Kent tarihi
Bu konu başlığı altında 313 tez
1647 Nr. Şer'iyye Sicilinin ışığında Lale Devri'nin ilk yıllarında Tekirdağ (1721-1724)
Osmanlı Devleti arşiv kaynaklarının başında yer alan şerʻiyye sicilleri, bir mahkeme defteri işlevi görüyor olsa da, aynı zamanda Osmanlı halkının sosyal, ekonomik, idari ve etnik yapısı hakkında önemli bilgiler ihtiva etmektedir. İdari yazışmalar olan ferman, mektup ve berât gibi önemli belgelerin kopyalarının da kaydedildiği şerʻiyye sicilleri; özellikle sosyal tarih, şehir tarihi ve dönem tarihi çalışmaları için vazgeçilmez kaynaklardandır. XVIII. yüzyılın başları Osmanlı Devleti'nde "Lale Devri" olarak adlandırılan dönemdir. Bu dönem özellikle merkez yani İstanbul'da; zevk, sefa, eğlence ve lüks tüketiminin arttığı bir dönem olmuştur. Aynı zamanda da Batı Dünyası'nın teknolojik ve askeri başarıları merak edilmeye başlanmış, Avrupa ülkelerine elçiler gönderilmiş ve böylece Osmanlı Devleti'nde yenileşme ya da yenilenme hareketlerine öncülük edilmiştir. Yüksek Lisans tezi olarak yaptığımız bu çalışmada, 1647 numaralı Rodoscuk Şerʻîyye Sicilini ana kaynak olarak kullanarak, Rodoscuk yani Tekirdağ'ın 1721-1724 yılları arasındaki dönemin tarihçesine ışk tutmaya çalıştık. Osmanlı Devleti'nde yaşanan Lale Devri'nin Tekirdağ'ın sosyal, kültürel ve iktisadî hayatına etkisini incelemeyi amaçladık. ANAHTAR KELİMELER: Osmanlı, Lale Devri, Mahkeme, XVIII. Yüzyıl, Tekirdağ
Tarih-i Kostantiniye ve Ayasofya (inceleme-metin)
''Tarih-i Kostantiniye ve Ayasofya'' adlı eserin metin-incelemesi olarak hedeflenen bu çalışma, İstanbul'un tarihi konusunda araştırmacılara önemli bilgiler verebilecek içeriğe sahip olup, şehrin inşası ve şehirdeki diğer tarihi yapıların imarından bahsetmektedir. Yapılan araştırmada İstanbul ve Ayasofya'nın inşasıyla ilgili birden fazla esere ulaşılmıştır. Fakat Topkapı Sarayı Kütüphanesi ile Sadberk Hanım Müzesi Hüseyin Kocabaş Kitaplığındaki istinsah nüshaları çalışmada temel alınmıştır Esasında eser 1565 tarihinde telif edilmiş olup ancak ulaşılabilen nüsha istinsah tarihi 1637 seneli nüshadır. İki istinsah nüshasından haberdar olduğumuz bu eserin istinsah nüshaları mukayese edilerek incelenmiştir. Bunun sonucu Topkapı Sarayı Kütüphanesi'ndeki nüshanın tez çalışmasında odak noktası olmasına karar verilmiştir. Bununla birlikte diğer nüshadan da gerekli noktalarda yararlanılmaya çalışılmıştır. Eserin incelenmesi sonucu, İstanbul'un nasıl inşa ve imar edildiği hususunda tez çalışmasının, bu konudaki diğer çalışmalara bütünü tamamlaması adına yardımcı olması amaçlanmaktadır. Tez çalışmasına kaynak oluşturan istinsah nüshaları dışında İstanbul'un inşa ve imarından bahseden muhtelif araştırma eserlerinden de yararlanılması hedeflenmektedir. Bu hedef doğrultusunda İstanbul ile ilgili ansiklopedi maddeleri başta olmak üzere kroniklerden seyahatnamelere kadar uzanan muhtelif türdeki eserlerin incelenmesi amaçlanmaktadır.
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Siirt sancağının idari ve sosyo-ekonomik durumu
Osmanlı Devleti'nde XIX. yüzyılın ikinci yarısında Tanzimat Fermanı'nın ilanıyla birlikte başlayan yenileşme hareketi taşrada da uygulamaya konulmuştur. Bu dönemde Osmanlı Devleti'nde yeni bir düzen oluşturulmaya çalışılmış ve buna bağlı olarak çeşitli mevzuat çalışmaları yapılarak uygulamaya konulmuştur. Siirt Sancağı da bu gelişmelerden etkilenmiş ve başta sancak merkezi olmak üzere kazalarda çeşitli gelişmeler meydana gelmiştir. Çalışmamızda bahse konu olan dönemde Siirt'te yapılan bürokratik atamalar, şehir hayatı, toplumsal ilişkiler ve kültürel hayat başta arşiv belgeleri olmak üzere devlet ve vilayet salnameleri incelenerek ortaya konulmuş, Siirt'in Osmanlı Devleti'ndeki son yüzyılı Cumhuriyet dönemine kadar aydınlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmamız giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte Siirt'in adının kaynağı ve anlamı, coğrafyası ile Osmanlı Devleti hâkimiyetine girinceye kadar geçirdiği tarihsel süreç; birinci bölümde Siirt'in idari yapılanması; ikinci bölümde Siirt'in sosyal hayatı; üçüncü bölümde iktisadi hayat ele alınmıştır.
Tarihsel süreç içinde Siirt "Mücadele" Gazetesinin yayın politikası (1964-1999)
Osmanlı Devleti'nde Tanzimat döneminde birçok alanda düzenleme yapılmıştır. Yapılan düzenlemelerden biri, 1864 tarihi nizamnameyle gerçekleştirilen eyalet sisteminden vilayet sistemine geçilmesidir. Vilayetlerin kurulmasından sonra buralarda matbaalar da açıldı ve valilik adına resmi "vilayet gazeteleri" yayımlandı. Ancak bu gazetelere yeteri kadar önem verilmemesinden ve II. Abdülhamit'in baskıcı rejiminden dolayı gazeteler 1878-1908 yılları arasında işlevlerini yerine getirememiştir. Milli Mücadele dönemine gelindiğinde yerel gazeteler büyük önem kazanmıştır. Bu dönemde çıkarılan İrade-i Milliye ve Hâkimiyet-i Milliye gazeteleri Anadolu'nun sesi olmuştur. Cumhuriyet Türkiye'sinde yerel gazete sayısında artış olmuştur. Bu gazetelerden biri Siirt'te 1964 yılında yayımlanmaya başlanan Mücadele gazetesidir. Mücadele gazetesi Cumhur Kılıççıoğlu tarafından kurulmuş ve günümüze kadar yayımı devam etmektedir. Bu çalışmada Mücadele gazetesinin yayın politikası belirlenmeye çalışılırken gazetenin her sayısı titizlikle incelenmiştir. Gazetedeki haberleri incelediğimizde Siirt'in kültürü, sosyo-ekonomik yapısı, Siirt'in her alandaki sorunları, eğitim, sağlık durumu gibi konular hakkında bilgi edinebiliriz. Bunun yanında Siirt basını ve Siirt'in tarihi geçmişi hakkında da çeşitli bilgiler gazetede yer almaktadır. Tez çalışmamızda bu konular hakkında sunulan haberler yayım tarihi dikkate alınarak değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Siirt, Basın, Mücadele gazetesi, Cumhur Kılıççıoğlu.
