Türk basını
217 theses under this subject heading
II. Dünya Savaşı Dönemi'nde Türkiye'nin uyguladığı iktisadî politikanın ulusal basındaki yankıları (Uygulamalar-tartışmalar)
Türkiye Cumhuriyeti, uzun ve yorucu bir mücadelenin ardından 29 Ekim 1923'de kurulduktan sonra, genel politikalarından birinin "barış" olduğu görülmektedir. İkinci Dünya Savaşı başladıktan sonra Türkiye'nin aldığı pozisyon "savaş dışı kalmak" olmuş, ancak bu politika gerçekleştirilirken birçok problemle mücadele edilmek zorunda kalınmıştır. Atatürk'ün "yurtta sulh cihanda sulh" düsturuyla hareket eden CHP hükümeti, savaş dışı kalmak yolunda mücadele ederken aynı zamanda ülke içindeki iktisadi sorunlarla da meşgul olmuştur. İhracat-ithalat dengesinin bozulması; birçok ürün ve maddenin az bulunuyor olmasına, enflasyonun yükselmesine, karaborsacılık, ihtikâr, stokçuluk gibi faaliyetlere sebep olmuştur.1939-1945 yılları arasında bu problemleri çözebilmek adına Mili Korunma Kanunu, Varlık Vergisi Kanunu, Toprak Mahsulleri Vergisi Kanunu gibi politikalar güdülmüş; aynı zamanda toprak üzerinde de reform denemeleri gerçekleşmiştir. Bu çalışmada bu dönemin iktisadi yapısı ve ekonomik politikaları çeşitli akademik literatürlerden desteklenerek incelenmiş ve dönemin ulusal basınına nasıl yansıdığı ele alınmıştır. Bu süreçteki ekonomik politikaların gazeteler açısından değerlendiriliş biçimi irdelenmiş, kimi basın- yayın organlarının hükümetin yanında yer almasına karşın bir kısmının ise eleştirel bir tutum takındığı gözlemlenmiştir.
Turan gazetesi örneğinde I. Dünya Savaşı'nda Avrupa cepheleri (1914-1915)
Bu çalışmada, Turan gazetesinin "Avrupa Harbi", "Almanların Vaziyeti", "Vaziyet-i Harbiye" ve "Vaziyet-i Umumiye" başlıkları altında yer alan Avrupa cephelerine ait haberler transkribe edilerek araştırmacıların dikkatine sunulmıştur. Avrupa muharebelerine dair detaylı bilgiler içeren bu haberler, Müttefiklerin cephedeki gelişmeleri kendi çıkarlarına uygun olarak kamuoyuna yansıtmaya çalıştıklarına dair önemli ipuçları içermektedir.
Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nin kurulmasına dair anlaşmanın imzalanmasından sonra santralin yazılı basında sunumu
Ülkemizin enerji ihtiyacı sürekli artmakta ve nükleer enerji bu ihtiyacın karşılanmasında ve enerji güvenliğinin sağlanması yolunda ciddi bir alternatif olarak görünmektedir. Öte yandan toplumda nükleer enerji konusunda var olan bilgi eksikliği ve bilgi kirliliği, konunun doğru bir şekilde anlaşılmasını ve tartışılmasını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nin sunumu Türk basınına önemli bir sorumluluk yüklemektedir. Bu çalışmada Türkiye'nin ilk nükleer güç santralinin Mersin Akkuyu'da kurulmasına yönelik anlaşmanın Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu Hükümetleri arasında 12 Mayıs 2010 tarihinde imzalanmasından sonraki 1 yıl boyunca, Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nin yazılı basındaki sunumu incelenmeye çalışılmıştır. Bu doğrultuda, yazılı basını temsilen seçilen Cumhuriyet, Hürriyet ve Zaman gazetelerinde 12 Mayıs 2010-11 Mayıs 2011 tarihleri arasında yayımlanan Akkuyu Nükleer Güç Santrali konulu haberler içerik analizine tabi tutulmuştur.
Muhafazakar basında Hegemonya uğrakları: 12 eylül 2010 referandumu ve yeni anayasa tartışmaları
Muhafazakârlık üzerine tartışmalar Cumhuriyetin kuruluşundan beri yapılmaktadır. Kendini muhafazakâr demokrat bir parti olarak tanımlayan AKP'nin 2002 yılında iktidara gelmesiyle beraber sosyal bilimlere ait disiplinlerde bir araştırma nesnesi olarak muhafazakârlığa olan ilgi artmıştır. Bu çalışma muhafazakâr söylemin muhafazakâr gazetelerin köşe yazarlarınca nasıl kurulduğuna odaklanmıştır. Bunu yaparken Laclau ve Mouffe'un Gramsci'nin hegemonya kavramını radikalleştirerek kullandıkları ve ucu açık bir süreç olarak ele aldıkları şekliyle hegemonya kavramını kullanmıştır. Muhafazakâr hegemonya bir oluş ve eklemlenme ilişkileri pratiği içinde ele alınıştır. Çalışma bu yönüyle muhafazakâr hegemonyaya alternatif bir bakış açısı geliştirmeye çalışmıştır. Çalışma iki temel uğrak üzerinden yapılandırılmıştır. İlkin, muhafazakâr hegemonyanın bütünüyle tesis edildiği bir tarihsel moment olan 12 Eylül 2010 Referandumu incelenmiştir. 1 Eylül ve 20 Eylül 2010 tarihleri arasında Yeni Şafak ve Zaman gazetelerinin köşe yazarları incelenmiştir. İkinci bir tarihsel uğrak olarak da muhafazakâr hegemonyanın bir dizi tarihsel olayla kırılganlaştığı bir dönem olarak yeni anayasa yapım çalışmaları ele alınmıştır. Yeni anayasa yapım çalışmalarının sürdürüldüğü 20 Ekim 2011 ile 26 Aralık 2013 tarihleri Yeni Şafak ve Zaman gazetelerinde çıkan köşe yazıları Laclau ve Mouffe'un söylem kuramlarından yararlanarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın sonunda özellikle 12 Eylül Referandumu sırasında biri sivil İslam geleneğinden gelen Zaman gazetesi, diğeri siyasal İslam geleneğinden gelen Yeni Şafak gazetesi köşe yazarlarının yazıları arasında tam bir koşutluk ve fikir birliği olduğu görülmüştür. İki yıl süren yeni anayasa çalışmaları sırasında ise bu fikir birliğinin özellikle başkanlık sistemi teması çerçevesinde ayrışmaya başladığı gözlenmiştir. Bu durum da muhafazakâr hegemonyanın ucu açık bir süreç olarak farklı eklemlenme ilişkilerine olanak sağlayacak bir biçimde işlediğini kapalı ve sonsuz bir sistem olmadığını göstermektedir.
