Functional competency
119 theses under this subject heading
İnme geçiren hastalarda fonksiyonel bağımlılık durumunun depresyon ve yaşam kalitesine etkisi
Bu çalışma, inme geçiren hastaların fonksiyonel bağımlılık durumlarının, depresyon ve yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı nitelikte planlandı. Nisan 2018-Mayıs 2019 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Servisi, Ayaktan Tedavi Ünitesi ve Polikliniği'nde yapıldı. Araştırmanın örneklemini, 18 yaş ve üzerinde inme tanısı almış çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 125 hasta oluşturdu. Veriler; araştırmacı tarafından, 'Hasta Veri Toplama Formu', 'Beck Depresyon Envanteri', 'Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği', 'Barthel İndeksi' ve 'İnme Etki Ölçeği 3.0', formları kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile elde edildi. Verilerin değerlendirilmesinde, ortalama, standart sapma, frekans, yüzde, Pearson korelasyon testi, bağımsız gruplar t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanıldı. Sonuçlar %95'lik güven aralığında ve p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Hastaların yaş ortalamaları 57,14±14,05 olup, %61,6'sı erkek, %56'sı ilköğretim mezunudur. Hastaların, %51,2'si 2-5 yıldır inme hastası olup, çoğunluğunun (%74,4) inme tipi iskemik inmedir. Hastaların; Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği toplam ortalama puanı 77,04±19,44 olup, %80,8'inin yarı bağımlı olduğu, Barthel İndeks toplam ortalama puanı 46,36±23,4 olup, %59,2'sinin ileri derecede bağımlı olduğu belirlenmiştir. Beck Depresyon Ölçeği ortalama puanı 21,2±10 olup, %55,2'sinde depresif belirti bulunduğu ve İnme Etki Ölçeği 3,0 toplam ortalama puanı 169,21±27,28 olduğu ve yaşam kalitelerinin olumsuz yönde etkilendiği saptanmıştır. Çalışma sonucunda; hastaların fonksiyonel bağımsızlık düzeyleri arttıkça yaşam kalitelerininde arttığı saptanmıştır (p<0,001). Fonksiyonel bağımlılık durumunun artmasının ise depresif belirti düzeylerinin artmasına yol açtığı belirlenmiştir (p<0,001). Hastaların depresif belirti durumları ile yaşam kaliteleri arasında ise negatif yönlü istatistiksel açıdan ileri derecede anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,001). İnmeli hastaların fonksiyonel bağımlılık durumlarının yaşam kalitesini ve depresif belirtileri etkilediği belirlenmiştir.
Minimal invaziv kalp cerrahisi ve açık kalp cerrahisi uygulanan hastaların fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesinin karşılaştırılması
Bu çalışma, minimal invaziv kalp cerrahisi ve açık kalp cerrahisi geçiren hastaların yaşam kalitesini ve fonksiyonel kapasitelerini karşılaştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya Temmuz 2020 ile Ocak 2021 tarihleri arasında kalp damar cerrahisi bölümünde minimal invaziv kalp cerrahisi (30 birey) ve açık kalp cerrahisi geçiren (34 birey), yaş ortalaması 55 yıl olan, 64 gönüllü birey dâhil edildi. Ağrı şiddeti Görsel Analog Skalas (GAS); sağlıkla ilgili yaşam kalitesi MacNew Kalp Hastalığına Özgü Yaşam Kalitesi Anketi (MacNew); fonksiyonel kapasite 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT); El Kavrama Gücü Ölçüm Testi; uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) ile değerlendirildi. İstatistiksel analizler için IBM SPSS for Windows version 24.0 paket programı kullandı. İstatiksel analizler sonucunda; minimal invaziv kalp cerrahi grupta erkek hasta sayısı daha yüksekti (p<0,05). Minimal invaziv kalp cerrahi grubunda; entübasyon süresi ve yoğun bakımda kalış süresi açık kalp cerrahisi grubundan anlamlı düzeyde daha düşük (p<0,05), pompa süresi ise anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0,05). GAS yönünden gruplar benzerdi. MacNew anketi fiziksel alt boyut puanı minimal invaziv kalp cerrahi grupta anlamlı düzeyde daha yüksek (p<0,05) iken; iki grupta anketin diğer boyut puanları benzerdi (p>0.05). 6DYT mesafesi her iki grupta benzerdi (p>0,05). 6DYT öncesi ve sonrası oksijen satürayonu, sistolik kan basıncı ve kalp hızı açık kalp cerrahisi grubunda minimal invaziv cerrahi gruptan anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p<0,05). Minimal invaziv cerrahi grupta dominant ve nondominant el kavrama kuvveti açık kalp cerrahisi grubundan anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0.05). PUKİ öznel uyku kalitesi açık kalp cerrahisi grubunda minimal invaziv cerrahi gruptan anlamlı düzeyde yüksekti (p<0,05). PUKİ alt parametreleri yönünden gruplar benzerdi (p>0,05). Minimal invaziv kalp cerrahisi daha uzun pompa sürelerine rağmen daha erken ekstübasyon ve daha kısa yoğun bakımda kalış süresi gibi avantajlarıyla geleneksel kalp cerrahisi gibi güvenli ve başarılı bir şekilde uygulanabilmektedir. Çalışmamız Minimal invaziv kalp cerrahisi ile açık kalp cerrahisini yaşam kalitesi ve fonksiyonel kapasite yönünden karşılatıran ilk araştırma olarak daha sonraki çalışmalara yol gösterici olacaktır. Anahtar Kelimeler: minimal invaziv kalp cerrahisi, açık kalp cerrahisi, fonksiyonel kapasite, yaşam kalitesi
Astımlı erişkinlerde üst ekstremite esneklik, endurans ve fonksiyonelliğin değerlendirilmesi
Bu çalışma, astım tanılı erişkin hastaların üst ekstremite esneklik, endurans ve fonksiyonelliklerini değerlendirmek ve sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırmak amacıyla yapıldı. Araştırmanın evrenini hastanenin Göğüs Hastalıkları Servisine başvurup astım tanısı alan hastalar oluşturdu. Çalışmaya astım tanılı 25 hasta ve 25 sağlıklı birey dahil edildi. Üst ekstremite esneklikleri, mezura ve gonyometre ölçümü ile, enduransları Eurofit Test Bataryası Disklere Dokunma Testi kullanılarak, fonskiyonellikleri ise Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH) ile değerlendirildi. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS Statistics 23 paket programı kullanıldı. Yapılan analizler sonucunda astım tanılı hastalar ile kontrol grubunun; demografik özellikleri benzerdi (p>0,05). Ancak astımlı grubunun VKİ değerleri kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0,05). Astımlı hastaların %100'ünde ailede astım öyküsü tespit edildi (p<0,05). Astım tanılı hastaların üst esktremite esnekliklerinin kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha düşük olduğu tespit edildi (p<0,05). Üst ekstremite endurans değerlendirmesinde Eurofit Test Bataryası- Disklere Dokunma Testi kullanıldı. Test sonuçlarına göre astımlı grubun enduransının, kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha düşük olduğu bulundu (p<0,05). Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH) 'ne göre astımlı hastaların fonksiyonelliklerinin, kontrol grubundakilere göre anlamlı düzeyde daha zayıf olduğu tespit edildi (p<0,05). Sonuç olarak; astım tanılı hastaların üst ekstremite esneklik, endurans ve fonskiyonelliklerinin olumsuz yönde etkilendiği saptandı. Esneklik, endurans ve fonksiyonelliğin birbirini etkileyebileceği bilinmektedir. Dolayısıyla rehabilitasyon programlarında bu parametrelerin değerlendirilmesi ve programın ona göre düzenlenmesi programın başarısını arttıracaktır.
