Siyasi ilişkiler

Bu konu başlığı altında 97 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ekim 1973 Savaşı'ndan 1978-1979 Camp David sürecine kadar gelişen İsrail-Mısır siyasi ilişkileri

Çalışmamız 6 Ekim 1973 Arap İsrail savaşlarının son halkasından başlayarak 1978-1979 Camp David Protokollerine kadar olan süreçte gelişen Mısır-İsrail ilişkilerine ışık tutacaktır. Cemal Abdül Nasır'dan sonra Mısır'ın başına geçen Enver Sedat'ın İsrail'e karşı Ekim 1973 savaşını başlatmasındaki asıl amaç Mısır'ın 5 Haziran 1967'de kaybetmiş olduğu toprakları geri almaktı. Sedat Soğuk Savaş döneminde iki süper gücün bu savaşa müdahale edeceğini düşünerek İsrail'in tavrını yumuşatacağını düşünüyor ve savaşı diplomasi aracı olarak kullanıp Mısır'ın 1967'de kaybetmiş olduğu toprakları geri alacağını umuyordu. 1973 Savaşı'nın ritmini arttırması neticesinde Birleşmiş Milletler, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin araya girmesi ile beraber Sedat'ın istemiş olduğu uluslararası diplomasi iki devlet arasındaki yerini bulmuştur. Araya giren uluslararası diplomasi sayesinde iki devlet arasında Cenevre Konferansı organize edilmiş bunun yanında yine iki devlet arasında I. Sina Anlaşması ve II. Sina Anlaşması imzalanmıştır. 1977'de İsrail ve Mısır liderlerinin birbirlerine düzenledikleri ziyaretler pek bir sonuç doğurmasa da İsrail ile Mısır, Amerika Birleşik Devletleri vesilesi ile 1978'de Camp David sürecine gitmiş ardından da iki devlet arasında 26 Mart 1979'da barış anlaşması imzalamıştır. Bu sayede iki devlet arasında başta siyasi ilişkiler olmak üzere sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkiler 14 Mayıs 1948'den bu yana ilk defa olumlu yönde ilerlemeye başlamıştır.

Arap-İsrail ilişkileriArap-İsrail savaşlarıCamp David+4
Kerim Erdem Dinçer
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye Cumhuriyeti ile Bosna-Hersek arasındaki siyasi, sosyal, kültür, eğitim ve ekonomi alanındaki ilişkiler (1990-2022)

Bu araştırmada Bosna-Hersek Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki siyasi, sosyal, kültür, eğitim ve ekonomi alanındaki ilişkiler 1990-2022 yılları arasında incelenmiştir. Araştırmanın birinci bölümünde Türkiye Cumhuriyeti ve Bosna-Hersek arasındaki ilişkilerin tarihsel arka planı incelenmiş ve tarihsel kökleri olan ilişkilerin ortaya konulmasına çalışılmıştır. Araştırmanın ikinci bölümünde Türkiye Cumhuriyeti ile Bosna-Hersek arasındaki siyasi, sosyal ve kültürel ilişkiler başlıklar halinde incelenerek ilişkilerin genel yapısı analiz edilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın üçüncü bölümünde Türkiye Cumhuriyeti ile Bosna-Hersek arasındaki eğitim ve ekonomik ilişkiler başlıklar halinde incelenerek ilişkilerin genel yapısı analiz edilmeye çalışılmıştır. Araştırma sonucunda Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihsel kökleri nedeniyle özellik taşıyan Bosna-Hersek Devleti arasındaki kültürel ilişkilerin yoğun olduğu siyasi ve ekonomik ilişkilerin de gelişme gösterdiği belirlenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti ile Bosna-Hersek arasında eğitim alanında yapılan anlaşmaların da önemli olduğu eğitim iş birliğinin de son derece gelişmiş olduğu görülmektedir. Türkiye Cumhuriyeti ile Bosna-Hersek arasındaki siyasi, sosyal, kültürel, eğitim ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için önümüzdeki yıllarda uluslararası konjonktürel yapıya uygun yeni iş birliklerinin geliştirilmesi gerekmektedir.

Bosna-HersekEkonomik ilişkilerEğitim+7
Filiz Bozkurt
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Adalet Partisi- CHP ilişkileri (1961-1962)

Cumhuriyet'in ilanıyla Türkiye, demokrasi açısından yeni bir döneme girmiştir. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra değişen koşullar ile beraber çok partili hayata geçilmiş ve 1950 yılından itibaren 10 yıllık Demokrat Parti iktidarı başlamıştır. Ancak 27 Mayıs 1960 darbesi ile DP'nin iktidarı sona ermiştir. 7 Temmuz 1960'da durdurulmuş olan siyasi faaliyetler, 6 Ocak 1961'de Kurucu Meclisin açılmasıyla 13 Ocak 1961 tarihinde yeniden başlamıştır. 11 Şubat 1961'de Adalet Partisi başta olmak üzere birçok yeni siyasi parti kurulmuştur. Adalet Partisi, ilk teşkilatını 27 Şubat 1961'de İzmir'de kurmuş ve parti ülke çapında teşkilatlanmak üzere yurt gezileri düzenlemiştir. Bu dönemde CHP de aynı şekilde yurt içi gezileri düzenlemiş ve 24 Ağustos'ta CHP 15'inci kurultayını yapmıştır. Nitekim 15 Ekim'de genel seçimler yapılmış ve bu seçimlerden sonra yeni bir düzene geçilmiştir. Siyasi partiler arasındaki görüşmelerden sonra CHP-AP arasında Cumhuriyet tarihinin ilk koalisyon hükümeti kurulmuştur. Bu dönemde DP'li milletvekillerinin af meselesi, AP'nin en önemli gündemi olmuştur. Nitekim af meselesi, mecliste huzursuzluklara yol açmış ve koalisyon yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Ortaklar arasında ilk görüş ayrılığı memur ve mebus maaşları konusu olmuştur. Tedbirler Kanunu ve 147 öğretim üyesinin üniversitelere dönmeleri koalisyon hükümetinin en önemli kazanımları olarak görülürken, 22 Şubat darbe girişimini yapanların affedilmesi koalisyonun sonunu getirmiş böylece AP-CHP iş birliği 1 Haziran 1962 itibariyle sona ermiştir. Anahtar Kelimeler: 27 Mayıs Darbe Girişimi, Adalet Partisi, CHP, Seçimler, Koalisyon

