Midwifery
143 theses under this subject heading
Ebelik ve ilk acil yardım öğrencilerine verilen simülasyon temelli mesleklerarası acil obstetrik ekip eğitimi programının değerlendirilmesi
Bu araştırma, ebelik ve ilk ve acil yardım öğrencilerine verilen simülasyon temelli mesleklerarası acil obstetrik ekip eğitimi programının değerlendirilmesi amacıyla yarı deneysel desen kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, 2021-2022 eğitim-öğretim yılı bahar döneminde, Amasya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü 4. sınıfta öğrenim gören 36 ve Sabuncuoğlu Şerefeddin Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Tıbbi Hizmetler ve Teknikler Bölümü İlk ve Acil Yardım Programı 2. sınıfta öğrenim gören 34 öğrenci oluşturmuştur. Araştırma kapsamında, teorik eğitim ve standart hasta uygulamalarını içeren bir simülasyon temelli mesleklerarası acil obstetrik ekip eğitimi programı geliştirilmiştir. Geliştirilen bu eğitim programı doğrultusunda, öğrencilere, obstetrik acillere yönelik 3 saat 10 dakikalık bir teorik eğitim verilmiştir. Teorik eğitimin ardından, iki grupta üç ebelik ve iki ilk ve acil yardım öğrencisi, 15 grupta iki ebelik ve iki ilk ve acil yardım öğrencisi olacak şekilde toplam 17 grup oluşturulmuştur. İki buçuk gün süren standart hasta uygulamaları süresince, herbir grup, preeklampsi ve postpartum kanama senaryolarına girmiştir. Veriler, Tanımlayıcı Bilgi Formu, Mesleklerarası Öğrenmeye Hazırbulunuşluk Ölçeği, Öğrenmede Öğrenci Memnuniyeti ve Özgüven Ölçeği, Simülasyon Tasarım Ölçeği ve Eğitim Uygulama Anketi kullanılarak toplanmıştır. Öğrencilerin Öğrenmede Öğrenci Memnuniyeti ve Özgüven Ölçeği puan ortalamasının 56,41±7,92, Simülasyon Tasarım Ölçeği puan ortalamasının 93,74±6,58 ve Eğitim Uygulama Anketi puan ortalamasının 76,45±5,00 olduğu belirlenmiştir. Eğitim sonunda, öğrencilerin mesleklerarası öğrenmeye hazırbulunuşluk puan ortalamalarında anlamlı düzeyde bir artış olduğu saptanmıştır (p=0,00). Araştırmadan elde edilen veriler doğrultusunda, birlikte öğrenme deneyimlerinin öğrencilerin mesleklerarası öğrenmeye hazırbulunuşluk düzeylerinde artışa yol açtığı belirlenmiştir. Bu doğrultuda, simülasyon temelli mesleklerarası işbirliği eğitim programlarının müfredata entegre edilmesi önerilmektedir.
Perinatal alanda çalışan hemşire ve ebelerin bakımda cinselliği ele alma konusunda yaşadığı engeller ve kolaylaştırıcı faktörlerin belirlenmesi
Bu araştırma, perinatal alanda çalışan hemşire ve ebelerin bakımda cinselliği ele alma konusunda yaşadığı engellerin ve kolaylaştırıcı faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, 15 Haziran - 30 Eylül 2018 tarihleri arasında Dr. Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi perinataloji klinik ve polikliniklerinde görev yapan 135 hemşire ve ebe ile yürütülmüştür. Veriler, "Tanıtıcı Bilgiler Formu" ve "Cinsel Tutum ve İnanç Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, medyan, minimum ve maksimum değerler ve Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; hemşire ve ebelerin tamamının bakım verdiği kadınla cinsellik hakkında konuşabildiği, en fazla konuşulan konunun ise aile planlaması (%88,8) olduğu saptanmıştır. Hemşire ve ebelerin %60,0'ı perinatal dönemde cinsellik konusunda bilgi düzeyinin yeterli olduğunu, %57,8'i perinatal dönemde cinsellikle ilgili eğitim ihtiyacı olduğunu ifade etmiştir. Katılımcıların %50,4'ünün cinselliği konuşmada engel yaşadığı, en fazla yaşanan engelin ortamda üçüncü kişinin olması (%33,3) olduğu belirlenmiştir. Uygun ortam (%28,1) ve uygun zamana sahip olmanın (%7,4) ise kolaylaştırıcı faktörler olduğu saptanmıştır. Cinselliği konuşmada engel yaşadığını belirten ebe ve hemşirelerin cinsel tutum ve inançlar ölçeği puan ortancasının (38,0 [15,0-49,0]), engel yaşamadığını belirten ebe ve hemşirelerin puan ortancasından (36,0 [21,0-56,0]) daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Araştırma sonuçları doğrultusunda; hemşire ve ebelerin gebelik ve doğum sonu dönemde cinsellik ile ilgili bilgi düzeylerini ve cinselliği değerlendirme becerilerini arttırmaya yönelik eğitim programlarının geliştirilmesi ve cinselliği değerlendirmeye yönelik rehberlerin kullanılması önerilmektedir.
Gebelikte ev içi kimyasallar ve kişisel bakım ürünlerinin kullanımını azaltmada motivasyonel görüşmenin etkinliği
Amaç: Gebelik döneminde ev içi kimyasallar ve kişisel bakım ürünleri kullanımını azaltmada motivasyonel görüşmenin etkisini incelemek. Gereç-Yöntem: Araştırma prospektif ön-test, son teste dayalı randomize kontrollü deneysel araştırma deseninde gerçekleştirildi. Çalışmaya örneklemi Mayıs-Aralık 2023 dönemi içinde Sağlık Bakanlığı İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, Şile Devlet Hastanesi Kadın Doğum Polikliniklerine başvuran, araştırmaya katılmaya gönüllü ve çalışmaya alınma kriterlerine uygun olan 140 gebe ile başlandı. Kadınlar deney ve kontrol grubu olarak randomize edildi ve deney grubundaki kadınlara ev içi kimyasal ve kişisel bakım ürün kullanımını azaltmak için motivasyonel görüşme tekniklerine dayalı eğitim gerçekleştirildi. Ön test uygulamasından bir ay sonra son test uygulaması yapıldı. Son test uygulaması 130 kadın ile tamamlandı. Tüm katılımcılara Tanıtıcı Bilgi Formu, Ev İçi Kimyasallar ve Kişisel Bakım Ürünleri Kullanımını Değerlendirme Formu, Öz Etkililik Yeterlilik Ölçeği ve Endokrin Bozucular Tutum Ölçeği ön test ve son test olarak iki kez uygulandı. Çalışma NCT06380634 numarası ile ClinicalTrials.gov'a kaydedildi. Bulgular: Kişisel bakım ürün kullanımında azalmanın kategorik olarak en çok makyaj ürünlerinde, ev içi kimyasal ürün kullanımında azalmanın ise en çok pet şişede olduğu belirlendi. Çalışma katılımcılarının ÖEYÖ ön test toplam puan ortalaması deney grubunda 74,62±7,24 kontrol grubunda 76,84±8,47 iken, son test puan ortalamaları deney grubunda 85,05±4,82, kontrol grubunda 82,37±4,93 olarak bulundu. ÖEYÖ puan ortalamalarında gruplar arasında zamana göre ortalama puanların değişiminin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (F=12,500, p=0,01; pη2=0,089). Deney grubunda yer alan katılımcıların ENBÖ ön test puan ortalaması 68,12±7,69 kontrol grubundakilerin 66,61±6,52; deney grubunda yer alan katılımcıların ENBÖ son test puan ortalaması 72,97±5,45, kontrol grubundakilerin 68,31±5,81 bulundu. ENBÖ puan ortalamalarında gruplar arasında zamana göre ortalama puanların değişiminin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (F=13,069, p=0,00; pη2=0,093). Sonuç: Bu çalışmada gebelere uygulanan motivasyonel görüşmenin öz etkililiği artırmada, ev içi kimyasal ve kişisel bakım ürünleri kullanımını azaltmada orta düzeyde etkili olduğu belirlenmiştir.
Term bebeklerde iki farklı sırayla uygulanan banyonun stres düzeyi ve fizyolojik parametrelere etkisi
Araştırma term bebeklerde, iki farklı sırayla uygulanan küvet banyosunun; stres düzeyi ve fizyolojik parametrelere etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Veriler 18 Temmuz-20 Eylül 2023 tarihleri arasında bir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde doğan ve örneklem seçim kriterlerine uyan 104 term bebekten elde edilmiştir. Randomize olarak iki gruba ayrılan, Grup 1'deki 52 bebek önce başın sonra gövdenin yıkandığı, Grup 2'deki 52 bebek ise başın yıkanmasının sona bırakıldığı sarmalama küvet banyosu ile yıkanmıştır. Banyo uygulaması tüm bebeklerde aynı kişi tarafından, doğumdan 24 saat sonra gerçekleştirilmiştir. Bebeklerin stres düzeyleri banyo uygulaması öncesi, sırası ve sonrası olmak üzere iki farklı gözlemci tarafından birbirinden bağımsız olarak, fizyolojik parametreler işlem öncesi ve sonrası aynı gözlemci tarafından değerlendirilmiştir. Bebeklerin işlem öncesi stres düzeyleri gruplara göre benzerken (p>0,05), Grup 1'deki bebeklerin işlem sırasındaki (5,62±1,43a/6,12±1,45b) ve sonrasındaki stres düzeylerinin (2,52±1,11a/2,85±1,13b) Grup 2'deki bebeklerden (İşlem sırası: 3,67±1,31a/3,27±1,42b) (işlem sonrası: 1,02±1,23a/1,10±1,14b) anlamlı ölçüde yüksek (Sırasıyla: p<0,001/ p<0,001), sakinleşme sürelerinin (Grup 1:6,88±2,92; Grup 2:4,31±1,55) anlamlı ölçüde uzun olduğu belirlenmiştir (p<0,001). Grupların işlem öncesi vücut sıcaklıkları, kalp atım hızları ve oksijen satürasyon düzeyleri benzerken (p>0,05), Grup 1'deki bebeklerin işlem sonrası vücut sıcaklığı ortalamalarının (hemen sonra: 35,63 ± 0,28 1. dk.:35,86±0,35, 5. dk.: 36,03±0,27, 15. dk.: 36,28±0,25, 30. dk.: 36,36±0,25) Grup 2'deki bebeklerden (hemen sonra: 36,01±0,21 1. dk.: 36,29±0,27; 5. dk.:36,36±0,25; 15. dk.:36,43±0,23; 30. dk.:36,52±0,21) anlamlı ölçüde düşük(p<0,001), işlem sonrası kalp atım hızlarının anlamlı ölçüde yüksek (p=0,001), O2 satürasyon düzeylerinin, anlamlı ölçüde düşük olduğu görülmüştür (Grup 1: 98,90±1,01, Grup 2: 99,25±0,68) (p=0,044). Ayrıca Grup 2'deki bebeklerin, son değerlendirmedeki stres düzeyleri, vücut sıcaklığı, kalp atım hızı ve O2 satürasyon düzeylerinin işlem öncesine benzer olduğu belirlenmiştir(p>0,05). Sonuç olarak; Bebek banyosu sırasında başın sona bırakılması, bebeklerin daha az stres yaşamalarına, daha çabuk sakinleşmelerine, vücut sıcaklıklarının ve O2 satürasyonlarının daha az düşmesine, kalp atım hızlarının daha az yükselmesine katkı sağlamaktadır. Küvet banyo uygulamasında başın sona bırakılması önerilmiştir.
