Vücut bileşimi
Bu konu başlığı altında 72 tez
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik bölümü öğrencilerinin antropometrik ölçümleri ile akdeniz diyeti ve beslenme alışkanlıkları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu araştırma Ocak 2020- Mayıs 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik bölümünde öğrenim gören çalışmaya katılım kriterlerini karşılayan gönüllü 174 öğrenci üzerinde yapılmıştır. 18-24 yaş arasında olan dördüncü sınıflarda öğrenim gören 54, üçüncü sınıflarda öğrenim gören 65 ve ikinci sınıflarda öğrenim gören 59 öğrenci ile yapılan çalışmada öğrencilerin Akdeniz Diyet Kalite İndeksi ve sağlıklı yaşam biçimleriyle ilgili akademik bilgilerini kendi yaşamlarına uygulayabilme yetenekleri ve sağlıklı beslenme takıntısının saptanarak Akdeniz Diyet Kalite İndeksi ile antropometrik ölçümler arasındaki olası ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilere yüz yüze görüşme yöntemiyle anket formu uygulanmıştır. Ayrıca anket formu uygulanan öğrencilerin antropometrik ölçümleri ve vücut kompozisyonu saptanmıştır. Bu değerlendirmeler sonucunda öğrencilerin Akdeniz diyet kalite indeksi ortalamasının; 5,3±2,95; ORTO-11 ölçeği puan ortalamalarının ise 24,75±6,48 olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin ortalama vücut ağırlığı 59,7±11,1 kg ve beden kitle indeksi (BKİ) ortalamaları ise 21,72±3,1 olarak saptanmıştır. Bu araştırmada öğrenim görülen sınıf düzeyi arttıkça Akdeniz diyetine uyumun arttığı aynı zamanda öğrencilerin Akdeniz diyet kalite indeksi puanları arttıkça beden kitle indeksi (BKİ) değerlerinin ve ORTO-11 ölçeği puanlarının istatistiksel olarak anlamlı şekilde azaldığı tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak Akdeniz diyetine uyumun bireylerin vücut ağırlığı, beden kütle indeksi ile vücut bileşimini olumlu olarak etkilediği ve Akdeniz diyetine uyumun artması ile ortorektik davranışların arttığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sağlıklı beslenme, Akdeniz diyeti, BKİ, Vücut kompozisyonu, Ortoreksiya Nervoza
L-carnitin kullanımı ile yapılan farklı şiddetlerdeki antrenmanların vücut kompozisyonu, kan profili, psikofizyolojik ve performans cevapları üzerine etkileri
Bu çalışmanın amacı L-karnitin kullanımının farklı dar alan oyunlarına verilen psikofizyolojik ve teknik cevaplar üzerine etkilerini incelemektir. Çalışmaya 16 amatör futbol oyuncusu (yaş: 22.87 ± 4.18 yıl) gönüllü olarak katılmıştır. 2v2 ve 4v4 dar alan öncesinde ve sonrasında Brunel ruh hali ölçeği kullanılırken, oyunlar sırasında algılanan zorluk derecesi ve fiziksel aktiviteden alınan keyif düzeyi belirlenmiştir. L-karnitin kullanımı ile oynanan 2v2 dar alan oyunlardaki psikofizyolojik ve teknik cevaplar L-karnitin kullanımı olmadan oynanan oyunlara göre bazı değişkenlerde istatistiksel olarak anlamlı farklı bulunmuştur (p<0.05). Benzer şekilde L-karnitin kullanımı ile oynanan 4v4 dar alan oyunlardaki psikofizyolojik ve teknik cevaplar L-karnitin kullanımı olmadan oynanan oyunlara göre bazı değişkenlerde istatistiksel olarak anlamlı farklı bulunmuştur (p<0.05). L-karnitin kullanımın hem psikofizyolojik hemde teknik cevaplara olumlu etkilerde bulunduğu görülmektedir. Anahtar Sözcükler: Futbol, performans, dar alan oyunları, algılanan zorluk derecesi
L-karnitin kullanımının farklı dar alan oyunlarına verilen psikofizyolojik ve teknik cevaplar üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı L-karnitin kullanımının farklı dar alan oyunlarına verilen psikofizyolojik ve teknik cevaplar üzerine etkilerini incelemektir. Çalışmaya 16 amatör futbol oyuncusu (yaş: 22.87 ± 4.18 yıl) gönüllü olarak katılmıştır. 2v2 ve 4v4 dar alan öncesinde ve sonrasında Brunel ruh hali ölçeği kullanılırken, oyunlar sırasında algılanan zorluk derecesi ve fiziksel aktiviteden alınan keyif düzeyi belirlenmiştir. L-karnitin kullanımı ile oynanan 2v2 dar alan oyunlardaki psikofizyolojik ve teknik cevaplar L-karnitin kullanımı olmadan oynanan oyunlara göre bazı değişkenlerde istatistiksel olarak anlamlı farklı bulunmuştur (p<0.05). Benzer şekilde L-karnitin kullanımı ile oynanan 4v4 dar alan oyunlardaki psikofizyolojik ve teknik cevaplar L-karnitin kullanımı olmadan oynanan oyunlara göre bazı değişkenlerde istatistiksel olarak anlamlı farklı bulunmuştur (p<0.05). L-karnitin kullanımın hem psikofizyolojik hemde teknik cevaplara olumlu etkilerde bulunduğu görülmektedir.
Polikistik over sendromu tanılı hastalarda kas ve kemik kompozisyonun ve fonksiyonunun değerlendirilmesi
Polikistik over sendromu (PKOS), kadınlarda en sık görülen endokrinolojik bozukluktur. Pek çok sistem üzerindeki olumsuz etkileri bilinmesine rağmen PKOS'un kas-iskelet sistemi üzerindeki olası etkileri tam olarak bilinmemektedir. Bu çalışmada PKOS'un geç reprodüktif dönemdeki kadınlarda kas ve kemik kompozisyonu ve fonksiyonu üzerine etkilerini incelemeyi amaçladık. Çalışmaya 34 PKOS ve 32 yaş ve VKİ uyumlu kontrol kadın dahil edildi. Vücut kompozisyonunu belirlemek için tüm katılımcılara dual enerjili X-ray absorsiyometrisi (DEXA) uygulandı. Ayrıca bireylerde abdomen ve uyluk manyetik rezonans görüntüleme (MRG) kullanılarak kesitsel kas alanları ve kasların yağ fraksiyonları değerlendirildi. Kas gücü, izokinetik dinamometre, Biodex® System Pro3 (Biodex Corp. Shirley NY, ABD) kullanılarak ölçüldü. Diz ekstansör ve diz fleksör konsantrik kas kuvveti, birim zamandaki açısal yer değiştirme miktarını temsil eden 60°/sn açısal hızlarda değerlendirildi. Ortalama yaş PKOS'ta 43 ± 3.7, kontrollerde 42.2 ± 3.5 idi. Tanı anında PKOS hastalarının %94,1'i (n=32) fenotip A, %5,9'u (n=2) fenotip B idi. PKOS hastalarında testosteron, FAİ ve açlık insülini kontrollere göre daha yüksekti (sırasıyla p<0,001, p=0.001 ve p=0.032). Toplam abdominal kas alanı (TAMA), paraspinal kas alanı, uyluk kas alanı, visseral yağ doku (VAT), subkutan yağ doku (SAT), vertebral manyetik rezonans görüntüleme-proton dansite yağ fraksiyonu (MRI-PDFF), uyluk ve paraspinal kas MRI-PDFF gruplar arasında benzerdi ancak karaciğer MRI-PDFF'si PKOS grubunda daha yüksek bulundu (p=0,044). Gruplar arasında DEXA ile değerlendirilen kas ve kemik kompozisyonu açısından fark yoktu. Alt grup analizinde obez PKOS hastalarının obez kontrollere göre daha yüksek TAMA'ya (p=0,012) ve daha yüksek visseral yağ dokusuna (p=0,049) sahip olduğu görüldü. Trunkal yağlanmayı destekleyen visseral yağ dokusu artışı, tüm grup karşılaştırmasında da PKOS grubunda istatistiksel öneme ulaşmamakla birlikte daha yüksek olma eğilimindeydi (p=0.072). Her iki grupta da MRG ve DEXA ile ölçülen vücut kompozisyon parametreleri, temel olarak VKİ ve açlık insülin değerleri ile ilişkili iken, androjen seviyeleri ilişkili değildi. İzokinetik dinamometre analizlerinde obez olmayan kadınlarda obezitesi olan kadınlara göre normalize edilmiş diz ekstansör tepe torku artmış bulunurken PKOS ve kontrol grupları arasında kas mekanik fonksiyonu açısından fark saptanmadı. Ancak non-obez alt grupta diz ekstansör kas kuvveti daha yüksekti (p=0.049). Bu çalışmanın sonuçlarına göre geç reprodüktif dönemde PKOS'lu kadınlarda yaş ve VKİ eşleştirilmiş kadınlara göre karaciğer yağlanma oranı artmıştır. Obez PKOS'lu kadınlarda obez kontrollere göre abdomen kas ve viseral yağ oranları daha yüksektir. Non-obez PKOS'lu kadınlarda artmış diz ekstensör kas kuvveti dışında kas mekanik fonksiyonu PKOS'lu kadınlarla kontroller arasında benzerdir.
