Yargısal denetim
Bu konu başlığı altında 56 tez
İmar planı değişikliklerinde yargısal denetim ölçütleri üzerine bir analiz: İzmir deneyimleri(2018–2023)
İmar planı değişiklikleri "idari bir tasarruf" olup yetki, şekil, konu, sebep ve maksat yönlerinden hukuka uygun olması zorunluluğu vardır. Bu açıdan bakıldığında imar planı değişikliklerinin hukuksal bağlamda kanun ve yönetmeliklere uygun olması beklenmektedir. Dolayısıyla, imar planı değişiklikleri için temel gereklilik Mevzuata uygun olmasıdır. Diğer gereklilikler ise Planlama Esasları–Şehircilik İlkeleri ile Kamu Yararı olarak görülmelidir. Bu araştırmanın amacı; idari yargı kararlarına ilişkin arşiv taraması/veri tabanı araştırması ve sözlü görüşmeler, kavramsal–kurumsal bilgi birikimi ile mevzuat gereklilikleri kapsamında İzmir Büyükşehir Belediyesi merkez ilçeler bütünündeki imar planı değişiklerinin konu–kapsam ve içerik açısından analiz edilerek, imar planı değişiklilerine ilişkin "yargısal denetim ölçütlerinin" sorgulanmasıdır. Daha açık bir ifadeyle, bu çalışmada yapılacak iş: İzmir Büyükşehir Belediyesi merkez ilçeleri bağlamında idari yargı sürecine konu edilmiş nazım ve uygulama imar planı düzeyindeki plan değişiklikleri için kavramsal–kurumsal ve hukuksal arka plana yargısal denetim ölçüt rehberi oluşturulmasıdır. Devamında, bu rehber esas alınarak imar plan değişikliklerinin konu–kapsam–içerik/işlev ile yetki–sorumluluk farklılığı ile ilçeler düzeyindeki mekânsal dağılımı bakımından değerlendirilmesidir. Bu değerlendirmelerin, İzmir Büyükşehir Belediyesi merkez ilçelerinin metropoliten kentleşme dinamiklerinin tespiti, kentsel gelişmenin mekânsal–işlevsel niteliği ile gelişme eğilimlerinin kestirilmesi–öngörülmesi bakımından şehir planlama çalışmalarına katkı sunabileceği düşünülmektedir.
İdari işlemin sebep unsuru ve yargısal denetimi
İdari işlem, idare hukukunun temel konularından biridir. Sebep unsuru ise, idair işlem teorisini diğer teorilerden farklı, kendi özgü bir teori hâline getiren bir unsurudur. Sebep unsuru, idari işlemin yapılmasında dayanılan fiili ve hukuki etkenlerdir. Türk hukukunda sebep unsuru kural olarak kanundaki düzenleme şekillerine göre belirlenir. Sebep unsurunun kanunda hiç düzenlenmemesi ve belirsiz kavramlarla düzenlenmesi takdir yetkisine değil, hukuki yorum yükümlülüğüne işaret eder. Sebep unsurunun hukuka uygunluğu ayrıca sebep ilkeleri olarak adlandırılan birtakım içtihadi ilkelere de bağlıdır. Her idari işlem mutlaka bir sebebe dayanmalıdır, sebepsiz idari işlem olmaz. Sebepler gerçek ve hukuka uygun olmalıdır. Sebepler objektif olarak belirlenmeli, somut nitelikte olmalıdır. Sebep sakatlıkları sonradan giderilemez. Sebep unsuru şekle indirgenemez. Keza sebep ikamesi bu ilkeyi doğrulamaktadır. Sebep unsurunun hukuka uygunluğunun arandığı zaman, istisnaları olmakla birlikte kural olarak idari işlemin yapıldığı zamandır. Sebep sakatlıkları üç türe ayrılır. Hukuki sebep sakatlıkları, hukuki dayanaktan yoksunluk ve hukuki hatadır. Fiili sebeplerin maddi doğruluğunda hata, fiili hata olarak adlandırılabilir. Fiili sebeplerin maddi doğruluğu sebep unsurunun hukuka uygunluğu için yeterli değildir, fiili sebeplerin hukuki nitelendirmesi de hukuken doğru olmalıdır. Danıştay genellikle fiili sebeplerin hukuki nitelendirmesinde denetim yetkisini sınırlandırmamakta, tam denetim yürütmektedir. Açık değerlendirme hatası ve tam ölçülülük denetimi Türk hukukunda henüz istisnai uygulama alanına sahiptir ve örnekleri azdır. Sebep sakatlıklarının yargısal yaptırımı kural olarak iptaldir; ancak Danıştay'ın istisnai sayıdaki kararlarında hukuki yokluk müeyyidesinin kabul edildiği görülmektedir.
