Örgütlenme
61 theses under this subject heading
Tek Parti Dönemi Kütahya CHP örgütlenmesi (1930-1950)
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasının ardından örgütlenmesini güçlendirmeye çalışan CHP devrim ideolojisini tavandan tabana yayma noktasında çok başarılı olduğu söylenememesinde dönemin getirmiş olduğu şartların da etkisi büyüktür. Örneğin Kubilay olayı ve SCF denemesinin başarısız olması CHP'nin hızını kesen önemli olaylardan ikisidir. Bununla birlikte CHP faaliyetlerini gerçekleştirebilme amacıyla halkevlerine önem vermiştir. Bu nedenle ülkede 1932 yılında halkevleri kurulmuştur. Aynı yıl Kütahya'da da bir halkevi kurulmuş ve bu halkevi kendi misyonu ve vizyonu olan halkı eğitmek ve devrimleri tabana yaymak adına kapatılana kadar Kütahya'ya hizmet vermiştir. Bu arada halkın dilekleri ve parti müfettişi raporları Tek Parti dönemi Kütahya'sını anlamak ve tanımak için bizlere sosyo-kültürel açıdan ip uçları vermektedir. Özellikle 1940 yılı sonrasında bu parti müfettişi raporlarının sayısının arttığı tespit edilmiştir. II. Dünya Savaşı ve sonrası yıllarının Kütahyası açısından söz konusu raporlar önemlidir. Çalışmamızda bu raporlar değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tek Parti Dönemi, CHP, Kütahya Halkevi, Parti Müfettişi Raporları, Kongreler.
Kadın ve erkek akademisyenlerin mesleki ve sivil örgütlenme yaşamlarındaki liderlilk davranışlarının karşılaştırılması
Bu çalışmada akademisyenlerin cinsiyetlerinin liderlik davranışları üzerinde etkisi olup olmadığını analiz edilmeye çalışılmıştır.Bu araştırmanın örneklemini Türkiye'de bulunan on üniversitedeki dokuz farklı bölümde bulunan öğretim üyelerinden 145 kişi oluşturmaktadır.Çalışmada liderlik davranışlarına ve becerilerine yönelik bilgi toplamak amacıyla Kabacoff'un Lider Etkinliği Analizi'nden yararlanılarak oluşturulan anket kullanılmıştır. Verilerin analizi için ortalama, standart sapma, regresyon analizi ve çapraz tablolardan yararlanılmıştır.Analiz sonucunda kadın ve erkek akademisyenlerin sivil hayatlarında ve mesleki liderlik becerilerinde farklılıklar bulunurken, mesleki liderlik davranış boyutlarında anlamlı bir fark gözlenmemiştir.Anahtar Kelimeler: Liderlik, Cam Tavan, Yöneticilik
Örgütlenme ve terörizm bağlamında Lozan Barış Konferansı'nda Ermeniler ve sonrasında Ermeni diasporasının faaliyetleri
Bu çalışmamızda, Lozan Anlaşması'nın imzalanması ile hukuken sona eren Ermeni sorununun yaklaşık elli yıl sonra sözde soykırım iddiaları ileri sürülerek terör yoluyla tekrar canlandırılması ele alınmıştır. Ve bu canlandırılmada dünyanın dört bir tarafına dağılmış diaspora Ermenilerinin etkisi incelenmiştir. Ayrıca sonuç çıkarma ve yorumlar yapma temel metodoloji olarak benimsenmiştir. Bu çerçevede ilk olarak terör ve terörizm kavramları hakkında genel bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Aynı bölümün devamında tarihi bir perspektif açısından Ermeni sorunu, Ermenilerin örgütlenmesi ve Ermeni terör hareketleri ele alınmıştır. Daha sonraki bölümde Lozan Konferansında Ermeni sorunu ve bu sorunun Ermeniler hakkında hiçbir hüküm yer almayacak şekilde sonuçlanma süreci anlatılmıştır. Son bölümde ise Ermeni diasporası, örgütlenme ve terörizm bağlamında çalışılmıştır. Bu süreçte sözde soykırım iddialarından hareketle Türkleri hedef alan Ermeni terörü, Ermeni diasporası adıyla yaptığı olaylar, gelişmeler ve sonuçlar açıklanmaya çalışılmıştır.
Türkiye'de özelleştirme: 4/c geçici personel statüsünde çalışanlar ve özlük hakları
Türkiye'de özelleştirme, özellikle 2001 krizinden sonra hız kazanmış ve krizle küçülen ekonomi, özelleştirilmesi sağlanan Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile büyük gelirler elde etmiştir. Devlet, özelleştirme sonrası Kamu İktisadi Teşebbüslerinde çalışırken hizmet akitleri sona erecek olan çalışanlarına 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamındaki 4/C Geçici Personel kadrosuna geçme imkânı sunmuştur. Bu kadro kamu işverenine minimum maliyet sağlayan, çalışanı memur ve diğer kamu görevlileri dışında bırakan, sözleşmeyle çalıştıran fakat işçi de saymayan, güvenceli iş tanımından uzak, sınırlı yasal düzenlemelere sahip istisnai bir istihdam şeklidir. Çalışmamız, özelleştirme sonrasında statüsü 4/C'ye dönüştürülmüş ve halen bir kamu kuruluşunda bu statüde çalışanlar üzerinde uygulanan bir anketle özlük haklarına yönelik durum tespiti yapmayı, çalışanların sendikal örgütlenmeye olan inançlarını ölçmeyi amaçlamıştır. Anket sonuçları incelendiğinde katılımcıların özlük haklarında yaşanan eşitsizliğe, iş güvencesizliğine dair kaygıları öne çıkmıştır. Çözümün sendikal örgütlenmede olduğuna inanmalarına rağmen sendikaların pasif tutumu sebebiyle katılımcıların sendikaya mesafeli duruşu göze çarpmaktadır.