421 numaralı Siirt Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyon ve değerlendirmesi (H. 1311-1327 / M. 1893-1909)
Bu tezin konusunu oluşturan 421 Numaralı Siirt Şer'iyye Sicil Defteri emsallerinde olduğu gibi, Osmanlı İmparatorluğu tarihinin sosyal, iktisadi, idari, hukuki ve kültürel yönlerini ortaya koyan önemli kaynaklardan birisidir. Defterin muhteviyatı (H.1311-1327/M.1893-1909) 16 yıllık sürede mahkemeye intikal etmiş birçok konuyu kapsamatadır. Enlenme-boşanma bunlara bağlı olarak mehir-talak, hüccet, i'lam, tevkil vekâleti, vakıf mallarının korunması ve merkezden gelen emirnameler gibi zengin bir içeriğe sahiptir. Çalışmamızın değerlendirme kısmı dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, idari durum; defterde geçen mahalleler, köyler, nahiyeler ve vilayetler üzerinde durularak açıklanmıştır. İkinci bölümde, sosyal durum; Siirt'e olan önemli kişiler ve görevleri ile vakıflar üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde, sosyal hayat; aşiretler ve Siirt'in kozmopolit yapısı üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümde ise Şer'iyye Sicilimizdeki vekâletler sınıflandırılarak değerlendirilmiştir. Siirt, kozmopolit yapısı ile Osmanlı'nın bir yansıması şeklindedir. Kürt, Türk ve Araplardan oluşan Müslümanlar ile Süryani, Keldani, Ermeni ve Rumlardan oluşan Gayrimüslimlerin farklı dil, din ve ırkların bir arada ve kardeşçe yaşadığı, bu ayrılıklarını kültürel zenginlik olarak kabul ettiği şehirlerden biridir. Şer'iyye Sicillerinin tüm bu zengin içeriğiyle sadece tarih için değil aynı zamanda coğrafya, iktisat, sosyoloji, hukuk ve askeri konuları için de birinci elden kaynaktır.
Türk tarihinde Şuşa (1750- 8 Kasım 2020)
Bu çalışmada, Azerbaycan ve Türk Dünyası'nın kadim şehirlerinden biri olan Şuşa'nın incelenen süreç içerisinde yaşadığı siyasi, askeri, sosyal, iktisadi ve kültürel gelişimi ortaya konulmuştur. Araştırmada, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan tarihi doküman inceleme tekniği kullanılmıştır. Bu bağlamda hem Türkiye hem de Azerbaycan ilmi kaynaklarından istifade edilmiştir. Çalışmada belirlenen konu çerçevesinde Karabağ'ın coğrafi ve tarihi durumu kapsamından bölgenin stratejik önemine dikkat çekilmiştir. Bu bağlamda Rus yönetimi tarafından Azerbaycan'ı parçalayan Hanlıklar dönemini, Karabağ'a planlı bir şekilde Ermenileri yerleştirmesi, Karabağ hanlarından Penahali Han döneminde Şuşa'nın kuruluşu, Safevi-Afşar-Kaçar dönemleri, Bolşevik ve Taşnak katliamları, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti döneminde bölgenin durumu, eğitim, sosyo- kültürel ve sanatsal yönleriyle Şuşa yöresinde yetişen dünyaca ünlü şahsiyetler ele alınmıştır. Ayrıca Şuşa'nın Sovyetlere geçiş süreci, Moskova yönetiminin Karabağ politikası, Birinci Karabağ Savaşı öncesi Ermenilerin ayrılıkçı faaliyetleri, Sumgayıt olayları, 20 Ocak Bakü katliamı, toprakların işgali, Hocalı soykırımı, işgale yönelik BM ve AGİT kararları, Rusya başta olmak üzere emperyal güçlerin 30 yıllık oyalama ve öteleme politikası farklı açılardan ortaya konulmuştur. Bilhassa 'Şuşa Zaferiyle Sonuçlanan Toprakların İşgalden Kurtuluşuna giden süreç olan Nisan 2016 Tovuz olayı, ardından tüm dünyanın canlı olarak izlediği 44 günlük II. Karabağ Savaşı ve bu savaşın seyrini değiştiren Rusya, ABD, Avrupa özellikle İran'ın Ermenistan yanlısı tutumu irdelenmiştir. Anahtar sözler: Türk, Azerbaycan, Kafkasya, Karabağ, Şuşa, Zafer.
Moğol istilası öncesi ve sonrasında Mardin
Tarih boyunca dünyanın değişik bölgelerindeki medeniyetler farklı siyasi, iktisadi ve toplumsal özellikleri ile birbirinden çok fark+lı bir karakterde yaşam sürmüştür. Her millet tarihten getirdiği medeni birikimle, bulunduğu coğrafyaya uyum sağlamak için sergilediği davranışlar o milletin karakterini oluşturmuştur. Böylece milletlerin farklı maddi ve manevi değer, anlayış, inanç ve davranışları zamanla o milletin adeta bir kimliği haline gelmiştir. Medeniyetler süreç içerisinde kendi yaşam alanında, kendine özgü bir kültür birikimi oluşturmuştur. Tarihin ilk dönemlerinden itibaren insanlar arasındaki etkileşim devamlı olarak süre gelmiştir. Bu etkileşim bazen ticaret, bazen göç, bazen de savaş gibi etkenlerle süre gelmiştir. Etkileşim az veya çok dünyadaki bütün medeniyetlerde kendini göstermiş ve her millet belki de hiç bilmediği toplumsal özellikleri bu süreçler sonrasında görmüş, tanımış ve zamanla kendi kültüründe yaşamaya başlamıştır. Bölge coğrafyasında müstesna bir yeri olan Mardin, binlerce yıllık tarihi ile birçok medeniyetin kültürel birikiminin harmanlandığı, kültürlerin geçmişle bugün arasında ve birbirleriyle büyük bir etkileşim içerisine girerek, yeni yaşam tarzlarının oluştuğu bir mekân haline gelmiştir. 13. yüzyılda tarihin kaderini değiştirecek büyük bir güç, Asya'nın doğusundan ortaya çıkıp dünyada büyük bir istila hareketine girişmiştir. Savaşlar, yıkımlar, göçler… Bu süreç öte taraftan bahsedilen medeniyetler arası etkileşime büyük bir zemin hazırlamıştır. Moğol harekâtının ulaştığı noktalardan biri olan Mardin'de de böyle bir etkileşimin ortaya çıkması kaçınılmazdı.
