Soğuk Savaş sonrası

94 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Soğuk savaş sonrası dönemde yasadışı göçün Türkiye'nin sınır güvenliğine etkisi

Ülkelerin büyümesi ve sınırların birbirine yaklaşması ve yaşanan sanayi devrimi ile birlikte insanlar kendi ülkeleri dışında yaşam sürmek ve çalışmak istemişlerdir. Bunun da beraberinde getirdiği bazı sorunlar meydana gelmektedir. Bu sorunların açıklandığı ve hukuk yönünden meseleye bakıldığı çalışmamızda, sınır güvenliği ve yasa dışı göç hareketlerinin önlenmesinin hukuki boyutu ele alınmıştır. Çalışmamızın amacı soğuk savaş sonrası sınır güvenliğinin ne kadar önemli hale geldiğini göstermek ve sınır güvenliğine yönelik önlem alınmasına dikkat çekmektir. Yasadışı göçmen hareketliliğinin yaşandığı ülkemizde hukuki olarak yapılan düzenlemeleri ve sınır güvenliğini sağlayan kurum ve kuruluşlarının hangileri olduğu ve görevlerinin ne olduğu etraflıca araştırılmış ve yasadışı göçlerin ülkemizin sınır güvenliğini nasıl etkilediği konusu üzerinde durulmuştur.

GöçlerGüvenlikGüvenlik önlemleri+5
Hakan Karaduman
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk Savaş Sonrası Dönemde Türkiye'nin Kıbrıs özelinde Doğu Akdeniz bölgesine yönelik politikaları

1571'de Türklerin egemenliğine giren Kıbrıs Adası, 1878 Berlin Anlaşması ile Osmanlı egemenliğinden çıkmıştır. Osmanlı egemenliğinde 300 yılı aşan barış ve huzur dönemi de bu tarihlerden itibaren kademeli bir şekilde sona ermiştir. Özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında Yunanistan ve Rumların Megola İdea ve ENOSİS doğrultusunda hareket etmesi adada barışın tamamen ortadan kalkmasına yol açmış, Türklerin adadaki varlığının tehlikeye girmesi üzerine Türkiye ilki 1964 ikincisi 1974'te olmak üzere iki kere askeri müdahalede bulunmak zorunda kalmıştır. Türkiye'nin müdahaleleri sonrasında adadaki Türklerin varlığı güvenceye alınmış ve ardından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmuştur. Uzun yıllar Rumların uluslararası çevrelerden aldıkları destekle olumsuz bir tutum takınması nedeniyle çözülemeyen Kıbrıs Sorunu konusunda 2004'te yapılan Annan Planı referandumu önemli bir fırsat olmuş ancak o tarihlerde AB üyeliği elde etmiş olan Rumların reddetmesi ile bu çözüm fırsatı da kaçırılmıştır. Annan Planının başarısızlığa uğramasından sonraki yıllarda tüm dünyayı etkisi altına alan küresel ekonomik krizin etkisi ile AB, Rumlara eskisi kadar destek veremez duruma gelmiştir. Bunun yanında Doğu Akdeniz'de yeni enerji sahalarının tespit edilmesi ve bu kaynakların Avrupa için önemi gibi konular Türklerin elini güçlendiren hususlar olmuştur. Öte yandan Arap Baharı dolayısıyla Mısır'da yönetimin değişmesi, Suriye'de iç savaşın çıkması ve Rusya ile ABD arasındaki vekalet savaşlarının Suriye'de yoğunlaşması gibi faktörler Doğu Akdeniz'deki konjonktürü önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu yeni konjonktürde Türkiye'nin elini güçlendiren faktörlerin yanında etkinliğini olumsuz etkileyen faktörlerin de olduğu görülmektedir. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde öncelikle Akdeniz Bölgesi ve bu bağlamda Doğu Akdeniz bölgesi ele alınmıştır. Bölgede aktör olan ülkelerin özelliklerine, konumlarına ve birbirleriyle olan ilişkilerine değinilmiştir. İkinci bölümde, Kıbrıs Adası'nın tarihsel ve siyasi olarak yüzyıllar içerisindeki değişimi ve Türklerin elinden adanın çıkması ve Rumlar ile Türklerin adada birlikte yaşamaları adına Annan Planı çerçevesinde yapılan çalışmalara değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise Doğu Akdeniz'de bulunan enerji kaynaklarının bölge içi ve dışı aktörlerin politikalarına etkisi çerçevesinde değerlendirilerek Türkiye'nin Orta Doğu temelinde ve Kıbrıs özelinde Doğu Akdeniz politikalarına, deniz yetki alanlarının paylaşımında ülkelerin yetkilerine, bu bölge dışında kalan ülkelerin etkilerine ve bu bölgeden beklentileri doğrultusunda hukuki dayanaklarına değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs Sorunu, Doğu Akdeniz, Enerji Güvenliği, Doğu Akdeniz Enerji Kaynakları

Doğu Akdeniz bölgesiKuzey Kıbrıs Türk CumhuriyetiKıbrıs+5
Barış Kaygısız
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kimlik dış politika ilişkisi bağlamında Soğuk Savaş sonrası dönemde Türkiye-İsrail ilişkileri

Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle uluslararası ilişkilerin uğradığı değişim, kimlik ve kültür gibi sosyal kavramların uluslararası ilişkiler analizlerinde yer edinmesi sonucunu beraberinde getirmiştir. Kimliklerin uluslararası ilişkiler disiplinine dahil oluşunda önemli katkıları bulunan Alexander Wendt, kimliklerin çıkarları belirlediğini öne sürmektedir. Çıkarların da dış politika üzerinde etkileri olduğu düşünüldüğünde kimlikler dış politik analizlerde göz ardı edilmemesi gereken bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye-İsrail ilişkileri de Filistin'de yaşananlardan ötürü kimliklerden etkilenmektedir. İsrail devletinin kuruluşuna giden süreçten günümüze kadar Müslüman ve Yahudi kimlik karşı karşıya gelmiştir. Bu süreç zarfında Filistinli Müslümanların yaşadıkları sıkıntılar, dünyanın pek çok noktasında bulunan Müslüman kimliği taşıyan bireyler açısından Filistin sorununu hassas bir konu haline getirmiştir. Nitekim İsrail devletinin kuruluşunun akabinde de İsrail'e karşı bir ön yargı oluşmasına sebep olmuştur. Halkın aidiyet duygusu hissettiği kimlik kaynaklı bir ön yargıya sahip olması, karar alıcılara baskı yapmalarını beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla ulusal menfaatler ve kimlikler arasında sıkışıp kalan Türkiye-İsrail ilişkileri zaman zaman normalleşme dönemlerine girerken zaman zaman da gerileme eğiliminde olmaktadır. İlişkilerin normalleşme dönemine girmesinde, iki ülkenin menfaatlerinin ortak olması ve bu ortak menfaatler durumunun karşılıklı bağımlığı artırması gerçeği etkilidir. Ancak ortak menfaatlerin ortadan kalkması veyahut da alternatif müttefiklerin ortaya çıkması kimliksel sorunları gün yüzüne çıkarmaktadır. Bundan ötürü Türkiye-İsrail ilişkileri, İsrail'in kuruluşuna giden süreçten günümüze değin kriz, yumuşama ve normalleşme olarak adlandırılabilecek bir döngü içerisindedir.