Suriye haberlerinin Türkiye basınında çerçevelenişi
Haber çerçeveleri, bireysel çerçeveleri etkileyen oluşturan ilk basamak olarak görülmektedir. Yapılan araştırmalarda savaşın, çatışmaların ve toplumsal olayların basına yansıdığı dönemlerde, haber çerçevelerinin daha belirgin hale gelebildiği görülmüştür. Haberlerde kullanılan gizli yaftalar, saklı göndermeler, neden sonuç muhakemesi sağlayıcıları gibi unsurlar, bireysel çerçeveleri aynı yönde etkileyebilmektedir. Yakın tarihin en büyük toplumsal olaylarından biri olan Suriye İç Savaşı, Türkiye gündemini yoğun şekilde belirlemiş, aynı paralelde tartışmalar yaratmıştır. Bu dönemde Türkiye basınındaki haber çerçevelerini ve gazetelerin genel yayın politikalarına göre belirlediği çizgiyi araştırmak, okuyucu çerçevelerine etkinin öngörülebilmesi açısından önemlidir. Bu çalışma, Suriye haberlerinin belirlenen tarih dönemlerinde Türkiye basınında nasıl çerçevelendiğini incelemeye yöneliktir. Bu kapsamda Türkiye'de yayımlanan Hürriyet, Sözcü ve Zaman gazeteleri içerik ve çerçeveleme analizi ile değerlendirilmiştir.
İnsan hakları kavramının tarihsel gelişimi ve bu kavrama Türk basınının bakış açısı:Cumhuriyet ve Yenişafak gazetesi örnekleri
Bu çalışma 1 Aralık 2014- 31 Aralık 2014 tarihleri arasında insan hakları ile ilgili yapılan haberlerin niceliği ve diğer haberlere oranı ile ilgilidir. Bu bağlamda sağ ve sol basın karşılaştırılmış, sağ kesimi temsilen Yeni Şafak, sol kesimi temsilen Cumhuriyet gazeteleri seçilmiştir. Bu araştırma kapsamında, insan hakları kavramının tarihi ve toplumsal alt yapısı ve medeniyetler üzerindeki etkileri araştırılmış ayrıca Osmanlı İmparatorluğundan, Türkiye Cumhuriyetine insan hakları ve demokratikleşme sürecinin geçtiği yollar analiz edilmiştir. Bu bağlamda, insan hak ve özgürlüklerine ait kavramlar içerik analizi yöntemiyle incelenmiş, kişisel, kolektif ve toplumsal haklarla ilgili yapılan haberlerin yayın sıklıklarına bakılarak sonuçlar çıkarılmıştır.
İktidar muhalefet haberlerini merkez-çevre çatışması bağlamında okumak
Bu çalışmanın amacı, iktidar muhalefet haberlerini merkez-çevre çatışması bağlamında okumaktır. Bu bağlamda, CHP ile AKP arasındaki polemikler merkez-çevre çatışması bağlamında incelenmiştir. Cumhuriyet, Hürriyet, Vatan, Star, Yenişafak ve Zaman gazeteleri çalışma kapsamında incelenmiştir. Bahsi geçen gazeteler, eleştirel söylem çözümlemesi yöntemine göre incelenmiştir. Çalışma, birinci bölümde Türkiye siyasetinde belirleyici olan merkez-çevre çatışmasına odaklanmıştır. Bu bağlamda, modernleşme ve batılılaşma olguları incelenmiştir. Çalışmada, Osmanlı-Türkiye modernleşmesinde basının rolüne de değinilmiştir. Bu bağlamda, modernleşme sürecinde basının önemi öne çıkarılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, Türkiye basınından seçilen gazeteler eleştirel söylem çözümlemesi yöntemine göre incelenmiştir. Elde edilen bulgular, çalışmanın birinci bölümünde yer alan kuramsal kısım bağlamında değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, gazetelerde yer alan iktidar muhalefet polemiklerinin nasıl bir söylemle haberleştirildiği incelenmiştir. Farklı ideolojik referanslı 6 gazetede yer alan polemik haberlerinde, CHP ile AKP arasında merkez-çevre çatışması okumasına olanak veren polemiklerin yaşandığı görülmüştür. Cumhuriyet gazetesi iktidara muhalif bir haber söylemi kurmuştur. Hürriyet ve Vatan gazeteleri her iki tarafın söylemlerini yeniden üretmiştir. Star, Yenişafak ve Zaman gazeteleri ise iktidarın söylemlerini destekler bir eğilim göstermiştir. Sonuç olarak, güncel siyasetten hareketle CHP-AKP arasındaki polemik konularının merkez-çevre çatışması okumasına olanak verdiğini ve incelenen gazetelerdeki söylemlerden hareketle merkez-çevre çatışmasının devam ettiğini söylemek mümkündür. Anahtar kelimeler: İktidar, muhalefet, merkez, çevre, modernleşme, batılılaşma, basın.