Siirt Gazetesi'ne göre Siirt'te siyasi, sosyal ve iktisadi hayat (1937-1950)
Bu araştırma; Siirt İlinin 1937-50 yılları arasında siyasi, sosyal ve iktisadi hayatında yaşadığı olaylar üzerine odaklanmıştır. Bu bağlamda ağırlıklı olarak Siirt Gazetesi'nin 1937-1950 yılları arasındaki haberleri referans olarak alınmıştır. Bu haberler kendi içinde sınıflandırılarak Siirt'in siyasi, sosyal ve iktisadi hayatına dair gelişmeler ve değişimler özel başlıklar ile detaylandırılmıştır. Siirt Gazetesi'nin basım aşamasına gelinceye kadar, basının Ülkemizdeki evreleri ve yaşadığı süreçler de ele alınarak yerel basın hayatının temelleri irdelenmiştir. Bahsi geçen yıllar arasında ülke genelinde yaşanan seçimler ve Siirt'ten seçilen milletvekilleri ile bu vekillerin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Siirt adına yaptığı faaliyet ve konuşmalara da yer verilmiştir. Cumhuriyetin kurulması ile başlayan yeni yönetim anlayışının Siirt özelindeki yansımaları ve halkın yaşantısı haber başlıkları ve köşe yazıları eşliğinde incelenmiştir. Bu yıllar arasında Siirt'in bir resmi çekilmiştir. Bu bağlamda İlin siyasi kimliği ve vekilleri ile seçim sisteminin değişmesi ile siyasette yaşanan değişim tespit edilmiştir. İlin halkevleri faaliyetleri ve halkevlerinin bu süreçte üstlendiği misyon ortaya çıkarılmıştır. Bunların yanı sıra İlin Çocuk Esirgeme Kurumu faaliyetleri, İlde yaşanan deprem ve verilen tepkiler, elektrik, radyo ve sinemanın şehre gelişi ve gelişimi ile bu konularda yaşanan sıkıntılar, hayvancılık durumu, kaçakçılık ile mücadele faaliyetleri, şehir kadın faaliyetleri, ulaşım, yol ve kaldırım durumu, milli bayram kutlama programları, tarım ve bağcılık, un fabrikası, posta sıkıntısı, temizlik ile ilgili yaşananlar, il genelinde temininde güçlük çekilen mallar, tren meselesi, Siirt battaniyesi ve kuyuları başlıkları altında İl hakkında detaylı bilgi verilmiştir. Bu çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan tarihi doküman analizi tekniği kullanılmıştır. İncelenen konuya ilişkin birinci ve ikinci elden kaynaklar temin edilmiş ve bu dokümanlar analiz edilmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda; Siirt İlinin yeni kurulan bir il olması hasebiyle çeşitli sorunlar yaşadığı ve bu sorunları bertaraf etmek üzere kamu-özel işbirliği ile çeşitli faaliyetlerin ve icraatların yapıldığı görülmüştür. Bu vesile ile günümüz Siirt İlinin siyasi, sosyal ve iktisadi manada geldiği noktayı yorumlamak için o günün şartlarının bilinmesi ve incelenmesi bakımından bu çalışma önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Siirt, Siirt Gazetesi, Basın.
Türkiye Selçukluları ve Beylikler döneminde Samsun
Orta Karadeniz ve Samsun, Türk akınları öncesi Bizans İmparatorluğu sınırları içerisinde bulunmaktadır. 1204 yılındaki IV. Haçlı seferi sonrasında İstanbul'un Latinler tarafından istila edilmesi ve bir Latin Devletinin kurulması ile Anadolu'daki Bizans topraklarında çeşitli devletler kuruldu. Karadeniz bölgesinde Trabzon Rum Devletinin kurulması ile Samsun'da bu devletin sınırları içerisinde kaldı. Malazgirt Savaşı sonrasında Anadolu'nun Türk yurdu haline gelmesi sürecinde, Türk akınları Orta Karadeniz ve Samsun şehri sınırlarına kadar ulaştı. İlk kez Rükneddin Süleyman Şah zamanında 1194 yılında fethedilen Samsun 10 yıl Selçuklu hakimiyetinden kaldıktan sonra 1204 yılında kaybedildi. İkinci defa 1214 yılında fethedilen şehir bir daha kaybedilmedi. Şehirde Türk hakimiyeti olsa da Hristiyanların yaşadığı bir Gavur Samsun denilen mıntıka bulunmakta idi. Ceneviz ticaret kolonisinin XIII. yüzyılın sonlarında kurulması ile belirgin bir ikili yapı oluştu. Cenevizlerin Kefe kolonisinin ticaret kayıtlarından Simisso adı ile geçen Samsun hakkında bilgilere ulaşıyoruz. Samsun'da kente özgü bir para basıldığını ve ticaret kayıtlarından bu paranın diğerleri ile kur farkını öğreniyoruz. Ceneviz Samsun'unda; Ceneviz konsolosu, Latin kilisesi, Darülaceze ve Hristiyan mezarlığı olduğunu öğreniyoruz. Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılması sonrasında Samsun'da başta Taceddinoğulları olmak üzere Kubadoğulları ve Taşanoğullarının faaliyetlerini görüyoruz. Limnia'nın (Çarşamba) Trabzon Rum Devleti içindeki taht mücadelesindeki önemini tespit ediyoruz. Osmanlı Padişahı Çelebi Mehmed döneminde Gavur Samsun ve Müslüman Samsun sırası ile Osmanlı hakimiyetine geçiyor. Böylece Samsun'daki ikili yapı yok olarak şehrin tamamı bir daha elden çıkmamak üzere Türk hakimiyetine geçiyor.
