Laws 5237 numbered
92 theses under this subject heading
Disiplin Hukukunda resmi belgede sahtecilik suçu
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na tabi memurların gerçeğe aykırı rapor ve belge düzenlemesi halinde aynı Kanunun 125/D-f maddesinde unsurları belirtilen "Kademe İlerlemesinin Durdurulması" cezası ile tecziye edilmesi ve devamında adli açıdan suç işlediğinin kararlaştırılması halinde anılan fiilin mezkûr Kanunun 48'inci maddesi gereğince yüz kızartıcı bir suç da teşkil etmesi nedeniyle 125/E-g maddesinde unsurları belirtilen "Devlet Memurluğundan Çıkarılma" cezasının tatbik olunması gerekirken ilk derece idare mahkemesi, Bölge İdare Mahkemesi ve Danıştay kararlarında "memurun menfaat temin etmemesi" nedeniyle mezkûr suçu işlemediği şeklinde yaygın kararları mevcuttur. Devlet memurunun görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi evrakta sahtecilik suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 204'üncü maddesinin 2'nci fıkrasında tanımlanmış ve suçun oluşması için maddi unsur kapsamında belgenin düzenlenmesini manevi unsur ve hukuka aykırılık unsurlarının da oluşması halinde yeterli bulmuştur. Mezkûr konu, örnek adli ve idari yargı kararları muvacehesinde tüm boyutları ile ele alınmış, aynı konuda farklı uygulamaları gidermek için tez kapsamında çeşitli önerilerde bulunulmuştur. Bu nedenle anılan çalışma gerek yargı mercileri gerekse de kamu görevlilerinin istihdam edildikleri idare-kurum ve kuruluşlar için de yararlı olacağı değerlendirilmektedir. Bu çerçeve itibarıyla her iki yargı kolu arasında meydana gelen resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin olarak yeknesak uygulamanın sağlanmasına ve kamu görevlilerinin istihdam edildikleri teşkilatlarda yaşanan tereddütlerin giderilmesine katkı sağlayacak bu çalışma aynı zamanda gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasına da bir altlık oluşturmayı amaçlamaktadır.
İntihara yönlendirme suçu
Türk Anayasasının 17/1. maddesinde herkesin; yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme imkânına sahip bulunduğu belirtilmiştir. Kimsenin yaşama hakkı ihlal edilemez. İhlaller, Türk Ceza Kanunu gereğince cezalandırılmaktadır. Yaşama hakkı, kişinin sahip olduğu temel haklardan biridir. Ancak kişinin kendi yaşamına kendi ihlali yasalarla önlenemez. Bu nedenle intihar yaşamamak hürriyetinin bir uzantısıdır. İnsanlar bir takım sosyal, kültürel, ekonomik, psikolojik, sağlıksal zorluklarla karşılaşabilmektedirler. Kişilerin bu sıkıntıları, ruhsal dengelerine yansıyarak, kendilerine ıstırap veren dünyalarından kurtulma isteğine dönüştüğünde de intihar olgusu ortaya çıkar. İntihar uzun zaman önce suç olarak kabul edilmekteydi. Modern ceza hukuku ile intihar suç olmaktan çıkmış ancak intihara yönlendirme suç olarak düzenlenmiştir. İntihara yardım, ikna, teşvik, azmettirme ve yönlendirme eylemlerinin suç olarak sayılmasında ki temel amaç, kişinin yaşam hakkına yönelik dışarıdan gelen bir müdahalenin ve suç teşkil eden bir eylemin cezasız kalmamasının amaçlanmasıdır. Çünkü burada korunan hukuksal yarar bireylerin yaşam hakkıdır. "İntihara yönlendirmenin diğer benzer fiillerden farkı" konu başlığında, ötanazi ve talep üzerine öldürme fillerinin farklı anlamlara sahip olduğu, mukayeseli hukuk ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları ile bu fiillerin intihara yönlendirme kapsamında sayılmadığı açıklanmıştır. İntihara yardım konusunun mukayeseli hukukta ötanazi ile birlikte değerlendirildiği görülmektedir. Özellikle ölümcül nitelikte hastalar bakımından, "haysiyetli ölüm" hakkı çerçevesinde kabul edilen kişinin kendi kaderini tayin hakkına dayalı olarak, hekim yardımlı intihar kapsamında hastaların yaşamlarına son verilmektedir. Ancak ülkemizde böyle bir düzenleme söz konusu değildir. Çalışmamızda, intihar ve intihara yönlendirme olgusunun hukuki boyutu üzerinde durularak, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ve özellikle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 84. maddesinde düzenlenmiş olan "intihara yönlendirme suçu" açıklanmıştır. Çalışmada, doktrin, karşılaştırmalı hukuk düzenlemeleri ile iç hukuk ve AİHM yargı kararları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: İntihar, İntihara Yönlendirme, Yardımlı İntihar, Ötanazi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu
