Urban life
63 theses under this subject heading
Türkiye'de kentsel yoksullukla mücadelede belediyelerin rolü: Kütahya Belediyesi örneği
Yoksulluk olgusu dünya üzerinde geçmişten günümüze kadar varlığını sürdürmekte ve ülkeler için mücadele edilmesi gereken bir sorun olarak görülmektedir. Mücadele aşamasında ülkelerin farklı gelenek ve göreneklerinden, hukuksal yapılarından ve yönetim yapılarından dolayı mücadelenin şekli de farklılık arz etmektedir. Bununla beraber yoksulluğun kırsal veya kentsel alanlarda meydana gelmesi de mücadele şeklini etkilemektedir. Ayrıca ülkelerin hukuksal ve sosyal devlet olma anlayışları dikkate alındığında, yoksullukla mücadele edilmesini gerekli hale getirmektedir. Türkiye de yoksullukla mücadeledeki rolünü merkezi yönetim ve yerel yönetim birimleri aracılığıyla gerçekleştirmektedir. Kentler kapsamında meydana gelen kentsel yoksulluk Türkiye'deki yönetim biçimi göz önüne alındığında yerel yönetim birimlerinin ilgilenmesi gereken bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Yerel yönetim birimlerinden olan belediyelerin kentsel yoksullukla mücadele etmesini gerekli kılmakta ve aynı zamanda kentsel yoksullukla mücadele yerel yönetim ilkelerinden olan subsidiarite ilkesiyle de bağdaşmaktadır. Çünkü merkezi idarenin yerel bölgelerdeki ihtiyaç gereksinimleri iyi bir şekilde tespit edip gidermesi daha zor görünmektedir. Kentsel yoksulluk olgusu anlamı itibariyle yalnızca maddi açıdan yoksun olsun olma durumunu ifade etmemekte olup çeşitli hallerde ortaya çıkabilmektedir. Bu yüzden kentsel yoksullukla mücadele sosyal, kültürel ve ekonomi benzeri değişik mecralarda yürütülebilmektedir. Kentsel yoksullukla mücadele kapsamında yer alan önemli başlıklar dâhilinde Kütahya Belediyesi'nin gerçekleştirdiği faaliyetlerin kentsel yoksullukla mücadeledeki rolü ele alınmaktadır. Anahtar Kelimeler: Belediye, Yoksulluk, Kentsel Yoksulluk, Kütahya Belediyesi
20. yüzyılda sanatın üretim, tüketim ve eylem alanı olarak sokak
Burjuva Devrimi'nin, Aydınlanma'nın ve Sanayileşme'nin tüm getiri ve götürüleri ile girilen 20. yüzyılda, kapitalist endüstrinin hızlı gelişimiyle ortaya çıkan tüm toplumsal, ekonomik, kültürel ve siyasi dönüşümler; hem sokağı hem sanatı hem de sokak ve sanat arasındaki ilişkiyi doğrudan etkilemiştir. Sokak, bu anlamda salt fiziksel bir mekan olmanın ötesinde toplumsal, kentsel ve gündelik hayat içindeki her türlü gelişmenin ve dinamiğin merkezinde olmuştur. Sanat ise tüm bu dönüşümlerin bir aracı ya da bir aktörü olarak, başka bir deyişle tüm bu gelişmelerin bizzat öznesi ya da nesnesi olarak, öyle ya da böyle yüzyıl boyunca etkin rol almıştır.Sanat alanı için 20. yüzyıl, geçmiş on dokuz yüzyılı ile her anlamda hesaplaştığı bir dönem olmuştur. Bu sorgulamaya sebep olan ise bahsi geçen dönüşümlerdir: Yani eski sistemlerin yerine gelen yeni sistemler, yeni üretim teknik ve biçimleri, yeni toplumsal ve kültürel yapılardır. Sanatçı, bu bağlamda gerek tüm bu yenilikleri yerinde keşfetmek üzere, gerek tüm bu yeni sistemle iktidar ve özgürlük mücadelesine girmek üzere, gerekse de tüm bu yeni sistem içinde yaşamını sürdürebilmek ve kendine bir rol, bir alan ya da bir kazanç sağlayabilmek üzere sokakta yer alabilmiştir. Bu çalışma, 20. yüzyıl boyunca sanatsal alanın ilgili tüm aktör ve araçlarının sokakta yer alma nedenlerini, süreçlerini ve sonuçlarını irdeleyerek ilgili kavram, yaklaşım, akım ve uygulamaları biraraya getirmeye çalışmaktadır.
