Hadith
Bu konu başlığı altında 565 tez
İzmirli İsmail Hakkı'nın hadis anlayışı
Darûlfunûn İlahiyat Fakültesi'nde verilen derslerden biri Hadis Tarihi'dir. Bu dersi veren âlimlerden biri de kelam, fıkıh, ahlak ve felsefe alanlarında fazlaca çalışmalara sahip olan İzmirli İsmail Hakkı'dır. İzmirli, hadis ders notlarını kitap haline getirmiş ve bunlardan bir kısmı yakın zamanda neşredilmiştir. Yapılan bu çalışmada İzmirli'nin hadis ilmi ve hadis alanındaki görüşleri, klasik hadis eserleriyle karşılaştırılmak suretiyle benzerlikler veya farklılıklar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, İzmirli'ye göre peygamber tasavvuru ve peygamberliğin gerekliliği, ilimler tasnifi içerisinde hadis ilmi ve hadis tarihi ile ilgili düşünceleri ele alınmıştır. İkinci bölümünde ise İzmirli'nin hadis anlayışını kapsayan hadis ve sünnetin tanımı, hadisin önemi, konusu ve amacı, haber/hadis taksimi, mütevatir ve âhad haber, makbul haber içerisinde sahih ve hasen hadis, merdud haber içerisinde ise zayıf ve mevzu hadis, isnadın sonu bakımından hadisler, İmâmîyye'nin hadis anlayışını tenkidi ile ilgili düşüncelerine değinilmiş ve klasik hadis usulü eserleriyle de karşılaştırmalar yapılmıştır.
Hadislerde teselli
Hadisler, İslâmî ilimler içerisinde Müslümanların inanç, ibadet ve ahlâk anlayışlarının şekillenmesinde vazgeçilmez bir konuma sahiptir. Hz. Peygamber'in söz, fiil ve takrirlerini ihtiva eden hadisler, yalnızca dinî hükümlerin aktarımını değil, aynı zamanda bireyin ruhsal iyilik hâlini destekleyen ve psikolojik dengeyi korumaya yönelik teselli edici unsurları da bünyesinde barındırmaktadır. Teselli, hayatın her aşamasında ihtiyaç duyulabilen temel bir insani gereksinimdir. Bu tez, söz konusu ihtiyacın Hz. Peygamber'in yaşantısında nasıl tezahür ettiğini ve Hz. Peygamber'in hadislerinde nasıl ele alındığını inceleyerek, hadislerde tesellinin mahiyetini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Hz. Peygamber'in beşerî yönü de dikkate alınarak, yaşantısında kendisine (s.a.s) sunulan teselliler; Hz. Peygamber'in insanların mânevî ihtiyaçlarına yönelik teselli edici yönü, insan fıtratına yaklaşımı ile insanlara verdiği teselliler araştırmamızın işaret ettiği önemli konulardan bazılarıdır. Bu çalışmanın temel amacı; teselli kavramı, insanın teselliye olan ihtiyacı ve Hz. Peygamber'in hadisleri ile teselli arasındaki ilişkiyi merkeze alarak, temel hadis kaynaklarında hem Hz. Peygamber'e sunulan tesellileri hem de Hz. Peygamber'in müminlere yönelik tesellilerini tespit etmek ve Hz. Peygamber'in teselli edici yönünü ortaya koymaktır. Araştırmanın önemli bir bölümünde bir kısım rivayetlerin teselliyle ilgili klasik hadis şerhlerindeki yorumları incelenmektedir. İncelenen rivayetlerde, Hz. Peygamber'in bir beşer olarak zaman zaman teselliye ihtiyaç duyduğu ve âyetler, yakın çevresi ile hayatında meydana gelen bazı hadiseler vesilesiyle teselli edildiği görülmektedir. Bunun yanı sıra Hz. Peygamber'in, bireysel ve toplumsal meselelerde insanların psikolojik durumlarını dikkate alarak, İslâm dininin temel değerleri doğrultusunda onların inanç dünyalarını yeniden anlamlandırmalarına katkı sağlayan çeşitli teselliler sunduğu da açıkça anlaşılmaktadır.
Muhammed Tevfik Sıdkî'nin hadis ve sünnet anlayışı
XIX. asırda İslâm dünyasında hadis ilmiyle ilgili çalışma ve tartışmaların önemli bölgelerinden biri Mısır'dır. Tevfik Sıdkî'nin zihniyetinin şekillenmesinde önemli etkisi olan Batı'nın Mısır'daki siyasi ve ilmi yapıda oynadığı etken rol İslam dininin kaynakları hakkında hususen hadis-sünnet tartışmalarında gelinen noktayı göstermektedir. Bu amaçla biz de tez konumuzu Mısırlı Tabib Muhammed Tevfik Sıdkî'nin hadis ve sünnet anlayışı çerçevesinde belirledik. Tezimiz giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde; çalışmanın konusu, önemi, amacı ve metodu belirlendi. Çalışmada izlenilen yöntem ve başvurulan kaynaklar hakkında bilgi verildi. Birinci bölümde; Muhammed Tevfik Sıdkî'nin hayatı, yaşadığı dönemin ilmi ve siyasal yapısı, etkilendiği şahsiyetler, düşünce yapısı, peygamber ve sahabe anlayışı, Kur'an'da nesh meselesine bakışı ve eserleri hakkında bilgi verildi. İkinci bölümde ise Tevfik Sıdkî'nin hadis ve sünnet anlayışı üzerinden Kur'an-sünnet ilişkisi, akıl-sünnet ilişkisi, sünnetin bağlayıcılığı, hadis ve sünnet anlayışının fıkhî yorumlarına etkisi konularına değindik. Sonuç bölümüyle de tezimizi tamamlamış olduk. Anahtar Sözcükler: Sünnet, Hadis, Mısır, Muhammed Tevfik Sıdkî.