6528 sayılı kanun sonrası dönemde Milli Eğitim Bakanlığı'nda görev yapan öğretmenlere verilen disiplin cezaları ve yargısal denetimi
Kamu hizmetlerinin sunumunda görev alan kamu görevlilerinin içerisinde büyük çoğunluğunu eğitim kamu hizmetinde görevli olan öğretmenler oluşturmaktadır. Eğitim hizmetinin düzenli ve sürekli bir şekilde sağlanabilmesi için bazı kurallar ve kuralların ihlali sonucunda yaptırımların uygulanması gerekmektedir. Bu yaptırımlar öğretmenler için 1.3.2014 tarih ve 6528 sayılı Kanun öncesi ve sonrası dönemde farklılaşmaktadır. 6528 sayılı Kanun öncesi dönemde 1702 ve 4357 sayılı Kanunlarda bulunan öğretmenlik mesleğine özel nitelikteki suç ve cezalar ihdas edilmiş olup bu kanunlara göre cezalandırmalar yapılmıştır. Ancak 6528 sayılı Kanun ile söz konusu hükümler yürürlükten kaldırılmasından dolayı öğretmenlerin disiplin işlemleri genel kanun niteliğinde olan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine göre yapılmaktadır. Bu durum uygulamada boşluklara ve farklı disiplin işlemlerine neden olduğundan öğretmenlik mesleğine özel disiplin hükümleri içeren kanun ihtiyacının olduğu değerlendirilmektedir. Ayrıca disiplin suçlarını oluşturan fiil ve davranışların tamamının kanunlarda belirtilmemiş olması ve somut olaylarda benzer suçlar için idareye takdir yetkisi verilmiş olmasından dolayı cezalandırma işlemlerinin iptali için başvurulan idari yargı mercilerince verilen yargı kararları da uygulamanın gelişmesini sağlayarak uygulamaya yön vermektedir. Tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Öncelikle tez ile ilgili temel kavramlar, disiplin hukukuna hâkim olan ilkeler ile öğretmenlere disiplin cezası verilme usulü açıklanmıştır. Daha sonra 6528 sayılı kanun öncesi ve sonrası dönemde öğretmenlere verilen disiplin cezaları ile bazı fiillerin cezalandırılma uygulamalarına değinilmiştir. Son olarak ise öğretmenlere verilen disiplin cezalarında yargısal denetime konu olan hususlar incelenmiştir. Yapılan incelemeler çerçevesinde 6528 sayılı kanun öncesi dönemde olduğu gibi öğretmenlik mesleğine özel disiplin hükümlerinin Öğretmenlik Meslek Kanunu'nun içerisinde veya ayrı bir düzenleme olarak ihdas edilmesi gerekliliği sonucuna ulaşılmıştır.
Devlet memurlarının atama ve görevde yükselmelerinden kaynaklı uyuşmazlıkların yargısal denetimi
Devlet memurlarının atama ve görevde yükselmelerinden kaynaklı uyuşmazlıkların çözümünde idari yargı yerleri hukuka aykırı işlemin, yetki, şekil, konu, sebep ve amaç unsurları açısından hukuka uygunluğunu denetlemektedir. Atama ve görevde yükselmeye ilişkin idari işlemlerin söz konusu unsurlar yönünden hukuka uygunluğunun tespiti açısından idari yargı yerleri belli ölçütlere göre hareket etmektedir. Bir idari işlemin hukuka uygun olması için kamu yararının ve hizmetin gereklerinin gözetilmesi gerektiği gibi, liyakat ve eşitlik ilkeleri ile de bağdaşması şarttır. Bu çerçevede çalışmanın başlıca amacı, devlet memurlarının atama ve görevde yükselmelerinden kaynaklı uyuşmazlıkların tespit edilip, bu uyuşmazlıkların yargısal denetim sonucunda ortaya çıkan içtihatlar ışığında yorumlanmasıdır. Çalışmanın bir ve ikinci bölümlerinde, memurun hukuki niteliği ve diğer kamu görevlileri ile arasındaki fark ortaya konup, memurların hak ve sorumlulukları ile atama ve görevde yükselmelerine ilişkin esaslar ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise yargısal denetimin amaç ve gerekliliği üzerinde durularak, idari yargılamanın özellikleri üzerinde durulmuştur. Son olarak devlet memurlarının atama ve görevde yükselmelerinden kaynaklı en çok uyuşmazlığın yaşandığı hususlar idari yargı içtihatları ve bilimsel görüşler çerçevesinde incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Devlet Memuru, Atama, Görevde Yükselme, Liyakat İlkesi, İdari İşlem, Takdir Yetkisi, Yargısal Denetim.
