Formularies

89 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Rasajilin içeren ağızda dağılan tablet formülasyonlarının geliştirilmesi, in vitro ve in vivo değerlendirilmesi

Parkinson hastalığı, çoğunlukla motor hareketlerin, konuşmanın ve diğer fonksiyonların zayıfladığı, sinir sisteminin nörodejeneratif bir hastalığıdır. MAO-B enziminin dopamin metabolizmasında rolü nedeniyle, MAO-B inhibitörleri parkinson hastaları için önemli terapötik gelişmelerdir. Selejiline göre etkili ve daha selektif MAO-B inhibitörü olan rasajilin mesilatın ticari bir ODT formu mevcut değildir. Bu tez kapsamında, parkinson hastalığının tedavisinde kullanılmak üzere rasajilin içeren ağızda dağılan tablet formülasyonları geliştirilmesi amaçlanmıştır. Farklı dağıtıcı/süperdağıtıcı içeren plasebo ODT tabletleri geliştirilerek toz ve tablet kontrollerinden elde edilen sonuçlar doğrultusunda optimum ODT formülasyonu belirlenmiştir. Optimum ODT formülüne rasajilin eklendikten sonra toz ve tablet kontolleri yapılmıştır. Ayrıca rasajilinin intestinal permeabilitesini tayin etmek için Caco-2 hücreleri ve intestinal perfüzyonu yapılmıştır. Rasajilinin hepatik disposizyonu in situ karaciğer perfüzyonu yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Optimum ODT formülasyonun (ODT-9R) dağılma süresi 10,671,04 sn olarak tayin edilmiştir. İçerelik tekdüzeliği %1014,8'dır. Çözünme hızı çalışmaları üç farklı ortamda (distile su, 0,1N HCl, pH 6,8 fosfat tamponu) gerçekleştirilmiş ve ilk 5 dakikada rasajilinin yaklaşık %100'ü çözünmüştür. ODT-9R formülasyonunun Caco2 hücre hattında permeabilitesi (5,624x10-57,88x10-6 cm/sn) eksipiyanların etkisiyle anlamlı derecede artmıştır (p<0,05). ODT-9R formülasyonunun intestinal permeabilite değerleri (3,73x10-4 , 5,89x10-4 , ve 3,27x10-4 cm/sn) jejunum, ileum ve kolonda artış göstermiştir. Eritrosit ve Evans mavisi ile karşılaştırıldığında, rasajilin karaciğerde daha geniş bir alana dağılmış, hepatik ekstraksiyonu 0,404 ± 0,060, hepatik klerensi ise 0,101±0,015 mL/sn olarak tayin edilmiştir. Tez çalışmalarından elde edilen bulgular doğrultusunda hedeflenen amaca uygun bir rasajilin ODT formülasyonu geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ağızda dağılan tablet, Bağırsak perfüzyonu, Caco-2, Karaciğer perfüzyonu, Rasajilin

BağırsaklarBiyofarmasötiklerKaraciğer+7
Ertan Özdemir
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Akciğer kanseri tedavisinde kullanılmak üzere nanopartikül içeren kuru toz inhaler formülasyonu hazırlanması, karakterizasyonu ve in vitro değerlendirilmesi

Bu tezde küçük hücreli dışı akciğer kanseri tedavisinde kullanılmak üzere gefitinib nanopartikülleri içeren kuru toz inhaler formülasyonu geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 130 nm'nin altında albümine bağlı gefitinib nanopartikülleri yüksek basınçlı homojenizasyon yöntemi ile hazırlanmış ve tümöre aktif hedefleme amacıyla hyaluronik asit (HA) kaplaması yapılmıştır. Formülasyonlarda hedeflenen boyutlarda tekdüze nanopartiküllerin eldesi için akciğerin yüzeyinde doğal yüzey aktif madde olarak bulunan Dipalmitoil fosfatidilkolin (DPPC) kullanılmıştır. Nanopartiküllerin inhale edilebilir boyutlara ve toz özelliklerine sahip olabilmesi için formülasyonlara taşıyıcılar eklenmiş ve liyofilize edilmiştir. Kuru toz inhaler (KTİ) formülasyonlarının aerosolize olarak akciğerin derinliklerine ulaşabilmesi için partiküllerin 1-5 μm aerodinamik çapa sahip olması amaçlanmıştır. Farklı taşıyıcılar içeren kuru toz inhaler formülasyonlarının aerodinamik özellikleri Andersen Kademeli Ayrıştırıcı (ACI) ile analiz edilmiştir. Taşıyıcı olarak fenilalanin-mannitol kombinasyonu ile en iyi aerodinamik özellikler ve in-vitro salım davranışı sağlanmıştır. Suda çözünmeyen kristal yapılı gefitinibin nanopartikülleri oluşturularak yüzey alanı geniş, inhale edilebilir amorf yapılı liyofilize toz hale getirilmesi ile sudaki çözünürlüğü artırılmıştır. Simüle akciğer sıvısı ortamında yapılan in vitro salım deneylerinde geliştirilen KTİ formülasyonunun 72 saat boyunca etkin madde salımına devam ettiği görülmüştür. Lewis Lung Carcinoma-1(LLC1) hücre hattında yapılan 3(4,5-dimetiltiazol-2-il)-2,5-difeniltetrazolyumbromür (MTT) testleri ile KTİ formülasyonun 72 saatte gefitinib etkin maddesine göre çok daha düşük dozlarda kanser hücrelerinin canlılığını azalttığı görülmüştür. Nil kırmızısı yüklenen KTİ formülasyonlarının LLC1 hücrelerine alımı floresans mikroskobu ile görüntülenmiştir.

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıAntineoplastik ajanlar+7
Zeynep Merve Geyik
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Melanomanın topikal yolla tedavisine yönelik metformin yüklü polikaprolakton nanopartikül içeren jel formülasyonu hazırlanması ve In Vitro değerlendirilmesi

Melanoma metastaz yeteneği yüksek olan, tedavisi en zor kanser türlerindendir. Melanoma tedavisinde kullanılan kemoterapötik ilaçlara direnç gelişmesi nedeniyle tedavi etkinliği düşüktür. Bunun yanı sıra kemoterapötik ilaçlar ile sistemik yan etkiler de görülebilmekte, bu da sağlıklı dokularda hasar meydana getirebilmektedir. Melanoma tedavisinde kemoterapiye ek olarak, radyoterapi, fotodinamik terapi ve gen terapisi de uygulanmaktadır. Ancak bu yöntemlerin de üstünlükleri ve sakıncaları bulunmaktadır. Kötü prognoz ve tedavideki yetersizlikler göz önüne alındığında, melanomada yenilikçi tedavilere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada terapötik madde olarak melanomada antikanser etkinliği olduğu literatür çalışmalarında gösterilmiş biguanidin türevi bir antidiyabetik olan metformin HCl (Met) seçilmiştir. Etkin maddenin patolojik bölgeye lokal olarak uygulanabilmesi ve metforminin nanopartiküllere yüklenmesiyle topikal uygulama sonrası deride tutulumunun arttırılması amaçlanmıştır. Topikal uygulamalarda derinin en üst tabakası olan stratum korneumun aşılması zor olmakta ve tedaviyi sınırlamaktadır. Tez çalışmamızda etkin madde Polikaprolakton (PCL) nanopartikül içine hapsedilerek partikül boyutu küçültülmüş ve etkin maddenin deriye penetrasyonu arttırılmıştır. Hücre kültürü çalışmaları ile metformin HCL yüklü PCL Nanopartikül (NP) içeren Kitosan (CS) jel formülasyonunun serbest metformin içeren jele kıyasla daha etkili olduğu görülmüştür. Yapılan in vitro karakterizasyon ve ex-vivo çalışmalar sonucunda melanomanın topikal yolla tedavisinde Met yüklü PCL nanopartikül içeren kitosan jel formülasyonunun umut vaad eden sistemler olduğu sonucuna varılmıştır.

