Fonksiyonel yetkinlik

Bu konu başlığı altında 64 tez

DoktoraAçık ErişimTR

Fibromiyalji hastalarında akuatik egzersiz ve klasik masajın ağrı eşiği, fonksiyonellik, denge ve yaşam kalitesi üzerıne etkisi

Bu araştırmanın amacı, fibromiyalji hastalarında akuatik egzersiz ve klasik masajın ağrı eşiği, fonksiyonellik, denge ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini ortaya koymaktır. Çalışmaya toplam 46 denek katılmış ve denekler akuatik grup (n:16), masaj grup (n:15), kontrol grubu (n:15) olarak belirlenmiştir. Bu çalışmada 8 haftalık bir çalışma programı uygulanmış olup akuatik egzersizler haftada iki gün bir saat; masaj grubunun çalışması haftada iki gün kırkbeş dakika olarak uygulanmıştır. Kontrol grubu herhangi bir çalışmaya dahil olmamıştır. Çalışmaya başlamadan önce grupların vücut kompozisyon analizleri (vücut ağırlığı, vücut kitle endeksi, yağ yüzdesi, yağ kütlesi, yağsız vücut kütlesi), fonksiyonellik değerleri, vas, yaşam kaliteleri, denge düzeyleri ve ağrı eşikleri kayıt edilmiş ve 8 hafta akuatik egzersiz çalışması ve masaj uygulaması sonucunda tekrar alınıp işlenmiştir. Masaj ve akuatik egzersiz grubu istatistiksel sonuçlara göre; vücut ağırlığı, vücut kitle endeksi, yağ yüzdesi, yağ kütlesi, yağsız vücut kütlesi grup içi ve gruplar arası ön-son test değerlerinde anlamlı fark bulunmamıştır. Ağrı eşiği tektik noktası (oksiput sağ, oksiput sol, trapezious sağ, trapezious sol, supraspinatus sağ, supraspinatus sol, cervical sağ, cervical sol, gluteal sağ, gluteal sol, epikondil sağ, epikondil sol, kostokondral bileşke sağ, kostokondral bileşke sol, trakontar sağ, trakontar sol, diz medial yastığı sağ, diz medial yastığı sol) fonksiyonellik (FIQ) denge, vas, yaşam kalitesi ölçümlerinde her iki guruptada anlamlı fark bulunmuştur. Sonuç olarak 8 hafta süreyle düzenli ve planlı olarak uygulanan akuatik ve klasik masaj uygulamasının fibromiyalji hastalarında ağrı eşiği, fonksiyonellik (FIQ) denge, vas, yaşam kalitesi düzeyleri üzerinde olumlu etkileri olduğu ve akuatik antrenmanların klasik masaj uygulamalarına göre ağrı eşiği, fonksiyonellik (FIQ) denge, yaşam kalitesi düzeyleri üzerinde v daha çok etkili olduğu ortaya çıkmıştır. Fibromiyalji hastalığında kronik ağrı tedavisinde ilaç kullanmak yerine akuatik egzersiz ve masaj uygulamaları kullanılabilir.

AğrıAğrı eşiğiDenge+6
Esin Çağla Çağlar
Hitit University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Doğum ve çocuk hastanesine başvuran loğusaların fiziksel/fonksiyonel durumlarının belirlenmesi

Doğum sonrası dönem, yenidoğanın doğumundan sonra annenin üreme organlarının gebelik öncesi durumuna döndüğü ilk altı hafta olarak nitelendirilir. Doğum sonrası dönemde, vücudun gebelik öncesi durumuna dönmesi sırasında anne fizyolojik ve psikolojik değişimler yaşar. Doğum sonrası dönemde iyileşmeyi sağlamak anne, bebek ve aile için önemlidir. Bu dönemde kadının, fizyolojik ve fonksiyonel özelliklerinin değerlendirilmesi, yenidoğanın bakımını da içeren bir bakım verilmesi gerekmektedir. Bu çalışma kadınların doğum sonu fiziksel/fonksiyonel durumlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı-kesitsel tipte yapılan bu araştırmanın evrenini Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Poliklinikleri'ne 1 Kasım 2019 - 1 Şubat 2020 tarihlerinde başvuran, 6 hafta-6 ay arası bebeği olan 8433 anne oluşturmuş, 900 anne örnekleme alınmıştır. Veriler sosyodemografik veri toplama formu ve doğum sonu fonksiyonel durum envanteri kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayısal değişkenler için ortalama±standart sapma, min-maks değerleri, kategorik değişkenler için ise sayı ve yüzde değerleri verilmiştir. İstatistiksel analizler için SPSS paket programı kullanılmış ki-kare (X2) testi uygulanmış ve p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre yaş, evlilik süresi, eğitim, gelir durumu gibi değişkenler ile kadınların fonksiyonel durumları arasında anlamlı fark olduğu saptanmıştır (p<0.05). Ayrıca yapılan değerlendirme sonucunda kadınların doğum yapma şekilleri, gebelik ve canlı doğum sayıları, doğum sonrası geçen süre, gebeliklerini planlama durumları, bebeklerini besleme metodları, kronik hastalığa sahip olmaları ile doğum sonrası fonksiyonel durum puanları arasında anlamlı fark olduğu (p<0.05); fakat bebek bakımında ve ev işlerinde yardım alan ve almayan kadınlar arasında istatistiksel anlamlı fark olmadığı bulunmuştur (p>0.05).

Fiziksel iyi oluşFonksiyonel yetkinlikPostpartum dönem+1
Emine Sarı
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sarkopenisi olan ve olmayan geriatrik bireylerde fonksiyonel kapasitenin ve geriatrik sendromların varlığının değerlendirilmesi

Giriş ve amaç: Sarkopeni ve diğer geriatrik sendromlar ortak risk faktörlerine sahiptir. Hangi hastada hangi sendromun gelişebileceğini önceden tahmin etmek ve bireye dayalı önleme-tedavi seçenekleri geliştirmek açısından önemlidir. Bu çalışmada sarkopeninin diğer geriatrik sendromlarla ilişkisini incelemeyi amaçladık. Gereç ve yöntem:Bu kesitsel çalışma, 04.08.2022 ile 01.09.2022 tarihleri arasında, Gaziantep Üniversitesi Hastanesi Geriatri Bilim Dalı polikliniğine başvuran 65 yaş ve üzeri sarkopenisi olan 79 hasta ve bu hastalarla yaş, cinsiyet ve eğitim açısından eşlenmiş sarkopenisi olmayan 153 hastaolmak üzere toplam 232 hasta üzerinde yapıldı. Sayısal değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Shaphiro Wilk testi ile test edilmiştir. İki bağımlı ölçümün karşılaştırılmasında normal dağılan değişkenlerde Eşleştirilmiş t testi, normal dağılmayan değişkenlerde Wilcoxen testi kullanılmıştır. Analizler SPSS 22.0 windows versiyon paket programı ile yapılmıştır. P<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular:Hastaların yaş ortalaması 72 idi, %34.1'inde sarkopeni mevcuttu, kadın-erkek oranı: 1.6 idi. Yaş ortalaması, cinsiyet, sigara kullanımı, alkol kullanımı, yaşadığı ortam, medeni durum ve eğitim seviyeleri açısından gruplar arasında anlamlı farklılık yoktu. Egzersiz oranı sarkopenik grupta daha düşüktü (p=0.016). Sarkopenik grupta üst-orta kol çevresi, yürüme hızı, el kavrama gücü ve SMMİ değerleri sarkopeni olmayan gruba göre anlamlı olarak düşüktü (p<0.05). Sarkopenik grupta GYA, İADL, Tinetti, SMMT ve MNA skorları anlamlı olarak daha düşüktü (p<0.05), TUG skoru anlamlı olarak daha yüksekti (p<0.05), ilaç sayısı ve Yesavage depresyon skorları açısından anlamlı bir farklılık saptanmadı. Düşme riski açısından her iki grup arasında anlamlı fark vardı (p<0.05). Sonuç:Çalışmamızda egzersizin sarkopeniden koruyucu olabileceği gösterildi. Sarkopenik hastalarda kognitif bozukluk, malnütrisyon, günlük yaşam aktivitelerinde bağımlılık, denge bozukluğu ve düşme gibi geriatrik sendromlar daha fazlaydı. Sarkopeniyi sadece kas kütlesinde ve kas gücünde azalma olarak değerlendirmemeli, ayrıca fonksiyonel kapasiteyi gösteren diğer geriatrik sendromlar açısından kapsamlı geriatrik değerlendirme yapılmalıdır. Sarkopeniye yol açan faktörlerin kontrol altına alınarak önlenmesi hastaların fonksiyonel kapasitesinin artmasına ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımlılığın azalmasına yardımcı olacaktır. Bu açıdan, malnütrisyon, demans ve kırılganlık gibi durumların tedavisi sonrası sarkopenide değişimi gösteren çalışmaların yapılması faydalı olacaktır.