5393 sayılı Belediye Kanunu uyarınca kentsel dönüşüm ve yargısal denetimi
Çalışmamızda 5393 sayılı Belediye Kanunu uyarınca yapılan kentsel dönüşüm ve gelişim çalışmaları irdelenmiştir. Birinci bölümde; kentsel dönüşüm kavramının tanımı, amacı, çeşitleri ile kentsel dönüşümün tarihçesine değinilmiştir. İkinci bölümde; kentsel dönüşüm ile ilgili genel hukuki düzenlemeler temelinde bir inceleme yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise; 5393 sayılı Belediye Kanunu çerçevesinde yapılan kentsel dönüşüm çalışmaları ile ilişkili olarak; imar planları, parselasyon, kamulaştırma vb. uygulamalara değinilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün hukuki niteliği ve yargısal denetimi
Bu çalışmada Türk parlamento hukukunun kaynaklarından olan Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün hukuki niteliği, tarihi gelişimi, normlar hiyerarşisindeki yeri ile Meclis uygulamaları ve bunların Anayasa Mahkemesi tarafından denetimi konuları, doktrinin yaklaşımı ve kişisel görüşlerimiz bağlamında ele alınmaktadır.Parlamento hukuku sürekli olarak gelişen bir hukuk dalıdır. Parlamento hukukunun kaynakları arasında, özellikle meclislerin oluşumunu ve çalışmalarını düzenleyen içtüzükler, siyasi hayata yön veren metinler olmaları sebebiyle önemli bir yere sahiptir.Ülkemizde meclislerin çalışma usul ve esasları, içtüzüklerle birlikte Anayasa'da ve çeşitli kanunlarda düzenlenmiştir. Bu yazılı kuralların dışında Meclis uygulamamalarının zamanla teamül haline dönüşmesi, Anayasa Mahkemesi kararları ve doktrin de Türk parlamento hukukunu şekillendiren önemli birer kaynak haline gelmiştir.Anayasa Mahkemesi kararları meclislerin çalışmalarında, gerek uygulamanın gerekse yazılı hukuk kurallarının şekillenmesinde etkili bir yere sahiptir. Anayasa koyucu tarafından yargısal denetime tabi olan parlamento kararları sınırlanmış da olsa Anayasa Mahkemesi, Anayasa'yı dolanarak yargısal denetimden kaçınmak için yapıldığı kanaatine vardığı parlamento kararlarını, içtüzüklerle aynı hukuki etkiye sahip oldukları gerekçesiyle yargısal denetime tabi tutmaktadır. Böylece Yüksek Mahkeme, anayasal dayanağı olmayan bir yetkiyle, eylemli içtüzük değişikliği olarak nitelendirdiği kararları denetlemektedir.Anayasa Mahkemesinin, yargısal denetim yaparken bir taraftan da siyasi hayata yön verdiği bir gerçektir. Yüksek Mahkeme özellikle benzer durumlardaki farklı kararları, bu kararların açık olmayan gerekçeleri ve yazılı hukuk kurallarını yorumlama tarzı ile zaman zaman tartışmaların odağı haline gelmektedir.Anahtar Sözcükler1. Parlamento2. Parlamento Hukuku3. İçtüzük4. Eylemli İçtüzük Değişikliği5. Anayasa Mahkemesi Kararları
İdarenin denetim yollarından biri olarak Sayıştay denetimi
Dünya genelinde ofis ve kurul tipi olmak üzere iki türü bulunan Sayıştay, Türkiye'de yargı yetkisine sahip kurul tipi şeklinde örgütlenmiştir. Sayıştayın yargı yetkisine sahip olması da onun hem yargısal konumunun hem de işlemlerinin niteliğinin tartışma konusu olmasına neden olmuştur. Sayıştayın temel işlevi idari denetim işlevidir. Fakat Türkiye'de yargılama faaliyeti de en az idari denetim faaliyeti kadar ön plandadır. Son yıllarda yapılan yasal düzenlemeler de bu durumu değiştirmemiştir. Bu bakımdan çalışma kapsamında Sayıştayın denetim ve yargı fonksiyonu birlikte ele alınarak incelenmiştir. Çalışmanın konusunu, genelde yüksek mali denetim kurumlarının, özelde Türk Sayıştayının denetim ve hesapları kesin hükme bağlama faaliyetleri kapsamında izlediği yöntemler ile bu konulardaki tartışmalar, uygulamada karşılaşılan aksaklıklar ve muhtemel çözüm yolları oluşturmaktadır. Bu bağlamda hem idari hem yargısal denetim konu, kapsam ve süreç bakımlarından incelenmiştir.
İptal davalarında hukuka uygunluk denetiminin sınırları
Kamu hizmeti faaliyetini yerine getirirken idareye birey karşısında bir takım üstün yetki ve ayrıcalıklar tanınmıştır. Örneğin, idare, tek yanlı işlemleri ile idare edilenlere yükümlülükler getirebilmekte, haklar tanımakta, bu şekilde hukuk aleminde değişiklikler yapabilmekte; ayrıca tek yanlı olarak tesis ettiği bu işlemleri re'sen icra edebilme yetkisine de sahiptir.İşte, idarenin, bu üstün yetkilerini suiistimal edip bireyin temel hak ve özgürlüklerini ihlal etmesinin önüne geçmek ve hukuk alanında kalmasını temin etmek için idari işlemlerin yargısal denetimi ilkesi öngörülmüştür.Kuvvetler ayrılığı ilkesinin zorunlu bir sonucu olarak idarenin eylem ve işlemlerini denetleyen idari yargının bir sınırı olmalıdır. Bu ilke uyarınca yargı, yasama ve yürütme karşısında bağımsız olduğu gibi yürütmenin bir parçası olan idare de, yargı karşısında bağımsızdır.Söz konusu sınır, gerek Anayasanın 125. maddesinde gerekse 2577 sayılı Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenmiş olup, bu hükümlere göre idari yargının yetkisi, idari işlemlerin hukuka uygunluk denetimi ile sınırlı olup, idari işlemlerin yerindelik denetimi bu yetkinin kapsamı dışındadır.Hukuka uygunluk denetiminin, önceden konulacak kurallarla belirlenebilen kesin ve her olaya uygulanabilecek bir sınırı bulunmayıp, her somut olayın özelliklerine göre değişkenlik arz ettiğinden objektif ve istikrarlı içtihatları ile meseleyi somutlaştırmak yargı merciine düşmektedir.Anahtar Sözcükler1. Hukuka Uygunluk Denetimi,2. Yerindelik Denetimi,3. Takdir Yetkisi,4. İdari Yargının Sınırı,5. İptal Davası.
Anayasayı değiştirme sorunu ve yargısal denetimi
Anayasalar, devletin temel kuruluşuna ilişkin kuralların yer aldığı hukuki metinlerdir. Bu özellikleri nedeniyle anayasalarda yapılacak değişiklikler büyük öneme sahiptir. Bu çalışma da önceki anayasalara da değinmekle beraber; 1982 Anayasası'ndaki anayasayı değiştirme usulü tüm ayrıntılarıyla incelenmiştir. Ayrıca bunlarla da yetinilmemiş, anayasa değişiklikleri üzerindeki yargısal denetim konusuda tartışılmıştır.
