After the Cold War
101 theses under this subject heading
1980-2015 yılları arasında savaşın kavramsal haritası
Bu çalışmada 1980-2015 yılları arasında kullanılan savaş kavramlarının popülerliğinde yaşanan değişimler sunulmuştur. Çalışmada "Savaşın özü itibari ile aynı kalmasına rağmen Soğuk Savaş Dönemi'nde ve sonrasında neden farklı savaş kavramları kullanılmıştır?" sorusuna yanıt aranmıştır. Uluslararası İlişkiler literatüründe kavramların yerine değinildikten sonra 'geleneksel savaş' ve 'modern savaş' kavramları üzerine bir literatür taraması sunulmuştur. Çalışmanın bir sonraki kısmında savaş kavramlarının popüleritesinin gösterilebilmesi için dergi taraması yapılmış, 'Google scholar' ve 'scopus' veri tabanlarından elde edilen bilgiler incelenmiştir. Bu bağlamda savaş kavramlarının popülerliğini gösterebilmek için literatürde yer almaya başlayan yeni savaş, dördüncü nesil savaş, bileşik savaş, ayaklanma/ayaklanmayı bastırma ve hibrid savaş kavramları incelenmiştir. Çalışmanın bir sonraki kısmında International Studies Quarterly, Journal of Peace Research, International Security, Journal of Conflict Resolution, Journal of Strategic Studies ve International Organization dergilerinin 1980-2015 yılları arasında yayınlanan sayıları incelenmiştir. Bunun ardından Carl von Clausewitz'in yıllara göre aldığı atıf oranlarının belirlenmesi için 'scopus'tan faydalanılmıştır. Elde edilen somut veriler ışığında 1990'lardan itibaren popüler olmaya başlayan kavramların belirli zaman aralıklarında etkili olduğu, fakat bu etkilerin bir süreklilik arz etmediği sonucuna varılmıştır.
Soğuk savaş döneminde Türkiye'deki siyasal İslamcılık hareketinin dış politika söylemlerinin hidayet romanları üzerinden incelenmesi
Türkiye Soğuk Savaş Döneminde, resmi bir politika olarak Batı Bloku ittifakı içinde yer almıştır. Diğer taraftan ülke içindeki siyasi hareketler kendi ilke ve menfaatleri çerçevesinde iki kutuplu uluslararası sisteme dair bir dış politika söylemi geliştirmişlerdir. Önce 1946 sonrası gelişen demokratik siyasi ortam ve ardından 1960 sonrasında genişleyen sivil özgürlükler sebebiyle bu söylemler daha görünür hale gelmişlerdir. İslamcılık, Türkiye'nin en eski ve etkili siyasi hareketlerinden biridir. Batıya karşı tepkisel gelişen ama batı değerlerini eklektik olarak alan İslamcı düşünce Cumhuriyetin ilanı sonrasındaki seküler inkılap süreci ile akademik ve resmi alandan çekilmiştir. Roman edebiyat türleri içinde en siyasal olan türlerden biridir. Bir kurgu bağlamında okura siyasal mesaj vermek hem etkili hem de adli açıdan güvenli bir metottur. 196o sonrasında yazılan hidayet romanları dönemin İslamcılık düşüncesi için birer propaganda ve doktriner eğitim aracıdır. Kitle medyası işlevi gören bu romanlar okuyucuyu İslamcı ideoloji etrafında toplumsallaştırmıştır. Her siyasi propaganda metni gibi hidayet romanlarında da savunduğu ideolojinin dış politika söylemi bulunmaktadır. Bu tezde, "Soğuk Savaş Dönemi Türkiye İslamcılığının dış politika söylemi nasıldır" sorusu, hidayet romanları üzerinden yapılan söylem ve metin incelemesi metodu ile incelenmiştir. Tezin sonunda iki çok satan hidayet romanı; Minyeli Abdullah ve Oğlum Osman romanları geliştireln tez çerçevesinde incelemeye tabi tutulmuştur.
An analysis of Russian foreign policy during Yeltsin's era from a neo-classical realist perspective
Relations between Russia and United States of America (USA) changed in the post-Cold War period because Russian foreign policy came to an impasse by colliding interests with the USA and the economic, political and social situation of Russia at the time. After almost half a century of balance of power and bipolarism, a pro-western approach was adopted by Russia. Such a radical change raised new questions and realist theory explanations like human nature or the international system were not adequate in explaining the changing Russian policies towards the US. The subjects that will be taken as cases in this thesis are NATO enlargement, to which Russia has always been inflexible apart from a few times which were mandated by economic and political situation; nuclear security and disarmament problems which were important to Russia in terms of security and balance of power with both USA and former Soviet republics. The Russian approach to these cases will be studied in relation to NATO policies. This thesis argues that there are various factors affecting the foreign policy and focuses on the analysis of these reasons from a theoretical point of view of neo-classical realism. It takes into account not only one variable, which is the international structure, but leader images, strategic culture, state-society relations, domestic institutions.
Soğuk savaş sonrası Karadeniz'de ABD-Rusya rekabeti: Çevrelemenin yeniden yaratılması
Soğuk Savaş'ın bitimiyle birlikte ikiye bölünmüş olan dünya yeni bir sürece girmiştir. Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı dağılmış ABD tek başına süper güç olarak kalmıştır. Soğuk Savaş döneminde Sovyetler ve ABD arasındaki mücadele ve ABD'nin sürekli çevreleme politikaları Soğuk Savaş sonrasında belirli bir dönüşüme uğramıştır. Bir yandan işbirliğini öngören ABD bir yandan da Sovyetlerin halefi olarak kurulan Rusya'ya yönelik "çevreleme politikası" gütmüştür. Rusya ise 1990'ların başlarında toparlanma sürecinde ABD ile işbirliğine sıcak bakmış ancak 1990'ların ortalarına doğru ABD'nin çevreleme politikasına karşılık "yakın çevre" politikasını oluşturmuş ve eski Sovyet coğrafyasını kendi çıkar alanı olarak belirlemiştir. Soğuk Savaş sonrası ABD ile Rusya arasındaki ilişkide işbirliği ve mücadele bir arada bulunmaktadır. Bu karmaşık ilişki ağı siyaset, güvenlik, ekonomi gibi alanlara yansımıştır. İki ülke terörizm, insan hakları, demokrasi, kitle imha silahlarının sınırlandırılması gibi konularda işbirliğine açıkken, enerji ve enerji güzergahlarının kontrolü konularında rekabet içerisinde olmuştur. Bu rekabetin en görünür olduğu bölgelerden biri Karadeniz'dir. ABD, NATO aracılığıyla eski Sovyet coğrafyasına yayılmaya çalıştıkça, Rusya daha sert politikalar izlemiş hatta Gürcistan ve Ukrayna krizlerinde olduğu gibi askeri seçeneği bile kullanmıştır.