Adalet PartisiCumhuriyet DönemiCumhuriyet Halk Partisi+5
Adem Oliger
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Sanatta YeterlikAçık ErişimTR

Sanat siyaset ilişkisinde karşı hafıza ve direniş

Bu tez çalışması sanat-siyaset ilişkisinin hafıza kavramı çerçevesinde incelenmesini amaçlar. Sanatçıların yaşadıkları çağ içerisinde tanıklık ettikleri toplumsal olayları eserlerine aktarım biçimleri ve bu eserlerin toplumsal hafıza ve karşı hafıza kavramları ile ilişkisi tezin örneklemini oluşturur. Günümüzün en tartışmalı kavramlarından olan hafıza, sanat-siyaset ilişkisi için de oldukça önemlidir. Sanat, hafıza yetisinin bir ürünü olmasının yanında hafızayı aktarma ve koruma görevine de sahiptir. Tarihi boyunca sanatın genellikle toplumsal hafızayı şekillendirmek ve korumak için bir araç olarak kullanılmıştır. Bu tezin araştırma konusu ise sanatçıların toplumsal olaylara olan tanıklıklarını eserlerine aktararak nasıl bir karşı hafıza üretiminde bulunduklarını araştırmaktır. Bu araştırma sürecinde yürütülen kişisel sanatsal çalışmalarda, sanatın karşı hafıza üretim biçimlerine katkıları doğrultusunda teknik, biçim ve içerik ilişkileri irdelendi. Günümüzün hızlı ve kaotik dünyasında zihnimizin içinde birbirine karışan olaylar ve imgeler, plastik bir değer oluşturacak şekilde aktarılmaya ve karşı hafıza bağlamında ilişkilendirilmeye çalışıldı. Böylece sanatın tarih ve siyaset ile olan ilişkisi hafıza kavramı üzerinden yeniden incelendi.

BellekDirenişGüncel sanat+7
Yeşim Paktin
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The impact of foreign aid, political affiliation, ethnicity and location on welfare inequality in Uganda

Foreign aid is presented as one of the tools to combat poverty and ushering in economic development in developing countries, particularly in the sub-Saharan region. Given the billions of dollars dispatched in form of aid on various developmental and poverty elimination projects, the sub-Saharan region still portrays a good example of most poverty-stricken regions with billions of its population living under the poverty line. This study assesses the effect of foreign aid, political affiliation and ethnicity on welfare inequality in Uganda between 1999 and 2016. I found that foreign aid positive welfare implications for Ugandans who responded positively to the welfare related questions. The incumbent political party supporters and members of the ruling ethnic group have higher odds of experiencing better welfare compared to their counterparts. For the incumbent political party supporters, the odds of having good living conditions was 89 percent higher than the odds of the opposition political party supporters. Also, members of the non-ruling ethnic group who live in the ruling ethnic groups' constituencies have higher odds of having better welfare outcomes compared the non-ruling ethnic groups living in other constituencies. There is little evidence to prove that supporters of the ruling political party, members of the ruling ethnic group and individuals from other ethnic groups living in the ruling ethnic groups districts have higher odds of accessing foreign aid funds hence they experience better welfare outcomes.

External aidsEthnicityWelfare+4
Jamıl Mwanja
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The effect of economic and political relations on Turkish Airlines' route decisions

This thesis research aims to put a clear understanding on strategic decisions and activities of Turkish Airlines as a part of the public diplomacy, in other words, soft power. Since the 1980s, Turkish Airlines made an important contribution to Turkish foreign policy. The company has often been used as a tool of public diplomacy. This situation increased significantly after the declaration of the Africa Opening Policy. The objective of this study is to investigate the relationship between economic and political decisions made by Turkish authorities and the private sector and the strategic decisions of Turkish Airlines. For this purpose, an analysis of data considering 9 countries which are Colombia, Latvia, Sri Lanka, Tanzania, Cameroon, Mali, Madagascar, Chad and Ghana, is conducted to figure out whether there is such a relationship. The findings suggest that, there is a positive correlation between traffic numbers and foreign trade. However, a significant result can be obtained by adding revenue per flight, detailed passenger number and increase in the sample countries. Both values, traffic numbers and export level increased significantly after the opening of the embassy in the chosen countries, these actions were supported by other means of soft power such as TIKA and DEIK.

Economic relationsAirlinesPublic diplomacy+7
Anıl Burak Özen
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal medya ve siyaset ilişkisi: Örnek olaylar üzerinden bir analiz

İletişim teknolojilerinden biri olan internetin geçmişten bu yana sürekli geliştiği görülmektedir. Bilgisayar kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte internetin kullanım sıklığı da artmıştır. İnternetin yaşadığı bu evrimsel dönüşümle birlikte kazandığı özellikler, internetin kullanım alanlarının da genişlemesine neden olmuştur. İnternetin evrim süreci, 2000'li yıllarda, sosyal medya mecralarının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Akıllı cep telefonlarının hayatımıza girmesiyle birlikte kullanımı giderek artan sosyal medya, insan hayatının değişilmez bir parçası haline gelmiştir. Günümüzde tüm dünyada yaygın bir şekilde kullanılan sosyal medya araçları, bireylerin tüketim alışkanlıklarını, toplumdaki yerlerini ve günlük yaşantılarını belirlemede etkili bir rol oynamaktadır. Sosyal medyanın kullanıcılarına kazandırdığı özellikler arasında organize olma, anlık haberleşme, geribildirim iletme ve arkadaş ağı oluşturma özellikleri siyasal katılım pratiklerini de değiştirmiştir. Son yıllarda sosyal medya ağları pek çok toplumsal harekette önemli rol oynamıştır. Bu çalışmada, sosyal medya siyaset ilişkisi kapsamında, sosyal medyanın siyaset üzerindeki etkisi kanıtlanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda sosyal medyanın toplumsal hareketlerde ve seçim süreçlerindeki etkileri Amerika 2008 ve 2012 başkanlık seçimleri, Arap Baharı ve Wall Street hareketi gibi yaşanmış örnekler kapsamında incelenmiştir.

