Hemşirelik hizmetleri
Bu konu başlığı altında 134 tez
Hemşirelerin iş motivasyonlarını etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi ve bir örnek uygulama
Bu çalışma cerrahi bölümlerde çalışan hemşirelerin iş motivasyonlarını etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amacı ile planlandı ve yapıldı. Cerrahi alanda çalışan hemşirelerin iş doyumu ve tükenmişlik düzeyleri sosyodemografik veriler ile beraber analiz edilip karşılaştırılarak cerrahi hemşirelerinin iş doyumu ve tükenmişlik düzeyleri ile etkisinin belirlenmesi amaçlandı. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde cerrahi alanlarda çalışmakta olan 236 hemşire örneklem olarak alınıp yüz yüze anket yöntemi ile anketler uygulandı. Veriler sosyodemografik bilgilerin yer aldığı "Sosyodemografik Bilgi Formu", "Minnesota İş Doyum Ölçeği" ve "Maslach Tükenmişlik Ölçeği" ile toplandı. Toplanan verilerin analizi için PASW® Statistics 18 istatistik paket programı kullanıldı. Tükenmişlik ile ilgili ölçekte; erkeklerin daha çok tükendiği, yaş arttıkça tükenmişliğin azaldığı, yüksek lisans mezunlarının daha çok tükendikleri, vardiyalı çalışanların ve fazla mesai yapan hemşirelerin daha çok tükendikleri bulundu (p<0,05). İş doyumu ile ilgili ölçekte; yaş, meslekteki yıl ve cerrahi alanda geçirilen yıl arttıkça iş doyumunun arttığı, lisans mezunlarının iş doyumlarının daha yüksek olduğu, fazla mesai yapan hemşirelerin ise iş doyumlarının daha düşük olduğu tespit edildi (p<0,05). Sonuç olarak, elde edilen bulgular ile cerrahi alanda çalışan hemşirelerin tükenmişlik alt ölçeklerin ve toplam puanları ile, iş doyumu alt ölçeklerin ve toplam puanlarının sosyodemografik özelliklere göre farklılıkları incelenmiştir. Anahtar kelimeler: Hemşire, Cerrahi Hemşiresi, İş Doyumu, Tükenmişlik
Hemşirelik hizmetlerinde süreç yönetimi ve diyabet hemşireliği üzerine bir araştırma
Günümüzde değişen toplum koşulları iş hayatına da yoğun bir şekilde yansımıştır. Küreselleşme ile birlikte artan rekabet gücü, işletmelerin ve sunulan hizmetlerin ürün odaklı değil müşteri odaklı olmasına yol açmıştır. Bu da ister kamu kurumu olsun ister özel işletme olsun hemen her sektörde çalışan – müşteri ilişkilerinin daha ılımlı bir hal almasını sağlamıştır. Hemşirelik mesleği de bu değişime uğrayan alanlardan birisidir. Yakın geçmişe kadar bir meslek dahi olarak tanımlanmayan hemşirelik, bugün sağlık sektörünün önemli meslek kollarından birisi haline gelmiştir. Bununla birlikte bugünkü hemşirelik hizmetleri kapsamında yalnızca mesleki yeterliliğe değil aynı zamanda insan ve olay yönetimine de ihtiyaç duyulmaktadır. Çalışma kapsamında da hemşirelik hizmetlerinde süreç yönetimi üzerinde yoğunlaşılmıştır. Bu amaçla çalışmanın ikinci bölümünde süreç yönetimi ele alınmış ve süreç kavramına, süreç yönetimine, süreç yönetimi nedenlerine ve süreç hiyerarşisine yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde bu kez hemşirelik kavramı ele alınmış ve hemşirelik mesleğinin tarihsel gelişimi ve rolleri üzerinde durulmuştur. Çalışmanın dördüncü ve son bölümünde ise oluşturulan ölçek dahilinde veri toplanmış ve bu veriler SPSS 22.0 programı yardımı ile analiz edilerek elde edilen bulguların yorumuna ve bu doğrultuda çıkarımlara yer verilerek çalışma tamamlanmıştır.
İlaç uygulamalarında hemşirelerin mesleki sorumlulukları yasal sorumlulukları ve bilinç düzeyleri
İlaç uygulamalarında hemşirelerin mesleki, yasal sorumlulukları ile bilinç düzeylerinin incelenmesine ilişkin çalışmamızın ilk bölümünde problemin tespiti, çalışmanın amacı, metodolojisi, sınırlılıkları ortaya konulacaktır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise hemşirelerin ilaç uygulama hataları kapsamında ilaç uygulamalarındaki temel ilkeler ve hatalar ile hemşire kaynaklı ilaç uygulama hatalarına yer verilecektir. Çalışmanın yine bu bölümünde hemşire sorumlulukları incelenecek olup hemşirelerin ilacın uygun şartlarda saklanmasına ilişkin sorumluluğu, narkotik dışı ilaç kullanımına ilişkin sorumluluğu ile narkotik ilaçların sorumluluğu konuları alt başlıklar halinde sunulacaktır. Çalışmanın asıl amacı hemşirelerin mesleki, yasal sorumlulukları ile bilinç düzeylerinin tespitine ilişkin analiz çalışması doğrultusunda birtakım önemli verilere ulaşmaktır. Anahtar kelimeler: Tıbbi Hata, Hemşire, İlaç Uygulamaları, Mesleki, Yasal Sorumluluk, Bilinç Düzeyi.
Hemşirelerin basınç ülserlerini önlemeye yönelik tutumlarının incelenmesi
Araştırma hemşirelerin basınç ülserlerini önlemeye yönelik tutumlarını ölçmek amacıyla tanımlayıcı olarak planlandı. Araştırmanın örneklemini Kasım 2017- Ocak 2018 tarihleri arasında İstanbul'da özel bir sağlık kuruluşunda çalışan, araştırma kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 131 hemşire oluşturdu. Basınç Ülserlerini Önlemeye Yönelik Tutum Ölçeği (BÜÖYTÖ) uygulandı. Veriler, istatistik uzmanı tarafından bilgisayarda, IBM SPSS Statistics 24 (IBM SPSS,Türkiye) programı kullanılarak analiz edildi. Çalışmada veriler değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotların (Frekans, Yüzde, Ortalama, Standart sapma) yanı sıra normal dağılımın incelenmesi için Kolmogorov - Smirnov dağılım testi kullanıldı. İstatistiksel analizlerde Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve Spearman Korelasyon Analizi kullanıldı. Çalışmada sürekli BÜÖYTÖ güvenirlik katsayısı 0,610 olarak bulundu. Araştırmada hemşirelerin %16,8'i (n=22) Genel Yoğun Bakım, %6,9'u (n=9) Kardiyovasküler Cerrahi Yoğun Bakım, %18,3'ü (n=24) Onkoloji Servisi, %42'si (n=55) Cerrahi Servisi, %16'sı (n=21) Dahiliye Servisi'nde çalıştığı, %54,2'ünün (n=71) mezuniyetinden sonra basınç ülserlerine yönelik bir eğitim aldığı, hemşirelerin %61,1'i (n=80) basınç ülseri olan hasta ile "Sık sık" karşılaştığı bulundu. Basınç ülseri ile her zaman karşılaşan hemşirelerin BÜÖYT ölçeği puanlarının daha yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Basınç ülserlerine yönelik mezuniyet sonrası eğitim alma durumunun ve alınan eğitimin süresinin basınç ülserlerini önlemeye yönelik tutumu etkilemediği saptandı (p>0,05). Hemşirelerin sosyodemografik özellikleri ile BÜÖYTÖ puanları arasındaki ilişki istatistiksel açıdan anlamlı bulunmadı (p>0,05).