Çorum İl Müftülüğü din görevlilerince 2007-2011 yılları arasında hazırlanan hutbelerdeki hadislerin tahrici
Hadis ilmi açısından Hz. Peygamberimizin Hadis-i Şerif'lerinin bizlere kadar sa- hih bir şekilde gelmesine vesile olan hadis âlimlerimizin geride bıraktıkları Hadis kitap- ları, kuşkusuz biz Müslümanlar için büyük bir hazinedir. Vaaz ve hutbe hazırlayan her- kesin mutlaka başvurması gereken hadis kitaplarından gereken faydayı sağlaya- bilmesi için belli bir hadis tarih ve edebiyatı bilgisine sahip olması gerekir. İşte biz de Çorum İl Müftülüğü Din Görevlilerince 2007-2011 Yılları Arasında Hazırlanan Hutbelerdeki Ha- dislerin Tahribi, isimli çalışmamızla din görevlilerinin hadis bilgilerini değerlendirmeye çalıştık. Giriş bölümünde, dinlerdeki mabet hakkında bilgi verilmekte özelliklede İslam dininin mabedi olan camilerle ilgili Kur'an ayetlerine ve Hadislere yer verilmiştir. Bi- rinci bölümde diğer dinlerde mabet olgusunu ve bu mabetlerdeki ibadetleri, dinlerin ma- betlerindeki irşat faaliyetlerini ele alırken özelliklede İslam dininde camilerin önemi- ni, İslam toplumundaki fonksiyonlarını, Camilerde yapılan irşat faaliyetlerinden olan vaaz ve hutbelerin izahını yapmaya, vaaz ve hutbelerde dikkat edilmesi gereken konuları ele aldık. İkinci bölümde; ise Çorum Müftülüğü Din Görevlilerince hazırlanan hutbelerdeki hadisler tespit edilip, Arapça metinlerinin orijinalleri anlamları ile beraber yazıldıktan sonra bu hadislerin tahrîci yapılmıştır. Hadislerin tahrîcinde başta Kütüb-ü Tis'a'dan faydalanılmış. Ancak Kütüb-ü Tis'a'da hadislerin bulunamadığı durumlarda ise diğer hadis kaynaklarına başvurulmuştur. Sonuç bölümünde ise, din görevlilerinin hadis ede- biyatı bilgileri ve hadis kaynaklarını kullanabilme bilgi ve becerileri hakkında bir değer- lendirme yapılmıştır.
Buhârî'nin el-Edebü'l-Müfred adlı eserindeki aile konulu hadislerin din eğitimi açısından değerlendirilmesi
Aile; toplumun gelişimini ve devamlılığını sağlayan, bir toplumun diğer toplumlar arasındaki statüsünü belirleyen bir kurumdur. Çünkü toplumu meydana getiren her birey, ilk eğitimini ailede alır. Aile, toplumun yapısında belirleyici bir role sahip olduğu gibi toplumda yaşanan değişim ve gelişmeler de aile kurumunun yapısını ve niteliklerini şekillendirmektedir. Özellikle XX. yüzyılda sanayi devrimi ile başlayan ve köyden kente göç ile devam eden toplumsal değişim; aile kurumunu da etkilemiş, yeni aile tipleri ortaya çıkarmıştır. Yaşanan bu değişimle birlikte ailelerin dinî davranış ve eğitim anlayışı da yeniden biçimlenmiştir. Bu araştırma;Buhârî'nin el-Edebü'l-Müfred adlı eserinde geçen aile konulu hadislerin günümüz din eğitimi yöntem ve ilkeleri doğrultusunda incelenmesiyle, günümüz ailesinin din eğitimi anlayışına katkı sağlamayı hedefleyen bir değerlendirmedir.Araştırmada, Hz. Peygamber'in ailede din eğitimi konusunda nasıl rol model olabileceği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırma betimleyici bir tez niteliğinde olup araştırmada belgesel tarama modeli kullanılarak içerik çözümlemesi yapılmıştır. Araştırma sonucunda kentleşme, göç, kitle iletişim araçları, sanayileşme ve modernleşme gibi etkenlerin; aile, akrabalık ve komşuluk gibi sosyal kurumların din eğitimi açısından işlevini olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Bu bağlamda,Hz. Peygamber'in din eğitiminde kullandığı metodların; modern din eğitimi yöntem ve teknikleriyle örtüştüğü, bu konuda ailelere rol model olabileceği tespit edilmiştir. Araştırma, M. Yaşar KANDEMİR tarafından iki cilt olarak tercüme ve şerh edilen el-Edebü'l-Müfred adlı eserle sınırlandırılmıştır. Eserin Tahlil Yayınları'ndan çıkan 2. baskısı kullanılmıştır.
Sahîhayn rivayetleri özelinde şirk meselesi
Bu çalışma; Buhârî ve Müslim'in el-Câmiu's-Sahîh adlı eserlerinde şirk konusunda tahrîc edilen rivayetlerin değerlendirilmesini kapsamaktadır. Çalışma; bir giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde konu ile alakalı kavramsal çerçeve bağlamında, tevhid, şirk, küfür, cahd/cühûd, nidd, misl, kizb, zulüm, nifâk, iftira ve küfrân kavramları ele alınmıştır. İlk bölümde, özellikle Buhârî'nin konuya dair bâb başlıklarında yer verdiği âyetler çerçevesinde Kur'ân-ı Kerîm'e göre şirk meselesi; itikâdî, toplumsal ve âhiret boyutları ile irdelenmiştir. İtikad ile ilgili hükümlerin tetkik edildiği kısımda, Allah'ın şirkten münezzeh oluşu ve şirkin zulmün bir çeşidi kabul edilmesi konuları; toplumsal boyutlu âyetlerde, müşriklerin özellikleri, Hz. Peygamber'in şirk koşmamak üzere biat alması ve müşriklerle savaş meseleleri; âhiretle ilgili âyetlerde ise şirkin bağışlanmayacak bir günah olması, amelleri boşa çıkarması, azap sebebi kabul edilmesi ve şefaate engel oluşu meseleleri tetkik edilmiştir. İkinci bölümde ise Sahîhayn rivayetleri özelinde şirk meselesi yine itikad, ibadet ve toplumsal olmak üzere üç boyutlu incelemeye tabi tutulmuştur. İtikad ile ilgili haberlerde, şirkin en büyük günah oluşu, itikâdî nifak meselesi, Ehl-i kitabın müşrik olarak nitelenmesi ve müşrikler tarafından Allah'a denk kabul edilen varlıklar konuları; ibadetle ilgili rivayetlerin işlendiği kısımda, müşriklerin yaptıkları ibadetler; toplumsal boyutlu hadislerde ise dönemin özellikleri, müslümanlara karşı tutumları, müslümanların müşriklerle ilişkileri ve müşriklerle savaş meseleleri etraflı bir şekilde incelenmiştir.
