf eden bu üç kurgusal karakterin geçmişlerinden kurtulamamaları, onları yabancılaşma kavramının somut göstergeleri haline getirir. Dramaturjik olarak postmodern bir yapıya sahip olan film; anlatı tarzı ile klasik ve çağdaş sinemayı harmanlamayı hedeflemiştir.
Silüet
Bu çalışma, insanların yaptıkları eylemler ile tanımlanmasını ve bireyin hayatının anlamını yaptığı seçimlerle belirlediğini işlemektedir. Seçmediğimiz bir hayatta seçimler yapma zorunluluğu varoluşçu temalar üzerinden verilirken, yalnızlık, yabancılaşma ve terkedilmişlik kavramları çerçevesinde, insanın yazgısını değiştiremeyeceği var ve yok arasındaki gerçeklikle ince bir çizgide anlatılmak istenmiştir. Yarının bilinmezliği bu hikâyenin her yerinde çeşitli metaforlarla görsel olarak ifade edilmiştir. Bir fotoğraf albümüyle Muammer'in içsel yolcuğuna yönelerek geçmişi ile mutlak zamandaki yaşadığı olaylar karşısındaki seçimlerini anlatırken, izleyicide katarsis oluşturmayı hedeflemektedir.
Kapının Ardı
Nilgün Hanım, ıssız bir bölgede bulunan Beykoz yetiştirme yurdunun öğretmenidir. Gece nöbetine kaldığı bir gün; bölgenin ıssızlığı, yetimhanenin ürkütücü yapısı yüzünden okulun ışıklarını açık bırakıp uykuya dalmıştır. Böyle bir mekânda bir kadının yalnız bırakılması sonucu yaşayabileceği korkular ve ruh hali seyirciye anlatılmak istenmiştir. Nilgün Hanım böyle bir ortamdayken uykusunda kâbus görmeye başlamış, içine attığı korkularıyla rüyasında yüzleşmiştir, uyandığında ise her şeyin yolunda olduğunu anlamış ama gördüğü kâbus oldukça gerçekçi bir şekilde Nilgün Hanım'ı etkisi altına almış ki uyandığında nefes nefese kalmıştır. Bu filmde, korku duygusunun insanlarda bıraktığı psikolojik tahribat, sinemanın teknik unsurlarını etkin bir şekilde kullanarak kurmaca yoluyla seyirciye aktarmaya çalışılmıştır.
Yuvamdaki Çatlak
Bu tez kapsamında ve kısa animasyon filmde, toplum tarafından sahiplenilen cinsiyet eşitliği söylemine rağmen, geçmişte olduğu gibi bugün de erkek egemen toplumun kadını dışlaması, yok sayması ve değersizleştirmesi ele alınıyor. Kadının erkek egemen toplum bakış açısında oluşturduğu küçük bir çatlaktan sadece kendisini değil, kendisiyle birlikte her şeyi özgürleştirmesinin hikayesi anlatılıyor.
Savaş ve Başar
Savaş ve Başar adlı bu kısa filmde; otizmli ikiz olan çocuklar Savaş ve Başar'ın hikayesi anlatılır. Önce üvey anneleri sonra ise, çocukların tesadüfü durumlarla yıllar sonra karşılaşması gösterilir. Bir doğum günün partisi çocukların hayatını değiştirir. Aileler bu durum karşısında çok şaşırır. Evlat edindikleri çocuklarının ikiz olduklarını bilmezler. Fakat çocukların durumlarını bildikleri için beraber büyümelerinin onlara iyi geleceğini düşünürler. Aileler birlik ve beraberlik içerisinde, sadece çocuklarının sağlıkları ve eğitimleri için bir araya gelirler. Hep beraber mücadele eder ve büyük yollar kat ederler. Savaş ve Başar beraber artık daha sağlıklı ve mutludur.
Menam Distopyası (Kısa film)
"Menam distopyası" yakın bir gelecekte, kent-bellek ilişkisini mercek altına alan distopik anlatı türüne ait kısa metraj bir filmdir. Filme konu olan, kent mimarisinin fütürist yapılarla çevrelendiği bu dönüşüm, kent hafıza enstitüsü adlı hayali bir merkez tarafında yürütülmektedir. Şehir sakinlerinin yeni döneme kolay bir şekilde adapte olmalarını sağlamak amacı ile geçmiş dönemle bağlarını kopartmayı seçen merkez, kolektif hafızayı yok etmek üzeredir. İnsan yaşamını anlamlı kılan bu kent-bellek bağının yok olmasına razı gelmeyen enstitü çalışanı Derin, kentin bir önceki döneme ait son görsel bellek kaydını kent hafıza enstitüsünden çalar. Fütürist yapılar ile yıkık dökük mekânların kontrastında geçen bu kovalamaca, bizi hiç beklenmedik bir sona götürür. Şehrin tarihsel belleğinin silinmekte olduğu bu evre, insanların bellek kayıtlarının yok edilmesi ile tamamlanacaktır. Sanatta yeterlik bitirme kısa filmi olan bu çalışma, Türk sinemasında örneğine az rastladığımız distopik bir atmosferi barındırır. Geçmiş, şimdi ve gelecek tasavvurunun iç içe geçtiği; dolayısıyla çizgisel olmayan bir kurgusal zaman anlayışına sahip çalışmada, yer yer bilimkurgu öğelerini de içinde barındıran yeni ve deneysel sinematografik anlatım ortaya konmuştur.
Maryam'ın Gözleri
Maryam'ın Gözleri adlı bu kısa belgesel filminde; Beyoğlu'nda -İstiklal Caddesi'nde- çeşitli dükkânlarda stüdyo fotoğrafçılığı yapmış olan ve Türkiye'nin ilk kadın stüdyo fotoğrafçısı kabul edilen Maryam Şahinyan'ın hayat hikâyesi ve 200 bin imajdan oluşan arşivinin kurtarılış süreci anlattım. Maryam Şahinyan, kendi fotoğraf stüdyosunda bir kadın müşterisinin fotoğrafını çekmektedir. Foto Galatasaray adlı bu stüdyo Maryam Şahinyan'a babasından kalmıştır ve 1937-1986 yılları arasında Maryam Şahinyan bu stüdyoyu işletmiştir. 1986 yılında stüdyosunu devrettikten sonra stüdyonun arşivi Yetvart Tomasyan'a kalışmıştır. Arşivdeki tüm negatifler Tayfun Serttaş ve ekibi tarafından temizlenip tasnif edildikten sonra Foto Galatasaray adlı kitapta toplanmıştır.