Hemiparetik ve diparetik serebral palsili çocuklarda somatoduyusal algı ve propriosepsiyonun üst ekstremite fonksiyonel becerilerine etkisi
Çalışmamızın amacı hemiparetik ve diparetik Serebral Palsi (SP)'li çocuklarda somatoduyusal algı ve propriosepsiyonun üst ekstremite fonksiyonel becerilerine etkilerini belirlemektir. Çalışmaya yaş ortalamaları 10,71± 4,09 olan, GMFCS 1-2 ve 3 ile MACS 1-2-3 düzeyindeki 15 hemiparetik SP'li çocuk, 15 diparetik SP'li çocuk ve 15 sağlıklı çocuk (24 erkek/21 kız) dahil edildi. Tüm çocukların demografik bilgileri kaydedildi. Değerlendirmeler dominant ve nondominant üst ekstremitede yapıldı. Somatoduyusal algı SIPT'in alt parametreleri olan kinestezi, dokunma uyarısının lokalizasyonu, çift dokunma uyarısı lokalizasyonu, parmak tanıma ve sağ-sol ayırımı testleriyle değerlendirildi. Propriosepsiyon değerlendirmesi için omuz, dirsek, el-el bileğine gonyometrik ölçümü yapıldı. Üst ekstremite fonksiyonel becelerileri Jebsen Taylor El Fonksiyon Testi (JTEFT) değerlendirildi. SP'li çocuklar ile kontrol grubu arasında somatoduyusal algı ile propriosepsiyonun farklı olduğu ve bu parametrelerin de el becerileriyle anlamlı olarak ilişkili olduğu bulundu (p<0.05). Kontrol grubunun somatoduyusal algı ve propriosepsiyonlarının her iki SP'li gruba göre anlamlı düzeyde daha iyi olduğu bulundu (p<0.05). SP'li çocukların somatoduyusal algı, propriosepsiyon ve JTEFT testlerinde; hemiparetik grubun diparetik gruba göre anlamlı düzeyde daha iyi olduğu bulundu (p<0.05). Anahtar Kelimeler: Hemiparetik Serebral Palsi; Diparetik Serebral Palsi; Somatoduyusal Algı; Propriosepsiyon; El Fonksiyon Becerisi
Kronik obstrüktif akciğer hastalığında (KOAH) uyku kalitesi ile fiziksel aktivite düzeyi ve fonksiyonel kapasite arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, kronik obstrüktif akciğer hastalığı tanılı hastaların uyku kalitelerinin fiziksel aktivite düzeyi ve fonksiyonel kapasiteleri arasındaki ilişkiyi açıklamak amacıyla yapıldı. Araştırma verileri anket yöntemi ile toplandı. Çalışmaya Eylül 2020 - Ekim 2021 tarihleri arasında göğüs hastalıkları polikliniğinde KOAH tanısı ile izlenen, dahil edilme kriterlerine uyan ve gönüllülük esası ile çalışmaya katılmayı kabul eden yaş ortalamaları 62 yıl olan, 45 hasta dahil edildi. Tüm hastaların solunum fonksiyon testi, KOAH Değerlendirme Testi (CAT), Modified Medical Research Council (mMRC) Dispne Skalası, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (IPAQ), 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT), 30 Saniye Kalk-Otur Testi ve El Kavrama Kuvveti ölçümleri yapıldı. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS Statistics 22 programı kullanıldı. İstatiksel analizler sonucunda; hastalarımızın %68,9'u kötü uyku kalitesine sahipti. Hastalarımızın %84,4'ü düşük seviye aktivite grubundaydı. PUKİ alt parametrelerinin tamamının, KOAH risk gruplarına göre anlamlı fark göstermediği bulundu (p>0,05). Yaş ile ve 6DYT mesafesi arasında anlamlı ilişki bulundu (p=0,001). mMRC dereceleri ile 30 Saniye Kalk-Otur Testi Sayısı arasında anlamlı farklılık gösterdiği saptandı (p<0,05). Düşük risk KOAH'lılarda PUKİ skoru ile 6DYT mesafesi arasında anlamlı ilişki bulunmadı (p>0,05). Yüksek risk KOAH'lılarda PUKİ skoru ile IPAQ toplam MET değerleri arasında anlamlı ilişki bulundu (p=0,031). Sonuç olarak KOAH'lı hastaların büyük çoğunluğunun kötü uyku kalitesine sahip olduğu saptandı. Kötü uyku kalitesinin fiziksel aktivite düzeyi ve fonksiyonel kapasiteyi olumsuz etkileyebileceği sonucuna ulaşıldı. Rehabilitasyon hedefleri arasında kötü uyku kalitesinin iyileştirilmesi ve KOAH'lı bireylerin fiziksel aktivite düzeyi ve fonksiyonel kapasitelerini artırmak rehabilitasyonun başarı oranını artıracaktır.
COVID-19 geçiren kişilerde performansı etkileyen değişkenler
Bu çalışma COVID-19 geçiren kişilerde performansı etkileyen değişkenleri incelemek amacıyla planlandı. Araştırma verileri anket yöntemi ile toplandı. Çalışma Şubat 2022 ile Mayıs 2022 tarihleri arasında göğüs hastalıkları polikliniğinde COVID-19 tanısı almış dâhil edilme kriterlerine uyan ve çalışmaya katılmayı kabul eden yaş ortalaması 27,19y olan 31 kişi dâhil edildi. Tüm kişilerin testi negatife döndükten sonraki 1. Ayda( erken) ve 3. ayda (geç) solunum fonksiyonu solunum fonksiyon testi, fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (UAFAA-KF), aerobik kapasite 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT), alt ekstremite kassal kuvvet ve endurans 30 Saniye Kalk-Otur Testi, el kavrama kuvveti El Kavrama Kuvveti Ölçüm Testi, el kavrama statik enduransı El Kavrama Statik Endurans Ölçüm Testi ve COVID-19 salgınına yönelik algı ve tutumları COVID-19 Salgınına Yönelik Algı ve Tutumları Değerlendiren ölçekler ile değerlendirildi. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS Statistics 25 programı kullanıldı. Solunum fonksiyon test değerlerinin, Vücut Kitle İndeksi'nin ve El Kavrama Kuvvet Testi ölçümünün erken ve geç dönemde yapılan değerlendirme sonuçları karşılaştırıldığında anlamlı bir artış göstermediği bulundu(p>0,05). El Kavrama Statik Endurans Testi ölçümü, 30 Sn Kalk- Otur Test sayısı ve 6 DYT mesafesinde erken ve geç dönemde anlamlı bir artış gösterdiği bulundu(p=0,012 p=0,001), (p=0,001), (p=0,004). COVID-19 Salgınına Yönelik Algı ve Tutumları Değerlendiren ölçeğin alt paremetrelerinin skorlarında ve UAFAA-KF toplam MET değerinde erken ve geç dönemde anlamlı bir artış göstermediği bulundu(p>0,05). 6 DYT mesafesi ile 30 Saniyede Kalk-Otur Testi sayısı arasında erken dönemde pozitif ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki varken(p=0,026), geç dönemde anlamlı bir ilişki olmadığı bulundu. Geç dönemde 6 DYT mesafesi ile El Kavrama Statik Endurans Dominant Olmayan Skoru arasında anlamlı bir ilişki bulundu(p=0,035). COVID-19 geçiren kişilerin performansını etkileyen değişkenlerinin 1. ayda ve 3. ayda değişiklik gösterdiği ve egzersiz performansının olumsuz etkilendiği belirlendi. Erken dönemde bu olumsuz sonuçların performans testlerine yansıdığı düşünüldü. COVID-19 geçiren kişilerin 3. aylarındaki enduranslarında, kassal kuvvetlerinde ve el kavrama statik enduranslarında artış olduğu ancak sağlıklı kişilerin norm değerlerine tam olarak ulaşamadıkları saptandı. Sonuç olarak; COVID-19 geçiren kişilere yönelik planlanan pulmoner rehabilitasyona, bireyin egzersiz enduransına, kassal kuvvet ve enduransını arttırmaya yönelik egzersiz programlarının eklenmesinin sağlığın erken kazanımı açısından önemli olacağı görüşü kabul edildi. Anahtar kelimeler: COVID-19; egzersiz performansı; fiziksel aktivite; algı ve tutum.