Eğitim çalışanlarının sendikalara ilişkin görüşlerinin belirlenmesi
Sendikalar üyelerinin; ücret, çalışma şartları, ekonomik ve sosyal pozisyonlarını geliştirme amacı güden kuruluşlardır. Bu araştırmada; sendikaların tanımına ve geçmişteki kazanımlarına uygun olarak, eğitim çalışanlarının günümüzdeki sendikalara ilişkin görüşleri ve beklentileri tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın evrenini 2018/2019 eğitim öğretim yılında İstanbul ilindeki resmi okullarda görev yapan öğretmen ve müdür yardımcıları oluşturmaktadır. Buna göre araştırmanın katılımcıları, eğitim iş kolunda faaliyet gösteren ve AÇSHB'nın 07.07.2018 tarihli resmi gazetede yayımlanan 2018 Temmuz istatistiklerine göre, üye sayıları en fazla olan Eğitim Bir-Sen, Türk Eğitim-Sen, Eğitim-Sen, Eğitim-İş sendikalarının İstanbul'daki üyeleri arasından seçilmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış olup, katılımcılara araştırmacı tarafından geliştirilmiş yarı yapılandırılmış altı soru yöneltilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen veriler; içerik analizi ile analiz edilmiştir. Araştırmada öne çıkan en önemli sonuçlardan birisi; eğitim iş kolundaki sendikaların ekonomik, sosyal ve özlük hakları konusunda ve eğitimin sorunlarının çözümü konusunda daha geniş kesimleri içine alacak ortak çalışmalar yapmaları önerilebilir. Diğer bir önemli sonuç ise; eğitim çalışanlarının sendikalara üye olmadan önce sendika tüzüklerini okumaları, sendikaların sendikal duruş, faaliyet, kazanım ve etkililiklerini öğrendikten sonra belirli bir sendikal bilinç üzerinden sendikalara üye olmaları önerilebilir. Anahtar kelimeler: Sendika, Örgütlenme, Kamu Sendikaları, Eğitim Sendikaları, Toplu iş sözleşmesi
27 Mayıs Döneminde İzmir'de siyasi parti örgütlenmeleri (1960-1965)
1950 seçimleriyle iktidara gelen Demokrat Parti, 27 Mayıs 1960 darbesine kadar ülkeyi yönetmiştir. 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi'nden evvel yaşanan 15 Mayıs 1960 tarihli Demokrat Parti İzmir mitingine on binlerce İzmirli katılarak Adnan Menderes'e olan bağlılığını bildirmiştir. 1960 darbesinin Demokrat Parti iktidarına karşı yapılmış olması İzmir'in önemini arttırmaktadır. 27 Mayıs'ın yaşanmasıyla birlikte Demokrat Parti'nin destekleyicisi olan İzmir'de askeri önlemler artmıştır. 27 Mayıs 1960 sonrası yeniden yapılanma sürecinde yaşanan gelişmeler, 10 Ekim 1965 genel seçimlerine kadar uzanan dönemde önemli izler bırakmıştır. Bu çalışmada 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi ile başlayan dönemde 1961 anayasasının halkoyuna sunulması, 15 Ekim 1961 genel seçimleri, 17 Kasım 1963 yerel seçimleri ve 10 Ekim 1965 genel seçimleriyle sona eren 1960-1965 yılları arasındaki dönemde siyasi partilerin İzmir'deki faaliyetlerine yer verilmiştir.
Türkiye'de sendikaların örgütlenme ve temsil sorunları
ÖZET Sendikacılık, temel yapısal değişim faktörleri olan toplumsal, ekonomik yapılar ve üretim tekniklerindeki değişimlerle daima etkileşim içindedir. Özellikle son yıllarda yaşanan bu değişimler sendikaların örgütlenme gücünü ve üyelerini temsil etmedeki yeterliliklerini zorlamış, 19.yüzyılın geleneksel sendika görüntüsünü yok ederek sendikal harekete yeni boyutlar getirmiştir. Küreselleşme olarak adlandırılan bu değişim süreci dünyada ve Türkiye'de istihdamın yapısı ve kullanımı üzerinde gözlemlenebilir değişimler meydana getirmiştir. Yeni teknolojilerin devreye girmesiyle işgücü talebinin biçimi değişmiş, niteliksiz işgücünün yerini, bilgi düzeyi yüksek, eğitilmiş işgücü almıştır. İstihdamın yapısındaki bu değişim çalışma biçim ve koşullarının değişmesiyle daha da artmıştır. Endüstride istihdam azalırken, daha çok nitelikli işgücü gibi sendikaya çok az ilgi duyanların yer aldığı hizmet sektöründeki istihdam artışı ve ortaya çıkan yeni çalışma türleri (esnek zamanlı, kısmi zamanlı çalışma gibi), sendikalar için geçmişte olduğundan daha etkili bir örgütlenme sorununu ortaya çıkarmıştır. Bu yapısal değişiklikler, sendikaların varolan üyelerinin hak ve menfaatlerini koruma ve geliştirme güçlerini de zayıflatmıştır. Özelleştirme ve alt işveren uygulamaları da, sendikaların Örgütlenme alanlarım daraltmaktadır. Devlet, işveren rolünden giderek uzaklaşmakta, bu durum kamu kesiminde büyüyen ve gelişen sendikacılığı bir varolma savaşıyla karşı karşıya bırakmaktadır. Diğer taraftan sendikaların, hem işyeri koşullan hem de çalışanların niteliklerinin değişmesi sonucu ücret ve çalışma koşullarının esnekleştirilmesi gibi yeni toplu pazarlık konulan ile karşı karşıya kalması, özel kesimdeki işçi-işveren uzlaşmazlıklarım da arttırmaktadır. Yaşanan tüm bu değişimler, Türkiye'deki sendikal yapılarda köklü bir değişiklik yapılmasını zorunlu hale getirmiştir. Eski sendikal yapılanmalar günümüz sendikalarının örgütlenme ve temsil sorunlarına çözüm üretmekte yetersiz kalmaktadır. Sendikaların birer sivil toplum örgütü olarak üzerlerine düşen görevleri yerine getirebilmeleri ancak bu değişimle mümkün olabilir. Ill
Demokrat Parti döneminde CHP'nin İzmir örgütlenmesi ve seçimler
Türk siyasi tarihinde önemli bir konuma sahip olan İzmir, 14 Mayıs 1950 milletvekili genel seçimleri ve 3 Eylül 1950 mahalli seçimleri neticesinde, genel ve yerel idaredeki temsiliyet hakkını on yıl süreyle Demokrat Parti'nin ellerine bırakmıştır. 14 Mayıs 1950 seçimleri sonrası CHP İzmir il örgütünde yaşanan yeniden yapılanma sürecinde ise, 27 Mayıs 1950 askeri müdahalesine dek uzanan yeni bir yönelim ortaya çıkmış ve bu süreçte yaşanan gelişmeler, Türk siyasi hayatında kayda değer izler bırakmıştır.Bu noktada, ?Demokrat Parti Döneminde CHP'nin İzmir örgütlenmesi ve Seçimler? isimli tez çalışması, Türk siyasi tarihi içerisinde yerel teşkilatlanmaların en yoğun faaliyet dönemi yaşadığı 14 Mayıs 1950 seçimlerini başlangıç temel alıp, iktidar koltuğunu muhalefete devreden tek parti iktidarının mahalli teşkilatlanma sahalarından biri olan İzmir örneğini incelemiştir.Çok partili siyasi hayata geçiş sürecine dek İzmir'in siyasi profilinin aktarıldığı giriş bölümünün ardından, CHP il örgütünün iktidardaki son faaliyetlerine değinilmiş, muhalefet sürecinde yaşanan gelişmeler; genel ve mahalli seçimler ile teşkilat kongreleriyle bağlantılı aktarılmış, 27 Mayıs 1960 askeri darbesine giden süreçte yaşananlar ve darbenin İzmir siyasi hayatına etkileri ile tez çalışması sonlandırılmıştır.