Antik Yunan polislerinin tarihsel oluşum süreci ve yapısal karakteri
Yerleşik yaşama geçişin bir ürünü olan ve Antik Yunan Uygarlığında polis adı verilen kent-devletlerine benzer oluşumlar ilk olarak Yakındoğu'da; Eski Mezopotamya'da site, Eski Mısır'da nome ve Eski Anadolu'da beylik ya da kent-devleti şeklinde farklı isimlerle ve farklı niteliklerde ortaya çıkmıştır. İnsanlık yaşamında şüphesiz atılan en büyük adım olarak nitelendirilebilen yerleşik yaşama geçilmeden önce küçük topluluklar halinde, göçebe bir şekilde yaşayan ve avcılık ile geçinen insanların yaşamları Neolitik Dönem ile birlikte köklü bir şekilde değişmiş ve insan devrim niteliğinde kabul gören yeni bir yaşam şekline kavuşmuştur. Avcı-toplayıcı yaşamdan tarım temelli yerleşik bir yaşama geçiş olan bu yeni yaşamla birlikte göçebe insanın tüm alışkanlıkları değişmiş ve uygarlığın ilk temelleri oluşmaya başlamıştır. Ortaya çıkan bu yeniliklerden en mühimi, insanın bağını, bahçesini ya da tarlasını koruma amaçlı kalıcı yerleşimler kurması, bir arada yaşamaya başlaması ve bunun sonucunda doğal olarak ortaya çıkan küçük yerleşimlerin zamanla kentlere dönüşmesidir. İlk kentler daha ilksel bir ifadeyle ilk yerleşimler Yakındoğu'da ortaya çıkmış ve dünyanın diğer coğrafyalarına da buradan yayılmıştır. Sıklıkla nehir, göl, deniz gibi su kaynakları ve verimli vadiler etrafında konumlanan yerleşimler coğrafyanın sunduğu imkânlar dâhilinde gelişme göstermiştir. Coğrafi imkânlarını lehine kullanmayı başaran yerleşimler zamanla büyümeye, zenginleşmeye başlamış ve bu zenginliğin sonucunda gelen güç faktörü büyük yerleşmeleri kendi kendini yönetebilen, kendi kendine yetebilen bağımsız kent-devletçiklerine dönüştürmüştür. Her birinin kendine has politikası, yönetimi, dini, mimarisi daha genel bir ifadeyle kendi sosyo-politik bir karakteri olan ilk kent-devletleri Yakındoğu uygarlıklarında görülmektedir. Bu uygarlıkların ortaya çıktığı en erken coğrafyalardan biri olan Eski Mezopotamya'da kent-devleti ya da site devleti; uçsuz bucaksız arazinin kontrolünün sağlanamaması, bölgenin sürekli istilalara maruz kalması, coğrafi şartlar nedeniyle uzaktaki toprakların korunamaması ve sürekli ordu beslemenin getirdiği zorluklardan dolayı ortaya çıkmıştır. Mezopotamya'daki site-devletleri tam özerkliğe sahip olan, tarımsal bir temele dayanan ve sosyo-ekonomik merkezini tapınakların oluşturduğu, tapınak merkezli devletçiklerdir. Sıklıkla Eski Mezopotamya'dan sonra ikinci en erken uygarlık olarak kabul edilen Eski Mısır'da, Mezopotamya'daki site-devletine benzeyen ve nome adı verilen bölgesel krallıklar bulunmaktaydı. Aralarında farklılıklar bulunsada, temelde benzer ortak özelliklere sahip olan bu bölgesel krallıkların Mezopotamya'daki site-devletleri gibi, farklı bir yönetim sistemi ve farklı dinsel inanışları bulunmaktaydı. Eski Mezopotamya ve Eski Mısır'da görülen bu krallıkların başka ve benzer bir örneği de, güçlü bir merkezi imparatorluğun bulunmadığı dönemlerde Eski Anadolu'da ortaya çıkmıştır. Beylik ya da kent-devleti olarak bilinen bu irili ufaklı devletçiklerin her biri kendi bölgesinden sorumluydu ve sıklıkla bölgesel güç üstünlüğünü ele geçirmek