Denizli
Bu konu başlığı altında 82 tez
Ekstrem hava olaylarına karşı dirençli kentler üzerine bir model önerisi; Denizli kenti örneği
Günümüzde pek çok kent iklim değişikliğine bağlı olarak sıcaklık artışı, sel-taşkın, deniz seviyesinde yükselme, fırtına, kuraklık gibi ekstrem hava olaylarına maruz kalmaktadır. Kentleşmenin hız kazanması ile birlikte sera gazı emisyonundaki artışa paralel olarak bu olaylar ve etkileri de artış göstermektedir. Bu bağlamda kentlerde iklim değişikliğine bağlı olumsuzluklara karşı azaltım ve uyum politika/stratejileri ile müdahale biçimleri geliştirilmektedir. Ancak mevcut durum itibariyle iklim değişikliği ve iklim değişikliği ile mücadele stratejileri kentlerin kendi bağlamları dahilinde ölçekler arası ilişki içerisinde bütüncül bir planlama yaklaşımıyla ele alınmamaktadır. Kentlerin iklim değişikliği ile mücadele eylemlerinde başarılı olmasında öncelikli adım, bu stratejilerin kentlerin yerel ve coğrafi özellikleri göz önünde bulundurularak, planlama ve tasarım süreçleriyle entegrasyonunun sağlanmasıdır. Bu kapsamda çalışmanın amacı, kent ölçeğinden yapılanma ölçeğine kadar uzanan bir ölçek hiyerarşisi içinde, iklim değişikliği azaltım ve uyum stratejilerini esas alan ve bunu kentin alt karakter alanları dâhilinde özelleştirerek, kentlerin iklim değişikliğine karşı dirençli olabilmesi için çerçeve niteliğinde öneriler sunan bir model oluşturulmasıdır. Çalışmada Denizli kenti yerleşim alan sınırları dâhilinde kent bağlamında iklim değişikliğine bağlı riskler belirlenerek, risk analizleri gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda risklerin çok yüksek olduğu dokular incelenerek, yüksek riskli olma nedenleri irdelenmiştir. Saha çalışması ve literatür bulguları değerlendirilerek, iklim değişikliğine dirençli kentler inşa edilebilmesi amacıyla farklı bileşenlerin (hukuksal, mekansal, kurumsal, çevresel, sektörel, sosyal) ilişkisine dayanan Türkiye'ye özgü iklim dirençli kent modeli önerilmiştir. Ayrıca geliştirilen model temel alınarak "kent-mahalle-yapılanma ölçeği" ile "kentin alt karakter alanları" özelinde ve Denizli kenti bağlamında öneriler geliştirilmiş, iklim dirençli kent yaklaşımının imar mevzuatına entegre edilmesi amacıyla öneriler sunulmuştur. Tezin, kurgusu ve çıktıları ile ilgili literatüre katkı sunması ve ilgili yerel yönetimlere yol gösterici olması beklenmektedir.
Beycesultan Höyüğü Geç Tunç Çağı metal buluntularının arkeolojik açıdan değerlendirilmesi
Araştırma, Batı Anadolu'nun önemli tarihöncesi yerleşimlerinden biri olan Beycesultan Höyüğü'nde 2015 yılından sonra kazılar sonucu ele geçmiş Geç Tunç Çağı'na tarihlenen 72 metal buluntunun tipolojik tanımları, tipolojik tasnifleri ve yerleşmeler arası arkeolojik karşılaştırmalı analizini içermektedir. Beycesultan, Denizli-Çivril'de, Tunç çağları boyunca doğu ile batı arasındaki kültürel ve ticari etkileşimlerin kavşağında, stratejik bir konumda yer almaktadır. İlk kazılar 1954-1959 yılları arasında İngiliz arkeologlar James Mellaart ve Seton Lloyd tarafından gerçekleştirilmiş, 2007'den itibaren ise Prof. Dr. Eşref Abay başkanlığında yeni dönem kazıları devam etmektedir. Tipolojik ve arkeolojik yöntemlerle gruplanarak tanıtılan ve yerleşmeler arası karşılaştırmaları yapılan Geç Tunç Çağı metal buluntularının üretim teknikleri araştırılmış ve sosyo-kültürel bir bakış açısıyla, kullanım alanları ve toplumsal işlevleri açısından değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bunun yanı sıra, Beycesultan'da Geç Tunç Çağı metal işçiliğinin niteliği, çağdaş yerleşimlerle karşılaştırılarak bölgesel ve bölgelerarası bağlamda değerlendirilmiştir. Tezin ilk bölümlerinde höyüğün coğrafi konumu, stratigrafisi ve tarihsel gelişimi detaylı olarak ele alınmış, Geç Tunç Çağı metal buluntularının yerleşim içindeki önemi vurgulanmıştır. Çalışmanın, Beycesultan'ın gerek yerel gerekse bölgesel ekonomik yapısını aydınlatarak, Tunç Çağı toplumlarının üretim organizasyonu ve kültürel yapısına dair önemli bilgiler sunması umulmaktadır. Ayrıca metal buluntuların sadece tipolojik değil, sosyal ve kültürel bağlamda da değerlendirilmesiyle bölge arkeolojisine katkı sağlaması amaçlanmaktadır.
Orman ürünlerinin pazarlanmasında elektronik satış uygulamaları
Bu araştırma oduna dayalı orman ürünlerinin satışında 2019 yılından itibaren gündeme gelen ve pandemi ile birlikte yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanan elektronik satış yöntemi üzerine irdelemeler yapmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında kurum çalışanları ve müşteriler olmak üzere iki farklı kesime anket çalışması yürütülmüştür. Bunlardan kurum çalışanları anketine 323 kişi ve müşteri anketine ise 120 firma katılmıştır. Ayrıca örnek alan olarak seçilen Denizli Orman Bölge Müdürlüğü'nde dokümanlar üzerinden de detaylı incelemeler yapılmıştır. Araştırma bulgularına göre ilk denemeleri teknolojik gelişmelerin ormancılığa yansımaları ile başlayan elektronik satışlar, özellikle Covid-19 pandemi sürecinde sokağa çıkma yasakları, yüz yüze kalabalık organizasyonlar yapılamaması vb. gibi nedenlerle hızla yaygınlaşmıştır. Başlangıçta zorunluluklar nedeniyle tercih edilen yöntemin hızlı yaygınlaşmasında Orman Genel Müdürlüğünün ilgili çalışanlarının yönteme hızlı uyumu ve elektronik satışları benimsemesi etkili olmuştur. Bunun başlıca nedenleri elektronik satışların kolay, güvenilir, hızlı ve adil bir yöntem olarak görülmesidir. Yöntemin avantajlı görünmeyen yanları ise müşteri ile ilişkilerini azaltması ve fiyatları arttırması olarak belirtilmiştir. Öte yandan müşteriler ise elektronik satışların avantajlı olup olmadığı hususunda (özellikle pandemi sonrası dönem için) kararsız kalmışlardır. Zira yöntem, pratik ve işleri kolaylaştırıcı olarak görünmesine rağmen, fiyatlar beklentinin oldukça üzerinde oluşmuştur. Bunda elektronik satışın başladığı dönemin enflasyonist bir ortama ve aşırı yüksek piyasa koşullarına rast gelmesinin etkisi de olabilir. Bununla birlikte müşterilerin önemli bir kısmı fiyat artışının temel nedeninin elektronik satışlar olduğuna inanmaktadır. Ayrıca küçük ölçekli işletmelerin ürün satın alamamasını ve kurumla müşteri arasındaki ilişkinin zayıflamasını da elektronik satışın zayıf yönleri olarak belirtmişlerdir.