Sub-imperialism and the Middle East: Saudi Arabia's regional policy in the post-Cold War period
The sub-imperialism theory refers to the policies of a group of dependent capitalist states which are capable of exporting their capital outside of their borders with their relatively independent policy despite of their strong dependence to and domination by core capitalist states. The strong state structure with the support of the merchant class, super-exploitation of migrant workers, "antagonistic alliance" with USA and other developed states, and the intense motivation to expand Saudi influence in the Middle East are all evidences of a state model compatible with the essential features of sub-imperialism theory. Therefore, this thesis scrutinizes the concept of sub-imperialism in order to analyze Saudi Arabia's foreign policy in the Middle East. Regarding that the structure of global capitalism in general and the Middle East as a region in particuar have been subjected to radical changes with the demise of Soviet Union, this thesis specifically concentrates on the Post-Cold War Period. The Saudi actions during the Gulf War, the U.S. invasion of Iraq and Afghanistan, the Arab Spring and the Yemeni Civil War as well as the efforts to expand the influence of Saudi conglomerates beyond Saudi and Gulf region reveals a Saudi willingness to expand its sphere of influence more intensely after the end of the Cold War with the help of U.S. unipolarity dominating the Middle East region. Both the expansionist and cooperative attitudes of Saudi Arabia in international politics need to be explained more closely with the sub-imperialism theory's explanations about state behaviour.
Soğuk savaş sonrası Türkiye-Azerbaycan ilişkileri: Artan işbirliğinin Dağlık Karabağ sorununa etkisi
Türkiye'nin Milli Mücadele döneminden Azerbaycan'la ilişkileri Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin (AHC) bağımsızlığa kavuşturulması etrafında sürmüştür. 1918 yılında kurulan ve Osmanlı devleti ile ilişkiler kuran AHC iki yıl gibi kısa bir süre sonra Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ne (SSCB) katılmıştır. 1990'lı yıllara kadar, uzunca bir süre SSCB'nin bir parçası olan Azerbaycan Cumhuriyeti, 1991 yılından sonra bağımsızlığını kazanmıştır ve bağımsızlığının hemen ardından Türkiye-Azerbaycan ilişkileri siyasi ve ekonomik alanda gelişmeye başlamıştır. Azerbaycan, Türkiye'nin aracılığıyla Avrupa'ya dönük bir dış politika izlerken, aynı zamanda Rusya ile ilişkilerinde dengeli bir politika yürütmeye çalışmıştır. Bu tezde Türkiye ve Azerbaycan arasında otuz yıldan beri devam eden ilişkiler siyasi, ekonomik ve askeri boyutlarıyla ele alınacaktır. İlişkilerin ekonomik boyutundan bahsedilecek olursa Türkiye açısından, Azerbaycan ile yapılan enerji ve ulaşım alanlarındaki anlaşmalar, Türkiye'nin Rusya ve İran'a olan gaz bağımlılığı azaltarak enerji arz güvenliğinin sağlanmasına katkıda bulunmuştur. Ayrıca Türkiye-Azerbaycan ekonomik ilişkilerinin Orta Asya devletlerini ve Çin'i, Türkiye ve Avrupa'ya bağlaması gibi stratejik boyutları üzerinde de durulacaktır. Diğer taraftan iki ülke arasındaki siyasi ilişkiler açısından, Dağlık Karabağ Sorunu nedeniyle siyasi bir kriz yaşayan Azerbaycan'ın, toprak bütünlüğü konusunda Türkiye'nin siyasi desteğini almasının öneminin büyük olduğu söylenebilir. Türkiye Dağlık Karabağ Sorunu'nda Azerbaycan'a askeri ve siyasi destek verirken sorunun çözümünde rol oynamıştır. İkili ilişkiler bu yönüyle Türk Dış Politikası'nın (TDP) Güney Kafkasya'yla ilgili öncelikleri çerçevesinde gelişmiş, Türkiye hem Avrupa devletlerinin hem de kendi enerji güvenliğini sağlamış ve bu bölgede kendi siyasi mevcudiyetini ortaya koymuştur. Bu çalışmanın giriş bölümünde, içerik, amaç ve araştırma sırasında izlenen yöntem belirtilmiştir. Birinci bölümde, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin başlangıcı; Osmanlı devletinin Azerbaycan'ın bağımsızlığı için yaptığı askeri ve siyasi destek; Nahçıvan bölgesinin Türkiye-Azerbaycan ilişkilerindeki önemi ve 1991 yılında kurulan Türkiye-Azerbaycan ilişkileri incelenecektir. İkinci bölümde I. Karabağ Savaşı'nda Türkiye-Azerbaycan ilişkileri incelenecektir. Üçüncü bölümde, toprakları Güney Kafkasya bölgesinde yer alan Azerbaycan'ın koridor rolü üstlenmesinin önemi ile Türkiye-Azerbaycan enerji ve ulaşım projelerinin iki ülkeye sağladığı ekonomik faydaların yanısıra stratejik boyutu üzerinde de durulacaktır. Dördüncü bölümde, Türkiye'nin son yıllarda Güney Kafkasya'ya yönelik takip ettiği dış politikası, II. Karabağ Savaşı öncesi Türkiye-Azerbaycan ilişkilerindeki önemli gelişmeler üzerinde durulacaktır. Beşinci bölümde ise Karabağ Sorunu'nun çözümü üzerinde durulacak, II. Karabağ Savaşı'nın stratejik kazancı olan Karabağ bölgesi ve Zengezur Koridoru'nun Türkiye açısından önemi tartışılacaktır.
