Handicrafts
325 theses under this subject heading
Birgi camilerinde kalemişi tezyînât
Kalemişi sanatı, daha çok sıva üzerine uygulanmakla birlikte taş, ahşap ve kumaş üzerine de uygulanan, doğal boyaların ince kıllı kalemlerle ortaya konulan bir süsleme çeşididir. XVII. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Devleti'nde siyasi ve ekonomik yönlerden zayıflamalarla birlikte nakkaşların Batı kültürüne yönlendirilmesiyle Türk süsleme sanatında değişiklikler olmuştur. Kalemişi süslemelerinde barok ve rokoko üslûpları klâsik desenlere egemen olmuştur. Klâsik motifler yerini akantus yaprağı, perde, kandil, fiyonk motiflerine, istiridye kabuğu, deniztarağı, "C" ve "S" kıvrımlarının yanında stilize yapraklara, çiçek dolu vazolara, meyve çanaklarına ve sepetlere bırakmıştır. Tez çalışmamıza konu olan Derviş Ağa Camii ile Karaoğlu Camii, İzmir'in Ödemiş ilçesinin Birgi bucağında yer almaktadır. Derviş Ağa Camii, XVII. yüzyıla tarihlenirken Karaoğlu Camii, XVIII. yüzyıla tarihlenmektedir. Camiler süsleme açısından incelendiğinde hem dış hem de iç tezyînâtında geç Osmanlı dönemi kalemişi sanatının güzel örneklerini görmekteyiz. Yapıların kalemişi tezyînâtında perde, kandil, akantus yaprağı motifleri, "C" ve "S" kıvrımları, ağaç grupları, çiçek buketleri, stilize yapraklar, üsluplaştırılmış çiçekler farklı kompozisyon örneklerinde işlenmiştir. Yapılarda İsm-i Celâl (Allah cc), İsm-i Nebi (Muhammed sav), çehâr-yâr-ı güzîn (Ebû Bekir, Ömer, Osmân, Ali), Hasaneyn (Hasan, Hüseyin) Ashab-ı Kehf ve Bilâl-i Habeşî isimleri görülmektedir. Renk kullanımlarında mavi, yeşil, sarı, altın sarısı, kahverengi, kırmızı öne çıkan renklerdir. Birgi Derviş Ağa ve Karaoğlu Camileri, aynı döneme tarihlenen camilerle mukayese edilmiştir. Geç dönem Osmanlı tezyînâtından ortak izler taşıyan yapılarda Birgi camilerimizden farklı olarak sivil konut, medrese, cami, minare, kent tasviri, kale motifi görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Türk İslam Sanatları Tarihi, Kalemişi, Birgi Derviş Ağa Camii, Birgi Karaoğlu Camii, Geç Osmanlı.
Cam füzyon şekillendirme tekniği ve kişisel uygulamalar
"Cam Füzyon Şekillendirme Tekniği ve Kişisel Uygulamalar" araştırması, cam şekillendirme teknikleri içinde özelikle cam füzyon tekniğinin, cam sanatçıları ve akademik çalışmalar adına ilgi çeken bir konu olması nedeniyle seçilmiştir. Teknik, ısı ile cam şekillendirme tekniklerinden birisi olup başta Mezopotamyalılar olmak üzere 4000 yıldır uygulandığı bilinmektedir. Cam üfleme borusunun gelişimine kadar, yaklaşık 2500 yıl boyunca küçük cam nesnelerin yapışması için birincil yöntem olarak kullanılan teknik cam sanatında ayrı bir öneme sahiptir. Bu çalışmada tekniğin sanat ve eğitim açısından önemi vurgulanmaya çalışılmıştır.Çalışmada öncelikle camın tanımı, tarihsel gelişim süreci, sanatsal açıdan çağdaşlaşma süreci ve cam şekillendirme teknikleri ele alınmış, cam füzyon tekniğinin tanımı, gelişimi incelenmiş ve bu tekniği uygulayan sanatçılardan bazı örneklere yer verilmiştir. Camın, cam füzyon fırını içindeki sınırlılıklarının da incelendiği bu araştırma kapsamında tanım ve tüm teknik gelişim süreçleri ve bu süreç içinde nasıl bir değişim içinde olduğu gibi konular detaylıca incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın özü olan cam sanatının günümüzde en yaygın kullanım türlerinden biri olan cam füzyon uygulamalarında, bir atölyenin nasıl olması gerektiği ile ilgili bir model kurgulanmış ve kişisel cam füzyon uygulamalarına yer verilmiştir. "Cam Füzyon Şekillendirme Tekniği ve Kişisel Uygulamalar" başlığı ile temel alınan standartlar doğrultusunda oluşturulmak istenen atölye koşullarında dikkat edilmesi gereken kurallar, sağlık ve güvenlik öncelikli bir yaklaşım ile kullanılan alet ve malzemelerin özellikleri gibi konulara değinilmiştir. Türkiye ve dünyadaki cam füzyon atölyesi örnekleri incelenmiş ve cam füzyon atölyesi oluşturmada yeni bir bakış açısı oluşturulmaya çalışılmıştır.
Şiraz nakkaşhaneleri ve resimli şehnameler (1470-1500)
Bu çalışmanın konusunu, İran edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan ve Firdevsi (ö. 411/1020) tarafından 11. yüzyılın başlarında tamamlanan Şehnamenin Şiraz kentinde 1470-1500 yılları arasında üretilen resimli örnekleri oluşturmaktadır. Belirlenen zaman aralığında hazırlanmış olan örnekler içerisinden Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi koleksiyonunda bulunan sekiz nüsha H.1515 (1478), H.1489 (1482-83), H.1506 (1486), H. 1507 (1494), R. 1542 (1494), H.1491 (1495), H.1508 (1498), H.1478 (1490) ile Staatsbibliothek zu Berlin (Berlin Eyalet Kütüphanesi)'de bulunan tek nüsha (Ms.or.fol.4255/ 18 Haziran 1489) çalışmamız kapsamına alınmıştır. Bu tez kapsamında 16. yüzyıla kadar Şiraz'daki politik durum hakkında bilgi verilmiştir. Akkoyunlu Beyliğinin (1340-1514) siyasi tarihine bakılmıştır. Önemli bir el yazması üretim merkezi olan Şiraz'ın kitap üretimindeki yerine değinilmiştir. Böylece odaklandığımız dönem için siyasi ortam tanıtılmış ve sanatsal alt yapı belirlenmiştir. Resimli Şehname geleneği 1470 yılına kadar ele alınmış ve çalışmanın odaklandığı dönemden önce var olan resimli örnekler incelenmiştir. Konu kapsamında ele aldığımız dokuz Şehname nüshasının incelemesi yapılmıştır. Nüshaların resim üslubu, sayfa tasarımları, tezhip özellikleri irdelenmiş ve değerlendirmeleri yapılmıştır. Bu incelemenin önemli bir bölümünü yazmalarda yer alan resimlerin ikonografik çözümlemeleri oluşturmuştur. Yapılan incelemede, konu kapsamında ele alınan Şehname nüshalarının birbirlerine benzeyen özellikleri ortaya çıkarılmış, sahip oldukları özgün yönleri belirlenmiştir. Böylece Şiraz nakkaşhanelerinin söz konusu dönemdeki üretimi hususunda değerlendirme yapılabilmiştir.