Ammâr B. Yâsir'in hayatı ve siyasi hadiselerdeki rolü
"Ammâr b. Yâsir'in Hayatı ve Siyasi Hadiselerdeki Rolü" konulu tez çalışmasında Ammâr b. Yâsir'in hayatı ve mücadelesi ilk kaynaklar ışığında ele alınmıştır. Kronolojik sıralama dikkate alınarak hazırlanan bu çalışmada, Ammâr b. Yâsir'in özellikle Fitne Dönemi'ndeki tavırlarının sebepleri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Tezimiz dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm olan Risalet Dönemi'nde; Ammâr b. Yâsir'in soyu, Müslüman olduktan sonraki hayatının Mekke- Medine'deki yılları ve Hz. Peygamber ile olan yakın ilişkisi incelenmiştir. İkinci bölümde; Ammâr b. Yâsir'in ilk üç halife dönemindeki hayatı ele alınmış, Hz. Ali taraftarlığının belirginleşmesinin seyri aktarılmıştır. Üçüncü bölümde; Hz. Ali'nin halifeliğinde Ammâr'ın aktif görev alışı ve Hz. Ali'ye olan desteği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Son bölümde ise; Ammâr b. Yâsir'in kişiliği, hakkında söylenenler ve siyasi fikirleri tahlil edilmeye çalışılmıştır. Hz. Peygamber'in vefatından kısa bir süre sonra Müslümanlar siyasi anlaşmazlığa düşerek birbirleri ile mücadele etmek durumunda kalmışlardı. Bu siyasi anlaşmazlık sonraki yıllarda siyasi ayrılıklara ve itikadi kamplaşmalara dönüşerek günümüze kadar Müslümanları etkilemeye devam etmiştir. Bu çalışmada, siyasi mücadelenin aktörlerinden biri olan Ammâr b. Yâsir'in hayatı incelenerek bu ayrışmanın nedenleri bulunmak hedeflenmiştir. Anahtar Kavramlar: Ammâr b. Yâsir, sahabi, Hz. Ali, siyaset, hilafet
Hadis edebiyatında din hizmetleri –imam-hatip ve müezzin kayyım örneği
Bu çalışma; Kütüb-ü Sitte diye bilinen, Buhârî ve Müslim'in Sahih'leri; Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî ve İbn Mâce'nin Sünen'leri çerçevesinde, Din hizmetlerinden olan İmam-Hatip ve Müezzin-Kayyım meslekleriyle alakalı rivâyetleri konu almaktadır. Çalışma; iki bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölüm'de; kavramsal çerçeve bağlamında, imam, hatip, hutbe, müezzin, ezan, kayyım, vâiz, vaaz, cami, mescid, mihrap ve minber terimleri ele alınmıştır. Bu bölümde tarihsel bilgilere, kronolojik olarak yer verilmiş, konular hadis rivâyetleri bağlamında ele alınmamıştır. İkinci Bölüm'de ise; imam-hatip ve müezzin-kayyımlıkla alakalı hadis rivâyetleri ele alınmıştır. Bu bölüm kendi içerinde iki bölüm halinde oluşturulmuştur. İlk bölümde imam-hatiplikle; ikinci bölümde ise, müezzin-kayyımlıkla alakalı rivâyetlere değinilmiştir. Konu bağlamında ise genel olarak bu mesleklerin önemi, bu meslekleri yapan ilk kişiler, bu mesleklerle alakalı olan ve günümüzle doğrudan bağlantılı olan rivâyetler ele alınmıştır. Bu çalışmayla; din hizmetlerinden olan bu mesleklerin, hadis edebiyatında genişçe bir yer tuttuğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Hadis rivâyetleri çerçevesinde bu iki müessesenin tarihi seyri ele alınmış; etkili bir din görevlisinin vizyon ve misyonu belirlenmeye çalışılmıştır. Meseleye muteallık rivâyetlerin değerlendirilmesi neticesinde, özellikle bu alanda çalışan din görevlileri için rehberlik edilmesi hedeflenmiştir.
Muhtelifü'l-hadîs ilmi çerçevesinde İbn Huzeyme'nin Sahîh'i
Malum olduğu üzere Muhtelifü'l-hadîs, hadîs ilimleri içerisindeki en zor disiplinlerden biridir. Bununla birlikte, hicrî ikinci asrın son çeyreğinden itibaren bu sahaya dair pek çok kayda değer eser ortaya konmuştur. Bu bağlamda bizim çalışmamızda da; hicrî üçüncü asır âlimlerinden İbn Huzeyme'nin mezkûr disipline ilişkin yorumları, mukayeseli olarak değerlendirmeye tabi tutulmaktadır. Giriş ve üç bölümden oluşan çalışmanın Birinci Bölüm'ünde; İbn Huzeyme'nin hayatı ve ilmî kişiliği ile kavramsallaşma sürecinde Muhtelifü'l-hadîs ilminin gelişim safhaları ele alınmakta; İkinci Bölüm'de, müellifin hadisçi kimliği, gerek senet gerekse metin merkezli tetkîke açılmakta; Üçüncü Bölüm'de ise bu ilme ait kriterler, İbn Huzeyme'nin kullanışı açısından örnekler eşliğinde tespite çalışılmaktadır. Yaşadığı dönem itibarıyla farklı mezhebî eğilimlere mensup ulema tarafından görüş ve eser türünden bu ilme dair oluşmuş birikim yanında, alanın bir diğer otoritesi olan İbn Huzeyme'nin tetkîke konu edilmesi; kendisinin fikir ve tasarrufları üzerinden farklılığını ortaya koyacak ve ilgili disiplin içerisindeki yerinin görülmesine katkı sağlayacaktır. Anahtar Kavramlar: Muhtelifü'l-hadîs, İbn Huzeyme, Teâruz, Müşkil, İhtilâf
Mukâtil b. Süleyman'ın tefsir nakillerinin güvenilirliği -Ali b. Ebî Talha nakilleri ile metin karşılaştırması-