Bosna-Hersek savaşı temalı filmlerde kadına yönelik şiddet
Kadına yönelik şiddet yaygın bir toplumsal sorunudur. Evrensel olarak bütün dünyada uygulanan insan hakkı ihlalidir. Kadına yönelik şiddet türleri çeşitlidir. En sık uygulananlar: Psikolojik, Fiziksel, Sözel, Ekonomik ve Cinsel şiddet türleridir. Bu çalışmanın amacı kadına yönelik cinsel şiddet üzerinden 1992-1995 yılları arasında Bosna-Hersek'te meydana gelen savaşta kullanılan tecavüz ve şiddet olgularının bunu konu edinen filmlere uyarlanmasını incelemektir. Bu çalışma temel olarak üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde şiddet olgusunun nasıl bir olgu olduğu, şiddetin nedenleri ve biçimleri üzerinden, siyasal şiddet kavramı ele alınmıştır. Şiddet olgusu üzerinden kadına yönelik şiddet türleri ve nihayetinde kadına yönelik cinsel şiddet ve tecavüz olgusu incelenmiştir. İkinci bölümde savaş kavramı üzerinden savaş suçları, soykırım ve soykırımsal tecavüzün değerlendirmesi yapılarak, Bosna-Hersek'te yaşayan insanların demografik tarihi incelenerek savaşa neden olan unsurlar muhakeme edilmiştir ve Bosna-Hersek Savaşında uygulanan tecavüzlerin biçimsel boyutları incelenmiştir. Üçüncü bölümde Bosna-Hersek Savaşında kullanılan tecavüz olgusunu konu edinen filmlerdeki uyarlanmasını niteliksel içerik analiz yöntemi kullanarak, gerçek tecavüz olgularına göre hafifleştirilmiş olarak ele alındığını ve Bosna-Hersek Savaşında kullanılan tecavüz olgusu ve kurbanlarının sinema yapıtlarında yeterince konu edinmediği sonucuna varılmıştır.
Post-Cold War Turkish-Russian relations: The limits of competition and cooperation in Eurasia
This dissertation examines post-Cold War Turkish-Russian relations in their political, economic and military aspects. The study, first of all, aims to shed light on the current nature and motives of the relationship, whether it is an example of genuine rapprochement based on common determination and willingness on both sides or a conjectural coupling which drew two states closer due to their discomfort and disappointment with some policies of other actors such as the EU and the USA. Secondly, the dissertation intends to find out to what extent the growing economic relations, especially Turkey?s energy dependence on Russia, contributes to the easing out of political tensions between the two countries. Lastly, the study explores whether the growing economic cooperation and intensifying political dialogue between Turkey and Russia can bring out common outlook and joint policy actions toward the resolution of the regional conflicts in the South Caucasus.The research based on an analysis of documents concerning the topic along with the in-depth interviews I have conducted with the representatives of the Turkish-Russian business associations and officials in the Turkish Ministry of Foreign Affairs demonstrates that Turkey and Russia have been engaged in a deliberate compromise which is strengthened by their ascending economic relations particularly by the increasing and diversifying collaboration in the energy field. However, consolidated economic ties and increasing contacts at the governmental as well as at business and people-to-people levels are not adequate to prevail over the competition and political divergence regarding Nagorno Karabakh, South Ossetia and Abkhazia issues in the South Caucasus.
After cold war new dimensions of Japanes foreign policy
ABSTRACT Japan is one of the most leading countries in the world and a very important actor of a international organizations which influnces the world history and foreign policies.One of the prominent resons of choosing this subject is that under the platform of changing world conjecture after Cold War, Japan contains very powerful dynamics in its structure which impacts regional and global power balances in the world. Recognizing Japan from the perspective of academics, and analyzing its tendencies in region and in the world are supposed to affect power balances now and in the future.In order to understand better the probable position of Japannese Foreign Policy now and in the future, and to make some predictions, first of all Political Structure of Japanese of Foreign Policy and the Organs of Foreign Policy Decision-Making Structure must be known.For better understand the actual and future position of Japan in the world, first of all, we have to learn its political structure and foreign policy decision-making mechanisme. In this thesis, I intented to examine historical background of Japan,physical setting and education structure,foreign policy decision making structure,foreign policy actors and all decision-making ranks from the national leader and his nuclear circle to underlevel ranks. Finally, I examined Japanese foreign and economic relations toward other countries and its foreign policy toward the three major powers in Asia-Pasific Region. (Russia, China and U.SA.) X
Turkish-Greek relations in the post-cold war era: The role of the United States
The main purpose of this study is to analyze the American influence on Turkish-Greek bilateral relations in periods of moderation as well as deterioration in the after-math of the Cold War. The focus of the study consists of problems that have arisen between Greece and Turkey, two countries that hold coasts on either side of the Aegean Sea. The tension points between these countries revolve around the issue of Cyprus, islands on the Aegean and the minority policies. In regards to the issue of Cyprus, Greece's efforts to realize Enosis are presented in addition to American influence on bilateral relations between these countries during their accession period to the NATO. With the collapse of the Eastern Bloc and the resolution of USSR in the beginning of 1990s, a new international order was being formed under new conditions, which redefined national interests and foreign policy directions of most countries including Turkey and Greece. Both Turkey and Greece struggled to adapt to the new international order in the first of half of 1990s; however, both countries successfully changed the policies they established towards each other and entered a period of moderation. Even though the period of moderation officially started in 1997, it did not come into full effect in 1999, until both Turkish and Greek people embraced a positive perspective and were willing to further the dialog. In the period after the Cold War, United States of America became the world's superpower and its influence on Turkish-Greek relations is important for two important reasons. First is that U.S.A. was very much concerned with the threat of a conflict between Turkey and Greece growing and spreading across the Western world. Secondly, U.S.A. wanted to preemptively eliminate the possibility of either Athens or Ankara to diverge from the foreign policy path that accords with American strategic interests in the region.