amacıyla birbirleriyle mücadele etmekteydi. Aralarında birçok farklılık bulunan bu bölgesel devletçiklerin en önemli ortak özelliği hepsinin güçlü bir merkezi imparatorluğun hâkimiyeti altında birleştirilmesidir. Aynı sonu paylaşan bu bölgesel yönetim merkezlerinin Antik Yunan Uygarlığı'nda ortaya çıkan ve polis adı verilen kent-devletleriyle ayrıldığı en önemli nokta budur. Çünkü polis uzun ömürlü olmayı başarabilmiştir. Antik Yunan'da polis olarak bilinen ve söz konusu uygarlığı sosyal, politik, kültürel, dini, mimari vb. her alanda şekillendiren kent-devletleri, hiçbir çaba gösterilmeksizin, kendiliğinden ve doğanın parçalanmışlığının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkışında coğrafyanın önemli bir yer edinmiş olması, polisin varlığını uzun bir süre devam ettirmesinde tek başına yeterli olan bir etken değildir ve aralarından dağ, tepe vs. gibi engeller bulunmayan fakat buna rağmen birleşmeyen polislerin uzun süreli olmasını açıklamada yetersiz kalmaktadır. Bu bağlamda ele alınması gereken polisin sahip olduğu özelliklerdir. Her polisin sahip olması gereken ve polisi polis yapan üç temel niteliği bulunmaktaydı. Bunlardan ilki kendi yurttaşları ve kendi yasaları aracılığıyla kendi kendini idare etme (autonomia); ikincisi, idari ve ekonomik açıdan kendi kendine yeterlilik (autarkheia) ve üçüncüsü ise bağımsız yani özgür (eleutharia) olmaktı ve bir polis bu niteliklerinden herhangi birini kaybederse polis niteliğini de kaybetmiş olurdu. Birçok anlamı bünyesinde barındıran polis, Antik Yunanlılar için, fiziksel olarak bir kent, politik olarak bir devlet ve sosyal olarak da bir yaşam alanıydı. Bir Yunanlıyı diğerlerinden ayıran, onu biricik ve özel kılan polis, bir Yunanlı için her şey demekti ve o tanrıların Yunanlılara bağışladığı en değerli armağandı. Bu nedenle uygarlığı her alanda şekillendiren polis diğer bölgesel devletlere kıyasla varlığını çok uzun bir süre korumuş ve Eski Yunan uygarlığının bir simgesi haline gelmiştir. Antik Yunan Polislerinin Tarihsel Oluşum Süreci ve Yapısal Karakteri adlı bu çalışmanın amacı; Antik Yunan uygarlığının en önemli birimi olan ve uygarlığa karakterini veren polisin, doğuşundan çöküşüne kadar olan süreçte gerek fiziksel gerek sosyal gerekse politik anlamda geçirdiği dönüşümleri irdelemektir. Bu bağlamda polisi daha iyi anlamak için, polisin öncülleri olan ve polisin her anlamda şekillenmesinde örnek teşkil etmiş olan Bronz Çağı (MÖ. 3.500-2.000) kentlerine yani Minos ve Myken kentlerine değinilmektedir. Ayrıca çalışmada, insanoğlunun yerleşik yaşama geçişiyle başladığı kentleşme ve kentleşmeyle doğan uygarlığın ve devletin farklı coğrafyalarda farklı uygarlıklarda nasıl ortaya çıktığı ve nasıl bir gelişim evresi geçirdiği, bu uygarlıklarda var olan kent-devletleri arasında herhangi bir bağın ya da etkileşimin olup olmadığı incelenmeye çalışılmıştır. Söz konusu amaçlar gerçekleştirilirken konu ile doğrudan bağlantılı temel kaynaklar (antik kaynak ve belgeler, arkeolojik veriler) ve modern literatür detaylı bir şekilde irdelenmeye gayret edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yerleşik yaşam, kent, site, nome, Antik Yunan, polis.