Antineoplastik ajanlarMelanomMetformin+6
Ziyneti Eke
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Investigation of the in vitro and in vivo effects of telomere-targeted new drug candidate compounds on different cancer cell lines

Cancer, characterized by its heterogeneity, metastatic character, and limited treatability, stands as a leading global cause of mortality. Cancer cells elongate their telomeres through the activity of the telomerase enzyme, thereby gaining immortality by evading control checkpoints in the cell cycle. The expression of telomerase is present in approximately 95% of cancer cells, while its activity is absent in somatic cells. Consequently, in recent years telomerase/telomere-targeted therapies have shown significant promise. Due to the heterogeneity of cancer cells and their varying telomere lengths, long-term anti-telomerase therapies can lead to adverse effects. Therefore, there is a need for novel molecules that can target telomeres, regardless of their telomeric lengths, and exhibit rapid efficacy. Within the scope of this doctoral thesis research, the objective was to investigate molecules added to telomeric structures by telomerase, which may induce genomic instability and cell death through telomeric DNA damage, both in vitro and in vivo. These molecules were synthesized by the MAIA biotechnology company (Chicago, USA) and delivered to the Department of Medical Biochemistry. The candidate drug molecules were tested on different cancer cell lines [breast cancer (MCF-7), non-small cell lung cancer (A549), cervical cancer (HeLa), and colon cancer (HT29)] at nine different concentrations for 96 hours, and cytotoxicity was assessed using the MTT (3-(4,5-Dimethylthiazol-2-yl)-2,5-Diphenyltetrazolium Bromide) assay. The obtained EC50 results were compared with 6-thio-dG in each cell line, and a molecule named "L6" was identified as a new potential drug candidate with a lower EC50 value compared to 6-thio-dG. The EC50 values of different cell lines to the L6 molecule were evaluated, and HT29 colon cancer cells, which exhibited the highest sensitivity to the L6 molecule, were selected as the target cell line. The DNA damage induced by these molecules at telomeric ends was assessed using the Telomere Induced Foci (TIF) method with confocal microscopy. In this method, co-localization of telomeric probes and staining with the γH2AX antibody specific to DNA damage was used to demonstrate TIF. The results obtained from the TIF method indicate that the telomeric DNA damage caused by the L6 molecule is statistically significant compared to the control group and 6-thio-dG. Additionally, an assessment of global genomic damage reveals that the L6 molecule and 6-thio-dG induce DNA damage to an equal extent. Furthermore, the effects of the candidate molecules on the base excision repair (BER) pathway proteins Apurinic/Apyrimidinic Endonuclease-1 (APE1) and Poly(ADP-ribose) polymerase-1 (PARP1), as well as the quantities of DNA damage product 8-Hydroxy-2'-deoxyguanosine (8-OH-dG) was investigated liquid chromatography-high resolution mass spectrometry (LC-HR/MS) and liquid chromatography-tandem mass spectrometry (LC-MS/MS) techniques. L6 promotes a significant downregulation in the expression levels of both PARP1 and APE1 in HT29 cells. The in vivo efficacy of L6 was evaluated both in CD1 nude mice and BALB/c mice. In the xenograft model established with the HT29 cell line, the optimal dosage of L6 was determined to be 3 mg/kg, administered in a total of 4 doses, with a treatment frequency of twice per week. A syngeneic animal model was generated using the CT26 cell line, followed by the administration of sequential therapy with the L6 molecule and anti-PD-L1. After the euthanize the animals, immunophenotyping was performed by flow-cytometry on excised tumor tissues. The results obtained indicate that the L6 molecule led to a reduction in tumor size, decrease in Treg cell count, and an increase in the activated CD8+ cells. Key words: Cancer, telomere, telomerase, TIF (telomeric induced foci), xenograft, syngeneic, LC-MS/MS, APE1, PARP1, 8-OH-dG

Cell lineChromatography-liquidXenograft+7
Merve Yılmaz
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kumaş fazı emici ekstraksiyonu ile ilaç etkin maddelerinin farmasötik preparat ve biyolojik materyalden analizi için analitik yöntem geliştirilmesi ve validasyonu

Kumaş fazı emici ekstraksiyonu (FPSE) son yıllarda ön plana çıkan bir numune hazırlama tekniğidir. Bir kumaş yüzeyinin farklı sorbentlerle kaplanması ile hazırlanan mikroesktraksiyon cihazları, hedef molekülün yüksek geri kazanımla ve basit bir şekilde farklı ortamlardan analizine olanak tanımaktadır. Her ne kadar FPSE'nin farmasötik analiz uygulamalarında kullanımı bilinse de bu tez çalışmasında FPSE ile iki ilaç etkin maddesi için iki özgün uygulama gerçekleştirilmiştir. Bu uygulamalardan ilkinde FPSE, Tazaroten molekülünün jel formülasyonundan analizinde bilinen uygulamaların aksine Tazaroten molekülünü değil, jel formülasyonunu hedef almış ve enjeksiyon öncesi hazırlanan çözeltide ortam bileşenlerini yüksek seçicilikle tutarak hedef molekülün serbest kalmasını sağlamıştır. Böylece karmaşık ve çok basamaklı jel formülasyondan ekstraksiyon tekniklerinin yerini almıştır. Tazaroten, yüksek performanslı sıvı kromatografisi (HPLC) ile ticari jel formülasyonundan analiz edilebilmiştir. İkincisinde ise model bir molekül olarak seçilen Levofloksasin molekülünün kan plazmasından analizi sonucu farmakokinetik profilin ortaya çıkarılmasın amacıyla kullanılmıştır. Halihazırda kullanılan proteinlerin çöktürülmesi sonrası etkin maddenin kan plazmasından analizi yöntemi ile istatistiksel olarak benzer sonuçlar elde edilmiştir. Analizler için HPLC ile kombine kütle spektrometrisi (LC-MS) kullanılmıştır. Farmakokinetik çalışmalarda FPSE tek başına az basamaklı basit bir ekstraksiyon yöntemi olmakla kalmamış, numunenin saklanması ve transferine de olanak tanıyan birçok amaçlı mikroekstraksiyon cihazı olarak görev almıştır. Bu tez çalışması sonucunda literatüre FPSE'nin bilinen mikroekstraksiyon uygulamalarının aksine farklı amaçlarla kullanımı ile ilgili iki farklı yaklaşım ortaya konulmuş ve ilgili yaklaşımların başarısı geliştirilen analitik yöntemler ile ispatlanmıştır.

Analitik kimyaFarmakokinetikKromatografi-sıvı+7
Yasemin Ekin Dolaksız
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Hipertansiyon tedavisinde etkili çözünürlük sorunu olan bir etkin madde üzerinde önformülasyon çalışmaları

Bu tez kapsamında hem L-tipi hem de T-tipi kalsiyum kanallarını bloke etme yeteneğine sahip bir molekül olan M3'ün nanokristal teknolojisi (NKT) ile zayıf çözünürlüğünün iyileştirilmesi ve pullulan bazlı ağızda dağılan film (ADF) formülasyonlarının geliştirilmesi hedeflenmiştir. Çözünürlük ve Caco-2 permeabilite çalışma sonuçları M3'ün Biyofarmasötik Sınıflandırma Sistemi'ne (BCS) göre Sınıf 4'de yer alabileceğini göstermiştir. Çöktürme ve ultrasonikasyon yöntemlerinin kombinasyonu ile farklı tür ve oranlarda stabilizan ve kriyoprotektan kullanılarak gerçekleştirilen formülasyon çalışmaları sonucunda optimum nanokristal formülasyonu (%5 trehaloz ile dondurularak kurutulmuş %0,5 poloksamer 188 ile hazırlanan nanosüspansiyon; 320,2 ± 15,3 nm, -27,4 ± 0,1 mV) belirlenmiştir. Optimum nanokristal formülasyonu ve çözücü dökme yöntemine göre hazırlanan ADF formülasyonları çeşitli fizikokimyasal çalışmalar (XRD, DSC, FT-IR, SEM) ile analiz edilmiş ve sonuçlar M3'ün kristal halden amorf yapıya dönüştüğünü göstermiştir. Kısa süreli hızlandırılmış stabilite çalışmaları ile pullulan bazlı ADF formülasyonlarının 4 hafta boyunca fiziksel stabilitesini koruduğu tespit edilmiştir. M3 nanokristalleri ile M3'ün çözünme profili iyileştirilirken, çözünürlüğünde yaklaşık 200 kat ve permeabilitesinde yaklaşık 30 kat artış elde edilmiştir. Farklı kanser hücre hatları (Caco-2, MCF-7, SK-BR-3, A549) üzerinde yapılan hücre kültürü çalışmaları, M3 ve M3 nanokristallerinin anlamlı bir sitotoksik etkiye sahip olmadığını göstermiştir.

