Uyku bozuklukları
Bu konu başlığı altında 177 tez
Gebelikte uyku bozuluklarının yaşam kalitesine etkisi
Annelik gebelik ve doğumla başlayıp kadının yaşamı boyunca devam eden doğal bir olay olmasına rağmen fizyolojik, psikolojik ve sosyal birçok değişikliği de beraberinde getirmektedir. Bu değişiklikler arasında günlük yaşam kalitesi ve gebelik seyrini etkilemesi bakımından uyku önemli bir faktördür. Bu çalışma gebelerde uyku bozukluklarının saptanması ve uyku sorunlarının yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 1 Haziran-30 Temmuz 2014 tarihleri arasında Ankara Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum Polikliniğine başvuran ve araştırmaya katılım kriterlerine uyan 267 gebe oluşturmuştur. Araştırmada; "Bireysel Bilgi Formu", "Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ)" ve "SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği" olmak üzere üç ayrı veri toplama aracı kullanılmıştır. Çalışmada gebelerin yaş ortalaması 27.5±4.9 olup yarıdan fazlasında uyku sorunu (%68.5) olduğu tespit edilmiştir. İleri yaş grubundakiler, primiparlar, gelir düzeyi düşük olanlar, obez olanlar, gebeliği boyunca 16 ve üzeri kilo alanlar, gebeliğin son trimesterinde bulunanlar ve sigara kullananların uyku kalitesinin daha kötü olduğu saptanmıştır (p<0.05). Gebelerin SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği alt bileşen puan ortalamaları; fiziksel fonksiyon 36.9±14.6, rol güçlüğü (fiziksel) 21.6±20.5, ağrı 33.8±18.5, genel sağlık 35.3±9.5, vitalite (enerji) 34.1±15.3, sosyal fonksiyon 34.6±14.7, rol güçlüğü (emosyonel) 25.3±20.0, mental sağlık 36.3±10.4 dür. Buna göre gebelerin yaşam kaliteleri ortalamanın altında olup, eğitim, aile tipi, gebelikte alınan kilo, gebelik haftası, sigara kullanımı ve uyku sorunu yaşama durumlarıyla ilişkili bulunmuştur (p<0.05). Araştırma sonucunda, gebelerin yaklaşık üçte ikisinin uyku kalitesinin kötü olduğu ve gebeliğe bağlı pek çok faktörle ilişkili olduğu, dolayısıyla yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediği saptanmıştır. Bu anlamda gebelerin yaşadığı uyku sorunlarını en kısa sürede azaltarak yaşam kalitelerini geliştirmek için ebe ve hemşireler başta olmak üzere tüm sağlık ekibine önemli görevler düşmektedir. Anahtar Kelimeler: Gebe, uyku kalitesi, uyku sorunu, yaşam kalitesi.
Obstrüktif uyku apnesi sendromunda allerjik rinitin rolü
Obstrüktif uyku apnesi sendromu (OSAS) uykuda solunum bozukluğu ile karakterize toplumun büyük bölümünü etkileyen bir hastalıktır. Etyolojisinde bir çok faktör suçlanmıştır. Santral, periferik veya mikst tipte bir apne olabilir. Klinik pratikte kulak burun boğaz hastalıları olarak daha çok periferik apnelerle karşılaşılmaktadır. Alerjik rinit hastalığı nazal, nazofaringeal ve faringeal mukozalarda ödem ve konjesyona sebep olabilen bir hastalıktır. OSAS hastalarında alerjik rinit bulgularının da olması OSAS semptomlarını ağırlaştırmaktadır. OSAS tanısı koymadan önce basit bir testle alerjik rinit hastalarının ortaya koyulması ve bu hastaların tedavi edilmesi OSAS'ın tanı ve tedavisini kolaylaştıracaktır. 54 hasta üzerinde yaptığımız bu çalışmada alerjik rinit tarama testi olarak kullanılan SFAR (score for allergic rhinitis) skorlaması ile OSAS'lı hastalarda alerjik rinitin normal hastalara göre daha sık görüldüğünü ve alerjik rinit semptomlarının OSAS'ı yalancı bir şekilde oluşturabileceğini veya alevlendirebileceğini göstermeye çalıştık. OSAS tanısı koymadan önce basit bir tarama testi ile alerjik rinit hastalarını ekarte ederek daha doğru tanı ve tedavi uygulanabileceğini vurguladık.
Huzur evinde yaşayan yaşlılarda kapsamlı geriyatrik değerlendirme ile uyku bozukluğu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızın amacı huzurevinde yaşayan 65 yaş ve üstü bireylerde kapsamlı geriatrik değerlendirme ile uyku kalitesini etkileyen faktörlerin belirlenmesidir. Gereç-Yöntem: Çalışmaya huzurevinde kalan, yaş ortalaması 82.40 ± 6.33 olan 107 (67 kadın 49 erkek) yaşlı birey alınmıştır. Yaşlı bireylere kapsamlı geriatrik değerlendirme yapılmış bilgileri kaydedilmiştir. Uyku kalitesi (PUKİ-Standford) değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmada yer alan bireylerin %34,7sinin Uyku Pitsburg Ölçek puanı 5'den az (uyku bozukluğu yok), % 65,3 ünün ise 5'den fazla olduğu (uyku bozukluğu var) hesaplanmıştır. Olgular SF-36 skorları açısından gruplandırıldığında Standford uykululuk ölçeği puanları ile SF-36 ölçek alt boyutlarından fiziksel fonksiyon, genel sağlık durumu, canlılık, sosyal fonksiyon ve emosyonel fonksiyon puanları arasında negatif yönlü, zayıf doğrusal bir ilişki saptanmıştır. İstatistiksel olarak anlamlıdır (sırasıyla; rho= -0.307, p=0.002, rho=-0.274, p=0.006, rho= -0.349, p<0.001, rho= -0.242, p=0.015, rho= -0.248, p=0.012).PUKİ puanları ile SF-36 ölçek tüm alt boyutlarının tümü ile pozitif yönlü doğrusal ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır.(p<0,001) Sonuç: Çalışmamız huzurevinde yaşayan yaşlı bireylerde kötü uyku kalitesinin sık rastlanan bir problem olduğunu göstermiştir. Çalışmamızda uyku kalitesinin kötü olmasında önemli risk faktörlerinden birinin yaşlı bireyin yaşam kalitesi düzeyi olduğu tespit edilmiştir.
Menopozal dönemdeki kadınlarda huzursuz bacak sendromunun (HBS) görülme sıklığı, yaşam ve uyku kalitesi üzerine etkisi
Araştırma, menopozal dönemdeki kadınlarda Huzursuz Bacak Sendromunun görülme sıklığı, yaşam ve uyku kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacı ile tanımlayıcı ve karşılaştırmalı bir çalışma olarak planlanmıştır Araştırmanın örneklemini Menopoz Polikliniğine başvuran ve HBS'li olan 256 ile HBS'li olmayan 359 menopoz dönemindeki toplam 615 kadın oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak, "Bireysel Bilgi Formu", "Huzursuz Bacak Sendromu Tanı Kriterleri", "Huzursuz Bacak Sendromu-Şiddet Değerlendirme Ölçeği", "Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi", "SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 53.72±5.92 yıl olup, %50.4'ünün HBS'li olduğu ve %46.8'inin ise HBS'li olmadığı belirlenmiştir. Araştırmadaki her iki gruptaki kadınların çoğunluğunun ilkokul eğitim düzeyinde eğitim aldıkları, çoğunluğunun evli olduğu ve gelir getiren bir işte çalışmadıkları belirlenmiştir. Araştırmada HBS'li olan ve HBS'li olmayan grup karşılaştırıldığında; HBS farkındalığı, ailede HBS tanısı ve ailede HBS olan bireyler yönünden gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar olduğu ortaya çıkmıştır (p<0.05). HBS'li olan kadınların %96.1'inin ve HBS'li olmayan kadınların %88'inin menopozda sağlık sorunları yaşadıkları ve bu sorunların çoğunluğunun sıcak basması sorunu olduğu belirlenmiştir. HBS'li olan ve olmayan iki grup Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi Ölçeği puanları açısından karşılaştırıldığında uyku kalitesi, öznel uyku kalitesi, uyku latensi, uyku süresi, alışılmış uyku etkinliği ve uyku bozukluğu alt ölçek puanları HBS'li olan grupta istatistiksel anlamlılık düzeyinde daha kötü olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Benzer şekilde HBS'li olmayan kadınların yaşam kalitesinin HBS'li olanlara göre daha iyi olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Özellikle HBS'li olan ve olmayan kadınların Yaşam Kalitesi Ölçeği'nin fiziksel fonksiyon (p=0.00), fiziksel-rol sınırlamaları (p=0.00), ağrı (p=0.00) genel sağlık algısı (p=0.00), enerji ve zindelik (p=0.00), sosyal fonksiyonellik (p=0.00) ve mental-rol (p=0.00) alt ölçeklerinde istatistiksel anlamlılık düzeyinde farklılıklar olduğu belirlenmiştir.