FilistinKimlikKimlik politikaları+6
Yunus Emre Akbal
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk Savaş sonrası dönemde Türkiye'nin güvenlik anlayışı ve politikaları

Bu tezde, Uluslararası İlişkiler disiplini içinde güvenliğin kapsamı ve zaman içerisinde dönüşümü incelenmiştir. Özellikle güvenliğin Soğuk Savaş dönemiyle Soğuk Savaş sonrası döneme ve bu dönemlerin şartlarına göre değişiklik göstermesi, disiplin içinde herkes tarafından kabul görmüş bir tanımının yapılmasını güçleştirmiştir. Zira güvenlik olarak Soğuk Savaş döneminde sadece askerî tehditler algılanırken Soğuk Savaş sonrası dönemdeyse askerî tehditler ikinci planda kalmıştır. Değişen uluslararası sistemle birlikte güvenlik tehditleri de çeşitlenmiştir. Türkiye'de de Soğuk Savaş döneminde güvenlik olarak sadece askerî tehditler algılanmaktayken Soğuk Savaş sonrası dönemdeyse hem bu algı devam etmiş hem de en önemli güvenlik tehdidi olarak benimsenmiştir. Türkiye'nin güvenlik kültürüyle güvenlik politikalarının kurumsal yapısı ve dayanağı,sadece askerî tehditleri içeren geleneksel güvenlik anlayışının benimsenmesinde ve bu anlayış çerçevesinde hem Soğuk Savaş döneminde hem de Soğuk Savaş sonrası dönemde uygulanan güvenlik politikalarında etkili olmuştur.Bu tezin amacı, Soğuk Savaş sonrası dönemde Türkiye'nin dış ve güvenlik politikasının hem geleneksel hem de değişen güvenlik anlayışı çerçevesinde incelenerek değerlendirilmesi ve analiz edilmesidir.Bu çerçevede 1990'larda ve Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde Türkiye'nin güvenlik politikalarında hem askerî hem de bölgedeki diğer devletlerle iş birliği yöntemleri uygulandığına ulaşılmıştır.

GüvenlikGüvenlik kültürüGüvenlik politikaları+1
Aslıhan Türkmen
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk savaş sonrasında savaşın değişen yapısı: Asimetrik savaş

İktisadın tanımına göre, sınırsız olan insan ihtiyaçları, sınırlı kaynaklarla karşılanmalıdır. İktisat da bunun nasıl gerçekleşeceğini inceleyen bilim dalıdır. Kaynakların sınırlı olması, insanları bu kaynakların paylaşımı hakkında bazı çıkar çatışmalarına sürüklemektedir. İnsanlar, çıkarları çatıştığında ortaya bir anlaşmazlık çıkar ve bu iki temel yolla çözülür: Bunlardan biri barışçıl yöntemler, diğeri ise savaştır. Barışçıl yöntemler denilince akla müzakere gelir ve devletler, uzmanlaştırdığı diplomatlar aracılığı ile bu yöntemi kullanmaktadırlar. Diğer seçenekte ise devletler, müzakere ile çözemedikleri ya da çözebileceklerine inanmadıkları anlaşmazlıklar sonucunda, askerler aracılığıyla savaş yöntemini icra etmektedirler. Bu çalışmanın temel amacı, Thucydides'e atfedildiği şekilde, "güçlü olan istediğini, güçsüz olan yapması gerekeni yapar" sözündeki güçlü-güçsüz kavramlarının, savaş ortamlarında yarattığı avantaj/dezavantaj koşullarının Soğuk Savaş yıllarından itibarıyla değişme sinyallerini verdiğini ve Soğuk Savaş sonrası dönemde ise değiştiğini ve çok aktörlü bir savaş ortamının gündeme geldiğini ortaya koymaktır. Bu bağlamda, bahsi geçen aktörlerin, uyguladığı çatışma teknikleri; silah ve teçhizat dengesi, kazanma hırsı, savaş hukukuna uygunluğu, örgütlenme şekli, medyanın önemi gibi başlıklarla tanımlaması yapılmıştır. Bu çalışmanın önemi ise, aslında daha önceden var olan, ancak savaş türleri arasında en çok kullanılan savaş tipi olarak kendini göstermesinin koşullarını Soğuk Savaş sonrası dönemde, ortaya çıkan tek kutuplu sistemde olgunlaştıran asimetrik savaşın hala gelişmekte olan sürecini incelemektir. Özellikle 11 Eylül 2001 tarihinde Dünya Ticaret Merkezi'ne yönelik gerçekleştirilen terör saldırılarının ardından, artık savaşın sadece devletin askeri unsurlarınca idare edilemeyeceğini fark ettiği ve devletlerin bu yeni savaş tipine uyum sağlamak ile savaşı kontrol etmek için savaşlara daha fazla uzmanlık alanı ilave etme ihtiyacı doğmuştur. Devletlerin, kendilerini diğer devletlerden ayıran ve ihlali durumunda güvenliğini tehdit eden sınırlar, önemini yitirmeye başlamıştır. Savaş, sınırları aşarak sadece orduları değil; devlet organlarını, finans kurum ve kuruluşlarını, ve hatta daha da mikro hale gelerek bireyleri dahi hedef almaya başlamıştır. Anahtar Kelimeler: Asimetrik Savaş, Asimetrik Savaşın Kullandığı Yöntemler, Asimetrik Savaşın Taraflarının Niteliği, Asimetrik Tehdit, Savaşın Değişen Yapısı

Asimetrik tehditlerSavaşSavaş tekniği+1
Onur Ekinci
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası ilişkilerde Soğuk Savaş sonrası güvenlik çalışmaları ve Türk akademisindeki NATO algısı

İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra devletler, savaşın yıkıcı etkisinden çıkmaya çalışırken, uluslararası sistemdeki değişimlerle birlikte dünya kendini çift kutuplu sistem içerisinde bulmuştur. Savaş sonrası dönemde Sovyet tehdidinin artmaya başlaması nedeniyle, ABD ve Avrupalı güçler ortak bir savunma örgütünün gerekliliğini vurgulayarak Kuzey Atlantik Paktı Örgütü (NATO) temellerini atmışlardır. Günümüzde de varlığını sürdüren NATO'nun özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemden itibaren misyonu ve sorumlulukları sorgulanmaya başlanmıştır. Bu araştırmanın temel amacı, Türkiye'nin de üyesi oldugu ortak güvenlik ve savunma örgütü olan NATO'nun, Uluslararası İlişkiler teorilerı çerçevesinde Türk akademisyenler tarafından Soğuk Savaş sonrası dönemde nasıl algılandığını araştırmak ve bulguları ortaya çıkarmak olmuştur. Çalışmanın sonucunda, Türk akademisinde (Neo)realizm başta olmak üzere, (Neo)liberalizmin ağırlığı göze çarpmıştır. Diğer bir ifadeyle, Türk akademisyenlerin NATO ile ilgili çalışmalarında geleneksel teorileri eleştirel yaklaşımlara nazaran daha çok kullanılmıştır. Bu çerçevede Türkiye'de güvenlik ve NATO çalışmalarında yeni güvenlik çalışmaları bağlamında eleştirel yaklaşımların eksikliği göza çarpmaktadır. Bu durum disiplinin teorik çoğulculuğu ve konuların özgünlüğü açısından önemlidir. Anahtar kelimeler: NATO, Güvenlik Çalışmaları, İçerik Analizi

AkademisyenlerGüvenlikNATO+3
Ramazan Görgeç
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk savaş sonrası Türkiye - İsrail ilişkileri: Ekonomi politik analiz

Türkiye ile İsrail, bulundukları coğrafi konumları itibariyle jeo-stratejik ve politik olarak bölgede ve uluslararası konjonktürde oldukça önemli iki ülkedir. İki ülke arasındaki diplomatik ve siyasi ilişkiler İsrail devleti kurulduğundan beri devam etmektedir. Soğuk savaş döneminde nispeten daha zayıf kalan ikili ilişkiler, 1990'lı yıllara gelindiğinde iki ülke arasındaki yakınlaşmanın artması ile hızla gelişmiş ve derinleşmiştir. Buna bağlı olarak ticari ve ekonomik ilişkiler de özellikle soğuk savaş dönemde, siyasi ilişkilere bağlı olarak artarak ilerlemiştir. Türkiye ve İsrail siyasi gerilimler yaşadıkları dönemlerde bile ekonomik, ticari ve askeri işbirliklerini devam ettirmişlerdir. İki ülke ilişkileri Ortadoğu coğrafyasının karmaşık ve değişken güç dengeleri nedeniyle, çok kırılgan bir yapıya sahip olduğu için özellikle 2000'li yıllarda diplomatik ve siyasi krizler yoğun olarak yaşanmıştır. Bu çalışmada her iki ülke arasında yaşanan politik ilişkilerin ekonomik ilişkilere olan yansılmaları hisse senedi piyasaları baz alınarak olay inceleme metodolojisi vasıtasıyla incelenmiştir. Gerçekleştirilen analizler neticesinde olumlu ilişkilerden Mavi Marmara tazminat anlaşmasının, krizlerden ise Mavi Marmara krizinin ekonomik etkilerinin yoğun şekilde hissedildiğini söylemek mümkündür. Bunun yanında yaşanan diğer olumlu gelişme ve krizlerin tek tarafla yansımaları olduğu gözlemlenmiştir. Çalışma neticesinde her iki ülkenin ekonomik ilişkilerinin politik olaylara karşı duyarlılığının çok da yüksek olmadığı sonucuna varılmıştır.

EkonomiEkonomi politikalarıEkonomik ilişkiler+5
Aslı Aymalı
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Pax Americana or US against the world? A comprehensive analysis of American foreign policy after the cold war

The future of the liberal international order is one of the most discussed topics in International Relations (IR). The world has been witnessing one of the most peaceful and prosperous eras in any time in history. Yet, numerous factors such as China's rise as a great power and rising right-wing populist authoritarianism around the globe have pushed scholars to question the future of the liberal international order. This thesis focuses on the characteristics of the liberal international order, threats against it and the future of world politics. Moreover, it analyzes role of the U.S. in the international system and American foreign policy after the Cold War through the point of power politics since the U.S. is the strongest state in the world. Traditional American foreign policy choices such as providing security to its European and Asian allies are examined within the framework of structural realism. This thesis argues that the liberal international order already collapsed and it predicts that great power politics will be the focal point of the new era. Keywords: Liberal International Order, U.S Foreign Policy, Great Power Politics, Structural Realism, Strategic Studies

United States of AmericaPower relationsLiberalism+5
Adem Durmuş
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Bulgaristan Türklerinin soğuk savaş dönemi sonrası vatandaşlık hakları sorunu

Bu çalışmada, Bulgaristan Türklerinin Soğuk Savaş dönemi sonrası Türkiye, Bulgaristan ve AB üzerinden vatandaşlık hakları sorununun ne durumda olduğu araştırılmıştır. Nitel boyutun çalışma grubu 25 kişiden oluşmaktadır. Bu araştırmada Nitel araştırma yöntemlerinden yorumlama bilimi (hermeneutics) deseni kullanılmıştır. Çalışmada, araştırmaya katılanların vatandaşlık hakları sorunlarının incelenebilmesi için, araştırmacı tarafından geliştirilmiş yarı yapılandırılmış mülakat formu kullanılmıştır. Mülakatlar, Bulgaristan'dan Türkiye'ye göç etmiş her bir katılımcıya 10 soru hazırlanarak, yüz yüze, süre kısıtlaması olmadan önceden izin alınarak, mülakat sırasında sesleri kaydedilerek yapılmıştır. Nitel bulgulardan elde edilen sonuca göre araştırmaya katılanların büyük çoğunluğunun, bazı yönlerden eksikliklerle karşılaşmalarına rağmen, vatandaşlık hakları göz önünde bulundurulduğunda, sorunlarının çözüldüğü tespit edilmiştir.