Denizli bölgesinde yetiştirilen bazı Trabzon hurması çeşitlerinin pomolojik özellikleri ile taze ve kurutulmuş meyvelerde biyokimyasal içeriklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada Denizli bölgesinde yetiştirilen bazı Trabzon hurması çeşitlerinin fenolojik ve morfolojik gelişimleri ile bazı meyve kalite özellikleri ve kurutulduktan sonra meyvelerde meydana gelen biyokimyasal değişimlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada bütün çeşitlerin nisan ayında tomurcuk patlaması evresini gerçekleştirdiği ve mayıs ayında tam çiçeklenme dönemine ulaştığı tespit edilmiştir. Tam çiçeklenmeden beş ay sonra ekim ayında tüm çeşitler hasat olumuna ulaşmış ve hasat edilmiştir. Ağaç özelliği bakımından en kuvvetli gelişim gösteren çeşit 'Hana Fuyu', en zayıf gelişim gösteren çeşit ise 'Fuyu' olmuştur. Meyve özellikleri bakımından en iri meyvelerin Hachiya çeşidine ait olduğu tespit edilmiştir. Trabzon hurmalarının meyve sularında yapılan analizler sonucunda suda çözünebilir kuru madde miktarının %13.00 (Hana Fuyu) ile %20.63 (Fuyu), pH değerinin 5.64 (Fuyu) ile 5.90 (Hana Fuyu), titre edilebilir asit %0.14 (Hana Fuyu) ile %0.28 (Rojo Brillantee), L* değerinin 64.00 (Fuyu) ile 66.76 (Hana Fuyu), a* değerinin 6.25 (Hachiya) ile 22.97 (Rojo Brillantee), b* değerinin ise 61.89 (Rojo Brillantee) ile 70.34 (Hana Fuyu) arasında değiştiği tespit edilmiştir. Kurutma işlemi sonrası tanen içeriğinde Haciha ve Rojo Brillantee çeşitlerinde %33.00, Hana Fuyu ve Fuyu çeşitlerinde ise %40.00 oranında azalmanın olduğu saptanmıştır. Kurutulmuş Hachiya, Hana Fuyu ve Fuyu meyvelerinin, taze meyvelerden daha yüksek flavonoid madde içerdiği tespit edilmiştir. Flavonoid madde içeriğinde en fazla artışın %302 oranla Hana Fuyu çeşidinde gerçekleştiği belirlenmiştir. Rojo Brillantee çeşidinde ise flavonoid içeriğinde azalmanın olduğu saptanmıştır. Trabzon hurması meyvelerinde kurutulduktan sonra toplam fenolik madde içeriği, antioksidan aktivite ve fenolik bileşenlerin azaldığı ancak yine de yüksek oranda antioksidan madde içerdiği tespit edilmiştir.
Gökpınar Baraj Gölü (Denizli)'nde yaşayan egzotik balık türü güneş levreği, lepomis gibbosus (L. 1758)'un biyo-ekolojik özellikleri ve istila potansiyeli üzerine bir araştırma
Bu çalışma, Denizli İli Gökpınar Baraj Gölünde yayılım gösteren yabancı tür güneş levreği Lepomis gibbosus (L. 1758)'un bazı biyoekolojik özelliklerini belirlemek üzere Mayıs 2019 ve Nisan 2020 tarihleri arasında, aylık örneklemeler yapılarak yürütülmüştür. Çalışma alanında örnekler, ığrıp avcılığıyla yakalanmış, bazı fizikokimyasal parametreler yerinde ölçülerek belirlenmiştir. Göl kullanımı, çevresel değişkenler ve L. gibbosus bireylerinin çevreyle olan etkileşimleri izlenerek kayıt altına alınmıştır. Çalışma boyunca 302 dişi, 605 erkek ve 98 jüvenil olmak üzere toplam 1005 adet L. gibbosus bireyi yakalanmıştır. 0+, I+, II+ olmak üzere üç yaş grubu tespit edilmiştir. Genelde popülasyonda erkekler daha baskın bulunmuştur. L. gibbosus popülasyonunun Nisan-Haziran ayları arasında üreme gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. Gölde yaşayan diğer bir istilacı yabancı tür olan Gambusia holbrooki ile habitat paylaşımı için rekabet ettikleri, bu türü av olarak kullandıkları görülmüştür. Sonuç olarak, L. gibbosus'un GBG de sürdürülebilir bir popülasyon oluşturabildiği ancak kısıtlı bir alanı habitat olarak kullandığı tespit edilmiştir. L. gibbosus'un hidrolojik olarak kararsız bir habitat olarak değerlendirilen Gökpınar Baraj gölünde, mevcut durumda orta derecede bir istilacılık gösterdiği tespit edilmiştir. Ancak türün diğer su kaynaklarına taşınıp yayılmaması için tedbirli olunması ve izlenmesi gerekmektedir.
188 numaralı Denizli şeriyye sicilinde bulunan tereke kayıtlarının transkripsiyon ve değerlendirilmesi
Osmanlı sosyo-ekonomi tarihi için önemli kaynaklardan yer alan tereke defterleri yerel özelliklere ait pek çok bilgiyi barındırması nedeniyle önemli kaynaklardandır. Çalıştığımız tereke kaydı Şer'iyye sicili içerisinde yer almaktadır. Bu çalışmada Denizliye ait 1892-1896 yılarını kapsayan Şer'iyye sicilinin içerisinde yer alan terekelerden 96 tane terekenin transkripsiyon ve değerlendirilmesi yapılmıştır . Çalışmamızın giriş kısmında bu konu üzerinde yapılan çalışmalarla ilgili literatürdeki önemli kaynaklara değindik.Denizli'nin coğrafi konumu ve tarihçesinden sonra terekeler hakkında bilgi verip terekelerin neleri kapsadığını , İslam miras hukunundan yola çıkarak terekelerin nasıl dağıtılacağı ve bunun dağıtım aşamasına kadar gelen süreçler hakkında bilgi verdik .Çalıştığımız defter hakkında bilgi verip son kısımda ise terekelerde bulduğumuz eşyaların değerlendirmesini ve bunların Denizli'ye ait yerel yaşam tarzındaki önemini, sosyo-ekonomik hayatın izlerini bulmaya çalışıldı.
The interplay of the global and the local: The socio-economic development of the towel and bathrobe cluster of Denizli
This study scrutinizes the main socio-economic factors that facilitated the development of the towel and bathrobe sector in the western Anatolian city Denizli. The city experienced a great volume of economic development in accordance with the global trends after 1980. Since then, its efforts to adapt to the changes in the international market through export-orientation have resulted in success. In facilitating this adaptation, the city has drawn upon its local historical and social characteristics, and a certain pool of production know-how that has come to accumulated in the region for more than two thousand years. In that sense, it emerges as a successful example of a region which industrialized rapidly and strongly around its indigenous textile industry, and by specializing in a certain branch, with the help of the cluster model of economic development. To this end, the city developed its textile sector around a local capital aiming at industrialization for export through a production motivated by buyer-driven networks. The city achieved this success through an effective strategy by clustering, in addition to adopting strong measures of local competitiveness in the global economy. This analysis of the cultural and socio-economic factors of Denizli from a political economy perspective helps to achieve several objectives with respect to the social science literature: first of all, it conducts an investigation into the contemporary political economy of Turkey. Second, it clarifies some of the manifestations of the intersections between local and global economic processes in the context of modern global capitalism.