1982 Anayasası çerçevesinde devlet memurlarının naklen atanmasında idarenin takdir yetkisinin yargı yoluyla denetimi
Bu çalısmada, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na göre görev yapmaktaolan Devlet memurlarının naklen atanmaları konusunda idareye tanınmıs olan takdiryetkisinin yargı yoluyla denetimi incelenmektedir.Bu çerçevede, iki bölüm olarak düzenlenmis olan çalısmanın ilk bölümünde,kamu görevlisi ve memur kavramının 1982 Anayasası'nda düzenlenisi, devletmemurlarının naklen atanması ile idarenin takdir yetkisi ve yargısal denetimi konularıincelenmektedir.?kinci bölümde ise, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nda düzenlenis seklinegöre nakil türleri ve nakil davalarında söz konusu olan iptal sebepleri görülen bazıözel durumlarla birlikte, 1982 Anayasası hükümleri çerçevesinde ve ağırlıklı olarak enson tarihli Danıstay kararlarına gerekçeleriyle birlikte yer verilmek suretiyleincelenmektedir.Sonuç olarak, Devlet memurlarının naklen atanmasına iliskin islemlerdeidareye çesitli sebeplerle takdir yetkisi tanınmıs bulunmaktadır. Fakat, bu husustaidarenin sahip olduğu takdir yetkisi, 1982 Anayasası'nın 125.maddesinin 1.fıkrasıhükmü uyarınca yargısal denetime tabidir. Söz konusu yargısal denetimde son sözüsöyleyen yargı yeri de Danıstay'dır.Danıstay tarafından uyusmazlık konusu somut olayın özelliğine göregelistirilen bir takım ölçütlerle, zaman zaman hukukilik denetiminin sınırları yerindelikdenetimi aleyhine asılmak suretiyle yargısal denetim yapılmakta olduğu savınaulasılmıstır.Anahtar Sözcükler1. 1982 Anayasası2. Devlet memuru3. Naklen atama4. Takdir yetkisi5. Yargısal denetim
Elektronik haberleşme hizmetlerinin denetlenmesi, uygulanan yaptırımlar ve bunların yargısal denetimi
Elektronik haberleşme hizmetleri doğal tekel niteliğine sahip olmaları nedeniyle düzenleyici ve denetleyici kurumlar tarafından regüle edilmesi gereken en kritik kamu hizmetlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye'de mezkur hizmetler Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından kanunlar ve ikincil düzenlemelerle kendisine verilen görevler kapsamında düzenlenmekte ve denetlenmektedir.Tüm idari makamların olduğu gibi düzenleyici ve denetleyici kurum niteliğini haiz Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'nun da hizmetlerin denetlenmesi esnasında tespit edilen ihlaller neticesinde idari yaptırım uygulama yetkisine sahip olması kaçınılmazdır. Üstelik bu hizmetlerin stratejik önemi de dikkate alındığında bu yetki kaçınılmazdır.Öte yandan, Kurum tarafından işletmeciler hakkında uygulanan yaptırımların yargısal denetimi, Kabahatler Kanunu'nun 3 üncü maddesi dikkate alındığında idari yargı mercilerince gerçekleştirilmekte olup zaten idare hukukunun genel esasları da bunu gerektirmektedir.
2547 Sayılı Yükseköğretim Yasası ışığında akademik personel atamaları ve yargısal denetimi
Bu çalışmada; 2547 sayılı Yükseköğretim Yasası ışığında akademik personel kavramı, bu personelin atama işlemleri ile bu işlemlerin yargısal denetimi incelenmektedir. Bu çerçevede çalışmanın temel kavramlarını akademik personel, akademik personelin atanması ve atama işlemlerinin yargısal denetimi oluşturmaktadır.Temel olarak, akademik personelin atama işlemlerine ilişkin usul ve esaslar 2547 sayılı Yükseköğretim Yasasında kurala bağlanmıştır. Bunun yanı sıra, 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Yasası, 657 sayılı Devlet Memurları Yasası ve Öğretim Üyesi Dışındaki Öğretim Elemanı Kadrolarına Naklen veya Açıktan Yapılacak Atamalarda Uygulanacak Merkezi Sınav ile Giriş Sınavlarına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik de konuyla ilgili hükümler içermektedir. Çalışma bu mevzuat hükümleri çerçevesinde ele alınmıştır. Atama işlemlerinin yargısal denetimi konusunda da Danıştay içtihatlarından faydalanılmıştır.Bu çerçevede çalışmanın ilk bölümünde, akademik personel kavramı incelenmiştir. Bu ana kavram altında, öğretim üyesi, öğretim görevlisi, okutman, öğretim yardımcısı kavramlarının tanımı yapılmıştır.İkinci bölümde ise, birinci bölümde tanımlarına yer verilen akademik kadro/unvanlara atama işlemlerinin tabi oldukları yasal süreç, bu süreçte tesis edilen işlemlerin yargısal denetimi, Danıştay'ın konuyla ilgili içtihatları incelenmiştir.