BulgaristanBulgaristan TürkleriDış Türkler+4
Deniz Ak
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk Savaş sonrası dönemde çokuluslu şirketlerin uluslararası alanda değişen ekonomi politik rolü: Shell örneği

Günümüz koşullarında ülkeler açısından üstünlüklere giden yol fabrikalardan, üretim tesislerinden ve katma değer yaratan yerli ve yabancı şirketlerden geçmektedir. Gelişmekte olan ülkeler ekonomik kalkınmadaki hızlandırıcı etkisinden dolayı yabancı sermaye yatırımlarını ülkelerine çekmek isterler. Çokuluslu şirketler de kendileri açısından diğer rakiplerine karşı rekabet üstünlüğü yaratacak dış yatırımlara ve yeni pazarlara yönelirler. Hükümetler çokuluslu şirketleri ülkelerine çekmek için çeşitli tavizler vermek durumunda kalabilirler. Çünkü küreselleşmeyle birlikte çokuluslu şirketler de kendileri için en uygun şartları oluşturabilecek ülkeler arasında tercih yapabilme seçeneğine sahip olmuşlardır. Bu tavizler devletler için çeşitli riskleri barındırsa da uzun dönemde kalkınmaya hizmet edebilirler. Burada önemli olan devletlerin dengeyi iyi sağlamasıdır. Neoliberal politikalar çerçevesinde oluşan yeni uluslararası sistemde güçlerinin doruklarına ulaşan çokuluslu şirketler varlıklarını ve gelirlerini garantiye almak üzere hükümetler ve toplumlar üzerinde çeşitli stratejiler uygulamaktadırlar. Bu çalışmada çokuluslu şirketlerin soğuk savaş sonrası dönemde devlet, toplum ve kültür üzerindeki stratejik uygulamaları araştırılmıştır. Çalışmada literatür tarama tekniğinden yararlanılarak, çokuluslu şirketlerin kültürel değişim planları, kurumsal sosyal sorumluluk projeleri, sponsorluk ve lobicilik faaliyetleri çokuluslu bir enerji şirketi olan Shell üzerinden ekonomi politik açıdan değerlendirilmiştir.

Ekonomi politikalarıEnerji şirketleriKüreselleşme+4
Abdullah Yakupoğlu
Düzce University
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Global energy projections and Turkish foreign policy after the cold war

Economies are more linked than before because of globalization and in this sense this make many international actors to engage in interactions. So, energy and energy independence are very important for the all economies. Energy is a risk and security problem of economies which is called "unprecedented uncertainty". So, energy policy is a kind of war arena in which some players are in and some are out within the mentioned context above, the aim of the study is to show up how energy resources and diversifications brings different energy policies, power struggles and outcomes. In this study, it is tried to be explained how energy and geopolicy is inter connected with each other. This study's goal is to understand and investigate how energy strategies and geopolitics of global powers' shape the world policy and change the Turkey's position in this geopolitical war game. İn this study,qualitative research method, document analysis and descriptive analysis technique were used. According to this, this study consist of sixth chapters. In the First Chapter, energy and globalization were explained. In the Second Chapter the concepts of Energy and International Relations were explained. In the Third Chapter, energy transportation trends, energy investments and important regional energy projections were explained together in the context of security. In The Fourth Chapter, The Energy Projections of Global Power States' were being disclosed. In The Fifth Chapter, The Energy Role of Turkey was explained together with the context of his regional/security relations. In the last part, discussions and conclusions were made about the subject. The study aims to offer both a definition and analysis of the Global Energy Projections together with the Turkish Energy Policy. The study will show how the energy will play a significant role in today's new Post Cold War period in the world policy in the following years. Key Words: Energy, Power, Energy Policy, Global Powers

EnergyEnergyEnergy planning+6
Zeynel Abidin Polattaş
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

The role of United Nations Security Council on the solution of international problems after the post-Cold War period and reform debates in the United Nations

This study allows us to make a journey to the United Nations Security Council from the past to the present. After two great brutal battles witnessed by the Earth, mainly in USA and UK who are from war-winning countries established the International Power Organization which is named as the United Nationsin order to ensure peace and security to avoid a third world war full of destruction in the future. The Security Council which is one of the six main organs of the United Nations and has the only privileged position in terms of the binding of its decisions consists of the United States, England, France, China and Russia which are permanent members. This study provides information on the structure, functioning and functionality of the United Nations. Also after the Cold War period, from the 2000s to the present day, the study tried to identify the key points by revealing the successful and unsuccessful situations of the Security Council due to its decision-making and veto power to ensure security. The fact that the permanent members are among the countries producing the most arms has started to question the confidence of the United Nations in the international framework. Also, the Security Council lost prestige due to the failures of members of the Security Council, particularly the use of veto in the international area. The Security Council confronted of suggestions and demands from some individuals and institutions for reform. Although, the United Nations wants to carry out these reforms, The Security Council members reject many reform requests in their own interests. Also, this academically examined study has attempted to assess why the Security Council is still seen as the center of international problems today and how the Security Council is pursuing the reform demands proposed to overcome these problems. Key words: Post-Cold War, United Nations, Security Council, Veto, Reform Proposals, Reform Demands

United Nations Security CouncilReformAfter the Cold War+2
Burcu Gürbüz
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk Savaş Sonrası Dönemde Türk dış politikasında entegrasyon sürecinde Orta Asya ve Özbekistan

SSCB?nin dağılmasıyla birlikte Orta Asya devletleri bağımsızlıklarını kazanmış, sahip oldukları jeopolitik önem ve ekonomik kaynaklar bağlamında çeşitli aktörlerin odak noktası olmuş ve ?Yeni Büyük Oyun? olarak tabir edilen hâkimiyet mücadelesinin sahnelendiği alanlardan biri haline gelmiştir. Bugün bölge ülkelerinden birisi olarak Özbekistan, Orta Asya ve daha genelde Avrasya jeopolitiğinde merkezi durumda bulunan, önemli bir ülkedir. Gerek jeopolitik konumu, gerek bölgenin sahip olduğu enerji kaynakları gerekse de Türk-İslam medeniyetinin merkezi olması ve bünyesinde barındırdığı nüfus yapısıyla bölgesel ve küresel politikalar açısından önem arz eder konumdadır. Dolayısıyla Orta Asya bağlamında verilen liderlik mücadelesinde Özbekistan?ın kilit bir ülke olduğunu görmekteyiz.Bugün özellikle ekonomik ve ticari ilişkiler açısından ön plana çıkarılması gereken bu coğrafya, Türk Dış Politikası bağlamında ihmal edilmemesi gereken bir alandır ve şüphesiz Türkiye?nin bölgesel gücü ve rolü açısından son derece önemlidir. Dolayısıyla çalışmamız, özellikle ekonomik açıdan bölgesel bir işbirliğinin gerekliliği noktasında bir katkı yapabilme amacındadır. Kapsam olarak Türkiye ve beş Orta Asya devleti incelenmiş ve zaman aralığı olarak ise Soğuk Savaş sonrası dönem dikkate alınmıştır. Metodolojik açıdan özellikle ekonomik ve ticari işbirliklerini ön plana çıkaran neoliberal kurumsalcı yaklaşımın benimsenerek işbirliğini sağlama noktasında bir çözüm sunulabileceği savunulmuştur. Nitekim vardığımız sonuç, bugün Türkiye-Orta Asya Türk Cumhuriyetleri arasında kurulması istenen bölgesel bir entegrasyonun mümkün görünmediği ancak ekonomik ve ticari bağları kuvvetlendirmek suretiyle özellikle ikili ilişkileri sağlamlaştıracak şekilde adımlar atılmasının gerekliliğidir.269Tabi bunu yaparken de Türk Dış Politikası?nda sağlam ve kararlı adımların doğru bir zamanda atılması gerekliliğine ek olarak milli bir şuur içerisinde hareket edilmesi gerekliliği de vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: 1. Entegrasyon2. Orta Asya 3. Özbekistan4. Türk Dış Politikası5. Ekonomik İşbirliği Örgütü (ECO)