Kır-kent çeperinin iklim değişikliği perspektifinden incelenmesi: Denizli örneği
Günümüzün en önemli çevre sorunlarından biri olan iklim değişikliği, kırsal ve kentsel alanlar ile bu alanlarda yaşayan nüfus gruplarını büyük ölçüde olumsuz etkilemektedir. Doğal ve yapılı çevre ile ekonomik ve toplumsal yapıda kritik etkileri bulunan iklim krizinin planlama disiplini ile ilişkisinin kurulması iklim değişikliği ile mücadele kapsamında oldukça önemlidir. Bu sebeple yerel düzeyde gerçekleştirilen eylemlere yön verecek, iklim değişikliği ile mücadelede kentsel ve kırsal alanları bütüncül olarak ele alacak yöntem ve stratejilere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu ihtiyaçtan yola çıkarak bu tez çalışması iklim değişikliği ile mücadelede kentsel ve kırsal alanları bütüncül bir yaklaşımla ele almayı ve kır-kent çeperinin iklim değişikliği ile mücadeledeki rolünü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda kentsel alan ile kırsal alan arasında önemli bir geçiş bölgesi olarak kabul edilen kır-kent çeperine odaklanılmakta, sahip olduğu sorun ve potansiyeller Denizli kır-kent çeperi örneği üzerinden araştırılmaktadır. ''Kırı ve kenti bütüncül ele almak amacıyla odaklanılan geçiş bölgelerinin/kır-kent çeperinin iklim değişikliği karşısındaki kırılganlıkları ve potansiyelleri nelerdir?'' ve ''Kır-kent çeperi iklime uyumlu nasıl planlanabilir?'' sorularına yanıt aranmaktadır. Yapılan çalışma ile öncelikle kır-kent çeperinin iklim değişikliğine uyum sağlama potansiyelini değerlendirmek amacıyla bir gösterge seti hazırlanmış ve Denizli'nin kır-kent çeperi tanımlanmıştır. Ardından kır-kent çeperi üzerinden seçilen bir alt bölgeye odaklanılarak saha çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Mekânsal gözlem, yerinde tespit ve derinlemesine görüşmeler yoluyla kır-kent çeperinin mekânsal ve mevcut durumu tespit edilmiş, sorun ve potansiyelleri ortaya konmuş ve sonuçta iklime uyumlu planlama stratejileri tartışılmıştır. Çalışmanın sonucunda kır-kent çeperinde en büyük riskin doğal ve kırsal alanların yapılı/kentsel alanlara dönüşmesi ile mekânsal, sosyal, ekolojik sorunlar ve iklimsel risklerin daha belirgin hale geldiği, öne çıkan potansiyelinin ise doğa odaklı planlama çözümleri ve yeşil altyapı planlaması gibi ekolojik yaklaşımlar doğrultusunda, doğa ve iklim odaklı bir gelişme modeli için stratejik öneme sahip bir alan olduğu ortaya çıkmıştır. Çalışmanın bulguları sonucunda, Denizli kır-kent çeperi üzerinden iklime dayanıklı, doğayla uyumlu, sürdürülebilir, yaşam kalitesi yüksek ve sağlıklı kırsal-kentsel çevreler oluşturulmasına ilişkin örnek bir planlama yaklaşımı ortaya konmaktadır. Bu çalışma ile kır-kent çeperine iklim değişikliği perspektifinden yeni bir bakış kazandırılmış ve stratejik-mekânsal planlama yaklaşımlarına iklim değişikliği konusunun nasıl dahil edilebileceğine yönelik genel bir çerçeve tanımlanmıştır.
Eski kent merkezlerinin kentsel kimlik ve bellek bağlamındaki rolü: Denizli üzerine bir araştırma
Eski kent merkezleri ile kentlerin kimliği ve belleğine yönelik yürütülen tartışmalar, modernleşmeyle başlayıp küreselleşmenin etkisinde devam eden süreçte giderek artmıştır. Çalışma, eski kent merkezlerinin önemini, kimlik ve bellek kavramları üzerinden irdelerken kentlerin tarihi merkezlerindeki tahribat ve dönüşümlerin kentin kimlik unsurları ve belleğine olan etkilerini incelemiştir. Bu doğrultuda son yarım yüzyılda eski kent merkezi birikimli biçimde tahrip edilmiş ve kentsel kimlik ile bellek unsurları tedricen varlığını yitirmiş bulunan Denizli örneği ele alınmıştır. Çalışmada öncelikle kent olgusundan hareketle kimlik ve bellek temelinde kavramsal çerçeve sunulmuştur. Devamında eski kent merkezine yönelik kurguyu somutlaştırmak ve bakış açısını genişletmek amacıyla dünyadan ve Türkiye'den 10 kentin, farklı deneyimleri öne çıkaran eski kent merkezi örnekleri incelenmiştir. Bu kapsamda, eski kent merkezlerinin sanayi öncesi dönemden günümüze geçirdiği dönüşümler ve güncel tartışmalar üzerinde durulmuştur. Araştırma bölümünde Denizli eski kent merkezinin; doğal, yapay, tarihsel, sosyokültürel ve ekonomik unsular altında detaylandırılan kimlik bileşenleri ile mekânsal ve kolektif bellek kapsamında rolü incelenmiştir. Nitel yöntemlere dayalı alan araştırmasında; literatür taraması, kent yürüyüşleri ve fotoğraflama ile desteklenen mekânsal gözlemlerin yanında belirli ölçütler dahilinde seçilen 35 kişi ile 19'u sözlü tarih çalışması olmak üzere yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Eski kent merkezi özelinde derlenen bulgular kent kimliği ve belleği bağlamında detaylandırılarak değerlendirilmiştir. Sonuçta Denizli özelinde, kent kimliği ve belleği kapsamında eski kent merkezinin kapsayıcı rolünün güçlendirilmesine yönelik öneriler sunulmuştur.
Pamukkale Üniversitesi öğrencilerinde beslenme okuryazarlığı düzeyleri, etkileyen faktörler ve sağlıklı beslenme tutumu ile ilişkisi
Üniversite döneminde olumsuz beslenme davranışlarındaki artış mevcut dönem ve yaşamın ilerleyen yılları için risk oluşturmaktadır. Çalışmalar beslenme okuryazarlığının artması ile olumlu beslenme tutumlarında artış olduğunu ortaya koymuştur. Bu araştırma ile üniversite öğrencilerinde beslenme okuryazarlığı durumunu saptamak, etkileyen faktörleri ve sağlıklı beslenme tutumu ile ilişkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Araştırmamıza Ekim 2022-Kasım 2022 tarihleri arasında Pamukkale Üniversitesi merkez kampüsünde 18 farklı bölümde öğrenim gören 317 öğrenci dahil edilmiştir. Araştırmada kullanılan veriler oluşturulan anket soruları, ABOÖ ve SBİTÖ kullanılarak elde edilmiştir. Öğrencilerin beslenme okuryazarlığı puanı 70,85±9,69 bulunmuştur. Beslenme okuryazarlığının bölüm, beslenme eğitimi/bilgisi alma, egzersiz ve diyet yapma gibi değişkenlerden etkilendiği görülmüş olup, yaş, cinsiyet, anne-baba eğitim düzeyi, gelir gibi değişkenlerin toplam beslenme okuryazarlığı üzerinde etkisi olmadığı saptanmıştır. Öğrencilerin sağlıklı beslenmeye ilişkin toplam puanları ise 69,01±11,29 bulunmuştur. Beslenme okuryazarlığı ile sağlıklı beslenme tutumu arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Çalışmamızda öğrencilerin %47,6'sının beslenme okuryazarlığı puanının ortalamanın üzerinde olduğu ve %56,8'inin yüksek düzeyde sağlıklı beslenme tutumuna sahip olduğu saptanmıştır. Sağlıkla ilişkili bölümlerde öğrenim gören öğrencilerde, beslenme eğitimi/bilgisi alanlarda, düzenli egzersiz yapanlarda ve diyet uygulayanlarda beslenme okuryazarlığının daha yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca öğrencilerin beslenme okuryazarlığının artması sağlıklı beslenme tutumunu olumlu yönde etkilemektedir. Tüm öğrencilerin eğitim programlarına beslenme eğitimi dersleri eklenmesi, sağlıklı beslenme üzerine seminer ve konferanslar düzenlenmesi öğrencilerin beslenme okuryazarlığını dolayısıyla sağlıklı beslenme tutumlarını arttırabilir. Ayrıca erken yaşlarda davranış değişikliği oluşturmak için aile hekimlerinin verdiği ergenlere yönelik beslenme danışmanlığı önem kazanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Beslenme Okuryazarlığı, Sağlıklı Beslenme Tutumu, Üniversite Öğrencileri
Denizli ilindeki yabancı uyruklu adli olguların incelenmesi
Yabancı ziyaretçilerin, Türkiye'ye en çok gezi, eğlence, sportif ve kültürel faaliyetler için geldiği, bunu akraba ve arkadaş ziyaretinin takip ettiği görülmektedir. Bunun dışında; ikamet, sağlık turizmi, eğitim, evlilik ve aile ikamet izni, çalışma, uluslararası veya geçici koruma nedeniyle gelebilmektedirler. Gerek göç gerekse turistik amaçlarla küresel insan hareketliliğinin boyutu gün geçtikçe artmaktadır. Bundan dolayı, ülkemizde bulunan yabancı uyruklu kişiler de zaman zaman diğer hizmetlere olduğu gibi adli tıbbi hizmetlere de gereksinim duymaktadır. 2011-2020 yılları arasında Denizli ili Adli Tıp Şube Müdürlüğü ve Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı'na başvuran yabancı uyruklu 271 olgu ve Pamukkale Üniversitesi Hastanesi Otopsi Salonunda otopsisi yapılan yabancı uyruklu 86 olgunun raporları retrospektif olarak incelenmiştir. Yabancı uyruklu otopsi sayısının tüm otopsilerin %2,38'ini kapsadığı görülmektedir. Yabancı uyruklu ölüm olgularının mensup oldukları ülkelere bakıldığında; ilk sırayı % 25,6 ile Suriye almaktadır. Bunu sırasıyla %17,4 ile İran, %12,8 ile Afganistan, %8,1 ile Rusya izlemektedir. Yabancı uyruklu ölüm olgularının Türkiye'de ikamet etme durumuna bakıldığında; %70,9'unun (61) Türkiye'de ikamet ettiği, %29,1'inin (25) turist olduğu anlaşılmıştır. Yabancı uyruklu ölüm olgularının ölüm orijini incelendiğinde; ölümler en sık doğal orijinli (%43) olup, bunu kaza orijinli ölümler (%37,2) izlemektedir. Bunları da %9,3 ile cinayet ve intihar izlemektedir. 1 olgunun ise ölüm orijini tespit edilememiştir. Yabancı uyruklu canlı olgulara düzenlenen adli raporlar incelendiğinde; 271 olay için 316 rapor düzenlenmiştir. Başvuran olguların mensup olduğu ülkeler incelendiğinde; %33,2 ile İran ilk sırada yer almaktadır. Bunu sırasıyla %22,1 ile Afganistan, %21,4 ile Suriye izlemektedir. Başvuran olguların geliş nedenleri incelendiğinde; olguların %48,3'ü kasten yaralama, %19,6'sı TCK 31. Maddesi kapsamında, %18,5'i taksirle yaralama, %6,3'ü kemik yaşının tespiti, %3'ü cinsel istismar, %1,5'i kaza, %1,1'i TCK 32. Maddesi kapsamında, %0,4'ü kazai rüşt (ergin kılınma) ve %0,4'ü intihar girişimi kapsamında rapor düzenlenmesi amacıyla başvurmuştur. Üç olgu ise %1,1 oranla diğer kategorisini oluşturmuştur. Denizli ilinde adli otopsisi yapılan ve Adli Tıp Birimlerine başvuran yabancı uyruklu olguların verilerini, siyasi, coğrafi ve sosyoekonomik açılardan kaynaklar ışığında değerlendirerek bu konuda bilimsel veri oluşturmak, bu alandaki yerli ve yabancı çalışmalara katkı sağlamak, ayrıca meydana gelen ölümlerin ve poliklinik başvurularının önlenebilir nedenlerinin tespiti ile gereken tedbirlerin neler olduğu konusunda öneriler oluşturmak amaçlanmıştır.