Ali b. Ebî Talha (ö.143/760) tefsire ilişkin ilk yazılı metinlerden birini yazmış veya yazdırmıştır. Bu tefsir sahifesi, İbn Abbâs'a ulaşan isnada sahip tefsir nakilleri içinde en güvenilir olması bakımından önemlidir. Tefsir tarihinde, günümüze ulaşmış ilk tam tefsir olma özelliğiyle Mukâtil b. Süleyman'ın (ö.150/767) Tefsîrü'l-Kebîr'i de büyük bir önemi haizdir. Vahiy dönemine yakınlığı nedeniyle ayrıca önemli olan ve erken dönem tefsir metinleri hakkında bilgi veren bir eserdir. Hiçbir eser müellifinden ve döneminden bağımsız düşünülemez. Mukâtil hakkındaki itham ve tenkitler kendisi gibi tefsirinin de önemli bir kesim tarafından bir müddet değer görmemesine ve görmezden gelinmesine neden olmuştur. Yaşadığı dönemin siyasî ve itikâdî anlamda oldukça çalkantılı olması, müfessire yöneltilen eleştirilerin ne kadar haklı olduğu sorusunu akla getirmektedir. O dönemde hem siyaseten hem ilmî bakımdan etkin olan ehl-i hadis anlayışının bu tenkitlere temel olduğu görülmektedir. Zira Mukâtil hakkındaki tenkitlerin, Mukâtil'in siyasetle iç içe olması ve tefsirini yazarken benimsediği usul olmak üzere iki temel neden etrafında toplandığı görülmektedir. Nitekim onun, döneminin halifeleri ile görüşmesi, siyasî-itikâdî tartışmalarda yer alması dikkat çekmektedir. Tefsirinde izlediği yol ve yöntem dönemin anlayışının aksi yönünde olmuştur. Mukâtil'in, çoğu zaman isnad kullanmayarak alışılmışın dışında bir yol tutması, ehl-i hadis tarafından ne müfessirin üslubuna ne de onun tefsir nakillerini hadis rivayetlerinden ayrı tutmasına hamledilmiştir. Ayrıca Mukâtil'in, kendi dönemindeki yaygın nakil anlayışından ayrıldığı gibi tefsir yazımı itibariyle de kendine has bir yol izlediği görülmektedir. Öncelikle tüm Kur'ân'ı tefsir etmesi, rivayet ve dirayeti birlikte kullanmakla birlikte rivayete olan bağlılığı ve gerek sebeb-i nüzûl olarak gerek müphem ifadelerin tafsilinde İsrâilî bilgiye çokça başvurması göze çarpmaktadır. Yukarıda bahsedilen verilerden hareketle çalışmamızın ilk bölümünde Ali b. Ebî Talha'ya nispet edilen sahifenin otantikliğini sorguladık. Ayrıca Mukâtil hakkında onun Müşebbihî, Mürciî veya Zeydî olduğu yönündeki ithamların, gerekçeleri de nazarıdikkate alınarak, müfessirin tefsir çalışmasında bir karşılığı olup olmadığını inceledik. Ayrıca bu iddiaları yaşadığı bölge ve dönemin şartları içerisinde değerlendirdik. İsrâiliyatı kullanımı hususu dışında, sözü geçen ithamların onun tefsirinde karşılığı olmayan, dönemsel ve siyasî boyutlu eleştiriler olduğu sonucuna ulaştık. İkinci bölümde ise Mukâtil'in güvenilirliğini tespit etme noktasında, İbn Abbâs'a nispet edilen en güvenilir isnada sahip Ali b. Ebî Talha nakilleri ile Mukâtil b. Süleyman'ın Tefsîrü'l-Kebîr eserindeki tefsir nakillerini mukayese ettik. Bunun sonucunda Mukâtil b. Süleyman tefsiri ile Ali b. Ebî Talha nakillerinin yüksek oranda benzerlik gösterdiği sonucuna ulaştık. Bununla birlikte ikisinin farklılaştığı hususların Mukâtil'in Ali b. Ebî Talha'dan literal anlamda rivayete bağlılık konusunda daha ileri olmasından kaynaklandığı söylenebilir. Ayrıca bu mukayeseden elde edilen, manen benzerlik gösteren ve lafzen farklılık arz eden bir kısım nakillerin Taberî nakilleri ile karşılaştırılmasıyla da Mukâtil b. Süleyman'ın tefsir nakil geleneğiyle uyumu olduğu görülmüştür. Buradan hareketle Ali b. Ebî Talha ve Mukâtil b. Süleyman'ın tefsir malzemelerinin ortak bir kaynağa ait olabileceğini söylemek mümkündür. Dolayısıyla Mukâtil b. Süleyman'ın tefsir nakilleri, tefsir nakil geleneği içinde kendisine yer bulmaktadır. Onun nakillerinin güvenilirliği hususundaki tartışmaların ise hadis nakil geleneği kriterleriyle değerlendirilmesinden kaynaklandığı ayrıca hakkındaki suçlamaların siyasî-itikâdî ideolojik temelli ithamlar olduğu görülmektedir.
Hadislerin sıhhatini belirlemenin ictihâdî oluşu
Hadîslerin sıhhatini belirlemenin ictihâdî oluşunu konu alan tezimizle, rivâyetlerin sıhhatinin tespitinde ictihâdın rolü ortaya konulmaya çalışılmış, bu bağlamda; muhaddislerce ve fakîhlerce hadîsleri değerlendirmede etkin rol oynayan kriterlerin ictihâdî olduğuna, ictihâdın âlimlerin hadîslere farklı hüküm vermelerindeki etkisine değinilmiştir. Bu bilgilerden hareketle de aynı rivâyetin, sahîh, hasen, zayıf ve mevzû gibi birbirinden farklı hükümlere konu olmasındaki sebebin ne olduğunun anlaşılması hedeflenmiştir. Çalışmamız giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte araştırmanın konusu, amacı, kaynakları ve yöntemi hakkında bilgilendirmede bulunulmuş, Tezin Birinci Bölüm'ünde konu ile ilintili bazı kavramlara ve bunlara ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. Çalışmanın İkinci Bölüm'ünde, tarihî süreçte ictihâd kapısının açık olup olmadığı tartışmaları bağlamında İbnü's Salâh'ın görüşüne temas edilmiş, ayrıca âlimlerin onun görüşüne yaklaşımları kronolojik olarak özetlenmiştir. Bununla birlikte hadîslerin sıhhatini tespitte özellikle hadisçilere göre etkin rol oynayan hadîs usûlü ve cerh-ta'dil ilminin teşekkülünde ictihâdın etkisi ele alınmıştır. Araştırmanın Üçüncü Bölüm'ünde ise hadisçilere ve fıkıhçılara göre sahîh hadîsin şartlarına ve fıkıhçıların zayıf hadîsleri sahîh olarak kabul etmelerine yol açan bazı alternatif metotlara yer verilmiş, ayrıca bu bölümde aynı ilmî disipline mensup âlimlerce rivâyetlerin farklı hükümlere konu olmasına örneklerle temas edilmiştir. Tüm bu verilerden hareketle de hadîslerin sıhhatini tespitte ictihâdın rolü ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmamızda son olarak ulaştığımız bazı tespitlere yer verilmiştir.