BütünleşmeOrta AsyaOrta Asya politikası+7
Fahriye Keskin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Renkli devrimler, Arap Baharı ve Suriye iç savaşı örneklemleri ışığında ABD'nin hibrit savaş stratejisi

Soğuk Savaş dönemi birden fazla bölgede savaşı yaşamış, düzenli ve düzensiz savaş yöntemlerinden oluşan birden fazla yöntemin oluşmasına zemin hazırlamış bir dönemdir. Soğuk Savaşın ardında bıraktığı dönüştürücü özelliği güçler arası mücadeleyi farklı eksenlere kaydırmıştır. Soğuk Savaş sonrası dönüşüm yaşayan savaş kavramı aslında değişmemiştir. Sadece kullanılmakta olan araç ve yöntemlerin bütünleşmesi daha fazla sağlanmıştır. Soğuk Savaş sonrası Hibrit Savaş yönteminin aslında tanık olduğumuz mevcut yöntemlerin devamı olan askeri olmayan araçların stratejik düzeyde kullanımının etki gücünün büyüklüğünü anlatmaktır. Üzerinde çok fazla çalışmanın yapılmamasına rağmen, yöntemin son yıllarda söylemsel olarak sıklıkla kullanılan bir yöntem olduğu söylenebilir. Çalışma Hibrit Savaş kavramının ABD ve Rusya tarafından tanımlanması karşılaştırılarak, taraflar açısından politika ve askeri uygulayıcılar için kritik evrimi ve stratejisi üzerindeki durulmuştur. Yöntemi uluslararası ilişkilerde önemli kılan nedenlerin başında; askeri, siyasi, ekonomik, politik ve teknolojik özellikleri içinde barındırmasıdır. 2011 yılında NATO tarafından kullanılan yöntem aynı zamanda üye ülkelerin kullanım tecrübesinde arttırmıştır. Küreselleşen dünyada teknolojik gelişmelerin desteği ile gelişim gösteren bu yöntemin, daha az maliyetle getirisi fazla olan bir yöntem olması kullanımına önemli katkılar sağlamıştır. Soğuk Savaşın ardından süper güç ABD'nin SSCB sonrası bölgesel güç boşluklarını Hibrit yöntemler kullanarak doldurmak istemesi, Hibrit Savaş yönteminin gelişimine katkı sağlamıştır. ABD'nin Soğuk Savaştan günümüze kadar bölgesel çıkar çatışmalarının olduğu ve Jeostratejik bölgelerin korunması amacı ile sıklıkla başvurduğu dolaylı bir müdahale şeklidir.

Amerika Birleşik DevletleriArap BaharıDünya Savaşı I+7
Ercan Ertut
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk savaş sonrası dönemde ulus-devlet inşa süreçleri ve Beluç sorunun geleceği

17. yy.da milliyetçilik kavramı Avrupa'da ortaya çıkarak kısa bir süre içerisinde tüm dünyaya yayılmıştır. Bu bağlamda, ?Ulus-devlet?'e dönüşen bu akım, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları ardından ve özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemden günümüze kadar etkisini kısmen devam etmektedir. 1991 yılından sonra SSCB'nin dağılmasıyla birlikte, Orta Asya'da çıkan yeni ulus-devlet oluşturma düşüncesi bölgede yaşayan tüm halklar üzerinde ciddi anlamda tesir bırakmıştır. Bu durumdan etkilenen halklar kendi bağımsızlıklarını elde edebilmek için çeşitli yol ve yöntemlere başvurmuşlardır.SSCB'nin dağılmasından sonra dünyada tek egemen güç haline gelen ABD, bu halklarla yakından ilgilenmiş ve bağımsızlıklarını kazanabilmeleri için siyasi, askeri ve ekonomik destek vermiştir. 18. yy.da Güney Asya bölgesinde ortaya çıkan Beluç sorunu daha sonra ABD'nin BOP'si kapsamında yeniden bölge ülkeleri arasında gündeme gelmiştir. 2001 yılında ABD'nin terörle mücadele adlı operasyonuyla Afganistan işgal edilmiştir. Bununla birlikte Beluç sorunu yeni ismiyle (Free Balochistan) uluslararası camianın dikkatini çekmiştir. ABD, ?Özgür Beluçistan? olarak ortaya çıkardığı ismi bölgedeki rakiplerine karşı desteklemiş ve kendi çıkarları doğrultusunda koz olarak da kullanmayı göz ardı etmemiştir.Dolayısıyla ABD, başta Çin olmak üzere Hindistan, Rusya, İran vb. ülkelerin gelişmelerini engellemek için bölgede ?Özgür Beluçistan? düşüncesini savunmaktadır. Ayrıca ABD, bölgede varlığını sürdürmek için bölgede siyasi entrikasını devam etmektedir. Kuşkusuz, 2014 yılından sonra bölgenin kontrolünü tutabilmek için Beluçlar önde olmak üzere bölgedeki diğer etnik grupları başkaldırmalarına vesile olacaktır.Anahtar Kelimeler:1. Etnik Milliyetçilik2. Ulus-devlet İnşası3. Beluç Milliyetçilik harekatı4. Afganistan, İran ve Pakistan'da Beluç sorunu5. Beluç Sorunun Geleceği

AfganistanBeluçMilliyetçilik+4
Hamidullah Rizazade
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk savaş sonrası dönemde (1990-2010) Türkiye'nin Afrika politikası ve yumuşak güç

Yumuşak güç, özellikle son yüzyılda Dünya siyasetini etkileyen önemli bir öğe olmuştur. Başta ABD ve Çin olmak üzere Dünya'nın süper güçleri tarafından sıkça kullanılan yumuşak gücün, bu doğrultuda Türkiye tarafından da kullanımı ele alınmıştır.Sömürgecilik sonrası daha çok önem kazanmaya başlayan Afrika kıtası da, Soğuk Savaşın sona ermesiyle dünya siyasetinde önem kazanmaya başlamıştır. Sahip olduğu yeraltı kaynakları ve potansiyeli sebebiyle, Afrika, büyük güçlerin mücadele alanı olmaya başlamıştır. Türkiye de yumuşak gücünü kullanarak, SAGA ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmeye çalışmaktadır. Bu tezde, özellikle 1990 ? 2010 yılları arasında kaydedilen ilerlemenin, önceki dönemlere göre daha önemli olduğu vurgulanmış; Afrika ile ilişkilerinin geniş bir boyutta geliştirilmesi gerektiği savunulmuştur.Anahtar Sözcükler1. Yumuşak Güç2. Afrika3. Türk Dış Politikası4. Amerika Birleşik Devletleri5. Çin Halk Cumhuriyeti