DemansDüşme kazalarıFonksiyonel yetkinlik+4
Merve Bülek Kaya
Gaziantep University
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Spina bifida'lı çocuklarda üst ekstremite ve gövde kas kuvvetinin solunum fonksiyonlarına etkisi

Spina Bifida (SB) embriyolojik dönemde 2-6. haftalar arasında nöral tüpün kapanmasındaki defekte bağlı olarak meninkslerin ve sinirlerin protrüzyonuna neden olan bir doğum kusurudur. SB'de kas-iskelet sistemi, sinir sistemi, genitoüriner sistem problemlerinin yanında solunum sistemi problemleri de ortaya çıkmaktadır. Solunum sistemi problemleri primer problem olmadığı için değerlendirmede de ikinci planda kalmaktadır. Bu nedenle SB'de solunum sistemi problemlerinin nedenleri, değerlendirilmesi ve rehabilitasyonuna dair çalışmalar oldukça azdır. Bu çalışmanın amacı SB'li çocuklarda üst ekstremite ve gövde kas kuvveti ile solunum fonksiyonlarının değerlendirilmesinden hareketle kas kuvvetinin solunum fonksiyonlarına etkisini araştırmaktır. Araştırma kapsamında 5-18 yaşları arasında değişen 33 (15 kız, 18 erkek) SB tanısı almış ve 30 (15 kız, 15 erkek) sağlıklı olguyla çalışıldı. Çalışmaya sadece üst lumbal, alt lumbal ve sakral etkilenimli SB'li olgular dahil edildi, torakal etkilenimin varlığı dışlanma kriteri olarak belirlendi. Olguların demografik verileri ve klinik bilgileri çalışmacı tarafından hazırlanan forma kaydedildi. Üst ekstremite ve gövde kas gücü ölçümünde manuel kas testi kullanıldı. Tüm olgulara solunum fonksiyon testi (SFT) ve göğüs çevre ölçümü yapıldı. SB'li olguların günlük yaşamdaki fonksiyonel yeteneği PEDI'nin Fonksiyonel Beceriler alt başlığı kullanılarak değerlendirildi. Veri analizi için SPSS v.20 programı kullanıldı. Gruplar karşılaştırıldığında hem üst ekstremite ve gövde kas gücü hem de SFT sonuçları SB'li grupta anlamlı olarak daha düşüktü (p<0.05). Gruplar arasında yapılan istatiksel analizde aksillar ve epigastrik bölgelerde yapılan göğüs çevre ölçümünde SB'li olgularda sağlıklı olgulara göre anlamlı olarak düşük bulundu (p<0.05). Kız ve erkek SB'li olgular arasında fonksiyonel becerilerde anlamlı fark yoktu (p>0.05). Lezyon seviyesi üst segmentlere ilerledikçe fonksiyonel becerilerin kendine bakım ve mobilite parametrelerinin anlamlı düzeyde azaldığı görüldü (p<0.05). SB'li olgularda ambulasyon seviyesi iyileştikçe FVC ve FEV1 değerleri de anlamlı düzeyde artış gösterdi (p<0.05). Sonuç olarak çalışmamız üst lumbal, alt lumbal ve sakral seviyeli SB'li çocuklarda üst ekstremite ve gövde kas kuvvetinde azalmanın olduğu ve bu güçsüzlüğün solunum fonksiyonlarını ve günlük yaşamdaki fonksiyonel becerileri etkilediğini göstermiştir. Anahtar kelimeler: Spina Bifida, solunum fonksiyonu, fonksiyonel beceriler, lezyon seviyesi

BedenFonksiyonel yetkinlikKas kuvveti+6
Büşra Ilıca
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Karpal tünel sendrom hastalarında bilateral ince motor beceri, skapular diskinezi, hareket korkusu ve fonksiyonun sağlıklılarla karşılaştırılması

Karpal tünel sendromu (KTS), median sinirin el bileğindeki karpal tünel içinde basıya uğraması sonucu oluşur. En sık görülen bu nöropati tipinde hastalar ağrı, karıncalanma, uyuşma, fonksiyonlarda bozulmalardan şikayet eder. Bu çalışma KTS'nda ince motor beceriyi, skapular bölgedeki etkilenimi belirlemek, fonksiyonel durum ve hareket korkusunu incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmamıza yaş ortalaması 42,9±11,30 yıl olan 15 KTS hastası ve yaş ortalaması 36,53±10,05 yıl olan 15 sağlıklı olgu dahil edildi. Tüm olgularda ince motor beceri, Purdue Pegboard testi ile, skapular diskinezi ise lateral skapular kayma testi (LSKT) ile ölçüldü; kavrama kuvvetleri el dinamometresi ve pinchmetre ile değerlendirildi. Hasta grubunda Boston Karpal Tünel Anketi ile semptom ve fonksiyon değerlendirmesi, Kısa Form Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi ile üst ekstremite fonksiyon değerlendirmesi ve Tampa Kinezyofobi Ölçeği ile kinezyofobi değerlendirmesi yapıldı; Görsel Analog Skala ile ağrı sorgulandı. İstatiksel analizlerin uygulanmasında IBM SPSS 25 programı kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edildi. Purdue Pegboard testinde, sol el skorları, her iki el skorları, sağ, sol ve her iki elin toplamı skorları ve birleştirme işlemi skorları incelendiğinde, iki grup arasında anlamlı fark bulundu (p<0,05). LSKT'nde 3 farklı pozisyon için iki grup arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05). Ağrıyla ilgili sonuçlar incelendiğinde, en yüksek ağrı hissinin gece sağ elde olduğu görüldü. Boston Karpal Tünel Anketi Semptom Şiddeti Ölçeği ortalama değeri 2,77±0,96; Boston Karpal Tünel Anketi Fonksiyonel Durum Ölçeği ortalama değeri 2,94±1,15; Tampa Kinezyofobi Ölçeği ortalama değeri 39,53±9,76; Kısa Form Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi medyan değeri 54,54 (0-70,45) olarak bulundu. Boston Karpal Tünel Anketi Semptom Şiddeti Ölçeği ile sağ eldeki istirahat, aktivite ve gece ağrıları; Boston Karpal Tünel Anketi Fonksiyonel Durum Ölçeği ile sağ eldeki aktivite ve gece ağrıları ve sol eldeki aktivite ağrısı; Kısa Form Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi ile sağ ve sol ellerdeki aktivite ağrıları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). Çalışmamızın sonucunda, KTS'nda ince motor becerinin olumsuz etkilendiği, ağrı nedeniyle fonksiyonda değişikliklerin görüldüğü bulundu. KTS ile skapular diskinezi arasında bir ilişki bulunamadı.

AğrıFonksiyonel yetkinlikHareket korkusu+6
Aslıhan Kurt
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tip 2 diabetes mellitus'lu hastalarda ayak taban duyusunun periferik kas kuvveti, denge, fonksiyonel kapasite ve fiziksel aktivite düzeyine etkisi

Çalışmamız, Tip 2 Diabetes Mellitus'lu bireylerde ayak taban duyusunun periferik kas kuvveti, denge, fonksiyonel kapasite ve fiziksel aktivite düzeyine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmada Bezmialem Vakıf Üniversitesi Eyüp Ek Hizmet Binası, İç Hastalıkları Polikliniği'nde takip edilen ve dahil edilme kriterlerini karşılayan 42 gönüllü hasta (56,71±7,59 yıl) yer aldı. Bireyler prospektif ve yüzyüze görüşme yöntemi ile değerlendirildi. Hastaların ayak taban duyularını değerlendirebilmek için plantar bölgede belirlenmiş 4 farklı noktadan hafif-dokunma basınç duyusu (Semmes Weinstein Monofilaman) ve iki nokta ayrım duyusu (Baseline Two Point Aesthesiometer) değerlendirildi. Vibrasyon duyusunu değerlendirmek için 2 farklı bölgeden, 128 Hz diapozan kullanılarak ölçüm yapıldı. Hastaların vücut kompozisyonu analizi (Omron Body Composition Monitör), bel-kalça çevresi, alt ve üst ekstremite kas kuvvetleri (Muscle Hand Held dinamometre), kavrama kuvvetleri (Hand Grip), fiziksel aktivite düzeyleri (Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form), fonksiyonel kapasiteleri (6 Dakika Yürüme Testi), dengeleri (Biodex Balance System) değerlendirildi. İstatistiksel analizler için IBM SPSS Statistic 20 kullanıldı, p0,05 olan veriler anlamlı olarak kabul edildi. Hafif-dokunma basınç duyusu ile VKİ (r=-0,318; p=0,040), vücut yağ oranı (r=-0,318; p=0,040), iskelet kas kitlesi oranı (r=0,424; p=0,005), istirahat metabolizması (r=0,308; p=0,047), bel çevresi (r=-0,348; p=0,024); bel-kalça oranı (r=0,306; p=0,049), kuadriceps femoris kas kuvveti (r=0,323; p=0,037), biceps brachii kas kuvveti (r=-0,325; p=0,035), kavrama kuvveti (r=0,399; p=0,009), fonksiyonel kapasite (r=0,308; p=0,047) ve denge (r=-0,351; p=0,023) arasında anlamlı yönde ilişki saptadık. Hafif-dokunma basınç duyusu ile fiziksel aktivite düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Diskriminasyon duyusu ile istirahat metabolizması (r=-0,320; p=0,039), iskelet kas kitlesi oranı (r=-0,326; p=0,035), bel-kalça oranı (r=0,526; p=0,000), biceps brachii (r=-0,435; p=0,004), kavrama kuvveti (r=-0,394; p=0,010), fiziksel aktivite düzeyi (r=0,431; p=0,004), fonksiyonel kapasite (r=-0,348; p= 0,024) ve denge (r=0,363; p=0,018) arasında anlamlı yönde ilişki saptadık. Vibrasyon duyusu ile kuadriceps femoris kas kuvveti (r=0,337; p=0,029), biceps brachii kas kuvveti (r=0,310; p=0,046) ve denge (r=-0,324; p=0,036) anlamlı ilişki saptadık. Vibrasyon duyusu ile vücut kompozisyonu, bel-kalça oranı, kavrama kuvveti, fiziksel aktivite düzeyi ve fonksiyonel kapasite arasında anlamlı bir ilişki saptamadık. Anahtar Kelimeler: Ayak taban duyusu, denge, diyabetik ayak, fiziksel aktivite, fonksiyonel kapasite, periferik kas kuvveti, Tip 2 diabetes mellitus