Tıkayıcı uyku apnesinde cerrahilerin uyku mimarisine, pozisyonuna ve polisomnografi parametrelerine etkisi
Tıkayıcı uyku apnesinde ilk tercih tedavi yöntemi PAP olup, kompliyans geliĢen durumlarda cerrahiye baĢvurulmaktadır. Teknolojinin geliĢimiyle transoral robotik dil kökü cerrahisi günümüze popülaritesi artan bir cerrahi olarak görülmektedir. Bu çalıĢmada robotik dil kökü ve epiglot cerrahilerinin uyku mimarisi üzerine etkisini göstermeyi amaçladık. 2016 Ocak-2018 yılları arasında kliniğimizde izole dil kökü patolojisi olan 72 hastaya TORS epiglot cerrahisi ve/veya dil kökü cerrahisi yapıldı. Preoperatif ve postoperatif 6. ayda polisomnografi testi yapıldı. Apne-hipopne skorları, uyku zamanları ve pozisyonları karĢılaĢtırıldı. Hasta verileri ve komplikasyonlar hastane elektronik veritabanından bulundu ve not edildi. Dahil edilme kriterlerini sağlayan 63 hasta çalıĢmaya alındı. Dil kökü eksizyonu (DK) yapılan 41 hasta, dil kökü eksizyonu ve epiglot peeling (DK+EP) yapılan 22 hasta polisomnografik veriler, Epworth Uykululuk Skalası (EUS), Horlama Vizüel Analog Skalası (VAS), komplikasyonlar bakımından karĢılaĢtırıldı. DK grubunda AHĠ skorunda %64.1, DK+EP grubunda AHĠ skorunda %59.38 oranında düĢüĢ oldu. Supin AHĠ skorunda ise sırasıyla %65.17 ve %78.29 oranında düĢüĢ oldu. Uyku mimarisi üzerine etkileri bakımından da karĢılaĢtırma yapıldı. Uyku pozisyonlarında geçirilen sürelerde ve uyku etkinliğinde istatiksel olarak bir farklılık oluĢmadı. EUA bakımından istatiksel olarak farklılık gözlenmedi.
Tıp fakültesi öğrencilerinde akıllı telefon bağımlılığı ile dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve uyku kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Akıllı cep telefonlarının işlevleri her geçen gün gelişmektedir. Akıllı cep telefonlarının kullanım sıklığı da ülkemizde ve dünyada giderek artmaktadır. Bunun sonucunda da bazı kişilerde bağımlılık belirtilerinin görülmesi ile birlikte davranışsal bir bağımlılık türü olarak akıllı cep telefonu bağımlılığı kavramı gündeme gelmiştir. Bu çalışmada amacımız, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerindeki akıllı telefon bağımlılığı ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, depresyon ve uyku kalitesi arasında olabilecek ilişkiyi belirlemektir. Yöntem: Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde okuyan ve akıllı cep telefonu bulunan 200 öğrenci çalışmamıza dahil edildi. Çalışmaya katılan tüm bireylere sosyodemografik veri formu, akıllı telefon bağımlılığı ölçeği, erişkin dikkat eksikliği hiperaktivite ölçeği, beck depresyon ölçeği ve Pitssburgh uyku kalitesi indeksi uygulandı. Veriler yüzdelik ve istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya alınanların yaş ortalaması 23,26±2,22, Katılımcıların %57,5'i 15-20 yaş aralığında ilk telefonlarını edinmişlerdi. % 67,5'i telefonu internet erişimi amacı ile kullanıyordu. Bunların %73,0'ı da sosyal ağ içindi. Kadınlarda erkeklere göre BDÖ skorlarında anlamı fark bulundu (p= 0,047). ATBÖ'ye göre katılımcıların % 32'si bağımlıydı. PSQI'ya göre de % 51,5'da uyku kalitesi kötüydü. ATBÖ'ye göre bağımlı olan grupla olmayanlar arasında BDÖ, ASRS ve PSQI skorlarında anlamlı fark bulunmadı. ASRS'ye bakıldığında DEHB olanlarda, olmayanlara göre BDÖ ve PSQI skorları anlamlı derecede fazla bulundu (cf 0,036, p= 0,05). BDÖ'ye baktığımızda Depresyon olanlarda, olmayanlara göre ASRS ve PSQI anlamlı derecede yüksek bulundu (p= 0,001, p< 0,001). PSQI'ya bakıldığında uyku kalitesi kötü olanlarda, olmayanlara göre ASRS ve BDÖ skorları anlamlı derecede yüksek bulundu (p= 0,001, p< 0,001). ATBÖ ile ASRS arasında hafif düzeyde pozitif korelasyon, ASRS ile BDÖ ve PSQI arasında orta düzeyde pozitif korelasyon, BDÖ ile PSQI arasında orta düzeyde pozitif korelasyon tespit edildi. Sonuç: Çalışmamızda tıp fakültesi öğrencilerinde akıllı telefon bağımlılığı olanlar ile olmayanlar arasında Depresyon, DEHB ve Uyku kalitesi arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptayamadık. Anahtar kelimeler: Akıllı cep telefonu bağımlılığı, depresyon, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, uyku
Obstrüktif uyku apne sendromu hastalarında sürekli pozitif havayolu basıncı tedavisinin inflamasyona (periostin, TGF-beta, TNF-alfa, IL-6, CRP düzeylerine) ve spot idrarda mikroalbumin düzeyine etkisi
Amaç: OUAS hastalarında serum periostin, IL-6, TGF – beta, TNF-alfa, CRP ve spot idrarda mikroalbümin düzeylerini ilk tanı anında ve 3 aylık CPAP tedavi sonrasında karşılaştırarak CPAP tedavisinin inflamasyon parametrelerine etkilerini incelemektir. Yöntem: Çalışmaya 24 kontrol, 38 CPAP tedavisi almayan hafif-orta OUAS tanılı hasta ve 29 CPAP tedavisi başlanan ağır OUAS tanılı hasta olmak üzere toplam 91 kişi dahil edilmiştir. Başlangıç ve CPAP tedavisinin 3.ayında sonuçlar kaydedilmiştir. Veriler için uygun analizler SPSS 21.0 programı ile yapılmış ve p<0,05 olması anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Hafif-orta OUAS ve ağır OUAS olan hastalar ile karşılaştırıldığında, normal PSG sonucuna sahip hastalar daha fazla sıklıkta kadındır. PSG sonucu normal olan hastaların SFT sonucu daha fazla sıklıkta normal, daha az sıklıkta obstrüktif / restriktiftir. OUAS olmayan hastalar ile karşılaştırıldığında, ağır OUAS hastalarının yaşı daha fazladır. Hafif-orta / ağır OUAS hastaları ile karşılaştırıldığında, PSG sonucu normal olan hastaların BKİ'si ve TNF alfa değeri daha düşüktür. Ağır OUAS hastalarının CPAP tedavisi öncesinde kaydedilen mikroalbümin/kreatinin, hs CRP, TGF – Beta 1, TNF alfa, IL-6 ve periostin değerleri ile 3 aylık CPAP tedavisi sonrasında kaydedilen aynı değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı olmamakla beraber bir azalma olduğu gözlenmiştir. Sonuç: OUAS hastaları daha fazla sıklıkta erkekler, yaşlı ve obezlerden oluşmaktadır. OUAS hastalarının TNF – alfa değeri daha yüksektir. Diğer inflamasyon parametreleri sağlıklı katılımcılar ile karşılaştırıldığında, OUAS hastalarında istatistiksel olarak anlamlı olmamakla beraber daha fazladır. CPAP tedavisi sonrasında da anlamlı olmamakla beraber bu parametrelerin azaldığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Obstrüktif Uyku Apne Sendromu, Periostin, IL-6, TGF-Beta, TNF-Alfa, CRP, Spot İdrarda Mikroalbümin