İntrakraniyal kanama nedeniyle ameliyat olan hastaların fonksiyonel bağımsızlık düzeyleri ve depresif belirtilerinin yaşam kalitesi ile ilişkisi
Bu araştırma, intrakraniyal kanama nedeniyle ameliyat olan hastaların fonksiyonel bağımsızlık düzeyleri ve depresif belirtilerinin yaşam kalitesi ile ilişkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişkisel tipte yapılmıştır. Araştırma Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahi Kliniği'nde Mayıs 2021- Aralık 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini Beyin ve Sinir Cerrahi Kliniklerinde takip edilen 91 hasta oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında "Tanıtıcı Bilgiler Formu", "Nottingham Sağlık Profili", "Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği" ve "Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği" kullanılmıştır. Hastalara klinik yatışının ilk günü "Tanıtıcı Bilgiler Formu" uygulanmış, taburcu olduktan bir ay sonra diğer üç ölçek uygulanmıştır. Hastaların, Nottingham Sağlık Profili birinci bölüm için ortalama puanı 294,76±147,21; Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği ortalama puanı 83,95±33,98; Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği depresyon boyutundan aldıkları ortalama puan 9,76±4,65 olarak bulunmuştur. Hastaların fonksiyonel bağımsızlık düzeylerinin artması ile yaşam kalitesi düzeyinin arttığı, depresyon düzeylerinin artması ile yaşam kalitesi düzeyinin azaldığı saptanmıştır. Araştırma sonuçları, yaşam kalitesi ile fonksiyonel bağımsızlık ve depresyon düzeylerinin ilişkili olduğunu gösterirken; cinsiyet, yaş ve kanamanın olduğu bölge ile yaşam kalitesinin ilişkili olmadığını göstermiştir. Araştırma sonuçları doğrultusunda, intrakraniyal kanama nedeniyle ameliyat olan hastalarda yaşam kalitesi düzeyini etkileyen fonksiyonel bağımsızlık düzeyi ve depresif belirtilerin değerlendirmesinin uzun vadede multidisipliner bir ekip tarafından yapılması önerilmektedir.
Adölesan idiyopatik skolyozlu hastalarda proprioseptif nöromusküler fasilitasyon tekniklerinin ve core stabilizasyon egzersizlerinin fiziksel ve fonksiyonel parametreler üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, adölesan idiyopatik skolyozda (AİS), iki farklı egzersiz yönteminin skolyoz şiddeti, yürüme, fonksiyonel ve fiziksel parametreler ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya Lenke tip 1 eğriliğe sahip 28 AİS' li birey dahil edilmiştir ve bireyler rastgele iki gruba ayrılmıştır: Proprioseptif Nöromusküler Fasilitasyon grubu (n = 14) ve Core stabilizasyon grubu (n = 14). Her iki gruba fizyoterapist kontrolünde haftada 3 gün 10 haftalık bir egzersiz programı uygulandı. Tedavi öncesinde ve tedavi bittikten sonra; eğrilere ait Cobb açıları ön-arka radyografi, gövde rotasyonları öne eğilme testinde skolyometre, kozmetik deformite algısı Walter Reed Visual Assessment Scale (WRVAS), üst ve alt ekstremite kas kuvveti ve kinestezi Biodex System 4-Pro® (Biodex Medical Systems Shirley, New York, Amerika Birleşik Devletleri), spinal mobilite Spinal Mouse®, yürüyüşe ait parametreler 10 metre yürüme testi, depresyon seviyesi çocuk depresyon ölçeği, reaksiyon zamanları Nelson el ve ayak reaksiyon testi, Denge ve Postüral Stabilite Biodex Balance System® (Biodex Medical Systems Shirley, New York, Amerika Birleşik Devletleri) ile ve yaşam kalitesi Scoliosis Research Society-22 (SRS-22) anketi ile değerlendirilmiştir. Tedavi sonrası her iki grupta, Cobb açıları ve gövde rotasyon açılarında azalma, reaksiyon zamanlarında iyileşme kozmetik deformite algısı, spinal mobilite, kas kuvveti, yürüyüş parametreleri ve yaşam kalitesinde iyileşme görüldü (p<0,05). Sonuç olarak, Core egzersizleri AİS' de skolyoz şiddetini azaltmada, skolyoza bağlı problemlerin düzeltilmesinde ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesinde, üst ve alt ekstremite kas kuvvetinin geliştirilmesinde PNF egzersizlerinden daha etkili bulunmuştur (p<0,05). Çalışmamızın sonuçları, tedavinin amacı göz önünde bulundurulduğunda her iki egzersiz yönteminin de AİS' in konservatif tedavisinde kullanılabileceğini ancak Core stabilizasyon egzersizlerinin AİS tedavi programı içerisinde yer almasının önemli olduğunu gösterdi. Çalışmamız sonuçlarının bu alanda çalışan profesyonellere AİS' in konservatif tedavisi için farklı bir bakış açısı getireceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Adölesan idiyopatik skolyoz, Egzersiz, Core stabilizasyon, Skolyoz, Proprioseptif nöromusküler fasilitasyon
Kronik boyun ağrılı bireylere uzaktan uygulanan spinal stabilizasyon egzersizlerinin fonksiyonel düzey ve kas mimarisi üzerine etkilerinin karşılaştırılması.
Bu çalışma, kronik boyun ağrılı (KBA) bireylere uzaktan ve yüz yüze uygulanan spinal stabilizasyon egzersizlerinin (SSE) fonksiyonel düzey, kas mimarisi, ağrı şiddeti, yeti yitimi, boyun farkındalığı, kinezyofobi, yaşam kalitesi, fonksiyonel aktivite zorluğu, egzersiz memnuniyeti, uyumu ve motivasyonu üzerine etkilerini karşılaştırmayı amaçladı. Hastalar telerehabilitasyon grubu (TRG) (n=15) ve yüz yüze egzersiz grubu (YEG) (n=16) olarak randomize edildi. Her iki gruba sekiz hafta, haftada 3 gün, 45 dakika SSE uygulandı. Tedavi sonunda boyun fonksiyonel seviyesi, ağrı şiddeti, yeti yitimi, boyun farkındalığı, yaşam kalitesi, kinezyofobi, fonksiyonel aktivite zorluğu, egzersiz memnuniyeti, uyumu, motivasyonu ve omurga kaslarının mimarisinde her iki grupta iyileşmeler bulundu (p<0,05). TRG'da yaşam kalitesinde duygusal sorunlar, duygusal durum, sosyal fonksiyon; YEG'da fiziksel sağlık, duygusal sorunlar, enerji yorgunluk, sosyal fonksiyonda fark yoktu (p>0,05). TRG ve YEG'de Sağ Sternokleideomastoideus, TRG'de sağ Üst Trapez, Rektus Abdominis, İnternal ve Eksternal Oblik kaslarının kalınlıklarında, YEG'de sol İnternal Oblik ve sağ Eksternal Oblik kas kalınlıklarında fark yoktu (p>0,05). Gruplar arasında tedavi sonunda, bel fonksiyonel seviyesi (p=0,04) ve yaşam kalitesinde fiziksel sağlıkta TRG lehine (p=0,03) farklılık vardı ancak, yaşam kalitesinin fiziksel sağlık dışındaki parametreleri, ağrı şiddeti, yeti yitimi, boyun farkındalığı, kinezyofobi, boyun fonksiyonel seviyesi, fonksiyonel aktivitedeki zorluk ve omurga kas mimarisinde fark yoktu (p>0,05). Egzersiz programına uyum, memnuniyet ve motivasyon yüksekti, gruplar arasında bu parametreler açısından fark yoktu (p>0,05). Telerehabilitasyonun, yüz yüze rehabilitasyonun uygulanamadığı durumlarda KBA'lı hastaların egzersiz tedavisinde kullanılabilecek iyi bir alternatif yöntem olduğu görülmektedir. Anahtar kelimeler: Boyun ağrısı, yeti yitimi, egzersiz, fonksiyonel kapasite seviyesi, kas mimarisi, telerehabilitasyon, egzersiz uyumu, egzersiz memnuniyeti, boyun farkındalığı.
