Vücut bileşimi
61 theses under this subject heading
Üniversite öğrencilerinin egzersiz davranışı düzeyleri ile vücut kompozisyonuna yönelik bilgi ve tutumları arasındaki ilişki
Dünya ve Türkiye'de inaktiviteye ve vücut kompozisyonu ile ilgili bilgisizliğe bağlı çocuklar ve adölesanlarda aşırı kiloluluk ve obezite prevalansı artmaktadır. Bu çalışmada, üniversite öğrencilerinin egzersiz davranışı düzeyleri ile vücut kompozisyonuna yönelik bilgi ve tutumları arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Verilerin toplanması için 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Amasya Üniversitesinin il merkezinde bulunan fakülte ve yüksekokullarda halen öğrenim gören 5457 öğrenciye google veri tabanı üzerinden hazırlanan anket linki çevrimiçi ortamda gönderilmiş ve araştırmaya 15 gün içerisinde toplam 1280 gönüllü kişi katılmış ve değerlendirilmiştir. Verilerin istatistiksel analizlerinde sırasıyla, çapraz çizelgeler hesaplanmış ve ikili grupların karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi ile değişkenler arasındaki ilişkilerin belirlenmesinde Spermann sıralı korelasyon katsayıları hesaplanmıştır. Bu çalışmanın sonuçlarında; erkeklerin kadınlardan yaş olarak anlamlı düzeyde daha büyük, daha uzun boylu, daha kilolu, yüksek VKİ'li ve fiziksel açıdan daha aktifken, her iki cinsiyet arasındaki sağlık, sigara kullanım oranları ve aylık gelir düzeyleri farklı değildir. Sadece "Obezitenin sağlık için ne ölçüde zararlı olduğunu düşünüyorsunuz?" algısı kadınlarda daha yüksektir. Düzenli fiziksel aktivite yapan erkekler, sedanterlere kıyasla istatistiksel düzeyde daha yaşlı, egzersiz davranışı düzeyleri daha yüksek, obezitenin sağlık için büyük ölçüde zararlı olduğunu düşünmekte ve mevcut kilo durumundan memnundur. Düzenli fiziksel aktivite yapan kadınlar; istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek egzersiz davranış düzeyine sahip, obeziteyi sağlık için daha çok zararlı görmekte, mevcut kilo durumundan memnuniyetleri düşük, mevcut kilo durumunu anlamlı düzeyde daha çok değiştirme eğiliminde ve aynaya baktıklarında kendilerini daha az beğenenlerdir. Sonuç olarak, üniversiteler bilimsel yöntemlerle toplanan verilere dayalı geliştirilen fiziksel ve sportif aktivite programları ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik eğitimleri planlamalı ve uygulamalıdır. Anahtar Kelimeler: Fiziksel aktivite, Mutluluk, Obezite bilgisi, Sağlık.
Migren hastalarında hatha yoga egzersizlerinin vücut kompozisyonu, ağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; migren hastalarında Hatha Yoga (HY) egzersizlerinin vücut kompozisyonu, ağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemektir. Bu çalışmaya kronik migren tanısı almış (n=32; deney grubu n=15; kontrol grubu n=17) 18-55 yaş arası gönüllü kadın bireyler dahil edilmiştir (deney ve kontrol grubu sırasıyla yaş ort: 35,80 ± 7,78 yıl; yaş ort: 36,65 ± 9,62 yıl). HY egzersiz programı 12 hafta, haftada 3 gün, günde 30 – 90 dk olacak şekilde planlanmıştır. Ölçüm metodu olarak; kişisel bilgi formu, vizüel analag skalası (VAS), migren hastalarında baş ağrısı etki testi (HIT-6), migren özürlülük değerlendirmesi anketi (MIDAS), yaşam kalitesi değerlendirme ölçeği ile birlikte antropometrik ve esneklik ölçümleri alınmıştır. Ölçümler üç farklı zaman diliminde gerçekleştirilmiştir. İstatiksel analiz olarak; tanımlayıcı istatistikler ile birlikte bağımsız örneklem t testi ve mann whitney U testi, friedman testi ile fisher's exact testleri kullanılmıştır. Önem düzeyi p<0,050 olarak alınmıştır. Farklı zamanlarda yapılan ölçümler arasında, VAS, HIT-6 ve MIDAS verileri arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Deney ve kontrol grubunda gruplar içi ve gruplar arası karşılaştırma da vücut kompozisyonunda anlamlı farklılık bulunmamıştır (p˃0,05). Esneklik ölçüm verilerinde ise grup içi karşılaştırmada anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,001). Sonuç olarak HY egzersizlerinin migren hastaları üzerinde ağrı şiddeti, sıklığı ve ağrıya bağlı kaybedilen gün sayısı üzerinde olumlu etki oluşturduğu görülmektedir. Migren hastalarında HY egzersizlerinin tamamlayıcı tedavi olarak önerilebileceği düşünülmektedir.
18-24 yaş arası kız öğrencilerde antropometrik meme ölçümleri ve vücut kompozisyonlarıyla ilişkisi
Kadın vücudunda fiziksel ve sağlık açısından önemli işlevsel özelliklere sahip olan meme bezleri, göğsün iki tarafında sağlı sollu yerleşik olan deri eklentileridir. (Liu, 2009). Yaptığımız çalışmada memenin antropometrik ölçümlerini yapmayı ve bu ölçümlerden faydalanarak meme volümünü hesaplayıp meme volümünün vücut kompozisyonları ile ilişkisini karşılaştırmayı hedefledik. Çalışma 18-24 yaş aralığında Adnan Menderes Üniversite'si öğrencisi 93 gönüllü bayan ile yapıldı. Gönüllülerin yaşı 20 (20-21) percentil, boyu 164,00(159,00-168,00)cm iken vücut ağırlığı ortalama 55,10(49,60-60,65) olarak hesaplandı. İlk olarak antropometrik meme ölçümleri yapıldı. Bu ölçümler için 0,1 mm'ye duyarlı digital kaliper ve esnemeyen milimetrik mezura (baseline circumference) kullanıldı. BİA720s vücut analiz cihazı ile Vücut Kitle İndeksi, Bel Kalça Oranı(WHR), Vücut Kütle Ağırlığı(BCM), Vücut Yağ Ağırlığı (BFM), İskelet Kas Ağırlığı (SMM), Vücut Yağ Oranı (PBF), Vücut Mineral İçeriği(BMC), Toplam Vücut Suyu (TBW), Bazal Metabolizma Oranı (BMR) hesaplandı. Ayrıca iki meme arasında gözlenen boyut farklılıkları, pitozis, areola mammae çapındaki renk değişiklikleri kaydedildi. Sağ meme volümü ortalama (203,82±46,70)cc, sol meme volümü (207,62±47,91) cc olarak bulundu. Sağ ve sol meme volümü ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi(p>0,05). Vücut kompozisyon ölçümlerinden BMİ 20,70(18,80-23,45)kg/m2 iken WHR% ise 0,78(0,76-0,80) olarak hesaplandı. BFM (15,00±6,56)kg, SMM değeri ortalama (22,91±3,91)kg olarak hesaplandı. Meme volümü ile Vücut ağırlığı, BMİ, BCM, SMM, BMR, WHR arasında orta düzeyde pozitif yönde korelasyon gözlemlerken(r=0,29-0,4), BMC, BFM, PBF arasında pozitif yönde düşük düzeyde korelasyon gözlemledik(r=0,2-0,28). Meme volümü ile antropometrik meme ölçümlerinden MP, SNL, NIL, RLA, arasında pozitif yönde yüksek düzeyde artan bir korelasyon gözlenmesinin(r=0,4-0,8) yanısıra, MND, HL ve WL arasında orta düzeyde pozitif yönde artan bir korelasyon gözlendi.(r=0,29-0,4) Yapılan antropometrik ölçümlerden estetik cerrahide ideal meme boyutu belirlenmesinde yararlanılacaktır. Elde ettiğimiz veri tabanı estetik cerrahide uygun ölçülerde implant üretilmesini sağlayacaktır. Tekstil sanayide sütyen kalıpları belirlemede, moda tasarım alanında giysi kalıbı oluşturmada, teknolojide üç boyutlu model üretimine katkısı olacaktır. Elde edilen verilerin, ülke genelinden meme ölçümleri ile ilgili toplanabilecek veri tabanına yardımcı olacağını düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: Antropometri, Meme Ölçümleri, Vücut Kompozisyonu, Bia,
Sedanter kadınlarda fonksiyonel spor ekipmanları ile yapılan egzersizlerin yaşam kalitesi ve vücut kompozisyonu üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, fonksiyonel spor ekipmanları ile yapılan egzersizlerin sedanter kadınlarda yaşam kalitesi ve vücut kompozisyonu üzerine etkilerini araştırmaktır. Bu amaca yönelik olarak çalışmada tek grup öntest-sontest araştırma deseni kullanılmıştır. Çalışmaya Gaziantep'te yaşayan 20-47 yaş aralığında olan ve pandemi yasaklarından sonra spora başlayan 21 sedanter kadın gönüllü olarak katılmıştır. Veri toplama aracı olarak SF-36 Yaşam Kalitesi ölçeği ve vücut ölçümleri kullanılmıştır. Katılımcılara 12 hafta boyunca ve haftada 3 gün olmak üzere fonksiyonel spor ekipmanları ile yapılan antrenman programı uygulanmıştır. Çalışma sonucunda yaşam kalitesi ölçeğinde, ön test ve son test arasında ortalamaların son test lehine istatistiksel farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (p<0.05). Aynı şekilde vücut kompozisyon ölçümleri de karşılaştırıldığında ön ölçümler ve son ölçümler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, fonksiyonel spor ekipmanları ile yapılan egzersizlerin sedanter kadınlarda yaşam doyumunu pozitif yönde etkilediği ve vücut kompozisyonunu da olumlu etkilediği söylenebilir. Anahtar Sözcükler: Fonksiyonel spor ekipmanları, egzersiz, sedanter kadınlar, yaşam kalitesi, vücut kompozisyonu.