Aletli pilates uygulamasının 20-45 yaş arası kadınlarda vücut kompozisyonu, hamstring esnekliği, egzersiz inanışı ve egzersiz davranışlarına etkisi
Bu araştırmanın amacı, aletli pilates uygulamasının 20-45 yaş arası kadınlarda vücut kompozisyonu, hamstring esnekliği, egzersiz inanışı ve egzersiz davranışlarına etkisini belirlemektir. Çalışma deneysel olarak tasarlanmış olup, tüm katılımcılara haftada 2 defa olmak üzere 50 dakikalık 8 seans boyunca kuvvetlendirme, esneklik, denge çalışmalarına yönelik fiziksel hareketlerden oluşan egzersiz programı uygulanmıştır. Araştırmanın evrenini 20-45 yaş arası aletli pilates yapan kadınlar, örneklemi ise İstanbul Unique Pilates ve Diyet Merkezi'nde takip edilmekte olan 20-45 yaş arası toplam 38 aletli pilates yapan kadın oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Demografik ve Vücut Kompozisyonu Bilgi Formu, Otur-Uzan Testi ve Egzersiz İnanışları Ölçeği kullanılmıştır. Bireyler çalışmanın başlangıcında ve çalışmanın sonunda veri toplama araçları kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmadan elde edilen veriler SPSS 25.0 paket programı kullanılarak, nicel yöntemler ile analiz edilmiştir. Aletli pilates uygulamasının vücut kompozisyonu üzerindeki etkisi ile ilgili bulgular incelendiğinde, pilatesin vücut kompozisyonunu anlamlı olarak değiştiren bir etkisi olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Kilo, vücut kitle indeksi (VKİ), bel çevresi, kalça çevresi ve bel/kalça değerlerinde %1-3 arasında çok belirgin olmayan azalma yaşanmış ancak bu azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Öte yandan aletli pilates uygulamasının hamstring esnekliği üzerindeki etkisi ile ilgili bulgular ise olumlu sonuçlar ortaya koymuştur. Katılımcıların esneklik ortalamalarında %47,4 oranında bir artış meydana gelmiş ve bu artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Aletli pilates uygulamasının egzersiz inanışı üzerindeki etkisi incelendiğinde ise genel olarak yine esneklik üzerindeki olumlu etkiye benzer biçimde olumlu yönde etki tespit edilmiştir. Katılımcıların egzersizlerin yararlı olduğu ile ilgili inançları anlamlı olarak artmış, egzersizler önünde engeller var olduğu ile ilgili inançları ise anlamlı olarak azalmıştır (p<0,05). Sonuç olarak, 20-45 yaş arası kadınlarda, haftada 2 defa olmak üzere 50'şer dakikalık 8 seans halinde 3 ay süresince yürütülen bu araştırma sonucunda aletli pilates uygulamasının kadınlarda hamstring esnekliği ve egzersiz inanışını olumlu yönde etkilediği, kadınların egzersiz davranışlarını arttırdığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Aletli pilates, Egzersiz inanışı, Esneklik, Vücut kompozisyonu.
Ortaokul öğrencilerinin (özel-kamu) fiziksel aktivite düzeylerinin, vücut kompozisyonlarının ve yaşam biçimlerinin incelenmesi.
Bu araştırma özel okul ve devlet okullarında okuyan ortaokul öğrencilerinin fiziksel aktivite düzeylerini, vücut kompozisyonlarını ve yaşam biçimlerini incelemek aynı zamanda karşılaştırılmalı bir çalışma ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın evrenini Bitlis'in Tatvan ilçesine bağlı Cumhuriyet Devlet Ortaokulundan 60 kadın, 62 erkek, Özel Okyanus Koleji Ortaokulundan 59 kadın, 56 erkek olmak üzere toplam 237 ortaokul öğrencisi oluşturmaktadır. Verilerin toplanması aşamasında Pender ve ark. Tarafından geliştirilen ve güvenirlik, geçerliliği yapılan Adolesan Yaşam Biçimi anketi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin fiziksel aktiviteleri günlük adımsayar (pedometre) ile ölçülmesi yöntemi uygulanmıştır. Vücut kompozisyonlarını belirlemek amacıyla bioelektirik impedans aletiyle yağ oranları ölçülmüştür, boy ve kilo ölçümlerinden yararlanılarak vücut kitle indeksi (kg/boy2) hesaplanmıştır. Öğrencilerden pedometreyi boyunlarına asarak elbiselerinin içinde tutmaları istenmiş olup pedometreleri banyo ve yüzme dışında uyanık oldukları tüm saatlerde takmaları gerektiği belirtilmiştir. Pedometrelerin takılı kalma süresi yedi iş günüdür. Verilerin analizinde SPSS paket programı kullanılmıştır. Normallik sınaması için Kolmogorov Smirnov testi yapıldı, normal dağılım gösteren veriler için ikili karşılaştırmalarda bağımsız t-testi ikiden fazla değişkenin karşılaştırıldığı durumlarda tek yönlü ANOVA testi, Parametrik olmayan değişkenleri için ikili karşılaştırmalarda Mann- Whitney U testi, ikiden fazla değişkenin karşılaştırılması için Kruskal – Wallis testi kullanıldı. Bu çalışmada anlamlılık düzeyi (p<0.05) olarak belirlenmiştir. Okullara göre kadın öğrencilerin haftalık adım ve hafta içi adımlarında istatistiksel anlamda farklılık bulunurken hafta sonu adımlarında farklılık bulunamamıştır. Erkek öğrencilerin gittikleri okullara göre haftalık adım, hafta içi adımlarında anlamlı farklılık bulunurken hafta sonu adımlarında anlamlı farklılık bulunamamıştır(p>0,05). Adolesan Yaşam Biçimi alt boyutları incelendiğinde kadın öğrencilerin gittikleri okullara göre alt boyutlar arasında anlamlı farklılık bulunamamıştır. 8. Sınıf erkek öğrencilerin gittikleri okullara göre fiziksel aktivite alt boyutunda farklılık bulurken diğer boyutlar arasında anlamlı farklılık bulunamamıştır. Anahtar sözcükler: fiziksel aktivite, pedometre, adolesan, sağlıklı yaşam, vücut kompozisyonu.
