Suçlular
Bu konu başlığı altında 75 tez
Yalan tanıklık suçu
Tezin konusu oluşturan yalan tanıklık suçu Türk Ceza Kanunu'nun 272, 273 ve 274. maddeleri ile düzenleme altına alınmıştır. Tanık beyanı, maddi gerçeğe ulaşmada önemini öteden beri muhafaza eden bir delildir. Tanık, uyuşmazlık konusuna ilişkin bildiklerini doğru olarak söylemekle yükümlüdür. Tanığın bu yükümlülüğüne aykırı davranması adaletin yanılması sonucunu doğurabilecektir. Yalan tanıklık suçu yalnızca tanık sıfatıyla beyanda bulunanlar tarafından işlenebildiğinden gerçek bir özgü suçtur. Suçun oluşması bakımından tanığın gerçeğe aykırı beyanlarının hükmü etkilemesi gerekli değildir. Bu bağlamda yalan tanıklık suçu soyut bir tehlike suçudur. Ancak gerçeğe aykırı beyan neticesinde zararlı sonuçların ortaya çıktığı durumlar, neticesi sebebiyle ağırlaşmış haller olarak düzenlenmiştir. Yalan tanıklık suçunun, hangi süreçlerde işlenebildiğinin tespiti bakımından tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurulların kapsamının belirlenmesi gerekmektedir. Bu amaçla öğreti ve uygulama ışığında bu hususun irdelenmesi tezin amaçlarından birini oluşturmaktadır. Yalan tanıklık suçu, tanığın kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunması ile oluşmaktadır. Bu bağlamda, tanık beyanının kapsamı ve gerçeğe aykırılığın tespiti de suç tipi bakımından irdelenmesi gereken konulardandır. Suç yalnızca kasten işlenebildiğinden gerçeğe aykırı her beyan suç kapsamında değerlendirilemeyecektir.
Türkiye'de kasten adam öldürme suçunu işlemiş faillerin kişilik yapılarının analizi ve adam öldürme suçunun yordayıcılarının irdelenmesi
Giriş: Kasten adam öldürme, şiddetin en travmatik şeklidir. Geçmişte yapılan araştırmalar kişilik özellikleri ile şiddet derecesi arasında bir ilişki bulunduğunu destekler yöndedir. Bu araştırmada, Türkiye'de kasten adam öldürmek suçundan hükümlü erkek faillerin; kişilik özellikleri, psikopatolojik özellikleri, sosyo-demografik özellikleri ve klinik özgeçmişleri incelenerek, suçlu profillerinin çıkarılması amaçlanmıştır. Suçluluğun hangi kişilik özellikleri ve psikopatolojik belirtilerle ilintili olduğu irdelenmiştir. Bu çalışma ile Türkiye'de suç oranlarının azaltılmasına ve suçlu profillerinin çıkarılmasına katkı sağlamak amaçlanmıştır. Yöntem: Bu araştırma Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'nden alınan resmi izin ile Ankara 1 No'lu L Tipi, İzmir 4 No'lu T Tipi ve Ümraniye E Tipi Cezaevleri'nde yapılmıştır. Kasten adam öldürme suçundan hükümlü, yaşları 18-65 arasında değişiklik gösteren 77 gönüllü erkek katılımcı çalışma grubunu, daha önce hiç suç işlememiş ve ceza almamış 77 gönüllü erkek ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Araştırma öncesinde tüm katılımcılardan bilgilendirilmiş gönüllü katılımcı onam formu alınmıştır. Sosyo-demografik bilgi formu ile birlikte, grupların kişilik boyutlarının ve psikopatolojilerinin ölçümünde Mizaç ve Karakter Envanteri-MKE (Temperament and Character Inventory-TCI) ve Belirti Tarama Listesi (Symptom Check List-SCL-90-R) kullanılmıştır. Şiddetin derecesi ise Taylor Şiddet Derecelendirme Ölçeği uygulanarak ölçülmüştür. Bulgular: Bu çalışmada grupların; yaş, medeni durum ve eğitim düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Mizaç ve Karakter Envanteri'ne ilişkin elde edilen puanlara bakıldığında, Sebat Etme dışında diğer tüm alt ölçekler için gruplar arasında anlamlı bir farklılık görülmüştür (p<0.05). SCL-90-R skorlarının da gruplar arasında farklılık gösterdiği %95 güven düzeyinde tespit edilmiştir (p<0.05). Şiddetin derecelendirilmesine ilişkin soruya verilen yanıtlar değerlendirildiğinde görülmüştür ki kasten adam öldürme fiili; hükümlülerin %18,2 tarafından minimal şiddet, %13,0'ı tarafından orta derecede şiddet ve %2,6'sı tarafından şiddet dışı olarak derecelendirilmiştir. Sonuç: Bu araştırmada, çocukluk döneminde; bakım veren kişi, uygulanan disiplin, gösterilen ilgi, fiziksel şiddete maruz kalıp kalmama, anne-babanın eğitim durumu ve gelir seviyesi gibi kişilere göre değişkenlik gösteren faktörlerin suç işleme motivasyonu üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Bu nedenle suçun azaltılması ve/veya önlenebilmesine dair yapılacak rehabilitasyon çalışmalarında bu konuların üzerinde ehemmiyetle durulması, yapılacak çalışmaların olumlu sonuçlar doğurabilmesi açısından önemli olacaktır. Anahtar Kelimeler: Şiddet, suç, kasten adam öldürme, kişilik, mizaç
1908 Aff-ı Umumisinin İstanbul asayişine etkileri: İstanbul gazetelerine göre
Osmanlı Devletinin modernleşmesinin önemli merhalelerinden birisi olan ve siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel anlamda yakın tarihimizin şekillenmesinde derin etkileri görülen II. Meşrutiyet'in ilanı İmparatorluk coğrafyasında büyük bir heyecan uyandırmış ve hareketin baş aktörü olan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin önemli bir zaferi olarak görülmüştür. İnkılâbı planlayan kadro, gerçekleştirme düşüncesinde olduğu birçok icraat olmakla birlikte işe, II. Abdülhamid döneminde siyasi fikirleri nedeniyle hapiste bulunan veya sürgüne gönderilen neredeyse tamamına yakını İttihatçı olan suçluların affedilmesi için bir af teklifi ile başlamıştır. Ancak toplumdan gelen baskılar ve biraz da padişahın bir lûtfu olarak affın kapsamı genişletilmiş ve bir genel af ilan edilmiştir. Bu derecede kapsamlı bir af neticesinde adi suçlular başta olmak üzere hapishanelerde bulunan birçok suçlu serbest bırakılmıştır. Bu çalışmada olumlu veya olumsuz etkileriyle hala tartışıla gelen umumi aflardan birisi olan 1908 affının İstanbul gazetelerine yansıdığı kadarıyla İstanbul asayişine ne gibi etkileri olduğu ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Sabah, İkdam, Tanin ve Tercüman-ı Hakikat gazetelerine yansıyan adi suçların, 1908 aff-ı umumisinden üç ay öncesi ve sonrası taranarak, suç oranlarında bir değişim olup olmadığı karşılaştırılmaya çalışılmıştır. Gazetelere yansıyan haberlere göre; aftan önceki adi suç oranlarıyla aftan sonraki adi suç oranları arasında belirgin bir farklılık görülmemektedir. Böyle bir farklılığın görülmemesinde ki temel sebep dönemin genel yapısıyla bağlantılıdır. Bunun yanı sıra aftan önce yukarıda bahsettiğimiz gazetelerde görülmeyen fakat aftan sonra İstanbul asayişinde bozulmalara neden olacak bazı suçların da ortaya çıktığı görülmüştür.