Sedanter kadınlarda yoga egzersizlerinin vücut kompozisyonu ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, yoga egzersizlerinin sedanter kadınlarda vücut kompozisyonu ve yaşam kalitesi ve üzerine etkilerini araştırmaktır. Bu amaca yönelik olarak çalışmada tek grup ön test-son test araştırma deseni kullanılmıştır. Çalışmamıza Gaziantep'te yaşayan 20-47 yaş aralığında, pandemi yasaklarından itibaren spora başlayan 33 sedanter kadın gönüllü olarak katılmıştır. Veri toplama aracı olarak SF-36 Yaşam Kalitesi ölçeği ve vücut ölçümleri kullanılmıştır. Katılımcılara 10 hafta boyunca ve haftada 3 gün olmak üzere yoga egzersiz programı uygulanmıştır. Çalışma sonucunda yaşam kalitesi ölçeğinde, ön test ve son test arasında ortalamaların son test lehine istatistiksel farklılık tespit edilmiştir (p<0.05). Aynı şekilde vücut kompozisyon ölçümleri de karşılaştırıldığında ön ölçümler ve son ölçümler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak yoga egzersizlerinin sedanter kadınlarda yaşam doyumunu olumlu yönde etkilediği, vücut kompozisyonunda olumlu sonuçlar elde edilmesini sağladığı söylenebilir.
Sedanter kadınlarda pilates egzersizlerinin vücut kompozisyonu ve esneklik üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı sedanter kadınlara uygulanan 6 haftalık pilates egzersizlerinin vücut kompozisyonu ve esneklik üzerine etkisinin incelenmesidir. Çalışmaya 20-35 yaş aralığında toplam 18 gönüllü sedanter kadın katıldı. Deney grubu (n:9 yaş:28.30±4.42) ve kontrol grubu (n:9 Yaş:28.70±5.41)olarak iki farklı grup oluşturuldu. Deney grubuna 6 hafta boyunca haftada 3 gün 60 dakikalık pilates egzersiz programı uygulandı. Pilates egzersizlerine başlamadan önce ve bittikten sonra ağırlık, vücut yağ yüzdesi, vücut sıvı oranı, vücut kas oranı değerleri ve esneklik değerleri ölçüldü. Verilerin istatistiksel analizleri içinSPSS 22.0 paket programı kullanıldı. Tanımlayıcı verilerin istatistiğinde ortalama ve standart sapma değerleri kullanıldı. Verilerin normal dağılıp dağılmadıklarını tespit etmek için Shapiro-Wilk Testi kullanıldı. Grupların anlamlığın değerlendirilmesi için IndependentSamples T Testi, grup içi karşılaştırmalar için PairedSamples T Testi kullanıldı. İstatistiksel sonuçlar p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Deney grubunun ağırlık, vücut yağ yüzdesi, vücut sıvı oranı, vücut kas oranı değerleri ve esneklik skorlarında istatistiksel olarak anlamlılık bulundu (p<0.05). Kontrol grubunun parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlılık bulunmadı (p>0.05). Sonuç olarak sedanter kadınlara uygulanan 6 haftalık pilates egzersizlerinin vücut kompozisyonu ve esneklik üzerinde pozitif etkisi olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Pilates, Sedanter, Vücut kompozisyonu, Esneklik.
Aralıklı açlık diyetinin erişkin bireylerde vücut kompozisyonu ve biyokimyasal parametreler üzerine etkisi: Prospektif gözlemsel bir çalışma
Amaç: Obezite ve obezite ilişkili hastalıkların prevalansı tüm dünyada artmaktadır. Obez ve fazla kilolu hastaların kilo verme hedefli beslenme şekli değişikliğinin sağlık sunucuları tarafından önerilmesi ve takiplerinin yapılması gerekmektedir. Güncel kılavuzlar obezitenin beslenme tedavisinde, kalori kısıtlı üç ana üç ara öğün rejimini önermektedir. Ancak, kalori kısıtlı üç ana üç ara öğünlü beslenmede diyet uyumu ve uzun süreli kiloyu korumada çeşitli sorunlar olduğu için alternatif yaklaşımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Zaman kısıtlı beslenme şeklinde, aralıklı açlık uygulaması obezitenin beslenme yoluyla tedavisi için bir seçenek olabilir. Zaman kısıtlı beslenmenin rutin önerilmesinden önce, bilimsel çalışmalarla kanıt düzeyinin arttırılması gerekmektedir. Birinci basamak hekimleri olarak kişilerin sağlık sistemiyle ilk temas noktası olan aile hekimleri; kişiye özel, kapsamlı, bütüncül bir bakım sağlayarak obezite ile olan mücadelede etkin bir konumda ve ön safta yer almaktadır. Bu çalışma, aile hekimliği polikliniği şartları altında obezite ve obezite ilişkili hastalıklar ile mücadelede, uygun hastalarda kolay anlatılabilir ve uygulanabilir olan zaman kısıtlı beslenme şeklini, üç ana üç ara öğünlü beslenme şekline bir seçenek olarak sunmak amacıyla planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız İstanbul'da bulunan bir aile sağlığı merkezine 01.11.2021-01.07.2022 tarihleri arasında başvuran, 18-65 yaş arasındaki, BKİ>25 kg/m2 olan, çalışmanın dahil olma kriterlerini karşılayan ve çalışma şartlarını kabul edip gönüllü olur formunu imzalayan katılımcılar ile tamamlanmıştır. Örneklem analizinde, 63 hasta üç ana üç ara öğünlü grupta, 63 hasta ise zaman kısıtlı beslenme grubunda olmak üzere, toplamda 126 katılımcıyla çalışılması gerektiği belirlenmiştir. 174 hasta süreçte çalışmaya dahil edilmiş, ancak çeşitli nedenlerle 37 hasta çalışmayı tamamlayamamıştır. Bu doğrultuda, çalışma 137 katılımcı ile sonuçlandırılmıştır. Katılımcıların diyet listeleri, hesaplanan günlük toplam gereken enerji miktarından 400-500 kcal eksik olacak ve benzer besin içeriğine sahip olacak şekilde hazırlanmıştır. 88 kişi 16:8 zaman kısıtlı beslenme grubuna, 86 kişiyse üç ana üç ara öğün beslenme grubuna alınmıştır. Katılımcıların yaş, cinsiyet, sigara veya alkol kullanımı, eğitim durumu ve haftalık spor süreleri sorgulanmış; antropometrik ölçümleri (kilo, boy, bel çevresi, bel/boy oranı, kalça çevresi), vücut kompozisyonu, kan basıncı ölçümleri çalışmanın öncesinde ve 8 haftalık süreç sonunda alınmıştır. Yine, çalışma öncesi ve 8 haftalık süreç sonrasında, 8 saat açlık sonrasında sabah alınan kan numunelerinde tam kan sayımı, açlık kan şekeri, ALT, AST, total kolesterol, HDL, LDL, trigliserit, HbA1c, kreatinin, TSH, ferritin ve CRP değerleri incelenmiş; katılımcıların yeme tutum test puanları ve kardiyovasküler risk skorları hesaplanmıştır. Çalışmanın sonunda, kişilerin aynı diyete devam etme istekleri ve diyete uymadıkları gün sayıları sorgulanmıştır. Grupların kendi içinde öncesi sonrası ve gruplar arasında karşılaştırma yapılmıştır. Veriler değerlendirilirken Kolmogrov Smirnov testi, Pearson Ki-kare testi, Mann Whitney U testi, Spearman Korelasyon testi ve Wilcoxon testinden faydalanılmış, P-değerinin 0,05'in altında olduğu durumlar istatistiksel anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamız 21 erkek 116 kadın olmak üzere ve 69'u zaman kısıtlı beslenme grubunda, 68'i üç ana üç ara öğün grubunda olmak üzere 137 katılımcı ile sonuçlandırılmıştır. İki gruptaki dağılıma bakıldığında cinsiyet, yaş, boy, sigara kullanımı, alkol kullanımı ve diyete uyulmayan gün sayısı bakımından istatistiksel fark bulunmamaktaydı (p>0,05). Eğitim durumu açısından ise, lisans ve lisans üstü katılımcıların