Patient education
327 theses under this subject heading
Açık kalp cerrahisi geçiren hastaların yakınlarına yapılan bilgilendirmenin hastaların yaşam kalitesi ve bakım verici yüküne etkisi
"Açık Kalp Cerrahisi Geçiren Hastaların Yakınlarına Yapılan Bilgilendirmenin Hastaların Yaşam Kalitesi ve Bakım Verici Yüküne Etkisi", Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Edirne, 2025. Giriş ve Amaç: Açık kalp cerrahisi sonrası hastaların yaşam kalitelerinde düşüş ve bakım vericilerin bakım verme yükünde artış görülebilmektedir. Bu dönemde hastaların yaşam kalitelerinin artırılmasında ve bakım vericilerin bakım verme yüklerinin azaltılmasında taburculuk sürecinde hemşireler tarafından bilgilendirme yapılması önem taşımaktadır. Bu tez çalışması, açık kalp cerrahisi geçiren hastaların bakım vericilerine yapılan bilgilendirmenin hastaların yaşam kalitesine ve bakım vericilerin bakım verme yüküne etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntemler: Bu tez çalışması 06.10.2022- 30.12.2023 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Servisi'nde açık kalp cerrahisi geçiren 94 hasta ve bakım vericilerinde randomize kontrollü tek kör deneysel araştırma deseninde (çalışma grubu 47, kontrol grubu 47) yürütüldü. Tüm hastalar ve bakım vericileri 4 aşamada (taburculuk öncesi, taburculuk sonrası 4.hafta, 8.hafta ve 12.hafta) değerlendirildi. Çalışma grubu bakım vericilerine kontrol grubu bakım vericilerinden farklı olarak birinci değerlendirme öncesinde hemşirelik bilgilendirmesi yapılarak ''Kalbime İyi Bak'' bilgilendirme kitapçığı verildi. Verilerin toplanmasında Hasta Tanıtım Formu, Bakım Verici Tanıtım Formu, Çok Boyutlu Yaşam Kalitesi Ölçeği, Bakım Verme Yükü Ölçeği, Bakım Vericilerin Günlük Yaşam Aktiviteleri Zorluk Düzeyi Değerlendirme Anketi kullanıldı. Verilerin analizinde Mann- Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi, Dunn's multiple comparison testi, Wilcoxon signed ranks testi, Ki-Kare testleri, araştırma değişkenleri arasındaki nedenselliğin araştırılmasında Yapısal Eşitlik Modeli analizi kullanıldı. Anlamlılık sınırı p<0,05 olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışma ve kontrol grubunda yer alan hastaların her dört değerlendirmedeki yaşam kalitesi puan ortalamaları karşılaştırıldığında, çalışma grubunun üçüncü değerlendirmesinden elde edilen yaşam kalitesi toplam puan ortalamalarının ve T1-T4 değerlendirmelerinden elde edilen puan farkının kontrol grubundan anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Çalışma ve kontrol grubu bakım vericilerinin her dört değerlendirmedeki bakım verme yükü puan ortalamaları karşılaştırıldığında, çalışma grubunda yer alan bakım vericilerin ikinci değerlendirmesinden elde edilen puan ortalamalarının kontrol grubundan anlamlı derecede vii düşük olduğu (p<0,05); T1-T4 değerlendirmelerinden elde edilen puan farkının gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi (p>0,05). Sonuç: Açık kalp cerrahisi geçiren hastaların bakım vericilerine yapılan taburculuk bilgilendirmesinin hastaların yaşam kalitelerinin artırılmasında ve bakım vericilerin kısa dönemdeki (ilk 4 hafta) bakım verme yüklerinin azaltılmasında etkili olduğu, uzun dönemde (8. ve 12.hafta) etkisinin olmadığı görüldü. Bu sonuçlara göre açık kalp cerrahisi geçiren hastaların bakım vericilerine taburculuk bilgilendirmesi yapılmasını, çalışmanın farklı popülasyonlarda da yürütülmesini önermekteyiz.
Açık kalp ameliyatı olan hastalar için geliştirilen hasta güvenliği öğretim planının hastaların yaşam kalitesi üzerine etkisi
Açık kalp ameliyatı olan hastalar için geliştirilen hasta güvenliği eğitiminin, hastaların yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla deneysel olarak planlanan bu araştırmanın örneklemini, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Merkezi Kalp Damar Cerrahisi Servisi'ne açık kalp ameliyatı olmak için başvuran, araştırmaya kabul edilme kriterlerini sağlayan 80 hasta oluşturdu (40 deney, 40 kontrol). Kontrol grubundaki hastalar serviste rutin hemşirelik bakımını alırken, deney grubundaki hastalara taburculuk sonrası evde güvenliklerine yönelik planlı eğitim verildi. Veriler, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, Bilgi Düzeyi Belirleme ve Hasta Tanıtım formlarıyla toplandı, tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, Shapiro-Wilk, Student t, Mann-Whitney U, Kruskal Wallis, Wilcoxon Signed Ranks, Pearson Ki-Kare, Fisher-Freeman-Halton, Fisher's Exact testleri ve Spearman korelasyon analiziyle değerlendirildi. Eğitim öncesine göre eğitim sonrası ameliyat yaralarının bakımı, beslenme, boşaltım, göğüs kafesinin korunması, yürüyüş/egzersiz, sosyal faaliyetler, cinsel yaşam ve ilaç kullanımı puanlarındaki değişimler bakımından deney grubundaki değişimler kontrol grubundakilerden yüksek bulundu (p<0.05, p<0.01). Eğitim öncesine göre eğitim sonrası yaşam kalitesi alt boyutlarından fiziksel rol güçlüğü ve genel sağlık algısı puanlarındaki değişimler bakımından deney ve kontrol grubu arasında anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Sonuç olarak, açık kalp ameliyatı olan hastalar için geliştirilen hasta güvenliği öğretim planının hastaların yaşam kalitesi üzerine etkili olduğu saptandı. nra doldurulacaktır
Meme cerrahisi ile axiller lenf nodu diseksiyonu geçirecek olan hastalara verilen hasta eğitiminin lenf ödemi önlemeye etkisi
Meme Cerrahisi İle Axiller Lenf Nodu Diseksiyonu Geçirecek Olan Hastalara Verilen Hasta Eğitiminin Lenf Ödemi Önlemeye Etkisi SANKO Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı, Cerrahi Hastalıklar Hemşireliği, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018 Bu araştırma, mastektomi ameliyatı ve lenf diseksiyonu olan hastalara verilen planlı tasarlanmış eğitimin deney ve kontrol grubunda lenfödem, lenfanjit gibi bulguları değerlendirmek, bunlara karşı koruyu önlemler alınmasını değerlendirmek amacıyla SANKO Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Cerrahi Kliniğinde yapıldı. Toplam 61 hastaya ulaşıldı. Deney grubunu 31, kontrol grubunu 30 hasta oluşturdu. Gruplar benzer dağılım gösterdi (p>0.05). Deney grubuna ameliyat öncesi eğitim, bir eğitim kitapçığı ile yaklaşık 40 dakika anlatılarak, göstererek verildi, kontrol grubuna ise bu eğitim kitapçığı taburculuktan 10 gün sonra verildi. Tüm hastaların lenfödeme yönelik bilgi ve tutumları, lenfödem ve lenfannjite yönelik bulguları ameliyattan 3 gün sonra ve 10 gün sonra değerlendirildi. Elde edilen veriler sayı yüzde ve ki kare tesi ile değerlendirildi. Deney ve kontrol grubu arasında lenf bezlerinin alınmasına bağlı lenfödem- lenfanjit bilgisi ve bunlardan korunma davranışı arasında anlamlı istatistiksel fark vardı (p>0.05). Deney grubu bu konuda daha bilgili idi ve tutum geliştirmişti. Ameliyattan 10 gün sonra taburculuk sonrası kontrolü yapılan hastaların lenfödeme yönelik bulgularına bakıldığında, hastaların ellerinde hafif düzeyde ödem, hasassiyet, ağrı, sertlik hissi, gerginlik hissi, yanma hissi, kızarıklık kontrol grubunda daha fazla görülürken, ameliyat öncesi meme hemşiresinden eğitim alan deney grubunda yer alan hastalarda, bu bulgular daha az görülmekteydi. Sonuç olarak; planlı, tasarlanmış, görsel-işitsel ve demostrasyon ile yaparak öğrenmeyi sağlayan hasta eğitimleri, lenfödem-lenfanjiti önlemede etkili olabilir.