Türkiye'de gazetecilik mesleğinin güvencesizleşme süreci
Bu araştırma Türkiye'de gazetecilik mesleğinin güvencesizleşme sürecini, çalışma ilişkilerinde yaşanan güvencesizleşmeyi ve buna bağlı olarak mesleki pratiklerde meydana gelen değişimi anlamaya yönelik yapılmıştır. Yapılan çalışmayla Türkiye'de gazetecilik mesleğindeki güvencesizleşme sürecini çalışma koşullarında yaşanan kötüleşmeler üzerinden açıklamak ve buna bağlı olarak mesleki pratiklerde meydana gelen dönüşümü ve gazetecilerin bu duruma yönelik mücadelesini anlamlandırabilmek amaçlanmaktadır. Bu kapsamda öncelikle güvencesizleşme kavramı, güvencesizleşmenin tarihsel süreci, mesleklerin profesyonelleşmesi ile güvencesizleşme arasındaki ilişki ve güvencesizleşme sürecine yönelik örgütlenme pratikleri kavramsal çerçevede açıklanmıştır. Sonrasında gazetecilik mesleğinin profesyonelleşme süreci ve 1980 sonrası neoliberal politikalarla birlikte alanda görünürlüğünü artıran güvencesizleşme tartışılmıştır. Bulgular kısmında nitel ve nicel veri toplama tekniklerinin bir arada kullanılmasına imkân tanıyan karma yöntem kullanılmıştır. Yazılı, görsel, dijital ve serbest alanda, ulusal düzeyde gazetecilik faaliyetini yürüten 209 kişiyle online anket yapılmış, 15 gazeteciyle ise derinlemesine mülakat gerçekleştirilmiştir. Anket ve mülakatlardan elde edilen veriler karma yöntemin açıklayıcı ardışık sıralı desenine göre değerlendirilmiştir. Öncelikle düşük ücretler, işsizlik, sendikasızlaşma, sosyal haklarda gerileme, esnek istihdam, çalışma sürelerinin ve yoğunluğunun artışı gibi çalışma koşullarında meydana gelen güvencesizleşme süreci incelenmiş, sonrasında ise bu sürecin mesleki pratiklerde meydana getirdiği uzmanlaşma, vasıfsızlaşma, editoryal bağımsızlık başlıkları ele alınmıştır. Bununla birlikte gazetecilerin tüm bu sürece yönelik nasıl bir mücadele ortaya koydukları, bu mücadelenin hangi düzeyde (bireysel/örgütsel) seyrettiği gazetecilerin deneyimleri üzerinden açıklanmıştır. Yapılan çalışmanın sonucuna göre ücret, istihdam, sosyal haklar, çalışma süresi ve yoğunluğu gibi çalışma ilişkilerine yönelik unsurlarda güvencesizleşmenin arttığı, bu durumun uzmanlaşma, eğitim, editoryal bağımsızlık gibi mesleki pratikleri olumsuz yönde etkilediği, buna yönelik gazetecilerin güçlü bir örgütlenme ortaya koyamadıkları bulgulanmıştır.
Türkiye'de tarımsal üretici örgütlenmesi ve yapısal sorunlar
Bu çalışma ile Ülkemizdeki tarımsal üretici örgütlerinin mevcut yapısını ortaya koymak ve tarımsal üretici işletmelerinin sorunlarını tespit ederek çözüm önerilerinde bulunmak olacaktır. Bunun yanında bu işletmelerin hangi yasal düzenlemelerle kuruldukları, kuruluşlarındaki amaçlarının neler olduğu ve bu kuruluşların birbirleriyle olan ortak ve ayrılan yönlerinin neler olduğunun tespit edilmesine yönelik bir çalışma gerçekleştirilmiştir.
Türkiye'de sağlık hizmetlerinin yapılanmasında özel hastahanelerin hukuki açıdan yeri ve gerekliliği
Türkiye'de sağlık hizmetlerinin yapılanmasında özel hastahanelerin hukuki açıdan yeri ve gerekliliği* Türkiye'deki mevcut sağlık hizmetlerinin yapılanması içerisinde özel hastahanelerin hukuki dayanakları vardır. Söz konusu hukuki dayanaklar oldukça eskilere uzanmaktadır. Başta T.C. Anayasası olmak üzere, diğer çok sayıdaki yasalarda hususi hastahanelerin kurulması ve çalışması ile ilgili değişik kurallar bulunmaktadır. Bu nedenle Türk Hukuk Sisteminde ve sağlık hizmetlerinin yapılanmasında özel hastahanelerin varlığı kamu hastahanelerinin varlığı kadar yasal ve meşrudur. Türk Hukuk Sisteminde ve sağlık hizmetlerinin yapılanmasında yasal ve meşru olan özel hastahaneler; aynı zamanda yönetim, verimlilik ve ekonomik nedenlerle de gereklidir. Ayrıca, sağlık hizmetlerinde rekabet ortamı oluşturulmalıdır. Türkiye'de sunulan kamu sağlık hizmeti verimsiz ve yetersizdir. Gerek vatandaşları gerekse sağlık personelini memnun etmemektedir. Nüfus artışı ve bürokrasi sağlık hizmetlerini olumsuz yönden etkilemiştir. Devletin kamu sağlık hizmetleri için ayırdığı kamu kaynakları kıt ve yetersizdir. Devletin sunduğu kamu hizmeti alanı çok geniş olmakla birlikte sahip olduğu ekonomik kaynak azdır. Vatandaşların kamu sağlık hizmetleriyle ilgili yakınmaları ve şikayetleri sürekli gündeme gelmektedir ve medyada sık sık yer almaktadır. Türkiye'deki sağlık hizmetlerinin sorunlarının çözümü için özel sağlık kuruluşlarının ve özel hastahanelerin devlet tarafından teşvik edilmesi ve yaygınlaştırılması teklif edilmektedir. Özel hastahaneler özel sektörün pozitif katkılarıyla, rekabet ortamında, yüksek tıp teknolojisi kullanarak, hasta memnuniyetini sağlayarak, kaliteli, verimli ve düşük maliyetli sağlık hizmeti sunumuyla hem devletin sağlık alanında en büyük yardımcısı olacak; hem de vatandaşın sağlıklı yaşamasına katkıda bulunacaktır. Bu nedenle, devlet özel hastahanelerin yaygınlaştırılmasını teşvik edici politikalar üretmeli ve gerekli yasal düzenlemeleri yapmalıdır, özel hastahanelere olumsuz önyargı ile yaklaşılmamalıdır.