Yargısal içtihatlar ışığında alacağın tahsili amacıyla işlenen yağma suçu
Alacaklıların hukuki ilişkiye dayanan alacaklarını tahsil etmek amacıyla borçluya yönelik cebir ve/veya tehdit içeren fiilleri suç olarak kabul edilmiş, hukuki yollara başvurarak alacağını tahsil etmeyen failin cezalandırılması öngörülmüştür. 765 sayılı TCK'da kendiliğinden hak alma (ihkak-ı hak) suçu olarak düzenlenmişken, 5237 sayılı TCK'da kendiliğinden hak alma suçuna yer verilmemiş; fakat malvarlığına yönelik suçlar açısından failin hukuken korunan bir alacağını tahsil etmek amacıyla hırsızlık veya dolandırıcılık suçunu işlemesi halinde bu suçlardan verilecek cezalarda alt ve üst sınır belirlenmek suretiyle ceza indirimi belirlenmiştir. Ancak failin alacağını tahsil etmek amacıyla cebir veya tehdit kullanması halinde farklı bir düzenleme getirilerek failin yağma suçundan değil, kasten yaralama ya da tehdit suçundan ötürü cezalandırılacağı belirtilmiştir. Fail ile mağdur arasındaki borç ilişkisinin meşru bir zeminde bulunması failin TCK' da düzenlenen alacağın tahsili amacıyla işlenen hırsızlık(md.144), dolandırıcılık (md.159 ) ve yağma (md.150/1) hükümlerinden yararlanabilmesinin temel şartıdır. Bu nedenle hukuken korunan alacağın hukuken geçerli bir alacak olması, failin ve mağdurun bu borç ilişkisinin tarafı olması gerekmektedir. Hukuki ilişkinin tarafı olmayan kişiler yönünden ise hırsızlık (md.141-142), dolandırıcılık (md.157-158), yağma (md.148-149)suçlarına yönelik hükümlerin uygulanması söz konusu olmaktadır. Malvarlığına yönelik suçlardan hırsızlık ve dolandırıcılık yönünden, bu suçların alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde suçların niteliğinde bir değişiklik olmamakta, daha az cezayı gerektiren hal teşkil etmektedir. Ancak durum TCK md.150/1 düzenlemesinde farklıdır. TCK md.150/1 de düzenlenen alacağın tahsili amacıyla işlenen suçun, yağmanın özel hali olduğu öğreti ve yargı kararlarında ifade edilmekte ise de, bu durumda failin hangi suçu işlediği belirsizdir. TCK md.150/1 de, yağma suçunun hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde, fail hakkında kasten yaralama veya tehdit suçlarına ilişkin hükümlerin uygulanacağı düzenlenmiştir. TCK md.150/1 başlığı daha az cezayı gerektiren hal olmasına karşın ilgili maddede, yağma suçundan verilecek cezada indirim yapılması öngörülmemiştir. Çalışmamızda öğreti ve yargı kararları çerçevesinde farklı görüşlere yer verilerek, tartışmalı hususlar değerlendirilmek suretiyle hükmün hukuki niteliği ortaya konularak uygulamaya katkı sağlanması amaçlanmıştır.
Parada sahtecilik suçu
''Parada sahtecilik suçu'', günümüzde teknolojik yenilikler sonucu gün geçtikçe artmakta ve daha farklı bir boyut kazanmaktadır. Ülke ekonomileri ve kamunun güveni için ciddi bir tehdit unsuru olmaya devam etmektedir. Bu kapsamda, incelenen suç tipi, sadece ulusal düzeyde değil uluslararası düzeyde de mücadele edilmesi gereken bir konu olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Nitekim, bu durum da ülkeleri işbirliği yapmaya ve bu konuda çeşitli önlemler almaya itmektedir. Bu sebeple, ülkemizde de 765 sayılı Türk Ceza Kanunu zamanında olduğu gibi yine yoğun bir uygulama alanı bulmuştur. Ancak, buna rağmen doktrinde bu suç tipi üzerinde yeterli çalışma da yapılmadığı gözlenmiştir. Her ne kadar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girmeden önce konuyla ilgili öğretide birtakım doyurucu çalışmalar olsa da iki kanunda yer alan düzenlemeler birçok yönden farklılık içermektedir. Bu sebeple eskiden oluşan doktrinel çalışmalar ve uygulamalardan yararlanma imkânı oldukça kısıtlıdır. Anılan eksikliklerin giderilmesine kısmen de olsa katkı sağlayabilmek amacıyla hazırlanan çalışmamızda, tartışmalı noktalar ön plana çıkarılmak suretiyle, suça ilişkin temel kavramlar, suçun yapısal unsurları incelenmiş; bu kapsamda ''sahte üretim'', ''sürüm yeteneği'' gibi bu suç açısından önem arz eden kavramlar detaylı şekilde irdelenmiştir. Ayrıca, çalışma yapılırken konuya ilişkin örneklere ve güncel vakalara sık olarak olarak başvurulmakla birlikte; özellikle Yargıtay içtihatlarına da mümkün olduğunca yer verilmeye çalışılmıştır. Son olarak, suçun özel görünüş şekilleri, yaptırımı ve ceza muhakemesi sürecinde gösterdiği bazı özellikler ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Parada sahtecilik, sürüm yeteneği, ekonomi, kamu güveni.