Diz protezi ameliyatı öncesi hastalara verilen eğitimin derin ven trombozu gelişimine yönelik etkisi
Hasta eğitimi, hastaların sağlık durumları ve tedavi süreçleri hakkında bilgi edinebildikleri temel yaklaşımdır. Bu çalışmada ortopedi servisinde diz protezi ameliyatı geçirecek olan hastalara ameliyat öncesi dönemde verilen hasta eğitiminin, ameliyat sonrası dönemde DVT gelişimine etkisinin incelenmesi amaçlandı. Çalışmaya diz protezi ameliyatı olacak olan 60 hasta dahil edildi. Hastalar kontrol ve deney gruplarına ayrıldı. Deney grubundaki hastalara ameliyattan 24 saat önce eğitim kitapçığı ile hasta eğitimi verildi. Kontrol grubundaki hastalara ise sadece klinik uygulamadaki bakım verildi. Sosyo-Demografik Özellikler Veri Toplama Formu ve Derin Ven Trombozunu Önlemeye Yönelik Bilgi ve Davranış formu aracılığı ile alındı. Bu iki form araştırmacılar tarafından ilgili literatürler incelenerek hazırlandı. Deney grubunun ameliyat sonrası bilgi düzey değerlerinin kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlendi (p<0.05). Total diz protezi ameliyatı olan hastaların cinsiyetlerine göre %85'i kadın, %15'i erkekti. Deney grubunda ' Bu ameliyat toplar damarlarınızda pıhtı ( tıkanıklık) yapar mı? ' sorusuna %93.3 kişi 'Evet' yanıtını verdi. Kontrol grubunda bu doğru yanıtı veren %70 kişiydi. Aralarındaki fark istatiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). İki grup arasında bacaklarında 'kızarıklık, ısı artışı, şişlik bir arada olduğunda yürür müsünüz' sorusuna verilen yanıtlarda iki grup arasında istatistiksel bir fark olmadığı tespit edildi (p>0.05). Tüm grupta ' DVT çorabınızı sabah kalkar kalkmaz yürümeden giyermisiniz ? 'sorusuna 'Evet giyeriz' ifadesini kullananlar %100 deney grubunda, %70 kontrol grubundadır. Aralarındaki fark istatiksel olarak anlamlıydı (p<0.05) Sonuç olarak, ''DVT hasta eğitim rehberi'' ile verilen planlanmış bir sağlık eğitiminin ameliyat sonrası iyileşme sürecine olumlu katkı sağladığı, ameliyattan bir gün önce eğitim verilen deney grubu hastalarının DVT'ye yönelik bilgi ve davranış durumları kontrol grubuna göre taburculuk öncesi daha iyi ve istatiksel olarak da anlamlıydı. Eğitim materyali uygulanan ve yüz yüze eğitim alan deney grubu hastalarının bilgi ve davranış düzeyleri, sadece klinik rutin uygulama verilen hastalardan daha iyi ve istatiksel olarak anlamlıydı. Anahtar kelimeler: Derin Ven Trombozu; Eğitim
Karaciğer nakli olacak hastalara verilen video eğitiminin anksiyete, depresyon ve uyku düzenine etkisi
Bu çalışma; Karaciğer nakli olacak hastalara verilen video eğitiminin anksiyete, depresyon ve uyku düzenine etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Ön test-son test, kontrol gruplu yarı deneysel tipteki araştırmanın verileri 01 Kasım 2017 – 31 Mayıs 2018 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Karaciğer Nakli Merkezi'nde yatışı yapılan ilk kez karaciğer nakli olacak tüm hastalardan toplandı. Evreni bilinen örneklemde güven aralığı %95 alınarak hesaplama yapıldığında araştırmaya dahil edilecek hasta sayısı 60 tır. Hastalar kontrol (n=30) ve deney (n=30) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Gruplara seçilen hastalar rastlantısal örnekleme yöntemiyle seçildi. Veriler hastaların tanıtıcı özellikleri formu, Hastane Anksiyete ve Depresyon ölçeği ve Pittsburg Uyku Kalitesi ölçeği ile ve araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Deney grubundaki karaciğer nakli hastalarına anksiyete/depresyon düzeylerini azaltmak ve uyku kalitelerini artırmak için nakil öncesi ve sonrası olmak üzere iki bölümlük video eğitimi verildi. Taburcu olduktan 1 ay sonra kontrole geldiklerinde semptom yönetimi puanına bakıldı. Bu video eğitimi kliniğin rutin hemşirelik bakımı dışında deney grubu hastalarına verildi. Video destekli eğitim 40 dk sürdü. Kontrol grubuna ise kliniğin rutin uygulamasındaki hemşirelik bakımı yapıldı. Kontrol grubunun son ölçümünden sonra deney grubuna uygulanan video destekli eğitim kontrol grubuna da verildi (Her hasta ve yakınına eğitim CD' si teslim edildi). Veriler SPSS 22 paket programında sayı ve yüzdelik, Ki kare ve t testi ile değerlendirildi. Çalışmaya katılan hastalarda hastane anksiyete ve depresyon ölçeğinin tüm alt boyut puanları nakilden sonra düşmesine rağmen istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). Hastaların uyku kalitesini değerlendirmek için kullanılan PUKİ uyku kalitesi ölçeği alt boyut puanları arasında hem deney hemde kontrol grubu hastalarında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Karaciğer nakli olan hastalara nakil öncesi ve sonrası korku yaşayan hastaların anksiyete/depresyon düzeylerini azaltmaya yönelik eğitim programlarının ve girişimlerinin planlanması, uyku kalitesini yükseltmek üzere girişimlerin planlanması, uyku ve uyanıklık döngüsünü iyileştirmeyi amaçlayan ve daha iyi bir yaşam kalitesine katkıda bulunan müdahalelerin değerlendirilmesi ve uygulanması öneriyoruz.
Karaciğer nakli olacak hastalara video destekli verilecek eğitimin semptom yönetimine etkisinin incelenmesi
Bu çalışma; Karaciğer transplantasyonu olan hastalara video destekli verilecek eğitimin semptom yönetimine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Yarı deneysel ön test son test kontrol gruplu tipdeki araştırmanın verileri 01 Kasım 2017 – 31 Mayıs 2018 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Karaciğer Nakli Enstitüsü ilk kez karaciğer nakli olacak tüm hastalardan toplandı. Evreni bilinen örneklemde güven aralığı %95 alınarak hesaplama yapıldığında araştırmaya dahil edilecek hasta sayısı 60 bulundu. Hastalar kontrol (n=30) ve deney (n=30) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Gruplara seçilen hastalar rastlantısal örnekleme yöntemiyle seçildi. Veriler sosyo-demografik özellikler formu ve MTSORD-58TR ölçeği ile ve araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Hastalara girişim olara semptom yönetimine yönelik video destekli eğitim hazırlandı ve deney grubu hastalarına ameliyat öncesi ve sonrası olmak üzere 2 bölüm de video destekli eğitim verildi. Taburcu olduktan 1 ay sonra kontrole geldiklerinde semptom yönetimi puanı bakıldı. Kontrol grubuna herhangi bir girişim uygulanmadı. Veriler bilgisayarda SPSS 22 paket programında sayı ve yüzdelik, ki kare ve t testi ile değerlendirildi. Kurum izinleri ve etik onay alındıktan sonra çalışmanın amacı ve süreci anlatılarak hastaların yazılı onamları alındı. Karaciğer nakli hastaları deney ve kontrol grubun semptom oluşma ve rahatsızlık durumu puan ortalamaları arasında ki fark Man Whitney U analizi ile test edilmiştir. Semptom oluşma ve rahatsızlık durumu sıralı-ordinal olarak ölçülmektedir. Ridit analizi karaciğer nakli hastalarında en çok görülen on semptomun belirlenmsinde kullanılmıştır. Karaciğer transplantasyonu olan kontrol grubu hastalarının videolu eğitim öncesi semptom oluşma (U=319.000, p=0.053) ve rahatsızlık (U=313.000, p=0.043) puan ortalamalarının deney grubundan istatistiksel olarak daha yüksek olduğu bulundu. Karaciğer transplantasyonu olan kontrol grubu hastalarının videolu eğitim sonrası semptom oluşma (U=166.000, p<0.001) ve rahatsızlık (U=174.5, p<0.001) puan ortalamalarının deney grubundan istatistiksel olarak daha yüksek olduğu bulundu. Sonuç olarak MTSORD-58TR ölçeği puanlamasında semptomları azalttığı için ülkemizde bu konuda yeni çalışmaların yapılması gerektiği önerilir. Anahtar Kelimeler: Semptom Yönetimi, Karaciğer Transplantasyonu, Video Eğitimi.
Laparoskopik kolesistektomi olacak hastalara broşür destekli eğitimin anksiyete, ağrı ve yaşam bulgularına etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada; Laparoskopik kolesistektomi yapılan hastalara verilen broşür destekli eğitiminin ağrı, anksiyete ve yaşam bulgularına etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Yarı deneysel tipteki araştırmanın verileri 01 Ocak 2018 ile 30 Haziran 2018 tarihleri arasında Mardin Midyat Devlet Hastanesinde cerrahi kliniğine yatışı yapılan ve laparoskopik kolesistektomi yapılan tüm hastalardan toplandı. Evreni bilinen örneklemde güven aralığı %95 alınarak hesaplama yapıldığında araştırmaya dahil edilecek hasta sayısı 62 bulundu. Hastalar kontrol (n=31) ve deney (n=31) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Gruplara seçilen hastalar rastlantısal örnekleme yöntemiyle seçildi. Gruplar homojen olarak ayrıldı. Veriler hasta tanıtım formu, Hastane Anksiyete ve Depresyon ölçeği, Visual Analog Skala ölçeği ve yaşam bulgularını değerlendirme formu ile araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Deney grubundaki laparoskopik kolesistektomi olan hastalara broşür eğitimi verildi. Formlar ameliyat öncesi ve ameliyattan 24 saat sonra dolduruldu. Bu eğitim 40 dk sürdü. Kontrol grubuna ise kliniğin rutin hemşirelik uygulaması yapılarak ameliyat öncesi ve ameliyattan 24 saat sonra formlar doldurularak her iki gruba da broşür kitapçığı verildi. Veriler bilgisayarda SPSS 22 paket programında sayı, yüzdelik, Ki kare, t testi ve korelasyon bulguları ile değerlendirildi. Araştırmanın yapılabilmesi için SANKO Üniversitesi klinik araştırma etik kuruldan ve Mardin İl Sağlık Müdürlüğünden gerekli izinler alındı. Hastalara çalışmanın amacı anlatıldı ve gönüllü hastaların katılımı sağlandı. Araştırmada elde edilen bulgular doğrultusunda hastane anksiyete/depresyon ölçeğinde hastaların anksiyetelerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05), depresyon düzeyinde ise fark istatistiksel olarak anlamsızdı (p>0,05). Bununla beraber ağrı değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05), yaşam bulgularında ise istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar olmasa da hafif düzeyde olumlu sonuçlar gözlendi. Laparoskopik kolesistektomi olacak hastalara ameliyat öncesi ve sonrası anksiyete düzeylerini azaltmaya yönelik hastalara ve sağlık çalışanlarına eğitim programlarının planlanması, ağrı düzeylerini azaltmak içinde hastalara nanfarmakolojik yöntemlere yönelik eğitimlerin planlanması önerilebilir.