Psoriasis hastalarında yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarının klinik bulgular ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmaya 01.11.2021-01.11.2022 tarihleri arasında 18-65 yaş arası, yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş, psoriasis tanısı alan 250 hasta ve 145 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Bir sosyodemografik veri formu hazırlanarak katılımcıların yaşı, cinsiyeti, boyu, vücut ağırlığı, medeni hali gibi veriler kaydedildi. Psoriasisin klinik alt tipi, başlangıç yaşı, hastalığın süresi, aile öyküsü, kullanılan tedavi, kronik hastalık öyküsü gibi bilgiler kaydedildi. Egzersiz alışkanlıkları Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi soruları (IPAQ) ile değerlendirildi. Beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesinde DSÖ'nün beslenme kılavuzundaki tanımlamalar esas alınarak, hastaların yağ, sebze-meyve, kırmızı et ile tuz tüketimi sorgulandı. Diyet özellikleri, glisemik indekse göre sınıflandırılmış yiyeceklerin alımı hakkındaki bilgiler sorgulanarak kaydedildi. Uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PSQI) ile yaşam kalitesi Dermatoloji Yaşam Kalite İndeksi (DYKİ) ile değerlendirildi. Psoriasis hastalarında kontrol grubuna göre azalmış fiziksel aktivite saptandı. Psoriasis hastalarında kontrol grubuna göre düşük sebze meyve tüketimi ve yüksek tuz tüketimi alışkanlığı izlendi. Yüksek et tüketimi ve düşük sebze meyve tüketimi olan hastalarda psoriasisin erken yaşlarda başladığı izlendi. Psoriasis şiddeti ile beyaz ekmek, beyaz pirinç, beyaz şeker, çekirdek tüketimi arasında pozitif yönde korelasyon saptandı. Psoriasis hastalarında PSQI skoru kontrol grubuna göre yüksek saptandı. Psoriasis süresi ve psoriasis başlangıç yaşı ile PSQI arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı. Psoriasis hastalarında azalmış fiziksel aktivite ve buna bağlı obezitede artış, kötü beslenme alışkanlıkları ve uyku bozuklukları sık izlenmektedir. Psoriasis hastalarında yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, hastalığın kontrol altına alınması ve hastalık şiddetinin gerilemesinde etkili olabileceği görülmüştür. Fiziksel aktivite, beslenme alışkanlıkları ve uyku bozukluklarının psoriasis hastalarına etkilerini belirlemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.
Obstrüktif uyku apne sendromlu hastalarda işitme ve denge sisteminin akustik ve psikosomatik testlerle değerlendirilmesi
Dünyada ve ülkemizde önemli bir halk sağlığı problemi olan OUAS basit bir uyku problemi olmayıp, vücuttaki bütün sistemleri etkileyebilen sistenik bir hastalıktır. OUAS tanı ve tedavisinde; KBB, Göğüs hastalıkları, nöroloji, kardiyoloji ve dahiliye uzmanları ve uyku fizyologlarının multidisipliner bir şekilde çalışması gerekmektedir. Bu çalışmada OUAS' da oluşan hipoksi ve hiperkapni ataklarının işitme ve denge sistemi üzerine olan etkilerini psikosomatik ve akustik testlerle araştırıldı.Bu çalışma İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi İnsan Araştırmaları Etik Kurulunun izni alındıktan sonra, İnönü Üniversitesi Odyoloji Laboratuvarında gerçekleştirildi. Çalışmada toplam 95 olgu dahil edildi. Bu olguların 71'i OUAS'lı hasta grubunu, 24 `ü ise kontrol grubunu oluşturmaktaydı. Çalışmaya katılan tüm bireylerin KBB muayeneleri yapıldı. Anamnezinde odyovestibüler patoloji geçirmeyeneler ve kulak patolojisi saptanmayan olgular çalışmaya dahil edildi. Çalışma için tüm olgulara odyoloji labaratuvarında timpanometri, saf ses odyometri, yüksek frekans odyometri, otoakustik emisyon testi, Kalorik test ve ENG testi yapıldı. Aynı zamanda tüm olgulara Tinnitus engellilik Anketi, Beck Depresyon Ölçeği, Vizüel Analog Skalası anketi uygulandı. Sonuçlar istatiksel olarak değerlendirildi.OUAS hastalarda yüksek frekans odyometri ile saptanan değerler hem kontrol grubuna hemde hafif OUAS'lu gruba göre anlamlı farklılıklar saptandı. Ağır OUAS' lı hastaların BDÖ ölçek puanlaması hem kontrol grubuna göre hemde hafif OUAS hastalarına göre anlamlı farklılıklar saptandı. Diğer parametrelerde istatiksel olarak analmalı fark tespit edilmedi.Sonuç olarak; OUAS' lı hastalarda yüksek frekanslarda işitme kaybı olduğu görüldü.Anahtar kelimeler: Obstrüktif Uyku Apne Sendromu, Odyolojik değerlendirme, Vestibüler sistem, Psikosomatik anket
Uyku apne sendromlu bireylerde CPAP tedavisinin EEG'de izlenen uyku iğcikleri üzerine etkisi
ÖZET: Amaç:Bu çalışmada polisomnografi ile OSAS tanısı konmuş hastalarda CPAP tedavisi öncesi ve CPAP tedavisi sonrası uyku iğcikleri karşılaştırılarak nasıl değişiklikler ortaya çıktığını bulmayı amaçladık. Gereç-Yöntem:Çalışmaya yaşları 18?den büyük PSG ile OSAS tanısı konan 73 hasta (E/K:61/12) çalışmaya alındı. Konjestif kalp yetmezliği, KOAH, bronşial astım, nörolojik hastalığı olan hastalar çalışmaya alınmadı. Hastalara tüm gece polisomnografik test yapıldı. PAP titrasyonu otomatik- CPAP (APAP remstar, respironics, Germany) ile yapıldı. Hastaların uyku iğcikleri NREM-S2 evresinde sayıldı. Minimum 15 dakikalık S2 uykusundaki iğcikler sayılıp bir saate uyarlandı, saatlik uyku iğciği indeksi hesaplandı. Bulgular: Çalışmaya OSAS tanısı olan 73 hasta alındı. PAP tedavisi öncesi ortalama saatlik uyku iğciği sayısı PAP tedavisi sonrası tekrar sayıldığında anlamlı artış saptandı.(288+-55 392+-40) Ayrıca uyku iğciği sayısı ile hasta yaşı arasında anlamlı korelasyon bulundu.(r :0.74 p<000) Tartışma: Uyku ve bellek arasında çok yönlü bir ilişki tanımlanmıştır. Uyku iğciklerinin aynı zamanda uyku kalitesinin bir belirteci olduğu düşünülmektedir. Uyku iğciği ile eşleşmiş beyin aktivitesi öğrenme bağımlı olarak artar. Öğrenme sonrası uyku iğciği amplitüdünde artış ve hipokampal aktivasyonunda artış izlenir. Bu artış özellikle topografik öğrenme sırasında oluşur. OSAS tanılı CPAP kullanan hastalar üzerinde yaptığımız çalışmamızda tedavi öncesi ile kıyaslandığında uyku iğciklerinin sayısında CPAP tedavisi sonrasında anlamlı artış saptandı. Genç hastalarda yaşlı hastalara göre uyku iğcik sayısının daha fazla olduğu gösterildi. Anahtar Kelimeler:Obstrüktif Uyku Apne Sendromu, PAP tedavisi, Uyku iğciği