oranı, aralıklı açlık grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede fazlaydı (p=0,012). Zaman kısıtlı beslenme grubunun iki aylık diyet öncesindeki değerleri, sonrasındaki değerlerle karşılaştırıldığında kilo, BKİ, bel çevresi, kalça çevresi, bel/boy oranı (WHtR), bel* çevresi, bel/boy oranı (WHtR)*, sistolik tansiyon değerleri, HbA1c, HDL, ALT, AST, vücut yağ oranı, obezite derecesi ve metabolik yaşın istatistiksel anlamlı olarak düştüğü; CRP, vücut kas oranı ve vücut sıvı oranının istatistiksel olarak anlamlı olarak arttığı gözlenmiştir (p<0,05). Üç ana üç ara öğünlü beslenen grupta ise kilo, BKİ, bel çevresi, kalça çevresi, bel/boy oranı (WHtR), bel çevresi*, bel/boy oranı (WHtR)*, sistolik tansiyon değerleri, diyastolik tansiyon değerleri, HbA1c, HDL, LDL, total kolesterol, CRP, ALT, kardiyovasküler risk skoru, vücut yağ oranı, obezite derecesi ve metabolik yaşın azaldığı; ferritin, vücut kas oranı ve vücut sıvı oranının arttığı saptanmıştır (p<0,05). Gruplar arasında elde edilen parametreler karşılaştırıldığında, zaman kısıtlı beslenen grupta üç ana üç ara öğün beslenen gruba göre kilo kaybının, BKİ'nde düşmenin, bel/boy oranındaki (WHtR)* azalmanın, obezite derecesinde azalmanın istatistiksel daha fazla olduğu bulunmuştur (p<0,05). Üç ana üç ara öğün grubunda ise, zaman kısıtlı beslenme grubuna göre LDL değerindeki azalmanın fazlalığı istatistiksel anlam kazanmıştır (p<0,05). Aynı diyet şekline devam etmek isteyen katılımcı sayısı da zaman kısıtlı beslenen grupta istatistiksel anlamlı olarak fazladır (p<0,001). Sonuç: Çalışmamızın sonuçları önceki literatür bilgilerini destekler nitelikte olup zaman kısıtlı beslenmenin kilo kaybı, yağ oranında azalma, sistolik tansiyonda düşme sağladığı ve metabolik parametreler bakımından olumlu etkilerinin olduğu saptanmıştır. Kilo kaybı bakımından üç ana üç ara öğünlü beslenme şekline göre daha avantajlı olduğunun ortaya konulması önemlidir. HDL, LDL, total kolesterol ve trigliserit değerlerine etkileri bakımından literatürde rastlanan çalışmalardan farklı olarak HDL değerini iki grupta düşürmüştür, ancak iki grup arasında bu düşüş bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir. LDL değerini düşürme açısından ise, üç ana üç ara öğünlü beslenme grubu istatistiksel anlamlı olarak daha başarılı bulunmuştur. Sonuç olarak, her iki diyet yaklaşımının da olumlu sonuçlar sağladığı saptanmış; zaman kısıtlı beslenme şeklinin, üç ana üç ara öğünlü beslenme şekline, kilo verme tedavisinde iyi bir alternatif olduğu gözlenmiştir. Obezitenin beslenmeyle tedavisinde zaman kısıtlı beslenme yöntemi, yapılacak olan daha uzun süreli ve randomize kontrollü çalışmalarla desteklenerek rutin önerilebilir hale gelebilir.
Sporcularda akut yüklenme sonrası bioimpedans analiz yöntemiyle ölçülen vücut kompozisyonu parametrelerinin yüklenme skorları ile ilişkisinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı, sporcularda akut yüklenme sonrası bioimpedans analiz yöntemiyle ölçülen vücut kompozisyonu parametrelerinin yüklenme skorları ile ilişkisinin araştırılmasıdır. Bu çalışmaya, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Özel Yetenek Sınavına katılan sporcular arasından rastgele örneklem yöntemiyle seçilen, yaş ortalamaları 18,791±1,257, ağırlık ortalamaları 53,381±7,677 kg ve boy ortalamaları 164,682±5,225 cm olan 111 bayan, yaş ortalamaları 19,095±1,305, ağırlık ortalamaları 66,790±12,283 kg ve boy ortalamaları 176,286±6,623 cm olan 105 erkek olmak üzere toplam 216 sporcu dahil edilmiştir. Tanita MC-780 bioimpedans cihazı kullanılarak sporcuların yağsız kütle, total kas kütlesi, total yağ oranı, total vücut sıvısı, hücre içi sıvı, hücre dışı sıvı, bazal metabolizma hızı, obezite derecesi, bel kalça oranı, bel boy oranı, protein, mineral, fiziksel inceleme, iskelet kası ve düz kas oranları belirlendi. Varyans analizi sonuçlarına göre yağ kütlesi % (p< 0.002), total yağ oranı %(p< 0.002) , total vücut sıvısı %(p< 0.001) ve total kas kütlesi % (p< 0.004) değişkenleri bakımından puan seviyeleri arasında çok anlamlı düzeyde farklılıklar bulunmuştur. Kruskal-Wallis H testi sonuçlarına göre Total yağ oranı kg değişkeni bakımından puan seviyeleri arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p=0.005). Mineral % değişkeni bakımından puan seviyeleri arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p=0,024). Sonuç olarak; Yüksek yüklenme skorlarına sahip sporcuların orta ve düşük yüklenme skorlarına sahip olan sporculara oranla yağ kütlesi % ve total yağ oranı % değişkenleri hariç diğer değişkenler bakımından daha iyi vücut kompozisyonu değerlerine sahip oldukları görülmüştür. Vücut yağ yüzdelerinin düşük olması, yağsız kütlenin yüksek olması, kas kütlesinin fazla olması, vücut su oranının yüksek olması sporcuların performansını artırırken sağlıklarını korumalarına da yardımcı olabilir.
Pilonidal sinüslü hastaların somatotip ve vücut kompozisyonlarının belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı pilonidal sinüs (PS)'lü hastaların somatotip ve vücut kompozisyonları belirlemek ve hangi vücut yapısına sahip bireylerde daha sık görüldüğünü saptamaktır. Çalışmaya PS tanısı alan 80 erkek hasta dahil edildi. Heath-Carter yöntemi kullanılarak somatotipleri hesaplamak için PS'li hastalardan 10 antropometrik ölçüm alındı. PS'li hastaların orifis sayısı, günlük oturma süresi, yağ oranı, kas oranı, kemik kütlesi, hastanede kalış süre (HKS)'si ve hastalık süresi kaydedildi. Bu çalışmada santral somatotipinden 9 hasta (medyan: 28 yaş), endomorfik mezomorf 47 hasta (medyan: 35 yaş), mezomorf endomorf 13 hasta (medyan: 27 yaş), mezomorfik endomorf 11 hasta (medyan: 32 yaş) tespit edildi. Yapılan Kruskall Wallis H testi sonucuna göre kilo, vücut kitle indeksi (vki), somatotip hesaplamak için yapılan antropometrik ölçümlerin, somatotip bileşenlerinin ve kas oranı'nın somatotipler arasında istatistiksel olarak anlamlı farka sahip olduğu (p<0,05), yaş ve boy açısından somatotipler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı (p>0,05) belirlendi. İstatistiksel olarak anlamlı çıkan kilo, VKİ ve kas oranı değerlerinin hangi somatotipten kaynaklı olduğu belirlemek için verilere uygulanan Post hoc testi sonucunda santral tipteki somatotiplerin istatistiksel olarak anlamlı değişimlere neden olduğu belirlendi (p<0,05). Santral tipteki hastalarda diğer somatotiplere oranla daha fazla apse görüldüğü belirlendi (%88,9). Yapılan Spearman's Rho korelasyon analizi sonucuna göre orifis sayısı'nın VKİ, oturma süresi, yağ oranı, kas oranı, kemik kütlesi ve hastalık süresi'nden etkilenmediği sonucuna varıldı. Anahtar sözcükler: Antropometri, Endormorfik mezomorf, Pilonidal sinüs, Somatotip, Vücut kompozisyonu.