Türkiye'de Anayasa referandumları ve basın: 1961, 1982 Anayasaları ile 2010 Anayasa Değişiklik Paketi referandumlarının Türkiye basınındaki sunumunun karşılaştırmalı çözümlemesi (cumhuriyet, hürriyet, tercüman/bugün gazeteleri örnekleri)
Bu çalışmada, 1961 ve 1982 Anayasaları referandumları ile 2010 Anayasa Değişiklik Paketi referandumunun Türkiye basınındaki sunumları örnek olarak seçilmiş Cumhuriyet, Hürriyet ve Tercüman/Bugün gazeteleri özelinde karşılaştırmalı olarak çözümlenmiştir. Sözü edilen örnek gazetelerin referandumlara (1961, 1982 ve 2010) ilişkin tutumları irdelenirken referandum dönemlerinin ekonomi politik ve toplumsal arkaplanları göz önünde tutulmuştur. Bununla birlikte, referandumların sözü edilen örnek gazetelerdeki sunumlarının irdelenmesi, referanduma sunulmuş olan 1961 ve 1982 anayasaları ile 2010 anayasa değişiklik paketinin içerikleri çözümlenerek gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın konusunu oluşturan referandumların tarihsel uğrakları, Türkiye'nin tarihsel süreçte geçirmiş olduğu ekonomik, siyasal ve toplumsal alanlardaki dönüşümler bağlamında soruşturulmuştur. Türkiye'nin ekonomik, siyasal ve toplumsal yapısındaki dönüşümün referandum dönemleri ve referanduma sunulmak üzere hazırlanmış anayasalar ile değişiklik paketi üzerindeki etkileri tartışılmıştır. Bu bağlamda, referandum dönemlerinin ekonomi politik ve toplumsal arkaplanının irdelenmesi, 1961 ve 1982 anayasalarının ve 2010 anayasa değişiklik paketinin içerik özelliklerinin değerlendirilmesi ve örnek olarak seçilmiş gazeteler özelinde Türkiye basınının referandumlara yönelik yaklaşımının ortaya konulması çalışmanın genel çerçevesini oluşturmuştur. Dolayısıyla, örnek olarak seçilmiş Cumhuriyet, Hürriyet ve Tercüman/Bugün gazeteleri özelinde Türkiye basınının sözü edilen referandumlara ilişkin tutumunun karşılaştırmalı olarak çözümlenmesi çalışmanın problemini oluşturmuştur. Çalışmada sorunsallaştırılan konunun çözümlenmesinde nicel ve nitel çözümleme yöntemlerinden yararlanılmıştır. Bu yüzden, çalışmanın çözümleme kısmı nicel ve nitel çözümleme olmak üzere iki kısımdan oluşturulmuştur. Çalışmanın nicel çözümleme kısmında, gazetelerin tüm sayfalarındaki referandumlara ilişkin haberlerin, fotoğrafların, köşe yazılarının, söyleşilerin ve yazı dizilerinin sayısal dağılımlarının belirlenmesinde kısmi olarak içerik çözümlemesi yöntemi uygulanmıştır. Nitel çözümleme kısmında ise, sözü edilen gazetelerde yayımlanmış referandumlara ilişkin manşet ve sürmanşet haberleri ile seçilmiş köşe yazılarının metinsel çözümlemesi gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak, tarihsel süreçte Türkiye'nin ekonomik, siyasal ve toplumsal yapısındaki dönüşümlere göre farklılık gösteren referandum dönemlerindeki ekonomik, siyasal ve toplumsal koşullar ile sözü edilen gazetelerin referandumlara yönelik tutumları arasında organik bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bir başka deyişle, gazetelerin içeriklerinin, ilk aşamada referandum dönemlerinde hâkim olan dönemsel koşullardan oldukça etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Referandumlar (1961, 1982 ve 2010), basın, sosyal refah devleti, neo-liberal politikalar, küresel kapitalizm.
Hukuk-i Umûmiye Gazetesi'nin (1908- 1909) meşrutiyet ve monarşi rejimlerine bakışı
Siyasi, toplumsal ve ekonomik açıdan çok önemli yere sahip olan basın-yayın, Osmanlı Devleti'ne 19. yüzyılın başlarında girmiştir. Osmanlı, Avrupa'ya nazaran daha geç basın hayatına başlamasına rağmen hızlı yol kat etmiştir. Yabancılar tarafından Osmanlı'da çıkarılan gazetelerin ardından ilk resmi gazete olan Takvim-i Vekayi, İstanbul'da devlet denetiminde yayın hayatına girmiştir. Daha sonra Ceride-i Havadis, Tercüman-ı Ahval ve Tasvir-i Efkâr gibi gazeteler yayınlanmıştır. Batılılaşma sürecinin kendini hissettirdiği 1866 yılından sonra gazete basımı artmaya başlamış ve yavaş yavaş devlet tekelinden çıkmıştır. Gazetenin artması, bu gazetelerde dile getirilen ilk Tanzimat Bürokrasi'nin yönetimine dair muhalif görüşler, ardından II. Abdülhamit dönemine ilişkin eleştirel düşünceler gibi nedenler yüzünden, sansür uygulaması getirilmiştir. Sansürün en şiddetli hissedilmesi Sultan II. Abdülhamid döneminde gerçekleşmiştir. Eleştirel yazılar yazanlar para cezası, gazetenin kapatılması hatta hapis cezasına kadar varmıştır. 1908'de ilan edilen II. Meşrutiyet dönemi ile gelen özgürlük ortamında, her türlü yayın ve gazete sayısında büyük bir artış yaşanmıştır. Meşrutiyet ile gelen sınırsız özgürlük herkesin fikrini özgürce beyan etmesini sağlamıştır. Meşrutiyet ile gelen sınırsız özgürlük herkesin fikrini özgürce beyan etmesini sağlamıştır. Bu dönemde, II. Abdülhamit'e muhalefet edenler sürgünden dönmüştür. Bu gelişme de gazetelerin artmasında etkilidir. İttihatçı yönetimi, sürgün ve firarilerin eski haklarını geri vermemiştir. İşsiz kalan sürgün ve firariler, seslerini duyurmak için Fedakâran-ı Millet Cemiyeti'ni kurmuştur. Cemiyet üyesi Avnullah Kazimi Bey, cemiyetin kuruluşunun hemen ardından Hukuk-i Umûmiye gazetesini çıkarmıştır. Hukuk-i Umûmiye Gazetesi, toplamda beş mesul müdür değiştirmiş ve toplamda yüz yetmiş üç sayı yayınlamıştır. İlk sayılarda Meşrutiyetin coşkusu, şiddetli şekilde hissedilmiştir. Aynı zamanda sürgün ve firarilerin haklarının verilmemesinden dolayı Kamil Paşa sürekli eleştiriye maruz kalmıştır. Genel itibari ile hürriyet ile birlikte ülkenin çalışarak ihya edilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Abdülhamid Dönemi yöneticileri çok şiddetli şekilde eleştirilmiştir. Gazete hakkında sık sık davalar açılmıştır. Açılan davalardan dolayı birkaç defa yayınına ara vermiştir. Dönemin hükümetleri tarafından yapılan baskılara dayanamayan gazete 1909 yılında kapanmak zorunda kalmıştır. Anahtar Sözcükler Meşrutiyet, Monarşi, Hukuk-i Umûmiye Gazetesi, Fedakâran-ı Millet Cemiyeti, Osmanlı Basını.