Probiyotik kullanımı ve fiziksel aktivitenin fazla kilolu ve obez kadınlarda vücut kompozisyonu, beslenme, gastrointestinal semptomlar ve depresyon üzerine etkileri
Bu çalışmanın amacı, fazla kilolu ve obez kadınlarda fiziksel aktivite programı ve probiyotik kullanımının vücut kompozisyonu, beslenme, gastrointestinal semptomlar ve depresyon üzerine etkisinin ve müdahale sonrası izleme dönemindeki değişimlerin karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya, 19-65 yaş aralığında fiziksel aktivite düzeyi düşük olan fazla kilolu ve obez 39 kadın katılmıştır. Katılımcılar, rastgele yöntemle Probiyotik, Fiziksel aktivite ve Kontrol gruplarından birine atanmışlardır. Probiyotik ve fiziksel aktivite gruplarında 4 hafta müdahale, sonraki 2 hafta ise takip dönemi olarak gerçekleştirilmiştir. Dört haftalık müdahale döneminde Probiyotik grubu, günde 1 kez, 1 flakon 4x〖10〗^9 cfu Bacillus clausii (5 ml'lik 1 flakon içinde) kullanırken, Fiziksel aktivite grubu haftada en az 3 gün olmak üzere toplam 150 dakika orta şiddetli yürüyüş yapmışlardır. Kontrol grubu olağan beslenme ve fiziksel aktivite düzeylerini korumuştur. Müdahaleden önce, ikinci haftasında, müdahalenin tamamlanmasından hemen sonra ve iki hafta sonra olmak üzere toplam 4 kez katılımcıların vücut kompozisyonları, besin alım düzeyleri, gastrointestinal semptomları, yeme davranışı ve depresyon düzeyleri değerlendirilmiştir. Vücut kompozisyonu biyoelektrik impedans aracılığıyla, diğer değişkenler uygun form ve ölçekler kullanılarak belirlenmiştir. Verilerin analizinde Tekrarlayan Ölçümlerde Çift Yönlü Varyans Analizi ve Friedman Varyans Analizi kullanılmıştır. Probiyotik ve fiziksel aktivite müdahaleleri, müdahale boyunca kalça çevresini benzer ölçüde azaltmıştır (p<0,05). Depresyon puanları her iki grupta da başlangıca göre 4. ve 6. haftalarda benzer düzeyde azalmıştır (p<0,05). Fiziksel aktivite ve probiyotik müdahaleleri, toplam enerji alımında, karbonhidrat (g), protein (g) ve yağ (g) tüketimlerinde anlamlı bir değişikliğe yol açmamıştır (p>0,05). Probiyotik ve fiziksel aktivite gruplarında toplam enerji alımına karbonhidratların katkı oranı (%), başlangıç düzeyine göre müdahalenin 2. haftasında artmış, 4. haftasında ise 2. haftaya göre azalmıştır (p<0,05). Toplam enerji alımına proteinlerin (%) ve yağların (%) katkı oranlarında gruplar arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0,05). Sonuç olarak, 4 haftalık orta şiddetli fiziksel aktiviteye katılım ve probiyotik kullanımı kalça çevresini ve depresyon puanlarını benzer düzeyde azaltmış, vücut kompozisyonu, yeme davranışı, besin alımı ve gastrointestinal semptomlarda anlamlı değişikliğe yol açmamıştır.
Vücut kitle indeksi normal üstünde olan kadınlarda dans tabanlı aerobik egzersizlerin vücut kompozisyonu, aerobik kapasite, denge ve reaksiyon üzerinde etkisinin incelenmesi
Pandemi (COVİD-19) ile birlikte, fiziksel hareketlilik düzeyinin azalması ile vücut kütlesinde artan yağ oranı, kas ve iskelet problemleri, azalan esneklik, gergin kaslar, kuvvetsiz bir beden, bir takım duruş postür bozuklukları ve bundan kaynaklanan çeşitli hastalıklar meydana gelmiştir. Sağlıklı bir yaşam için egzersiz yapılması hayati bir önem arz etmektedir. Hem ülkemizde hem de dünyanın genelinde spor salonlarında grup dersi olarak çeşitli dans tabanlı egzersizler uygulanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda geliştirilmiş dans tabanlı egzersizlerin, sedanter kadınlarda vücut kompozisyonu, aerobik kapasite, denge ve reaksiyon üzerinde etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya katılan 35-55 yaş arası vücut kitle indeksi normalin üstünde olan kadınlardaki olgular randomize edilerek deney ve kontrol grubu olarak ikiye ayrıldı. Deney grubuna her seansta 10 dakika ısınma egzersizi, 30 dakika dans temelli aerobik egzersizi, 10 dakika soğuma ve esneklik egzersizleri olmak üzere haftada 3 gün, 8 hafta boyunca antrenör eşliğinde dans temelli aerobik egzersiz programı uygulanmıştır. Katılımcıların vücut kompozisyonu, aerobik kapasite, denge ve reaksiyon testi değerleri, ön test ve son test olarak kaydedilmiştir. Çalışmada, veri analizi SPSS 24 programı kullanılmıştır. Verilerin normallik seviyelerini ölçmek için Shapiro-Wilks ve Kolmogorov-Smirnov testi uygulanmıştır. Verilerin parametrik olması, verilerin sürekli değişken olması ve her iki grupta değişken sayısının aynı olmasına dayanarak Two Way Repeated Measure ANOVA, analizi uygulanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına bakıldığında vücut ağırlığı azalmasına (η2=%52), yağ oranın düşürülmesi (η2=%30), kas miktarı (η2=%44) ve su (η2=%25) oranı artırılması, ayrıca aerobik kapasite artılımasının istatistiksel olarak tespit edildiği görülmektedir. Fakat çalışmada yukarıda bahsedilen özelliklerin, yapılan sekiz haftalık dans tabanlı aerobik egzersizlerin, denge ve reaksiyon parametreleri üzerinde etkisi olmadığı görülmektedir. Popüler olan grup dans temelli aerobik egzersiz çeşitlerini inceleyip, eksikleri tespit edip, yeni eklemeleri yaparak, bu dersin vücut kompozisyonu, aerobik kapasite, denge ve reaksiyon üzerinde etki büyüklüğünü saptayarak, çalışmadan elde edilen bulguların literatürde ve alanda katkı sağlaması amaçlanmıştır.