Denı̇zlı̇ ilı̇ merkez ilçelerı̇ndekı̇ anaokullarında öğrenı̇m gören öğrencı̇lerı̇n anne-babalarında çocukluk çağı aşılarına yönelı̇k kararsızlık ve ilı̇şkı̇lı̇ etmenler
Aşı hizmetlerinin mevcut olmasına rağmen aşıların kabulünde veya reddinde gecikme olarak tanımlanan aşı kararsızlığı dünya genelinde artış göstermektedir. Aşı kararsız anne ve babalarla, nasıl iletişim kurulacağının ve endişelerinin nasıl giderileceğinin daha iyi anlaşılması, aşıların bilimsel faydalarının uygulamaya dönüştürülmesi için hayati önem taşımaktadır. Anne ve babaların aşı kararsızlığının nedenlerini belirlemek, artan aşı direncini anlamak ve bu konuda önlemler almak için önemlidir. Bu araştırmada anaokullarında öğrenim gören öğrencilerin anne ve babalarında aşı kararsızlığı ve ilişkili etmenleri araştırmak amaçlanmıştır. Kesitsel tipteki araştırmanın evrenini Denizli ilinin merkez ilçeleri olan Pamukkale ve Merkezefendi ilçelerindeki Milli Eğitim Bakanlığına bağlı anaokullarında öğrenim gören öğrencilerin velileri oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak ailenin sosyodemografik özelliklerini ve aşı kararsızlığıyla ilişkili etmenleri sorgulayan 44 soruluk anket formu uygulanmıştır. Aşı kararsızlığı 9 soruluk Aşı Kararsızlığı Ölçeği kullanılarak ölçülmüştür. Araştırma öncesinde etik kurul izni ve gerekli kurumsal izinler alınmıştır. Veri analizi için SPSS 17.0 programı kullanılmıştır. Ölçümsel değişkenlein karşılaştırılması Mann Whitney U veya Kruskall Wallis Testleri, aşı kararsızlığıyla ilişkli bağımsız faktörlerin belirlenmesinde lineer regresyon analizi (backward) kullanılmıştır. Araştırmada 638 kişiye ulaşılmıştır. Katılımcıların %74,3 annedir. Araştırmaya katılan ebeveynlerin %12,9'u en az bir aşıda kararsız kalmış veya aşıyı geciktirmiştir. Yapılan regresyon analizine göre; çocuğunda aşı sonrası yan etki gözlemleyenlerde, çevresinde aşı sonrası yan etki olan kişi tanıyanlarda, aşı kaynağı olarak hekimleri kullanmayanlarda, aşı yapılmadığında çocuğuna bir zararı olmayacağını düşünenlerde, aşı ve güvenliği konusunda bilgisini yetersiz bulanlarda, aşılarla ilgili olumsuz bilgi duyan anne ve babalarda aşı kararsızlığı daha yüksek saptanmıştır. Sonuç olarak bu araştırmada yaklaşık her 10 ebeveynden biri en az bir aşıda kararsız kalmış veya geciktirmiştir. Aşı kararsızlığı farklı örneklem ve yaş gruplarında aralıklı olarak değerlendirilmelidir.
Denizli ili lise öğrencilerinde akıllı telefon bağımlılığının aleksitimi, üst biliş ve öz şefkat ile ilişkisi
Akıllı telefon bağımlılığı ps൴koloj൴k, çevresel ve sosyal faktörler൴n et൴yoloj൴de b൴rl൴kte rol oynadığı düşünülen b൴r davranışsal bağımlılıktır. Üst b൴l൴ş, öz şefkat ve aleks൴t൴m൴n൴n akıllı telefon bağımlılığı ൴le ൴l൴şk൴s൴n൴ gösteren b൴rçok çalışma mevcuttur ancak herhang൴ b൴r yaş grubunda bu üç faktörün tümüyle ൴l൴şk൴s൴n൴ ortaya koyan b൴r çalışma bulunmamaktadır. L൴se öğrenc൴ler൴nde üst b൴l൴ş, öz şefkat ve aleks൴t൴m൴n൴n akıllı telefon bağımlılığı et൴yoloj൴s൴ndek൴ rolünü ortaya koyab൴lmek amacıyla 195 kız ve 153 erkek olan toplam 348 öğrenc൴ çalışmaya katılmıştır. Çalışmaya katılan öğrenc൴ler 2022-2023 eğ൴t൴m öğret൴m yılında Den൴zl൴ ൴l൴ merkez ൴lçelerde bulunan l൴selerde örgün eğ൴t൴me devam etmekte olan, ebeveyn൴n ve öğrenc൴n൴n çalışmaya katılmayı kabul ett൴ğ൴ 14-18 yaş arası b൴reylerden oluşmuştur. Katılımcılara Akıllı Telefon Bağımlılığı – Kısa Formu, Üst B൴l൴ş Ölçeğ൴ Çocuk ve Ergen Formu, Ergen İç൴n Öz Şefkat Ölçeğ൴ ve Toronto Aleks൴t൴m൴ Ölçeğ൴ doldurmaları ൴stenm൴şt൴r. Bulgular akıllı telefon bağımlılığı ൴le üst b൴l൴ş, öz şefkat ve aleks൴t൴m൴ arasında ൴stat൴ksel olarak anlamlı bulgular elde ed൴ld൴ğ൴n൴ göstermekted൴r. Akıllı telefon bağımlılığı ൴le üstb൴l൴ş ൴l൴şk൴s൴nde üstb൴l൴ş toplam puanının ve olumsuz üst düşünceler, batıl ൴nançlar, ceza ve sorumluluk algıları, b൴l൴şsel ൴zleme alt ölçek puanları akıllı telefon bağımlılığı olan öğrenc൴lerde daha yüksek olduğu, üstb൴l൴ş, olumsuz üst end൴şeler, batıl ൴nanç ceza ve sorumluluk ve b൴l൴şsel ൴zleme ൴le akıllı telefon bağımlılığı arasında güçlü düzeyde poz൴t൴f korelasyon olduğu saptanmıştır. Akıllı telefon bağımlılığı ൴le öz şefkat puanları arasında negat൴f yönde anlamlı b൴r ൴l൴şk൴ göster൴lm൴şt൴r. Aleks൴t൴m൴, duyguları tanımada güçlük, duyguları söze dökmede güçlük ൴le akıllı telefon bağımlılığı arasında güçlü düzeyde poz൴t൴f korelasyon olduğu saptanmıştır. Sonuçlar üst b൴l൴ş, öz şefkat ve aleks൴t൴m൴n൴n akıllı telefon bağımlılığı ൴le ൴l൴şk൴s൴ olduğunu ve akıllı telefon bağımlılığını öngörmede ve önlemeye yönel൴k müdahalelerde yol göster൴c൴ olab൴leceğ൴n൴ düşündürmekted൴r. Anahtar Kel൴meler: akıllı telefon bağımlılığı, üst b൴l൴ş, öz şefkat, aleks൴t൴m൴
Denizli Merkez ilçelerinde görev yapan öğretmenlerin çocuk cinsel istismarı ile ilgili bilgi durumları ve istismarı bildirmeye yönelik tutum ve davranışlarının incelenmesi
Cinsel istismar "çocuğun tam olarak kavrayamadığı, bilgilendirilmiş onamını veremediği, gelişimsel olarak hazır olmadığı, yasaları ve sosyal tabuları ihlal eden cinsel davranışlara maruz kalması" olarak tanımlanmaktadır. Okullar, çocukların ve ailelerin yaşamlarında merkezi bir rol almaktadır. Bu nedenle, okullarda çalışan öğretmenlerin kilit rolü bulunmaktadır. Bu çalışma, öğretmenlerin çocuk cinsel istismarı ile ilgili bilgi düzeyleri, davranışları ve çocuk cinsel istismarını bildirimine yönelik tutumlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini Denizli ilinin Pamukkale ve Merkezefendi ilçelerindeki okullarda görev yapan öğretmenler oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak 60 soruluk anket formu uygulanmıştır. Tutum için 13 maddelik "Öğretmenlerin Çocuk Cinsel İstismarını Bildirmeye Yönelik Tutumları Ölçeği" kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler, sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ortanca, çeyrekler arası fark ile verilmiş; ölçümsel değişkenlerin karşılaştırılması Mann Whitney U veya Kruskall Wallis Testleri, kategorik değişkenler için Ki kare testi uygulanmıştır. Öğretmenlerin çocuk cinsel istismarı bilgi durumları ve bildirim yapma durumlarını etkileyen faktörleri belirlemek için lojistik regresyon analizi, öğretmenlerin çocuk cinsel istismarını bildirmeye yönelik tutumlarını etkileyen faktörleri belirlemek içinse lineer regresyon analizi kullanılmıştır. Öğretmenlerin %16,9'u daha önce çocuk cinsel istismarıyla karşılaşmış olup; %64,4'ü bir öğrencinin uğradığı cinsel istismarı bildirmiştir. Bilgi düzeyi için yapılan regresyon analizine göre; kadın öğretmenlerin, rehber