Sağlık çalışanlarının kahvaltı alışkanlıklarının beden kitle indeksi ile vücut bileşenlerine etkisi
Sağlık çalışanlarının kahvaltı alışkanlıklarının ve kahvaltı öğününe karşın tutumlarının saptanması ile vücut analizlerinin yapılarak bunlar arasında anlamlı farklılıklar olup olmadığının belirlenmesi amacıyla yapılan bu araştırma kesitsel olarak planlanmıştır. Araştırma Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde Eylül 2021-Temmuz 2022 tarihlerinde yürütülmüştür. Anket formu yüz yüze uygulanmış, katılımcıların boy ve kilo ölçümleri ile vücut analizleri yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesinde Statistical Package for Social Sciences (SPSS) 23.0 paket programı kullanılmıştır. Testlerde istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın örneklemini 132'si kadın, 68'i erkek olmak üzere toplam 200 kişi oluşturmuştur. Araştırmaya katılanların çoğunluğu %39.5 (n=79) ile hemşire ve hemşire yardımcısıdır. Araştırmaya katılanların %62'si (n=124) düzenli mesai ile çalışırken %38'i (n=76) nöbet usulü ile çalışmaktadır. BKİ değerlerine bakıldığında kadınlarda ortalama sonuç 25.07±4.29, erkeklerde ise 26.79±3.46'dır. Kadınların %50.8'i normal, erkeklerin %44.1'i hafif kilolu BKİ aralığındadır. Kadınların yağ oranları ortalama %28.27±6.84, erkeklerin ise %21.31±4.89'dur. Çalışma şekli ile kahvaltı yapma sıklığı arasında anlamlı bir ilişki (p=0.018<0.05) bulunduğu görülmektedir. Ayrıca kahvaltı yapma sıklığı ile kronik hastalık varlığı arasında anlamlı bir ilişki (p=0.007<0.05) bulunmuştur. Düzenli kahvaltı yapmayan katılımcılarda kronik hastalık varlığı daha fazladır. BKİ grupları ile medeni durum (p=0.00<0.05), kahvaltının kiminle yapıldığı (p=0.009<0.05) ve kahvaltıda tüketilen besinler (p=0.000<0.05) arasında anlamlı farklılıklar bulunmaktadır. Araştırma sonuçlarına göre sağlıklı yaşam tarzı ve doğru beslenme alışkanlığının geliştirilmesi, yanlış beslenme uygulamalarının ortadan kaldırılması için sağlık çalışanlarına beslenme eğitimi verilmesi önerilmektedir. Sadece sağlık çalışanlarına değil, diğer kurum ve kuruluşlarda çalışan farklı meslek gruplarına da sağlıklı beslenme ile ilgili eğitimler verilerek toplumun bilinçlendirilmesi önerilmektedir.
Tıp Fakültesi öğrencilerinde sağlıklı yaşam biçiminin vücut kompozisyonları ile ilişkisi
Giriş ve amaç: Bu çalışmanın amacı Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin beslenme alışkanlıklarını, yaşam tarzlarını değerlendirmek, fiziksel aktivitede bulunan ve hareketsiz yaşam tarzı olanlar arasındaki farklılıkları biyoelektrik impedans analizi (BİA) yöntemi kullanarak ortaya koymak ve obezite sıklığını saptamaktır. Materyal ve metod: Araştırmamız tanımlayıcı-kesitsel tip çalışma olarak tasarlanmış olup çalışmaya 362 öğrenci katılmıştır. Katılımcılara sosyodemografik veri formu ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği-2 (SYBDÖ) uygulanmış olup vücut kompozisyonu ölçümleri Tanita Body Composition Analyzer (TANITA BC 418MA©) cihazı ile yapılmıştır. İstatistiksel analizler için SPSS statistics 24.0 programı kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılan öğrencilerin %45,3'ü kadın, %2'si sınıf bir obez, %18,5'i fazla kiloluyken %9,7'si zayıftı. SYBDÖ toplam puan ortalaması 118,5±23,0'tür. Öğrencilerin %16,6'sının (n=60) sigara %11,3'ünün (n=41) alkol kullandığı saptanmıştır. Annesi üniversite mezunu olanların, babası üniversite mezunu olanların, ekonomik durumu iyi olanların, son sınıf öğrencilerin ve yurtta kalanların SYBDÖ toplam puanı daha yüksek saptanmış olup fark istatistiksel olarak da anlamlı tespit edilmiştir (sırasıyla p=0,001; p0,001; p0,001; p=0,008; p0,001). Araştırmamızda SYBDÖ genel puanı ile beden kitle indexi (BKİ) arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=0,682). Kadın ve erkek katılımcıların yağ yüzdeleri ile SYBDÖ arasında anlamlı fark olmadığı tespit edilmiştir (sırasıyla p=0,912; p=0,335). Sonuç: Öğrencilerin SYBDÖ puan ortalamaları düşüktür ve SYBD ile vücut kompozisyonu arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Sağlıklı yaşam tarzı davranışlarının farklı boyutlarına vurgu yapan sağlık eğitimi ve geliştirme programlarının uygulanması, mezuniyet öncesi müfredata beslenme ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile ilgili derslerin eklenmesinin faydalı olacağı kanaatindeyiz. Anahtar kelimeler: Sağlıklı yaşam biçimi davranışları, Biyoelektriksel impedans analizi, Vücut kompozisyonu, Tıp fakültesi öğrencileri
Alp ve kuzey disiplini kayakçıların bazı fizyolojik özelliklerinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı Türk kuzey ve alp disiplini erkek kayakçılarının fiziksel ve fizyolojik özelliklerinin belirlenip karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya, 26 gönüllü erkek kayakçı (13 alp - 13 kuzey disiplini) denek olarak katılmıştır. Deneklerin yaş, boy ve vücut ağırlıklarıın ortalamaları alp disiplini kayakçılarında 20.92 2.10 yıl, 175.69 3.90 cm ve 67.15 6.59 kg kuzey disiplini kayakçılarında 22.23 2.42 yıl, 174.23 4.55 cm. ve 67.08 7.01 kg olarak belirlenmiştir. Araştırmaya katılan deneklerin fiziksel ve fizyolojik özellikleri, istirahat kalp atım sayısı, kan basıncı, akciğer fonksiyonları, anaero- bik güç, max Va2, dinamometrik ölçümler ve vücut kompozisyonu, ge çerliliği kabul edilmiş saha ve labaratuvar testleri ile belirlendi. İstatistik analiz ise Mann Whitney U nonparametric ttest spss for windows program ile yapılmıştır. Bu çalışmanın sonucunda alp ve kuzey disiplini yarışçılarının yaş, boy, vücut ağırlığı, vücut yağ yüzdesi, dikey sıçrama, kan basıncı, somatotip ve akciğer fonksiyonlarının değerleri arasında anlamlı bir fark bulunmazken anaerobik güç, bacak kuvveti, esneklik (p < 0.01) ve max V02 (p < 0.05) skorları arasında anlamlı fark tesbit edilmiştir.
Derin öğrenme ve anahtar nokta poz tahminlemesi yöntemiyle insan duruşu tahminlemesi
İnsanlara ait video ve resimlerde yer alan insan duruşunu yorumlamak, hangi hareketlerde olduğunun belirlenerek tanınması ve anlamlandırılması insan duruşu tahminlemesinin en temel yapısını oluşturmaktadır. Bu tez çalışmasında resim ve videolarda yer alan görüntüler değerlendirilerek hareketin ne olduğuna, hangi amaçlar doğrultusunda yapıldığına karar veren bir sistem oluşturulmuştur. Böylelikle amaçlanan doğrultuda otomatik bir sistem halinde insan hareketlerinin tespiti yapılarak, istenilen zaman aralıkları belirlenerek, anlamlandırma işlemlerinin bütününü kapsayan bir çalışma yapılmıştır. Eldeki veri setlerinde yer alan görüntülerde ölçüt alınan kriterlerde anlamlandırılma aşamasından sonra hangi hareketlerin yapıldığı sınıflandırılmaya tabii tutulmaktadır. Tasarlanan sistemde hareketler anlamlandırma mekanizmasına bağlı olarak bir örüntü ifade edebilecek bir biçimde oluşturulmak zorundadır. Anlık veya durağan görüntülerin çıkarımı yapıldıktan sonra bilgi içermeyen zaman aralıkları sistemin dışında tutulduğunda bir sonuca varılmaktadır. Doğruluk paylarına bağlı kalınarak sistemin ne oranda verimli olabildiği elde edilmektedir. İnsanların yer aldığı resim ve videolarda konum koordinatlarından yola çıkılarak bir sonraki aşamada ne yapacağı veya iskelet sisteminin ne oranda değişeceği sistematik bir sistemde oluşturulmaktadır. Optik akış hesabı ile eklemler üzerinde yapılmakta olan analizler sayesinde hareket bilgisinin elde edilerek hareketin gücünü ifade eden analizler yapılmıştır. Görüntü de belirlenen bölge üzerindeki hareket bilgisinin eklemlerin tespiti ile belirlenerek hareket oluşturduğu alanlarda çalışmalar ilerletilmektedir. Bu alanlarla bağlı olarak çeşitli histogramlar geliştirilmektedir. Histogramlar iskelet çıkarımını ve hareket sınıflandırmasına kolaylık sağlamaktadır. Eklemlerin iskelet ağaç yöntemiyle tespiti ile ardışık şekillerde zaman kavramını da içeren betimleyiciler ile güvenilirliği esas alarak bu eklemler çerçevesinde kayan bir sınıflandırma mekanizması oluşturulmak istenmektedir. Bu çalışma itibariyle hareketsiz veya hareketli varlıkların otonom hareketini tanıyan ve anlamlandırabilen işlevsel bir yapı elde edilmesi hedeflenmektedir. Tahminlemedeki problemi çözümleyerek işe yarar ve kolaylaştırıcı mekanizma sağlaması açısından verimli bir yapı oluşturulmaktadır. İnsan vücudunun tespitinin daha net ve açıklayıcı biçimde hareketlerin anlamlandırılması çalışmalarında daha kolay ve anlaşılır bir yapı meydana oluşturulmuştur.