COVİD-19 pnömonisi geçiren olgularda uykusuzluk şiddeti ve uyku kalitesinin değerlendirilmesi
Uykusuzluk genel olarak uykuya başlamada güçlük, yeterli zaman ya da fırsat olmasına karşın uykunun süresinde, bütünlüğünde ve kalitesinde yetersizlik ve gün içine yansıyan olumsuz sonuçları ile tanımlanır. Çalışmada COVID-19 pnömonisi geçiren olgularda uykusuzluk şiddeti ve uyku kalitesinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Mart 2020 - Ekim 2021 arasında COVID-19 pnömonisi geçiren, Bursa Uludağ Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Polikliniği'ne ayaktan başvuran, pandemi kliniklerinde ve pandemi yoğun bakım ünitelerinde yatarak tedavi görmüş 250 hasta retrospektif olarak değerlendirildi.Çalışma yapılırken Obstruktif Uyku Apnesi Sendromu(OSAS) açısından hastaların semptomları sorgulandı.OSAS tanısı ve genel olarak uyku ile ilişkili solunum bozuklukları tanısı olan hastalar çalışmaya alınmadı.Hastaların demografik özellikleri, sigara kullanımları, komorbid hastalıkları, uyku süreleri, tedavi şekilleri, pandemi klinik ve yoğun bakım ünitesinde yatış süreleri not edildi.Uyku kalitesi Pitssburgh Uyku Kalitesi ölçeği (PSQI) ile Uykusuzluk Şiddeti İndeksi (ISI) ile değerlendirildi. Olgulara Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi uygulandığında, total ortalama skor 6 [0-18] olarak saptandı. Hastaların 164'ü (%65,6) 5 ve üzerinde skor alarak kötü uyku kalitesine sahip olduğu saptandı. Pandemi kliniğinde daha uzun süreyle yatan hastaların uyku kalitesinin istatistiki anlamlı olarak daha kötü olduğu saptanmıştır. İmmünsüpresif hastalığı olan COVID-19 olguları insomnia açısından değerlendirildiğinde, immünsüpresif hastalık varlığının şiddetli insomnia riskinde artış ile ilişkili, istatistiki anlamlı olduğu belirlendi (p=0,001). Yoğun bakım ünitesinde takip edilen olguların Uykusuzluk Şiddeti İndeksi(ISI) total skoru ortalama değeri 7,5 [0-28], ayaktan tedavi verilen hastaların 7 [0-27] saptanmış iken kliniklerde takip edilen hastalarınki 5 [0-28] olarak saptanmıştır (p=0,023). Özellikle COVID-19'u ağır geçiren, yoğun bakımda ve hastanede uzun süre yatan hastalar olmak üzere, COVID-19 pnömonisi geçiren tüm hastalar taburculuk sonrasında psikiyatrik durum ve uyku bozukluklarının ortaya çıkabileceği unutulmamalı ve bu açıdan değerlendirilmelidir. Anahtar kelimeler: COVID-19, uyku bozukluğu, insomnia
Obstrüktif uyku apne sendromu olan hastalara uygulanan solunum egzersizinin gündüz uykululuğa ve yorgunluğa etkisi
Bu araştırma obstrüktif uyku apne sendromu (OUAS) tanısı alan hastalara uygulanan solunum egzersizinin gündüz uykululuğa ve yorgunluğa etkisini incelemek amacıyla randomize, kontrollü ve deneysel olarak yapıldı. Araştırma 22 Ocak-26 Mayıs 2021 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin göğüs hastalıkları polikliniğine başvuran OUAS tanısı almış hastalarla yapıldı. Çalışmanın evrenini ilgili polikliniğe başvuran OUAS tanısı almış tüm hastalar, örneklemini ise dahil edilme kriterlerini taşıyan hastalar oluşturdu. Araştırma öncesi etik kuruldan, kurumdan ve hastalardan izin alındı. Çalışmaya alınan hastalar bir program yardımıyla müdahale (n=30) ve kontrol (n=30) grubuna ayrıldı. Müdahale grubundaki hastalara yüzyüze görüşme tekniği ile diyafragmatik ve büzük dudak solunumunu içeren solunum egzersizleri öğretilerek ilk uygulama yapıldı. Daha sonra bu gruptaki hastalara araştırmacı tarafından online görüşme yöntemi ile, her bir seans her sabah/akşam, 10-15 dakika ve toplamda 20-30 dakika olacak şekilde solunum egzersizleri sekiz hafta boyunca uygulandı. Veriler, Soru Formu, Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ) ve Piper Yorgunluk Ölçeği (PYÖ) ile toplandı. EUÖ, 0-3 şeklinde puanlanmakta ve yüksek puan gündüz uykululuğunu göstermektedir. Dört alt boyuttan oluşan PYÖ'de ise ölçekten alınan toplam puan 0-10 arasında değişmekte ve puan arttıkça yorgunluk düzeyi de artmaktadır. Soru formu, EUÖ ve PYÖ çalışmanın başında, EUÖ ve PYÖ ise dördüncü ve sekizinci haftanın sonunda her iki gruba tekrar uygulandı. Verilerin değerlendirilmesinde Ki-kare, Student t ve Mann Whitney U, Paired Sample t ve ANOVA testleri kullanıldı. Müdahale grubunda yer alan hastaların uygulama öncesi 6.15±1.65 olan PYÖ toplam puan ortalamasının, dördüncü haftada 5.66±1.92, sekizinci haftada 5.34±1.94'e düştüğü, kontrol grubunda ise uygulama öncesi 5.59±1.76 olan PYÖ toplam puan ortalamasının dördüncü haftada 5.72±1.81, sekizinci haftada 5.77±1.81'e yükseldiği belirlendi. Müdahale grubundakilerin EUÖ puan ortalamasının başlangıçta 12.13±4.34, dördüncü haftada 9.83±4.7 ve sekizinci haftada 9.13±4.71'e düştüğü, kontrol grubunda ise başlangıçta 10.37±2.77 olan EUÖ puan ortalamasının, dördüncü haftada 10.4±2.79, sekizinci haftada 10.5±2.85'e yükseldiği tespit edildi. Uygulanan solunum egzersizinin grup-zaman etkileşiminin de anlamlı olduğu ve bu durumun müdahale grubundan kaynaklandığı sonucuna varıldı. Bu doğrultuda OUAS hastalarına uygulanan solunum egzersizinin primer tedavi ile birlikte uygulanabileceği düşünülmektedir.
Epilepsisi olan erişkinlerde eşlik eden psikolojik bozukluklar, uyku sorunları, gastrointestinal semptomlar araştırması
Mikrobiyota-bağırsak-beyin ekseni (MBBE) ve epilepsi arasındaki ilişki bir süredir preklinik olarak araştırılmaktadır. Bu konuda yapılan klinik çalışma sayısı azdır. Fonksiyonel gastrointestinal sistemin (FGIS) patolojisinde MBBE'nin önemli rolü olduğu kabul edilir. Ayrıca son yıllarda yapılan araştırmalar MBBE'nin anksiyete, depresyon, aleksitimi gibi nöropsikiyatrik bozuklukların gelişimi ve ilerlemesi ilişkisine odaklanmıştır. Sirkadiyen ritim ve epilepsi arasındaki etkileşim FGİS hastalıkları ile psikolojik ve uyku sorunları arasındaki ilişkiler de ayrı ayrı çalışılmıştır. Çalışmamızda bu dört durumun erişkinde birlikteliği araştırılacaktır.