BiyofarmasötiklerDihidropiridinGeçirgenlik+4
Esra Pezik
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Hedeflendirilmiş antikanser ilaç yüklü polimerik nanotaşıyıcıların formülasyonları ve karakterizasyonları

Kanser kemoterapisinde kullanılan ilaçların hastalıklı bölge ile sağlıklı bölge arasında bir ayrım gözetmeden dağılımı, sağlıklı dokunun da zarar görmesine neden olmaktadır. Hedeflendirilmiş ilaç taşıyıcı sistemler ile kanser tedavisinde kullanılan ilaçların seçici bir şekilde hastalıklı bölgede biriktirilmesi ve bu şekilde sağlıklı dokuların zarar görmemesi amaçlanmaktadır. Doksorubisin kardiyotoksisite gibi ciddi yan etkileri olan antikanser bir ilaçtır. Bu çalışmada meme kanseri hücrelerini hedefleyen peptit-18 ligandı konjuge edilmiş pH duyarlı polimerik misellere doksorubisinin enkapsüle edilmesi ile pasif ve aktif hedeflendirilmiş yeni bir ilaç taşıyıcı sistemin formülasyonu ve karakterizasyonunun yapılması amaçlanmıştır. "Görünmezlik etkisi" ve biyouyumluluk özellikleri nedeniyle, polimerik misellerin formülasyonunda poli (2-etil-2-oksazolin), poli (etilen glikol) 'e alternatif olarak kullanılmıştır. pH duyarlı gruplar olan poli(2-etil-2-oksazolin) ve katyonik poli(etilenimin) polimerlerini yapısında barındıran poli(2-etil-2-oksazolin)-b-poli(ε-kaprolakton) ile poli(2-etil-2-oksazolin)-ko-poli(etilenimin)-b-poli(ε-kaprolakton) polimerleri kullanılarak hazırlanan doksorubisin enkapsüle edilmiş miseller, kritik misel konsantrasyonu, misel büyüklüğü, zeta potansiyel, enkapsülasyon etkinliği, in vitro salım, kolloidal stabilite çalışmaları ile karakterize edilmişlerdir. Hazırlanan formülasyonlar hücre kültüründe L929 fibroblast hücreleri ile biyouyumluluk açısından değerlendirilmiş, MCF-7 ve SKBR-3 meme kanseri hücreleri ile antikanser etkinlikleri açısından değerlendirilmişlerdir. Bu çalışmada hazırlanan polimerik miseller yüksek miktarda doksorubisini enkapsüle edebilen, nötral koşullarda (pH 7,4, kan dolaşımı) kararlı iken, asidik koşullarda (tümör dokusu ve hücreleri) daha yüksek doksorubisin salımı sağlayan, MCF-7 ve SKBR-3 meme kanseri hücreleri üzerinde antikanser etkisi gösterilmiş, pasif ve aktif hedeflendirilmiş formülasyonlardır. Elde edilen sonuçlar, daha etkin bir kanser tedavisinde kullanılma potansiyeli olan, yeni bir ilaç taşıyıcı sistemin geliştirildiğini ortaya koymuştur. Anahtar kelimeler: Polimerik miseller, doksorubisin, hedeflendirilmiş sistemler, poli(2-etil-2-oksazolin), hücre kültürü

Antineoplastik ajanlarDoksorubisinMisel+7
Naile Öztürk
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ağızda dağılan tablet formülasyonlarının ın vitro karakterizasyonları ve permeabiliteleri üzerine farklı yardımcı maddelerin ve basım tekniklerinin etkisi

Ağızda dağılan tabletler, pediyatrik ve geriyatrik, yutma güçlüğü çeken, nörolojik hastalıkları olan kişilerde konvansiyonel tabletlere göre daha kolay ve güvenle uygulanabilir. İlave su tüketime veya özel uygulama koşuluna ihtiyaç duyulmaksızın, tükürük ile teması sonrası ağızda kısa sürede dağılırlar. Mide bulantısı ve kusma, klinikte yaygın olarak karşılaşılan, kişinin günlük hayatını sınırlayan hastalıklardır. Trimetobenzamit hidroklorür, mide bulantısı ve kusmanın akut tedavisinde yaygın olarak kullanılan antiemetik bir ilaçtır. Bu tez çalışması kapsamında, trimetobenzamit hidroklorürün direkt basım ve dondurarak kurutma teknikleri kullanılarak on sekiz farklı ağızda dağılan tablet formülasyonu geliştirilmiştir. F4, F8, F15 ve F16 hariç tüm formülasyonların üç dakikadan daha kısa süre içerisinde suda ve yapay tükürük ortamında (pH 6,8) dağıldığı görülmüştür. Geliştirilmiş olan formülasyonların konvansiyonel tablet ile benzerliği, benzerlik faktörü hesaplanarak çözünme profillerinin benzer olmadığı; ancak F3, F4, F11, F12, F15, F17 ve F18 formülasyonlarının konvansiyonel tablete göre 45. dakikada daha yüksek çözünme değerlerine ulaştığı görülmüştür. Caco-2 hücre kültürü üzerinde gerçekleştirilmiş olan permeabilite çalışmaları ile, formülasyonda kullanılan yardımcı maddelerin trimetobenzamit hidroklorürün permeabilitesini artırdığı görülmüştür, ancak formülasyonların permeabiliteleri arasında farklılıkların istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak bu tez çalışması ile, uluslararası ve Türkiye ilaç piyasasında ağızda dağılan tablet preparatı ve literatür çalışması bulunmayan trimetobenzamit hidroklorürün ağızda dağılan tablet formülasyonlarının geliştirilmesi için katkı sağlayacağı düşünülen formülasyonlar önerilmektedir.

Caco-2Dondurarak kurutmaTabletler+3
Özge Didem Uluhan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sık karşılaşılan hastane enfeksiyonu etkenlerine karşı antibiyotik kombinasyonu içeren kuru toz inhaler formülasyonların tasarımı, karakterizasyonu ve in vitro değerlendirmesi

Bu çalışmada, sinerjistik etkili antibiyotik kombinasyonu içeren kuru toz inhaler formülasyonu geliştirildi. Öncelikle, mikrobiyolojik testlerle, amikasin ve sefepim maddelerinin kombinasyonunun sinerjistik etkileri ve kombinasyon içerisinde en iyi sinerji gösteren oranları, pulmoner enfeksiyonu olan hastalardan izole edilen Pseudomonas aeruginosa, Klebsiella pneumoniae ve Acinetobacter baumanii kökenleri üzerinde test edildi. Formülasyon içeriğindeki etkin maddeler ve oranlarının belirlenmesinden sonra formülasyon, kuru toz inhaler preparatlarında sıklıkla kullanılan, mannitol, trehaloz, l-lösin gibi yardımcı maddeler kullanılarak ve Nano boyutlu sprey kurutucu (Nanospray dryer) ile püskürtülerek hazırlandı. Hazırlanan kuru toz inhaler formülasyonları, DSC, FT-IR ve TGA analizleri ile karakterize edildi. Karakterize edilen formülasyonların, yeni nesil impaktör cihazı (Next Generation Impactor) ile aerosolizasyon performansı ve Yüksek Performanslı Sıvı Kromatografisi (HPLC) ile enkapsülasyon etkinliği tespit edildi. Mastersizer cihazı ile partikül boyut dağılımı ölçüldü. Kirby-Bauer disk difüzyon testi ile etkinlik performansı değerlendirildi. Sonuç olarak, aerosolizasyon performansı yüksek, teorik olarak alveollere kadar ulaşabilecek boyutlarda, ince partikül fraksiyonu istenilen seviyelerde olan, etkin, stabil ve güvenli bir formülasyon hazırlandı.

