Türkistan
58 theses under this subject heading
Turkestanskiye Vedomosti Gazetesine göre Türkistan'da Posta ve Telgraf Teşkilatı
"Turkestanskiye Vedomosti Gazetesine Göre Türkistan'da Posta ve Telgraf Teşkilatı" başlıklı bu çalışmada Türkistan Askeri Valiliği'nin yayın organı olan ve 1870-1917 yılları arasında, Taşkent'te yayınlanan Turkestanskiye Vedomosti isimli süreli yayın esas alınarak Türkistan topraklarında XIX. yüzyılın ikinci yarısında yer alan önemli gelişmeler, özellikle posta yollarının oluşması, posta hizmetlerinin, telgraf ağlarının meydana gelmesi ve haberleşme temelinin atılması konuları hakkında malumat vermek amaçlanmıştır. XIX. yüzyılın ikinci yarısı ve XX. yüzyılın başları Türkistan'ın hem toplumsal hem fikri hayatı açısından dikkat çekici bir dönemdi. XIX. yüzyılın ikinci yarısında Türkistan'daki siyasi durum önemli ölçüde değişmeye başladı. Zira Çarlık Rusyası Türkistan'ın içlerine ilerlemeye devam ederek 1864-1868 seneleri arasında Evliya Ata, Çimkent, Semerkant gibi büyük şehirleri aşama aşama ele geçirmişti. Bu bağlamda Türkistan'da yeni idari yapılar kurulmaya ve toplum hayatını ilgilendiren birçok alanda değişimler yaşanmaya başlamıştı. Türkistan topraklarında kurulan Rus idaresi kendi ihtiyaçlarını karşılamak ve merkezi hükümet ile olan bağlantısını kuvvetlendirmek üzere haberleşme ve ulaşım yollarını kurmaya ihtiyaç duymuştur. Zira bu uzak bölgenin merkezî idare ile önce idari, sonra ticari ve sanayi amaçlar için hızlı bir şekilde iletişim kurması gerekiyordu. Orta Asya hanlıklarında posta yolu, posta hizmeti ve telgraf gibi gelişmiş haberleşme türleri mevcut olmadığından 1864 yılında bölgede ilk posta yolu yapılmış ve haberleşmenin temelleri atıldıktan sonra Türkistan topraklarının önemli şehirleri arasında yeni posta haberleşme hatları ortaya çıkmış, ticari, sanayi ağırlıklı ve önemli bir nüfusa sahip kaza ve vilayetlerde postaneler açılmaya başlamıştır. Posta hizmetinin yanı sıra bölgede telgraf iletişimi meydana çıkmıştı ve bölgenin belli başlı yerlerinde telgraf ağları kurulmaya başlamıştır. İşbu çalışmada Turkestanskiye Vedomosti gazetesi aracılığıyla elde edilen tüm haber ve alakalı yorumlardan yola çıkarak Türkistan topraklarında Posta ve Telgraf Teşkilatının kurulması ve işletilmesi hakkında daha kapsamlı bilgi sunulmaya çalışılmıştır.
Promete hareketi çerçevesinde SSCB'nin Türkistan ile ilişkileri
Türkistan coğrafyası, tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. İçinde bulunduğu konum ve yeraltı zenginlikleri bakımından da jeopolitik ve jeostratejik önemi olan bir alandır. Çin, Hindistan, Türkiye ve Rusya gibi ülkelerle sınır komşusu olması da onu bu anlamda bir cazibe merkezi hâline getirmiştir. Çalışmamızda Türkistan'ın bağımsızlığı için önemli bir yayın organı olan Promete dergileri incelenmiştir. Söz konusu dergiler, Rus çatısı altında yaşamak istemeyen Türkistan halkının bağımsızlık mücadelesini konu edinen ve 1926-1938 yılları arasında varlığını korumuş olan önemli bir yayın organıdır. Anahtar Kelimeler: SSCB, Türkistan, Promete
Aminullah Nail Khangeldi'nin "Türkistan Beyremi-Ergene Kun" adlı romanın söz varlığı üzerine tematik bir inceleme
Aminullah Nail Khangeldi'nin Türkistan Bayramı-Ergene Kun Romanının Söz Varlığı Üzerine Tematik Bir İnceleme adlı çalışmamız, kaynakça ve sonuç bölümleri hariç iki ana bölümden oluşmuştur. Giriş bölümünde Güney Türkistan'da yaşayan Türk boy ve tupluluları, Güney Türkistan'da Türkçe'nin genel durumu, Güney Türkistan'da Özbek Türklerinin yayın hayatı, Aminullah Nail Hangeldi'nin hayatı ve eserleri üzerine durulmuştur. Çalışmanın ilk bölümünde Türkistan Bayramı Ergene Kun Romanı transkripsiyon yapılarak Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. İkinci bölümü, sözlük biliminden ibaret olup, tematik sözlükler, metin sözlükleri, Aminullah Nail Khangeldi'nin Türkistan Bayramı-Ergene Kun eserinin isim söz varlığının tematik incelemesi, sonuç ve kaynakçadan oluşmaktadır. Türkistan Bayramı Ergenekon romanı, Güney Türkistan'ın ilk Özbekçe romanıdır. Romanın dili halk dili olduğu için bu çalışma büyük önem taşımaktadır. Çünkü bu bölgeye ait olan Özbekçe yazı dili, Özbekistan Türkçesinin etkisinin altında kalan bir lehçedir. Bu nedenle çalışmamız Güney Türkistan'daki Özbeklere özel olan Özbek Türkçesini çalışmak isteyen araştırmacılar için de iyi bir kaynak olarak kullanılacağını düşünüyoruz. Güney Türkistan'da yaşayan Özbekler, Peştular ve Farslar (Tacikler)'dan sonra Afganistan'ın üçüncü büyük etnik grubu olup Afganistan'ın sosyal yapısının önde gelen ve hassas bir parçasını oluşturuyor. Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bu Özbek Türkleri tüm zorluklara rağmen anadillerini yaşatmayı başarmakta, Türkmen ve Özbek Türkçesiyle gelecek nesillere anadillerinde nazım ve nesir türünde eserler vermeye devam etmektedirler. Çalışmamızda romanın söz varlığı içerisinde, yazı dilinde bulunmayan pek çok söz tespit ederek böylece unutulacak olan sözleri kaydetmiş olduk.
