Kamuoyu
Bu konu başlığı altında 64 tez
Uzatmalı adaylık sürecinin Türkiye'deki AB şüpheciliğine etkisi: Dışsallık, belirsizlik ve geç kalmışlık
Bu çalışmada Türkiye'nin adaylık statüsünün beraberinde getirdiği dışsallık, belirsizlik ve geç kalmışlık durumlarının üniversiteli gençlerin AB şüpheciliği üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çalışmada spesifik olarak bilişsel mobilizasyonları yüksek olan üniversite öğrencilerine odaklanılmasının nedeni genç nüfusun oldukça yüksek olduğu Türkiye'de, küreselleşmenin kazanan grupları olarak nitelendirilebilecek üniversite öğrencilerinin Avrupa Birliği'ne yönelik tutumlarını anlamanın önem taşımasıdır. Bunun için öncelikle üye ve aday ülkelerdeki kamuoyu tutumlarını açıklayan farklı yaklaşımlara yönelik geniş bir literatür taraması yapılmıştır. Ardından aday ülkelerde AB şüpheciliğine neden olduğu ifade edilen dışsallık, belirsizlik ve geç kalmışlık durumlarının ne olduğuna detaylı bir şekilde değinilerek tezin teorik çerçevesi ve hipotezleri ortaya koyulmuştur. Hipotezlerin test edilebilmesi için nicel araştırma yöntemlerinden anket yöntemi kullanılmıştır. Bu çerçevede Survey Monkey çevrim içi anket sistemi aracılığıyla üniversite öğrencilerine Türkiye genelinde bir anket çalışması uygulanmıştır. Örneklemin 1027 öğrenciden oluştuğu anket çalışmasında dışsallık, belirsizlik ve geç kalmışlık durumları bağımsız değişkenler olarak; literatürdeki alternatif yaklaşımlara dair değişkenler ise kontrol değişkenler olarak ele alınmıştır. Çoklu doğrusal regresyon analizlerinin sonuçları dışsallık, belirsizlik ve geç kalmışlık durumlarının üniversite öğrencilerinin AB şüpheciliği üzerinde değişen seviyelerde etkili olduklarını göstermiştir.
Kamuoyu oluşturma aracı olarak sosyal medya: Twıtter etiketleri (Hashtagleri) bağlamında bir değerlendirme
Kamuoyunun genel kanaatinin oluşum sürecinde günümüzde sosyal medya büyük bir önem taşımaktadır. Kamuoyu bir konu hakkında sosyal medya vasıtasıyla çok kısa bir süre içerisinde aynı fikir etrafında toplanabilmekte ve bu sayede bir kamuoyu oluşturabilmektedir. Sosyal medya günümüzde toplumsal, siyasal ve ekonomik alanın şekillenmesinde birey ve devlet ilişkilerinde önemli bir alan olarak varlığını göstermektedir. Teknolojik gelişmelere paralel olarak kitle iletişim araçlarında meydana gelen gelişmeler sosyal bilimlerin bu alana ilişkin çalışmalarında önemli bir yer edinmiştir. Tezin temel konusu, sosyal medyanın kamuoyu oluşturma gücünün günümüzde ve bilhassa ülkemizde ne kadar etkin olduğuna, siyasetle ilişkisine, kamuoyunu nasıl etkisi aldığına dair bir araştırma üzerinedir. Çalışmanın temel amacı, sosyal medyanın kamuoyu oluşturma gücü bağlamında Twitter üzerinden gerçekleştirilen, gündemi ve kamuoyunu fazlasıyla ilgilendiren olaylardaki etiket kampanyalarının araştırılması ve ulaşılan verilerin analiz edilerek kamuoyu tepkilerinin karar vericiler üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Araştırmada Türkiye örneklemi içinde siyasal, ekonomik ve toplumsal açıdan önemli görülen örnekler seçilmiştir. İlgili örnek olaylar dahilinde yürütülen etiket kampanyaları araştırmaya belirli sınırlar içinde dahil edilerek kampanya süreçleri ve sonuçları irdelenmiştir. Araştırmada sosyal medyanın kamuoyu oluşturma sürecinde örnek olaylar özelinde etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Kamuoyu oluşturma sürecinde dijital toplumun yeni otoritelerinin de bu süreçte etkili olduğu, kitlelerin desteğini alarak karar vericiler üzerinde baskı uygulayarak karar alma süreçlerine dahil oldukları, kamuoyu-siyaset bağlamında ortaya çıkan bir sonuçtur.
Dava, hegemonya ve ünlüler: Şöhret çalışmaları perspektifinden 90'lı yıllarda İslamcı kamuoyu
Türkiye'nin 1980'li yıllarda yaşadığı ekonomik dönüşümle beraber şekillenen toplumsal yaşamında ürünler, vitrinler ve kimlikler yaşamın temeli haline gelmiştir. Benzer şekilde basın yayın alanında gözlenen patlama da hem imajlar yaratmış hem de yaratılan imajların tüketimini sağlamıştır. Bu hareketlilik içerisinde sürekli göz önünde bulunan ünlüler de dolaşımın bir figürü olarak daha aktif bir rol edinmişlerdir. Artık ünlüler kanaat önderleri haline gelmiş, toplumun kültürünü şekillendirmenin, merkezi ele geçirmenin ve popülerlik kazanmanın da bir aracı olmuşlardır. Türkiye'nin bu yıllarda yükselişe geçen ve dönemi şekillendiren aktörlerinden İslamcı siyaset figürleri ise bu noktada hem ünlülerden bir kanaat önderi yaratmış hem de ünlüleri özel televizyon ve radyolardan yararlanarak reklamlarının ve hegemonya mücadelelerinin parçası kılmıştır. Bu çalışmanın amacı, 90'lı yıllar özelinde İslamcı siyaset figürlerinin ünlülerle olan ilişkini şöhret çalışmaları alanının terminolojik ve yöntemsel katkıları ışığında ele almaktır.