0-6 yaş istismar ve ihmalin tanılanmasında ebelere verilen eğitimin etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma, ebelerin 0-6 yaş çocuk istismarını ve ihmalini tanılamaları ve gereken önlemleri alabilmeleri için verilen eğitimin etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Çalışma, 15 Ocak 2019-22 Şubat 2019 tarihleri arasında, İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Bornova ilçesinde Aile Sağlığı Merkezlerinde çalışan ebelerle yapılan eğitsel müdahale tipinde bir araştırmadır. Araştırmada örneklem seçimi yapılmamış, tüm evrene ulaşmak planlanmış, 73 ebe araştırmaya katılmayı kabul etmiştir. Ebelere tanımlayıcı ve sosyo-demografik bilgileri içeren bir anket formu (Ek 2) ile Ön Test- Son Test (Ek 3) uygulanmış ve "0-6 Yaş İstismar Ve İhmali" Eğitim Sunumu (Ek 4) yapılmıştır. Veriler SPSS 16.0 programında kodlanarak analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, ortalama, ortanca, standart sapma, minimum ve maksimum değerler), çapraz tablo, ki kare testi, Kolmogorov-Smirnov testi, Wilcoxon testi Mann-Whitney testi Kruskal-Wallis testi ve Sperman korelasyon analizleri yapılmıştır. Güven aralığı %95 (p=0.05) olarak belirlenmiştir. Bulgular: İzmir Bornova'da T.C.Sağlık Bakanlığına bağlı ASM ve TSM'lerde ortalama 9.14±7.869 yıldır (min=1-max=38) görev yapan, yaş ortalaması 39.78±8.162 (min=20-max=57) olan ve ortalama 225.11±107.651 (min=81-max=653) çocuğa hizmet vermiş olan ebelerin katıldığı çalışmada, ebelerin istismar veya ihmalle karşılaşma durumları %19.2 olarak belirlenmiştir. Araştırmaya katılan ebelerin; 20 fiziksel, 13 duygusal, 1 cinsel istismar, 5 de ihmal şüphesi olmak üzere toplam 39 vakadan şüphelendikleri fakat çalışmanın yapıldığı zamana kadar sadece 3 bildirimin yapılmış olduğu saptanmıştır. Ebelerin %56.2'si konuya ait yeterli kanıt olmaması gerekçesi ile bildirim yapmadığını, %89.0'u bir ebenin çocuk istismar ve ihmalini tanılayabileceğini, %91.89'u kanunlara göre ebelerin çocuk istismar ve ihmalini bildirmek zorunda olduklarını ve %43.8'i eksik bilgilerini tamamlamak amacıyla S.B.'nın bu konuda standart eğitimler planlaması gerektiğini belirtmiştir. Ebelerin 0-6 yaş istismar ve ihmali tanılama ve bildirme ile ilgili bilgi düzeylerini ölçmek için verilen eğitimden önce uygulanan ön testten 65.92±8.33 puan (min:48-max:88), son testten 77.92±9.82 puan (min:52-max:92) aldıkları ve istatistiksel olarak yapılan Wilcoxon analizinde öntest ile sontest arasındaki puan farkının anlamlı olduğu (p<0.05) saptanmıştır. Sonuç: Ebelerin hizmet verdikleri önemli bir popülasyonu oluşturan çocuklar, gelişimsel dönem özellikleri nedeniyle istismar ve ihmale oldukça açıktırlar. Sağlık profesyonelleri de dahil olmak üzere, istismar ve ihmalin tanılanması, şüphelenilmesi ve bildiriminin yapılmasını etkileyen başta bilgi düzeyi (nasıl, nereye vb bildirim) olmak üzere çok çeşitli faktörler bulunmaktadır. Çalışmamızda ebelerin 0-6 yaş istismar ve ihmali tanılama ve bildirme ile ilgili bilgi düzeylerini ölçmek için verdiğimiz eğitimden önce ve sonra ebelerin aldıkları puan farkının anlamlı olması (p<0.05) verilen eğitimin etkinliğini ortaya koymaktadır. Ebeler istismar ve ihmal vakalarını tanılayabilir, kurumlar arası işbirlikleri ile düzenlenecek eğitim programları sayesinde eksik bilgilerini en aza indirilebilirler. Böylece gelişmiş ülkelerde olduğu gibi çocuk istismarı ve ihmali konusunda ortak bir değerlendirme ve müdahale ağı kurulmasında öncü rol oynayabilirler. Anahtar Kelimeler; çocuk; istismarı ve ihmali; çocuğa kötü muamele; ebelik
Selye'nin stres kuramı kapsamında gebelere dinletilen müziğin maternal fetal ve neonatal sonuçlara etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma, Selye'nin Stres Kuramı kapsamında gebelere dinletilen müziğin, maternal, fetal ve neonatal sonuçlarının incelenmesi amacıyla yapılmış, randomize kontrollü, tek körleme, deneysel bir araştırmadır. Yöntem: Araştırma kapsamına 02.10.2017-13.04.2018 tarihleri arasında Balıkesir Atatürk Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları Doğum Polikliniği'ne başvuran ve araştırma kriterlerine uyan 36. gebelik haftasındaki (50 müdahale, 50 kontrol) kadınlar alınmıştır. Çalışmada kadınlara Tanıtıcı Özellikler Bilgi Formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği, Durumluk Kaygı Ölçeği, Süreklilik Kaygı Ölçeği ve Maternal Bağlanma Ölçeği formları kullanılmış ve 36., 37. ve 38. gebelik haftalarında Nonstress testi uygulanmıştır. Test sırasında müdahale grubuna müzik dinletilmiş, kontrol grubuna rutin bakım verilmiştir. Nonstress Test uygulamaları öncesi ve sonrasında grupların yaşamsal bulguları, Görsel Kıyaslama Ölçeği ile kaygı, Durumluk ve Süreklilik Kaygı Ölçeği puan ortalamaları ve Nonstress Test bulguları değerlendirilmiştir. Travayda pupil dilatasyon, doğum sonu dönemde Durumluk Kaygı Ölçeği ve Maternal Bağlanma Ölçeği puan ortalamaları değerlendirilmiştir. Bulgular: Durumluk Kaygı Ölçeği ortalamaları açısından 36. 37. 38. gebelik haftalarındaki her üç uygulama sonunda, müdahale grubunun ortalaması kontrol grubuna ve uygulama öncesi döneme göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Kontrol grubunun birinci ve üçüncü uygulama sonundaki Durumluk Kaygı Ölçeği ortalamasındaki artış anlamlı bulunmuştur. Süreklilik Kaygı Ölçeği ortalamaları müdahale grubunda 38. haftada, 36. haftadaki ortalamalarına ve kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Müdahale grubunun uygulama sonrasındaki Görsel Kıyaslama Ölçeği değerlerindeki azalmanın, her üç uygulamada da istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı olduğu, kontrol grubunda, her üç dönemde de anlamlı değişim olmadığı görülmüştür. Yaşamsal bulguların değerlendirilmesinde, Nonstress Test uygulaması sonrasında (sistolik ve diyastolik kan basıncı, kalp atım hızı, solunum ve oksijen saturasyonu) bulgularında müdahale grubunun lehinde istatistiksel açıdan anlamlı sonuçlar elde edilmiş, vücut sıcaklığı değişimleri açısından müdahale ve kontrol grubu lehinde bir sonuç tespit edilmemiştir. NST bulguları değerlendirmelerinde, bazal fetal kalp atım hızı bulguları açısından gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmazken, akselerasyon, fetal hareket sayısı ortalamaları, müdahale grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. İlk iki uygulamada reaktivite bulguları müdahale grubunda anlamlı derecede yüksek bulunmuş, üçüncü uygulamada gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Doğum sonu Durumluk Kaygı Ölçeği ve Maternal bağlanma ölçeği puan ortalamaları gruplar arasında tüm uygulamalarda anlamlı farklılık göstermemiştir. Sonuç: Çalışma sonucunda gebelere dinletilen müziğin kaygı düzeyini azalttığı, Nonstress Test bulguları ve yaşamsal bulgular üzerinde olumlu etkilerinin olduğu gözlenmiştir. Bu sonuçlardan yola çıkarak; ebelerin ve hemşirelerin, obstetrik ve jinekolojik sağlık bakım uygulamalarında müziği kullanması önerilebilir.
