Türk Silahlı Kuvvetleri
Bu konu başlığı altında 67 tez
Askeri alanda devrimin Türk Silahlı Kuvvetleri'nin PKK terörizmi ile mücadelesine etkisinin analizi
Bu çalışmada, Askeri Alanda Devrim tartışmasının merkezinde yer alan hassas hedefleme teknolojisinin, TSK ile PKK terör örgütü arasındaki mücadeleye olan etkisi incelenmiştir. Hassas hedeflemenin TSK lehine yarattığı güç asimetrisi, PKK'yı tepki vermeye zorlamıştır. Bu nedenle, PKK eylem tarzını değiştirerek, modern sistem taktiklerini zaman-mekan-kuvvet boyutlarında operasyonel hale getirmeye çalışmıştır. Bu değişimin PKK açısından iki sonucu olmuştur. Birincisi, PKK kuvvet boyutunda yaptığı değişiklik nedeniyle konvansiyonel saldırı gerçekleştirme kapasitesini ve bu yolla alan hakimiyeti sağlama imkanını kaybetmiştir. İkincisi, konvansiyonel saldırı gerçekleştirme kapasitesini kaybetmesi nedeniyle, alan hakimiyet iddiasını korumak amacıyla, konvansiyonel savunmaya dayalı bir yöntem geliştirmiştir. Çalışmada söz konusu süreç istatistiki ve açıklayıcı yöntemler kullanarak açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Hassas Hedefleme, Ateş gücü, Manevra
Kentleşme ve asimetrik askeri mücadele: PKK terör örgütünün Silopi'de "Şehir savaşı" denemesi ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin mücadelesi
Bu çalışmada, kentleşmenin savaş olgusu üzerindeki etkisi neticesinde asimetrik askeri mücadelelerin yükselen önemi ve bu bağlamda kentleşmenin PKK terör örgütünün strateji, yöntem ve taktiklerine etkisi incelenmiştir. Geçtiğimiz yüzyıl başında tüm dünyada %16 olan kentsel nüfus oranı 2018 yılı itibariyle %55'e ulaşmış, diğer bir ifadeyle kırsal alan nüfusu azalmış ve insanlar kentlere yönelmiştir. Bu sebeple günümüzün asimetrik örgütlerinin, 20'nci yüzyılda başarılı olan gerilla hareketlerinin temel stratejisi olan kırsal alana dayalı mücadelesi ile hedefe ulaşması mümkün gözükmemektedir. Kentleşmenin bu denli hızlı gelişmesi ve yarattığı etkilerin PKK terör örgütü için iki farklı sonucu olmuştur. Birincisi, PKK terör örgütü, "Uzun Süreli Halk Savaşı" stratejisinin gereği olarak kırsal bölgeye dayalı bir "gerilla savaşı" ortamını kaybetmiştir. İkincisi, mücadelesini siyasal alana paralel olarak kentlere kaydırmıştır. Önümüzdeki süreçte PKK'nın kırsal alandaki eylemlerinde oransal olarak azalma, kentsel eylemlerinde ise doğrusal artış olması beklenmektedir. Çalışmada nicel ve nitel verilere dayanarak açıklayıcı bir metot izlenmiş, akademik yazın ve terör örgütü kaynaklarından istifade edilmiş ve Silopi İlçesi özelinde vaka analizi yapılmıştır.
Darbelerin meşruiyetini sağlama aracı olarak Kemalizm'in hegemonyası: 12 Eylül 1980 örneği
Bu tezin ana amacı 12 Eylül 1980 darbesinin meşruiyetinin sağlanmasında Kemalizm'in hegemonyasının kullanıldığı durumunun açıklanmasıdır. Bu açıklama yapılırken Gramsci'nin hegemonya kavramı kullanılacaktır. Bu amaca varmak için tez çalışması üç bölüm çerçevesinde tasarlanmıştır. Birinci bölümde Gramsci'nin hegemonya kavramı aktarılacaktır. İkinci bölümde Kemalizm, Kemalist hegemonya ve 12 Eylül 1980 darbesi aktarılacaktır. Üçüncü bölümde ise tezin tartışma kısmı yer alacaktır. Kemalizm ve Atatürkçülük Türkiye Cumhuriyeti siyasal hayatı için her zaman gündemde kalmayı başaran, siyaseti ve hatta toplumsal hayatı etkileyen düşünceler bütünleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Tez çalışmasının kapsamında belirlenecek ve doğrulanmaya çalışılacak hipotez ise 12 Eylül 1980 darbesinin meşruiyetinin sağlanması açısından Kemalizm'in hegemonyasının kullanıldığı olacaktır.
Askeriyede manevi danışmanlık ve rehberlik
Ordu teşkilatlarında manevi danışmanlık ve rehberlik hizmeti Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinin askeri teşkilatlarında süregelen bir yapı olarak karşımıza çıkmaktadır. Tespit edebildiğimiz kadarıyla günümüzde dünya ordu teşkilatlarında din hizmetleri bulunmayan sadece 21 ülke mevcuttur. Dünyanın birçok ülkesinde Din İşleri Subaylığı (military chaplain) kurumu bulunmakta ve manevi danışmanlar yüzyıllardır ordu içerisinde çeşitli vazifelerde görev almaktadır. Türk tarihinin farklı dönemleri incelendiğinde de askeriyede din hizmetleri ve manevi danışmanlığa dair köklü bir geçmişe sahip olduğumuz görülmektedir. Özellikle Osmanlı Devleti'nde sistematik hale gelmiş ordu şeyhliği ve askeri imamlık müessesi bir anlamda askeri manevi danışmanlık ve rehberlik hizmetinin kapsamına girmektedir. Günümüzde ise Türk Silahlı Kuvvetleri'nde din subaylığı ve askeri manevi danışmanlık alanı yeni bir akademik ve fiili hizmet sahası olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı başta din subaylığı ve askeri manevi danışmanlık müessesini yüzyıllardır bünyesinde barındıran ABD başta olmak üzere bazı dünya ülkelerindeki askeri manevi danışmanlığın tarihi, sistemi, organizasyonu ve güncel durumundan haberdar olarak ülkemizde yapılacak çalışmalar için akademik zemin oluşturmaktır. Araştırma çeşitli ülkelere dair askeri manevi danışmanlık üzerine yazılmış eserler, akademik tezler, makaleler ve haberler incelenerek yapılandırılmıştır. Araştırma neticesinde 21. yüzyılda faal olarak birçok ülkenin doğrudan ya da dolaylı olarak askeri manevi danışmanlık ve rehberlik hizmetinden yararlandığı ve din subaylığı müessesinin ordunun içerisinde önemli bir birim olduğu ortaya koyulmuştur.