Türk basınında örgütlenme çabaları: Örnek olay basın konseyi
298 ÖZET Batılı ülkelere göre, gazeteyle geç tanışan Türk basınında örgütlenme çabalan II. Meşrutiyetin getirdiği özgürlük ortamıyla birlikte başlamıştır. İlk örgütlenme girişimi çeşitli nedenlerden dolayı başarısızlıkla sonuçlanmıştır; ancak Cumhuriyetin ilanını takip eden yıllarda Türk basınında çok sayıda cemiyet, demek ve sendika kurulmuştur. Bu örgütlenmelerin dışında, gazetecilerin kendi kendilerini denetim amacıyla ilk defa biraraya gelmeleri ve bir özdenetim modeli kurmaları, 27 Mayıs 1960 Askeri Harekatt'ndan sonra olmuştur. Kurulan bu özdenetim modelinin adı Basın Şeref Divanı'dır ve bu Divan kısa sürede işlevini ve gazeteciler üzerindeki denetimini yitirmiştir. Özdenetim mekanizmasının kurulmaya başlanmasıyla birlikte Batılı ülkelerde çok önceleri başlayan etik tartışmalar, Türk basınında da gündeme gelmeye başlamıştır. 12 Eylül 1980 Askeri Harekatı'nın ardından, yukarıdaki örgütlenmelerin dışında Türk basını için yeni bir model aranmış ve Basın Konseyi'nin kurulmasına karar verilmiştir. Basın Şeref Divanı gibi Basın Konseyi de Askeri Harekatın ardından, bir zorunluluktan doğmuştur. Basın özgürlüğü için çalışmak, basının saygınlığını ve güvenirliğini sağlamak amacıyla kurulan Basın Konseyi, kuruluş çalışmalarının başladığı günden bu yana tartışılmış ve eleştirilmiştir. Basın Meslek İlkelerini uygulamaya ve gazeteciler için ahlâki standardı oluşturmaya çalışan Basın Konseyi'nin yaptırımı da sadece teşhirden ibarettir. Diğer mesleki örgütlerden farklı işlevlere sahip olan Konsey, her geçen yıl kamuoyunda biraz daha tanınmaktadır. Güçlü bir örgütlenmenin eksikliğinin hissedildiği Türk basınında, Basın Konseyi umut olmayı sürdürmektedir.
Vergi yönetimi kavramı örgütlenmesi ve ülkemiz açısından etkinlik sorunu
ÖZET Vergi yönetimi, kamu yönetimi içinde yer alan mali yönetimin bir alt bölümüdür. Kavram olarak süreç veya örgüt anlamında kullanılmaktadır. Biz bu çalışmamızda vergi yönetimini örgüt anlamında ele alarak yönetimin etkinliğini inceleyeceğiz. Vergi yönetiminin örgütlenme şekli ülkeden ülkeye değişmekle beraber yaygın olan uygulama mali yönetimden ayrı ve bağımsız örgütlenmedir. Bu da merkezde "Bakanlık" veya "Müsteşarlık" düzeyinde taşrada ise bölge düzeyinde gerçekleştirilmektedir. Vergi yönetiminin bazı işlevleri vardır. Yönetimin, bu işlevleri yerine getirilebilmekdeki başarı derecesi yönetimin etkinliği olarak tanımlanır. Ülkemizde vergi yönetimi diğer ülkelerdeki yaygın uygulamanın tersine merkezde "Genel Müdürlük" taşrada ise "il ve ilçe" düzeyinde örgütlenmiştir. Bu ise uygulamada önemli sorunların ortaya çıkmasına dolayısıyla vergi yönetiminin etkinliğinin azalmasına neden olmaktadır. Bu çalışmada vergi yönetiminin örgütlenmesinden kaynaklanan sorunlar ortaya konarak çözüm önerileri geliştirilecektir.
Yönetim ve örgütlenme süreçlerinde ulusal kültür etkisi: İşletme yöneticilerinin kültürel görüş açıları üzerine uygulamalı bir araştırma
Yönetim ve örgütlenmeye ilişkin olarak belirli kültürlerde, özellikle A.B.D. ve Batı Avrupa'da, etkililiği kanıtlanmış kuram, yöntem ve modeller, farklı varsayımlar ve değerlerin egemen olduğu kültürlerin farklı koşullarında etkililik göstermemektedir. Kültürlerin toplulukları etkileyip, onları farklı davranış biçimlerine yönelttikleri, yani farklı kültürlerde yaşayan insanların, benzer konu ya da koşullar altında farklı tepkiler verdikleri gerçeği ortada olduğuna göre, yönetsel/örgütsel alana ilişkin olarak, Batılılar tarafından üretilen kuram, yöntem ve modellerden yola çıkarak; onların önerdiği ve evrensel olduğunu iddia ettikleri biçimde yönetim stilleri geliştirme ve bu doğrultuda insan kaynaklan yönetim stratejileri oluşturma eğilimi; yanlış, yanıltıcı uygulamalar ve sonuçlar doğurabilecektir. Bu gerçekler, bizi, yönetim ve örgütlenmenin toplumsal teknolojisini oluşturma gerekliliği noktasına getirmektedir. Bu gerekliliğin çıkış noktası da, kaçınılmaz olarak, kültürel özelliklerin ve farklılıkların ortaya konulması ve açıklanabilmesidir. Bu amaca bir katkı olmak üzere, çalışmamızda, içinde yer aldığımız uluslararası bir araştırma projesi bağlamında, yeni geliştirilen bir ölçüm aracıyla (cultural perspectives questionnaire-CPQ4}Jl.oluşturulan örneklem çerçevesinde, işletme yöneticilerinin; öncelikli çalışma biçimi, insanların doğası, insanlararası ilişkiler ve insan-doğa ilişkisi kültürel boyutlarında eğilimleri ortaya konmuş ve yorumlanmıştır.