Edimin ifasına fesat karıştırma suçu
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nunda ihaleye ilişkin suçlar iki maddede düzenlenmiş ve ilk defa sözleşme sürecine ilişkin bağımsız bir suç tipi ihdas edilmiştir. Türk Ceza Kanunu m. 236'da yer alan edimin ifasına fesat karıştırma suçu seçimlik hareketli olarak düzenlenmekle birlikte kamu harcamaları bakımından oldukça kapsamlıdır. Seçimlik hareketlere yer verilmek suretiyle fiil unsurunu oluşturan fesat karıştırma ifadesi somutlaştırılmıştır. Kooperatifler ve kamu yararına çalışan dernekler de suçun kapsamına dahil edilmiştir. Seçimlik hareketlerin ortak noktası ise hile unsurudur. Suçun oluşması için hile unsurunun zorunlu olması dolandırıcılık suçuyla söz konusu suç arasından önemli oranda benzerliğin meydana gelmesine sebep olmuştur. Bu nedenle suçun konusunun tespit edilmesi önem arz etmektedir. Edimin ifasına fesat karıştırma suçu bakımından failin kim olabileceği ise teslim etme ve kabul etme ifadelerinden ne anlaşılması gerektiğinin ortaya konulması sonucu belirlenebilecektir. Seçimlik hareketlerde teslim etme ve kabul etme ifadelerine yeknesak şekilde yer verilmemiş olması failin belirlenmesi ve iştirak hükümlerinin uygulanması bakımından farklı sonuçlar doğurmaktadır. Bu durum suçun kapsamlı yapısına rağmen edimin ifasına fesat karıştırma niteliğinde bazı fiiller bakımından farklı suç tiplerinin gündeme gelmesine yol açmaktadır. Görevli kişiler bakımından menfaat temini haline ilişkin gerçek içtima düzenlemesine yer verilen edimin ifasına fesat karıştırma suçu ile özellikle kamu görevlileri tarafından işlenebilen diğer suçlar arasındaki içtima ilişkisi de önem arz etmektedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yer alan tekerrür, iştirak ve içtima hükümlerinin vergi kaçakçılığı suçları bakımından yargı kararlarıyla birlikte değerlendirilmesi
Vergiler kamusal hizmetlerin finansmanını sağlamak amacıyla tahsil edilmektedir. Vergilerin düzenli bir şekilde tahsil edilmesi hazine menfaatleri için gerekliliktir. Bununla beraber, vergilerin kanuna uygun şekilde tahsil edilmesi önemlidir. Kanuna uygun şekilde vergisel yükümlülüklerin yerin getirilmesi kamu düzenini de sağlayacaktır. Bu sebeple kanuna uymayan ve verginin zamanında tahsil edilmesini önleyen, kanunda suç sayılan fiillerin oluşması halinde bazı yaptırımlar öngörülmüştür. Bu yaptırımlardan kuşkusuz ki en ağırı hürriyeti bağlayıcı cezalardır. Vergi konusuna ilişkin hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren suçlardan en yaygın işlenen suç tipinin vergi kaçakçılığı suçu olduğu açıktır. Vergi kaçakçılığı suçuna ilişkin, ayrıca Vergi Usul Kanununda herhangi bir düzenleme yok ise, Türk Ceza Kanununun genel ilkelerine bakılması gereklidir. Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen iştirak, tekerrür ve içtimaı hükümleri de vergi suçlarına uygulanabilir. Zira vergi kaçakçılığı bir suç olduğu için, iştirak yoluyla işlenmeye elverişlidir. Aynı şekilde bu suç ile başka bir suç da birleşebilir. Yine belli bir zaman içerisinde tekrardan suç işlenmesi halinde tekerrür hükümleri de gündeme gelebilecektir. Bu çalışmanın amacını vergi kaçakçılığı suçlarının Türk Ceza Kanunundaki iştirak, tekerrür ve içtima hükümleri bakımından değerlendirilmesi oluşturmaktadır. Vergi Usul Kanunu'nda en son yapılan yasal değişikliklerinde ele alındığı bu çalışmada mahkeme kararları, seçilmiş bazı ülkelerdeki benzer düzenlemeler incelenmiş, konuyla ilgili sorunlar ve çözüm önerileri ele alınmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Vergi, Vergi Kaçakçılığı Suçu, Vergi Cezası, İştirak, Tekerrür, İçtimaı.
İhaleye fesat karıştırma suçu
İhaleye fesat karıştırma suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde, Kanun'un "Özel Hükümler" adlı ikinci kitabının "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı Üçüncü Kısmının "Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar" başlıklı Dokuzuncu Bölümünde yer almaktadır. Maddeye göre; Kamu kurumu veya kuruluşları adına yapılan mal veya hizmet alım veya satımlarına ya da kiralamalara ilişkin ihaleler ile yapım ihalelerine fesat karıştıran kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 6459 sayılı İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesinde de bir takım değişiklikler yapılmıştır. Çalışmada bu değişiklikler çerçevesinde ihaleye fesat karıştırma suçu ele alınmıştır.
Türk Hukukunda doğrudan bilişim suçları
Bilişim alanı, her geçen gün gelişimini sürdürmektedir. Bir süre önce hayal bile edilemeyecek teknolojik ürünler, bugün neredeyse toplumsal yaşamın her alanında karşımıza çıkmaktadır. Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte, yeni bilişim araçları insanlığın kullanımına sunulmuştur. Hayatın hemen her anında kullanılan bilgisayarlar başta olmak üzere bilişim araçları, insan hayatını kolaylaştırmaktadır. Bilişim teknolojisinde yaşanan gelişmeler ve bilişim araçlarının çok farklı alanlarda kullanılabiliyor olması, bu alanda birtakım hukuka aykırı fiilleri de beraberinde getirmiştir. Bilişim araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanan suç failleri, sürekli yeni yöntemler geliştirmek suretiyle kişilerin haklarını ihlal etmektedir. Bundan dolayı, bilişim alanında gerçekleşen ihlal hareketleriyle mücadele edebilmek ve kişi haklarını korumak için ulusal ve uluslararası düzeyde mevcut normların gözden geçirilmesi ve bazı yeni ceza normlarının düzenlenmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu çalışmanın ilk bölümünde, bilişim alanıyla ilgili bazı temel kavramlar açıklandıktan sonra bilişim suçlarının işlenme sebepleri ve en sık görülen suç işleme yöntemleri anlatılmıştır. İkinci bölümde ise, Türk Hukukunda doğrudan bilişim suçlarına yönelik düzenlemeler ele alınmıştır. Başta Türk Ceza Kanunu olmak üzere Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, Elektronik İmza Kanunu'nda yer verilen doğrudan bilişim suçlarına yönelik düzenlemeler unsurları yönünden ayrıntılı olarak incelenmiştir. Konuyla ilgili uluslararası sözleşmelerdeki hükümlere de ilgili bölümlerde yer verilmeye çalışılmıştır. Kanunlardaki düzenlemelerin eksik ya da hatalı bulunan tarafları belirtilerek yapılması gerekenlerle ilgili birtakım önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Bilgisayar, İnternet, Bilişim, Bilişim suçu.