Sivil toplum kuruluşu olarak Yeşilay'ın kamuoyu oluşturmada halkla ilişkiler faaliyetleri
Sivil toplum kuruluşlarının kamuoyu oluşumu sürecinde aktif bir rol oynayabilmesinin bazı gereklilikleri bulunmaktadır. Kendilerini ifade edebilmeleri, düşüncelerini aktarabilmeleri ve kendilerine bir kitle oluşturabilmeleri gerekmektedir. Bu nedenle de halkla ilişkiler faaliyetlerine ihtiyaç duymaktadır. Sadece bunun için değil aynı zamanda sivil toplum kuruluşunun kurumsal imajı, itibarı ve saygınlığı için de halkla ilişkiler faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi, pozitif anlamda o kuruma önemli fayda sağlayacaktır. Bu çalışmada öncelikle sivil toplum kavramı üzerinde durulmuş, Yeşilay örneğinden hareketle sivil toplum kuruluşlarının halkla ilişkiler faaliyetleri üzerinden kamuoyu oluşumundaki rolü incelenmiştir. Bağımlılık konusunda Türkiye'nin köklü sivil toplum kuruluşlarından olan Yeşilay, alanının önde gelen aktörlerinden biridir. Bağımlılıkların önlenmesi ve bağımlıların bu sıkıntıdan kurtulabilmesi için çalışmalar yapan Yeşilay'ın gönüllüleri ve kurumsal iletişim sorumlusuyla yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerden elde edilen bilgiler irdelenmiştir.
6-7 Eylül olayları'nda basının rolü ve azınlıklara karşı tutumunun değerlendirilmesi
Siyasi tarihimize 6-7 Eylül Olayları olarak geçen hadiseler; 1955 yılında İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde çoğunluğunu Rumların oluşturduğu azınlıklara karşı girişilmiş baskı, şiddet ve talan hareketidir. Olaylar 6 ve 7 Eylül tarihlerinde meydana geldiği için siyasi tarihimize 6-7 Eylül Olayları olarak geçmiştir. Bilindiği üzere 20. yüzyıl başlarında imparatorluklar devri kapanmaya başlamış, yıkılan imparatorluklar yerini ulus-devletlere bırakmışlardır. 20. yy. ilk yarısında yıkılan imparatorluklardan biri de Osmanlı İmparatorluğuydu. Osmanlı İmparatorluğu Anadolu, Balkanlar, Ortadoğu coğrafyasında uzun yıllar hüküm sürmüş çok kültürlü ve çok uluslu bir devletti. 1. Dünya Savaşı'nda Almanya'nın yanında yer alan Osmanlı İmparatorluğu İttifak Devletleri'nin savaşı kaybetmesiyle dağılma sürecine girdi. 1. Dünya Savaşı'nın galipleri masa başında yaptıkları planlarla Anadolu'yu paylaşmak istediler ve işgallere başladılar. İşgallere karşı Anadolu insanının verdiği kurtuluş mücadelesi zaferle sonuçlandı ve yıkılan imparatorluğun yerine bir ulus-devlet olan Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti imparatorluk bakiyesi üzerine kurulan bir devlet olduğundan, sınırları içerisinde çok farklı etnik ve kültürel toplulukları barındırmaktaydı. Bunlardan bazıları olan Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler Lozan Antlaşmasıyla azınlık statüsüne kavuşmuş ve bazı haklar elde etmişlerdi. Ulus-devlet temelinde yükselen genç Türkiye Cumhuriyeti zaman zaman azınlıkların ve farklı etnik unsurları tek potada eritme amaçlı girişimlerde bulunmuştur. Siyasi tarihimize 6-7 Eylül Olayları olarak geçen hadiseler, bu girişimlerin şiddet ve kanla sonuçlandığı olaylardır. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde yaşayan ve çoğunluğunu Rumların oluşturduğu azınlıklar baskı ve şiddete maruz kalmış, bazıları hayatını kaybetmiş, ibadethaneleri yağmalanmış ve birçoğunun iş yeri talan edilmiştir. 6-7 Eylül Olayları'nın hemen öncesinde Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs Sorunu kaynaklı bir dizi kriz iki ülke arasındaki ipleri fazlasıyla germişti. Bu gerginlik en ufak bir olayın bile karşı taraf aleyhine propaganda malzemesi yapılabileceği bir noktaya ulaşmıştı. İşte böyle bir ortamda 6 Eylül 1955 günü İstanbul Expres Gazetesi Atatürk'ün Atina'da doğduğu eve bomba atıldığı (bunun bir ses bombası olduğu ve evin sadece bir camının kırıldığı sonradan öğrenilecektir.) haberini yıldırım baskı ile manşetten okuyucularına ulaştırmıştır. Bu haberlerin etkisiyle galeyana gelen halk Beyoğlu Bölgesi'nde Rum ve diğer azınlıklara ait ev ve işyerlerini yağmalamaya başladı. Olaylar o kadar hızlı yayıldı ki; diğer semtlerde ve Ankara, İzmir gibi şehirlerde yaşayan azınlıklar da bu yağma girişiminden nasibini aldı. 6-7 Eylül 1955 tarihinde çıkan bu hadiselerden sonra ortaya çıkan tablo vahimdi. Azınlıklara karşı birçok ev, işyeri, okul ve ibadethane yakılmış, yıkılmış, birçok kişi yaralanmış ve bazıları da hayatını kaybetmiştir. Bu elim olaylardan sonra azınlıkların büyük bir kısmı yıllardır yaşadıkları ve kendi öz vatanları saydıkları Türkiye'den göç etmek zorunda kalmışlardır. 6-7 Eylül Olayları'nın öncesinde Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs sorunu yaşanmış ve başta Hürriyet Gazetesi başta olmak üzere basının büyük bir kısmı Kıbrıs meselesinin kamuoyunun gündemine girmesini sağlayan yayınlar yapmışlardır. Yapılan bu yayınlarda çoğu zaman Yunan halkını ve Türkiye'de yaşayan Rum azınlığı rencide edici ifadeler yer almıştır. Rum azınlık karşısında kullanılan bu tahrik edici üslup, kitlelerin öfkesinin giderek artmasına neden olmuş ve bu şekilde 6-7 Eylül Olayları'nın taşları döşenmiştir. Yapılan bu çalışmada basının "nefret söylemi" içeren yayınlar yaptığında kitlelerin psikolojisini etkileyerek büyük toplumsal felaketlere yol açabileceği 6-7 Eylül Olayları üzerinden anlatılmış Anahtar Kelimeler: 6-7 Eylül Olayları, Azınlıklar, Kıbrıs Sorunu, Basının Rolü
Türkiye'de kamuoyu araştırmaları yapan şirketlerin anket tasarımında yaptıkları hatalar
Türkiye'de 1960'lı yılların ortalarından itibaren ortaya çıkmaya başlayan ankete dayalı araştırmalar yapan kamuoyu araştırma şirketleri günümüze kadar çalışmalarına devam ederek Türkiye kamuoyunun önemli unsurlarını haline gelmişlerdir. Bu çalışmamızın amacı kamuoyu araştırma şirketlerinin anket tasarımında yaptıkları hataların tespiti ve nedenlerinin ortaya konmasıdır. Bu çalışmada ayrıca araştırma yöntemleri içinde anketi ve Türkiye'de araştırma şirketlerinin yapısını belirleyerek şirketlerin tarihsel gelişimi açıklanmaya çalışılmıştır. Anket tasarımında karşılaşılan hataları ortaya çıkarmak amacıyla öncelikle araştırma şirketlerinin soru formları incelerek soru ve ölçeklerde görülen hatalar sınıflandırılmıştır. Bu hataların olası nedenlerini ortaya koymak için anketlerin tasarımını yapan kamuoyu araştırma şirketleri çalışanları ve kamuoyu araştırma şirketleri için anketleri uygulayarak veri toplama hizmeti sunan saha araştırma şirketlerinin çalışanlarına ayrı ayrı anketler uygulanmıştır. Anket sonuçları ile ortaya çıkan bulgular değerlendirilerek hatalar için çözüm önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Anket Tasarımı, Kamuoyu Araştırma Şirketleri. Hatalı Sorular ve Hatalı Ölçekler.