A comprehensive approach to the post-cold war international political structure
This study takes into account the assumption that the international system is a systemic whole and the priorities certain actors of this system determined on the basis of their overall capacities and political orientations shape the international order. Therefore, the study elaborates on determining the way how the pursuit of power and interests of the states in different periods have shaped the international relations. The changing conditions of balance of power after the Second World War have brought about particular polarity formations: Best examples are the bipolarity during the Cold War, US hegemony right after the collapse of the Soviet Union and multi-polarity after 2000s. The only factor that remained unchanged during all those particular periods has been the heavy anarchic understanding that dominated the international system. Nevertheless, it can be seen that the states adopted the understanding of an international society based on international law and norms at a certain level as the precondition of coexisting. It was observed in the context of international crises that the needs-pursuits of states for power and security are significant factors in shaping both the intervention processes and the political order established after the related crises. For this reason, the post-Cold War international crises are analyzed in the context of International Authority, International Actors (states and international organizations), Force (coercion and/or persuasion) and Hegemony-Multilateralism. By this means, it is envisioned that the evaluation of the solution and intervention processes developed by the international society (major states and international organizations) for these crises will provide significant data with regard to understanding the tendencies that may develop within the system of states. Despite all the uncertainties present after the Cold War period, on the other hand, the international system has been determined to show an evolutionary dynamic during the crises experienced and it has opted for finding more institutional solutions by allowing structural transformations. Therefore, it can assertively be argued that the open system feature of the international system allows for self-renewal and thus, sustaining its systemic functions. Finally, this study, by taking into account all determinative factors before and after 2000s, will try to find an answer whether the increasing effectiveness of the major states in cooperation with the international organizations will create new trends which is expected to give an opportunity for development of Grotian style International Society within the current international system.
Foreign policy of the United States during the 2003 Iraq War era and its influence of the Turkish-U.S. relations
Since 1946 Turkish-U.S. Relations have been very important for the two countries, the region and the world. These relations can mainly be classified under three eras: the Cold War, post-Cold War and the post-9/11 era. During the Cold War and post-Cold War era, the relations and cooperation of the two countries was very productive. After the 9/11 attacks, the United States-Iraq War became a critical issue between the two allies. A new U.S. foreign policy was shaped after 9/11 because of the psychological effects and the pressures of the terrorist attacks combined with neoconservative thought. The new policy brought up a very different approach towards Turkish-U.S. relations. This new foreign policy program of the U.S. during the Iraq War affected U.S.?s relations with other countries. Before the Iraq War, the United States requested to use Turkey?s land in order to open a Northern Front. After long negotiations, official and unofficial talks, and the use of regular and backdoor diplomacy, on March 1st 2003 a resolution (tezkere) came before the Turkish parliament which failed to be approved. The Turkish parliament did not authorize the U.S. to use Turkish soil to open a Northern Front for the Iraq Operation. To explain why this was the situation, the pre-Iraq War period, the Iraq Operation and the post-Iraq War era will be discussed focusing on U.S. foreign policy.In this dissertation the most critical question, more than focusing on the outcomes of tezkere, are the causes and reasons which brought tezkere to a failure in the Turkish parliament. In order to understand the causes of tezkere?s failure, the new U.S. foreign policy program designed after 9/11 and its effects on U.S. foreign policy making and decision making process is analyzed. Examining the U.S. foreign policy program before, during and after the Iraq War and analyzing U.S.?s dialogues with Turkey is very important to understand the causes of tezkere?s failure and what, in turn, can enlighten the future of this relationship. Moreover, analyzing those causes is critical for the future of the Turkey-U.S. alliance.
Post Cold War era relations between Turkey and Syria
This thesis analyses the relations between Syria and Turkey between 1991 and 2009 and puts forth how Syria and Turkey relations went down and increased after Cold War. In the period after 2000, there is a closeness in the relations of Syrian and Turkey. But, Turkey and Syria who looks as friends in 2009, were in tension about water, Hatay and terror. Especially they were in an intense tension because of terror issue. This tension came to the verge of war in 1998. After Adana Agreement signed in 1998, Syria stopped to support PKK and other terrorist organizations. We can say that the relations between Syria and Turkey normalized after Adana Agreement. When Bashar Al-Assad came to power in Syria and AKP in Turkey, the relations improved more. The good relations reached to abolishment of visas in 2009. Nevertheless, all the issues between parts haven?t been solved yet, but are shelved. So that a real confidence hasn?t been constituted yet. Nontheless, Turkey and Syria became closer than ever before in 2009.As method, literature research is used.
Essentials of Poland foreign policy in Post Cold War Era and Poland's access to the EU
The collapse of Poland 1795 is the beginning of Germany's modern history. After Prussia that was vassal of Poland before, gained a sizeable portion of its former territory, it was determined that the vast majority of people living on this land were created by the Germans and the Poles. The most significant transformation in Poland has been politically and every part of the country influenced of that. It was seen that another riot that began in January, 1863 broke out after a long-term quarrels in Poland of Russia. Problems with these two countries have since determined the political status of Poland. It was seen that an economic restructuring that was started in 1989 in Poland was at stake. World countries followed these developments and investments oriented at the rate of development were carried out for Poland. Rapid pace of development and changes have led to Poland to become a modern country. It was observed that the life standard became comparable to the standard of living in the Western European countries. Our study consists of three parts. In the first and second parts, the history of Poland (1795-1914) was examined. How the progression of Poland proceeded between the years 1914-1918, First World War and independence period, what the Second World War that was in progression between 1939-1945 brought to Poland, and what the Poland's independence period and disappointments are, what the stages of re-establishment of Polandare, how the relations between the border countries and Poland developed are examined. Cold War Period was gone through deeply in the second part of the study. The present situation of Poland and in what condition of its economy was and what improvement was shown were examined in the third part of our study. In the conclusion part of the study, what kind of change was shown between the history of Poland and present situation was expressed.