Tarihi kent merkezlerinde yaşam kalitesini kent morfolojisi açısından incelemek: Bursa Hanlar Bölgesi örneği
Son yıllarda kentlerde yaşayanların artmasıyla birlikte giderek daha fazla genişleyen kentsel alanlarda, yeni alt merkezlerin ortaya çıkması, tarihi kent merkezlerinin eski önemini ve canlılığını kaybetmesine, mekânsal kalitesinin azalmasına ve köhnemesine neden olmaktadır. Tarihi kent merkezlerinin kaliteli ve yaşanabilir olması, kentte yaşayan bireylerin kente ait hissetmesini, kenti tanımasını, deneyimlemesini ve kentsel mekânla bütünleşmesini sağlamaktadır. Bu alanların yaşanabilirliği sadece kamusal alanlarının varlığı ve sayısı ile değil aynı zamanda yapılan aktivitelerin çeşitliliği, yürünebilirlik ve mekânların sürekliliği ile de ilişkilidir. Bu bağlamda, tez çalışması Bursa Hanlar Bölgesi ve çevresindeki kentsel yaşabilirliği morfolojik bakış açısıyla irdelemeyi hedeflemiştir. Başka bir deyişle, tez çalışması, kent merkezi ve yakın çevresindeki kamusal alan karakterini morfolojik analizlerle ortaya koymaktadır. Böylece, kamusal alanlardaki mekânsal kaliteye ilişkin parametrelerin değerlendirilmesi ile kent merkezindeki fiziksel çevreye dair bir yaşanabilirlik yaklaşımı geliştirilmesine katkı sağlamaktadır. Bu amaçla, tez çalışması literatür kısmında, kentsel yaşam kalitesi ve kentsel morfoloji araştırma alanlarına ilişkin yaklaşım ve modelleri incelemiştir. M.R.G. Conzen'in morfolojik bakış açısı ve Van der Voordt'un yaşam kalitesi yaklaşımı, araştırmanın temel kavramsal çerçevesi ve yönteminin oluşturulmasında temel oluşturmuştur. Bu doğrultuda, çalışma öncelikle Bursa kent merkezinin gelişim sürecini, kentleşme ve planlama deneyimlerini tarihsel olarak tartışarak incelemiştir. Daha sonra, kent merkezi ve çevresindeki alanları içerecek biçimde belirlenen çalışma alanında, morfolojik analizlerle uyum bölgeleri elde edilmiştir. Bu uyum bölgelerinde, kentsel mekâna ilişkin kalite nesnel olarak ölçülmüştür. Nicel ve nitel yöntemleri bir arada ele alan değerlendirmeler sonucunda, morfolojik bileşenlerde sayısal değişimlerin ve yaşanabilirliğin değiştiği tespit edilmiştir. Çalışmada kullanılan veri, Osmangazi Belediyesi'nden elde edilen imar planları, hava fotoğrafı, alanda yapılan gözlem ve değerlendirmeler ile örnek alanlarda yaşayan kişilerle ve esnafla yapılan yüz yüze görüşmelerden meydana gelmektedir. Yapılan analizlerin sonucuna göre, kent merkezinden çevre mahallelere doğru, bireylerin kent merkezinde vakit geçirmesini sağlayacak kamusal alanlar azalmaktadır. Benzer biçimde, yürünebilirlik, tipolojik ve estetik uyum ile yaşanabilir alan endeks değeri düşerken, parsel büyüklüğü ve düşey yoğunluk artmaktadır. Sonuç olarak, tarihi kent merkezlerinin daha yaşanabilir hale gelmesi için yapılacak müdahaleler, bu alanları çevrelerindeki kamusal alanlarla birlikte göz önüne almalı,kamusal alanların arttırılması, sürekliliğinin sağlanması ve genel anlamda bütünselliğin kurulması gibi ilkelere yer vermelidir.
Kamusal mekân kullanımında suça maruz kalma korkusu: Ordu Rüsumat sahili örneği
Antik dönemlerden günümüze kadar kentlerde yaşayan insanlar, kent içerisinde zaman zaman farklı işlevler için kullanılan kamusal mekânlar oluşturmuşlardır. Zaman içerisinde kentlerde yaşayan insanların ihtiyaç ve beklentilerinin değişmesi nedeni ile kamusal mekânların kullanım amacının değiştiği birçok araştırmacı tarafından ortaya koyulmuştur. Bu kapsamda günümüz kamusal mekânları küreselleşme, artan nüfus, ekonomik farklılar gibi birçok nedenden dolayı idealize edildiği şekliyle kullanılmamaktadır. Bu farklılaşma kamusal mekân kullanımında suça maruz kalma korkusunu gündeme getirmektedir. Kamusal mekânlarda suça maruz kalma korkusu nedeni ile insanlar kamusal mekânları kullanmaktan kaçınmaktadır. Bu çalışmada kamusal mekânlarda yaşanan suça maruz kalma korkusunu, nedenleri ile birlikte inceleyerek kamusal mekân kullanımı ile arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu doğrultuda Ordu kentinde yaşayan bireylerin çalışma alanını kullanırken suça maruz kalma korkusunu ne derece ve neden hissettiği araştırılmıştır. Araştırma kapsamında anket yöntemi ile elde edilen verilerin değerlendirilmesinde SPSS 22.0, bilişsel haritalama yönteminin değerlendirmesinde ArcGıs 10.7 ve sözlü görüşmenin değerlendirilmesinde MAXQDA 2020 yazılımları kullanılmıştır. Sosyo-demografik değişkenler ile ilgili analizler için bağımsız t-testi, tek yönlü ANOVA ve iki değişkenli pearson's korelasyon uygulanmıştır. Kamusal mekân kullanımı üzerinde suça maruz kalma korkusunun yarattığı etki ve bu amaca uygun olarak oluşturulan hipotez, CBS kapsamında en uygun noktasal sıcaklık analizi (optimized hotspot analysis) ile test edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre suça maruz kalma korkusu, kamusal mekân kullanımını olumsuz yönde etkilemektedir ve mekânsal özellikler ile arasında doğrudan bir ilişki bulunduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, kamusal mekânda suça maruz kalma korkusunu azaltmaya yönelik tasarım odaklı öneriler getirilmiştir.