öğretmenlerinin ve çocuk cinsel istismarı bilgi düzeyinin yeterli olduğunu düşünenlerin, bilgi düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Tutum için yapılan regresyon analizine göre; çocuk cinsel istismarını bildirmeye yönelik tutumları puanı mezuniyet sonrası eğitim alanlarda ve çocuk cinsel istismar bildirim zorunluluğunu bilenlerde yüksek bulunmuştur. Bildirim yapma durumu için yapılan regresyon analizine göre; kadınlarda, çocuğu olmayan/ 1 ya da 2 çocuğu olanlarda, meslekte 11-20 yıldır çalışanlarda ve karşılaştıkları çocuk cinsel istismarı olgusuna yeterli müdahalede bulunduklarını düşünenlerde daha yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak bu araştırmada kadın olmak, rehberlik öğretmeni olmak ve çocuk cinsel istismarı bilgi düzeyinin yeterli olduğunu düşünmek çocuk cinsel istismarı bilgi düzeyini arttıran faktörler olarak bulunmuştur. Çocuk cinsel istismarını bildirmeye yönelik tutumlarında hizmet içi eğitim alan öğretmenlerin ve çocuk cinsel istismarı bildiriminin zorunlu olduğunu bilenlerin olumlu tutum düzeyleri daha yüksek bulunmuştur. Bildirim yapma durumunda ise kadınların, daha düşük sayıda çocuk sahibi olanların, meslekte 11-20 yıldır çalışanların ve karşılaştıkları çocuk cinsel istismarı olgularına yeterli müdahalede bulunduklarını düşünenlerin daha fazla bildirim yaptıkları görülmüştür.
Denizli merkez ilçelerinde aile sağlığı merkezlerine başvuranlarda COVID-19'a yönelik bilgi durumu ve ilişkili faktörler
Çin'de 2019 yılının sonunda ortaya çıkan yeni Koranavirüs türü SARS-CoV-2 olarak adlandırılmış ve hastalığının ismine de Yeni Koronavirüs Hastalığı (COVID-19) adı verilmiştir. COVID-19, asemptomatik vakadan hafif ve orta derecede solunum yolu enfeksiyonu ile ağır bakım gerektiren hastalığa yol açabilen geniş bir spektrumda seyretmekte ve solunum yolu ve damlacık yoluyla bulaşmaktadır. COVID-19, 2023 yılı itibari ile 600 milyondan fazla insanı etkilemiş olup altı milyondan fazla kişi hastalık nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Pandemiye dönüşen bu hastalığa yönelik olarak Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından 11 Mart 2020'de Halk Sağlığı Acil Durumu ilan edilmiş ve ardından dünyada ve Türkiye'de hastalığa yönelik çeşitli önlemler alınmıştır. COVID-19 hastalığının hızlı bir şekilde pandemiye dönüşümü, insanları yeni virüs hakkında bilgi edinmeye, uygulama ve davranışlarını hızlı bir şekilde değiştirmeye zorlamıştır ve bununla birlikte bir infodemi salgını da ortaya çıkmıştır. Salgın yönetiminde, insanların mevcut kontrol önlemlerine bağlılıkları esas olup hastalığa karşı bilgi, tutum ve davranış özellikleri ile yeterli düzeyde sağlık okuryazarlığının (SOY) da bulunması da bu başarıya büyük ölçüde katkı sağlamaktadır. Araştırmanın amacı bireylerin COVID-19'a yönelik bilgi düzeylerini sorgulamak ve çeşitli faktörlerle ilişkisini incelemektir. Kesitsel tipteki araştırmanın evrenini Denizli merkez ilçelerindeki Aile Sağlığı Merkezlerine başvuran kişiler oluşturmaktadır. Katılımcılara uygulanan anket formunda sosyodemografik özelliklerin ile sağlık özelliklerinin sorgulanmıştır. SOY düzeyini tespit etmek için Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32(TSOY-32) kullanılmıştır. COVID-19'a Yönelik Bilgi, Tutum ve Davranış Ölçeği'nin ilk 12 maddelik bilgiye yönelik sorularıyla COVID-19 hastalığına yönelik bilgi düzeyi saptanmıştır. Tanımlayıcı istatistikler sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ortanca, en küçük ve en büyük değerler ile verilmiş; sürekli değişkenlerin karşılaştırılmasında Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. COVID-19'a yönelik bilgi düzeyine etki eden faktörleri saptamak için çoklu doğrusal regresyon analizi (backward) yapılmıştır. Araştırmada 565 kişiye ulaşılmıştır. COVID-19 ile ilgili bilgi sorularına toplam doğru yanıt verilme yüzdesi %74,6; puan ortalaması da 8,95±1,75'tir. COVID-19'a yönelik bilgi puanı en uzun yaşadığı yerleşim birimi kentsel bölge olanlarda (B=0,690 %95 GA=0,322-1,058 p<0,001), birinci derece yakınında herhangi bir kronik hastalık varlığı bulunanlarda (B=0,420 %95 GA=0,162-0,679 p=0,001), düzenli olarak gazete veya kitap okuyanlarda (B=1,210 %95 GA=0,922-1,498 p<0,001) ve Yeterli ya da Mükemmel SOY'u bulunanlarda (B=0,566 %95 GA=0,290-0,842 p<0,001) yüksek olarak bulunmuştur. Katılımcıların COVID-19 hastalığına yönelik bilgi düzeyleri orta düzeyde bulunmuş olmasına karşın, önceki araştırmalara kıyasla genel olarak düşük saptanmıştır. Salgın hastalıklar ve pandemilerle mücadele etmek için düşük bilgi seviyesi yönünden dezavantajlı gruplara yönelik araştırmalar ve müdahaleler planlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: COVID-19, pandemik, bilgi, sağlık okuryazarlığı
Türkiye'de tarım sektöründe ücretsiz aile çalışanları: Nicel ve nitel verilerle bir analiz
Araştırmanın amacı, Türkiye, TR32 ve Denizli ili örneği ile 'Ücretsiz Aile İşçisi/Çalışanı' olmayı belirleyen sosyo-demografik özellikleri ve çalışma koşullarını tespit etmektir. Amaca uygun biçimde: Birincisi, "Türkiye ve TR32 Bölgesi'nde tarım sektöründe ücretsiz aile çalışanı olmayı belirleyen sosyo-demografik özellikler ve çalışma koşulları nelerdir?"; ikincisi "Denizli İlinde tarım sektöründe ücretsiz aile çalışanı olmayı belirleyen sosyo-demografik özellikler ve çalışma koşulları nelerdir?" olmak üzere iki temel araştırma sorusu belirlenmiştir. Kuramsal çerçeve, nicel ve nitel yönteme dayalı araştırma, üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde ücretsiz aile çalışanı, kuramsal boyutuyla yazın taraması yöntemi ile incelenmiştir. İkinci bölümde araştırmanın soruları nicel yöntemle; 'TÜİK 2019-2021 Hanehalkı İşgücü Anketi Mikro Veri Seti ve 2021 Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması Mikro Veri Seti' aracılığı ile genel ve tarım sektörü özelinde 'Karşılaştırmalı Tablolar, Çoklu ve İkili Lojistik Regresyon' analizleri ile incelenmiştir. Fenomonolojik temelli üçüncü bölüm, Denizli ilinde otuz katılımcı ile yüz yüze yapılan görüşmelerden elde edilen bulguların içerik analizi yöntemi ile yorumlanmasından oluşmaktadır. Tarım sektöründe ücretsiz aile olarak çalışanlarının Türkiye'deki payı, %81,6; TR32 Bölgesi'nde ise %73,7'dir. Regresyon bulgularına göre kadın, evli ve 5 yıllık ilkokul eğitim düzeyine sahip olmak, 4 kişiden fazla kişinin olduğu hanede yaşamak, tarım sektöründe ve 10'dan az kişinin çalıştığı işyerlerinde çalışmak, Anadolu Bölgesi'nde yaşamak ücretsiz aile çalışanı olma durumunu artıran değişkenlerdir. Nicel ve nitel bulgular, haftalık çalışma süresi ve yaş değişkenleri dışında Türkiye, TR32 ve Denizli için büyük oranda örtüşmektedir. Nitel araştırma bulgularına göre ücretsiz aile çalışanı olma nedenleri; yoksulluk, toplumsal cinsiyetçi bakış açısı ve uygulanan tarımsal destekleme politikaları ile açıklanabilir. Anahtar Kelimeler: Ücretsiz Aile Çalışanı, Ücretsiz Aile İşçisi, Tarım, Denizli, TÜİK.