Soğuk Savaş'tan günümüze yükselen Hindistan ve dış politikası
Hindistan, dünyanın en geniş demokrasisi söylemi ile akademik çalışmalarda, medyada ve daha pek çok yerde çoğunlukla yükselen bir güç olarak bahsedilmektedir ve bu durum literatüre damgasını vurmuş olan bir gerçektir. Bu gerçeklik, içeriğinde uzun zaman kırılgan dengelerin hassas uyumunu barındırmış, kimi araştırmacılar, uluslararası politika analizcileri, yakın tarihi boyunca Hindistan'ın siyasi geleceğini belirsiz bir çizgide, yokluklar içerisinde süre gelen istikrarsızlıklar silsilesi olarak değerlendirmişlerdir. Gerçekten de öyle olmuştur. Hindistan uzun bir süre boyunca politik ve ekonomik krizlerle boğuşmak zorunda kalmıştır. Zamanla bu tip olumsuzluklar aşamalı bir biçimde elde edilen maddi kazanımlar sayesinde aşılmaya başlanmış, ileriye dönük pek çok olumsuz değerlendirmeler, öngörüler ekseriyetle tersine çıkmıştır.Hindistan dış politikası yıllar boyunca emsalsiz değişimlere şahitlik etmiştir. Özellikle bağımsızlığından 90'lı yıllara değin süren değişimlerin özünde Hindistan'ın evvelden süre gelmiş uyumluluk, şiddetsizlik, tarafsızlık gibi birtakım kültürel değerlerinin önemli rollere sahip olması yadsınamaz gerçeklikler olarak gösterilmektedir. Tarihi boyunca İslam' da veya Hristiyanlık'ta olduğu üzere kendini insanlığa kabul ettirmek gibi bir zorlayıcılığı, yayılmacılığı olmayan, içinde uyum ve şiddetsizlik kavramlarının özünü barındıran Budizm dininin kültürel özelliklerinin, Hindistan'ın iç-dış politika davranışları bütününe yansıması bu duruma örnek gösterilebilir.Potansiyel çatışma olasılığı içeren bir uluslararası ortam içerisinde böylesine özgün bir değer sistemine sahip oluşu, Hindistan'ın kalkınması adına doğru politikaların belirlenmesine önemli ölçüde katkı sağlamıştır. Diğer taraftan unutulmamalıdır ki uluslararası sistem kendi içinde denge ihtiva etmediği surette, ülkelerin kendi iç yapıları nispeten sağlam, istikrarlı olmadığı sürece, tek başına hiçbir politika bir ülkenin kalkınması adına tutarlı olamamaktadır. Bu bağlamda iki kutuplu güç dengesine dayalı bir uluslararası sistemde var olmanın şartları dahilinde gelişen Soğuk Savaş Dönemi politikaları, tüm uluslararası ilişkiler disiplininde ayrıca ele alınması gereken bir konuyu ifade etmektedir.
An analysis of Russia's foreign policy towards the united states of america since the end of the cold war
Since the end of the Cold War, Russia has switched back and forth between harboring friendly and non-friendly relations with the West. Therefore, its foreign policy towards the West has changed multiple times. Despite the head-turning changes in the ideologies which has driven Russia's relations with the United States of America (USA), few studies have examined how the USA is included and portrayed in Russia's changing foreign policy. This thesis aims to analyze the Russian foreign policy towards the USA after the collapse of the Union of Soviet Socialist Republics (USSR). The study suggests that the Russian government is aiming to increase its influence over the globe. Russian foreign policy strategy is to keep the US out of its regional territory and raise its own influence to keep balance of power with the West.
Soğuk savaş sonrası dönemde yasadışı göçün Türkiye'nin sınır güvenliğine etkisi
Ülkelerin büyümesi ve sınırların birbirine yaklaşması ve yaşanan sanayi devrimi ile birlikte insanlar kendi ülkeleri dışında yaşam sürmek ve çalışmak istemişlerdir. Bunun da beraberinde getirdiği bazı sorunlar meydana gelmektedir. Bu sorunların açıklandığı ve hukuk yönünden meseleye bakıldığı çalışmamızda, sınır güvenliği ve yasa dışı göç hareketlerinin önlenmesinin hukuki boyutu ele alınmıştır. Çalışmamızın amacı soğuk savaş sonrası sınır güvenliğinin ne kadar önemli hale geldiğini göstermek ve sınır güvenliğine yönelik önlem alınmasına dikkat çekmektir. Yasadışı göçmen hareketliliğinin yaşandığı ülkemizde hukuki olarak yapılan düzenlemeleri ve sınır güvenliğini sağlayan kurum ve kuruluşlarının hangileri olduğu ve görevlerinin ne olduğu etraflıca araştırılmış ve yasadışı göçlerin ülkemizin sınır güvenliğini nasıl etkilediği konusu üzerinde durulmuştur.