Sasanilerin yıkılışına kadar zerdüştlüğün Türkistan'a etkileri (Kültürel boyutta)
Bu çalışmada en eski tek tanrılı din olan Zerdüştlüğün, Türkistan halkları ile olan ilişkisi değerlendirilmektedir. MÖ 7. Yüzyıldan itibaren başlayan bu süreç Sasanilerin yıkılışına kadar devam etmektedir. İlk olarak Aryaların bölgeye gelişi ve Zerdüştlüğün ortaya çıkışı tezde ele alınmıştır. Zerdüşt ile ilgili tartışmalı konular açıklandıktan sonra, tebliğ edilen dinin, kısıtlı olmasına karşın asli kaynaklarından yararlanarak, inanç sisteminin temeli ve bu temeldeki değişimler tespit edilmiştir. Meydana gelen değişimlerle birlikte, İran toplumunun geçmişten gelen en belirgin uygulamaları tespit edilmiş ve bu uygulamaların Zerdüştlüğe nasıl entegre edildiği araştırılmıştır. Elde edilen bulgular ışığında, Zerdüştlüğün en önemli motiflerinin ateş, defin merasimi, nevruz ve hüma-horoz kuşu olduğu ve bu motiflerin sadece İran'da değil farklı halklarda da yaşatıldığı tespit edilmiştir. İran coğrafyasına yakın olan Türkistan'da benzer motiflerin kullanıldığı görülmektedir. Ancak yapılan çalışmalarda bu motiflerin Zerdüştlükten, Türkistan'a geçtiği yönünde bir genel kabul olsa da araştırma sonucunda bahsedilen motiflerin önemli bir kısmının Türkistan'ın kendi öz inançları ile ilişkili olduğu ya da tamamıyla Zerdüştlükten alınmadığı tespit edilmiştir.
E. K. Meyendorf ve eserinin Buhara Hanlığı açısından değerlendirilmesi
Türkistan bölgesi yüzyıllar boyunca jeopolitik ve jeostratejik konumu yüzünden birçok güçlü devletin ilgisini çekmiştir. Bu devletlerden biri olan Rusya uyguladığı genişleme siyaseti ile Türkistan bölgesine doğru sınırlarını sürekli genişletmiş ve bölgeye komşu olmuştur. Bunun sonucunda Buhara Hanlığı ile diplomatik ve siyasi ilişkiler kurmuştur. Rusya, Türkistan bölgesine hâkim olan Türk devletlerini daha iyi tanımak ve bölgenin ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda araştırılması için pek çok kişiyi görevlendirmiştir. Bunlar genelde tüccar veya diplomatik heyetlere dâhil olan kişilerdir. Bu kişiler çeşitli notlar tutarak Türkistan bölgesi ve Buhara Devleti hakkında önemli bilgileri kaydetmeyi başarmışlardır. Egor Kazimiroviç Meyendorf, Türkistan bölgesini ziyaret eden Rus diplomatik heyetlerinin birinin üyesidir. Buhara Hanlığı'nda ve Türkistan bölgesinde gördüklerini bir kitap halinde Fransa'da yayımlamıştır. Çalışmamızın ana konusu Egor Kazimiroviç Meyendorf'u tanımak ve bölge hakkında yazdığı kitabın Buhara Hanlığı açısından değerlendirilmesini yapmaktır.
Alman araştırmacı Gregor von Helmersen'e göre 19. yüzyılda Türkistan Hanlıkları (Tercüme-tahlil)
Hive, Buhara, Hokand ve Cungar Hanlıkları 16-19. yüzyıllarda Türkistan tarihinde önemli bir iz bırakmış devletler idi. Türkistan'ın siyasi tarihine yön verdiler, ekonomik alanda düzenlerini oluşturdular. Onlar da Türkistan tarihindeki birçok devlet gibi doğdular, büyüdüler ve yıkıldılar. En nihayetinde Türkistan tarihinde yerlerini büyük önemle edindiler. Yapmış olduğumuz bu tez çalışmasında, Türkistan coğrafyasında yaşamış olan ve yaşamaya da devam eden Türk halkları ve diğer etnik toplulukların 19. yüzyıldaki yaşam şekilleri, gelenekleri, ticari hayatı, şehirlerinin mimarisi gibi birçok ögesine Alman asıllı araştırmacı Gregor von Helmersen'in Türkistan hakkında çeşitli kaynaklardan ve dönemin Orenburg Sınır Komisyonu Başkanı Grigoriy Fedoroviç Gens'in topladığı materyallerden yararlanmak suretiyle hazırladığı eser perspektifinden ışık tutmayı amaçladık. Bu çalışmada büyük ölçüde onların uzun süreli araştırmaları sonucunda yazılı hâle getirdikleri eserlerinden faydalanılmıştır. Birincil kaynak olarak kullanılan eserler dışında kıyaslama yapabilmek ve değerlendirebilmek için günümüz literatürüne kazandırılmış mevcut çalışmalardan da faydalanılmıştır.
Russian attacks and military organization of the Khiva Khanate
Turkestan Region has become a field of struggle by many nations since it is located on important trade routes. After the Industrial Revolution, the inter-circuit struggle increased with the colonial system brought about by the need for raw materials and markers. It has become the target of Russia who just started developing its industry and who needs economic resources and wnts to prove itself. Since other European countries completed their industrialization early and put geographies with precious metals under their domination, only West Turkestan was left as Russia's share. West Turkestan Region included four khanates, Kazakh, Bukhara, Khıva (Harezm) and Hokand. Khiva Khanate, XVI. In the first quarter of the century, it was established in the Harezm Region by İlbars and Baybars inns, known as Arapshah, descendants of Şiban. As a result of the struggle of the Khanates of dominate each other, an authority gap in order to establish their domination in the region. Russia was the Khıva Khanate, which she had the most difficulty in her struggle against the khanates. The city, between Karakum ve Kyzylkum Deserts, which includes the Harezm Region, has a two-sided protection area surrounded by huge walls from the outside. Russia has undertaken an intensive preparation for occupation to lift this shield. The army of the khanate's showed a good resistance against the high-tech weapons of the Russians in order not to lose their independence. Keywords; Turkestan, Russia, Horazm, Army, Occupation.