Laparoskopik cerrahi geçirecek hastalara sanal gerçeklik (VR) ile verilen eğitimin hastaların yaşam bulgularına ağrı ve anksiyetelerine etkisi
Bu araştırma, laparoskopik kolesistektomi cerrahi geçirecek hastalara sanal gerçeklik ile verilen eğitimin hastaların yaşam bulgularına ağrı ve anksiyetelerine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Deney ve kontrol grubu ile planlanmış yarı deneysel bir çalışmaydı. Araştırmada tik kuruldan hastaneden ve hastalardan izin alındı. Araştırmanın örneklemini SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Cerrahi Servisine yatışı yapılan, 18-65 yaş aralığındaki ve laparoskopik ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası, sözel, duyusal, iletişim sorunu yaşamayan ve görme engeli olmayan, araştırmaya katılmayı kabul eden, ruhsal tanı almamış, genel anestezi ile ameliyat edilecek olan hastalar oluşturuldu. Evreni bilinen gruplarda örneklem seçimi formülü ile 62 hasta örnekleme alındı. Kontrol grubuna (31 hastaya) broşür destekli eğitim, deney grubuna (31 hastaya) sanal gerçeklik gözlüğü ile görsel müzikli bir eğitim ameliyat öncesi verildi. Veriler Hasta Tanıtım Formu, Beck Anksiyete Ölçeği, Yaşam Bulguları Formu, Visual Analog Skala ile ağrı değerlendirme formu kullanıldı. Kontrol ve deney grubundaki hastaların verileri ameliyat öncesi, ameliyattan 1,8,24 sonrası toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde bağımsız gruplarda t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), ki-kare testleri kullanıldı. Tekrarlı ölçülen yaşam bulgular için tekrarlı ölçümlerde ANOVA kullanıldı ve anlamlılığın hangi gruptan kaynaklandığını belirlemek için Benforenni testi kullanıldı. Sayısal değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson korelasyon katsayısı ile test edildi. İç tutarlılık için Cronbach's alfa kullanıldı. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi p <0,05 olarak alındı. 18 yaş altı 65 yaş üstü hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Ayrıca araştırma sadece bir özel hastane yapılacak olması araştırmanın sınırlılıklarından biriydi. Araştırma sonucu olarak; ameliyat öncesi VR (sanal gerçeklik gözlüğü) ile verilen eğitimin ameliyat sonrası 1. saatte ağrıyı ve anksiyeteyi broşür eğitimin göre daha çok azalttığı ayrıca solunum, kan basıncı, nabız, vücut sıcaklığı gibi yaşam bulgularını da olumlu etkilediği ve bu değerlerin istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu. Ameliyattan 8 ve 24 saat sonra broşür veya VR ile eğitim alan hastaların ağrı, anksiyete ve yaşam bulgularının bu eğitim materyallerinden hangisinden etkilendiği konusunda ilişki tam olarak ortaya çıkarılamadı. Ameliyat öncesi veya sonrası VR (sanal gerçeklik gözlüğü) ile verilen eğitimler, müzikli görsel efektler hastaların ağrı, anksiyete ve yaşam bulgularını olumlu etkileyebilir. Bu vii konuda diğer yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Sanal Gerçeklik; Anksiyeti; Ağrı; Hasta; Müzik
Koroner bypass cerrahisi geçirecek hastalara ameliyat öncesi verilen video eğitiminin alt ekstremiteler de venöz sisteme etkisi
Bu araştırma, koroner bypass cerrahisi geçirecek hastalara ameliyat öncesi verilen video eğitiminin alt ekstremiteler de venöz sisteme etkisini değerlendirmek amacıyla yarı deneysel olarak yapıldı. Araştırma Gaziantep Üniversitesi Eğitim ve Araştırma hastanesi kalp ve damar servisinde uygulandı. Araştırmanın evreni Gaziantep Üniversitesi Eğitim ve Araştırma hastanesi kalp damar cerrahi kliniğinde opere olan 105 hasta oluşturuldu. Evreni belli gruplarda örneklemi ise seçimine göre 84 olarak hesaplandı ve Deney grubunu 42, kontrol grubunu 42 hasta oluşturdu. Araştırmaya başlamadan önce etik kuraldan, hastaneden ve hastalardan izin alındı. Araştırma 6 ayda tamamlandı. Serviste yatan 84 hastadan veriler Hasta Tanıtıcı Bilgi formu, Laboratuvar Değerlendirme Formu, Venöz Dolaşımı Değerlendirme Formu, Basınçlı Elastikli Çorabı Giyme Değerlendirme Formu ile toplandı. Hastalardan 42'sine deney grubuna video destekli eğitim verildi, 42'sine kontrol grubuna klinik rutinde var olan eğitim iletildi, araştırma verileri toplandıktan sonra da etik olarak aynı videoyu izlemeleri için eğitim videosu teslim edildi. Yapılan inceleme sonucunda hastaların cinsiyet, BKİ, eğitim durumu, sigara içme, medeni durum, meslek durumu, evde kimle yaşadığı, boy ve kilo varlıkları ile gruplar arasındaki farklılıklar istatistiksel acıdan anlamlı bulunmadı (p>0,05). Hastaların ameliyat öykülerine, ek hastalık varlığında; DM, hiperlidemi, hipertansiyon, kalp pili, antikoagülan/antiagregan kullanımı, ejeksiyon/franksiyon değeri, doğum kontrol hapı kullanımı, menapoz sonrası kemik erimesi hormon kullanım durumuna bakıldığında benzer olduğu belirlendi ve gruplar arasında homojenite sağlandı (p>0,05). Hastaların kan basıncı, nabız, satürasyon, hemoglobin, eritrosit, kan şekeri, trigiliserit, kolestrol, LDL, Wbc, Plt, Inr, Kz, Pz'nında anlamlı bir farklılık olmadığı belirlendi (p>0,05). Hastaların venöz dolaşımında ısı artışı, kızarıklık, ağrı, yanma, şişlik, genişleme, çapta genişlemeye bakıldığında istatistiksel açıdan anlamlı bulunmadı (p>0,001). Hastaların elastik çorabını nasıl giyilecekleri deney grubunda yer alan hastaların doğru yanıtlama oranlarının daha yüksek olduğu gözlendi (p<0,05), basınçlı elastik çorabını çıkardıktan sonra ayak nabzını nasıl ölçeceğini, basınçlı elastik çorabını çıkardıktan sonra bacak çevresini nasıl ölçeceğini deney grubunda yer alanlarda daha yüksek olduğu tespit edildi (p<0,001). Hastaların basınçlı elastik çorabını çıkardığında cildinde morarmanın tamamında olmadığı saptanmış, ayağında soğukluk, karıncalanma, şişlik, yara oluşumu, yanma, kaşıntının deney grubunda daha yüksek olduğu gözlendi (p<0,05). Sonuç olarak; koroner bypass cerrahisi geçirecek hastalara ameliyat öncesi verilen video eğitiminin alt ekstremiteler de venöz sisteme etkisine bakıldığında video eğitimini alan hastaların derin ven trombozu bulguları arasında anlamlı bir fark olmasa da giydikleri elastik çoraba yönelik bilgi ve davranışları istatiksel olarak daha anlamlı ve doğruydu. Anahtar Kelimeler: Derin Ven Trombozu; Video Eğitimi; Hemşirelik.
Koroner arter bypass greft (KABG) ameliyatı olacak hastalara ameliyat öncesi verilen video ve broşür destekli eğitimin hastaların anksiyete, yaşam bulguları ve ağrıları üzerine etkisi
Bu çalışma; Koroner arter bypass greft ameliyatı olacak hastalara ameliyat öncesi hastaların video ve broşür eğitimin anksiyete, yaşam bulguları ve ağrıları üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı.Bu araştırma deney ve kontrol grubu oluşturularak planlandı ve deneysel tipteki araştırmanın verileri 1 Mart 2022- 30 Haziran 2022 tarihleri arasında SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Hastanesi Uygulama ve Araştırma Merkezinde kardiyovasküler cerrahi servisinde yatışı yapılan ve bypass ameliyatı olacak olan tüm hastalardan toplandı. Evreni bilinen örneklemde güven düzeyi %95 alınarak hesaplama yapıldığında araştırmaya dahil edilecek hasta sayısı 60 bulundu. Hastalar kontrol (n=30) ve deney (n=30) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Veriler hasta tanıtım formu, Hastane Anksiyete ve Depresyon ölçeği, Visual Analog Skala ölçeği ve yaşam bulgularını değerlendirme formu ile araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Hastaların formlar için harcadıkları ortalama süre 15-20 dakika arası oldu. Kontrol grubuna broşür destekli eğitim 20-40 dakika yüz yüze verildi. Deney grubu hastalarında ise dizüstü bilgisayarla benzer bilgiler görsel ve işitsel video ile anlatıldı. Video eğitimi de 40 dakika sürdü. Veriler bilgisayarda SPPS 23.0 programında sayı, yüzdelik, student t-testiile değerlendirildi. SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Hastanesi Uygulama ve Araştırma Merkezinden gerekli izinler alındı. Hastalara çalışmanın amacı anlatıldı ve gönüllü hastaların katılımı sağlandı. Araştırmada elde edilen bulgular doğrultusunda hastane anksiyete/depresyon ölçeğinde hastaların anksiyete düzeylerinde istatistiksel olarakanlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Depresyon ölçeğinde ise istatistiksel olarakanlamlı fark bulundu (p<0,05). Ağrı değerlerinde de istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Yaşam bulgularında ise anlamlı fark bulunmadı (p=0,433).Koroner arter bypass greft ameliyatı olacak hastalarınameliyatı öncesi ve sonrası anksiyete düzeylerini düşürmeye yönelik hasta eğitim programlarının planlanması hastaların ağrı düzeyini azaltabilir, yaşam bulgularını olumlu etkileyebilir ve anksiyetelerini azaltabilir. Bu nedenle bu planlı eğitimler hastalara verilmelidir. Anahtar Kelimeler:Ağrı; Hemşirelik; Broşür ve Video Eğitimi; Anksiyete; Yaşam Bulguları; Koroner Arter Bypass Greft.