AmikacinAntibiyotikler-kombineAntienfektif ajanlar+7
Murat Onur Önal
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlanma karşıtı madde yüklü mikropartikül içeren jel formülasyonunun geliştirilmesi

Cilt yaşlanmasının birçok nedeni vardır. Cilt görünümündeki değişikliklerin nedenleri arasında zamanla doğal olarak, çevreye maruz kalma, histolojik ve fizyolojik değişiklikler yer alır. Fizyolojik yaşlanmanın bir nedeni yüz ifadesi kaslarının kasılmasından kaynaklanan tekrarlanan yüz hareketleridir. Argirelin kas kasılmasının neden olduğu kırışıklığa etki eder. Kaslar, vezikülden salınan nörotransmitter aldığında kasılmaktadır. Argirelin nörotransmitterlerin serbest kalmasını önler ve kas kontraksiyonu zayıflar, çizgilerin ve kırışıklıkların oluşmasını engeller. Histolojik yaşlanmayla beraber cilt yaşla nemini ve kolajen miktarını kaybetmektedir. Arginin hem oral hem kozmetik olarak Kullanılan bir doğal aminoasit yapıtaşıdır. Yeni bir kozmesotik olarak kullanılmaya başlanmıştır. Kollajen oluşumunu destekleyen çalışmaları mevcuttur. Mikropartiküller; cilde uzun süre etkin madde vermek, kontrollü salım sağlamak, ortam koşullarından korumak ve stabiliteyi arttırmak için tercih edilir. Bijeller organojel ve hidrojel birbiriyle karışımından oluşan yeni bir taşıyıcı jel sistemdir. Hidrojel ve organojelin özelliklerini taşıması nedeniyle diğer jel sistemlerinden daha üstün özelliklere sahiptir. Arginin mikropartikülü içeren argirelin bijel formülasyonu etkili göz çevresi bakımı için farklı yenilikçi bir yaklaşım getirmektedir. Bu çalışmada formülasyonun testleri yürütülecek ve en uygun formülasyon için optimizasyon çalışmaları yapılmıştır. Argirelin mikropartiküllerini içeren sistemler ile antiaging etkinliği olan bir formülasyon geliştirilmesi, kontrollü salım sağlamak için enkapsüle edilmiştir. DTK, partikül boyut analizi, mikropartikül görüntüleme ve yükleme çalışmaları, reoloji, viskozite, sitotoksisite, mikrobiyolojik limit kontrolü, stabilite çalışmaları gibi parametreler değerlendirilmiştir.

ArgirelinArjininBesin destekleri+4
Başak Paksoy
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Levodopa' nın biyoyararlanımının artırılması için yeni dozaj şekli geliştirilmesi

Parkinson hastalığı (PH) en sık görülen hareket bozukluğu hastalıklarından birisidir. Bazal ganglionda dopaminin aşırı kaybı ile ortaya çıkan titreme, sertlik, hareketlerin yavaşlaması PH nın en belirgin belirtileridir. Günümüzde PH nın tedavisindeki temel yaklaşım, azalan dopaminin dışarıdan ilaç tedavisi ile yerine koyma prensibine dayanmaktadır. Dopaminin kan-beyin bariyerini aşamaması ile ortaya çıkan sorun, dopamine metabolize olan, kan-beyin bariyerini aşabilen, aromatik bir amin olan Levodopa (L-Dopa) nın kullanılması ile çözülmüştür. Fakat oral yoldan uygulanan levodopadan çeşitli kısıtlayıcı faktörler nedeniyle beklenen biyoyararlanım sağlanamamaktadır. Bu projede düşük biyoyararlanım gösteren levodopanın biyoyararlanımını artırıcı formülasyon geliştirilecektir. Bu çalışma sırasında levodopa'nın intranazal uygulanabilecek mikroemülsiyon dozaj şekli hazırlanıp, in vitro yöntemlerle kalite kontrol çalışmaları, etkin maddenin sentetik membrandan geçiş çalışmalarının yapılması, flourosens işaretleme veriminin ve deney hayvanlarında intranazal uygulama sonrası görüntüleme çalışmalarının yapılması amaçlanmıştır.

BiyoyararlanımFarmasötik teknolojiLevodopa+3
Hatice Çetin
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Triamsinolon asetonit yüklü topikal formülasyonlarının hazırlanması ve hipertrofik skar oluşumu üzerine etkisinin incelenmesi

Hipertrofik skar günümüzde ciddi bir terapötik problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Derin yaralanmalar sonucunda oluşan hipertrofik skar dokularının dermis tabakasında, fibroblastların çoğalması, büyük miktarda kolajenin salgılanması, normal deriye göre skar dokusunun dermis kalınlığının daha fazla olması hidrofilik ve lipofilik ilaçların emilimini engelleyici bir unsur oluşturur. Bu sebepten dolayı skar tedavisine yönelik farklı uygulamalar olmasına rağmen yeterli düzeyde etkinlik alınamamaktadır. Mevcut uygulamaların yol açtığı yan etkiler hastalar açısından ciddi problemlere yol açmaktadır. Triamsinolon asetonit skar tedavisine yönelik olarak bir süredir çalışılmaktadır. Bu çalışmada hipertrofik skar tedavisine yönelik olarak triamsinolon asetonit yüklü etkili ve güvenilir formülasyonların tasarlanması amaçlanmıştır. Bu amaçla çalışmamızda öncelikle triamsinolon asetonit yüklü lipozom formülasyonları geliştirildi. Daha sonra optimum lipozom formülasyonundan hareketle lipozom yüklü film formülasyonu geliştirildi. Hazırlanan tüm formülasyonlara belirlenen kritik parametreler öncülünde deneysel tasarım çalışmaları uygulandı ve formülasyonlar optimize edildi. Optimum formülasyonlar üzerinde in-vitro salım çalışmaları gerçekleştirildi. Lipozom formülasyonunun lipozom yüklü film formülasyonuna göre etken maddeyi daha hızlı saldığı tespit edildi. Salım kinetik modelinin tespiti için yapılan çalışmalar sonucunda formülasyonların Higuchi kinetik modeline uygun salım yaptığı belirlendi. Daha sonra formülasyonlar ile domuz kulak derisi kullanılarak ex-vivo penetrasyon çalışması yapıldı. Beklendiği gibi hiçbir formülasyondan reseptör faza etken madde geçişi görülmedi. Konvansiyonel merhem ile kıyaslandığında hazırladığımız formülasyonlardan deri tabakalarına çok daha fazla etken madde geçtiği tespit edildi. Hücre kültürü çalışmalarında hazırladığımız formülasyonların epitel hücresine zarar vermeden fibroblast hücrelerini etkin bir şekilde inhibe ettiği görüldü. Ayrıca skar oluşumunda aşırı miktarda artışı görülen çeşitli sitokin ve büyüme faktörlerinin de hazırladığımız formülasyon aracılığıyla inhibisyonunun gerçekleştiği tespit edildi. Sonuç olarak bu çalışmada hipertrofik skar tedavisine yönelik mevcut uygulamara kıyasla çok daha etkin ve minimum yan etki profiline sahip TA yüklü formülasyonlar geliştirilmiş ve bu formülasyonların etkinliği ex-vivo ve in-vitro koşullarda ispatlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Hipertrofik Skar, Lipozom, Lipozom Yüklü Film, Triamsinolon Asetonit

LipozomlarSkarTriamsinolon asetonit+1
Ali Asram Sağıroğlu
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Mukozaya uygulanabilen antifungal etkili formülasyonların hazırlanması ın vitro / eks vivo karakterizasyonu