Âgehî'nin Câmi'ü'l-Vâkıât-ı Sultânî adlı eserinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi
Türkistan cazibe merkezi olmasının yanı sıra tarih bilimi açısından da biçilmiş kaftandır. Barındırdığı yüzlerce devlet, beylik, hanlık ile tam bir araştırma sahası olmuş ve özellikle Türk Tarihçileri için her zaman araştırma konularının başında gelmiştir. Bu hanlıklardan biri de Hive Hanlığı'dır. Hive Hanlığı'nın özellikle XIX. yüzyıldaki tarihiyle ilgili Muhammed Rıza Mirab Âgehî'nin yazmış olduğu Firdevs al-İkbal ve Câmi'Ü'l-Vâkıât-ı Sultânî adlı eserleri sayesinde fikir sahibi olabiliyoruz. Hive Hanlığı Harezm bölgesine yerleşmiş ve varlığını yüzyıllar boyunca sürdürmüş bir hanlık olarak tarih sahnesindeki yerini almıştır. Bu hanlık genel anlamda kendi iç işleri ve diğer hanlıklar ile savaşmış ve tarihi boyunca birçok aile, sülale, hanedanlık gibi birçok yönetici aile ve kişi ile yönetilmiştir. Bu hanedanların sonuncusu İnak (Kongrat) hanedanlığıdır. Bu hanedanlık ile birlikte Hive Hanlığı iyice zayıflamış ve XIX. yüzyılın son çeyreğinde Çarlık Rusya hâkimiyeti altına girmekten kurtulamamıştır. Hive Hanlığı'nın XIX. yüzyılın ortalarının anlatıldığı eser olan Câmi'Ü'l-Vâkıât-ı Sultânî adlı eser resmi vakanüvis Âgehî tarafından yazılmıştır. Âgehî olayların yaşandığı dönemde Hive Hanlığında Mirablık yani "belli bir bölgenin Su Dağıtım" görevinde bulunmuş ve yaşamıştır. Ancak gördüğü ve duyduğu olayları birebir, tarafsız bir şekilde aktarıp, aktarmadığı tartışma konusu olmuştur. Ancak o döneme ait birinci el kaynakların azlığı ve o dönemin çok Hive açısından çok fazla araştırılmamış olması Âgehî'nin eldeki önemli kaynaklardan biri olduğu gerçeğini kuvvetlendirmektedir. Anahtar Kelimeler: Hive, Hanlık, Muhammed Emin Bahadır Han, Hiyvak, Türkmen Kabileleri
Kaşgar'da 1923-1940 arası basılan yayınların dili: Çağatayca ve Yeni Uygurca ile karşılaştırma
Bu çalışmada başta Doğu Türkistan'da bulunan Uygurlar tarafından kullanılan Uygurcanın 1923-1940 yılları arasındaki dil özellikleri Çağatayca ve Yeni Uygurca ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar Orta Asya İslami Türk yazı dili olan Çağatayca, mahallî şivelerin yazı dili olması ile bu bölgede yerini Yeni Uygurcaya bırakmıştır. Yeni Uygurca genel bir kanı olarak 1955 sonrası resmiyet kazanmıştır. Kimi araştırmacılar ise Yeni Uygurcanın 1930'lu yıllarda kendini göstermeye başladığı fikrindedir. Bu fikirler doğrultusunda ulaşabildiğimiz eserlerden hareket ederek Yeni Uygurcanın 1923-1940 yılları arası durumu yani Çağataycadan Yeni Uygurcaya geçiş dönemi dil özellikleri bakımından incelenmiştir. Belirlenen özellikler Çağatayca ve Yeni Uygurca ile karşılaştırılmıştır. Çalışmanın malzemesini, Kaşgar'da 1923 yılında İsveçlilerin matbaasında basılan Hz. Davud'un Zebur'u ve 1933-1937 yılları arasında Kaşgar'da çıkarılan Şarkȋ Türkistan Hayatı, Erkin Türkistan ve Yeni Hayat adlı gazeteler oluşturmaktadır. Öncelikle metinlerin çeviri yazısı yapılmış, metinlerin gramatikal dizini çıkarılmış, ses ve şekil bilgisi özellikleri belirlenmiş ve bunlar Çağatayca ve Yeni Uygurca ile karşılaştırılmıştır. Sonuç bölümünde ise elde edilen bulgulardan hareket ederek metinlerin dilinin nasıl bir özellik gösterdiği, Çağatayca mı yoksa Yeni Uygurcaya mı daha yakın olduğu üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Çağatayca, Yeni Uygurca, Zebur, Şarki Türkistan Hayatı, Erkin Türkistan, Yeni Hayat
İbn Battûta Devri Horasan ve Türkistan şehirleri
XIV. yüzyılın en önemli seyyahı olan İbn Battûta eski dünya diye tabir edilen bölgelerin tamamını gezmiştir. İbn Battûta devrine Türk-Moğol devri demek yanlış olmayacaktır. Nitekim seyyahın gezmiş olduğu yerlerin hemen hemen çoğu ya Türk ya da Moğol hakimiyeti altında bulunmaktadır. Türk tarihi ve Türk dili bakımından da önemli bir yere sahip olan seyahatname, Türklerin XIV. yüzyıldaki sosyal, siyasi, iktisadi ve dini hayatlarına dair önemli bilgiler içermektedir. Seyahatname ayrıca antropoloji ve coğrafya bilimlerine katkıları bakımından önem arz etmektedir. İbn Battûta'nın Horasan ve Türkistan gezileri neticesinde uğramış olduğu şehirlerin Moğol istilası öncesi durumlarına baktığımız zaman bu bahsi geçen şehirlerin bilim ve kültür merkezleri olduğu ve mimari açıdan o dönemin muazzam yapıları ile karşımıza çıktığı görülmektedir. Bu şehirleri gezen seyyah, dönemin kültür ve ilim başkentlerinin Moğol istilası sonrası vahim durumlarını detaylı bir şekilde aktarmıştır. Ayrıca bu şehirlerin sosyal, siyasi, kültürel ve ekonomik faaliyetlerine de değinen İbn Battûta bu bölgenin hükümdarları Ebû Said Bahadır Han, Aleaddin Tarmaşirin Han ve Özbek Han ile de yüz yüze görüşme imkânı elde ederek onlar hakkında önemli bilgiler aktarmıştır.
19.yüzyılda Çarlık Rusya'sının Türkistan coğrafyasında eğitim ve kültür politikaları
Altın Orda Devleti'nin siyasi varlığı sonlandıktan sonra bölgede etkin bir güç olarak ortaya çıkan Çarlık Rusya'sı, XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türkistan coğrafyasında yayılmacı politikalar izlemiştir. Çarlık Rusya'sının yayılma politikası XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar sürmüştür. Çarlık Rusya'sının, büyük bir coğrafyayı teşkil eden Türkistan'a yayılması tek bir hükümdarın döneminde ya da tek bir askeri sefer ile gerçekleştirmemiştir. Bu uzun süreç neticesinde Türkistan'da hâkimiyet kuran Çarlık Rusya'sı bu coğrafyadaki egemenliğini sadece askeri kuvvet ile sağlayamayacağını anlamış ve Türkistan'da eğitim ve kültür politikaları geliştirmiştir. Türkistan hanlıkları ise kendi aralarındaki çekişmelerden dolayı Rus yayılmasına karşı koyamamışlardır. Türkistan'da yaşayan Türk nüfusu arasında bir birlik olmadığından dolayı Rus yayılmasının önü açılmıştır. Türk toprakları Rus egemenliğine geçtikten sonra Çarlık Rusya'nın uyguladığı misyonerlik faaliyetlerine ve Ruslaştırma siyasetine açık hale gelmiştir. Bu çalışma ile Çarlık Rusya'sının, Türkistan coğrafyasındaki Ruslaştırma siyaseti doğrultusunda, eğitim ve kültür alanındaki uygulamaları ortaya koyulmuştur. Bu bağlamda Rusya'nın yürüttüğü siyasetin Türkistanlılar üzerindeki etkilerinin ne boyuta ulaştığı ve Türkistanlıların sosyal ve kültürel yaşamlarına sirayeti konu edinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çarlık Rusya, Türkistan, Misyonerlik, Ruslaştırma, Asimilasyon.