Bir üniversite hastanesinde hemşirelik hizmeti verenlerin psikososyal risklerinin kopenhag psikososyal risk değerlendirme ölçeği ile incelenmesi ve mental iyilik durumu ile ilişkisi
Bu çalışmada, hemşirelik hizmeti verenlerin çalışma yaşamı özellikleri, çalışma yaşamında psikososyal risk etkenlerine maruz kalımları ile mental iyilik durumları arasındaki ilişkilerin Mart-Mayıs 2019 tarihleri arasında değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Kesitsel tipte araştırmanın verileri, Ankara İli'nde bulunan bir vakıf üniversite hastanesinde çalışan 434 hemşireden oluşan araştırma grubunun kendi beyanları temelinde anket formlarına dayanmaktadır (gerçekleşme düzeyi %96,4). Çalışana ait sosyo-demografik özellikler, çalışma yaşamı özelliklerine ait değişkenler araştırmacı tarafından oluşturulan soru formları, psikososyal riskler KOPSOR-TR ve mental iyilik durumu ise GSA-12 ölçekleri kullanılarak incelenmiştir. Verilerin analizi istatistik yazılım programı kullanılarak bilgisayar ortamında, KOPSOR-TR güvenirliği ve bu grup özelinde doğrulayıcı faktör analizi ardından, araştırma değişken ilişkileri univariate, tabakalı, çok değişkenli modellemelerle incelenmiştir. En sık bildirilen psikososyal riskler iş arkadaşlarından sosyal destek eksikliği (%60,1), üst amirden sosyal destek eksikliği (%59,0) ve rol çatışmasıdır (%52,8). Mental iyilik durumu için ortanca değer kestirim noktası alındığında çalışanların %43,1'inin mental iyilik durumunun ortancaya göre daha kötü, %56,9'unun ortancaya göre daha iyi olduğu saptanmıştır. İşle ilgili psikososyal risklere göre hemşirelerin mental iyilik durumu karşılaştırıldığında yüksek bilişsel talepler, nicel talepler, duygusal talepler, duygularını gizleme, iş-ev çatışması, rol çatışması, çalışma koşulları ile ilgili iş güvencesizliği, iş doyumu eksikliği ve tükenmişliği olanların ortanca üzeri GSA puanı sahip olduğu (mental iyilik durumu daha kötü) saptanmıştır. Mental iyilik durumu ile ilişkili olduğu saptanan psikososyal risk boyutları ve ilişkileri dikkate alınarak yürütülecek izlem çalışmalarına nedensellik ve önleme zemini sağlayabilir. KOPSOR-TR iş yerlerinde bir izlem aracı olarak kullanılabilir.
Genel anestezi altında ağız, diş ve çene cerrahisi uygulanan hastaların yakınlarını kısa mesajla bilgilendirmenin anksiyete ve memnuniyet üzerine etkisi
Amaç: Çalışmanın amacı genel anestezi altında ağız, diş ve çene cerrahisi uygulanan hastaların yakınlarını kısa mesajla bilgilendirmenin anksiyete ve memnuniyet üzerine etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma Ordu Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Kliniği'nde 28.08.2023-30.06.2024 tarihleri arasında genel anestezi altında cerrahi uygulanan ve araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan hastaların yakınları ile gerçekleştirildi. Vaka kontrol çalışması türünde gerçekleştirilen çalışmanın örneklem seçimi G-power ile hesaplandı ve 38 vaka ve 38 kontrol grubu olmak üzere toplam 76 hasta yakını ile çalışma gerçekleştirildi. Araştırmada veri toplama aracı olarak; Hasta Yakını Tanıtım Formu, Ameliyat Esnasında Kısa Mesaj ile Bilgilendirme Memnuniyet Anketi, Ameliyat Esnasında Kısa Mesaj ile Bilgilendirme Takip Formu, Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği kullanıldı. Veriler, hasta yakınları ile yüz yüze görüşülerek toplandı. Verilerin istatistiksel analizinde gruplardaki sayısal dağılıma uygun olarak parametrik ya da parametrik olmayan testler tercih edilmiştir. Bulgular: Çalışmada kısa mesajla bilgilendirilen vaka grubu hasta yakınlarında durumluk kaygı puan ortalamasının daha düşük, kısa mesajla bilgilendirme öncesi ve sonrası durumluk kaygı puan ortalamaları farkının istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p=0.000). Vaka grubundaki hasta yakınlarının mesaj ile bilgilendirilme hizmeti memnuniyet puan ortalamasının 9.58±0.76 (10 puan üzerinden) olduğu belirlendi. Sonuçlar: Genel anestezi altında ağız, diş ve çene cerrahisi uygulanan hastaların yakınlarının kısa mesaj ile bilgi almaktan memnun oldukları ancak cerrahi girişim öncesi ve sonrası durumluk anksiyete düzeylerinin değişmediği belirlendi. SMS bilgilendirme sisteminin rutin uygulamaya alınması hasta yakınlarının bilgiye ulaşmasını kolaylaştırarak memnuniyetlerini artırabilir ve sağlık çalışanlarının iş yükünü azaltabilir.
Hemşirelik son sınıf öğrencilerinin kontrol odağı ve mesleğin uygulamasına hazır oluş algılarının incelenmesi
Araştırma, hemşirelik son sınıf öğrencilerinin kontrol odağı ile mesleğin uygulamasına hazır oluş algılarını belirlemek amacıyla metodolojik ve tanımlayıcı olmak üzere iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Metodolojik aşamada, Casey-Fink Uygulamaya Hazıroluşluk Ölçeği'nin (The Casey-Fink Readiness for Practice Survey) Türkçe'ye uyarlanması, geçerlik ve güvenirlik çalışması Google formlar üzerinden çevrim içi olarak yapılmıştır. Bu aşamanın örneklemini (ikinci aşamaya dahil edilmeyen) Ankara'da üç üniversitenin 179 hemşirelik son sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Tanımlayıcı aşamada; öğrencilerin kontrol odağı ve mesleğin uygulamasına hazır oluş algılarının belirlenmesi amacıyla kontrol odağı ile geçerlik ve güvenirliği yapılmış Casey-Fink uygulamaya hazıroluşluk ölçeği kullanılmıştır. Örneklemini, Türkiye genelindeki hemşirelik bölümlerinden kartopu örnekleme yöntemiyle ulaşılan 301 hemşirelik son sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 22.0 Windows paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde metodolojik aşamada; tanımlayıcı istatistikler, doğrulayıcı faktör analizi, açıklayıcı faktör analizi, yapısal eşitlik modeli, Cronbach alfa katsayısı, tanımlayıcı aşamada; tanımlayıcı istatistikler, Kolmogrov – Smirnov, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve Spearman korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, doğrulayıcı ve açıklayıcı faktör analizleri sonucunda; 15 maddelik tek alt boyutlu, Cronbach alfa değeri 0,881 olan Casey-Fink Uygulamaya Hazıroluşluk Ölçeği'nin ülkemiz için geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu bulunmuştur. Araştırmanın tanımlayıcı aşamasında öğrencilerin kontrol odağı düzeyleri iç kontrol odağı eğilimli (ortanca=121), mesleğin uygulamasına hazır oluşluk algıları ise orta düzey (ortanca=2,93) olarak bulunmuştur. Hemşirelik son sınıf öğrencilerinin Kontrol Odağı Ölçeği ile Casey-Fink Uygulamaya Hazıroluşluk Ölçeği puanları arasında 0,240 olan pozitif yönlü düşük düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırma sonuçlarına göre geçerlik ve güvenirliği saptanmış olan ölçek formunun Covid-19 süreci sona erdikten sonra bütün klinik uygulamalarını yüz yüze tamamlayan daha geniş bir örneklem grubu ile tekrarlanması, hemşirelik son sınıf öğrencilerinin kontrol odağı ve uygulamaya hazır oluşluk algılarını etkileyen farklı değişkenlerin nicel ve nitel araştırmalar ile incelenmesi önerilerinde bulunulmuştur.