Emekli Türk Silahlı Kuvvetleri çalışanlarının algıladıkları sosyal desteğin travmatik stres ve stresle baş etme tutumlarına etkisi
Bu araştırmada emekli TSK çalışanlarının algılanan sosyal destek düzeyleri ile travmatik stres düzeyleri ve baş etme tutumları arasındaki ilişkiyi belirlenen sosyo-demografik değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda basit seçkisiz örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen 348 emekli Türk Silahlı Kuvvetleri çalışana Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ), Başa Çıkma Tutumları Değerlendirme Ölçeği (COPE), Travmatik Stres Belirti Ölçeği (TSBÖ) ve Sosyo-demografik Bilgi Formu uygulanmıştır. Emekli TSK çalışanlarının algılanan sosyal destek düzeylerinin yüksek, travmatik stres ve baş etme tutumlarının orta düzeyde olduğusaptanmıştır. Sosyal destek düzeylerinin travmatik stres düzeyleri ve buna ait alt boyutlar arasında negatif yönlü anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Sosyal destek düzeylerinin problem odaklı ve şakaya vurma haricinde duygu odaklı baş etme tutumlarının tamamı ile işlevsel olmayan baş etme tutumlarından sadece soruna odaklanma ve duyguları açığa çıkarma alt boyutları arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki ayrıca şakaya vurma, inkar, zihinsel boşverme, davranışsal olarak boşverme ve madde kullanımı alt boyutlarında ise negatif yönlü anlamlı ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Travmatik stres düzeylerinin soruna odaklanma ve duyguları açığa çıkarma hariç işlevsel olmayan baş etme tutumlarının tamamı ve duygu odaklı baş etme tutumlarından sadece şakaya vurma alt boyutlarında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Sosyal destek düzeyleri ile demografik değişkenlerden evli, geniş ailede doğup büyüyenler, şu an çekirdek aileye ve orta düzeyde gelire sahip olanlar ile TESUD üyeleri lehine anlamlı ilişki bulunmuştur. Travmatik stres düzeyleri ile demografik değişkenlerden ön lisans mezunu, bekar, çekirdek ailede doğup büyüyen, şu an geniş aileye sahip olan, ekonomik düzeyi düşük, TEMAD'a üye, TKK ve JGK kurumlarında çalışan, psikolojik yardım alan, terör saldırısına uğrayan, çatışmada yer alan, yaralanan, birinin yaralanmasına ve ölümüne tanık olan, silah arkadaşı yaralanan ve şehit olanlar lehine anlamlı ilişki bulunmuştur.Baş etme tutumları ile demografik değişkenlerden 71 yaş ve üzeri,ön lisans mezunu, bekâr, çekirdek ailede büyüyen, ekonomik düzeyi orta, TESUD'a üye, TDK kurumunda çalışan, emeklilik süresi 10 yıl ve üzeri olanlar ve yaralananlar lehine anlamlı ilişki saptanmıştır. TSSB, depresyon, diğer meşguliyetleri bastırma, yararlı sosyal destek kullanımı, kabullenme, zihinsel boş verme, madde kullanımı değişkenleri sosyal destek toplam puanını ve aile alt boyutunu yordamaktadır. Arkadaş boyutunu algılanan sosyal destek toplam puan ve aile boyutundan farklı olarak şakaya vurma etkilemekte, madde kullanımı etkilememektedir. Ayrıca depresyon ve yararlı sosyal destek kullanımı değişkenlerinin özel bir insan alt boyutunu yordadığı bulunmuştur. Çalışmanın bu alanda yapılacak gelecek araştırmalara katkı sağlaması hedeflenmektedir.
Türkiye'de askerlik hizmetinin düzenlenmesi
Askerlik hizmeti kamu hizmeti ve yurttaşlık yükümlülüğüdür. Bu hizmet toplumsal bütünlüğün korunmasında ve yurttaşlık bilincinin yaygınlaşmasında işlev edinir. Dolayısıyla, askerlik hizmeti bir üstyapı kurumudur. Üretim ilişkilerinin değişiminden ve kapitalist üretim ilişkileri içindeki birikim rejimlerinin dönüşümünden etkilenmiştir. 1970`lerden itibaren dünya bir krize girmiştir. Bu kriz sonucu fordist birikim rejiminden post fordist birikim rejimine geçilmiştir. Kamu hizmetleri giderek metalaşmaya başlamıştır. Askerlik hizmeti de bir kamu hizmeti ve üstyapı kurumu olduğundan bu durumdan etkilenmiştir. 1970`lerde Avrupa ülkelerinin orduları, neoliberal ideolojinin verimlilik, maliyet gibi argümanları öne sürülerek, zorunlu askerlik hizmetinden profesyonel ordu sistemine geçmeye başlamışlardır. Türkiye`de de bu konudaki önemli adımlar 1980`li yıllarda atılmıştır. Bu çalışma Türkiye`de askere alma sisteminin dönüşümünü açıklanan yöntem bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır.
Orduda sosyal hizmet: Terör gazilerinin ve aile üyelerinin yaşam deneyimleri, sorunları ve gereksinimleri
Bu çalışmada, terörle mücadelede etkin bir şekilde görev alarak eve dönüş yapmış terör gazilerinin ve aile üyelerinin sorunları, gereksinimleri ve yaşam deneyimleri ele alınmıştır. Araştırmanın verileri, nitel araştırma yöntemiyle terör gazileri, onların eşleri ve çocukları olmak üzere toplam otuz katılımcıyla yarı yapılandırılmış, derinlemesine görüşmelerle toplanmıştır. Araştırmanın bulguları, görev öncesi, görev sırası, eve dönüş sonrasını temel alarak, yaşam deneyimleri, karşılaşılan sorunlar, gereksinimler ve çözüm önerileri olmak üzere dört tema altında tartışılmıştır. Görev öncesi dönemde, görev haberinin alınmasıyla beraber, aile üyelerinde endişe, korku, öfke ve üzüntü gibi duygusal değişimlerin meydana geldiği, ebeveynlerin çocuklarını göreve ilişkin bilgilendirme konusunda tereddütler yaşadığı bulunmuştur. Görev sırasında terör gazilerinin ve aile üyelerinin travmatik yaşam deneyimleri, bu deneyimlerin yol açtığı psikososyal sorunlar, tek ebeveynli aile yaşamının güçlükleri, çocuğun eğitim yaşamı, tayin ve barınma konuları ele alınmıştır. Eve dönüş sonrasında, ordudan ayrılma kararı, terör gazilerinin ve aile üyelerinin sivil yaşama uyumu ve eve dönüş sonrasında yaşanan psikososyal sorunlar ortaya konmuştur. Son olarak terör gazilerinin ve aile üyelerinin yaşanılan sorunlara ve gereksinimlere yönelik çözüm önerilerine yer verilmiştir. Orduda sosyal hizmet uygulamasının terör gazilerinin ve aile üyelerinin yaşadıkları sorunların çözümünde, müracaatçıların gereksinimlerinin hak temelli bir düzlemde karşılanmasında önemli roller üstleneceği değerlendirilmektedir.