AyakDengeDiabetes mellitus+6
Melis Usul
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Investigation of the quality of life of children with cerebral palsy according to their level of functionality

The study aims to evaluate the quality of life of children with Cerebral Palsy (CP) according to their functional levels. A descriptive study was conducted in hospitals in Diyala, Iraq between April 15, 2022 and September 10, 2022. A total of 150 children between the ages of 4 and 12 were included in the study. The sociodemographic characteristics of the children and parents were recorded by face-to-face evaluation method by asking the parent. The functional levels of the children were determined by the researcher according to the Gross Motor Function Classification System (GMFCS). Their quality of life was assessed using for Children with Cerebral Plate the Arabic version of the Quality of Life-Child Scale (CP QOL-CHILD). In the statistical analysis phase of the study, frequency analysis, average comparison tests and correlation analysis were applied. In addition, Kruskal-Wallis tests checked whether the data were suitable for the normal distribution to decide on the statistical tests to be used. In the comparisons, Mann-Whitney you or Kruskal-Wallis tests were applied according to the number of groups from non-parametric tests. The relationships of the sub-dimensions with each other were determined by Sperman-Rho correlation analysis. The quality of life differs according to the functional levels of the children (p<0.05), their quality of life is highest in the parameters of feelings and functionality and social well-being and acceptance; emotional well-being and self-confidence and access to services were found to be the lowest in the parameters. In Iraq, SP children were seen to be out of school. The highest quality of life according to SP types was found to be in Atatics, then in Dyskinetics and most recently in Spstics. It was seen that

Functional competencyNursingIrak-Diyala+3
Jasım Ahmed Hameed Hameed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Post-COVID hastaların 1. ve 6. ayda fonksiyonel durum ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, post-COVID 1. ay ve 6. ayda hastaların fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi parametrelerinin değerlendirilmesi ve bu parametrelere etki eden faktörlerin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Nisan 2020-Haziran 2021 tarihleri arasında retrospektif olarak planlandı. Manisa Celal Bayar Üniversitesi, Hafsa Sultan Hastanesi, Göğüs Hastalıkları Kliniği'ne başvuran, Sars-Cov-2 enfeksiyonu tanısı alan, hastalık tanısı aldığında, 1. ve 6. ayda akciğer radyolojik görüntülemesi bulunan, 1. ve 6. ayda 6DYT ve yaşam kalitesini değerlendirmeye yönelik anketleri yapılmış olan hastalar dahil edildi. Hasta kayıtlarından 485 hasta kaydı incelendi; 188 hasta COVID-19 tanısında akciğer grafisi olmaması, 83 hasta post-COVID 1. ayda akciğer grafisi olmaması, 128 hasta da post-COVID 6. ayda akciğer grafisi olmaması nedeniyle araştırma dışı bırakıldı. COVID-19 tanısında ve takipte akciğer grafileri bulunan 86 hastadan 22'si post-COVID 1. veya 6. aydaki fonksiyonel durum veya yaşam kalitesi parametreleri anketlerinde eksik verileri olması nedeniyle çalışma dışı bırakıldı. Çalışmamıza toplam 64 hasta dahil edildi. Yaşam kalitesi parametrelerinin değerlendirmesi amacı ile SF-36, Pittsburg Uyku Kalite İndeksi, VAS ağrı skorlaması, Yorgunluk Şiddet Ölçeği ve Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği kullanıldı. Hastaların COVID-19 tanısı sırasında, post-COVID 1. ve 6. aydaki akciğer grafileri Brixia Skoru ile değerlendirildi. Fonksiyonel parametreleri değerlendirmek amacıyla 6 dakika yürüme testi (6DYT), borg dispne skalası ve mMRC kullanıldı. Post-COVID 1. ve 6. aydaki fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi parametrelerinin karşılaştırılması ve bu parametrelere etki eden faktörler değerlendirildi. Hastaların COVID-19 tanısındaki akciğer grafisi bulguları, post-COVID 1. ve 6. aydaki radyolojik bulguların seyri ve radyolojik bulgulara etki eden faktörler değerlendirildi. Ayrıca radyolojik tutulum ile yaşam kalitesi ve fonksiyonel durum parametrelerinin ilişkisi araştırıldı. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen 64 hastadan 39'u (%60,9) erkekti. 40-60 yaş grubu (%62,5) en büyük gruptu ve ortalama yaş 51,0 idi. Hastaların çoğunluğu (%43,8) hafif kilolu iken ortalama VKİ 28,9 idi. Kadın ve erkek cinsiyette VKİ ve yaş ortalaması benzer saptandı. Hastaların çoğunluğu sigara içmiyordu (%67,2), hastaların %48,4'ünde en az bir komorbidite bulunmaktaydı; hipertansiyon (%31,3) en sık izlenen komorbiditeydi. Hastaların çoğunluğu (%67,2) yatarak tedavi edilmişti. Kadın ve erkek cinsiyet arasında COVID-19 tanısı anında, post-COVID 1. ve 6. ayda ortalama Brixia skorlarında anlamlı fark saptanmadı (sırasıyla p:0,74, p:0,81 ve p:0,55). Post-COVID 1. ayda kadınlarda ortalama toplam PUKİ skoru (p:0,02) anlamlı yüksek saptandı. Kadınlarda hem post-COVID 1. ayda hem de post-COVID 6. ayda ortalama yorgunluk şiddeti skoru (p:0,05, p<0,001), efor testi sonrası borg dispne skoru (p<0,001, p:0,01) anlamlı yüksek; 6DYM (p<0,001, p<0,001) anlamlı düşük olarak izlendi. Ayrıca kadınlarda post-COVID 6. ayda ortalama VAS skoru (p:0,02) anlamlı yüksekti. Diğer yaşam kalitesi ve fonksiyonel durum parametreleri ise post-COVID 1. ve 6. ayda her iki cinsiyette de benzerdi. Sigara içen hasta grubunda COVID-19 tanısındaki, post-COVID 1. ve 6. aydaki Brixia skorları; fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi parametreleri sigara içmeyen hasta grubu ile benzer bulundu. Post-COVID 1. ayda yatarak tedavi edilen hastalarda ayaktan tedavi edilen hastalara göre ortalama 6DYM ve istirahatte ortalama SaO2 değeri anlamlı düzeyde düşük; post-COVID 6. ayda ise bu parametreler her 2 grupta benzer bulundu. Yaşam kalitesi parametreleri ise hem post-COVID 1. ayda hem de 6. ayda her iki hasta grubunda benzerdi. Yatarak tedavi edilen hasta grubunda ayaktan tedavi edilen hasta grubuna göre COVID-19 tanısındaki Brixia skoru anlamlı yüksek saptandı. Post-COVID 1. ayda Brixia skorlarında hem yatarak tedavi edilen hem de ayaktan tedavi edilen hasta gruplarında düzelme izlenmekle birlikte gruplar arasındaki fark devam etmekteydi (p:0,04). Post-COVID 6. ayda ise her iki hasta grubundaki Brixia skorları benzer bulundu (p:0,21). Tüm hastalar değerlendirildiğinde post-COVID 6. ayda post-COVID 1. aya göre toplam PUKİ skoru (p:0,01), öznel uyku kalitesi (p:0,01), uyku latansı (p:0,01), uyku bozukluğu (p<0,001), uyku ilacı kullanımı (p:0,04), gündüz işlev bozukluğu (p:0,04); SF-36 alt parametrelerinden genel sağlık skoru (p<0,001), fiziksel fonksiyon (p<0,001), fiziksel rol skoru (p<0,001), ağrı (p<0,001), vitalite (p<0,001), sosyal işlev (p<0,001), emosyonel rol skoru (p <0,001) ve mental sağlık (p:0,01) skorlarında anlamlı düzelme saptandı. Ortalama yorgunluk şiddeti skoru (p<0,001), depresyon skoru (p<0,001) ve anksiyete skorunda (p:0,02) post-COVID 6. ayda anlamlı düzelme saptandı. Fonksiyonel durum parametreleri değerlendirildiğinde post-COVID 6. ayda 1. aya göre; 6DYM (p<0,001), efor testi sonrası ortalama SaO2 değerinde (p<0,001), istirahatte ve efor testi sonrası borg dispne skoru ve mMRC skorlarında anlamlı düzelme saptandı. Post-COVID 1. ayda Brixia skorunun; SF-36 parametrelerinden fiziksel fonksiyon skoru ile negatif korelasyon (p<0,001, r:-0,418), istirahatte ve efor testi sonrası SaO2 (sırasıyla p<0,001, r:-0,423 ve p<0,001, r:-0,480) ve 6DYM ile negatif korelasyon (p<0,001, -0,508); VAS skoru ile pozitif korelasyon (p:0,04, r:0,260) gösterdiği saptandı. Post-COVID 6. ayda ise Brixia skoru ile herhangi bir yaşam kalitesi parametresi arasında korelasyon saptanmazken; fonksiyonel durum parametlerinden sadece efor testi sonrası SaO2 düzeyi ile negatif korelasyon (p<0,001, r:-0,351) saptandı. Sonuç-Öneriler: Çalışmamızda COVID-19'da hastalık ağırlığının post-COVID dönemde yaşam kalitesi ve fonksiyonel parametreleri olumsuz yönde etkilediği gözlenmiştir. Tüm hasta gruplarında hastalık ağırlığından bağımsız olarak post-COVID 6. aydaki değerlendirmemizde 1. aya göre efor kapasitesinde ve yaşam kalitesi parametrelerinde iyileşme; akciğer grafisi bulgularında düzelme saptanmıştır. Multisistemik bir hastalık olan COVID-19 tanısı almış tüm hastalar post-COVID süreçte izlenmelidir. Hastalara yaklaşık altı aylık bir süreçte yakınmalarının gerileyeceği, fiziksel fonksiyonlarının ve yaşam kalitelerinin düzeleceği konusunda bir bilgilendirme yapılması hastalığın iyileşme sürecine katkıda bulunabilir. Anahtar kelimeler: post-COVID, yaşam kalitesi, fonksiyonel durum, akciğer grafisi