Triangülar fibrokartilaj kompleks yaralanmasında konservatif tedavinin bireylerin ağrı düzeylerine göre değerlendirme parametreleri üzerine etkisinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı konservatif rehabilitasyon uygulanan Triangüler Fibrokartilaj Kompleks (TFKK) yaralanması olan bireylerde ağrı seviyelerine göre, TFKK'ya spesifik ve TFKK'ya spesifik olmayan değerlendirme parametrelerinde meydana gelen iyileşme süreçlerini araştırmaktı. Çalışmaya, manyetik rezonans görüntüleme yöntemi ile TFKK lezyonu tanısı alan 19 birey dahil edildi. Bireyler ağrı şiddetlerine göre Hafif Grup (n=10) ve Şiddetli Grup (n=9) olarak ikiye ayrıldı. TFKK'ye spesifik değerlendirme parametreleri arasında ağrı, klinik testler ve ağırlık taşıma toleransı yer aldı. TFKK'ye spesifik olmayan değerlendirme kapsamında kavrama kuvveti, eklem pozisyon hissi, fonksiyonel duyu, el becerisi, üst ekstremite fonksiyonel düzey ölçekleri, hareket korkusu ve yaşam kalitesi yer aldı. Tüm değerlendirmeler 2 hafta bir olmak üzere 5 kez yapıldı. Hastalara 8 hafta boyunca haftada bir gün süpervize rehabilitasyon programı uygulandı. Hafif grupta 2. haftadan itibaren klinik testler, el becerisi ve fonksiyonda gelişme bulunurken 4. haftadan itibaren ağrı, kavrama kuvveti, eklem pozisyon hissi ve hareket etme korkusunda gelişme kaydedildi (p<0,05). Şiddetli grupta 2. haftadan itibaren klinik testler, ağrı, kavrama kuvveti, el becerisi, fonksiyon, hareket etme korkusu ve yaşam kalitesinde gelişme bulunurken 4. haftadan itibaren eklem pozisyon hissi ve fonksiyonel duyuda, 6. haftadan itibaren ise emosyonel rol kısıtlılığı, mental sağlık ve vitalite parametrelerinde gelişme kaydedildi (p<0,05). Hafif ve Şiddetli gruplar arasında klinik testler, eklem pozisyon hissi, el becerisi ve fonksiyonda benzer gelişmeler saptandı (p<0,05). Şiddetli grubun, ağrı, kavrama kuvveti, fonksiyonel duyu, hareket korkusu ve yaşam kalitesinde daha hızlı gelişme gösterdiği kaydedildi (p<0,05). DASH skorunda hedeflenen minimal değişim 6. haftada elde edildi. Prediktif değişkenler aktif pronasyon ağrısı, ulnokarpal aralık testi, ağırlık aktarma tolerans testi, fonksiyonel düzey ve sosyal fonksiyon ve genel sağlık algısıdır. Çalışmamız TFKK lezyonu olan hastaların konservatif rehabilitasyon ile takibi için bir değerlendirme algoritması sunmakta ve iyileşmenin fonksiyonelliği etkileyen en önemli değişkenlerden ağrı şiddetine göre araştırılması yönüyle katkı sağlamaktadır. Ayrıca, rehabilitasyonun altıncı haftasında hangi bireylerin fonksiyonel düzeyinin başarılı olacağı tedavi öncesi değişkenleri değerlendirilerek yordanabilecektir.
Erken dönem multipl skleroz hastalarında yürüyüşü başlatmanın incelenmesi
Amaç: Katılımın en büyük bileşeni olan yürüyüşün, Multipl Skleroz ( MS) hastalarında erken dönemden itibaren etkilendiği ve ambulasyonun ilerleyen evrelerde devamının sağlanması için kapsamlı değerlendirilmesi gerektiği bilinmektedir . Bunun için yürüyüşün kararlığa ulaştığı fazdaki kinetik ve kinematik analizlerin yanı sıra yürüyüşü başlatma fazının da göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Yürüyüşü başlatmanın incelenmesinin, birçok açıdan yürüyüşe dair öngörü oluşturabilmesi ve klinik anlamda belirti vermeyen hastaları ayırt etmede etkili olabilmesi nedeniyle çok boyutlu yürüyüş değerlendirmesinde yer alması gerekmektedir. Yürüyüşü başlatma becerisinin değerlendirilmesinde, antisipatuar fazdaki basınç merkezi değişikliklerinin ve kas aktivasyonlarının incelenmesinin yanısıra, kararlı lokomasyona geçiş için gerekli olan ilk üç adımın zaman mesafe karakteristiklerinin de değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmadaki amacımız; fonksiyonel kaybı olmayan ve minimal fonksiyonel kaybı olan erken dönem MS hastalarının sağlıklılara göre farkını ortaya koymak ve engellilik oluşmadan hastaların yürüyüş açısından prognozuna dair bir görüş oluşturmaktır. Yöntem:Çalışmaya dahil edilen MS hastalar ve sağlıklı gönüllülerden hastaneye başvurularının ardından tabakalı rastgele örnekleme ile örnekleme yapılacak ve her grupta %10 kayıp kabul edilerek 11 gönüllü değerlendirmeye alınacaktır. Değerlendirmeye alınan gönüllülere Mini Mental Test, IPAQ, 10 Metre Yürüyüş Testi ve MS hastalarına EDSS yapılacaktır. Uygun gönüllülerde yürüyüşü başlatmaya ait antisipatuar postüral ayarlamalar için EMG kaydı alınacak, spasyotemporal parametreler için GAİTRite kaydı alınacak ve basınç merkezlerine ait değişikliklerin ölçümü için BERTEC denge değerlendirme sistemi kullanılacak ve veriler kaydedilecektir. Sonuç: Bu çalışmadan elde edilecek erken dönem MS hastalarının yürüyüşü başlatmaya ait parametrelerinin sağlıklıklar ile ve kendi aralarındaki farklara ait sonuçlar literatürde paylaşılacaktır. Tartışma: Çalışma sonucu elde edilen sonuçlar literatürdeki benzer çalışmalarla tartışılarak ortaya konulacaktır.