The role of nurses in anxiety and sleep disorders in the elderly with chronic disease
This study aim to investigate sleep problems among elderly people and the relationship between sleep problems, anxiety and demographic variables. Also, the predictive role of sleep problems for anxiety among male and females was investigates. 255 people participated in the descriptive and cross-sectional research. The Pittsburg Sleep Quality Scale was used to determine the sleep quality of the participants. Taylor Anxiety Scale was used to measure general anxiety states. To answer the research questions, descriptive analysis (means, standard deviations, percentages and correlations), nonparametric tests (Kruskal Wallis) and linear regression analysis were used. According to the findings, individuals' education level affects their sleep onset latency levels, with those who have a higher education level having lower PSQI Sleep Onset Latency levels. Alcohol use was found to be the only variable that significantly affects sleep disturbance. Marital status was found to affect both PSQI Hypnotic Drugs and PSQI Daytime Dysfunction levels, with married individuals having higher levels compared to singles. In terms of anxiety scores, the study's results indicate that there are no notable differences in anxiety scores concerning the demographic variables examined. There is also a significant difference in nursing role perception based on education level, with high school graduates having a higher nursing role perception level compared to university graduates. Finally, the study found that sleep problems did not predict anxiety levels for either females or males. Findings are discussed on the basis of relevant literature.
Obstrüktif uyku apnesi olan hastalarda pozitif hava yolu basınç tedavisinin oksidatif stres üzerine etkisi
Obstrüktif uyku apnesi (Obstructive Sleep Apnea: OSA), uyku sırasında meydana gelen tam veya kısmi üst solunum yolu obstrüksiyonları ile karakterize hipoksi, reoksijenizasyon ve arousallar ile sonuçlanan bir sendromdur. Bu yüksek lisans tezinin amacı OSA sendromu ile oksidatif stres arasındaki ilişkiyi oksidan-antioksidan dengenin en temel belirteçleri olan serum TOS ve TAS parametreleri üzerinden değerlendirmek, TOS ve TAS parametreleri ile hastalığın şiddetini belirten uyku parametreleri arasındaki ilişkiyi incelemek ve OSA sendromlu hastalara uygulanan bir aylık pozitif hava yolu basıncı (Positive Airway pressure: PAP) tedavisi sonrasında TOS ve TAS parametrelerindeki değişiklikleri ortaya koymaktır. Araştırma Yozgat Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Uyku Merkezinde polisomnografi (PSG) kaydı yapılan toplam 70 kişi üzerinde gerçekleştirildi. Araştırmanın kontrol grubunu uykuda solunum bozukluğu şüphesi ile başvuran ve PSG kaydı yapılarak AHİ< 5 bulunan olgular teşkil etti. AHİ değeri 15'in üzerinde belirlenen OSA olguları ise tedavi grubunu oluşturdu. Tedavi grubundaki hastalara bir aylık PAP tedavisi uygulandı. Hem kontrol grubundan hem de bir aylık PAP tedavisi uygulanan gruptan açlık kan örnekleri alınarak serum TOS ve TAS değerleri ölçüldü. Araştırmadan elde edilen bulgular OSA tanısı konan tedavi grubunda hastalığın şiddetinin artmasıyla oksidatif stres belirteçleri olan TOS seviyesinin de istatistiksel olarak yükseldiğini (p<0,05), TAS seviyesinin ise azaldığını (p<0,05) göstermiştir. PAP uygulanan tedavi grubunda ise AHİ, ort. spO2 ve min. spO2 değerlerinde iyileşme, TOS değerlerinde azalma, TAS değerlerinde yükselme belirlendi. Kontrol ve tedavi grupları arasında istatiksel bir korelasyon gözlenmedi (p<0,05). Sonuç olarak, bu yüksek lisans tez çalışması OSA'lı hastalarda oksidatif stresin daha yüksek olduğunu, PAP tedavisi uygulanmasının oksidatif stresi azalttığını ve hastalığın şiddetini belirten uyku parametrelerinde düzelmelere yol açtığını göstermiştir.
Glokom hastalarında uyku bozukluğu ile fotosensitif retina ganglion hücreleri arasındaki ilişki
Amaç: Glokom hastalarında, progresif fotosensitif retinal ganglion hücrelerinin hasarı sonrasında sirkadiyen ritimdeki bozukluğun hastaların gece uyku kalitesi ve gündüz uykululuk durumu üzerine etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışmaya Ağustos 2020 ile Şubat 2021 tarihleri arasında Yozgat Bozok Üniversitesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı glokom birimine başvuran primer açık açılı glokom tanısı olup takiplerine gelen 37 hasta ile glokom tanı ve şüphesi olmayan 34 olgu alındı. Tüm hastalara Epworth Uykululuk Ölçeği (ESS) ve Pitsburg Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) aynı tecrübeli kişi tarafından yapıldı. Çalışmaya katılan bireylere uyku bozukluğuna yol açabilecek anksiyete, depresyon, OSAS gibi hastalıklar için dışlama anketleri de (Beck Anksiyete, Beck Depresyon, Berlin ve Stop-Bang) yapıldı. PAAG tanılı bireyler ile sağlıklı bireylerin RSLT, GCC, FLV ve GLV değerleri optik koherens tomografi (OKT) ile ölçüldü. Tüm hastalara perimetri yapıldı ve ortalama sapma (MD) değeri elde edildi. Glokom hastalarında tespit edilen glokomatöz hasar ile hastaların gece uyku kalitesi ve gündüz uykululuk durumu arasındaki ilişki yapılan anketler ile değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya katılan gruplar arasında yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyleri arasında fark yok idi. PAAG grubunda ortalama sapma (MD) değerlerinin sayısal değeri arttıkça, bireylerin ESS, PUKİ toplam, PUKİ uyku kalitesi, PUKİ uyku latansı, PUKİ uyku süresi, PUKİ uyku etkinliği ve PUKİ gündüz fonksiyonları değerlerinde de istatistiksel olarak anlamlı bir artış görüldü (p<0.05). PAAG grubunda ortalama RSLT, superior RSLT ve inferior RSLT değerlerindeki azalma ile ESS ve PUKİ toplam değerlerindeki artış istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Ayrıca superior RSLT ve inferior RSLT değerlerindeki azalma ile PUKİ alt bileşenlerinden uyku kalitesi, uyku latansı, uyku süresi ve uyku etkinlik değerlerindeki artış istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). PAAG grubunda GCC değerlerindeki azalma ile ESS, PUKİ toplam, PUKİ uyku kalitesi, PUKİ uyku latansı, PUKİ uyku süresi ve PUKİ uyku etkinliği değerlerindeki artış istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Kontrol grubunda ise MD, RSLT, GCC, FLV ve GLV değerleri ile ESS, PUKİ ve PUKİ alt bileşenleri ile istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Sonuç: Glokom, fotosensitif retina ganglion hücrelerinde (ipRGC) progresif kayıplara yol açabilmektedir. İpRGC'lerin progresif kaybı azalmış ışık iletimi nedeni ile sirkadiyen ritmin senkronize edilememesine yol açabilmektedir. Glokomatöz hasarın miktarı artıkça PAAG hastalarında uyku kalitesinde azalma ve gündüz uykululuk halinde artma olmaktadır. Glokom hastalarında glokom tedavisine ek olarak çeşitli profilaktik tedavilerin verilmesi ile yaşam kalitelerindeki bozulmanın önüne geçilecektir. Anahtar kelimeler: Primer açık açılı glokom, fotosensitif retina ganglion hücreleri, uyku bozuklukları, Epworth Uykululuk Ölçeği, Pittsburg Uyku Kalitesi İndeks