AfrikaAfrika ülkeleriSoğuk Savaş sonrası+5
Bülent Erdil
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk savaş sonrası dönemde küresel güç mücadelelerinde Afrika

Afrika kıtası, Soğuk Savaşın sona ermesiyle dünya siyasetinde önem kazanmaya başlamıştır. Kıtanın sahip olduğu yeraltı kaynakları, enerji ihtiyacı dolayısıyla birçok ülkenin gündeminde ön sıraları işgal etmiştir. Küresel anlamda iddiası olan hemen her devlet, kıtayı doğal zenginlikleri bakımından alternatif olarak değerlendirmektedir.Bu amaçla Amerika Birleşik Devletleri, Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu başta olmak üzere küresel güç mücadelelerinde Afrika'nın potansiyel kaynaklarını kullanma çabasına giren aktörler birbirleriyle Soğuk Savaşta ve günümüze uzanan süreçte sürekli bir rekabet içinde olmuşlardır. Afrika'nın küresel konumu ve arz ettiği önem de bu rekabet temelinde iniş ve çıkış göstermiştir.Günümüzde kıtaya yönelik politikalar söz konusu aktörlerin ihtiyaçları ve dönemsel tercihlerine göre şekillenmektedir. Dolayısıyla yakın gelecekte Ortadoğu ve Avrasya coğrafyası üzerinde yürütülen rekabetin alacağı seyir, adı geçen devletlerin Afrika'yla kurdukları ilişkilerin verimliliği ile paralellik gösterecektir. Afrika, Soğuk Savaştan sonra var olan çok kutuplu dünyada güç ilişkilerinin dengesinin belirlenmesinde başlıca rol üstlenecektir.

AfrikaAmerika Birleşik DevletleriGüç dengesi+7
Ahmet Said Altın
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk savaş sonrası Avrupa güvenliğinin yeniden oluşumu ve Türkiye'nin rolü

1957 yılında altı Batı Avrupa ülkesi (Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg) ?ortak bir pazar? tesisi amacıyla Avrupa Ekonomik Topluluğunu (AET) kurmuşlardır. Ekonomik bütünleşmesini çok iyi geliştirmesi dolayısıyla ?ekonomik dev? sıfatını kazanmayı hak eden Avrupa Birliği (AB), siyasi ve askeri alanda aynı başarılı gelişmeyi gösteremediği için ?politik cüce? pozisyonuna gerilemiştir.Avrupa Birliği, Soğuk Savaş sonrası koşulların yarattığı yeni güvenlik parametrelerine göre şekillenen yeni ortamda, ortak dış ve güvenlik politikasını düzenleme çalışmalarına girişmiştir.1990'lı yılların ilk yarısı, NATO bünyesinde Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği çerçevesinde geçmiştir. Ancak, NATO'nun Atlantik ötesi üyelerinin Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Kanada'nın Avrupa savunmasıyla doğrudan ilişkisinin olması, AB üyelerini tedirgin etmiştir. Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası'na ilişkin yeni yaklaşım ve görüşmeler 3-4 Aralık 1998 tarihinde İngiltere ve Fransa'nın katılımıyla St.Malo Zirvesi'nde başlatılmış ve bu konuda ortak bildiri yayınlanmıştır.NATO üyesi ve AB'ye aday ülke Türkiye, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası içinde yer alarak AGSP'nin karar alma mekanizmalarına katılma isteğini belirtmiştir. Ancak, Avrupa Birliği, Türkiye'nin AGSP içinde yer almasında gösterdiği isteksizliğinin nedenini, Türkiye'nin henüz AB üyesi olmamasına bağlayarak, AGSP'ye katılım için AB üyeliğini ön koşul olarak ileri sürmektedir.Oysa ki, her iki taraf birbirlerini ?güvenliklerine tehdit? olarak algılamak yerine, ?güvenlik sağlayıcı? kimliklerini ön plana çıkardıkları takdirde Türkiye'nin AB'ye katılımı ve Soğuk Savaş sonrası Avrupa güvenliğinin sağlam ve doğru temeller üzerine kurulmasının gerçekleşmesi mümkün olabilecektir.Anahtar Sözcükler:1.Avrupa Güvenliği ve Savunma Kimliği (AGSK)2.Avrupa Güvenliği ve Savunma Politikası (AGSP)3.Avrupa Birliği (AB)4.Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET)5.?Güvenlik Sağlayıcısı? ve ?Güvenlik Tehditçisi?

Avrupa BirliğiAvrupa Güvenlik ve Savunma KimliğiAvrupa Güvenlik ve Savunma Politikaları+4
Ayfer Alptekin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türk-Amerikan askeri ilişkileri (1945 sonrası)