657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'na göre disiplin cezaları ve yargısal denetimi
Bu çalışmamızda, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu (DMK) temel alınarak disiplin suç ve cezaları anlatılmış, konu kendisiyle ilintili diğer müesseseleri de içine alacak şekilde aktarılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, disiplin kavramının nasıl anlaşılması gerektiği üzerinde durulmuş ve disiplin hukukunun genel ilkeleri açıklanmıştır. İkinci ve üçüncü bölümde ise sırasıyla 657 Sayılı Kanunda düzenlenmiş disiplin suç ve cezaları teker teker anlatılmış ve bu cezalara karşı itiraz ve yargısal korunma yollarının neler olduğu üzerinde durulmuştur.
İmar Kanunu'nda arazi ve arsa düzenlemesi uygulamasının yargısal denetimi
3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca arazi ve arsa düzenlemesi, imar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyeler, belediye ve mücavir alan sınırları dışında ise valilikler yetkili kılınmıştır.Arazi ve arsa düzenlemesi yapılırken uygulamada çeşitli sorunlar ortaya çıkmakta, çoğu zaman konu yargıya taşınmaktadır. Bu çalışmada düzenleme esnasında uyulması gerekli ilkeleri açıklanmış ve düzenlemenin idari davaya konu olması durumunda idari yargı yerleri tarafından uyuşmazlığın çözümünde izlenecek yöntemleri ortaya konulmuştur.
Kamu Denetçiliği
İyi yönetim, en genel anlamda, belirli bir faaliyeti yürütmek için öngörülen usul ve kurallara uygun hareket edilmesini ifade etmektedir. Yürütülen faaliyet alanına göre farklılıklar gösterse de tarafsızlık, doğruluk ve çabukluk gibi yatay olarak tüm idari faaliyetler için geçerli olan iyi yönetim ilkeleri bulunmaktadır. İyi yönetim, karşıt anlamlısı olan kötü yönetime karşı başvuru yolları sağlamaktadır. Şöyle ki; tarafgirlik, adaletsizlik ve aşırı gecikme gibi kötü yönetim uygulamalarına karşılık iyi yönetim, tarafsızlığı, adaletli olmayı ve çabukluğu gerektirmektedir. İyi yönetim kavramı, kamu yönetimi, siyaset bilimi, işletme ve hukuk gibi birçok disiplinin ortak çalışma alanına giren, kamu, özel ve sivil toplum sektörleri tarafından farklı yönleriyle de olsa benimsenen geniş bir kullanım alanına sahiptir. İyi yönetim kavramının, kamu yönetiminin idari ve hukuki bir denetim ölçütü ve aynı zamanda bir hak kategorisi olarak kabul edilmesi yeni bir gelişmedir. Bununla birlikte, iyi yönetimin düşünsel ve tarihsel temellerinin iktidar ve yönetim kavramlarının ortaya çıkışı kadar eskiye dayandığı söylenebilir. Temel görevi bireylerle kamu otoritesi arasındaki anlaşmazlıklarda arabuluculuk yapmak, kamu hizmetlerinin yürütülmesindeki adaletsizlikler hakkında, konudan etkilenenlerden şikâyetleri almak, bu konularda araştırmalar yapmak ve sorunları çözmek olarak tanımlanan Ombudsmanlık Kurumu, Türkiye'de özellikle 2006 yılındaki kanunun Anayasa Mahkemesi tarafından iptali ile yoğun bir tartışmaya konu edilmiştir. Çıkarılan 5548 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Yüksek Mahkeme tarafından anayasal temeli olmaması gerekçesiyle iptal edilmiştir. Daha sonraki aşamada, Kurum için 12 Eylül 2010 tarihinde kabul edilen referandum ile anayasal bir temel oluşturulmuş ve yasal düzenlemenin önündeki engel aşılmıştır. 6328 Sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu 14 Haziran 2012 tarihinde kabul edilmiş ve kurum yaklaşık beş yıldır karalar vermektedir. Ancak anılan Kurumun etkin olduğunu söylemek pek mümkün gözükmemektedir. Ülkemizde "Kamu Denetçiliği Kurumu" adıyla yansımasını bulan ombudsmanlık, vatandaş ile idare arasındaki uyuşmazlıklarda vatandaşın hakkını koruyan, başvurması kolay ve müeyyidelerden yoksun olan bir denetim mekanizması olarak karşımıza çıkmaktadır. Kamu denetçiliği günümüzde birçok ülkede uygulama alanı bulmuştur. Bu sebeple kamu denetçiliğini değişik şekillerde tanımlamak mümkündür. Değişik hukuk sistemlerinde uygulama imkânı bulan kamu denetçiliğinin uygulandığı ülkelerde farklı yasal ve anayasal düzenlemelere tabi tutularak, ülkelerin siyasal, sosyal ve kültürel değerlerine ve idari yapılanmalarına göre şekillendirildiği görülmektedir.