I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı propagandası örneği: Cihan-ı İslam dergisi
"I.Dünya Savaş'ında Osmanlı Propagandası Örneği: Cihan-ı İslam Dergisi" konulu bu çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde Türk Basın Tarihinin ilk eserlerine ve Türk dergiciliğinin tarihsel süreci hakkında bilgi verilmiştir. Birinci Bölümde, Cihan-ı İslam Dergisini çıkartan Cemiyet-i Hayriye-i İslâmiye tanıtılarak, cemiyetin dergiyi çıkarma nedenlerine ve kuruluş amacına değinilmiştir. Bu bölümde Cihan-ı İslam dergisi fiziksel olarak tanıtılmış, dergi içindeki haber ve makale başlıkları yayınlandığı dillere göre sınıflandırılmıştır. Çalışmanın İkinci Bölümünde ise, propaganda kavramı ve çeşitleri açıklanmıştır. Aynı zamanda bu bölümde Cihan-ı İslam dergisi, Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı'na katılmadan önceki sayıları ve Osmanlı savaşa katıldıktan sonraki sayıları olmak üzere iki ayrı alt bölümde incelenmiştir. Yine gazetede propaganda amaçlı yayınlanmış makale ve haberlere yer verilmiştir.
II. Dünya Savaşı'nda Almanya'nın Balkan ülkelerini işgalinin Türk basınına yansımaları
Almanya, Nazilerin iktidara gelmesiyle Versailles Anlaşmasının düzeninden kurtulmayı amaçlamıştır. Avrupa'da yeni düzen ve Balkanlarda hâkimiyeti sağlamak için çalışmalarını başlatmıştır. " Hayat Sahası" politikası doğrultusunda ilerleme kararı almıştır. Almanya ve Türkiye bu dönemde ilişkilerini iyi bir şekilde sürdürmektedir. Bu dönemde devletlerarasında ittifaklar ve bloklar kurulmuştur. İyi ilişkilere rağmen Türkiye hiçbir blokta yer almamış ve tarafsız kalmayı seçmiştir. Almanya'nın Polonya'ya saldırması ile İkinci Dünya Savaşı başlamıştır. Türkiye, Almanya'nın Avrupa ve Balkanlara olan tutumundan endişelenmiştir. Etkili bir iletişim yolu olan basın, savaşın ayrıntıları, ilerleyişi ve izlenilen politikalar hakkında bilgi veren en önemli araç olmuştur. Balkanlara ilerleyen Almanya'nın politikaları ve ilerleyişi Türk Basınında sıkça yer almıştır. Türkiye savaşta tarafsız bir tutum izlemeyi amaçlamıştır. Bu tutum basına bazı kısıtlamalar getirmiştir. Gazeteler, hükümetin tarafsızlık politikasına uymak zorunda olsa da Almanya'nın Balkanlara girmesi sert bir şekilde eleştirilmiştir. Bazı karşıtlıklar olmuşsa da gazete yazarları genel olarak ortak bir noktada birleşmişlerdir. Gazete yazarları, Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya ve Yunanistan işgallerini yazılarında ele alırken savaş öncesi ilişkiler, savaş içerisinde gelişen olaylar ve bu devletlerin tutumlarını göz önünde bulundurmuşlardır. Yazılarında da bu konular üzerinden değerlendirmelerini yapmışlardır. Gazete yazarlarının değerlendirmelerini yaparken özellikle işgal edilen devletlerin istiklallerini korumak için ne kadar çaba sarf ettiklerini ön plana koymuşlardır. Almanya – İtalya – Japonya dışındaki devletlerin Mihvere dahil olması Almanya'nın işgal aşamalarından birisi olmuştur. Bulgaristan, Romanya ve Yugoslavya'nın Mihvere dahil olması Alman işgaline uğramalarına engel olamamıştır. Devletlerin hem Mihvere katılması hem de Alman işgaline uğraması Türk Basınında eleştiri ile karşılanmıştır. Kısacası Türk Basını, milli birliği bozan ve istiklalini korumayan devletleri eleştirmiş, istiklali uğruna çaba gösterildiğinde de övgülerle bahsetmiştir.
27 Mayıs'tan 15 Temmuz'a, Türkiye'de gazetelerin askerî darbeler karşısındaki tavrı
Bu çalışmanın konusu, Cumhuriyet dönemi Türkiye siyasal hayatında gerçekleşen darbe ve darbe girişimlerinde süreç boyunca gazetelerin aldıkları tutumlardır. Çalışmaya 27 Mayıs 1960 Darbesi, 21-22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963'te Talat Aydemir öncülüğünde gerçekleşen darbe girişimleri, 12 Mart 1971 Muhtırası, 12 Eylül 1980 Darbesi, 28 Şubat 1997 Muhtırası ve 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi dâhil edilmiştir. Çalışmanın teorik arka plan konusuna ayrılan ilk bölümü ile sonuç bölümü haricinde geri kalan her bir bölümü, kronolojik bir sırayla, yukarıda sayılan darbe ve darbe girişimlerine ayrılmıştır. Her bir askerî müdahale, o müdahalenin gerçekleştiği dönemde Türkiye kamuoyunda öne çıkan, tirajı yüksek olanlar arasından seçilmiş en az beş gazete özelinde inceleme konusu edilmiş ve gazetelerin manşet, sürmanşet ve haber içerikleri ile köşe yazılarının açık içerikleri ele alınmıştır. Gazeteler, darbe ve darbe girişimlerinin gerçekleşmesinden bir ay öncesi ile bir ay sonrası arasında kalan iki aylık zaman zarfındaki yayınları üzerinden incelenmişlerdir. Çalışma boyunca öne sürülen temel argümanlar şunlardır: (I) Türkiye'de olağan dönemlerde demokrasinin savunuculuğu rolünü üstlenen gazeteler, darbe dönemlerinde çoğunlukla güç ve iktidar yanlısı bir tavır değişikliğine yönelmekte ve bir askerî müdahale girişiminin başarılı olup olmaması, o girişime karşı gazetelerin göstereceği tavrı da doğrudan etkileyebilmektedir. (II) Gazeteler, darbe dönemlerindeki yayınlarıyla, Türkiye'de darbe geleneğinin yerleşmesi ve bunun geniş kitleler tarafından on yıllar boyunca meşru görülmesinde kayda değer bir pay sahibidir. (III) Bununla birlikte, 1960'tan 2016'ya, gazetelerin darbeler karşısındaki tutumlarında zaman içerisinde belirgin bir dönüşümün yaşandığı ve ordunun siyasete müdahalesi konusunda çok daha duyarlı hâle geldikleri gözlemlenmektedir.