Bu tez çalışması kapsamında vajinal kandidiyazis tedavisi için suda çözünürlüğü düşük azol grubu bir antifungal olan posakonazol (POS) ile mukoadezif ve mukusa penetre olabilen iki farklı formülasyon hazırlanmış ve bu formülasyonlar in vitro / eks vivo karakterizasyonları yapılarak değerlendirilmiştir. Tez çalışmasının ilk bölümünde, vajinaya uygulanacak mukoadezif bir formülasyon geliştirilmesi amacı ile suksinil-beta-siklodekstrin (Suc-β-CD) ile çalışılmıştır. Çok aşamalı bir reaksiyon yolağı izlenerek merkaptonikotinamit'in (6-MNA) Suc-β-CD halkası üzerine konjugasyonu sağlanmış ve oligomer Suc-β-CD'e mukoadezif özellik kazandırılmıştır. Ardından elde edilen ürünlerin POS ile inklüzyon kompleksleri hazırlanarak etkin maddenin çözünürlük özellikleri iyileştirilmiştir. İki farklı modifikasyon oranı ile sentezlenen Suc-β-CD-MNA türevleri kimyasal olarak karakterize edildiğinde elde edilen verilerde Suc-β–CD-MNA1 molekülüne 221,16±51,68 μmol / g, Suc-β-CD-MNA2 molekülüne ise 521,76±28,25 μmol / g 6-MNA'nın konjuge olduğu görülmüştür. Yapılan dissolüsyon testinde Suc-β-CD-MNA1'in POS'un laktat tampon içindeki dissolüsyonunu 49,13 kat arttırdığı, Suc- β-CD-MNA2'nin ise 33,61 kat arttığı gözlenmiştir. Mukoadezif özellikleri incelendiğinde, sentezlenen Suc-β-CD-MNA1 ve Suc-β-CD-MNA2 ile hazırlanan inklüzyon kompleksleri modifiye edilmemiş Suc-β-CD ile hazırlanan komplekslere kıyasla sırasıyla 21,574 ve 37,674 kat daha yüksek mukoadezyon sergilemiştir. Suc-β-CD-MNA türevleri ve POS ile hazırlanan inklüzyon komplekslerinin ayrıca sitotoksik profilleri ve antifungal etkileri araştırılmıştır. Tez çalışmasının ikinci bölümünde mukusa penetre olabilen bir formülasyon kullanılarak POS'un hidrofilik mukus engelini aşarak epitel tabakasına ulaşmasını sağlamak amaçlanmıştır. SNEDDS'in (kendiliğinden emülsifiye olan nano ilaç taşıyıcı sistemler) mukozal ilaç uygulama için önemli bir potansiyel taşıdığı son yıllarda yapılan araştırmalarda ortaya çıkmıştır. SNEDDS damlacıkları deformasyon yetenekleri ve yüzey özellikleri sayesinde mukus tabakasına penetre olabilirler. POS içeren SNEDDS damlacıklarının mukus penetrasyon özelliğini arttırmak amacıyla mukolitik ajan N-asetilsistein (NAC) ile katyonik polimer Eudragit RS 100 arasında iyonik bir kompleks (EU-NAC) hazırlanmış ve SNEDDS formülasyonuna eklenmiştir. Hazırlanan formülasyonlar, damlacık boyutu, polidispersite indeksi ve zeta potansiyel açısından incelenmiş,kısa süreli ve uzun süreli stabilite testleri yapılmış, etkin madde salım çalışmaları gerçekleştirilmiş ayrıca mukus permeasyon ve mukolitik özellikleri araştırılmıştır. Elde edilen verilerde mukolitik EU-NAC kompleksi içeren POS-EU-NAC-SNEDDS formülasyonunun, mukus permeasyonunun mukolitik ajan içermeyen POS-SNEDDS formülasyonuna göre 55,042 kat fazla olduğu görülmüştür. Yapılan in vitro mukolitik aktivite testinde EU-NAC-SNEDDS formülasyonunun 4 saat sonunda mukus viskozitesinin başlangıç değerinin yaklaşık %5'ine kadar düşürdüğü gözlenmiştir. SNEDDS formülasyonlarının için antifungal etkileri ve sitotoksik özellikleri değerlendirilmiştir. Ayrıca SNEDDS formülasyonlarından NAC salımını belirleyebilmek için Ellman Testi prensiplerine dayanan yeni bir salım metodu geliştirilmiştir. Mukozal dokuya ilaç uygulanmasında hem mukoadezif hem de mukusa penetre olabilen sistemlerin kendilerine özgü avantajları vardır. Gelecekte mukozal uygulamalar için ilaç geliştirilmesindeki eğilimin her iki tip formülasyonun üstün özelliklerinin aynı formülasyonda kombine edilmesiyle yeni ilaç taşıyıcı sistemlerin tasarlanması yönünde olacağı düşünülmektedir.

Antifungal ajanlarFarmasötik teknolojiMukozalar+5
Çağrı Çalışkan
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

İmmünsüpresif ilaçların sublingual formülasyonlarının geliştirilmesi ve değerlendirilmesi

Sirolimus suda çözünürlüğünün düşük olması, ilk geçiş etkisine uğraması, düşük oral biyoyaralanım göstermesi ve hedef-dışı bölgelere spesifik olmayan dağılımı gibi sakıncaları olan immünsüpresif ve multiterapötik bir ajandır. Bu kısıtlamaları aşabilmeye yönelik olarak sirolimus için çeşitli formülasyon stratejileri geliştirilmiş olup, bunlar arasında farmasötik nanoteknoloji getirdiği üstünlüklerle ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı, sublingual yoldan uygulanmak üzere sirolimus yüklü misel ve karışık misel formülasyonlarının geliştirilmesidir. Bu bağlamda, sirolimus yüklü misel ve karışık misel formülasyonlarının geliştirilmesinde D-α-tokoferil 1000 süksinat (TPGS), soya fosfatidilkolini (SPC) ve sodyum kolat (NaC) kullanılmıştır. Sirolimus yüklü misellerin geliştirilmesi çalışmalarında, TPGS misellerinin küçük partikül büyüklüğü ve düşük polidispersite indeksi, yüksek enkapsülasyon verimi ve yükleme kapasitesi sergilediği gözlemlenmiştir. SPC'nin miseller üzerinde yalnızca partikül büyüklüğünde ve PDI değerinde artışa neden olduğu, diğer özellikler üzerinde olumsuz bir etki göstermediği belirlenmiştir. NaC'ın karışık miseller üzerindeki olumsuz etkisi formülasyon çalışmalarıyla ortaya konulmuştur. Misellerin molar çözündürme kapasitesi ve molar misel su partisyon katsayısı, miselizasyon prosesi ve sirolimusun misellerdeki yerleşimi termodinamik bir bakış açısıyla değerlendirilmiştir. Optimum sirolimus misel fomülasyonlarının in vitro salım çalışmaları yapılmıştır ve Franz difüzyon hücreleri kullanılarak nitroselüloz membrandan in vitro difüzyon profilleri incelenmiştir. Daha sonra, misellerin sığır sublingual mukozasından permeasyonu incelenerek sirolimus çözeltisine göre doku penetrasyonunun arttığı gösterilmiştir. Ayrıca, SPC'nin misellerin doku penetrasyonunu arttırdığı gözlemlenmiştir. 4°C ve 25°C/%60 RH koşullarındaki stabilite çalışmalarıyla, sirolimus yüklü misellerin 4°C'de 90 gün boyunca tüm karakteristiklerini koruduğu, ancak NaC'ın misellerin kararlılığı üzerinde olumsuz etki gösterdiği ortaya konulmuştur. Bu çalışmada ilk kez sirolimusun sublingual yolla kullanılmak üzere, misel ve karışık misel formülasyonları başarıyla hazırlanmış ve in vitro/ex vivo değerlendirmeler yapılmıştır.

BiyoyararlanımFarmasötik teknolojiMisel+4
Ömer Türkmen
Ege University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sıcak eriyik ekstrüzyon yöntemi kullanılarak uzatılmış salım yapan oral dozaj şekillerinin geliştirilmesi

Bu çalışmada sıcak eriyik ekstrüzyon (hot melt extrusion) yöntemiyle midede yüzen sistemler geliştirildi. Model madde olarak nötral ve zayıf asidik çözeltilerde çözünmemesi dolayısıyla çözünürlüğü ve absorbsiyonu, düşük mide pH'sına bağlı bir etken madde olan ketokonazol seçilerek midede kalış süresi ve plazma ilaç konsanstrayonunun kontrol altına alınması hedeflendi. Öncelikle ketokonazolün fizikokimyasal özelliklerini belirlemek için IR ve UV spektrumları çekilerek standardizasyonu ve saflık kontrolleri yapıldı. Suni mide vasatındaki çözünürlük profili belirlendi. Yüzmeyi sağlamak amacıyla efervesan ve nonefervesan özellikte yardımcı madde kullanmak suretiyle iki farklı mekanizma ile çalışan formülasyonlar geliştirildi. Midede yüzen sistemlerin hazırlanmasında Kollidon SR ve Eudragit RS PO olmak üzere 2 farklı polimer; sodyum bikarbonat, kalsiyum karbonat ve etanol olmak üzere 3 farklı yüzme sağlayıcı madde; Klucel LF ve Eudragit E100 olmak üzere salım profilini düzenlemek amacıyla por oluşturucu özellikte 2 farklı polimer kullanıldı. 24 ayrı formülasyon hazırlanarak karekterizasyon çalşmaları yapıldı. Hazırlanan formülasyonlar tork reometresi, in vitro yüzebilirlik ve in vitro salım özellikleri açısından değerlendirildi. In vitro salım özellikleri UV spektrofotometrisi ile geliştirilen miktar tayini yöntemi kullanılarak belirlendi. Yöntemin geçerliliğini göstermek amacıyla analitik yöntem validasyonu yapıldı. Hazırlanan formülasyonlar arasından F9, F19, F20, F22, F23 ve F24 nolu formülasyonların 2 saniye içinde yüzebildikleri ve 8 saat boyunca yüzmeye devam ettikleri tespit edildi. Salım özelliklerini değiştirmek üzere formülasyona eklenen Klucel LF ve Eudragit E100 konsantrasyonunun artmasıyla salım hızının arttığı gözlendi. Hazırlanan formülasyonlar arasından %25(a/a) oranında ketokonazol, %15(a/a) oranında Eudragit E100 ve %30(a/a) oranında sodyum bikarbonat içeren F20 kodlu formülasyon ve %25(a/a) oranında ketokonazol, %15(a/a) oranında Eudragit E100 ve %30(a/a) oranında etanol içeren F23 kodlu formülasyon optimum formülasyonlar olarak seçildi. Bu formülasyonların etken madde içeriği, termal ve morfolojik özellikleri incelendi. Termal özellikleri DSC ve TGA kullanılarak, morfolojik özellikleri ise X-ışını kırınım ve SEM analizleriyle belirlendi. Sonuç olarak, optimum formülasyon olarak seçilen formülasyonların, model madde olarak seçilen ketokonazolün midede kalış süresi ve plazma ilaç konsanstrayonunu kontrol etmek amacıyla midede yüzen sistemler halinde hazırlanabilmesi için ümit vadeden formülasyonlar olduğu düşüncesine varıldı.