İnsan kaynakları yönetiminde öğretmenlerin örgütlenme hakkı
Yapılan çalışmada İnsan Kaynakları Yönetimini Değerlendirme ve Öğretmenlerin Örgütlenme Haklarını Değerlendirme isimli ölçekler uygulanmış ve bu ölçeklerin demografik özelliklerle ilişkisi araştırılmıştır. Bu amaçla 2009?2010 eğitim-öğretim yılında, İstanbul ili, Küçükçekmece ilçesinde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı 18 devlet ve 7 özel okulda çalışan 500 öğretmen ve idarecilere üç bölümden oluşan anket formu uygulanmıştır. Anketin birinci bölümünde, katılımcılar ile ilgili kişisel veriler toplanmış, ikinci bölümde, araştırmacı tarafından geliştirilen ve 8 sorudan oluşan ?İnsan Kaynakları Yönetimini Değerlendirme ? isimli anket uygulanmış, üçüncü bölümde ise yine araştırmacı tarafından geliştirilen ve 13 adet sorudan oluşan ?Öğretmenlerin Örgütlenme Haklarını Değerlendirme? isimli form uygulanmıştır.Yürütülen çalışma sonucunda İstanbul ilinde Küçükçekmece ilçesinde özel veya devlet okulunda görev yapan öğretmenlerden herhangi bir mesleki sendikaya üye olan öğretmenlerin çoğunlukla Türk Eğitim Sen ve Eğitim Sen'e üye oldukları, üyeliklerinin ortalama 6 yıllık olduğu görülmüştür. Herhangi bir mesleki sendikaya üye olmayan öğretmenlerin genellikle sendikaların daha çok siyasal nitelikli olduğunu düşünmelerinden ve ekonomik nedenlerden dolayı sendikaya üye olmadıkları görülmüştür.Özel öğretim kurumunda görev yapan öğretmen/idarecilerin özel öğretim kurumları kanun'unda sendikal örgütlenmenin serbest veya yasak olmaması konusu hakkında bilgilerinin olmadığı ya da güncel bilgilerinin olmadığı görülmüştür.İnsan kaynakları yönetiminin değerlendirmesinde genel olarak devlet okulunda görev yapan öğretmen/idarecilerin özel okullarda görev yapanlara göre İK yönetiminin faydalı olacağına daha çok inandıkları görülmüştür. Ayrıca devlet ya da özel okulda görev yapmanın öğretmenlerin örgütlenme haklarını değerlendirmesinde genel olarak görüş farklılığına neden olmadığı görülmüştür.İnsan kaynakları yönetiminin değerlendirmesinde genel olarak kadın öğretmen/idarecilerin erkek öğretmen/idarecilere göre İK yönetiminin faydalı olacağına daha çok inandıkları, ayrıca erkek ya da kadın öğretmen/idareci olmanın öğretmenlerin örgütlenme haklarını değerlendirmesinde genel olarak görüş farklılığına neden olmadığı görülmüştür.İnsan kaynakları yönetiminin değerlendirmesinde genel olarak öğretmen/idarecilerin mesleki kıdemlerinin arttıkça İK yönetiminin faydalı olacağına inandıkları, ayrıca öğretmen/idarecinin mesleki kıdemi ne olursa olsun öğretmenlerin örgütlenme haklarını değerlendirmesinde genel olarak görüşlerinin benzer olduğu görülmüştür.İnsan kaynakları yönetiminin değerlendirmesinde genel olarak sendika üyesi olmayan öğretmen/idarecilerin mesleki sendikaya üye olanlara göre İK yönetiminin faydalı olacağına daha çok inandıkları, bunun yanında öğretmenlerin örgütlenme haklarını değerlendirmesinde sendika üyesi olan öğretmen/idarecilerin daha çok görüş birliği sağladıkları görülmüştür.
İnsan kaynakları yönetiminde kavramlar, ilkeler, örgütlenme ve planlama
İnsan kaynakları yönetimi, kuruluşların en önemli kaynakları olan insan kaynaklarını yönetme sürecidir. Bu süreçte, çalışanların işe alınması, eğitimi, performans yönetimi, kariyer planlaması, motivasyonu ve memnuniyeti gibi pek çok konu ele alınmıştır. Bu tezde, insan kaynakları yönetimi kavramları, ilkeleri, örgütlenme ve planlama konuları ele alınmıştır. İnsan kaynakları yönetimi, işletmelerin başarısında büyük rol oynar. İyi yönetilen insan kaynakları, işletmenin verimliliğini artırırken, kötü yönetilen insan kaynakları ise işletmenin başarısını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, insan kaynakları yönetimi konusu, işletme yönetimi için son derece önemlidir. İnsan kaynakları yönetimi için bazı temel kavramlar bulunmaktadır. Bunlar arasında işe alım, eğitim, performans yönetimi, kariyer planlaması, motivasyon, memnuniyet gibi kavramlar bulunmaktadır. Bu kavramlar, insan kaynakları yönetimi sürecindeki farklı aşamaları ifade etmektedir. İnsan kaynakları yönetimi ilkeleri, işletmelerin insan kaynakları yönetimi sürecinde uyması gereken temel prensiplerdir. Bu prensipler arasında adil işlem, şeffaflık, işletme stratejileri ile uyumlu olma, çalışanların katılımı ve işletme kültürüne uyum gibi prensipler bulunmaktadır. İnsan kaynakları yönetimi örgütlenme ve planlama, insan kaynakları yönetimi sürecinin uygulanmasında son derece önemlidir. İnsan kaynakları yönetimi bölümü, işletme içinde özerk bir yapıya sahip olmalı ve tüm işletme süreçlerine entegre edilmelidir. Ayrıca, insan kaynakları yönetimi sürecinin planlanması ve uygulanması da işletme başarısı için son derece önemlidir. Sonuç olarak, insan kaynakları yönetimi konusu, işletme yönetimi için son derece önemlidir. Bu tezde, insan kaynakları yönetimi kavramları, ilkeleri, örgütlenme ve planlama konuları ele alınmış, işletmelerin insan kaynaklarını verimli bir şekilde yönetmelerine katkı sağlanması amaçlanmıştır.