Soğuk Savaş döneminde Türkiye'nin askeri teknoloji kaynakları (1946-1990)
Bu çalışmaya konu olan Türkiye'nin askerî teknoloji kaynaklarının tarihi süreci soğuk savaş dönemine rastlayan 1946-1990 yılları arasını kapsamaktadır. Türk ordusunun bu dönem içerisinde askerî teknoloji kaynaklarında yaşanan değişim ve dönüşüm süreci, dönemin içte ve dışta meydana gelen siyasi, askerî, ekonomik olaylarına bağlı olarak ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Söz konusu çalışma, giriş ile üç bölümden meydana getirilmiştir. Giriş bölümünde, çalışmada konu edilen askerî terimler tanımlanarak konunun daha anlaşılır olması sağlanmıştır. Girişi izleyen birinci bölümde; Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren 1960 yılına kadar geçen süreçte Türk ordusunun (Kara, Deniz, Hava ve Jandarma ordusu) genel durumu incelenmiştir. Bu bölümde yer verilen 2. Dünya Savaşı 1939-1945 yılları arasında yaşanmıştır. Türkiye, savaşan iki tarafın da baskılarına rağmen denge siyaseti ile savaş dışı kalmayı başarmıştır. 2. Dünya Savaşı, Türk ordusunun silah, araç, gereç ve teçhizatının modern olmaktan uzak olduğunu, personelinin ise modern bir harp için gerekli eğitimden yoksun olduğunu ortaya koymuştur. 1945'lerden itibaren dünya yeniden şekillenmiştir. Soğuk savaş yıllarında dünya ve Türkiye; siyasi, askerî, ekonomik, sosyal, kültürel vb. birçok anlamda değişim ve dönüşüm yaşamış ve bunun sonucu olarak Türkiye, kendisini Batı bloğunda tanımlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu'ndan beri süregelen ve Türkiye Cumhuriyeti'nde imkânlar nispetinde devam eden Türk ordusunun modernleşme, değişim ve dönüşüm süreci, 2. Dünya Savaşı sonrasında özellikle 1947 yılından sonra artmıştır. Türkiye, Truman ve Marshall'ın katkıları neticesinde sağladığı askerî yardımlar ile Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere tüm kurumlarını Batı normlarına göre düzenlemiştir. 1950-1960 yılları arası dönemde, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yeniden yapılanmasına etki eden önemli olaylardan biri, Kore Savaşı sonunda Türkiye'nin 16 Şubat 1952 tarihinde NATO topluluğu içerisine dâhil olmasıdır. Bu süreçte, Kara Kuvvetleri'nin teşkilat ve kadrolarında yeni düzenlemeler yapılmış, bütün sınıflar çağa uygun silah ve teçhizatla donatılmıştır. Hava Kuvvetleri birlikleri jet uçakları ile teçhiz edilmiştir. ABD Deniz Yardımı Programı gereğince Türkiye'ye çeşitli tonajlarda deniz üstü, mayın tarayıcı ve denizaltılar teslim edilerek Deniz Kuvvetleri'nin gücü artırılmıştır. İkinci bölümde incelenen 1960-1974 yılları arası dönemde, 27 Mayıs 1960 Müdahalesi, Kıbrıs bunalımı ile 12 Mart 1971 Muhtırası yaşanmıştır. Bu dönemde, NATO ve ABD'den askerî yardım temin edilmesine devam edilmiş, diğer taraftan Almanya'dan 1964 yılından itibaren askerî yardım sağlanmıştır. Kara Kuvvetleri için hafif silah üretimine ağırlık verilmiştir. Deniz Kuvvetleri 1960 yılından itibaren donanmayı "Marmara Denizi Donanması"ndan "Açık Deniz Donanması"na dönüştürmeyi hedeflemiştir. Hücumbot, denizaltı ve yardımcı gemi satın alınması ile Gölcük Tersanesi'nde gemi üretimi için çalışmalar yapılmıştır. Hava Kuvvetleri için, uçak ve malzeme temin edilmesine çalışılmıştır. Dünyada meydana gelen ilerlemeler ve tehdit ortamının değişim geçirmesi sonucunda yeniden yapılanma gerekmiş ve RE-MO planı 1972 yılında uygulamaya konulmuştur. 1974-1990 yılları arasını kapsayan üçüncü bölümde incelenen Kıbrıs Barış Harekâtı ve ardından yürürlüğe konan ambargo, dış askerî yardımla gelen eski teknoloji ürünü silahların yenilenmesini ve millî bir savunma sanayinin kurulmasını gerektirmiştir. 1970'li yılllarda Kuvvet Komutanlıkları Güçlendirme Vakıfları bu hedefleri gerçekleştirmek için meydana getirilmiş ve yatırımlar başlatılmıştır. Aynı dönemde Türk ordusunun gereksinimlerinin millî kaynaklardan sağlanması maksadıyla ileri teknoloji kuruluşları (TUSAŞ, ASELSAN, HAVELSAN, ROKETSAN, ASPİLSAN ve İŞBİR ELEKTRİK SANAYİİ A.Ş. vb.) hayata geçirilmiştir. 1980'li yıllarda savunma sanayini geliştirme gayretleri ağırlık kazanmış, 1985 yılında Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM) kurulmuş ve Savunma Sanayii Destekleme Fonu (SSDF) oluşturulmuştur. Diğer taraftan, 12 Eylül 1980 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri millî birliği korumak, anarşi ve terörü önlemek amacıyla yönetimi ele geçirmiş ve geçen 3 yıl içinde 1982 Anayasası yürürlüğe konmuştur. Kara Kuvvetleri'ni yeniden yapılandırmak maksadıyla, 1980 yılında başlatılan hibe türü Özel Teçhizatlandırma Yardımları yeni araç ve malzemeden oluşmaktadır. Bu kapsamda, Federal Almanya'dan alınan 232 adet Leopard 1-A3 tankı Kara Kuvvetleri envanterine girmiştir. 1980'li yıllarda, Deniz Kuvvetleri'ni geliştirmek amacıyla önemli atılımlar yapılmıştır. 1980 yılında Gölcük Tersanesi'nde yapımı tamamlanan 1000 ton ağırlığında "AY" sınıfı denizaltı, 1988 yılında bitirilerek hizmete sunulan Fatih fırkateyni, Türk donanmasının gücüne güç katmıştır. 1987-1995 yılları arasında TUSAŞ tarafından 152 adet ve ABD tarafından 8 adet olmak üzere toplam 160 adet F-16 C/D üretilerek Hava Kuvvetleri'nin kullanımına sunulmuştur.