COVID 19Fonksiyonel analizFonksiyonel yetkinlik+4
Işıl Sak
Manisa Celal Bayar University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alçısı olan bireylerde ağrı, hareket korkusu, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi düzeylerinin belirlenmesi

Amaç: Araştırma; alçılı bireylerde ağrı, hareket etme korkusu, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi düzeylerini belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel türdedir. Çalışmaya daha önce alçı uygulanmış, kontrol için gelen ve alçısı çıkarılacak 203 hasta dahil edildi. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu, Visual Analog Skala (VAS), Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), Alt Ekstremite Fonksiyonel Ölçeği (AEFÖ) ve SF-12 ölçekleri ile toplandı. Bulgular: Araştırmada hastaların yaş ortalaması 36,35±11,75 yıl ve %54,7'i erkektir. Bireylerin %58,6'sına düşmeye bağlı alçı uygulandığı, alçının kalma süresi ortalamasının 25,13±2,54 gün olduğu ve alçıya bağlı olarak %88,2'sinin ağrı ve %76,4'ünün kaşıntı yaşadığı saptandı. Bireylerin ölçeklerden aldıkları puan ortalamaları sırasıyla; VAS-istirahat: 3,22±1,34, VAS- aktivite: 6,18±1,55, AEFÖ: 36,05±6,30, TKÖ: 41,59±1,96, SF-12 fiziksel özet skor 34,95±5,90 ve mental özet skor 43,64±5,35 olarak belirlendi. Bireylerin TKÖ ve AEFÖ puanları ile bazı sosyodemografik özellikler arasında anlamlı fark belirlendi p<0,05). Ayrıca kaşıntı ile VAS-istirahat ağrı şiddeti arasında da anlamlı fark saptandı. Alt Ekstremite Fonksiyonel Ölçeği ile SF-12 fiziksel özet skoru arasında pozitif yönde zayıf, VAS-istirahat ağrı şiddeti ile VAS-aktivite ağrı şiddeti arasında pozitif yönde yüksek düzey ilişki bulundu (p<0,05). Sonuç: Araştırma sonucunda bireylerin VAS-istirahat ağrı şiddetinin hafif, VAS-aktivite ağrı şiddetinin orta düzeyde, kinezyofobi düzeylerinin yüksek, alt ekstremite fonksiyonel işlevi ve yaşam kalitesi fiziksel boyutunun düşük olduğu belirlendi. Anahtar kelimeler: Kırık, Alçı, Yaşam Kalitesi, Kinezyofobi, Fonksiyonellik, Ağrı.

AlçıAğrıFonksiyonel yetkinlik+3
Aydan Güleç
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lateralizasyon öngörüsüyle kadın-erkek sağ ve sol hemiplejik hastalarda denge ve motor beceri, yaşam kalitesi, fonksiyonel bağımsızlık, anksiyete ve depresyon belirtilerinin karşılaştırılması

Amaç: İnme önemli fonksiyonel sekellere yol açar, bununla birlikte yaşam kalitesini olumsuz etkiler. Çalışmamız lateralizasyon öngörüsü ile sol ve sağ hemiplejik bireylerin denge, günlük yaşam aktivitelerindeki fonksiyonel bağımsızlık, depresyon ve anksiyete belirtilerinin ve yaşam kalitesi düzeylerinin karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız hemipleji tanısı almış 20 kadın 42 erkek sol ve sağ hemiplejik bireylerle gerçekleştirildi. Hastaların denge performansı Berg Denge Ölçeği ile günlük yaşam aktivitelerindeki bağımsızlığı Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi ile değerlendirilmiştir. Depresif semptomlar Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği ile incelenmiştir. Hastaların yaşam kaliteleri EQ-5D-3L Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği ile, el tercihleri Edinburg Lateralizasyon Anketi ile değerlendirilmiştir. Tüm veriler IBM SPSS Statistics 21.0 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Sol hemisfer lezyonlu olguların depresyon ve anksiyete düzeyleri anlamlı olarak daha yüksek, fonksiyonel bağımsızlık ve yaşam kalitesi skorları daha düşük saptanmıştır. Sağlakların içinde sol hemiplejiklerin Barthel skoru sağ hemiplejiklere göre daha yüksek, sağ hemiplejiklerin depresyon seviyeleri daha yüksektir. Solakların içinde sol hemiplejiklerin Barthel skoru sağ hemiplejiklere göre daha yüksektir. Sonuç: Sağlak olup dominant tarafı felç olan hastaların; solak olup dominant tarafı felç olan hastalara göre parametrelerde daha çok etkilendiği tespit edilmiştir.

AnksiyeteDengeDepresyon+5
Başak Ezgi Ün
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diplejik ve hemiplejik serebral palsili çocuklarda fonksiyonel yürüme, denge ve fonksiyonel bağımsızlığın karşılaştırılması

Serebral palsi (SP) beynin kas tonusunu, kaba ve ince motor yetenekleri, denge kontrolü ve duruşu kontrol eden bölümlerinde oluşan beyin hasarına neden olarak hastaların yürüme yeteneklerini, dengesini ve fonksiyonel aktivitelerdeki başarısını etkiler. Bu çalışma hemiplejik ve diplejik serebral palsili çocuklarda fonksiyonel yürüme, denge ve fonksiyonel bağımsızlığı karşılaştırmayı amaçlamıştır. Irak'ın Wasit eyaletindeki üç hastanede serebral palsili 60 çocuğu içeren kesitsel bir çalışma yapıldı. Kaba Motor Fonksiyon Sınıflama Sistemi (KMFSS) düzey I-III olarak sınıflandırılan, 0-18 yaş arası 30 diplejik ve 30 hemiplejik hastanın demografik bilgileri kaydedildi. Hastalar Gillette Fonksiyonel Yürüyüş Değerlendirme Anketi (FYDA), Pediatrik Denge Ölçeği (PDÖ) ve Çocuklar için Bağımsızlık Ölçütü (WeeFIM) ile değerlendirildi. İstatistiksel analiz sonucunda, WeeFIM'de anlamlı bir fark olmamasına rağmen (p>0.05), FYDA ve PDÖ'de gruplar arasında anlamlı bir fark bulundu (p<0.05). WeeFIM'in öz bakım ve kognitif alt grupları, gruplar arasında anlamlı farklılık gösterirken (p<0.05), diğer alt gruplar istatistiksel olarak anlamlı değildir (p > 0.05). Hemiplejik serebral palsili çocuklar, diplejik serebral palsili çocuklara göre yürüme, denge ve alt ekstremite fonksiyonlarında daha iyi bulunmuştur.

DengeFonksiyonel yetkinlikHemipleji+5
Kamal Jundı Mareedh Al-aayedı
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Ivestigation of the relationship between balance and body awareness with pain and functional capacity in women with fibromyalgia

In this study, it was aimed to examine the relationship between balance and body awareness with pain and functional capacity in female patients diagnosed with fibromyalgia. 33 female patients diagnosed according to 1990 ACR diagnostic criteria and 33 healthy subjectss were included in the study. Pain was evaluated with Visual Analogue Scale (VAS) and algometer. Functional capacity was evaluated with the 6-Minute Walk Test (6MWT) and the Timed Up and Go test (TUG). The impact of the fibromyalgia was assessed with the Fibromyalgia Impact Questionnaire (FIA). Body awareness was evaluated with Body Awareness Questionnaire (BAQ). Balance was evaluated with the Biodex Balance System (BBS). When the values of the FM group and the control group were compared, a statistically significant difference was found between TUG, 6MWT, FIQ score and in some pain variables on both sides except trapezius(p<0.05). These differences were in favor of the control group. In addition, a moderately positive and significant relationship was found between functional capacity and balance in the FM group (r= 0,434, p<0.05). Moreover, a statistically significant relationship was found between pain in 16 trigger points except right and left trapezius and balance (p<0.05). As a result, it was determined that the 6 MWT score, TUG score and pain values were better in healthy female than female with FM. In conclusion, we suggest that balance and body awareness, pain and functional capacity should be assessed together when evaluating FM.