Beş eksenli kişilik analizi modeline göre Ahmet Ümit'in polisiye romanlarında suçlular
Çalışmada romanın temel unsuru olan kişi unsurunun somut ölçeklere dayalı detaylı bir incelemeye tabi tutulabilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Beş Eksenli Kişilik analizi Modeli oluşturulmuştur. İki basamaklı olan modelin ilk basamağında günümüze kadar kişi incelemesinde kullanılan fiziksel ve psikolojik yapı olarak adlandırılabilecek iki yapı genişletilerek beş yapıda daha detaylı bir inceleme yapılabilmesi hedeflenmiştir. İkinci basamakta 17 eksenli 34 sıfat merkezli kurulan Beş Faktör Kişilik Analizi temel olarak kullanılmıştır. İki bölüm olan çalışmanın ilk bölümünde modelin üretilmesindeki sebepler kuramsal olarak ortaya konarak model anlatılmıştır. İkinci bölümde Ahmet Ümit'in 11 polisiye romanındaki suçlu kişiler üzerinde modelin uygulaması verilmiştir.
Suç habitatı ve suçlu gençlik Habitusu – İzmir ili örneği
Tez çalışması, sapma/suçun; sosyal organizasyonsuzluk teorilerinin ifade ettiği gibi kent yaşamındaki gelişimin ve değişimin bir sonucu olmasının ve ya alt kültür teorilerinin ifade ettiği gibi temelde bir grup davranışı olmasının ötesinde; ya da gerilim, rasyonel tercih, fırsat, sosyal öğrenme vb. gibi teorik yaklaşımların ifade ettiklerinin ötesinde bir anlamı olduğunu iddia etmektedir. Bu anlamı bulmak için ise suça, kriminolojinin ve kültüre de antropolojinin gölgesinden çıkarak pür sosyolojik olarak bakmayı önermektedir. Çalışmanın kuramsal çerçevesinde kavramsal çerçevedeki tartışmalara ve saha çalışmasının ihtiyaçlarına cevap verebilecek, Jürgen Habermas ve Pierre Bourdieu gibi sosyolojinin yetkin isimleri üzerinden, eklektik teorik bir yaklaşım geliştirilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın metodolojisi bölümünde, kuramsal çerçevede teorik koordinatları tespit edilen suç habitatının, yöntemsel/nesnel koordinatları istatistik ve doküman analizleri ile belirlenmiştir. İzmir ili suç habitatında ikamet eden örnekleme yönelik gerçekleştirilen saha çalışmasından elde edilen nitel verilerin yorumlanması bölümünde ise öncelikle alt ve üst temalar belirlenmiştir. Bu bağlamda suç habitatına ilişkin; 10 üst tema, 28 alt tema, suçlu gençlik habitusuna ilişkin; 10 üst tema, 12 alt tema, toplamda; 20 üst tema ve 40 alt tema ortaya çıkmıştır. Sonuç bölümünde ise suç habitatı ve suçlu gençlik habitusunun güncel ve gelecek durumlarına ilişkin sonuç ve öneriler ele alınmıştır.
Suça konu olan çocukların basında temsili
Çocuk, biyolojik sürecin önemli bir parçası; çocukluk ise, biyolojik süreç ile sosyokültürel yapının etkileşimi sonucu oluşan kurgusal bir kavramdır. Toplumsal bir grup olarak çocukların tanınması, ancak sosyo-kültürel, psikolojik, ekonomik ve politik yapının çocukluğa ihtiyaç duyması, çocukluğun farkında olması ile mümkün olmaktadır. Çocuk suçluluğu ise, insanın biyopsikososyal yapısından kaynaklanmaktadır. Suça itilen/sürüklenen çocuklar, kendilerini toplumdan uzak hisseden ya da gerçek anlamda toplumdan uzaklaşmış olan çocuklardır. Bu çocuklar, ceza adalet sisteminin olumsuz koşulları ile karşılaştıklarında, toplumdan daha fazla uzaklaşabilmekte ve daha fazla zarar görmektedirler. "Suça Konu Olan Çocukların Basında Temsili" başlıklı bu tez çalışmasının ana konusu, suça itilen çocukların basındaki temsilleri ve bu temsillerin zaman içindeki dönüşümüdür. Dolayısıyla çocuğu suça iten toplumsal, kültürel, psikolojik, ekonomik, politik nedenler ile çocukla ilişkilendirilen suç türleri, bunların dönemsel olarak gösterdiği dönüşümlerin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışmanın ana sorunsalı, gazetecilik uygulamalarında benimsenen temsil yöntemlerine ilişkin yapısal bir değerlendirmeyi içermektedir. Çocukların suçla ilişkili hale gelmeleri sürecinde medyanın olumlu-olumsuz etkisi incelenmektedir. Buna göre, Türkiye'de çocuk ve suça ilişkin çerçevenin Hürriyet Gazetesi örneklemi ve içerik analizi yöntemi kullanılarak 1980-2015 yılları arasında yazılı basında yer alan suç temalı haber örnekleri üzerinde yapılacak bir temsil araştırmasıyla belirlenmesi planlanmıştır. Arşiv çalışması sonrasında toplam 600 habere ulaşılmış ve bu veriler SPSS programı kullanılarak Kategorisel Analiz ve Frekans Analizi yöntemleri ile analiz edilmiş, çocukları suça iten koşullara, ulusal-uluslararası gelişmelerin suça itilen çocukların yazılı basındaki temsillerine yansıma biçimlerine, kuramsal yeniliklerin uygulamaya geçirilme düzeylerine ilişkin bulgulara ulaşılması amaçlanmıştır. Böylelikle bu zaman dilimi içerisinde çocuk-suç ilişkisine, suça itilen/sürüklenen çocukların haberlerdeki temsillerine ilişkin dönüşümlerin de ortaya çıkarılması mümkün olabilecektir.