MedyaSiyasetSiyasi ilişkiler+1
Osman Burak Demir
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bizans imparatorluğu, Romania'daki Latin hakimler ve Türkler arasındaki siyasi ilişkiler (1204-1453)

Dördüncü Haçlı Seferi'nden sonra Bizans İmparatorluğu çöktü ve Romania tarihi açısından yeni bir dönemi başladı. Bizans toprakları üzerinde birtakım Latin hakimler ve mirasçı Rum devletler ortaya çıktı. 13. yüzyılın büyük çoğunluğunda Rum devletleri Bizans İmparatorluğu'nun restorasyonunu gerçekleştirmek, Latinler de buna mani olmak için mücadele etti. Ancak 57 yıl sonra İstanbul'u Latinlerden geri alan İznik İmparatorluğu bu mücadeleden galip çıkan taraf oldu. Öte yandan Latinlerle mücadeleye devam eden Bizans İmparatorluğu 14. yüzyılın başlarında Anadolu'daki topraklarını Türklere kaybetti. Çünkü imparatorluğun ihmalkârlığı ve kötü politikaları Batı Anadolu'da birtakım Türk beyliklerinin ortaya çıkmasına imkan vermişti. Bu beylikler Bizans arazilerini fethetmekle kalmayıp Romania'daki Latinlere ait liman ve kentlere saldırdılar. Özellikle Aydın ve Menteşe beylikleri söz konusu Türk akınlarına öncülük ettiler. Hem batıdaki hem doğudaki rakiplerinin saldırıları karşısında zayıflayan Bizans İmparatorluğu, iç savaşlarla birlikte tamamen güçten düştü. Böylece düşmanlarına karşı mücadele edebilmek için müttefiklerinin yardımlarına dayanan bir devlet haline geldi. Nitekim Osmanlı Devleti 14 yüzyılın ortalarında imparatorluğun Avrupa arazisine adımını atarken Bizans İmparatorluğu'nun ona karşı koyacak gücü yoktu. Böylece Bizans İmparatorluğu 15. yüzyılın ortalarına kadar yavaş yavaş topraklarını Osmanlı Devletine kaybetti ve vassal devlet statüsüne kadar düştü. İmparatorluk nihayetinde 1453 yılında İstanbul'un son kez düşüşü ile tarih sahnesinden çekildi.

BeyliklerBizans İmparatorluğuLatinler+3
Caner Togaç
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası imaj perspektifinden Türkiye Azerbaycan ilişkileri

Bir ülkenin imajı, uluslararası ilişkilerin oluşumunda en önemli faktörlerden birisidir ve günümüzde imaj kavramının artan önemi, bilgi teknolojilerin hızlı gelişimi, medya ve diğer iletişim araçlarının toplumsal algı ve görüşleri yönlendirebilme özelliğinin, devletin uluslararası düzeyde siyasi karar verme süreciyle doğrudan bağlantılı görülmektedir. Tezin amacı, kültürel ve etnik bağlamda birbirine yakın olan bu ülkelerin faaliyetlerinin başarılı bir dayanışma modeli olarak sunulması, hem Türkiye, hem de Azerbaycan açısından imaj konsepti kapsamında, gelecekte ortak çalışmaların hayata geçirilmesine zemin oluşturarak katkıda bulunmasıdır. Özellikle, bu yönde akademik çalışmaların artması ümit edilmektedir. Yapılan literatür taramasında, her iki ülkenin uluslararası imaj yönetimi çerçevesinde sınırlı çalışmaların bulunması, bu konuya yönelik ilginin artmasına katkıda bulunabilir. Çünkü günümüzde oluşturulan ve yönetilen imaj bir ülke açısından ekonomik gücü kadar stratejik bir öneme sahiptir ve özellikle ülkeye yönelik algının oluşmasında tesirli bir faktör olarak görülmektedir. Bu çerçevede çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Bu çalışma, genel olarak, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin kuramsal açıdan değerlendirmesi yapılmıştır. İkinci bölümde, Azerbaycan ve Türkiye arasında siyasal ilişkilerin tarihsel gelişimi ele alınarak, günümüzdeki boyutuna kadar incelenmiştir. Üçüncü bölümde, iki ülke arasında kurulmuş olan ekonomik işbirliği ele alınmaktadır. Bölgesel bağlamda bu işbirliğini pekiştiren enerji ve ulaşım projelerinin gerçekleştirilmesiyle her iki ülkenin elde edeceği olanaklar ve uluslararası alanda bu bölgenin bir enerji merkezine çevrileceği yönünde gelecek perspektifler incelenmektedir. Dördüncü bölümde ise, Türkiye ve Azerbaycan'ın uluslararası tanıtımında yükselen eğilimler değerlenderilerek, her iki ülke arasındaki ilişkilerin uluslararası imaj açısından analizi yapılmıştır. Aynı zamanda, ülke imajını pekiştiren etkinliklerin organize edilmesiyle sağlanan olanaklar, örneğin uluslararası etkinlikler gibi bazı örnekler üzerinden ele alınmıştır. Özellikle, son yıllarda Azerbaycan'da düzenlenen uluslararası spor ve kültürel etkinliklerin ülke imajına sağladığı katkı çerçevesinde bir değerlendirme yapılarak, imaj üzerinde olan tesiri incelenmiştir

AzerbaycanEkonomik ilişkilerSiyasi ilişkiler+4
Elsana Babashova
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimEN

The Ottoman government and the Egyptian question: Judicial reform and politics (1800-1914)