Tekstilde shibori ve stencil baskı tekniğinin sanatsal uygulamaları
Giyim, insanların ve toplumların kendilerini ifade biçimidir. Kültürlerin zamanla sosyal, ekonomik, teknolojik gelişmelerle evrim geçirdiği bir niteliktir. Japon kültürü çok eski bir geleneğe sahiptir. Geçmişten geleceğe ışık tutmaya devam etmiştir. Günümüzde birçok sanatçı Shibori tekniklerinden yararlanmış ve bu sanatın tüm dünyada tanınmasını sağlamıştır. Shibori kumaşı üç boyutlu ele almayı tercih eder. Shibori Japonca'da boyama işleminden önce kumaşın, çeşitli yöntemlerle bükülmesi, sıkıştırılması, dikilmesi katlanması veya sıkıştırılması ile kumaşın boyama işlemine verilen isimdir. Japon shibori, yüzlerce kumaş işleme metodunu içeren genel bir kavramdır. Bu sayede kumaş üzerinde birçok teknikler kullanılarak renkli ve artistik tasarımlar gerçekleştirilebilmektedir. Deneysel çalışmalarda farklı kumaş ve iplikler ve farklı teknikler kullanılmıştır. Her bir kumaşta ki etkileşimi izlenmiş, kullanılan malzeme ile değişen renk ve form farklılıkları gözlenmiştir. Kumaş yüzeyinde oluşan üç boyutluluk ve renk geçişleri gözlenerek, stencıl baskı tekniği ile bütünleştirme ve etkileri amaçlanmaktadır. Shibori sanatı ile stencıl baskı tekniğini birleştirerek görsel sanatlar da yeni bir ekol elde etmeyi hedeflemektedir. Stencıl ve shiborinin birleşmesiyle, uzak doğu kültürünün batıyla sentezlenmesi amaçlanmaktadır. Son bölümde geleneksel el sanatları olan shibori'yi, Osmanlı El sanatlarıyla birleştirerek yeni bir tarz oluşturulmuştur.
Yazının tarihsel sürecinde bir yazı kültürü olarak kaligrafive Türkiye'deki gelişimi
Yazı şüphesiz insanlık tarihi açısından en önemli buluşların başında gelir. Mağara duvarlarına çizilen resimlerle başlayan bu serüven hesap tutmak için kil tabletler üzerine işlenen resim yazılarına, resim yazısı olan piktogramlara daha sonraları düşünce yazısı diyebileceğimiz ideogramlara evrilmiştir. Bu gelişim içerisinde ses içeren fonetik yazılara nihayet akrofoni yöntemi ile sesli yazı formlarından oluşan alfabeler şekillenmeye başlamıştır. Yazıların çeşitli yüzeylere işlenme süreci yazının kalıcılığı, okunaklığı ve çoğaltılabilirliği gibi bazı sorunları da beraberinde getirmiştir. Yazının işleneceği alanlara sığdırılması ve harf aralarındaki boşlukların okunabilirliğini artırması gibi etkenler yazıların belli bir form ve düzene göre yazılmasını gerektirmiştir. Matbaanın icadına kadar geçen sürede önemli eserler el ile yazılır kopya edilir ve çok zahmetli işlemlerden geçirilerek kitaplaştırılırdı. Yazıların belli form ve biçimlere göre yazılması, insan gözünün daha güzeli araması, alfabe yazı formlarının belirli estetik düzenlere göre şekillendirilmesi kaligrafi sanatının doğuşunu hızlandırmıştır. Bu sanat latin harfleri ile sınırlandırılmamalıdır. Kökü resimli yazı sistemine dayanan binlerce yıllık geçmişi olan Çin kaligrafisi, Japon kaligrafisi, Arap kaligrafi (hat sanatı) güzel yazıya verilen önemin evrenselliğinin önemli birer örneğidir. Osmanlı'da geleneksel sanatlara verilen önem Cumhuriyet'in ilanından sonra da önemsenmiş bilim, teknik ve sanat alanlarında önemli gelişmeler sağlanmıştır. Resim, heykel, hat ve süsleme sanatlarına önem verilmiştir. Yetiştirilmek üzere birçok yetenekli öğrenci yurt dışına gönderilmiş, yüksek okullar, enstitüler ve atölyeler açılmıştır. Millî mücadele döneminde ve Cumhuriyet'in ilanından sonra da Alfabe üzerine tartışmalar yaşanmış 1928'de harf inkılabı ile latin harflerine geçilmiş ve Türkiye'de kaligrafi sanatı farklı bir boyut kazanmıştır. Harf devrimi ile hızlı bir geçiş süreci yaşanmış bazı hattatlar güzel yazı üslubunu teknikleri ile birlikte yeni harflerde devam ettirmişlerdir. Türkiye için devrim her ne kadar sancılı da olsa bu geçiş süreci kültür, bilim ve sanatın evrenselliği sayesinde gerek usta çırak ilişkisi ile gerekse okul eğitimi sistemi ile kuşaklara aktarılmaya devam etmektedir. Çalışmamızda Türkiye tarihinde önemli yeri olan kaligrafi ustalarından ve latin kaligrafisi ile ilgilenen sanatçılardan ve eserlerinden bahsedilmektedir. Son 15 yılda ülkemizde hızlı bir gelişim gösteren kaligrafi sanatı bazı üniversitelerde bölüm dersi olarak verilmekte, özel ve resmî kurumlarda kaligrafi kursları verilmektedir. Kaligrafi sanatı ile ilgili uluslararası sergiler, sempozyum ve konferanslar düzenlenmekte, Gelişen teknoloji ile birlikte iletişim ağlarının yaygınlaşması ve görsel iletilerin çoğalması bu sanatın tanıtılması ve yaygınlaşmasını sağlamaktadır.