Şehir merkezli müsnedler ve Ahmed b. Hanbel'in Müsned isimli eseri çerçevesinde Müsnedü'l-Kûfiyyîn örneği
Çalışmamızda Ahmed b. Hanbel'in el-Müsned adlı eserinin muhtevasında yer alan Müsnedü'l-Kûfiyyîn bölümü râvi, mervî açısından incelenmiş ayrıca ilgili kısmın Kütüb-i Sitte diye bilinen Buhârî, Müslim ve Tirmizî'nin el-Câmi'leri, Ebû Dâvûd, Nesâî ve İbn Mâce'nin es-Sünen isimli yapıtlarına hangi ölçülerde yansıdığı mukayeseli bir şekilde tetkik edilmiştir. Tez bir giriş iki bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmı hadis edebiyatının tasnif türlerine ayrılmış ve bu alana ait musannefatın oluşmasında hangi yöntemlerin izlenildiği ile sonuçlandırılmıştır. Birinci Bölümde tasnif türleri, müsnedler, şehir merkezli müsnedler ve Ahmed b. Hanbel'in el-Müsned'inde yer alan Müsnedü'l-Mekkiyyîn, Müsnedü'l-Medeniyyîn, Müsnedü'ş-Şâmiyyîn, Müsnedü'l-Basriyyîn ve Müsnedü'l-Kûfiyyîn kitaplarında bulunan râviler, naklettikleri rivâyetler ve sayıları ayrıca zikredilen her bir fasıl içerisinde tekrar eden veya ismi diğer müsnedlerde tekrarlanan sahâbiler tablolar halinde gösterilmeye çalışılmıştır. İkinci Bölümde, Müsnedü'l-Kûfiyyîn'de yer alan hadislerin hangi konuları kapsadığı, mezkûr rivâyetlerin Kütüb-i Sitte'tedeki dağılımları kitab (bölüm başlığı), bâb ve hadis numaraları şeklinde incelenmeye tabi tutulmuş ve elde edilen veriler Buhârî'nin el-Câmiu's-Sahîh'inden başlamak üzere tablolar halinde sunulmuş ayrıca tahlile tabi tutulmuştur.
Hiyel meselesi ve hadis edebiyatındaki yeri: Buhârî örneği
Müslümanların karşılaştıkları sorunları çözmek için başvurdukları alternatif yollar anlamına gelen hiyel, İslam düşünce tarihinde çok erken dönemlerden itibaren var olmuştur. Bu bağlamda Hz. Âdem'in oğulları Hâbil ve Kâbil arasında Allah Teâlâ'ya kurban takdim meselesiyle gündeme gelmiş olan bu usul, İslam öncesi Yahudilik ve Hıristiyanlıkta bazı mezvularda uygulandığı gibi Cahiliye Dönemi'nde de kimi meselelerde tatbik edilmiştir. Ayrıca Kur'an-ı Kerim'de bazı ayetlerde, Hz. Peygamber'in kimi yönlendirmelerinde ve sahâbenin de birtakım problemlere çözüm üretmelerinde hile-i şer'iyye örneklerine rastlanılmıştır. Bu usul, ilk defa çıkış yeri anlamındaki "mehâric" ismiyle Hanefîler tarafından kullanılmakla birlikte diğer mezhepler zaman zaman da olsa bu yönteme müracaat etmişlerdir. Dolayısıyla her ne kadar mezkûr yöntem Hanefîler'e nispet edilse de onlar bu durumu mutlak kabul etme yoluna gitmemişler, haramların helal yapıldığı ve bir hakkın zayi edilmesine sebep teşkil eden hileleri uygulama safhasına almamışlardır. el-Camiu's-sahîh'in bazı bölümlerini çeşitli gruplara cevap olsun diye telif eden Buhârî, eserinin hiyel kısmını da bu usulü kullanan Hanefîler'e yönelik rivayetler bağlamında kaleme almış bu doğrultuda o, hukukî tasarruflarda şekli esas alan ve bu şekilde de hileli işlemlerin geçerli olduğunu söyleyenlere karşılık teklifte niyetin dikkate alınması gerektiğini belirterek aykırı bir duruş sergilemiştir. Böylece mezkûr yaklaşımı ile hilenin sünnete muhalefet etmek manasına geldiğini belirtmiş ve bu hususun Müslüman ahlakına yakışmayacağını beyan etmiştir. İşte Buhârî tüm bu anlatılanlar çerçevesinde namaz, zekât gibi ibadetler; ihtiyaç fazlası suyun kullanımına engel olmak, hibeden dönmek, neceş, gasp edilen malın durumu, şüf'a hakkı, yetim kızların mehri, nikâhta yalancı şahitlik ve eşlerin birbirleri haklarına riayet etmeleri gibi muâmelat konularında başvurulan hilelerin dine aykırılığını göstermek üzere, ilgili konularda bâb başlıkları tertip etmiş ve tahric etmiş olduğu rivayetlerle de düşüncesini desteklemiştir.
Günümüzde cihad hadislerinin anlaşılması
Günümüzde dünya kamuoyunda maalesef İslam dini, özellikle de cihat olgusu nedeniyle istilacı ve kendisi dışındaki din ve fikirlere hayat hakkı tanımayan baskıcı bir din olmak gibi temelsiz ve haksız birçok iftiraya maruz kalmaktadır. Bunun temelinde konu hakkındaki İslamî referansların hatalı ve yanlış yorumlanması neticesinde, şiddet yanlısı kesimlerin İslam ilkeleriyle bağdaşmayan ve pekçok sivil kayba neden olan eylemlerini cihat olarak kabul etmesi yatmaktadır. Bu çalışmada İslam siyasi tarihi ve hukuku açısından önem arz eden cihat ile ilgili hadisler, naslar ışığında bütüncül bir yaklaşımla ele alınmaya çalışılmakta, gerek gayrimüslimlerin gerekse de İslami fırkaların bahsedilen hatalı uygulamalar sebebiyle yanlış yorumları ve bu yorumları neticesinde edindikleri düşüncelerin hatalarına işaret edilmektedir. Ayrıca cihadın öncesi, sonrası ve icrası süreçlerinde dikkat edilmesi gereken esaslara da yer verilmekte ve cihadın tüm aşamaları hakkında genel bir yaklaşım ortaya konmaktadır. Bu ilkelerin varsa istisnai durumları, Hz. Peygamberin söz ve eylemlerinden elde edilen delillerle desteklenmektedir. Sonuç olarak İslam dininin diğer toplumlarla ilişkilerinde ilkesel olarak barışın tüm dünyada hâkim olması ve toplumların özellikle din ve inanç özgürlükleri önündeki engellerin kaldırılmasını benimsediği ortaya konmaya çalışılmaktadır. Bu bağlamda İslam'da cihadın amacı, kısımları, şartları, teşri aşamaları, cihat neticesinde ortaya çıkan ganimet ve esirlerin hukuki konumu, kölelik ve cariyeliğin statüsü gibi konular, başta ilgili hadisler olmak üzere İslam dininin temel nasları zaviyesinden karşılaştırmalı olarak incelenmektedir. Konu hakkındaki hadislerden hareketle kendilerinin Hz. Peygamber'in uyguladığı cihat anlayışını devam ettirdiklerini iddia eden şiddet yanlısı İslamî grupların hatalı yaklaşımları ortaya konmaya çalışılarak, söz konusu hadislerin diğer İslamî ilkeler ve deliller çerçevesinde nasıl yorumlanacağına dair teklifler ve tenkitler sunulmaktadır.