Sporda ısınmanın, ısınma öncesi ve ısınma sonrası vücut esnekliğine olan etkisinin karşılaştırılması
55 that the elasticity of the body may be enhanced through heating» in the result, it has been inferred that the.flexibility, playing an important role in increasing the performance and efficiency of the sportman, may be much enhanced through heating»
Yetişkin bireylerde farklı diyet uygulamalarının ağırlık kaybı ve vücut kompozisyonuna etkisi
Bu çalışma, hafif şişman ve obez bireylerde serbest gün uygulamasının ağırlık kaybı, vücut kompozisyonu ve antropometrik ölçümler üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Ankara ilinde özel bir beslenme danışmanlığına başvuran 18-65 yaş arası hafif şişman/obez 20 kadın ve 11 erkek birey ile gerçekleştirilmiştir. Gebe veya emziklilik döneminde olan, ağırlık kaybına engel olacak herhangi bir hastalığı bulunan, psikiyatrik hastalığı olan ve kalp pili bulunduran bireyler çalışma dışı bırakılmıştır. Çalışma grubundaki 16 bireyden, 4 haftalık diyet süresince diyetisyenleri tarafından belirlenen bir günde, herhangi bir kısıtlama olmadan diyete tek günlük ara vermeleri istenmiştir ve bu gün serbest gün olarak adlandırılmıştır. Kontrol grubunu oluşturan 15 bireyden ise haftanın 7 günü boyunca diyetlerine aralıksız devam etmeleri beklenmiştir. Her iki grupta, erkekler için 1700-2500 kkal, kadınlar için 1300-2200 kkal arasında, makro besin ögesi içeriği %45-60 karbonhidrat, %10-20 protein, %20-35 yağ olan bir zayıflama diyeti uygulanmıştır. Çalışma grubundan, her bir haftanın 3. diyet gününde ve her bir haftanın sonundaki serbest günde 24 saatlik hatırlatma tekniği ile besin tüketim kaydı alınırken, kontrol grubunda ise her hafta 3. diyet gününde 24 saatlik hatırlatma tekniği ile besin tüketim kaydı alınmıştır. Vücut kompozisyonu ve bel/kalça çevresi ölçümleri, çalışmanın ilk ve son görüşmesinde araştırmacı tarafından kaydedilmiştir. Çalışma grubundaki bireylerin, %56.3'ü kadın iken, %43.7'si ise erkektir. Kontrol grubundaki bireylerin ise %73.3'ü kadın, %26.7'si erkektir. Çalışma grubundaki kadınların ağırlıklarının başlangıç (74.7±8.57 kg) ve son (73.5±8.39 kg) değerleri arasında anlamlı bir farklılık gözlenmiştir (p<0.05). Beden kütle indeksi (BKİ), bel çevresi (cm) ve kalça çevresi (cm) karşılaştırıldığında ise kadınlar için çalışma grubunda anlamlı bir azalma gerçekleşmiştir (p<0.05). Çalışma grubundaki erkekler için ise sadece BKİ (kg/m^2) ve bel çevresinde (cm) anlamlı bir azalma saptanmıştır (p<0.05). Kontrol grubundaki kadınlarda ise ağırlık, BKİ (kg/m^2), bel çevresi (cm), kalça çevresi (cm) ve vücut yağ kütlesi (kg) değerlerinde anlamlı bir azalma saptanmıştır (p<0.05). Hem kadınlar hem de erkekler için çalışma ve kontrol grupları arasında bir karşılaştırma yapıldığında ise ağırlık (kg), BKİ (kg/m^2), bel çevresi (cm), kalça çevresi (cm), bel/kalça oranı, vücut yağ kütlesi (kg), vücut yağ yüzdesi (%), yağsız doku kütlesi (kg), kas kütlesi (kg), toplam vücut suyu (L) parametrelerinin herhangi birinde başlangıçtaki ve sondaki değerlerde anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak; uygulanan 2 farklı diyet protokolünün birbirine benzer vücut kompozisyonu değişikliği yarattığı görülmüştür. Geleneksel enerji kısıtlı diyet özellikle kadınlarda, bel ve kalça çevresi adına anlamlı farklılık yaratırken, serbest gün modelinde de kadınlarda bel ve kalça çevresi ölçümlerinde anlamlı farklılık saptanmıştır. Bu nedenle serbest gün modeli, geleneksel enerji kısıtlı diyete benzer etkiler gösterdiğinden ağırlık kaybı ve yönetimi sürecinde alternatif bir model olarak görülebilir.
Yetişkin kadın bireylerde akdeniz diyeti uygulamasının diyet inflamatuvar indeksi, vücut bileşimi ve bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkisi
Bu çalışma hafif şişman ve obez yetişkin kadın bireylerde Akdeniz diyeti ve standart sağlıklı beslenme müdahalesinin antropometrik ölçümler, vücut kompozisyonu, bazı biyokimyasal parametreleri değerlendirmek ve diyet inflamatuvar indeksi (Dİİ) arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışma, Mart-Mayıs 2021 tarihleri arasında Ankara il merkezinde bulunan özel bir beslenme ve diyet danışmanlık merkezine başvuran Beden Kütle İndeksi (BKİ) ≥ 25.0 kg/m2 (hafif şişman ve obez), ortalama yaşları 36.8±9.82 yıl olan 105 yetişkin kadın birey ile yürütülmüştür. Bir gruba Akdeniz diyeti (AD) ve diğer gruba standart diyet (SD) müdahalesi uygulanarak dokuz hafta süresince takip edilmişlerdir. Bireylerin tanımlayıcı özellikleri, sağlık bilgileri, beslenme alışkanlıkları anket formuna kaydedilmiştir. Çalışma başında ve sonunda bireylerin; fiziksel aktivite düzeyleri, antropometrik ölçümleri, vücut kompozisyon analizleri, biyokimyasal bulguları, günlük enerji, makro ve mikro besin ögeleri alım düzeylerini belirlemek ve Dİİ'yi hesaplamak amacıyla yedi günlük besin tüketim kayıtları alınmıştır. Bireylere Akdeniz Diyetine Uyum Ölçeği (MEDAS) ve Kısa Form-36 (SF-36) Yaşam Kalitesi Ölçeği uygulanmıştır. Çalışma sonunda antropometrik ölçümlerdeki değişim karşılaştırıldığında; BKİ, bel/kalça oranı, boyun çevresi, bel/boy oranı her iki grupta da başlangıca göre önemli olarak azalmıştır (p<0.001). Boyun çevresi ölçüm değerlerindeki değişim AD grubunda önemli olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.01). Akdeniz diyeti grubundaki bireylerin Dİİ değeri çalışma başlangıcında -0.1±1.76, sonunda -1.6±1.91 olup istatistiksel açıdan önemli düzeyde azalmıştır (p<0.001). Çalışma sonunda AD grubunun Dİİ değeri SD grubuna göre önemli olarak daha düşük saptanmıştır (p<0.001). Bireylerin açlık insülin, total kolesterol, trigliserit değerleri her iki diyet grubunda önemli olarak azalmıştır (p<0.05). Düşük dansiteli lipoprotein (LDL) ve aspartat amino transferaz (AST) değerleri yalnızca AD grubunda önemli olarak düşmüştür (p<0.01). Çalışma sonunda C-reaktif protein (CRP) değeri AD grubunda SD grubuna göre önemli düzeyde azalmıştır (p<0.05). İnterlökin-6 (IL-6) değerindeki değişim gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Akdeniz diyeti uyum ölçeği (MEDAS) puanı yalnızca AD grubunda istatistiksel önemli olarak artmıştır (p<0.001). Akdeniz diyeti alan bireylerin Dİİ sonuç değerleri ile MEDAS puanları arasında negatif yönlü ilişki bulunmuştur (p<0.05). Çalışma sonunda AD grubunun SF-36 alt boyutlarından vitalite (enerji), mental sağlık ve genel sağlık algısı puanları SD grubuna göre daha yüksek saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak Akdeniz diyeti müdahalesinin Dİİ'yi azaltarak, inflamasyon belirteçlerinden CRP düzeyini düşürmede daha etkin olduğu, her iki diyet müdahalesinin de antropometrik ölçümler üzerinde benzer etkilerinin olduğu ortaya koyulmuştur. Anahtar Kelimeler: Akdeniz diyeti, diyet inflamatuvar indeksi, obezite, yaşam kalitesi
Yaşlı bireylerde vücut kompozisyonu, denge ve düşmenin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; yaşlı bireylerde vücut kompozisyonunun, denge, düşme ve alt ekstremite kas kuvveti üzerindeki etkisinin incelenmesi idi. Çalışmaya 65-85 yaş arasında 92 birey (64 kadın, 28 erkek) dahil edildi. Bireylerin tanımlayıcı ve klinik özellikleri kaydedildi. Bireylerin bilişsel fonksiyonları, Standardize Mini Mental Durum Testi ile, fiziksel aktivite düzeyi ise Yaşlılar İçin Fiziksel Aktivite Ölçeği (PASE) ile değerlendirildi. Vücut kompozisyonunun belirlenmesi için vücut kütle indeksi (VKİ), bel-kalça çevresi oranı ve bacak (baldır) çevre ölçümü yapıldı. Berg Denge Ölçeği (BDÖ), Süreli Kalk ve Yürü Testi ve Tinetti Düşme Etkinlik Ölçeği denge ve düşmeyi değerlendirmek için kullanıldı. VKİ ve BDÖ Skoru arasında ters yönlü ve zayıf ilişki bulundu (-0,269, p<0,01). Bel-kalça çevresi oranı ile dominant diz ekstansiyon kuvveti (r=0,244, p<0,05) ve nondominant diz ekstansiyon kuvveti (r=0,333, p<0,01) değerleri arasında pozitif zayıf ilişki bulundu. Dominant bacak çevre ölçümü ile dominant ayak dorsifleksiyon kuvveti arasında (r=0,258, p<0,05); nondominant bacak çevre ölçümü ile dominant diz ekstansiyon kuvveti (r=0,207, p<0,05), dominant ayak dorsifleksiyon kuvveti (0,246, p<0,05) ve nondominant ayak plantar fleksiyon kuvveti (0,208, p<0,05) değerleri arasında anlamlı ilişki bulundu. Diğer vücut kompozisyonu verileri ile denge, düşme ve kuvvet arasında ilişki saptanmadı (p>0,05). Bireyler VKİ gruplarına ayrılarak incelendiğinde; VKİ (30,0-39,9) grubunun BDÖ Skoru ve sağ diz ekstansiyon kuvveti diğer iki gruba göre daha düşük bulundu (p<0,05). Sonuç olarak; yaşlı bireylerin vücut kompozisyonu ile denge, düşme ve kas kuvveti ilişkili değildi. Bununla birlikte VKİ'si yüksek olan bireylerde denge ve dominant bacak diz ekstansiyon kuvvetinin olumsuz etkilendiği görüldü. VKİ değerleri yüksek olan bireylerde denge ve düşme becerileri detaylı değerlendirilmelidir. Anahtar Kelimeler: Vücut kütle indeksi, Yaşlı, Postüral denge, Düşme, Alt ekstremite Kas Kuvveti. Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu ve Etik Kurulu tarafından onaylanmıştır (Proje no: KA23/97).