21. yy. da Kara Kuvvetleri'nde lojistik yönetimi; Türkiye açısından bir değerlendirme
Orduların, 21'inci yüzyılda üzerine düşecek görevleri yapabilecek yeterli güce sahip olması ve gelecekteki muhtemel bölgesel çatışma ve savaş şartlarına tam anlamıyla hazır olabilmesi için; muharebe gücü yüksek personele sahip olması, diğer savaş gücü üstün devletlerin elde etmiş olduğu teknolojiyi yakalaması, motivasyonunu etkileyen gerekli lojistik destek sistemine sahip olması, modern araç gereçlerin ve silahların kullanılması gerekmektedir. Diğer dünya ordularında olduğu gibi Kara Kuvvetlerinde de lojistik destek sisteminin etkinliğini arttırmak için çalışmalar yapılmaktadır. Bu tezde lojistik desteğin bir konusu olan araç rotalama problemi ele alınmıştır. Bütün bir orduyu incelemek zor olacağından örnek olarak bir hudut taburu ele alınmıştır. Bir hudut taburu üç veya dört hudut bölüğünden oluşmaktadır. Bir hudut bölüğü de bir ila dört arasında değişen karakola sahiptir. Karakolların Lojistik desteği tabur tarafından sağlanmaktadır. Bu tezde yedi karakolu olduğu varsayılan bir tabur ele alınmıştır. Çalışmada tabur karakolların ikmaline yönelik karşılaştığı zaman pencereli araç rotalama problemine çözüm aranmış ve geliştirilmiş tasarruf yöntemi ile çözüm aranması amaçlanmıştır. Bunun için uygulama yapılacak olan bir Taburun 7 Karakolunda uygulanan mevcut araç rotalama modelleri incelenmiş ve zaman pencereli araç rotalama problemine WinQsB yöntemi uygulaması için gerekli olan veriler 7 farklı Karakoldan temin edilerek, karakollar için yeni bir dağıtım rotası önerilmiştir. Bu çerçevede bu bölümün ilk kısmında, dağıtım rotasının çıkarılması için uygulama yapılan 7 Karakoldan alınan verilerin analizi yapılacaktır. İkinci kısımda mevcut durum analiz edilecek, üçüncü kısmında ise zaman pencereli araç rotalama problemine WinQsB yöntemi uygulaması yapılıp, yeni bir dağıtım rotası önerilecektir. Son kısımda ise mevcut dağıtım rotası ile önerilen dağıtım rotası karşılaştırılacaktır. Araştırma dört bölümden oluşmuştur; Araştırmanın birinci bölümünde; lojistik kavramı, lojistik yönetimi ve lojistik ile ilgili temel kavramlar ile lojistik faaliyetler hakkında bilgi verilmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde; lojistik sektörünün dünyadaki gelişimi, ülkemizdeki gelişimi, rekabet vizyonu ve Kara Kuvvetleri Lojistiği hakkında bilgi verilmiştir. Araştırmanın üçüncü bölümünde; Araç Rotalama ve Gezgin Satıcı Problemleri hakkında bilgi verilmiştir. Araştırmanın dördüncü bölümünde ise araç rotalama problemine yönelik alternatif bir çözüm sunularak değerlendirme yapılmıştır.
Entrepreneurial officers: Examining the commercial enterprises of The Algerian, Turkish, and Indonesian armed forces
The role of the armed forces within any given polity has been maintained by a sovereign state for the explicit purpose of the application of violence. The Cold War and decolonization provided new opportunities for militaries to step out of their security jurisdiction and undertake roles that would nominally be reserved for civilian administrators. In the mid to late twentieth century the militaries of many developing societies adopted a materialist-economic character, institutionalizing their presence in the corporate economy. Conflating national security with the military's interests, military generals sought to create intricate networks of pension funds, army foundations, and military-aligned businesses whose aims were to serve, protect, and perpetuate the interests of service officers. This study explores the disparate experiences and issues surrounding the corporate activities of the militaries of Algeria, Turkey, and Indonesia, tracing their evolution as anti-colonial, independence forces to their roles as significant stakeholders in their national economies. Building on the "corporate-materialist" claim, this thesis will seek to argue that the Algerian, Turkish, and Indonesian armed forces initially engaged in economic activities as a military necessity to guarantee a steady supply of war matériel but then soon morphed into economic surrogates to institutionalize their privileges, bolster their economic portfolios, and insulate their corporate interests from unstable domestic politics and sclerotic international conditions.
1923-1939 yılları arasında Türk ordusunda yapılan askeri yatırımlar
Araştırmada Türklerin tarih sahnesine çıkmalarından itibaren özelliklle dünya politikalarına yön veren güçlü imparatorluk ve devletler kurdutkları dönemlerde sahip oldukları askeri gücün ne kadar etkili olduğu ortaya konulmuş, günümüzde dünya ülkelerinin nezdinde söz sahibi olmak isteyen Türkiye'nin gelecekte bu konuda yapacağı yatırımlar için ışık tutulmaya çalışılmıştır.
Türk Silahlı Kuvvetlerinde ayırma cezası
Türk Silahlı Kuvvetlerinde Ayırma cezası başlığını taşıyan çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. Bu konuyu seçmemizin nedeni mevzuatımızda, önceleri disiplin ve ahlaki durum nedeniyle Yüksek Askeri Şura kararına dayanan ihraç yönteminin son bulduğunu anlatmak ve yeni TSK Disiplin Kanunu ışığında Silahlı Kuvvetlerde Ayırma cezası verebilecek tek ve yetkili organ olan TSK Yüksek Disiplin Kurulları'nın(YDK) görev, yetki, çalışma, usul ve esaslarını ortaya koymaktır. Tezimizin ilk bölümünde, disiplinin TSK açısından ne anlam ifade ettiği, çok farklı şekillerde ortaya konan disiplinin tanımı ve farklı tasnifleriyle disiplin çeşitleri belirtilmiştir. Özelde ayırma cezasının genelde askeri disiplin hukukunun kaynakları ortaya konulmuştur. Disiplin suçu ve disiplin cezasının öğretideki farklı tanımlarına yer verilmiş ve son olarak disiplin suç ve cezalarına hâkim olan temel ilkeler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Tezimizin ikinci bölümünde ise askeri disiplin suç ve cezalarının türlerine değinilmiştir. Bu disiplin cezalarından sırasıyla uyarma, kınama, hizmete kısmi süreli devam, aylıktan kesme, hizmet yerini terk etmeme ve oda hapsi cezalarını gerektiren disiplinsizlikler ortaya konulmuştur. Yine burada kimi disiplin cezalarını gerektiren eylemler de kısaca irdelenmiştir. Tezimizin son bölümünde ise YDK'nın teşkil yapısı ele alınmıştır. TSK'dan Ayırma cezasını gerektiren disiplinsizliklere değinilerek yeni bir ayırma yöntemi olan Ceza Puanı ve Ceza Sayısı Sisteminden ayrıntılı şekilde bahsedilmiştir. TSK'dan Ayırma cezası verilmesine ilişkin usuller ele alındıktan sonra, YDK'nın toplanması ve görüşme usulleri ile alabileceği kararlara yer verilmiştir. YDK'nın alabileceği kararların yerine getirilmesi ve sonuçlarına değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türk Silahlı Kuvvetleri, Ayırma cezası, disiplin, Yüksek Disiplin Kurulu, ilkeler.