Doz-cevap ilişkisi-ilaçFarmasötik teknolojiFarmasötikler+4
Sadık Ahmet Canan
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Düşük çözünürlük gösteren ilaçlar için karşılaştırmalı dissolüsyon çalışmaları

Düşük çözünürlük gösteren ilaçlar için karşılaştırmalı dissolüsyon çalışmaları Bu çalışmanın amacı düşük çözünürlük gösteren Nistatin ve Nifuratel etkin maddelerini bir arada içeren yeni bir ovül formülasyonu geliştirip, bu formülasyonun in-vitro salım, geçirgenlik özelliklerini ticari formülasyon ile karşılaştırmaktır. Yürütülen tez çalışması kapsamında patojenik mikroorganizmalar (Candida, Trichomonas ve bakteriler) sebebiyle oluşan vulvovajinal hastalıkların çok amaçlı tedavisinde endike olan ve birçok ovül formülasyonunda olduğu gibi in-vivo denemesi yapılamayan Nistatin ve Nifuratel etkin maddelerinin in-vitro salım çalışmalarının ortamını ve de formülasyon içeriğini belirlemek için çözünürlük çalışmaları yapılmış olup etkin maddeleri bir arada içeren ovulün klasik dissolüsyon yöntemi ile salım hızı denemeleri yapılmıştır. Ayrıca HEC-1A hücre hattı ile in-vitro geçiş çalışması yapılmıştır. Bu amaçla öncelikle seçilen etkin maddeler için yüksek basınçlı sıvı kromatografisi ile (HPLC) tayin metodu geliştirilmiş ve metodun validasyonu yapılmıştır. Yöntem validasyonu sonrasında dissolüsyon ortamında kullanılacak optimal ortamı belirlemek için vajinal ortamın pH' na uygun farklı ortamlarda çözünürlük çalışması yapılmış ve seçilen farklı ortamlarda in-vitro salım denemeleri yapılmıştır. Ayrıca formülasyon içerisinde bulunacak matriks için çeşitli yağlarda çözünürlük çalışması yapılmıştır. 2 adet formülasyon geliştirilmiş ve optimal sonuç veren formülasyon final formülasyonumuz olarak belirlenmiştir. Gerçekleştirilen çalışmalardan elde edilen bulgulara göre Nistatin ve Nifuratel etkin maddeleri düşük çözünürlük gösterdiğinden ve formülasyon içeriğindeki maddelerden dolayı maddelerin optimal olarak çözünürlük gösterdiği ortamlarda bile salımın tam anlamıyla gerçekleşmeyeceği ve sink koşulun sağlanamayacağı görülmüştür. In-vitro salım gösterilemeyeceğinden dolayı geliştirilen formülasyonun HEC-1A hücre hattı ile in-vitro geçiş çalışması yapılmıştır. Yapılan denemeler sonucunda düşük çözünürlük gösteren ovüllerin dissolüsyon denemelerinin in-vitro salımın düşük olması sebebi ile doğru bir seçim olmadığı ancak hücre kültürü ya da hücre hatları ile yapılacak permeabilite denemeler ile in-vitro kıyaslamanın yapılabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Nistatin; Nifuratel; vajinal ilaç dağıtım sistemleri; ovül, HEC-1A.

Farmasötik teknolojiHücre dizisiKromatografi-yüksek basınçlı-sıvı+7
Can Ayan
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Biyofarmasötik sınıflandırılmasında sınıf II olarak belirlenen non steroidal antienflamatuar ilaçların çözünürlüğünü arttıracak formülasyonlarının geliştirilmesi

Bir farmasötik dozaj şeklinin geliştirilmesinde, biyofarmasötik sınıflandırma sisteminde ve bu sisteme bağlantılı olarak yeni formülasyonlarının geliştirilmesi hem sanayi hem de akademik alanlarda devam etmektedir. Biyofarmasötik sınıflandırma sistemi ilaç etkili maddelerinin sudaki çözünürlükleri ve bağırsak dokusundaki permeabiliteleri üzerine kurulmuştur. Bu çalışmanın amacı biyofarmasötik sınıflandırılmasında sınıf II olarak belirlenen ibuprofen etkin maddesinin çözünürlüğünü arttıracak yenilikçi formülasyonlar geliştirerek permeabilite ve in-vitro salım özelliklerini ticari formülasyon ile karşılaştırmaktır. Artrit, primer dismenore, grip semptomlarını azaltmak için ve ağrı kesici olarak kullanılmak üzere ibuprofen içeren mikroemülsiyon yöntem ile yumuşak jelatin kapsül formülasyonu hazırlanarak kalite kontrol ve ticari formülasyon ile karşılaştırılmasına yönelik çalışmalar yapılmıştır. Mikroemülsyon yönteminin kullanılarak yumuşak jelatin kapsül dozaj şeklinin tercih edilmesinin nedeni, mikroemülsiyonların termodinamik olarak dayanıklı olmaları, etkin maddenin biyoyararlanımını attırmaları, saydam ve çok küçük damlacık boyutuna sahip olmalarından, yumuşak jelatin kapsül dozaj şekillerinin ise yutulmalarının kolay, tatlarının olmamaları, darbelere karşı dayanıklı ve çok çeşitli renk ile boyutlarının olmalarından dolayı tercih edilmiştir. Bu kapsamda seçilen etkin madde ile yüksek basınçlı sıvı kromatografisi (HPLC) ile metot geliştirilip validasyonları gerçekleştirildi. İbuprofen'in çeşitli YEM, YYEM, yağ ve tamponlarda çözünürlük çalışması yapıldı. Çözünürlük çalışması sonrasında karar verilen yardımcı maddeler ile üçgen faz diyagramları çizilip en yüksek alan değerini veren formülasyona karar verildi. Termodinamik stabilite çalışmalarından sonra faz ayrışması gerçekleşmeyen formülasyon kararlaştırıldı ve formülasyonun fizikokimyasal özellikleri incelendi. Mikroemülsiyon formülasyonun içerik miktarı HPLC ile geliştirlen yöntem ile tayin edildi. İbuprofen etkin maddesinin geliştirilen mikroemülsiyon yöntem ile yumuşak jelatin kapsül dozaj şeklinin in-vitro çalışmaları gerçekleştirilip ticari formülasyon ile karşılaştıralarak benzerlik (f2) ve fark (f1) analizleri gerçekleştirildi. Ayrıca in-vitro ortamda Caco-2 hücreleri ile yapılan permeabilite çalışmalarında ibuprofen etkin maddesinin, mikroemülsiyon formülasyonun ve ticari formülasyonun geçiş çalışmaları yapılarak değerlendirilmiş olacaktır. Anahtar Kelimeler: İbuprofen, emülsiyon, mikroemulsiyon, in-vitro permeabilite, in-vitro salım, f1 ve f2 testi.