Ebelerin yeterlik ve yetkinliklerinin değerlendirilmesi: Nitel bir araştırma
Amaç: Bu araştırma ebelerin yeterlik/yeterlilik ve yetkinliklerini nitel bir araştırma ile değerlendirmek amacıyla yapıldı. Yöntem: Araştırmanın veri toplama aşamasında görüşme ve gözlem yönteminin kullanıldığı, iki aşamalı niteliksel bir çalışmadır. Araştırma Ekim 2018-Haziran 2019 tarihleri arasında, T.C. Sağlık Bakanlığı Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Acil Kampüsü'nde yapıldı. Veri toplamanın birinci aşamasında görüşme, ikinci aşamasında gözlem yöntemi uygulandır. Araştırmanın evreni, doğum salonunda çalışan 24 ebedir ve birinci aşamanın örneklemini 18 ebe, ikinci aşamanın örneklemini ise aynı ebelerin 14'ü oluşturdu. Birinci aşamada, ebelere "Ebe Tanıtım ve Görüşme Formu'nda" yer alan yarı yapılandırılmış sorular sorularak ses kaydı yapıldı (04-12 Ekim 2018). İkinci aşamada, "Ebelerin Yetkinlik Alanlarını Değerlendirme Formu" ve "Doğum Eyleminde Kullanılan Teknolojiyi Değerlendirme Formu" kullanılarak, her bir ebe beş gebe takibini gerçekleştirene kadar gözlendi (02 Ocak-14 Haziran 2019). Birinci aşamada MAXQDA 2018 Nitel Veri Analiz programı kullanılarak, betimsel ve içerik analizi yapıldı. İkinci aşamanın analizinde, "Ebelerin Yetkinlik Alanlarını Değerlendirme Formu" ile ebelerin yetkinlik alanları değerlendirildi,, her ebenin takip ettiği beş gebenin gözlemi excel tablosuna yazılarak, her tema, kategori ve alt kategoriler için toplam 165 puan üzerinden değerlendirme yapıldı ve her bir alt kategori 1 puan olarak hesaplandı. "Doğum Eyleminde Kullanılan Teknolojiyi Değerlendirme Formu" ile doğum eylemi süresince kullanılan teknoloji değerlendirildi, yetkinlik alanı ve kategoriye göre yapılan uygulamalar, her ebenin takip ettiği beş gebenin gözlemi excel tablosuna yazılarak hesaplandı ve her ebe yaptığı uygulamadan her bir gebe için bir, toplamda beş gebe için beş uygulama üzerinden değerlendirildi. Bulgular: Sekiz ebenin 30 yaş ve üzerinde, bir ebenin yüksek lisans, sekiz ebenin lisans, bir ebenin ön lisans ve sekiz ebenin lise mezunu olduğu, altı ebenin ebelik eğitimi dışında eğitim aldığı, altı ebenin 16 yıl ve üzerinde meslekte ve sekiz ebenin 6-8 aydır doğumhanede çalıştığı belirlendi. Nitel verilerin analizi sonucu 9 tema, 27 kategori, 61 kod ve bu kodlara ait toplam 503 kod sayısı oluşturuldu. Ebelerin, ebelikte yeterlilik kavramını uygun şekilde tanımladıkları, yetkinlik kavramını tanımlamada, kendi yetkinliklerinin farkında olma ve uygulamada kullanma açısından yeterli tanımlama yapmadıkları, yetkinlik alanlarına dair açıklamalarının ICM ve EUÇEP'in belirlediği yetkinlik alanlarıyla orantılı olduğu belirlendi. Eğitime, tecrübeye bağlı yeterlilik ve yeterli hissettiklerinde mesleki doyum ve özgüven kazanacakları, doğum eyleminde yüksek teknoloji olarak elektronik fetal monitörizasyonu, düşük teknoloji olarak indüksiyon için dosiflow kullandıkları belirlendi. Sonuç: Ebelerin, ebelikte yetkinlik kavramını tanımlamada, kendi yetkinliklerinin farkında olma ve yetkinliklerini uygulamada kullanma konusunda yeterli açıklama yapmadıkları, yetkinlik alanlarına dair açıklamalarında araştırma ve toplum sağlığı hizmetlerinin yer almadığı belirlendi. Teknolojinin zayıflattığı yetkinlikler temasında ebelerin belirttiği iletişim engeli, kadından uzaklaşma, başka işlerle ilgilenme gibi düşünceleri ile uygulamada gösterdikleri davranışların birbiriyle paralellik gösterdiği belirlendi.
Umbilikal kord klempleme zamanının bebek anemisi üzerine etkisi
Bebeklik ve çocukluk döneminde demir eksikliği anemisi Türkiye'de ve dünyada sık olarak görülen bir sağlık sorunudur. Bu çalışma, umbilikal kord klempleme zamanının bebek anemisi üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla Aralık 2017-Aralık 2018 arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde yürütülmüştür. Araştırma randomize kontrollü, deneysel ve prospektif bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini çalışmanın yapıldığı tarihlerde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde doğum yapmak için başvuran ve dahil edilme kriterlerini karşılayan 65 gebe ve yenidoğanları (müdahale=32, kontrol=33) oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak Umbilikal Kord Klempleme Zamanının Bebek Anemisine Etkisi Tanıtıcı Bilgi Formu kullanılmıştır. Müdahale grubundaki gebelerde doğumun üçüncü evresinde umbilikal kord klempleme için 60 saniye beklenmiş, kontrol grubunda yer alan gebelerde umbilikal kord ilk 15 saniye içinde klemplenmiştir. Araştırmanın ilk aşamasının verileri için doğumdan 48 saat sonra yenidoğanın hematokrit ve bilirübin ölçüm değerleri ve hiperbilirübinemi nedeniyle fototerapi ihtiyacı değerlendirilmiştir. Araştırmanın ikinci aşamasında doğum sonu dördüncü ayda aile hekimliğinde yapılan anemi taramasına ilişkin veriler incelenmiştir. Araştırmadan elde edilen verilerin istatistiksel analizi IBM SPSS Statistics 25.0 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Normal dağılıma sahip veriler için istatistiksel değerlendirmelerde parametrik testler kullanılmıştır. Çalışmanın istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak belirlenmiştir. Araştırmanın ilk bölümünde, umbilikal kordu geç klemplenen yenidoğanların hematokrit ve bilirubin düzeylerinin umbilikal kordu erken klemplenen yenidoğanlara oranla anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (sırasıyla p=0.000, p=0.041). Doğum sonu dönemde hiperbilirübinemi nedeniyle fototerapi ihtiyacı açısından müdahale ve kontrol grubundaki yenidoğanlar arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p=0.948). Doğum sonu dördüncü ayda yapılan anemi taramasında müdahale grubundaki bebeklerin hematokrit ve hemoglobin düzeyi ortalamalarının kontrol grubundaki bebeklerin ortalamalarına göre anlamlı derecede yüksek olduğu belirlenmiştir (sırasıyla p=0.050, p=0.006). Anemi tanısı alma durumu açısından müdahale ve kontrol grubunda yer alan bebekler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p=0.629). Bu çalışma ile umbilikal kord klempleme zamanının bebeğin hematolojik parametrelerine olumlu bir etki sağladığı sonucuna varılmıştır. Doğumun üçüncü evresinde umbilikal kordun en az bir dakika sonra klemplenmesinin bebeklerde yaşamın ilk yılında görülebilecek demir eksikliği anemisinin önlenmesi için kullanılması önerilmektedir.
İzmir ilinde doğumhanede çalışan ebelerin doğum hizmetleri ile ilgili görüş ve önerileri
Amaç: Tanımlayıcı kesitsel tipte nicel ve fenomolojik tipte nitel iki bölümden oluşan bu araştırmada, doğumhande çalışan ebelerin doğum hizmetleri ile ilgili görüş ve önerilerini değerlendirmek amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmanın nicel bölümüne İzmir ilinde doğum hizmeti veren kamu sağlık kurumlarının doğumhane biriminde çalışan 162 ebe dahil edilmiş, nitel bölümünde ölçüt örneklem ve maksimum çeşitlilik örneklemesi kullanılarak belirlenen 21 ebe ile yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığı ile bireysel derinlemesine görüşme yapılmıştır. Niceliksel veriler SPSS istatistik programında, niteliksel veriler ise MaxQda 2018 nitel veri analiz programında analiz edilmiştir. Nitel veri analizinde Grounded teorinin kullandığı kodlama paradigması ve Straus ve Corbin'in kodlama paradigması kullanılmıştır. Bulgular: Niceliksel veriler ebelerin tamamına yakınının; "Kadın doğum uzmanları, gebelerin doğum şekline karar vermelerinde etkilidir" (%91,4), "Sezaryen doğum bir ameliyat olduğu için normal doğum tercih edilmelidir" (%92,0), "İnsan vücudu normal doğuma uygun olduğu için, tıbbi gereklilik olmadığında, sezaryen doğuma gerek yoktur" (%94,4), ifadelerine katıldığını göstermiştir. Ebelerden elde edilen nitel verilerin analizi sonucunda; 1) Doğum şekillerinin avantaj ve dezavantajları, 2) Sağlık personelinin doğuma yaklaşımı, 3) Kadınların doğuma bakışı ve tercihleri, 4) Sağlık kurumu yaklaşımı ve sağlık sistemi ile ilgili sorunlar, 5) Ebelik Mesleği ile ilgili sorunlar, 6) Doğuma hazırlık eğitimleri ve 7) Doğum hizmetlerini iyileştirmek için öneriler olmak üzere yedi ana tema belirlenmiştir. Sonuç: Araştırma sonucunda ebelerin normal doğum algılarının olumlu olduğu, normal doğumun sürdürülmesinde ebelerin önemli rol üstendikleri bununla birlikte bu rollerini tam olarak yerine getirmede multifaktöryel engeller ile karşı karşıya oldukları görülmüştür. Bu engellerin bir bölümü ebelik mesleğininin mevcut durumu, istihdam ve özlük haklarına yönelik, diğerleri, kadınların doğum algısı ve doğuma yeterince hazırlanmamaları, sağlık kurumlarının ve sağlık çalışanlarının doğuma yaklaşımları yanı sıra sağlık sistemine yönelik engellerdir.