Kent belleğinin korunmasında yerel yönetimlerin rolü: Denizli örneği
Bu çalışma Denizli kentini ele almaktadır. Çalışmanın içerisinde oldukça köklü bir tarihî geçmişe sahip olmakla birlikte küreselleşen dünyaya olabildiğince hızlı bir şekilde ayak uyduran ve kendi iç dinamikleri ile hızlı bir gelişim göstererek adını "Anadolu Kaplanları" arasına yazdıran Denizli kentinde, yerel yönetimlerin Denizli kent belleğini koruma kapasitesi ve Denizli kent belleği üzerindeki olası dönüştürücü etkisi ortaya konmuştur. Bu yapılırken hem kronolojik olarak dönemler itibarı ile hem de çalışmanın kavramsal kısmında tespit edilen bellek unsurları itibariyle Denizli'deki yerel yönetimlerin Denizli kent belleğine olan etkileri analiz edilmiştir. Kolektif bellek bir toplumun yaşantısını belirleyen ve bir arada kalmasını mümkün kılan dinamikleri kodlayan toplumsal bilgidir. Kolektif bellek, bir kentteki yaşantı aracılığıyla çeşitli şekillerde mekân üzerine kazınmaktadır. Kentler bir topluma ait belleğin görünür hale geldiği mekânlardır. Kolektif belleğin sahip olduğu bu özellik onun mekân üzerinde belirleyici olmasını beraberinde getirmektedir. Bu noktada toplumsal iktidar ilişkileri devreye girmektedir. Toplumsal iktidar ilişkilerinin dönüşümü bir anlamda belleğin dönüşümü anlamına geldiği için toplumsal iktidarın dönüşümü ile kent de bir dönüşüm geçirmektedir. Çalışma için önem arz eden bir diğer kavram olan yerel yönetimler hemen bütün ülkelerde bir yöredeki ortak ve yerel ihtiyaçları karşılamak üzere oluşturulmaktadır. Yerel yönetimlerin bu özelliği onları kentlilere en yakın yönetim birimi olmaları haline getirmektedir. Bundan dolayı yerel yönetimler bir kent üzerindeki yaşantıyı en yakından kavrayabilen yönetsel birimlerdir. Yerel yönetimleri bir kentin yaşantısından, yani belleğinden ayrı düşünmek mümkün değildir.
Denizli ili merkez ilçelerindeki aile sağlığı merkezlerine başvuran bireylerin kanser taramalarına yönelik tutum ve davranışları ve ilişkili faktörler
Aile sağlığı merkezlerine başvuran bireylerin kanser taramalarına yönelik tutum ve davranışları ve ilişkili faktörler Kanser, kötü huylu tümör olarak da adlandırılabilen ve vücudun herhangi bir bölümünü etkileyebilen geniş bir hastalık grubu için kullanılan bir terimdir. Kanser dünya genelinde giderek artan bir halk sağlığı problemidir ve önemli ölüm nedenlerindendir. Uygun stratejiler ile kanserlerin yarıya yakınını önlemek mümkündür. Bu stratejilerden biri kanserin erken evrede tespit edilmesini sağlayan taramalardır. Tarama programlarının yararlı olması, toplum tarafından kabul görmesine ve toplumun yüksek katılım göstermesine bağlıdır. Bu araştırmada aile sağlığı merkezlerine başvuran bireylerin kanser taramalarına yönelik tutumlarının, tutuma etki eden faktörlerin ve tarama yaptırma davranışlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Kesitsel tipteki araştırmanın evrenini Denizli ilinin merkez ilçeleri olan Pamukkale ve Merkezefendi ilçelerindeki ASM'lere başvuran bireyler oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak katılımcının sosyodemografik özelliklerini ve kanser taramalarına yönelik tutumu ile ilgili faktörleri sorgulayan 63 soruluk anket formu uygulanmıştır. Kanser taramalarına yönelik tutum 24 maddelik Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği kullanılarak ölçülmüştür. Veri analizi için SPSS 17.0 programı kullanılmıştır. Kanser taramalarına yönelik tutum ile ilişkli bağımsız faktörlerin belirlenmesinde lineer regresyon analizi (backward) kullanılmıştır. Araştırmada 546 kişiye ulaşılmıştır. Katılımcıların %71,9'u kadındır. Kadın katılımcıların %46,3'ü hiç mamografi yaptırmamıştır; %39,8'i hiç pap smear testi yaptırmamıştır; katılımcıların %84,6'sı hiç kolonoskopi yaptırmamıştır. Yapılan regresyon analizine göre; yaş arttıkça, bekar olmayanlarda, lise ve üzeri öğrenim görmüş olanlarda, çalışanlarda, kronik hastalığı olmayanlarda, kendisinde kanser öyküsü olanlarda, dengeli ve sağlıklı beslendiğini düşünenlerde, meme kanseri olma riskini orta ve yüksek görenlerde ve KETEM'i bilenlerde kanser taramalarına yönelik tutum daha olumlu saptanmıştır. Kanser taramalarına yönelik tutumun iyileştirilmesinde başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere il ve ilçe sağlık müdürlüklerine, ASM'lere ve KETEM'lere görevler düştüğünü düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: kanser, tarama, tutum
Denizli il merkezinde aile sağlığı merkezine başvuran 50 yaş ve üzeri bireylerin osteoporoz konusunda bilgi, tutum ve farkındalıkları
Osteoporoz, düşük kemik kütlesi, kemik dokusunun mikromimarisinde bozulma ve bunun sonucunda kemik kırılganlığında ve kırılmaya yatkınlıkta artışla karakterize sistemik ve metabolik bir kemik hastalığı olarak tanımlanır ve dünyada beklenen yaşam süresinin artmasıyla birlikte önemi artan bir küresel sağlık sorunu haline gelmiştir. Günümüzde 200 milyondan fazla bireyin osteoporoza sahip olduğu tahmin edilmektedir. Temmuz-Kasım 2022 tarihleri arasında Denizli il merkezinde belirlenen 4 ASM'ye başvuran 50 yaş ve üzeri 403 katılımcı ile yürütülen bu çalışma kesitsel-tanımlayıcı bir çalışmadır. Katılımcılara literatür taraması sonucunda oluşturulan anket formu yüzyüze uygulanmıştır. Anketin 9 sorusu osteoporoz bilgi sorularından oluşmaktadır. Kadınların %22,1'inde, erkeklerin %3,3'ünde, postmenopozal kadınların %24,3'ünde osteoporoz tanısının olduğu, %87,8'inin osteoporozu duyduğu, kadınların osteoporozu daha çok duyduğu, katılımcıların osteoporoz konusunda ana bilgi kaynağının aile-arkadaşlar olduğu belirlenmiştir. Aile sağlığı merkezi bilgi kaynağı olarak 4. sırada yer almıştır. Yalnızca 1 katılımcı DEXA için aile hekimi tarafından yönlendirildiğini bildirmiştir. Katılımcıların osteoporoz bilgi puan ortalaması 5,78 ± 2 olarak hesaplanmıştır. Yaş arttıkça bilgi düzeyinin azaldığı, eğitim düzeyi arttıkça bilgi düzeyinin arttığı görülmüştür. Katılımcıların erken yaşlarda osteoporoz hakkında bilgilendirilmesi, osteoporoz yönetimi konusunda birinci basamağın ve aile hekimlerinin daha aktif rol alması önerilebilir.