Uykuda solunum durması olan kalp yetmezlikli hastalarda pozitif basınçlı ventilasyon tedavisinin apelin ve iskemi modifiye albumin düzeylerine etkisi
Uykuda solunum durması kardiyovasküler morbidite ve mortalite sebebi olup kalp yetmezliği ile birlikteliği sıktır. Bu nedenle kalp yetmezlikli hastalarda uykuda solunum bozukluğu birlikteliğini akla getirmek ve tedavisini vermek önemlidir. Apelinin kardiyovasküler etkileri başta olmak üzere, gıda alımının düzenlenmesi, sıvı metabolizması, deneysel ağrı modelleri, kemik metabolizması ve insan adipositlerinde oluşan oksidatif stresin önlenmesinde yer aldığı görülmüştür. İskemi modifiye albümin (İMA) ise iskemi, hipoksi durumunda artış gösteren, özellikle akut myokard enfarktüsünde biyomarker olarak yeri olan bir belirteçtir. Bu çalışmadaki amacımız kalp yetmezlikli hastalarımızda morbidite ve mortalite üzerine olumsuz etkileri olan uykuda solunum bozukluğu tespit etmek ve pozitif basınçlı ventilasyon (PAP) tedavisinin apelin 13 ve İMA üzerindeki akut ve kronik etkilerini değerlendirmektir. Çalışmamız Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs hastalıkları Anabilim Dalı Uyku Laboratuarında, Nisan 2016-Mayıs 2017 tarihleri arasında prospektif olarak yapıldı. Çalışmaya 18 yaş ve üzeri, aydınlatılmış onam formunu imzalayan, ekokardiyografik olarak ejeksiyon fraksiyonu (EF) ≤%50 tespit edilen ve PAP tedavisine uygun olan 50 olgu dahil edildi. Hastaların anamnezleri alınıp, fizik muayeneleri yapılıp polisomnografi (PSG) planlandı. Apelin 13 ve İMA düzeyleri için venöz kanları alındı. Hastaların %96'sında uykuda solunum bozukluğu tespit edildi. Bu hastalar Bilevel Positive Airway Pressure (BPAP) titrasyonuna yatırıldı. Bunlardan 21'i BPAP'ı tolere etti. 21 hastadan BPAP titrasyonunun sabahında tekrar venöz kan alınarak apelin 13 ve İMA bakıldı. Apelin 13 düzeyi bazal değeri 8.635±6.344 pg/ml iken BPAP 1. günde 16.353±11.999 pg/ml olarak bulundu (p=0.022). İMA düzeyi bazali 4.511±2.026 IU/ml iken BPAP 1.günde 3.977±1.985'e düşüş görüldü (p=0.302). 21 hastanın eve BPAP cihazı reçete edildi. Bu hastalardan BPAP kullanımı olan 11 hastaya 3 ay sonra ulaşılarak kontrol kan alındı. Bu hastalarda bakılan apelin 13 değerleri 6.021±3.529 pg/ml iken 3. ay sonunda 8.458±3.510 pg/ml olarak tespit edildi (p=0.117). İMA düzeylerinde bazale göre BPAP 3.ayda görülen azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p=0.445). Sonuç olarak kalp yetmezlikli ve uykuda solunum durması tespit edilen hastalarda PAP tedavisi ile İMA düzeyinde anlamlı değişiklik görülmediği fakat kardiyoprotektif özelliği olduğu düşünülen apelin 13'ün PAP tedavisi ile sadece akut dönemde artış gösterdiği tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Obstrüktif uyku apne sendromu, santral uyku apne sendromu, apelin, kalp yetmezliği, IMA
Bipolar bozukluk tanılı hastalarda uyku kalitesinin değerlendirilmesi
Amaç: Bipolar bozuklukta (BPB) uyku kalitesi ötimik dönemler dahil hastalığın her döneminde etkilenmiştir. Bu çalışmada bipolar ötimik hastaların uyku kalitesinin değerlendirilmesi, uyku kalitesi ile ilişkili klinik özelliklerin saptanması, uyku kalitesinin hastalık gidişi ve işlevsellik üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Bipolar Bozukluk Birimi'ne ayaktan başvuran 18-65 yaş arası 122 hasta alındı. Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği ve Young Mani Derecelendirme Ölçeği ile hastaların ötimik dönemde oldukları doğrulandı. Sosyodemografik Veri Formu ve Bipolar Bozukluk Veri Formu dolduruldu. BPB'a eşlik eden ek tanılar DSM-IV Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme Ölçeği ve DSM-IV Eksen II Bozuklukları İçin Yapılandırılmış Klinik Görüşme Ölçeği ile belirlendi. Genel Uyku Anketi ile uykunun genel özellikleri sorgulandı. Çalışmaya katılan her hasta Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi, Epworth Uykululuk Ölçeği ve Bipolar Bozukluk İşlevsellik Ölçeği'ni doldurdu. Bulgular: Çalışmaya alınan 122 hastanın (ortalama yaş; 38,7±10,8 yıl) % 56,5'inin uyku kalitesinin kötü olduğu saptanmıştır. Örneklem grubunun çoğunluğunun kadın (% 63,9), ortaöğretim ve üstü düzeyde eğitim aldığı (% 75,4), orta-üst sosyoekonomik düzeye sahip olduğu (% 75,4) belirlenmiştir. Uyku kalitesi kötü olan grubun, uykuya dalma süresinin daha uzun, gece uyanma sayısının daha sık olduğu saptanmıştır. Uyku kalitesi kötü olan grupta, sigara ve kafein kullanımı, özkıyım girişimi öyküsü, mevsimsellik, antidepresan ilaç kullanımı ve elektrokonvüzif tedavi uygulanması ile yaşamboyu anksiyete, somatoform, dürtü denetim ve kişilik bozuklukları ektanısı yaygınlık oranı, uyku kalitesi iyi olan gruba göre daha yüksek, duygusal ve zihinsel işlevsellik, ev içi ilişkiler, inisiyatif alma ve potansiyelini kullanabilme ile toplam işlevsellik puanları ise daha düşük saptanmış ve bu sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: BPB'un ötimik dönemlerinde uyku kalitesi bozulmuştur ve kötü uyku kalitesi işlevsellik kaybına yol açmaktadır. Bipolar hastalarda, uyku sorunlarının psikiyatrik görüşmelerde rutin olarak sorgulanması, duygudurum dönemlerinden bağımsız olarak ele alınması ve psikososyal müdahaleler ya da farmakoterapilerle tedavi edilmesinin, uyku kalitesini dolayısıyla işlevsellik ve yaşam kalitesini arttıracağı düşünülmüştür. Anahtar Sözcükler: bipolar bozukluk, uyku kalitesi, işlevsellik
Vardiyalı çalışanlarda uyku kalitesi ve parasomni sıklığı