Cerrahi yoğun bakım ünitelerinde hemşirelik iş yükü algısı ve iş yükünün incelenmesi
Araştırma Cerrahi Yoğun Bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin iş yükü algısı ve iş yükünün incelenmesi amacına yönelik tanımlayıcı ve prospektif tipte gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini üç yoğun bakım ünitesinde yatan 159 hasta ve bu ünitelerde çalışan 39 hemşire oluşturmuştur. Veriler 9 Nisan 2018 - 3 Eylül 2018 tarihleri arasında Hemşirelik Aktiviteleri Skor aracı, Hemşirelik Aktiviteleri Süre ve Sıklık Gözlem Formu, İş Yükü Ölçeği ve Akut Fizyoloji ve Kronik Sağlık Değerlendirme Aracı-II (APACHE-II) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi için SPSS 23v, Microsoft Excel 2016 paket programı kullanılmıştır. Veriler tanımlayıcı istatistikler, parametrik ve non-parametrik istatistiksel testler aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda hemşirelerin İş Yükü Ölçeği puan ortalamaları 24.33±4.09 olarak ortalamanın üzerinde bulunmuş, hemşirelerin çoğunluğu (%61.5) iş yükünün gündüz vardiyasında daha fazla olduğunu belirtmiştir. Araştırma süresince 56 gündüz, 56 gece vardiyasına tekabül eden, 1344 saatlik katılımlı gözlem sonucunda 21862 hemşirelik aktivitesinin gerçekleştirildiği saptanmış; 4994 hemşirelik aktivitesinin süresi gözlenerek kaydedilmiştir. Tüm Yoğun Bakım Ünitelerinde en sık gerçekleştirilen 10 hemşirelik aktivitesinin, yaşam bulgularının değerlendirilmesi, intravenöz yolla ilaç uygulama, aldığı çıkardığı sıvının izlenmesi, intravenöz sıvı tedavisi, vardiya teslimi, glukometre ile kan şekeri ölçülmesi, hastanın hijyenik bakımı, hava yolu aspirasyonu, pozisyon verilmesi ve kan örneği alınması olduğu saptanmıştır. Araştırma süresinde toplam saat olarak hemşirelerin en uzun süre zamanını alan başlıca 10 aktivitenin hastanın hijyenik bakımı, intravenöz yolla ilaç uygulama, yaşam bulgularının değerlendirilmesi, intravenöz sıvı tedavisi, hastanın başka bir servise transferi, vardiya teslimi, pansuman yapma, kan örneği alınması, hastanın değerlendirilmesi ve hemşire gözlem formlarının yenilenmesi ve pozisyon verilmesi olduğu kaydedilmiştir. 159 hastaya ait toplam 667 NAS skoru ortancası 45.50, hastaların APACHE II puan ortalaması ise 14.40±6.81 olarak hesaplanmıştır. Hastaların NAS skoru ile APACHE II skoru arasında pozitif korelasyon olduğu; hem NAS hem APACHE II Skorlarının Genel Yoğun Bakım Ünitesinde yatan hastalarda en yüksek olduğu saptanmıştır. Bulgular doğrultusunda uygun önerilerde bulunulmuştur. Yoğun Bakım Üniteleri, Hemşire İş Yükü, Hemşirelik Aktiviteleri Skoru, Hemşire istihdamı, APACHE-II
İşe yeni başlayan hemşirelerin hizmet içi eğitim gereksinimlerinin belirlenmesi
Amaç: Bu çalışma, çalışan hemşirelerin (işe yeni başlayan ve deneyimli) görüşlerine yer verilerek işe yeni başlayan hemşirelerin eğitim gereksinimlerinin belirlenmesi amacı ile yapılmış tanımlayıcı tipte araştırmadır. Yöntem: Araştırmada, 01.09.2013-31.12.2014 tarihleri arasında İzmir İlinde bulunan bir üniversite hastanesi, bir üçüncü basamak devlet hastanesi, bir ikinci basamak devlet hastanesi ve bir özel hastane olmak üzere 4 farklı hastanede çalışan toplam 304 hemşire örneklemi oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak, "Tanıtıcı Veri Formu" ve "Hizmet İçi Eğitime Yönelik Gereksinim Belirleme Formu"nun yer aldığı, işe yeni başlayan (06 ay – 24 ay) hemşireler ve eğitici/yönetici ve 24 ay ve üzeri çalışan hemşireler için ayrı ayrı düzenlenmiş olan bir anket formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde, sayı ve yüzde dağılımları alınarak ki- kare ve Mann Whitney-U testi uygulanmıştır. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan hemşireler, işe yeni başlayan hemşirelerin eğitim ihtiyacı olduğunu düşündüklerini belirtmiş, büyük bölümü hizmet içi eğitim alsa bile hizmet içi eğitimlerin ihtiyaçlarını karşılamadığını ifade etmiştir. Araştırmaya katılan hemşireler; işe yeni başlayan hemşirelerin en çok "uyum sağlama-iletişim", "pratik eksikliği" ve "ilaçlar" konusunda zorlandığı, en çok "kullanılan formlar", "acil müdahale" ve "ilaç dozları" konusunda hata yaptığını bildirmiştir. Hemşirelerin büyük bölümü, hizmet içi eğitim programlarının "işe başlanılan günden itibaren" ve 10:00-12:00 saatleri arasında ve "1 ay" süre ile olmasını istemiş, kurum ve bölüm oryantasyonun ayrı yapılmasını, eğitim hemşirelerinin donanımlı olmasını ve eğitim programının detaylı planlanmasını önermiştir. "Yaşamsal bulgular, CPR, ilaç uygulamaları ve yan etkileri, kanama takibi, şok, sıvı-elektrolit takibi, acil arabasında yer alan ilaç ve malzemelerin kullanımı, izolasyon gerektiren durumlar ve bakım uygulamaları, bilinci kapalı hasta bakımı ve motivasyon" konularının en çok önemsenen konular olduğu saptanmıştır. Sonuç: İşe yeni başlayan hemşirelerin eğitim gereksinimleri vardır ve yapılan eğitimler yeterli değildir. Hizmet içi eğitim programları düzenlenirken gereksinim saptama yapılmalı, deneyimli ve işe yeni başlayan hemşire görüşlerine yer verilmelidir. Anahtar Kelimeler: Hizmet içi eğitim; gereksinim belirleme, işe yeni başlayan hemşire
Klinik hemşirelik uygulamalarına yönelik öz düzenlemeli öğrenme ölçeği'nin geçerlik güvenirliğinin incelenmesi
Metodolojik türde yapılan bu çalışma, Satoko Iyama ve Hitomi Maeda tarafından 2017 yılında geliştirilen Klinik Hemşirelik Uygulamalarına Yönelik Öz Düzenlemeli Öğrenme Ölçeği'nin Türkçe formunun geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde öğrenim gören 296 4. sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Veriler yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak Nisan-Mayıs 2018 tarihlerinde toplanmıştır. Verilerin toplanmasında tanıtıcı bilgi formu, Klinik Hemşirelik Uygulamalarına Yönelik Öz Düzenlemeli Öğrenme Ölçeği ve Özyönetimli Öğrenmeye Hazırbulunuşluk Ölçeği kullanılmıştır. Ölçeğin geçerliğinin incelenmesi için dil, kapsam/içerik, yapı ve ölçüt bağımlı geçerlik analizleri; güvenirliğinin incelenmesi için ise iç tutarlık ve değişmezlik analizleri yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde kapsam geçerliği için 11 uzmandan alınan görüşlere göre KGİ hesaplanmış ve maddelerin tamamı için bu değer 0,80 üzerinde bulunmuştur. Yapı geçerliğinin incelenmesinde doğrulayıcı faktör analizi ve rasch analizi yapılmıştır. Bu analizler sonucunda orijinal ölçeğe benzer şekilde iki alt boyut ve beş faktörden oluşan bir ölçek yapısına ulaşılmıştır. Alt boyutlar orijinal çalışmadaki gibi "Motivasyon" ve "Öğrenme Stratejileri" olarak isimlendirilmiştir. Ölçüt bağımlı geçerliğin incelenmesinde ölçüt olarak "Özyönetimli Öğrenmeye Hazırbulunuşluk Ölçeği" kullanılmıştır. İki ölçeğin toplam puanları arasındaki korelasyon değerinin r=0,613 olarak