ÖZET 1923 Lozan. Konferansı 1784 yılında başlayan Türk-Amerikan ilişkilerinde Osmanlı Dönemini bitirirken Cumhuriyet Dönemini başlatmıştır. Türkiye ve ABD ikinci Dünya Savaşı ertesinde de takip ettikleri tarafsızlık ve ittifaklardan uzak durma politikalarında sıyrılmış, ulusal çıkarlarını korumak amacı ile ikili ilişkilerini geliştirmeye başlamışlardır. Bir tarafta Monreo Doktrininden sıyrılmış ABD diğer tarafta Batılılaşmayı hedef kabul eden Türkiye. ABD, Sovyet tehlikesine karşı Truman ve Marshall yardımları ile Türkiye'yi desteklerken, Türkiye de Batının yanında olduğunu göstermek amacıyla Kore'ye asker göndermiş ve müttefik kuvvetlerle beraber savaşmıştır. Kore Savaşı Türkiye'nin NATO üyelik sürecini hızlandırmış ve kuruluşunun üçüncü yılında Türkiye ABD'nin de desteği ile NATO'ya üye olabilmiştir. Bu tarihten sonra BM ve NATO, Türk-Amerikan ilişkilerinde esas teşkil etmiştir. Türkiye'nin NATO'ya üyeliği ile beraber ABD ile sıkı ilişkilere girilmiş ve ABD'nin Türkiye'deki birçok askeri üs ve tesisi kullanmasına izin verilmiştir. İyi giden ilişkiler ilk yarayı 1962 Küba Krizi ile almıştır. Kıbrıs'ta yaşanan olaylar sebebi ile 1964'te Türkiye adaya müdahale etmek istemiş, fakat ABD'nin sert tepkisi ile karşılaşmıştır. Başkan Johnson'un Türkiye'ye 5 Haziran 1964 tarihinde gönderdiği mektup Türk-Amerikan ilişkilerine ağır bir darbe vurmuştur. Sekteye uğrayan ilişkiler 1969 Savunma ve İşbirliği Antlaşması ile bir düzene oturtulmak istenmişse de 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ve ertesinde Türkiye'ye uygulanan Amerikan silah ambargosu ilişkileri kopma noktasına getirmiştir. İlişkilerin tekrar başlaması 1978'de ambargonun kalkması ve arkasından 1980'de Savunma ve Ekonomik İşbirliği Antlaşmasının imzalanması ile mümkün olabilmiştir. İmzalanan antlaşmalar ile ilişkilere bir düzen verilmek istenmiş ve Türkiye'deki Amerikan askeri varlığı da yeniden ele alınmıştır. Günümüzde de halen ABD'nin faaliyetlerine izin verilen üs ve tesisler Adana-İncirlik, Diyarbakır-Pirinçlik, Balıkesir,Ankara-Belbaşı ve Akıncı üs ve tesisleridir. Ayrıca izmir'de iki de NATO karargahı bulunmaktadır. Yeni düzenin başlangıcı olarak kabul edebileceğimiz Körfez Savaşı, sonrasında Türkiye'yi rahatsız edecek bir çok sorun bırakmasının yanı sıra Türk-Amerikan ilişkilerine olumlu bir etki yaratmıştır. Türkiye, Amerika'nın Körfez politikalarını takip edip desteklerken çekimser kalan Avrupa'ya da ABD adına cevap vermiştir. Körfez Savaşı sonrasında Saddam'ın cezalandırmak istediği Kürtlerin Türkiye'ye kaçması ile başlayan göç sorunu da Türkiye'de konuşlandırılan Çekiç Güç (Poised Hammer) adlı uluslararası nitelikte bir güç ile çözümlenmiştir. Irak'ın otuz altıncı paralelin kuzeyindeki uçuşa yasak bölgesinde uluslararası gücün denetiminde bir kontrollü bölge oluşturulmuş ve Kürtler bu bölgede konuşlandırılmıştır. Çekiç Güç halen Kuzeyden Keşif Gücü olarak faaliyetlerini sürdürmektedir. ABD, Türkiye'nin AB ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği (AGSK) üyeliğini de desteklerken, bu konuların beraberinde sorun çıkarmasını ve bu sorunun NATO'yu zedelemesinden de endişe duymaktadır. Türkiye'nin Yunanistan ile ilgili konularında da denge politikası gütmektedir. ABD'nin dış politika anlayışı Türkiye ile ilişkilerini olumlu bir havada tutmasını gerekli kılmaktadır. Ayrıca ABD'nin halen Türkiye'de ilişkili olduğu birçok ekonomik ve askeri proje de ikili ilişkileri sıcak tutmaktadır. Son elli yılın fakat özellikle son 30-35 yılın Türk-Amerikan ilişkilerine bakıldığında Türkiye'nin çıkarlarını zedeleyecek büyük sorunlarla karşılaşılmadıkça ilişkilerde problemlerin yaşanmayacağıdır, ilişkilerde gelecekte de beklenilen, geleneksel güvenlik yardımının siyasi alanda işbirliği ile desteklendiği daha olgun ve çeşitlendirilmiş bir ilişki halini almasıdır. Kısacası daha dengeli, eşit, çok yönlü ve makul bir ittifak.

Askeri ilişkilerAskeri üslerKörfez Savaşı+5
Ferhan Karaca
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası: Türkiye'nin Avrupa savunmasındaki geleceği

İkinci Dünya Savaşı sonrası koşullarında Avrupa'da doğan ve yaklaşık yarım yüzyıl geçerli olan güvenlik ve savunma dengeleri Soğuk Savaşın bitişi ile aşamalı olarak değişmektedir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşturulan Avrupa'da birlik hareketi, bugün "Ortak Dış ve Güvenlik Politikası" ile adalet ve içişleri alanlarında işbirliği dahil siyasal bütünleşme yolunda ilerlemektedir. Avrupa'da ortak güvenlik ve savunma politikasının oluşturulması çabaları, ekonomik bütünleşme hareketi kadar eskiye dayanmaktadır. Avrupa'da daha önceki girişimlerin başarısızlıkla sona ermesinin ardından, AB savunma ve güvenlik alanlarına yönelmiş ve bu alanları birlik ortak politikaları kapsamına almıştır. Soğuk Savaştan tek süper güç olarak çıkan ABD bakımından Avrupa'da ortak düşmanın ortadan kalkması, bu bölgede güvenlik ve savunma alanlarında daha az taahhüt üstlenmesi ve ABD'nin önceliğinin istikrarın korunması haline gelmesi sonuçlarını doğurmuştur. AB, Maastricht Anlaşması ile ODGP'nı oluşturmaya, Amsterdam Antlaşması ile de dış ve güvenlik politikasında savunma boyutunu; OGSP'nı ön plana çıkarmaya başlamıştır. Köln Zirvesi ile birlik, OGSP'nın üzerine inşa edileceği ana ilkelere dair çerçeveyi çizmiş, Helsinki Zirvesi'nde, OGSP'nın geliştirilmesi süreci ivme kazanmıştır. AB, bu bağlamda, 2003 yılına kadar Acil Müdahale Gücü kurulması kararını vermiş ve "Temel Hedefi benimsemiştir.158 AB Feira Zirvesi'nde, AB üyesi olmayan NATO ülkeleri ile AB'ne aday ülkelerin AB'nin yöneteceği harekatlara katılımlarına dair somut katılım mekanizmaları yerine, danışma mahiyetinde ve ad hoc temelde işleyecek mekanizmalar benimsemiştir. Nice Zirvesi'nde bu mekanizmalar daha da ayrıntılı olarak geliştirilmiştir. AB, AGSP bağlamında NATO'nun olanak ve yeteneklerine güvenceli erişim elde etmek istemektedir. Ancak, AB'nin AGSP karar alma mekanizmasında dışladığı Türkiye gibi NATO ülkeleri bu güvenceyi AB'ne verme konusunda çekimser davranmaktadır. Soğuk Savaşın sona ermesi ve Sovyetler Birliği'nin dağılması Türkiye'nin önüne yeni fırsatlar çıkarmıştır. Bununla beraber, Türkiye Ortadoğu kaynaklı yeni tehditlerle de karşılaşmaktadır. Soğuk Savaş boyunca Avrupa güvenlik ve savunmasının merkezinde olan Türkiye'nin stratejik konumu değişmekte ve periferiye kaymaktadır. AB'nin uluslararası ilişkilerde ekonomik ve siyasi gücüne paralel şekilde etkin bir rol oynama hedefi çerçevesinde geliştirdiği AGSP, AB'ne tam üye olmayan Türkiye'nin hayati çıkar bölgelerine etkide bulunabilecektir. Bu durum, Türkiye açısından özellikle Türk-Yunan uyuşmazlıkları bakımından önem taşımaktadır. AGSP'na katılımı Türkiye ile AB arasında iki yıldan uzun bir zamandır uyuşmazlık konusudur. Bu sorunun, 2001 yılı Aralık ayı başında çözümlenmesi, AGSP'nin gelişimine ivme kazandırabilecektir.