1853-1856 Kırım Savaşı ve 1876 Bulgar krizi ışığında Şark meselesinin İngiliz kamuoyuna yansıması
Bu tezin ana konusu, İngiliz kamuoyunun Şark Meselesi'nde oynadığı rolün ortaya konmasıdır. Bu doğrultuda 1853-1856 Kırım Savaşı ve 1876 Bulgar Krizi hadiseleri incelemeye tabi tutulmuştur. 19. yüzyılın ilk yarısında sanayileşme ve yoğun şehirleşmeyle ortaya çıkan yeni toplumsal sınıfların siyasi tartışmalarda yer almaya başlaması neticesinde modern kamusal alanın oluşumuyla birlikte kamuoyu müessesesinin siyasette kayıtsız kalınamayan bir güç haline gelmesiyle İngiltere'nin özellikle Şark Meselesi karşısındaki tutumu kamuoyunun görüşlerine göre belirlenmeye başlamıştır. Bu nedenle Şark Meselesi aslında İngiltere'nin bir iç siyaset meselesi haline gelmiştir. Bu yeni süreçte İngiliz siyasetçileri de kamuoyunun yükselişi karşısında kamuoyunu dikkate almak zorunda kalmışlardır. İşbu tezde, Şark Meselesi'nin 1853-1856 Kırım ve 1876 Bulgar krizleri ışığında İngiliz kamuoyunun yapısının ne olduğu, İngiliz kamuoyunda neden 1853'teki Rus, 1876'daki Türk algısının olumsuz olduğu ve her iki hadise sırasında İngiliz hükümetlerinin niçin kamuoyu baskısına boyun eğdikleri sorularının cevapları aranmıştır.
Sosyal medyanın gündem belirleme etkisi: Twitter'da hak aramak ve talepte bulunmak
Gündem belirleme araştırmaları, sosyal medyanın kitleselleşmesiyle yeni boyutlar kazanmıştır. Özellikle liberal-çoğulcu kuramların öngördüğü medyanın dördüncü güç olma nosyonu, yeni iletişim ortamında bir kez daha sınanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de bireylerin Twitter üzerinden hak arayışı ve taleplerini inceleyerek, gündem oluşturmada kullanılan sistematiği anlamaktır. Bu amaçla, 1 Kasım 2020 ile 1 Kasım 2021 arasındaki 1 yıl boyunca, Türkiye Twitter gündemi takip edilmiş, bireysel veya toplumsal hak arama, talepte bulunma niteliği taşıyan 82 tweet derlenmiştir. Bu veri setinin oluşturulmasında Twitter'ın gündem özelliği (Top Trend) ve "gözünden kaçırdıysan" özelliği kullanılmıştır. Elde edilen veri setindeki tweetler arasından 46'sı, "kamu yöneticilerini, ilgilileri ya da kamuoyunu harekete geçirmede başarılı olma" kriterine göre ayrı bir veri setinde toplanmıştır. Bu yeni veri setindeki tweetler, niteliksel içerik analizi ile çözümlenmiştir. Elde edilen bulgular, bireysel hak arama ve talepte bulunma özelliği taşıyan tweetlerin sonuç almasındaki başlıca faktörün sanıldığı gibi yüksek takipçi sayısı veya yüksek etkileşim olmadığını göstermektedir. Takipçi sayısı çok yüksek olmamasına karşın kimi kullanıcıların kitlelere ve ilgili kişilere ulaşıp, sonuç alabildikleri görülmüştür. Twitter'ın etkili bir sanal kamuoyu yaratabilmesi, sosyal medyanın günümüz ve gelecek için kamu politikaları konusunda oldukça önemli bir güç olduğunu göstermektedir. Twitter, ulaşılması güç olan kişi ve kurumlara ulaşmada ve hak aramada etkili bir araçtır.