The Ottoman Government and the Egyptian Question: Judicial Reform and Politics (1800-1914) The judicial and political relationships between Istanbul, the capital of the Ottoman Empire and Egypt as its privileged province constitute two central issues of this work. Its span covers approximately the time when the administrative bounds started to weaken as of the late eighteenth century to the outbreak of the World War I which denotes the final rupture of the relationships. Yet, in spite of the erratic nature of the bounds, the relationships between Istanbul and Egypt proceeded in an interactive process in essence. Therefore, the perspective of this work is based on the concepts of continuity-synthesizing rather than decline-fall. The province of Egypt entered the era of reform as of the early nineteenth century, which was not different from the center of the Ottoman Empire in nature. Moreover, the judicial field was among the first to be restructured in both locations. This works shows that the modernization in Egyptian judiciary is assumed to be a very significant pretext to be used on the way to independence from the Ottoman Empire by the Egyptian authorities. It sheds light on the mechanism by which Egyptian authorities could succeed in getting concessions and further privileges from the bureaucrats of the Sublime Porte. The office of the kadi of Egypt, for its capacity as to represent the sovereignty of the Ottoman sultan-caliph over Egypt at the highest level was delineated at length. Also, the attitudes of the kadis towards the reforms and the reactions of the various circles in Istanbul and Egypt against the attempts at changing the jurisdiction of the kadi court were discussed accordingly. The nature of the bounds between Istanbul as capital of the Ottoman Empire and the province of Egypt were closely related to the insufficiency of the Ottoman military power, the defeats at the battle fields and the conjuncture. The possibility of Egypt to came to the fore as an alternative encompassing power to replace the waning Ottoman authority in the Middle East. This work deals with the means of the Egyptian khedives as to gaining the status of a fully independent political actor like a sultan and their activities to become a religious leader along with the counterworks set against them.

AdliBabıaliPalestine+6
Mustafa İnce
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şah Tahmasb'ın yönetiminde Safevi Devleti (1524-1576)

Şah Tahmasb ve dönemi, İran tarihinde önemli bir yer tutmasına karşın yeterince araştırılmamış ve bu konuda kapsamlı çalışmalar ortaya konulmamıştır. Çalışmada Safevi Devleti‟nde önemli bir zaman aralığını teşkil eden Şah Tahmasb döneminin açıklığa kavuşturulması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda Şah Tahmasb döneminde meydana gelen ekonomik, siyasi, sosyal, dini ve kültürel değişimlerin, Safevi Devleti ve komşularına etkileri araştırılmıştır. Çalışma objektif bir şekilde incelenen ana kaynaklar, ikinci el kaynaklar ve arşiv belgeleri ışığında ele alınmıştır. Çalışma ana başlıklar ve alt başlıklar şeklinde planlanmış ve söz konusu başlıklar çalışmanın konusu doğrultusunda sıralanmıştır. Çalışmanın giriş kısmında Safevi Devleti‟nin doğuşu ve gelişimine yer verilmiştir. Birinci bölümde Şah Tahmasb'ın tahta çıkışı ve iç siyaseti kaleme alınmıştır. İkinci bölümde Şah Tahmasb'ın dış siyaseti; ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde, şah Tahmasb dönemi devlet teşkilatı ele alınmıştır. Son bölümde ise Şah Tahmasb'ın kişiliği üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Safevi Devleti , Şah Tahmasb, Osmanlılar, Özbekler.

16. yüzyılDevlet teşkilatıOsmanlı Devleti+6
Balkhi Aımaq
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

2001 sonrası Afganistan ve Türkiye arasındaki siyasi ilişkiler

Türkiye ve Afganistan arasındaki dostluk ve ilişkiler iki devlet arasındaki ilişkilerden ziyade iki kardeş arasındaki ilişkiye benzemektedir. Dolaysıyla bu dostluk Osmanlı Devleti Dönemi'nden Cumhuriyet Dönemine kadar diplomatik ilişkilerden ziyade inanç birliği bağlamında sürdürülmüştür. Cumhuriyet Döneminde bu ilişkiler diplomatikleşerek resmî boyut kazanmıştır. Bu diplomatik ilişkiler, 1 Mart 1921 tarihinde Moskova'da iki ülke arasında imzalanan dostluk anlaşması ile daha da ilerlemiş, Afganistan TBMM hükümetini tanıyan ilk ülke olmuştur. Bu ilişkilerin başladığı ilk zamanlardan günümüze kadar iki ülke arasında kayda değer hiçbir sorun yaşanmamıştır. Afganistan hаlkı Türkiye'de gerçekleşen Kurtuluş Sаvaşı'na verdikleri destekleriyle Türk milletinin gönlünde özel bir yere sаhip olmuştur. Ayrıcа Afganistan kralı Amаnullah Hаn, Türkiye'nin modernleşmesinden etkilenmiş, Mustаfa Kemаl Atatürk'ü örnek alarаk Afgаnistan`ın modernleşmesi için yeni reformlаr yаpmaya çalışmıştır. Günümüzde yаklaşık yаrım аsırdan beri yаşadığı sorunlаr sebebi ile dünyа gündeminden hiç düşmeyen Afgаnistan, 11 Eylül 2001 sаldırıları sonrаsında bir kez dаha dünyа gündemine gelmiştir. Bu kаpsamda Afganistan coğrafyasının küresel mücadelede Avrasya hâkimiyetini tesis etmek amacıyla yürütülen "Yeni Büyük Oyunun" başlıca oyun sahası haline gelmesi, Ankara-Kabil hattındaki ilişkilerin daha da derinleştirilmesini sаğlamıştır. Diğer yönden 11 Eylül 2001 tаrihi sonrаsında terörizm ile mücаdele gerekçesi ile ABD, Afgаnistan'a müdahale ederek Taliban rejimini ortadan kaldırmıştır. ABD, Afganistan'a girdikten sonra Afgаnistan devletinin yeniden yapılаnması için neredeyse tüm dünyа seferber olmuştur. Bu ülkelerin аrasında Afganistan halkına karşılıksız ve samimi bir şekilde yaklaşan ülke Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. 2001'den sonrа Türkiye ve Afgаnistan ilişkileri konulu bu çаlışmada; Afgаnistan ve Türkiye'deki, Türkçe ve Farsça bаsılı ve elektronik ortаmlardaki kаynaklardan, yüksek lisаns ve doktorа tezlerinden yarаrlanılmıştır. Bu doğrultudа üç anа bölümden oluşan çаlışmanın birinci bölümünde, Afgаnistan'la ilgili genel bilgilere yer verilmiştir. Bu doğrultuda ülkenin coğrаfi ve sosyаl yаpısının yanı sıra ülkedeki etniklerin kısаca tаrihi аnlatılmıştır. İkinci bölümde, Afgаnistan ve Türkiye аrasındaki ilişkilerin Cumhuriyet döneminden 2001'e kаdar olаn süreci hаkkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde ise Afgаnistan ve Türkiye аrasındaki ilişkilerin 2001 sonrаsı değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türkiye, Afganistan, Uluslararası İlişkiler.