Eşleri cezaevinde olan kadınların yaşam durumlarının sosyal hizmet bakış açısı ile incelenmesi
Yakınları cezaevinde olan kişilerin; ekonomik, psikolojik ve sosyal açıdan birçok soruna sahip oldukları bilinmektedir. Eşleri cezaevinde olan kadınlar, bu sorunları yaşayan mahkûm yakınlarının başında gelmektedir. Türkiye'de mahkûm yakınları ile ilgili yapılmış az sayıda çalışmaya rastlanmıştır. Bu nedenle bu çalışma, literatüre katkı sağlamak ve eşleri cezaevinde olan kadınların yaşam durumlarıyla mevcut sorun ve ihtiyaçlarını belirleyerek, ilgili sosyal politikaların oluşmasına rehberlik edebilmek amacıyla hazırlanmıştır. Çalışma, nitel araştırma yaklaşımıyla tasarlanmıştır. Çalışma kapsamında, İstanbul ve Ankara illerinde yaşayan ve eşleri cezaevinde olan toplam 17 kadın ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmecilere kartopu örnekleme yöntemiyle ulaşılmıştır. Görüşmelerde eşleri cezaevinde olan kadınların; çocukluk yaşamları, evlilik süreçleri, evlilik yaşamları, eşlerinin suça karışma süreçleri, eşlerinin cezaevine girmesi sonrası yaşamlarında meydana gelen değişimler ve ne tür hizmetlere ihtiyaç duydukları hakkındaki görüşleri alınmıştır. Görüşmecilerin çoğunluğu ilkokul mezunu ya da hiç okula gitmemiş kişilerdir. Birçoğu çalışmamakta ve devletten aldıkları sosyal yardımlarla geçinmektedirler. Çoğu görüşmecinin ekonomik durumu, eşlerinin cezaevine girmesinden önce iyi değildir, ancak eşlerinin cezaevine girmesi ile birlikte daha da kötüleşmiştir. Birçok görüşmeci, eşinin cezaevine girdiği ilk dönemde psikolojik açıdan sorunlar yaşadığını, ancak zamanla özellikle de çocukları olduğu için kendilerini toparladıklarını ifade etmişlerdir. Görüşmecilerin birçoğu eşlerini iyi özellikleri ile tanımlamaktadırlar, ancak çoğunun evliliğinde; aldatma, alkol-madde kullanımı, eş sorumsuzluğu, şiddet gibi ciddi yapısal problemler mevcuttur. Görüşmeciler açısından eşlerini cezaevinde ziyaret etmek; ekonomik açıdan maliyetli, ulaşım açısından zorlayıcı ve psikolojik açıdan yıpratıcıdır. Görüşmeciler, eşleri cezaevinde olduğu için toplum içerisinde bir kadın olarak çeşitli zorluklarla karşılaştıklarını ifade etmişlerdir. Görüşmecilerin eşlerinin yokluğu sürecindeki destek mekanizmaları; çocukları, aileleri, eşlerinin aileleri, arkadaşları ve devlettir, ancak hiçbirisi aldığı desteği yeterli görmemektedir. Görüşmecilerin ekonomik ve psikolojik açıdan daha fazla desteklenmeye ihtiyacı vardır. Görüşmecilerin geleceğe dair en temel beklentileri eşlerine kavuşmak ve sorunların olmadığı yeni bir hayata başlamaktır.
Ceza infaz koruma memurlarının suça ve suçluya bakışları, 'erk' ve 'otorite' ile olan ilişkileri
Türkiye'deki ceza infaz sistemi her zaman kendi gündemini yaratmış ve hem sosyal bilimlerin hem de politikanın ilgi alanında kalmıştır. Sosyal hizmet, bizzat ilgili kurumlarda çalışan meslek elemanlarının da bulunmasına rağmen, suçluluk ile ilgili görece az çalışmaya sahip bir alandır. Bu tez sayesinde, literatürde eksik kaldığını düşündüğümüz, suçluluk alanının aslında başat aktörlerinden olmalarına rağmen kendileri ile yeteri kadar çalışılmamış ceza infaz koruma memurlarıyla çalışılarak, alana yeni bir bakış açısı sunulması hedeflenmiştir. Çalışmada infaz koruma memurlarının görüşleri üzerinden Türkiye'deki ceza infaz sisteminin suça ve suçluya yaklaşıının ufak bir göstergesi ortaya konmaya çalışılmıştır. Bahsedilen gösterge, suçluluk alanındaki politikaların yapısal sorunlarını ve ihtiyaçlarını tanımlamada yararlı olacaktır. Tezin amaçlarından birisi de ceza infaz koruma memurlarının suça ve suçluya dair düşüncelerine, sahip oldukları 'erk'in, kullandıkları 'otorite'nin ve hiyerarşik sistemde altında bulundukları 'otorite' ile olan ilişkilerinin etkisini incelemektir. Araştırma kapsamında Türkiye'nin üç büyük kentinden (Ankara, İstanbul, Bursa) 12 infaz koruma memuru ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiş ve görüşülenlerin meslek algıları, iş yaşamları, mahpuslarla iletişimleri hakkındaki ve mahpus şartları/denetimli serbestlik/mahpusların çalışması gibi infaz sistemiyle ilgili konulardaki düşünceleri alınmıştır. Araştırma sonunda görüşülenlerin çoğunun mesleklerini zorunlu olarak icra ettikleri, aldıkları eğitimleri yetersiz buldukları, mahpuslarla iletişimde otorite dengesi kurmaya çalıştıkları, hapishanelerin 'ıslah edici' görevine inanmadıkları, infaz sisteminde yapısal sorunlar gördükleri vb. bulgulara ulaşılmıştır. Hapishaneler gerek çalışanlar gerekse mahpuslar için olumsuz bir ortam oluşturmakta, yapılan reformlar yapısal sorunları giderememektedir. Ceza infaz sistemini değerlendirirken geleneksel kalıplardan çıkılmalı ve alternatifler üzerinde durulmalıdır.