İngiliz kamuoyunda Demokrat Parti ve 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi
Bu çalışmada esas olarak Demokrat Parti'nin iktidar serüveninin İngiliz kamuoyunun gözünde nasıl değerlendirildiği ele alınmıştır. Demokrat Parti'nin iktidar sathı boyunca iç ve dış politikadaki meseleleri büyük bir yekûn tutmaktadır. Bu bağlamda söz konusu meseleler, tarihsel bağlam içerisinde kronolojik olarak ele alınmıştır. Ayrıca söz konusu meseleler tematik olarak değerlendirilmiştir. Demokrat Parti'nin iktidara gelişi, bu iktidar sürecinde yaşadığı sorunlar, seçim zaferleri, yaşadığı siyasi krizler gibi olgular ve son kertede 1960 Askerî Darbesinin İngiliz Kamuoyunda nasıl alımlandığı tematik olarak işlenmeye çalışılmıştır. Büyükelçilik belgeleri ve gazete haberlerinden yararlanılan bu çalışmada ayrıca Türkiye'nin değişen dış politika paradigmasının İngiliz kamuoyundaki yansımalarına da değerlendirilmiştir. İlk bölümde çalışmaya bir giriş havası oluşturmak amacıyla Türkiye'yi çok partili demokrasiye götüren süreç, aynı zamanda söz konusu sürecin iç ve dış politikadaki sebepleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, Demokrat Parti'nin iktidara gelişi, ilk beş yılı sırasında uyguladığı iç ve dış politikalar önce Türkçe kaynaklardan daha sonra bunlara müzahir İngiliz belgeleri ve gazeteleri üzerinden değerlendirilmiştir. Son bölümde ise Demokrat Parti'nin 1955-1960 yılları arasındaki iç ve dış politikadaki meseleleri, daha önceki bölümlerde olduğu gibi hem Türk hem İngiliz kamuoyu gözünden ele alınmıştır. Son kertede ise 1960 Askerî Darbesi İngiliz Kamuoyu gözünde nasıl değerlendirildiği ve darbeye giden sürecin serencamı üzerinde durulmuştur. Varılan sonuç; İngiltere'nin Türkiye'deki meselelere genelde Ortadoğu'da çıkarları doğrultusunda yaklaştığı, demokratik krizleri – 1960 Askerî Darbesi gibi- ilkesel bir mesele olarak ele almak yerine, yukarıda da belirtildiği üzere öz çıkarları bağlamında değerlendirdiği görülmektedir.
Türkiye'de sosyal medyanın seçimler üzerindeki etkisi: 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve Twitter örneği
İnsanlık yirmi birinci yüzyılın en büyük itici gücü olan teknolojinin omuzlarında yükselen ağ toplumu gerçeğiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Enformasyon çağı toplumlarını bir araya getiren dijital dünyanın sosyal medya platformları bugün iletişimin en yaygın kullanıldığı alanlardır. Bu çalışma da kültürlerin buluşması ve sosyal etkileşimin yakınlaşmasıyla global/ küresel bir köye dönüşen dünyada siyasi aktörlerin iletişimi sosyal medya üzerinden ele alınmıştır. Araştırmada küresel ölçekte iletişimin geldiği noktada sınırları ortadan kaldıran küreselleşme açılımlarının iletişime etkileri, siyasal iletişimin dönüşümü, sanal ortamlarda nasıl karşılık bulduğuna yer verilmiştir. Konunun gelişimi açısından iletişim, siyaset, medya ve küreselleşme gibi kavramların tanım ve tarihi süreçlerine değinilmiştir. Türkiye'de siyasal iletişim bağlamında sosyal medyanın seçimler üzerindeki etkisi, özellikle adaylar ve seçmen açısından en yoğun etkileşimin yaşandığı 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yansımaları, son olarak sosyal medyanın en aktif mecrası olan Twitter analizleri verilmiştir. Araştırmanın ilk aşamasında detaylı bir literatür taraması yapılmış ve ilgili kaynaklara dayanarak birinci ve ikinci bölüm oluşturulmuştur. Araştırmanın üçüncü bölümünde ise adayların Twitter hesaplarını incelenerek araştırmanın kapsadığı 9-24 Haziran 2018 tarihlerinde seçimler ile ilgili atılan tweetlerin içerik analizi yapılmıştır.
Türk medyasında Orta Doğu meseleleri: TRT haber'de yayınlanan Irak haberlerin analizi
Bu çalışmada TRT Haber'in Irak'ta yaşanan gelişmeleri ele alma şekli, haber kurgusunda odağa yerleştirdiği unsurların tespiti, haber içeriklerinde hangi bilgi kaynaklarının kullanıldığının ve haberin nasıl çerçevelendiğinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Genel tarama modeline göre yürütülen çalışmada Ocak 2021 - Mart 2022 arasında TRT Haber'in ana haber bülteninde Irak'ı konu alan haber içerikleri haberlerin sunulmasında kullanılan sözcükler, görüntüler, bunların uzunluğu ve vurgusu, olumlu ya da olumsuz değer içerme durumu ve hangi sıralamada verildiği gibi husular açısından iletişim çalışmalarında sıkça uygulanan içerik analizi metodu kullanılarak çözümlenmiştir. Araştırmanın sonunda TRT Haber'in Irakı konu alan haberlerinin Türkiye'nin kuzey Irak'taki operasyonun yeri konularda kamuoyunu bilgilendirici nitelikteki haberler olduğu, bu haberlerin güvenlik, politika ve ekonomi kategorisinde yer alan haberler olduğu ve haberlerin öznesinin siyasal aktörler ve Türk güvenlik güçleri olduğu tespit edilmiştir.
Vladimir Putin'e halk desteğinin başlıca belirleyicileri olarak melez rejim ve medya kontrolü: Uluslararası seçim gözlem misyonları raporlarına dayalı kanıtlar
Bu tez çalışmasında, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin yayınladığı seçim raporlarının analizi, Rusça kanun metinleri ve Rusça seçim anketlerinin analizi yapılarak "melez rejim" açıklamasını teyit eden bir sonuca ulaşılmıştır. Rusya'daki rejim otoriter değil melez olarak tanınmalıdır. Melez rejim çerçevesinde Putin'e bu desteği sağlayan ana faktör ise, kamuoyunun medya kanalları aracılığıyla manipüle edilmesidir.