Anadolu el örme sanatının günümüz kıyafet tasarımına uyarlanması
İnsanlar asırlar boyunca barınma, yeme ve örtünme ihtiyaçlarını karşılamak için doğanın imkânlarından yararlanmışlardır. İnsan avladığı hayvanın derisinden, tüyünden, kemiğinden veya etrafta bulunan bitkilerin kabuğundan, dalından çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak için kullanmıştır. Hayvansal ve bitkisel liflerden zaman zaman madensel liflerden iplikler üretmiştir. Bu ürettiği ipliği doğal yollarla boyayıp ihtiyacına yönelik olarak dokumuş ve örmüş ve bu ürünlerde teknik becerisi geliştikçe yaptığı ürünü süslemiş, çeşitli anlamlar yüklemiştir. Geçmişten günümüze ülkemizde yapılan şiş ve tığ örücülüğü incelediğinde, desen özellikleri, diğer el sanatlarında kullanılan desen özelliklerine benzerlik göstermektedir. İnsanlar, desenlemede doğada bulunan bitkileri, hayvanları ve çeşitli formları ele almış, birebir kopyalamış veya stilize ederek ürünlerini süslemede kullanmıştır. Bazı desenler sadece süsleme amacı güderken, bazı desenler birçok anlamı ifade etmektedir. Özellikle tığ oyaları ve el örgüsü çoraplar Anadolu'da sözsüz iletişim aracı olmuştur. Araştırmada, geleneksel el sanatlarımız arasında olan el örgüsü ve tığ işlerini teknik, desen araç yöntemleri olarak incelemek, çağdaş tasarımlara dönüştürmek, günümüzde kullanımını arttırmak ve gelecek kuşaklara kaynaklık etmek hedeflenmektedir.
Bauhaus akımının grafik tasarımına etkisi
Bu çalışmada Bauhaus düşüncesinin ve eğitim modelinin grafik tasarımı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu kapsamda çalışmanın amacı ise, endüstrileşmenin gereksinimleri ve ülkelerin kendine özgü gerek ekonomik gerekse toplumsal yapısı üzerinde kurulan Bauhaus sisteminin grafik tasarımı üzerindeki etkilerinin irdelenmesi olarak belirlenmiştir. Bu amaç kapsamında çalışmada öncelikle Bauhaus okulunun tarihsel gelişimi, Bauhaus ile ve amaçları, manifestosu, okulun dönemleri, atölyeleri ve son olarak da sanatçıları incelenmiştir. Daha sonrasında çalışmada grafik tasarım kavramı, tarihsel süreci ve gelişimi ve çeşitli modern sanat akımlarına yer verilmiştir. Araştırma sonucunda Bauhaus okullarının örnek alınması sonucunda kurulan akademilerden mezun olan öğrencilerin sanayi sektörü açısından faydalı oldukları, el sanatları ve moda tasarımı alanlarında önemli başarılar elde ettikleri sonucuna ulaşılmıştır.
İngiltere ve Osmanlı Devleti'nde sanayi devrimi ve form algısı
Bu tezin temel amacı, Sanayi Devrimi'nin sonucunda değişen sanat algısını İngiltere ve Osmanlı Devleti örneği üzerinden değerlendirmektir. Bu tezde öncelikle Sanayi Devrimi öncesi sanat ve zanaat algısı ve ilişkileri sunulmuştur. Sanayi Devriminin kısaca tanımlanmasından sonra İngiltere'de Kraliçe Victoria Dönemi'nde Sanayi Devrimi sürecindeki yaşanan toplumsal değişimler ele alınmıştır. Sonraki bölümde İngiltere örneği üzerinden Sanayi Devrimi sonrasında sanat/zanaat alanlarında sanayileşmeden kaynaklanan problemler hakkında bilgi verilmektedir. Tezin devamında ortaya çıkan sorunlar ve değişimlere karşı çözüm getirmeye çalışan kişiler ve akımlar hakkında bilgi sunulmuştur. Ayrıca, tasarım/sanat/zanaat alanlarını sanayi ile yakınlaştırma çabalarına değinilmiştir. Daha sonraki bölümde Osmanlı Devleti'nin sanayileşme çabaları incelenmiş, Batılılaşma öncesi Osmanlı Devleti hakkında bilgi sunulmuş; ve 19. yüzyıldaki değişimler tartışılmıştır. Son olarak bir değerlendirme sunulmuştur.
Computational design in the medieval seljuk art: Learning from the hands-on creative traditions of geometric patterns
Historical examples of design production provide valuable references for non-digital calculations past. Departing from a fundamental idea that historical design processes can initiate new insights and knowledge to the design computation field, this research investigates the hands-on creative traditions of the medieval Seljuk artisan. Seljuk art encompasses the renowned visual tradition of the medieval Islamic art that is commonly cited for the geometric patterns that consist of polygons, stars and lines. The lace-like manifestation and geometrical rules beneath the patterns gained a huge attention, especially by mathematicians. Many authors have attempted to decipher the complicated geometrical principles of setting out the pattern designs. Yet, such studies generally approach patterns as end products and do not deliberate upon the design processes. The design process, in contrast, embraces an embodied knowledge that relate to material and making that impinge on design decisions. Throughout the study, due attention is given to material processes of how these designs are constructed as they are not mere form exercises from a design point of view. Artisans working under the patronage of Seljuks in Anatolia incorporated geometrical patterns to their buildings. Hence, the making of the geometrical patterns do not merely depend on visual transformations, but rather relate to the spatial qualities of the space and the architectural form. The builders and artisans of the time and region approached their tasks in a holistic manner, understanding the relations between shapes in two and three-dimensions, and across different scales. The investigations in the thesis revolve mainly on a certain medieval master builder named Muhammad al-Tusi, who owned a ceramic atelier in Konya, a central city in modern Turkey. The craftsmen working in this atelier were using a particular material, namely tile-mosaic through which they materialized geometrical patterns in tremendous diversity. This material appeared first at that time in thirteenth century Anatolia and Tusi's principal undertaking was to transfer the existing geometric pallet to this new material. The sophistication of the holistic and consistent undertaking in designing the form of the building as well as in the application of a geometry of polygons and three-dimensional forms in the tradition of the Tusi Atelier provides an insight to the design knowledge, method and thinking available at that time and in that place. The investigations establish that creative design decisions cannot merely explained with visual transformations. Craftsmanship relies on continuous involvement and the potentials provided by the new material and the knowledge gained from the hand and the eye shapes the designs. The design decisions that arise during medieval artisans' processes are still relevant from a contemporary viewpoint. Today, the inflexibility in the ways that design processes integrate technology contrasts the Seljuk artisans' interest in forming novel geometric patterns that take spatial relations into account as well. Current computational design approaches make generally use of predetermined representations that are embedded in computer-based design tools. Conversely, medieval builder's analog computations that involve the geometrical pattern adaptation to a wide variety of geometrical forms and architectural surfaces plays into creativity in much more flexible ways than those usually attributed in technology. Nonetheless, that does not mean that rule-based approaches cannot aid design processes in more suitable ways. Tusi's designs confirm that initial rules can be applied in different ways, can be comparative tools to understand what repeats and what changes in design. Although the word rule comes into conflict with creative processes to some extent, rule-based systems can operate as inventive thinking tools in design. In reflective analysis, rules benefit the designer as live documentation of possibly infinite yet interconnected alternatives of manifestations and rule-based approach to design holds potential in talking about design creatively and, with awareness. Computational design theories that use abstractions instead of deterministic ways develop formal ways that hold potentials to aid creative processes in appropriate ways. The dissertation encourages designers to use computational tools and methods. Yet, designers should not serve as the passive witnesses to the development of computational tools, rather they should search for ways to expand existing implementations by active participation.