İmar kirliliğine neden olma suçu
Tezimizin amacı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitabının "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü kısmında, "Çevreye Karşı Suçlar" başlıklı ikinci bölümünde yer alan TCK m.184'te düzenlenmiş olan imar kirliliğine neden olma suçunun detaylı bir şekilde incelenmesi ve köyden kente kontrolsüz büyük göç sonucunda artan barınma ihtiyacının kontrol dışı bir şekilde giderilmeye çalışılması sonucunda ortaya çıkan imar kirliliğinin ciddi boyutlara varan bir çevre kirliliği türü olduğu farkındalığının yaratılmasıdır. Tezimizin birinci bölümünde imar kirliliği suçunun daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla imar hukukuna ilişkin temel kavramlar incelenmiştir. Ayrıca çevrenin ve tez konumuz olan imar kirliliğine neden olma suçunda ceza hukukunun uygulanmasının gerekliliği üzerinde durulmuştur. Tezin ikinci bölümünde TCK m.184'te üç ayrı fıkrada yer alan üç ayrı suç "klasik suç tipi inceleme metodu"na uygun olarak incelenmiştir. TCK m.184'te yer alan suç ile korunan hukuksal değer, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkıdır. Söz konusu suçun mağduru, toplumu oluşturan herkestir. Suçun faili ise üç ayrı fıkrada yer alan her suç tipi için ayrı ayrı incelenmiştir ve TCK m.184/1, m.184/2 ve m.184/3'te yer alan suçlar kast ile işlenebilmektedir. İkinci bölümün sonunda suçun özel görünüş biçimlerinin ardından ise kusurluluğu kaldıran veya azaltan sebepler üzerinde durulmuştur. Tezimizin üçüncü bölümünde ise TCK m.184'te yer alan imar kirliliği suçunun yaptırımı, cezayı ortadan kaldıran veya azaltan sebepler ve söz konusa suça bakmakla yetkili ve görevli olan mahkeme konusu incelenmiştir. Tez çalışmamızda sık sık doktrinde yer alan farklı görüşler ve bu görüşler hakkındaki kanaatimizin belirtilmesi ile konular detaylandırılmaya çalışılmıştır.
TCK madde 257 Görevi kötüye kullanma suçu
"Görevi Kötüye Kullanma Suçu" başlıklı çalışmamızda öncelikle suçun yalnızca kamu görevlileri tarafından işlenebilmesi nedeniyle kamu görevlisi, memur, kamu hizmeti, kamu idaresi ve kamusal faaliyet kavramları açıklanmaya çalışılmıştır. Özellikle kamu görevlisi kavramı Anayasa Hukuku, İdare Hukuku ve Ceza Hukuku yönünden ele alınmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile karşılaştırmalı hukuktaki durum ve Ceza Kanunu Taslak ve Tasarılardaki düzenlemeler irdelenmiştir. Görevi kötüye kullanma suçunun benzer suçlardan farkı, unsurları ve yargı kararları ile birlikte madde metninde yer alan kişilerin mağduriyeti, kamunun zararı ve kişilere haksız bir menfaat sağlanmasının objektif cezalandırılma şartı mı, yoksa maddi unsura dahil olan netice mi olduğu üzerinde durulmuştur. Son olarak kamu görevlisine ait yargılama usulü incelenmiştir.
Türk Ceza Hukukunda şantaj suçu
Şantaj suçu, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun, Hürriyete Karşı Suçlar bölümünde düzenlenmiştir. Bu suç, tehdit suçunun, çıkar sağlamak amacıyla işlenen özel bir türü görünümündedir. Tezimizde, günlük konuşma dilinde kullanılan "şantaj" ile TCK bakımından şantaj suçunun farklı kavramlar olduğu açıklanmış, kişi özgürlüğü ile yakın bağlantısı olan şantaj suçunun, benzer suçlardan farkları ele alınmıştır. 765 sayılı mülga TCK ile 5237 sayılı TCK'da suçun düzenleniş şeklindeki farklılıklar üzerinde durulmuş, şantaj suçunun mukayeseli hukuktaki düzenlemelerine yer verilmiştir. Şantaj suçunun tehlike suçu mu, zarar suçu mu olduğu konusu irdelenmiş, suçun Yargıtay kararlarındaki görünümüne ilişkin örnekler verilmiştir. Suçun unsurları açıklanarak, suçun maddi unsurunda, netice öğesinin üzerinde durulmuştur. Son olarak, hukuka uygunluk nedenleri ile yaptırım ve kovuşturma usulüne değinilmiştir.
Yağma suçu
Yağma suçu 5237 sayılı TCK'nın ''Özel Hükümler'' Başlıklı ikinci kitabının ''Kişilere Karşı Suçlar'' isimli ikinci kısmının ''Malvarlığına Karşı Suçlar'' şeklindeki onuncu bölümünün 148.149.ve 150.maddelerinde düzenlenmiştir. Yağma suçu, cebir veya tehdit ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç niteliğindedir. Yağma suçu, cebir veya tehdidin araç olarak kullanılması suretiyle, mağdurun malının alınmasıdır. Diğer bir adlandırmayla, cebri hırsızlıktır. Yağma suçuna ilişkin bu tez çalışması dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde yağmanın tanımı, tarihsel gelişimi, 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı TCK'nın karşılaştırılması, benzer suçlardan ayrımı ve korunan hukuki değer anlatılmıştır. İkinci bölümde, suçun unsurları, üçüncü bölümde, kusurluluk, kusurluluğu azaltan ve kaldıran haller ile suçun özel görünüş şekillerine yer verilmiştir. Son olarak dördüncü bölümde ise, şahsi cezasızlık nedenleri, etkin pişmanlık, soruşturma ve kovuşturma, yaptırım, müsadere ve zamanaşımı konuları anlatılmıştır.
Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 282. maddesinde düzenlenen suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanması suçu, oldukça karmaşık yapıya sahip bir suç tipidir. Suçun sübuta ermesi için öncesinde öncül suç niteliğinde bir suçun işlenmesi, bu suçtan gelir elde edilmesi ve ardından elde edilen bu gelirlerin yurt dışına çıkarılmak veya çeşitli işlemlere tabi tutulmak suretiyle aklanması gerekmektedir. Bu çalışmada, tüm bu süreçlerin anlatımına geçmeden önce, ilk olarak konunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olması amacıyla suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanması ile ilgili kavramlar, suç gelirlerinin aklama aşamaları ve teknikleri ile suç gelirlerinin aklanmasının tarihçesi açıklanmıştır. Ardından, uluslararası hukukta suçun ne şekilde düzenlendiği incelendikten sonra suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanması suçunun Türk hukukunda düzenleniş şekli ele alınmıştır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununda kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalara seçenek yaptırımlar
Toplumun mutlaka bir düzen içinde bulunması gerekir. Toplumun düzeninin devamı için de düzenin bozulmasına sebebiyet verecek eylemler çeşitli şekillerde müeyyideye tabi tutulmak zorundadır. Toplumun en üst örgütlenmesi olan devletin sosyal barış ve sükûneti sağlamak üzere gerekli önlemleri alması gerekir. Bu önlemlerin başında suç ve ceza ihdası ile verilen cezaların yerine getirilmesini sağlamak gelir. Ancak cezalandırmanın klasik amacı olan öç alma veya kefaret, insanlık tarihiyle birlikte değişikliğe uğramış, cezanın amacına ilişkin bu düşünceler suçlunun, suçtan arındırılması ve toplumun korunması amacıyla duygusallığın arka plana atıldığı, bilimsel temele dayalı çözüm arayışlarına yönelen bir amaç halini almıştır.Çağdaş ceza anlayışı; hem hukuka aykırı olan eylemleri gerçekleştiren kişi, hem de bunun en genel anlamıyla mağduru olan başta toplum olmak üzere diğer gerçek ve tüzel kişiler için bu eylemden en az zararla kurtulmanın yollarını bilimsel olarak aramaya başlamıştır. Bu anlamda da hukuka aykırı eylemden zarar gören tüm sujelerin en az etkilenmesi maksadıyla hürriyeti bağlayıcı cezaların bu sujelere verdiği olumsuz etkilerin giderilmesi amacıyla çeşitli alternatif uyuşmazlık çözüm yolları ve özellikle kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalara seçenek yaptırımların araştırılması yoluna gidilmiştir. Bu seçenek yaptırımlarla, özellikle kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların gerek sanık gerekse mağdur ve toplum açısından zararlı etkilerinin en aza indirildiği ve amaçlanan faydanın gerçekleştiği anlaşılmaktadır.Bu bağlamda hürriyeti bağlayıcı cezaların yerine uygulanan seçenek yaptırımlar konusu tüm hukuk sistemlerinin ilgilenmeye başladığı ve sonuç olarak da bundan fayda sağlanılan bir kurum olarak toplumun suça karşı korunmasını sağlayan önemli bir fonksiyonu yerine getirmiştir.Anahtar Kelimeler: Kısa Süreli Hürriyeti Bağlayıcı Ceza, Seçenek Yaptırım, Güvenlik Tedbirleri
Ceza hukukunda kişisel verilerin korunması
Kişisel verilerin korunması konusu anayasa hukukunu, idare hukukunu, medeni hukuku ve ceza hukukunu yakından ilgilendirmektedir. Bu çalışmanın konusu kişisel verilerin ceza hukuku kapsamında korunmasıyla sınırlıdır. Bu çalışmanın temel amacı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda (TCK) yer alan ve kişisel verileri koruma maksadı taşıyan suç tiplerini incelemek ve bu konuda öğretiye katkı sunmaktır. TCK'da yer alan suç tipleri hakkında kapsamlı bir değerlendirme yapabilmek için birinci bölümde öncelikle konuya özgü kavramsal çerçeve ele alınmış, kişisel verilerin korunması öğretisi ışığında kişisel verilerin korunması hakkının kapsamı ve hukuki niteliği açıklanmış ardından Türk Hukukundaki düzenlemelere kaynaklık teşkil eden uluslararası düzenlemeler ile diğer ülkelerin ulusal kanunlarında ve Türk Hukukunda yer alan normların tarihsel süreç içerisindeki gelişimine değinilmiştir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin usul ve esasların düzenlendiği 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK), bahsi geçen suç tiplerinin uygulanmasında temel başvuru noktalarından biri olması sebebiyle ikinci bölümde özellikle ceza hukukunu ilgilendiren boyutlarıyla ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise TCK'da yer alan ilgili suç tipleri incelenmiştir. KVKK'nın yürürlüğe girmesinden sonra bu suç tiplerinin belirlilik ve kanunilik ilkelerine aykırı olduğu yönündeki eleştirilerin son bulduğu ancak bu suç tiplerinin fiil unsurlarına ilişkin yeni tartışmaların doğduğu tespit edilmiştir. Verileri yok etmeme (TCK m.138) suçunun fiil unsurunun anonim hale getirmeme ve silmeme durumlarını da kapsayıp kapsamadığı konusundaki tartışmalar kanaatimizce kanuni düzenlemelerden kaynaklanmaktadır. Bu tartışmayı gidermek için verileri yok etmeme suçunu düzenleyen TCK m.138'e verileri silmeme ve anonim hale getirmeme fiilleri seçimlik hareket olarak eklenmelidir. Öğretide aksi görüş bulunsa da kanaatimizce kişisel verileri kaydetme (TCK m.135) ile kişisel verileri verme, yayma veya ele geçirme (TCK m.136) suçlarının fiil unsurlarının gerçekleşmesi için KVKK kapsamında bir veri işleme fiilinin bulunması zorunlu değildir. Fiilin KVKK kapsamına girip girmediği ancak hukuka uygunluk sebepleri değerlendirilirken göz önünde bulundurulmalıdır.