Halil Hamdi Bey'in Canik mutasarrıflığı (1895-1905)
Trabzon eyaletinin batı sınırını oluşturan Canik Sancağı'nın merkezi olan Samsun, özellikle 19. yüzyılın ortalarından itibaren gelişim sürecine girmiştir. Orta Karadeniz Bölgesi'nin en önemli şehri ve limanı haline gelmiştir. Bu gelişim sürecinde şehir, bölgenin tarımsal zenginliğinin verdiği güçle hem ticari hem de demografik bir yükseliş göstermiş ve yüzyılın sonlarına doğru Karadeniz'in en önemli limanı haline gelmiştir. Hem bu iktisadi gelişme hem de eyalet merkezine olan uzaklık nedeniyle zaman zaman sancağın, Trabzon vilayetinden ayrı, müstakil bir sancak olarak yönetilmesi yönünde talepler ortaya çıkmıştır. Sancak idaresinde 1846 yılı bir dönüm noktası olmuş ve bu dönemden sonra Canik, merkezden gönderilen mutasarrıflar tarafından yönetilmiştir. Ancak bu da idari manada uzun süren bir istikrarsız dönem ortaya koymuştur. Bu bağlamda seleflerine göre oldukça uzun bir mutasarrıflık yapan Halil Hamdi Bey'in idaresi gerek sancak gerekse de Samsun şehri için önemli bir döneme denk gelmektedir. Bu çalışmanın konusu şimdiye kadar herhangi bir akademik çalışmaya konu olmayan Halil Hamdi Bey'in Canik mutasarrıflığını arşiv belgeleri üzerinden değerlendirmektir. Halil Hamdi Bey'in Samsun'da görev yaptığı 1895-1905 yılları arası birkaç açıdan oldukça önemlidir. İlk olarak Canik Sancağı idaresinin daha önce görmediği bir şekilde on yıla yakın bir idare söz konusudur. Bu idare dönemi Halil Hamdi Bey'in yönetiminden kaynaklı olarak sancak için bir istikrar devri olarak kabul edilebilir. Zira bu dönemde pek çok bayındırlık hamlesi yapıldığı gibi, özellikle imparatorluğun pek çok yerinde Ermeni olaylarından kaynaklı krizler yaşanırken Samsun'da mutasarrıfın ortaya koyduğu etkili yönetim sayesinde herhangi bir çatışma yaşanmamış ve Samsun, Ermeni olayları ile anılan bir şehir olmamıştır. Mutasarrıfın bu etkili yönetimi Samsun'un bazı Müslüman sakinlerini rahatsız etse de özellikle yabancılar tarafından takdir edilmiş. Mutasarrıf Fransa ve Rusya gibi devletler tarafından taltif edilmiştir. Bu çalışma giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın ilk bölümü Halil Hamdi Bey'in hayatı ve memuriyeti hakkındadır. Burada Halil Hamdi Bey'in ailesi, eğitimi, memuriyetleri ve aldığı nişanlar hakkında bilgiler verilmiştir. Bunun yanında Samsun'daki idaresi hakkında arşiv belgelerinden hareketle kendisi ve muavinleri hakkındaki iddialar ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde Halil Hamdi Bey'in mutasarrıflığı döneminde Samsun'daki bayındırlık çalışmaları ele alınmış ve bu dönemin şehirleşmeye olan etkisi incelenmiştir. Halil Hamdi Bey'in mutasarrıflığı döneminde eğitime olan ilgisi nedeniyle bu bölümde, Samsun'daki eğitim kurumları ve altyapısı da ortaya konulmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Halil Hamdi Bey'in mutasarrıflığı döneminde Samsun'un sosyal durumu ele alınmış bu dönemde Samsun'da dikkat çeken at yarışları, yangınlar, sosyal ilişkiler, halk sağlığı ve Ermeni olaylarının yansımaları hakkında bilgiler verilmiştir.
Zafer gazetesi penceresinden Demokrat Parti dönemi'nde Ankara (1950-1960)
1946'da kurulan Demokrat Parti'nin 14 Mayıs 1950 seçimlerini kazanmasıyla Tek Parti iktidarı sona ermiştir. Siyasi iktidarın değişimi Türkiye'de birçok alanda yaşanacak değişimin de habercisidir. Demokrat Parti'nin dışa dönük ve liberal ekonomi politikası, kırdan kente göç ve kentlerin giderek artan nüfusu Demokrat Parti Dönemi'nin temel belirleyicileridir. İmar ve inşa faaliyetleri ise Demokrat Parti için kullanışlı bir propaganda alanıdır. Ankara, 1950'li yıllarda Demokrat Parti'nin modern şehircilik kurgusunun baş aktörü ve bu yıllarda yurdun diğer şehirlerine yayılacak imar ve inşa hareketlerinin başladığı yer ve bu alanda sürdürdüğü çalışmalarının temsil edildiği şehirdir. Bu çalışmada Ankara'nın Demokrat Parti iktidarı döneminde geçirdiği değişime odaklanılmaktadır. Çalışmanın sınırını 1949'dan 27 Mayıs 1960 darbesine dek Ankara'da Demokrat Parti sözcüsü olarak yayımlanan Zafer gazetesi çizmektedir. Çalışmada Zafer gazetesi, Ankara merkeze alınarak incelenmiştir. Gazetede yer alan Ankara'ya dair haberler, köşe yazıları, siyasilerin demeçleri, radyo konuşmaları ve görseller değerlendirilmiştir. Çalışmanın başlıkları gazetedeki bu verilerin içeriğine göre belirlenmiş, gazetenin sütunlarında Ankara'ya dair yıllara yayılarak gündemde kalan konular dikkate alınmıştır. Bölümlerin her birinde ilgili konuya dair Zafer'de yer alan tek parti dönemine yönelik eleştirilere de yer verilerek dönemin iktidar ve muhalefet partileri arasında Ankara üzerinden başlayan tartışmalara ayrıca değinilmiştir.
Yerel yönetimlerde kültür yönetimi: İstanbul Büyükşehir Belediyesi örneği
Günümüzde, siyasetten ekonomiye, şirket yönetiminden kamu yönetimine, bilimden teknolojiye kadar, bireylerin, kuruluşların ve devletlerin yapısında uzun vadeli etkilere yol açacak, çok önemli değişim ve gelişim süreci yaşanmaktadır. Bu süreci yönetmenin öne çıkan birçok boyutundan bahsetmek mümkündür. Bu çalışmada asıl olarak kültür yönetiminin stratejik planlama ve yönetim yaklaşımı yerel yönetimler yönünden ele alınmaktadır. Ekonomik açıdan yerel yönetimlerin kaynaklarının kıt olması, siyasal açıdan ise yurttaşların katılım isteklerinin, estetik ve sanatsal meraklarının artmasına rağmen hesap verebilirlik ve kaliteli hizmet yönündeki eksiklikler yerel yönetimlerde kültür yönetimi konusunun önemini artırmaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi özelinde kültürel faaliyetlerin yerel yönetimlere özgü özellikleri dikkate alınarak uyumlaştırıldığı, kültür yönetiminin planlama sürecinin bilinçli biçimde uygulandığı, farklı örneklerden yararlanıldığı takdirde yerel yönetimlerde de başarılı olabileceği iddiası çalışmaya konu olmuştur.Çalışmanın birinci bölümünde; yerel yönetim kavramı genel olarak ele alınmaktadır. İkinci bölümde, kültür ve kültür yönetimi kavramları ile bu kavramların uygulanma ihtiyacını doğuran temel sebeplere değinilmiştir. Üçüncü bölümde, İstanbul'un tarihi ve kültürel mekânlarına genel olarak değinilmiştir. Dördüncü ve son bölümde ise; İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kültür yönetimi kapsamında uygulamaya konulan program ve planlama çalışmalarına değinilerek özellikle son yıllarda yapılan faaliyetler istatistikî veriler paralelinde anlatılmaya çalışılmıştır. Key Words: Local governments, Culture, Culture Management, New Law of Metropolitan Municipalities, The Metropolitan Municipality of Istanbul.
Rical kaynağı olarak şehir tarihleri (Hicri ilk dört asır)
Hicri üçüncü asrın ortalarında telif edilmeye başlanan şehir tarihleri, telif edildikleri dönemde başvurulan önemli kaynaklar arasında yer almaktadır. Eserleri telif eden kişilerin yaşadıkları yeri bir başkasından daha iyi bilmeleri onlarla aynı yerde yaşamış veya orayı ziyaret etmiş kişiler hakkında daha ayrıntılı bilgi vermelerini mümkün kılmıştır. Eserlerde, diğer ricâl eserlerine nazaran daha az ricâl tenkidine dair ifadeler kullanmaları onların aslında bu isimleri kayıt altına alıp ve bu kişilerin sadece kim olduklarına dair bilgiler vermeyi amaçladıklarını söylemeyi mümkün kılmaktadır. Bu çalışmada şehir tarihi müelliflerinin eserleri hakkında genel olarak bilgi sunulacak ve onların eserlerinde kullandıları ricâl değerlendirmelerine yer verilerek eserlerde kullanılan ricâl değerlendirmeri açısından bir oran yakalanmaya çalışılacaktır.