Hipotiroidi tanısı almış kadınların duygu durumları ile beslenme alışkanlıkları, vücut kompozisyonları ve fiziksel aktivite düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışma; hipotiroidi tanısı almış kadınların duygu durumları ile beslenme alışkanlıkları, vücut kompozisyonları ve fiziksel aktivite düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma 15 Temmuz - 20 Ekim 2020 tarihleri arasında, Ankara'da özel bir diyet kliniğine başvuran, doktor tarafından hipotiroid tanısı konmuş, 25-65 yaş aralığındaki 90 kadın hasta ile yapılmıştır. Katılımcıların, genel özellikleri, beslenme alışkanlıkları, vücut ağırlığı (kg), boy uzunluğu (cm), bel çevresi (cm) gibi antropometrik ölçümleri ve vücut yağ kütlesi (kg) ile vücut yağ yüzdesini (%) içeren vücut kompozisyonuna ilişkin bilgiler araştırmacı tarafından hazırlanan ve yüzyüze görüşme yöntemiyle uygulanan bir anket formu ile kaydedilmiştir. Katılımcıların bazı besinlere ne kadar yeme arzusu duydukları hakkında bilgi alabilmek için Görsel Analog Skalası (VAS), beslenme durumlarını değerlendirmek için besin tüketim sıklık formu uygulanmıştır. Ayrıca bireylerin fiziksel aktivite düzeyi, gün içerisindeki aktiviteleri fiziksel aktivite saptama formu ile değerlendirilmiş ve katılımcıların duygu durumlarını ölçmek amacıyla Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) uygulanmıştır. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 39.8±10.60 yıl olarak belirlenmiştir. Bireylerin vücut ağırlığı ortalaması 73.1±12.2 kg, Beden Kütle İndeksi (BKİ) ortalaması ise 27.5±4.9 kg/m² dir. BDÖ'ye göre bireylerin %58.9'u minimal, %24.4'ü hafif, %16.7'si ise orta ve şiddetli depresyon düzeyindedir. BDÖ skoru ortalaması 7.0 ± 6.79 olarak hesaplanmıştır. Fiziksel aktivite düzeyi (PAL) ise 1.3±0.1 olduğu belirlenmiştir. Sedanter aktivite düzeyinde olan bireylerin vücut ağırlığı, BKİ, bel çevresi, vücut yağ yüzdesi, vücut yağ kütlesi ve bel/boy oranının, hafif fiziksel aktivitede olan bireylere göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0.05). Süt veya yoğurt tüketen bireylerin vücut ağırlığı ve vücut yağ kütlesi, tüketmeyen bireylere göre anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin günlük enerji ve besin ögesi alım miktarları incelendiğinde; günlük ortalama 1648.4±352.59 kkal enerji aldıkları bulunmuştur. Bu enerjinin ortalama %50.8±6.54'ünün karbonhidrattan, %15.1±2.60'ının proteinden ve %32.7±5.04'ünün yağdan geldiği saptanmıştır. Ayrıca Diyetle Referans Alım (DRI) karşılama yüzdesine bakıldığında, diyetle folat (%58.5) alımlarının yetersiz olduğu saptanmıştır. Uygulanan VAS puanlarına göre en çok istek duyulan besin çikolata ve ürünleri olarak belirlenmiştir. Minimal depresyon düzeyinde olan bireylerin ağırlık, BKİ ve vücut yağ yüzdesi ortalamasının orta ve şiddetli depresyon düzeyinde olan bireylerden daha düşük olduğu bulunmuştur. Ancak istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilememiştir (p>0.05). Yeterli fiziksel aktivitenin vücut kompozisyonu üzerinde olumlu etkileri olduğu görülmüştür. Bireylerin hem hastalık durumları sebebiyle, hem sağlıksız besin isteklerinin önlenmesi, hem de vücut ağırlığı artışını önlemek için diyetisyenler tarafından beslenme eğitimi verilmeli ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmaları için destek olunmalıdır. Bu grup hastalarda depresif semptomlar göz önünde bulundurulmalı ve gerekli görülmesi halinde tedavi edilmelidir.
Lisanslı kadın voleybolcularda vücut kompozisyonunun duygusal ve sezgisel yeme alışkanlıklarına etkisinin belirlenmesi
Bu araştırma lisanlı voleybolcuların yeme alışkanlıklarının duygusal ya da sezgisel olarak belirlenmesini, fiziksel ve kondisyonel durumlarını etkileyebilecek vücut kompozisyonunun, sezgisel ve duygusal yeme alışkanlıklarına etkisini araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırma, Aralık 2021-Şubat 2022 tarihleri arasında Türkiye Voleybol Federasyonu'na bağlı olarak 2. ligde yer alan ve üniversite liginde yer alan kadın voleybol takımlarından 44 voleybolcu ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanması için voleybolculara yüz yüze uygulanan anket ile sosyodemografik bilgileri, voleybol kariyerleri, hastalık durumu, sporcu ergojenik desteği veya besin takviyesi kullanımı, geçmiş beslenme eğitimi varlığı, günlük beslenme alışkanlıkları, spor ve beslenme ilişkisi ve duygu durum ve beslenme ilişkisi hakkındaki düşüncelerinin sorulmasıyla gerçekleşmiştir. Voleybolcuların sezgisel yeme düzeylerinin tespit edilmesi için Sezgisel Yeme Ölçeği (IES-2); duygusal yeme düzeylerinin tespit edilmesi için Besin Gücü Ölçeği (BGÖ) kullanılmıştır. Voleybolcuların vücut kompozisyonlarının belirlenmesi amacıyla vücut ağırlığı, boy uzunluğu, bel ve kalça çevresi ve deri kıvrım kalınlığı gibi antropometrik ölçümler araştırmacı alınmıştır. Voleybolcuların yaş ortalamaları 21.1±3.53 yıldır ve ortalama vücut ağırlığı 63.9±8.18 kg, boy uzunluğu 175.9±7.26 cm, beden kütle indeksi (BKİ) değerleri 20.6±2.10 kg/m2, vücut yağ oranı %22.6±10.10 olarak bulunmuştur. Vücut yağ oranının sezgisel yeme ölçeği toplam puanlarına anlamlı bir etkisi olmadığı (p>0.05); yalnızca sezgisel yeme alt faktörlerinden fiziksel sebeple yeme izni (t= -2.945, p<0.05) düzeylerinde vücut yağ oranının anlamlı etkisi olduğu; vücut yağ oranındaki bir birimlik artışın fiziksel sebeple yeme izni düzeyinde 0.275 birimlik bir azalışa neden olacağı belirlenmiştir. Vücut yağ oranının, BGÖ alt faktörleri olan besin mevcudiyeti (t=2.701, p<0.05), besinin tadına bakılması (t=2.407, p<0.05) düzeyleri üzerinde anlamlı etkisi olduğu sonucu bulunmuştur. Vücut yağ oranındaki bir birimlik artışın duygusal yeme alt faktörlerinden besin mevcudiyetinde 0.116 birimlik, besinin tadına bakılmasında ise 0.100 birimlik bir artışa neden olacağı belirlenmiştir. Vücut kompozisyonunun en fazla etki ettiği durumun toplam besin gücü ölçeği puanı (0.312) olduğu sonucu elde edilmiştir (t=2.505, p<0.05). Voleybolcuların vücut kompozisyonlarının yüksek düzeyde duygusal yeme alışkanlıklarını etkilediği ortaya çıkmıştır.