PainBody awarenessEquilibrium+5
Mensure Aslan
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Affecting factors on physical activity in patients after cardiac surgery

The heart and blood vessels make up the cardiovascular system. Heart and blood vessel problems known as cardiovascular diseases (CVD) include coronary heart disease, cerebrovascular disease, and congenital heart disease. The most common cause of mortality and disability worldwide is cardiovascular disease (CVD), and this trend is likely to continue. The cardiovascular system is susceptible to a wide range of issues, including endocarditis, rheumatic heart disease, and irregularities in the conduction system. Although CVD may directly result from a variety of etiologies, including rheumatic fever that causes valvular heart disease and emboli in patients with atrial fibrillation that result in ischemic stroke, addressing risk factors associated with the development of atherosclerosis is crucial because it is a common factor in the pathophysiology of CVD. Drug treatment, physical activity, good eating, and heart surgery are the mainstays of CVD treatment. As the number of ways to treat CVD has grown quickly, cardiac surgery has become less invasive, and deaths from CVD have gone down. The time after surgery can be hard. Physical and mental problems and symptoms, such as pain, anxiety, depression, the inability to move, breathing problems, not getting enough sleep, and feeling tired, can lower the quality of life and make it harder for the body to work. Adequate, regular physical exercise lowers the risk of subsequent cardiac events, hospitalizations, symptoms, sadness, anxiety, and enhances quality of life. Physical activity after cardiac surgery helps individuals recover, whereas inactivity can impair recovery. Even though physical exercise following heart surgery is crucial for avoiding negative outcomes, postoperative patient participation in physical activity has typically been insufficient. This study was conducted at Ibin AL-Bitar hospital for cardiac surgery. 300 patients after cardiac surgery (185=Male and 115=Female) range of their ages (18-75) years voluntarily participated in the study. Participants were selected from surgical wards in the Ibin Al-Bitar hospital for cardiac surgery during first week postoperative. Patients were evaluated with Short-Form International Physical Activity Questionnaire (SF-IPAQ), Short Form-36 health survey (SF-36), Visual Analogue Scale (VAS), pain catastrophizing scale (PCS), Tampa scale for kinesiophobia (TSK-11), Dyspnea-12 questionnaire (D-12), Pittsburgh sleep quality index (PSQI), cardiac depression scale (CDS), fatigue severity scale (FSS), 6-minute walking test (6MWT) are used as outcome measurements. All of the patients completed scales and tests during the first week postoperatively. In statistical analysis, there was a statistically significant association between the SF-IPAQ score and type of physical activity, day of assessment after surgery, VAS score (at rest and at activity), PCS, PSQI, FSS, TSK-11, D-12, CDS, 6MWT and physical functioning subscale of SF-36, P-value < 0.001. In this study we aimed to determine affecting factors on physical activity after cardiac surgery. We found that fatigue, kinesiophobia, sleep disorders, depression, dyspnea, pain and pain catastrophizing negatively affected physical activity in post-surgery cardiac patients. Also, we observed that improvement in functional capacities and qualities of lives lead to enhanced in the physical activities. December 2022, 81 pages. Keywords: Cardiovascular diseases, cardiac surgery, physical activity, pain, functional capacity, kinesiophobia, fatigue, quality of life.

PainSurgery-cardiovascularPhysical activity+6
Raed Qadrı Khudhaır Al-janabı
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The effect of extracorporeal shock wave therapy (ESWT) on spasticity and upper limb functionality in stroke patients

Spasticity is a sign or symptom of a stroke, and it can last for days or even months. Studies show that spasticity affects about 38% of people who have had a stroke. People who have had a stroke can use Extracorporeal shockwave therapy to help with spasticity, pain, and improving the way their upper limbs work. Extracorporeal shockwave therapy (ESWT) is a series of single sonic pulses with high peak pressure (100 MPa), fast pressure rise (10 ns), and short duration (10 ls) that are sent to the target area by a generator and have an energy density of between 0.003 and 0.89 mJ/mm2. Radial ESWT (rESWT) has low to medium energy, a lower peak pressure (0.1 MPa), a longer rise time (50 ls), and lasts longer than focused ESWT (200–2000 ls). In Iraq, the Wasit Disabled Rehabilitation Center has 48 patients. The people who signed up were split into two groups, A and B. Each group had 24 people. In Group A, which used conventional physiotherapy, there were 20 men and 4 women. Group B used rESWT along with conventional therapy (16 men and 8 women). As ways to measure the outcome, we use the Modified Ashowrth Scale (MAS) score, the Fugl-Meyer Assessment-Upper Extremity (FMA-UE), and the Range of Motion. In statistical analysis, there were significant improvement in both groups of patients whom treated with ESWT and without ESWT in FMA-UE. P˂0.001. It is found that ESWT has no effect on spasticity and upper extremity functionality in stroke patients. Keywords: Stroke, Spasticity, Upper limb function, Extracorporeal Shock Wave Therapy, Fugl Meyer Assessment, Range of Motion.

ESWTRange of motion-articularFunctional competency+4
Salam Khlaıf Jaber Alaasemı
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Serebral palsili çocukların fonksiyonelliği ile ebeveynlerinin kas iskelet sistemi ağrısı, yorgunluk ve yaşam kalitesi arasındaki ilişki

Serebral Palsi'li (SP) çocuğu olan ebeveynlerin çocuğunun bakımını sağlarken hem fiziksel hem de ruhsal olarak olumsuz etkilenebildikleri bilinmektedir. Ancak bu çalışmada, SP'li çocuğa sahip ebeveynlerin bedensel ve duygusal durumları ile çocuklarının fonksiyonellik seviyesi arasında nasıl bir ilişki olduğu ortaya çıkarılmak istenmiştir. Bu çalışmanın amacı SP'li çocukların fonksiyonelliğini değerlendirmek ve ebeveynlerinin kas iskelet sistemi ağrısı, yorgunluk ve yaşam kalitesini ölçüp aradaki ilişkiyi değerlendirmektir. Kendilerine SP teşhisi konmuş 4 – 18 yaş arası, ayakta durabilen ve yürüyebilen çocuklar çalışmaya dâhil edildi. Ebeveynler, çocuğun günlük karar vermesinden ve bakımından sorumlu olan kişiyse ve SP teşhisi konan çocuklar onlarla birlikte yaşıyor ise çalışmaya dâhil edildi. Ebeveynlerden ana anketleri tamamlamadan önce yaşları, eğitim düzeyleri, çalışma durumları ve medeni durumları ilgili bazı demografik bilgiler toplanıldı. SP'li çocukların fonksiyonel durumlarını sınıflandırmak için Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (KMFSS), fonksiyonelliğini değerlendirmek için Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçümü (PFBÖ), günlük yaşam aktivitelerindeki fonksiyonel dengelerini değerlendirmek için Pediatrik Denge Skalası (PDS), fonksiyonel yürüme süresini değerlendirmek için Süreli Kalk Yürü Testi (SKYT) kullanıldı. Ebeveynlerde ise kas iskelet sistemi ağrısını değerlendirmek için Genişletilmiş Nordic Kas İskelet Ağrı Sistemi Anketi, yorgunluğunu değerlendirmek için Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ), yaşam kalitesini değerlendirmek için ise Nottingham sağlık profili (NSP) kullanıldı. Sonuç olarak; SP'li çocukların fonksiyonel bağımsızlık düzeyleri ile ebeveynlerinin kas iskelet sistemi ağrı durumu arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). SP'li çocukların fonksiyonellik düzeyleri ile ebeveynlerinin yaşam kalitesi ve yorgunluk düzeyi arasında anlamlı bir ilişki görülmemiştir. Ayrıca ebeveynlerin kas iskelet sistemi ağrıyan bölge sayıları arttıkça yaşam kalitesinin azaldığı ve yorgunluk düzeylerinin daha yüksek görüldüğü ortaya çıkmıştır. Bu çalışmamızın SP'li çocukların tedavi planlamalarının yanı sıra ebeveynlerinin de rehabilitasyonunda fiziksel ve ruhsal iyiliklerinin arıttırılmasına yönelik çalışmalar yapılmasına yarar sağlayacağını düşünmekteyiz. Kasım 2022, 64 Sayfa. Anahtar Kelimeler: Ağrı, ebeveyn, serebral palsi, yaşam kalitesi, yorgunluk.

Ana-babaFonksiyonel yetkinlikKas-iskelet ağrısı+5
Ayça Nur Seyfeli
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Artroskopik rotator kılıf tamiri yapılan hastalarda erken dönem kinezyobant uygulamasının ağrı, ödem ve fonksiyon üzerine etkisinin incelenmesi

Kinezyobantlamanın cerrahi sonrası etkileri ile ilgili literatürde çok az çalışma vardır. Çalışmamızın amacı artroskopik rotator kılıf tamiri sonrası kinezyobantlamanın etkinliğini araştırmaktır. Çalışmaya artroskopik rotator kılıf tamiri yapılan 45 hasta dâhil edildi. Katılımcılar randomize olarak kinezyobantlama (KT, n=15), sham bantlama (ST, n=15) ve kontrol (n=15) olarak 3 gruba ayrıldı. Çalışmaya katılan tüm bireylere konservatif fizyoterapi programı uygulandı. Konservatif fizyoterapi programı cerrahi sorası ilk 6 haftalık süreyi kapsıyordu. KT grubundaki hastalara ek olarak kinezyobantlama yapıldı. ST grubundaki hastalara ek olarak sham bantlama yapıldı. Tedavi boyunca tüm hastaların ağrı (visüel analog skala), ödem ve fonksiyonel skorları (Western-Ontario Rotator Cuff İndeksi, Modifiye Constant-Murley Omuz Skoru, Revize Oxford Omuz Skoru, Omuz Ağrı ve Disabilite İndeksi) belirli aralıklar ile değerlendirildi. Grupların başlangıç özellikleri homojendi (p>0.05). Üç grubun zamana göre tüm değerlendirme parametrelerinde anlamlı olarak geliştiği görüldü (p<0.05). Sonuçlar grup*zaman etkileşimleri açısından incelendiğinde tüm parametrelerde gruplar arasında fark yoktu (p>0.05). Çalışma sonuçlarına göre artroskopik rotator kılıf tamiri sonrası kinezyobantlamanın etkinliği saptanmadı.