II. Meşrutiyet Dönemi İstanbul'unda adi suçlar (1908-1918)
II. Meşrutiyet'in ilanıyla Osmanlı Devleti; siyasi, iktisadi, hukuki, askerî ve sosyal alanda birçok değişimin yaşandığı bir sürece girmiştir. Özellikle 1908-1918 yılları arasında Osmanlı Devleti'nin yaşadığı isyanlar, siyasi kamplaşmalar, faili meçhul cinayetler, savaşlar, göçler, ekonomik bunalımlar başkent olması nedeniyle ilk önce İstanbul'da tesirini göstermiş ve şehrin güvenlik ve asayişi bu durumdan olumsuz etkilenmiştir. Şehirde her geçen gün artan suç vakaları ve güvenlik kaygıları İstanbul sakinlerini tedirgin ettiği gibi bürokratik ve siyasi çevrelerde bu durumdan rahatsız olmuştur. II. Abdülhamit devrinden kalma kolluk güçleri ise İstanbul'daki suç vakalarına zamanında müdahale edememiş ve şehrin asayişini temin etmede yetersiz kalmıştır. Bu durum İstanbul'daki asayiş unsurlarının modernleşmesini kaçınılmaz kılarken II. Meşrutiyet döneminde güvenlik güçlerinin merkezileşmesi ve mesleklerinde uzmanlaşmaları için önemli adımlar atılmasını sağlamıştır. Bu çalışma 1908-1918 yılları arasında önemli kırılmalar yaşayan Osmanlı Devleti'nin başkenti İstanbul'da yaygın olarak işlenen adi ve cinsel içerikli suçları ve bu suçları işleyen suçluları ele almıştır. Aynı zamanda İstanbul'da suç olgusunu ortaya çıkaran etkenlere ve güvenlik güçlerinin ne gibi tedbirler aldığına değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: II. Meşrutiyet Dönemi, İstanbul, Suç, Suçlular, Asayiş ve Güvenlik.
Suç coğrafyası açısından Nilüfer (Bursa)
Suç, dinamik ve çok boyutlu bir olgudur ve bu boyutların bir tanesi de coğrafyadır. Mekânın dizaynı ve planlaması suçun azalması ya da artmasına sebep olan önemli bir unsurdur. Dünyada üzerinde çalışılmış teoriler suç ve suçlu üzerinde mekânda ortak paydaların olduğunu söyler. İşte bu ortak paydalar Nilüfer için gerçekten geçerli midir ya da hangileri geçerlidir, geçerli değilse sebepleri nelerdir? Suçu engelleyen ve arttıran coğrafi unsurlar nelerdir, gibi soruların cevabını aranmıştır. Nilüfer ilçesinin arazi kullanım yapısına bakılarak Nilüfer Emniyet Müdürlüğünden, İl Jandarma komutanlığından, aldığımız veriler ve teoriler ışığında Nilüfer'de meydana gelen suçların özelliklerini dağılışını bu dağılışa etki eden faktörleri incelenmeye çalışılmıştır. Analizler sonucu ortaya çıkan sonuçlar suç için "suç tepeleri" (suçun çok olduğu yerler) ve "suç düzlükleri''(suçun az olduğu yerler) olduğunu ve bunun sebebinin ne olabileceği konularına nedenleriyle beraber ulaşılmaya çalışılmıştır. Konu aynı zamanda kriminolojinin de konusu olup yer yer kriminolojik çalışmalardan da faydalanılmıştır. Nilüferde ilk sırada, ikinci sırada, üçüncü sırada ve son sırada gelen suçlar suçlar tablo, grafik ve haritalarla aktarılmış. Çalışmada suçların nüfusa, şehirleşmeye ve arazi kullanım özelliklerine bağlı olarak en fazla hangi mahallelerde yoğunlaştığı gösterilmeye çalışılmıştır. Farklı suçlarda farklı coğrafyalar kullanılması suça göre mekân seçilmesi veya mekânın bazı fiziksel ve beşeri unsurlarının (arazi kullanım şekillerinin) suç işlenmesine belirleyici olduğunu gösterir. Bu fiziki çevre mekân bazen bar, disko, metruk binalar, terkedilmiş araçlar, kalabalık ortamlarken bazen de duvardan çitten korumadan yoksun alanlardır. Fakat suç üzerinde nüfusun demografik yapısı, arazi kullanım şekli, mevcut nüfusun çalışma ve yaşama şartları gibi çeşitli faktörler de etkilidir. Çalışmada kabul görmüş teoriler ışığında konu açıklanamaya çalışılmış. Fakat konunun henüz başındayken şunu da ifade edip kabul etmek gerekir ki sadece değineceğimiz teoriler Nilüfer'deki suç konusunu yüzde yüz aydınlatmayacaktır. Çünkü insan sosyal bir varlık olduğu için suçun sebepleri daima aynı olmaz. Suçun coğrafi sebepleri olduğu gibi sosyolojik, psikolojik, ekonomik, antropolojik sebepleri de vardır. Böyle olmakla beraber konuyu coğrafi bakış açısı ışığında diğer bilim dallarıyla disiplinler arası yaklaşımla anlatmaya çalışılmıştır.
Kişisel verileri verme, yayma veya ele geçirme suçu
Bilişim teknolojilerinin büyük bir devinimle geliştiği günümüzde 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 2016 yılında yürürlüğe girmesiyle kişisel verilerin korunması hukukunun yeniden yorumlanması ihtiyacı doğmuştur. Bu ihtiyacın son derece yoğun olduğu alanlardan birisi 2005 yılında yürürlüğe giren 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu ile ilk defa düzenlenen kişisel verileri verme, yayma veya ele geçirme suçudur ("TCK m. 136"). Çalışmamızda ilk etapta kişisel verilerin korunması hukukuna özgü kavramlar ile TCK m. 136 arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu inceleme neticesinde kişisel verilerin korunması için ceza hukukunun mutlaka başvurulması gereken bir hukuk dalı olup olmadığı değerlendirilmiştir. Son olarak da TCK m. 136'ya yönelik şekil, içerik, kapsam bakımından olan ve olması gereken hukuka ilişkin eleştiri ve önerilerde bulunulmuştur.
Uyuşturucu bağımlılığı üzerinde etkili olan sosyal faktörler ve madde kullanıcılarının profili: Erbil/Irakşehri örneği
Uyuşturucu maddeler yıllardır dünya devletlerinin ve insanlığın sorunu olarak gündemi meşgul etmektedir. Uyuşturucu maddelerin birçok yönden devletlere ve insanlığa vermiş olduğu zarar her geçen gün büyümektedir. Zarar boyutlarının ve etkilerinin büyümesi nedeniyle, toplumların bu konuyla mücadelesi elzem bir hal almıştır. Bu nedenle sürekli olarak araştırmalar yapılmakta, stratejiler ve politikalar geliştirilmekte ve çalışmalar sürdürülmektedir. Bu çalışmanın amacı; uyuşturucu suçunu işleyenlerin profilini ve uyuşturucu bağımlılığını etkileyen sosyal faktörleri belirlemektir. Araştırma Erbil kentinde bulunan Sosyal Islahevi Müdürlüğü (Directorate of Social Reformatory) olarak bilinen kurumda gerçekleşmiştir. Araştırma kapsamında uyuşturucu kullanma suçundan cezaevinde bulunan 151 kişiye anket uygulanmıştır. Araştırmada saptanan önemli bulgular olarak şunları belirtmek mümkündür: Uyuşturucu kullananlarının çoğunluğunun düşük eğitimli, bekâr ve erkeklerden oluştuğu, uyuşturucuyu en çok arkadaş etkisi ve kişisel sorunlar nedeniyle başladıkları, ilk olarak esrar kullanmaya başladıkları, uyuşturucu suçlularının büyük bir kısmının parçalanmış/boşanmış aileden geldikleri, yaşadıkları bölgede uyuşturucuyu temin etmekte güçlük çekmedikleri ve uyuşturucu kullananların çok büyük bir oranın kendisini dindar olarak tanımlamadığı ve ıslahevine girmeden önce dini ibadetleri yerine getirmediği yönünde sonuçlar elde edilmiştir.