Türkiye' de öğretmen örgütlenmeleri ( 1960-1980)
Bu çalışmanın konusu 1960-1980 yılları arasında kurulan ve aynı dönemde kapatılan öğretmen örgütlenmelerinin mücadele tarihidir. Öğretmen örgütlerinin 1960-1980 dönemindeki teşkilatları, kuruluş amaçları ve savundukları fikirler yönü ile bölümlere ayrılarak anlatılmıştır. Toplumlarıngelişiminde de öncü olmak isteyen öğretmenlerin bir araya gelerek daha güzel bir yaşam, bir ülke ve dünya oluşturma hareketi olan örgütlenme mücadelesi bazı engellerle karşılaşsa da 1908?den beri devam etmiştir. Türkiye?de öğretmen mücadelesinin 120 yıl gibi bir geçmişi mevcuttur. Sendikalaşmanın ilk yaşandığı 1965 yılı önemli bir başlangıç noktasıdır. İzleyen süre içinde onlarca öğretmen sendikası kurulmasına rağmen kısa bir süre sonra 1971?de Anayasa?da yapılan değişiklikle tüm öğretmen sendikaları kapatılmıştır. Daha sonra, öğretmen dernekleri olarak kurulan yapılarda siyasal gruplaşmaların olduğu görülmekle birlikte 1980?den sonra bu derneklerin kapatılması ile 1990?larda tekrar öğretmen sendikaları olarak kurulmuştur. Öğretmen örgütlenme mücadelesi, çeşitli aksamalar ile birlikte halen sürmektedir.Bu çalışmada ilkin örgütlenmesini tamamlayan Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu?nu ele alınmıştır. Dönemin bazı bürokratlarını içinde barındırsa da ve bu yüzden pasiflikle suçlansa da içinde Köy Enstitü?lü öğretmenlerin bulunması; bu öğretmenlerin birliktelik oluşturma ve sendikalaşma faaliyetlerini başlatmaları önemlidir. Daha sonra ele alınanTürkiye Öğretmenler Sendikası?nın on binlerce öğretmeni bünyesine alması, üyesi olsun veya olmasın tüm öğretmenleri, halkı da bilinçlendirerek v?aydınlatarak? etkinliklere katılması anlatılmıştır. TÖS, denildiğinde Fakir BAYKURT ismi öne çıkmaktadır. Genel başkanı olduğu TÖS?ün gelişiminde önemli roller üstlenmiştir.Daha sonra kurulan Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) kuruluşu, faaliyetleri, yayınları, diğer bir bölümün konusudur. TÖB-DER, ülkede yaşanan siyasi çatışma arenasından etkilenmiştir.1980 askeri darbenin ardından yargılanan dernek kapatılmış ve yöneticileri ile onlarca üyesine çeşitli sürelerde hapis cezası verilmiştir. TÖB-DER?in taşınmazları hazineye devredilmiştir. Son bölümde diğer sendika ve derneklerin kuruluş ve etkinliklerine yer verilmiştir. Bu bölümde yer alan sendika ve dernekler diğer bölümdekilere göre fazlaca bir etkinlik ve varlık gösterememişlerdir.Öğretmen örgütlerinin, Türkiye?de en etkin oldukları dönem olan 1960-1980?lerin siyasi, sosyal ve ekonomik olaylarını incelerken sebep ve sonuçlar itibari ile sorumlulukları nelerdir, amaçları doğrultusunda hareket etmişler midir vb. soruların cevapları aranmıştır. Çalışma ile ilgili yapılacak eleştiri ve katkıların araştırma konusunu zenginleştireceği açıktır.Anahtar Kelimeler: Türkiye Öğretmenler Sendikası, TÖS, Dernekler, Öğretmen Dernekleri, Fakir BAYKURT, TÖB-DER, TÖDMF, Örgütler, MTÖS, TÜMOD, Sendikalar
Cumhuriyet Halk Partisi'nin doğu örgütlenmesi (1923-1950)
Cumhuriyet Halk Partisi'nin Doğu Örgütlenmesi (1923-1950)'nin konu edildiği bu çalışmada, öncelikle Cumhuriyet'ten evvel oluşan örgütlenme faaliyetlerinin hangi ölçekte olduğu, dönüşümsel olarak CHP'nin örgütsel tabanını nasıl hazırladığı anlaşılmaya çalışıldı. Meşrutiyet ve Milli Mücadele dönemlerinde oluşan deneyimlerin, CHP yöneticilerinin kararlarını nasıl etkilediği açıklanmak istendi. Parti'nin örgütlenme konusunda genelde yurt çapında özelde ise Doğu bölgelerinde geçirmiş olduğu değişimler, 1930 öncesi, 1930'lar ve 1943 sonrası evreler olarak ele alındı. Doğu bölgesinin siyasi temsilcilerinin toplumsal kökenleri hakkında yapılan analizler sonucunda, CHP'nin bölgede dayandığı toplumsal katmanların özellikleri belirtildi.Araştırmada mümkün olduğunca birincil kaynakların kullanılmasına özen gösterildi. 1950 Öncesi yayınlanmış eserlerden, yazışma belgelerinden ve de basından faydalanıldı. Parti-Örgüt-Doğu denkleminin dışına çıkmadan mevcut kaynaklar incelenip çıkarımlarda bulunuldu. Konuya soyut ve kavramsal yöntemlerle yaklaşılmayıp analize dönük bir yöntem tercih edildi. Doğu örgütlenmesindeki gelişmeler, dönemin koşulları göz ardı edilmeden uygun tarihsel bir fon içerisinde verildi.Anahtar Kelimeler: CHP, Tek Parti Dönemi, CHP Örgütü, CHP'nin Doğu Örgütlenmesi.