Dünya müzelerinde Osmanlı kumaş ve halıları
Asırlar süren Osmanlı İmparatorluğu'nun, sosyo-politik gücü ve görkeminin yanı sıra, sanata karşı duruşları ve sanat zevki göz ardı edilemeyecek kadar ihtişamlıdır. Ancak Türk sanatının Osmanlı'ya gelene kadarki, tarihi sürecini de göz ardı etmemek gerekir. Kökeni ilkel devirlere kadar dayanan bu sanatın, İslamiyet öncesi devirde başlayan oluşumu, İslamiyet'ten sonra şekillenmeye başlamıştır. Türk Sanatı'nın gelişimi Osmanlı İmparatorluğu döneminde, 16.yüzyılda en nihai şeklini şeklini almıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nda verilen eserlere Batı her zaman büyük hayranlık beslemiştir. Özellikle kumaşlarının ve halıların kalitesi, özgünlüğü ve gösterişi her zaman dikkat çekmiştir. Şu an dünya müzelerinde ve özel koleksiyonlarda bu kadar çok kumaş ve halının olması, o ihtişamlı zamanlarda, yurt dışına çok fazla eşyanın çıkarıldığı sonucuna ulaşmamızı sağlamaktadır. Çoğunluğu 16. yüzyıla ait olan bu eserler, Türk sanatının o dönem ki görkemli halini de sergilemektedir. Bu araştırmada, dünya müzelerindeki kumaş ve halıları incelemeden önce, Türk süsleme sanatının gelişimi üzerine inceleme yapılmış, dönemsel gelişimi kronolojik olarak irdelenmiştir. Türk süsleme sanatının kökenine kadar inilerek başlangıcından, en görkemli zamanına kadar, hangi eserlerde ne şekilde kullanıldığını da araştırmaya dahil edilerek dünya müzelerinde yer alan Osmanlı dönemi kumaş ve halılarını da incelenerek,araştırma görsel ve yazılı kaynaklarla desteklenmiştir. Anahtar Kelime: Osmanlı Devleti, Türk sanatı, İslamiyet, Müze, Kumaş ve Halı
Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde bulunan 1984 envanter numaralı Firdevsi Şehnamesi Minyatürleri
Bu tezin konusunu Türk ve İslam Eserleri Müzesi, yazma eserler koleksiyonu 1984 envanter numaralı Firdevsi Şehnamesi nüshası oluşturmaktadır. Eser H. 956/ M. 1549 yılında Muhammed Kâtib Şirazi tarafından istinsah edilmiştir. Safevi Dönemi'ne ait Şiraz ekolü elyazmasıdır. Üzerinde Pertevniyal Valide Sultan vakıf mührü bulunan eserin hangi yolla ve ne sebeple Osmanlı eline ulaştığı bilinmemektedir. 37x23 cm ölçülerindeki elyazması 618 yapraktan oluşmaktadır. Farsça yazılan eser dört sütun düzeninde yirmi bir satır halinde yazılmıştır. Eserde toplam yirmi dört adet minyatür bulunmaktadır. Elyazması eser on iki sanatçı tarafından yedi yılda tamamlanmıştır. Herhangi bir bilimsel çalışmaya konu olmayan elyazması eser minyatürleri 16. yüzyıl Şiraz üslubunda resmedilmiştir. Dönemin Şiraz ekolü kendinden önceki dönemlerin sanatsal üsluplarını taşıması ve bu etkilerle birlikte yeni bir senteze kavuşması açısından oldukça önemlidir. Bu el yazması eserden yola çıkarak ait olduğu dönemin minyatür üslup özelliklerinin minyatürlere ne derece yansıdığı, kendinden önceki ve çağdaşı olan sanat ekollerinden ne derece etkilendiğini, bunun yanısıra çağdaşı sanat ekolleri üzerindeki etkileri belirlenmiştir.
İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesindeki T.6045 numaralı Tarih-i Feth-i Yemen minyatürleri
Osmanlı minyatür sanatı, Orta Asya'dan Anadolu'ya asırlardır devamlılığı sürdürmüş bir gelenektir. Minyatür şüphesiz, üretildiği dönemin birçok verisini bünyesinde barındıran en net belgelerdir. İncelenen eser, Koca Sinan Paşa'nın Yemen ve Tunus seferlerini konu almaktadır. Dolayısıyla söz konusu seferlerin en net belgeleri, incelenen eserin minyatürleri olmuştur. Bu bilgiler doğrultusunda, Osmanlı Devleti'nde 16. yüzyılın en önemli belgelerinden olan Tarih-i Feth-i Yemen'in 88 konu başlığı altındaki 107 minyatürü inceleme konusu olmuştur. Araştırmanın ilk aşamasında, konuyla ilgili kaynaklar tespit edilmiştir. Daha sonra söz konusu eserin minyatürleri, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi'nden temin edilmiştir. Çalışma aşamasında ilk olarak Osmanlı minyatür sanatının genel hatlarından bahsedilmiştir. Bir sonraki süreçte yazma eserin özelliklerine değinilmiştir. İncelenen minyatürler katalog başlığı altında tanımlanmıştır. Değerlendirme bölümünde minyatürlerin konuları, kompozisyon özellikleri, kompozisyonu oluşturan unsurları irdelenmiştir.