Antiinflamatuar ajanlar-nonsteroidEmülsiyonlarGeçirgenlik+7
Ayça Mehmetoğlu
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Antienflamatuvar etkili propolis yüklü lipozomal formülasyonların hazırlanması ve karakterizasyonu

Yara enfeksiyonları tüm dünyada milyonlarca insanı etkilemektedir. Özellikle kronik yaralarda uzun süren tedavi sürecinde gelişen enfeksiyonu önlemek amacıyla, antimikrobiyal ve antifungal etkiye sahip etkin maddeler kullanılmaktadır. Ayrıca, yara bölgesinde oluşan doku hasarının onarım sürecinde oksijen radikalleri oluşmaktadır. Antioksidan maddeler, yara bölgesini serbest radikal hasarlarına karşı korurlar ve böylece yara iyileşmesini hızlandırırlar. Doğal bir arı ürünü olan propolis, içeriği nedeniyle hem antimikrobiyal/antifungal hem de antioksidan özelliğe sahiptir. Bu nedenle, yara tedavisi için topikal formülasyonlar tasarlamak amacıyla kullanılmıştır. Konvansiyonel yaklaşımlara kıyasla daha etkili ve daha az yan etkili olması bakımından, nanotaşıyıcı sistemler, terapötik maddelerin uygulanması için önemli potansiyel uygulamalara sahiptir. Bu sistemler arasında lipozomlar, deri lipitlerine benzer yapıda olması nedeniyle etkin madde geçişini arttıran, veziküler yapıda ilaç taşıyıcı sistemler olarak dikkat çekmektedirler. Bu amaçla tez çalışmamızda ilk olarak propolis yüklü lipozom formülasyonları hazırlanmış, karakterizasyon (partikül boyutu dağılımı, polidispersite indeksi, zeta potansiyel, morfoloji, pH, yükleme kapasitesi, enkapsülasyon etkinliği) ve stabilite çalışmaları yapılmıştır. İn-vitro salım çalışmalarının ardından, optimize edilen formülasyonlar in-vitro antioksidan aktivite (serbest radikal süpürme kapasitesi ve troloks eşdeğer antioksidan kapasite tayini yöntemi) ve antimikrobiyal/antifungal aktivite çalışmaları ile değerlendirilmiştir. İdeal lipozom formülasyonu belirlenmiş ve topikal uygulamaya elverişli viskoziteyi sağlamak için, hidroksipropilmetilselüloz (HPMC) jel içinde dağıtılmıştır. Hazırlanan lipozomal jel formülasyonları; pH, reoloji, mekanik özellikler ve stabilite açısından değerlendirilmiştir. Sonuç olarak; bu tez çalışmasında hem antioksidan hem de antimikrobiyal etkiye sahip propolis yüklü lipozomal jel formülasyonları ile, yara tedavisinde topikal uygulamaya yönelik etkin ve yenilikçi bir alternatif geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Propolis, lipozom, jel antioksidan aktivite, antimikrobiyal/antifungal aktivite

Antifungal ajanlarAntiinflamatuar ajanlarAntioksidanlar+3
Ayşegül Aylin Aytekin
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Oral ülser tedavisinde kullanılmak üzere usnik asit içeren bukkal formülasyonlarının geliştirilmesi ve in vitro - in vivo değerlendirilmesi

Oral ülserler, ağız içindeki mukozal tabakanın kaybıyla karakterize edilmektedir. Bu kayıp; akut veya kronik, lokalize veya yaygın olabilmektedir. Birinci basamakta ortaya çıkan en yaygın ağız problemlerinden biridir ve bir takım hastalıkların sonucu olarak ortaya çıkabilmektedir. Bunlara neden olabilecek çok çeşitli sistemik bozukluklar olduğu gibi, bu lezyonların oluşmasında orofarenks çevresindeki problemler de sebep olmaktadır. Ağız içinde oluşan ülseratif yaraların topikal tedavisinde, kullanılan formülasyonların ağızda kalış süresi kısa olmaktadır. Çalışmamız, oral ülser tedavisinde kullanılan formülasyonların uygulama bölgesinde daha uzun süre kaldığı, dolayısıyla uygulama sıklığının azaltıldığı, etkin, güvenilir bir formülasyonu sunmayı amaçlamaktadır. Bu nedenle biyouyumlu, biyoadezif polimerler kullanılarak usnik asit içeren yeni ilaç taşıyıcı sistemler geliştirildi. Dermal yara tedavisinde kullanılan usnik asitin, oral ülser tedavisindeki etkisini araştırılması hedeflendi. Etkin maddenin analizleri yapılarak, kalibrasyon ve validasyon çalışmaları ile çalışmaya başlanması tasarlandı. Nanojel formülasyonları farklı yöntemler ile hazırlandı ve bu formülasyonların zeta potansiyeli, polidispersite indeksi, partikül boyutu gibi karakterizasyon özelliklerine bakılarak optimum formülasyonlar seçildi. Seçilen optimum formülasyonlara usnik asit etkin maddesi yüklendi ve etkin madde yüklenen formülasyonların karakterizasyon çalışmaları, fiziksel özellikleri, reolojik özellikleri, biyoadezif özellikleri, in vitro salım çalışmaları, ex vivo çalışmaları yapıldı. Fiziksel stabilitesi de incelenen ve geliştirilen optimum usnik asit yüklü nanojel formülasyonunun, tavşanların ağız içerisinde oluşturulan ülseratif yara üzerindeki, yara iyileştirici özelliği in vivo olarak incelendi. Anahtar Kelimeler: Oral ülser, nanojel, bukkal formülasyonlar, usnik asit

Farmasötik teknolojiNanopartiküllerOral ülser+6
Nesrin Hökenek
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Alzheimer tedavisinde kullanılmak üzere oral nanotaşıyıcların hazırlanması ve in vitro değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, asetilkolinesteraz inhibitörü olan donepezil etkin maddesinin oral yoldan kullanılabilen nanopartikül formülasyonları geliştirmektir. Bu amaçla, donepezilin başta Alzheimer tedavisinde etkisi olduğu gösterilen hindistancevizi yağı olmak üzere farklı katı ve sıvı yağlar, yüzey etkin madde, yardımcı yüzey etkin madde ile oluşturulan mikroemülsiyon yöntemiyle hazırlanmış nano yapılı lipit taşıyıcıları ve yüksek devirli homojenizasyon yöntemiyle hazırlanmış katı lipit nanopartikül formülasyonları, film oluşturma yöntemiyle hazırlanmış lipozom formülasyonları geliştirilmiştir. Karakterizasyon sonuçlarına dayanarak optimize edilen nano yapılı lipit taşıyıcı ve lipozom formülasyonları ile çalışmaya devam edilmiştir. Donepezil yüklenen formülasyondan donepezil salımı in vitro olarak diyaliz membran kullanılarak incelenmiştir. Mide ve barsak ortamında salımları takip edilmiştir. Bununla beraber hücre kültürü ve sitotoksisite çalışmaları da tamamlanmıştır. İdeal olarak belirlenen ve in vitro çalışmaları yapılan formülasyonun fizikokimyasal özellikleri araştırılmıştır. Bu amaçla pH , vizkozite, partikül büyüklüğü, zeta potansiyeli, partikül büyüklüğü dağılımı tayinleri yapılmış ve stabiliteleri incelenmiştir. Tüm bu bilgiler ışığında donepezil yüklü NLT ve lipozom formülasyonlarının kontrollü salım yaparak dozlamayı ve olası yan etkileri azaltacağı, Alzheimer hastalığı tedavisinde oral yoldan daha etkin bir tedavi sağlayacağı düşünülmekte ve önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Al heimer hastalığı; nano apılı lipit ta ı ıcı; lipozom; donepezil

Alzheimer hastalığıDonepezilLipozomlar+5
Ecehan Onay
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Düşük çözünürlük gösteren ilaçların oral formülasyonları üzerine çalışmalar