Romatoid artritli hastalarda el ve ayaklara uygulanan ılık tuzlu su ve ılık su banyosunun ağrı, yorgunluk, uyku kalitesi ve fonksiyonel kapasiteye etkisi
Bu ön test-son test randomize kontrollü araştırmanın amacı romatoid artritli hastalarda el ve ayaklara uygulanan ılık tuzlu su ve ılık su banyosunun ağrı, yorgunluk, uyku kalitesi ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisinin belirlenmesidir. Araştırma Ocak 2022-Ekim 2022 tarihleri arasında Ankara Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim Araştırma Hastanesinin Romatoloji Polikliniğinde ılık tuzlu su (n=18), ılık su (n=18) ve kontrol grubu(n=18) olacak şekilde 54 hasta ile yürütüldü. Araştırmada randomizasyon yöntemi kullanıldı. Hastalar ağrı skoruna göre (5-7) ve (8-10) olarak tabakalandırıldı. Ilık tuzlu su ve ılık su grubundaki hastalara uygulamanın nasıl yapılacağı video eğitimi ile anlatıldı. Bu gruptaki hastalar verilen eğitim doğrultusunda altı hafta boyunca haftada üç kere 41°C ılık tuzlu ve ılık su banyosunu uyguladı. Kontrol grubundaki hastalara rutin tedavi ve bakım dışında herhangi bir girişimde bulunulmadı. Araştırmada Visual Analog Skala, Bristol Romatoid Artrit Yorgunluğu Çok Boyutlu Anketi, Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi, Sağlık Değerlendirme Anketi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda ılık tuzlu su, ılık su ve kontrol grupları arasında ön test ve son test ağrı ve yorgunluk düzeyleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunurken (p<0,05) ağrıda ılık tuzlu suyun ılık suya göre; yorgunlukta ılık suyun ılık tuzlu suya göre daha etkili olduğu sonucuna varıldı. Üç grup arasında fonksiyonel kapasite ve uyku kalitesi arasında anlamlı bir fark yokken (p>0,05) ılık tuzlu ve ılık suyun uyku üzerinde aynı etkiye sahip olduğu; fonksiyonel kapasite üzerinde ise yalnızca ılık tuzlu suyun etkisi olduğu belirlendi. Romatoid artritli hastalarda semptom yönetimi için verilecek eğitim ve uygulamalarda ılık tuzlu su banyosu ve ılık su banyosuna da yer verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, fonksiyonel kapasite, hemşire, ılık su banyosu, ılık tuzlu su banyosu, romatoid artrit, uyku kalitesi, yorgunluk.
Alt ekstremite yaralanma hikayesi olan ve olmayan Latin dans sporcularında fonksiyonel performansın karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, alt ekstremite yaralanma öyküsü olan ve olmayan Latin dans sporcularının fonksiyonel performans seviyelerini karşılaştırmaktı. Özel bir dans spor kulübüne kayıtlı 85 dansçı çalışmaya dahil edildi. Profesyonel dans sporcularının yaş, vücut kütle indeksi, dans deneyimi, dominant bacak durumları birbirine eşlenerek yaralanma hikayelerine göre iki gruba ayrıldı. İlk grup, alt ekstremitede son 6 ay içerisinde yaralanma öyküsü bulunan ve dans sırasında ağrı tanımlayan 18 kadın 7 erkek dansçıdan [yaş: 24 (22-26) yıl, vücut kütle indeksi: 21.2 ± 2.4 kg/m2 , dans deneyimi: 5 (4-13) yıl] ve ikinci grup; alt ekstremitede yaralanma öyküsü olmayan (dans sırasında ağrısı olmayan) 18 kadın 7 erkek dansçıdan [yaş: 23 (21-25) yıl, vücut kütle indeksi: 20.3 ± 2.0 kg/m2 , dans deneyimi: 5 (3-10) yıl] oluşmaktaydı. Grupların dinamik denge ölçümleri Y denge testi; tek bacak sıçrama performansları tek bacak ön, iç yan ve dış yan üçlü sıçrama testi; çift bacak dikey sıçrama yükseklikleri ise My Jump 2 uygulaması ile değerlendirildi. Yaralanma geçiren grubun Y denge ön (p=0.04), arka iç yan (p=0.03), arka dış yan (p=0.02) yönlerindeki dinamik denge performansı ve tek bacak ön (p<0.001), iç yan üçlü (p<0.001), dış yan üçlü (p=0.01) sıçrama performansı, yaralanma geçirmeyen gruba göre daha düşük idi. Gruplar arasında çift bacak dikey sıçrama yükseklikleri benzerdi (p>0.05). Klinikte, yaralanma geçmişinin Latin dans sporcularında denge ve sıçrama performansına etkilerini görebilmek için Y denge testi ve tek bacak sıçrama testleri tercih edilebilir. Anahtar Kelimeler: Yaralanma, Latin Dans Sporu, Fonksiyonel Performans, Dinamik Denge, Sıçrama
Huzurevinde kalan bireylerde kinezyofobinin ağrı, günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlık ve yaşam doyumu ile ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışma huzurevinde kalan bireylerde kinezyofobinin ağrı, günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlık ve yaşam doyumu ile ilişkisini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmamıza huzurevinde yaşayan 125 birey dahil edildi. Katılımcıların kinezyofobi düzeylerini belirlemek için Tampa Kinezyofobi Ölçeği, ağrı düzeylerini değerlendirmek amacıyla Geriatrik Ağrı Ölçeği, günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlık düzeylerini değerlendirmek için Katz Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği, yaşam doyumu düzeylerini değerlendirmek için Yaşam Doyumu Ölçeği kullanıldı. Katılımcıların kinezyofobi düzeyleri ile ağrı düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı (r=0,827, p=0,000). Çalışmamıza katılan bireylerin kinezyofobi düzeyleri ile günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlık düzeyi arasında istatistiksel açıdan anlamlı negatif yönlü bir korelasyon saptandı (r=-0,793, p=0,000). Katılımcıların kinezyofobi düzeyleri ile yaşam doyumu düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü bir korelasyon saptandı (r=-0,782, p=0,000). Huzurevinde kalan bireylerde kinezyofobi, ağrı, günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlık ve yaşam doyumu arasındaki ilişkiyi incelediğimiz bu çalışmada huzurevinde yaşayan bireylere yapılacak olan değerlendirmelerde bu parametrelerin göz önünde bulundurulması gerektiği düşünülmektedir.
İnmeli bireylerde ayna tedavisinin el fonksiyonları, fonksiyonel bağımsızlık ve aktivite performansı üzerine etkisi
Bu çalışmada, inmeli bireylerde ayna tedavisinin el fonksiyonları, fonksiyonel bağımsızlık ve aktivite performansı üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma prospektif, tek kör ve randomize kontrollü olarak planlanmıştır. Çalışmaya AİBÜ İzzet Baysal Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi' nde inme tedavisi alan müdahale (n=20) ve kontrol grubu (n=20) olmak üzere toplam 40 birey dahil edilmiştir. Bireylerin el fonksiyonlarını değerlendirmek için Jebsen Taylor El Fonksiyon testi (JTEFT), fonksiyonel bağımsızlığı değerlendirmek için Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ) ve aktivite performansını değerlendirmek için Kanada Aktivite Performans Ölçeği (KAPÖ) kullanılmış olup, müdahale öncesi ve sonrası sonuçlar her iki grup için karşılaştırılmıştır. Çalışmaya dahil edilen tüm bireylere (n=40) 6 hafta, haftada 5 gün, günde 40 dk geleneksel ergoterapi müdahale programı uygulanmıştır. Müdahale grubuna dahil edilen 20 kişiye 6 hafta, haftada 5 gün, günde 30 dakika olacak şekilde geleneksel ergoterapi müdahale programına ek olarak ayna tedavisi uygulanmıştır. Sonuç olarak, değerlendirmeler müdahale öncesi ve sonrası analiz edildiğinde, hem müdahale hem de kontrol grubunda JTEFT tüm alt skorlarında, FBÖ total skorda, KAPÖ aktivite performansı ve memnuniyette olumlu yönde istatistiksel olarak anlamlı farklar tespit edilmiştir (p<0,01). Cohen's D etki büyüklüğü analizleri incelendiğinde; JTEFT'nde değerlendirilen etkilenmemiş tarafta hafif ve ağır objeleri taşıma skorları ile FBÖ' de değerlendirilen kendine bakım skoru haricinde tüm değerlendirmelere ait skorlarda müdahale grubunda daha büyük Cohen's D skorları tespit edilmiştir. Müdahale grubunda korelasyon analizi sonucunda JTEFT, FBÖ ve KAPÖ skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir. Müdahale grubunda el fonksiyonları, günlük yaşam okupasyonlarındaki fonksiyonel bağımsızlık seviyeleri ile aktivite performans düzeylerinde kontrol grubuna kıyasla daha fazla artış olduğu bulunmuştur. İnmeli kişilerde ayna tedavisinin dahil edildiği ergoterapi müdahalelerinin planlanmasının özellikle el fonksiyonu, günlük yaşam okupasyonlarındaki bağımsızlık düzeyi ile aktivite performansını geliştirme gibi hedeflere ulaşmak için daha etkili olacağı düşünülmektedir.