ArtroskopiAğrıEgzersiz tedavisi+7
Muhammed İhsan Kodak
Kırşehir Ahi Evran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Karpal tünel sendromu tedavisinde iki farklı kinezyo bantlama yönteminin ağrı, fonksiyon ve elektrofizyolojik bulgular üzerine olan etkinliklerinin karşılaştırılması

Karpal tünel sendromu (KTS), median sinirin el bileğinde fleksör retinakulum düzeyinde basıya uğraması sonucu oluşan tuzak nöropatidir. Kliniği ağrı, beceri ve fonksiyon kaybı, uyuşma gibi şikâyetlerden ve kas atrofisi ve güçsüzlük gibi bulgulardan oluşur. Tanı klinik olarak konulur, elektrofizyolojik çalışmalar destekleyicidir. Orta ve hafif dereceli KTS hastalarında konservatif tedavi yöntemleri ilk seçenektir. Kinezyo bantlama son yıllarda kas iskelet sistemi hastalıklarının tedavisinde oldukça yaygın kullanılan bir yöntemdir. KTS tedavisinde de etkinliğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Ancak literatürdeki çalışmalarda farklı tip kinezyo bantlama yöntemleri kullanılmıştır. Bildiğimiz kadarıyla bu bantlama yöntemlerini birbiri ile kıyaslayan bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada, KTS tanısı alan hastalarda iki farklı kinezyo bantlama yönteminin ağrı, fonksiyon ve elektrofizyolojik bulgular üzerine olan etkinliklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada klinik ve elektrofizyolojik olarak hafif veya orta dereceli karpal tünel sendromu tanısı konan 108 hasta(165 el bileği) kapalı zarf yöntemi ile 3 gruba ayrıldı. Kinezyo bantlama haftada 1 olmak üzere 3 seans, egzersiz tüm gruplarda 3 hafta toplamda 21 seans verildi. İlk gruba Button hole tekniği ile kinezyo bantlama ve egzersiz, ikinci gruba I bandı tekniği ile kinezyo bantlama ve egzersiz, üçüncü gruba ise egzersiz tedavisi verildi. Hastaların tedavi öncesi, tedavi bitimi (3. hafta) ve 12.haftada ağrı (VAS), nöropatik ağrı (DN4 anketi), fonksiyonellik ve semptom şiddeti (Boston karpal tünel sendromu anketi) ve kaba kavrama gücü (Jamar dinamometresi) ile değerlendirildi. Ayrıca tedavi öncesi ve 12.haftada hastalar EMG ile değerlendirildi. VAS ile DN4 skorlarında ki azalma, el fonksiyonlarındaki iyileşme ve semptom şiddetinde ki azalma tedavi sonrası(3.hafta) ve 12.haftada yapılan kontrollerde Button hole ve I bandı grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlıyken (p<0,05), Button hole ve I bandı grupları arasında istatistiksel olarak fark bulunmadı (p>0,05). El kavrama güçlerinde ki iyileşme 3.haftada ve 12.haftada I bandı grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlıyken (p<0,05), Button hole ve I bandı grupları arasında istatistiksel olarak fark bulunmadı (p>0,05). Median sinir duyu aksiyon potansiyelleri, birleşik kas aksiyon potansiyeli ve distal duyu latans ölçümlerinde ki iyileşmeler 12.haftada Button hole grubunda I bandı grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Distal motor latans düzeyleri ve motor ileti hızında ki iyileşme 12.haftada Button hole ve I bandı gruplarında kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlıyken (p<0,05), Button hole ve I bandı grupları arasında istatistiksel olarak fark bulunmadı (p>0,05). Duyu ileti hızında ki artış Button hole grubunda diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p<0,05). Sonuç olarak karpal tünel sendromu hastalarında egzersiz tedavisine eklenen kinezyo bantlama tedavisinin her iki yöntem de ağrı, fonksiyonellik, semptom şiddeti, kaba kavrama gücü ve EMG parametreleri üzerine olumlu etkilediği bulunmuştur. Button hole tekniği I bandı tekniğine göre EMG parametreleri açısından daha etkilidir.

AğrıElektrofizyolojiFonksiyonel yetkinlik+3
Muhammed Azad Şahin
Kırşehir Ahi Evran University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Servikal disk hernisi tanısı almış hastalarda nöral mobilizasyonun servikal postür, ağrı, yaşam kalitesi ve fonksiyonellik üzerine etkisi

Bu çalışmada, servikal disk hernisi tanısı almış hastalarda konservatif fizyoterapiye ek olarak uyguladığımız nöral mobilizasyonun servikal postür, ağrı, yaşam kalitesi ve fonksiyonellik üzerine etkileri amaçlandı. Çalışmaya 20-70 yaşları arasında 60 servikal disk hernisi tanısı almış birey katıldı. Alınma kriterlerine uyan katılımcılar randomize olarak iki gruba ayrıldı. Kontrol grubuna (n=30) konservatif fizyoterapi modaliteleri (hotpack, transkutanöz elektriksel sinir stimülasyonu (TENS), ultrason), çalışma grubuna (n=30) konservatif fizyoterapiye ek olarak radial, median ve ulnar sinirlere nöral mobilizasyon uygulandı. Kontrol ve çalışma grubuna üç hafta boyunca toplam 15 seans konservatif fizyoterapi, nöral mobilizasyon tekniği ise çalışma grubuna üç hafta boyunca haftada üç seans şeklinde uygulandı. Katılımcıların; demografik bilgileri, ağrı (Vizüel Analog Skalası), boyun aktif eklem hareketi açıklıkları ve servikal postür (tragus-duvar, C7-duvar mesafesi) değerleri kaydedildi. Katılımcılara; yaşam kalitesi (Nottingham Genişletilmiş Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi), fonksiyonellik (Boyun Özürlülük İndeksi) ve fiziksel aktivite indeksi anketleri uygulandı. Çalışma sonunda, servikal postür için değerlendirdiğimiz tragus-duvar mesafesinde çalışma grubunda belirgin bir azalma görülürken (p<0.05), C7-duvar mesafesinde fark görülmedi (p>0.05). Ağrı skorlarında ve boyun aktif eklem hareketi açıklığı değerlerinde çalışma grubu lehine fark görüldü (p<0.05). Boyun özürlülük indeksi skorunda her iki grupta da benzer iyileşme görüldü (p>0.05). Yaşam kalitesinde ise sadece ev işleri alt kategorisinde çalışma grubunda belirgin fark bulundu (p<0.05). Bu çalışmanın sonucunda, servikal disk hernisi tanısı almış hastalarda, nöral mobilizasyon tekniğinin konservatif fizyoterapi ile birlikte uygulandığında ağrı, aktif eklem hareket açıklığı, servikal postür ve yaşam kalitesindeki yetersizliklerde ek kazanımlar sağlayacağı sonucuna varıldı.

AğrıDuruşFizik tedavi+6
Tecelli Kayıran
Hasan Kalyoncu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

4-8 yaş arası pes planovalguslu çocuklarda tabanlık uygulamasının ayak yük dağılımı ve fonksiyonel kapasiteye etkisi

Bu çalışma, 4-8 yaş arası pes planovalguslu (PPV) çocuklarda tabanlık uygulamasının ayak yük dağılımı ve fonksiyonel kapasiteye etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmamızda PPV'li 27 çocuk tedavi grubunu, 26 normal (sağlıklı) çocuk ise kontrol grubunu oluşturdu. Demografik bilgilerin kaydedilmesinin ardından yaşam kalitelerinin ölçümü için hem çocuklara hem de ebeveynlerine Oxford Ayak-Ayak bileği Anketi (OxAFQ) uygulandı. Değerlendirmelere tüm çocuklara navikular yükseklik (NY) ölçümü ve subtalar açı ölçümü yapılarak başlandı. Ayak yük dağılımını değerlendirmek için yürüme analiz cihazı ile hem tedavi hemde kontrol grubunun ayaklarının ölçümleri alındı. Fonksiyonel kapasite için her iki gruba da 2 Dakika Yürüme Testi (2-DYT) uygulandı. Tabanlık üretiminin ardından tedavi grubuna tabanlıkla statik ölçümler ve 2-DYT tekrarlandı. 3 aylık tabanlık kullanım sonrası kontrol için randevu verildi. Kontrole gelen çocuklara yapılan bütün değerlendirmeler tekrar uygulandı. Tabanlık kullanımının NY üzerinde olumlu etkisi bulunmazken (p>0.05), valgus açılarının iyileşmesine etkisi olduğu bulundu (p<0.05). Yük dağılımında anlık değerlendirmede ön-arka yük dağılımlarında kontrol grubu verilerinden farklı olarak eşit dağılım görüldü. Üç aylık tabanlık tedavisi sonucunda fark görülmedi (p>0.05). Tabanlık kullanımının fonksiyonel kapasitede 3 ay içerinde yürünen mesafe miktarını artırarak iyileşmeye etkisi olduğu saptandı (p<0.05). OxAFQ Anketi ile değerlendirilen yaşam kalitesinin fiziksel ve oyun skorlarının arttığı duygusal skorun azaldığı belirlendi (p<0.05). Tabanlık uygulamasının PPV'li çocuklarda valgus açısında iyileşme, ayak yük dağılımında simetri ve fonksiyonel kapasitede gelişme yarattığı gözlendi. Tabanlıklı ve tabanlıksız dinamik ölçümlerin yapılabildiği çalışmaların yararlı olacağı görüşündeyiz.