bulunması, sonuçlar arasındaki pozitif yönde anlamlı ilişkiyi doğrulamış ve ölçeğin dış ölçüte bağımlı geçerliğe sahip olduğunu göstermiştir. Ölçeğin iç tutarlığının incelenmesinde ölçek toplamının ve alt boyutların Cronbach alfa değerleri hesaplanmıştır. Ölçek toplamının Cronbach alfa değeri 0,898, Motivasyon alt boyutunun 0,823 ve Öğrenme Stratejileri alt boyutunun 0,883 olduğu bulunmuştur. Ölçeğin değişmezlik yönünden güvenirliğinin incelenmesinde test tekrar test yöntemi kullanılmış ve yapılan iki uygulamadan elde edilen puanlar arasındaki korelasyon katsayısı yüksek bulunmuştur (Ölçek toplamı için rxx= 0,878, Motivasyon alt boyutu için rxx=0,808, Öğrenme Stratejileri alt boyutu için rxx=0,812). Bu sonuçlara göre; 5'li likert tipinde, 16 madde ve iki alt boyuttan oluşan Klinik Hemşirelik Uygulamalarına Yönelik Öz Düzenlemeli Öğrenme Ölçeği Türk toplumu için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır. Anahtar Kelimeler: Öz düzenlemeli öğrenme; hemşirelik; klinik hemşirelik uygulamaları; hemşirelik eğitimi
Amaca ulaşma kuramına dayalı ikincil inme korunma programının etkinliğinin incelenmesi
Çalışma; Imogene King'in Amaca Ulaşma Kuramı'na dayalı ikincil inme korunma eğitiminin ilk kez inme geçirmiş hastalarda inme tekrarının önlenmesi, inme risk faktörlerinin kontrol altına alınması, yaşam biçimi değişikliği, tedaviye uyum ve yaşam kalitesi üzerinde etkinliğini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma prospektif, öntest-sontest randomize kontrollü, deneysel bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi nöroloji kliniklerinde Mart 2017-Temmuz 2018 tarihleri arasında yatarak tedavi gören inmeli hastalar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini belirtilen evren içinden, araştırmaya dahil edilme ölçütlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden, güç analizi ile belirlenen 58 girişim, 57 kontrol grubu olmak üzere toplam 115 inmeli hasta oluşturmuştur. Yaş, cinsiyet ve inme türüne göre, basit rastgele düzende randomizasyon yapılmıştır. Hasta eğitiminde temel kaynak olan eğitim kitapçığı güncel bilgiler ve kanıta dayalı rehberlere dayalı olarak hazırlanmış, konuyla ilgili uzmanların görüşü alındıktan sonra önerilen düzeltmeler yapılarak son şekli verilmiştir. Veri toplama sürecinde; girişim grubuna taburculuk öncesi bireyselleştirilmiş ikincil inme korunma eğitimi ve eğitim kitapçığı verilmiş, kontrol grubuna ise standart bakıma ek olarak yalnızca eğitim kitapçığı verilmiştir. Gruplar taburculuk sonrası birinci ayda telefonla aranarak soruları varsa yanıtlanmıştır. Taburculuk sonrası üçüncü ayda poliklinik kontrolüne çağırılan hastalara doktor kontrolü sonrasında son izlem formları doldurulmuştur. Girişim grubunda soruları varsa yanıtlanmış, kontrol grubuna bireyselleştirilmiş ikincil inme korunma eğitimi verilmiştir. Araştırma verilerinin toplanmasında; Bilgilendirilmiş Onam Formu, Hasta Tanılama Formu, Hasta İzlem Formu, Hastalık Algısı Ölçeği, Modifiye Rankin Ölçeği, Morisky Tedaviye Uyum Ölçeği, İnme Etki Yaşam Kalitesi Ölçeği 3.0 kullanılmıştır. Verilerin grup içi ve gruplar arası istatistiksel analizinde independent samples t test, paired samples t test ve Pearson ki-kare testleri kullanılmıştır. Çalışma sonunda inme tekrarı, inmeye bağlı ölümler, hastaneye tekrarlı yatışlar ve ilaç uyumu açısından girişim ve kontrol grubu arasında fark olmadığı; girişim grubunda bulunan hastaların kan basıncı, HbA1c, trigliserid, LDL düzeyleri ve bel çevresinde kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde azalma olduğu saptanmıştır. Eğitim sonucunda sağlıklı yaşam biçimi değişikliği ve inme risk faktörlerinin kontrolünde etkin sonuçlara ulaşıldığı; yaşam kalitesi, ilaç uyumu ve inme tekrarları açısından istenen sonuçlara ulaşılamadığı ve bu alanlarla ilgili geliştirmelere gereksinim duyulduğu saptanmıştır. İnme eğitimi sırasında yaşanan sorunların çözümü ve eğitimin yaygınlaştırılması ile ilgili önerilerde bulunulmuştur. Anahtar kelimeler: Hemşirelik; İkincil inme korunma; Imogene King Amaca Ulaşma Kuramı; İnme risk faktörlerinin kontrolü.
Çocuklarda aşı enjeksiyonlarına ilişkin akut ağrıyı azaltmada soğuk uygulamanın etkileri
Bağışıklama hastalıkların önlenmesi için önemli bir stratejidir. Ancak aşılama, çocukluk dönemindeki ağrılı/stresli işlemler arasında ilk sırada yer almaktadır. Non-farmakolojik yöntemlerden olan soğuk uygulama ağrının azaltılması için önemli bir araçtır. Bu araştırma, 18-24 aylık sağlıklı çocuklarda difteri, tetanoz, boğmaca, çocuk felci ve hemofilusinfluenza tip b (DaBT-IPA-Hib ) aşı enjeksiyonu öncesi uygulanan 45 saniyelik soğuk uygulamanın ağrı üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmış randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Araştırma girişim grubuna (soğuk uygulama grubu) 39, kontrol grubuna ise 37 çocuk alınmıştır. Cinsiyet ve yaşa göre randomizasyon yapılmıştır. Çalışma sonuçlarının güvenirliliğini sağlamak için, aşı enjeksiyonu çalışma boyunca aynı hemşire tarafından uygulanmıştır, çocukların ağrı ve ağlama izlemleri aynı gözlemci hemşire tarafından gözlenmiştir. . Aşı uygulanması sürecinde kontrol ve girişim grubundaki çocuklar ebeveynlerinin kucağında tutulmuşlardır. Aşı girişimi/sonrası bir dakika boyunca sessizlik sağlanmış olup çocuğu avutabilmek için girişimlere izin verilmemiştir Araştırmacı tarafından uyluğun üst 1/3 kısmında vastus lateralis kasının ön bölümüne yapılan 45 saniyelik soğuk uygulama uygulanmıştır. Soğuk uygulamanın hemen sonrasında aşı uygulanmıştır. Kontrol grubundaki çocuğa ise rutin aşı işlemleri uygulanmıştır. İşlem öncesindeki FLACC ağrı puan ortalamaları ve FLACC ağrı puan seviyeleri açısından girişim ve kontrol grubu arasında anlamlı fark saptanmamıştır(p>0.05). İşlem sırasında kontrol grubunun FLACC ağrı puan ortalamaları(7.43±1.17), girişim grubununkilere (4.69±1.15 ) göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur(p<0.05). İşlem sırasında girişim grubunun(%5.1 şiddetli ağrı/rahatsızlık) FLACC ağrı puan seviyesinin kontrol grubuna(%70.3 şiddetli ağrı/rahatsızlık) göre anlamlı olarak düşük olduğu bulunmuştur(p<0.05). İşlem sırasında girişim grubunun ağlama süresi, kontrol grubuna göre düşük bulunmuştur. Ancak ortalamaları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). İşlem sonrası kontrol grubunun işlem sonrasındaki FLACC ağrı puan ortalamaları girişim grubununkilere göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p <0.05). Araştırma sonunda; 18-24 aylık sağlıklı çocuklarda (DaBT-IPA-Hib) aşı bölgesine enjeksiyon öncesi uygulanan 45 saniyelik soğuk uygulamanın ağrıyı azalttığı bulunmuştur. Soğuk uygulama ve diğer yöntemlerin kombine kullanımını içeren çalışmaların yapılması önerilmektedir.