Kırgızistanda ürkün olayı ve olayın Türkistandaki yankıları
Kırgızlar, kadim Türk boylarından birisidir. Milattan önceki devirlerde kendi devletlerini kurmuşlardır. Kırgızlar tarihi süreçte siyasi otorite boşluğundan faydalanarak her ne kadar kendi devletlerini kurmaya çalışsalar da Hunların, Göktürklerin, Uygurların, Moğolların, Timurluların ve Rusların hâkimiyeti altında yaşamaktan kurtulamamışlardır. I. Petro zamanında Çarlık Rusya'sının uluslararası politikası şekillenmiştir. Bu politikaların ana hedefi Rusya'nın sıcak denizlere inmek istemesi ve dünya siyasetine dâhil olmak istemesidir. Bu amaç ile Ruslar yayılmacı ve sömürgeci politikaları gereği dikkatlerini Orta Asya'ya çevirmişler. XIX. yüzyılın ikinci yarısı Çarlık Rusya'sı Hokand Hanlığını işgal etmiş ve Kırgızlarda Rus hâkimiyetine girmiştir. Rusya'nın bölgeyi tamamen işgali XIX. yüzyılın sonlarına doğru olmuştur. Rusların bölgeyi işgali ve yerli halka zulümleri neticesinde yönetime karşı yerli halk tarafından zaman zaman ayaklanmalar olmuştur. Bu ayaklanmaların en önemlisi ise çalışmamıza konu olan 1916 yılında ki isyandır. Ayaklanmanın başlamasında etkili olan neden Çar II. Nikola'nın 25 Haziran 1916 yılında çıkardığı fermanla Orta Asya Türklerinden cephe gerisinde çalıştırmak üzere işçi talep etmesiydi. Yerli halk Rus esaretine girdiği günden beri baskı, zulüm ve sömürüye maruz kalmış, birde buna işçi talebi eklenince halkın ayaklanma kaçınılmaz olmuştu. Ayaklanma ilk olarak 4 Temmuz'da Hocent'te başlamış, sonrasında büyüyerek Yedi Su, Issık Göl, Bişkek, Yarkent gibi bölgelere de yayılmıştır. Krupotkinin bölgeye genel vali olarak atanması ile birlikte ayaklanmaları kanlı bir şekilde bastırılmıştır. Kayıtlar 300 000'den fazla Kırgız'ın olaylar neticesinde öldürüldüğünü, çoğunun cezalandırılarak sürgün edildiğini ve topraklarını müsadere edildiğini aktarmaktadır.
Abdurauf Fıtrat'ın roman ve hikayelerinde Ceditçilik izleri
Türkistan coğrafyası Türk boylarının yoğun bulunduğu bölgelerdendir. Sözlü ve yazılı edebiyatın zengin olduğu Türkistan'da çok sayıda edebi eser verilmiştir. Ruslar Türkistan'da hakimiyet kurmak amacıyla coğrafyada çeşitli baskılar kurmuştur. Rusların Türkistan'da hakimiyet sağlaması ile eğitim ve kültürel alanda Türkistan'da gerileme dönemi 18. yüzyıldan itibaren başlamıştır. Türkistan'daki gerilemeye önlem almak amacıyla İsmail Gaspıralı Bey cedit hareketini başlatmıştır. Cedit hareketi ilk olarak Türkistan'ın kuzey bölgelerinde görülmüştür. İsmail Bey Gaspıralı'nın cedit hareketi ile ilgili hitabeti ile tüm Türkistan'da etkili olmuştur. Cedit hareketi günümüz Özbekistan coğrafyasını oldukça fazla etkilemiştir. Cedit hareketi Özbekistan'ın kurulmasında ve Özbekistan dilinin, edebiyatının oluşmasında etkili unsurlardan olmuştur. Modern Özbek edebiyatının ve dilinin kurucularından olan Abdurauf Fıtrat Cedit hareketinin öncülerindendir. Abdurauf Fıtrat cedit hareketinin misyonunu temsil eden Özbek yazarlardan birisi olmuştur. Fıtrat, cedit fikrinin amaçlarını eserlerinde konu alarak toplumda beklediği bilinci uyandırmak istemiştir. Cedit hareketi Türkistanlı yazar ve aydınlar için oldukça önemli bir fikir hareketi olmuştur. Tez çalışmasında Fıtrat'ın hayatı, roman ve hikayelerinde cedit hareketinin izleri incelenmiştir. Cedit hareketinin oluşturan sosyo-politik olaylar ele alınmıştır. 18. ve 19. Yüzyılda cedit hareketini temsil eden aydınlardan bilgiler verilmiştir. Tez çalışması altı temel başlıkta oluşturulmuştur.
1917-1924 yılları arasında Türkistan milli devletleri
1917-1924 yıllarında Türkistan Coğrafyasında kısa süreli de olsa bağımsız olarak; Buhara, Harezm (Hive), Hokand ve Alaş-Orda Özerk devletlerinin ortaya çıkış safhaları, hanlıktan devlete geçiş aşamaları, iç ve dış çekişmelerinin kendi devletlerine olan olumlu ve olumsuz etkileri de dikkate şayandır. 1917 Bolşevik İhtilâli öncesi Çar Rusya Devleti ile 1917'den sonraki dönemlerde; Bolşevik Rusya Devleti (SSCB), Çin, İngiltere, Afganistan ve Osmanlı Devleti'nin doğrudan ya da dolaylı olarak bölgede etken olmaya çalıştığı da bir gerçektir. Ayrıca bu saha, Dünyanın en önemli ticari yolları kavşağında olması sebebi ile ekonomi, kültürel ve dini gücü de elinde tutmuş, M.Ö. ve M.S. ki dönemlerde de önemini hiç kaybetmemiştir. I. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında bu saha özellikle; Çar Rusya, Bolşevik Rusya, İngiltere ve Çin Devletleri'nin yayılma sahası alanına dönmüştür. XX. yüzyıl başında ve Bolşevik İhtilâli sonrasında Bolşevik Rusya Devleti'nin (SSCB), bu hanlıkları kendi menfaatleri doğrultusunda kullanıp, hanlıklara bağımsız milli birer devlet kurma sözü vermesine rağmen ikiyüzlü bir siyaset uyguladığı görülmüştür. Çalışmada öncelikle Türkistan, Buhara, Harezm (Hive), Hokand ve Alaş-Orda hanlıkları, emirlikleri ve devletleri ile ilgili derinlemesine bir araştırma yapılmış, kitaplara, makalelere, tezlere ve ilgili web. sayfalarına yansımaları araştırılmıştır.