Soğuk Savaş Sonrası Dönemde Türkiye'nin Kıbrıs özelinde Doğu Akdeniz bölgesine yönelik politikaları
1571'de Türklerin egemenliğine giren Kıbrıs Adası, 1878 Berlin Anlaşması ile Osmanlı egemenliğinden çıkmıştır. Osmanlı egemenliğinde 300 yılı aşan barış ve huzur dönemi de bu tarihlerden itibaren kademeli bir şekilde sona ermiştir. Özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında Yunanistan ve Rumların Megola İdea ve ENOSİS doğrultusunda hareket etmesi adada barışın tamamen ortadan kalkmasına yol açmış, Türklerin adadaki varlığının tehlikeye girmesi üzerine Türkiye ilki 1964 ikincisi 1974'te olmak üzere iki kere askeri müdahalede bulunmak zorunda kalmıştır. Türkiye'nin müdahaleleri sonrasında adadaki Türklerin varlığı güvenceye alınmış ve ardından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmuştur. Uzun yıllar Rumların uluslararası çevrelerden aldıkları destekle olumsuz bir tutum takınması nedeniyle çözülemeyen Kıbrıs Sorunu konusunda 2004'te yapılan Annan Planı referandumu önemli bir fırsat olmuş ancak o tarihlerde AB üyeliği elde etmiş olan Rumların reddetmesi ile bu çözüm fırsatı da kaçırılmıştır. Annan Planının başarısızlığa uğramasından sonraki yıllarda tüm dünyayı etkisi altına alan küresel ekonomik krizin etkisi ile AB, Rumlara eskisi kadar destek veremez duruma gelmiştir. Bunun yanında Doğu Akdeniz'de yeni enerji sahalarının tespit edilmesi ve bu kaynakların Avrupa için önemi gibi konular Türklerin elini güçlendiren hususlar olmuştur. Öte yandan Arap Baharı dolayısıyla Mısır'da yönetimin değişmesi, Suriye'de iç savaşın çıkması ve Rusya ile ABD arasındaki vekalet savaşlarının Suriye'de yoğunlaşması gibi faktörler Doğu Akdeniz'deki konjonktürü önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu yeni konjonktürde Türkiye'nin elini güçlendiren faktörlerin yanında etkinliğini olumsuz etkileyen faktörlerin de olduğu görülmektedir. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde öncelikle Akdeniz Bölgesi ve bu bağlamda Doğu Akdeniz bölgesi ele alınmıştır. Bölgede aktör olan ülkelerin özelliklerine, konumlarına ve birbirleriyle olan ilişkilerine değinilmiştir. İkinci bölümde, Kıbrıs Adası'nın tarihsel ve siyasi olarak yüzyıllar içerisindeki değişimi ve Türklerin elinden adanın çıkması ve Rumlar ile Türklerin adada birlikte yaşamaları adına Annan Planı çerçevesinde yapılan çalışmalara değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise Doğu Akdeniz'de bulunan enerji kaynaklarının bölge içi ve dışı aktörlerin politikalarına etkisi çerçevesinde değerlendirilerek Türkiye'nin Orta Doğu temelinde ve Kıbrıs özelinde Doğu Akdeniz politikalarına, deniz yetki alanlarının paylaşımında ülkelerin yetkilerine, bu bölge dışında kalan ülkelerin etkilerine ve bu bölgeden beklentileri doğrultusunda hukuki dayanaklarına değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs Sorunu, Doğu Akdeniz, Enerji Güvenliği, Doğu Akdeniz Enerji Kaynakları
Kimlik dış politika ilişkisi bağlamında Soğuk Savaş sonrası dönemde Türkiye-İsrail ilişkileri
Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle uluslararası ilişkilerin uğradığı değişim, kimlik ve kültür gibi sosyal kavramların uluslararası ilişkiler analizlerinde yer edinmesi sonucunu beraberinde getirmiştir. Kimliklerin uluslararası ilişkiler disiplinine dahil oluşunda önemli katkıları bulunan Alexander Wendt, kimliklerin çıkarları belirlediğini öne sürmektedir. Çıkarların da dış politika üzerinde etkileri olduğu düşünüldüğünde kimlikler dış politik analizlerde göz ardı edilmemesi gereken bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye-İsrail ilişkileri de Filistin'de yaşananlardan ötürü kimliklerden etkilenmektedir. İsrail devletinin kuruluşuna giden süreçten günümüze kadar Müslüman ve Yahudi kimlik karşı karşıya gelmiştir. Bu süreç zarfında Filistinli Müslümanların yaşadıkları sıkıntılar, dünyanın pek çok noktasında bulunan Müslüman kimliği taşıyan bireyler açısından Filistin sorununu hassas bir konu haline getirmiştir. Nitekim İsrail devletinin kuruluşunun akabinde de İsrail'e karşı bir ön yargı oluşmasına sebep olmuştur. Halkın aidiyet duygusu hissettiği kimlik kaynaklı bir ön yargıya sahip olması, karar alıcılara baskı yapmalarını beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla ulusal menfaatler ve kimlikler arasında sıkışıp kalan Türkiye-İsrail ilişkileri zaman zaman normalleşme dönemlerine girerken zaman zaman da gerileme eğiliminde olmaktadır. İlişkilerin normalleşme dönemine girmesinde, iki ülkenin menfaatlerinin ortak olması ve bu ortak menfaatler durumunun karşılıklı bağımlığı artırması gerçeği etkilidir. Ancak ortak menfaatlerin ortadan kalkması veyahut da alternatif müttefiklerin ortaya çıkması kimliksel sorunları gün yüzüne çıkarmaktadır. Bundan ötürü Türkiye-İsrail ilişkileri, İsrail'in kuruluşuna giden süreçten günümüze değin kriz, yumuşama ve normalleşme olarak adlandırılabilecek bir döngü içerisindedir.