Atlamalar branşı milli sporcularda vücut kompozisyonu, kas gücü, plazma D vitamini ve bazı hormon düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılması
Yaşamsal bir besin ögesi olan D Vitamini kemik mineralizasyonu, kas işlevi, hücresel gelişim, immün yanıt ve glukoz metabolizması üzerinde önemli fizyolojik etkiler gösterir. Son zamanlarda, D vitamini yetersizliği ve / veya eksikliği salgın durumuna ulaşmış olup erişkinlerde düşük kemik mineral yoğunluğu, kas zayıflığı, kanser ve obezite gibi çeşitli sağlık sorunlarıyla ilişkilendirilmiştir. Kortizol, TSH, T4 ve testosteron gibi bazı hormonların da atletik performans ve vücut kompozisyonu üzerinde önemli etkileri olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, genç milli atletlerde plazma 25-hidroksivitamin D [25(OH)D3] ile hormon düzeyleri, kas kuvveti, antropometrik parametreler ve beslenme profili arasındaki ilişkiyi incelemekti. Çalışmaya Türkiye atletizm milli takımında olan, atlama branşı ile ilgilenen 20 erkek ve 6 kadın sporcu (15-25 yaş) dahil edildi. Katılımcıların atletik performansları, drop sıçrama, dikey sıçrama, squat sıçrama, durarak uzun atlama ve serbest kol sıçrama gibi çeşitli atlama testleri kullanılarak değerlendirildi. Anaerobik güç (watt) her katılımcı için Lewis nomogramı kullanılarak hesaplandı. Her katılımcının vücut kompozisyonu, skinfold kaliper kullanılarak deri kıvrım kalınlıkları ile hesaplandı. Deri kıvrım kalınlığı ölçümü standart protokollere göre yedi bölgeden (göğüs, karın, triseps, suprailiak, midaksiller, subskapula ve uyluk) yapıldı. Vücut yağ yüzdesi Jackson / Pollock 7 yöntemine göre hesaplandı. Plazma 25(OH)D3 ve diğer hormon seviyeleri, kit protokolu talimatlarına göre ELISA kitleri kullanılarak tespit edildi. Ayrıca sporcular yaşam tarzları, beslenme profilleri ve güneşe maruz kalma süreleri ile ilgili ayrıntılı bir anket doldurdu. İstatistiksel analizler SPSS 18.0 kullanılarak yapıldı. Bağımlı ve bağımsız değişkenler arasındaki ilişkiyi analiz etmek için Spearman'ın korelasyon testi kullanıldı ve p değeri ≤ 0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışmada elde ettiğimiz sonuçlara göre, D vitamini yetersizliği ve / veya eksikliği oranı kadınlarda %66, erkeklerde %44 idi. Plazma 25(OH)D3 seviyeleri ile performans ölçümleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı. Bununla birlikte, plazma 25(OH)D3 seviyeleri ile antropometrik parametreler (göğüs, karın, triceps ve suprailiak deri kıvrım kalınlığı) ve kadınlarda vücut yağ yüzdesi (p <0.005) arasında anlamlı bir korelasyon vardı. Ayrıca hem kadın hem de erkek atletlerde atletik ve antropometrik parametrelerle hormon seviyeleri arasında anlamlı korelasyonlar bulundu. Sonuç olarak, çalışmamızın bulguları elit sporcularda da yüksek oranda D vitamini yetersizliği ve / veya eksikliğinin bulunduğunu ortaya koymuştur. Plazma D vitamini düzeyi ile vücut yağ oranı arasında bulunan negatif korelasyon vücutta yağ depolanmasındaki artışın D vitamini yetersizliği açısından bir risk faktörü olabileceği görüşünü desteklemektedir. Sonuçlarımız, D vitaminine ek olarak kortizol, testosteron ve tiroid hormonlarının da atletik performans ve vücut kompozisyonu üzerinde anlamlı etkilerinin olduğunu göstermiştir.
Cinsiyete göre algılanan vücut kompozisyonu, egzersiz düzeyi, egzersize güdülenme sebepleri ile egzersiz bağımlılığı arasındaki ilişki
Araştırmalar, egzersiz motivasyonunun egzersiz bağımlılığının önemli bir öncülü olabileceğini göstermektedir. Bu çalışmada erkek ve kadınlarda algılanan vücut kompozisyonu, egzersiz düzeyi, egzersize güdülenme sebepleri ile egzersiz bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmiştir. Bu çalışma tanımlayıcı ilişkisel ve karşılaştırmalı tarama modelinde yapılmıştır. Bu çalışmada yaşları 18 ile 50 arasında değişen katılımcılar, İstanbul'un en iyi fitness merkezlerinden biri olan MAC Kanyon Spor Salonu'nun 297 üyesiydi. İkili grup karşılaştırılmasında t- testi ve değişkenler arası ilişkilerin belirlenmesinde Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Bu çalışmanın sonuçları, erkeklerden farklı olarak, kadınlarda 1-2 yıl deneyime sahip olanlar ile 3-5 yıl deneyime sahip olanlar arasında ortalama yaş, egzersiz deneyimi, vücut kitle indeksi ve aylık gelir açısından anlamlı farklılıklar olduğunu göstermiştir. Erkeklerde iki grup arasında egzersiz motivasyonu alt boyutlarından ustalık, görünüş, psikolojik durum, rekabet ve zevk boyutları ile egzersiz bağımlılığı ölçeği aşırı odaklanma ve duygu değişimi, bireysel sosyal ihtiyaçların ertelenmesi ve çatışma ve tolerans gelişim ve tutku bakımından 3-5 yıllık deneyimi olanların lehine anlamlı farklılıklar vardır. Kadınlarda egzersiz motivasyon ile egzersiz bağımlılığı ölçeği alt boyutları bakımından iki grup arasında anlamlı farklılık yoktur. Hem erkeklerde hem de kadınlarda egzersiz bağımlılığı ölçeği alt boyutları ile egzersiz motivasyon ölçeği alt boyutları arasında pozitif anlamlı korelasyonlar vardır. Fiziksel ve demografik özellikler sadece egzersiz bağımlılığı ölçeği tolerans gelişimi ve tutku alt boyutu ile anlamlı düzeyde ilişkilidir. Sonuç olarak kadınların aksine egzersiz deneyimi yüksek erkeklerin egzersiz bağımlılığının tahmininde egzersiz motivasyonu alt boyutlarının kullanılabileceği görülmektedir.
Baş önde postürü olan bireylerde klinik pilates egzersizlerinin ağrı, rom, postür, yaşam kalitesi ve vücut kompozisyonu üzerine etkileri
Baş önde postür toplumda sıklıkla görülen, başın duruşunun vücut konumuna göre önde olduğu postüral bir bozukluktur. Kraniyovertebral açının (KVA) azalması ile karakterizedir. Bu çalışmada baş önde postüre sahip bireylerde klinik pilates egzersizlerinin boyun ağrısı, servikal eklem hareket açıklığı (ROM), vücut postürü, yaşam kalitesi ve vücut kompozisyonuna etkilerini araştırmak amaçlandı. Çalışmaya 18-50 yaş aralığında 36 katılımcı dahil edildi. Katılımcılar, klinik pilates grubu ve ev egzersiz grubu olarak randomize 2 gruba ayrıldı. Klinik pilates grubuna (n=18) 8 hafta boyunca haftada 2 gün 60 dakika fizyoterapist eşliğinde klinik pilates egzersizleri uygulanırken ek olarak servikal stabilizasyon egzersizleri verildi. Ev egzersiz grubuna (n=18) günde 2 kez uygulanması üzere servikal stabilizasyon egzersizleri verildi. Değerlendirmeler çalışmanın başlangıcında ve sonunda tekrarlandı. Boyun ağrı şiddeti, ROM, vücut postürü, yaşam kalitesi ve vücut kompozisyonu sırasıyla; Vizüel Analog Skala, Universal Gonyometre, New York Postür Analiz Yöntemi (NYPAY), Kısa Form-36 anketi ve çevre ölçümleriyle uygulandı. Verilerin istatistiksel analizi SPSS Statistics 29.0 programıyla yapıldı. Analizlerin sonucunda gruplarda KVA, NYPAY ve VAS değerlerinde anlamlı iyileşme görülürken klinik pilates grubu, ev grubuna kıyasla üstünlük sağlamıştır (p<0,05). ROM değerlerinde gruplarda artış sağlanırken, ev egzersiz grubunda ekstansiyon, klinik pilates grubunda ise sol lateral fleksiyon üstünlük gösterdi (p<0,05). Yaşam kalitesinde gruplar birbirlerine üstünlük sağlayamazken (p>0,05), vücut kompozisyonunda yalnızca klinik pilates grubunda ev grubuna kıyasla bel çevresinde anlamlı iyileşme kaydedildi. Çalışmanın sonucunda baş önde postüre sahip bireylerde klinik pilates egzersizlerinin KVA, boyun ağrısı ve vücut postüründe iyileşme sağladığı, ROM değerlerinde servikal stabilizasyon egzersizlerine benzer artış gösterdiği bulunurken, yaşam kalitesi ve vücut kompozisyonunda çok yönlü yaklaşımlara ihtiyaç duyulduğu tespit edildi.