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı(KOAH) tanılı bireylere verilen inhaler ilaç kullanımı eğitiminin etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, KOAH'lı bireylere inhaler ilaç kullanımına yönelik verilen eğitimin bireylerin inhaler ilaç kullanma becerilerine, dispne ve hastalık şiddeti üzerine etkisini değerlendirmektir. Araştırma randomize kontrollü deneysel türdedir. Veriler Aralık 2022-Mayıs 2023 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin göğüs hastalıkları polikliniğinde toplandı. Araştırmaya alınma kriterlerine karşılayan 45 müdahale ve 45 kontrol gurubu olmak üzere toplam 90 hasta dahil edildi. İnhaler ilaç kullanımı eğitimi öncesi ve sonrasında inhaler ilaç kullanma becerisi, dispne durumu (Medical Research Council Dispne Skalası) ve hastalık şiddeti değerlendirildi. Verilerin analizinde bağımsız t test, Varyans Analizi, Tukey testi ve Pearson korelasyonu ve ki-kare testleri kullanıldı. Müdahale ve kontrol grupları arasında cinsiyet, gelir düzeyi, sigara kullanımı, tanı yılı, cihaz kullanımı, mevcut sağlık durumlarını değerlendirmeleri ve inhaler eğitim almaları bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık olmadığı belirlendi (p>0,05). Müdahale ve kontrol grubuna arasında; inhaler ilaç kullanım beceri puanı (F=62,416; p<0,001) ve dispne skalası puan ortalaması (F=38,029; p<0,001) açısından ön test ve son test arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark tespit edildi. KOAH değerlendirme testi puanı açısından da pozitif yönlü ve çok yüksek düzeyde bir ilişki olduğu belirlendi (r=0,905; p<0,001). Sonuç olarak KOAH'lı bireylere verilen inhaler ilaç eğitimi, ilaç kullanım becerisinde meydana gelen düzelme KOAH'lı bireylerde dispne ve hastalık şiddetinde de iyileşme sağlamıştır. Sağlık çalışanlarının özellikle de hasta eğitiminde önemli rolü olan hemşirelerin bakım ve tedavinin yanı sıra inhaler ilaç eğitimi vermesi son derece önemlidir ve planlı bir şekilde yapılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: KOAH, inhaler ilaç kullanımı, hasta eğitimi,
Üriner inkontinansı olan kadınlarda sağlığı geliştirme modeline dayalı eğitim ve danışmanlık programının benlik saygısı, cinsel doyum ve yaşam kalitesine etkisi
Araştırma bir Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 18 yaş üzerinde olan menopoza girmemiş kadınlarda üriner inkontinans prevelansı ve risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla kesitsel araştırma tasarımında ve üriner inkontinansı olan kadınlarda 'Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeli'ne dayalı eğitim ve danışmanlık programının kadınların benlik saygısı, cinsel doyum ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi amacıyla ön test-son test paralel desende randomize kontrollü deneysel araştırma tasarımında iki aşamada yürütülmüştür. Araştırmanın birinci aşaması bir Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 18 yaş üzerinde olan, menopoza girmemiş kadınlarda üriner inkontinans prevelansı ve risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla kesitsel araştırma tasarımında; ikinci aşaması üriner inkontinansı olan kadınlarda Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeli'ne dayalı eğitim ve danışmanlık programının kadınların benlik saygısı, cinsel doyum ve yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacıyla ön test-son test randomize kontrollü deneysel araştırma tasarımında yürütülmüştür. Araştırmanın birinci aşamasına Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 18 yaş üzerinde olan menopoza girmemiş 1042 kadın dahil edilmiştir. Birinci aşamada veriler; 18 Ocak 2021-31 Mayıs 2021 tarihleri arasında, 'Tanımlayıcı Özelliklere İlişkin Soru Formu', 'Uluslararası İnkontinans Sorgulama Formu' ve 'İnkontinans Şiddet İndeksi' kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasına birinci aşamada örneklem seçim kriterlerini sağladığı belirlenen 46 kadın ile devam edilmiştir. Ön-test tamamlandıktan sonra 46 kadın tabakalı blok randomizasyon ile üriner inkontinans şiddetine (hafif, orta) göre tabakalanarak müdahale ve kontrol gruplarına (M:23, K:23) atanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında veriler; 24 Eylül 2021-13 Ocak 2022 tarihleri arasında, 'Uluslararası İnkontinans Sorgulama Formu', 'İnkontinans Şiddet İndeksi', 'Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeline Dayalı Bilgi Formu', 'Benlik Saygısı Alt Ölçeği', 'Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği-Kadın Formu', 'İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği', 'Öz-Etkililik/Yeterlik Ölçeği' kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında müdahale grubuna Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeli'ne göre hazırlanan 'Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeline Dayalı Eğitim ve Danışmanlık Programı' uygulanmıştır. Müdahale grubuna üç aylık süreç boyunca eğitim programından bir, iki ve üç ay sonra 3 ev ziyareti ve eğitim programından, birinci ve ikinci ev ziyaretinden 15 gün sonra olmak üzere 3 kez telefon görüşmesi yapılmıştır. Kontrol grubuna ise herhangi bir müdahalede bulunulmamış; müdahale grubu ile eş zamanlı olarak veri toplama formları uygulanmıştır. Araştırmanın her iki aşamasında da formlar ve ölçekleri kadınlar kendileri doldurmuş ve bu sürede kadınlara rehberlik edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, yüzde ve tanımlayıcı istatistikler, Shapiro-Wilk Testi, Bağımsız Örneklemler T-Testi, Tekrarlı Ölçümler Anova Testi, Ki-kare Bağımsızlık Testi, Fisher'in Kesin Testi, Cochran-Q Testi, Mann-Whitney U Testi, McNemar Testi, Friedman Testi ve Marjinal Homojenlik Testi kullanılmıştır. Araştırmanın birinci aşamasında kadınların %32,9'unda üriner inkontinans belirlenmiş ve yaşın, üriner sistem enfeksiyonunun tekrarlaması üriner inkontinans riskini artırırken; eğitim düzeyinin artmasının inkontinans riskini azalttığı bulunmuştur. Araştırmanın ikinci aşamasında; müdahale grubundaki kadınların eğitimden bir ay ve üç ay sonra üriner inkontinans sıklık, miktar ve şiddetinin kontrol grubuna göre daha düşük olduğu; eğitimden bir ay ve üç ay sonra müdahale grubundaki kadınların cinsel doyumu ve yaşam kalitesinin kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeli'ne göre verilen eğitim ve danışmanlık programı kadınlarda üriner inkontinans sıklığı, miktarı, şiddeti, cinsel doyum ve yaşam kalitesini iyileştirmektedir. Bu doğrultuda, üriner inkontinans açısından riskli kadınlarda sorun ortaya çıkmadan risk faktörlerinin ortadan kaldırılması, sorun yaşayan kadınlarda ise sorunun erken dönemde belirlenerek davranış ve yaşam tarzı değişikliklerinin uygulanması, davranış ve yaşam tarzı değişikliklerinin birinci basamak sağlık hizmetlerine entegre edilmesi, önlenme ve risklerin azaltılmasına yönelik eğitim programlarının yaygınlaştırılması önerilmektedir.
Ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu 4 ay sonrası izokinetik egzersiz eğitiminin diz kas kuvvetine etkisi
Bu çalışmanın amacı, Ön Çapraz Bağ (ÖÇB) rekonstrüksiyonu geçiren bireylerde, 4. ayda verilen ve 8 hafta devam eden, izokinetik egzersiz eğitiminin diz kas kuvvetine olan etkisini incelemekti. Çalışmaya hamstring grefti ile ÖÇB rekonstrüksiyonu geçiren 20 birey dahil edildi. (yaş: 30,85±9,10 yıl, boy uzunluğu: 178,90±9,38 cm, VKİ: 25,66±2,93 kg/m²). Bireyler rekonstrüksiyon sonrası 16. haftada izokinetik sistemde değerlendirilerek egzersiz eğitimine alındı ve 24. haftada test tekrar edildi. Kassal kuvvet değerlendirmesi izokinetik sistemde (ISOMED 2000), 60 º/sn (5 tekrar) ve 180 º/sn (10 tekrar) açısal hızlarda gerçekleştirildi. Zirve Tork Hamstring/Vücut ağırlığı, Zirve Tork Kuadriseps/Vücut ağırlığı, Hamstring/Kuadriseps oranı değerlendirildi. Hamstring konsentrik-kuadriseps konsentrik, hamstring izometrik, kuadriseps izometrik, stabilite-koordinasyon eğitimi, haftada 3 gün-8 hafta verildi. Tüm veriler SPSS 21 yazılımı kullanılarak analiz edildi. Eğitim öncesi ve sonrası farklılığı değerlendirmek için Eşleştirilmiş T testi kullanıldı. Çalışmanın sonucunda 60º/sn açısal hızda opere ( p=0,000) ve non-opere dizde (p=0,003), 180º/sn açısal hızda non-opere dizde (p=0,000) konsentrik hamstring kuvveti, 24. haftada, 16. haftadaki kuvvet değerine göre daha fazla bulundu. 180º/sn. açısal hızda opere dizde konsentrik hamstring değerinde zamanlar arasında bir farklılık görülmedi (p>0,05). 60 º/sn açısal hızda, opere (p=0,000) ve non-opere (p>0,05) dizde, 180º/sn açısal hızda opere (p=0,000) ve non-opere (p=0,05) dizde konsentrik kuadriseps kuvveti, 24 haftada 16.haftaya göre daha fazla bulundu. 60º/sn. açısal hızda konsentrik hamstring/kuadriseps oranının opere dizde 16. haftaya göre 24. haftada azalırken, non-opere dizde ise bu oranın arttığı gözlendi (p>0,05). 180°/ sn. açısal hızda opere ve non-opere dizde H/Q oranının 16. haftaya göre 24. haftada azaldığı gözlendi (p>0,05). Sonuç olarak çalışmada 16. haftadan 24. haftaya kadar verilen izokinetik eğitimin ÖÇB rekonstrüksiyonu sonrası kassal kuvvetin arttırılmasında etkili olduğu bulundu.
İnmeli hastalarda Bobath eğitimine ek olarak uygulanan gövde propriosepsiyon eğitiminin denge, yürüyüş ve gövde pozisyon hissi üzerine olan etkilerinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı inmeli hastalarda gövde odaklı Bobath egzersizlerine ek olarak uygulanan propriosepsiyon eğitiminin, gövde fonksiyonları, gövde pozisyon hissi, denge, yürüme fonksiyonu, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya 27 inmeli birey dâhil edildi. Bireyler randomize olarak iki gruba ayrıldı. Birinci gruptaki bireylere rutin fizyoterapiye ek olarak gövde odaklı Bobath egzersizleri ile birlikte propriosepsiyon eğitimi uygulandı (Grup 1), ikinci gruptaki bireylere ise rutin fizyoterapiye ek olarak gövde odaklı Bobath egzersizleri uygulandı (Grup 2). Propsioseptif eğitim olarak gövdenin posterio-lateral bölgesine TENS ve foam stick uygulamaları yapıldı ve gövde repozisyon egzersizleri kullanıldı. Rutin tedaviye ek olarak uygulanan egzersizler her iki grupta da 8 hafta, haftada 3 gün ve günde 40 dakika süre ile uygulandı. Bireyler tedavi öncesi ve tedavi sonrası olmak üzere iki defa değerlendirildi. Gövde fonksiyonları, Gövde Bozukluk Ölçeği; gövde pozisyon hissi, gövde repozisyon hatası (GRH); denge ve yürüme performansı, Berg Denge Ölçeği, Fonksiyonel Uzanma Testi ve 2 dakika yürüme testi; motor fonksiyonlar ve mobilite, İnme Rehabilitasyonu Hareket Değerlendirme Ölçeği ve Fugl Meyer Değerlendirme Ölçeği; günlük yaşam aktiviteleri, Barthel İndeksi ve yaşam kalitesi İnmeye Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak değerlendirildi. Çalışmaya katılan hastalardan 1. Grupta yer alan 11 hastanın yaş ortalaması 63.1±13.6 iken 2. Gruptaki 12 hastanın yaş ortalaması 62.3±10.2 yıl idi. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası yapılan grup içi analizler sonucunda gövde fonksiyonları, gövde pozisyon hissi, denge ve yürüme performansı, motor fonksiyonlar ve mobilite, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesinde her iki grupta da istatiksel olarak anlamlı gelişmeler olduğu bulundu (p<0,05). Tedavi sonrasında GRH parametresi dışındaki tüm değerlendirilen parametrelerde gruplar arasında anlamlı farklılık olmadığı bulundu (p>0,05). Grup 1'deki katılımcıların tedavi öncesi ve tedavi sonrası GRH değerlerinin farklarının ortalaması Grup 2'ye göre anlamlı derecede daha düşük bulundu (p<0.05). Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre Bobath egzersizleri gövde fonksiyonlarının yanı sıra gövde pozisyon hissinin geliştirilmesinde de etkilidir. Bunun yanında Bobath egzersizlerine ek olarak uygulanan propriosepsiyon eğitimi gövde pozisyon hissinin daha fazla gelişmesini sağlamıştır. Gövdeye ve/veya farklı vücut bölümlerine uygulanacak, farklı içerikli duyu eğitimlerinin etkinliği araştırmak için yeni çalışmalar planlanması gerektiğini düşünmekteyiz.
İşitme kayıplı yetişkin bireyler için bilgisayar tabanlı işitsel eğitim programının geliştirilmesi
Bu çalışmanın amacı; işitme kayıplı yetişkin bireylerin işitsel algı ve performansını artıracak bilgisayar tabanlı işitsel eğitim programının geliştirilmesi ve yetişkin normal işiten bireylere ve uzmanlara uygulanarak programın kullanılabilirliğinin değerlendirilmesidir. Geliştirilen işitsel eğitim programı fark etme, ayırt etme, tanıma, işitsel tamamlama, anlama, işitsel sıralama, fonolojik farkındalık, işitsel hafıza ve dikkat olmak üzere 9 modülden oluşmaktadır. Çalışmaya, normal işiten 40 yetişkin birey (25-35, 35-45, 45-55, 55-65 yaş aralığında) ve 9 uzman odyolog,1 yazılım mühendisi dahil edilmiştir. Tüm bireylere Bilgisayar Tabanlı İşitsel Eğitim Programı uygulanmış, programın kullanılabilirliğini ve memnuniyeti ölçmek için değerlendirme formu doldurtulmuş ve bireylerin her modül için ortalama performansları hesaplanmıştır. Değerlendirme formu analizi sonuçlarına göre tüm katılımcılar programın genel kullanılabilirlik düzeyini 5 üzerinden 4,40 olarak değerlendirmiştir. Memnuniyet faktörü katılımcılar tarafından ortalama 4,37 olarak değerlendirilirken; tasarım faktörü ortalama 4,62; kullanım kolaylığı faktörü ortalama 4,56; motivasyon faktörü ortalama 4,45 ve anlaşılabilirlik faktörü 4,67 olarak değerlendirilmiştir. Uzmanlar, genel olarak kullanılabilirliği ortalama 4,44 olarak değerlendirmiştir. Anlaşılabilirlik faktörü uzmanlar tarafından ortalama 4,63 olarak değerlendirilirken; tasarım ortalama 4,67; memnuniyet ortalama 4,00; kullanım kolaylığı ortalama 4,48, motivasyon faktörü ise ortalama 4,60 olarak değerlendirilmiştir. Gruplar arasında modüllerin ortalama performans değeri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Bireylerin eğitim durumuna göre işitsel sıralama modülü performans ortalamalarında anlamlı fark bulunmuştur(p<0,05). Bireylerin bilgisayar kullanma durumuna göre modül performans ortalamaları arasında anlamlı fark bulunmamıştır(p>0,05). Bu sonuçlar programda kullanılan yönerge ve bilgilerin açık ve anlaşılır olduğunu, programda kullanılan renkler ve metinlerin rahat okunabildiğini, programın kullanımının kolay olduğunu, bireylerin programda kullanılan seslerden rahatsız olmadığını göstermektedir.
Doğuma hazırlık eğitimi almış primipar gebelerin doğum şekli tercihleri
Doğuma hazırlık eğitimleri, primipar kadınlarda sık görülen doğum korkusunu azaltarak, anne ve yenidoğanın doğum sonuçlarını olumlu yönde etkileyebilmektedir. Bu çalışma, doğuma hazırlık eğitimlerinin gebelerin doğum korkusunu ve doğum şekli tercihlerine etkisinin belirlenmesi amacı ile yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, 01 Ocak 2019-31 Temmuz 2019 tarihleri arasında ''SBÜ İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde'' kadın doğum kliniğine başvurmuş 220 primipar gebeden en az bir kez Doğuma Hazırlık eğitimi almış 110 gebe ile doğuma hazırlık eğitimi almamış 110 gebe oluşturmaktadır. Araştırma, yarı-deneysel ve ileriye dönük tiptedir. Eğitim alan grup en az bir kez doğuma hazırlık eğitimine katılmış olup, eğitim almayan gruba herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Çalışmanın verileri gebeler ile yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Verilerin toplanmasında ''Kişisel bilgi formu'', ''Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği Versiyon A'', '' Özyeterlilik Ölçeği'' kullanılmıştır. Verilerin analizinde yüzdelik, Anova, Mann-Whitney U, Ki-Kare, T-testi, Kruskal Wallis, sayısal sürekli değişken analizinde Pearson kolerasyon analiz testleri, gruplar arası fark Scheffe testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Eğitim alan ve eğitim almayan gruptaki kadınların tümü evli, 18 yaş üzeri ve primipar gebelerden oluşmuştur. Eğitim alan gruptaki kadınların çoğunluğu üniversite mezunu olup, yaş ortalamasının 28,91, eğitim almayan grupta ise 24,25 olduğu belirlenmiştir. Eğitim alan grup 52,61'orta şiddette'doğum korkusuna sahipken eğitim almayan grupta bu puan 57,04 çıkmış olup her iki grubunda 'doğum korkusu seviyesi (W-DEQ-A puanı 38-65 arasında olanlar') orta düzeyde çıkmıştır. Eğitim almış ve eğitim almamış olan primipar gebelerin doğum tercihi birbirine benzer çıkmış olup eğitim alan grubun %95,9'u, eğitim almayan grubun ise %87,3'ü normal vajinal doğum planlamışlardır. Doğum sonu görüşülen eğitim almış primipar gebelerin %49,4'ü sezaryen, %50,7'sinin normal vajinal doğum gerçekleştirmiştir. Sezaryen oranının planlanandan çok yüksek çıkma sebebinin %95,5 oranında tıbbi endikasyonlar olduğu belirlenmiştir. Çalışmamız sonucunda doğuma hazırlık eğitimi almanın doğum yöntemi olarak normal vajinal doğum tercihini artırdığı (p<0,05), fakat gerçekleşen doğum şeklinde sezaryen oranlarının yüksek çıktığı saptanmıştır. Doğum öncesi bakım alma ve doğuma hazırlık eğitimlerinin yaygınlaştırılması önerilmektedir.