224/1 numarali Urfa Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyon ve değerlendirmesi (H. 1287-1290)
Bu çalışma, 224/1 (1-158) Numaralı Urfa Şer'iyye Sicili üzerinden H. 1287- 1290/M. 1870-1873 tarihleri arasındaki dava tutanaklarının çeviri ve tahlilini amaçlar. Defter, toplam 302 sayfadır. Bu tezde ise 1-158 sayfaları arası incelenmiştir. Söz konusu sayfa aralığında 667 dava mevcuttur. Üç yıllık süre içerisinde mahkemeye intikal etmiş adlî vakalar çoğunlukta olup, hırsızlık, cinayet, darp ve cerh olayları ise ağırlıktadır. Bu suçların daha ziyade şehrin kırsalında meydana geldiği görülmektedir. Yaralama, darp ve cinayete karışan suçluların farklı gerekçeleri vardır. Genellikle küfür, zina ve tecavüz gibi şahsın onuruna dokunan fiillerin yanında gündelik ilişkilerde yaşanan anlaşmazlıklar, aile içi miras taksimi, alım-satım ve alacak-verecek gibi pek çok konular bu sebepler arasında sıralanır. Suç eğiliminin kırsaldaki yoğunluğu sosyo kültürel sebeplere dayandığı gibi güvenlik tedbirlerinin eksikliğine de işaret etmektedir. Tutanaklarda sadece erkeklerin değil kadınların da sesi duyulmaktadır. Herhangi bir davada hazır bulunurlarken nadir de olsa borç verdikleri görülür. Belde tabiplerinin hasta mahkûmlara ilişkin kayıtlarında, dönemin hapishane koşullarına ve yaşanan hastalıklara temas edilmiş olması ayrıca kıymet arz eder. İslamiyet'e geçmek üzere mahkemeye başvuran Hıristiyanların ihtida davaları üç yıllık süre içerisinde tutulmuş kadı kayıtları arasında yer alır. Söz konusu kayıtlar, mühtedilerin Müslüman olabilmeleri için sağlamaları gereken şartları ve mahkemenin izlediği yolu içermektedir. Arazî anlaşmazlıklarında taraflar arasındaki uyuşmazlıklar, alacak-verecek konularında yaşanan anlaşmazlıklar ve çözüm yollarının kayıtlar üzerinden tespit edilebilmiş olması ayrıca önemlidir. İlaveten suç cetvellerinin gönderimine dair fermanlar, uygunsuz makulesinden olarak addedilen, toplum huzurunu bozan kişilere dair belgeler defterdeki davalar arasında yer almaktadır. Nadir de olsa nafaka, kefillik, alım-satım, iflas, ticarî ortaklık, firar, memura hakaret, beledî hizmetler ve aşiretlerin tutumlarına ilişkin belgeler, Urfa kadılığınca tutulmuş kayıtlar arasında yer alır.
1600-1699 yılları İstanbul kadı sicillerinde yer alan satış işlemlerine göre konutların morfolojik özellikleri & konut fiyatlarının bağımlı olduğu değişkenler
Gayrimenkul fiyatlarının geçmişe yönelik olarak uzun dönemli incelenmesi araştırmaları bir şehrin fiziksel, ekonomik ve sosyolojik tarihine dair önemli bilgileri ortaya koymasının yanında, bizi bugüne getiren dinamikleri daha iyi anlamamıza ve geleceğe dair daha sağlıklı öngörülerde bulunmamıza yardımcı olacaktır. Dünyada geçmiş yüzyıllara yönelik uzun dönemli fiyat analizlerine dair akademik çalışmalar artmaktadır. Ancak köklü tarihine rağmen Türkiye'deki şehirler için böyle araştırmalar şimdiye kadar yapılmamıştır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde gayrimenkullerin el değiştirme işlemleri aynı zamanda noter vazifesi de gören kadılar tarafından tescil edilmekteydi. Bu bağlamda kadılar tarafından tutulan kadı sicilleri (mahkeme kayıtları), 600 yılllık sürece yayılan geniş kapsamı göz önüne alındığında araştırmacılara çok yönlü çalışma alanları sunmaktadır. On yedinci yüzyıl İstanbul'unda 100 yıllık dönemde, satış verilerinde belirtilen konutların nitelikleri (oda sayısı, kat sayısı v.b.), bulundukları konumları, satışın gerçekleştiği tarih gibi parametrelerin satış değerleri ile olan ilişkileri ve fiyatlara olan etkilerinin incelenmesi bu tezin ana çalışma konusunu oluşturmaktadır. Belirtilen konu, amaç ve kapsamda hazırlanan araştırma sekiz bölümden oluşmaktadır. Araştırmanın konusunun, sınırlıklarının, amacının, beş araştırma probleminin ve benzer çalışmaların bulgularının açıklanıp anlatıldığı giriş bölümünden sonra, ikinci bölümde, verilerin bulunması, tarihlerin düzenlenmesi, konumların belirlenmesi, satış fiyatlarının anlamlı tek bir birime dönüştürülmesi ve analizlerin yapılması ve değerlendirilmesi olarak beş aşamadan oluşan çalışmanın metodu detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Üçüncü bölümde satış işlemlerinin gerçekleştiği dönemin yapısını ve söz konusu taşınmazların konumlanmış olduğu mekanı daha iyi anlayabilmek adına, İstanbul örneği üzerinden klasik Türk şehirlerinin yapısı ve dinamikleri incelenmiştir. Klasik Türk Şehirlerinin özellikleri (demografik, idari ve fiziksel yapısı), ulaşım sistemi, şehir merkezleri, ekonomik ve mesleki örgütlenmeler ve mahalleler olarak örgütlenmiş konut alanları incelenmiştir. Dördüncü bölümde mahkeme kayıtlarını daha iyi anlayabilmek için gayrimenkullerin özellikleri hakkında bilgi verilmiştir. Taşınmazların mülkiyet durumuna göre nasıl farklılıklar gösterebileceği, satış verilerinde ne tür el değiştirme yöntemlerine rastlandığı ve tez hazırlanırken bunlardan hangilerinin kullanılıp, hangilerinin neden kullanılmadığı ve söz konusu dönemde İstanbul'da yer alan konut tiplerinin neler olduğu açıklanmıştır. Beşinci bölümde ise satış verilerinde rastlanan değişik para birimlerini anlayabilmek, tek bir dile çevirebilmek ve yorumlayabilmek için, Osmanlı ekonomisinin temel para politikalarından kısaca bahsedilmiştir. Son olarak araştırma sorularının herbirine sırasıyla cevaplar aranmış, bu bağlamda sicillerden elde edilen 268 satış tescilinden oluşan veri setinin nitel ve nicel incelemeleri yapılmıştır. Öncelikle on yedinci yüzyıl konutlarının morfolojik özelliklerinden dönemin yaşam alışkanlıklarına dair çıkarımlar yapılmıştır. Bir sonraki adımda en yüksek satış değerine sahip konutlar nitel olarak incelenmiş, daha sonra ise konut fiyatlarının bağımlı olduğu değişkenler araştırılmıştır. Buna göre satış değerlerinin gayrimenkullerin oda sayısı, kat sayısı, suya erişiminin, mutfağının, banyosunun olup olmaması gibi mimari özelliklere ve taşınmazların konumlarına göre değişiklik gösterdiği ortaya çıkmıştır. On yedinci yüzyılda İstanbul Tarihi Yarımada'da yer alan on üç semtten on ikisinde konut nitelikli gayrimenkullerin rayiç değerlerine dair bilgiler bulunmuştur. Taşınmaz fiyatlarının yüzyıllık süreç içerisinde gösterdiği değişim yirmibeş yıllık periodlar halinde incelenmiş olup, bazı çıkarımlar yapılmış ancak kesin bir kanıya varmak için daha fazla veriye ihtiyaç duyulduğu sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak bu çalışmanın bir sonraki aşamasında veri setine daha fazla tescil ekleyerek konut fiyat endeksi oluşturulabilineceği öngörülmektedir. Ayrıca tezin benzer konularda yapılabilecek yeni çalışmalarda kaynak olarak kullanılabilineceği değerlendirilmesi yapılmaktadır.