Müstehcenlik suçu
Müstehcenlik suçu mevzuatta 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 226. maddesinde düzenlenmiştir. Ancak kanunda müstehcenliğin tanımı yapılmamıştır. Uluslararası sözleşmeler gereğince müstehcenliğin yaptırıma bağlanması zorunlu ise de, kavramın belirsizliği problem yaratmaktadır. Ayrıca yargılama esnasında ürünün müstehcen olup olmadığı tartışması hasıl olduğunda bilirkişi incelemesi yapılması, bilirkişilik kurumunun etkinliği ve kurumda yetkili kişilerin konuya vakıflığı tartışabilir niteliktedir. Kavramın belirsizliği ve ürünün müstehcen olup olmadığının tespitinin ancak bilirkişi tarafından tespit edilebilmesi ceza hukukundaki belirlilik ilkesi açısından tartışma yaratmakta olup kavramın sınırları ve kapsamı yargı kararları ile belirlenecektir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümünde müstehcenlik kavramı ve bu konudaki uluslararası düzenlemeler ele alınacaktır. Devletlerin müstehcenlik suçu ile ilgili düzenlemelerinden örnek verilerek müstehcenliğe genel bir bakış açısı ile bakılacaktır. İkinci bölümde ise ulusal mevzuatımızda müstehcenliğin yeri ve müstehcenlik ile ilgili yasal düzenlemeler incelenecektir. Üçüncü bölümde ise yürürlükte bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 226. maddesinde tanımlanan müstehcenlik suçu tipinin incelenmesi yapılacaktır.
İmar kirliliğine neden olma suçu (TCK m. 184)
İmar kirliliğine neden olma suçu; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile ilk defa ceza hukuku anlamında cezalandırılabilir bir fiil olarak düzenlenmiştir. Elbette ki imar kirliliğine neden olma fiiline vücut veren hareketler TCK'da suç olarak kabul edilmeden önce de işlenmekte idi. Fakat bu fiiller sadece kabahat şeklinde nitelendirilip çeşitli idari yaptırımlara tabi tutulmakta idi. Avrupa Birliği Hukukuna uyum çerçevesinde çevreye karşı suçların ceza hukuku yoluyla korunma altına alınması esasında yeni bir olgudur. İmar kirliliğine neden olma fiili de çevreye karşı suçlardan biri olup ceza hukuku yoluyla koruma altına alınması uygun görülmüştür. Tezimizde üzerinde durulan noktalardan bir tanesi de çevreye karşı suçlardan olan imar kirliliğine neden olma suçunun ceza hukuku yoluyla korunmasının ne derecede sağlandığı olacaktır. Tezimizin inceleme konusu olan imar kirliliğine neden olma suçu esasında içerisinde üç ayrı suçu taşımaktadır. Bunlar sırasıyla; yapı ruhsatiyesi alınmadan ya da ruhsata aykırı olarak bina yapmak veya yaptırmak, yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade etmek ve son olarak da yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade etmektir. Çalışmada bu fiiller ayrı ayrı incelenmiş ve yasalaşmadan önce TBMM Genel Kuruluna sunulan ilk metni ile de karşılaştırmalar yapılmıştır.
5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nda işkence ve eziyet suçu
İşkence, bir kamu görevlisi tarafından gerçekleştirilip, insan onuruna ağır bir saldırı teşkil eden, fiziksel ya da psikolojik olarak yoğun acı veya ızdırap doğuran, mağdurun maddi ve manevi bütünlüğüne zarar veren her türlü harekettir.İşkence ve benzeri kötü muamele, genelde ceza yargılaması sırasında uygulandığından, sanığın veya şüphelinin susma hakkı, kendini ve yakınlarını suçlayıcı beyanlarda bulunmaya zorlanamama hakkı, dolaylı olarak adil yargılanma hakkı ihlal edilmektedir. İşkence ve eziyet insan haklarının ağır bir şekilde ihlalidir. Dolayısıyla birçok ulusalüstü belge işkenceyi yasaklamakta ve devletlerin bu yasaklamaya uyup uymadığını kontrol amacıyla çeşitli denetim mekanizmaları geliştirmektedir. Günümüz Türkiye'sinde de her geçen gün ortaya atılan çeşitli iddialar ve Avrupa'nın siyaseten Türkiye'yi işkence konusunda sürekli bunaltması konunun ne denli önemli olduğunu göstermektedir.Eziyet ise, bir kimsenin çeşitli davranışlarla ıstırap duymasına neden olmaktır. Eziyet bir suç tipi olarak 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu ile Ceza Hukukumuza girmiştir ve temel hakların korunması bakımından önemli bir işleve sahip olacaktır.Çalışmamızın amacı temel hak ve özgürlüklerin ağır bir şekilde ihlali olan işkence, eziyet ve aşağılayıcı muamele kavramlarının ne olduğunu açıklamak, tarihi gelişimlerini anlatmak, uluslararası belgelerdeki yerlerini ortaya koymak ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda işkence suçunun düzenlendiği 94. ve eziyet suçunun düzenlendiği 95. maddeleri Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku bilgileri ışığında incelemektir.