DüztabanlıkFonksiyonel yetkinlikPes planus+3
Nigar Özgöncü
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Otozomal resesif geçiş gösteren herediter ataksili hastalarda fonksiyonel gövde eğitiminin gövde kontrolü ve üst ekstremite fonksiyonlarına etkisi

Bu çalışma, otozomal resesif geçiş gösteren herediter ataksili hastalarda fonksiyonel gövde eğitiminin gövde kontrolü, gövde salınımı ve üst ekstremite fonksiyonlarına olan etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya katılan 20 hasta tedavi ve kontrol grubu olmak üzere 10'ar kişilik 2 gruba ayrıldı. Kontrol grubundaki hastalara gövde stabilizasyon ve denge egzersizlerinden oluşan rehabilitasyon programı, tedavi grubuna ise ek olarak Nörogelişimsel Tedavi prensiplerine uygun, gövde kaslarını aktive etmeye yönelik rehabilitasyon programı uygulandı. Tedavi grubuna haftada iki gün gövde stabilizasyon-denge ve bir gün fonksiyonel gövde eğitimi, kontrol grubuna haftada üç gün gövde stabilizasyon-denge eğitimi toplam 8 hafta verildi. Çalışma başlangıcında her iki grupta ataksi şiddeti Uluslararası Ataksi Oranlama Ölçeği, gövde kontrolü Gövde Bozukluk Ölçeği ve Fonksiyonel Uzanma testi, gövde salınımları Microgate Gyko, üst ekstremite fonksiyonları 9 Dokuz Delikli Peg Testi ve Kol, Omuz ve El Sorunları Hızlı Anketi, yaşam kalitesi Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği ve fonksiyonel bağımsızlık düzeyleri Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği ile değerlendirildi. Tedavi grubunda gövde kontrolünde iyileşme, üst ekstremite fonksiyonlarında artma ve gövde salınımlarında azalma görüldü (p<0,05). Gövde kontrolü, üst ekstremite fonksiyonları ve gövde salınımları açısından incelediğinde gruplar arasında fark bulunmadı (p>0,05). Tedavi grubunda her iki üst ekstremite performansında artış görülürken, kontrol grubunda sadece dominant üst ekstremitede artış görüldü (p<0,05). Tedavi grubunun gövde dinamik dengesinde AP ve ML yönünde iyileşme görülürken, kontrol grubunda sadece AP yönünde iyileşme görüldü (p<0,05). Gövde salınımları tedavi grubunda ML yönünde, kontrol grubunda AP yönünde iyileşme gösterdi (p<0,05). Fonksiyonel gövde eğitiminin non dominant üst ekstremite performansını, gövdenin ML yönünde dinamik dengesini ve salınımını iyileştirmek için daha etkili bir yöntem olduğu belirlendi. Fonksiyonel gövde eğitimi atakside üst ekstremite fonksiyonları, gövde kontrolü ve salınımlarında iyileşme sağlamak için destekleyici bir tedavi yöntemi olarak kullanılabilir.

AtaksiBeden stabilizasyonuEgzersiz+4
Sedat Yiğit
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kronik bel ağrılı kadınlarda dansla tedavinin denge, düşme, vücut farkındalığı ve fonksiyonellik üzerine etkisinin incelenmesi

Bu çalışma dansla tedavinin kronik bel ağrılı hastalarda denge, düşme, vücut farkındalığı ve fonksiyonellik üzerine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya katılan 40 kadın hasta dansla tedavi (45,70±11,32 yıl) ve kontrol grubu (46,50±7,16 yıl) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Dansla tedavi grubundaki hastalara 8 hafta boyunca haftada 3 gün farklı dans türlerinin koreografilerinden hasta grubuna uygun olarak bireyselleştirilmiş dansla tedavi programı uygulandı. Kontrol grubu ise klasik egzersiz tedavisi programına alındı. Tüm katılımcılara programlarının başında, ortasında ve sonunda değerlendirme yapıldı. Değerlendirmede demografik bilgileri alındıktan sonra hastaların bilateral bacak uzunluk ölçümü, lumbar fleksiyon, ekstansiyon, sağ lateral fleksiyon ve sol lateral fleksiyon gonyometrik ölçümleri ve bel ve kalça çevre ölçümleri alındı. Hastalara ağrıyı değerlendirmek için McGill Ağrı Ölçeği Kısa Formu, fonksiyonelliği ölçmek için Oswestry Disabilite İndeksi, vücut farkındalığını değerlendirmek için Vücut Farkındalık Oran Anketi, algılanan sağlık düzeyini değerlendirmek için Nottingham Sağlık Profili Anketi, kinezyofobiyi ölçmek için Tampa Kinezyofobi Ölçeği ve yaşam kalitesini ölçmek için Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği- Kısa Form (WHOQOL-BREF) uygulandı ve düşme riskini değerlendirmek için "Zamanlı Kalk Yürü" testi ve dengeyi değerlendirmek için Y denge testi yapıldı. Tedavilerin sonunda her iki gruptan da tedavi memnuniyetlerini 11'li likert soruda (0= hiç memnun kalmadım, 10= çok memnun kaldım) belirtmeleri istendi. Tedaviler tamamlandığında kontrol grubunda da dansla tedavi grubunda da değerlendirilen tüm parametrelerde iyileşme saptandı (p<0,05). Ancak dansla tedavi programı eklem hareket açıklığını, fonksiyonelliği, vücut farkındalığını, yaşam kalitesini, algılanan sağlık düzeyini, dengeyi arttırmada ve ağrıyı, kinezyofobiyi ve düşme riskini azaltmada klasik tedavi grubuna göre daha etkili bulundu (p<0,05). Tedavi memnuniyetleri incelendiğinde ise dansla tedavi grubu hastalarının kontrol grubu hastalarına göre tedavi programlarından daha memnun oldukları saptandı (p<0,05). Dansla tedavi eğitiminin kronik bel ağrılı hastalarda dengeyi, vücut farkındalığını, fonksiyonelliği iyileştirmede ve düşme riskini azaltmada etkili bir tedavi yöntemi olarak kullanılabileceği sonucuna varıldı.

AğrıBel ağrısıDans+7
Elif Dinler
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Transisyonel bakım modelinin artroplasti hastalarında fonksiyonel durum, öz-etkililik ve sağlık hizmeti kullanımı üzerindeki etkinliğinin değerlendirilmesi

Günümüzde yaşlanan nüfus, artan obezite oranları, kronik hastalıklara bağlı sedanter yaşam tarzı osteoartrit'in önemini artırmaktadır. Özellikle yaşlı ve kırılgan hastaların taburculuk sonrası bakım gereksinimlerinin artması nedeniyle transisyonel bakım modeli sağlık sisteminde hasta bakımının önemli bir yönü haline gelmiştir. Bu çalışma total diz artroplastisi olan hastalarda transisyonel bakım uygulamasının hastaların fonksiyonel durum, öz-etkililik algısı ve sağlık hizmeti kullanımı üzerindeki etkinliğini belirlemek amacıyla, Şubat 2021- Kasım 2021 tarihleri arasında yapılmış, klinik randomize kontrollü bir çalışmadır. Çalışmanın katılımcılarını üçüncü basamak sağlık hizmeti veren bir hastanenin Ortopedi ve Travmatolojı Cerrahisi Kliniği'ne total diz artroplasti ameliyatı olmak için yatan hastalar oluşturmuştur. Örnekleme kabul edilme kriterleri doğrultusunda diz artroplastisi olacak olan hastalar blok randomizasyon yöntemi ile kontrol (n=35) ve deney (n=35) gruplarına atanmıştır. Deney grubu transisyonel bakım alırken kontrol grubu standart bakım almıştır. Hasta çıktılarının zamana bağlı değişimleri (ameliyat öncesi, taburculuktan 2 ve 9 hafta sonra) WOMAC (Western Ontario and McMaster Universities Osteoarthritis Index) ve AÖÖ (Artritlerde Öz-etkililik Ölçeği) ölçekleri kullanılarak değerlendirilmiş, taburculuk sonrası 2.ci, 6.cı, 9.cu hafta ve 3.cü ayda hastaların hastaneye başvurup başvurmadıkları sorgulanmıştır. Deney grubundaki katılımcılar (WOMAC¬=T2:53.60, T3:31.09; AÖÖ=T2:129.69, T3:161.00), kontrol grubuna kıyasla (WOMAC=T2:67.97, T3:42.97; AÖÖ=T2:110.29, T3:138.51) fonksiyonel durum ve öz-etkililik algısında önemli ölçüde daha fazla iyileşme göstermiştir (p<0.05). Ek olarak deney grubunun hastaneye başvuru oranlarının kontrol grubuna göre daha düşük olduğu izlenmiş, 6.cı haftadaki ölçümde istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmüştür (p<0.05). Transisyonel bakım uygulanan artroplasti hastalarının fonksiyonel durum ve öz-etkililik algılarında önemli bir iyileşme olduğu, aynı şekilde hastaneye başvuru oranlarının da azaldığı belirlenmiştir. Bu sonuç transisyonel bakım modelinin total diz artroplastisi olan hastalarda uygulanmasının teşvik edilmesi gerektiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Transisyonel Bakım, Transisyonel Hemşirelik, Diz Artroplastisi, Randomize Çalışma