Dinamik nöromüsküler stabilizasyon egzersizlerinin ve pilatesin dinamik denge, fonksiyonel performans ve kor kas dayanıklılığı üzerine etkilerinin karşılaştırılması
DNS egzersizleri ve pilates kor stabilizasyon, denge ve duruş üzerinde etkili olduğu bilinen iki farklı egzersiz yaklaşımı olarak belirtilmiştir. Dns ve pilates egzersizileri hareket verimliliğini optimize etmek, koordinasyon, denge, kas simetrisi üzerine kanıtlanmış etkisi olan yöntemlerdendir. Bu sebeple çalışmamızda dns ve pilates egzersizlerinin dinamik denge, fonksiyonel performans ve kor kas dayanıklılığı üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 20-60 yaş arası çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 30 sağlıklı kadın birey katılmıştır. Pilates grubuna haftada 2 defa 40 dakika 6 hafta süreyle stabilizasyon egzersizleri uygulanmıştır. Dns grubuna ise haftada 2 defa 40 dakika 6 hafta süreyle stabilizasyon egzersizleri uygulanmıştır. Her iki grup için de 1. seanstan önce ve 12. seans sonrası değerlendirmeler yüz yüze yapılmıştır. Bireylerin fonksiyonel performans parametresinin değerlendirilmesinde 6 dakika yürüme testi kullanılmıştır. Dinamik denge değerlendirmesi için Star Excursion Balance (Yıldız Denge Testi) kullanılmıştır. Kor kas dayanıklılığını değerlendirmek için gövde fleksiyon, gövde ekstansiyon ve yan köprü testleri kullanılmıştır. Fonksiyonel performans değerleri açısından dns ve pilates yapan gruplar arasında ilişki olmadığı bulunmuştur (p>0.05). Dinamik denge ve kor kas dayanıklılığı değerlerine bakıldığında sağ anteriomedial ve gövde fleksiyon sonuçlarında pilates yapan grup dns yapan gruba göre daha yüksek ve anlamlı bir sonuç bulunmuştur (p=0.03). Sonuç olarak dns ve pilates yöntemleri fonksiyonel performans üzerine benzer etkiye sahip iken, pilates yöntemi dinamik denge ve kor kas dayanıklılığını dns yöntemine göre bazı değerlerde daha fazla geliştirmiş. İstatiksel olarak anlamlı sonuçların çıkabilmesi için bu alanda eş zamanlı, daha büyük örneklem ve aynı zaman da daha uzun soluklu çalışmaların ihtiyaç vardır.
Adheziv kapsülitte ağrı şiddeti, fonksiyonel kısıtlılık ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Adheziv kapsülit, ağrı ile başlayan ve giderek omuz ekleminin bütün yönlere olan hareketlerinde kısıtlılığa yol açarak yaşam kalitesini olumsuz etkileyen klinik bir durumdur. Neden olduğu aktivite kısıtlılığı tutulan taraf ve hasta özelliklerine göre farklılık gösterebilmektedir. Bu çalışmanın amacı primer adheziv kapsülitte ağrı şiddeti, fonksiyonel kısıtlılık ve yaşam kalitesini değerlendirmek, tutulan tarafa göre karşılaştırmalar yapmaktır. Çalışmaya; Haziran 2019- Kasım 2019 tarihleri arasında, İstanbul ili Özel RTM Kliniği'nde, yaş ortalaması (47,6) olan 26-71 yaşları arasında, 36 kadın, 24 erkek, 34 dominant taraf tutulumu olan, 26 dominant olmayan taraf tutulumu olan toplamda 60 hasta dahil edilmiştir. Değerlendirmeler öncesinde katılımcıların sosyodemografik bilgileri kaydedilmiştir. Çalışmamızda bireylerin ağrı ve kısıtlılıklarını değerlendirmek için ''Omuz Ağrı ve Disabilite İndeksi (OADİ)'', kol-omuz zorluk derecelerinin değerlendirilmesi için ''Kol Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH)'', yaşam kalitesinin değerlendirilmesi için ''Yaşam kalitesi Değerlendirme Skalası (SF36)'' kullanıldı. Omuz eklem hareket açıklıkları gonyometrik ölçüm yöntemi ile değerlendirildi. Sonuç olarak bu çalışmada dominant tarafı etkilenen bireylerin ağrı (p:0,714), fonksiyonel kısıtlılık (p:0,864) ve yaşam kalitesi (p:0,893), dominant olmayan tarafı etkilenen bireylerle karşılaştırıldığında anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Adheziv Kapsülit, Ağrı Şiddeti, Fonksiyonel Kısıtlılık, Yaşam Kalitesi
Farklı yaş gruplarındaki serebral palsili bireylerin beden kütle indekslerinin fonksiyonel bağımsızlık düzeyi ile ilişkisi
Bu araştırmanın amacı, farklı yaş gruplarındaki Serebral Palsi (SP) hastası bireylerde beden kütle indeksi ve fonksiyonel seviyeleri inceleyerek, artan beden kütle indeksinin fonksiyonellik ile ilişkisini araştırmaktır. Araştırmanın örneklem grubu İstanbul ili, Eyüp Sultan ilçesindeki Özel Yaşam Işığı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'nde tedavi gören 35 SP'li katılımcıdan oluşmaktadır. Çalışmaya katılan bireylerin yaşları 5-25 yaş aralığında belirlendi. Demografik özellikler Demografik Veri Formu ile değerlendirildi. Serebral Palsi etkilenim derecesi, Kaba Motor Fonksiyon Sınıflama Sistemi (KMFSS)'ne göre kayıt edildi. Fonksiyonel değerlendirmeler Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (PFBÖ-WeeFIM) ve Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ-FIM) ile değerlendirildi. Kaba motor fonksiyonlardaki değişikliğin belirlenmesi amacıyla Kaba Motor Fonksiyon Ölçütü – 88 (KMFÖ-88) uygulandı. Beden kütle indeksi (BKİ), vücut ağırlığının kilogram (kg), boy uzunluğunun metre (m) cinsinden karesine bölünmesiyle elde edilerek kaydedildi. Veriler SPSS (Statistical Package for Social Science) 22.0 programı kullanılarak analiz edildi. Bağımsız iki grup verilerinin ortalamaları arasındaki farkın anlamlılığını belirlemek için T-test, verilerin gruplara göre karşılaştırılmasında Mann Whitney-U testi kullanıldı. Nicel verilerin karşılaştırılmasında ise Ki-Kare testi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Çalışma sonunda katılımcıların cinsiyet, SP tipi, KMFSS ve BKİ gibi parametrelerde yetişkin ve pediatrik grup arasında anlamlı fark tespit edilemedi(p>0,05). Yetişkinlerde BKİ ile KMFSS arasında anlamlı fark bulunmadı(p>0,05). Pediatrik olgularda BKİ ile KMFSS arasında anlamlı fark bulunmadı(p>0,05). Yapılan anketler sonucu Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (PFBÖ-WeeFIM) toplam puanı ile KMFSS arasında yüksek oranda anlamlılık bulundu(p<0,05). Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ-FIM) toplam puanı ile KMFSS arasında anlamlılık tespit edildi(p<0,05). Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği ve Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği toplam puanları ve Beden Kütle İndeksi arasında anlamlı fark bulunmadı(p>0,05).
Geriatrik bireylerde polifarmasi ve kardiyak risk faktörlerinin denge, düşme ve fonksiyonel bağımsızlığa etkisinin incelenmesi.