II. Meşrutiyet döneminde suç unsurları
Tarihi çok eskilere dayanan suçun önlenmesi ve suçlunun ıslahı ile emniyet yani asayişin sağlanmasından sorumlu kolluk kuvvetleri arasındaki münasebet, bir toplumun hem ahlaken hem de fiilen varlığını sürdürebilmesinin en önemli koşullarından birisini teşkil etmektedir. Bu nedenledir ki, 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren askeri anlamda Batı karsısında gerilemeye başlayan Osmanlı Devleti'nde, bu inkıraza sosyo-ekonomik çalkantıların da eklenmesiyle devlet ve halk asayiş, toplumsal ahlak ve huzur bakımından da dönem dönem sıkıntılar yaşamaya başlamıştır. Nitekim durumun farkında olan devlet ricali bu duruma son verebilmek maksadıyla askeri, hukuki ve sosyo-ekonomik bir takım ıslahatlara girişmiş, ancak süreç Tanzimat ile Islahat Fermanlarının ilanı ve anayasalı bir monarşi rejimi olan Meşrutiyet'in ilana kadar devam etmiş, fakat istenilen neticelerin sağlanamaması nedeniyle Cumhuriyet'in ilanı ile sonuçlanmıştır. Özellikle 19. yüzyılın başlarından itibaren Batılı devletlerin emperyalist ve sömürgeci emleri doğrultusunda yükselişe geçen politikalarının açık birer göstergesi olan Kırım Savaşı, 93 Harbi, Mısır'ın işgali ve Osmanlı coğrafyasının çeşitli bölgelerinde yaşanan bağımsızlık hareketleri, askeri ve iktisadi etkilerin yanı sıra devlet otoritesinin de gittikçe zayıflamasına sebebiyet vererek asayiş ve toplumsal yapıyı da büyük oranda etkilemiştir. Bir yandan savaşla, isyanlar ve bunlara bağlı olarak meydana gelen göçlerle uğraşmakta olan Osmanlı Devleti, diğer yandan da neredeyse her alanda yürütmeye çabaladığı ıslahat ve modernleşme hamleleri ile sistemi ve toplumu çağa ayak uydurabilecek konuma getirmeye uğraşmıştır. İşte bu modernleşme girişimleri dâhilinde öne çıkan mevzulardan bir tanesi de, sosyal kontrol mekanizmalarının ıslahı ve kolluk kuvvetlerinin yeniden düzenlenmesi ile asayiş, toplumsal huzur ve ahlakın sağlanması olmuştur.
İslam Ceza Hukuku'nda suçlu yakınlarının mağduriyeti
Ceza hukukunda mağdur kavramı suçtan doğrudan etkilenen bireyleri kapsadığı gibi bu işten dolaylı olarak zarar gören kişileri de kapsar. İslam Ceza Hukuku hak ve menfaatleri korumayı esas alır. Bu sebeple hiçbir mağduriyeti görmezden gelmez. Çalışmamızda, ilk olarak mağdur kavramı ve mağdur kavramının kapsamı incelenmiş, mağdur kavramının benzer kavramlardan farklarına değinilmiş, mağduru kavramının tarihi gelişimi anında uluslararası hukuk bakımından mağduriyetin önlenmesine ilişkin uygulamalar ile ceza hukuku bakımından mağduriyetin giderilmesine yönelik kurumlara yer verilmiş ve son olarak mağdur ve suçtan zarar görenin ceza muhakemesi yönünden hakları incelenmeye çalışılmıştır. Son olarak, İslam Ceza Hukukunun özünde var olan pek çok sistemin onarıcı adalete uygunluğunu tespit etmeye çalıştık. Çünkü buradaki asıl amaç insanları cezalandırmak, misli ile karşılık vermek değil, aksine ıslah etmektir. Anahtar Sözcükler: Ceza Hukuku, İslâm Ceza Hukuku, Mağdur, Suç, Sulh, Af, Tevbe
Çocuk suçluluğu ve toplumsal nedenleri
Bu tezin amacı, çocuk suçluluğuna yol açan toplumsal nedenleri günümüzde ulaşılan ekonomik, siyasal ve sosyolojik nedenlerle birlikte açıklamaktır. Çocuk suçluluğunun değişen mahiyeti ve günümüze ulaşan gelişim süreci bu tezin ana eksenini oluşturmaktadır. Çocukların suç kelimesi ile birlikte anılması gerçekten de içinde bulunduğumuz çağın, toplumları ne derecede etkilendiğini göstermektedir. Bu olumsuz etkiler sosyal polarizasyonu derinleştirmekte ve incelemeye çalıştığımız suçluluk olgusunun itici nedeni olmaktadır. Çocuklar üzerinde aile ve sosyal çevre tarafından sürdürülen toplumsallaştırma işlevi bu gibi makro etkenler tarafından başarılı bir şekilde tamamlanamamakta, göç, düzensiz kentleşme, gecekondulaşma, medya gibi faktörlerin olumsuz etkileri çocukların suça bulaşmasına neden olmaktadır.Anahtar Kelimeler: Çocuk, Suç, Çocuk Suçluluğu, Göç, Kentleşme, Aile, Medya.