Yüzücülerde suda uygulanan farklı interval antrenman yöntemlerinin vücut kompozisyonuna ve teknik parametrelere etkileri
Bu çalışma, yüzücülerde suda uygulanan farklı interval antrenman yöntemlerinin vücut kompozisyonu ve teknik parametrelerine etkilerini araştırmak üzere yapılmıştır. Bu araştırmaya spor yaşı en az 1 yıl olan 11-12 yaş arası toplam 20 gönüllü müsabık yüzücü katılmıştır. Katılımcılar rastgele HIIT grubu (Yüksek Yoğunluklu İnterval Antrenman + yüzme teknik antrenman) ve Dayanıklılık grubu (Dayanıklılık + yüzme teknik antrenman) olarak iki gruba ayrıldı. Araştırmada ön ve son test desenli deneysel yöntem kullanılmış olup HIIT ve Dayanıklılık gruplarının vücut kompozisyonu, teknik parametreler, yüzme performansı, algılanan zorluk düzeyi ve kalp atım sayısı değerleri 8 haftalık antrenman programı öncesi ve sonrasında olmak üzere iki kez ölçülmüştür. Elde edilen veriler, IBM SPSS sürüm 22 istatistiksel analiz programı kullanılarak analiz edilmiştir. Normallik analizi Shapiro-Wilk Testi ile test edildi ve verilerin normal dağılım gösterdiği tespit edilmiştir. Grup içi karşılaştırmalarda Paired Samples t-testi, gruplar arası karşılaştırmalarda Independent Samples t-testi uygulanmıştır. Tüm veriler için anlamlılık düzeyi p<0,05 ve p<0,01 olarak kabul edilmiştir. HIIT grubunun, kulaç uzunluğu, deri kıvrım kalınlığı ve yüzme performanslarından 50 m ve 100 m de algılanan AZD ön teste göre son test ortalamalarında anlamlı ve pozitif düşüşlerin olduğu görülmektedir. DA grubunun vücut ağırlığı, boy uzunluğu, kulaç oranı, kulaç uzunluğu, deri kıvrım kalınlığı, yüzme performanslarından 50 m, 100 m ve 2000 m KAS ve 50 m, 100 m, 2000 m AZD ortalamaları son test lehine anlamlı pozitif düşüş ve artışların olduğu tespit edilmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda ise KU, KO, ve deri kıvrım kalınlığı 2000 m KAS, 50 m, 100 m ve 2000 m AZD yüzme performans son test ortalamalarına göre DA grubunun lehine anlamlı farklı pozitif düşüşler elde edilmiştir. Dayanıklılık antrenmanı 11-12 yaş grubu çocuklarda vücut kompozisyonu, teknik parametreler, yüzme performansı, AZD, KAS değişkenleri üzerinde farklı bir etki oluşturmaktadır. DA grubu antrenmanlarının daha fazla tercih edilmesi önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Antrenman, Dayanıklılık, HIIT, Performans, Yüzme.
Aerobic and resistance in obese and normal weight individualsthe effect of exercises on health-related physical fitnessparameters
Aim: This research is intended to determine aerobic and resıstance ın obese and normal weıght ındıvıduals the effect of exercıses on health-related physıcal fıtness parameters. Material and Methods: As a semi-experimental study with research, pre-test and post-test group, in a private gym in Istanbul that meets the working conditions, starting exercise and without any health problems, normal weight, 64 male and voluntary participants, overweight, 1st degree obese and 2nd degree obese, were performed 12 weeks, 3 days a week, 80 minutes, aerobic and resistance exercises. Aerobic fitness, muscular strength, muscular balance, flexibility and body composition measurements were recorded as pre and post-test measurements to determine the participants' levels of health-related physical fitness. With the help of SPSS 25 program in resolving the obtained data; As a result of the normality test of the data, in comparing the pret and post tests, Paired Samples T test from parametric tests, in comparing the pre and post tests between groups, Anova and Tukey tests were used. Results: According to data from participants' pre and post test results, normal, overweight, 1st degree obese and 2nd degree obese groups, body weight (kg), bki (kg/boy2), low back and hip circles (cm), fat ratio (% ), Vo2max (mmol), hand grip right hand and left hand strength (Ib), Significant difference was detected in the back and leg strength (Ib) at the level of (p<0.01). No significant differences were observed in the flexibility (cm) values of the groups at the level of (p>0.05 ). Conclusion: In individuals with low and moderate risk metabolic syndrome disorders, regular and correctly planned aerobic and resistance exercises can prevent or prevent high risk metabolic syndrome disorders that may occur due to obesity, and exercise will respond positively to these symptoms and is the most important factor in the treatment of these disorders. We think it can be a treatment method. Keywords: Aerobic, Resistance Exercises, Physical Fitness, Body Composition, Obesity.
Diyabetik yetişkinlerde çok frekanslı biyoelektriksel impedans yöntemi ile ölçülen total ve segmental vücut analiz parametrelerinin incelenmesi
Giriş: Diyabet vücut kompozisyonu parametrelerini etkilemektedir. Değişen vücut kompozisyonlarının incelenmesi ve diyabetle olan ilişkisinin takip edilmesi kişilerin teşhis, tedavi ve önleme basamaklarında önemlidir. Amaç: Fiziksel aktivite ve vücut kompozisyonu parametrelerini, özellikle faz açısı, iç organ çevresi yağlanma alanı, segmental yağ ve kas değerleri arasındaki ilişkinin diyabetik hastalarda değerlendirmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya toplam 93 katılımcı (diyabet olmayan, n=31; tip 2 diyabetli, n=63) gönüllü olarak dahil edilmiştir. Katılımcıların fiziksel aktivite düzeylerini belirlemek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi kullanılmıştır. Vücut kompozisyon parametreleri çok frekanslı Biyoelektriksel impedans yöntemiyle Tanita MC 780 Black ile ölçülmüştür. Tüm istatistiksel testlerde p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar şeklinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırma bulgularında çalışmaya dahil edilen bireylerin iç yağlanma alanları diyabet olmayanlarda ortalama 50cm2 iken tip 2 diyabetlilerde 90cm2'ye bulunmuştur. Ödem yüzdesi (Ecw/Tbw) diyabet olmayanlarda %41,24 iken diyabetlilerde %44,91 olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05).Tip 2 diyabetli bireylerde iç organ çevresi yağlanma alanı, ödem oranı, her segmentte yağ oranları diyabet olmayanlarda daha yüksek bulunmuştur (p<0.01). Yağsız kas kütlesi ve faz açısı değerleri diyabet olmayanlarda, diyabetli bireylere oranla daha yüksek bulunmuştur (p<0.001). Sonuç: İncelenen tip 2 diyabet grubunda fiziksel aktivite seviyesi yetersizdir. Sunulan çalışmada diyabetli yetişkinlerde vücut kompozisyonu parametrelerinden segmental yağ oranlarının, iç organ yağlanma alanlarının normalden yüksek çıkması, ödem oranlarının daha yüksek bulunması; kas kütlesi ve yağsız kütle oranlarının normalden düşük çıkması, faz açısı değerlerinin daha düşük bulunması fiziksel aktivite düzeyinin önemi göstermiştir.