Türk siyasi tarihinde 28 şubat süreci
Maneviyatın ve inançları Partinin temel esasları olarak gören Refah Partisi'nin, Türk siyasetinde emin adımlar ilerleyişi ve Refahyol hükümetinin kurulması ile Türkiye'de irticai faaliyetlerin artması; TSK, medya, sivil toplum kuruluşları gibi kurum ve kuruluşlarının ortak bir kamuoyu oluşturmuşlardı. Oluşturulan bu kamuoyu ile Türk siyasi tarihinde bir dönemin başlangıcı olmuştur Anahtar Kelimler: Batı Çalışma Grubu, Milli Görüş, Milli Güvenlik Kurulu, Refah Partisi, Refahyol
Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne Türk Ordusu'nda mavzer tüfekleri
Osmanlı İmparatorluğu'ndan Lale Devri'nden beri görülmekte olan askeri modernleşme hareketleri 19. yy'dan itibaren daha kararlı bir şekilde uygulanmaya çalışılmış, bu maksatla bir Osmanlı ordusunda birçok değişiklik hayata geçirilmiştir. Osmanlı ? Alman yakınlaşması ile birlikte Osmanlı ordusunda görev yapmaya başlayan Alman subaylarının da etkisiyle, Türk ordusunun ihtiyacı olan yeni teknoloji ürünü silahların Alman silah üreticilerinden karşılanması yoluna gidilmiştir. Sultan Abdülaziz döneminde alınan Krupp toplarını Sultan II. Abdülhamit döneminde alınmaya başlayan `Mavzer Tüfekleri' izlemiştir. 1887 yılından 1914 yılına kadar 1.000.000 adetten fazla miktarda Mavzer tüfeğinin Almanya'nın Oberndorf a.N. şehrinde bulunan Waffenfabrik Mauser firması tarafından üretildiği bilinmektedir. Osmanlı ordusu için toplam beş farklı model tüfek üreten firmanın dünyanın birçok başka ülkesi için de silah ürettiği bilinmektedir. Mavzer tüfekleri Osmanlı İmparatorluğunun 1887 yılından sonra katıldığı bütün savaşlarda Türk askerinin vazgeçilmez silahı haline gelmiştir. Üretici firma Türk ordusu için ürettiği tüfeklere `Türken Mauser' yani `Türk Mavzeri' adını vermiştir. Osmanlı İmparatorluğunun Mondros Ataşkes Antlaşması'nın ardından fiilen son bulması üzerine Anadolu'da başlayan hareket de düşmanla mücadele için silaha ihtiyaç duymuş, Mavzer tüfekleri Kurtuluş Savaşı'nda da etkili bir şekilde kullanılmaya çalışılmıştır. Anadolu kuvvetlerinin ihtiyacı olan Mavzerler diğer silah ve mühimmatlar gibi Anadolu'ya ya İstanbul'dan kaçırılarak gizlice nakledilmiş ya da Rus ve Fransız yardımı gibi çeşitli yollarla temin edilmiştir. Mavzer tüfekleri Cumhuriyetin ilk yıllarında çapları değiştirilerek kullanılmaya devam edilmiştir. Bu ilk yıllarda namlu çapı değiştirilerek Cumhuriyet ordusunun hizmetine sunulan tüfek sayısının 150.000 olduğu bilinmektedir. Yerli sanayi oluşturma gayreti ile Ankara ve Kırıkkale silah fabrikaları birleştirildikten sonra 1939 yılında ilk yerli üretim tüfekler üretilmeye başlanmıştır. Yerli üretim silahlar yapılmaya başlansa da üretim hiçbir zaman istenilen seviyeye çıkarılamamıştır.
Birinci Dünya Harbi'nde Dördüncü Ordu'da askeri istihbarat ve lojistik (18 Kasım 1914-28 Eylül 1917)
Tarihin her döneminde ve bütün coğrafyalarda temelinde hayatta kalabilmek ve yaşamını idame ettirebilmek amacıyla görülen savaşlar sadece galip ya da mağlup ülkenin değil aynı zamanda insanlık tarihini de siyasi, iktisadi, kültürel ve askeri yönlerden etkilemiştir. Ordu sistemine, savaş yöntemlerine ve mühimmata dayalı değişimlerin yaşanmasına yol açan savaşlar tüm dünyada ordu kelimesi ile birlikte kullanılmaya başlayan lojistiğin önemini bir kat daha arttırmış ve gelişimine yol açmıştır. Lojistik 19. Yydan itibaren fikirleri ile Birinci Dünya Savaşı'na da yön veren savaş teorisyenleri tarafından felsefi bir boyutta lojistiğin savaştaki yeri nedir sorusuna yanıt aranmıştır. Sanayi Devrimi ve Fransız İhtilali'ni yaşayan Batı, bilim ve teknolojideki gelişmeleri kullanarak savaşta galibiyeti belirleyen ana unsuru devasa orduların her türlü ihtiyacını sistematik bir şekilde karşılayan lojistiği 20. yüzyıldaa bir bilim dalı ve disiplin haline getirmiştir. Batı, 19. yüzyıldan itibaren sistemli ve planlı bir şekilde dönemin getirdiği yeniliklere ayak uydurarak sınırlarını korumak ve genişletmek için sefer organizasyonunu geliştirirken Osmanlı Devleti Avrupa'da yaşanan değişim ve dönüşüme mevcut durumu nedeniyle istediği şekilde ayak uyduramamıştır. 20. yüzyıldan itibaren Osmanlın Devleti'nde yaşanan savaşların mağlubiyetle sonuçlanması askeri alanda köklü reformlara yol açmıştır bu da lojistiğin gelişimini çağdaş ülkeleri kadar olmasa da sağlamıştır. Savaşta savunma, taktik ve stratejiyi etkileyen ve askeri güç ile komuta kademesinden etkilenen lojistiğin Osmanlı Devleti'nde Birinci Dünya Savaşı'nda Dördüncü Ordu'daki gelişimi incelenecektir. Dördüncü Ordu'nun görev bölgesi olan Sina-Filistin Cephesi'nde yaşanan gelişmelerin alınan kararların lojistiğe ve bağlayıcı unsurlarına nasıl etki ettiği araştırılacaktır. Sina-Filistin Cephesinde alınan mağlubiyette lojistiğin etkisi ve lojistikte yaşanan sorunların nasıl çözüme kavuşturulduğu çözülmeyen sorunların cephede nasıl bir zayiat verdiği ortaya konulacaktır.