Ortaçağ'da Bingöl bölgesi
Bingöl bölgesi genel olarak stratejik ve jeopolitik açıdan önemli güzergâhlara sahiptir. Bölge, hem birçok medeniyete ev sahipliği yapmış hem de bu medeniyetlerin mücadelelerine sahne olmuştur. Bingöl tarih boyunca Bizans kroniklerinde Asthianene, Ermeni kroniklerinde Hashteank, Ortaçağ kaynaklarında ise Cebel Cûr ve Çapakçur isimlerini almıştır. Ta-rihi çağlarda Bingöl bölgesi üzerinde hâkimiyet kuran medeniyetler ile ilgili pek bir bilgi olmamasına rağmen Ortaçağ döneminde burası çeşitli etnik kökeni ağırlamıştır. Bunun yanında bölge, jeopolitik konumu dolayısıyla da bir üs olarak kullanılmaktay-dı. Bingöl, kültür ve medeniyetiyle, yörenin ekonomik faaliyetleriyle, geçmişten gü-nümüze dinî yaşamıyla ve tarihî coğrafyasıyla da önemli bir yöredir.
Cumhuriyet Döneminde Tatvan (1950-1970)
Köklü bir tarihe ve kültürel bir zenginliğe sahip Van Gölü Havzası coğrafyası, 20. yüzyıl başlarında isyanların, savaşların ve göçlerin yaşandığı hareketli bir döneme sahne olmuştur. Özellikle Ermenilerin başlatmış olduğu isyanlar ve Rusların birçok ili işgal etmesi bunun kanıtıdır. Bölgede baş gösteren isyanlar ve yaşanan savaşlar ise, asayişsizliğe neden olmuştur. Akabinde bu sorunlar, yerel halkın başka yerlere göç etmesini de zorunlu hale getirmiştir. Yaşanan tüm bu olumsuz havaya rağmen Osmanlı Hükümeti'nin buraya atadığı Mustafa Kemal Paşa ve yerel halkın çalışmaları ile bölge düşman işgalinden kurtulmuştur. Nitekim Cumhuriyet'in ilan edilmesi ile birlikte yeni bir süreç başlamıştır. Bu yıllarda, savaşların yarattığı izler silinmeye çalışılmış ve tüm yurtta çeşitli yatırım planları hazırlanmıştır. Van Gölü Havzası da bu planlar kapsamına dahil edilmiştir. Bu bölgeden verimli bir biçimde faydalanmak için çeşitli tetkikler yapılmıştır. Bölgeye gönderilen heyetin yaptığı incelemeler sonucunda Van Gölü üzerinde ulaşımın daha modern ve hızlı bir şekilde sağlanabilmesi için Bitlis'in en büyük ilçesi olan Tatvan uygun görülmüştür. Buradan hareketle 1934 yılında Van Gölü İşletme İdare Merkezi, Van Gölü'ne yakın Muradiye İlçesi'ne bağlı Ernis Köyü'nden (bugün Ünseli Köyü), Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan Bitlis'e bağlı Tatvan'a alınmıştır. İlçede gerçekleşen diğer atılımlar, 1945 yılında da devam etmiş; tersane, liman ve iskelelerin yapımına başlanmıştır. Bunların yanı sıra uluslararası bir proje olan, Muş-Tatvan-Van-Kotur Demiryolu hattının önemli bir durağı olarak Tatvan bölgesi seçilmiştir. 1957 yılında yapımına başlanan Muş-Tatvan-Van-Kotur Demiryolu projesi, CENTO (Merkezi Antlaşma Teşkilatı-Central Treaty Organization) programı kapsamında gerçekleşmiştir. Tatvan limanına ulaşan vagonlar, feribotlar vasıtasıyla Van'a ulaştırılmış; böylelikle ülkemizin en doğusu ile demiryolu ağı kurulmuştur. Karayolu, denizyolu ve demiryolu ulaşımı yönüyle Tatvan, 1960'ın başlarından itibaren hızlı bir gelişme dönemine girmiştir. İran'a uzanacak demiryolu hattının 1964 yılında Tatvan'a varması ile ilçenin ekonomik ve sosyal faaliyetleri de artış göstermiştir. Okul bahçesinde başlayan ve Doğu Anadolu'nun en önemli fuarlarından biri haline gelen Tatvan Doğu Anadolu Fuarı, on binlerce ziyaretçiyi ağırlamıştır. Çevre il ve ilçelerden gelen binlerce insanın ziyaret ettiği bu fuar, Tatvan'ın ekonomik ve sosyal hayatını canlandırmıştır. Geçmişten günümüze tarih sahnesinde önemli bir bölge olan Tatvan ilçesi, 1930'lu yıllarda küçük bir kasaba iken; kısa süre içerisinde gelişerek askeri, idari ve ulaşım merkezi durumuna gelmiştir. İlçe, 1970'li yıllara gelindiğinde çeşitli atılımlarla daha da ivme kazanmıştır. Bu çalışmada konumu itibariyle Bitlis'in ilçesi Tatvan'ın, 1950 yılından başlayarak 1970 yılına kadar gerçekleşen tarihi seyri detaylı bir şekilde ele alınarak incelenmiştir.