Türkistan'da meydana gelen siyasi gelişmeler ve Türkistan milli ayaklanması Kırgız isyanı üzerine bir değerlendirme (16. yy. – 20. yy. arası)
1916 İsyanı Türkistan tarihinin en büyük trajedilerinden bir tanesidir. Çarlık döneminin baskıcı siyasetine karşı Müslüman Türklerinin en şiddetli isyanı olmuştur. Çarlık Rusya'sı Türkistan'ı önce bölgelere, sonra da eyaletlere ayırmıştır. Bölünmüş olan bu topraklara Rusları yerleştirmiştir ve bu topraklarda yeni Rusya yaratmayı amaçlamıştır. Bunun sonucunda Türkistan coğrafyasında bulunan halk uzun süre Rusya'nın sömürgeci politikası altında siyasal, sosyal, ekonomik ve idari yönde yıkımlar yaşamıştır. Birinci Dünya Savaşı esnasında İtilaf Devletleri safında giren Çarlık Rusya, Batı Cephesinde ciddi oranda kayıplar vermiştir. Ve bu durum karşısında Rusya'nın 1916 'da çıkarttığı kararname ile Türkistanlıların askeri muafiyetini kaldırarak cephe gerisine almak istemiştir. Fakat Türkler Rus hükümetinin bu çağrısını reddetmiştir. Bu durum halk nezdinde protestolara neden olmuştur. Ayaklanma ilk olarak 4 Temmuz 1916'da Hokand'ta başlamıştır. Küçük çapta başlayan isyan hareketi kısa süre içerisinde birçok bölgede yayılma alanı bulmuştur. Bu olay Kırgızistan'da ise Ürkün olarak bilinir. Rus İmparatorluğu Kırgızistan'da koloni politikasını uygulamıştır. En iyi yerler Ruslara verilmiş yerli halk kendi toprağından edilerek kırsal alanlara göç ettirilmiştir. Kırgız Türkleri Rus askerleri ve Rus yerleşimciler tarafından öldürülmüştür. Ülkenin kuzeyindeki ayaklanmacılar öldürülmüş diğer 120 bini Çin'e kaçmıştır. Ayaklanma çok ağır şekilde bastırılmış ve Türkistan halkını her açıdan çok yıpratmıştır. Bu çalışma, Türkistan Türklerinin Ruslara karşı her alandaki mücadeleleri ele almaktadır. Anahtar Kelimeler: Türkistan, Kırgız, Çarlık Rusya, Orta Asya, Hokand, 1916 İsyanı, Basmacılar, Enver Paşa, Korbaşılar, Ceditçilik
Buhara Hanlığ'nın son emiri Alim Han ve Dönemi (1911-1920)
Buhara Hanlığı'nın Son Emîri Alim Han'ı ve Dönemi'ni inceleyen bu çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. Tarihimizin önemli ve uzun safhasını teşkil eden hanlıklar dönemi ile ilgili çalışmalar Ruslardan kaynaklanan bazı sebeplerden dolayı ya eksik kalmış ya da Rusların bakış açısı ile işlenmiştir. Özellikle Sovyet dönminin katı politikaları, son dönem Türkistan tarihi ile ilgili çalışmaların Sovyet tezleri etkisinde kalıp, bilimsel olmaktan ziyade siyasi nitelikte olmasına sebep olmuştur. Buna en güzel örneklerden birisi de Buhara Hanlığı'nın son hükümdarı Alim Han ile ilgili çalışmalardır.Sovyetler Alim Han iktidarını devirip Buhara Hanlığı'nı işgal ettiklerinde, Buhara Hanlığı yerine sözde demokratik Buhara Halk Cumhuriyetini kurmuşlardır. Bu amacına ulaşmak için de, Alim Han yönetimine karşı olan ve Yaş Buharalılar olarak bilinen Ceditçileri kullanmışlardır. Gerek Ceditçiler gerekse Sovyetler, yeni kurdukları yönetimi ayakta tutabilmek ve siyasi hesaplardan dolayı kendilerinden önceki yönetimi kötüleme yoluna gitmişler, Alim Han hakkında kötüleme kampanyası başlatmışlardır. Alim Han'ın Basmacılık denilen Türkistan milli mücadelesine destek vermesinden dolayı, Sovyetlerin karalama kampanyasının hedefi olmuştur.Sovyet yönetiminin tutumundan dolayı Türkistan ile Türkiye ve dünya'nın diğer bölgeleri arasındaki bilgi akışını sekteye uğratmıştır. Alim Han'nın Çarlık dönemini öven ifadeleri, Sovyet karşıtı Türkistanlı aydınların da tepkisini çekmesinden dolayı Türkiye'deki çalışmalarda da Alim Han hakkında olumsuz bir tavır ortaya çıkmıştır. Bu durum Alim Han ile ilgili asılsız iddiaların yaygınlık kazanmasına neden olmuştur.Fakat Sovyetlerin dağılıp Türkistan coğrafyasında bağımsız Türk devletlerinin ortaya çıkmasıyla beraber, Türkistan'daki Sovyet dönemi siyasi bakış açısı yerini milli bakış açısına bırakmıştır. Bu süreçte Alim Han hakkında da doğru ve olumlu değerlendirmeler yapılmaya başlanmıştır. Bu çalışma ile bağımsızlık sonrası Türkistan ile Türkiye arasında ivme kazanmaya başlayan bilgi akışına ve Türkistan'ın yeni süreçteki milli bakış açısına katkı sağlanmaya çalışılmıştır.Çalışmanın birinci bölümünde, Buhara Hanlığı'nın Alim Han'ın tahta geçişine kadarki siyasi hayatı işlenmiştir. Buhara Hanlığının kuruluşu, Mangıtlar dışında devlete hükmeden sülaleler, Rusların Türkistan ve Buhara'ya yönelik işgal faaliyetlerine değinilmiştir. Alim Han öncesi Ruslar ile yapılan savaş ve Buhara Hanlığı'nın Rusya'ya tabi olması ile ilgili gelişmeler bu bölümde işlenmiştir.