Organization
142 theses under this subject heading
Kısıtlar teorisi yaklaşımının yazılım geliştirme sürecine etkisi
Kısıtlar teorisi, bir sistemin sorunlarını tespit ederek, kendine özgü süreçlerle bu problemlerin giderilmesini amaçlayan bir yaklaşımdır. Organizasyonun en zayıf halkası kadar güçlü olduğunu savunan bu düşünce sistemi; mevcut gerçeklik ağaçlarıyla kısıtları belirleyip, bu kısıtların giderilmesi için Buharlaşan Bulut tekniğiyle çareler arar. Kısıtlar Gelecek Gerçeklik Ağacıyla giderilmekte ve istenilen durum tarif edilmektedir. Bulunan çarelerin nasıl uygulanacağı da geçiş ağaçlarıyla gösterilir. Yapılan çalışmanın amacı yazılım geliştirilirken karşılaşılan sorunların kısıtlar teorisi yöntemiyle tespit edilmesi, düzeltilmesi ve ortadan kaldırılmasının yol haritasını çizmektir. Bu tezin önemi teknik bir konu olan yazılım geliştirme süreçlerinde, sosyal bilimlerin araştırma konusu olan kısıtlar teorisini kullanarak her iki alanda çalışmalara köprü kurmaktır. Bu tez çalışmasında mevcut literatür taranarak ikincil kaynaklardan yararlanılmıştır. Bu çerçevede ilgili kitap, makale ve tezler üzerinde "Doküman Analizi" yapılmıştır. Ortaya çıkan sonuçların farklı sektörlerdeki iş kollarında görevli ve ilgililere önemli ipuçları sağlayacağı beklenmektedir. Kısıtlar teorisinin amacı en zayıf halkayı bularak güçlendirmektir. Yazılımcı bir firma için satış sonrası ortaya çıkan yazılıma ilişkin sorunlar nedeniyle müşteri zihninde kötü imaj oluşabilir. Bu ise yazılım firmasına emek ve zaman kaybına neden olur. Diğer taraftan alıcı durumundaki müşteriler için de zaman ve para kaybı söz konusudur. Kısıtlar teorisi önleyici tedbirler alarak bu sorunları yazılımın müşteriye tesliminden önce tespit etmekte ve böylece firmanın güvenilirliğini artırmaktadır. Ayrıca kısıtlar teorisi sayesinde firmanın rekabet gücü büyük ölçüde artmakta; müşterinin zaman ve para kaybı önlenmektedir. Kısıtlar Teorisi, Zayıf Halka, Yazılım Geliştirme, Yazılım Yaşam Döngüsü, Tekirdağ
İttihat ve Terakki deneyiminden Halk Fırkası'na: Siyasal örgütlenmenin taşrada uygulanması (1913-1946): Siirt örneği
Bu çalışmanın ilk bölümünde 18. yüzyılın sonlarında meydana gelen Fransız İhtilali, ihtilale bağlı olarak ortaya çıkan milliyetçilik akımı ile ulus devlet düşüncesinin meydana getirdiği değişimler açıklanmaya çalışılmıştır. Fransız ihtilalinin çok uluslu bir devlet olan Osmanlı İmparatorluğundaki etkileri merkezden taşraya Siirt sancağı özelinde bir dizin oluşturularak anlatılmıştır. Devam eden bölümlerde I. Dünya Savaşı'ndan sonra Osmanlı Devleti'nde yaşanan kargaşa ortamı, Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında Siirt halkının milli mücadeleye destekleri, yönetime bakış açıları, Siirt sancağında meydana gelen siyasal oluşumlar ile yöre halkının bu gelişmelere ve değişimlere olan tepkileri açıklanmaya çalışılmıştır. Siirt özelinde siyasal zemini özetleyecek olursak Tanzimat Fermanı ile başlayan değişimlerin sonucunda ortaya çıkan seçme ve seçilme olgusunun devam ederek yeni Türk devletinin kuruluşu, ilk çok partili siyasi hayata geçiş denemeleri, tek partili siyasal düzenin oluşumu ile tek partili sistemin meşruiyet zemini üzerinde durulmuştur. Özellikle de değişimlerin etkisiyle oluşan siyasal zemin, yapılan seçimler, seçimlerde aday olan aday adayları, seçim faaliyetleri gibi konularda ciddi bir literatür çalışmalarıyla beraber arşiv taramaları sonucunda objektif veriler elde edilmeye çalışılmış, elde edilen bu bilgiler objektif bir biçimde ve bilimsel etik kuralları içerisinde sunulmaya çalışılmıştır.
Kafkas İslam Ordusu: Kuruluş, teşkilatlanma ve operasyonlar
1917'deki Rus ihtilallerinin Kafkasya'ya yansımaları, Kafkasyalı Türklerin yeni siyasal düzen arayışları ve yaşanılan zorlukların aşılmasında Osmanlı Devleti'nin izlediği askeri siyaset, bu çalışmanın başlıca araştırma konusunu oluşturmaktadır. Konuyla ilgili arşiv belgeleri, ana kaynaklar, hatıratlar ve yayımlanmış belgeler koleksiyonları araştırmanın başlıca kaynak envanterini teşkil etmektedir. Konu karşılaştırmalı tarih yöntemi ile araştırılmış ve inşa edilen metin sorgulayıcı üslupta yazılmıştır. Araştırma sırasında ulaşılan bulgulara göre, Osmanlı entelektüel muhitinin en yakın coğrafyadaki Türklerin kurtarılmasıyla ilgili Birinci Dünya Savaşı öncesinde ileri sürdüğü teorik öneriler, Rus ihtilallerinden sonra Osmanlı Devleti'nin kapsamlı Kafkasya siyasetine dönüştü. Yeni siyaset çerçevesinde oluşturulması gündeme gelen teşkilat, gayrinizami ve nizami olmak üzere, iki aşamadan geçti. Kafkasya'ya izam edilen Binbaşı Hasan Ruşeni'nin esaretten firar eden Türk subayları ve askerlerinin katılımıyla oluşturduğu gayrinizami teşkilat, Bakü Eyaleti genelinde Bolşevikler ve Taşnaklarla mücadelede başarısız oldu (Aralık 1917-Mart 1918). Kafkasya'dan gönderilen temsilcilerin daveti üzerine oluşturulması hızlandırılan nizami teşkilat ise kuruluş, operasyonlar ve tasfiye süreçlerinden geçti (Mart 1918-Ocak 1919). İstanbul'daki kuruluş döneminde nizami teşkilatın karargâhı ile üç fırkası teşkil edildi ve Enver Paşa'nın kardeşi Nuri Paşa da bu teşkilatın komutanı tayin edildi (Mart-Mayıs 1918). Nuri Paşa'nın kurmay heyetiyle gittiği coğrafyada yerel teşkilatın henüz oluşum aşamasında bulunmasından dolayı Azerbaycan'a 5 kafile halinde 3 fırka takviye kuvveti gönderildi (Haziran-Eylül 1918). Bahsedilen kıtaatın katılımıyla yapılan operasyonlar üç aşamalı oldu. İlk aşamada Bolşevikler ile Taşnakların oluşturduğu Kızıl Kolordu ile savaşıldı, Gökçay ile Kuba, Cevat ve Şamahı kazaları kurtarıldı (Haziran-Temmuz 1918). İkinci aşamada İngilizlerin destekledikleri sağ ihtilalci örgütlerle Taşnakların oluşturduğu Diktatörlük Ordusu ile savaşıldı ve Bakü kazası ile şehir merkezi gerçek sahiplerine iade olundu (Ağustos-Eylül 1918). Üçüncü aşamada Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü tehdit eden Karabağ'daki unsurlar kısmen kontrol altına alındı. Güneydeki Rus yerleşimcilerin dizginlenmesine ve Zengezur'daki Ermeni ekspansiyonizminin engellenmesine ise vakit yetmedi. Sonuç itibariyle Birinci Dünya Savaşı'nda yenilenlerin safında bulunmanın bedeli olarak imzalanan mütarekenin 11. ve 15. maddeleri gereğince, Bakü muharebe cephesindeki kazanımlardan tamamen vazgeçildi ve Kafkasya'daki Türk kıtaatı peyderpey ana vatana döndü (Kasım 1918-Ocak 1919).