Vajinal doğum yapmış annelere uygulanan ayak masajının doğum sonu konfor ve ağrı düzeyine etkisi
Doğumdan sonra 6 hafta süren, anne, bebek ve aile açısından uyumun sağlandığı karmaşık ve yeni döneme "doğum sonu dönem" denir. Bu dönemde, her ne kadar şikayetler az olsa da, anne genellikle ağrı hissetmektedir. Farklı nonfarmakolojik teknikler uygulayan ebelerin ağrı kontrolünde ve ağrının hafifletilmesinde önemli rolleri vardır. Bu tekniklerden birisi de ayak masajdır. Bu araştırmada; vajinal doğum yapmış annelere doğum sonu dönemde uygulanan ayak masajının, annenin doğum sonu konforu ve ağrı durumu değerlendirilip buna bağlı olarak analjezik ilaç alma gereksinimi üzerine etkisi değerlendirilmiştir. Veriler 01.07.2017 – 31.08.2017 tarihleri arasında toplanmış ve toplam 66 anne (Çalışma grubu:33 kişi, kontrol grubu:33 kişi) ile araştırma tamamlanmıştır. Gruplar arasındaki birey sayısını dengede tutabilmek için sabit olasılıklı randomizasyon yöntemlerinden "blok randomizasyon" yöntemi kullanılmıştır. Blok randomizasyon yönteminde grupların birbirinden etkilenmemesi için veriler araştırmaya dahil edilme kriterleri dikkate alınarak birer hafta aralıklarla toplanmıştır. Annelerin sosyodemografik ve obstetrik özelliklerine göre dağılımlarında her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamış, her iki grubun benzer olduğu saptanmıştır (p>0.05). Doğum Sonu Konfor Ölçeği (DSKÖ) puan ortalamaları incelendiğinde, çalışma grubu annelerinin ilk ayak masajı uygulaması öncesi ölçek puan ortalaması ile son ayak masajı uygulaması sonrası ölçek puan ortalaması arasında anlamlı bir artış olduğu (p< 0.001), kontrol grubu annelerin ilk DSKÖ puan ortalaması ile son DSKÖ puan ortalaması arasında anlamlı bir düşüş olduğu (p = 0.003) saptanmıştır. Ayrıca, çalışma ve kontrol grubu arasında ilk ölçek puan ortalamalarında anlamlı fark saptanmamışken (p=0.490), son ölçek puan ortalamalarında anlamlı fark saptanmıştır (p<0.001). Çalışma grubunda yer alan annelerin ayak masajı ilk uygulama öncesi ve sonrası ağrı şiddeti ile kontrol grubunda yer alan annelerin ağrı şiddeti karşılaştırıldığında, çalışma grubunda yer alan annelerin ayak masajı uygulaması öncesi (0. dakika), uygulamanın hemen (20. dakika) ve 30 dakika sonrasında (50. dakika) Görsel Analog Ölçeği (GAÖ) puan ortalamalarının anlamlı olarak azaldığı (p < 0.001), kontrol grubunda yer alan annelere ise aynı sürelerde uygulanan GAÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark olmadığı görülmüştür (p= 0.606). Çalışma grubunda yer alan annelerin ayak masajı ikinci uygulaması öncesi ve sonrası ağrı şiddeti ile kontrol grubunda yer alan annelerin ağrı şiddeti karşılaştırıldığında, ilk uygulama ile benzer sonuçların olduğu saptanmıştır. Ancak, kontrol grubunda yer alan annelerde aynı sürelerde uygulanan GAÖ puan ortalamaları arasında da istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmıştır (p=0.011). Çalışma grubu ile karşılaştırıldığında farkın yok denecek kadar az olduğu görünmektedir. Çalışma grubunda yer alan annelerin doğumdan sonra taburcu olana kadar aldığı analjezik ilaç sayısı ve kontrol grubunda yer alan annelerin aldığı analjezik ilaç sayısı değerlendirildiğinde, çalışma grubunda yer alan annelerin kontrol grubunda yer alan annelerden daha az sayıda analjezik ilaç aldıkları görünmektedir (p<0.001). Sonuç olarak; annelere uygulanan nonfarmakolojik yöntemlerin etkisinin daha uzun süre devam edebilmesi için devamlılığın sağlanmasının önemli olduğu ve doğum sonu dönemde uygulanan ayak masajının annelerin konfor ve ağrı düzeyleri üzerinde olumlu etkisinin olduğu, böylelikle gereksiz ilaç kullanımının ortadan kalkabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Ağrı, doğum sonu dönem, ebelik, konfor, masaj
Algılanan doğum ağrısı, doğum memnuniyeti ve neonatal sonuçlar üzerine doğum dansının etkisi
Bu araştırma, algılanan doğum ağrısı, doğum memnuniyeti ve neonatal sonuçlar üzerine doğum dansının etkilerini belirlemek amacıyla 1 Nisan 2017- 31 Ekim 2017 tarihleri arasında Sağlık Bakanlığı'na bağlı İzmir Urla Devlet Hastanesi'nde gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamına; riskli olmayan ve çalışmaya katılmayı kabul eden gebeler alınmıştır. Veriler; Dansı Uygulayıcı Ebe Grubu (DUEG-40 gebe), Dansı Uygulayıcı Eş/Partner Grubu (DUPG-40 gebe) ve Kontrol Grubu (KG-80 gebe) olmak üzere üç grup şeklinde, doğum eyleminin aktif fazında toplanmıştır. DUEG'ndaki gebeler doğum salonunda görevli, gebeyi takip eden ebe ile; DUPG'ndaki gebeler ise eş/partnerleri ile aktif faz boyunca dans etmiştir. Dans; gebenin elleri partnerinin (ebe ya da eş) boynunda, başı partnerinin omzuna dayalı, meditasyon müziği eşliğinde, sağa ve sola sallanma şeklinde uygulanmıştır. Dans süresince, partner bu sallanma hareketine eşlik etmiş ve aynı zamanda gebenin sakrum bölgesine masaj yapmıştır. Doğum dansı uygulanmadan önce (vajinal dilatasyon 4 cm.) ve doğum dansı uygulandıktan sonra (vajinal dilatasyon 9 cm.) algılanan doğum ağrısı Görsel Kıyaslama Ölçeği (Visual Analog Skala=VAS) kullanılarak ölçülmüştür. Doğum sonrası dönemde yenidoğanın birinci, beşinci ve onuncu dakika apgar skorları ve oksijen saturasyon düzeyleri ölçülerek kaydedilmiştir. Kadınların doğum memnuniyetini değerlendirmek amacıyla doğum sonu birinci saatte Mackey Doğum Memnuniyet Ölçeği uygulanmıştır. KG'na ise sadece hastanedeki rutin uygulamalar yapılmış, veriler dans grubunda belirtildiği şekilde toplanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; araştırmaya dâhil edilen gebelerin yaş ortalaması 27.13±4.09 (min=18-max=37)'dur. DUE grubundaki gebelerin dans süre ortalaması DUP grubu ile benzer bulunmuştur. Dans grubundaki gebelerin VAS 1 ve VAS 2 puan ortalamaları KG'na oranla anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Yenidoğana ilişkin veriler incelendiğinde dans grubunun (DUP ve DUE) yenidoğanlarının beşinci ve onuncu dakika apgar skoru KG'na oranla anlamlı derecede yüksektir. Yenidoğanların oksijen saturasyon düzeylerine bakıldığında ise; dans grubunda KG'na oranla birinci, beşinci ve onuncu dakika oksijen saturasyon düzeyleri anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Dans grubundaki kadınların doğum sonu birinci saatte değerlendirilen doğumdan memnuniyet düzeyi alt boyut puanı ve toplam ölçek puan değerleri KG'ndaki kadınlara oranla anlamlı derecede yüksektir. Çalışma sonucunda; intrapartum dönemde eş veya ebe ile birlikte yapılan doğum dansının doğum ağrısı, doğum memnuniyeti ve neonatal sonuçlar üzerinde olumlu etkisi bulunduğunu göstermiştir. Doğum ağrısının etkili yönetimi için intrapartum dönemde kadına verilen bakıma gebenin ailesi de dâhil edilmeli; ebe-gebe ve aile işbirliği içerisinde hareket etmelidir. Anahtar Kelimeler: Dans, doğum, ağrı, memnuniyet, neonatal sonuçlar
Ebelik öğrencilerinin mesleki klinik eğitimlerinde formal mentorluk programının uygulamaya etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu tez çalışması, ebelik öğrencilerinin klinik eğitimlerinde formal mentorluk programının öğrencilerin klinik beceri ve yeterlilik durumlarına etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapılan girişimsel tipte bir araştırmadır. Yöntem: Çalışma 28 Şubat - 2 Haziran 2017 tarihleri arasında Ege Üniversitesi İzmir Atatürk Sağlık Yüksekokulu Ebelik Bölümü dördüncü sınıf öğrencilerinin Uygulamalı Doğum Bilgisi (intörnlük) dersinin stajını yaptıkları Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi ile Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinin doğum salonunda gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın öğrenci evrenini, 2016-2017 Eğitim-Öğretim yılı bahar dönemi Ebelik Bölümü son sınıf öğrencileri (N=82) oluşturmuştur. Araştırmanın mentor evrenini; öğrencilerinin intörnlük uygulamaları kapsamında staj yaptıkları dört hastanenin doğum salonunda çalışan toplam 46 ebe oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini, Tepecik ve Buca hastanelerinde staj yapan 38 öğrenci ve 7 mentor ebe oluşturmuştur. Mentor rolünü üstlenecek ebelerin belirlenmesinde; kıdemli, deneyimli, samimi, ulaşılabilir, sabırlı, pozitif, etkin iletişim becerilerine sahip, mentor rolünü gönüllü olarak üstlenebilen ve mentorluk ilişkisini yürütebilen en az 5 yıl deneyimine sahip olmalarına dikkat edilmiştir. Mentor ebelerin, öğrenciler ile birebir ve grup mentorluk modeline uygun olarak eşleştirilmesine özen gösterilmiştir. Araştırmanın yapılacağı her iki hastanede 14 haftalık intörnlük stajının ilk yedi haftasında uygulama yapan öğrenciler ile mentor ebeler çalışmanın kontrol grubunu oluşturmuştur. Kontrol grubuna formal mentorluk programı kapsamında eğitsel bir müdahale yapılmamıştır. Yapılan rotasyon ile stajın ikinci yedi haftasında mentor olarak seçilmiş aynı ebeler, bu defa yeni gelen öğrencilerle eşleştirilmiştir. Bu staj sürecinin başlangıcında mentor ebelere "formal mentorluk programı eğitimi" verilerek, mentor-öğrenci ilişkisinin belirli hedeflere uygun şekilde ilerlemesi sağlanmıştır. Bu grup, çalışmanın müdahale grubunu oluşturmuştur. Stajın birinci haftasında kontrol grubu mentorlardan "Ebe Tanıtıcı Formu"nu, öğrencilerden "Öğrenci Tanıtıcı Formu"nu doldurmuşlardır. İlk haftanın sonunda "Mesleki Beceriler Değerlendirme Aracı"nı doldurmuşlardır. Bu aşamada mentorlardan, birebir eşleştikleri öğrencilerin mesleki becerilerini "Mini Klinik Değerlendirme" formu ile değerlendirmeleri istenmiştir. Bu aşamada doldurulan formlar, formal mentorluk programı öncesi yer almış olup "Ön test" olarak kabul edilmiştir. İlk yedi haftalık intörn uygulamasının sonunda kontrol grubu öğrenciler; "Mesleki Beceriler Değerlendirme Aracı"nı, "Mentorluk Profili Anketi"ni ve "Mentorluk Etkililik Ölçeği"ni değerlendirmişlerdir. Mentorlar öğrencilerin mesleki becerilerini "Mini Klinik Değerlendirme" formu ile tekrar değerlendirmişlerdir. Bu aşamada doldurulan formlar, formal mentorluk programı sonrası yer almış olup "Son test" olarak kabul edilmiştir. İntörn stajının 8.haftasında ikinci rotasyon başlamıştır. Kontrol grubunda uygulamaya destek veren seçilmiş aynı ebeler bu kez müdahale grubu öğrencileri ile eşleştirilmiştir. Müdahale grubunda yer alan öğrenciler "Öğrenci Tanıtıcı Formu"nu doldurmuşlardır. İlk haftanın sonunda "Mesleki Beceriler Değerlendirme Aracı"nı doldurmuşlardır. Bu aşamada mentorlardan, birebir eşleştikleri öğrencilerin mesleki becerilerini "Mini Klinik Değerlendirme" formu ile değerlendirmeleri istenmiştir. Bu aşamada doldurulan formlar, formal mentorluk programı öncesi yer almış olup "Ön test" olarak kabul edilmiştir. Müdahale grubunun stajının ilk haftasında ebelere "Formal Mentorluk Programı Eğitimi" araştırmacı tarafından interaktif yöntemler kullanılarak iki saatlik oturum şeklinde her iki hastanelerin konferans salonlarında verilmiştir. Stajın 8.-14.haftalar arasında müdahale grubu öğrencilerin klinik uygulamaları devam etmiştir. 14.haftanın sonunda doğum salonunda stajını tamamlayan müdahale grubu öğrenciler; "Mesleki Beceri Değerlendirme Aracı"nı, "Mentorluk Profili Anketi"ni ve "Mentorluk Etkililik Ölçeği"ni değerlendirmişlerdir. Mentorlar öğrencilerin mesleki becerilerini "Mini Klinik Değerlendirme" formu ile tekrar değerlendirmişlerdir. Bu aşamada doldurulan formlar, formal mentorluk programı sonrası yer almış olup "Son test" olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Müdahale ve kontrol grubu öğrencilerin formal mentorluk programı öncesi ve sonrası Mesleki Beceriler Değerlendirme Aracı toplam puan ortalamalarının her iki grupta anlamlı düzeyde yükseldiği belirlenmiştir. Müdahale ve kontrol grubu öğrencilere bir mentor atanmasının ve formal mentorluk programının, öğrencilerin yeterlilik düzeylerinin gelişiminde etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Müdahale ve kontrol grubu öğrencilerin formal mentorluk programı öncesi ve sonrası Mini Klinik Değerlendirme toplam puan ortalamalarının her iki grupta anlamlı düzeyde yükseldiği görülmüştür. Formal mentorluk programında müdahale grubu öğrencilerin yarısından fazlası (%63.2) mentorun daha çok destek sağlayan rolünü, kontrol grubu öğrencilerin yarısı (%52.69 ise mentorun daha çok diğer rolleri (öğretmen/danışman/rol modeli ve kaynak kişi) gerçekleştirdiğini belirtmiştir. Kontrol grubu öğrencilerin %31.6'sı, müdahale grubunun ise %15.8'i mentorları ile her gün görüştüklerini belirtmişlerdir. Müdahale (%78.9) ve kontrol (%89.5) grubu öğrencilerin mentorları ile çoğunlukla bireysel görüşme yaptıkları belirlenmiştir. Sonuç: Çalışmanın sonucunda temel hipotez olan "öğrencilerin klinik becerilerinin ve yeterlilik düzeylerinin gelişiminde formal mentorluk programı etkilidir" H1 hipotezi doğrulanmıştır. Bu bağlamda klinik uygulamalarda öğrencilere bir mentor atanması ve bire bir mentorluk modeline uygun olarak mentor ile eşleştirilmeleri önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Mentorluk; formal mentorluk; ebelik; klinik eğitim.
Anne-yenidoğan ten tene temas ölçeğinin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması
ANNE- YENİDOĞAN TEN TENE TEMAS ÖLÇEĞİNİN TÜRKÇE GEÇERLİK VE GÜVENİRLİK ÇALIŞMASI Amaç: Bu araştırma, ebelerin doğum sonu anne-yenidoğan ten tene temasına yönelik tutumlarını ölçmek için Nahidi ve arkadaşları tarafından 2012 yılında geliştirilen Anne-Yenidoğan Ten Tene Temas Ölçeği'nin Türkçe uyarlamasının geçerlik ve güvenirliğini belirlemek amacıyla yapılan metodolojik tipte bir çalışmadır. Yöntem: Araştırma; İzmir ili ve ilçelerindeki hastanelerin doğumhane, anne ve yenidoğanın bulunduğu birimlerde çalışan ebelere uygulanmıştır. Veriler Ağustos 2014 – Haziran 2015 tarihleri arasında toplanmıştır (n=240). Ölçeğin geçerlik değerlendirmesinde; dil eşdeğerliği ve geri çeviri yapılmış ardından uzman görüşüne sunulmuştur. Kendall Uyuşum katsayısına bakılarak yapı geçerliliği için doğrulayıcı faktör analizine bakılmıştır. Güvenirlilik analizlerinde ise; cronbach alpha katsayısı, madde toplam korelasyon analizi uygulanmıştır. Bulgular: Uzman görüşüne dayalı Anne-Yenidoğan Ten Tene Temas Ölçeği toplam puan ortalaması 147.62±10.86 (min=40, max=100.00)'dir. Uzman görüşleri arasındaki uyumun değerlendirilmesi için uygulanan Kendall W iyi uyuşum analizi ile elde edilen değer 0.119'dir (p=0.124). Uzmanlar arasında görüş birliği olduğunu gösteren bu sonuç, aynı zamanda, Anne-Yenidoğan Ten Tene Temas Ölçeği'nin geçerli olduğunu, göstermektedir. Nahidi ve arkadaşları tarafından geliştirilen ölçeğin cronbach alpha Güvenirlik Katsayısı α=0.85 olarak rapor edilmiştir. Türkçeye uyarlanan ölçeğin, cronbach alpha Güvenirlik Katsayısı α=0.902 olarak saptanmıştır. İç tutarlılığın yüksek güvenirlikte (0.80≤α<1.00) olduğunu gösteren bu sonuç, aynı zamanda, Anne-Yenidoğan Ten Tene Temas Ölçeği Türkçe formunun güvenilir olduğunu göstermektedir. Ölçeğin alt boyutları; Hazırlayıcı Faktörler, Etkinleştiren Faktörler ve Güçlendirici Faktörler incelendiğinde cronbach alpha güvenirlik katsayıları 0.566 ile 0.867 arasında değişmekte olup boyutlarının çok iyi düzeyde geçerlik ve güvenilir katsayısına sahip bulunmuşlardır. Sonuç: Ölçeğin sonuçları incelendiğinde; RMSEA uyum ölçümü 0.098 olup, kabul edilebilir uyum göstermektedir. Diğer uyum ölçümlerinden NFI, NNFI, CFI, SRMR, GFI ölçümleri de kabul edilebilir uyum göstermektedir. Buna göre uyum ölçülerinin kabul edilebilir uyum göstermeleri ayrıca düzeltmeli ki-kare değerinin de kabul edilebilir uyum göstermesi, verilerimizin kabul edilebilir uyuma sahip olduğu ve ölçeğin istatistiksel olarak anlamlı ve geçerli olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Ten tene temas, Ebelik, Yenidoğan
Doğum sonu dönemde kadınların modern aile planlaması gereksinimleri ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi
ÖZET DOĞUM SONU DÖNEMDE KADINLARIN MODERN AİLE PLANLAMASI GEREKSİNİMLERİ VE İLİŞKİLİ FAKTÖRLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ Amaç: Bu araştırmada, son iki yılda doğum yapan 15-49 yaş arası evli kadınların doğum sonu dönemde modern aile planlaması yöntem gereksinimleri ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel analitik olarak planlanmış bu çalışmanın evrenini, 75. Yıl, Cengizhan ve Alpaslan mahalle muhtarlıklarına kayıtlı, son bir yılda doğum yapan kadınlar oluşturmuştur. Çalışmanın örneklemini Mahalle muhtarlıkları listesinden elde edilen son bir yılda doğum yapan, toplam 363 kadından 347'si oluşturmuştur. Bu kadınlara ev ziyaretleri sırasında sosyo-demografik, doğurganlık özellikleri ve AP yöntem kullanımları konusundaki görüşlerine ilişkin toplam 86 sorudan oluşan anket formu uygulanmıştır. Kadınlara anket formu uygulandıktan sonra evlerine "Modern Aile Planlaması Yöntem Kullanımı"na ilişkin eğitim broşürü bırakılmıştır. Araştırma, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu'ndan izin alınarak gerçekleştirilmiştir. Kadınların doğum sonu dönemde modern AP yöntem kullanımında, karşılanmayan modern AP gereksinim durumunu etkileyen faktörlerin; sosyo-demografik, doğurganlık özellikleri, ve AP danışmanlığı alma durumu ile ilişkilerinin incelenmesinde ki kare testi kullanılmıştır. Bulgular: Doğum sonu dönemde herhangi bir yöntem kullanan kadın oranı, %70.9 olmak üzere; %51.9'unun modern, %19'unun geleneksel yöntem kullandığı bulunmuştur. Kadınların, doğum sonu dönem karşılanmayan modern AP gereksinim düzeyi %48.1 olarak belirlenmiştir. Kadınların, %41.2'sinin doğumla sonuçlanan son gebelikleri planlanmadan gerçekleşmiştir. Son gebeliklerini istemeyen kadınların; %16.8'i kondom, %13.2'si oral kontraseptif, %2.1'i rahim içi kullanırken plansız bir gebelik yaşamıştır. Kadınların doğum sonu dönemde kullanmakta oldukları AP yöntem seçiminde rol oynayan kişiler arasında; %43.9 oranı ile eşlerinin ilk sırada yer aldığı ve halen her beş kadından