Denizli il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine başvuran yetişkinlere deri kanseri ve güneşten korunma ile ilgili verilen eğitimin bilgi düzeyi ve davranışlara etkisi
Deri kanseri en sık görülen kanserlerden biridir ve en önemli risk faktörü UVR maruziyetidir. İnsidansları tüm dünyada giderek artış gösteren deri kanserinden korunmada en önemli adım güneşten korunma önlemlerinin doğru bir şekilde uygulanmasıdır. Haziran-Ağustos 2022 tarihleri arasında Denizli il merkezinde belirlenen 5 ASM'ye başvuran 96 katılımcı ile yürütülen bu çalışma iki aşamadan oluşmaktadır. Kesitsel tipte olan ilk aşamada katılımcıların güneşten korunma davranışları sorgulanmış; bilgi düzeylerini tespit etmek için Deri Kanseri ve Güneş Bilgi Ölçeği kullanılmıştır. Müdahale çalışması olan ikinci aşamada; ilk testin ardından katılımcılara eğitim materyalleri kullanılarak aynı kişi tarafından yüz yüze verilen eğitimin hem kısa hem de uzun dönemde bilgi düzeyine ve davranışlara olan etkisi araştırılmıştır. DKGBÖ puan ortalamaları eğitimden önce 13,11±3,38; eğitimden hemen sonra 21,34±2,87; eğitimden 1 ay sonra ise 20,02±2,89 olarak saptanmıştır. Hem eğitimden önce hem de eğitimden sonra güneşten korunmak amacıyla en sık alınan önlem gölgede durmak; en az alınan önlem ise güneş kremi kullanmaktır. Verilen eğitimin ardından güneşi tehlike olarak görenlerin oranı %58,3'ten %99'a; koyu renkli ve uzun kıyafet tercih edenlerin oranı %57,3'ten %91,7'ye; benlerin değişimini takip etme oranı ise %57,3'ten %95,8'e yükselmiştir. Verilen eğitim katılımcıların bilgi düzeylerini; güneş kremi ve güneş gözlüğü kullanımı dışında tüm güneşten korunma davranışlarının sıklıklarını artırmada etkili olmuştur. Bireyler deri kanseri ve güneşten korunma konusunda bilgilendirilmeli, güneşten korunma önlemlerini almaları sağlanmalı, her bireye kendi kendine deri muayenesi öğretilmeli ve deri kanseri açısından gerekli taramalar yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Deri kanseri, Güneşten korunma, Aile Hekimliği
Denizli ilinde yaşayan geriatrik bireylerin oral hijyen alışkanlıklarının sosyodemografik veriler ve kronik hastalıklar açısından incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı; Denizli ilindeki 65 yaş üstü bireylerin çürük, dolgulu, eksik diş sayısını, plak ve diş taşı indekslerini de inceleyerek ağız sağlığı profillerini ortaya çıkarabilmektir. Daha sonra bu verilerin kronik hastalıklar, sosyodemografik veriler ve oral hijyen alışkanlıklarıyla ilişkisini tespit ederek ve halk sağlığı programlarının belirlenmesine katkıda bulunmak hedeflenmektedir. Yöntem: Çalışmaya Pamukkale Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne başvuran ve Denizli ilindeki huzurevlerinde bulunan 65 yaş üstü 534 kişi dahil edilmiştir. Katılımcılar; demografik sorular, mevcut oral durumunu saptamaya yönelik sorular, oral hijyen alışkanlıklarını saptamaya yönelik sorular olmak üzere toplam 19 sorudan oluşan bir ankete katılmışlardır. Ayrıca katılımcıların oral muayenesi yapılıp DMFT ve OHI-S değerleri kaydedilmiştir. İstatistiksel anlamlılık seviyesi p<0,05 olarak belirlenerek veriler One Way ANOVA testi, Independent Samples T-Testi ve Pearson ki-kare testi ile analiz edilmiştir. Bulgular: DMFT indeksi ile aşağıda belirtilen parametreler (yaş, ikamet yeri, eğitim düzeyi, birlikte yaşadıkları kişiler, hipertansiyon ve diyabet) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. (p<0,05) OHI-S ile aşağıda belirtilen durumlar (yaş, eğitim durumu, yaşanılan kişiler, görme bozuklukları ve ortopedik rahatsızlıklar) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki görülmüştür. (p<0,05) Diş fırçalama sıklığı, fırça değiştirme sıklığı ve fırçalama yönü ile aşağıdaki sosyodemografik veriler (eğitim düzeyi, ikamet yeri ve yaş) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. (p<0,05) Diş macunu kullanımı yaş ve eğitim düzeyi ile istatistiksel olarak ilişkiliyken arayüz temizliği sadece eğitim düzeyi ile istatistiksel olarak ilişkili bulunmuştur. (p<0,05) Sonuç: Yaşlı insanlar, kalan doğal dişleri çok az olsa da oral hijyen konusunda bilinç düzeylerini artıracak programlara ihtiyaç duyulmak tadır. Anahtar Kelimeler: DMFT, geriatrik, OHI-S
Yeraltısuyu akımı problemlerinin diferansiyel kareleme yöntemiyle sayısal analizi
Bu çalışma kapsamında, yeraltısuyu akımı problemlerinin sayısal çözümünde sonlu farklar, sonlu elemanlar ve sınır elemanlar gibi geleneksel çözüm yöntemlerinin yanı sıra yeni ve gelişmekte olan Diferansiyel Kareleme Yöntemi (DQM)'in tanıtılması ve yeraltısuyu akımı problemlerine uygulanması amaçlanmıştır. Yapılan çalışmada bir ve iki boyutlu yeraltısuyu akımı problemleri incelenmiş olup, tercih edilen polinom yaklaşımına göre çeşitli düğüm nokta dağılımlarının kullanılması ile uzaysal türevlerin DQM yönteminden faydalanarak sayısal olarak hesaplanması araştırılmıştır. Zamana bağlı bir ve iki boyutlu yeraltısuyu akımı problemlerinde ise zamansal türevlerin hesaplanması için zamana bağlı olan kısmi diferansiyel denklem Çizgiler Yöntemi (MOL) ile adi diferansiyel denklem sistemine dönüştürülmesi amaçlanmaktadır. Oluşan adi diferansiyel denklem sistemleri farklı zaman şemaları kullanılarak sayısal olarak çözülmüştür. Yöntem ilk önce bir boyutlu basınçlı akiferin modellenmesine uygulanmıştır. Burada analitik çözüm mevcut olmadığından referans çözümler ile modelin sonuçlarının doğruluğu araştırılmıştır. İkinci problemde ise analitik çözümü bilinen iki boyutlu kararlı durumdaki yeraltısuyu akışının modellenmesi gerçekleştirilmiştir. Son olarak mevcut yöntem analitik çözümü bilinen bir ve iki boyutlu kararsız durumdaki kirletici taşınım problemlerine uygulanmıştır. Elde edilen sayısal sonuçlar analitik ve literatür çözümleri ile karşılaştırılmıştır. Karşılaştırmalar sonucunda yöntemin performansı incelendiğinde minimum hesaplama çabası ile verimli ve yüksek doğrulukta çözümler ürettiği ortaya çıkmaktadır.