Sermaye Piyasası Kurulu'nun uyguladığı idari yaptırımlar ve yargısal denetimi
İdari yaptırımlar, bir idari makam tarafından İdare hukukuna özgü usuller kullanılarak tesis edilen, bireyler üzerinde sınırlandırıcı etkiler doğuran idari işlemlerdir. Diğer idari makamlarda olduğu gibi bağımsız idari otoritelerin de yaptırım uygulama yetkilerinin olduğu kabul edilir. Türkiye'de ilk kurulan bağımsız idari otorite olan Sermaye Piyasası Kurulu'nun yaptığı denetimler sonucu uygulayabileceği yaptırımlar Sermaye Piyasası Kanunu'nda sayılmıştır. Bunlar imza yetkisinin kaldırılması, faaliyetlerin durdurulması, işlem yapma yasağı getirilmesi, idari para cezası verilmesi ve tedrici tavsiyeye karar verilmesidir. Bunlar dışında özel kanunlar ve diğer düzenleyici işlemler nedeniyle Sermaye Piyasası Kurulu'nun yaptırım uygulama konusunda görevlendirildiği durumlar olduğu gibi gözetimi altındaki kurumların uyguladığı yaptırımlara dolaylı olarak katıldığı durumlar da vardır. Nihayet cezai yaptırımların uygulanması konusunda da Kurula verilen görevler bulunmaktadır. Sermaye Piyasası Kurulu bu yaptırımları uygularken, idari işlemlere ilişkin tüm hukuki koşullara uymalıdır. Aksi durumda yargısal denetim sonucunda idari yaptırıma ilişkin karar iptal edilebilir ve/veya bundan dolayı idarenin tazmin sorumluluğu doğabilir.
1982 Anayasası'na 2010 Anayasa değişiklikleri ile getirilen Kamu Denetçiliği Kurumu ve idari yargı denetimi ile ilişkisi
Yöneten yönetilen ayrımının insanlık tarihi kadar eskilere dayandığı bilinmektedir. Tarihsel süreçte devlet denen yapıların oluştuğunu ve dönemsel olarak toplumların yapısı, çevre, iklim, nüfus, eğitim, sağlık, güvenlik gibi bir çok değişkene bağlı olarak çeşitli yönetim modellerinin benimsendiğini ve bu kapsamda farklı yöneten-yönetilen ilişkilerinin ortaya çıktığını belirtebiliriz. Günümüz modern hukuk devletlerinde ise, yönetimin elinde tuttuğu kamu gücünü, bireylerin yaşamlarını kısıtlamak üzere değil, aksine bireylerin yaşam kalitelerini artırmaya yönelik olarak kullanmasını ana hedef olarak belirlendiğini söyleyebiliriz. Bu noktada yönetimin sınırlandırılarak, kontrol altında tutulması ve yönetenler karşısında yönetilenlerin haklarının korunması için çeşitli denetim mekanizmalarının geliştirildiği bilinmektedir. Bu anlamda 18. yüzyılda İsveç'te ortaya çıkan önceleri sadece İskandinav ülkelerine has bir denetim modeli olduğu düşünülen, fakat ikinci dünya savaşı sonrasında çok geniş bir coğrafyaya yayılan ve her uygulandığı ülkede o ülkenin kendi iç dinamiklerine uygun olarak tasarlanan Ombudsman(Kamu Denetçisi) denetiminin de bahsedilen amaca hizmet etmek üzere ortaya çıktığı söylenebilir. Kurumun en önemli özelliği uygulandığı her ülkenin sistemine entegre edilebilecek esnek bir yapıya sahip olması ve uygulandığı ülkelerde mevcut denetim sistemlerini ikame ederek, ortadan kaldırmaktan ziyade diğer denetim sistemlerine destek olarak insan haklarının korunması ile yönetişimin düzeltilerek, iyileştirilmesi yönünde bir hareket alanını benimsemesidir. Bugün dünyanın 140 civarı ülkesinde başarıyla uygulanan Ombudsman Kurumunun ülkemizde Kamu Denetçiliği Kurumu adıyla kurulması öncesinde çeşitli tartışmalar yaşanmış, kurulması yönünde çeşitli çalışmalar yapılmış, ve sancılı bir yasal düzenleme süreci sonrasında 2010 yılı Anayasa Değişikliği Referandumu neticesinde Anayasal dayanağa kavuşmuş, 6328 sayılı Kanunla da Kamu Denetçiliği Kurumu olarak kurulmuştur. Tez çalışmamızın genel amacı; Kamu Denetçiliği Kurumunun, yönetimin denetiminde etkin bir mekanizma olarak faaliyet göstermek suretiyle bireylerin haklarının korunması ve yönetişimin düzeltilmesi noktasında başarılı olabilmesi için gerekli görülen hususların vurgulanmasıdır. Bu kapsamda tez çalışmamızın birinci bölümünde yönetimin denetimine ilişkin mevcut denetim modelleri ve bu modellerin aksayan yönleri ele alınmış, ikinci bölümünde, bir denetim modeli olarak ombudsmanlık kurumunun özellikleri ve çalışma usulü izaha çalışılmış, üçüncü bölümde, ombudsman kurumunun değişik dünya ülkelerindeki uygulamalarından örnekler verilmiş ve son olarak dördüncü bölümde ise ülkemizde Kamu Denetçiliği Kurumu ve İdari Yargı ilişkisi özelinde Kurumun ülkemizdeki kuruluş süreci, uygulanma usulü ve bu kapsamda yürüttüğü faaliyetleri ele alınmaya çalışılmıştır.