Müsadere ve müsadere muhakemesi
Müsadere; işlenen bir suçun karşılığı olarak, kanunda gösterilen bazı şartların gerçekleşmesi halinde bir eşyanın mülkiyetinin veya kazancın mahkeme kararıyla maliklerinden alınarak kamuya geçirilmesidir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile müsadere yeniden düzenlenerek bu konuda ayrıntılı hükümler getirilmiştir. Yapılan düzenlemelerin en belirgin özelliği müsaderenin hukuki niteliğinin güvenlik tedbiri olarak kabul edilmesidir. Daha önceden öğretide ve Yargıtay içtihatlarında kabul edilen kazanç müsaderesi, eşdeğer müsadere, kaim değerin müsaderesi, kısmi müsadere, orantılılık ilkesi gibi kurumlar yeni yasada kabul edilmiştir. Yapılan bu düzenlemeler ile öğretideki tartışmaların çoğuna son verilerek yeni ihtiyaçlara cevap verilmiştir.Müsadere ile ilgili bu çalışmamızda; müsaderenin tanımı, hukuki niteliği, çeşitleri, uluslararası sözleşmelerdeki durumu, uygulanma şartları ile müsadere muhakemesi ve bu kararların infazı incelenmiştir. Ayrıca, öğretideki farklı görüşlere yer verilerek uygulamada ortaya çıkan sorunlara çözüm önerileri sunulmuş, her konu başlığının altında konuyla ilgili Yargıtay uygulamalarına yer verilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Müsadere, Müsadere Çeşitleri, Muhakeme, İnfaz.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar
Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, ilk çağ uygarlıklarında bile mevcut olan, insanların ahlaki değerlerine, şerefine, özgürlüğüne ve vücut bütünlüğüne karşı gerçekleştirilen ve şahsın yanında aynı zamanda toplumsal ahlak değerlerine zarar veren, suça maruz kalan kişi üzerinde maddi ve manevi mağduriyete yol açan bir suç çeşididir.Çalışmamızın amacı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitabının "Kişilere Karşı Suçlar" kısmının altıncı bölümünde "Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar" başlığı altında 102. maddede cinsel saldırı, 103. maddede çocukların cinsel istismarı, 104. maddede reşit olmayanla cinsel ilişki ve 105. maddede cinsel taciz madde başlıklarıyla düzenlenen suçların oluşumundan sona ermesine ve neticelerine ilişkin açıklamak, söz konusu maddeler üzerinde tartışarak, eksiklikleri ve çelişkileri tespit etmektir. Anahtar Kelimeler : Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar, Cinsel Saldırı, Taciz, İstismar
Yağma suçu
Halk arasında gasp olarak da bilinen yağma suçu, 5237 sayılı TCK'nın kişilere karşı suçlar kısmında, malvarlığına karşı suçlar başlığı altında yağma, nitelikli yağma, daha az cezayı gerektiren hal madde başlıkları ile TCK'nın 148., 149. ve 150. maddelerinde düzenlenmiştir. TCK'da yağma ile ilgili düzenleme konusu yapılan maddelerin tümü çalışma konusunu oluşturmaktadır. Yağma, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmak amacıyla, kişinin kendisine veya bir yakınının hayatına, vücut ve cinsel dokunulmazlığına saldırı gerçekleştireceğinden ya da mal varlığı itibariyle büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit veya cebir kullanılmasıdır. Burada suçun işlenmesinde, kişinin kendisine saldırı olabileceği gibi bir yakınına yönelik de olabilir. Ayrıca suçun oluşabilmesi için tehdit veya cebrin bir kişiye yönelik olması gerekir. Yağma seçimlik hareketli ve neticesi harekete bitişik bir suç tipidir. Yağma suçu, birden çok hukuki değeri koruma altına almaktadır. Yağma suçunda bir malın alınması için kişinin hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına saldırı söz konusudur. Bu saldırı mal varlığı değerlerinin elde edilmesi amacıyla işlendiğinden korunan asıl hukuki değer mal varlığı olmakta ve birçok ülke yağma suçuna mal varlığına karşı suçlar arasında yer vermektedir. Yağma suçu cebir, tehdit ve hırsızlık suçlarını içinde barındıran bileşik bir suç tipidir. Bu itibarla faile, işlediği yağma cürmünden dolayı bu suçlardan ayrı ayrı ceza verilmez, sadece yağma suçundan cezalandırılır. Yağma suçu, koruduğu birden fazla hukuki değer itibariyle malvarlığına yönelik suçlar arasında en fazla yaptırım gerektiren suçtur. Anahtar Kelimeler: Yağma, Cebir, Tehdit, Hırsızlık, Malvarlığı
Dolandırıcılık suçu
Topluma zarar veren ya da tehlikeli olduğu kanun koyucu tarafından kabul edilen, hukuki değerlerin kişiler tarafından ihlal edilmesine suç denir. Dolandırıcılık suçu ise hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlanması ile oluşacaktır. Günümüzde teknolojinin hızla ilerlemesiyle dolandırıcılık suçunun işleniş şekillerinde farklılıklar ortaya çıkmakta, bu durum aynı zamanda eskisine oranla daha fazla kitlenin bu suçun mağduru olmasına neden olmaktadır. Bu çalışmanın yapılma nedeni dolandırıcılık suçunun her geçen gün daha fazla işlenir hale gelmesi ve toplumda ciddi sorunlara yol açmasıdır.Bu çalışmada öncelikle dolandırıcılık suçunun, kanun sistematiğine uygun olarak basit ve nitelikli halleri iki ayrı kısımda ele alınmış, ayrıca özel görünüş şekilleri ile benzer diğer suçlardan farkına değinilmiş ve son olarak ise yargılamaya ilişkin özellik arz eden hususlar izah edilmiştir. Ayrıca yargı kararları ile doktrindeki görüşler ışığında tartışmalı konular ve dolandırıcılık suçuyla ilgili problemler incelenmiş ve sorunların çözümüne yönelik değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dolandırıcılık, Suç