Avrupa BirliğiAvrupa BirliğiAvrupa Güvenlik ve Savunma Politikaları+5
Mustafa Pulat
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı'nın Soğuk Savaş'ın sona ermesindeki rolü

Bu tez çalışmasında, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı'nın (AGİK) Soğuk Savaş'ın barışçıl bir şekilde sona ermesindeki rolü araştırılmıştır. Çalışma kapsamında yapılan literatür taraması sonucunda, Birinci ve Üçüncü Sepetler bakımından AGİK'in Soğuk Savaş'ın sona ermesinde insan hakları, siyasi ve askeri alanlarda yaptığı etkiler incelenmiştir. Yapılan incelemelerin sonucunda, 1975 Helsinki Nihai Senedi'nin 1989 Doğu Avrupa Devrimlerine yol açan sivil toplum hareketlerine etkileşim kattığı, Güven ve Güvenlik Arttırıcı Tedbirlere (CSBM) dair 1990 Viyana Belgesi'nin askeri şeffaflık sağladığı ve 1990 Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması'nın (AKKA) Avrupa'da silahların kontrolü ve silahsızlanmanın çerçevesini sağladığı tespitlerine varılmıştır.

AGİKHelsinki AnlaşmasıSoğuk Savaş sonrası+3
Onay Özçayan
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Post-Sovyet sonrası Gürcistan'da milliyetçilik

Bu çalışmada milliyetçiliğe/ulusçuluğa ve millet kavramlarına ilişkin son dönem milliyetçilik literatürünün kuramsal bir değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Milliyetçilik ve millet olgusuna ilişkin kuramsal yaklaşımdan bahsedilerek uzun yıllar Rus yönetimi altında olan Gürcülerin milliyetçi yapılarını içermektedir. Millet ve ulus kavramları çerçevesinde şekillenen milliyetçilik olgusu Rusya ve Gürcistan paralelinde incelenmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada 1990-2015 yılları arasında Rusya ekseninde Gürcistan milliyetçiliği incelenmiş ve küçük bir etnik grup olan Gürcistan'ın zamanla milliyetçi bir yapıya nasıl dönüştüğü belirtilmiştir. Çalışmada zamanında Rus himayesinde iken Rus milliyetçiliğine karşı çıkan Gürcistan'ın bağımsızlığını kazandıktan sonra kendi topraklarındaki diğer halklara da aynı milliyetçi politikayı uygulamasıdır.

BağımsızlıkGürcistanMilliyetçilik+2
Seval Önal
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD ve Rusya Federasyonu'nun Güney Kafkasya politikası ve Gürcistan krizi

Sovyetler Birliği'nin çöküşü ile başlayan tek kutuplu düzende, kendisini SSCB'nin varisi olarak gören Rusya Federasyonu ile bölgedeki doğal kaynakların cazibesine kapılan ABD arasında, eski Sovyet coğrafyasında güç ve etkinlik mücadelesi yaşanmıştır. ABD ve RF'nin bölgedeki güç rekabetinin neticelerinden biri olan Gürcistan Krizi, bu iki büyük gücün Güney Kafkasya politikaları bağlamında değerlendirilecektir. Krizi, bölgedeki ABD-RF rekabetinin bir neticesi olmasının yanı sıra, Gürcistan'ın iç dinamiklerine de bağlamak mümkündür. Saakaşvili, 2004 yılında ?Gül Devrimi? adı verilen ABD yanlısı bir örtülü operasyon ile iktidara gelmesinin ardından ilk iş olarak, Gürcistan'daki Acaristan, Güney Osetya ve Abhazya gibi özerk cumhuriyetleri Tiflis yönetimine bağlamak istemiştir.SSCB'nin çöküşü ve Soğuk Savaş'ın bitmesi ile Güney Kafkasya olarak adlandırılan Kafkasların Güney yamacında, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan bağımsızlığını ilan etmiştir. RF'nin ?arka bahçe? olarak gördüğü Güney Kafkasya, stratejik konumu ve sahip olduğu zengin doğal kaynaklarıyla da ABD'nin dikkatini çekmektedir. RF ile Transkafkasya'daki çıkarları çatışan ABD, 1997'ye kadar bu bölgede RF öncelikli bir politika izlemesine rağmen 1997 sonrasında bölgeyi ?yaşamsal çıkar alanı? olarak değerlendirmiş ve RF öncelikli politikasından vazgeçip bölge ülkeleriyle yakından ilişkiler kurmaya başlamıştır. Özellikle Gürcistan'da Kadife Devrim ile Saakaşvili'nin iktidara gelmesi ABD ve RF arasındaki rekabeti ortaya koymuştur. RF'nin ABD'nin bu hamlesine Gürcistan'daki Güney Osetya ve Abhazya gibi bağımsızlık talep eden etnik bölgeleri destekleyerek karşılık vermesi süreci Gürcistan'ın Güney Osetya'ya saldırması ve bu saldırıya da RF tarafından karşılık verilmesiyle başlayacak bir krize kadar götürmüştür. Birinci bölümde SSCB'nin çöküşü ile önemi artan Güney Kafkasya'dan, Güney Kafkasya ülkeleri ve bu ülkelerin yaşadıkları siyasi ve ekonomik sorunlardan bahsedilmiştir. İkinci bölümde ise Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD'nin ve RF'nin bölgeye ve bölge ülkelerine yönelik politikaları incelenmiştir. Son bölümde ise ABD ve RF'nin bu politikalarının eseri olan Gürcistan Krizi, kriz öncesi, sırası ve sonrası şeklinde ele alınmıştır.Anahtar Kelimeler: Güney Kafkasya, ABD, Rusya, Gürcistan, Güney Osetya

Amerika Birleşik DevletleriAzerbaycanErmenistan+6
Kemal Baycan
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk Savaş Döneminde Çekoslovakya müdahalesi ve müdahalenin Türkiye sol hareketine yansıması

1968'de Çekoslovakya'da Prag Baharı diye adlandırılan bir değişim hareketi başlamıştır. Bu değişim hareketini sosyalist dünya için tehdit olarak algılayan Sovyetler Birliği, Varşova Paktı ile birlikte 21 Ağustos 1968'de Çekoslovakya'ya askeri müdahalede bulunur. Bu çalışmada, müdahalenin gerçekleştiği uluslararası atmosfer ve müdahalenin uluslararası toplumda yansıması ve Türkiye'deki yansımasının sol açısından değerlendirilmesi yapılmıştır.

MüdahaleSiyasi görüşlerSiyasi partiler+8
Metin Özvariş
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00

Related subjects