Kütahya basınında Türkiye'nin NATO'ya giriş süreci(1948-1952)
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra emperyalist bir politika izleyen komünist Sovyetler Birliği, Türkiye'yi tehdit etmeye başlamıştır. Aynı zamanda Avrupa'yı da tehdit eden bu süper güç karşısında Batılı ülkeler ortak savunma amacıyla ittifak arayışlarına girmiş, ABD'nin de destek ve çabaları sonucu, Kuzey Atlantik Paktı (NATO) oluşturulmuştur. İki kutuplu bir dünyanın oluşmaya başladığı bu dönemde NATO İttifakı, komünist Sovyet yayılmacılığını dengeleyebilecek yegane oluşum olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, iktisadi ve askeri bakımdan zor günler geçirmekte olan Türkiye, NATO ittifakına dahil olmayı en önemli dış politika hedeflerinden biri haline getirmiştir. Nihayet Kore Savaşı ile birlikte Batılı ülkelerin güvenlik çıkarlarının ortaya çıkardığı uluslararası konjonktürde resmen NATO'ya üye olan Türkiye, Sovyet tehdidi karşısında kendini garanti altına almayı başarmıştır. Bu çalışmada; Türkiye'nin NATO'ya giriş süreci Kütahya basını açısından ele alınmıştır. Kütahya basınının bu konuyu nasıl yorumladığı, Kütahya halkının olaylardan nasıl haberdar edildiği, özellikle Kore Savaşı özelinde bu konunun yerel halka nasıl aktarıldığı işlenmiştir. Bu dönemde, Kütahya halkının çoğunluğunun radyo ve yerel gazetelerden başka iletişim imkanının olmadığı düşünüldüğünde, yerel olarak konunun Kütahya basını tarafından halka nasıl sunulduğu önem kazanmaktadır. Yeni bir demokrasi olan Türkiye'nin bu konudaki politikalarının, Kütahya halkı özelinde, Anadolu'daki illerde yerel halka nasıl aktarıldığı ve uluslararası bir konunun yerel basına nasıl intisap ettiği gözler önüne serilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kütahya Basını, Nato, Türkiye, Sovyet Tehdidi, Komünist Yayılmacılık, Kore Savaşı.
27 Mayıs askeri darbesinin Malatya basınında algılanması
Osmanlı Devleti'nin mirası üzerine kurulan genç, dinamik Türkiye Cumhuriyeti Devletinin inşa ettiği demokrasiye ilk darbe 27 Mayıs 1960 tarihinde askeri cuntanın gerçekleştirdiği darbe ile vurulmuştur. Türk demokrasisine vurulan bu darbe ülkenin bundan sonraki süreçte geçireceği sıkıntılı dönemlerin habercisi olmuştur. Bu çalışmamızda asker tarafından yapılan bu darbenin Malatya'daki etkilerini, halk nezdindeki yansımalarını, darbeden önceki ve sonraki yaşanılan süreci, şehrin yerel basın ve medya unsurlarının yaklaşımını inceleme fırsatını yakaladık. Malatya halkının dönem itibari ile en büyük iletişim ağı olan yerel gazeteler ve basın unsurları bu dönemde şehir ile ilgili olan bütün gelişmeleri istisnasız bir şekilde takip ederek bilgi paylaşımını sağlamıştır. Başlattığımız bu tez çalışmamızda öncelikle Malatya şehrinin tarihsel gelişim sürecini bir bütün olarak kronolojik bir düsturla incelemeye özen gösterdik. Ayrıca çalışmamızın devamında Demokrat Parti iktidarının başladığı 1950'li yıllardan 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesine kadar olan dönemde ve bu dönemin de sonrasında Malatya'da değişen siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel ve toplumsal görünümü gazeteler aracılığı ile değerlendirme imkânı elde ettik. Yerel basının ana mekanizması olan yerel gazeteler farklı bakış açıları, değerlendirmeler ve birbirinden farklı tutumlar sergilemiştir. Malatya'da 1950-1960 dönemi siyasi rekabeti DP-CHP arasında yaşanmıştır. Malatya yerel basınının yaptığı yayınlarda bu iki parti arasındaki siyasi rekabeti görmek mümkündür.
1930-1938 yılları arasında devletçilik politikasının Türk basınında yansımaları
Kurtuluş Savaşı'ndan sonra Türkiye'nin sosyal ve iktisadi alt yapısı önemli ölçüde yıpranmıştı.Türkiye Lozan Barış Antlaşması ile siyasi ve ekonomik bağımsızlığını ilan etmeden önce İzmir İktisat Kongresi'ni düzenlemişti. Bu kongrede alınan kararlar doğrultusunda yapılandırılan ekonomi politikasının temel amacı, ekonomik bağımsızlık ile siyasi bağımsızlığı desteklemek ve hızlı kalkınmayı gerçekleştirmektir. Cumhuriyet'in ilk on yılında yapılan kurumsal, yasal düzenlemelere ve devletin teşvik uygulamalarına rağmen, özel sektörün sermaye imkanları ve yönetimindeki yetersizlikler nedeni ile ekonomide hızlı kalkınma ve bağımsızlık yaşanamamıştır. Liberal iktisat politikasının uygulandığı bu dönemde 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı'nın yaşanması, devletçilik politikasına geçişi zorlayan belirleyici bir etki yaratmıştır.1932-1938 yılları arasında Türkiye ekonomisinde uygulanan devletçilik modeli ülkenin kendi şartlarından doğmuş, buna göre şekillendirilmiş özgün bir nitelik taşımıştı. Bu doğrultuda devletin hazırlayıp uygulamaya koyduğu 1. ve 2. sanayi planlarıyla sanayileşmenin ve dolayısıyla kalkınmanın hızı artırılmış, özel girişimciler devlet eliyle korunup desteklenmişti. Devlet, kamu ve özel sektör arasında denge unsuru olarak yer almış, ılımlı bir devletçilik siyaseti izlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Ekonomi, Devletçilik, Liberalizm, Özgün, Kalkınma, Türkiye, Plan.