İdari yaptırımlar
Kanun hükmünde kararnamelerin yargısal denetiminin yasama ve yürütme üzerine etkileri
108 ÖZET Kanun hükmünde kararnameler, 1961 Anayasasında 1971 yılında yapılan değişiklikle Türk Hukuk sisteminde yerini almıştır ve günümüze kadar 630 KHK çıkarılmıştır. KHK'lerin Türk Hukuk sistemine girişi, KHK çıkarma yetkisinin verilmesinin anlamı; bir Anayasa kuralı olan yasamanın devredilmez oluşu üzerine etkileri ve güçler ayrımı ile egemenliğin kullanımı üzerinde çok yoğun tartışmaları da beraberinde getirmiştir. TBMM tarafından Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi verilmesi, yasama yetkisinin devri olmadığından yürütmenin yasamanın alanına girmiş olması da söz konusu değildir. Kanunlar Anayasaya ve KHK'ler de hem Anayasaya hem de dayandıkları yetki kanununa aykırı olamazlar. Bu düzenlemelerin Anayasaya uygunluğunun yargısal denetimi, Anayasa Mahkemesinin görevidir. Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin ve bağlayıcı olması ve iptal kararının yasama ve yürütmenin iradesini ortadan kaldırması, Mahkemenin yasama ve yürütmenin üzerinde bir güç olmaması için sınırlandırılmasını gerekli kılmıştır. Anayasa Mahkemesi kendiliğinden Anayasaya uygunluk denetimi yapamadığı gibi, yasakoyucu gibi de davranamaz. Anayasa Mahkemesi, yetki yasalarına Anayasa perspektifinden bakmaktadır. TBMM'nin ya da Bakanlar Kurulu'nun iradesi Anayasaya uygun olmak zorundadır. Anayasa Mahkemesinin yasama ve yürütmenin iradesinde Anayasaya uygunluk araması ve Anayasaya uygun olmayan düzenlemeleri(dar anlamda yetki yasaları ve KHK'ler) iptal etmesi, yasama ve yürütmenin alanına girmek değildir. Bir müdahale söz konusudur. Ancak bu müdahale Anayasaya uygunluğun sağlanmasına yöneliktir. Anayasa Mahkemesi, yasama ve yürütmenin yerine geçerek irade ortaya koymamaktadır. Yapılan Anayasaya uygun bulunmayan düzenlemenin iptal109 edilerek ortadan kaldırılmasıdır. Yasama ve yürütmenin Anayasal sınırlar içinde düzenleme yapma imkanı her zaman vardır. Diğer yandan Mahkemenin, Anayasada kanunla düzenlenmesi öngörülen konuların KHK ile düzenlenmesi hakkında Anayasaya aykırılık görmemesi; Anayasanın ilgili maddelerini işlevsiz bıraktığı gibi, yasamanın alanına bırakılan düzenleme yapma yetkisi yürütmeye de verilmesinin yolu açılmış olmaktadır. Mahkemenin, olağanüstü KHK'lere ilişkin olarak, sadece başlığı ile yetinmeyerek, denetim dışı görmemesi ve Anayasada Olağanüstü hallerde çıkarılacak KHK'ler için belirlenmiş kriterlere uygunluğu araması ve buna uygun olmayan KHK'leri iptal etmesi, temel hak ve özgürlüklerin korunması yolunda önemli bir adım olduğu gibi; yasamanın devredilmezliği kuralının, Anayasanın üstünlüğünün ve Anayasada belirlenmiş güçler ayrımının korunması yolunda en temel güvencelerdendir.
İdari yargıda iptal ve tam yargı davası açma süreleri
Hukuk Devleti ilkesi bütün demokratik rejimlerin temel ilkelerinden biridir. Hukuk devletinde idarenin eylem ve işlemleri yargı denetimi altındadır. İdari eylem ve işlemlere karşı yargı yoluna başvurulmasının belli bir süreyle sınırlandırılması gerektiği kabul edilmektedir. Ancak bu sürenin ne kadar olması gerektiği tartışmalıdır. Türk pozitif hukukunda bu konuda düzenleme yapılmıştır. Bu yasal düzenlemelerin uygulanması sırasında ortaya çıkan sorunlar Danıştay kararlarıyla giderilmeye çalışılmaktadır. İdari yargıda dava açma sürelerinin genellikle kısa olması nedeniyle birçok davalar süre aşımından reddedilmektedir. Bireylerin haklarının korunabilmesi için yeni bir yasal düzenlemeye ihtiyaç bulunmaktadır.
Türk Hukukunda idarenin takdir yetkisi ve denetimi
İdare Hukuku kapsamında pek çok alanda kullanılan takdir yetkisi, kanunların özel olarak düzenleme yapmadığı böylelikle idareye hareket serbestisi bırakılması ve idarenin bu alan çerçevesinde, somut olayın gereklerini göz önünde tutarak hareket edebilmesini ifade eder. İdareye takdir yetkisi verilmesinin gerekliliği doktrinde kabul görmüştür; ancak takdir yetkisinin sınırlarının ne olacağı hususu buna bağlı olarak söz konusu sınırların nerede başlayıp nerede bittiği hakkında bir uzlaşı sağlanamamıştır. Hukuk devleti ilkesi gereği, idarenin yapacağı tüm eylem ve işlemler yargı denetimine tabidir. Ancak idarenin takdir yetkisinin bulunduğu durumlarda yargısal denetimin farklı özellikleri söz konusu olmaktadır. İdarenin takdir yetkisinin varlığı halinde yargısal denetim sadece hukukilik denetimi ile sınırlıdır. İdarenin sahip olduğu takdir yetkisi, yerindelik denetimi dışında yer alır. Teorik olarak yerindelik denetimi yasağı olmasına rağmen, uygulamada zaman zaman bu kuralın ihlal edilmesinden dolayı 1961 ve 1982 Anayasaları'nda yargısal denetim ile ilgili çeşitli düzenlemeler getirilmiştir. Çalışmada, idare hukukunun içtihatlara dayanan bir hukuk dalı olması nedeniyle yerindelik alanının sınırları konusunda, son sözü yargı organlarının söylediği görüşüne ulaşılmıştır. İlk bölümde genel olarak takdir yetkisi üzerinde durulmuş, idarenin takdir denetiminin kavramsal çerçevesi çizilmiş, tanımı hususunda açıklamalara yer verilmiştir. Bununla birlikte idarenin bir konuda takdir yetkisi olup olmadığının nasıl anlaşılacağı takdir yetkisinin tam tersi olan bağlı yetki üzerinde durularak açıklanmış, Türk Hukukunda takdir yetkisinin nasıl düzenlendiği ve Danıştay'ın genel olarak takdir yetkisine nasıl yaklaştığı incelenmiştir. Takdir yetkisinin unsurlarının incelendiği ikinci bölümde ise, söz konusu unsurlar detaylı olarak açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın üçüncü ve son bölümü olan idarenin takdir yetkisinin denetlenmesi bölümünde ise, denetim konusundaki anayasal ve yasal düzenlemeler ele alındıktan sonra, doktrindeki görüşlere yer verilmiştir. Denetimde uygulanan yöntemler ve tarihi seyir içinde Danıştay tarafından geliştirilen ilkeler ve içtihatlar üzerinde durularak, konu açıklanmaya çalışılmıştır.