Kadın ve kent ilişkisinde yerel yönetimler: Nevşehir ili örneğinde kadın dostu kentler
Toplumsal cinsiyete dayalı işbölümü ve ataerkil toplum yapısı, kamusal alanın ve kent hayatının erkek-egemen bir görünüme sahip olmasına ve kadınların ?ev?in ve ev merkezli bir hayatın sınırları içinde kalarak kentsel alanda varlık gösterememelerine yol açmıştır. Kentin temel dezavantajlı gruplarından olan ve pek çok kentsel haktan insan haklarına uygun biçimde yararlanamayan kadınların kentsel alanda var olması için özel önlemlere ihtiyaç duyulmaktadır. Alınacak özel önlemler, yerel yönetimlerin demokratikleşmesinde de önemli role sahip olacaktır. Bu çalışmada kadınların kent hayatında karşılaştıkları güçlükler ele alınmış; yerel yönetimlerin kadınların pratik ve stratejik ihtiyaçlarına yönelik olarak yürüteceği uygulamaların ve sunacağı hizmetlerin kadınların özel alanda kendilerine yüklenen rollerle birlikte zorlaşan gündelik hayatlarına nasıl etki edebileceği araştırılmıştır. Çalışmada, BMOP kapsamında kadın dostu kent olmayı taahhüt etmiş illerden Nevşehir örneklem alanı olarak seçilmiş, Nevşehir?de Kadın Dostu Kentler Projesi bünyesinde yürütülen faaliyetler ele alınmıştır. Çalışma, BMOP?nin ilk aşaması bittikten sonra gerçekleştirilmiş ve Nevşehir?de yaşayan 15 kadınla yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmelerin sonucunda, Nevşehirli kadınların kentsel sorunlarına ilişkin bir fotoğrafa ulaşılmıştır. Çalışmanın bitiminde, Projenin ilk safhasının bitmiş olmasına rağmen, Nevşehir?de görüşülen kadınların büyük çoğunluğunun temel asgari kentsel hizmetlerle ilgili sorunlarının olduğu ve konuşmacıların çoğunun Nevşehir?le yani kent hayatıyla ilişkisinin ve kentsel alandaki faaliyetlerinin asgari seviyede seyrettiği görülmüştür. Bunun nedeninin BMOP kapsamında yürütülen faaliyetlerin, daha ziyade yerel paydaşların yapısal niteliklerine yönelik olduğu ve bunun toplumun yapısı nedeniyle bir zorunluluk olduğu çıkarımına ulaşılmıştır.
Anadolu Selçuklu Devleti merkezi şehirlerinden Konya ve Kayseri'de şehir hayatı
Türkler yüzyıllar boyunca birçok kültür ve uygarlığa beşik olmuş Orta Asya'da yaşamış ve kendilerine özgü kültürler meydana getirmişlerdir. Bilinen ilk Türk Orta Asya devletleri zamanla yerini başka Türk Boyları bırakmış ve bu süreç yüz yıllar boyu devam etmiştir. Bu süreç içerisinde Türkler birçok kültür meydana getirmişler ve birçok kültürden etkilenmişlerdir. Büyük Selçuklu Devleti'nin tarih sahnesinden ayrılması sonrasında Anadolu Selçuklu Devleti'nin tarih sahnesine çıkmasıyla beraber Anadolu'da birçok yerleşim yeri büyük bir önem kazanmıştır. Bu yerleşim yerlerinden özellikle Konya Anadolu Selçuklu Devleti'ne başkentlik yaparak tarihte önemli bir yer almıştır. Siyasi ve jeopolitik öneminin yanında bu şehir bilim, sanat, edebiyat ve tasavvuf konularında da neredeyse bütün dünyaya öncülük etmiştir. Keza Kayseri'nin de tarih çağlarından günümüze kadar bu coğrafyada var olan bütün medeniyetler için her zaman çekim noktası olduğunu ve en önemli tarihi belgelerin yine burada başlatılan kazı çalışmalarında elimize geçtiğini görmekteyiz. Anadolu Selçuklu Devleti'nin en önemli şehirlerinden olan Kayseri ve Konya bu eserimizde ayrı ayrı ele alınarak incelenmiştir.Araştırma konusu olarak ?Anadolu Selçuklu Devleti Merkezi Şehirlerinden Konya ve Kayseri'de Şehir Hayatı? seçmemin başlıca nedeni yaptığım geniş kaynak taramasında ve çalışılan tezlerde konunun kısır bir döngü içerisinde incelenmiş olması ve yüzeyde kalan sığ bilgilerin verilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Söz konusu bu iki şehir genellikle bir bütün olarak incelenmemiştir bu cümleden kasıt; Selçuklu tarihi hep siyasi tarih olarak ele alınmış ancak şehir hayatı ve tarihi açısından okuyanı doyuramamış ya da tam tersi şehir hayatı irdelenmemiş ancak siyasi tarih açısından olaylar ele alınmıştır. Tezimi hazırlarken konumu bütünsellik çerçevesi içerisinde ele alıp tüm yönleriyle yansıtmaya çalıştım. Bu anlamda şu ana kadar yapılmış çalışmalardan farklı olarak bu alandaki büyük bir boşluğu dolduracağını düşünmekteyim.