Yozgat basınında Demokrat Parti iktidarı: 1950-1960
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün 10 Kasım 1938'de ölümü üzerine, T.B.M.M. eski Başbakanlardan İsmet İnönü'yü 11 Kasım 1938'de Cumhurbaşkanı olarak seçti. İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanı olmasıyla " Milli Şef " dönemi olarak adlandırılan dönem başladı. Bu dönem içinde uluslararası şartlarında zorlamasıyla 1946 yılında çok partili hayata geçildi. Yeni kurulmuş olan Demokrat Parti 1946'dan 1950'ye kadar muhalefette kaldıktan sonra 14 Mayıs 1950 seçimleriyle'de iktidara geldi. Bu partinin 1950'de iktidara gelmesiyle birlikte yakın tarihimizde önemli bir dönem başladı. Bu çalışma Demokrat Parti'nin iktidarda olduğu 1950-1960 yılları arasında iç ve dış politika uygulamalarının Yozgat basınınca değerlendirilmesini içermektedir. Söz konusu dönemde Demokrat Parti'nin siyasi, sosyal, ekonomik ve askeri alanda uyguladığı politikalar sunuldu. Ayrıca dört bölümden oluşan çalışmada Yozgat yerel basınından yararlanılarak, Demokrat Parti iktidarının Yozgat'ta nasıl algılandığı üzerinde duruldu. İlin önemli yazılı basın kaynaklarından elde edilen sonuçlar değerlendirildi. Yozgat yerel basın taramalarından elde edilen veriler araştırma çerçevesinde ele alınarak kronolojik şekilde incelendi. Çalışmada Yozgat basınının Demokrat Partiye bakışı ifade edildi. Anahtar Kelimeler: Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Çok Partili Hayat, Yozgat Basını, Demokrat Parti, Yozgat.
İzmir gazetesi (1-52. sayılar) 20 z. 1313-22 z. 1314 (2 Haziran 1896-25 Mayıs 1897) inceleme, tasnif, değerlendirme
ÖZET İZMİR GAZETESİ (1-52. SAYILAR) 20 Z. 1313-22 Z. 1314 (2 HAZİRAN 1896-25 MAYIS 1897) İNCELEME, TASNİF, DEĞERLENDİRME ÜSTÜNDAĞ, Mehmet Fevzi Yüksek Lisans Tezi, Tarih Ana Bilim Dalı Tez Danışmanı: Yrd. Doç. Dr. Arif KOLAY Ağustos, 2014, 239 sayfa Gazeteler, toplumun yönlendirilmesi ve içinde bulunduğu siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel durumunu gösterir. Gazeteleri inceleyerek o toplum hakkında bilgi sahibi olmak mümkündür. Çalışmamızın Giriş bölümünde, Dünya ve Türk basınının doğuşu ve gelişimi hakkında bilgiler verildi. Özellikle, İzmir'deki Fransız gazetelerinin Türk basınının oluşumundaki rolü anlatılmaya çalışıldı. Ayrıca "İzmir" gazetesinin özellikleri hakkında bilgi verildi. Gazetede; siyaset, ticaret, edebiyat, eğitim, fen, ziraat, ekonomi, sanat ve ahlak hakkında geniş bilgiler yer alır. İzmir ve İstanbul haberlerinin yanında yabancı devlet haberleri de mercek altına alındı. Osmanlı Devletini ilgilendiren tüm haber, yazı ve ilanlar da ele alınarak geniş bir şekilde özetlenmeye çalışıldı. Ayrıca bu haberler, yazı ve ilanlar konularına göre tasnif edildi. Böylece yayına başladığı 1896'dan 1897 sonuna kadar Osmanlı Devleti'nin iç ve dış gelişmeleri göz önüne serilmeye çalışıldı. Çalışmamızı inceleyen okuyucular belirtilen yıllar arasındaki dönemde, Osmanlının idari ve sosyal birçok yönü ile dünyadaki gelişmeler hakkında bir bilgi sahibi olabileceklerdir. Anahtar Kelimeler: İzmir Gazetesi, Osmanlı Basını, Girit Meselesi, II. Abdülhamid, 1896-1897.
II. Dünya savaşında Türkiye kamuoyu (1939-1945)
ÖZET 2. Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'de idarenin başında bulunan İnönü, koyu bir otoriter yönetim kurmuş böylece iktidar üzerinde mutlak söz sahibi olmuştur. Bu dönemde Türkiye kamuoyunda savaş bir numaralı yeri işgal ederken,,Türk dış politikası, hükümetin aldığı ekonomik önlemler ve fikir tartışmaları diğer konular olmuş, savaşın sonunda ise kurulan yeni partilerle ilgili haberler kamuoyunun gündeminde yer tutmuştur. Türkiye bu dönemde dış politikada ne pahasına olursa olsun savaşın dışında kalma politikası izlemiş; savaş içerisindeki müttefik konferanslarında alman kararlar gereği savaşa katılması yolunda bütün baskılara direnerek bu konuda başarılı olmuştur. Bu dönemde basın talimatlarla, yönlendirmelerle kapatma cezalan ile denetim içinde olmuş serbest bir kamuoyu oluşmamıştır. İktidar istediği gibi bir kamuoyu oluşturma politikası izlemiştir. Dönemin iktidarı, bu dönemde yaşanan fikir tartışmalarında dış konjonktüre göre taraf olmuş özellikle 1944 yılında savaşı kazanan tarafta yer alan Sovyetlere karşı şirin görünmek için Turancılara karşı ağır baskılar uygulamıştır. Savaş sonunda Türkiye müttefikler tarafında yer aldığı için devrin iktidarı ister istemez çok partili hayata geçmiş ve 1950'deki ilk serbest seçimlerde iktidarı Demokrat Parti'ye devretmiştir. Böylece İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'yi yöneten ve tek parti olarak 27 yıla (1923-1950) damgasını vuran CHP devri sona ermiştir.