Çalışmanın ikinci bölümünde, Alim Han ve onun döneminde Buhara Hanlığı'nda meydana gelen siyasi, askeri, ve sosyo-kültürel gelişmeler sebep sonuç ilişkisi içerisinde işlenmiştir. Ceditçilik hareketi ve Alim Han ile olan münasebetlerinde Rusya faktörüne özellikle değinilmiştir.Son bölümde ise Alim Han'ın sürgün hayatı, karşılaştığı sorunlar, siyasi faaliyetleri, İstiklalcilik hareketine İbrahim Beg Lakay ve Enver Paşa vasıtasıyla verdiği destek, sebep sonuç ilişkisi içerisinde işlenmeye çalışılmıştır. Bu bölüm Alim Han'ın ölmesi ile bitirilmemiş, onun ölümünden sonra hanedan mensupları hakkında da bilgi verilmek süretiyle konu bütünlüğü sağlanmaya çalışılmıştır. Çocukları ile görüşmaler yapılmak suretiyle hanedan mensupları ile ilgili bilgiler literatüre geçirilmeye çalışılmıştır. Alim Han'dan kalan mirasa da değinilerek bu paraların günümüzdeki akıbeti de, vasiyetname ve benzeri birinci elden kaynaklar ile açıklanmaya çalışılmıştır.Anahtar Sözcükler:1. Alim Han2. Buhara3. Ceditçilik4. İbrahim Beg5. Enver Paşa
Çarlık devrinde Türkistandaki millî ayaklanmalar
Türkistan'ın millî bağımsızlık mücadelesi iki bölümde ele alınabilir. İlk bölümü Hive Hanlığı'nın Rus keşif kollarına karşı koyması ile 1717'de başlamıştır. Bu dönemdeki millî mücadele, Türkistan'ın işgal edilişine kadar organize edilen düzenli ordu birlikleri ve diplomatik yollardan yürütülmeye çalışılmıştır. İkinci safhası ise, Türkistan'ın bazı bölgelerinin Rus hakimiyetine girmesi ile milliyetçi simaların ortaya çıkması ve halkın iştiraki ile belirlenmiştir. İşte bu dönem ?Ayaklanmalar Devri? olarak adlandırılmaktadır.Ayaklanmalar devrine, bakıldığı zaman uzun bir dönem içerisinde biriken kin ve nefret, zaman zaman ortaya çıkmış ise de, çoğu zaman kendi aralarındaki anlaşmazlık ve birlikten yoksun olmaları sistemli bir hareketi geciktirmiştir. Bu ayaklanma veya karşı koymanın ortaya çıkmasında en önemli etken ise Rusya'nın takip ettiği siyaset ve baskının rolü olmuştur.Ruslar'a karşı çıkan bu ayaklanmalar Kazak, Türkmen ve Özbek topraklarında meydana gelmiştir. Rusya'nın işgali karşısında Türkistan'da birçok ayaklanmaya rastlamaktayız, ancak çoğu zaman bir sonuç elde edilemediğini görmekteyiz.Çarlık Rusya'sına karşı yapılan direniş hareketlerindeki en büyük eksiklik olan lidersizlik, Rusya'ya karşı yapılan mücadelelerin olumsuz sonuçlanmasında rol oynamış ve bu problem Sovyet Rusya döneminde de devam etmiş olsa da; Türkistan halkının misli görülmemiş kayıp ve facialara rağmen bağımsızlığı konusunda verdiği mücadele tarihte büyük bir öneme sahip olmuştur. Atalarımızın vatanın bağımsızlığı için verdiği büyük mücadele, esarete boyun eğmiş diğer milletlere örnek olmuştur.
Türkistanskiye Vedomosti gazetesine göre Türkistan'da Ruslaştırma siyaseti
Bu çalışmada "Turkistanskiye Vedomosti Gazetesi" nin ilmi makalelerine, Özbekistan Cumhuriyeti Milli Devlet Arşivi (ÖCMDA), SSCB Merkezi Askeri Tarih Arşivi (SSCB MATA) ve Kazakistan Cumhuriyeti Milli Devlet Arşivindeki (KCMDA) belgelere dayanılarak Çarlık Rusya'nın sistematik bir şekilde uyguladığı işgal ve Ruslaştırma siyasetinin ilmi açıdan incelenmesi hedeflendi. Bunun yanı sıra araştırmada karşılaştırmalı analiz yaparak haberlerin doğruluğunu tespit etmek amacıyla arşivdeki gizli dosyalar incelendi. Bunun dışında Çarlık dönemi ilim adamların ve tarihçilerin araştırmaları, genelgeleri ve raporları kullanıldı. Konu dört ana başlık altında incelenmektedir. Birinci bölümde "Turkistanskiye Vedomosti Gazetesi" nin tarihçesi, çıkış amacı ve faaliyetleri ele alındı. İkinci bölümde Rusların Türkistan'da uyguladıkları asimilasyon metotları, Rus idari sistemi, toprak siyaseti ve Türkistan'da Rus iskanı ele alın maktadır. Ana başlık teşkil eden, üçüncü bölümde detaylı bir şekilde Çarlık Rusya'sının eğitim politikası, Ruslaştırma yöntemleri, Rus okulların amaç ve faaliyetleri incelenmiştir. Ayrıca 20. Yüzyılın başında Ruslaştırma siyasetinin nasıl olması gerektiğinin tartışıldığı Rus Orta Okulları Birinci Kurultayı belgeleri incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise Türkistanlıların Rus eğitim politikasına ve Ruslaştırma siyasetine karşı tepkileri ele alınmıştır.