Üniversite öğrencilerinin egzersiz davranışı düzeyleri ile vücut kompozisyonuna yönelik bilgi ve tutumları arasındaki ilişki
Dünya ve Türkiye'de inaktiviteye ve vücut kompozisyonu ile ilgili bilgisizliğe bağlı çocuklar ve adölesanlarda aşırı kiloluluk ve obezite prevalansı artmaktadır. Bu çalışmada, üniversite öğrencilerinin egzersiz davranışı düzeyleri ile vücut kompozisyonuna yönelik bilgi ve tutumları arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Verilerin toplanması için 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Amasya Üniversitesinin il merkezinde bulunan fakülte ve yüksekokullarda halen öğrenim gören 5457 öğrenciye google veri tabanı üzerinden hazırlanan anket linki çevrimiçi ortamda gönderilmiş ve araştırmaya 15 gün içerisinde toplam 1280 gönüllü kişi katılmış ve değerlendirilmiştir. Verilerin istatistiksel analizlerinde sırasıyla, çapraz çizelgeler hesaplanmış ve ikili grupların karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi ile değişkenler arasındaki ilişkilerin belirlenmesinde Spermann sıralı korelasyon katsayıları hesaplanmıştır. Bu çalışmanın sonuçlarında; erkeklerin kadınlardan yaş olarak anlamlı düzeyde daha büyük, daha uzun boylu, daha kilolu, yüksek VKİ'li ve fiziksel açıdan daha aktifken, her iki cinsiyet arasındaki sağlık, sigara kullanım oranları ve aylık gelir düzeyleri farklı değildir. Sadece "Obezitenin sağlık için ne ölçüde zararlı olduğunu düşünüyorsunuz?" algısı kadınlarda daha yüksektir. Düzenli fiziksel aktivite yapan erkekler, sedanterlere kıyasla istatistiksel düzeyde daha yaşlı, egzersiz davranışı düzeyleri daha yüksek, obezitenin sağlık için büyük ölçüde zararlı olduğunu düşünmekte ve mevcut kilo durumundan memnundur. Düzenli fiziksel aktivite yapan kadınlar; istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek egzersiz davranış düzeyine sahip, obeziteyi sağlık için daha çok zararlı görmekte, mevcut kilo durumundan memnuniyetleri düşük, mevcut kilo durumunu anlamlı düzeyde daha çok değiştirme eğiliminde ve aynaya baktıklarında kendilerini daha az beğenenlerdir. Sonuç olarak, üniversiteler bilimsel yöntemlerle toplanan verilere dayalı geliştirilen fiziksel ve sportif aktivite programları ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik eğitimleri planlamalı ve uygulamalıdır. Anahtar Kelimeler: Fiziksel aktivite, Mutluluk, Obezite bilgisi, Sağlık.
Migren hastalarında hatha yoga egzersizlerinin vücut kompozisyonu, ağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; migren hastalarında Hatha Yoga (HY) egzersizlerinin vücut kompozisyonu, ağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemektir. Bu çalışmaya kronik migren tanısı almış (n=32; deney grubu n=15; kontrol grubu n=17) 18-55 yaş arası gönüllü kadın bireyler dahil edilmiştir (deney ve kontrol grubu sırasıyla yaş ort: 35,80 ± 7,78 yıl; yaş ort: 36,65 ± 9,62 yıl). HY egzersiz programı 12 hafta, haftada 3 gün, günde 30 – 90 dk olacak şekilde planlanmıştır. Ölçüm metodu olarak; kişisel bilgi formu, vizüel analag skalası (VAS), migren hastalarında baş ağrısı etki testi (HIT-6), migren özürlülük değerlendirmesi anketi (MIDAS), yaşam kalitesi değerlendirme ölçeği ile birlikte antropometrik ve esneklik ölçümleri alınmıştır. Ölçümler üç farklı zaman diliminde gerçekleştirilmiştir. İstatiksel analiz olarak; tanımlayıcı istatistikler ile birlikte bağımsız örneklem t testi ve mann whitney U testi, friedman testi ile fisher's exact testleri kullanılmıştır. Önem düzeyi p<0,050 olarak alınmıştır. Farklı zamanlarda yapılan ölçümler arasında, VAS, HIT-6 ve MIDAS verileri arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Deney ve kontrol grubunda gruplar içi ve gruplar arası karşılaştırma da vücut kompozisyonunda anlamlı farklılık bulunmamıştır (p˃0,05). Esneklik ölçüm verilerinde ise grup içi karşılaştırmada anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,001). Sonuç olarak HY egzersizlerinin migren hastaları üzerinde ağrı şiddeti, sıklığı ve ağrıya bağlı kaybedilen gün sayısı üzerinde olumlu etki oluşturduğu görülmektedir. Migren hastalarında HY egzersizlerinin tamamlayıcı tedavi olarak önerilebileceği düşünülmektedir.
Altyapıda oynayan genç erkek futbolcularda dinamik core egzersizlerinin vücut kompozisyonuna ve bazı biyomotor yetilere etkisi
Bu çalışmanın amacı, dinamik core egzersizlerin alt yapıda oynayan genç erkek futbolcuların vücut kompozisyonu ve bazı biyomotor yetileri üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmaya katılan sporcular (n=30), rastgele örneklem yöntemi ile 15'i deney grubu (DG) (yaş: 15.73 ± 0.961 yıl; vücut ağırlığı: 63.62 ± 6.68604 kg; boy uzunluğu: 173.9267 ± 5.33780 cm), ve 15'i kontrol grubu (KG) (yaş: 15.60 ± 0.961 yıl; vücut ağırlığı: 65.18 ± 8.61247 kg; boy uzunluğu: 175.7933 ± 5.63287 cm) olarak 2 farklı gruba ayrılmıştır. Deney grubuna 8 hafta süreyle, haftada 3 gün futbol antrenmanları öncesi yaklaşık 25 dakika dinamik core egzersiz programı uygulanmıştır. Kontrol grubu ise bu sürede sadece futbol antrenmanlarına katılmıştır. Sporculardan antrenman öncesinde ve 8. hafta bitiminde vücut kompozisyonu için yağ yüzde değerleri, biyomotor yetiler için de 10 m - 30 m sürat, dikey sıçrama, wingate anaerobik güç testi, sırt ve bacak kuvveti ölçümleri alınmıştır. Çalışmanın istatistiksel analizlerinde SPSS 25 paket programı kullanılmıştır. Antrenman etkisine ilişkin grup içi analizleri Paired Simple t testi ile, gruplar arası analizleri ise Independent Simple t testi ile yapılmış ve anlamlılık düzeyi (p<0,05) olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak dinamik core antrenmanın altyapıda oynayan genç erkek futbolcuların vücut kompozisyonu ve bazı biyomotor yetilerini geliştirdiğini söyleyebiliriz.
Tabata antrenmanına ilave kürek ve seated row egzersizlerinin motorik özelliklere ve vücut kompozisyonuna etkisi
Bu çalışmanın amacı, Tabata antrenmanı ile birlikte kürek ve Seated Row egzersizlerinin motorik özelliklere ve vücut kompozisyonu üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Araştırmaya 18-25 yaş aralığında haftada en az 3 (üç) gün sağlık için egzersiz yapan 40 erkek üniversite öğrencisi gönüllü olmuştur. Katılımcılara, barfikste kol çekme, 30 saniye kürek çekme, Seated Row ve Cooper testleri uygulanarak ön test verileri elde edilmiştir. Katılımcılar rastgele Tabata grubu (10), Tabata-kürek grubu (10), Tabata-Seated Row grubu (10) ve kontrol grubu (10) olarak 4 gruba ayrılmıştır. Gruplara 8 hafta boyunca haftada 3 gün Tabata protokolüne göre uyarlanmış (20 saniye: 10 saniye) hareketlerden oluşan egzersiz programı uygulanmıştır. Normal dağılım gösteren değişkenlerin iki grup karşılaştırmalarında Two Way ANOVA testi kullanılırken grupların ön test- son test karşılaştırmalarında ilişkili örneklem t testi kullanılmıştır. Ulaşılan bütün sonuçlarda istatistiki anlamlılık p<0,05 seviyesinde değerlendirilmiştir. Gruplar arasında vücut kütle indeksi, bazal metabolik hız, Cooper ve Vücut ağırlığı değerlerinde istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunamamıştır (p>0,05). Barfikste kol çekme, Seated Row ve kürek gruplarının gruplar arası değerlerinde istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak Tabata antrenmanına ilave Seated Row ve kürek egzersizlerinin barfikste kol çekme üzerine etkisi olduğu bulunmuştur. Bu etkiler matematiksel ve istatistiksel açıdan anlamlı olsa da analiz sonuçlarına göre barfikste kol çekmeye en çok etki eden çalışma Tabata çalışması olmuştur. Anahtar Kelimeler: Kuvvet, İnterval, Bio Impedans Analizi.