Tarih araştırmalarına kaynak olarak Osmanlı basınında İttihâd ve Terakki gazetesinin transkripsiyonu ve değerlendirmesi (Sayı 41-52)
İttihâd ve Terakki Gazetesi, içerik yönünden yoğun olarak hazırlanmış bir gazetedir. Transkripsiyon yapılırken özellikle bu yoğunluk dikkate alınarak gazeteninin çeşitli tasnifleri yapılmıştır. Çalışması yürütülen tasniflerde gazetenin başlıkları dikkate alınarak: Milletin İttihat ve Terakki'ye İanesi , Dış siyaset , İç siyaset ve Telgraflar gibi önemli başlıklar göze çarpmaktadır. İttihat ve Terakki Gazetesi, 29.7 x 42 cm ebatlarında ve 5'er sütün halinde hazırlanmış olup her sayısı 4'er sayfadan ibarettir. Bu sütün ve sayfaların gazetedeki yerleri araştırmamızın transikripsiyon kısmında ayrıntılı olarak belirtilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde telif eserlerin içerisindeki haberlerin, telgrafların ve diğer yazıların değerlendirilmesi yapılarak; İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin kuruluşu , Cemiyet'in basın organları ve Osmanlı Devleti'nde basın hareketleri sırası ile aktarılmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: İttihad ve Terakki Gazetesi, İttihad ve Terakki, Selânik, 1908 Basını, Osmanlı Basını
İdrak gazetesinin transkripsiyonu ve değerlendirmesi
İdrak gazetesi 1919 yılında 28 Nisan – 22 Temmuz tarihlerinde 33 sayı yayınlanmıştır. '' İştirakçı '' Hilmi tarafından yayınlanmıştır, gazete aynı zamanda Türkiye Sosyalist Fırkasının yayın organıdır. Gazete yayınlanmaya başladıktan kısa bir süre sonra 15.sayıda kapatılmış, ancak 1,5 ay sonra tekrar yayınlanmaya başlanmıştır, 17 gün yayınlandıktan sonra 33.sayıda kalıcı olarak yayın hayatına son verilmiştir. Gazetenin 16. , 17. Ve 21. Sayıları bulunamamıştır. İdrak sosyalizmin Osmanlı Türkiye'sinde tanıtımı ve yayılması konusunda etkili olmuştur. Sosyalizm ile ilgili isimsiz yazı dizileri yayınlamışlardır, '' Sosyalizm Alemi '' haberlerle dünyadaki ve memleketteki işçi hareketleri, sosyalist hareketler hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca barış görüşmeleri, İttihatçıların davaları, devletin yaptığı atamalar, Damat Ferit Paşa kabinesi ve İzmir'in işgali, ekonomik, sosyal ve kültürel alanda haberler yapılmıştır. Gazete İttihatçılara karşı sert bir muhalefet yapmaktadır, bu yazılara ve haberlere yansımıştır, Damat Ferit Paşa ve hükümetiyse desteklenmektedir. Gazete Osmanlı'dan ve dünyadan haberler yapmış, İstanbul'dan haberler yaptığı için aynı zamanda yerel gazetedir.
Hâkimiyet-i Milliye ve Ulus gazetelerinde İsmet İnönü'nün "imajının cilalanması" açısından İnönü Savaşlarının yıldönümleri (1921-1950)
Birinci Dünya savaşından yenik çıkan Osmanlı Devleti Mondros mütarekesini imzalamış ve devlet yeni bir sürece girmiştir. Bu süreçte Yunanların İzmir'i işgali ile başlayan Milli Mücadele dönemi Türklerin bağımsızlığını kazanmasıyla sonuçlanmıştır. Yunanların, İnönü zaferleri ile ilerlemesi durdurularak kesin zaferin temelleri atılmıştır. Bu dönemde halkın desteğini sağlamak ve kamuoyu oluşturmak için Mustafa Kemal Paşa tarafından çıkarılan Hâkimiyet-i Milliye aktif olarak kullanılmıştır. Bu gazete daha sonra Ulus adı ile yayına devam etmiştir. Çalışmamız bu iki gazete eksen alınarak hazırlanmıştır. İnönü zaferlerinin kutlanış şekilleri ve gazetede yer alış şekli dönemsel olarak farklılık gösterse de her dönem basında yer almıştır. 1920'li yıllarda kutlanan İnönü zaferlerinin yıldönümleri halk ve devlet arasında bütünleştirici bir unsur olmuştur. Bu yıllarda yayınlanan yıl dönümü haberleri Türk bağımsızlığının simgesi rolündedir. Sonraki yıllarda genellikle yıldönümü olduğu bildirilerek zaferler hakkında makaleler yayınlanmıştır. İsmet İnönü'nün Milli Şefliği ile doğru orantılı olarak 1940'lı yıllarda kutlama haberlerinin hacmi genişlemiş ve daha coşkulu kutlamalar yapılmıştır. 1939-1945 arsı döneme göre, 1945'te yeniden çok partili hayata geçiş sürecinde İnönü zaferlerinin gazetelerde yer alma oranında bir azalma görülmektedir. Çalışmanın kapsadığı 1921 ve 1950 yılları aralığında Hâkimiyet-i Milliye ve onun devamı olan Ulus gazetesi incelenerek yıl dönümlerinin basına yansıma şekilleri ve dönemsel olarak gösterdiği değişiklikler değerlendirilmiştir.