Kamu ve özel sektör sağlık kuruluşlarında örgütsel iletişim çalışmalarının karşılaştırılması
Bu çalışmada, örgütsel iletişim ve sağlık iletişimi konusunda geliştirilen kuram, model ve yaklaşımlar detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Bu amaçla, örgüt ve örgüt kuramları, iletişim ve iletişim kuramları, örgütsel iletişim ve örgütsel iletişim kuramları, ayrıca sağlık ile ilgili temel kavramlar, sağlık iletişimi ve sağlık iletişimi kuramları ile ilgili kuramsal bilgilere ayrıntılı olarak yer verilmiştir. Bireylerin yaşamları boyunca önemsedikleri sağlık problemlerinin çözüme kavuşturulması amacıyla başta tanı ve tedavi olmak üzere tüm sağlık hizmetlerinin verildiği kamu ve özel sektör sağlık kuruluşlarında örgüt içi hedef kitle olarak da ifade edilen sağlık çalışanları açısından örgütsel iletişim algısı ve örgüt dışı hedef kitle olarak ifade edilen hasta ve hasta yakınları açısından sağlık iletişimi algısı ile gerek örgüt çalışanlarının gerek hasta gerekse hasta yakınlarının demografik özellikleri ile bu algılamalar arasındaki ilişkiler, elde edilen veriler ile bilimsel yöntem ve tekniklerle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın araştırma bölümü, Erzincan il merkezinde sağlık hizmeti vermekte olan T. C. Sağlık Bakanlığı-Erzincan Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırması ile Erzincan Özel Neon Hastanesinde 300 örgütsel iletişim ve 300 sağlık iletişimi olmak üzere toplam 600 katılımcı ile yüz yüze gerçekleştirilmiş, anket çalışmaları 6 ay içerisinde tamamlanmıştır. Gerçek araştırma uygulamasına geçilmeden önce ise, araştırmanın sağlıklı ve verimli yürütülmesi amacıyla, 100 hastane çalışanı ve 100 hasta ve hasta yakını olmak üzere toplam 200 katılımcı ile örgütsel iletişim ve sağlık iletişimi ölçme araçları ile ön test çalışması yapılmıştır. Araştırmada yukarıda ifade edilen ilişkileri ortaya koymak amacı ile 29 maddelik beşli Likert-tipi örgütsel iletişim ölçeği ve 21 maddelik beşli Likert-tipi sağlık iletişim ölçme araçlarından yararlanılmıştır. Ampirik bir çalışma için verilerin analizi, SPSS 21.00 ve LISREL 9. 1 paket programları ile yapılarak araştırma ile ilgili istatiksel sonuçlar ortaya konulmuştur. Elde edilen verilerin geçerlilik ve güvenilirlik çalışmaları, açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada betimsel ve karşılaştırma yönteminden yararlanılmıştır. Çalışmanın temel problemi ve alt problemleri, çalışma öncesi ortaya konulan kuramsal ve araştırma hipotezleri ile belirlenmiş, hipotezler test edilerek ilgili sonuçlara ulaşılmıştır. Çalışmada örgütsel ve sağlık iletişimi ile ilgili şu kuramsal sonuçlara varılmıştır: Çalışma konusunun temel hareket noktası olan, gerek ulusal gerekse uluslararası önemi günden güne arttığı, kamu ve özel sektör sağlık kuruluşlarının, oldukça önemli bir hedef kitlesi konumundaki hasta ve hasta yakınlarının almış oldukları sağlık hizmetlerindeki memnuniyetleri açısından, işleyişi, etkililiği ve verimliliği için örgütsel iletişim ve sağlık iletişimi, çalışanlar ve hasta ve hasta yakınları tarafından yeterince bilinmemektedir. Örgütsel iletişim sadece örgütler arasında gerçekleşen iletişim, sağlık iletişimi ise sadece hekim-hasta arasında gerçekleşen iletişim olarak algılanmaktadır. Geçmişten günümüze kadar gerçekleştirilen sayısızca sağlık reformu programlarında sağlık hizmetlerindeki kaliteyi artırmak için sağlık kuruluşlarındaki iletişim ve işleyişin sağlıklı yürütülmesinde, öneminin günden güne arttığına inanılan örgütsel iletişim ve sağlık iletişiminin önemi vurgulanmıştır. Ancak, bu konuda akademik ve sektörel anlamda hem kamu hem de özel sektör tarafında şu ana kadar yapılanların oldukça zayıf olduğu görülmüştür. Kamu hastanesindeki halkla ilişkiler birimi, özel hastanedeki halkla ilişkiler birimine göre faaliyetlerini biraz daha pasif olarak sürdürmektedir. Hasta ve hasta yakınları, bu konuda özel hastanedeki halkla ilişkiler birimindeki hizmetlerden memnun olduklarını sözlü olarak ifade etmişlerdir. Özel hastane, geniş hedef kitlelere ulaşmak için tanıtım ve reklam faaliyetlerini önemseyip yer verirken, kamu hastanesinde bunun oldukça zayıf olduğu görülmüştür. Çalışmanın araştırma boyutunda örgütsel iletişim ile ilgili veriler "stratejik iletişim", "genel iletişim" ve "iletişime yönelik halkla ilişkiler faaliyetleri" alt boyutları hastane türüne göre elde edilmiş, şu sonuçlara varılmıştır: T.C Sağlık Bakanlığı-Erzincan Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Erzincan Özel Neon Hastanesi, sağlık çalışanlarının örgütsel iletişim puan ortalamalarının iletişime yönelik halkla ilişkiler faaliyetleri alt boyutunda (t298= 2,37, p<.01) hastane türüne göre anlamlı düzeyde farklılaşma gösterdiği görülmektedir. Ortalamalar arasındaki farkın kaynağını belirlemek için ortalamalar incelendiğinde Özel Neon Hastanesindeki sağlık çalışanlarının puan