Çocuk suçluluğunun sosyo-ekonomik sebepleri ve önlenmesi için alınması gereken tedbirler
Tezimizin amacı, çocukları suça sürükleyen sebepler dikkate alınarak, çocuk suçluluğunun en aza indirgenmesi için kamu kurum ve kuruluşların, soruşturma ve kovuşturma makamlarının yapması gerekenler, yasal anlamda yapılması gereken düzenlemeler, alt yapı eksikliklerinin neler olduğu, nasıl düzeltilebileceği konularındaki çözüm önerileri ortaya konulmasıdır.İnsan sosyal bir varlıktır. Sosyal bir çevrede doğar, büyür ve yaşadığı çevrenin şartlarına göre şekillenir.Suç çok fonksiyonlu, karmaşık sosyal bir olgudur. Diğer bir ifade ile suç değişik unsurların, farklı oran ve şekillerde etkilemesi ile oluşur.Çocuğun yetişmesinde ve kişiliğinin oluşmasında en önemli faktör, ana dilini öğrenir gibi model aldığı, izinden gittiği anne ve babasıdır. İkinci olarak yakın çevresi, arkadaş grubu ve okuldur. Bunları medya ve içinde yaşadığı toplum takip eder. Suça sürüklenen çocukların mala karşı ve hatta diğer suçları işlemelerinin ana nedenleri eğitim ve ekonomik yoksunluktur. Bu iki parametreden en önemlisi ise, suça sürüklenenin ailesinde ve kendisindeki eğitimsizliğinden kaynaklanan sonuçların daha çok ön plana çıktığını görmekteyiz.Suç teorileri ve kriminolojik araştırmalar ile suçun nedenleri tüm boyutlarıyla ortaya konulmuştur ancak; suçun önlenmesi, en azından kontrol altında tutulması için yapılması gerekenler ihmal edilmiştir. Bu konuda yapılması gerekenlerin ortaya konulabilmesi için teori ve uygulama alanın birlikte bilinmesi gerekmektedir. Bu nedenle, dünya genelinde ve ülkemizde suçun önlenmesi için yapılması gerekenlerin ortaya konulması çok önem arz etmektedir.Yetişkin suçluluğu, tesadüfi suçlar hariç çocuk suçluluğunun bir devamıdır.Çocuğu suça sürükleyen içinde bulunduğu sosyal ortamdır. Bu nedenle suça sürüklenen çocuklar, yetişkinlerden farklı mahkemelerde, farklı usuller ve ilkeler ışığında yargılanmaktadırlar.Ceza adalet politikasının birinci amacı suç, suç korkusu, bireysel ve toplumsal zararlardan kişiyi ve toplumu korumaktır. İkinci amacı, suçluyu yok etmek değil, ondaki suçluyu cezalandırırken içindeki insanı ortaya çıkarmaktır.Çocuk ceza adalet sisteminin amacı, suça sürüklenen çocuğu cezalandırmak değil, onu suça sürükleyen nedenleri dikkate alarak eğitmektir. Suça sürüklenen çocuğu ıslah etmenin yolu, onun hakkında mahkemelerin tedbire hükmetmeleri, verilen tedbir kararlarındaki amaca uygun bir şekilde eğitime tabi tutulmalarıdır. Ceza adalet politikası alanında dünyadaki eğilim, hürriyeti bağlayıcı cezaların suçluyu ıslah etmemesi nedeniyle, suç işleyene öncelikle tedbire hükmetmek ve eğitmek, tedbire uymadığı taktirde hürriyeti bağlayıcı cezaya yönelmektir.Şunu unutmayalım ki, Çocuk Koruma Kanunu ile hapis cezasının son çare olduğu ilkesini kabul etmemiz ve olması gereken de bu olmasına rağmen suça sürüklenen çocuklar hakkında, en kısa sürede koruyucu ve destekleyici tedbirlere hızlı bir şekilde karar verilmez, etkin bir şekilde tedbirler uygulanmaz, tedbirlerin uygulanması için gerekli alt yapılar hazırlanmazsa, suça sürüklenen çocuk sayısı katlanarak artar. Yetişkin suçluluğu hızla çoğalır ve yetişkinler için birçok yeni ceza evleri yapmak zorunda kalırız.
Hakkı olmayan yere tecavüz suçu (TCK M. 154)
Malvarlığı değerleri, toplumun temel değerlerinden birini teşkil etmektedir. Çalışmanın konusunu oluşturan hakkı olmayan yere tecavüz (TCK m. 154) düzenlemesi de bu malvarlığı değerlerinin bir kısmını korumak maksadına matuftur. Düzenleme üç fıkradan müteşekkildir ve her bir fıkrada ayrı bir suç tipine yer verilmiştir. Bu suçlarda malvarlığı değerleri, taşınmazlar üzerinden gerçekleştirilen ihlallere karşı korunmaktadır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışmayla ilgili bulunan mülkiyet ve zilyetlik kavramları ve bunların diğer hukuk dallarındaki koruma yollarına, taşınmazların korunmasına yönelik bir ceza normu getiren 3091 sayılı kanuna ve 765 sayılı kanunda yer alan hakkı olmayan yerlere tecavüz düzenlemesine değinilmiştir. İkinci bölümde ise 5237 sayılı kanunun 154. maddesinde yer alan suçların incelemesine geçilmiştir. Birinci fıkrada özel mülkiyetteki taşınmazların, malikmiş gibi işgal edilmesi, sınırlarının değiştirilmesi veya bozulması ve hak sahibi kimselerin taşınmazdan faydalanmasına engel olunması suç haline getirilmiştir. İkinci fıkrada köy tüzel kişiliğine ait veya köylünün ortak yararlanmasına terk edilmiş taşınmazların, zapt edilmesi, bunlarda tasarrufta bulunulması ve sürüp ekilmesi suç olarak tanımlanmıştır. Sonuncu ve üçüncü fıkrada düzenlenen suç ise aidiyeti ehemmiyet taşımadan, suların mecrasının değiştirilmesi halinde vücut bulmaktadır.
Türk Ceza Hukukunda sağlık mesleği mensuplarının suçu bildirmeme suçu (TCK m.280)
Sağlık mesleği mensuplarına getirilen ihbar yükümlülüğü, Türk ceza hukukunda ve karşılaştırmalı ceza hukukunda kanun koyucular tarafından kanuni gerekliliğin bulunması ve kamusal menfaati korumak amacıyla uzun yıllardan bu yana getirilen düzenlemelerde yer almıştır. Sağlık mesleği mensuplarının suçu bildirmemesi suçu Türk hukukunda 765 sayılı eski TCK'nın 530. maddesinde ve 5237 sayılı yeni TCK'nın 280. maddesinde düzenlenmiştir. Türk ceza hukukunda sağlık mesleği mensuplarının suçu bildirmemesi suçu, 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı TCK arasındaki farklılıklar, her iki düzenleme birbiri ile kıyaslanarak detaylı bir şekilde incelenmiştir. Sağlık mesleği mensuplarına ihbar yükümlülüğünün getirilmesi bir takım eleştirileri beraberinde getirmiştir. Kanun koyucunun düzenlemeyi getirmekteki amacı üzerinde durularak, sağlık mesleği mensuplarına ihbar yükümlülüğü getirilmesine gerek olup olmadığı hususunda öğretide yaşanılan tartışmalara ve fikir ayrılıklarına detaylı bir şekilde değinilmiştir. Çalışmamızda güncel Yargıtay kararlarına ve Bölge Adliye Mahkemesinin tez konumuzdaki kararları kesin hüküm teşkil ettiğinden Bölge Adliye Mahkemesi Kararlarına atıf yapılmış, güncel kaynaklardan ve makalelerden istifade edilerek birçok noktada konumuza özgünlük kazandırılmıştır. Sağlık mesleği mensuplarının suçu bildirmemesi suçu ile ilgili öğretide yaşanılan tartışmalara ve uygulamada yaşanılan sorunlara son verebilmek için alternatif çözüm yolları oluşturularak sorunlara çözüm bulunması amaçlanmıştır.