Vardiyalı Çalışanlarda Uyku Kalitesi ve Parasomni Sıklığı Amaç: Bu çalışmanın amacı; gece vardiyasında çalışanların uyku kalitelerini, vardiyalı çalışmaya bağlı ortaya çıkan uyku bozukluklarının sıklığını, özelliklerini ve özellikle parasomni görülme sıklığını belirlemek ve gündüz vardiyasında çalışanların uyku özellikleri ile karşılaştırmaktır. Yöntem: Bu çalışmaya Adana merkezinde 3 farklı alanda (sağlık, güvenlik ve işçi) vardiyalı (% 78,5) ve sadece gündüz (% 21,5) mesaisinde çalışan 1473 kişi dahil edilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak 132 soru içeren bir anket formu kullanılmıştır. Anket formunun içerisinde kişinin gündüz aşırı uykululuğunu değerlendiren Epworth Uykululuk Ölçeği, son bir ay içerisindeki uyku kalitesini değerlendiren Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği, major depresyon bulgularını belirlemek için Birinci Basamak İçin Beck Depresyon Ölçeği, obstruktif uyku apnesi riskini belirlemek için Berlin anketi bulunmaktadır. Bulgular: Çalışmaya katılanların % 24,4' ünde parasomni saptandı. Parasomni vardiyalı çalışanların % 27,5 inde görülürken, sadece gündüz vardiyasında çalışanların ise % 13'ünde belirlendi (p<0,001). Sıklıkla gece vardiyasında çalışan genç yaş grubunda parasomni sıklığı anlamlı ölçüde yüksek saptandı. Vardiyalı çalışanların % 24,9'unda hipersomni, % 16,2'sinde insomni saptandı ve bu bulgular gündüz çalışma grubuna göre anlamlı ölçüde yüksek idi (p=0,004, p<0,001). Vardiyalı çalışanların % 5,3'ünde huzursuz bacaklar sendromu, % 7'sinde obstruktif uyku apne sendromunu düşündürtür bulgular belirlendi (p=0,708, p=0,963). Mesai saatlerine göre gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı. Sonuç: Vardiyalı çalışmak uyku kalitesini önemli oranda bozmaktadır. Özellikle sürekli gece mesaisinde veya değişen vardiya düzeninde çalışanlarda yalnız gündüz vardiyasında çalışanlara oranla daha fazla oranda subjektif uyku kalitesinde bozulma ve gündüz aşırı uykululuğu meydana gelmekte, kronik insomni ve parasomni daha sık rastlanmaktadır. Anahtar Sözcükler: Vardiyalı çalışma, uyku kalitesi, parasomni
Uyku apne sendromlu hastalarda oküler bulgu ve parametreler
Amaç: Bu çalışmanın amacı obstrüktif uyku apne sendromlu (OUAS) hastalarda eşlik eden oküler bulguları tespit edip buna yönelik muayene ve tetkikler ile oftalmolojik hastalıklara yatkınlığını belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışma için Çukurova Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Uyku Laboratuarı'nda polisomnografi yapılmış ve apne/hipopne indeksi 30'un üzerinde olan hastalardan 31 kişi, 5'in altında olan 30 kişi randomize olarak seçildi. Hastaların sistemik problemleri, vücut kitle indeksleri, boyun kalınlıkları, minimum oksijen satürasyonları kaydedildi. Bilinen bir göz hastalığı olanlar çalışma dışı bırakıldı. Tüm hastalara genel oftalmolojik muayene, kapak laksite ölçümleri, kornea topografisi, görme alanı, optik koherens tomografi, kuru göz testleri yapıldı. Bulgular: Cinsiyet, yaş, hipertansiyon, diyabet mevcudiyeti, vücut kitle indeksi açısından iki grup arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmadı. Kapak laksite ölçümlerine göre gevşek göz kapağı görülme oranı OUAS hasta grubunda daha yüksek bulunmuştur. Santral kornea kalınlığı ve retina sinir lifi kalınlık analizlerinde istatistiksel anlamlı fark bulunmadı. Görme alanı tetkikinde; ortalama sapma ve patern standart sapma değerlerinde iki grup arasında anlamlı fark tespit edildi. Göz içi basıncı ortalaması kontrol grubunda çalışma grubuna göre anlamlı olarak düşük çıkmış olmakla birlikte her iki grupta da normal değerler içerisindeydi. Koroid kalınlığı çalışma grubunda kontrol grubuna göre daha ince bulunmuştur. Yapılan Schirmer, gözyaşı kırılma zamanı çalışma grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düşük, meibografide meibomian bez kayıp yüzdesi ve semptomlara yönelik yapılan oküler yüzey hastalık indeksi skoru anlamlı yüksek bulundu. Sonuç: OUAS'lı hastalarda oluşan hipoksi, buna bağlı ortaya çıkan proinflamatuar kaskadlar ve bazı bilinemeyen sebebler sonucunda göz kapağında gevşeklik, kuru göz, koroidde incelme, görme alanı defekti ve ilgili göz hastalıkları meydana gelebilmektedir. Yaşam kalitesini ve ileri yaşlardaki görsel prognozu etkileyen bu hastalıkların erken tanısı ve takibi önem taşıdığından, OUAS tanısı alan hastaların göz hastalıkları yönünden de değerlendirilmeleri uygun olacaktır.
Hiperkinetik hareket bozukluklarında nonmotor semptomların kontrol grubuyla karşılaştırılması
GiriĢ ve Amaç: Hiperkinetik hareket bozuklukları, kuvvet kaybı veya spastisite olmaksızın istemli ve otomatik hareketlerde ortaya çıkan hareket fazlalığı ile karakterize nörolojik sendromlardır. Hiperkinetik hareket bozukluklarında motor bulguların yanı sıra nonmotor semptomların varlığı son yıllarda önem kazanmıĢtır. Ancak bu konuda çalıĢmalar yetersizdir. Bu çalıĢmada çeĢitli hiperkinetik hareket hastalıkları olan olgularda nonmotor semptomların özellikleri ile sıklığının araĢtırılması ve sağlıklı kontrol grubu ile karĢılaĢtırılması amaçlanmıĢtır. Gereç ve Yöntem: Bu çalıĢmaya Çukurova Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı polikliniklerinde izlenen 46 fokal distoni (25 servikal distoni, 21 blefarospazm), 20 esansiyel tremor , 11 Huntington hastalığı tanılı hasta ve 25 sağlıklı kontrol alındı. Olgulara nörolojik muayene yapıldı ve postural tansiyonları ölçüldü. Her bir olguya Mini Mental Test, Pittsburgh Uyku Kalite Ġndeksi, Beck Depresyon Ölçeği, Hamilton Anksiyete Ölçeği, Yorgunluk ġiddeti Ölçeği ve ağrı için Vizüel Analog Skala ile Parkinson hastalığı için Non-Motor Semptom Skalası uygulandı. Verilerin istatistiksel analizi için SPSS programı 20.0 sürüm kullanıldı. Bulgular: Kognitif etkilenmenin Huntington Hastalığı olan olgularda, bellek/dikkat sorunlarının servikal distoni ve esansiyel tremor olgularında belirgin olduğu saptanmıĢtır. Esansiyel tremorda hastalığın ileri yaĢta baĢlaması ile kognitif disfonksiyon arasında korelasyon saptanmıĢtır. Duygudurum bozukluğu, anksiyete ve depresyonun ağırlıklı olarak servikal distoni, esansiyel tremor ve Huntington hastalığında belirgin olduğu gözlenmiĢtir. Blefarospazm ve esansiyel tremorda ise anksiyetenin varlığı dikkati çekmiĢtir. Kronik yorgunluk ve ağrı servikal distoni ve Huntington hastalığında belirginken, gastrointestinal ve cinsel fonksiyon bozukluğu fokal distonilerde bildirilmiĢtir. Blefarospazm dıĢındaki hiperkinetik hastalıklarda uyku kalitesinin olguların en az % 40'ında etkilendiği belirlenmiĢtir. Sonuç: Hiperkinetik hareket bozukluklarında nonmotor semptomlar da motor semptomlar kadar özürleyicidir. Bu konuda farkındalığı artırmak önemlidir ve sorunları düzeltmeye yönelik çözümler üretmek, bu hastaların yaĢam kalitelerini iyileĢtirmek için gereklidir.