ortalamalarının (X= 8,36) ve Mengücek Gazi Hastanesindekilerin puan ortalamalarının (X=7,50) olduğu görülmektedir. Elde edilen bu bulgular, Neon Hastanesindeki sağlık çalışanlarının örgütsel iletişim puan ortalamalarının, Mengücek Gazi Hastanesindeki sağlık çalışanlarına göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu şeklinde değerlendirilebilir. Buna karşılık, stratejik iletişim süreçleri alt boyutunda (t298= 1,43, p>.01) ve genel iletişim süreçleri alt boyutunda (t298= 1,50, p>.01) hastane türüne göre anlamlı farklılaşma olmadığı sonucuna varılmıştır. Çalışmanın araştırma boyutunda sağlık iletişimi ile ilgili veriler ise, "hekim-hasta iletişimi", "iş yoğunluğunun iletişime etkisi", "iletişimde etik unsurlar" ve "iletişime açıklık" alt boyutları ile hastane türüne (kamu-özel) göre ele alınmış şu sonuçlara varılmıştır: T.C Sağlık Bakanlığı-Erzincan Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Erzincan Özel Neon Hastanelerinden sağlık hizmeti almakta olan hasta ve hasta yakınlarının sağlık iletişim puan ortalamalarının hekim-hasta iletişimi alt boyutunda (t298= 8,56, p<.01), iş yoğunluğunun iletişime etkisi alt boyutunda (t298= 3,78, p<.01), iletişimde etik unsurlar alt boyutunda (t298= 4,31, p<.01) ve iletişime açıklık alt boyutunda (t298= 6,63, p<.01) hastane türüne göre anlamlı farklılaşma olduğu görülmektedir. Ortalamalar arasındaki farklar incelendiğinde hekim-hasta iletişimi alt boyutunda, Neon Hastanesindeki hasta ve hasta yakınlarının puan ortalamalarının (X= 17,33) ve Mengücek Gazi Hastanesindekilerin puan ortalamalarının (X=14,16) olduğu görülmektedir. Elde edilen bu bulgular, Neon Hastanesindeki hasta ve hasta yakınlarının hekim-hasta iletişiminin daha güçlü olduğu ve puan ortalamalarının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu şeklinde değerlendirilebilir. İş yoğunluğunun iletişime etkisi alt boyutunda Neon Hastanesindeki hasta ve hasta yakınlarının puan ortalamalarının (X= 20, 47) ve Mengücek Gazi Hastanesindekilerin puan ortalamalarının (X=23,57) olduğu görülmektedir. Elde edilen bu bulgular, Mengücek Gazi Hastanesindeki hasta ve hasta yakınlarının puan ortalamalarının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu ve kamu hastanesinde iş yoğunluğunun iletişim üzerinde olumsuz bir etkisi olduğu şeklinde değerlendirilebilir. İletişimde etik unsurlar alt boyutunda Neon Hastanesindeki hasta ve hasta yakınlarının puan ortalamalarının (X= 14,36) ve Mengücek Gazi Hastanesindekilerin puan ortalamalarının (X=16,21) olduğu görülmektedir. Elde edilen bu bulgular, Mengücek Gazi Hastanesindeki hasta ve hasta yakınlarının puan ortalamalarının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu ve kamu hastanesinde hasta ve hasta yakınlarına yönelik iletişimde etik unsurların daha çok yaşandığı şeklinde değerlendirilebilir. İletişime açıklık alt boyutunda ise Neon Hastanesindeki hasta ve hasta yakınlarının puan ortalamalarının (X= 14,74); Mengücek Gazi Hastanesindekilerin puan ortalamalarının ise (X=10,06) olduğu görülmektedir. Elde edilen bu bulgular, Neon Hastanesindeki hasta ve hasta yakınlarının puan ortalamalarının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu ve özel hastanelerde iletişime açıklık algısının daha fazla olduğu şeklinde değerlendirilebilir. Anahtar Kelimeler: Kamu, özel sektör, örgütsel iletişim, sağlık iletişimi, sağlık kuruluşu.
Hukuki düzenlemeler ışığında büyükşehir belediye meclisi: Mardin örneği
İlk köy organizasyonlarından günümüz devletlerine kadar geçen süre zarfında insanlık birçok yönetim modeli belirlemek suretiyle gelişimini devam ettirmiştir. Yönetimlerin örgütlenmeleri bulundukları toplum yapısı, tarih, kültür, sosyal ve ekonomik durumlarına göre farklılık arz etmektedir. Türkiye'de ve dünyanın birçok ülkesinde devletler vatandaşlarına hizmet götürmek amacıyla merkezi ve yerel yönetimler şeklinde teşkilatlanmak suretiyle görev paylaşımı yoluna gitmektedirler. Merkezi ve yerel yönetimler arasındaki ilişki yetki genişliği ile sağlanmaktadır. Yerel yönetimler halkın mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılayan hukuk düzeni içinde meydana gelmiş kuruluşlardır. Demokrasinin yaygınlaşması, küreselleşme, Türkiye'nin Avrupa Birliğine giriş süreci gibi etmenlerden dolayı yerel yönetimler güçlendirilerek geliştirilmek suretiyle, yerel halkı yönetimin temel bileşeni haline getirilmeye çalışılmaktadır. Yerel yönetimlerin özerk yapısı Anayasa ve kanunlar çerçevesinde belirlenmiştir. Mardin Büyükşehir Belediyesi ve diğer yerel yönetim organizasyonlarında yer alan eş başkanlık uygulamaları iki kişinin başkanlık yapma durumudur. Eş başkanlık yönetmeliklerinin hukuksal altyapısını düzenlemeden uygulamaya koymak hizmet faaliyetlerinin aksamasına sebep olacaktır. Yerel yönetimlerin yetki alanında yaşayan vatandaşların hizmetlerden memnuniyeti yönetimlerin temel başarı kriteridir.