Pilates egzersizlerinin lise öğrencilerinde fiziksel uygunluğa etkisi
Bu araştırmada 'pilates egzersizlerinin lise öğrencilerinde fiziksel uygunluğa etkisi' incelenmiştir. Çalışmaya öğrenci yurdunda yatılı olarak kalan 13-17 yaşlarında sedanter yaşam süren öğrenciler dahil edilmiştir. Araştırma öncesi etik kurul, kurum izinleri ve gönüllü onam formu alınmıştır. Katılımcı öğrenciler rastgele yöntemle uygulama grubu (UG) 25 ve kontrol grubu (KG) 36 olmak üzere toplam 61 kadından oluşturulmuştur. Çalışmada UG ortalama yaş 14,76±1,32 yıl, boy 159,52±4,87 cm, vücut ağırlığı 56,43±12,62 kg; KG ortalama yaş 15,58±1,43 yıl, boy 160,97±4,46 cm, vücut ağırlığı 58,10±10,03 kg'dır. Araştırmada deneysel araştırma türlerinden ön test - son test modeli kullanılmıştır. Her iki grubun çalışma öncesi ve sonrası vücut kompozisyon ölçümleri, vücut yağ oranları (VYO), vücut kitle indeksleri (VKİ) ve bel-kalça oranları, esneklik, kas kuvveti, kas dayanıklılık ve postür analiz ölçümleri alınmıştır. Araştırma sürecinde UG'na 8 hafta boyunca haftada 2 gün, 1 saat mat pilates egzersizleri uygulatılırken KG günlük rutin yaşantısına devam etmiştir. Verilerin analizinde farklılığın belirlenmesi için tekrarlı ölçüm ANOVA testi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Araştırma sonucunda KG ve UG ön testleri arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p>0,05). UG bacak kuvveti, sırt kuvveti, mekik, şınav ölçümleri ve postür analizi değerlerinde KG'na göre anlamlı farklılık gözlenmiştir (p<0,01). UG'nun ön-son test ölçümlerinde bacak kuvveti, sırt kuvveti, mekik, şınav ve vücut postür analizi değerlerinde anlamlı farklılık gözlenmiştir (p<0,01). Esneklik ölçümünde anlamlı farklılık görülmese de (p=0,05) ortalama değerinin arttığı gözlenmiştir. Sonuç olarak pilates egzersizlerinin fiziksel uygunluk unsurlarından kuvvet, dayanıklık ve vücut postürü üzerinde etkili olduğu gözlenmiştir. Bu nedenle pilates egzersizlerinin bazı fiziksel uygunluk unsurları ve vücut postürünün gelişimi için kullanılmasını önermekteyiz.
Elit tenisçilere uygulanan akdeniz tipi beslenme diyetinin; vücut bileşenleri, kuvvet, dayanıklılık ve tenis performansı üzerine etkileri
"Elit Tenisçilere Uygulanan Akdeniz tipi Beslenme Diyetinin; Vücut Bileşenleri, Kuvvet, Dayanıklılık ve Tenis Performansı Üzerine Etkileri" Bu çalışmada adölesan dönemdeki elit tenisçilerin 8 haftalık süre boyunca Akdeniz tipi beslenme diyeti uygulamasıyla; vücut bileşenleri, kuvvet, dayanıklılık ve tenis performansı üzerinde görülmesi beklenen değişimleri incelemek amaçlanmıştır. Araştırma, Ekim 2022-Aralık 2022 tarihleri arasında Afyonkarahisar ve Uşak il merkezlerinde bulunan özel tenis kulüplerinde en az 3 yıl düzenli olarak ulusal ve uluslararası turnuvalara katılan, 12-15 yaş arasında 30 kız ve erkek tenisçinin gönüllü katılımıyla gerçekleştirildi. Tenisçiler iki gruba ayrılarak, Afyon il merkezindeki tenis oyuncuları deney ve Uşak il merkezinden katılım sağlayan tenis oyuncuları kontrol grubu olmak üzere iki ayrı gruba eşit sayıda (n=15) dağıtıldı. 8 hafta süreli bu çalışmada; kontrol grubu sadece standart tenis antrenmanlarını, deney grubu standart tenis antrenmanlarına ilave olarak bireysel olarak düzenlenen Akdeniz tipi beslenme diyetini uyguladı. Deney grubu ve ailelerine internet üzerinden görüntülü toplantılar ve yüz yüze bireysel görüşmeler yapılarak diyete uyumları ve devamlılıkları kontrol edildi. Her iki grup da haftada 3 ile 4 gün 2'şer saat olacak şekilde düzenlenen antrenmanlarına devamlılık göstermişlerdir. Testler başlamadan önce sporculara 15 dakika süren genel ısınma protokolü uygulamıştır. Araştırma öncesi tenisçilerin beslenme eğilimlerinin Akdeniz diyetine uyumunu görebilmek amacıyla "Akdeniz Diyeti Kalite İndeksi (KİDMED)" uygulandı. Bir günü hafta sonu olacak şekilde, birbirini izleyen 3 günlük besin tüketim kaydı ve besin tüketim sıklığı her iki gruptan da alınmış, verilerin toplanması sırasında incelenerek, eksik/hatalı kısımlar olduğunda bireylerle görüşülerek gerekli düzeltmeler yapılmıştır. Araştırmada tenisçilerin dayanıklılık performansını belirlemek için 12dk koşu testi, kuvvet performansını belirlemek için statik dikey sıçrama ve durarak uzun atlama testi, tenis performans seviyesi için ise Uluslararası Tenis Numaralandırma test ölçümleri yapıldı. Tenisçilerin vücut kompozisyonunu belirlemek için biyoelektrik empedans analizi kullanıldı ve boy uzunluğu, bel çevresi ölçümleri alındı. Elde edilen veriler kullanılarak beden kitle indeksi değerleri elde edildi. Ölçümler ön test ve son test olacak şekilde 2 kez uygulandı. Elde edilen verilerin analizinde SPSS programı kullanılmış, verilerin normallik analizi için Shapiro-Wilk değeri incelenmiştir. Çarpıklık, basıklık değerleri olan Skewness ve Kurtosis değerleri aralığı -3 ile +3 olarak kabul edilmiştir ve verilerin bu değerler incelendiğinde normal dağılım gösterdiği belirlenmiştir. Araştırmada betimleyici istatistiklerden frekans (f), yüzde (%), ortalama ve standart sapma yöntemleri kullanılmıştır. Ayrıca grup içi ön test son test karşılaştırmasında bağımlı örneklem (Paired Sample) t testi, gruplar arası ön test son test farklarının karşılaştırmasında ise bağımsız örneklem (İndependent Sample) t testi uygulanmıştır. Grup zaman etkileşimini tespit etmek için 2*2 Anova testinden yararlanılmıştır. Sonuçlar %95 güven aralığında, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Verilerin analizi sonucunda yapılan t testi ile deney grubunun ön test ve son test ölçümleri arasında boy uzunluğu, vücut ağırlığı, beden kitle indeksi, bel çevresi, dikey sıçrama, dayanıklılık performans testi ve tenis performans testi sonuçlarında ise servis ve toplam puan arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunurken (p<0,05), kontrol grubu ön test-son test boy uzunluğu ve dayanıklılık performans test ölçümleri arasında istatistiksel düzeyde anlamlı fark bulunmuştur (p<0,001, p<0,05). Deney ve kontrol grupları son test ölçümleri arasında dikey sıçrama (p<,005), tenis performansında servis (p<,028) ve toplam puan (p=,05) değerleri arasında istatistiksel düzeyde anlamlı fark görülmüştür (p<0,05). Grup zaman etkileşimini belirlemek amacıyla yapılan anova testi bulgularına göre ise vücut ağırlığı, beden kitle indeksi, bel çevresi, dikey sıçrama, ITN doğruluk, servis ve toplam puan parametrelerinde anlamlı farklılık görülmüştür(p<0,05). Sonuç olarak; adölesan dönemdeki elit tenisçilere uygulanan Akdeniz tipi beslenme diyetinin dikey sıçrama(kuvvet) ve tenis performansına olumlu yönde katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Akdeniz Diyeti, Dayanıklılık, ITN Test, KIDMED, Kuvvet, Tenis