Birinci Basın Kongresi'nin Türk basınındaki yansımaları
Türk basın tarihinde gazetecilik Osmanlıda II. Mahmut dönemiyle başlamıştır. Gazetecilik mesleği gelişerek devam etmiştir. Toplum üzerinde basının etkisi ve yönlendirmesi arttıkça, basın yönetimler tarafından kontrol altına alınmak istenmiş, bu durum da baskı ve sansür uygulamalarına neden olmuştur. Özellikle II. Abdülhamid, I. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele Döneminde Türk basını bundan oldukça etkilenmiştir. Cumhuriyet rejimi de basından faydalanmak, onu kontrolü altında tutmak ve kamuoyunu yönlendirmek istemiştir. Bu doğrultuda Cumhuriyetin ilk dönemlerinde yaşanan olumsuz siyasi olayların sert bir şekilde cezalandırılmasından basın da etkilenmiştir. Birçok gazete kapatılmış ve gazeteciler de İstiklal Mahkemelerinde yargılanmışlardır. Birinci Basın Kongresi (25-27 Mayıs 1935), basın üzerinde oluşan bu korku ve baskı sürecini normalleştirmek ve yönetimin basın üzerinde etkisini meşrulaştırmak adına atılan ilk adım olmuştur. Basın Kongresinde yapılan protokol konuşmaları basına verilen önemi ortaya koymuştur. Yeni rejim Ankara'yı tanıma ve tanıtma gezileriyle, yapmış olduğu yenilikleri gösterme fırsatı bulmuştur. Kongrede oluşturulan kültür, meslek ve işbirliği komisyonları çalışmalarıyla kongre kararlarının oluşmasını sağlamıştır. Kongreye dışarıdan gelen raporlarda basının kişi ve toplum üzerindeki etkisi vurgulanmış, gazete içeriklerinde milli ve ahlaki değerlere yer verilmesinin önemi belirtilmiştir. Birinci Basın Kongresi öncesinde, sırasında ve sonrasında Türk basınında hem haber hem de yorumları ile geniş yer almıştır. Gazetelerdeki haber ve yorumlar dönemi ve kongrenin amacını anlamamıza yardımcı olacaktır.
6-7 eylül 1955 olayları ve Türk kamuoyunun yaklaşımı
1955 yılına gelindiğinde Türk kamuoyunun baskısıyla, Adnan Menderes Hükümeti Kıbrıs sorununa müdahil olmuştur. Bu sorunun çözülmesi için İngiltere, Türkiye ve Yunanistan'ı Londra'ya davet etmiştir. Londra Konferansı'nda Kıbrıs sorununun görüşüldüğü esnada, Atatürk'ün evine bomba atıldı haberi üzerine Türkiye'de 6/7 Eylül Olayları diye anılacak olan olaylar yaşanmıştır. İstanbul, İzmir ve Ankara'da yaşanan bu olaylarda İstanbul ve İzmir'de Rum, Ermeni, Yahudi kökenli Türk vatandaşların evleri ve işyerleri yağmalanmış, İzmir'de bulunan Yunan konsolosluğu yakılmıştır. Ankara'da bir grup gösteri yapmak için toplansa da polisin zamanında müdahalesiyle olaylar çıkmadan dağıtılmıştır. Başbakan Adnan Menderes, olaylarda zarar gören vatandaşların tüm zararların ödeneceğini söylemiştir. Hükümet, olaylarda zarar gören vatandaşların zararlarını ödemek için "6/7 Eylül Olayları'nda Zarar Görenlere Yardım Komitesi" oluşturmuştur. Bu komite zararların karşılanması için bir kampanya başlatmıştır. Türk kamuoyunun her kesiminden katılım olduğu bu kampanya da 8 milyon liranın üzerinde yardım toplanmıştır. Hükümete destek sadece maddi yardımlar şeklinde olmamıştır. Türk kamuoyu, dönemin Cumhurbaşkanına ve Başbakanına gönderdiği telgraflarla da manevi olarak hükümetin yanında yer almıştır. 6/7 Eylül Olayları'nda meydana gelen zararın karşılanması için hükümet tarafından oluşturan 6/7 Eylül Olayları'nda Zarar Görenlere Yardım Komitesinin faaliyetleri, 6/7 Eylül Olayları ile ilgili yapılan araştırmalara doğrudan bir konu olmamıştır. Bu konu ile ilgili araştırmalarda yardım kampanyası, sadece bir başlık altında çok kısıtlı bilgi verilerek geçiştirilmiştir. Türk kamuoyunun manevi desteği ise neredeyse araştırma konusu bile olmamıştır.
Türk basını'na göre sol'da birleşme çabaları (12 eylül 1980 darbesinden 20 ekim 1991 seçimlerine)
Demokrasi ile yönetilen sistemlerde siyasi partilere dayalı çok seslilik esas unsurdur. Türkiye'de çok partili hayat döneminde demokrasinin temel ilkeleri kimi zaman iktidar ki-mi zaman ise askeri kanat tarafından çiğnenmiştir. Fakat sistem koşullara göre varlığını sür-dürebilmiştir. Özellikle çok partili hayata geçiş çok sancılı olmuştur. Mustafa Kemal Ata-türk döneminde çok partili hayata geçiş denemeleri başarısız olurken, İsmet İnönü dönemin-de ise ancak 1945 yılı itibariyle çok partili hayata geçilebilmiştir. 1945 yılı ve sonrasında kurulan sol partiler Türkiye'nin dış politikada Batı bloğuna yaklaşması ile tehdit unsuru olarak görülmüştür. Bu evrede devletin resmi organı olan Cumhuriyet Halk Partisi de sol eğilimli partilerin bizzat yargı erki tarafından kapatılmasına ön ayak olmuştur. CHP'nin iktidar koltuğunu 1950 yılında Demokrat Parti'ye bırakmasından sonra da bu durum değiş-memiştir. Buna karşın 27 Mayıs 1960 Darbesinden sonra 1961 Anayasası'nın verdiği ser-bestlik ortamında sol partilerin kurulması ve faaliyet göstermesi etkin bir hal almış ve Tür-kiye İşçi Partisi solda büyük bir atılım gerçekleştirmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi bu koşul-lar altında 1965 yılında kendini ortanın solu stratejisine kaydırarak iç politikadaki yeni ko-numunu ifade etmiştir. CHP'de İsmet İnönü'nün koltuğu yeni genel başkan Bülent Ecevit'e bırakması ile solun tanımı da genişlemiştir. Ancak diğer sol partiler bu aşamada büyük bir başarı gösterememiştir. 12 Eylül 1980 Darbesi ise sol için tam bir yıkım olmuş ve sol akım kendi içinde bölünmeler yaşamıştır. Bu bölünmüşlük sol partilerin kimi zaman birleşmesi ile kimi zaman da temel ilkelerden dahi uzak kalan ayrışmalar ile neticelenmiştir. Bu çalış-mada esas olarak 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında bölünen solun birleşme, bütünleşme ve ayrışma süreci dönemin süreli yayınlarından olan Cumhuriyet, Hürriyet, Milliyet ve Tercü-man gazeteleri ile Yankı dergisi ele alınarak incelenmiştir.