How popular is privatization? public attitudes towards privatization in Turkey
Privatization became a global phenomenon in the 1980s, and as one of the main pillars of structural adjustment programs it was promoted by international institutions, namely the International Monetary Fund and the World Bank. Turkey was among the first countries to adopt this policy, ostensibly for the sake of increasing competition and efficiency. Until the 2000s, however, a very limited number of divestitures was finalized. Most privatizations in Turkey were undertaken thereafter with a speed and scope not experienced before. Privatization is more than an economic policy choice for the ownership of a firm; it has political and social implications for governments and, more importantly, for citizens. This thesis examines the main drivers that have shaped the support for privatization in Turkey from a public opinion point of view. Through the use of quantitative methods, it analyses the relationship between public opinion on privatization and socio-demographic characteristics, subjective income evaluation, political inclination and employment by using data from 5 waves of the World Values Survey for Turkey, conducted between years 1990 and 2011. The results indicate that socio-economic and socio-demographic factors as well as ideological factors and support for government are significant in shaping support for privatization. Nevertheless, temporality in general and the 2001 crisis in particular were the strongest factors in increased public support.
Sosyal medya ve kamu politikası etkileşimi: 2023 Kahramanmaraş depremleri üzerine bir değerlendirme
Toplumu etkileyen olayların sosyal medya vasıtasıyla daha fazla insana ulaşması neticesinde kamusal politikalar üzerinde etkili olduğu anlaşılmaktadır. Geçmişe bakıldığında "Wikileaks Devrimi, Arap Baharı, Wall Street'i İşgal Et" ve Türkiye'de meydana gelen "Gezi Parkı Olayları"na benzer örnekler, sosyal medyayla beraber tanınmış, büyümüş, destekçi kazanmış, kamuoyunu ve kamu politikalarını etkilemiştir. Bu hareketlerin yanı sıra insan müdahalesi olmadan ve beklenmeyen bir zamanda gerçekleşen doğal afetler de sosyal medya ve kamuoyu üzerinde aynı etkiyi yaratmıştır. Güçlü bir iletişim aracı olarak sıkça kullanılan sosyal medya, afet yönetimi ve ardından oluşturulan politikalarda oldukça kritik bir role sahip olmuştur. Bu çalışmanın amacı; sosyal medya ve kamu politikası ilişkisini detaylı bir biçimde ele almak aynı zamanda sosyal medyanın kamu politikası üretim sürecinde oynadığı rolü ve etkisini ortaya koymaktır. Tez kapsamında öncelikle sosyal medyanın tanımı ve gelişim süreci literatür temelinde incelenmiştir. Ardından, kamu politikası kavramı kamu ve politika şeklinde bölünerek açıklanmış ve kamu politikası aktörlerine yer verilmiştir. Sonrasında sosyal medya ve kamu politikası kavramlarının birbirleriyle ilişkili olduğu yönleri ele alınmıştır. Bu kapsamda, sosyal medyanın kamu politikası üretim sürecine olan etkisi, çeşitli toplumsal olaylar çerçevesinde değerlendirilmiştir. Ardından, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri üzerinden afetlerin sosyal medyaya yansıması ve son bölümde ise, kamu politikası üretim sürecine etkisi analiz edilmiştir. Yapılan analiz neticesinde sosyal medyanın; toplumun düşüncelerini duyurabilme, gündem belirleme, politika talepleri ve politika uygulaması gibi kamu politikası üretim sürecine direkt etkide bulunduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kamu Politikası, Sosyal Medya, Deprem, Kamuoyu.
Threat perception, contact and social distance: Factors that affect public opinion on Syrians in Turkey
This thesis examines the factors that affect opinion on Syrians. Relying on the literature, perceived threat is offered as the main explanatory variable, alongside contact with Syrians and social distance. A secondary analysis is conducted with KONDA Research & Consultancy's public opinion data. The results indicate that both perceived threat and social distance (proximity) are significant predictors of opinion. As perceived threat increases, support for rights decreases. However, as people tend to include Syrians in their social lives, they are more likely to support for rights for the Syrians. Moreover, employment status, political party preference, monthly household income are also significant predictors of support for rights for the Syrians, as well as perceived threat. Social distance, gender and refugee intensity in a city, are other predictors of perceived threat. Contact, on the other hand, is not a significant predictor in any of the models.
Bir iletişim kurumu olarak yerel basının kamuoyu oluşumu sürecindeki işlevi ve yerel basın-kamuoyu ilişkileri (Eskişehir basını örneğinde bir uygulama)
ÖZET Bu çalışma, Türkiye'deki yerel basma açılım sağlayabilmek amacıyla Eskişehir örneğinde; yerel gazetelerin, kent ve kamuoyu oluşması sürecinde ne düzeyde, nasıl bir işleve sahip olduklarını saptamaya yönelik yapılmıştır. Ayrıca, yerel basın ile yerel kamuoyu ilişkilerinin ne düzeyde olduğu, yerel basının görev, sorumluluk ve işlevlerini ne oranda yerine getirdiği saptanmaya çalışılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler ile; ülkedeki yerel basına daha nitelikli bir yapı sağlamak amacıyla, kamuoyu oluşumu sürecinde yerel kitlenin beklentilerini karşılama konusunda, yerel basın kuruluşlarına önerilerde bulunulmuştur. Öte yandan, bu çalışma ile yerel basın için, Eskişehir örneğinden hareketle, bilimsel bir veri tabanı oluşturmak amaçlanmıştır. Çalışma; kuramsal bilgilere, yerel gazetelere ilişkin gözlemlere, gazetelerle yapılan görüşmelere ve Eskişehir'deki yerel basın okuruna yönelik yapılan anket uygulamasından elde edilen bilgilere dayanarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma süresince yerel basın ve okur ilişkisi, kamoyu düzleminde irdelenmeye çalışılmıştır. Çalışma bu çerçeveden hareketle altı bölümden oluşturulmuştur. Birinci bölümde, konunun ana çerçevesi, sorun, amaç, önem, varsayımlar, sınırlılıklar, araştırma ve uygulamaya ilişkin yöntem ortaya konulmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde, basm ve kamuoyu kavramları ile basının işlevleri irdelenmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümde, yerel kamuoyu ve kitle iletişim aracı olarak yerel basın işlevsellik ve etkilenme faktörleri boyutunda incelenmiştir. Dördüncü bölümde, yerel basın açısından Eskişehir örneklemi incelenirken, beşinci bölümde uygulama sonucu elde edilen bulgular yorumlanmaya çalışılmıştır. Altıncı bölümde ise çalışma özetlenerek, tartışma, sonuç ve öneriler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Uygulamadan elde edilen tüm veriler tablolar ve grafikler halinde Ekler'de sunulmuştur.