An analysis on the nutritional status of junior and pubescent swimmers receiving consultancy on nutrition and the change in their body compositions in the wake of consultancy
This study was conducted for the purpose of analyzing the changes in the body compositions of junior and pubescent/adolescent swimmers according to the frequency of the consultancy received from a dietician trained and involved in nutrition for athletes. In our study, 54.1 % of 168 swimmers who received nutrition consultancy between 2007-2012 (in the 5-year-period) consisted of males. The average age, on the other hand, was found to be 12.68±2.15. Considering how often the swimmers visited the dietician, it was seen that 59.4% of them had visited the dietician 2-4 times, whereas 27.1% of them had visited the dietician 5-8 times, and 13.5% of them had visited the dietician 9 times and more . Considering the distribution according to the targets of the swimmers, it was found that 39.1% responded with an increase in their performance, while 36.1% of them responded with strengthening in their muscles and 19% of them responded with losing their weight. When the initial and final measurement results of the swimmers were examined, the differences among the measurement averages of height, weight, muscle, water and BMR were found to be statistically significant. In conclusion, The nutritional habits of the swimmers participating in the research changed in a healthy way to a significant degree. In particular, the swimmers who needed to gain or lose weight can be said to have reached their targets. The anthropometric measurements of the athletes returned to the desired level after the healthy diet practice under the guidance of a dietician. This study suggests that athletes, their families and coaches need to receive a dietary education and training under the guidance of dietary/nutritional information supported by scientific researches (threpsology). The best sources that athletes, their coaches and families can get a dietary training from are dieticians. The maintenance of efficient dietary trainings is essential in terms of the fact that the trainings received in this respect change nutritional habits. The importance of nutrition must be emphasized for the success and health of athletes. Key Words : Junior and Pubescent Swimmers, Nutrition Consultancy, Body Composition, Dietician.
Obez, prediyabetik ve diyabetik hastalarda nonalkolik yağlı karaciğer hastalığının şiddetinin metabolik parametreler ile ilişkisi
Non alkolik yağlı karaciğer hastalığı (NAYKH), dünyada en sık görülen karaciğer hastalığıdır. NAYKH, alkol kullanımı öyküsü veya sekonder bir nedene bağlı hepatik steatozu olmayan kişilerde karaciğerde fazla yağ birikimi ile karakterizedir. Günümüzde obez, prediyabet ve tip 2 diyabet sıklığı giderek artmaktadır. Bu hastalarda oldukça sık görülen bir durum olan NAYKH prevalansında da artış görülmektedir. Biz çalışmamızda NAYKH olan obez, prediyabet ve tip 2 diyabet hastalardaki karaciğer yağlanma derecesindeki artışın metabolik parametreler, biyoelektrik impedans analizi ile elde edilen vücut kompozisyon parametrelerinin ultrasonografik karaciğer elastografi bulguları ile ilişkisinin gösterilmesini amaçladık. Çalışmamız hepatosteatozu olan 40 obez, 40 prediyabetik, 40 diyabetik hasta kontrol grubu olarak 40 sağlıklı birey dahil edilerek 160 birey ile yapılmıştır. Çalışmaya son altı ay içinde ultrasonografi ve/veya transient elastografi ile NAYKH tanısı almış olan hastalar alındı. Çalışmadaki hastaların verileri prospektif olarak araştırılmıştır. Vücut ölçümleri, kan parametreleri, elastografileri, tanita ölçümleri değerlendirildi. Çalışmamızda NAYKH olanların BMI, yağ%, yağ kütlesi, boyun çevresi, düzeyleri hepatosteatozu olmayanlardan daha fazladır ve anlamlı farklılık görülmüştür. (p<0,001). Çalışmamızda NAYKH USG yağlanma derecesi ile viseral yağ oranı arasında pozitif kolerasyon saptandı. Çalışmamızda visseral yağ oranı ile NAYKH şiddeti arasında ilişki tespit edildi (p<0,001). Çalışmamızda insülin direnci NAYKH varlığı ve hastalığın şiddeti ile ilişkili bulundu (p<0,001). Sonuç olarak bulgularımız prediyabet, diyabet ve obez hastalarda sık görülen bir durum olan NAYKH'ın patogenezinde insülin direncinin önemli bir yeri vardır. NAYKH hastalığının şiddeti metabolik parametreler ve vücut yağ oranı belirteçleri ile yakın ilişkilidir. Hastalığın progresyonun önemli bir sonucu olan fibrozisin tespitinde kullanılan karaciğer elastografisi hastalığın şiddetinin belirlenmesinde bize önemli sonuçlar vermektedir. NAYKH hastalığının şiddetinin belirlenmesi ve tedavi düzenlenmesi hastalık progresyonunu ve komplikasyon gelişimini önleyecektir. Anahtar kelimeler: Non alkolik yağlı karaciğer hastalığı(NAYKH), elastografi, vücut kompozisyon parametreleri, metabolik parametreler
Sporun vücut kompozisyonu ve kardiyopulmoner fonksiyon testleri üzerine etkisinin araştırılması
Egzersizin insan sağlığı üzerine olan olumlu etkileri kabul görmekte ve sporun günlük hayatımıza yerleştirilmesinin önemi gün geçtikçe artmaktadır. Günümüzde spor büyük bir sosyal olay haline gelmiştir. Spor, bilimsel esaslara uyarak yapılan planlamalarla önemli bir sektör olarak gelişimini sürdürmektedir. Yapılan araştırmalar incelendiğinde egzersizlerin kaslar, kalp-dolaşım ve solunum sistemleri üzerinde etkileri saptanmıştır. Bu çalışmada, branşı atletizm olan elit sporcular ile aynı yaş grubunda sedanter bir yaşam süren bireylerin vücut kompozisyonu, tansiyon-nabız değerleri ve bazı pulmoner parametreleri (VC, FVC, FEV1 ve PEF) arasında fark olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamız, Adnan Menderes Üniversitesi öğrencisi olan yaş ortalamaları 21,53±1.98, boy ortalamaları 176,57±6,59, kilo ortalamaları 68,64±6,13 gönüllü 30 erkek ve yaş ortalamaları 20,77±1,68, boy ortalamaları 165,93±5,21, kilo ortalamaları 54,55±6,89 olan 30 bayan olmak üzere toplam 60 gönüllü birey ile yapıldı. İlk olarak vücut kompozisyon ölçümü yapıldı. BİA 720S vücut analiz cihazı ile Vücut Hücre Ağırlığı (BCM), Vücut Yağ Ağırlığı (BFM), Vücut Mineral İçeriği (BMC), Beden Kütle İndeksi (BMİ), Bazal Metabolizma Hızı (BMR), Vücut Yağ Oranı (PBF), İskelet Kas Ağırlığı (SMM), Toplam Vücut Suyu (TBW), Vücut Yağ Oranı (VYO) hesaplandı. Egzersizin bireyler üzerindeki etkileri araştırılmış, gruplar arasındaki farklar vücut kompozisyonu ölçüm yöntemiyle karşılaştırılmıştır. Daha sonra VIASYS jaeger (carefusion) spirometre cihazıyla kardiyopulmoner fonksiyon testleri ölçüldü ve 1.Saniye Zorlu Ekspirasyon Volümü (FEV1), Zorlu Vital Kapasite (FVC), Ekspirasyonun Zirve Noktasındaki Akım Hızı (PEF) ve Vital Kapasite (VC) parametreleri değerlerine bakıldı. Son olarak Omron RS3 cihazıyla nabız ve tansiyon (sistolik ve diastolik basınç) değerleri ölçüldü. Çalışmamız sonucunda gruplar arasında vücut kompozisyonu ve kardiyopulmoner fonksiyon test değerleri açısından bazı ölçüm parametrelerinde anlamlı farklar saptanmıştır. Çalışmamız sporun vücut kompozisyonuna, solunum fonksiyonlarına, nabız ve kan basınç değerlerine olumlu etkileri konusunda yol gösterici olabilir. Anahtar Kelimeler: Spor, Vücut Kompozisyonu, BİA, Kardiyopulmoner Fonksiyon Testi