Çalışmamız dört bölümden meydana gelmektedir. Giriş kısmında şehirlerin adları, coğrafik konumları ve durumları ve Anadolu Selçuklu hâkimiyetine girmeden önceki tarihsel süreçlerini inceledik. Bu kapsamda geniş bir kaynak taraması yaptık ve şu ana dek incelediğimiz kaynaklarda görmediğimiz bir bütünsellik çerçevesi içinde birinci bölümde; Kayseri ve Konya'da Siyasi ve İdari Durum ikinci bölümde; Konya ve Kayseri'nin Fiziki Dokuları başlığı altında nüfus ve yerleşim, üçüncü bölümde ise; İçtimai ve Ekonomik Hayat, Dördüncü bölümde ise Kayseri ve Konya'da Şehir Hayatı ve İlmi Hayatı inceleyip bilgi vermeye çalıştık.Bu bilgileri aktarırken de hassas davrandık çünkü Anadolu Selçuklu Devleti şehir hayatına dair kaynaklar sınırlı olup var olanlar da içerik açısından yetersizdir. Ancak detaylı yaptığımız detaylı araştırmalarımızla bu sıkıntıyı aşmaya çalıştık. Açılan başlıklardan da bunun anlaşılacağını düşünmekteyiz.
Kentsel yaşam göstergelerinin belediyeler açısından değerlendirilmesi: Samsun Büyükşehir Belediyesi örneği
Kentleşme sürecinde, kentler başta alt yapı hizmetleri olmak üzere ekonomik, sosyal ve kültürel pek çok sorunla yüz yüze gelmiştir. Küreselleşme ile birlikte kent yönetimleri yenilenmiş ve kentlerin sürdürülebilirlik esasında yönetilmesi önem kazanmıştır. Çağdaş kent yönetimine göre kentler, sakinlerine belirli bir yaşam düzeyini sağlayan yerleşim birimleri olarak da görülmektedir. Bununla beraber kentler, insan haklarının gelişiminde de önemli bir birim ve kentli haklarının uygulandığı merkezler olmuştur.Avrupa Kentsel Şartı, kentli hakları konusunda en önemli metinlerden biridir. Şart, Avrupa kentlerinde yaşayanların kentte yaşamalarından dolayı sahip oldukları haklara yer vermektedir. Kentli hakları, hem yerel yönetimler hem de kent sakinleri tarafından işbirliği ve dayanışma içerisinde kullanılmalıdır. Böylece, sürdürülebilir kent yönetimleri sağlanabilir ve kent sakinlerinin yaşam kalitesi düzeyleri yükselebilir.Bu çalışmanın amacı, kentsel yaşam kalitesi düzeyinin ve kentli haklarının gerçekleştirilme düzeyinin belediyelerin sundukları kentsel hizmetler aracılığı ile değerlendirilmesi, değerlendirme yapılırken yararlanılan veri kaynaklarının karşılaştırılabilir ve güvenilir veri sunmadaki yeterlilik düzeyinin ortaya konulması ve son olarak kent yöneticilerine ve plancılarına kentsel yaşam kalitesi ve kentsel hizmetler kapsamındaki araştırmalar için yol gösterici olmaya çalışmaktır.Bu çalışmada, belediyelerin sundukları hizmetler (çevre koruma, konut, sağlık, kültür, sosyal, güvenlik, ulaşım, spor ve rekreasyon) kentsel yaşam kalitesi göstergeleri olarak belirlenmiş ve bu göstergelerde nesnel veriler kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan veriler, Türkiye İstatistik Kurumu ADNKS veri tabanı, Samsun Büyükşehir Belediyesi 2011 Faaliyet Raporu, Samsun Valiliğince yayınlanan 2010 İstatistiklerle Samsun kitapçığı ve Samsun Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinin ilgili birimleriyle yapılan görüşmeler ile elde edilmiştir. Ayrıca, çalışmada kentsel yaşam kalitesi düzeyini belirlemede karşılaştırma yapabilmek için Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler vb. uluslararası örgütlerin nesnel gösterge ve verilerinden yararlanılmıştır.