Geriatrik rehabilitasyonda hastaların fonksiyonelliği, denge ve düşme problemleri çok önemlidir. Diğer taraftan geriatrik bireylerde kardiyak risk artmış, polifarmasi ise çok yaygındır. Literatürde bu ikisini inceleyen limitli sayıda çalışma vardır. Bu nedenle çalışmamızda geriatrik bireylerde polifarmasinin ve kardiyak risk faktörlerinin denge, düşme ve fonksiyonel bağımsızlıkla ilişkisinin incelenmesini amaçladık. 65 yaş ve üzeri 64 gönüllü çalışmaya alındı. Çalışmaya bağımsız yürüyebilen ve sözel iletişim kurabilen katılımcılar dahil edildi. Katılımcıların demografik bilgilerinin ve kardiyak risk faktörlerinin sorgulandığı 'Hasta Değerlendirme Formu' kaydedildi. Kognitif durum değerlendirmesi için Mini Mental Durum Skalası (MMDS), yaşlı bireylerin fiziksel aktivite düzeyinin değerlendirilmesi için Yaşlılar için Fiziksel Aktivite Ölçeği (PASE), günlük yaşam aktivitelerinin bağımsızlığını değerlendirmek için (FBÖ), yaşlı bireylerde dengenin değerlendirilmesi için Berg Denge Ölçeği (BDÖ), düşme riskinin değerlendirilmesi için Tinetti Denge ve Yürüme Testi (TDYT) kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS paket programından yararlanıldı. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Çalışmanın sonunda yapılan korelasyon analizinde polifarmasi değerleri ile FBÖ, BDÖ, TDYT ve PASE değişkenleri arasında ters (negatif) yönlü orta seviyede anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Kardiyak risk faktörlerinden; yaş ve serum glukoz değerleri değişkenleri ile FBÖ, BDÖ, TDYT ve PASE değişkenleri arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Diğer kardiyak risk faktörlerinin değişkenler ile anlamlı bir ilişkisi bulunamadı. Kardiyak Risk Skoru ile FBÖ, BDÖ, TDYT, PASE değişkenleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı. Sonuç olarak, geriatrik bireylerde polifarmasi ve kardiyak risk faktörlerinden yaş ile serum glukoz değerinin; denge, düşme ve fonksiyonel bağımsızlığı olumsuz yönde etkilediği diğer kardiyak risk faktörleri ve kardiyak risk skorunun denge, düşme ve fonksiyonel bağımsızlığa etkisi olmadığı belirlenmiştir. Geriatrik rehabilitasyonda, denge ve düşme problemlerine yönelik yaklaşımlar planlanırken polifarmasi ve kardiyak risklerin dikkate alınmasının uygulamaların etkinliğini arttıracağı öngörülmektedir. Anahtar sözcükler: polifarmasi, kardiyak risk faktörleri, MMDS, FBÖ, PASE, TDYT, yaşlı birey
Serebral palsili çocuklarda gövde kontrolü ile fonksiyonel bağımsızlık ve fonksiyonel kapasite arasındaki ilişkinin incelenmesi
Serebral Palsili çocuklarda gövde kasları ve buna bağlı olarak gövde kontrolü etkilenmektedir. Gövde kontrolü; fonksiyonel bağımsızlık ve fonksiyonel kapasite ile ilişkilendirilebilir. Çalışmanın amacı; serebral palsili çocuklarda gövde kontrolü ile, fonksiyonel bağımsızlık ve fonksiyonel kapasite arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Çalışma nicel araştırma yöntemlerinden gözlemsel tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Çalışmaya yaşları 5 ile 18 arası değişen, Özel Altın Adım Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'ne devam eden, Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (KMFSS)'ne göre 1,2 ve 3. seviye 25 spastik hemiplejik serebral palsili çocuk dahil edilmiştir. Katılımcılar etik kurul onayı sonrası onam formları doldurulduktan ve gerekli izinler alındıktan sonra değerlendirmeye alınmıştır. Çalışmaya dahil edilen çocuklardan/ ailelerinden onay alındıktan sonra çocukların Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (KMFSS)'ne göre fonksiyonel seviyeleri belirlenmiştir. Gövde kontrolü Gövde Etkilenim Ölçeği (GEÖ) ile, fonksiyonel bağımsızlık Çocuklar İçin Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçümü (WeeFIM) ile, fonksiyonel kapasite ise 6 dakika yürüme testi (6DYT) ile değerlendirilmiştir. Tüm sonuçlar karşılaştırılarak parametreler arasındaki ilişki incelenmiştir. İstatiksel olarak verilerin değerlendirilmesi için SPSS 22.0 kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. KMFSS, 6 DYT, GEÖ total skorları ve WeeFIM skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Çalışmanın sonucunda gövde kontrolünün fonksiyonel bağımsızlık ve fonksiyonel kapasiteyle ilişkili olduğu görülmüştür.
Farklı klinik tablolarda COVİD-19 geçiren bireylerin uzun dönem fiziksel ve fonksiyonel kapasitelerinin karşılaştırılması
COVID-19 sonrası kas gücü, fonksiyonel kapasite, yaşam kalitesi, uyku kalitesi değerlerinde azalma, bireylerde uzun dönem etkileri olarak halen devam edebilmektedir. Bu problemler ARDS tanısı almış bireylerde evde kontrolü sağlanmış bireylere göre daha fazla rastlanmaktadır. Kısa dönemde şikayetler evde tedavi görmüş bireylerde de görülse de, uzun dönemde çok daha az görülmektedir. Çalışmamızda taburculuklarının veya karantina bitiş tarihlerinin üzerinden en az 9 ay geçmiş bireylerin kas gücü, fonksiyonel kapasite, yaşam kalitesi, uyku kalitesi değerlerinin karşılaştırılması amaçlandı. Katılımcılar ARDS geçirmiş ve hastanede tedavi görmüş bireylerle, evde takibi sağlanmış hospitalizasyon gerekmeyen bireylerden oluşturuldu. ARDS geçirmiş kişiler Medipol Mega Üniversite hastanesinde tedavi görmüş bireylerden, evde tedavi görmüş bireyler ise İstanbul Zeytinburnu 92 Nolu Aile Sağlığı Merkezi tarafından takip edilmiş kişilerden oluşturuldu. Çalışmamız 1 Mart 2022 - 1 Haziran 2022 tarihleri arasında Haliç Üniversitesi kampüsünde gerçekleştirildi. Çalışmaya COVID-19 sonrası en az 9 ay geçmiş 40 hasta dahil edildi. Dahil edilen bireyler 20 kişi ARDS grubu, 20 kişi ev karantinası grubu olarak oluşturuldu. Katılımcılara demografik değerlendirme formu, manuel kas testi, 6 dakika yürüme testi (6DYT), Pittsburgh uyku anketi (PUKİ), COVID-19 sonrası fonksiyonel durum ölçeği (PCFS), kısa form 36 (SF-36) uygulandı. Çalışmada demografik bilgiler karşılaştırıldığında anlamlı bir fark görülmedi (p>0,05). Manuel kas testi sonucu çıkan değerler karşılaştırıldığında anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). 6DYT değerleri karşılaştırıldığında total yürüme mesafeleri, SpO2 (test sonrası), dispne (test sonrası), quadriceps yorgunluğu (test sonrası) değerlerinde anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). PUKİ skorlarında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). PCFS sonuçlarında anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). SF-36'nın alt parametrelerinden ruhsal sağlık hariç diğer tüm alt parametrelerde anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Yapılan anketler dışında hasta değerlendirilmesinde nefes darlığı, öksürük, balgam, yorgunluk, ishal, kas ağrısı, baş ağrısı ve göğüs ağrısı şikayetlerinde anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Sonuç olarak çalışmamızda ARDS grubunun ev karantinası grubuna göre uyku kalitesi hariç diğer tüm etkilerden daha fazla etkilendiği ve halen devam ettiği belirlenmiştir.