Uğur Mumcu'nun ölüm ve ölüm yıldönümlerinde Türk basınının gündeminde kalmasının haber değer kuramları açısından içerik analizi yöntemi ile bir inceleme
Kitle iletişim araçlarının gerçeği kurguladığı, diğer bir anlatımla sosyal gerçekten farklı olarak yeni bir sosyal gerçeklik oluşturduğu varsayımından hareket edilirse, kitle iletişim araçlarının kendi gerçeklerinde kullandığı kriterlerin varlığım kabul etmek zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Bu çalışma için, oluşumu ve sının belli bir olay hareket noktası olarak belirlenmiş ve bu olayın kitle iletişim araçlarına yansımasını incelenmiştir. Çalışma konusu için Uğur Mumcu suikastı temel hareket noktası olarak belirlenmiştir. Bu olayın seçilmesinin nedeni, Uğur Mumcu'nun kişiliği ile olayın kitle iletişim araçlarının ilgisini çekeceği ve kitle iletişim araçları tarafindan farklı şelkillerde algılanıp inceleneceği düşüncesidir. Bu çalışma ile, Uğur Mumcu olayının kitle iletişim araçlarında nasıl algılandığı ve nasıl işlendiği. Haber değer kuramlannm hangi ölçülerde ve ne şekilde etkili oldukları içerik analizi yöntemi ile incelenecektir. Bu çalışma için, 24 Ocak 1993 tarihinde bir suikaste uğrayan gazeteci-yazar Uğur Mumcu'nun ölüm ve ölüm yıldönümlerinde Türk basınında siyasal görüşleri, hedef kitleleri, tirajları, bakımından farklı gazeteler seçilmiştir. Çalışmada, belirlenen gazetelerin 24 Ocak 1993 tarihinden başlayarak, 25 Şubat 1997 yılına kadar geçen sürenin taraması yapılmıştır. Bu tarama aşamasında, 24 Ocak ve 24 Şubat tarihleri esas alınarak, çalışma bir aylık dilim içinde beş yıllık bir periyodu kapsamaktadır. Çalışmanın sınırlılıklarında ve amaçlarında belirtildiği gibi Türkiye'de yayınlanmakta olan günlük gazetelerin konu olarak Uğur Mumcu'nun ölüm ve ölüm yıldönümleri ile ilgili haberlerin yer aldığı sayfalar çalışmanın evreni olarak belirlenmiştir.Bu bağlamda Uğur Mumcu'nun ölüm ve ölüm yıldönümleri ile ilgili haberlere yer veren ve Türkiye'de yayınlanan günlük ulusal gazeteler (ki bunlar alfabetik sıra ile Cumhuriyet, Milli Gazete, Milliyet, Sabah, Türkiye ve Zaman) çalışmanın evrenini oluşturmaktadır. Uğur Mumcu'nun ölüm ve ölüm yıldönümlerinde çalışma için belirlenen ve incelenen gazetelerde haber sayısı, haber alanı, haber konumu, sayfa sayısı açısından değerlendirmenin yanı sıra haberlerin içeği açısından nasıl bir farklılık başka bir anlatımla Uğur Mumcu'nun ölümü ile ilgili olarak kamuoyuna haberin nasıl sunulduğu ve gündemin hangi açıdan belirlendiği ve gündemde nasıl kaldığı noktalarına değinilmektedir. Galtung ve Ruge'un belirlediği haber değer kuramlarından; konulaştırma, olayın önemi, olayın kaynağının statüsü, olayın süpriz niteliği, olayın yapısı, kriminellik, olayın kişileştirilmesi çalışmada değerlendirilmektedir. Bir olaya ilişkin olarak kitle iletişim araçlarının algılayış ve işleyiş biçimlerinin araştırılması bu çalışmanın başlıca amacını oluşturmaktadır. Bu çalışma ile Türk yazdı basını ile ilgilenenlere farklı bir bakış açısı kazandırarak, İçerik Analizi yöntemi ile ilgili çalışmalara yöneltilmesinin bu yönde yapılacak araştırmaların sağlıklı sonuçlar vereceği, Uğur Mumcu ve diğer faili meçhul olayları inceleyenlere, bu olgunun Türk toplumunda yazdı basının aktarımı de nasd detilidiği ve İçerik Analizi yöntemi de irdelenmesinde ortaya çıkan bdgderle, Uğur Mumcu olayının yazdı basmda nasd yansıdığı ve gündemde kaldığı konusunda düşünmeye yönlendirmesi, İletişim alanında araştırma yapanlara, Türk yazdı basınından secden Uğur Mumcu olayı İçerik Analizi yöntemi açısından verilerek, bu yöntemle ilgili çalışma yapacaklara farklı bir bakış açısı kazandırarak, araştırmacdara bu yöntem de ilgili çalışmalara yönlendirmesi açısından önemli görülmektedir.
Siyasi partilerin halkla ilişkiler ve kamuoyunu bilgilendirme çalışmaları: Türk Basınında 29 Mart 2009 Yerel Seçimleri
Günümüzde siyasi partiler, izlemekte oldukları politikaları halka sürekli olarak duyurmak ve bu politikalarla halkın yönetimden beklentilerini öğrenmek istemektedir. Özellikle seçim dönemlerinde halkla ilişkiler çalışmaları, daha çok önem kazanmaktadır. Bu dönemde, siyasi partilerin halkla ilişkiler ve kamuoyunu bilgilendirme çalışmalarının yoğunlaştığı görülmektedir.Bu araştırmada, siyasi partilerin 29 Mart 2009 Yerel Seçimleri'nde gazetelerde yer alan halkla ilişkiler ve kamuoyunu bilgilendirme çalışmaları ele alınmıştır. Bunun için siyasi partilerin Cumhuriyet, Hürriyet ve Zaman gazetelerinde konuyla ilgili yer alan çalışmaları, içerik çözümlemesi uygulanarak incelenmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda Türkiye'de 29 Mart 2009 Yerel Seçimleri'nde siyasi partilerin halkla ilişkiler ve kamuoyunu bilgilendirme çalışmalarının tarzı ve yöntemi ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Yerel kamuoyunun oluşumunda yerel basının önemi -Amasya örneği-
Bilindiği gibi yerel gazeteler yörenin en önemli toplumsal iletişim kurumları sayılmaktadır. Milli mücadele yıllarından bu yana Anadolu basını toplumsal konularda duyarlılık göstermiş, toplumda umutsuzluğun karşısına mücadeleyi koyan bir tavrın varlığına ilişkin farkındalık yaratmış hedef ve amaçların ortaklaşmasında görev almıştır. Günümüzde de ait olunan yere ilişkin duyarlılık varlığını koruduğu sürece yerel basın da varlığını, gerekliliğini ve önemini koruyacaktır. Ortak çıkarlar, beklentiler, sorunlar söz konusu olduğunda yöresel ve yerel olan önem kazanmakta yöreyi oluşturan bireyler arasında iletişimin ve ortak bir bilincin oluşmasında yerel basına önemli görevler düşmektedir.