birinin eşi istemediği için herhangi bir AP yöntemi kullanmadığı saptanmıştır. Doğum sonu dönemde kadınların; %27.9'unun rahim içi araç, %15.6'sının kondom, %8.1'inin oral kontraseptif, %0.3'ünün tüp ligasyonu, %19'unun ise geri çekme yöntemi ile korunduğu saptanmıştır. Gelir algısı iyi, 30 yaşın altında, lise üzerinde eğitim gören kadınlarda karşılanmayan modern AP gereksinimi daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Kadınların evlilik kararında da aile etkisi olanlarda karşılanmayan modern AP gereksinimi daha yüksek saptanmıştır (p<0.05). Eşleri 30 yaş ve üzeri olan kadınlarda 30 yaş altı olanlara göre daha yüksek düzeyde karşılanmayan modern aile planlaması gereksinimi saptanmıştır (p<0.05). Doğum sayısı üçün altında olan kadınlarda karşılanmayan modern AP gereksinimi daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Doğurganlık çağı boyunca isteyerek düşük yapan kadınlarda hiç düşük yapmayanlara göre karşılanmayan modern aile planlaması gereksinimi daha yüksek saptanmıştır (p<0.05). Gebelikleri sürecinde, kadınların %5.5'ine Aile Sağlığı Merkezi tarafından hiç izlem yapılmadığı bulunmuştur. Kadınların %51.3'ünü gebelikleri sürecinde aile planlaması danışmanlığı aldığı saptanmış olup sıklık sırasıyla; %33.1'inin devlet hastanesinden, %27'sinin üniversite hastanesi ve ebelik öğrencilerinden danışmanlık aldıkları belirlenmiştir. Tüm kadınların ancak %7.9'u birinci basamaktan aile planlaması danışmanlığı almıştır. Lohusalık döneminde, kadınların %10.4'ünün hiç izlenmediği, izlem yapılanların %89.6'sının da en az bir kez Aile Sağlığı Merkezi tarafından izlendiği belirlenmiştir. Araştırma grubunda, lohusalık döneminde izlem yapılmayanlarda karşılanmayan modern AP gereksinim düzeyi daha yüksek elde edilmiştir (p<0.05). Lohusalık döneminde, hastanede ve evde olmak üzere kadınların %35.7'sine AP danışmanlığı verilmiş olup bu kadınların yaklaşık yarısı danışmanlık hizmetini birinci basamaktan almıştır. Gebelik ve lohusalık dönemlerinde aile planlaması danışmanlığı almayan kadınlarda doğum sonu dönem karşılanmayan modern aile planlaması gereksinimi yüksek bulunmuştur (p<0.05). Lohusalık döneminde Aile Sağlığı Merkezi'nden danışmanlık alanlarda karşılanmayan aile planlaması gereksinimi daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Aile Sağlığı Merkezi'nde çalışan ebelerden aile planlaması danışmanlığı alan kadınların karşılanmayan aile planlaması gereksinimi daha düşük saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Kadınların %48.1'inin doğum sonu dönemde herhangi bir modern aile planlaması yöntemi kullanmıyor olması karşılanmayan aile planlaması gereksinimleri olduğunun bir göstergesidir. Gebelik ve lohusalık dönemlerinde aile planlaması danışmanlığı almayanlarda, doğum sonu karşılanmayan modern aile planlaması gereksiniminin daha fazla görülmesi ve danışmanlık alanların yaklaşık yarısının bu hizmeti birinci basamaktan alması modern aile planlaması danışmanlığında birinci basamak hizmetlerinin önem ve gerekliliğini vurgulamaktadır. Ayrıca, lohusalık döneminde Aile Sağlığı Merkezi'nden ve özellikle de ebelerden danışmanlık alanlarda karşılanmayan modern aile planlaması gereksiniminin daha düşük görülmesi açısından bu gereksinimin birinci basamakta ve özellikle de ebeler tarafından karşılanabilmesini sağlayacak modern aile planlaması danışmanlık hizmetlerine öncelik verilmesini ve buna yönelik hizmetlerin planlanmasına ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Doğum Sonu Dönem, Aile Planlaması, Modern Yöntem Kullanımı, Karşılanmayan Gereksinim
Gebe masajının gebe ve fetus üzerine etkisi: Randomize kontrollü bir çalışma
Amaç: Çalışma gebe masajının gebe ve fetus üzerine etkisini saptamak amacı ile gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Çalışma, bir üniversite hastanesinin Obstetri Polikliniği'ne I. trimester tarama testi sonuçlarının değerlendirilmesi için gelen, infertilite öyküsü ve yüksek riskli gebeliği olmayan, 20-35 yaş, primipar gebeler ile gerçekleştirilen randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Katılımcılar paralel karşılaştırma gruplarına tek merkez tarafından rasgele atanmıştır. Çalışmanın örnek seçim süreci CONSORT kriterlerine göre uygulanmış, çalışmanın uygulandığı merkezden tahsis edilen kayıtlara permütasyon yöntemi ile blok randomizasyon yapılmıştır. Veri toplama sürecinde körleme yöntemi uygulanamamış sadece veri analizinde uygulanmıştır. Çalışmaya uygunluğu değerlendirilen 430 gebeden 46'sı randomize edilmiş, kontrol grubu için 17, gebe masajı grubu için 13 gebenin verileri analiz edilmiştir. Çalışmanın gücünün %90-99 ve etki büyüklüğünün 0.52-1.89 arasında olduğu, gruplardaki örnek sayılarının yeterli olduğu saptanmıştır. Çalışmanın bağımsız değişkeni gebe masajı uygulaması, bağımlı değişkenleri maternal ve fatal iyilik hali, gebenin genel iyilik hali algısı, prenatal bağlanma düzeyi, prenatal distres düzeyi, biyofizik profil (BFP) ve gebe masajı memnuniyet düzeyidir. Etik kurul ve kurum izinleri alındıktan sonra, araştırmacı gebe masajı eğitimlerini tamamlamış, gebelerin bilgilendirilmiş gönüllü onamlarını aldıktan sonra çalışma uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Uygulamalar çalışma kapsamında oluşturulan masaj ofisinde gerçekleştirilmiştir. Rutin gebelik izlemleri devam eden gebelere; kontrol grubunda 30. ve 34. gebelik haftalarında elektronik fetal monitörizasyon (EFM), BFP, yaşamsal bulgular, fetal kalp atım hızı (FKH) değerlendirmesi yapılmış ve Gebe Tanıtım Formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ), Prenatal Bağlanma Envanteri (PBE), Prenatal Distres Ölçeği (PDÖ) uygulanmıştır. Gebe masajı grubunda 30-34. haftalar arası beş hafta boyunca her hafta, haftada bir kez, 60 dk derin doku ve İsveç masajı yöntemlerini içeren gebe masajı uygulanmıştır. Uygulamalar esnasında gebelere özgü tasarlanmış Yan Yatış Pozisyon Alma Sistemi kullanılmıştır. İlk görüşmede gebe masajı öncesi ve son görüşmede gebe masajı sonrası kontrol grubundaki gibi tüm formlar ve ölçümler uygulanmıştır. 31-33. gebelik haftalarında da masaj öncesi ve sonrası GKÖ ve diğer ölçüm verilerinin değerlendirilmesi yapılmıştır. Ayrıca her gebe masajı sonrası Görsel Analog Hasta Tatmini Skalası (GAHTS) ile memnuniyet düzeyi ölçülmüştür. Çalışma sürecinde uygulamaya bağlı herhangi önemli bir yan etki oluşmamıştır. Veri toplama aşamasının tamamlanma kararı PASS programı ile yapılan güç analizi ile belirlenmiştir. Çalışma verilerinin çözümlenmesi ise SPSS 16 programı ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Çalışma sonucunda; maternal ve fetal sağlık göstergelerinin kontrol ve gebe masajı grubunda ilk ve son görüşmelerde gruplar içi ve gruplar arası anlamlı olarak benzer olduğu saptanmıştır (p>0.05). Çalışmanın başlangıcında grupların sosyodemografik ve ölçek puanları açısından anlamlı olarak benzer oldukları saptanmıştır (p>0.05). Çalışmanın sonunda ölçek puanları açısından her iki grup arasında anlamlı fark olduğu (p<0.05) ve kontrol grubunun ilk görüşme ve son görüşme ölçek puanları arasında anlamlı değişme olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Gebe masajı grubunda ilk görüşme ve son görüşme ölçek puanları değerlendirildiğinde gebenin genel iyilik halinin ve prenatal bağlanma düzeyinin anlamlı bir şekilde arttığı, prenatal distres düzeyinin anlamlı bir şekilde azaldığı (p<0.05) ve BFP düzeyinin çalışma sürecinde anlamlı bir şekilde hep iyi düzeyde olduğu saptanmıştır (p>0.05). Ayrıca her gebe masajı öncesi ve sonrası gebenin genel iyilik halinin anlamlı olarak iyi yönde artış gösterdiği (p<0.05) ve gebelerin gebe masajından memnuniyetlerinin %99 olduğu saptanmıştır. Sonuç: Çalışmanın birincil sonucu gebe masajının fetusa ve gebeye zarar vermediği, kadınların genel iyilik halini belirgin bir şekilde arttırdığı, prenatal bağlanmayı arttırdığı ve prenatal distresi belirgin bir şekilde azalttığıdır. İkincil sonuçlar ise gebelerin ilk uygulamadan son uygulamaya kadar tüm masajlardan memnuniyetlerinin oldukça yüksek olduğudur. Bu uygulamanın bölgesel ya da tüm vücut masajı şeklinde doğuma hazırlık sınıfları ve gebe polikliniklerinde hizmet veren ebe ve hemşireler tarafından öğrenilerek rutin gebelik hizmetleri içinde verilmesi önerilmektedir. Hatta ebe ve hemşirelerin masaj merkezlerinde gebe masajı uygulamaları için istihdam edilme imkanlarının sağlanması, ülkemizde bu uygulamanın öncelikle oluşturulup sonra geliştirilmesi için çalışma bulgularından yola çıkılarak eğitimlerin düzenlenmesi önerilmektedir. Gebe masajının yüksek riskli gebelik ve fetus üzerine etkisini saptamaya yönelik araştırmaların yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Gebelik; Masaj terapi; Fetus; Prenatal; Distres; Ebe; Hemşire. Not: Araştırma Ege Üniversitesi Rektörlüğü Bilimsel Araştırma Projeleri kapsamında 16-ASYO-017 proje numarası ile desteklenmiştir.