AfganistanSiyasi ilişkilerTürk dış politikası+3
Saıfullah Saberahsan
Balıkesir University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

2 numaralı Mora Ahkâm Defterine göre; Osmanlı İmparatorluğu'nda İngilizler (1717-1750)

Ticaret, tarihin en eski ve en önemli konularından biridir. Osmanlı döneminde, Avrupalı bir devletin, İmparatorluk sınırları içerisinde serbestçe ticaret yapabilmesi için söz konusu Avrupalı devlete ahidnâme-i hümâyûn veya kapitülasyon verilmesi gerekliydi. İngiltere, 1580 yılında Osmanlı Devleti'nden ahidnâme almış ve bu tarihten sonra Osmanlı topraklarında doğrudan ticaret yapmaya başlamıştır. İngilizler, Osmanlı Devleti'nden almış oldukları kapitülasyonları daha sonraki yıllarda yenileyerek genişletmişler ve özellikle 1713 yılında Cebelitarık Boğazı'nı ele geçirmeleriyle birlikte, XVIII. yüzyılda Akdeniz'deki siyasi ve ticari etkinliklerini arttırmışlardır. Bu çalışmada, Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ndeki 2 Numaralı Mora Ahkâm Defteri'nden yola çıkılarak, defterde yer alan hükümler ve diğer kaynaklar çerçevesinde, 1717-1750 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'ndaki İngilizler incelenmiş, Osmanlı- İngiltere siyasi ilişkilerinin tarihçesi hakkında bilgi verilerek, diplomasi ve ticaretin bu dönemde ne denli iç içe olduğu üzerinde durulmuştur. Çalışmada ayrıca, İngiltere elçileri ve diğer diplomatik temsilcileriyle, Osmanlı İmparatorluğu topraklarında ticaret yapan İngilizlerin hukuki statüleri ele alınmıştır. Bunun yanı sıra İngilizlerin, kendilerine tanınan kapitülasyonlar aracılığıyla ne şekilde himaye edildikleri üzerinde durulmuştur. Çalışmada ayrıca İngilizlerin hangi bölgelerde ticaret yaptıkları, tüccarların ne tür sıkıntılarla karşılaştıkları, savaş, korsanlık ve eşkıyalık gibi güvenliği tehdit eden olayların ticareti ne şekilde etkilediği çeşitli örneklerle incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Osmanlı-İngiliz Ticareti, Kapitülasyon, Ahidnâme, Diplomasi, Elçi, Konsolos, Ticaret, Akdeniz'de Ticaret.

Ahkam DefterleriKapitülasyonlarOsmanlı Devleti+7
Hakan Yazar
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The trade unions during the February 28 period

TRADE UNIONS DURING THE FEBRUARY 28 PERIOD Zengin, Ülkü Nur Msc., Department of Political Science and Public Administration Supervisor : Prof. Dr. Şükrü Karatepe February 2016, 138 pages The February 28 coup, was recorded in the political history of Turkey as a "post-modern military coup". This feature of the February 28 has to do with differences in its conduct, as compared to the previous military coups. In contrast to the usual conduct of the coups, the February 28 coup was carried out while the military remained at the barracks, without use of weapons and without taking ower the political power. Instead, various societal actors that are called as "unarmed forces" were mobilized to exert pressure over the government which was ultimately forced to quit. In this thesis, the discourse and activities of the trade unions were studied during the process when the February 28 coup took place. Particularly, attitudes and activities of the worker and employer trade unions which were included in the social bloc, called as the 'Gang of the Five' were analyzed within the framework of relationships between trade unions and politics. Türk-İş and DİSK were taken as examples of worker trade unions, while TİSK was choosen as the representative of employer associations. In the thesis, it is concluded that, support provided by the trade unions, existence of which depends on a functioning democracy, to the anti-democratic process of the February 28 is a paradox. At this period, trade unions behaved ideologically and in contrast to their raison d'etre which is defending and promoting rights of their members. . Keywords: February 28, trade unions, 'Gang of the five', TÜRK-İŞ, DİSK, TİSK, TESK, TOBB

29 February 1997 decisionsMilitary interventionUnions+4
Ülkü Nur Zengin
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

German soft power in Turkey and the Balkans in the interwar era, 1918-1939

This thesis examines German soft power policies in the Balkans and Turkey in the Interwar Era. How certain German non-state actors such as the Messeamt, the Leipzig Trade Fair, chambers of commerce, ete. took the initiative and reestablished German economic presence in certain Balkan countries in the mid-192os in the absence of the Weimar government's support is discussed. How German economic drive in the Balkans gained speed following the proclamation of the New Plan in 1934 and how the Balkans played a decisive role in realizing Hitler' s rearmament venture by supplying Germany with various raw materials needed by German war industry are also examined. Similarly, how Turkish-German political, economic, military and cultural relations were re-established and developed in the Weimar period and what kind of changes came out in the bilateral relations and Germany' s soft power practices with the emergence of the Nazi rule in Germany are also addressed. Certain German soft power practices such as investments, student exchange programs, supporting the enıployment of German specialists and academicians in Turkey, arms trade, and using well-established German institutions in Turkey to achieve imperialist aims, ete. are examined in the light ofa variety of primary and secondary sources.