Kamuoyu ile etkileşim çerçevesinde Avrupa Anayasası'ndan Lizbon Antlaşması'na Avrupa Birliği
Avrupa Birliği üye sayısının giderek artması, bürokratik sorunları da beraberinde getirmiştir. Bu karmaşık ortamı düzenlemek için üye devletlerin yetki niteliklerinin belirlenmesine ihtiyaç duyulmuştur. Bu amaçla hazırlanan Anayasa Taslağı, dağınık halde bulunan hukuksal metinleri bir araya getirerek Birliğin hukuksal çatısını oluşturmuştur. Söz konusu taslağın yürürlüğe girmesi ve hukuksal geçerlilik kazanması üye devletlerin onayına bırakılmıştır. Onay süreci, bazı ülkelerde parlamentolar yolu ile bazılarında ise halkoyuna başvurularak işlemiştir. Ancak Anayasa Taslağı, federal bir devleti çağrıştıracak unsurlar içermesi ve ulusal egemenlikleri tehdit etmesi gibi nedenlerle üye devletlerden tepki toplamıştır. Nitekim Fransa ve Hollanda referandumlarından çıkan ?Hayır? sonuçları, diğer ülkelerin onay süreçlerini de olumsuz etkileyerek Taslağı rafa kaldırmıştır.Avrupa Anayasası'nın duraklama sürecinde gerçekleştirilen Zirve toplantılarında Taslağı yeniden hayata döndürmenin yolları aranmış ve Lizbon Antlaşması'nda karar kılınmıştır. Daha demokratik, katılımcı ve şeffaf bir Avrupa'yı hedefleyen Antlaşma'da, Anayasa'nın özüne sadık kalınarak tepki çeken bölümlerde düzenlemelere gidilmiştir. Onay sürecinde bu kez yalnızca parlamento yöntemi benimsenmiş, ancak İrlanda, Anayasası gereği referanduma başvurmak zorunda kalmıştır. Haziran 2008 tarihinde yapılan referandumla Antlaşma'yı reddeden İrlanda, AB'den bazı güvenceler istemiştir. Polonya ve Çek Cumhuriyeti'nin de ancak İrlanda'dan olumlu sonuç çıkması halinde Antlaşma'ya onay vereceklerini açıklamasının ardından, Birlik İrlanda'ya bazı ödünler vermeyi kabul etmiştir. Bunun sonrasında, İrlanda'da yapılan ikinci referandumdan ?Evet? sonucu çıkmıştır. Polonya ve Çek Cumhuriyeti'nin de onayıyla Lizbon Antlaşması 1 Aralık 2009 tarihinde yürürlüğe girmiştir.Bu çalışmada, Avrupa Anayasası ve Lizbon Antlaşması'nın kapsamları, onay süreçleri ve bu belgeler arasındaki benzer ve farklı yönler irdelenmiş, süreçte başrolü oynayan kamuoyunun etkisi çalışmaya yön vermiştir.Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Avrupa Anayasası, Lizbon Antlaşması, Kamuoyu, Referandum.
Türk-Amerikan ilişkileri ve Türk kamuoyuna yansıması (1960-1965)
Yaklaşık iki yüzyıllık bir geçmişi olan Türk Amerikan ilişkileri,diğer ülkelerle olan ilişkilerinden farklılık göstermektedir. Bunun en önemlisebeplerinden bir tanesi II. Dünya Savaşı sonrası oluşan iki kutuplu dünya düzeninde, Batı bloğunun tacını İngiltere'den alan ABD'nin Sovyetler Birliği ile girdiği küresel rekabette jeostratejik konumuyla Türkiye'ye duyduğu yaşamsal gereksinimidir. Diğer taraftan savaş sonrası dönemde Sovyetler Birliği'nin Türkiye Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğünü ve hükümranlık haklarını tehdit eder nitelikteki politikaları Soğuk Savaş döneminin diğer süper gücü ABD ile yakınlaşması sonucunu doğurmuştur.27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi ile Türkiye'nin Batı ittifakı içerisindeki konumunu tekrar gözden geçirdiği, bu çerçevede ABD ile ilişkilerinde belirli bir kararlılık ve yoğunluğun yaşandığı dönemi ifade etmektedir. Askeri müdahale sonrası yapılan radyo bildirisinde yer alan NATO ve CENTO'ya bağlılık vurgusu ve bunu izleyen süreçte imzalanan ikili antlaşmalar bu kararlılığı ve iradeyi belirgin bir şekilde ortaya koymaktadır.1960'ların ilk yılları askeri yönetim ve CHP liderliğindeki koalisyon iktidarları döneminde yaşanan Kıbrıs sorunu ve Johnson'ın İnönü'ye tehdit içeren mektubu, Küba Füzeler Krizi'nde Türkiye'nin yaşadığı hayal kırıklığı ve benzeri olaylar öncesi ve sonrası ile iç politika ve kamuoyunda tepkilere neden olmuştur.Anahtar Kelimeler: Türk-Amerikan İlişkileri, Kıbrıs Meselesi, Johnson Mektubu, Küba Füzeler Krizi?