Ventrogluteal enjeksiyon alanını tespit etmek için araç geliştirilmesi ve aracın geçerliğinin ve güvenilirliğinin saptanması
Metodolojik olarak tasarlanan araştırmada, ventrogluteal enjeksiyon alanını belirlemek için araç geliştirilmesi ve bu aracın geçerlik ve güvenirliğinin saptanması amaçlandı. Araştırma kapsamına, gönüllü 75 kadın ve 75 erkek olmak üzere 150 birey alındı. Araştırmanın verileri Temmuz 2015- Aralık 2015 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Radyoloji/Ultrason biriminde toplandı. Araştırmaya katılmayı kabul eden, 18- 65 yaş arasında olan ve beden kitle indeksleri 18,5-40 arasındaki bireyler alındı. Araştırmanın ilk aşamasında gerekli yasal ve etik izinler alındıktan sonra, ventrogluteal enjeksiyon alanını belirlemek için tasarlanan araç mühendislik bölümü ile birlikte oluşturuldu. ikinci aşamada, geliştirilen aracın geçerlik ve güvenirlik çalışması yapıldı. Bu aşamada geliştirilen aracın geçerliğini belirlemek için halen ventrogluteal alanı belirlemek için kullanılan el yöntemi ile ve araç ile araştırmacı tarafından enjeksiyon alanı belirlendi. Geliştirilen aracın güvenirlik çalışması için, araştırmacı tarafından araçla yapılan ölçümler başka bir ölçücü tarafından tekrarlandı. Araştırmacı ve ölçücü tarafından belirlenen enjeksiyon alanları ve enjeksiyon noktasının 2 cm ve 4 cm etrafındaki noktalardaki subkütan doku ve kas dokusu kalınlıkları ultrason ile belirlendi. Araştırmadan elde edilen veriler; Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) 18.0 paket programı kullanılarak analiz edildi. Verilerin değerlendirilmesinde; sayısal ve yüzdelik dağılım, t testi, ANOVA testi, güvenirlik testi ve kappa testi kullanıldı. Tüm sonuçlar için p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Verilerin değerlendirilmesi sonucunda, araçla ve el ile belirlenen subkütan doku kalınlığı ortalaması arasında fark olmadığı belirlendi (15.68± 7.55 mm; 15.44±8.01 mm; p:0.403 p<0.05). Kadınlarda subkütan doku kalınlığının erkeklere göre daha fazla olduğu saptandı (17.77±7.83; 13.59±6.69; p: 0.00 p<0.05). Beden kitle indeksi 18,5-24.9 kg/m2 arasındaki bireylerde subkütan doku kalınlığı ve kas dokusu kalınlığı diğer bireylere göre daha az bulundu (p:0.00 p<0.05). Geliştirilen aracın duyarlılığı % 98.3. özgünlüğü ise; % 72.4 olarak tespit edildi. Araç güvenirlik analizleri sonucunda yüksek ve mükemmel düzeyde güvenilir bulundu. Sonuç olarak, ventrogluteal enjeksiyon alanını belirlemek amacıyla geliştirilen aracın geçerli ve güvenilir olduğu tespit edildi. Araç ile belirlenen enjeksiyon noktası, 2 cm ve 4 cm etrafındaki noktalardan enjeksiyon yaparken kullanılacak iğnelerin bölgedeki subkütan doku kalınlığı göz önüne alınarak seçilmesi gerektiği belirlendi. Sonuç olarak, çalışma sonunda geliştirilen aracın hemşireler tarafından güvenle kullanılabileceği, fakat hemşirelerin bu konudaki bilgi eksiklilerini gidermeleri gerektiği önerildi. Anahtar kelimeler: Ventrogluteal enjeksiyon, araç, hemşirelik
Psikiyatri hastalarına bakım veren hemşirelerin bakım odaklı hemşire-hasta etkileşim düzeylerinin incelenmesi
Amaç: Psikiyatri hastalarına bakım veren hemşirelerin bakım odaklı hemşire hasta etkileşim düzeylerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Kesitsel tipte, tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini İzmir ve Manisa illerinde psikiyatri yataklı servisi olan tüm kamu hastanelerinde, psikiyatri hastalarına bakım veren hemşireler oluşturmaktadır (N=291). Örneklem seçimine gidilmeyerek, araştırmaya katılmayı kabul eden hemşireler örneklemi oluşturmaktadır (n=112). Veriler Hemşire Tanıtıcı Bilgi Formu, Bakım Odaklı Hemşire Hasta Etkileşimi Ölçeği, Manevi Destek Algısı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler (ortalama, sayı, yüzde dağılımları) ve Kruskall Wallis testi, Mann-Whitney-U testi ve Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Psikiyatri hastalarına bakım veren hemşirelerin, bakım odaklı hemşire hasta etkileşimi ölçeğinden aldıkları ortalama puanları incelendiğinde, önemlilik boyutundan 313.08±30.45, yeterlilik boyutundan 283.79±37.43 ve uygulanabilirlik boyutundan 268.01±47.65 puan aldıkları belirtilmiştir. Hemşireler, ölçeğin gereksinimler alt boyutundan, önemlilik, yeterlilik ve uygulanabilirlik boyutlarında en yüksek puanı alınırken, maneviyat alt boyutundan en düşük puanı aldıkları saptanmıştır. Hemşirelerin, tanıtıcı özelliklerine göre özellikle hemşirelerin eğitim durumu, çalıştıkları kurum, bütüncül bakımın tanımını bilme ve bütüncül bakım verme durumları ile bakım odaklı hemşire hasta etkileşimi önemlilik-yeterlilik-uygulanabilirlik boyutları arasında önemli farkların olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin manevi destek algı düzeylerine göre bakım odaklı hemşire hasta etkileşimi önemlilik-yeterlilik-uygulanabilirlik boyutları arasında pozitif yönde ilişki vardır. Sonuç: Araştırmaya katılan hemşirelerin, bakım odaklı hemşire hasta etkileşimine önem verdikleri, ancak aynı oranda kendilerini yeterli algılamadıkları ve uygulayabilir bulmadıkları görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Psikiyatri Hemşireliği; Hemşirelik Bakımı; Hemşire-Hasta Etkileşimi
Refleksoloji uygulamasının anksiyeteye etkisi
Araştırma, refleksoloji uygulamasının anksiyeteye etkisini belirlemek amacı ile planlanmış ön test son test kontrol gruplu bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'ne kayıtlı olan öğrenciler oluşturmuştur. Araştırmanın ilk aşamasında tüm öğrencilerin anksiyete düzeyi belirlenmiştir. İkinci aşamada anksiyete düzeyi yüksek olan öğrencilerden basit rastgele örnekleme yöntemi ile belirlenen 30 kişi vaka ve 30 kişi kontrol grubunu oluşturmuştur. Veri toplamada; "Tanıtıcı Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Durumluk Sürekli Kaygı Ölçeği ve Anksiyete Algı Skalası" kullanılmıştır. Araştırmanın gerçekleştirilebilmesi için etik kuruldan, kurumdan ve öğrencilerden yazılı izinler alınmıştır. Araştırmanın girişim aşamasında ilk olarak vaka ve kontrol grubundaki öğrencilere refleksoloji ile ilgili eğitim verilmiştir. Vaka grubundaki öğrencilere toplamda altı seans refleksoloji uygulanmıştır. Vaka ve kontrol grubundaki öğrencilere refleksoloji uygulaması sonrası "Beck Anksiyete Ölçeği ve Durumluk Sürekli Kaygı Ölçeği" son test ve bir ay sonra kontrol izlem testi olarak eş zamanlı uygulanmıştır. Ayrıca vaka grubundaki öğrencilere her refleksoloji uygulaması öncesi ve sonrası anksiyete algı skalası uygulanmıştır. Verilerin analizinde; tanımlayıcı analizler, Bağımlı Gruplarda t testi, Bağımsız Gruplarda t testi, Tek Yönlü ANOVA testi, Pearson Korelasyon, Tekrarlı Ölçümlerde ANOVA testi kullanılmıştır. Araştırma sonuçları incelendiğinde; refleksoloji uygulaması sonrası vaka ve kontrol grubu öğrencilerin gruplar arası Beck Anksiyete Ölçeği puan ortalamalarında istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş kaydedilmiştir (p=0.00). Öğrencilerin grup içi Durumluk Kaygı Ölçeği puan ortalamalarında vaka grubunda anlamlı bir fark saptanmış (p=0.00), kontrol grubunda anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=0.83). Refleksoloji uygulanan vaka grubundaki öğrencilerin anksiyete algı puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0.00). Sonuç olarak, altı seanslık refleksoloji uygulamasının anksiyete düzeyine olumlu etkisinin olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler; Refleksoloji, anksiyete, psikiyatri hemşireliği.