Birleşmiş Milletler Barışı Koruma Harekatı ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin rolü
Barış ve güvenliğin sağlanması insanlığın çözüm bekleyen en büyük sorunu olmaya devam etmektedir. Barış ve güvenliğin sağlanmasında Birleşmiş Milletler en önemli örgüttür. Uluslararası barış ve güvenliği sağlamak Birleşmiş Milletler'in birinci öncelikli görevidir. Uyuşmazlıkların çözümlenememesi veya uyuşmazlığın uluslararası barış ve güvenliği tehdit etmesi halinde barış ve güvenliğin sağlanmasında tek sorumlu organ olan Birleşmiş Milletler ortak güvenlik sistemi içinde silah kullanılması boyutuna varmayan önlemler almakta veya daha ileri boyutta da silahlı kuvvet kullanmaktadır.Ancak bu iki önlem arasında çatışmaların büyümesini önlemek, uluslararası barış ve güvenliği sağlamak maksadıyla uluslararası hukukun yasal sınırları içinde Barışı koruma harekatı yapılmaktadır. Bu kapsamda icra edilen barışı koruma harekâtı uluslararası gelişmeler sonucunda ortaya çıkan bir Birleşmiş Milletler buluşudur. 1948 yılında uluslararası gözlemci görevleri ile başlayan barışı koruma harekâtı zaman içerisinde görev kapsamı itibari ile gelişme göstermiştir. Barışı koruma harekâtı Bosna Hersek sorununda olduğu gibi zaman zaman yetersiz kalsa da uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için önemli bir araçtır. Soğuk Savaş sonrası dönemin güvenlik ihtiyaçlarına paralel olarak Türkiye'nin dünya barışına katkıları da önemli ölçüde artmıştır. Etki ve ilgi alanı genişleyen Türkiye, dış politikasının ilkeleriyle uyumlu olarak uluslararası ve bölgesel örgütlerin bir parçası olarak barış koruma harekâtlarına olumlu katkılarda bulunmuş ve her geçen gün de katkılarını artırmaktadır.Barışı Koruma Harekâtlarında ve Gözlem Misyonlarında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sembolik de olsa harekâta katılımı uluslararası örgütler tarafından büyük bir arzu ile istenmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri Kosova'dan Afganistan'a, Lübnan'dan Bosna Hersek'e kadar çok farklı coğrafyalarda birçok harekâta katılmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Birleşmiş Milletler Barışı Koruma Harekâtlarına katılımı ile Türk dış politikası da etkinliğini artırmakta ve icra edilen görevler ile dünya barışında ?denge unsuru? olmayı başardığını ortaya koymaktadır.
Türk Silahlı Kuvvetleri modernizasyon sürecinin weberyan bürokrasi çerçevesinde analizi: Jandarma Genel Komutanlığı örneği
Bu çalışmada yakın bir tarihe kadar Türk Silahlı Kuvvetlerinin ayrılmaz bir parçası olarak adlandırılan Jandarma Genel Komutanlığının modernizasyon süreci ve bürokratik yapısı incelenmektedir. İncelemenin temel dayanağını Alman Sosyolog Max Weber tarafından formülize edilen bürokrasi kuramları oluşturmaktadır. Jandarma Genel Komutanlığı bürokrasisinin incelenmesine paralel olarak Weberyan bürokrasi kuramları da ayrıntılı şekilde incelenmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde bürokrasiyle ilgili tanımlamalar yapıldıktan sonra, ikinci bölümde Türk Silahlı Kuvvetleri ve onu oluşturan unsurların tarihçesi, teşkilat ve personel yapısı üzerinde inceleme yapılmıştır. Daha sonra Jandarma Genel Komutanlığı'nın tarihçesi ve bürokratik yapısı üzerinde ayrıntılı bir biçimde durulmuştur. Çalışmanın ilk bölümünde çerçevesi belirlenen Weberyan bürokrasi kuramları eşliğinde, askeri bürokrasinin yasal dayanakları, teşkilat ve personel yapısı, ulusal ve uluslararası alandaki faaliyetleri üzerinde durulmuştur. Analiz bölümünde ise Jandarma Genel Komutanlığı bürokrasisinin yapısal ve işlevsel analizi üzerinde durulmuştur. Yeni bir yapılanma sürecine giren Türk Silahlı Kuvvetleri ve Jandarma Genel Komutanlığının bürokratik yapısını inceleyen bu çalışmanın literatüre önemli katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Max Weber, Bürokrasi, Askeri Bürokrasi, Modernizasyon, Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı.
Türkiye'nin 1983-2007 tarihleri arası asker sivil ilişkileri: Klasik darbeden E-Muhtıraya
Türkiye'de demokratik yaşam sık sık yapılan darbeler ve verilen muhtıralarla kesintiye uğramıştır. İlk olarak 27 Mayıs 1960 darbesi ile başlayan askeri müdahaleler geçen zaman içinde klasik darbeden ?post-modern? müdahaleye doğru evrilmiştir. Türkiye, asker-sivil ilişkilerini demokratik ve sağlıklı bir şekilde üretmeyi başaramamış, Türk Silahlı Kuvvetleri doğrudan ve ?post-modern? müdahalelerinin yanında siyasetin aktif bir aktörü olarak yer almıştır.Tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümünde asker-sivil ilişkilerinin kalıpları çıkarılmaya çalışılmış ve teorik çerçeve bu yönde çizilmiştir. İkinci bölümde, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra geliştirilen asker-sivil ilişkileri ve 28 Şubat 1997 Muhtırası açıklanmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise 28 Şubat 1997 Muhtırası ile 27 Nisan 2007 E-Muhtırası arasında gelişen asker-sivil ilişkileri AB'ye uyum süreciyle birlikte yer almaktadır.Anahtar Kelimeler: Türk Silahlı Kuvvetleri, Sivil-asker İlişkileri, 28 Şubat Muhtırası, 27 Nisan E-Muhtırası
Kara havacılık sınıfına mensup Kara Havacı Pilotların iş tatmin düzeylerinin karşılaştırılmasına yönelik bir araştırma
Bu çalışma, Kara Havacılık sınıfına mensup olup, Kara Havacılığı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin değişik karargah ve kurumlarında çoğunlukla uçuş dışı görevler yapan pilotlar ile Kara Havacılığının değişik uçuş birliklerinde bizzat aktif olarak uçuş görevi yapan pilot subayların iş tatmin düzeylerinin karşılaştırılması ve Kara Havacı pilot subaylar arasında iş tatminini sağlayan bireysel ve işe ilişkin faktörler ile iş tatmin düzeyleri arasındaki farkların ortaya çıkarılması ve bu farkların Kara Havacılık sınıfı açısından önemli sonuçlarım belirlemeye yönelik bir çalışmadır. İş tatmini veya tatminsizliği açısından tespit edilecek farklılıkların dereceleri ve ortaya çıkan sorunların çözümüne yönelik alınacak tedbirlerle; daha rahat, daha huzurlu ve üretken bir iş ortamı oluşturmak, çalışanların daha uzun süre ve daha istekli olarak görev yapmalarını sağlamak hedeflenmiştir. Araştırma dört bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde; iş tatmininin tanımı, tarihsel gelişimi, önemi ve konu ile ilgili ekol ve kuramlar, ikinci bölümde; iş tatmini oluşumunda tutum bileşenleri, iş tatminini oluşturan faktörler, üçüncü bölümde; iş tatmini etki alanları, iş tatmini ölçme yöntemleri ve iş tatmin taramaları, dördüncü bölümde; konu ile ilgili bugüne kadar yapılmış araştırmalar belirtilmiş ve pilotların bir bölümüne anket uygulanarak iş tatmin düzeyleri karşılaştırılmış ve sonuçlar ortaya konularak sorunlara yönelik öneriler geliştirilmiştir. Kara Havacılık Sınıfına Mensup Kara Havacı Pilotların İş Tatmin Düzeylerinin Karşılaştırıldığı bu araştırmada anket yöntemi uygulanmıştır. Araştırmada kullanılan iş tatmini anketi, pilotların kendi iş tatminlerine ilişkin algılarını ölçmektedir. Araştırma neticesinde, kıta ve karargahta görev yapan pilotların iş tatminlerine yönelik algılarında, Yönetim Biçimi, Çalışma Arkadaşları, Çalışma Ortamı, Ücret ve Hizmet Avantajları alt gruplarında anlamlı bir fark olmadığı bulunmuştur. Fakat İşyeri Örgütlenmesi ve Gelişme Olanakları alt gruplarında kıta ve karargah'ta çalışan pilotlar arasında yaptıkları göreve göre iş tatmin düzeylerinde farklılık olduğu tespit edilmiştir.
Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından terörizmle mücadele kapsamında gerçekleştirilen sınır ötesi askerî harekâtların meşruiyeti
Birleşmiş Milletler Antlaşması ve uluslararası hukukun diğer kaynakları incelendiğinde; kuvvet kullanmaya dair kuralların devletleri esas aldığı, bu kapsamda devletlerin birbirlerine karşı kuvvet kullanmasını yasakladığı ancak günümüzde uluslararası barış ve güvenliğin tesis edilmesinin önündeki en büyük engellerden biri olan terör örgütleri ile mücadelede kuvvet kullanmayı düzenlemediği görülmektedir. Bu nedenle devletlerin terörizmle mücadelede ülke sınırları dışında kuvvet kullanma hakkı uluslararası hukukun en tartışmalı konuları arasında yerini almıştır. Barış döneminde terör saldırılarına uğrayan devletler tarafından terör örgütlerini koruyan veya destekleyen, terör örgütleri ile mücadelede aciz veya isteksiz, başarısız veya çökmüş devletlere ve diğer silahlı gruplara karşı ülke sınırları dışında kuvvet kullanma, terörizmle mücadelede sonuç almaya yönelik en başarılı yöntemlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Uzun zamandır Irak ve Suriye'nin kuzeyindeki terör örgütlerinin süregelen silahlı saldırılarına maruz kalan Türkiye, bu saldırılara tepkisel nitelikte olacak şekilde, Birleşmiş Milletler Antlaşması'nın 51'inci maddesinde hüküm altına alınan meşru müdafaa hakkı kapsamında saldırıların kaynağı olan Irak ve Suriye'ye sınır ötesi harekâtlar icra etmiştir. Türkiye bu harekâtlar ile Irak ve Suriye'yi değil, bu ülkelerin topraklarında yuvalanan terör örgütlerini hedef almıştır. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde uluslararası terörizme karşı ülke sınırları dışında kuvvet kullanma hakkı konusu incelenmiştir. Uluslararası terörizmle mücadele kapsamında kuvvet kullanmaya ilişkin olarak birinci bölümde çizilen hukuki çerçeve doğrultusunda; Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Irak'ın kuzeyindeki terör örgütlerine yönelik 1980'li yıllardan itibaren icra edilen sınır ötesi askerî harekâtlar ikinci bölümde, Suriye'nin kuzeyindeki terör örgütlerine yönelik 2015 yılından itibaren icra edilen sınır ötesi askerî harekâtlar ise üçüncü bölümde incelenmiştir.
Civilian oversight of the armed forces: Turkey, USA and France cases
The control of the armed forces by civilians has been considered an important issue for societies throughout history. It was only after the second half of the 1900s that the issue was dealt with scientifically and theories were put forward on this issue. The first studies on the civilian control of the military were carried out in the USA. In Turkey, it has begun to take steps on civilian control of the military since the early 2000s. The first steps taken in this regard have emerged as civilianization and democratization efforts. On July 15, 2016, FETO terrorist organization has tried to carry out a coup by the hand of extensions that have infiltrated the army in Turkey. After this failed coup attempt, a series of legal and structural changes were made in the country. Some of these changes include regulations on civilian control of the armed forces. The purpose of this thesis is to reveal to what extent these changes made after July 15 are compatible with the practices of democratic countries. The USA and France are the countries that are chosen for the comparison with the changes in Turkey. The preferred countries are the members of two different legal and administrative systems: Anglo-Saxon and Continental. Also these two countries have similar management system with Turkey's that have started to be implemented as of the 2018 Presidential System. In addition, during the establishment of the Republic of Turkey, having taken the example of France in the administrative structure has also been decisive in the country's election. In the study involving the use of comparative analysis, Turkey is considered as divided into the two periods: before July 15 and after. In the study, segmentation is made according to the actors who have authority over the civilian control of the armed forces. The parliament, the executive, the judiciary and the public, which are authorized in this field, have been handled as separate sections, and the countries were examined after the general information was made at the introduction of each section. The main finding of the study is that the changes made in the field of civilian control of the armed forces after 15 July are in line with the practices of democratic countries. Keywords: Civilian control of the military, Civil-military relations, Public audit, Parliamentary control, Execution control, Turkey, USA, France.
Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin bilişim suçlarına yönelik yaklaşımı (Gaziantep ili örneği)
Bu tez çalışmasında, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli personelin bilgi teknolojileri kavramları çerçevesinde görüşlerini öğrenebilmek, bilişim suçlarına yönelik algıları ve bilgi alt yapısını ölçmek amaçlanmaktadır. Bu çalışma, Gaziantep ilinde halen çalışmakta olan 1 Albay, 1 Yarbay, 3 Yüzbaşı, 1 Üsteğmen, 1 Asteğmen, 4 Başçavuş, 1 Kıdemli Üstçavuş, 3 Uzman Çavuş olmak üzere toplam 15 Türk Silahlı Kuvvetleri personeli üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bilgi teknolojileri ve bilişim suçları kavramlarına yönelik görüşlerin elde edilmesi amacıyla, personellere, hazırlanan açık uçlu soruların yer aldığı görüşme formu uygulanmıştır. Katılımcıların vermiş oldukları cevaplar içerik analizi yöntemi doğrultusunda kategorilere ayrılmıştır. Analizler bu kategorilere dayalı olarak yapılmıştır. Analizler sonucunda Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin; bilgi teknolojileri ve bilişim suçları konularında farkındalığının artırılması gerekliliği ve konuyla ilgili bilgi düzeyinin yeterli olmadığı ortaya çıkmıştır. Bilişim teknolojilerine yüksek miktarlarda para harcamadan önce karar verici mercilerin eğitim programlarını gözden geçirmeleri gereklidir. Anahtar Kelimeler: Bilgisayar, İnternet, Bilişim Teknolojileri, Bilişim Suçları, Siber Savaş, Bilgi Güvenliği, Eğitim, Türk Silahlı Kuvvetler
Genel kolluk kuvveti olarak Türk jandarmasının sahip olduğu değerler üzerine bir araştırma: Aydın İl Jandarma Komutanlığı örneği
Bu çalışma; karışık araştırma metodolojisi ile literatür taraması yapılarak; değerin ve mesleki değerlerin kavramsal boyutunun anlaşılması, Türk Jandarma Teşkilatının mesleki değerleri ile kişisel değerler arasındaki benzer yönlerinin ortaya koyulması, anket uygulaması yapılarak jandarma personelinin değer durumunu ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla Kasım 2019-Şubat 2020 tarihleri arasında, Aydın İl Jandarma Komutanlığında görevli personel ile tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Veriler "Personel Bilgi Formu" ve "Portre Değerler Anketi (PDA)" kullanılarak, online anket yöntemi ile toplanmıştır. Katılımcıların %96,6'sı erkek, %58,4'ü 19-29 yaş arasında, %61,2'si evli, %57,4'ü normal vücut kütle indeksine sahip, %32,4'ü lise ve altı mezunu, %56,3'ü 0-60 aydır meslekte çalışmakta, %35,7'si "vatan sevgisi", %24,6'sı "jandarma mesleğine olan ilgi", %22,0'ının mesleğin saygınlığı" sebeple mesleği seçmiştir. Araştırmaya katılan jandarma personelinin, PDA "güç" alt boyutu puan ortalamasının 3,87±0,90, "başarı" alt boyutu puan ortalamasının 4,66±0,97, "hazcılık" alt boyutu puan ortalamasının 4,36±1,08, "uyarılım" alt boyutu puan ortalamasının 4,40±0,98, "öz yönelim" alt boyutu puan ortalamasının 5,06±0,66, "evrenselcilik" alt boyutu puan ortalamasının 5,43±0,51, "iyilikseverlik" alt boyutu puan ortalamasının 5,25±0,59, geleneksellik alt boyutu puan ortalamasının 4,94±0,68, "uyma" alt boyutu puan ortalamasının 5,41±0,60, "güvenlik" alt boyutu puan ortalamasının 5,44±0,48 ve tüm ölçek ortalamasının 4,97±0,45 olduğu; "özgenişletim" boyutu puan ortalamasının 4,30±0,80, "yeniliğe açıklık" boyutu puan ortalamasının 4,73±0,72, "öz aşkınlık" boyutu puan ortalamasının ve "muhafazacılık" boyutu puan ortalamasının 5,26±0,46 olduğu; sırasıyla en çok "güvenlik", "evrenselcilik", "uyma", "iyilikseverlik" ve "özyönelim" değerlerine ve "özaşkınlık" ve "muhafazacılık" boyutlarına yöneldiği bulunmuştur. PDA sonuçlarına göre cinsiyet ve meslek öncesi başka bir işte çalışma durumunun arasında anlamlı bir farklılık olmadığı (p>0,05); yaş, VKİ, medeni durum, eğitim durumu, meslekte çalışma süresi, statü, mevcut görev, mesleği seçme nedeni, görev başında yaralanma durumu, idari/disiplin cezası alma durumu, adli ceza alma durumu, ay başına düşen alınan takdirname sayısı ve ay başına düşen alınan özel ödül sayısı durumları ile anlamlı bir farklılık olduğu (p<0,05) görülmüştür. Sonuç olarak; değerlerin önemli bir kavram olduğu, jandarma teşkilatı işleyişinde önemsendiği, jandarma personelinin değer yönelimlerinin olması gereken niteliklere yakın olduğu, bireysel farklılıklar görülse de toplumsal bir benzerlik gösterdiği ve bazı faktörlerin değer yönelimlerinin etkileyebildiği anlaşılmıştır. Jandarma personelinin değer yönelimlerinin göz önünde bulundurulması ve işe alım sürecinde mesleğe uygunluğunun değerlendirilmesi Jandarma Teşkilatının sağlam işleyişi ve hizmet kalitesi için faydalı olabilir.
Sosyal hizmet akademisyenlerinin orduda sosyal hizmete ilişkin görüş ve düşüncelerinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada sosyal hizmet akademisyenlerinin orduda sosyal hizmete ilişkin görüş ve düşüncelerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, Yükseköğretim Kurumu'na bağlı olarak en az lisans düzeyinde sosyal hizmet eğitimi veren üniversitelerde görev yapan sosyal hizmet akademisyenleri ile tam sayım yöntemiyle yapılandırılmış nicel yöntem araştırmasıdır. Katılımcılar gönüllülük esası ile araştırmaya katılmayı kabul eden 131 kişiden oluşmakta olup veriler araştırmacı tarafından yapılandırılmış bir anket aracılığıyla toplanmıştır. Bu kapsamda, katılımcıların sosyo-demografik bilgilerinin yanı sıra orduda sosyal hizmet alanına ilişkin düşüncelerini ölçmeye yönelik sorular sorulmuştur. Araştırmanın verileri 15 Mart - 15 Haziran 2018 tarihleri arasında elde edilmiş olup veri işleme ve çözümleme aşaması SPSS 22.0 aracılığıyla yapılmıştır. Bulgular: Katılımcıların önemli bir bölümünün orduda sosyal hizmet alanına ilişkin bazı etik kaygıları olsa da %93,1 ile büyük çoğunluğu bu alanı önemli olarak nitelendirmiştir. Bununla birlikte, katılımcıların %89,9'unun orduda sosyal hizmet alanına ilişkin kendi bilgi düzeylerini yetersiz ve az yeterli olarak tanımladığı anlaşılmaktadır. Katılımcıların %87,8'i orduda sosyal hizmet alanının sosyal hizmet eğitiminde yer almasına ilişkin olumlu bir tutuma sahiptir. Sonuç: Sosyal hizmet disiplini, insanın iyilik halini geliştirmeyi amaçlar ve bu nedenle insanın olduğu her yerde olmalıdır. Orduda sosyal hizmetin var olması ve gelişmesi için sosyal hizmet akademisyenlerinin harekete geçmesi ve orduda sosyal hizmet alanının sosyal hizmet eğitimi içerisinde yer alması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Orduda Sosyal Hizmet, Sosyal Hizmet Tarihi, Sosyal Hizmet Eğitimi, Sosyal Hizmet Etiği