Perşembe ilçesinin Yavaş Kent Birliğine dâhil olmasının kentsel yaşam kalitesine etkisi
Tüketim toplumu mantığının yarattığı aynılaşma sürecine karşı çıkan yavaş hareketi, uluslararası düzlemde büyük bir ilgi görmektedir. Fast – food tarzı beslenmeye bir tepki olarak ortaya çıkan yavaş hareketi, bugün yavaş kentleşme olarak tanımlanan bir modelin temelini de oluşturmaktadır. Yavaş Kentler Birliği, küreselleşmenin yarattığı homojen mekânlardan biri olmak istemeyen, yerel kimliğini ve özelliklerini muhafaza ederek dünya sahnesinde yer almak isteyen kentlerin katıldığı uluslararası bir birliktir. Yavaş kent felsefesi; huzurlu bir gündelik yaşantıyı destekleyerek sağlıklı, temiz ve yerel ürünlerden hazırlanan geleneksel yemek kültürünün devamlılığını sağlamayı hedeflemektedir. Yavaş kent hareketinin dayandığı ilkeler ise, o yerleşim yerinde yaşayan bireylerin yaşam kalitelerinin yükseltilmesini ve bunun korunmasını olumlu yönde etkilemektedir. Çalışmada sürdürülebilirlik ekseninde gelişen yavaş kent hareketinde Perşembe ilçesinin söz konusu harekete dâhil olmasıyla ilçenin kentsel yaşam kalitesinde ne gibi farklılıklar meydana geldiği araştırılmaktadır. Yavaş kent hareketinin dayandığı ilkelerin harekete geçirilmesi sürecinde Perşembe'de bireylerin ve kentin yaşam kalitelerinin yükseltilmesi için çalışmalar yapılmaktadır. Bunun sonucunda da yavaş kentleşme hareketi ile kentsel yaşam kalitesi arasında güçlü bir bağ olduğu anlaşılmaktadır.
Türkiye'de kır-kent çelişkisi bağlamında yavaş yemek hareketi: Germiyan örneği
Sanayileşme ve küreselleşme olgusuyla birlikte kentler tek tipleşmekte, yerel dokularını kaybetmekte, yerel özellikleri unutulmakta ve doğal çevrenin korunması ikinci plana atılmaktadır. Bu durumun sonucu olarak ortaya çıkan kır-kent karşıtlığına, hızlı yaşam ve yemek biçiminin olumsuz sonuçlarına karşı oluşturulan alternatif yöntemlerden biri olarak görülen yavaş yemek hareketi ve bu hareketten esinlenerek oluşturulan yavaş kent hareketidir. Yavaş yemek hareketinin kuruluş süreci 1986 yılında İtalya'nın Roma kentinde hızlı yemek biçimini benimseyen McDonald'sın açılmasının, mutfak lezzetleri hakkında uzman olan Carlo Petrini öncülüğünde protesto edilmesiyle başlamıştır. Başlangıçta bölgesel bir eylem olarak ortaya çıkan yavaş yemek hareketi zamanla uluslararası bir yaklaşım haline gelerek 1989 yılında 15 ülkenin temsilcilerinin katılımıyla Yavaş Yemek Birliği'nin kurulmasına karar verilmiştir. Yavaş yemek hareketi 2019 yılı itibariyle 1.000.000 destekçisi ve 100.000 üyesi bulunmaktadır. Çalışmada, yavaş yemek hareketinin kır- kent karşıtlığını azaltabilecek etkin bir akım olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Belirlenen amaç doğrultusunda yavaş yemek hareketinin Dünya'da ve Türkiye'de tarihsel gelişimi, uygulama örnekleri incelenmiştir. Çalışmada örneklem olarak yöreye gelen göçle birlikte kır-kent çelişkisinin ortaya çıkması sonucunda halk tarafından bu sorunun çözümü ve yörenin kalkınması için yavaş yemek hareketinin uygulanmasını kabul eden, 2015 yılında Türkiye'nin ilk yavaş yemek(slow food) köyü olarak seçilen İzmir'in Çeşme ilçesine bağlı olan Germiyan Mahallesi seçilmiştir. Ayrıca çalışmada yavaş yemek hareketinin kentsel boyutta uygulanmasını amaçlayan yavaş kent hareketine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Yavaş Yemek, Kır-Kent Karşıtlığı, Germiyan
Küreselleşme ve kent yoksulluğu olgusuna sosyolojik bir yaklaşım