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda bilişim suçları
Günümüzde teknoloji çok ilerlemiştir, bu ilerleme teknolojinin dalları diyebileceğimiz bilgisayar ve iletişimde de kendini göstermiş, tarihi süreç içerisinde çok daha ileri ve geniş kapsamlı sonuçlar ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Özellikle internetin yaygın olarak kullanılmaya başlanması eğitimden sağlığa, ticaretten sanayiye, kamu sektöründen özel sektöre varıncaya kadar, iş ve sosyal hayatımızda, aynı şekilde özel hayatımızdaki ilişkilerimizde yeni bir çığır açmıştır. Bu teknolojik gelişmelerin insanlar tarafından kullanılmaya başlanmasıyla toplumlara büyük yararlar sağlandığı gibi, beraberinde birtakım problemleri de getirdiği bilinmektedir. Bu problemlerin en büyüğü suç işlenmesinin kolaylaşması olmuştur. Çünkü İnsanlar suç işlerken teknolojik alanlardan yararlanma eğilimine girmeye başlamışlardır. Böylelikle teknolojinin bir nimeti olan bilişim sistemleri insanların hizmetine sunulunca kötü kullanımlarla beraber yeni suç tipleri olan 'bilişim suçları' ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu suçların yanında mevcut bazı suç tipleri de bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenmeye başlanmıştır. Çalışmamızda Türk hukukunda ilk kez 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile düzenlenen bilişim suçları incelenmiştir. Yüksek lisans tezi olarak hazırladığım bu çalışmada tez danışmanlığımı yapan, yardım ve desteklerini esirgemeyen, değerli görüş ve önerileri ile katkıda bulunup beni yönlendiren, saygıdeğer hocam Prof. Dr. Doğan SOYASLAN'a şükranlarımı sunarım. Anahtar Kelimeler: Bilgisayar, bilişim, suç, ceza, veri, kişisel veri, haberleşme
Türk Ceza Kanununda cinsel saldırı suçu
5237 sayılı TCK'nın 102. maddesinde yer alan cinsel saldırı suçu 18.06.2014 tarihinde 6545 sayılı yasa ile yeniden düzenlenerek madde metninde bir takım değişiklikler yapılmıştır. 6545 sayılı yasa öncesi 102. maddenin 1. fıkrasında; "bir kimsenin cinsel amaçlarla vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesi halinde mağdurun şikayeti üzerine cezalandırılır" denmek suretiyle basit hali düzenlenmişti. 2. fıkrasında; bu suçun organ veya sair cisim sokmak şeklinde işlenmesi halindeki nitelikli hali düzenlenmişti. Ayrıca ikinci fıkrada bu suçun eşler arasında işlenmesi durumunda soruşturulması ve kovuşturulması şikayet koşuluna bağlanmıştı. Aynı yasanın 3. Fıkrasında ağırlaştırıcı haller düzenlenmiştir. Bu haller; beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak kişiye karşı işlenmesi, kamu görevinin ve hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanmak suretiyle işlenmesi, 3. derece dahil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi bulunan kişiye karşı işlenmesi, son olarak da silahla veya birden fazla kişi ile birlikte işlenmesidir. 4. fıkrasında mağdura karşı kullanılan cebir direncinin kırılmasının ötesinde ise failin ayrıca kasten yaralamadan sorumlu olacağı düzenlenmişti. 5. fıkrasında mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması ve 6. Fıkrada da mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölmesi şeklinde netice sebebiyle ağırlaşmış halleri düzenlemişti. 6545 sayılı yasa ile 102. maddede bir takım değişiklikler yapılmıştır. Bu değişikler şunlardır; 765 sayılı yasa döneminde sarkıntılık suçu sözlü ve vücut dokunulmazlığının ihlali şeklinde işlenebiliyordu. 5237 sayılı Yasanın 102. maddesinin ilk halinde vücut dokunulmazlığının ihlali şeklinde gerçekleşen sarkıntılık suçuna yer verilmemiştir. Yeni Türk Ceza Kanunu sözlü sarkıntılığa cinsel taciz suçu adı altında yeniden yer vermiştir. 6545 sayılı yasa ile vücut dokunulmazlığının ihlali şeklinde gerçekleşen sarkıntılık suçu 102. maddeye eklenmek suretiyle yeniden düzenlenmiştir. 3. Fıkrada yer alan nitelikli hallere; vesayet ilişkisinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle işlenmesi, üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından işlenmesi ve insanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle işlenmesi halleri gibi yeni nitelikli haller eklenmiştir. 4. fıkra; cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralamanın ağır neticelerine neden olması halinde fail ayrıca kasten yaralamadan sorumlu olur şeklinde yeniden düzenlenmiştir. 5. fıkrada yer alan beden veya ruh sağlığının bozulması şeklindeki netice sebebiyle ağırlaşmış haller yasa metninden çıkarılmıştır.