Ebu'l-Feyz el-Gumârî ve hadisçiliği
Mağrib, hadis ilimleri açısından seçkin bir yere sahiptir. Bölgede tarih boyunca yetişen birçok hadis âlimi İslam kültür tarihine önemli katkılarda bulunmuştur. Son dönem muhaddislerinden Ebu'l-Feyz Ahmed b. Muhammed b. es-Sıddîk, Mağrib'in yetiştir-diği önemli hadis âlimlerinden biridir. Velût bir araştırmacı olan Ebu'l-Feyz Ahmed, hadis tenkidi açısından da son dönemin öne çıkan şahsiyetleri arasında zikredilir. Ken-disini müçtehit olarak kabul etmesi, uzmanlaştığı hadis ilimleri sahasında gerek rivayet-lerin değerlendirmesi gerekse de raviler hakkında verilen cerh-ta'dîl hükümlerinin tenkidi konusunda kendine has neticelere ulaşmasını sağlamıştır. Sahip olduğu ilmî kişiliğin yanında içtihat taraftarlığı, bir tarikat şeyhi olması, Şiî düşünceler taşıması ve modern İslam anlayışına karşı mücadele etmesi, Ebu'l-Feyz Ahmed'in başta hadis ol-mak üzere çeşitli İslâmî ilimlerdeki konumunu daha dikkat çekici kılmaktadır. "Ebu'l-Feyz Ahmed el-Gumârî ve Hadisçiliği" isimli bu çalışma, yirminci asrın ilk yarısında Mağrib'in ilmî, siyasî ve sosyolojik durumu ile Ebu'l-Feyz Ahmed'in hayatı, ilmî kişiliği ve hadis tenkidinde takip ettiği metodu konu edinmektedir. Buna göre; Ebu'l-Feyz Ahmed'in yaşadığı dönemde Mağrib'in siyasi ve kültürel durumu irdelenmiş, İslam dünyasının o dönemdeki ilim merkezleri ve Mağrib'in hadis ilimleri açısından durumu değerlendirilmiş ve Ebu'l-Feyz Ahmed'in hangi metotları kullanarak rivayetler hak-kında hükme vardığı ve yerleşik usûl kurallarına ne derecede bağlı kaldığı gösterilmeye çalışılmıştır. Çalışmada Ebu'l-Feyz Ahmed'in rivayet tenkidinde hadisçilerle aynı me-todu (isnad tenkidi) kullandığı tespit edilmiştir. Ancak onu ayrıcalıklı kılan husus, ha-disçilere isnad sisteminin kullanımında ciddi eleştiriler getirmesi olmuştur. Hadisleri tashîh etmede, merdûd hadislerin makbul hale gelmesini sağlayan bazı metotları kul-lanmada son derece geniş (mütesâhil) davrandığı tespit edilmiştir.
Muslihuddin Muhammed b. Selâhaddîn el-Lârî ve Şerhu'ş-Şemâili'n-Nebeviyye adlı eserinin tahkiki
İslam dünyasında Hz. Peygamber'in söz ve fiillerinin yanı sıra fiziki özellikleri ve beşeri yönü de derinlemesine işlenmiştir. Başta et-Tirmizî olmak üzere birçok İslam alimi tarafından konu hakkında eserler kaleme alınmış, Şemâil-i Nebi adı altında azımsanmayacak sayıda metin, şerh ve haşiye türünden kapsamlı bir literatür doğmuştur. Bu çalışmada alanın önemli eserlerinden olan et-Tirmizî'nin eş-Şemâil adlı eserine şerh yazan Muslihuddin el-Lârî'nin haşiyesinin tahkik edilerek ilim dünyasına kazandırılması hedeflenmiştir. Bu bağlamda eserin el yazmaları, kütüphane ve dijital veri tabanları taranarak elde edilmiş ve orijinale yakınlığı, okunabilirliği ve uyumu açısından tahkikte baz alınabilecek yazma nüshalar tespit edilmiştir. Çalışma giriş, üç bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Giriş kısmında çalışmanın amacı, yöntemi ve kaynakları hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde yazarın hayatı ve yaşadığı dönemin siyasi, ilmî ve kültürel tarihine değinilmiştir. Bu kapsamda yazarın ilmî şahsiyeti ve eserin yazara aidiyetine dair görüşler aktarılmıştır. İkinci bölümde Şemâil türü eserlerin kısa tarihçesi verilmiş ardından da el-Lârî'nin söz konusu eseri; içerik, kaynak, yöntem, etkileşim ve literatürdeki konum açısından incelenmiştir. Ayrıca tahkikte esas alınan nüshalar hakkında bilgi verilmiş ve takip edilen yöntem okuyucuyla paylaşılmıştır. Bu çerçevede mevcut nüshalaradan yazarın nüshasına tarih ve benzerlik açısından en yakın olduğu tespit edilen nüsha asıl nüsha olarak baz alınmış diğer nüshalardan gerekli bilgiler alınarak orijinal nüshaya en yakın metnin ortaya konulması amaçlanmıştır. Üçüncü bölümde ise yazma nüshalardan yola çıkılarak hazırlanan eserin tahkikli metni verilmiştir. Çalışma sürecinde elde edilen bilgi ve bulgular sonuç kısmında sunulmuştur.
Şanlıurfa merkez ilçelerdeki mimari eserlerde kullanılan hadislerin değerlendirilmesi
İslâm medeniyet ve geleneğini inşa eden iki aslî unsur Kur'ân ve hadislerdir. Bu nedenle, mimariden âdet ve geleneklere varıncaya kadar akla gelebilecek her şey bu iki aslî unsur göz önünde bulundurularak anlaşılmalıdır. İslam toplumları tarih boyunca Hz. Peygamber'e (s.a.v.) olan bağlılıklarından dolayı, hadislere ayrı bir önem vermişlerdir. Onun sünnetini ve hadislerini hayatın her alanına yansıtmayı kendileri için bir görev addetmişlerdir. Bazı hadisler toplum hayatındaki etkisini sürdürürken, bazıları da ya kitapların sayfalarında kalmış ya da gözler önünde olmasına rağmen dikkatlerden kaçmış olabilir. İşte bu sebeple hadislerin toplumsal hayatta nasıl yer aldığı, nasıl kullanıldığı, topluma ne gibi mesajlar verdiği konuları, gün yüzüne çıkarılması ve dikkatlere sunulması gereken önemli hususlardandır. Bu tezde, Şanlıurfa'nın merkez ilçeleri olan Eyyübiye, Haliliye ve Karaköprü ilçelerindeki camiler, mezarlıklar, medrese ve dini eğitim veren lise ve ortaokularında yer alan hadislerin kaynakları ve değerlendirmeleri yapılacaktır.