Van ve Hakkâri yöresi halılarından örnekler
Doğal şartlara, iklim koşullarına, insanoğlunun ihtiyaçları ve inançlarına bağlı olarak geçmişten günümüze kadar yüzyıllar boyunca çeşitli gelişme ve değişimler gösteren dokumacılık, kuşkusuz insanlığın en eski sanatlarından birisidir. Özellikle soğuk iklimin hâkim ve hayvancılığın yaygın olduğu yerlerde karşımıza çıkan dokuma örnekleri önceleri insanlar için bir ihtiyaç maddesi ürünü iken zaman içerisinde giderek kişisel ve mekânsal zevklere yönelik birer süs öğesi olmuşlardır. Bunun yanı sıra dokumalar, ait oldukları halkların kendine özgü kültür ve sanat anlayışını yansıtan birer belge olma niteliğini kazanmışlardır. Orta Asya'da Türklerin yaşadığı bölgelerde ortaya çıktığı ve onlarla birlikte yayılarak geliştiği kabul edilen dokuma geleneği, Selçuklular yolu ile Anadolu'ya gelmiş ve burada gelişimini sürdürmüştür. Anadolu bu yönüyle oldukça zengin bir dokuma kültürüne sahiptir. Türk kültür ürünlerinden biri olan halı, kökeni milattan önceki yüzyıllara dayanan "Dokumacılık" sanatının bir koludur. Halıcılık, Türklerin en eski el sanatlarından birisidir. Halının sadece bir örtü veya süsleme malzemesi olarak değil, Türk topluluklarında aynı zamanda bir taht örtüsü olarak ta kullanıldığı bilinmektedir. Türklerin Orta Asya'dan Anadolu'ya göçüyle beraber Orta Asya'daki halıcılık bilgileri de Anadolu'ya taşınmıştır. Dokumacılık yönünden köklü ve zengin bir geçmişe sahip olan Anadolu'da her yörenin kendine has dokuma malzemesi, teknikleri ve motif özellikleri mevcuttur. Bu anlamda Van ve Hakkâri yörelerinin Anadolu'daki önemli dokuma merkezleri arasında yer aldığı ve bu yörelerde halı dokumacılığının önemli bir yeri olduğu bilinmektedir. Bunun en önemli sebebi hayvancılığın bu yörelerde ana geçim kaynağını oluşturmasıdır. Bu sebeple bu çalışma kapsamında Van ve Hakkâri halılarından örnekler malzeme, renk, motif ve kullanılan kompozisyon açısından değerlendirmeye alınarak tanıtılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler : Dokuma, Halı, Motif, Van, Hakkâri.
Şanlıurfa Müzesi'nde bulunan etnografik madeni takılar
El sanatları Anadolu geleneksel kültürünün vazgeçilmez bir parçasını oluşturmaktadır. El sanatlarının bir kolu olan takı ilk çağlardan beri kullanılmaktadır. İlk etapta dinsel simge, büyü, statü gibi işlevsel özelliklerin ön planda olduğu takı kullanımı zamanla estetik kaygıların ön plana çıktığı bir zemine oturmuştur. Peygamberler şehri olarak da adlandırılan, son yapılan arkeolojik araştırmalarla özellikle Göbeklitepe Tapınağı'nın keşfinden sonra geçmişinin milattan önce (M.Ö.) 11.000 yıllarına kadar uzandığı tahmin edilen Şanlıurfa şehri birçok medeniyetin yaşadığı bir alandır. Burada yapılan arkeolojik kazılar, hala varlığını sürdüren mimari eserler geçmişin birer belgeleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Anadolu'da yaşamış olan zanaatkarlar çeşitli yapım ve süsleme teknikleri ile birbirinden güzel eserler üretmişlerdir. Bu eserler geçmişten günümüze açılan pencereler olup bir topluluğun tarihini, kültürünü, yaşayışını tanımlamakta bize yardımcı olmaktadır. Şanlıurfa Müzesi'ndeki bir grup etnografik takı üzerine yapmış olduğumuz bu çalışmada, eserlerin kullanılan malzeme, yapım tekniği, süsleme yöntemleri gibi özellikleri incelenmiştir. Takının tanımı, tarihçesi, takı yapım ve süsleme teknikleri değerlendirilmiş olup Şanlıurfa İli ve Müzesi tanıtılmıştır. Çalışmaya müzede bulunan 29 adet etnografik madeni eser alınmıştır. Bu eserler hakkında oluşturulan bilgi formları ile özellikleri anlatılmıştır. Ele alınan takılar Osmanlı Dönemi ve Erken Cumhuriyet Dönemine aittir. Değerlendirme bölümünde ele alınan takılar hem kendi içlerinde hem de birbirleriyle karşılaştırılarak anlatılmıştır. Elde edilen veriler sonuç bölümünde kısaca verilmiştir.
Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde bulunan bir grup ahşap eser
Tarihsel süreç içersinde önemli bir konuma sahip olan İstanbul, çağlar boyunca önemli medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Zamanla medeniyetlerin kültürel etkileşimi sonucunda kent zengin bir kültür birikimine sahip olmuştur. Kültür birikimini mimariden el sanatlarına kadar sanatın geniş bir yelpazesinde görmek mümkündür. İlk başlarda insanoğlunun temel ihtiyaçlarından doğan el sanatları, zaman içinde toplumların düşünce ve estetik duyguları yansıtmada iyi bir araç olmuştur. El sanatları ürünlerinden ahşap sanatı da bunlar arasında önemli bir yer tutar. Ahşap, doğal özelliklerinden dolayı, estetik ve sıcak dokusuyla geçmiş dönemlerden günümüze kadar sürekli tercih edilen bir malzeme olmuştur. Hayatın birçok alanında kullanılan ahşap, el sanatlarında da vazgeçilmez bir özelliğe sahiptir. Çağlar boyunca el sanatlarında kullanılan ahşap, Türk El Sanatlarında da sıklıkla tercih edilen bir malzeme olmuştur. Türklerin ahşap sanatıyla tanışmaları serüveni oldukça geçmişe gitmektedir. Orta Asya'daki kurganlardan çıkan ahşap eserler, Türklerde ahşap sanatının ne denli erken başladığını göstermektedir. Türklerin Anadolu'ya gelmeleriyle beraber ahşap işçiliği geleneği devam etmiş ve günümüze dek de süregelmiştir. Türklerde ahşap sanatı İslamiyet'ten önceki dönemlerden Osmanlının son dönemlerine kadar bir değişim ve gelişim süreci geçirdiği, eserlere uygulanan süsleme