Otel işletmelerinde rekreasyon ve boş zaman değerlendirmeleri: Yönetimsel bir yaklaşım
Sanayi devriminden sonra boş zaman kavramı değer kazanmış, boş zaman değersizdir algısı anlamını yitirmiştir. Boş zamanların değerli hale gelmesi ile insanlar yeni arayışlar içerisine girmiştir. Bu arayışların başında yer alan rekreasyon, turizm ve eğlence hizmetleri olgusu otel işletmeleri için birer çekicilik unsuru haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de rekreasyon, animasyon ve boş zamanı değerlendirme faaliyetlerinin otel işletmelerinde yönetimsel anlamda nasıl değerlendirildiği ve yönetim fonksiyonları içinde ne şekilde yer aldığını açıklamak, animasyon ve eğlence hizmetlerinin planlanması, bu faaliyetlerde çalışan personelin örgütlenmesi, işlerin yöneltilmesi, koordinasyonu ve kontrolü aşamalarında otel yöneticilerinin rolünü ve karar verme süreçlerinde yer alıp almadıklarını ortaya koymaktır. İnceleme (survey) yönteminin kullanıldığı bu araştırmada veri toplama tekniği olarak anket seçilmiştir. Anket sonuçlarından, otel işletmelerinin rekreasyon, animasyon ve eğlence hizmetlerinin faaliyetlerini belirleme ile ekibin görev paylaşımını belirleyen rekreasyon aktivite yöneticisi iken, personelin arasındaki koordinasyonu sağlayanlar aktivite birim şefleridir. Otel işletmelerinin rekreasyon, animasyon ve eğlence hizmetleri faaliyetlerini işletmenin kendi tarafından düzenlenmesi, faaliyetlerin programlarını gerçekleştirenin, işletmenin kendi animasyon ekibinin olması, personel ve bütçe denetimini yine işletme yönetiminin yapması, rekreasyon, animasyon ve eğlence hizmetleri yönetiminin, otelin işletme yönetimine bağlı olduğu anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Rekreasyon, Turizm, Animasyon ve Yönetim-Organizasyon
Organizasyonlarda algılanan örgütsel adalet ile çatışma ilişkisi ve bir araştırma
Örgütsel adalet ile ilgili yapılan tüm çalışmalar bu kavramın,işletmeler ve çalışanlar açısından önemini ortaya koymaktadır. Günümüz çalışanları, iş yerlerinde sıklıkla adaletsizliğe maruz kalmaktadır. Çatışma kavramı ise kişiler arasındaki uyuşmazlıkları, zıtlaşmaları ve anlaşmazlıkları ifade etmektedir. Dolayısıyla insanın, değişik fikir ve görüşlerin var olduğu her ortamda çatışma yaşamak kaçınılmaz bir sonuçtur. Örgüt içerisinde yaşanan her türlü olumsuzluk, çalışanları etkileyecek ve bunun sonucunda örgütün performansı, verimliliği ve etkinliği düşecektir. Bu sebepten adalet ile çatışma gibi önemli unsurların bilinçli bir şekilde ele alınması gerekmektedir. bu çalışmada, organizasyonlarda algılanan örgütsel adalet ile çatışma ilişkisi ele alınmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, örgütsel adalet boyutu olan dağıtım adaleti cinsiyete göre farklılık göstermektedir. Ayrıca örgütsel adalet ile örgütsel çatışma arasında negatif yönlü bir ilişki bulunmaktadır. Araştırmada, örgütsel adalet boyutlarının örgütsel çatışma ile olan ilişkisine de bakılmış, işlemsel ve etkileşim adaleti ile örgütsel çatışma arasında negatif yönlü bir ilişki olduğu ortaya konmuştur. Son olarak, adalet boyutlarının örgütsel çatışma üzerindeki etkisi incelenmiş, işlemsel adaletin örgütsel çatışma üzerinde zayıf ama anlamlı bir etkisi olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler:Algılanan Örgütsel Adalet, Örgütsel Çatışma
Toplum bilimlerinin yeniden biçimlenmesi ve örgütlenmesi: TÜBA örneği
Küresel ilişkiler ve dönemin getirileri neticesinde toplumbilimleri mecburi bir yapılanma sürecine girmiştir. Ülkemizde de yaşaNan toplumbilimlerinin dönüşüm tartışmaları aşamasında yükseköğretim dışı bir kurum olan Türkiye Bilimler Akademisi'nin biçimlenmeye ve örgütlenmeye olan katkısı çalışmamızın temel konusunu oluşturmaktadır. Araştırmamızın genelinde uluslararası uyumlandırma süreçlerine dahil olan Türkiye'nin düzen ve sistemleri kendi kurumlarıyla bütünleştirme çabası aktarılmaktadır. Özelinde de TÜBA'nın bu sürece ilişkin faaliyetleri ve söylemleri sunulmaktadır. Varsayımımız, toplumbilimlerinin ve üniversitelerin yeniden düzenlenme aşamasında TÜBA gibi bir bilim kurumun öncülüğüne duyulan ihtiyaç üzerinedir. Bu bağlamda konumuzu üç ana bölüm halinde inceledik. Birinci bölüm, önemli küresel dönüşümlerin yaşandığı 1980 yılı itibariyle Batı'da ve Türkiye'de biçimlenme ve örgütlenme adına yapılan ilk tartışmaları kapsamaktadır. Ele aldığımız tartışmalar, toplumbilimlerinin ortaya çıkışını, gelişim sürecini ve günümüzde toplumbilimlerinin nasıl biçimlenmesi gerekliliğini aktaran bir rapor niteliğindeki "Sosyal Bilimleri Açın" eserinin incelenmesi ve önemi konusuyla başlamaktadır. Sunulan rapora yönelik Türkiye'de çağrıya karşılık verme amaçlı yapılan bir sempozyumun eseri "Sosyal bilimleri Yeniden Düşünmek" incelemesi ile ikinci alt başlık oluşturulmuştur. Üçüncü alt başlık, yayınevleri ve dergiler üzerinden aktarılan üniversite dışında oluşan örgütlenmeleri ele alır. İkinci bölüm, toplumbilimlerinin örgütlenmesinde kurumsal tartışmalar üzerine yoğunlaşmaktadır. Türkiye Bilimler Akademisi'nin oluşum ve gelişim sürecinin anlatıldığı ilk alt başlık kurumun bağımsızlık durumunu da ele alır. İkinci alt başlıkta kahramanlarının kim olduğundan ve çalışmalarından bahsedilir. Üçüncü alt başlıkta da örgütlenme aşaması ve oluşturduğu faaliyetler incelenmiştir. Üçüncü bölüm, toplumbilimlerinin yeniden biçimleniş açısından uygulamalarından bahseder. 1997 sonrasında yaşananlar, Yükseköğretim Kurulu'nun yeniden düzenlenmesi tartışmaları ve ulusal tabanlı sistemlerin oluşturulması ilk alt başlığın konularındandır. İkinci alt başlıkta oturmaya çalışan bir sistem, uyumlandırma sürecindeki etkileşimler ve bu bağlamda yer alınan değişim programlarının neler olduğuyla ülkemizin uygulamaların neresinde yer aldığı incelenmiştir. Son alt başlıkta da yine belirli kararlar çerçevesinde oluşturulan akademik atama ve yükseltme kriterleri incelenmiş, yayın yapma faaliyetlerine de değinilmiştir. Kapsamlar incelendiğinde uygulamaların bir değişim çerçevesi sunduğu, yükseköğretim alanında geliştirilen sistemlerin uyum sağlama amaçlı yapıldığı tespit edilmiştir. Türkiye Bilimler Akademisi'nin de tartışma oluşturduğu alanlarda yaşanan uyum süreçlerinin kararlılığı sonucu eski ağırlığını yitirdiği gözlemlenmektedir. Anahtar Kelimeler: Toplumbilimlerinin Yeniden Biçimlenmesi, Toplumbilimlerinin Örgütlenmesi, Türkiye Bilimler Akademisi