Ortopedi biriminde ilaç hazırlama sırasında yaşanan bölünmelerin değerlendirilmesi: Gözlemsel prospektif bir araştırma
Araştırma, bir üniversite hastanesinin Ortopedi ve Travmatoloji Biriminde ilaç hazırlama sırasında yaşanan bölünmelerin değerlendirilmesi amacıyla gözlemsel ve prospektif olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini; bir üniversite hastanesinin Ortopedi ve Travmatoloji Biriminde hafta içi ve gündüz saatlerinde gerçekleştirilen ilaç hazırlıkları oluşturdu. Araştırmanın örneklemini ise, aynı hastanede gerçekleştirilen randominizasyon yöntemiyle seçilen ilaç hazırlıkları oluşturdu. İlaç hazırlıkları sırasında hemşirelerin maruz kaldıkları bölünmelerin azaltılabilmesi amacıyla, hemşirelere ilaç hazırlığı sırasında renkli güvenlik yeleği giydirildi. Araştırma verileri, Haziran- Ağustos 2022 tarihleri arasında arasında girişim öncesi ve sonrası 76'şar gözlem olmak üzere toplam 152 ilaç hazırlığı gözlenerek toplandı. Gözlemler sırasında elde edilen veriler, literatür doğrultusunda araştırmacılar tarafından oluşturulan ve kapsam geçerliliği onaylanan İlaç Hazırlama Gözlem Formuna kayıt edildi. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri için NCSS (Number Cruncher Statistical System) 2020 Statistical Software (NCSS LLC, Kaysville, Utah, USA) programı kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde, standart sapma, medyan, min, max değerleri, frekans, yüzde gibi tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin yanı sıra Shapiro Wilks,Student t, Mann Whitney-U, Kruskal Wallis, Dunn, Interclass Correlation Coefficient, Fisher's Exact testleri kullanıldı. Sonuçlar % 95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Araştırma sonucunda, ilaç hazırlıkları sırasında en sık olarak hasta yakınları, hekimler ve kişisel telefonun çalması nedeniyle bölünmeler yaşandığı, hasta yakınları ameliyat öncesi ve sonrası hasta karşılama, hasta gereksinimlerinin karşılanması ve hekimlerin en uzun süre bölünmeye neden olduğu bulundu. Girişim sonrasında hemşireler ilaç hazırlıkları sırasında, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha az sayıda (p=0,001; p<0,01) ve daha kısa süre bölünme yaşadılar (p=0,001; p<0,01). Sonuç olarak; İlaç hazırlıkları sırasında renkli güvenlik yeleğinin kullanılmasının hemşirelerin yaşadığı bölünmeleri azalttığı belirlendi.
Yenidoğan hemşirelerinin yenidoğanda oksijen tedavisi ve uygulamalarına ilişkin bilgileri
Yenidoğanlarda solunum sorunlarının tedavisinde oksijen uygulamaları önem taşır. Özellikle preterm bebeklerde oksijenin yüksek dozda ve kontrolsüz kullanımı Yenidoğan Retinopatisi (ROP), Bronkopulmoner Displazi (BPD) gibi hastalıklara neden olur. Araştırma; yenidoğan hemşirelerinin sıkça uyguladığı, özellikle prematüreler üzerinde uygun koşullarda uygulanmadığında olumsuz etkileri olan oksijen tedavisiyle ilgili kuramsal ve uygulama bilgilerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı nitelikte yapıldı. Araştırmanın evrenini İstanbul il sınırları içerisinde bir vakıf üniversitesinin dört birimindeki yenidoğan servislerinde çalışan 60 hemşire, örneklemini ise evrenin tamamından gönüllü katılan 47 hemşire oluşturdu. Veriler, birinci bölümü hemşirelerin tanıtıcı özellikleri, ikinci bölümü literatürden yararlanılarak, uzmanların görüşü de alınan "Oksijen Tedavisinin Kuramsal ve Uygulama Bilgileri" anket formuyla elde edildi. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Tek Örneklem Kolmogorov Smirnov testi ile test edildi ve anlamlılık değerleri 0,05'den küçük olduğu için ileri düzey çözümlemelerde non-parametrik testler kullanıldı. Non-parametrik testlerden iki bağımsız değişken için Mann-Whitney-U testi, ikiden fazla bağımsız değişken için Kruskal Wallis, ilişki analizleri için ise Spearman's korelasyon katsayıları kullanıldı. Hemşirelerin "Oksijenin Kuramsal ve Uygulama Bilgileri" anket formuna verdikleri yanıtların bilgi puan ortalamaları 40 üzerinden 24,09 ±5,429 bulundu. En fazla alınan puanın 8,53 ± 2,544 ile "Oksijen Tedavisine İlişkin Kuramsal Bilgiler" alt boyutunda, en az alınan puanın 2,09 ± 1,080 ile "Yenidoğana Oksijen Uygulama" alt boyutunda olduğu görüldü. En fazla bilinen bilgi %74,5 (n=35) ile "Yenidoğana oksijen vermede kullanılan araç-gereçlerin aseptik koşullarda olması gerektiği", en az bilinen bilgilerin ise %42,6 (n=20) ile "Yenidoğanın arteryel kan gazı ve pulse oksimetre ölçümü ile oksijenin zararları" olduğu görüldü. "Oksijenin Toksisitesi" alt boyutu bilgi puanları 1 ile 6 arasında değişmekte olup, ortalaması 3,57 ± 1,298'dir. Hemşirelerin özellikle oksijen toksisitesi konularında istenilen bilgi düzeyinde olmamaları ROP ve BPD gibi hastalıklara zemin hazırlayacağından gerekli eğitimlerin (hizmet içi programları) uygulamaya geçirilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Oksijen tedavisi, hemşirelik bakımı, retinopati
Hemşirelerdeki motivasyon düzeyinin ekip çalışması üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma, hemşirelerdeki motivasyon düzeyinin ekip çalışmasına olan etkisini değerlendirmek ve motivasyon ile ekip çalışması arasındaki ilişkiyi inceleyerek etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı tipteki bu çalışma İstanbul ili merkezinde faaliyet gösteren özel bir grup hastanesinde gerçekleştirildi. Araştırma verilerinin toplanmasında,hemşirelerinsosyo-demografik ve çalışma yaşamına ilişkin özelliklerini belirlemek amacı ile oluşturulan "Hemşire Bilgi Formu" ile Ekip Çalışması Tutumları Ölçeği" ve "Motivasyon Ölçeği" kullanıldı. Gerekli kurum ve ölçek izinleri alındıktan sonra veri toplama aşamasına geçilerek araştırmaya katılmayı kabul eden 304 hemşirede uygulandı.Verilerin istatistiksel değerlendirmesi SPSS 16.0 kullanılarak gerçekleştirildi. Bulgular: Çalışmamızda "Ekip Çalışması Tutumları Ölçeği"nin Cronbach's Alpha katsayısı 0,947, "Motivasyon Ölçeği"nin 0,852 olarak saptandı. "Ekip Çalışması Tutumları Ölçeği"nden alınan en yüksek puanı (4,26 ± 0,988) "Ekip liderleri gerektiğinde ekip üyelerinin birbirlerine yardım etmelerini sağlamalıdır" maddesi alırken, en düşük puanı (2,80 ± 1,422) "Ekip üyelerine yardım etmek, bireyin yapacak yeterince işi olmadığının göstergesidir" maddesi aldı."Motivasyon Ölçeği"nden ise alınan en yüksek puan (4,20 ± 0,972) "İşimi severek yapıyorum" maddesi alırken, en düşük puanı (2,68 ± 1,277) "Her an işime son verilebileceği endişesini taşıyorum" maddesinin aldığı görüldü. Sonuç: Hemşirelerde motivasyon düzeyinin artması ile ekip çalışması arasında çok düşük /düşük düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu saptandı. Anahtar Sözcükler: Hemşirelik, motivasyon, ekip çalışması, motivasyon faktörleri, verimlilik