tekniği ve kompozisyonlardan anlaşılmıştır. İstanbul'un kültür birikimini sergilemede zengin koleksiyonlara sahip Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde bulunan bir grup ahşap eser incelenmiştir. İstanbul, içinde barındırdığı birçok mimari yapı ve müzelerle Türk ve İslam Sanatına ait zengin örnekleri barından önemli bir kenttir. Bu kentte bulunan Türk ve İslam Eserleri Müzesi, ahşap eserlerle beraber Türk sanatına dair pek çok ürüne ev sahipliği yapmaktadır. Araştırmaya konu olan 24 adet ahşap eser kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Eserler katalog bölümünde envanter bilgileri oluşturularak incelenmiştir. Ayrıca konunun daha iyi anlaşılması için değerlendirme ve karşılaştırma bölümlerinde de eserler hakkında bilgi verilmiştir. Elde edilen bilgi ve verilerden yararlanarak son aşamada sonuç bölümünde kısa çıkarımlarda bulunulmuştur. Sonuç bölümünün devamında ise eserlerin mevcut durumlarından yola çıkarak önerilerde bulunulmaktadır. Anahtar Kelimeler : Ahşap, Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Ahşap Sanatı, El Sanatları Sayfa Sayısı : 193 Tez Danışmanı : Dr. Öğr. Ü. Ercan ÇALIŞ
Şanlıurfa Müzesi'nde Bulunan Ahşap Eserler
Güneydoğu Anadolu bölgesinin önemli şehirlerinden biri olan Şanlıurfa, ilk çağlardan bugüne kadar önemli uygarlıklara ev sahipliği yapmış ve büyük bir kültür merkezi olmuştur. Zaman içerisinde uygarlıkların bir arada yaşamasıyla zenginleşen bu çok kültürlü yapı mimaride, sanatta ve daha birçok alanda gelişmeler göstermiştir. Bu gelişmelerin sonunda kendine has bir üslubun doğup geliştiği bir kent olan Şanlıurfa, mimari eserlerden, el sanatlarına kadar pek çok sanat eseri örnekleriyle karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla bu tarihsel geçmişin ve kültür birikiminin bir parçası olan Şanlıurfa Müzesi'nde bulunan ahşap eserler birçok açıdan değerlendirmesi yapılmış ve önemli sonuçlar elde edilmiştir. Şanlıurfa Müzesi'nde bulunan ahşap eserler, kullanılan malzeme, uygulanan teknik, süsleme programı, form ve tür farklılığı gibi özellikleri ile birlikte ele alınmıştır. Ahşabın tanımı, ağacın çeşitliliği, yapımında kullanılan malzemeler, gereçler ve teknikler, ayrıntılarıyla incelenmiştir. Bu süreçte, Şanlıurfa'nın ayrıntılı tarihi ve bölgesel konumu, müzenin tanıtımı ve mevcut durumu hakkında da ayrıca bilgiler verilmiştir. Çalışmamızın amacı doğrultusunda, Şanlıurfa Müzesi depolarında muhafaza edilen ahşap eserlerden 6 adet ve teşhirde bulunan eserlerden de 14 adet olmak üzere toplam 20 adet eser değerlendirilmeye alınmıştır. Bu çalışmanın sonunda Osmanlı dönemi ile Erken Cumhuriyet döneminden günümüze önemli eserlerin ulaştığı görülmektedir. Konunun daha iyi kavranması açısından envanter çalışmasından sonra bir değerlendirme ve karşılaştırma yapılarak, farklı bölgelerdeki örneklerle eserlerin benzer ve farklı yönleri belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın sonunda tanıtılan eserlerden elde edilen bilgilerden bir sonuca varılmış ve öneriler dile getirilmiştir. Bu çalışmanın toplumda iyi bilinç oluşturmasının vesile olacağını ve ayrıca araştırmacıların, ilgili kurumların dikkatini çekeceğini temenni ederiz.
Şanlıurfa Müzesi'ndeki Osmanlı Dönemi madeni mühürler
Mühürler, toplumların hayatında önemli bir yeri vardır. Özellikle Osmanlı Döneminde Padişahtan, okuma yazma bilmeyen vatandaşa kadar herkesin ve her makamın bir veya birçok mührü bulunmaktaydı. Geçmişten günümüze mühür; devletlerin, değişik yönetimlerin bazen önemli kişilerin bir egemenlik, güç, hâkimiyet nişanesi olmuştur. Özellikle devlet işlerinde, resmi yazışmalarda verilen emrin kesinliğini, doğruluğunu, yazı üzerindeki mühür ispatlar. Resmi ve özel hayatta önemli yeri olan mühürler, içerikleri ve biçimleri kadar sanatkârının sanatı ile de dikkat çekerler. Osmanlı Dönemi mühürcülüğünde; altın, gümüş, bronz, akik, ahşap ve pirinç gibi malzemelerle imal edilen mühürlerin üzerindeki yazılarda sülüs, nesih, ta'lik, rik'a,küfi ve celi divani üsluplar kullanılmıştır. Bazen devlet içerisinde bulunan kurumların bile kendine özgü mühürleri bulunmaktadır. Yüksek Lisans Tez konum olan, Şanlıurfa Müzesinde bulunan, madeni mühürler, 18 ve 19. yüzyıllarında kullanılan genelde karye ve nahiye mühürleri olup yerel idareciler ve muhtarlar tarafından kullanılmıştır. Bu mühürler damga mühür olup bronz, pirinç bakır ve gümüşten yapılmışlardır. Mühürler üzerindeki sülüs ve celi sülüs yazılar kazıma tekniğiyle hak edilmiştir. Üzerlerinde genel olarak sahibinin ismi ve nereye ait olduğuna dair yazılar yer almaktadır. Söz konusu mühürlerin yazıları genelde dairesel formlu yüzeylere, kazıma tekniğinde sülüs ve celi sülüs yazılarla hak edilmiştir. Şanlıurfa Müzesindeki 18 ve 19. yüzyıla ait Osmanlı Dönemi mühürlerin, aynı dönem diğer örnekleri ile benzer özellikler göstermektedir. Envanter kayıtlarından söz konusu mühürlerin, Şanlıurfa müzesinin ilk açıldığı yıllarda satın alma ya da hibe yoluyla kazandırıldıkları anlaşılmaktadır. Uzun yıllar depolarda bekletilen bu mühürler, daha sonra müzenin etnografya salonunda sergilenmiştir. Müzenin Haleplibahçe'deki yeni yerine taşınmasıyla birlikte, mühürler, yeni müzede etnografik eserlerin teşhir salonu henüz düzenlenmediğinden, diğer etnografik eserlerle birlikte depoda muhafaza edilmektedirler.