18-24 yaş arası kız öğrencilerde antropometrik meme ölçümleri ve vücut kompozisyonlarıyla ilişkisi
Kadın vücudunda fiziksel ve sağlık açısından önemli işlevsel özelliklere sahip olan meme bezleri, göğsün iki tarafında sağlı sollu yerleşik olan deri eklentileridir. (Liu, 2009). Yaptığımız çalışmada memenin antropometrik ölçümlerini yapmayı ve bu ölçümlerden faydalanarak meme volümünü hesaplayıp meme volümünün vücut kompozisyonları ile ilişkisini karşılaştırmayı hedefledik. Çalışma 18-24 yaş aralığında Adnan Menderes Üniversite'si öğrencisi 93 gönüllü bayan ile yapıldı. Gönüllülerin yaşı 20 (20-21) percentil, boyu 164,00(159,00-168,00)cm iken vücut ağırlığı ortalama 55,10(49,60-60,65) olarak hesaplandı. İlk olarak antropometrik meme ölçümleri yapıldı. Bu ölçümler için 0,1 mm'ye duyarlı digital kaliper ve esnemeyen milimetrik mezura (baseline circumference) kullanıldı. BİA720s vücut analiz cihazı ile Vücut Kitle İndeksi, Bel Kalça Oranı(WHR), Vücut Kütle Ağırlığı(BCM), Vücut Yağ Ağırlığı (BFM), İskelet Kas Ağırlığı (SMM), Vücut Yağ Oranı (PBF), Vücut Mineral İçeriği(BMC), Toplam Vücut Suyu (TBW), Bazal Metabolizma Oranı (BMR) hesaplandı. Ayrıca iki meme arasında gözlenen boyut farklılıkları, pitozis, areola mammae çapındaki renk değişiklikleri kaydedildi. Sağ meme volümü ortalama (203,82±46,70)cc, sol meme volümü (207,62±47,91) cc olarak bulundu. Sağ ve sol meme volümü ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi(p>0,05). Vücut kompozisyon ölçümlerinden BMİ 20,70(18,80-23,45)kg/m2 iken WHR% ise 0,78(0,76-0,80) olarak hesaplandı. BFM (15,00±6,56)kg, SMM değeri ortalama (22,91±3,91)kg olarak hesaplandı. Meme volümü ile Vücut ağırlığı, BMİ, BCM, SMM, BMR, WHR arasında orta düzeyde pozitif yönde korelasyon gözlemlerken(r=0,29-0,4), BMC, BFM, PBF arasında pozitif yönde düşük düzeyde korelasyon gözlemledik(r=0,2-0,28). Meme volümü ile antropometrik meme ölçümlerinden MP, SNL, NIL, RLA, arasında pozitif yönde yüksek düzeyde artan bir korelasyon gözlenmesinin(r=0,4-0,8) yanısıra, MND, HL ve WL arasında orta düzeyde pozitif yönde artan bir korelasyon gözlendi.(r=0,29-0,4) Yapılan antropometrik ölçümlerden estetik cerrahide ideal meme boyutu belirlenmesinde yararlanılacaktır. Elde ettiğimiz veri tabanı estetik cerrahide uygun ölçülerde implant üretilmesini sağlayacaktır. Tekstil sanayide sütyen kalıpları belirlemede, moda tasarım alanında giysi kalıbı oluşturmada, teknolojide üç boyutlu model üretimine katkısı olacaktır. Elde edilen verilerin, ülke genelinden meme ölçümleri ile ilgili toplanabilecek veri tabanına yardımcı olacağını düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: Antropometri, Meme Ölçümleri, Vücut Kompozisyonu, Bia,
Genç basketbolcuların çeviklik, vücut kompozisyonu ve rast test ölçümlerinin incelenmesi
Bu çalışma, erkek basketbolcuların çeviklik, vücut kompozisyonu ve RAST test ölçümlerinin incelenmesi amacı ile planlanmıştır. Araştırma grubunu Niğde yerel basketbol liginde U15 kategorisinde mücadele eden 20 sporcu ile (yaş 14,30 ± 0,80 yıl, boy uzunluğu 171,60 ± 12,69 cm, vücut ağırlığı 60,81 ± 13,39 kg, spor yaşı 2-5 yıl) (yaş 17 ± 0,84 yıl, boy uzunluğu 179,20 ± 13,88 cm, vücut ağırlığı 68,34 ± 14,96 kg, spor yaşı 5-7 yıl) U18 kategorisinde mücadele eden 15 erkek basketbol sporcusu oluşturmuştur. Sporcular testlere gönüllü olarak katılmışlardır. Her iki gruba da vücut ağırlıkları ve boy uzunluk ölçümleri alındıktan sonra sırasıyla Running Anaerobic Sprint Testi ve Illinois çeviklik testleri uygulanmıştır. Değişkenlerin istatistiklerinin belirleyici sayımı (Standart Sapma - Ortalama) gerçekleştirildikten sonra çeviklik verileri, Running Anaerobic Sprint Testi (RAST) ile vücut ölçüleri arasında bulunan ilişkinin analizinde Pearson kolerasyon katsayısından yararlanılmıştır. Gruplar arasında karşılaştırma yapmak için ise Mann-Whitney U kullanılmıştır. Verilerin analizinin yapılmasında spss 18.0 istatistik yazılımından faydalanılmış, anlamlılık seviyesi için p<0.05 kullanılmıştır. Çeviklik ile vücut kompozisyonu arasında bulunan ilişki anlamlı görülmemiştir (p<0.05). U15 ve U18 sporcularında vücut kompozisyonu ile RAST testi arasındaki ilişkinin anlamlı olduğu görülmüştür (p<0.05). Her iki grup sporcuların çeviklik ve Running Anaerobic Sprint Testi karşılaştırma sonuçları arasındaki fark anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Çeviklik test sonuçlarında antropometrik değişkenlerin belirleyici etken olmadığı ancak sürat isteyen becerilerde belirleyici etken olabileceği görülmüştür.
Sedanter kadınlarda fonksiyonel spor ekipmanları ile yapılan egzersizlerin yaşam kalitesi ve vücut kompozisyonu üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, fonksiyonel spor ekipmanları ile yapılan egzersizlerin sedanter kadınlarda yaşam kalitesi ve vücut kompozisyonu üzerine etkilerini araştırmaktır. Bu amaca yönelik olarak çalışmada tek grup öntest-sontest araştırma deseni kullanılmıştır. Çalışmaya Gaziantep'te yaşayan 20-47 yaş aralığında olan ve pandemi yasaklarından sonra spora başlayan 21 sedanter kadın gönüllü olarak katılmıştır. Veri toplama aracı olarak SF-36 Yaşam Kalitesi ölçeği ve vücut ölçümleri kullanılmıştır. Katılımcılara 12 hafta boyunca ve haftada 3 gün olmak üzere fonksiyonel spor ekipmanları ile yapılan antrenman programı uygulanmıştır. Çalışma sonucunda yaşam kalitesi ölçeğinde, ön test ve son test arasında ortalamaların son test lehine istatistiksel farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (p<0.05). Aynı şekilde vücut kompozisyon ölçümleri de karşılaştırıldığında ön ölçümler ve son ölçümler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, fonksiyonel spor ekipmanları ile yapılan egzersizlerin sedanter kadınlarda yaşam doyumunu pozitif yönde etkilediği ve vücut kompozisyonunu da olumlu etkilediği söylenebilir. Anahtar Sözcükler: Fonksiyonel spor ekipmanları, egzersiz, sedanter kadınlar, yaşam kalitesi, vücut kompozisyonu.