İnme sonrası iletişim çıktıları ölçeği'nin (Communication outcome after stroke scale -COAST) ve inme sonrası iletişim çıktıları-bakım veren ölçeği'nin (Carer communication outcome after stroke scale -carer COAST) Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması
Afazide güncel değerlendirme yaklaşımları, eksiklik temelli değerlendirmelerin yanında fonksiyonel yaklaşımları da önermektedir. Afazili bireyin fonksiyonel iletişim becerileri ve yaşam kalitesini değerlendiren öz değerlendirme ölçekleri bu kapsamda önem taşımaktadır. Ayrıca bakım veren görüşlerinin alınması bütüncül değerlendirme için gereklidir. Bu doğrultuda çalışma (Communication Outcome after Stroke Scale-COAST) ve (Carer Communication Outcome after Stroke Scale-Carer COAST) ölçeklerinin Türkçeye geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesini hedeflemiştir. Çalışmaya 101 afazili birey ve 101 bakım veren dahil edilmiştir. Çalışmamızda yapı, kapsam ve ölçüt geçerliği; iç tutarlık ve test-tekrar test güvenirliği incelenmiştir. Ölçüt geçerliği için SAQOL-39-TR ölçeği kullanılmıştır. COAST-Türkçe (COAST-TR) ve CARER COAST-Türkçe (COAST- TR-BV) için Cronbach Alfa değeri 0.898, 0.883 olarak, test-tekrar test güvenirliğinde elde edilen değerler ise 0.948, 0.949 olarak bulunmuştur. COAST-TR ve COAST-TR- BV için ortalama madde toplam korelasyonları 0.594, 0.566 şeklinde yeterli düzeyde bulunmuştur. COAST-TR ve SAQOL-39-TR arasında pozitif yönlü orta düzeyde ilişki bulunmuştur. Ayrıca COAST-TR ve COAST-TR-BV ölçeğinden alınan puanlar arasında orta ve yüksek düzeyde ilişki bulunmuştur. Bunun yanında farklı afazi şiddet gruplarında ve tutuk- tutuk olmayan afazili gruplar arasında birey ve bakım veren ölçeklerinde gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar meydana gelmiştir. Yapılan analizler sonrasında COAST-TR ve COAST-TR-BV ölçeklerinin Türkçe için geçerli ve güvenilir olduğu kanıtlanmıştır.
Kemoterapi alan ileri evre meme kanseri hastalarında semptom yükü, fonksiyonel durum ve öz-etkililik arasındaki ilişki
Bu tanımlayıcı araştırma, kemoterapi alan ileri evre meme kanseri hastalarında semptom yükü, fonksiyonel durum ve öz-etkililik arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, iki farklı hastanede 10 Nisan 2021-29 Nisan 2022 tarihleri arasında ayaktan kemoterapi alan, evre IV meme kanseri tanılı 122 hasta ile yürütülmüştür. Araştırma verilerinin toplanmasında, Tanıtıcı Özellikler Bilgi Formu, MD Anderson Semptom Envanteri (MDASE), Fonksiyonel Yaşam Ölçeği-Kanser (FYÖ-Kanser) ve Meme Kanserinde Kemoterapi Semptom Yönetimi Öz-Etkililik Ölçeği (MKKSYÖ) kullanılmıştır. Veriler, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve Spearman korelasyon testleri ve path analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Hastaların yaş ortancasının 54 yıl olduğu, %42,6'sının ilköğretim mezunu olduğu ve %64,8'inin gelir durumunu gelir-gidere eşit olarak tanımladığı görülmüştür. MDASE semptom şiddeti ortanca puan değerinin 4,54 (orta), yaşam üzerindeki etkisi ortanca puan değerinin 6,5 (orta), FYÖ-Kanser ortanca puan değerinin 96,5 (orta) ve MKKSYÖ ortanca puan değerinin 176 (orta) olduğu bulunmuştur. Eğitim düzeyi düşük olan bireylerde semptom yükünün daha fazla; öz-etkililik düzeyi ve fonksiyonel durumun ise daha düşük olduğu görülmüştür (p<0,05). Gelir düzeyi düştükçe fonksiyonel durumun kötüleştiği belirlenmiştir (p<0,05). MDASE semptom şiddeti ile FYÖ-Kanser ve MKKSYÖ puanları arasında negatif ve orta düzey bir ilişki; FYÖ-Kanser ile MDASE semptomların yaşam üzerindeki etkisi boyutu arasında çok güçlü ve negatif bir ilişki bulunmuştur (p<0,001). FYÖ-Kanser ve MKKSYÖ arasında orta düzey ve pozitif bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır (p<0,001). Kurulan path modeli semptom şiddetinin öz-etkililik üzerinde doğrudan, fonksiyonel durum üzerinde ise dolaylı bir etkisinin olduğunu ve öz-etkililiğin fonksiyonel durumu doğrudan etkilediğini göstermiştir (p<0,001). Araştırmada, ileri evre meme kanseri hastalarında semptom yükü arttıkça, öz-etkililiğin azaldığı ve fonksiyonel durumun kötüleştiği sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma bulgularına göre, kemoterapi alan ileri evre meme kanseri hastalarında semptom yükü, fonksiyonel durum ve öz-etkililiğin birlikte değerlendirilmesi, semptom yükünü hafifletmek ve fonksiyonel durumu iyileştirmek için hastaların öz-etkililik düzeyini destekleyecek müdahalelerin planlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Fonksiyonel durum, hemşirelik, kemoterapi, meme kanseri, semptom yükü, öz-etkililik.
İdiyopatik skolyozlu bireylerde reaksiyon zamanı ve performans parametrelerinin incelenmesi
Bu çalışmada idiyopatik skolyozlu bireylerde reaksiyon zamanı ve performans parametrelerinin değerlendirilmesi ve elde edilen sonuçların sağlıklı yaşıtları ile karşılaştırılması hedeflendi. Çalışmaya 7-18 yaş arasında 24 idiyopatik skolyozlu birey ve 24 sağlıklı birey dahil edildi. Bireylerin gövde, üst ekstremite ve alt ekstremite reaksiyon zamanları Blazepod Trainer cihazı ile, performans parametreleri Kapalı Kinetik Zincir Üst Ekstremite Stabilite Testi, Basamak inme, Süreli Kalk Yürü Testi ve T testi ile değerlendirildi. Skolyoz ve kontrol grubunun yaş ve vücut kütle indeksi parametreleri sırasıyla 13,582,76 yıl, 19,323,31 kg/m2 ; 13,50 2,43 yıl, 20,42 2,60 kg/m2 bulundu. İki grubun yaş ve vücut kütle indeksleri bakımından benzerdi (p>0,05). Gövde, üst ekstremite ve alt ekstremite reaksiyon zamanınında gruplar arasında anlamlı fark görüldü (p<0,001). Performans testlerinden elde edilen sonuçlar incelendiğinde kapalı kinetik zincir üst ekstremite stabilite testi, basamak inme testi, süreli kalk yürü testi ve T testi sonuçlarında gruplar arasında anlamlı fark görüldü (p<0,001). Sonuç olarak idiyopatik skolyozlu bireyler sağlıklı kişilerle kıyaslandığında reaksiyon zamanı ve performans parametrelerinde daha olumsuz sonuçlar ortaya koydular. İdiyopatik skolyozlu bireylerin reaksiyon zamanı ve performans parametrelerini içeren değerlendirmelere ihtiyaç duydukları görülmektedir. Bu çalışma idiyopatik skolyozlu bireylerin reaksiyon zamanı ve performans parametrelerinin değerlendirilmesi ve farklılıkların belirlenmesiyle, bireylere uygun tedavi planlamaları ile klinik uygulamalara yol gösterecek ve katkı sağlayacaktır.