GermanyMilitary relationsBalkans+7
Mert Doğukan Perk
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tarihsel arkaplan ışığında Türkiye ile Norveç arasındaki ekonomik ilişkilerin mevcut durumu ve potansiyeli

Bu çalışma ilk olarak insani gelişmişlik endeksinde Norveç'in birinci sırada yer aldığının görülmesiyle, nedenleri anlaşılmaya çalışılarak başlamıştır. İnsani gelişmişlik düzeyinin pek çok faktörü olmakla birlikte, ekonomik refaha nasıl ulaşıldığı ve bu rafehın hangi yöntemlerle korunduğu, Türkiye açısından Norveç ile olan ekonomik ilişkilerimizin gelişiminin Türkiye'ye nasıl katkı sağlayabileceği ve Türkiye'nin ikili ekonomik ilişkilere hangi katma değerleri sağlayabileceği sektörel bazda incelenmiştir. Çalışmanın amacı daha önce kapsamlı bir çalışma yapılmamış olan Türkiye ile Norveç'in 1928 yılı itibariyle ikili ekonomik ilişkilerinin arkaplanını oluşturduktan sonra güncel ekonomik ilişkileri incelemek ve ikili ekonomik ilişkilerimizde bir potansiyel olup olmadığını, varsa hangi alanlarda olabileceğini araştırmaktır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde kısaca Norveç tarihi ele alınmış, ikinci bölümde Türkiye-Norveç ikili ekonomik ilişkilerinin tarihsel arkaplanı belgelerle incelenmiş,üçüncü bölümde güncel ekonomik ilişkilerimize değinilmiş ve dördüncü bölümde de Türkiye ile Norveç'in ekonomik ilişkilerinde potansiyel mevcut olup olmadığı anlaşılmaya çalışılmıştır. İncelemeler sonucunda karşılıklı ekonomik ilişkilerimizde özellikle bazı sektörlerde büyük potansiyel bulunduğu; bununla beraber her iki ülkenin halihazırda işbirliği içinde bulundukları ülkeler ve ülke topluluklarıyla olan ikili ilişkilerinin zaman zaman Türkiye-Norveç ekonomik ilişkilerinin potansiyelini engelleyici etki yapabildiği gözlemlenmiştir.

Bölge ekonomisiDeniz ekonomisiDünya ekonomisi+6
Esra Mengioğlu Şimşek
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akkoyunlu-Osmanlı diplomasi sürecinde siyasi, dini, sosyal ve kültürel ilişkiler

Osmanlılar ve Akkoyunlular, biri Anadolu'da diğeri İran ve Yakın Doğu coğrafyasında hüküm süren iki Sünnî devlettir. Sünnîlerin hamisi olarak mücadele veren bu iki devlet, soylarını kutlu sayılan Oğuz Han'a dayandırmıştır. İlk başlarda koruyucu tavırlarıyla Osmanlı, Akkoyunluların taht mücadelesinde şehzadelerin sığınağı olmuştur. Bu bağlılık ilişkisi, Akkoyunluların Uzun Hasan Bey döneminde, Karakoyunluları yenip onların geniş topraklarına sahip olmasıyla kendisine rakip olarak Osmanlı'yı görmesi ve Osmanlı topraklarına yapılan saldırılarla, yerini gergin bir ortama bırakmıştır. II. Mehmed (Fatih Sultan Mehmed) ile Uzun Hasan Bey arasında yapılan Otlukbeli Savaşı, Akkoyunlular için hezimetle sonuçlanınca, devletin yıkılma süreci başlamıştır. Bazen ılımlı bazen de sıkıntılı süreçler geçiren iki devlet arasında sığınma, evlilik, elçi teatisi, rehin alma, tehdit, ticaret gibi birçok konuda diplomasi kaidesine göre ilişkiler kurulmuştur. Bu ilişkilerin en önemli tanıkları olan mektuplaşmalar ve diğer diplomatik belgeler esas alınarak dönemin kaynak eserleri ışığında iki devletin diplomatik ilişkileri incelenmiştir.

AkkoyunlularKültürel ilişkilerOsmanlı Devleti+6
Selime Demir
Hitit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İstihbaratın demokratik gözetimi

Günümüz dünyasında güvenlik stratejileri sadece askeri alanda yoğunlaşmalarla sınırlı kalmamış olup ekonomik, insani, ekolojik, ticari, hukuki gibi alanlarda da güvenlik boyutlarını içerir bir evrilmeye doğru başlamıştır. İstihbaratın önem ve değerinin her geçen gün daha da artması ile ulusal ve uluslararası alanda değer olarak daha mühim ölçüde karşılık bulması istihbaratın yelpazesinin genişlemesine yol açarken beraberinde gözetimi sorununu da gündeme getirmiştir. İstihbarat alanında değişimin elzem hale gelmesi elbette teknolojide yaşanan atılım, gelişim ve değişimlerin yaşanmasıdır. Özellikle internet ve bilgisayar temelli gelişim ve değişimler baş döndürücü bir hızla istihbarat faaliyetlerine de yansımıştır. Verilerin elde edilmesi, depolanması, tasnif edilmesi ve değerlendirilmesi için bilgi teknolojileri çok önemli bir araç olarak değerlendirilmektedir. Gerçekleştirilen istihbarat faaliyetlerinin etkinliği, gizliliğinin korunması meşru olarak gerçekleştirilmesine bağlıdır. Bu bağlamda meşruiyet ise istihbarat kurum ve kuruluşlarına hangi hâllerde istihbarat yapacağına dair kanuni düzenlemelere dayanmaktadır. Sosyoloji, iletişim ve antropoloji başta gelmek üzere sosyal bilimlerde birçok çalışmada yer alan ve disiplinler arası niteliğe sahip gözetim kavramı tarihsel süreç ve dinler tarihi içerisinde bireyler arasında meydana gelen bir eylem olmakla birlikte otoriteyi sağlamak ve korumak gayesi ile de devletler açısından ehemmiyet arz etmektedir. İnsanoğlunun varlığından bu yana birey ya da grup menfaatleri noktasında gerçekleştirilen gözetlemede öncelikle birey istihbaratı ile başlanmış, askeri disiplin-istihbarat, devlet idaresi-nüfus sayımı, işyeri izleme-denetleme, polis faaliyetleri-suçla mücadele, gibi alanlarla günümüze değin gelişerek devam etmiştir. Demokratik gözetimden bahsetmek için elde bir takım kullanılmaya elverişli ve elbette kullanımı meşru bir takım mekanizmaların olması olağan bir sonuçtur. Gerçekte bir yönüyle de bunu yapacak ya da yapması yönünde destekleyici olan "sivil aktörleri", "medyayı", "parlamentoyu", "yargı" ve "ombudsmanı" tanımlamayı ve güçlendirmeyi de harekete geçirmek gerekmektedir. Bu durum güvenlik kuruluşlarından ayrı olarak değerlendirildiğinde ve gerekli görülen hallerde seçilmiş olsalar dahi devletin kuruluşlarından hesap soran, şeffaflık beklentisi ile özgürlükler ve hakların korunarak kullanılmasını da isteyen sivil aktörlerin varlığı demokratik bir var olmayı toplumun en küçük hücresine kadar yayan bir anlayışın da ilk koşulu olarak kabul edilmelidir. Bu çalışma ile istihbarat, gözetim ve istihbarat ile gözetim bağlamında istihbaratın demokratik gözetimine bakış ve istihbaratın demokratik gözetiminin hangi aktörlerle hangi yollar kullanılarak nasıl sağlanabileceği ve modern devlet anlayışında bahse konu gözetimin yapılmasının gerekliliğine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: İstihbarat, Gözetim, Güvenlik, Parlamento, Medya, Yargı, Sivil Toplum Kuruluşları, Kamu Denetçisi (Ombudsman)