Diz osteoartrit tedavisinde nörobilimsel ağrı eğitiminin ağrı, fonksiyon, yaşam kalitesi ve hareket korkusu üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı diz osteoartrit tedavisinde nörobilimsel ağrı eğitiminin ağrı, fonksiyon, yaşam kalitesi ve hareket korkusu üzerine etkinliğini araştırmaktır. Özel Mediworld Tıp Merkezi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümüne başvuran ve dahil edilme kriterlerine uyan 80 gönüllü hasta kontrol ve deney gruplarına eşit ve randomize olarak dağıtıldı. Kontrol grubundaki katılımcılara konvansiyonel fizyoterapi protokolleri uygulanırken, deney grubundaki katılımcılara konvansiyonel fizyoterapi protokollerine ek olarak haftada 1 defa nörobilimsel ağrı eğitimi (NAE) verildi. Hastalar tedaviye 5 hafta, haftada 3 gün alındı. Ağrı şiddetleri Numerik Ağrı Skalası (NAS) ile, basınç ağrı eşiği algometre ile, fonksiyonellik Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC) ile, yaşam kalitesi SF-36 ölçeği ile, diz eklem hareket açıklığı (EHA) ölçümleri gonyometre ile, hareket korkusu Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) ile ve ağrı ile ilgili inanış ve düşünceleri ise Ağrı Felaketleştirme Ölçeği (AFÖ) ile tedavi gruplarına kör bir fizyoterapist tarafından tedavi öncesi ve tedavi sonrası değerlendirildi. Çalışmanın bulguları değerlendirildiğinde grup içi, kontrol ve deney grubunda ağrı şiddeti, lateral eklem hattı hariç basınç ağrı eşiği ölçümleri, WOMAC skoru, SF-36 skoru, fleksiyon EHA ölçümü, AFÖ skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler bulundu (p<0,05). TKÖ skorunda sadece deney grubunda iyileşme bulundu. Gruplar arası karşılaştırmada, deney grubunun SF-36'nın duygusal ve fiziksel rol alt başlıkları, EHA ve basınç ağrı eşiği hariç diğer tüm parametrelerdeki iyileştirici etkisi kontrol grubundan üstün bulundu (p<0,05). Sonuç olarak diz OA hastalarında konvansiyonel fizyoterapiye ek olarak uygulanan NAE'nin, sadece konvansiyonel fizyoterapiye kıyasla ağrı şiddeti, fonksiyon, yaşam kalitesi ve hareket korkusu üzerine daha etkin olduğu bulundu.
Total diz protezi yapılacak hastalarda preoperatif egzersiz eğitiminin postoperatif klinik ve fonksiyonel sonuçlarına etkisi
Amaç: Bu çalışmada gonartrozlu dizlerde Preoperatif Egzersiz Eğitiminin total diz protezi ameliyatı yapılacak hastalarda prospektif olarak incelenerek erken dönem klinik, fonksiyonel ve radyolojik sonuçlarının ortaya konulmasıdır. Materyal ve Metod: Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde mayıs 2022 ve temmuz 2023 tarihleri arasında primer osteoartritli 68 hastanın 50 dizi çalışmaya dâhil edildi. 50 yaş ve üzeri, primer osteoartritli, varus gonartrozlu hastalar çalışmaya dâhil edilirken, 50 yaşından genç hastalar, romatoit artrit, posttravmatik artrit veya septik artrite sekonder osteoartrit gibi sekonder osteoartritli, valgus gonartrozlu ve aynı seans bilateral diz protezi yapılan hastalar çalışmaya dâhil edilmedi. Hastalara arka çapraz bağ koruyan çimentolu total diz protezi uygulandı. Eğitim grubundaki hastalardan, ameliyattan 12 hafta önce kendilerine verilen egzersiz eğitimininden sonra Amerikan Kalça ve Diz Cerrahları Derneği tarafından pre-operatif dönemde uygulanması tavsiye edilen egzersizleri uygulamaları istendi. Hastalara çalışma başlangıcında ve operasyondan iki hafta sonra klinik ve radyolojik değerlendirme yapıldı. Amerikan Diz Cemiyeti skoru ve WOMAC skoru, TAMPA kinezyofobi değerlendirilerek ameliyat öncesi ile karşılaştırıldı. Hastaların radyolojik değerlendirilmesi ise Total Diz Protezi Radyolojik Değerlendirme Kriterlerine göre yapıldı. Elde edilen sonuçlar preoperatif eğitim verilen kontrol grubu ve eğitim verilmeyen grupla karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 50 hastanın 7'si (%13,7) erkek ve 43'ı (%84,3) kadındı. Hastaların yaş ortalaması 64,90±7,29 idi. Hastaların vas ağrı skorlamasında ameliyat öncesi egzersiz grubunda ort 8,16 kontrol grubunda 7,96 iken ameliyat sonrası egzersiz grubunda 3,4 kontrol grubunda 4,2'e düştüğü görüldü görüldü. her iki grupta da ağrı ile ilişkili skorların iyileştiği ve bu gelişmelerin istatistiksel açıdan anlamlı olduğu saptandı. Hastaların fleksiyon ve ekstansiyon sonuçlarına ait grup içi veriler analiz edildiğinde her iki grupta da eklem hareket açıklığı ile ilişkili skorların iyileştiği ve bu gelişmelerin istatistiksel açıdan anlamlı olduğu saptandı. Hastalarda ameliyat öncesi egzersiz grubunda ortalama 11,52±4,65 varus, kontrol grubunda ise 13±4,5 varus varken ameliyat sonrası bu değerler egzersiz grubunda ortalama 2,62±1,82 valgus kontrol grubunda 2,61±2,08 valgus olarak tespit edildi. Hastaların TAMPA kinezyofobi incelenmesinde ameliyat öncesi egzersiz grubunda ortalama 40,16±3,44 kontrol grubunda 39,12±3,01 iken ameliyat sonrası bu değerler egzersiz grubunda 30,96±4,14 kontrol grubunda ise 33,08±2,94 tespit edildi. Hastaların radyolojik incelemesinde hiçbir hastada osteoliz bulgusuna rastlanmadı. Hastaların takibleri süresince hiçbir hastada derin protez enfeksiyonu görülmedi ve revizyon uygulaması hiçbir hastaya uygulanmadı. Sonuç: TDA sonrası hastaların fonksiyonel kapasitelerinin ve günlük yaşamda bağımsızlıklarının artması için rehabilitasyon süreci vazgeçilmezdir. Osteoartrit hastalarda dejenere ve afonksiyonel olduğu düşünülerek planlanan total diz protezi ameliyatında, ameliyat öncesi verilen egzersiz eğitim programının ameliyat sonrası hastalarda iyileştirici güç olduğu düşünülmektedir. Preoperatif başlanan rehabilitasyon, hastaların kas gücü rezervinin artmasını ve kişilerin postop yaklaşımlar için bilinç kazanmasını sağlamaktadır. Anahtar kelime: Osteoartrit, gonartroz, artroplasti, ameliyat öncesi egzersiz eğitimi
Total diz artroplastisi sonrası önerilen broşür ve video bazlı ev programlarının etkinliğinin karşılaştırılması
Çalışmanın amacı osteoartrit nedeniyle total diz artroplastisi sonrası önerilen broşür ve video bazlı ev egzersiz programlarının etkinliklerinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya katılan hastalar randomize olarak video bazlı ev egzersiz programı grubu (n=20) ve broşür bazlı ev egzersiz grubu (n=20) şeklinde iki gruba ayrıldı. Her iki gruba hastanede yattığı süre boyunca araştırmacı fizyoterapist tarafından ortopedik rehabilitasyon uygulandı. Hastalar taburcu olduktan sonra atandığı gruba göre ev egzersiz programı verildi. Broşür bazlı ev egzersiz programı önerilen gruba bir broşür sayfası verilirken, video bazlı ev egzersiz programı önerilen hasta grubuna aynı egzersizlerin olduğu video link olarak verildi. Hastalar taburculuklarında, postoperatif ikinci ve altıncı haftada değerlendirildi. Ağrı değerlendirmesi için Visüel Analog Skala (VAS), Eklem Hareket Açıklığını (EHA) değerlendirmek için universal gonyometrik ölçüm ve fiziksel performansı değerlendirmek için 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT), Merdiven İnip Çıkma Testi ve Zamanlı Kalk Yürü Testi kullanıldı. Fonksiyonellik düzeyi Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri İndeksi (WOMAC) ile fonksiyonel değerlendirmesinin günlük yaşam kalitesi düzeyi ise Kısa Form 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36) ile sorgulandı. Cerrahi sonrası ikinci ve altıncı haftada grup içi değerlendirmede Fleksiyon EHA, VAS, 6 DYT, Zamanlı Kalk Yürü Testi, Merdiven İnip Çıkma Testi ve WOMAC alt parametrelerinden ağrı ve fiziksel fonksiyondaki değişimin her iki grupta da benzer şekilde anlamlı olarak arttığı görülürken (p<0,005), gruplar arası karşılaştırmada cerrahi sonrası video bazlı ev egzersiz grubu lehine fleksiyon EHA, 6 DYT, zamanlı kalk yürü testi, merdiven inip çıkma testi ,Womac sertlik ve fiziksel fonksiyon alt parametreleri arasında anlamlı farlılıklar olduğu görülmüştür (p<0,005). Sonuç olarak total diz artroplastisi sonrası hastaya önerilen video bazlı ev egzersiz programının broşür bazlı programa göre yaşam kalitesi ve fonksiyonellik açısından daha olumlu etkilere sahip olduğu görüldü.