Türkiye'de mahkûm emeğinin dönüşümü ve kurumsal örgütlenişi: Adalet Bakanlığı İşyurtları Kurumu Daire Başkanlığı üzerine bir çalışma
Mahpus 'un çalış (tırıl) ması, dünya genelinde yaygınlaşmış bir ıslah etme yöntemi olarak uygulanmakta fakat bu ıslah yöntemi aynı zamanda neo-liberal ekonomi politikalarının etkisiyle cezaevlerindeki üretim sürecinde önemli bir üretim faktörüne dönüşen ekonomik bir girdiyi de tanımlamaktadır. Mahkûmun çalış (tırıl) ması bazı ülkelerde cezaevlerinin özelleştirilmesi yoluyla uygulanmaktayken, Türkiye'nin de içinde olduğu bazı ülkelerde ise doğrudan devlet örgütlenmesi içerisinde yer alan bir kurum ya da bu iş için kurulmuş bir devlet şirketi tarafından yürütülmektedir. Bu çalışma mahkûm emeğinin bir değerlendirmesini yapmaya odaklanmıştır. Değerlendirmenin çerçevesini, mahkûm emeğinin siyasi-iktisadi tarih açısından anlamı ve geçirdiği dönüşümleri incelemek oluşturacaktır. Mahkûm emeğinin kullanımını düşünsel-yasal düzlemde "ıslah etme" amacı-gerekçesi ile meşrulaştıran-açıklayan devletin bu işle yetkili - sorumlu kıldığı kurum olarak İşyurtları Kurumu'nun yapısının incelenmesi, çalışma çerçevesinin içeriğini oluşturacaktır. İçeriğin bir diğer odak noktası mahkûm emeğinin Neo-liberal politikalarla bir üretim faktörüne dönüş (türül) mesi sürecini incelemek olacaktır. Bu çalışmayla ulaşılmak istenen temel hedef ise mahkûm emeğinin ve İşyurtları Kurumu'nu bir arada değerlendirerek; elde edilen bilgileri bilimsel çalışma kriterlerine uygun bir şekilde derlemek ve sunmak olacaktır.
XVIII. yüzyılda (1735-1800) Uşak'ta dokumacılık
Dokuma sanatının Osmanlı Devleti döneminde en iyi icra edildiği merkezlerden birisi Uşak'tır. Osmanlı Devletinden günümüze kadar dokumacılık Uşak'ın ekonomisinde önemli bir yer işgal etmiştir. Özellikle halı, kilim ve çuval dokumacılığı Uşak'ın ekonomisi için önemli bir kaynak olmuş, aynı zamanda şehrin dışarıya açılmasını sağlamıştır. Uşak'ın coğrafi konumu, doğal koşulları ve beşeri yapısı burada dokumacılık faaliyetlerinin bir yandan alt yapısını oluştururken, diğer yandan da gelişimine katkı sağlayan etkenler olmuştur.İlk bakışta Uşak'taki dokumacılık bilinen bir ekonomik faaliyet olarak düşünülebilir. Ancak bu çalışma sırasında incelenen döneme ait belgelerden, Uşak'ta yapılan halı, kilim ve çuval dokumacılığının Osmanlı Devleti için vazgeçilmez olduğu anlaşılmaktadır. Uşak'ta dokunan halılar Osmanlı Devleti'nin kutsal mekânlarının tercih edilen döşeme ürünlerini oluştururken, kilim ve çuvallar da Osmanlı ordusunun sefer mühimmatının önemli bir bölümünü teşkil etmektedir.
Uşak halı motiflerinin seramik yüzeylerde uygulanabilirliği ve kişisel uygulamalar
Halı, sanat tarihi ve Geleneksel Türk el Sanatlarının önemli bir alanı ve Türk gündelik yaşantısının vazgeçilmez unsurudur. Halı, dünyada ilk bulunan eşsiz halı parçası örneği Pazırık halısı ile Türklerin dünya medeniyetlerine sunduğu bir sanat ve kullanım eşyasıdır. Türk topluluklarının yaşadıkları bölgeler, gelişen yaşantı ve kültür etkileşimi ile çok zengin kompozisyon şemaları, motif, renk, sanat anlayışları ile günümüze kadar gelmiştir. Halının Anadolu'da çok fazla dokunduğu ve halı sanatını etkileyen şehirlerden biri de Uşak yöresidir. Uşak yöresinde dokunan halılar yüzlerce yıl dünyanın birçok ülkesinde istenilen, aranan ve kullanılan prestij ürünü sayılan halılar olmuştur. Uşak halı kompozisyonlarının, motiflerin ve renklerin zenginliği seramik sanatının dekor zenginliği ile birleştirilerek, seramik dekorlarının sanatsal etkisini zenginleştirilmesi düşünülerek çalışmalar yapılmıştır Anahtar Kelimeler: Halı, Seramik, Uşak
Eskişehir ili Sivrihisar ilçesi (merkez) folkloru
ÖZET ESKİŞEHİR İLİ SİVRİHİSAR İLÇESİ (MERKEZ) FOLKLORU Tahsin ALTIN Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Uşak Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Haziran 2014 Danışman: Yrd. Doç. Dr. Derya ÖZCAN Bu çalışmada Eskişehir'in Sivrihisar ilçesinin (Merkez) folklor ve halk edebiyatı ürünlerinin derlenmesi ve incelenmesi üzerinde durulmuştur. Halk arasında varlığını sürdüren fakat yazılı kaynaklarda yer almayan bazı sözlü kültür ürünlerinin gelecekte de var olmasını sağlayabilmek için halk edebiyatı ve folklor ürünlerinin toplanıp, derlenip sistematik bir şekilde kayda alınması gereği gün geçtikçe daha da önem kazanmaktadır. İşte bu tezin yazılma amacı da buradan kaynaklanmaktadır. Sahip olduğumuz kültürel değerlerin farkına vararak, onların yok olmasına engel olmaktır. Halk bilimcilerin başlıca sorunlarından olan, hızla gelişen teknoloji karşısında tekdüzeleşen ve yok olmaktan ziyade anlamsızlaşan halk arasındaki inanışlar gittikçe dayandıkları manevi temeli kaybetmektedirler. Bu çalışmanın da amacı kaybolmakta olan folklor ürünlerimize yöresel olarak bir katkı yapmaktır. Tezde yer alan bilgilerin bir kısmı yazılı kaynaklardan büyük bir kısmı ise sözlü kaynaklardan elde edilmiştir. Kaynak kişilerimiz arasında genç olanlar da bulunmaktadır fakat büyük bir çoğunluğu genellikle belli bir yaş ortalamasının üzerinde olan kişilerdir. Bu durum da bize yapmış olduğumuz çalışmanın gerçekten bir işe yarayabileceğini göstermiştir. Çünkü gittikçe kaybolan halk deyişleri, inanışları vb. bu şekilde korunabilecek; gelecek nesiller arasında kullanılmasa bile geçmişte nasıl zengin bir sözlü kültürümüz olduğunu onlara öğretecektir. Sonuçta bu çalışma halk bilimi ürünlerinin toplanması açısından her ne kadar önemliyse bölge halkının geçmişine ışık tutması bakımından da ayrıca faydalıdır. Günümüzde, geçmişe nazaran folklor ürünleri varlığını koruyamasa da yaşamakta olanları burada ele almaya çalıştık. Anahtar Kelimeler: Sivrihisar, folklor, halk edebiyatı, Eskişehir, halk kültürü
Writing in the architecture of Aydınoğlu Beylik