Güreşçilerde vücut kompozisyonu, alt ekstremite kuvveti, denge ve fonksiyonel hareketlilik arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Araştırmanın Amacı: Güreşçilerde vücut kompozisyonu, alt ekstremite kuvveti, denge ve fonksiyonel hareketlilik arasındaki ilişkinin değerlendirilmedir. Materyal ve Metot: Çalışmaya yaş ortalamaları 20.04 ± 1.3 yıl, boy ortalamaları 175.10 ±.08 cm, vücut ağırlık (VA) ortalamaları 79.46 ± 15.1 kg ve spor yaş (SY) ortalamaları 8.05 ± 2.3 yıl olan 78 serbest stil güreşçi katıldı. Güreşçilerin vücut kompozisyonu (VK) belirlemek için boy uzunluğu ve VA ölçümleri yapılarak beden kitle indeksleri (BKİ) hesaplandı. Vücut yağ yüzdesinin (VYY) belirlenmesi için vücudun dört bölgesinden (biceps, triceps, subscapula ve suprailiak) deri kıvrım kalınlığı ölçümleri alındı ve Siri formülü kullanılarak hesaplandı. Alt ekstremite kuvvetinin (AEK) belirlenmesinde manuel dinamometre, denge performansının belirlenmesinde Y-denge testi ve fonksiyonel hareket analizi için ise Fonksiyonel Hareket Analizi (FHA) test bataryası kullanılarak ölçümler gerçekleştirildi. Çalışma verilerinin istatistiksel analizi için IBM SPSS 25 istatistik paket programı kullanıldı. Verilerin normallik kontrolü basıklık ve çarpıklık testleri ile yapıldı. Değişkenlerin normal dağılım göstermesi üzerine, değişkenlere ait ilişkiyi belirlemek amacıyla Pearson korelasyon analizi uygulandı. Anlamlılık düzeyi p<0.05 ve p<0.01 kabul edildi. Bulgular: Çalışmadan elde edilen bulgulara göre; VK bileşenlerinden Boy uzunluğu ve VA ile BKİ, VYY, AEK, sağ anterior (SAA) ve sol anterior (SOA) değerleri arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı ilişki bulunurken, FHA sol kompozit skor (SOKS) ve sağ-sol kompozit skor (SSKS) değerleri arasında istatistiksel olarak negatif yönde ilişki tespit edildi (p<0.05). BKİ değeri ile AEK ve SOA değerleri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunurken, FHA, sağ posteromedial (SAPM) ve sol posteromedial (SOPM) değerleri arasında istatistiksel olarak negatif yönde anlamlı ilişki bulundu (p<0.05). VYY değişkeninde SAPM, FHA, sağ kompozit skor (SAKS), SOPM, SSKS değerleri arasında istatistiksel olarak negatif yönde anlamlı ilişki gözlemlendi (p<0.05). AEK ile SAA değeri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunurken AEK ve FHA değerleri arasında negatif yönde ilişki saptandı (p<0.05). Sonuç: Vücut kompozisyonu bileşenlerinden VA, Boy ve BKİ ile AEK arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamalı ilişki bulundu. FHA toplam skorlarında ise vücut kompozisyonu bileşenleri ve AEK ile negatif yönde ilişki bulunurken denge ile istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu. Sonuç olarak, güreşçilerde vücut kompozisyonunun alt extremite kuvveti, denge ile alt ekstremite kuvvetinin de yine denge ile ilişkisi olduğu bulundu.
Sporcularda vücut kompozisyonu ile denge parametreleri arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı; Sporcularda vücut kompozisyonu ile denge parametreleri arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Çalışmaya son bir yıl içerisinde cerrahi müdahale görmemiş 6 erkek – 6 kadın milli atlet, 7 erkek - 7 kadın milli kayakçı, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesinde öğrenim gören 14 erkek - 11 kadın sedanter yine okul takımlarında oynayan 28 erkek - 9 kadın futbolcu, 8 erkek - 6 kadın hentbolcü olmak üzere toplam 77 sporcu 25 sedanter dahil edilmiştir. Katılımcılara ilk olarak boy ve kilo ölçümü yapıldı. Sonra sırasıyla vücut kompozisyonu ölçümü, deneklerin denge platformuna uyum sağlamaları için deneme ölçümleri, son olarak denge ölçümleri yapılarak çalışma sonlandırıldı. Vücut kompozisyonuna ilişkin veriler, Bodystat®1500 Vücut Analizi (Impedansmeter) cihazı kullanılarak, Denge ölçümüne ilişkin veriler ise TecnoBody Pro-Kin Type B 252 Test Cihazı kullanılarak elde edildi. Bu araştırma AİÇÜ, BESYO, Fizyoloji Labaratuvarında yapılmıştır. İstatistiksel değerlendirme SPSS 22.0 (SPSS Inc., Chicago, IL, USA) programı kullanılarak yapılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler olarak sunulmuştur. Normallik sınaması Shapiro-Wilk testi ile gerçekleştirilmiştir. Ölçümü yapılan parametreler arasındaki ilişkinin tespit edilmesinde korelasyon analizi uygulanmıştır. Normal dağılım gösteren parametrelerde Pearson korelasyon katsayısı ve normal dağılım göstermeyen parametrelerde Spearman korelasyon katsayısı dikkate alınmıştır. Sonuçlar %95 güven aralığında değerlendirilip, p<0.05 değeri anlamlı kabul edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre; çalışmaya katılan sporcu ve sedanterlerin çift ayak statik denge testi ortalama değerleri incelendiğinde; sporcuların sedanterlerden daha iyi olduğu görülmektedir. Dinamik denge değerleri ise erkek sporcuların erkek sedanterlerden daha iyi olduğu, kadın sporcu ve kadın sedanterlerin değerlerinin birbirine çok yakın olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca deneklerin vücut kompozisyonu incelendiğinde; Sporcuların vücut yağ oranı, vücut yağı, yağsız kütle, bazal metabolik hız, impedans değerlerinin sedanterlere göre daha az olduğu, vücut sıvısının ise sedanterlerin sporculardan daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca sporcuların vücut yağ yüzdesi, yağ miktarı, kuru kütle, yağsız kuru kütle, vücut sıvısı, bazal metabolik hız, vücut kitle indeksi, impedans değerleri ile statik ve dinamik denge arasında ilişkinin olmadığı tespit edilmiştir. Araştırmanın sonucunda; Sporcularda statik denge değerleri sedanterlerden daha iyi olduğu, Dinamik denge değerleri ise erkek sporcuların erkek sedanterlere göre daha iyi olduğu, fakat kadın sporcuların kadın sedanterlerle birbirine çok yakın olduğu tespit edilmiştir. Sporcuların vücut yağ oranı, vücut yağı, yağsız kütle, bazal metabolik hız ve impedans değerlerinin sedanterlere göre daha az olduğu, vücut sıvısının ise sedanterlerin sporculardan daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Vücut kompozisyonu ile statik ve dinamik denge arasında ilişkinin olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Sporcu, Vücut kompozisyonu, Statik denge, Dinamik denge
Kontrastsız abdomen BT'de tip 2 DM hastalarının vücut kompozisyonunun yapay zeka ile değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızda tip 2 Diyabetes Mellitus (DM) tanılı hastalarda, kontrastsız abdomen BT görüntülerinde DM tanısı olmayanlara kıyasla abdominal yağ ve kas alanı dağılımındaki farklılıkları kantitatif olarak tespit etmeyi, hastaların klinik faktörleri, laboratuar verileriyle birlikte değerlendirmeyi ve Türk popülasyonundaki cut-off değerleri tespit etmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda retrospektif olarak, İzzet Baysal EAH'nde tip 2 DM tanılı ve kontrastsız abdomen BT görüntüleri olan hasta grubu ile benzer yaş ve cinsiyetteki kontrol grubunun BT görüntüleri incelenmiştir.BT görüntülerinden "Asanj-Morphometry Software" programı ile abdominal yağ ve kas alanlarına ait kantitatif veriler elde edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya hasta grubunda 144, kontrol grubunda 139 olmak üzere 283 kişi dahil edilmiştir. Hasta grubunda TFA,VFA ve VFA/SFA oranı anlamlı yüksek bulunmuştur. Hasta grubunda TMFA'da anlamlı yükseklik, TMA'da anlamlı azalma saptanmıştır. Hasta grubunda açlık kan şekeri (AKŞ) ve HbA1c değerleri ile VFA arasında anlamlı ilişki saptanmazken, VFA/SFA oranı ile arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki tespit edilmiştir. ROC analizi ile tip 2 DM riskini ön görmede VFA değeri için cut-off değer 262,97 cm²,VFA/SFA oranı için cut-off değer 1.403 olarak saptanmıştır. Sonuç: Tip 2 DM tanılı hastalarda, DM tanısı olmayanlara kıyasla VFA ve VFA/SFA oranında anlamlı yükseklik saptanması VFA ve VFA/SFA oranındaki artışın tip 2 DM ile ilişkili olduğunu desteklemektedir. DM tanılı grupta abdominal miyosteatozun kontrol grubuna göre yüksek saptanması tip 2 DM ile abdominal miyosteatoz arasında yaş ve cinsiyetten bağımsız ilişki olabileceğini düşündürmüştür. AKŞ ve HbA1c ile VFA arasında ilişki saptanmazken, VFA/SFA ile arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki saptanması VFA/SFA oranının tip 2 DM riski için daha erken bir belirteç olabileceği düşünülmüştür.