Tarihi ve kültürü ile Doğubayazıt
Eski çağlardan beri önemli yerleşim ve yönetim merkezlerden biri olan Doğubayazıt şehrinin idari yapısında ve coğrafi konumunda zamanla bazı değişiklikler olmuştur. Önceleri eyalet, bağımsız beylik, sancak ve Bayezid vilayetinin merkezi olan bu şehir, il merkezinin Karaköse (Ağrı)'ye taşınmasından sonra ismi Doğubayazıt olarak değiştirilerek müstakil bir ilçe durumuna getirilmiş. Günümüzde Ağrı vilâyetinin ilçesi olan Doğubayazıt, tarih boyunca bölgenin önemli yerleşim alanlarından biri olmuştur. Mittaniler, Urartular, Medler, Persler, Şeddadiler, Eyyûbîler, Bizanslar, Sasaniler ve Osmanlılar bu bölgede devlet bazında uzun süre etkili olmuşlardır. 1372 -1872 yılları arasında Serhad Beyliğinin merkezi olan Doğubayazıt'ta Kürt beylikleri önce bağımsız sonra özerk bir yapı olarak 400 yıl kadar burada hükümferma olmuşlardır. 19.yy sonlarından itibaren Osmanlılar Bayezid sancağını merkezden yönetmeye çalışmışlar ve 1923'ten itibaren de Doğubayazıt önce il sonra da ilçe merkezi yapılarak günümüze kadar bu şekilde gelmiştir. Bu çalışmada; Mittani, Urartulardan, İslam'ın bölgeye gelişineve o tarihten Cumhuriyet dönemine kadar Doğubayazıt ve çevresinde hüküm süren millet ve devletlerin, tarihi seyri incelenerek gelişmeler kronolojik olarak ele alınmıştır. Bu kapsamda Doğubayazıt'ın tarihi süreci; İslam öncesi ve sonrası olarak genel bir değerlendirmeye tabi tutulmuş, arkeolojik çalışmalar, yeni bilgi, belge ve bulgular ve dijital veriler ışığında yazılı kaynaklardaki tutarsızlıklar karşılaştırılarak kronolojik gelişmeler ayrıntılı bir biçimde analiz edilmiştir. Son dönem gelişmeleri de yeniden değerlendirilerek gözden geçirilmiştir. Doğubayazıt ve çevresinde yazılı kaynaklardan başka, tarafımızdan yerinde bazı araştırma ve incelemeler yapılarak bölgenin eski kale, saray, kervansaray, köprü, kanal,türbe, medrese, cami, mescit ve alimleri hakkında bilgiler verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bazîd, Doğubayazıt, Serhad Beyliği, Ağrı Dağı, Ahmed-i Hanî
Şer'iyye sicillerine göre XVI. ve XVII. yüzyılda İstanbul'da müskirât kullanımı
İslâmiyet'in haram kıldığı müskirâtın, yani günümüz söylemiyle sarhoş edici içkilerin Müslümanlarca üretim, tüketim, ticareti yasaktı ve bu durum Osmanlıların taviz göstermediği temel yaklaşımdı. Buna rağmen kimi Müslümanların müskirât kullanmasının önüne geçilemedi. Gayrimüslimler ise kendilerine tanınan haklar sayesinde müskirâtı alenen olmamak şartıyla- tüketmiş ve ticaretini yapabilmişlerdi. Ayrıca kendi mahallelerinde olmak kaydıyla ve yine sadece gayrimüslimlere satmak üzere meyhaneler açmışlardı. Devlet ise ekonomisinin önemli bir kalemini oluşturan vergilerden gelir sağlıyordu. Ayrıca devlet, gayrimüslerin müskirât üretim ve tüketiminden vergi alıyordu. Bir gelir alanı olmasına rağmen ifade etmek gerekir ki XVI. ve XVII. yüzyıllarda müskirât yasağı ve dolayısıyla meyhanelerin kapatılması da söz konusu oldu. Kimi zaman dinî, kimi zaman siyasî sebeplerle söz konusu olan bu yasaklar çok uzun soluklu ve süresiz değil, belirli süreleri kapsadı. Konunun ekonomik ve hukukî boyutunun yanında toplumsal bir boyutu da vardı. Zira sarhoşluk ve meyhaneler insan ve toplum sağlığını olumsuz etkileyebiliyordu. Tarihi belge ve bilgiler sekr, yani sarhoş halde şiddet hadiseleri yaşandığını, çeşitli suçlar işlendiğini ve aile hayatında olumsuzluklar söz konusu olduğunu açık olarak göstermektedir. Nihayetinde bu çalışmada XVI. ve XVII. yüzyılda İstanbul'da müskirât dinî, ekonomik, hukukî ve toplumsal boyutuyla ele alınmaktadır. Bunun yanında müskirâtın üretimi, tüketimi ve ticareti çeşitli yönleriyle değerlendirilerek içenler ve içilen mekânlar ile bu bahiste nelerin gözetildiği incelenmektedir.
Kılman İlkin Musayev'in araştırmaları ışığında Bakü şehri'nin tarihi
Bakü Şehri Güney Kafkasya'nın en önemli şehirlerinden biridir. Çeşitli devletlere başkentlik yapan Bakü Şehri, zengin bir tarihi birikime sahiptir. Antik dönemden günümüze kadar birçok tarihçi ve seyyah, Bakü Şehri ile ilgili kıymetli bilgiler vermiştir. XX. Yüzyılın ünlü Azerbaycan yazarı ve yerel tarihçisi Kılman İlkin Musayev de Bakü'nün bilinmeyen tarihi ile ilgili çok önemli çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmalar genel itibariyle hatırat tarzında eserler olmuştur. Kılman İlkin Musayev, Bakü'lü olduğundan dolayı Bakü'nün tarihi ile ilgili çok önemli olaylara şahit olmuş ve aynı zamanda Bakü'nün meşhur insanlarıyla görüşme fırsatı bulmuştur. Bu da Bakü'nün bilinmeyen tarihi ile ilgili çok önemli bilgilerin ortaya çıkmasını sağlamıştır.