Simülasyon temelli eğitimin yanık hastalarına bakım verenlerin bakıma hazır olma durumlarına ve bakım verme yüküne etkisi
Daha sonrAraştırma, senaryo temelli simülasyon yöntemi ile verilen taburculuk eğitiminin yanık hastalarına evde bakım veren bakım vericilerin bakıma hazıroluşluk durumuna ve bakım verme yüküne etkisinin belirlenmesi amacıyla randomize kontrollü çalışma olarak yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Yanık Ünitesinde ve Gülhane Eğitim Araştırma Hastanesi Yanık Merkezinde 15.11.2020 tarihinden itibaren yatarak tedavi olan yetişkin hastalara evde bakım veren yakınları oluşturmuştur. Çalışmanın örneklemine 60 kişi dahil edilmiştir. Çalışmada katılımcılar blok randomizasyon yöntemi ile gruplara atanmıştır. Araştırmada veriler 13.03.2021-22.03.2022 tarihleri arasında araştırmacı tarafından hazırlanan soru formları, "Bakıma Hazır Oluşluk Ölçeği" ve "Bakım Verme Yükü Ölçeği" ile toplanmıştır. Araştırmanın uygulanmasında kontrol grubunda yer alan bakım vericilere taburculuktan önce standart taburculuk eğitimi verilmiştir. Simülasyon grubuna ise standart eğitimden sonra simülasyon temelli eğitim verilmiştir. Tüm katılımcılara eğitim öncesi ve sonrası Bakıma Hazır Oluşluk Ölçeği yüz yüze uygulanmıştır. Taburculuktan bir ay ve üç ay sonra Bakım Verme Yükü Ölçeği telefonla uygulanmıştır. Ayrıca 3. ayın sonunda yanık hastalarının yaşadıkları sorunlar değerlendirilmiştir. Her iki grupta da çalışmayan kadınlar büyük çoğunlukta ve bu kadınlar çoğunlukla yanık hastasının eşi veya annesi olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması simülasyon grubunda 43,77±9,84 yıl, kontrol grubunda 44,53±11,49 yıl bulunmuştur. Sosyo-demografik veriler açısından iki grup arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir (p>0.05). Bakım vericilerin eğitim öncesi Bakıma Hazıroluşluk Ölçek puanları bakımından istatistiksel olarak anlamlı derecede bir farklılık bulunmamakta iken eğitim sonrası simülasyon grubunun puan ortalaması istatistik olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Gruplar arasında taburculuk sonrası 1. ve 3. ayda bakım verme yükü ölçek puanı bakımından istatistiksel olarak anlamlı derecede bir farklılık bulunmaktadır (p<0,05). Buna göre, taburculuk sonrası 1. ve 3. ayda kontrol grubunda bakım verme yükü ölçek puanı deney grubuna göre daha yüksektir. Ayrıca simülasyon grubundaki bakım vericilerin evde bakım verdiği yanık hastalarında kontrol grubuna göre daha az sorun görülmüştür ve bu fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Araştırma sonucunda simülasyon temelli taburculuk eğitiminin bakım vericileri bakıma hazırlama ve bakım verme yüklerini azaltma konusunda standart eğitime göre etkili olduğu belirlenmiştir. Simülasyon temelli eğitimin taburculuk eğitiminde kullanılması önerilmektedir.
Disfajisi olan akut inme hastalarına uygulanan güvenli beslenme programının etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmayla disfajisi olan akut inme hastalarına uygulanan güvenli beslenme programının etkinliğini değerlendirmek amaçlanmıştır. Yöntem: Randomize olmayan kontrol gruplu yarı deneysel tasarımda gerçekleştirilen bu çalışmaya 39 kontrol, 39 deney grubu olmak üzere toplam 78 hasta katıldı. Çalışma kontrol, hazırlık ve girişim dönemi olmak üzere üç aşamada tamamlandı. İlk dönemde kontrol grubu hastalar alındı. Hasta ve bakım verenlerin bilgileri bilgi formu ile, değerlendirmeler ise skala (NIHSS, MMSE) ve ölçümlerle (BKİ, BUN/Kreatinin) tamamlandı. Taburculukta Mini Nütrisyonel Değerlendirme (MNA), modifiye Rankin Skoru (mRS), Barthel İndeksi (Bİ) ve Yutma Kaygısı Ölçeği (YKÖ) uygulandı. Kliniğin rutin uygulamaları dışında hiçbir girişim uygulanmadı. Hastalar üçüncü ayda ilave olarak İnmeye Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (İÖYKÖ) ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile değerlendirildi. Hazırlık döneminde kliniğin hemşirelerine disfaji ve güvenli beslenme konulu bir eğitim programı düzenlendi. Girişim döneminde hastaların verileri kontrol grubuyla aynı yöntemlerle toplandı. Hasta ve bakım verenler araştırmacılar tarafından oluşturulan 'İnme ve Yutma Güçlüğü' isimli rehber kitapçık eşliğinde eğitim programına alındı ve taburcu olduktan sonra üç ay boyunca telefon takibi yapıldı. Taburculukta ve üçüncü ayda tekrar değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya katılan tüm hastaların yaş ortalaması 67,6±12,5 idi. Hastaların 66,7'si (n=52) ilk defa inme geçirmiş olup, %83,3'ü (n=65) iskemik inmeydi. Hastaların %71,8'inde (n=56) hipertansiyon vardı ve %39.7'si (n=31) yoğun bakım ünitesinde (YBÜ) kalmıştı. Hastaların hastanede toplam yatış süresi 11,7±8,9 gün, NGT'li kalış süresi ortalaması 21,0±28,6 gündü. Bakım verenlerin yaş ortalaması 49,5±13,2 olup, %73,1'i (n=57) kadındı. Deney ve kontrol grubu sosyodemografik ve klinik özellikler açısından değerlendirildiğinde ve ilk ölçüm sonuçlarında (NIHSS, MNA, mRS, Bİ) benzer bulundu (p>0,05). Güvenli beslenme programının primer sonuç ölçütlerinden aspirasyon pnömonisi, dehidratasyon ve malnütrisyon arasından sadece malnütrisyon oranı deney grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak azaldı (p=0,039). Sekonder sonuç ölçütleri taburculuğa kıyasla üçüncü ayda elde edilen iyileşme açısından iki grup karşılaştırıldığında sadece mRS (p=0,006) ve Bİ (p=0,002) parametrelerinde deney grubu lehine anlamlı iyileşme görüldü. Üçüncü ayda deney grubunda kontrol grubuna kıyasla YKÖ puanı düşük (p=0,002), İÖYKÖ puanı ise yüksek (p=0,003) bulundu. Sonuç: Güvenli beslenme programının inme hastalarında disfaji komplikasyonlarından malnütrisyonu önlemede etkili olduğu görüldü. Yutma kaygısı ve yaşam kalitesi üzerinde de fayda sağlayabileceği düşünüldü.