Bu çalışmanın amacı düşük çözünürlük gösteren atorvastatin kalsiyum (AtrCa) ile yenilikçi formülsyonlar geliştirip, bu formülasyonların in vitro salım, permeabilite özelliklerini ticari formülasyon ile karşılaştırmaktır. Tez kapsamında primer hiperkolesterolemi tedavisinde oral yolla kullanılabilecek AtrCa içeren kendiliğinden mikroemülsifiye olabilen ilaç taşıyıcı sistemlerin, mikroemülsifiye sistemlerin katılaştırılması yöntemi ile hazırlanan pellet formülasyonlarının hazırlanışı, kalite kontrolü ve ticari formülasyon ile karşılaştırılma çalışmaları yapılmıştır. Bu amaçla öncelikle, AtrCa'un yüksek basınçlı sıvı kromatografisi ile (HPLC) metot geliştirilip validasyonları gerçekleştirildi. AtrCa'un çeşitli yağ, YEM, YYEM ve tamponlarda çözünürlük çalışması yapıldı. Belirlenen yardımcı maddeler ile üçgen faz diyagramları çizilip en yüksek alan değeri veren üç formülasyona karar verildi. Termodinamik stabilite çalışmalarında faz ayrışması gözlenmeyen formülsyon kararlaştırıldı ve bu formülasyonun fizikokimyasal özellikleri incelendi. SMEDD formülasyonun içerik miktarı tayin edildi. SMEDD formülasyonunun uzun süreli ve hızlandırılmış stabilite çalışmaları altı ay boyunca gerçekleştirildi. AtrCa'un pellet formülasyonu çalışmalarında katı faza emdirilecek mikroemülsiyon bileşenleri çözünürlük çalışmaları ile, su miktarı viskozite değerlerine göre belirlendi. Katı faza emdirilen mikroemülsiyon ile pellet formülasyonları oluşturuldu bu formülasyonda fizikokimyasal özelliklerin belirlenmesi için çalışmalar yapıldı. Stabilite ve içerik miktarı tayinleri yapıldı. AtrCa etkin maddesinin, geliştirilen SMEDD formülasyonu ve pellet formülasyonunun in vitro salım çalışmaları gerçekleştirilip ticari formülasyon ile kıyaslamalar gerçekleştirildi. İn vitro ortamda Caco-2 hücreleri ile yapılan permeabilite çalışmalarında AtrCa etkin maddesinin, SMEDD ve pellet formülasyonunun, ticari formülasyonun geçiş çalışmaları gerçekleştirildi. 0., 24., 48. ve 72. saatlerde SMEDD ve pellet formülasyonunun, AtrCa etkin maddesinin ve ticari formülasyonunun sitotoksisite çalışmaları yapıldı. AtrCa içeren SMEDD ve SMEDD-pellet formülasyonlarının gelecekte yapılacak ileri çalışmalar ile hiperkolesterolemi tedavisinde umut vaat eden formülasyonlar olabileceği sonucuna varıldı.

AtorvastatinGeçirgenlikKalsiyum+6
Mine Diril
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Polimerik misel içeren ilaç taşıyıcı sistemlerin dermal formülasyonlarının doku onarımı üzerine etkilerinin incelenmesi

Yaralar günümüzde hala tamamen geçici değildir. Diyabetik yaralar, bası yaraları, yanık yaraları günümüzde en zor iyileşen yara tipleridir. Bu nedenle bilim dünyası bu konudaki araştırmalarını devam ettirmektedir. Bu amaçla, bilindiği üzere 2. ve 3. derece yanıklarda enfeksiyon önleyici özelliği olan gümüş sülfadiazin antibakteriyel etkin maddesi ve biyopolimer olan kitosan kullanılarak doğrudan ekleme yöntemi ile polimerik miseller oluşturulmuştur. Kitosan, etkin madde yükleme kapasitesini arttırmak için depolimerize edilmiştir. Oluşturulan polimerik miseller dondurarak kurutma yöntemi ile liyofilize edilmiştir. Jel olusturmak için noniyonik, hidroksipropil metilselüloz polimeri kullanılmıştır. Oluşturulan jel formülasyonunun içerisinde liyofilize polimerik misel disperse edilmiştir. Böylelikle, polimerik misel içeren jel formülasyonu elde edilmiştir. Depolimerize edilen kitosanın karakterizasyonu için, molekül ağırlığı ve elementel analiz yapılmış, elementel analizden elde edilen bilgiler yardımıyla deasetilasyon derecesi hesaplanmıştır. Aynı zamanda hazırlanan liyofilize polimerik misellerin miktar tayini, partikül boyutu ve dağılım analizi, mikroskobik incelemesi, hazırlanan jel formülasyonlarının ise; reolojik özellikleri, in vitro ilaç salım çalışması, antibakteriyel aktivite gibi karakterizasyon çalışmaları yapılmıştır.

DeriGümüş sülfadiazinHidrojeller+6
Serra Gürcan
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Bendamustin hcı 'nin lipozomal formülasyonun geliştirilmesi

Bu projede kronik lenfositik lösemi (KLL) tedavisinde kanserli hücrenin DNA tek ve çift zincirine alkilasyonla çapraz bağlanıp hücrenin işleyişlerinin bozarak kanserli hücreleri ölüme zorlayan Bendamustin HCl molekülünün lipozomal formülasyonunu geliştirilmesi hedeflendi. Bu şekilde lipozomların lenf sistemine olan doğal afinitesinden faydalanılmış olacak ve B.HCl ile yapılacak kemoterapının yıkıcı etkilerinin azaltılacağı ön görülmektedir. Bilindiği gibi kemoterapi ilaçlarının kullanımı ile ilgili en büyük sıkıntı ciddi yan etkilere sahip olması ve vücut genelinde hücre harabiyetine sebep vermesidir. Bu bağlamda kemoterapi ilaçlarının pasif hedeflenmesi hasta sağlığı ve tedavi süreci açısından büyük öneme sahiptir. Projemizde Bendamustin HCl nin lipozomal formülasyonu hazırlanarak ilacın pasif hedefleme ile hasta bölgeye taşınması amaçlanmıştır. Tez kapsamında yapılan çalışmalar ile Bendamustin HCl'nin lipozomal formülasyonu elde edilmiştir. Yapılan çalışmalarda Bendamustin HCl'nin geri kazanım problemleri sebebi ile çeşitli zorluklar ile karşılaşıldı. Bu problemlerin getirdiği metot sıkıntıları nedeni ile lipozomlara yüklenebilen etken madde miktarı kısıtlı kaldı. Diğer bir açıdan bakıldığında elde edilen sonuçlar gelecekte yapılacak çalışmalar için ümit vericidir. Son ürünün getireceği faydalar düşünüldüğünde yaşanılan zorluklarının karşılığının olacağı aşikârdır. Büyük çaptaki üretimler ve lipozomlara yüklenen madde miktarını geliştirmek için güncel metotlar takip edilerek çalışmalar yapılmalıdır.

İlaç formülleri
Selim Girgin
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Naftokinon yapısı içeren bileşiklerin bazı metal komplekslerinin oluşum sabitlerinin belirlenmesi

Naftokinon türevi bileşikler ve/veya metal kompleksleri antibakteriyel, antifungal, antikanser, antiinflamatuar, sitotoksik gibi çeşitli geniş spektrumlu farmakolojik aktiviteler göstermelerinden dolayı ilaç araştırmalarında önemli bir yere sahiptir. Bu sebeple naftokinon yapısı bulunduran bileşiklerin çeşitli metal iyonları ile oluşturacakları komplekslerin oluşum sabitlerinin belirlenmesi önem arz etmektedir. Bu tez çalışması kapsamında, naftokinon yapısı içeren dört bileşik sentezlenerek bu bileşiklerin Zn(II), Ni(II) ve Pt(II) iyonları ile oluşturacakları komplekslerin oluşum sabitleri, 25.0 ± 0.1 °C de, 0.1 M NaCl iyonik şiddette ve dimetil sülfoksit:su (50:50 v/v) hidro-organik çözücü sisteminde potansiyometrik titrasyonlar sonucu elde edilen datalardan yararlanarak HYPERQUAD bilgisayar programı kullanılarak belirlendi. Gerçekleştirilen potansiyometrik titrasyonlar sonucunda ligandların belirtilen koşullarda bu metal iyonları ile 1:1 kompleksler oluşturacakları belirlendi. Naftokinon yapısı içeren dört ligand türünün de metal iyonları ile oluşturması beklenen olası komplekslerin 1,4-naftokinon halka sistemindeki karbonil oksijeni, amin azotu ve tiyoürenin tiyokarbonil kükürdü ile metal iyonları arasında oluşacak koordine kovalent bağlar üzerinden komplekslerin oluşacağı düşünülmektedir. HYPERQUAD bilgisayar programı yardımıyla yapılan hesaplamalardan, ligandların Zn(II), Ni(II) ve Pt(II) iyonları ile oluşturduğu komplekslerin 1:1 olduğu ve bu kompleksleşmeler sonucunda, bileşikler için farklı pH aralıklarında oluşup tükenen ML, MHL, MH2L MH3L ve MH4L tipi türlerinin oluştuğu tespit edildi.

Metal kompleksleriNaftokinonNikel+5
Gülçin Kocagöz
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00

Related subjects