The study called the script in the architecture of Aydınoglu Principality consists of five chapter. In the first chapter " The history of the script", in the second chapter " The script in the arcihtecture of the Aydınoglu Principality ", in the third chapter "The constructions which belongs to the period of the Aydınoglu Principality and don't have inscription", in the fourth chapter "Possible constructions that belong to the Aydınoglu Principality", and in the fifth chapter "Archive Documents, structures belongs to Aydınoglu Principality in the itineraries and publications" are mentioned. Satisfying information is tried to be given about the 120 years of period which mentions the chapter of the history of the Aydınoglu Principality and its joining the Ottoman States' property in 1425 since principality's foundation in 1305. In the first chapter which is mentioned the history of the scrip, the begining and development of the script is given as prior knowledge and then the types of islamic script is dwelt on. It is stated that the stage of the script in architecture before Anatolian Seljuk and the journey of Islamic script evalution period in the time of Emevis and Andalus Emevis. In the second chapter, the script in the period of Aydınoglu Principality is under debate. The Works belonging to the principality period have been examined and it has been reached 15 works belonging to this period. The inscriptions belonging to this period have been identified and photopraphed, and translated into today's Turkish. What's more, the short history of structure and its present situation, the content and technique of structure, script in the construction and the place where the manuscript found are discussed one by one with meticuluous work. Among the 15 construction inscriptions belonging to Aydınoglu Principality, Izmir Emir Sultanate Shrine inscription, Tire Ulu Mosque inscription and Kiraz Isa Bey Mosque inscription are repair ones. Other 12 inscriptions are building inscrutions. Mentioned in this chapter, it cannot be reached to Tire Georgian Melek Hatun Bridge inscription and Tire Tannery Mosque inscription. In the third chapter, the construction belonging to Aydınoglu Principality period but don't have inscriptions have been discussed. 15 structures have been examined in this section. In addition to historical information relating to the construction, it has been given information about the construction of the material and tecnique. It is still very little standing and function of theseconstructions. Many of them are neglected or have taken their share of the loot from treasure hunters and cannot be used. In the fourth chapter, the constructions possibly belonging to Aydınoglu Principality have been examined and it has been reached 54 constructions in the chapter. In addition to historical information belonging to these constructions, it has been given short information about material and construction technique. In the fifth chapter, it has been discussed archive documents documents, travelogues and constructions belonging to Aydınoglu Principality which mentioned in publications. As a result of our searchs, it has been reached to 50 constructions which are mosque, masjid, palace, caravanserai, bazaar, spa, madrasah, bridge and fountains. By means of scanning of documents and searchs, in addition to historical informations belonging to these constructions, some important details have been tried to be given belonging to the construction. The studies which performed up to now, we know that there are few searchs about constructions belonging to Aydınoglu Principality. The script and inscriptions in Aydınoglu Principality architucture have partially discussed in the symposiums as report or article study and they haven't totally been examined in the terms of architectural features and artistic value of script. We, with this study, both determined the constructions of Aydınoglu Principality and introduced a different study from previous ones, have been up to now, by examining the inscriptions belonging to that period. We have classified available and unavailable consructions belonging to Aydınoglu Principality period with possible ones. I hope this study will be a good sample to searchers who'll have study in the field of script and inscriptions of Aydınoglu Principality architectur.
According to the documents in the Ottoman Archives of the Prime ministry, the carpet of Usak
Uşak carpet is the most known and most important part of Turkish carpet art. Turkish carpet art, which started in the Middle Asia with Pazırık carpets and improved in Turkistan came to the Anatolia with The Seljuk Empire. The most magnificent artifacts were produced in the subsequent Anatolian Seljuk Empire and Ottoman Empire periods in the 16th century. Uşak Carpet's reputation spread throughout the world and even depicted by famous painters. Uşak Carpet became one of the most important export products of the state upon increasing demand together with fabric and cloth weaving during the Ottoman Empire period. Usak carpets are divided into groups according to their motif and composition characteristics. Uşak carpets woven in very large sizes were made for mosques and palaces. As a result of our research, we have seen that Usak carpentry has been applied barely to the Ottoman archive records and studies have been done too few on this subject. In our thesis, the documents in the Department of Ottoman Archives are examined and Carpet weawing in Uşak, establishment of spinning mills for increased demand of carpet traders coming from abroad,increased employment opportunities, carpet exports, the reaction of the people against the mechanization titles was evaluated as a result of reading the documents.
İstanbul Süleymaniye Kütüphânesi'nde bulunan kıt'a-hat levhaları ve tezhipleri
Bu araştırmada İstanbul Süleymaniye Kütüphânesi'nde bulanan 59 adet sülüs, nesih ve muhakkak hatla yazılan kıt'a-hat levhaları ve tezhipleri, Türk-İslam san'atları içerisinde mümtaz bir yere sahip olan hat ve tezhip san'atı yönünden incelenmektedir. Seçilen bu eserler, dönemlerinin tüm özelliklerini yansıtmalarından dolayı Türk kitap sanʻatları alanında büyük öneme sahiptirler. Üç bölümden oluşan bu araştırmanın birinci bölümünde, hat san'atının tarihi gelişimi, Türk-İslam Medeniyeti'nde hat san'atının önemi, ekol sahibi Türk-Hat üstadları, Aklâm-ı Sitte, hat san'atının kullanım alanlarıyla beraber, tezhib ve ebrû san'atı hakkında teferruatlı bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde, konuyla doğrudan ilişikli olarak Türk-Hat san'atında kıt'a ve levha geleneği, levha ve kıt'a çeşitleriyle levhalarda kullanılan tekniklerle alakalı bilgiler verilmiştir. Üçümcü bölümde ise, katalogta yer alan eserlerin tahlilleri ve incelemeleri yapılmıştır. İncelenen eserler envanterleriyle birlikte dönem özellikleri, ekolleri, kâğıt, yazı, dil özellikleri, motif ve desen özellikleri bütün yönleriyle ele alınmış eserlerin karşılaştırma ve değerlendirilmesi yapılarak çalışma sonlanlandırılmıştır.