Türkistan milli mücadelesi ve sonrasında Afganistan Türkleri
ÖZET Özellikle batı literatüründe "Orta Asya" ismi ile karşımıza çıkan Türkistan coğrafyası, sahip olduğu jeopolitik konumu nedeni ile tarihin çeşitli dönemlerinde, küresel güçlerin mücâdele alanına dönüşmüştür. Bu kapsamda, 19 ve 20. yüzyıllarda Britanya ve Rusya imparatorlukları arasında cereyan eden mücadeleler, Türkistan'ın siyasi dengelerini altüst etmiştir. "Büyük Oyun" diye adlandırılan bu mücadelelerden, Türkistan'ın doğal bir parçası olan bugünkü Afganistan da nasibini almıştır. 19. yüzyılda Büyük Türkistan coğrafyasının batı bölgeleri Ruslar tarafından işgal edilmiş ve güney bölgelerine ise Britanya İmparatorluğu hakimiyet kurmuştur. Afganistan adı ile bilinen ülkenin bugünkü siyasi sınırları da bu güç dengeleri çerçevesinde şekillenmiştir. 19. yüzyılda Çarlık Ruslarına karşı başlatılan ulusal kurtuluş mücadeleleri, 1917'deki Bolşevik ihtilalinden sonra, daha da şiddetlenerek devam etmiştir. Şubat 1918'de, Fergane bölgesinde başlayan ayaklanma, ulusal bir isyana dönüşerek tüm Türkistan coğrafyasını sarmıştır. Bunun üzerine, ayaklanmayı kanla bastırmak isteyen Ruslar büyük bir direnişle karşılaşmışlardır. 1920'de Buhara Hanlığı, Bolşevikler tarafından ortadan kaldırıldıktan sonra, silahlı mücadelelerin tüm Türkistan coğrafyasına yayıldığı görülmüştür. Eylül 1921 'de Buhara'ya gelen Enver Paşa, 8 Kasım 1921 'de Ruslara karşı ulusal kurtuluş mücadelesi veren gençlerin liderliğini üstlenmiştir. Enver Paşa 4 Ağustos 1922'de savaş alanında öldürülmesine kadar, Türkistan Milli Mücadelesinin liderliğini yürütmüştür. Enver Paşa'nın ölümünden sonra, Kasım 1922 - Haziran 1923 tarihleri arasında, kısa bir süreliğine milli mücadelenin liderliğini yürüten Selim Sami yaşanan iç kargaşalar nedeni ile Haziran 1923'te Türkistan'ı terk etmiştir. Bundan sonraki dönemlerde ibrahim Bek Lakay liderliği ile yürütülen 184milli mücadele, bu dönemlerde Sovyetler tarafından kısmen bastırılmıştır. Ancak, Afganistan Türkleri tarafından da yoğun olarak desteklenen milli mücadeleciler, ani baskınlarla Sovyetleri yıpratmaya çalışmışlardır, ibrahim Bek, son günlerinde bugünkü Afganistan topraklarına geçerek mücadeleyi buralardan sürdürmüş ve gerilla taktiği ile Sovyetleri yıpratmaya başlamıştır. 1929'dan sonra, İbrahim Bek ve arkadaşları, Afganistan Devleti ile Sovyetler Birliği arasında sıkışmıştır. 22 Haziran 1931 'de Sovyetlere karşı son bir hamle yapmak isteyen ibrahim Bek, Ruslar tarafından yakalanarak idam edilmiştir. Böylece Türkistan'da Milli Mücadelenin silahlı kanadı tamamen sona ermiştir. Türkistan coğrafyasının doğal bir parçası olan bugünkü Afganistan, tarihin çeşitli dönemlerinde olduğu gibi, Türkistan Milli Mücadelesi yıllarında da büyük bir rol oynamıştır. Bu çalışma, Afganistan Türklerinin, Türkistan Milli Mücadelesinde oynamış oldukları rolün anlaşılması açısından büyük bir önem taşımaktadır. 185
Yaş Türkistan dergisine göre Türkistan milli mücadelesi
264 ÖZET Türkistan Türkleri 1917-1924 yılları arasındaki mücadelelerinde müstakil devlet kuramamanın yanında dil, eğitim, ülkü birliğini de gerçekleştiremediler. Rusya'nın Türk ülkelerine doğru yayılması, 1552'de Kazan Hanlığını yıkmasıyla başladı. XIX. yüzyıl sonunda ise, Osmanlı Devleti ve Doğu Türkistan dışındaki bütün Türk bölgeleri bir bir Rusya'nın eline geçmiş bulunuyordu. Müstemleke ruhu ile hareket eden Rusya, Türkistan'ı gerçek manada ekonomik sömürüsü haline getirirken; yerli ahaliyi idarî mekanizmadan uzaklaştırarak, yönetimi tamamen kendi inisiyatifine aldı. Rus idaresi altında Türkistanlılar, kendi yurtlarındaki diğer azınlıkların sahip oldukları haklardan dahi mahrum oldular. 1905 Rus İhtilâli ile Türkistan'da uyanış devri başladı. "Usûl-i Cedit" hareketi ile birlikte eğitim ve düşünce hayatında önemli ilerlemeler görüldü. Çok sayıda gazete ve dergi de yayın hayatına geçti. Kahire ve İstanbul'a çok sayıda talebe gönderildi. Aydınlar mümkün olduğunca Rusya Üniversitelerinde kendilerini yetiştirmeye çalıştılar. İlerisi için siyasi yapılanma bu dönemde gerçekleşmeye başladı. Türkistanlılar Duma'ya temsilci gönderme haklarını kullanarak, haklarını yetkili kurullarda da savunma imkânı buldular. Açılan yeni okullar sayesinde yenilikçi ve değişik görüşlere sahip yeni bir nesil ortaya çıktı. Bununla birlikte Ceditçiler hedeflerine tam olarak ulaşamadılar. Bunda Rusya'nın olduğu kadar, muhafazakâr çevrenin olumsuz etkileri de görüldü. Ceditçiler yenileşme konusunda Ruslardan çok muhafazakâr ulema ile mücadele etmek durumunda kaldılar. Rus baskısının dayanılmaz bir hal aldığı, halkın savaş nedeniyle ağır vergiler altında ezildiği bir sırada, Çarlık Rusya'sının Türkistanlıları amele olarak askere almak istemesi, Türkistan'da büyük bir ayaklanmanın patlak vermesine neden oldu. 1916 isyanı çok kısa zamanda Türkistan'ın bir çok bölgesine yayıldı.265 Organizasyondan ve liderden yoksun bu isyan, Rusları çok uğraştırmışsa da şiddetle bastırıldı. 1917 Şubat ihtilâlinden sonra oluşan hürriyet ortamında Türkistanlılar, çeşitli kurultay, ve kongrelerle bir çok kez bir araya geldi. Ekim ihtilâlinden sonra ise Bolşevikler, "bütün halklara bağımsızlık" vaat ettiler. Bu dönemde Türkistanlılarda muhtariyet fikri olgunlaşmaya başladı. İlk önce Başkurtlar, ardından Kazaklar Alaş-Orda adıyla hükümetlerini kurdular ve teşkilatlanmaya başladılar. Sonrasında Hokant'ta Türkistan Milli Muhtariyeti ilân edildi. Fakat bu muhtar hükümetler eski sömürgeci zihniyetle hareket eden Bolşevikler tarafından yıkıldılar. Böylece millî ve anti-Sovyet Basmacı Hareketi başlamış oldu. Belirli bir plân ve liderden yoksun olarak başlayan Basmacılık Hareketi; Enver Paşanın 1921 yılında Buhara'ya gelmesine kadar, bölgesel mahiyet arz ediyordu. Liderler arasında ise rekabet vardı. Enver Paşa'nın hareketin başına geçmesi, yeni bir başlangıç oldu. Hedefi tam bağımsızlık olan hareket için, Basmacı liderlerinin tam desteğini almak mümkün olmadı. Emir taraftarı olan İbrahim Bek Lakaylı gibi güçlü liderler ise millî hareketi sürekli baltaladılar. 1922' de Enver Paşanın şehit olmasıyla Basmacılık Hareketi hızım kesti ve 1923 yılından itibaren Sovyetleri rahatsız edebilecek bir güç olmaktan çıkarıldı. Bundan sonra Ruslar, 1924 yılında Türkistan'ı kabile esaslarına göre taksim ederek kendisine bağlı Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan, Kazakistan, Türkmenistan gibi sözde Cumhuriyetleri yarattılar. İdarî, eğitim, din, kültür,vb. bir çok sahada Türkistan'da Rus emperyalizmi kendisini gösterdi. Milli istekler boğuldu.