Metodolojik yaklaşımın sünnet anlayışına etkisi
Sünnet, mana ve muhtevasını vahyin belirlediği, İslam'ın tebliğ, tebyin ve tatbik seyrinin tabiî sonucu, fıtrat ve dinin müşterek zeminidir. İslam'ı yaşayış biçimine istikamet olan sünnet, boyutları aşan derinlik, genişlik ve muhtevası ile dinin aslını teşkil etmektedir. Nasları doğru anlama ve anlamlandırma çabasının bir sonucu olarak ortaya çıkan ve zaman içinde sistemleşen kelam, hadis, fıkıh ve fıkıh usûlü gibi İslamî ilimler, sünnet mefhumunu, geliştirdikleri metodolojilerinin sınırları ve bağlamı içerisinde tanımlamıştır. Sınırları içerisinde birbirinden farklı sünnet yaklaşımlarının şekillendiği İslam ilim metodolojileri, sünneti ıstılahî düzlemde ele alarak, dinde kendisine tabi olunması istenen nebevî söz ve fiillere yaklaşımlar üzerinde, bazı etki ve sonuçların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Giriş ve iki ana bölümden oluşan çalışmamızın birinci bölümünde, genelde İslami ilimlere yönelik metodolojilerin, temelde ise fıkıh ve fıkıh usûlü ilimlerinin sünnete yaklaşımları incelenmektedir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise fıkıh ilminde mendup/sünnet hükmü ile isimlendirilen nebevî uygulamaların, bu hükümlerin kaynağı olan üç farklı hadis özelinde hakikatte ne ifade ettiği izah edilmektedir. Sonuç kısmında ise, çalışmamız ile dikkat çekmek istediğimiz husus, tezde yer alan bilgiler ve verilerden hareketle değerlendirilmektedir.
2019-2020 yılları arasında cuma hutbelerinde kullanılan hadislerin değerlendirilmesi
Kur'an ve Sünnet, İslam Medeniyeti'nin birbirinden ayrılmayan iki önemli unsurudur. Sünnet, Kur'an'ı açıklama hususunda Kur'an'dan sonra ilk kaynaktır. Hz. Peygamber zamanında bizzat kendi ağzından çıkan sözler, yaptığı fiiller veya sükût ettiği haller hem Hz. Peygamberin vefatından önce hem de Hz. Peygamberin vefatından sonra gerek şefevî gerekse kitabi olarak nesilden nesile aktarılmış ve günümüze kadar sağlıklı bir şekilde ulaşmıştır. İnsanlara dînî bilgileri ulaştırma, dîni öğretme hususunda vasıta olan hutbelerde de âyet ve hadislere sıkça yer verilmiştir. Biz de bu tezimizde 2019 - 2020 yılları arasında T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın cuma hutbelerinde kullandığı hadislerin sıhhat durumunu ve genel içerik olarak incelemesini yapacağız. Günümüzde cuma hutbelerinin merkezî olarak, Türkiye'nin her yerinde aynı okutulması, bu konunun önemini ortaya koymaktadır. Türkiye'nin her yerinde aynı hutbe okutulmaktadır ve bu hutbeler muhâtap kitlenin dînî algısının oluşmasında büyük paya sahiptir. Bu sebepten, hutbelerde hangi konuların işlendiği, hangi hadislerin okutulduğunun bilinmesi, hem ülkemizde nasıl bir dînî anlayışın olduğunu kavramamıza hem de bu alanda ne gibi değişiklikler yapılması gerektiği hususunda bizlere yardımcı olacaktır. Araştırmamız 2019 ve 2020 yıllarında T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın cuma hutbelerinde kullandığı hadislerin ayrı ayrı incelemesini içermektedir. İncelediğimiz hadislerin sıhhati hakkında çeşitli âlimlerin görüşlerine yer verilmiş, bölüm sonlarında da genel değerlendirmeler yapılmıştır.
"Erkeklere Kadınlardan Daha Zararlı Bir Fitne Bırakmadım" hadisinin tahrîci, tenkîdi ve değerlendirilmesi
Aklın, bilgi ve ahlaka yegane kaynak olarak görülmeye başlandığı son yüzyıllarda vahyin alanı daraltılmış, insan aklının ermediği hususları reddetme yoluna gidilmiştir. Şüphecilik öne çıkarılmış, kimi yerel kültürler İslam'a mal edilmiştir. Ataerkil gelenek adı altında Hz. Peygamber'in (s.a.v.) sahih hadisleri de bu çerçeve içinde değerlendirmeye alınmıştır. Bu bağlamda Resûlullah'ın (s.a.v.) "Erkeklere kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmadım" hadisi akla uymadığı ve kadınları değersizleştirdiği iddiası ile kimi çevrelerce uydurma sayılarak reddedilmiştir. Bu hususu dikkate alarak çalışmamıza konu ettiğimiz bu hadisin bütün ana kaynaklarda rivayet edildiği tarafımızdan tespit edildi. Hadisi, sahabî olan Üsâme b. Zeyd ve Saîd b. Zeyd, Hz. Peygamber'den (s.a.v.) merfu olarak rivayet ettikleri görüldü. Hadisin Ebû Dâvûd'un Sünen'i dışında Kütüb-i Sitte'de yer aldığı, gerek sened gerek metin bakımından üzerinde pek çok çalışmalar yapıldığı anlaşıldı. Günümüzde eleştiri konusu yapılan 'kadının fitne' olarak gösterilmesi hususu araştırıldı. Hadis şarihlerinin bu hadisi Al-i İmrân 3/14. ayet ile eşleştirdikleri görüldü. Bütün bunlar göz önünde bulundurularak tez iki bölümden meydana getirildi. Birinci bölümde hadisin tahrîci yapıldıktan sonra sened ve metin tenkîdine geçildi. Hadisin bütün râvileri hakkında bilgi verildi. İkinci bölümde hadisin muhtevası incelendi ve 'fitne' kelimesi detaylı bir incelemeye tâbi tutuldu. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) ilgili hadis ile kastettiği mana araştırıldı.