Hipnoemzirme felsefesine dayalı eğitim ve danışmanlığının anne sütü ile besleme durumu, emzirme özyeterliliği ve emzirme motivasyonuna etkisi
Bu araştırma, antenatal dönemde verilen hipnoemzirme felsefesine dayalı eğitim ve danışmanlığının sadece anne sütü ile besleme durumu, emzirme özyeterliliği ve emzirme motivasyonu üzerine etkisini belirlemek amacıyla yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmanın verileri Mayıs 2021-Temmuz 2022 tarihleri arasında online eğitime katılan 95 kadından toplanmıştır. Araştırmacı tarafından gebeliğinin 28-34. haftasında olan 55 gebe kadına hipnoemzirme felsefesine dayalı emzirme eğitimi dört ayrı oturumda, 40 gebe kadına ise standart emzirme eğitimi tek oturum da verilmiştir. Araştırmanın verileri, eğitim öncesinde, eğitim sonunda ve postpartum 1. ve 8. haftada olmak üzere dört ayrı zamanda online olarak toplanmıştır. Araştırmayı hipnoemzirme eğitim grubunda 40, standart eğitim grubunda 36 kadın tamamlamıştır. Araştırmada Tanıtıcı Bilgi Formu, Emzirme Özyeterlilik Ölçeği-Kısa Formu, Emzirme Motivasyon Ölçeği ve Emzirme Süreçleri Değerlendirme Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler için frekans, yüzde değerleri, ortalama, standart sapma, Ki-kare, Kolmogorav-Smirnov, Paired Sample t-test, tek yönlü ANOVA ve çift yönlü ANOVA kullanılmıştır. Hipnoemzirme eğitim grubunda standart emzirme eğitim grubuna göre emzirme özyeterlilik puan ortalamasındaki artışın istatistiksel olarak daha fazla arttığı, postpartum 1. ve 8. hafta da emzirme motivasyonunun bütünleşmiş düzenleme, içsel motivasyon ve özdeşleşmiş düzenleme puan ortalamasının daha yüksek olduğu, postpartum 8. Haftada ek olarak ise dışsal düzenleme-ek yarar puan ortalamasının daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<.05). Emzirme motivasyonunun gruplararasında içe yansıtılmış düzenleme-toplumsal baskı ve içe yansıtılmış düzenleme-toplumsal onaylama puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı belirlenmiştir (p>.05). Bu sonuçlar doğrultusunda, hipnoemzirme felsefesine dayalı emzirme eğitiminin standart emzirme eğitimine göre kadınların emzirme özyeterliliğini ve otonom motivasyonlarını yükselttiği belirlenmiştir. Hipnoemzirme felsefesinin emzirme eğitim ve danışmanlık programlarına entegre edilmesi önerilmektedir.
İnfertilite tedavisi alan kadınlarda algılanan sosyal destek ile stres ve stresle başa çıkma durumları arasındaki ilişki
Bu araştırma, infertilite tedavisi alan kadınlarda algılanan sosyal destek ile stres ve stresle başa çıkma durumları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmış olup, kesitsel tasarımdadır. Araştırma evrenini, Elazığ ili Fırat Üniversitesi Hastanesi Tüp Bebek Ünitesi'nde 1 Şubat-1 Haziran 2022 tarihleri arasında başvuran ve bu merkezde tedavisi devam eden kadınlar oluşturmaktadır. Araştırma örneklemi evreni bilinmeyen örneklem hesabı formülü ile belirlenen 384 infertil kadın oluşturdu. Araştırma verileri, araştırmacı tarafından "Kadına Yönelik Veri Toplama Formu", "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği", "Algılanan Stres Ölçeği'' ve "Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği" kullanılarak toplandı. Veriler, SPSS 22 paket programı kullanılarak değerlendirildi. Tanımlayıcı istatistikler için frekans, yüzde değerleri, ortalama, standart sapma, kullanıldı. Veriler, iki grup arasındaki karşılaştırmalar için Bağımsız örneklemler için t-testi (Independent sample t-test) ve ikiden fazla homojen grubun ortalamalarını karşılaştırmak için tek yönlü ANOVA testi (One-way ANOVA) kullanılarak analiz edildi. ANOVA testi sonuçlarına göre ortalamalar arasında anlamlı fark bulunan değişkenlerdeki anlamlılığın hangi gruptan kaynaklandığını bulmak için Scheffe post hoc testi kullanıldı. Anlamlılık düzeyi, p<0.05 olarak alındı. İnfetilite tedavisi alan kadınların algıladıkları stres arttıkça algıladıkları toplam sosyal destek, aile, arkadaş ve özel insan desteğinin azaldığı saptandı. İnfertilite tedavisi alan kadınların yetersiz özyeterlik algıları arttıkça algıladıkları toplam sosyal destek, aile ve arkadaş desteğinin azaldığı saptandı. Katılımcıların stres/rahatsızlık algıları arttıkça algıladıkları toplam sosyal destek, aile, arkadaş ve özel insan desteğinin azaldığı saptandı. Katılımcıların iyimser yaklaşım başa çıkma tarzını kullandıkça, algıladıkları toplam sosyal destek ve özel insan desteğinin arttığı saptandı. Katılımcıların kendine güvenli yaklaşım ve çaresiz başa çıkma tarzlarını kullandıkça, algıladıkları toplam sosyal destek, aile, arkadaş ve özel insan desteğinin arttığı saptandı. Katılımcıların boyun eğici yaklaşım başa çıkma tarzını kullandıkça, algıladıkları aile desteğinin azaldığı saptandı. Katılımcıların sosyal desteğe başvurma yaklaşımı başa çıkma tarzını kullandıkça, algıladıkları toplam sosyal destek, aile, arkadaş ve özel insan desteğinin arttığı saptandı. Katılımcıların iyimser yaklaşım başa çıkma tarzını kullandıkça, algıladıkları toplam stres ve stres/rahatsızlık algılarının azaldığı saptandı. Katılımcıların kendine güvenli yaklaşım ve sosyal desteğe başvurma yaklaşımlarını kullandıkça, algıladıkları toplam stres, yetersiz özyeterlik algısı ve stres/rahatsızlık algılarının azaldığı saptandı. Katılımcıların çaresiz yaklaşımı başa çıkma tarzını kullandıkça algıladıkları toplam stres, yetersiz özyeterlik algısı ve stres/rahatsızlık algılarının da arttığı saptandı. Çiftlere infertilitenin tanı ve tedavi sürecinde, ihtiyaçlarına yönelik kanıt temelli ebelik bakımı sunulması önemlidir. İnfertilite tedavisi alan kadınlara danışmanlık verilerek, danışmanlık programı içerisinde kadınların stresle başa çıkma stratejilerini arttıracak konulara yer verilmelidir.
Erken gebelik kaybı deneyiminin sonraki gebelikte doğum korkusu ve travmatik doğum algısı üzerine etkisi: Vaka-kontrol çalışması
Bu araştırma, erken gebelik kaybı deneyiminin sonraki gebelikte doğum korkusu ve travmatik doğum algısı üzerine etkisini belirlemek amacıyla vaka-kontrol çalışması olarak yapılmıştır. Araştırmanın verileri Şubat 2022- Kasım 2022 tarihleri arasında Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin NST polikliniğine başvuran gebelerden toplanmıştır. Araştırmada Tanıtıcı Bilgi Formu, Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği A Versiyonu ve Travmatik Doğum Algısı Ölçeği kullanılmıştır. Ölçüm araçları her iki gruba uygulanmış olup, vaka grubuna ayrıca Tanıtıcı Bilgi Formunun ikinci bölümü ek olarak sorulmuştur. Verilerin değerlendirilmesinde, SPSS 22.0 (Statistical packet for Social Sciences for Windows 22.0) paket programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi (t-test), Pearson and Fisher's kesin ki-kare testi kullanılmıştır. Gruplar arasında sosyo-demografik ve obstetrik açıdan farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Travmatik Doğum Algısı Ölçeği puan ortalamalarının vaka grubunda 65.06±31.16, kontrol grubunda 48.18±25.02 olduğu aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği A Versiyonu puan ortalamalarının vaka grubunda 38.71±21.78, kontrol grubunda ise 29.28±21.38 olduğu aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Erken gebelik kaybı deneyimi yaşayan kadınların yaşamayanlara oranla bir sonraki gebeliklerinde doğum korkusu ve travmatik doğum algısı düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlemiştir. Bu sebeple erken gebelik kaybı yaşayan kadınların deneyimin ardından ve bir sonraki gebeliklerinde psikolojik olarak değerlendirilmesi ve ebelik girişimlerinin uygulanması, gerekli durumlarda ruh sağlığı profesyonellerine yönlendirilmesi önerilmektedir.
Ebelik bölümü öğrencilerinde çocukluk çağı travmaları ve aktarılan psikolojik travmaların travmatik doğum algısı ile ilişkisi
Bu araştırma, ebelik bölümü öğrencilerinde çocukluk çağı travmaları ve aktarılan psikolojik travmaların, travmatik doğum algısı ile ilişkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu araştırmanın verileri Aralık 2022- Mayıs 2023 tarihleri arasında Türkiye'nin yedi bölgesinde, Yüksek Öğretim Kurumuna bağlı üniversitelerin ebelik bölümlerinden toplanmıştır. Araştırmada küme örnekleme yöntemi kullanılmış ve araştırmaya 1062 kişi alınmıştır. Araştırmanın verileri sosyodemografik bilgileri içeren "Kişisel Bilgi Formu", çocukluk çağı travmaları değerlendiren "Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (ÇÇTÖ), aktarılan travmaları değerlendiren "Aktarılan Travma Ölçeği" ve travmatik doğum algısını değerlendiren "Travmatik Doğum Algısı Ölçeği (TDAÖ)" aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü ANOVA analizleri, Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada katılımcıların çoğunluğunun orta gelir düzeyinde çekirdek aile tipine sahip oldukları görülmüştür. Katılımcılar çoğunlukla vajinal doğumla doğmuşlardır ve ortalama 3.13 kardeşe sahiptirler. Katılımcıların çoğunun en uzun yaşadıkları yerleşim yeri şehirdir, anne ve babalarının eğitim düzeyleri sırasıyla ilkokul ve lise ya da daha üzeridir. Aynı zamanda, katılımcıların çoğunluğunun ne kendi yaşantılarında ne de çekirdek ve geniş ailelerinde travmatik bir deneyimi yaşamadıkları da belirlenmiştir. Öğrencilerin ÇÇTÖ, APTÖ ve TDAÖ'den aldıkları toplam puan ortalamaları sırasıyla 49.43±23.26, 50.80±10.30 ve 61.01±23.35 olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin %62.9'unda orta düzey ve üzerinde TDA olduğu ve TDA'nda okunulan bölgenin ve annenin eğitim düzeyinin etkili olduğu belirlenmiştir (p<.05). TDA ile ÇÇTÖ toplam puan ve tüm alt boyutları arasında pozitif korelasyon, APTÖ toplam puan ve duygu-davranış düzenleme, geçmiş aile travmaları alt boyutu arasında pozitif korelasyon olduğu belirlenirken, aile işlevselliği alt boyutu arasında korelasyon olmadığı belirlenmiştir (p<.05, p>.05). Sonuç olarak, ebelik bölümü öğrencilerinin TDA'larında çocukluk çağı travmalarının ve aktarılan psikolojik travmaların etkili olduğu belirlenmiştir. Bu doğrultuda ebelik bölümü öğrencilerinin eğitim süreçlerinde, kendi travmalarına yönelik öz-farkındalıklarını geliştirmelerini ve psikolojik sağlamlıklarını arttırmayı amaçlayan eğitim içeriğinin müfredata entegre edilmesi, travma semptomlarına yönelik profesyonel destek alabilmesi için işbirliği yapılması ve yönlendirilmesi önerilebilir.