İzmir Pedagojik Danışma Kurulu çalışmalarının basında ki yansımaları
Tarihte Ege Bölgesi ve İzmir' antik değerlere sahip bir coğrafi bölge olarak eski kültür ve medeniyetlere beşiklik yapması ve bugünkü Batı Medeniyeti'nin temelini oluşturan yerlerden biri olması açısından önem kazanmıştır. İstanbul'dan sonra ülkenin önde gelen sanayi ve ticaret merkezi olarak Anadolu'nun en önemli liman şehri olan İzmir ve bölgesinde eğitim ve kültürel hayat daima canlı olmuştur. Bu nedenle İzmir'de meydana gelen çeşitli eğitim ve kültürel hareketler günümüz içinde ışık tutacak nitelikte olması açısından önem kazanmaktadır.İzmir'de Eğitim ve öğretimdeki bu yenilik ve öncü hareket ilköğretim meseleleri üzerine olmuştur. Bu süreçte ortaya çıkan ?Pedagojik Danışma Kurulu? çalışmaları bir çeşit ?Eğitim Hamlesi? ya da ?Meslek Hareketi? olarak ele alındı ve uygulandı. Bu amaçla 24-25 Eylül 1949 tarihinde Bergama, Kınık ve Dikili öğretmenleriyle Bakırçay Havzası'nda 200'den fazla öğretmen tarafından Bergama Halkevi'nde üç gün süren Bergama I.Pratik Eğitim Kongresi yapıldı.Bu faaliyetin sonucunda İzmir'de ilk defa ilkokul öğretmenleri örgütlü bir toplantıya kavuşmuş oldu.Böylece İzmir'de 1950-1956 yılları arasında uygulanan Pratik Eğitim Kongreleri çalışmaları, eğitim ve öğretime ilişkin kararların bakanlık merkez teşkilatının dışında taşrada uygulayıcılarının ve katılımcılarının da o mahalli bölgede çalışan eğitimcilerin oluşturduğu önemli bir ?Mahalli Eğitim Uygulaması?nın Türkiye'deki ilk ve tek örneğidir.Genel olarak Türk Eğitim Tarihi içerisinde çalışmaları ile önemli bir yer tutan ?Pedagojik Danışma Kurulu Çalışmaları? eğitim ve öğretimde çalışmaların sistemli hale getirilmesinde, kalitenin artırılmasında ve işbirliğinin sağlanmasında geçmiş dönemlerde uygulanan ilk ve tek ?örnek bir model? olarak yer almıştır.Anahtar Kelimeler: İzmir, Eğitim-Öğretim, Pedagoji, Eğitim Tarihi
Örgütlü suçluluk ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu (TCK m. 220)
İnsanlar ilkçağlardan beri hedefleri doğrultusunda daha başarılı olmak için örgütlenme yoluna gitmişlerdir. Hayatın her alanında, örgütlenen insanoğlu istediği sonuçlara daha çabuk ulaşabilmiştir. Nitekim modern anlamda devletin oluşumu ile ilgili olarak da, insanların kendi özgürlüklerini kısıtlayarak örgütlenmesi ve gücü devlet denilen tek elde toplamasından bahsedilir.Ancak örgütlenme sadece insanoğlunun yararına olarak işlememiştir. İlk bilinen devletler ile birlikte suçlar da örgütlü olarak işlenilmiş ve bu sayede suç gelirleri elde edilmiştir. İşte suçlar örgütlü olarak işlenilmeye başlanıldığından beri, bunu engellemek amacıyla bu örgütlenmelere karşı mücadele hep var olmuştur.Bu çalışmada öncelikle örgütlü suçluluğun tarihçesi ve genel özelliklerinden bahsedilecektir. Bu çerçevede örgütlü suçluluk türleri irdelenecek ve belirleyici özellikleri anlatılmaya çalışılacaktır. Daha sonra ise örgütlü suçluluğun en temel şekli olan ?Suç İşlemek İçin Örgüt Kurma? suçu unsurlarıyla incelenecektir.
Merkezi yönetimin Avrupa Birliği'ne uyum çalışmalarının yerel düzeyde örgütlenmesi: Antalya Valiliği örneği
Kuruluş yasası itibariyle Avrupa Birliği Bakanlığı için taşraya yönelik uygulamaları yürütecek yerel düzeyde bir yapılanma öngörülmemiştir. Ancak, AB'ye üyelik sürecinin getirdiği yükümlülükler ve sürecin kazanımları, sadece merkezî düzeydeki kuruluşları değil, özellikle uygulama aşamasında yereli de yakından ilgilendirmektedir. Türkiye'nin adaylık statüsü elde etmesiyle birlikte başlayan ve yerel düzeyde faaliyet gösteren aktörlerin AB program ve politikalarının yaygınlaşmasına hizmet eden projeler uygulanmasına imkân sağlayan hibe programları, AB sürecine özellikle son 10 yılda yerelin de aktif katılımını sağlamıştır. Çalışma, hali hazırda birçok eksik ve süregiden belirsizliğe rağmen, sözkonusu sürede valilikler bünyesinde kurulan AB birimlerinin yürüttüğü proje, eğitim ve organizasyon faaliyetlerinin, ayrıca Avrupa Birliği Bakanlığı'nın bu birimler aracılığıyla 2010 yılından itibaren yerelde uyguladığı programların, idari ve insan kaynakları bakımından yerelin güçlenmesine önemli katkı sağladığını ve AB işleri ile ilgili yerel düzeyde örgütlenme açısından önemli bir zemin oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Çalışmada merkezî örgütlenmeye de yer verilerek, Türkiye ve Avrupa Birliği (AB) ortaklık ilişkisine dair yerel düzeyde örgütlenme konusu ilk kez ele alınmakta, merkezî düzeyde sürdürülen çalışmaların yerel düzeyde sahiplenilmesini sağlamak üzere AB işleri ile ilgili, yasal dayanağı ve kurumsal yapısı güçlü biçimde, mevcudun ötesinde etkili yerel örgütlenmeye gidilmesi gereksinimi ortaya konulmaktadır. Zira uyum süreci, yasal düzenlemelerden ibaret bir dışişleri meselesi olmayıp, uygulamada beklenen toplumsal "davranış değişimini" de içermektedir. Yerel kurumların yararlanabildiği AB hibeleriyle yürütülen projeler de, salt mali yardım olmayıp üyelik için öngörülen öncelikli reformların desteklenmesini amaçlamaktadır ve bu projeler esas itibariyle yarattıkları değişim ve günlük hayata etkileri ile temelde uyum ve reform sürecinin bir parçası durumundadırlar. Çalışmanın sonunda mevcut valilik AB birimlerinin sağlam yasal bir altyapıyla kurumsallaşması, ya da alternatif olarak AB Bakanlığı'nın illerde ya da bölgelerde temsilcilikleri kurularak yerelin sürece aktif katılımının sağlanması önerilmekte ve bunun gerekçeleri anlatılmaktadır. AB Bakanlığ'ının yurtiçine yönelik misyonunu gerçekleştirmesini sağlayacak, yasal dayanağı ve kurumsal yapısı güçlü yerel örgütlenme, AB'ye uyum anlamında yerelde yaratılan etki ve değişimin sürdürülebilirliğini sağlayacak, aynı zamanda adaylık sürecinin amacına ulaşmasını hızlandıracaktır.