Müdafaai Hukuk Cemiyeti ışığında Milli Mücadele Döneminde Türk halkı
Osmanlı Devleti'nin dağılma döneminin son aşamalarında siyasi, ekonomik ve toplumsal dinamiklerinin I. Dünya Savaşı'nın etkisi ile ağırlığının yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladığı ve üst üste gelen yıpratıcı muharebelerin verdiği kalıcı hasarların etkisinden kurtulmak için son döneminden itibaren Anadolu'da oluşmaya başlayan ve gün geçtikçe filizlenen Milli Mücadele hareketinin, hayata geçirilmek istenen yenilikçi düşüncelerin, Mustafa Kemal önderliğin de gerçekleştirilen oluşumun Anadolu'daki etkileri ve halkın birlikte göstermiş olduğu dayanışmayı ve bu süreç içerisinde toplumda yaşanan Milli Mücadele hareketinin etkilerini görüyoruz. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Milli Mücadele Dönemi, Mustafa Kemal Paşa, Türk Halkı, Türk Kadını, Kamuoyu, Miting, Hatıra, Dinamik
II. Dünya savaşında Türkiye kamuoyu (1939-1945)
ÖZET 2. Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'de idarenin başında bulunan İnönü, koyu bir otoriter yönetim kurmuş böylece iktidar üzerinde mutlak söz sahibi olmuştur. Bu dönemde Türkiye kamuoyunda savaş bir numaralı yeri işgal ederken,,Türk dış politikası, hükümetin aldığı ekonomik önlemler ve fikir tartışmaları diğer konular olmuş, savaşın sonunda ise kurulan yeni partilerle ilgili haberler kamuoyunun gündeminde yer tutmuştur. Türkiye bu dönemde dış politikada ne pahasına olursa olsun savaşın dışında kalma politikası izlemiş; savaş içerisindeki müttefik konferanslarında alman kararlar gereği savaşa katılması yolunda bütün baskılara direnerek bu konuda başarılı olmuştur. Bu dönemde basın talimatlarla, yönlendirmelerle kapatma cezalan ile denetim içinde olmuş serbest bir kamuoyu oluşmamıştır. İktidar istediği gibi bir kamuoyu oluşturma politikası izlemiştir. Dönemin iktidarı, bu dönemde yaşanan fikir tartışmalarında dış konjonktüre göre taraf olmuş özellikle 1944 yılında savaşı kazanan tarafta yer alan Sovyetlere karşı şirin görünmek için Turancılara karşı ağır baskılar uygulamıştır. Savaş sonunda Türkiye müttefikler tarafında yer aldığı için devrin iktidarı ister istemez çok partili hayata geçmiş ve 1950'deki ilk serbest seçimlerde iktidarı Demokrat Parti'ye devretmiştir. Böylece İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'yi yöneten ve tek parti olarak 27 yıla (1923-1950) damgasını vuran CHP devri sona ermiştir.
1955 Kıbrıs krizi ve Türkiye kamuoyunun tepkisi
Kıbrıs, ilk çağlardan başlayarak günümüze kadar çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Kıbrıs adasını bu kadar çekici kılan ise bulunduğu coğrafi ve stratejik konumu olmuştur. Adada en uzun hâkimiyetini sürdüren devlet ise Osmanlı Devleti olmuştur. İlerleyen zamanlarda 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşını kaybeden Osmanlı Devleti zor şartlar altında Kıbrıs adasını önce İngiltere'ye kiralamak zorunda kalıp ardından Lozan Antlaşmasıyla birlikte Kıbrıs'ı tamamen İngiltere'nin yönetimine terk etmek zorunda kalmıştır. Yunanistan İkinci Dünya Savaşından sonra gözlerini İngiltere yönetiminde olan Kıbrıs adasına dikmiştir. Megali İdea adı altında Kıbrıs'ı ilhak etmek için Kıbrıs'ta yaşayan Rum halkı ile birlikte harekete geçmiştir. Bu harekete de Enosis adı verilmiştir. Bu hareket bilhassa 1950 yılından itibaren Demokrat Parti Hükümeti döneminde etkisini daha fazla göstermeye başlamış ve Adada kanlı eylemlere dönüşmüştür. Kıbrıs'ta Türk nüfusunu yok etmek için uğraşan Enosisçi Rumların çabalarına Türk halkı sessiz kalmamış ve ırkdaşlarına yapılan baskılardan dolayı Rumları Enosis kararından caydırmak amacıyla faaliyete geçmiştir. Kıbrıs için Anadolu'nun farklı illerinde mitingler gerçekleştirilmiş, eylemler yapılmıştır. Türk halkı "Kıbrıs Türk'tür, Türk kalacaktır." fikrini önce Yunanistan'a sonra dünyaya duyurmak için elinden geleni yapmıştır. Tük halkının sesini duyurmasında en büyük yardımcısı ise Türk basını olmuştur. Basın da o dönemde Kıbrıs konusunda halkın ve hükümetin sesi olmuştur. Türk hükümeti ise 1955 Ağustosuna kadar Kıbrıs konusunda Yunanistan'a karşı ılımlı bir siyaset takip etmiştir. Fakat Türk halkının git gide Kıbrıs konusunda tepkisinin çoğalmasının ardından EOKA'nın Kıbrıs'ta Tük halkına karşı terör eylemlerini arttırması ve son olarak 28 Ağustos 1955 tarihinde Kıbrıs'ta Türk halkına karşı yapılması planlanan katliam haberinin Türkiye'de de duyulup yayılması, Türk Hükümetini Yunanistan'a kaşı sergilemiş olduğu ılımlı politikadan caydırmıştır. Adnan Menderes katliam haberinden hemen sonra 24 Ağustos 1955 tarihi gecesinde İstanbul Limon Lokantasında Tarihi Kıbrıs beyanatını dile getirmiş ve Yunanistan'a Kıbrıs konusunda gözdağı vermiştir. Türk Kamuoyunun Kıbrıs Davasındaki tepkileri Basında yer bulmuştur. Ayrıca, Başbakanın meşhur konuşmasının ardından Türk halkı ise yapılan beyanattan duydukları memnuniyeti ve mutluluklarını Adnan Menderes'e gönderdikleri telgraf ve mektuplarla dile getirmiş ve Hükümeti vermiş olduğu bu karardan ötürü sonuna kadar destekleyeceklerini belirtmişlerdir.