Liderin kriz yönetimi becerisi ve etik liderlik yaklaşımının kriz dönemlerinde çalışan bağlılığına etkisi
Teknolojik değişim ve gelişim aynı zamanda küreselleşme ile beraber organizasyonlar arasında hızla artan rekabetin yaşandığı günümüzde hem fiziki hem de sosyal nedenlerden kaynaklı krizler yaşanmaktadır. Krizlerin yaşandığı dönemlerde ise organizasyonlar için önemli olan ve kriz dönemlerinde organizasyonun en tepe noktasında konumlanan liderler hem davranışları hem de izleyecekleri stratejiler açısından kriz öncesi ve sonrası için büyük önem taşımaktadır. Bu süreçlerin tamamını yöneten liderler ve yöneticiler aldıkları tutum ve davranışlarıyla da yine organizasyonun tümüne yön vermektedir. Hızla değişimlerin yaşandığı dünyamızda, organizasyonlar ileride oluşabilecek krizlerin önüne geçmek için bazı yatırımlar gerçekleştirmektedir. Organizasyonlar amaç ve hedeflerinde başarıya ulaşmak için iç müşterilerine eğitim gibi yatırımlar da bulunarak yetkinliklerini, becerilerini arttırmak istemektedirler. Aynı zamanda bu olumluluğu yine organizasyon içerisinde tutmak isterler. Günümüz dünyasında tüm bu yatırımlar göz önüne alındığında işten ayrılmanın maddi ve manevi getirdiği kayıplar mevcuttur. Çalışanların organizasyonlara olan bağlılığı kendini yöneten liderler değişkenlik gösterebilir. Bu araştırmanın amacı kriz yönetimi ve etik liderlik kavramlarının çalışan bağlılığı ile olan ilişkisini ayrı ayrı incelenmesidir.
Orman Genel Müdürlüğü örgütsel yapısında yapılan reorganizasyon çalışmaları ve bunların istihdama etkileri
Bu çalışmada, Orman Genel Müdürlüğü (OGM) örgütsel yapısında yapılan reorganizasyon çalışmaları ve bunların istihdama etkileri incelenmektedir. Çalışmada veri toplama yöntemi olarak anket tekniğinden yararlanılmıştır. Anket sorularında 5'li likert ölçeği kullanılmıştır. Anket çalışmasına 500 kişi katılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesi için SPSS 20 istatistik paket programından yararlanılmış ve istatistiksel analizlerde 0.05 anlamlılık düzeyi ölçüt alınmıştır. Verilerin normal dağılıma sahip olmaması sebebiyle parametrik olmayan testlerden Kruskal Wallis testi ile veriler değerlendirilmiştir. Katılımcılar "Orman Genel Müdürlüğü yeni Orman İşletme Müdürlükleri ve İşletme Şefliklerini kurması ile stratejik olarak önemli bir reorganizasyon değişikliği yapmıştır" önermesine %52'si katılıyorum, %23.8'i kesinlikle katılıyorum şeklinde cevap vermiştir. Böylece katılımcıların %75.8'i OGM'nün örgütsel yapısında yapılan reorganizasyon çalışmalarını önemli olduğunu belirtmişlerdir. Böylece reorganizasyon çalışmaları ile yeni kurulan ormancılık birimlerine çok sayıda açıktan Orman Mühendisi ve Orman Muhafaza Memuru atamaları yapılmıştır. Bu atamalar sonucunda iş bekleyen Orman Mühendisi ve Orman Muhafaza Memuru sayısında ciddi azalmalar olmuştur. Orman Mühendisi ve Orman Muhafaza Memuru istihdamında sorun olmadığını gören üniversite adayları 2022 yılında girdikleri üniversite sınavlarında, bu mesleklerin eğitimini veren programları tercih etmişler ve kontenjanları doldurmuşlardır.
Küçük konut yaşam alanlarında mekân organizasyonunun konfor koşullarına etkisi: Yeşilköy'de bir konut projesi örneği
Konutlar, günümüzde değişen sosyal, ekonomik ve kültürel değişimler sonucunda bireylerin ihtiyaçları ve istekleriyle doğru orantılı bir biçimde değişikliğe uğramaktadırlar. Merkeze yakın yerlerdeki arsaların değerlerinin yüksek olması, ulaşım ve erişim güçlüğü, çekirdek aile kavramının günümüzde daha çok var olması gibi nedenler, bizleri daha çok sınırlı metrekareli alanlarda yaşamaya zorunlu tutmaktadır. Değişen yaşam koşulları bireyleri etkilediği gibi doğal olarak onların yaşam alanlarını da etkilemektedir. Bu gibi nedenlerle ortaya çıkan küçük konutların önemi gün geçtikçe artarken bu tip konutlar daha sık görebildiğimiz bir konut çeşidi haline gelmiştir. Küçük konut yaşam alanlarında mekân organizasyonu kavramının kullanıcı konforu açısından incelenmesinde, tasarım verileri ve mekân organizasyonu ile birlikte, iç ortam konfor koşulları dikkate alınmalıdır. Çalışma kapsamında bu unsurlar küçük konut yaşam alanlarında incelenecektir. Yapılacak olan anket neticesinde, Yeşilköy'de Bir Konut Projesi kapsamlı bir şeklide incelenerek, anket sonuçları paralelinde değerlendirilip, konuya bahis olan küçük konut yaşam alanlarında mekan organizasyonunun konfor koşullarına etkisi detaylı bir şeklide ortaya konulacaktır. Araştırmanın kapsamı, içeriği ve bulguları, insanların küçük konut yaşam alanlarında mutlu, huzurlu ve sağlıklı olabilmeleri için gerekli konfor şartlarının yerine getirilmesi ve dikkate alınması gereken hususları açıkça ortaya koymaya çalışmaktır. Mekânları insanların kullandığı gerçeğini unutmadan, insanları doğrudan etkileyen konfor koşullarını ancak insan sağlığını göz ardı etmeden planlamak ve uygulamak, inşaatın her aşamasında yerine getirilmesi gereken bir olgu olduğunu unutmamak gerekir.