Denizli'de karstlaşma ve karst jeomorfolojisi
Bu çalışma, Batı Anadolu horst-graben sistemi ile Toros Kuşağı'nın batı ucunun kesişiminde yer alan Denizli ilinin karst jeomorfolojisini kapsamlı şekilde incelemeyi amaçlamaktadır. Bölgenin sahip olduğu zengin karstik potansiyele rağmen, literatürde genel karst sistemine yönelik bütüncül çalışmaların eksikliği dikkat çekmektedir. Bu tezde mevcut çalışmalar yeni araştırmalar ve gözlemlerle desteklenerek makro ve mikro ölçekli karstik şekillerin dağılımı, morfometrik özellikleri ve jeotermal süreçlerle ilişkileri ortaya konulmuştur. Çalışmada, MTA ve HGM verileri kullanılarak haritalar oluşturulmuş dolin, çökme dolini, doğal köprü ve mağara gibi alanlarda ise insansız hava aracıyla elde edilen görüntüler üzerinden fotogrametri yöntemi uygulanmıştır. Arazi çalışmalarında on adet mağaranın ölçümleri yapılarak BCRA 3C standardında haritaları üretilmiştir. Elde edilen veriler ışığında Denizli'de etkili olan karstlaşma süreçleri değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında Denizli ili sınırlarında 844 çözünme dolini, 3 çökme dolini, 16 mağara ve 2 düden incelenmiştir. Çalışmanın bulguları, polyelerin, dolinlerin ve mağaraların ağırlıklı olarak Mezozoik yaşlı kireçtaşlarında geliştiğini; jeotermal kaynaklara bağlı traverten, düden ve tufa mağaralarının ise daha genç Kuvaterner yaşlı Çürüksu Graben kenarlarında yoğunlaştığını göstermiştir. Bu tez, Denizli'nin karst jeomorfolojisine ilişkin bütüncül bir çerçeve sunarak bölgedeki karstik sistemlerin jeotermal süreçlerle etkileşimini belgelemekte ve literatüre yeni mağara ve dolin oluşumları kazandırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Karst Jeomorfolojisi, Speleoloji, Denizli
Denizli il merkezinde 6-12 ay bebeği olan annelerin emzirme ve tamamlayıcı beslenme ile ilgili bilgi düzeyleri ve uygulamaları
Amaç: Çalışmamızda, Denizli il merkezinde 6-12 aylık bebeği olan annelerin emzirme ve tamamlayıcı beslenme konusundaki bilgi düzeyleri, tutumları ve uygulamalarını belirlemek; bu uygulamaları etkileyen faktörleri değerlendirmek amaçlanmıştır. Ayrıca, Bebek ve Çocuk Beslenme İndeksi (BÇBİ) puanına bebek beslenmesi uygulamalarının etkileri incelenmiştir. Yöntem: Çalışma kesitsel tiptedir ve Denizli'nin 3 aile sağlığı merkezinde (ASM) 6-12 aylık bebeği olan anneler ve bebekleri üzerinde yapılmıştır. Araştırma verileri annelerle telefon görüşmesi yapılarak toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda yapılandırılmış 60 sorudan oluşan "Katılımcı Anket Formu" kullanılmıştır. Katılımcı anket formu; annelere ait tanımlayıcı özellikler, bebeklere ait tanımlayıcı özellikler, annelerin anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgileri, annelerin tamamlayıcı beslenme ile ilgili bilgi durumları ve uygulamaları olmak üzere 4 bölümden oluşmaktadır. Anket formu son bölümde annelere Bebek ve Çocuk Beslenme İndeksi de içermektedir. BÇBİ değerleri; ≤7 puan olanlar "düşük", 8-9 puan olanlar "orta", ve ≥10 puan olanlar "yüksek" olarak değerlendirilmiştir. Bebeklerin antropometrik ölçümleri ASM'lerde görevli ebe ve hemşireler tarafından yapılmıştır. Sonuçlar SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 217 bebek alınmıştır. Çalışamaya dahil edilen bebeklerin 113 (%52,1) erkektir. Annelerin %51,2'i üniversite mezunudur. Araştırmaya katılan 217 annenin büyük çoğunluğu (%99,08) bebeklerini bir kere emzirdiklerini belirtmiştir. Emzirme sürecine ilişkin olarak, annelerin %83,87'si bebeklerini doğumdan sonraki ilk yarım saat ile 1 saat içinde emzirdiklerini ifade etmiştir. Bununla birlikte, annelerin %15,67'si bebeklerini emzirmeden önce herhangi bir besin veya su verdiklerini belirtmiştir. Annelerin ortalama 3,38 ay boyunca sadece anne sütü verdikleri görülmüştür. Beş anneden biri bebeklerini 6 ay sadece anne sütü ile beslemektedir. Annelerin tamamlayıcı beslenmeye başlama zamanı ortalama 5,39 ay (SS = 0,86), katı ve pütürlü gıdaya başlama zamanı ortalama 7,18 ay (SS = 1,13) olarak bulunmuştur. İlk 6 sadece anne sütü ile beslenmeyi biberon kullanımının olumsuz etkilediği bulunmuştur (p=0,029). Annenin eğitim durumu (p=0,020) ve aile tipi (p=0,019) emzirme durumu ile anlamlı şekilde ilişkili bulunmuştur. Üniversite mezunu annelerde emzirme devam etme oranı daha yüksektir. Emzirmeyi bırakan annelerde formül süt, biberon ve emzik kullanımı daha yüksek bulunmuştur. Ek gıdaya başlama zamanı ile gelir durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuş geliri durumu düşük olan annelerin gelir durumu orta olan annelere kıyasla tamamlayıcı beslenmeye daha geç başladıkları belirlenmiştir. Çalışmamızda bebeklerin BÇBİ puanı ortalaması 9.49 ± 1,7 bulunmuş olup %13,4'ü düşük, %28,6'sı orta ve %58,1'i ise yüksek beslenme indeks puanına sahip bulunmuştur. Annenin medeni hali; ilk 6 ay sadece anne sütü verme; emzik, biberon ve mama kullanımı BÇBİ puanını etkilemektedir. Tamamlayıcı beslenme ile ilgili bilgi alma durumunun da BÇBİ'ne olumlu etki ettiği bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışma, Denizli'de 6-12 aylık bebeği olan annelerin emzirme ve tamamlayıcı beslenme bilgi, tutum ve uygulamalarını incelemiş, emzirme sürecinde sağlık kuruluşlarının politikalarının etkili olduğunu ortaya koymuştur. İlk 6 ay sadece anne sütü ile beslenme oranlarının düşük olduğu, eğitim ve destek programlarına ihtiyaç bulunduğu belirlenmiştir. Biberon kullanımı emzirmeyi olumsuz etkilerken, eğitim düzeyi yüksek annelerin emzirmeye devam etme oranları daha yüksektir. Gelir durumu ve bilgi alma düzeyi, tamamlayıcı beslenme zamanlaması ve beslenme alışkanlıklarını etkilemektedir. Anne sütü verme süresinin uzatılması ve tamamlayıcı beslenmenin zamanında başlanmasının beslenme kalitesini olumlu etkilediği sonucuna varılmıştır. Bu bulgular doğrultusunda, anne sütü ile beslenmenin teşvik edilmesi, dezavantajlı gruplara yönelik hedeflenmiş eğitim ve destek programlarının yaygınlaştırılması ve sağlık profesyonelleri tarafından kapsamlı rehberlik sağlanması önerilmektedir.