İttihat ve Terakki ve paramiliter yan kuruluşları
Sultan II. Abdülhamit'i devirerek istibdat yönetime son vermek ve 1876 Anayasa'sını yeniden yürürlüğe koymak amacıyla gizli bir ihtilalci cemiyet olarak kurulan İttihat ve Terakki, İkinci Meşrutiyet'in ilan edilmesinin ardından siyasal yaşamın temel aktörlerinden biri haline gelmiştir.Meşrutiyet dönemi içerisinde `cemiyet-fırka' ikilemi arasında bocalayan ve bir yol arayan Cemiyet, 1913 Kongresi ile nihai kararını vererek fırkalaşma yoluna gitmiştir. Balkan Savaşları'nın getirdiği yıkım sürecinde iktidar koltuğuna oturan İttihatçılar yaklaşan Birinci Dünya Savaşı'nın ayak sesleri arasında, bir yandan devlet aygıtını yeniden organize ederken, bir yandan da sivil toplumun çeşitli unsurlarını yapılandırmaya çalışmışlardır. İttihatçılar, bu doğrultuda farklı adlar ve amaçlar altında örgütlenmiş paramiliter organizasyonlar kurmuşlardır.Bu çalışma; İttihat ve Terakki'nin kuruluşundan fırkalaşmasına uzanan süreçte geçirdiği örgütsel evrim ile `Tam İktidar' dönemi içerisinde kurduğu ve `örgüt-kadro-ideoloji' bağlamında yan kuruluşu olarak nitelenen paramiliter yapılanmalarının örgütsel dokuları arasındaki özdeşlikleri tek bir pencere içerisinde vermeyi amaçlamaktadır.Anahtar Kelimeler: İttihat ve Terakki Fırkası, İkinci Meşrutiyet, Paramiliter Kuruluşlar, İzcilik, Teşkilat-ı Mahsusa.
Türkiye'de bakanlık tipi örgütlenme: Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı örneği
Bakanlıklar, devletin üstlenmiş olduğu kamu hizmetlerini yürütmekle görevlendirilmiş örgütlenmelerdir. Bu örgütlenmeler, Türkiye'ye Osmanlı Devletinden miras kalmış ve zaman içerisinde de birçok değişikliğe uğrayarak günümüze kadar gelmiştir. Türkiye, yeni yönetim sistemini olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne 9 Temmuz 2018'de geçmiştir. Yeni hükümet sistemi, birçok değişikliği ve düzenlemeyi beraberinde getirmiştir. Yaşanan bu değişikliklerden ve düzenlemelerden büyük ölçüde etkilenenlerin başında bakanlıklar yer almaktadır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde bakanlıkların sayılarında ve teşkilat yapılarında değişikliğe gidilerek yeniden düzenlenmiştir. Bu kapsamda bazı bakanlıklar kapatılmış, bazı bakanlıklar birleştirilmiş, bazıları ise isim değişikliğiyle kabinedeki yerini almıştır. Bu çalışmada, 2011 yılından itibaren bakanlık olarak faaliyetlerine devam eden Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın geçirmiş olduğu değişimler üzerinden bakanlık tipi örgütlenmede meydana gelen değişikliklerin "kamu hizmetlerinden kaynaklı mı; yoksa siyasal ihtiyaçlardan kaynaklı mı" olduğunu tespit etmek amaçlanmıştır. Bu amaç kapsamında mevzuat ve literatür incelendiğinde bakanlığın; 2011, 2018 ve 2021 yıllarında köklü değişiklikler yaşadığı görülmüştür. Bu değişiklikler incelendiğinde; bakanlıkta meydana gelen değişikliklerin hem kamu hizmetleriyle alakalı olduğu hem de siyasal ihtiyaçlardan kaynaklı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
İş sağlığı örgütlenmesi ve işyeri hekimliği
Çalışma ilişkileri içinde işçilerin sağlık ve güvenliklerinin korunması, sosyal devlet ilkesi gereği ve yaşam hakkının doğal sonucudur. İşçilerin çalışma ortamının sağlıklı kılınması, iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesi için zorunludur. İşçinin çalışma yaşamında sağlığının korunmasından işveren sorumludur. Devletin bu amaçla gerekli düzenlemeleri yapma, organizasyonu sağlama ve uygulanmasını denetleme görevi bulunmaktadır. İş sağlığının, işyeri düzeyinde işyeri sağlık birimleri vasıtası ile sağlanması ilk adım olarak gereklidir. İşyeri sağlık birimlerinde, işverene bağımlı çalışan işyeri hekimlerine, iş sağlığının korunmasında en önemli görevi yüklenmiştir. İşyeri hekimlerinin işin önemine uygun hak ve güvencelerinin bulunması, iş sağlığının da teminatıdır. İşyeri hekimlerinin iş sözleşmelerinin ve ücretlerinin denetiminin sağlanması gereklidir. İkinci basamak olarak işyeri sağlık birimlerine teknik destek sağlayacak enstitülerin ve üçüncü basamak olarak meslek hastalıkları hastanelerinin yeterli olması ve işyeri sağlık birimleri ile eşgüdümünün sağlanması önemlidir. İş sağlığı uygulamasının denetimi ayrıca örgütlenmeli ve iş sağlığının her üç basamağı ile işbirliği içinde çalışması sağlanmalıdır. Denetimin hekim iş müfettişleri tarafından yapılması uygundur. Dünyada, sosyal devlet uygulamalarında örnek olan ülkelerde, iş sağlığı örgütlenmesi hizmetin verilmesi ve denetlenmesi açısından bir bütün olarak ele alınmakta ve bu ilkeler çerçevesinde çalışmaktadır. Türkiye'de iş sağlığı örgütlenmesi yeterli değildir. Büyük işletmeler dışında, İşyeri sağlık birimleri organizasyonu bulunmamaktadır. İşyeri hekimlerinin mesleki bağımsızlıklarını sağlayacak iş güvenceleri düzenlenmemiştir. İşçi sağlığı enstitü ve meslek hastalıkları hastaneleri yeterli değildir. İş sağlığı ile görevli ve yetkili kurumların işbirliği bulunmamakta ve iş sağlığı uygulamaları yeterli denetlenmemektedir. İş kazaları dünya ortalamasının çok üstündedir ve meslek hastalığı tanısı konulamamaktadır. İş sağlığı örgütlenmesinin, sosyal tarafların ve ilgili kuruluşların katılımı ile, ivedi olarak sağlanması zorunludur. İşyeri hekimlerinin iş güvenceleri sağlanmalıdır. İşyeri hekimlerinin amacına uygun çalışması ve iş sağlığı örgütlenmesinin kurulması yasa ile düzenlenmeli ve ivedi olarak hayata geçirilmelidir. Bu çalışmada, iş sağlığı örgütlenmesi ve işyeri hekimlerinin sorunlarının tespiti, değerlendirilmesi ve çözüm önerileri oluşturulması amaçlanmıştır.