Kronik inflamatuvar deri hastalıklarında uyku kalitesi ve dermatoloji yaşam kalite indeksine etkisi
Amaç: Kronik inflamatuvar deri hastalıklarındaki kaşıntı gibi semptomlar, kişilerin uyku kalitesini ve bağlantılı olarak yaşam kalitesini düşürmektedir. Bu çalışmada, kronik inflamatuvar deri hastalıklarında uyku kalitesini araştırmak, hastalığın ve hastalardaki kişisel özelliklerin uyku kalitesi ile ilişkilerini ve bu ilişkinin Dermatoloji Yaşam Kalite İndeksi üzerine etkilerini değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, Ocak 2018-Ağustos 2018 tarihleri arasında, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalında takip edilen 200 hasta dahil edildi. Hastalar sosyodemografik veri formu, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi, Dermatoloji Yaşam Kalite İndeksi ve Kaşıntı Şiddeti Görsel Analog Ölçeği anketlerini doldurdu. Bu ölçeklerden elde edilen sonuçlar, uyku kalitesine olan etkilerine göre karşılaştırıldı. Bulgular: Eksik verili hastalar dışlandıktan sonra kalan 195 hastanın 41'i atopik dermatit, 59'u kronik spontan ürtiker, 45'i liken planus ve 50'si psoriazis idi. Uyku kalitesine göre, bağımsız değişkenler arasında yapılan ikili karşılaştırmalarda istatistiksel olarak anlamlı veya anlamlılığa yakın (p<0,10) sonuç veren değişkenler; evlilik durumu, deri hastalığı, kaşıntı skoru, Dermatoloji Yaşam Kalite İndeksi, alkol kullanımı, akciğer hastalığı ve psikiyatrik hastalık idi. Çoklu lojistik regresyon analizinde, uyku kalite indeksi üzerinde, Dermatoloji Yaşam Kalite İndeksi (p<0,001), alkol kullanımı (p<0,05) ve psikiyatrik hastalık (p<0,01) anlamlı prediktörler olarak kaldı. Yapılan analizin prediktivitesi % 69,2, sensitivitesi % 75,0 ve spesifitesi % 65,2 idi. Sonuç: Kronik inflamatuvar deri hastalarında, Dermatoloji Yaşam Kalite İndeksi skorlarının artması, eşlik eden psikiyatrik hastalık olması ve alkol kullanımı yaşam kalitesini ve uyku kalitesini bozmaktadır. Anahtar kelimeler: Deri hastalıkları, uyku, yaşam kalitesi
Nöbetli çalışan erkeklerde BDNF, GDNF ve nörotrofin 3 düzeylerinin ve beyin hacimlerinin incelenmesi
Giriş: Uyku, neredeyse tüm canlıların yaşadığı periyodik olarak belirlenmiş bir zaman dilimidir. Nöbetli çalışanlarda uyku bozuklukları görülmektedir. Uyku bozukluğunun öğrenme, bellek ve bilişsel fonksiyonlarda görevli olan nörotrofin düzeylerini etkilediğini ileri süren çalışmalar bulunmaktadır. Nörotrofinler, nöronal ve nöronal olmayan hücrelerin proliferasyonu, farklılaşması, yaşaması ve ölümünü etkileyen bir grup polipeptid büyüme faktörü ailesidir. Brain-derived neurotrophic factor (BDNF), Glial-derived neurotrophic factor (GDNF) ve Nörotrofin 3 bu ailenin üyelerindendir. Yeni sinaps oluşumu ve sinaptik plastisiteyi tetikleyerek öğrenme ve bellek oluşumundan sorumludurlar. Amaç: Bu çalışmanın amacı nöbetli çalışan erkeklerde BDNF, GDNF ve Nörotrofin 3 düzeylerinin ve beyin hacimlerinin incelenmesidir. Yöntem: Bu araştırma, prospektif gözlemsel bir çalışmadır. Çalışmaya Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan 06.04.2021 tarih ve 2021-07/78 numarası ile etik kurul onayı alındıktan sonra başlanmıştır. Çalışmaya en az 1 yıldır nöbetli çalışan 49 erkek dahil edilmiştir. Nöbetli çalışmada yalnızca yaklaşık 16.00 itibaren başlayan gece çalışmayı kapsayan vardiya (≥4gün/1 ayda minimum) esas alınmıştır. Vardiyalı çalışma süresine göre Grup 1 (kısa süredir çalışanlar (1-5 yıl)) (n=25) ve Grup 2 (uzun süredir çalışanlar (5 yıl üzeri)) (n=24) olarak iki grup yapılmıştır. Kişilerin sosyodemografik bilgileri ve vardiyalı çalışma ile ilgili bilgileri alınarak, uyku kalitesini değerlendirmek amacı ile PUKİ uygulanmıştır. Bilişsel performansı değerlendirmek için MOCA ve İz Sürme Testi, anksiyete düzeyini değerlendirmek için Beck Anksiyete Ölçeği uygulanmıştır. 1 adet EDTA'lı tüpe yaklaşık 5 cc kan alınarak plazma BDNF, GDNF ve Nörotrofin 3 düzeyleri incelenmiştir. 3 Teslalık cihaz çekimi olan MRI görüntülerinde T1 ağırlıklı aksiyal görüntü grubu kullanılarak MR görüntüsü işleme programlarından olan Matlab 7.10.0 ile analiz edilebilir hale getirilen verilerler hacim ölçüm programlarından Volbrain (84) ve MriCloud (85) uygulaması kullanılarak hacim ölçümü yapılmış ve raporlanmıştır. Bulgular: Çalışmamız sonuçlarına göre Grup 2 nin BDNF ve NT-3 düzeylerinde anlamlı (p<0.05), GDNF düzeylerinde ise anlamlı olmayan (p>0.05) bir azalma olduğu belirlenmiştir. İki grup arasında ilgili beyin bölgeleri hacimlerinde anlamlı bir farklılık olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). PUKİ sonuçlarına göre her iki grubunda kötü uyku kalitesi olduğu ve gruplar arasında istatistiksel bir anlamlılık olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). İki grup arasında Beck Anksiyete Ölçeği ve İz Sürme Testi sonuçlarının istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). MOCA değerleri bakımından iki grup arasındaki farklılık istatistiki olarak anlamlıdır (p<0.05). Grup 1 MOCA değerlerinin Grup 2 ye göre daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Hem kısa süreli hemde uzun süreli nöbetli çalışan erkeklerde uyku kalitesinin kötü olduğu belirlenmiştir. Uzun süredir nöbetli çalışanların BDNF, GDNF ve NT-3 düzeylerinde görülen azalma nöbetli çalışma sisteminin öğrenme ve bellek üzerinde olumsuz etkilere neden olabileceğini göstermektedir. Ağustos 2022, 93 sayfa. Anahtar Kelimeler: Beyin Kaynaklı nörotrofik faktör, Glial hücre kaynaklı nörotrofik faktör, Nörotrofin 3, Uyku Bozukluğu, Vardiyalı Çalışma.
KOAH tanısı almış hastalara verilen uyku hijyeni ve derin solunum-öksürük egzersizleri eğitiminin uyku ve yaşam kalitesine etkisi
Amaç: KOAH tanısı ile yatmakta olan hastalara verilen uyku hijyeni ve derin solunum-öksürük egzersizi eğitiminin hastaların taburculuk sonrasında uyku ve yaşam kalitesine etkisinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Bir devlet hastanesinde yatan KOAH tanısı almış 60 hasta ile 25 Şubat-30 Nisan 2018 tarihleri arasında yürütülen ön test son test gruplu yarı deneysel bir araştırmadır. Eğitim verilmeden önce hastalara "Hasta Tanıtım Formu", "Uykuyu Etkileyen Faktörler Formu", "Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği (PUKİ)" ve "Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36)" uygulandı. Girişim grubundaki hastalara taburcu olmadan bir gün önce uyku hijyeni ve derin solunum öksürük egzersizi eğitimi verildi. Taburcu olduktan bir ay sonra aynı form ve ölçekler tekrar uygulandı. Kontrol grubundaki hastalara ise herhangi bir eğitim verilmeksizin aynı formlar uygulandı. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, aritmetik ortalama, varyans analizi, ki kare testi, t-testi kullanıldı. Bulgular: Girişim grubundaki hastaların yaş ortalaması 64,56±11,37 olup, %70'i erkek, %70'i evli, %93,33'ü ilkokul mezunudur. Kontrol grubundaki hastaların ise yaş ortalaması 68,56±12,59 olup, %66,67'si erkek, %76,67'si evli, %96,67'si ilkokul mezunudur. Girişim grubundaki hastaların eğitim öncesi ve eğitim sonrası toplam PUKİ puan ortalaması sırasıyla 14,20±1,45 ve 12,57±0,97; kontrol grubundaki hastaların 15,00±1,89 ve 14,80±1,13 idi. Girişim grubundaki hastaların eğitim öncesi ve eğitim sonrası Yaşam Kalitesi Ölçeği puan ortalaması sırasıyla 43,98±12,72 ve 117,12±15,09; kontrol grubundaki hastaların ise 36,93±5,77 ve 38,13±5,67 idi. Girişim grubunda ön test ve son test toplam PUKİ ve yaşam kalitesi puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanırken (p<0,05), kontrol grubunda istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Sonuçlar: Uyku hijyeni ve derin solunum öksürük egzersizi eğitiminin uyku ve yaşam kalitesi üzerinde etkili olduğu saptandı. Anahtar Sözcükler: Derin solunum egzersizi; öksürük egzersizi, uyku hijyeni, uyku, KOAH.