Türkiye'de muhafazakâr partilerde kadın örgütlenmesi ve kadınların siyasal süreçlere katılımı (Van Ak Parti kadın kolları örneği)
Türkiye'de kadınların demokrasinin gereği olarak siyasal süreçlere katılımı aktif bir şekilde sağlamaları tedricen mümkün olabilmiştir. 1980'lerden sonra çeşitlenen kadın hareketleri kadın mücadelesini daha da anlamlı kılmıştır. Özellikle İslamcılığın gelişimi ile beraber RP'nde; 2000'lerden sonra muhafazakâr bir parti olan Ak Parti'de kadın örgütlenmesi iktidar mücadelesinde kilit rol oynamıştır. Kadın örgütlenmesinin örneklerinden biri olan Kadın Kolları/Komisyonları kadınların siyasal katılımını ne ölçüde arttırdığı, aktif eylemleri gerçekleştirecekleri bir zemini sağlayıp sağlamadığı tartışma konusudur. Siyasal katılım konusunda hukuki iyileştirmeler yapılması yeterli midir yeterli değilse aktif siyasal eylemlere kadınların dahil olmasının nasıl mümkün olabileceği çözümlenmelidir. Toplumsal veya siyasal kültürden kaynaklı kadınların ikincil konuma itilmesi siyasal başarılarının önünde engel olacağından siyasi rekabet sürecinde kadınlar temsil ve yönetme yetkisini elde etmek, karar mekanizmalarında bulunmak için pek çok zorlukla mücadele etmektedir.
II. Abdülhamit Dönemi işçi ve işçi hareketleri
Osmanlı Devleti'nde işçi sınıfının oluşumu uzun bir süre almıştır. II. Abdülhamit döneminde yeni bir sınıf olan işçiler sanayi kentlerinde ortaya çıkmış etkili bir sınıf olmuşlardı. Selanik, İstanbul gibi Osmanlı sanayi kentlerinde işçi örgütlenmeleri ortaya çıkmıştı. II. Abdülhamit, gelişen fikir akımlarının işçiler arasında yayılacağı endişesiyle işçiler üzerinde baskı oluşturmaya çalışmıştı. Bu fikir akımlarının başında anarşizm ve sosyalizm gelmekteydi. Bu düşüncelere mensup işçilerin ülkeye girmeleri, sosyalizm hareketlerine ait haber ve yabancı gazetelerin ülkeye girişleri yasaklanmıştı. II. Abdülhamit döneminde işçilerin örgütlenmeleri de yasaklanmış ve sadece yardım maksatlı yardım cemiyetleri kurulmuştu. İşçi örgütlenmelerine katılanlar ise sürgün cezasına çarptırılmıştı. Jön Türklerin, otuz üç yıl tahtta kalan II. Abdülhamit'i tahttan indirmesiyle ülkede grev patlaması yaşanmıştı. Anahtar Kelimeler: İşçi, II. Abdülhamit, Sosyalizm, Grev, İşçi Örgütlenmeleri
Türkiye'de mahkûm emeğinin dönüşümü ve kurumsal örgütlenişi: Adalet Bakanlığı İşyurtları Kurumu Daire Başkanlığı üzerine bir çalışma
Mahpus 'un çalış (tırıl) ması, dünya genelinde yaygınlaşmış bir ıslah etme yöntemi olarak uygulanmakta fakat bu ıslah yöntemi aynı zamanda neo-liberal ekonomi politikalarının etkisiyle cezaevlerindeki üretim sürecinde önemli bir üretim faktörüne dönüşen ekonomik bir girdiyi de tanımlamaktadır. Mahkûmun çalış (tırıl) ması bazı ülkelerde cezaevlerinin özelleştirilmesi yoluyla uygulanmaktayken, Türkiye'nin de içinde olduğu bazı ülkelerde ise doğrudan devlet örgütlenmesi içerisinde yer alan bir kurum ya da bu iş için kurulmuş bir devlet şirketi tarafından yürütülmektedir. Bu çalışma mahkûm emeğinin bir değerlendirmesini yapmaya odaklanmıştır. Değerlendirmenin çerçevesini, mahkûm emeğinin siyasi-iktisadi tarih açısından anlamı ve geçirdiği dönüşümleri incelemek oluşturacaktır. Mahkûm emeğinin kullanımını düşünsel-yasal düzlemde "ıslah etme" amacı-gerekçesi ile meşrulaştıran-açıklayan devletin bu işle yetkili - sorumlu kıldığı kurum olarak İşyurtları Kurumu'nun yapısının incelenmesi, çalışma çerçevesinin içeriğini oluşturacaktır. İçeriğin bir diğer odak noktası mahkûm emeğinin Neo-liberal politikalarla bir üretim faktörüne dönüş (türül) mesi sürecini incelemek olacaktır. Bu çalışmayla ulaşılmak istenen temel hedef ise mahkûm emeğinin ve İşyurtları Kurumu'nu bir arada değerlendirerek; elde edilen bilgileri bilimsel çalışma kriterlerine uygun bir şekilde derlemek ve sunmak olacaktır.
İlköğretim öğretmenlerinin öğretmen örgütlerine (sendikalara) üye olmama sebepleri
Tüm meslek gruplarında olduğu gibi öğretmenlerin de çeşitli amaçlarla kurdukları mesleki örgütler vardır. Bu örgütler ?sendikal faaliyetler? adı altında üyesi olan öğretmenlerin beklentilerine cevap vermeye çalışmaktadır. Bu çalışma ile herhangi bir öğretmen örgütüne katılmayan öğretmenlerin, katılmama sebepleri araştırılmıştır. Uşak ilinde merkezdeki ilköğretim okullarında 2007-2008 Eğitim-Öğretim yılında görev yapan öğretmeler ziyaret edilerek ve sendikalara üye olmama sebepleri araştırılmıştır. Araştırma sırasında öğretmenlerin yaş, cinsiyet ve kıdem yılları, branşları dikkate alınmıştır. Hazırlanan ölçekte öğretmenlerin sendikalara üye olmama sebepleri çeşitli başlıklarda incelenmiştir. Bu başlıklar; Sendikalardan Kaynaklanan Problemler, Sosyal Problemler, Öğretmenlerden Kaynaklanan Problemler olarak sıralanmıştır. Ölçek dört bölümden oluşmaktadır. Ölçek soruları hazırlanırken uzman görüşlerinden ve sendika üyesi olmayan öğretmenlerin görüşlerinden yararlanılmıştır. Hazırlanan anketle merkez ilköğretim okullarında görev yapan yaklaşık 250 öğretmene ulaşılmıştır. Çalışma sonucunda sendikalara üye olmama sebebi olarak en çok sosyal problemler sebep olarak gösterilmiştir. Ayrıca her hangi bir sendikaya üye olmayan öğretmenlerin sendikalara karşı genel olarak olumsuz bir tutuma sahip oldukları çalışma sonucu ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte herhangi bir sendikaya üye olmayan öğretmenler sendikalara karşı olumsuz bir tutuma sahip olsalar da, sendikaların gerekli kurumlar olduğunu düşünmektedirler. Bu duruma çözüm olarak ise, sendikaların siyasal oluşumlardan uzak durması ve yeniden yapılanmaya giderek mesleki örgüt havasına bürünmesi önerilmektedir.Anahtar Kelimeler:Örgüt, Mesleki Örgüt, Öğretmen Örgütleri
Türkiye'de basın organizasyonu bağlamında İletişim Başkanlığı örneği