Çivril (dikey boyutta bir yerel tarih çalışması)
Araştırma konumuzu oluşturan Çivril, geniş ve verimli ovası nedeniyle tarihin her döneminde önemle seçilen bir yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Çevrede yapılan kazılardan anlaşıldığına göre, MÖ. 3000 yıllarına kadar uzanan geçmişte sırasıyla Hitit İmparatorluğuna bağlı "Arzava Krallığı" (MÖ.1324-1294), "Frigler, Lidyalılar, Selevki Krallığı, Bergama Krallığı, Roma ve 1119 yılına kadar Bizanslıların hâkimiyeti görülmektedir. 1119 tarihinden itibaren Çivril, Selçukluların eline geçmiştir. Tarihin önemli savaşlarından olan Myriokephalon savaşı da bu topraklar üzerinde gerçekleşmiştir. Ege bölgesinin İç Batı Anadolu'da Denizli ili sınırları içinde ve Denizli'ye 95 km uzaklıkta yer alan Çivril İlçesi; aynı zamanda Denizli ilinin yüz ölçümü bakımından en geniş ilçesidir. Yeryüzü şekilleri bakımından zengin ve verimli topraklara sahiptir. Çivril 1831 yılında Kütahya sancağına bağlı Şeyhlü kazasının bir köyüdür. 1880 yıllarında ise Çivril idari bakımdan Sandıklı kazasının Işıklı Nahiyesi'ne bağlı bir köy iken 1892 yılında nahiye olmuştur. 1910-11 yıllarında Afyon iline bağlı bir kaza haline dönüşen Çivril; 1925 yılında da Türkiye'nin Denizli iline bağlı bir ilçe konumundadır. Çivril ilçesi ile ilgili yapılan bu çalışmada eski dönemlerden beri Anadolunun genelinde görülen, ekonominin temelini meydana getiren, tarım ve hayvancılığın; dini hayatı hareketlendiren vakıf kültürünün ve eski dönem Çivril nüfusunun ayrıntıları incelenecektir. Bu incelemede Çivril'e kayıtlı olan hanelerin büyük çoğunun ziraatle uğraştığı ve nerdeyse her hanede hayvancılık yapıldığı görülmektedir. Şahıslar kendi geçimlerinin yanısıra tımar ve zaviyeler içinde üretimde bulunmuştur. Osmanlı Devleti vergilerin çoğunu tarımsal ürünlerden almıştır. Kayıtlarda geçen dini görevlilerin çokluğu ve zaviyelere verilen önemlere bakılacak olursa da dini hayatın canlılığını da edinilen diğer bilgiler arasındadır. Nüfus kayıtlarını incelediğimizde ise dinamik bir nüfusun varlığını görmekteyiz. Ayrıca kayıtlarda muhacir ve misafir kayıtlarına da yer verilmesi bize nüfus hareketliliği hakkında da bilgi vermektedir. Son olarak araştırmamızda geniş yer verdiğimiz Nüfus ve Temettuat kayıtlarındaki meslek durumlarına baktığımızda Çivril'in çok eskilerde köy hüviyetinde olsa dahi bir kasaba kadar hareketlilik sergilediği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Çivril, Tarım, Nüfus, Ekonomi, Dini Hayat
Altıntaş nahiyesi (Dikey boyutta bir yerel tarih araştırması)
Günümüzde Kütahya'nın bir ilçesi konumunda bulunan Altıntaş'ın tarihi çok eskiye dayanmaktadır. İlk çağlardan beri burada yerleşim olduğu bilinmektedir. Altıntaş'ın 1520 tarihli tahrirden 1947 yılına kadar Kütahya'ya bağlı nahiye konumu devam etmiş görünmektedir. Altıntaş nahiye konumunda olduğu için nahiye bölgesindeki adli işlerin Kütahya kadılığınca, nahiye askeri bir birim olduğu için bölgedeki askeri işlerin tımarlı sipahilerce yürütüldüğü ifade edilebilir. 19. yüzyılın ikinci yarısı içinde düzenlenen nizamnameler döneminde nahiyelerin nahiye müdürlerince idare edildiği görülmekle birlikte 1871 tarihli Hüdavendigar Vilayeti salnamesinde Altıntaş nahiyesinin zabıta memurlarınca idare edildiği anlaşılmaktadır. Nahiyenin merkezi konumundaki Altıntaş köyünün bazen mahalle olarak gösterilse de genellikle köy statüsünde olduğu anlaşılmaktadır. Halkın genel itibariyle tarım ve hayvancılıkla uğraştığı ifade edilebilir. Altıntaş köyünde bulunan Alaeddin Cami ve Seyyid Süle Zaviyesi önemli yapılar olarak dikkat çekmektedir. Bu çalışmada; 1520 ve 1571 tarihli tahrir, 1530 tarihli muhasebe, 1622 ve 1676 tarihli avarız, 1831 ile 1842 tarihli nüfus, 1845 tarihli temettuat defterleri, tereke kaydı, şahsiyet kaydı, atik-i esas kaydı, evkaf defterleri ve hurufat defterlerinin yanı sıra Hüdavendigar Vilayeti salnameleri incelenerek Altıntaş'ın sosyal, ekonomik ve idari yapısı ortaya çıkarılmaya çalışılacaktır.
Hellenistik ve Roma döneminde Nikomedia
Antik çağ dönemlerinde Nikomedia adı ile anılan kent Bithynia bölgesine dahil bir şehir statüsündedir. Nikomedia kenti ile ilgili M.Ö. VIII. yüzyıldan öncesine dair yazılı bir kaynak bulunmamaktadır. Bu yüzyıldan sonra ise Astakos halkının bölgede yaşadığına dair bilgilere ulaşılmaktadır. Günümüzde Kocaeli olarak bilinen bu bölge coğrafi konumu ve verimliliği ile geçmişte de değerli bir statüye sahiptir. Kentin deniz ticaretine uygunluğu, topraklarının zenginliği ve Konstantinopolis yani bugün ki adı ile İstanbul'a yakın olması antik çağda da önemli unsurlar arasında yer almaktadır. Bahsettiğimiz özelliklerin yanı sıra birçok alanda da kendini kanıtlamış olan bu kentin değerini, yaşadığı birçok istila ve depremlerin ardından yeniden inşa edilme süreçlerini takip ettiğimizde görebilmekteyiz. Onca sıkıntılara rağmen kent her defasında yeniden yapılandırılmış ve kaybedilmesi göze alınamamıştır. İstanbul'un tedarikçisi konumundaki kentlerinde en önemlisi olmakla birlikte Roma İmparatorluğu'na kadar varlığını Bithynia bölgesi altında idare ettirirken bu dönemden sonra Roma'nın bir eyaleti statüsünde devam ettirmiştir. Bu çalışmada Nikomedia kenti ile ilgili en eski kaynaklar dahil olmak üzere ele geçirebildiğimiz kadar bilgiyi değerlendirerek kısa bir Antik çağ Nikomedia'sına ışık tutmak istenmektedir. Anahtar Kelimeler: Nikomedia, Olbia, Astakos, Bithynia.
19. yüzyılın ilk yarısında Gelibolu kazasının sosyo-ekonomik durumu
Bu çalışmanın amacı 19. yüzyılın ilk yarısında Gelibolu kazasının sosyo-ekonomik durumu, nüfus yapısı ve hareketliliklerini ortaya koymaktır. Bu sebeple Gelibolu kazasının 19. yüzyılın ilk yarısında sosyo-ekonomik durumu ve nüfus yapısını ortaya çıkarmak için farklı arşiv malzemelerinden yararlanılmıştır. 155 (1842/1843), 285 (1843/1844), 321 (1844/1845), 923 (1847/1848) numaralı cizye defterleri, 4057 (1830/1831), 4060 (1841/1842), 4064 (1844/1845), 4066 (1844/1845), 4068 (1844/1845), 4071 (1844/1845) numaralı nüfus defterleri ve 16.124 (1840/1841), 16.125 (1840/1841) numaralı temettuat defterlerinden hareketle Gelibolu kazasına ait nüfus yapısı ve sosyo-ekonomik özelliklerini içeren çeşitli tespitler yapmak mümkün olmuştur. Başta kazanın sosyo-ekonomik dinamikleri ve nüfus özellikleri olmak üzere kişilerin yaş ortalamaları, tipolojileri, sağlık durumları, askerlik ile ekonomik faaliyetlerini kapsayan gelir ve giderlere ait mühim bilgiler ortaya çıkarılmıştır. Bu sebeple çalışmamızın yerel tarih araştırmalarına örnek olması ve özellikle Gelibolu tarihinin bir kesitini/19. yüzyılın ilk yarısını detaylı şekilde ortaya koyması bakımından alana katkı sağlanması beklenmektedir.