ArtroplastiDiz eklemiFonksiyonel yetkinlik+2
Ayla Güllü
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Serebral palsili çocuklarda aile eğitiminin çocuklarda fonksiyonel düzey ve aktivite seviyesi ile aileler üzerine etkisi

Çalışmamızda, SP'li çocuklarda aile eğitiminin çocuklarda fonksiyonel düzey ve aktivite seviyesi ile aileler üzerine etkisi araştırıldı. Çalışma iki aşamadan oluştu. Birinci aşamada, Gaziantep il genelinde rehabilitasyon merkezlerine devam eden 3-18 yaş arası 258 serebral palsili çocuk ve ebeveyni alınarak tanımlayıcı bir çalışma yapıldı. Bu kapsamda, çocuklardaki fonksiyonel düzey ve aktivitenin değerlendirilmesinde; kaba motor durumu için Kaba Motor Fonksiyonel Sınıflandırma Sistemi (Gross Motor Function Classification System – KMFSS/GMFCS), el kullanma becerileri için Serebral Palsili Çocuklarda El Becerileri Sınıflandırma Sistemi (Manual Ability Classification System - MACS) ve iletişim becerilerini saptamak için İletişim Becerileri Sınıflandırma Sistemi (Communication Function Classification System - CFCS) kullanıldı. Aynı zamanda Pediatrik Özürlülük Değerlendirme Ölçeği (Pediatric Evaluation of Disability Inventory - PEDI), Kaba Motor Fonksiyon Ölçeği (Gross Motor Function Measurement – KMFÖ-66/GMFM-66) ve ABILHAND-Çocuk Ölçeği (ABILHAND-Kids) yer aldı. Ailelerin depresyon durumlarını belirlemek için Beck Depresyon Envanteri ve etkilenim durumları için ise Aile Etki Ölçeği (IPFAM) değerleri kayıt altına alındı. Çalışma 169 (%65,5) erkek, 89 (%34,5) kız çocuk üzerinde gerçekleştirildi, yaş ortalamaları 10,8 ± 4,6 olarak bulundu. Çalışmaya 219 (%85,2) anne, 38 (%14,7) baba dahil edildi. Fonksiyonel sınıflandırmaya göre en kalabalık grubun 97 (%37,6) ile hemiplejik SP olduğu, GMFCS skoruna göre 112 (%43,4) seviye II, MACS skoruna göre 96 (%37,2) seviye II, CFCS skoruna göre ise 94 (%36,4) seviye I'in yer aldığı gözlendi. Beck depresyon sonuçlarına göre ailelerde minimal depresyonun gözlendiği bulundu. Çalışmanın ikinci aşamasında dahil edilme kriterlerine uyan toplam 34 SP'li çocuk alındı. Çalışma ve kontrol grubu olarak her grupta 17'şer çocuk yer aldı. Çocuklar 3-6, 7-12, 13-18 şeklinde yaş gruplarına ayrılarak kapalı zarf usulü ile randomize edildi. Her iki gruba da rehabilitasyon merkezlerinde haftada 2 seans, 40'ar dakikalık rutin fizyoterapi programı uygulandı. Çalışma grubuna rutin programa ek olarak aile eğitimi verildi. Aile eğitim programı 6 hafta boyunca sürdürüldü. Her iki grup için de eğitimin başında ve 6 haftanın sonunda olmak üzere iki kez değerlendirme yapıldı. Her çocuk için birinci aşamada yer alan değerlendirme parametrelerine ilave olarak görme kabiliyetlerini tanımlamak için Görsel Fonksiyon Sınıflandırma Skalası (Visual Function Classification Scale - VFCS), yeme-içme fonksiyonlarını tanımlamak için Yeme İçme Becerileri Sınıflandırma Sistemi (Eating and Drinking Ability Classification System - EDACS) ve konuşmalarını tanımlamak için Viking Konuşma Ölçeği (Vikingen Speech Scale - VSS) uygulandı. Aileler için yine Beck Depresyon Ölçeği ve IPFAM kullanıldı. PEDI Fonksiyonel beceriler kendine bakım ölçütü ((F=1,648; p=0,208), mobilite ölçütü (F=3,994; p=0,054) ve sosyal fonksiyon ölçütü (F=0,305; p=0,585) için ön test- son test karşılaştırıldığında çalışma grubunun kontrol grubuna üstünlüğü bulunamadı. PEDI çocuğa bakan kişinin yardım düzeyi kendine bakım ölçütü (F=2,830; p=0,102) ve sosyal fonksiyon ölçütü için (F=0,005; p=0,944) anlamlı bir fark gözlenmezken, mobilite ölçütü (F=6,095; p=0,019) için çalışma grubu lehine fark olduğu bulundu. ABILHAND-Kids envanteri için (F=1,771; p=0,193) ve Aile Etki Ölçeği için (F=0,183; p=0,672) gruplar arası anlamlı bir fark saptanamadı. KMFÖ-66 testi için (F=10,703; p=0,003) ve Beck Depresyon Envanteri için (F=5,017; p=0,032) çalışma grubunda fark belirlendi. Her çocuk için ikişer adet kurgulanan GAS skorlamasında ise her hedef için çalışma grubu lehine anlamlı sonuç elde edildi (GAS1: p=0,002, GAS2: p=0,00). Sonuç olarak aile eğitim programının çocukların aktivite ve fonksiyonel durumlarını değerlendiren mobilite, el becerileri ve kaba motor ölçütleri ile hedefe ulaşma ölçeklerinde ve ebeveynlerin depresyon düzeylerinde avantaj sağladığı görüldü. Elde edilen sonuçlar göre, yapılandırılmış aile eğitim programlarının SP'li çocukların rutin tedavilerine ilave olarak uygulanmasının, çocuklardaki fonksiyonel düzey ve aktivite seviyesi ile birlikte aileler için de etkili olacağı görüşündeyiz. Anahtar Kelimeler: Serebral Palsi, Aile Eğitimi, Fonksiyonel Durum, Aktivite, ICF

Aile eğitimiFiziksel aktiviteFonksiyonel yetkinlik+2
Mehmet Ergun Kayıran
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Huzurevi ve ev ortamında yaşayan yaşlılarda malnütrisyon ve sarkopeni görülme sıklığının antropometrik ölçümlere ve fonksiyonel yeterliliklere göre değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırmada huzurevi ve ev ortamında yaşayan yaşlılarda malnütrisyon ve sarkopeni görülme sıklığının antropometrik ölçümlere ve fonksiyonel yeterliliklere göre değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma eşleştirilmiş vaka kontrol çalışmasıdır. Araştırmanın örneklemini Turgutlu ve Akhisar huzurevlerinden 78 kişi, Turgutlu ve Akhisar Aile Sağlığı Merkezlerinden 156 kişi olmak üzere, 65 yaş üstü toplam 234 yaşlı oluşturdu. Araştırmanın verileri tanıtıcı özellikler formu, Mini Nütrisyonel Değerlendirme testi ve Barthel İndeksi ile toplandı. Ayrıca araştırmacı tarafından yaşlı bireylerin el kas gücü ölçümü, deri kıvrım kalınlığı ölçümü, kilo, boy, üst orta kol çevresi, baldır çevresi, bel çevresi ölçümleri yapıldı. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma ve ki-kare kullanıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 74,82±7,62 (Min=65, Maks=97) olup büyük çoğunluğu erkek idi (%73,1). Huzurevinde kalan yaşlıların %43,6'sı malnütrisyon riski altında ve %2,6'sı malnütrisyonlu; ev ortamında kalan yaşlıların ise %53,2'si malnütrisyon riski altında ve %3,2'si de malnütrisyonlu olarak değerlendirildi. Huzurevindeki yaşlıların %71,8'inde, ev ortamındaki yaşlıların %63,5'inde sarkopeni saptandı. Huzurevinde yaşayan yaşlıların beden kitle indeksleri ve erkek huzurevi sakinlerinin kol çevresi ile malnütrisyon durumu arasında; ev ortamında yaşayan yaşlıların malnütrisyon ve sarkopeni durumları ile fonksiyonel yeterlilikleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanırken (p<0,05), diğer değişkenler arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Sonuçlar: Çalışma sonucunda her iki grupta da malnütrsiyon ve sarkopeni oranı oldukça yüksekti. Yaşlılarda malnütrisyon ve sarkopeninin erken dönemde tanılanması için tarama testleri ile yaşlıların düzenli aralıklar ile değerlendirilmesi önerilir. Key words: JWH-018, synthetic cannabinoid, hemodynamics, behavior, rat, histopathology, oxidative stress, apoptosis

AntropometriFonksiyonel yetkinlikGeriatri+6
Funda Talaz
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00

İlgili konular