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yönetim sisteminin değişip Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmesiyle birlikte ülkemizde uzun yıllar çalışma yürüten Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü Kurumu bu değişim süreci içinde İletişim Başkanlığı ismi ile çalışma yürütmeye başlamıştır. 1984 yılında Başbakanlığa bağlanan Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü uzun yıllar Başbakanlık çatısı altında basın organizasyonunda, dış basının takibinde önemli çalışmalar gerçekleştirmiştir. Kanun Hükmünde Kararname ile gelen sistem değişikliğiyle birlikte 2018 yılının Temmuz ayında Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü isim değiştirilip İletişim Başkanlığı adıyla görev, yetki ve sorumluluklarında bazı değişiklikler yapılarak Cumhurbaşkanlığı makamının çatısı altında göreve başlanmıştır. Bu tez çalışmasında İletişim Başkanlığının yurt içinde yerel ve ulusal gazetecilerin basını denetleyen devlet kurumunun gazetecilik mesleği üzerinde etkisi ve konumunun önemi hakkında bilgi verilecektir. Bu çalışma Normatif Kuram içinde yer alan Liberal Kurama dayandırılarak açıklanacaktır. Liberal kuramın basın özgürlüğü bağlanımdaki temel bakış açısı açıklanıp bu düşüncenin İletişim Başkanlığı içindeki durumu belirtilecektir. Araştırma kapsamında beş ulusal beş de yerel gazete müdürüyle irtibata geçilmiş, derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak bu müdürlere İletişim Başkanlığı hakkında beşer soru sorulmuştur. Çalışmamıza verilen cevaplar doğrultusunda İletişim Başkanlığı kurumunun görev ve sorumlulukları hakkında yerel ve ulusal gazete yöneticilerinin yeterli bilgiye sahip olmadığı ortaya çıkmıştır. İletişim Başkanlığının tek çatı altında faaliyet yürütmesinin daha faydalı olacağı, resmi ilan yetkilendirmesi bağlamında yerel gazete yöneticilerinin resmi ilanlara büyük önem verdiği, kendilerini muhalif olarak nitelendiren gazete yöneticilerinin bu sistemde birtakım sorunlar yaşadığı araştırmada görüşme yapılan müdürler tarafından belirtilmiştir. İletişim Başkanlığı gibi bir kurumun gazete ve devlet yöneticileri arasında köprü vazifesi görmesi gerektiği, ilgili kurumlara her daim eşit mesafede ve adil olması gerektiği yapılan araştırmada ortaya çıkan sonuçlar arasındadır.
Yatay organizasyonun etkisi karar verme sürecinin yapısı
Bu çalışmanın amacı, Irak şirketlerindeki yatay yapıyı tanımlamak ve şirketlerdeki yatay yapıyı etkileyen en önemli temel faktörleri belirlemek ve yatay yapının şirketlerdeki karar verme sürecini nasıl etkilediğini belirlemektir. Bu çalışmada nicel araştırma yöntemleri kullanılmış ve araştırmaya ait veriler anket uygulaması ile toplanmıştır. Çalışmanın amacına ulaşmak için diğer uluslararası çalışmalardaki örnekler de dikkate alınarak uygun analiz olarak korelasyon ve lineer regresyon analizleri kullanılmıştır. Bu çalışma için tesadüfi örnekleme yöntemi kullanılmıştır ve Missan Petrol Şirketi'ndeki yöneticilerden toplanan bilgilere göre örneklem büyüklüğü tahmin edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; yatay organizasyon yapısı ile karar verme süreci (görev faktörü, konu faktörü ve bağlam faktörü) arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiş ve tezde sunulan tüm hipotezler desteklenmiştir. Bu tezin sonuçları yatay organizasyon yapısı ile karar verme süreci (görev faktörü, konu faktörü ve bağlam faktörü) arasında pozitif ve anlamlı bir korelasyon olduğunu da göstermiştir. Ayrıca bu tezde yapılan anova analizi sonuçları; yaş, cinsiyet, eğitim vb. demografik değişkenlere göre karar verme faktörleri (görev faktörü, konu faktörü ve bağlam faktörü) arasında anlamlı bir fark olmadığını göstermiştir. Bu tez bulgularının, petrol şirketlerindeki yöneticilere ve diğer şirketlere örgütlerinin doğru ve etkin kararlar alabilmesi için yatay organizasyon yapısı uygulamalarında yol gösterici olması beklenmektedir.
Öğrencinin organizasyonel becerilerini değerlendirme anketi'nin Türkçe uyarlamasının geçerlilik güvenilirlik çalışması
Bu çalışma, öğrencilerin organizasyonel becerilerini değerlendiren Öğrencinin Organizasyonel Becerilerini Değerlendirme Anketi'nin (ÖOBDA) Türkçe'ye uyarlanması, geçerlilik ve güvenilirliğinin incelenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya 9-12 yaş arası tipik gelişim gösteren 220 çocuk, aileleri ve öğretmenleri dahil edildi. Beaton'ın tanımladığı çeviri prosedürü uygulandı. Anket, Türkçe çevirisi sonrasında anadili İngilizce olan çevirmenler tarafından İngilizce'ye çevrildi ve uzman ekip ile birlikte kültürel uyarlaması yapıldı. Anketin geçerliliği yapı ve kriter geçerliliği yöntemi ile değerlendirildi. Öğretmen ve ebeveyn formlarının cinsiyet değişkenine göre gruplar arası yapı geçerliliğinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05). Doğrulayıcı faktör analizi yapılarak yapı geçerliliği değerlendirilen anketin model uyumu için ölçütler incelendi ve her iki form için de model uyumu yeterli düzeyde bulundu. ÖOBDA'nın kriter geçerliliği için DOTCA-Ch ile ıraksak geçerliliği değerlendirildi. DOTCA-Ch ile öğretmen formu arasında düşük düzeyde anlamlı ilişki bulundu (r=-0.351, p<0.001). DOTCA-Ch ile ebeveyn formu arasında anlamlı ilişki bulunamadı (r=-0.077, p>0.05). Düşük seviyede ilişki olması ya da ilişki bulunmaması ile formların ıraksak geçerliliği sağlandı. ÖOBDA'nın güvenilirliği zamana göre değişmezliği ve iç tutarlılığı incelenerek değerlendirildi. 15 gün arayla yapılan tekrar test uygulamalarında öğretmen ve ebeveyn formları pozitif yönde anlamlı korelasyon (p<0.001) gösterdi ve iyi derecede güvenilir (ICC katsayısı>0.75) bulundu. Öğretmen formu ve alt alanları için iç tutarlılık mükemmel seviyede bulundu (Cronbach's α>0.90). Ebeveyn formunun iç tutarlılığı iyi derecede güvenilir (Cronbach's α=0.84) olup, "zaman ve mekan oryantasyonu" alanı kabul edilebilir derecede (Cronbach's α=0.67) güvenilirlik gösterdi. ÖOBDA eşdeğer yarılar güvenilirliği için Spearman-Brown katsayıları öğretmen (0.94) ve ebeveyn (0.84) formları için güvenilir olarak bulundu. Sonuç olarak ÖOBDA Türkçe uyarlaması 9-12 yaş arası öğrencilerin organizasyonel becerilerinin değerlendirilmesi için geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracıdır.