Diversification of Ethiopia's foreign policy and post-cold war Ethio-Turkish relations
Ethiopia has long-survived socio-cultural, economic and political relations with various countries of the world. Together with external factors, the nature, structure and content of these foreign relations have been influenced by the domestic regime type. During the past several decades, authoritarian regimes of Ethiopia used foreign policy as an instrument to legitimize their government and ensure their persistence to power. This has resulted in the formulation and implementation of state-centric and elite-dominated foreign policies and strategies. There were extremely limited efforts to make the country's foreign policy responsive to the socio-economic and political demands of the masses. The end of the Cold War and the subsequent collapse of the pro-Socialist regime in Ethiopia in 1991 have led to the beginning of a new era in the country's foreign policymaking. In place of the former Eastern or Western-centric foreign policy approach, post-Cold War Ethiopia has begun to diversify its relations and constructively engages both the established and emerging powers. Furthermore, the foreign policy and strategy of post-Cold War Ethiopia provides attention to promote strategic cooperation with countries of the Horn of Africa. On the other hand, however, foreign policy analysts have forwarded various arguments regarding the ongoing policy diversifications. Some commentators are pro while others are skeptics on the outcomes of the foreign policy diversification process. In this study, I argue for the importance of a comprehensive foreign policy diversification scheme to assure Ethiopia's national interests. Taking into consideration the occurrence of various interest groups in Ethiopia and their potential role in the country's foreign policymaking, this dissertation infers the important insights of the pluralist school of thought. This study demonstrates that the maintenance of a comprehensive foreign policy diversification enables the various pressure groups in Ethiopia to coexist and positively influence the course of developing and advancing their socioeconomic and political interests. Although there are some studies on post-Cold War Ethiopia's relations with the traditional and emerging powers, none of them examined the relations in a comprehensive manner. Based on quantitative and qualitative data's and taking the post-Cold War Era Ethio-Turkish relations, as an illustration, this dissertation examines the course of partner, agenda, instrument and actor diversifications and its implication in addressing the national interest. Keywords: Foreign policy, Diversification, Ethiopia, Turkey, Rising powers.
Komünizm sonrası dönemde Bulgaristan'daki Türk azınlık ve siyasete katılımları (1997-2000)
Bu çalışmada Bulgaristan'da yaşayan Türk azınlığın statüsü, sosyo-ekonomik ve kültürel durumu, göç olgusu, etnisite, etnik kimlik, etnik ilişkileri; etnik siyaset, azınlıkların siyasal katılımı, bu katılımdaki değişimler ve değişimi etkileyen faktörler ile Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH), 1997- 2000 yılları esas alınarak incelenmiştir. Araştırmanın problemi olarak Bulgaristan'daki Türk/Müslüman azınlık, maruz kaldığı yoğun bir asimilasyon sürecinden entegrasyon (bütünleşme) aşamasına nasıl gelebildiği sorusuna cevap aranmıştır. Çalışmada ayrıca, komünizm sonrası dönemde Yugoslavya başta olmak üzere Balkanlarda kanlı etnik ve dini çatışmaların yaşandığı bir süreçte bir Balkan ülkesi olan ve Türkler başta olmak üzere içinde birçok etnik ve dini azınlığı barındıran Bulgaristan'ın bu çatışmalardan nasıl uzak kalabildiği ve bu uzak kalışta Türk ve Müslüman azınlığın siyasal katılımı, etnik siyaset ve HÖH'ün rolünün ne olduğu incelenmiştir. Çalışmada, güncel verilere göre Bulgaristan nüfusun yaklaşık % 9'unu oluşturan Türk azınlığın, Osmanlıdan günümüze tarihsel süreci özetlenmiştir. 1984-1989 asimilasyon ve baskı dönemi üzerinde durulmuş; Bulgaristan'ın Avrupa Birliği (AB) adaylık sürecinin başladığı 2000 yılına kadar getirilerek, günümüze bağlanmıştır. Çalışmada sadece Türk azınlık araştırılmamış, dini ve kültürel yakınlıkları nedeniyle Müslüman Pomak ve Romanlara (Çingene) da yer verilmiştir. Türk ve Müslüman azınlık, demografik endişeler başta olma üzere çeşitli nedenlerle, anlaşmalı ve/veya zorunlu göçe tabi tutulmuştur. Günümüzde Türkiye yerine AB ülkelerine yönelmiş görünen azınlığın göç problemi de çalışmada ayrıca ele alınmıştır. Jivkov rejiminin çökmesiyle Bulgaristan'da komünist dönem sona ermiş ve Türk azınlık görece daha rahat bir döneme girmiştir. 1990 yılından kurdukları HÖH Partisi ile Bulgaristan siyasetinde yerini almış, zaman zaman da iktidar ortağı olmuştur. HÖH'ün Bulgar siyasetine dâhil oluşuyla Türk azınlığın siyasi faaliyetleri artmış; siyasal katılım ve etnik siyaset bağlamında önemli başarılar elde edilmiştir. HÖH sadece seçmenlerini mobilize etmekle kalmamış, aynı zamanda azınlık statüsünün tanınması ve azınlık haklarının verilmesinde baskı unsuru oluşturarak; hem Bulgaristan hem de Avrupa genelinde azınlığın sesi ve temsilcisi olmuştur. Müslüman azınlıklar başta olmak üzere diğer azınlıkların da teveccühünü kazanan HÖH, seçmen kitlesini genişletmiş; bir etnik parti kimliğinde kitle partisi durumuna gelmiştir. Yaptığımız anket, görüşme ve gözlemlerden elde ettiğimiz bulgulara göre Türk azınlığın HÖH'ü benimsediği, oy tercihini büyük oranda HÖH'ten yana kullandığı tespit edilmiştir. Çalışmanın İngiltere, Bulgaristan ve Türkiye olmak üzere üç ülke ayağı bulunmaktadır. Sosyoloji, etnografya, tarih, siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler gibi bilimleri kapsayan disiplinler arası (interdisciplinary) bir çalışmadır. Araştırma kapsamında Bulgaristan'ın Rodoplar (Kırcaali) ve Deliorman (Razgrad) bölgelerinde dört (4) ay süren bir alan çalışması (field work) yapılmıştır. Alan çalışmasında, tesadüfi yöntemle seçilen 200 katılımcıya (örneklem) Türk Müslüman azınlığı ilgilendiren konularda; siyasal katılım durumlarını ve oy tercihlerini ölçme amaçlı 63 sorudan oluşan bir anket uygulanmıştır (Bkz. Ek-2). Ankete ilaveten HÖH lideri Ahmet Doğan başta olmak üzere bazı HÖH milletvekilleri, HÖH temsilcileri, belediye başkanları ve azınlığın kanaat önderleriyle mülakatlar yapılmış; gözlemlerde bulunulmuştur. Araştırmanın veri analizinde anketler için nicel, mülakatlar için de nitel yöntemler kullanılıp, karma yöntem tekniği uygulanmıştır. Analizlerde ise SPSS Programıyla frekanslar ve karşılaştırmalı tablolar; anlamlılık ilişkilerini görebilmek için de Ki-Kare testinden yararlanılmıştır. Anket soruları, elde edilen ",739" Cronbach alfa katsayısıyla güvenirlik testini geçmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde giriş ve yöntem; ikinci bölümünde kavramsal çerçeve ve teorik yaklaşımlar; üçüncü bölümünde tarihsel süreç; dördüncü bölümünde sosyo-ekonomik durum ve göç olgusu; beşinci bölümünde eğitim ve dini-kültürel yapı; altıncı bölümünde etnik ilişkiler; yedinci bölümünde siyasal katılım, etnik siyaset ve HÖH; sekizinci bölümünde de bulgu ve yorumlar sunulmaktadır. Çalışmanın son bölümünde ise değerlendirme, sonuç ve öneriler yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Bulgaristan, etnisite, etnik siyaset, HÖH, siyasal katılım, Türk azınlık.