DenetimGözetimKamu Denetçiliği Kurumu+7
Nevin Çifci
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir Türk aydını olarak Ziya Gökalp'in devlet-siyaset düşüncesi

Osmanlı İmparatorluğu, 19. yüzyıl ile birlikte siyasal ve toplumsal dönüşümler yaşamaya başlamıştır. Din, dil ve etnisite çeşitliliğine sahip bir imparatorluktan ulus-devlet yapısına geçiş aşamasında çeşitli siyasal akımlardan etkilenen Osmanlı aydınları devleti kurtarmaya çalışmışlardır. Ziya Gökalp, bu çalkantılı süreçte yaşamış ve fikirleri ile döneme damgasını vurmuş önemli bir Türk aydını olmuştur. O, devrinin modern ve pozitif bilgilerini bilimsel bir yol ile okumuş, incelemiş ve ardından bunu Türk toplumuna uyarlamış bir fikir insanıdır. Aynı zamanda Türk sosyolojisinin kurucusu ve kültür-medeniyet tarihinin öncüsüdür. Gökalp'i diğer aydınlardan ayıran en temel özelliklerden biri, siyasal akımları üçlü sentez (Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak) haline getirerek toplumsal dayanışmaya dayalı bir ulus-devlet devlet teorisi geliştirmesidir. Bu teori mesleki teşkilatlanmaya dayalı devletçi ve cumhuriyetçi bir temele dayanmaktadır. Devleti, toplumu ve mesleki kuruluşları kendi siyaset teorisi içerisinde incelemiş ve modern Türk devlet yapısının ideolojisini ortaya koymuştur. Gökalp'in toplumsal, siyasal ve birçok fikirleri yeni kurulan Türkiye Devleti'ne sirayet etmiştir. O, Türkiye Cumhuriyeti'nin fikren kuruluşunda Atatürk'e fikir önderliği yapmıştır. Onun düşünceleri dönemdeki birçok aydına yol gösterici olmuş ve günümüzde de geçerliliğini korumaya devam etmektedir.

DevletGökalp, ZiyaSiyaset+3
Fatma Övüç Çatal
Kütahya Dumlupınar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Collective memory of German-Turkish political relations in the late 19th and early 20th centuries and its impact today

Germany and Turkey have highly diverse and complex political relationship. Their political relations mainly evolved during the period of the Ottoman Empire and resulted in close economic, military and educational cooperation in the late 20th and 21st centuries. These developments engendered an expansive and diverse literature on German-Turkish relations. Yet, most of the literature focuses either on the historical relations or on current issues. This research aims to show that political relations between the two countries cannot be separated into pre- and post-empires but should be regarded as a complex construct in which historical developments shed light on current issues. Maurice Halbwachs' collective memory theory is used as a theoretical framework to analyze how the collective memory of past relations between the Ottoman Empire and the German Kaiserreich still influences and shapes current political relations between Germany and Turkey. The results of this thesis demonstrate that the common theme in German-Turkish political relations is a dichotomy that is characterized by an unequal balance in the political relationship on one side and close economic, military and educational cooperation on the other. Recognizing this dichotomy is important as it is a deciding factor in new developments and challenges in the two countries' relations down to the present day.

19. centuryGermanyCollective memory+4
Celıne Charlotte Engin
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi sonrası Türkiye'de ordu-siyaset ilişkisi (1960-1965)

Tarihsel kökenleri itibarıyla oldukça gelişmiş bir geleneğe sahip olan Türk Ordusu, Osmanlı'dan günümüze en kritik anlarda devletin bekası adına pek çok kez sorumluluk üstlenerek toplum nezdindeki vazgeçilmezliğini her daim muhafaza etmiştir. Bu özelliğini millet için yaşamsal öneme sahip bir kurum olma sıfatıyla taçlandıran Türk Silahlı Kuvvetleri, zamanla siyasal yaşamın bir şekilde içinde yer almayı başarmıştır. Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinden itibaren idari emkanizma içerisindeki konumunu pekiştirmeye başlayan ordu, Milli Mücadele sonrasında Cumhuriyet'in ilânı ile birlikte kendisini rejimin kurucusu ve koruyucusu olarak kabul etmiş; bu durum askerin siyaset dışında kalmasını önlemiştir. Demokrat Parti iktidarının ilk beş yılında arka plânda kalmayı tercih eden silahlı kuvvetler, sonraki süreçte ülkenin iyi yönetilemediği düşüncesinden hareketle hükümete karşı göstermiş olduğu tavrı 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi ile sonuçlandırmıştır. Müdahaleyi takiben oluşturulan askeri ara rejim, bir yıl sonra genel seçimlere giderek yönetimi sivil siyaset kurumlarına devretmiştir. Fakat 27 Mayıs hareketinin, gerçekleştirilmesi kararlaştırılan reformları henüz tamamlamadığını ileri sürerek sivil idareye geçişin erken olduğunu düşünen, önücülüğünü Albay Talât Aydemir'in yaptığı oluşum, 22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963 tarihli iki başarısız müdahale girişiminde bulunmuşltur. Yapılan yargılamalar neticesinde Albay Talât Aydemir ve Binbaşı Fethi Gürcan idam edilmiş; olaylara karışan Kara Harp Okulu öğrencilerinin tamamının okulla ilişikleri kesilmiştir.Anahtar Sözcükler: 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi, Ordu-Siyaset İlişkisi