Türkiye'de idarenin yargısal denetiminin etkinliği
İdarenin denetlenmesine yönelik kuşkusuz çeşitli yollar vardır. İdarenin denetlenmesinde farklı mekanizmalar işletilebilmekle birlikte, bu çalışmada idarenin yargısal denetimi konu edinilmiş, yargısal denetim de etkinlik kavramı üzerinde durularak, kavram açıklanmaya çalışılmıştır.Çalışmanın konusunu oluşturan idarenin yargısal denetimi; idari makamların her türlü eylem ve işlemlerinin denetiminin yargısal makam olan mahkemeler tarafından yapılmasıdır. Günümüzde idarenin sosyal hayat içinde çok fazla yer alamsı, iletişim olanaklarının hızla artması ile birlikte şeffaf yönetim ve yönetişim kavramlarının hayatımıza girmesi, bireylerin kendileri ya da çevreleri hakkında yönetim tarafından alınacak kararlar ile yapılacak eylem ve işlemlerin karar alama sürecine daha fazla katılma isteğinde bulunmaları, eleştirel bir kültürün toplumsal yaşama hâkim olmaya başlaması gibi bir çok nedenle idari makamların aldıkları kararlar yönetilenler tarafından daha fazla sorgulanır hale gelmiştir. Bunun sonucu olarak da yönetilenler tarafından haklarını ihlal ettiği düşünülen idari karar ya da eylem ve işlemler objektif ve tarafsız denetim yaptığına inanılan yargısal makamlar önüne taşınmaktadır. Yönetilenlerin bu denetim mekanizmasına başvurmalarında sistemin tarafsız ve objektif bir denetim niteliği taşıması önem arz etmektedir.Bu çalışmada idarenin yargısal denetimi konu edinilerek, tarihsel süreç içerisindeki seyri, kurumsal gelişmeler ve günümüz hukuk sistemindeki yerine değinildikten sonra idarenin yargısal denetiminin etkinliğini azaltan unsurlar üzerinde durulmaya çalışıldı.Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümünde, kavramsal boyut ele alındıktan sonra, ikinci bölümde, hukuk sistemimizde hukuk devleti kavramı ve bu kavramın doğal sonucu olarak kabul edilen idarenin yargısal denetiminin Osmanlı hukuk sisteminde doğuşundan günümüze tarihsel süreç işlenmeye çalışıldı. Üçüncü bölümde ise idarenin yargısal denetiminin etkinliği kavramı üzerinde durulmaktadır. Sonuç bölümünde ise; günümüzde uygulamada olan mevcut idari yargı sisteminin aksayan ve eleştirilen yönlerine değinilerek, çözüm önerilerinde bulunulmuştur.Anahtar kelimeler: hukuk devleti, idare, denetim, yargısal denetim, etkinlik.
Türkiye'de kanun hükmünde kararnamelerin hukuki rejimi
Bu çalışmada, Türkiye'de kanun hükmünde kararnamelerin hukuki rejiminin ayrıntılı bir şekilde incelenmesi hedeflenmektedir. Bu nedenle çalışmanın birinci bölümünde genel olarak kanun hükmünde kararname kavramının açıklanması, konu üzerinde doktrindeki farklı görüşlerin ortaya konulması ve hukuki niteliklerinin ve koşullarının ortaya konulması yönünde bir çalışma yapılmıştır. Bununla birlikle, kanun hükmünde kararname kavramının Türk Hukuk sistemine girişi ve benzer işlemlerle ilişkisi tarihsel bir bakış açısı ile açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde olağan dönem kanun hükmünde kararnameler; yetki kanunları ve diğer unsurları çerçevesinde incelenmiş, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulmaları ve görüşülme esasları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümün son kısmı olarak olağan dönem kanun hükmünde kararnamelerin yargısal denetimleri Anayasa Mahkemesi'nin örnek içtihatları ile açıklanmaya çalışılmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise, olağanüstü dönem kanun hükmünde kararnameler, olağan dönem kanun hükmünde kararnameler de olduğu gibi yetki ve diğer unsurları çerçevesinde incelenmiş; olağan dönem kanun hükmünde kararnameler ile arasındaki farklar konu içerisinde belirtilmeye çalışılmıştır. Son olarak, olağanüstü dönem kanun hükmünde kararnamelerin yargısal denetimi konusu incelenmiştir.