Soğuk savaş sonrası dönemde Avrupa Birliği - Türkiye ilişkilerinde göç olgusunun analizi
Soğuk Savaş Sonrası Dönem'de küreselleşen dünyada göç olgusu ve bu olgunun sebep olduğu sorunlar herhangi bir devletin tek başına etki edemediği bir karaktere bürünmüştür. Önemli göç güzergâhları arasında yer alan ve geçmişten günümüze göç olgusunun farklı boyutları ile karşılaşan Avrupa Birliği (AB) göçe yönelik politikalarını ve yaklaşımlarını zamanın koşullarına göre uyarlamak zorunda kalmıştır. AB'nin göç politikasının temellerinden biri olan üçüncü ülkelerle işbirliği kapsamında Türkiye gerek Birlik'e tam üyelik sürecinde olması gerekse de bölgeye geçişlerde sıkça kullanılan göç güzergâhlarından biri olması sebebiyle önemli bir aktör olarak görülmektedir. Bu bağlamda çalışmamızda AB ve Türkiye'nin göç politikalarının gelişimi incelenerek, düzensiz göç sorunun AB ile Türkiye ilişkilerine etkisi analiz edilmiştir. Analizler yapılırken resmi belgeler, anlaşma metinleri ve söylemler kullanılırken aynı zamanda konuyla ilgili eserlere ve görüşlere de yer verilmiştir. Hipotezimize göre AB'nin sorumluluğu üçüncü ülkelere bırakan güvenlik odaklı göç politikası iki aktör arasında halihazırda var olan güvensizliğin derinleşmesine sebep olmuştur.
Soğuk savaş sonrası dönem'de Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde "yumuşak güç"
"Soğuk Savaş Sonrası Dönem'de Türkiye Ermenistan İlişkilerinde "Yumuşak Güç" " başlıklı tez çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde konuya ilişkin teorik ve tarihsel temel oluşturulmuştur. İkinci bölümde ilgili dönemde Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin temel dinamikleri analiz edilmiştir. Çalışmamızın son bölümünde Türkiye Ermenistan ilişkilerinde "yumuşak güç" Soğuk Savaş Sonrası Dönemde uygulanmış mıdır? Günümüzde uygulanmakta mıdır? Gelecekte uygulana bilir mi? Uygulanabilirse hangi alanlarda, ne şekillerde uygulana bilir soruları tartışılmıştır. Hipotezimize göre Soğuk Savaş Sonrası Dönem'de Türkiye Ermenistan ilişkilerine genel hatlarıyla bakılmıştır. Türkiye bu dönemde Ermenistan'la ilişkilerinde "yumuşak güç" adına bazı girişimlerde bulunmuştur. Çalışmada komşularıyla sorunlarını "yumuşak güç" üzerinden çözmeye çalışan Türkiye'nin Ermenistan'a yönelik attığı adımların sorunların çözümünde ne kadar önemli ve etkili olup olduğu değerlendirilmiştir. Çalışmada yerli ve yabancı kitaplar, akademik makaleler ve akademik niteliği olan süreli yayınlar kullanılmış, çeşitli kütüphanelerin ve internet veritabanları taranmıştır. Anahtar Sözcükler: Yumuşak Güç, 1915 Olaylarına İlişkin Ermeni İddiaları, Dağlık Karabağ Sorunu, Komşularla Sıfır Sorun Politikası, Medya.
Soğuk savaş sonrası dönemde Orta Asya'da İslam'ın siyasallaşması: Özbekistan örneği
Bu çalışma kapsamında, Soğuk Savaş sonrası dönemde Orta Asya'da ve Özbekistan özelinde İslam'ın siyasallaşması olgusu, din-siyaset ve uluslararası ilişkiler ekseninde temellendirilmiş, bu duruma sebep olan iç ve dış faktörler analiz edilmiş, Özbekistan özelinde dış politikada siyasal İslam'la mücadele için izlenen yöntemler açıklanmış ve bu açılardan literatürde oluşan boşluk doldurulmaya çalışılmıştır. Yapılan çıkarımlar neticesinde, siyasal İslam'la mücadelenin sadece ulusal güvenlik ve güç kavramları çerçevesinde ele alındığı; din, ekonomi ve temel hak ve özgürlükler gibi konuların göz ardı edildiği anlaşılmıştır. Bunun sonucunda kişilerin radikal gruplara yönelmeye devam ettiği ve dinin muhalif gruplar tarafından mevcut iktidarları devirmeye yönelik bir araç olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Bu kapsamda, söz konusu olgunun ve örneklemin realist teori bağlamında ele alınması uygun bulunmuş ve kuramsal çerçeve olarak realizm kullanılmıştır.