Diyanet İşleri Başkanlığının yayımladığı hutbelerde yer alan hadislerin tahric ve değerlendirilmesi (2015-2018 yılları)
İslam dininin başlangıcından itibaren camiler Müslümanların hayatında önemli bir yere sahip olmuştur. İslam'ın ilk yıllarından itibaren her yaş ve kesime hitap eden camiler bugün de aynı şekilde işlevini sürdürmektedir. Camiler yaygın eğitim faaliyetlerinin yürütüldüğü kurumların başında gelmektedir. Burada yapılan eğitimlerden en önemlisinin hutbeler olduğunu söyleyebiliriz. Dini hitâbet çeşitlerinden biri olan hutbe Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminden günümüze kadar önemini korumuş ve korumaya devam edecektir. Hutbede ele alınan konular dini esasları öğretmek, ahlaki değerleri hatırlatmak ve hayatın hızlı değişimiyle birlikte ortaya çıkan sorunlara değinmesi münasebetiyle hutbeyi daha önemli hale getirmektedir. Bununla birlikte ele alınan konularda hadislerden yararlanma niteliğini önemli hale getirmektedir. Sünnetin hayatımıza yansımasına ve yaşatılmasına katkı sağlayan hutbelerde hadis kullanımı, hadislerin kullanıldığı kaynaklar ve sıhhat derecesinin incelenmesini gerekli kılmaktadır. Bu sebeple bu çalışmada cami eğitimine değindikten sonra Diyanet İşleri Başkanlığının (2015-2018) yıllarına ait hutbelerinde yer alan hadislerin tahrici yapılmıştır. En son hadislerin kullanılması, kaynak kullanımı, sıhhat derecesi gibi açılardan ne derece titiz davranıldığı değerlendirilmiştir.
"Sözlü kültürü ve hadisleri dikkate almaması bakımından"Kur'âncılık düşüncesinin eleştirisi ve Ercümend Özkan
Bu çalışmada Kur'âncıların, tefsir türü eserlerinde sözlü kültür ürünü olan hadislere genel olarak yer verip vermedikleri araştırılmıştır. Ayrıca İslam'ın ilk dönemlerinin sözlü ve yazılı kültürel ortamının göz ardı edilmesine, "Sadece Kur'ân" sloganının kaynağına ve 19. yüzyıldan itibaren yeniden ortaya çıkmasının tarihsel sürecine değinilmiştir. Kur'âncıların Peygamber dönemi sözlü kültürü göz önünde bulundurmadan hareket etmeleri incelenirken de önde gelen şahsiyetlerin eğitim durumları, eğitim aldıkları ülkeler ve bazılarını etkileyen oryantalistler vb. bilgilerden yola çıkılarak görüşlerinin zaman içerisinde nasıl evrilip evrilmediği incelenmiştir. Son olarak da Türkiye'deki Kur'âncılardan olan Ercümend Özkan'ın hayatı ve düşünceleri ile İslam'ın ilk dönemlerinde topluma hakim olan şifahi kültüre ve hadislere yaklaşımı genel olarak kendi yazdığı eserlerden yararlanarak bilimsel bir şekilde açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar sözcükler: Kur'âncılar, Sözlü Kültür, Tefsir, Hadis, Ercümend Özkan
"Allah'ım ona kitabı ve hikmeti öğret hadisi çerçevesinde Abdullah b. Abbâs'ın hadis ilmindeki yeri
Hz. Peygamber'in kendi ümmeti için toplu dualarda bulunduğu ve bunun yanında şahsa özel dua ettiği de vakidir. Çalışmamızda Hz. Peygamber'in amcazadesi olan Abdullah İbn Abbâs'a, çeşitli şekillerde ve çeşitli sebeb-i vürutlarla rivayet edilen duasının İbn Abbâs'ın ilmine ve ashabın onun ilmine gösterdikleri saygıda herhangi bir etkisinin olup olmadığı incelenmiştir. Ayrıca çalışmamızda İbn Abbas'ın Cebrail'i (a.s.) görmesi ve onun ilim sahibi olacağı hakkında Hz. Peygamber'e haber vermesi de yapılan dua ile ilişkilendirilerek açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır. İnceleme yapılırken özellikle birinci el kaynaklara ulaşılmaya çalışılmış, bu kaynaklara erişilememesi durumunda ikinci el kaynaklara başvurma yoluna gidilmiştir. Kaynaklardan elde edilen senet ve metin değerlendirmeleri neticesinde 'hikmet, fıkıh, kitap, te'vil' kelimeleri üzerinde durulmuş ve değerlendirmeler yapılmıştır. Bu değerlendirmeler neticesinde bu duanın etki boyutu ile alakalı bir sonuca ulaşılmıştır.
Rivayetlerde hayvan figürleri ile anlatım
Hz. Peygamber insani olan herhangi bir durumda ve İslam davetinde insanlara hitap ediyordu. Onun bu hitabı bazen İslami bir emrin uygulanması için yapılan açıklamada, bazen de ümmetine nasihati gerektirecek bir konudaki beyanında yer buluyordu. O, Mekke döneminde Arapçayı en iyi bilen bir kavmin içinde onlara kendi diliyle hitap etti. Bu daveti kabul eden etmeyen herkes onun hitabında, dili kullanımında asla bir kusur bulmadığı gibi aksine onun hitabına hayran kalmışlardı. Özellikle Mekke döneminde ne söylediği belli olmayan bir peygamberle karşı karşıya kalsalardı, o gün hiç şüphesiz muarızları bunu bir itiraz gerekçesi olarak kullanmaktan asla çekinmeyeceklerdi. O, dili süslü değil ancak anlaşılır, özlü ve hikmetli bir şekilde anlam yüklü söylerdi. Dinleyeni yormadan, anlamının da dışına çıkmadan maksada uygun ifadeler kullanırdı. Belagat ve Arap dili tabiriyle fasih bir üsluba sahipti. Peygamberler gönderildiği topluluğa Allah'ın yüklediği mesajı en mükemmel şekilde ulaştırmakla görevlendirilmiş ve o toplumun diliyle gönderilmiştir. Zira gönderildiği toplumla dil konusunda anlaşamayan, karşılıklı konuşamayan ve onların dillerinin inceliklerini bilmeyen bir peygamberin risalet görevini hakkıyla yapması düşünülemezdi. Rivayetlerde hayvan figürleri ile anlatımın Hz. Peygamber ümmetini eğitmedeki hassasiyetini, dili kullanımındaki inceliğini ve ne denli belagat içeren bir üsluba sahip olduğunu göstermektedir. Hayvan figürleri ile anlatım aynı zamanda her insanın muttali olduğu objeler üzerinden benzetme yapıldığından evrensel bir dilin kullanımıdır. Bu vesileyle anlatılmak istenen şeyin hafızalarda en kısa yoldan daha kalıcı hale gelmesi sağlanır ve konu daha iyi anlaşılmış olur.