Hemşirelerin parenteral ve enteral beslenme uygulamalarına ilişkin bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Hemşirelerin Parenteral ve Enteral Beslenme Uygulamalarına İlişkin Bilgi Düzeylerinin Değerlendirilmesi Amaç: Bu araştırma cerrahi, iç hastalıkları, yoğun bakım ve onkoloji-hematoloji ünitelerinde çalışan hemşirelerin parenteral ve enteral beslenme uygulamalarına ilişkin bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı-kesitsel nitelikte bir araştırmadır. İki hastanede gerçekleştirildi ve çalışma örneklemini 142 hemşire oluşturdu. Hemşirelerin enteral ve parenteral beslenme uygulamalarına ilişkin bilgi düzeyleri Enteral Beslenme Uygulamalarına İlişkin Bilgi Formu ve Parenteral Beslenme Uygulamalarına İlişkin Bilgi Formu kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Örneklemin yaş ortalaması 24.24 (SS: 3.36) ve %60.6'sı lisans mezunudur. Hemşire olarak toplam çalışma süresi 46.93 aydır. Hemşirelerin %66.2'si beslenme uygulamaları konusunda eğitim almadığını bildirdi. Hemşirelerin enteral beslenme uygulamaları (13.45±3.31) ve parenteral beslenme uygulamaları konusunda orta düzeyde bilgisi (7.13±2.80) olduğubulundu. Enteral beslenme ürünlerinin saklanma yeri ve süresi, midenin geç boşaldığını gösteren gastrik rezidüel volümü veenteral beslenme tüpleri aracılığıyla ilaç uygulamalarına ilişkin soruların en fazla yanlış yanıtlanan sorular olduğu saptandı (sırasıyla; %78.2, %73.9, %71.1). Parenteral beslenme uygulamalarında sırasıyla; osmolaritesi 900 mOsm/l'den fazla olan solüsyonların verilme yolu (%83.8), parenteral yolla beslenen hastalarda santral kateter aracılığıyla tedavi amaçlı ilaç uygulanabilme durumu (%76.8) ve parenteral beslenme uygulamalarında enfeksiyon riskini arttıran faktörlere ilişkin soruların (%64.8)en fazla yanlış yanıtlanan sorular olduğu belirlendi. Cerrahi birimde çalışan hemşirelerin Parenteral Beslenme Uygulamalarına İlişkin Bilgi Formu ve Enteral Beslenme Uygulamalarına İlişkin Bilgi Formu puanları iç hastalıkları ve yoğun bakım hemşirelerinin puanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük olduğu saptandı (p < 0.05). Sonuç: Araştırma sonuçları enteral ve parenteral beslenme konusunda bilgi düzeyinin düzenli aralıklarla teorik ve uygulamalı eğitimlerle desteklenmesine gereksinim olduğunu göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Enteral beslenme, parenteral beslenme, bilgi düzeyi, hemşire.
Hemşirelerin postoperatif ağrı yönetimi ile ilgili bilgi ve uygulamalarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma hemşirelerin ağrı yönetimi ile ilgili bilgi ve uygulamalarının değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Çalışma tanımlayıcı-kesitsel nitelikte bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini İstanbul İlinde bulunan bir vakıf üniversitesine bağlı 3 özel hastanede çalışan 223 hemşire oluşturdu. Hemşirelerin postoperatif ağrı yönetimi ile ilgili bilgi ve uygulamaları Postoperatif Ağrı Yönetimine İlişkin Bilgi ve Uygulama Anket Formu ile değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 25,79 ± 4,30'dur ve %82,1'i kadındır. Örneklemin %40,4'ünün cerrahi birimde çalıştığı, %68,2'sinin lisans mezunu olduğu belirlendi. Hemşirelerin postoperatif ağrı yönetimine ilişkin bilgi ve uygulama formu puan ortalamasının 29,22 ± 4,154 olduğu , %89,2'sinin daha önce postoperatif ağrılı hasta bakımı veya ağrı tedavisi ile ilgili bir eğitim aldığı ve %70,9'unun bu eğitimi hizmet içi eğitimden aldığı saptandı. Hemşirelerin %67,3'ünün hastanın ağrı şiddetini tanımlarken en çok hastanın davranışlarını gözlemlediği, %0,9' unun ise diğer hemşirelerden sözel olarak aldığı bilgileri değerlendirdiği, %96,4'ünün ağrıyı ölçmek için ağrı skalası kullandığı, %96'sının hastanın ağrısı ile ilgili tanılamaları kayıt ettiği, %67,7'sinin ise klinikte ağrılı hastalar için order edilen ilaç dışı girişimde bulunduğu belirlendi. Sonuç: Hemşirelerin postoperatif ağrıyı değerlendirme ile ilgili bilgi düzeylerinin ortalamanın üzerinde olduğu, büyük çoğunluğunun ağrıyı önlemede ilaç dışı girişimleri kullandıkları, hastanın ağrısını ve ağrının şiddetini tanılamada, ilaçlar ve ilaçların uygulama zamanı hakkında eğitime ihtiyaç duydukları saptandı. Anahtar Sözcükler: Ağrı, Postoperatif, Hemşire, Ağrı uygulamaları
Hemşirelerin hemşirelik tanıları ve hemşirelik sürecini uygulamaya ilişkin algıları ve düşüncelerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma, hemşirelerin hemşirelik tanılarını algılama ve hemşirelik sürecini uygulamaya ilişkin bilgi düzeylerinin ve uygulamalarının değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı nitelikte bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini İstanbul'da özel bir grup hastanesinde 20 Ekim 2017-30 Aralık 2017 tarihleri arasında çalışan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 320 hemşire oluşturdu. Araştırma verilerinin toplanmasında "Hemşire Bilgi Formu" ve "Hemşirelik Tanılarını Algılama Ölçeği" kullanıldı. Hemşirelik Tanılarını Algılama Ölçeği 4 alt boyut ve 26 ifadeden oluşmaktadır. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 25,36±4,832 yıl ve %51,2'si (n=164) lisans mezunudur. Hemşirelerin %91,3'ünün (n=293) hemşirelik tanılaması yaptığı, 54,1'inin (n=173) hemşirelik tanılamasını hasta kabulünden sonra ilk 1 saat içinde yaptığı, %50,9'unun (n=163) veri toplama aşamasında zorlandığı, %74,4'ünün (n=238) enfeksiyon riski tanısını koyduğu belirlendi. Hemşirelik Tanılarını Algılama Ölçeği toplam puan ortalamasının 2,68±0,439 (min.2-max.4) olduğu belirlendi. Hemşirelik Tanılarını Algılama Ölçeğine göre en çok pozitif yönde algıladıkları madde "Hemşirelik tanıları hemşireliğin profesyonel imajını geliştirir" maddesi olarak belirlenirken (2,01± 0,955), en çok negatif yönde algıladıkları madde ise "Hemşirelik tanıları tıbbı tanıların tamamlayıcısıdır" maddesi (3,71±1,017) olarak tespit edildi Hemşirelik Tanılarını Algılama Ölçeği puanları hemşirelerin cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, hemşirelik sürecini kullanma ve kullanılması gerektiğine inanma, hemşirelik tanılaması yapma durumuna göre karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlendi. Sonuç: Hemşireler hemşirelik tanılarını olumlu yönde algılamakta, bireysel ve mesleki özellikler bu algılamayı etkilemektedir.