Türkistan`dan Anadolu`ya gelen mutasavvıf edipler ve şairler
Bu çalışmada XIII. ve XIX. yüzyıllar arasında Türkistan'dan Anadolu'ya gelerek, Anadolu'nun çeşitli bölgelerine yerleşen, faaliyetlerde bulunan ve eserler veren mutasavvıf edipler ve şairler araştırılmıştır. Çalışma, bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Girişte, Türkistan ve Anadolu arasındaki kültürel ilişki, bu ilişkide tasavvufun yeri ve tasavvuf edebiyatı genel olarak anlatılmıştır. Birinci bölümde, tespit edilen otuz dokuz mutasavvıf edipler ve şairlerin kısaca hayat hikayeleri ve şiirlerinden örnekler yer almaktadır. İkinci bölümde, mutasavvıf edipler ve şairler, memleketlerine, Anadolu'da yerleştiği bölgelere, yüzyıllara, tarikatlarına, geliş sebeplerine, faaliyetlerine ve eserlerine göre değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonunda sonuç ve araştırma sırasında kullanılan kaynaklar yer almaktadır.
1900-1920 yılları arasında Batı Türkistan'daki gelişmeler ve İstanbul dergilerine yansımaları
Çalışma üç bölümden oluşturulmuştur. Giriş kısmında tezin amacından, öneminden, konusundan ve yönteminden bahsedilmiştir. Çalışmanın ana kaynağını oluşturan dergilere kısaca yer verilmiştir. Birinci bölümde Batı Türkistan bölgesindeki Buhara ve Hive hanlıklarının 1900–1920 yıllarındaki siyasi durumları anlatılmıştır. Bu dönem hanlıkların Rus işgali içerisinde bulunduğu dönemdir. Bu yüzden işgal altında bulunan bölgenin bağımsızlık mücadelelerinden, isyanlarından bahsedilmiştir. Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması ile Rusya'da meydana gelmiş olan 1917 Rus Şubat ve Ekim ihtilallerinin Türkistan'a etkileri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde hanlıkların sosyal hayatı üzerinde durularak bölgede yaşayan topluluklar hakkında bilgi verilmiştir. Halkın gün içerisindeki yaşam hayatlarına gündelik hayatlarına değinilmiştir. Rus baskısının iyiden iyiye belirginleştiği bu dönemde Rus hükümetinin halkın sosyal yaşamına nasıl bir etkide bulunduğu üzerine durulmuştur. Müslüman halkı Ruslaştırma politikasının uygulandığı bu dönemde halk milli duygularını ayakta tutmaya büyük önem vermiştir. Ayrıca bu bölümde iktisadi durumda ortaya koyulmuştur. Ekonominin gelişme imkânı bulduğu pazarlar, ithalat ve ihracat mallarına değinilmiştir. Bu bölgede uygulanan tarım ürünlerinden, pamuk ve meyve yetiştiriciliği ve ithalatı üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde hanlıkların kültürel ve eğitim durumları ele alınmıştır. Kültürel etkileşimlerine ve eğlencelerine değinilmiştir. Evlenme, sünnet ve beççe gibi eğlenceler hakkında bilgi verilmiştir. Mektep ve medrese eğitiminden bahsedilmiş, hanlıklarda bulunan medreselere ve burada verilen derslere değinilmiştir. Eğitimde uygulanan yeni sistem olan usul-ü cedid hareketi üzerine durulmuştur. Yeni usul sadece eğitimde değil başka bir alan olan gazete ve dergi neşrinden de bahsedilmiştir.
XIX. yy'dan XX. yy'a kadar Türkistan coğrafyasında bayramlar ve kutlamalar
Bayramlar toplumun bireylerini ayakta tutan, millet olma bilincini canlandıran en önemli unsurlardandır. Bayramlar halkın birlik ve beraberlik duygularını pekiştirerek aile, millet olma farkındalığını artırmaktadır. Ayrıca bayramlar gelecek kuşaklara bu değerlerin en güzel şekilde taşınmasını ve onlara bu değerlerin ne kadar önemli olduğunu hissettirerek gösterilmesini sağlar. Toplumların gelenek ve göreneklerini canlı tutan bayramlarda düzenlenen eğlenceler, oyunlar yeni değerler ile harmanlanarak geçmişten günümüze kadar ulaşmıştır. Türk milleti farklı bölgelerde ve zor şartlar altında yaşamalarına rağmen kültürüne, gelenek ve göreneklerine sahip çıkmıştır. Bu çerçevede milletlere, ülkelere, bölgelere göre farklılık gösteren bayramlar; Türk milletinin tarihini, kültürünü, sosyal yapısını en iyi şekilde görmemize yardımcı olmaktadır. Hazırlanan bu tez çalışmasında bayramlar hakkında bilgi verilerek Türkistan Coğrafyasında ki Türk topluluklarının kutladığı bayramları ve eğlenceleri hakkında araştırma yapılmıştır. Bölgede yaşayan Türk topluluklarının bayram eğlenceleri geçmişten günümüze ulaşıp, aynı canlılığını ve içtenliğini koruyarak devam etmektedir. Zengin bir kültüre sahip olan Türk milleti, yüzyıllık bir Rus esaretine rağmen kendi değerlerini unutmayarak bayramlarını kutlayıp, insanları birbirine kenetleyerek sosyal değerlerini ayakta tutmayı başarmıştır.
Konstantin Petroviç Von Kaufman'ın Türkistan'daki faaliyetleri
14. yüzyıldan sonra Türkistan sahasında baĢlayan bölgesel güç mücadelesi 18. ve 19. yüzyıllarda Rusya‟nın etkin bir güç olarak Türkistan sahasını egemenliği altına almasıyla neticelenmiĢtir. Bu dönemde Rus Çarlığını güçlü kılan amiller eğitim, teknoloji ve askeri üstünlüklerdir. Romanovlar sülalesine mensup II. Aleksandr dönemi, Rusya‟nın Türkistan sahasında ilerleyiĢini hızlandırdığı bir dönemdir. Onun baĢa geçmesiyle 1867 yılında Çarlık birlikleri Türkistan‟da TaĢkent merkezli bir Genel-Askeri Valilik kurdular. Bu askeri valilik ile tüm Türkistan sahasını kontrol etmesiyle ekonomik anlamda kendilerine güç katmıĢ, ilerleyen süreçlerde de Türkistan coğrafyasında yaĢayan milletlerin kimliği, dini ve dilleri üzerine uyguladığı politikalar bölgenin kaderini etkileyen bir durum olmuĢtur. Rus Çarlığı bu süreçte Alman asıllı General Konstantin Petroviç Von Kaufman‟ı Türkistan sahasında Çarlığın tüm faaliyetlerini yürütmesi için geniĢ yetkilerle donatarak Türkistan Genel Valisi olarak atadı. Kaufman Çarlığın kendisine verdiği geniĢ yetkiler ile Türkistan'daki Rus hâkimiyetini geliĢtirmek adına sömürge politikalarını yürüttü.