Denetimli serbestlik tedbiri altındaki hükümlülerin rehabilitasyonu ve mükerrer suçun önlenmesinde manevi danışmanlık ve rehberlik hizmetleri (Dindarlık ve suç ilişkisi üzerine araştırma)
Suç davranışı ve suç davranışının tekrarı bireysel, sosyal ve psikolojik birçok etmen içermekte ve bu konu adli psikoloji disiplininin çalışma alanları arasında bulunmaktadır. Mevcut araştırma kapsamında motive edici bir araç olarak din ve dindarlık olgusunun hükümlüler için taşıdığı önemin ve onun sosyal fonksiyonunun belirlenmesi, doğru ve etkili bir yaklaşımın benimsenmesi ise bu konudaki gereksinimlerin ve beklentilerin karşılanması çabalarına katkı sunacaktır. Suç, mükerrer suç ve din ile suç ilişkisinin incelendiği çalışmanın ilk bölümünde denetim serbestliğine ilişkin kavramlara yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde din ve suç ile dindarlık ve suç kavramları ele alınmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise manevi rehberlik, dini danışmanlık ve denetimli serbestlikte manevi rehberlik ve dini danışmanlık konularına yer verilmişti. Araştırma bulguları incelendiğinde Kendilerinin dindar olarak tanımlayan kişiler, dinin suç işlemeyi engelleyen bir yapıda olduğu, ailelerin dini inanç ve yaşayışları açısından değerlendirildiğinde bu değişkenler arasında anlamlı bir ilişki olduğu, Cezaevinde dini danışma ve rehberlik hizmetleri kapsamında birden fazla etkinliğe katılanların dini danışma ve rehberlik hizmetleri aldığı sürede tekrardan suç işleme konusunda engelleyici rolü olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Dünyada ve Türkiye'de ceza infaz kurumlarının yönetsel açıdan dönüşümü: Kavramsal bir araştırma
Bu çalışmada ceza infaz kurumlarının tarihsel gelişimi ve yapısı hakkında ayrıntılı bir şekilde araştırma yapılmış ve ceza infaz kurumlarında yönetim sürecine ilişkin detaylı bilgi verilmiştir. Bu araştırmada, geniş bir biçimde literatür araştırması yapılarak ceza infaz kurumları hakkında bilgiler verilmiş olup, yönetim süreci ele alınmıştır. Bu araştırma sürecinde, literatürde yer alan ve ceza infaz kurumlarını ele alan tez çalışmaları, kitap, makaleler dikkate değer bir biçimde incelenerek kaynak taraması yapılmıştır. Aynı zamanda cezaevi ile ilgili çıkan yasa, tüzük, yönetmelik gibi kaynaklara da tezde yer verilmiştir. Bu kaynaklara dayanarak hükümlü ve tutukluların işledikleri suç türleri, ceza infaz sistemleri, cezaevlerinde yaşanan asayiş sorunları, ceza infaz kurumunda bulunan servislerin mahkûmlara yönelik iyileştirme ve onları ıslah etme çabaları ele alınmıştır. Bu araştırmanın amacı, ceza infaz kurumlarının tarihi geçmişi, yapısı ile ilgili literatürde var olan bilgileri ortaya koymak ve yönetim biçimleri hakkında bilgiler vermektir. Bu araştırma, kavramsal bir araştırma olup, literatürde var olan kaynakların kapsamlı bir şekilde taranması ile gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte araştırma detaylarının ortaya çıkarılması için, güncel olan; kanun, tüzük ve yönetmeliklerden de faydalanılmıştır. Veri tabanındaki bilgilerin istatistikleri alınmış ve bu alınan veriler tablo yardımıyla verilmiştir. Araştırmada taranan kaynaklardan ve diğer kanun, tüzük ve yönetmeliklerden ve araştırmanın bulgularından elde edilen bilgiler ışığından ortaya çıkan sonuçlar, tasnif edilerek tezin sonucu ortaya koyulmuştur.