Meme kanseri nedeniyle cerrahi girişim geçiren hastalarda taburculuk öncesi bilgi gereksinimlerinin belirlenmesi
Amaç: Meme kanseri tanısı konulan ve buna bağlı olarak cerrahi girişim geçiren hastalarda taburculuk öncesi bilgi gereksinimlerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Gereç ve Yöntemler: Araştırmanın verileri kurum izni ve etik kurul izni alındıktan sonra İstanbul'da bulunan bir üniversite hastanesinde iki merkezli olarak Nisan-Mayıs 2024 tarihleri arasında 60 hasta ile yüz yüze görüşülerek toplandı. Verilerin toplanmasında "Tanıtıcı Özellikler Formu" ve "Hasta Öğrenim Gereksinimleri Ölçeği" kullanıldı. Bulgular: Hastaların Hasta Öğrenim Gereksinimleri Ölçeği'ne ait genel puan ortalaması 216,57±27,95 (aralık: 115-250) olarak bulundu. Hastaların yaş ortalaması 53,38±11,30 yıl, %81,7'sinin evli, %86,7'sinin çocuk sahibi olduğu, %58,3'ünün lise ve üzeri eğitim aldığı, %75'inin aktif olarak bir işte çalışmadığı, %93,3'ünün sağlık güvencesi olduğu ve %80'inin daha çok il merkezlerinde yaşadığı, sadece %23,3'ünün düzenli olarak egzersiz yaptığı, %23,3'ünün sigara kullandığı belirlendi. Hastaların Hasta Öğrenim Gereksinimleri Ölçeği alt gruplarından aldıkları önemlilik düzeyleri incelendiğinde, en yüksek önemlilik düzeyi puanının "tedavi ve komplikasyonlar" (4,54±0,49); en düşük önemlilik düzeyi puanının ise "duruma ilişkin duygular" (4,09±0,89) alt boyutuna ait olduğu belirlendi. Öğrenim gereksinimleri 50 yaş ve altı grupta, lise ve üzeri eğitim kurumlarından mezun olanlarda, geliri giderinden az olanlarda, düzenli egzersiz yapanlarda anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Sonuç: Meme cerrahisi geçiren hastalarda taburculuk eğitimlerinin hastaların ihtiyaçları doğrultusunda planlanması, eğitimin yetkin sağlık profesyonellerince yapılması ve farklı hastalarla daha kapsamlı çalışmaların yapılması önerilir. Anahtar kelimeler: Meme Cerrahisi, Eğitim Gereksinimi
Ailevi akdeniz ateşi tanılı çocuklar için geliştirilen mobil oyunun hastalık yönetimi ve yaşam kalitesine etkisi
Amaç: Bu araştırma Ailevi Akdeniz Ateşi (AAA) tanılı çocukların mobil oyun veya eğitim kitapçığı aracılığı ile eğitilmesinin hastalık bilgisi, hastalık öz-yeterliği, semptom yönetimi ve yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem: Randomize gruplarda ön test-son test kontrol gruplu deneysel tasarım şeklinde gerçekleştirilen araştırmanın örneklemini 8-14 yaş arası AAA tanısı almış 45 çocuk oluşturdu (Kontrol Grubu=15, Kitapçık Grubu=15, Mobil Oyun Grubu=15). Deney gruplarındaki çocuklara bulunduğu gruba göre eğitim kitapçığı veya mobil oyun ile bir ay boyunca eğitim verildi. Veriler ön test, son test 1 (1. ayın sonu) ve son test 2 (2. ayın sonu) olmak üzere üç aşamada toplandı. Verilerin toplanmasında "Hasta Tanıtım Formu", "Hastalık Bilgi Testi", "Pediatrik Kronik Hastalık İçin Öz-yeterlik Ölçeği (PRCISE-Tr)" ve "Juvenil Otoinflamatuar Hastalık Çok Boyutlu Değerlendirme Ölçeği (JAIMAR)" kullanıldı. Veriler SPSS 25 paket programı ile analiz edildi. Bulgular: Mobil oyun grubu bilgi düzeyinin kontrol ve kitapçık grubundan daha fazla arttığı saptandı. Mobil oyun grubunun son test 1 ve son test 2'de PRCISE-Tr puan ortalamasının arttığı (p=0,000; p=0,000) ve yaşam kalitesi toplam puan ortalamasının azaldığı (p=0,001; p=0,001) belirlendi. Kitapçık grubunun PRCISE-Tr puan ortalamasının yalnız son test 1'de arttığı (p=0,008), son test ölçümlerinde yaşam kalitesi toplam puan ortalamalarının anlamlı düzeyde değişmediği saptandı (p>0,05). Semptom yönetimi açısından mobil oyun grubunun ilaç uyum puan ortalamaları arttı (p=0,002; p=0,004) ve ağrı puan ortalamaları azaldı (p=0,044; p=0,010). Mobil oyun grubunun belirti sayısı son test 1 ve son test 2'de azaldı (p=0,000; p=0,000) ve zaman içinde azalmaya devam etti (p=0,000). Kontrol ve kitapçık gruplarının semptom yönetimi göstergelerinin tüm ölçümlerde benzer olduğu saptandı (p>0,05). Sonuç: Mobil oyunun AAA tanılı çocuklarda bilgi düzeyi, hastalık öz-yeterliği, semptom yönetimi ve yaşam kalitesini daha fazla artırdığı ve etkisinin kitapçıkla eğitim yöntemine göre daha uzun süre devam ettiği belirlendi. Çocuklarda kronik hastalıkların yönetiminde mobil oyun gibi teknoloji tabanlı ve interaktif eğitim metodlarının kullanılması ve yaygınlaştırılması önerilir.
Roy Adaptasyon Modeli'ne dayalı taburculuk eğitiminin palyatif bakım hastaları ile bakım vericilerinin yaşam kalitesi ve uyumuna etkisi
Giriş: Palyatif bakım hastalarında perkütan endoskopik gastrostomi (PEG) ile beslenme sürecinde baş etme yöntemlerinin geliştirilmesinde, yaşam kalitesinin artırılmasında ve psikososyal uyumun sağlanmasında hemşirelerin eğitici rolü önemlidir. Amaç: Araştırma malnütrisyon saptanan ve PEG ile beslenen palyatif bakım hastaları ve bakım vericilerine Roy Adaptasyon Modeli'ne (RAM) dayalı verilen taburculuk eğitiminin, yaşam kalitesine ve uyum süreçlerine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem: Ön test-son test randomize kontrollü deneysel tasarımda gerçekleştirilen araştırmanın evrenini Kasım 2023-Ekim 2024 tarihleri arasında bir devlet hastanesinin palyatif bakım kliniğinde yatarak tedavi gören 176, örneklemini ise araştırma dahil edilme ölçütlerine uyan ve araştırmaya katılmaya gönüllü 66 hasta ve bakım vericisi oluşturdu. Araştırmada deney grubundaki bireylere RAM'e dayalı taburculuk eğitimi araştırmacı tarafından verilirken, kontrol grubundaki bireylere klinikte uygulanan taburculuk eğitimi verildi. Veriler; Bireysel Özellikler Formu, Nütrisyonel Risk Tarama Testi-2002, Avrupa Kanser Araştırma ve Tedavi Organizasyonu Yaşam Kalitesi Ölçeği (EORTC QLQ-C30), Yaşlılarda Uyum Güçlüğünü Değerlendirme Ölçeği (YUGDÖ), Nütrisyonel Takip Formu, Telefon ile Danışmanlık Takip Formu, Baş Etme ve Uyum Süreci Ölçeği (BUSÖ), Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Formu-Türkiye (WHOQOL-BREF-TR) ve PEG ile Beslenmeye Yönelik Bilgi, Giriş: Palyatif bakım hastalarında perkütan endoskopik gastrostomi (PEG) ile beslenme sürecinde baş etme yöntemlerinin geliştirilmesinde, yaşam kalitesinin artırılmasında ve psikososyal uyumun sağlanmasında hemşirelerin eğitici rolü önemlidir. Amaç: Araştırma malnütrisyon saptanan ve PEG ile beslenen palyatif bakım hastaları ve bakım vericilerine Roy Adaptasyon Modeli'ne (RAM) dayalı verilen taburculuk eğitiminin, yaşam kalitesine ve uyum süreçlerine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem: Ön test-son test randomize kontrollü deneysel tasarımda gerçekleştirilen araştırmanın evrenini Kasım 2023-Ekim 2024 tarihleri arasında bir devlet hastanesinin palyatif bakım kliniğinde yatarak tedavi gören 176, örneklemini ise araştırma dahil edilme ölçütlerine uyan ve araştırmaya katılmaya gönüllü 66 hasta ve bakım vericisi oluşturdu. Araştırmada deney grubundaki bireylere RAM'e dayalı taburculuk eğitimi araştırmacı tarafından verilirken, kontrol grubundaki bireylere klinikte uygulanan taburculuk eğitimi verildi. Veriler; Bireysel Özellikler Formu, Nütrisyonel Risk Tarama Testi-2002, Avrupa Kanser Araştırma ve Tedavi Organizasyonu Yaşam Kalitesi Ölçeği (EORTC QLQ-C30), Yaşlılarda Uyum Güçlüğünü Değerlendirme Ölçeği (YUGDÖ), Nütrisyonel Takip Formu, Telefon ile Danışmanlık Takip Formu, Baş Etme ve Uyum Süreci Ölçeği (BUSÖ), Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Formu-Türkiye (WHOQOL-BREF-TR) ve PEG ile Beslenmeye Yönelik Bilgi, Tutum ve Davranış Formu ile toplandı. Araştırma süresince bireyler hastaneye kabul, taburculuk öncesi ve taburculuk sonrası 3. ayda olmak üzere üç kez değerlendirildi. Bulgular: Hastaların %53'ü erkek ve yaş ortalaması 79,58±7,62 yıl idi. Taburculuk eğitiminin zamana göre deney grubundaki hastalarda EORTC-QLQ-C30 puan ortalamalarını fonksiyonel güçlükler boyutunda yükselttiği, semptom alt boyutunda düşürdüğü, YUGDÖ toplam puan ortalamalarını düşürdüğü belirlendi (p<0,01). Bakım vericilerin %66,7'si kadın ve yaş ortalaması 55,48±13,67 yıl idi. Deney grubundaki bakım vericilerin WHOQOL-BREF-TR toplam puan ortalamalarının, BUSÖ toplam/alt boyut puan ortalamalarının, PEG ile beslenmeye yönelik bilgi, tutum ve davranış puanlarının kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç: RAM'a dayalı verilen taburculuk eğitiminin hastaların ve bakım vericilerin yaşam kalitesi ve sürece uyumlarını olumlu etkilediği belirlendi. Daha uzun süreli takiplerle taburculuk eğitiminin etkilerinin sürekliliğinin değerlendirilmesi önerilebilinir.