Jinekoloji ameliyatı olan hastaların hemşirelik memnuniyeti ve sosyal destek düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma ile jinekoloji ameliyatı geçiren hastaların hemşirelik memnuniyeti ve sosyal destek düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır.Çalışma T.C. Sağlık Bakanlığı-Ordu Üniversitesi Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Cerrahi Servisinde 15.06.2015-15.12.2015 tarihleri arasında jinekoloji ameliyatı olup, taburcu olmalarına karar verilen ve araştırmanın ölçütlerine uygun olan 100 hasta üzerinde gerçekleştirilmiştir. Verilerin elde edilmesinde Hasta Bilgi Formu,Newcastle Hemşirelikten Memnuniyet Ölçekleri ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma gibi tanımlayıcı istatiksel değerler,Kolmogorovsmirnov testi,Mann Whitney U testi,Kruskall Wallis testi, Pearson korelasyon kullanılmıştır.Kadınların eğitim düzeyi ile hemşirelikten memnuniyet puan ortalamaları arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Lise ve üzeri eğitimdüzeyine sahip olanların ortaöğretim ve altı eğitim düzeyine sahipolan kadınlara göre hemşirelikten memnuniyet düzeyleri yüksektir. En uzun süre ilde yaşayanların, ilçede ve köyde yaşayanlara göre memnuniyet düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır.Hastaneyi tekrar tercih edeceğini belirten hastaların hemşirelikten memnuniyet düzeyleri tercih etmeyeceğini söyleyenlere göre daha yüksektir. Çalışmada hemşirelikten memnuniyet ile algılanan sosyal destek düzeyi arasında bir ilişki tespit edilmemiştir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelikten memnuniyet, sosyal destek, jinekoloji ameliyatı
Hematoloji kliniğinde çalışan hemşirelerin iletişim ve empati becerilerinin değerlendirilmesi
Bu araştırma tanımlayıcı tipte bir araştırma olup, hematoloji hemşirelerinin iletişim ve empati becerilerinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma Ankara ilinde bulunan Atatürk Eğitim ve Araştırma, Gazi Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Ankara Üniversitesi ve Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastaneleri'nin hematoloji kliniklerinde Aralık 2014-Haziran 2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Hematoloji kliniğinde çalışan 76 hemşire örneklemi oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında; hemşireler için sosyo-demografik veri toplama formu, İletişim Becerileri Ölçeği(İBÖ) ve Empatik Beceri Ölçeği (EBÖ) kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hemşirelerin % 48.7'si 26-35 yaş gurubunda, %53.9'u evli ve %27.6'sı C Hastanesinde, % 53.9'u hemşire olarak, %71.1'i hematoloji kliniğinde 12-36 ay süresiyle, %61.8'i nöbet-vardiya sistemi ile ve %75'i servis hemşiresi olarak çalışmaktadır. Hematoloji hemşirelerine uygulanan EBÖ ve İBÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki gözlenmediği halde zayıf, pozitif yönlü ve doğrusal bir ilişki olduğu saptanmıştır. Çalışma sonucuna göre, incelenen literatürler doğrultusunda iletişim ve empati becerileri birbirleri ile ilişkili olmalarına rağmen, bu çalışmada bir ilişki saptanmamıştır. İletişim becerilerinin etkili olması empati becerilerinin de etkili olacağı anlamına gelmemektedir. Bu çalışma hematoloji alanına özgü hazırlanmıştır, özellikle hemşirelerin iletişim ve empati becerilerinin bir çok alana özgü incelenmesi ve değerlendirilmesi önerilmektedir.
HIV pozitif bireyler ve AIDS hastalarının antiretroviral ilaç tedavisine uyumlarını etkileyen faktörler
Araştırma HIV Pozitif Bireyler ve AIDS hastalarının antiretroviral ilaç tedavisine uyumu ve ilaç uyumunu etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Enfeksiyon Hastalıkları Polikliniğinde kayıtlı olan 310 HIV pozitif birey ve AIDS hastaları, örneklemini ise araştırmaya katılmayı kabul eden toplam 158 HIV pozitif birey ve AIDS hastası oluşturmuştur. Veriler araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda geliştirilen anket formları ile toplanmıştır. Ayrıca tedaviye uyum düzeyini belirlemek amacıyla Morisky İlaç Uyum Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzde değerleri, ortanca, ki-kare ve Spearman testleri kullanılmıştır. Çalışmamızın sonuçlarına göre hastaların %26.6'sının meşgul olmaları sebebiyle en az bir kez ilaç atladığı, % 28.5'inin aldığı ilaçların sayısını çok bulduğu, % 29.7'sinde ilaçlara bağlı yan etkiler geliştiği ve % 82.9'unun daha önce ilaçlarla ilgili eğitim aldıkları belirlenmiştir. Ayrıca katılımcıların %96.2'si sağlık elemanlarının tutum ve davranışlarından memnun olduklarını ve % 42,4'ü stigma yaşadığını ifade etmiştir. Katılımcıların % 61'inin ilaç tedavisine yüksek uyum gösterdiği belirlenmiştir. Sosyal destek, hastalık süresi, tedavi süresi ve ilaçlar hakkında bilgilendirme almış olma ile ilaç tedavisine uyum arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Hastaların ilaçların kullanımı konusunda bilgilendirilmeleri, hatırlatıcı yöntemlerin önerilmesi, sosyal destek kaynaklarının araştırılması, ilaç ve tedavi uyumunu olumsuz etkileyen faktörlerin belirlenerek çözümlerin üretilmesi, ilaç ve tedavi uyumunun artırılması açısından hemşirelik takibi önerilebilir.