Postpartum erken dönem emzirme başarısı ve ilişkili faktörler
Çalışmanın amacı postpartum erken dönem emzirme başarısı ve ilişkili faktörlerin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı nitelikte gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini, İstanbul ili sınırları içinde Özel bir Vakıf Hastanesinde 1 Ocak 2015 ile 31 Aralık 2015 tarihleri arasında sağlıklı doğum yapan anneler oluşturdu. Örneklemi ise; 20 Mart 2015-20 Nisan 2015 tarihleri arasında gebeliğini sağlıklı şekilde sonlandırmış 100 anne oluşturdu. Çalışma verilerinin araştırmacı tarafından literatür taraması ve klinik deneyimler doğrultusunda hazırlanan "Anket Formu", "Latch Emzirme Tanılama Ölçüm Aracı" ile toplandı. Çalışma öncesinde annelerden bilgilendirilmiş yazılı ve sözel onam alındı. Veriler alınan izinler doğrultusunda, araştırmacı tarafından telefon ile 15 dakika görüşülerek toplandı. Çalışmada postpartum erken dönemde annelerin yardım almadan emziremedikleri belirlendi. Latch skorunda en yüksek ortalamaya ise meme yapısı skoru sahipti. Latch Skorunu annenin eğitim durumu, doğum şekli, emzirme deneyiminin olması etkilememektedir. Annenin yaşı, bebeğin doğum ağırlığı, emzirme ile ilgili bilgi alma durumu ise Latch Skorunu etkilemektedir.
Ebelik öğrencilerinin doğum ağrısının yönetiminde kullanılan nonfarmakolojik yöntemlere ilişkin bilgi tutum davranışları
Amaç: Bu çalışma ebelik öğrencilerinin doğum ağrısının yönetiminde kullanılan nonfarmakolojik yöntemler konusundaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi ve farkındalıklarının arttırılması amacıyla planlandı ve uygulandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma İstanbul Bilim Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Ebelik bölümünde okuyan, araştırmaya katılmayı kabul eden 60 öğrenci ile tanımlayıcı olarak yürütüldü. Veriler kurum izni ve etik kurul onayı alınarak anket formu ile toplandı. Anketler SPSS 22.0 programı kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya göre ebelik öğrencilerinin %43.3'nün (n=26) nonfarmakolojik yöntemler hakkında bilgi sahibi olduğu ve bu yöntemlerden en az bir tanesini gebeye uyguladığı tesbit edildi. Doğum ağrısı yönetiminde kullanılan nonfarmakolojik yöntemlere ilişkin bilgi düzeyi değerlendirme formu puanları, ebelik öğrencilerinin yaş grubuna göre karşılaştırıldığında; davranış alt boyutu puanları arasında anlamlı bir fark olduğu, öğrenim gördükleri sınıfa göre karşılaştırıldığında; 2. sınıfların tutum alt boyutu puanlarının, 4. sınıfların puanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu, yaşları karşılaştırıldığında ise 18-19, 22-23 ve 24 yaş ve üzeri öğrenci ebelerin Davranış alt boyutu puanlarının, 20-21 yaş grubundaki öğrenci ebelerin puanlarına göre istatiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu ve daha önce doğum ağrısı yönetimine ilişkin bilgi alma durumuna göre karşılaştırıldığında ise Tutum alt boyutu puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu tesbit edildi (p<0,05). Sonuç: Öğrencilerin doğum ağrısının yönetiminde kullanılan nonfarmakolojik yöntemler konusunda bilgilerinin arttırılmasına gereksinim vardır. Bunun için öğrencilerin konu ile ilgili teorik eğitimlerinin yanı sıra, görsel öğrenme teknikleri ve simülasyon uygulama yöntemleri kullanılarak bilgileri pekiştirilmelidir.
Ebelik ve hemşirelik öğrencilerinin gestasyonel diyabet ile ilgili bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma Ebelik ve Hemşirelik öğrencilerinin gestasyonel diyabet ile ilgili bilgi düzeylerini değerlendirmek amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı nitelikte bir araştırmadır. Araştırma örneklemini; 2018-2019 Güz yarıyılında eğitim gören ve araştırmaya katılmayı kabul eden 2-3 ve 4. sınıf Ebelik ve Hemşirelik öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırma verileri " Öğrenci Bilgi Formu" ve "Gestasyonel Diyabet Bilgi Formu" ile toplanmıştır. Veriler SPSS 21,0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Öğrencilerin yaş ortalaması 21,47 ± 2,032 yaş olup, %82,9'unun kadın, %25,6'sı Sağlık Meslek Lisesi mezunudur. Öğrencileri Gestasyonel Diyabet Bilgi Formu puan ortalaması 12,99 ± 3,369' dur. Araştırmaya katılan öğrencilerin Gestasyonel Diyabet Bilgi Formu maddelerine en çok doğru yanıt verdikleri "Hipoglisemi durumunda terleme, titreme, çarpıntı veya huzursuzluk ortaya çıkar" maddesi olduğu tespit edilmiştir. En çok hatalı yanıt verdikleri maddenin ise "Açlık kan glukoz düzeyi 140 mg/dl üzerinde olması hiperglisemi olarak adlandırılır" maddesi olarak tespit edildi. Öğrencilerin en çok bilmediklerini ifade ettikleri maddeler "Gestasyonel diyabetin taraması olan OGTT'nin yapıldığı gebelik haftası 24-28. haftalardır" ve "Gebelikte sigara kullanımı HbA1c düzeyini yükseltebilir" maddeleri olarak tespit edildi. Sonuç: Öğrencilerin gestasyonel diyabet ile ilgili eğitim gereksinimlerinin belirlenmesi, hasta eğitim programlarında güncel ve standartlara uygun bilgi sunulması konusunda öğrencilerin ve mezunların desteklenmesi önerilebilir.
Ebelik ve hemşirelik öğrencilerinin premenstrual sendrom ve nonfarmakolojik yöntemlerine ilişkin bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma, Ebelik ve Hemşirelik öğrencilerinin premenstrual sendrom ve nonfarmakolojik ağrı yöntemlerine ilişkin bilgi ve tutumlarını değerlendirmek ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma tanımlayıcı nitelikte bir araştırmadır. Araştırma bir vakıf üniversitesinin Ebelik ve Hemşirelik bölümlerinde 19.12.2018-24.12.2018 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini bu tarihlerde okulda olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden toplam 172 kız öğrenci oluşturmuştur. Araştırma veriler "Öğrenci Bilgi Formu" ve "Premenstrual Sendrom Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. "Premenstrual Sendrom Ölçeği" 9 alt boyut 44 ifadeden oluşmaktadır. Bulgular: Çalışmaya katılan öğrencilerin %18,6'sı Ebelik, %81,4'ü Hemşirelik öğrencisidir. Öğrencilerin %72,1'inin geliri giderini karşılamakta ve %53,5'i ailesi ile birlikte yaşamaktadır. Öğrencilerin %78,5'inin düzenli adet gördüğü, %44,8'inin dismenore yaşadığı, %76,2'sinin premenstrual dönemde öncelikli olarak nonfarmakolojik yöntemleri kullandığı ve en fazla (%75,6) sıcak uygulama yaptıkları belirlenmiştir. Ayrıca, %25,2'si ağrı geçmeyince farmakolojik yönteme başvurduğunu belirtmiştir. Premenstrual Sendrom Ölçeği toplam ortalama değeri 139,000±36,607 (min.51-max.220)'dir. Bu ölçeğe ilişkin en yüksek alt boyutun (23,256±6,600) "Depresif Duygulanım" ile ilgili olduğu bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmada, öğrencilerde premenstrual sendromun yüksek olduğu bulunmuştur. Öğrenci ebe ve hemşirelerin büyük çoğunluğu premenstrual dönemde nonfarmakolojik yöntemleri kullanmaktadır. Bu dönemde en fazla yaşadıkları sorun olan depresif duygulanıma ilişkin önlemlerin alınması önerilebilir.
Hemşirelik ve ebelik öğrencilerinin uygulamada yaşadıkları mesleki risklerin kaygı düzeylerine etkisi (Amasya Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu örneği)
Amaç: Bu çalışma; Amasya Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu 3 ve 4'üncü sınıf Hemşirelik ve Ebelik öğrencilerinin uygulama sırasında yaşadıkları mesleki risklerin kaygı düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Yöntem: Çalışmanın evrenini Ekim-Kasım 2017'de araştırmanın yapıldığı üniversitenin 3. ve 4. sınıfında eğitim gören ebelik ve hemşirelik bölümü öğrencileri (n=176 kişi) oluşturmaktadır. Araştırma yapılan tarihlerde derslere aktif katılan ve reddedenler dışında 156 öğrenciye ulaşılmıştır. Araştırmanın verileri; sosyo-demografik özellikler, hastane çalışma ortamı kaynaklı risk ve tehlikeler algısı, sağlık durumları ve çalışma şartlarını içeren sorular ile ve Sağlık Çalışanı Güvenliği Ölçeği (SÇGÖ) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) sorularından oluşan anketin direkt gözlem altında uygulanmasıyla toplanmıştır. Bulgular: Öğrencilerin %16.7'si (26 kişi) erkek, %83.3'ü (130 kişi) kadın olup yaş ortalamaları 21.00±1.95 (Min:18, Max:31)'tir. Hemşirelik öğrencilerinin ebelik öğrencilerine göre SÇGÖ ortalaması, Ebelik bölümü 4.sınıftaki öğrencilerin 3. sınıflara göre BAÖ puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Bu araştırmada öğrencilerin uygulama yaptıkları hastanedeki iş güvenliğinin sağlandığı ancak orta düzeyde anksiyete yaşadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik ve Ebelik Öğrencileri, Uygulama, Mesleki riskler, Kaygı