Dünyada ve ülkemizde cezaevi mimarlığı ve güncel tasarım ölçütlerinin irdelenmesi
Cezaevinin bir yapı türü olmadığı dönemlerde, farklı amaçlarla yapılmış yapılar (saray, kale, hisar, kule, tersane, çeşitli devlet görevlilerinin konutları vb) hapsetme amacıyla kullanılmıştır. Suçlunun cezalandırılması için yapılan ilk yapı örneği 16. yüzyılda ortaya çıkmış, ihtiyaç ve fonksiyon yönünden 18. yüzyılda değerlendirilerek tasarlanmıştır. İnsani değerlerin, suçlunun topluma tekrar kazandırılması gerekliliği 20. yüzyılda düşünülmüş ve artık bu kapsamda tasarımlarla günümüze kadar gelinmiştir. Tarihten günümüze yapılan birçok cezalandırma yöntemi, cezaevi tasarımı yapılmıştır. Suçlunun cezalandırılması, insani ihtiyaçlarının karşılanması ve topluma zararlı değil yararlı bir bireye dönüştürülerek ıslah edilmesi amacına ulaşılamamıştır. Çok sayıda ve büyük alanlarda yeralan, mali olarak büyük bütçeler gerektiren cezaevlerinin işletilmesi de en az yapımı kadar özel çaba gerektirmektedir. Geliştirilen standartlar ve kurallarla en ince ayrıntısına kadar düşünlen düzenlemeler, her bölge, kültür, inanış ve toplum için aynı sonucu veremeyeceği gerçektir. Türkiye'de Osmanlı Dönemi'nde farklı amaçlarla yapılmış yapılar, kiralık ev ve dükkanlar, kadınlar için din görevlilerinin evleri hapsetmek amacıyla kullanılmıştır. Cumhuriyet Dönemi'nin ilk zamanlarında önceden bu amaçla kullanılan yapılar restore edilmiş, sonraları Adalet Bakanlığı kapsamında harflendirme sistemiyle oluşturulmuş tipler kullanılmıştır. 2000 yılı sonrası yapılan cezaevleri Avrupa Cezaevi Standartları'na uygun olarak tasarlanmıştır. İlgili meslek guruplarının (mimar, din görevlisi, cezaevi idarecisi, hukukçu, sosyolog, psikolog...) bir araya gelmeden bireysel olarak yaptıkları tasarımların başarıya ulaşamadığı örneklere tarihte çokça rastlanılmaktadır. İlgili disiplinleri bir araya getirerek, yapılan örnekleri akıl süzgecinden geçirerek "suçlunun cezalandırılması, insani ihtiyaçlarının karşılanması, topluma faydalı bireylere dönüştürülmesi" sıralanmasının sağlandığı kurumlar yapılmasına zemin hazırlayacak bir çalışma oluşturmak amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Cezaevi, hapishane, mahpus, suç, suçlu, mahkûm, mahpes, ceza
Problem odaklı polislik: Gaziantep Emniyet Teşkilatında görev yapan amirlerin suç analizine ilişkin görüşleri
Suçları önlemek, güvenliği sağlamak ve özgürlükleri tehdit eden durumlarla mücadele etmekle görevlendirilen polis teşkilatları bu sorunlar için kalıcı çözümler aramaya devam etmektedir. Çağdaş polislik anlayışında; polisin çalışma alanında ortaya çıkan suçları ayrı ayrı analiz etmesini, bu suçların her biri için azaltma, ortadan kaldırma veya önleme yöntemleri geliştirmesini gerekli kılmakta ve bu düşünce Problem Odaklı Polisliğin (POP) temelini oluşturmaktadır. Problem odaklı polislik, küresel bağlamda, özellikle suç önleme hususunda giderek daha fazla tercih edilmesine rağmen, bu konu uygulamada oldukça zayıf kalmaktadır. Konuyla ilgili olarak özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekleştirilen araştırmalar, bu zayıflığın özünde yeterli sayıda personelin bulunmaması ve bütçe darlığı gibi nedenlerin yattığını ortaya çıkarmıştır. Bununla beraber suçların önlenmesi, azaltılması ya da tamamen ortadan kalkmasını sağlayacak adımların özünde de suç analizi ve problem odaklı polisliğin yattığına ilişkin yaygın bir kanaat de vardır. Bu araştırmada; Problem Odaklı Polisliğin aşamaları olan ve TAMÜD (SARA) olarak kısaltılan, Tarama/Scanning, Analiz/Analysis, Müdahale/Response, Değerlendirme/Assesment olarak sıralanan aşamalardan "Analiz" kısmı ele alınmıştır. Polisin suç ve suçlu üzerinde daha etkin olabilmesini sağlayabilmek amacıyla tüm suç türlerinde uygulama alanı bulunan Problem Odaklı Polislik ekseninde suç analizi özellikle saha da görev yapan uygulayıcılara yani; Gaziantep ili sınırları içerisinde görev yapan sıralı amirlere sorularak değerlendirilmiştir. Alanda görev yapan katılımcıların bilgi birikimlerinden faydalanarak çıkarılan sonuçla polis teşkilatında suçla mücadele alanında görev yapan personelin etkinliğinin artırılmasına katkı sağlanacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Problem odaklı polislik, suç analizi
Suç işlemiş ergenlerle suça karışmamış ergenlerin düşmanca niyet yükleme yanlılıkları ve bazı ailesel özelliklerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı; suç işlemiş ergenlerle suça karışmamış ergenleri; düşmanca niyet yükleme yanlılığı ve bazı ailesel özellikler (ailede fiziksel ceza görüp görmeme, sözel ceza görüp görmeme, ailede suçluluk, anne babanın birlikteliği) bakımından farklılaşıp, farklılaşmadığını incelemektir.Araştırmada, araştırma grubunu Osmaniye Çocuk Mahkemesi'nde işledikleri suçlardan dolayı yargılanan 128 erkek ergen, karşılaştırma grubunu ise Osmaniye merkez okullarına devam eden ve suça karışmadığı bilinen 128 erkek ergen ise oluşturmuştur. Araştırmada, ölçme aracı olarak Aydın (1977) tarafından geliştirilen Resim Anketi kullanılmıştır. Ailesel özellikleri hakkında veri toplayabilmek için araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada verilerin analizi için SPSS 11.5 paket programı kullanılmış ve veriler; T Testi, Mann Whitney U testi, Ki Kare Testi, 2X2 Faktörlü Varyans Analizi teknikleri kullanılarak çözümlenmiştir. Araştırmada anlamlılık düzeyi .05 olarak belirlenmiştir.Araştırmadan elde edilen bulgular incelendiğinde, suç işlemiş ergenlerle suça karışmamış ergenler arasında; düşmanca niyet yükleme yanlılığı, olumsuz niyet yükleme yanlılığı, kişisel nedensellik yükleme yanlılığı, ebeveynlerinden fiziksel/sözel ceza görüp görmemeleri ve aile bireylerinde suç davranışının görülüp görülmemesi açısından anlamlı farklılaşma olduğu görülmüştür. Suç işlemiş ergenlerle suça karışmamış ergenler arasında anne babalarının birliktelik durumu açısından anlamlı farklılık bulunmamıştır. Ebeveynlerinden fiziksel ceza / sözel ceza görüp görmemeleri ve anne babalarının birliktelik durumlarına göre suç işlemiş ergenlerle suça karışmamış ergenlerin düşmanca niyet yükleme yanlılıkları arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır.Anahtar Kelimeler: Suç, Çocuk suçluluğu, Düşmanca niyet yükleme yanlılığı
İslam ve Türk ceza hukukunda akrabalığın suç ve cezalara etkisi
Hazırlamış olduğumuz tezimizin konusu İslam hukukunda ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nda suçlu ile mağdurun birbirlerinin akrabaları olmaları durumunda aralarında var olan bu akrabalık ilişkisinin suç veya cezaya nasıl ve ne derecede etki ettiğinin araştırılmasıdır. Tezimiz giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezimizin amacı ve kaynakları konulara değinilmiştir. Birinci bölümde İslam ve Türk Ceza Hukuku'ndaki suç ve ceza kavramlarına ve bu kavramların unsurlarına yer verilmiştir. İkinci bölümde İslam hukukundaki had suçları ile kısas suçları ve cezaları hem basit şekilleri açısından hem de suçlu ile mağdurun birbirlerinin akrabaları olmaları açısından ele alınmıştır. Sonuç bölümünde ise ulaşılan bulgular değerlendirilerek çalışma sonlandırılmıştır.