27 Mayıs 1960 ihtilaliAskeri müdahaleOrdu-devlet ilişkileri+2
Levent Börklüoğlu
Çanakkale Onsekiz Mart University
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye-Suudi Arabistan siyasi ilişkileri (2002-2020)

Bugünkü Suudi Arabistan topraklarını içeren Arap Yarımadası XVI. yy'ın başlarında Osmanlı hâkimiyeti altına girmiş, 400 yıllık Osmanlı hâkimiyetinden sonra 1932'de Abdülaziz el-Suud tarafından resmen bağımsız bir devlet olarak kurulmuş ve Suudi Arabistan Krallığı adını almıştır. I. Dünya Savaşı ile birlikte Osmanlı Devleti'nin parçalanması sonrasında kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti, Batıya yönelik dış politika izlemiş ve Suudi Arabistan da dâhil Ortadoğu ülkeleriyle yakın ilişkiler kurmamıştır. Türkiye'nin Suudi Arabistan ile ilişkileri 2002'de AKP hükümetinin iktidara gelmesiyle daha önce hiç olmadığı kadar olumlu yönde ilerleme kaydetmiş, iki ülke arasında siyasi, ticari, turizm, kültür gibi alanlarda ilişkiler güçlendirilmiştir. 2006 yılında Suudi Arabistan'dan Türkiye'ye 40 yıl sonra ilk kez kral düzeyinde bir ziyaret gerçekleştirilmiştir. Ancak 2011'de Arap ülkelerinde meydana gelen ve "Arap Baharı" olarak adlandırılan devrimci hareketler sonrası iki ülke arasındaki ilişkiler bölgede yaşanan siyasi olaylar konusunda konumlandıkları yer dolayısıyla gerginleşmeye başlamıştır. Arap Baharı'ndan sonra da iki ülke arasında ciddi krizler ortaya çıkmıştır. 2017'de Suudi Arabistan'ın içinde bulunduğu beş ülkenin Katar'la diplomatik ilişkilerini kesmesiyle patlak veren krizde Türkiye'nin Katar'a destek vermesi, Türkiye ile Suudi Arabistan'ın Libya'daki karışıklıkta yer aldığı taraflardan doğan gerginlikler ve 2018 yılında Suudi Gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın Suudi Arabistan'ın İstanbul Başkonsolosluğu'nda Suudiler tarafından öldürülmesiyle iki ülke arasında çıkan diplomatik kriz bu dönemde iki ülke arasında yaşanan diğer önemli diplomatik krizlerdir. Bu tez 2002-2020 yılları arasındaki Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerini incelemektedir.

Siyasi ilişkilerSuudi ArabistanTürk-Suudi Arabistan ilişkileri+2
Emine Savaşcı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir siyasetname olarak Kınalızâde Ali Efendi'nin Ahlâk-ı Alâî eserinde yönetim-siyaset ilişkisi

Modern yönetim ve siyaset düşüncesinin belirttiği yönetim ile siyaset ayrılmalıdır görüşünün aksine, siyasetnamelerde bu iki kavramın birlikte ele alındığı bir anlayış hâkimdir. Siyasetname geleneğinin bir ürünü olan Kınalızâde Ali Efendi'nin Ahlâk-ı Alâî isimli eseri de benzer bir anlayışla yazılmıştır. Eser, modern düşüncedeki yönetim ile siyaset arasında ayrımın yapıldığı ve kavramların birbiri ile çatıştırıldığı bir anlayışla değil, birlikte düşünüldüğü bir yönetim ve siyaset düşüncesine sahiptir. Devletin ayakta kalması ve toplumsal adalet ile mutluluğu sağlama yolunda olaylara bütüncül bir bakış açısı ile yaklaşılmış, söz konusu nedenle de yönetim, siyaset, ahlak ve din gibi kavramlar bir bütün olarak birlikte ele alınmıştır. Kınalızâde'nin eserinde bahsettiği kişi, aile ve devlet ahlakı düşüncesi, yönetim ve siyaset açısından varılmak istenen ideal devlet ve toplum yapısının sistematiğini oluşturmaktadır. Ahlâk-ı Alâî'de yönetim ve siyaset anlamında ideal devlete giden yolda kişi ahlakı en önemli uğrağı oluşturmaktadır. Eserde ideal devlet ve toplum yapısının oluşması, hükümdarın erdemli olmasına bağlanmıştır. Ki buradan yönetim ve siyasetin ahlâk temeline dayandırıldığı görülmektedir. Dolayısıyla; Kınalızâde düşüncesinde yönetim ve siyaset, ideal devlet ve toplum yapısının oluşturulması noktasında ahlâki açıdan bir bütün olarak ele alınan kavramlardır. Anahtar kelimeler: Yönetim-Siyaset İlişkisi, Siyasetname(ler), Ahlak, Kınalızâde Ali Efendi, Ahlâk-ı Alâî

Ahlak-ı AlaiKamu yönetimiKınalızade Ali Çelebi+4
Muhammed Enes Zorlu
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimEN

Knowledge and technology transfer between Turkey and Germany in the interwar period and its impact on the political, military and cultural relations

Turkey and Germany have established strong relationships in the political, economic, military, educational, cultural and scientific fields in the recent historical period. These relations from the past to the present have contributed to both Turkey and Germany. These relations between Turkey and Germany are so advanced that they can not be compared with any other country. However, when comparing the two countries, the transfer of knowledge and technology from Germany to Turkey in social and scientific fields has been advanced. Scientific experiences transferred from Germany to Turkey in this framework are mainly about the transfer of information and technology and especially the study of the influence of Germany over Turkey. After looking at the historical dimensions of the relations and the modernisation process of the Republic of Turkey, and the first years of the foundation of the Republic of Turkey, the arrival of German scientists, the problems they encountered before and after they arrived, in addition the contributions and effects on Turkish institutions and organisations, and how they affected the relations between the two countries has been researched.

GermanyMilitary relationsInformation transfer+7
Celal Tüter
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00

İlgili konular