27 Mayıs 1960 müdahalesi ve askeri rejim: İhtilalci subaylar arasında iktidar mücadeleleri, fraksiyonlar ve çatışmalar (27 Mayıs 1960-25 Ekim 1961)
Askeri müdahalelerin genel olarak orduya, spesifik olarak ise subay sınıfına etkisini ele alan araştırmalar büyük oranda ihmal edilmiştir. Tez, 27 Mayıs döneminde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin öznesini oluşturan subay figürünü merkeze koyarak ordunun bozulan yapısal özelliklerini irdelemeye çalışmaktadır. Bu süreçte ordu bünyesinde ortaya çıkan gizli cuntalar gibi "illegal" örgütlenmeler ile Milli Birlik Komitesi gibi "legal" örgütlenmelerde ihtilalciler arasında yaşanan iktidar mücadeleleri üzerinde durur. Tezde, Türk Silahlı Kuvvetleri'nde uzun, sıkı ve disiplinli bir askeri eğitim sisteminin yarattığı etkili bir itaat mekanizması ile tek tip bir subay tipolojisinin 27 Mayıs'la paralel biçimde bozulduğu iddia edilmektedir. Sonuçta bu yeni subay figürü, on yıl boyunca Türk askeri ve siyasi hayatını derinden etkileyecektir. Çalışma, ordu içi ayrışmalara dair bütünlüklü bir analiz için hizipleşmelerin meydana geliş ve çözülüş süreçlerinden hiziplerdeki siyasi/ideolojik eğilimlere, subayların kışladaki zihinsel ve duygusal dünyalarına yönelik bir analiz hedeflemektedir.
The organization of white-collars in Istanbul: Intimacy, labor and politics
This thesis aims to analyze the recent mobilization of white-collars in Istanbul after the 2008 economic crisis, by placing it within the context of the institutionalization of a precarious labor regime for lower level managerial workers. Following the organization of white-collars around Plaza Eylem Platformu (Plaza Action Platform), I analyze the production of knowledge about corporations by and among lower level managers; together with the managerial tools and mechanisms, which attempt to count, accumulate and/or manage affective economy of laboring in corporations. By depicting the managerial control mechanisms in corporations and their interventions in the affective states of workers, I argue that the managerial mechanisms (Human Resources Management apparatus in particular) displacing the control in corporations onto the social relations at work, attempt to capture affective investments of workers in their labor through penetrating the intimate relation they establish with their work. Finally, I analyze the formation of white-collars' political subjectivity in the meetings and workshops of the platform which are taken to be a new channel in the affective economy of laboring where workers publicize the hidden working conditions, share their intimate relations to laboring mediated by the human resources techniques and construct a new 'intimate' space among workers against the management.
Politics of everyday life: Solidarity - based organization and squatting in an Istanbul neighborhood
This thesis aims to explore emerging political action repertoires that interact in both public and private arenas, through multiple forms of both institutionalized, state oriented forms of political participation and more recently emerging the politics of everyday life. To this end, through a single case study, this thesis examines Yeldeğirmeni Solidarity which is one of the neighborhood organizations in Istanbul established in the aftermath of the Gezi Resistance in 2013. This thesis finds that in terms of its organizational structure, its targets and its goals, the case of Yeldeğirmeni Solidarity provides an example for the multi-dimensional (including both institutional and non-institutional activities for political engagement) and multi-targeted (aiming to affect politics both in public and private spheres) modes of political participation. Therefore unlike the studies on institutionalized forms of political participation which measure the level of engagement in governmental politics, this thesis contributes to the literature on political participation by providing detailed explanations regarding political preferences of citizens, their reasons to engage in non-institutional political activities, the interaction between institutional and non-institutional modes of political participation, the potentiality of non-institutional activities in promoting social change and the effects of the neighborhood as a socially constructed space on the residents' choices regarding engaging in both institutional and non-institutional activities.
Geç Osmanlı Erken Cumhuriyet döneminde memur ve memur örgütlenmeleri
Türkiye'de memurların ve memur örgütlenmelerinin tarihi, Osmanlı Devleti'ne kadar dayanmaktadır. Osmanlı Devleti'nde ise 19. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren "modern memur" un doğduğu görülmektedir. Memurların maaşa bağlanması ile modern memurluğun doğuşu, memur örgütlenmelerinin ortaya çıkmasını kolaylaştırmıştır. Tezde, 1838 yılından 1938 yılına kadar memur ve memur örgütlenmelerinin gelişimi incelenmiştir. Devletle olan sıkı ilişkisinden dolayı, memurların işçi ve diğer çalışan kümeleri gibi kendi çıkarlarına dönük bir örgütlenme içine girmedikleri varsayılmaktadır. Büyük toplumsal dönüşümlerin gerçekleştiği dönemlerde, memurların bu koşullardan muaf kalması ise bir soru işaretidir. Tezin temel iddiası da memurların kendi çıkarlarına dönük örgütlenmelerinin devlet tarafından hızla kuşatıldığıdır. Devlet, mevzuat başta olmak üzere pek çok araç ile söz konusu müdahaleyi yapabilecek güçtedir. Yine tezde, memur ve memur örgütlenmeleri kamu yönetimi disiplininin bir parçası olarak ele alınmaktadır. Memurların kamu yönetiminin önemli unsurlarından biri olması bu ilişkiyi güçlendirmektedir. Diğer yandan ise memur örgütlenmeleri ile sendika, kooperatif, birlik, sandık vb. pek çok farklı yapıya işaret edilmektedir. Tez kapsamında Cumhurbaşkanlığı Osmanlı ve Cumhuriyet Arşivleri başta olmak üzere, birçok kurum arşiv ve kütüphanesi ile anılardan yararlanılmıştır. Söz konusu kaynaklar, aktarılmakla yetinilmemiştir. 1838-1938 yılları arasındaki 100 yıllık dönem, yenileşme (modernleşme), kodifikasyon (yasalaştırma), eylemlilik (harekete geçme) ve rasyonelleştirme kavramları ile sınıflandırmaya tabi tutulmuştur. Dönem içinde yaşanan ekonomik, toplumsal ve yönetsel gelişmeler de sınıflandırma içinde yer bulmuştur.