Yoksulluk, yirmi birinci yüzyılın ilk yıllarını yaşadığımız bu günlerde küreselleşme sürecinin etkisiyle içinden çıkılmaz bir duruma doğru evirilmektedir. Tüm alanlarda yaşanan değişim, dönüşüm doğal bir şekilde kendini toplumdaki problemlere de yansıtmaktadır. İnsanlığın var oluşuyla yaşıt kabul edebileceğimiz yoksulluk olgusu, gün geçtikçe yeni boyutlar kazanmakta ve özellikle küreselleşme çağında değişen dünyada kendi payına düşeni fazlasıyla almaktadır.Küreselleşme ile birlikte kent yoksulluğu olgusu daha da önemli hale gelmektedir. Kentleşme oranlarının artması yanında ekonomik alanda yaşanan post ? fordist dönüşüm beraberinde işsizlik, ücretlerin düşürülmesi, taşeronlaştırma v.b sorunlar beraberinde kent yoksulluğuna yol açmaktadır. Bu çalışmada, küreselleşen dünyada gün geçtikçe derinleşen yoksulluk konusu, kent yoksulluğu bağlamında irdelenmektedir. Küreselleşme çağında yeni boyutlar kazanan yoksulluk olgusu, kent yoksulluğu çerçevesinde ele alınırken gelişmiş ülkelerin gökdelen altlarında, sokaklarda ve köprü altlarında karton kutularda yaşayan, çöplerden beslenen, potansiyel suçlu olarak görülen bireyler artık küresel kentler başta olmak üzere tüm büyük şehirlerin gerçeği haline gelmektedir.Buradan hareketle kentsel yoksulluk sorunu, gerek ulusal gerekse de uluslararası alanda toplumsal bir problem olarak gün geçtikçe kronikleşen bir hâl almaktadır. Küresel dünyanın kentleri varsıl-yoksul arasındaki uçurumun en net gözlemlendiği yerler olarak dikkat çekici öneme sahiptir. Bunun için de özellikle kentlerin, yoksulluğun oluşumu ve gelişimine etkisi açısından bu alanların üzerinde önemle durulması gerekli olduğu ileri sürülebilmektedir.Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Kent Yoksulluğu, Yeni Kentsel Yoksulluk Kapitalizm.
Aggression and multi-modal signalling in the European robin (Erithacus rubecula)
Urban habitats are polluted with acoustic noise, which may disrupt communication between urban-living wildlife. Urban birds rely heavily on acoustic signals in many contexts, such as mate attraction and territorial defense. Aggressive interactions may escalate more rapidly when communication between rivals is disrupted. One way to respond to this challenge is to shift signaling effort to a less noisy modality. A common inhabitant of wooded areas and urban parks, European robins (Erithacus rubecula) use acoustic and visual signals during territorial defense. The present study investigates how European robins holding territories in urban and rural areas respond to simulated intrusions with or without experimental noise playback. We predicted that under experimental noise, European robins would show an increase in aggressive behaviors and shift their signaling effort from the acoustic modality to the visual. Since urban robins may have adapted to increased acoustic noise conditions, we expected them to show a steeper increase in aggression and a more prominent shift to the visual modality than that exhibited by rural robins. While urban robins were generally more aggressive, noise playback increased aggression only in rural robins. In accordance with the multi-modal shift hypothesis, noise playback resulted in lowered song rates in only urban robins. However, we did not detect a significant effect of noise playback on visual signals. The results suggest that plastic responses to transient increases in noise may be shaped by longer-term processes in urban European robins.
Üst gelir grubunun sosyo mekânsal ayrışımı, Ankara Bilkent Angora Evleri örneği
Kentlerimizde önceleri kentleşme, kırdan kente göç, kentlileşme, gecekondu gibi sorunlar tartışılırken; küreselleşen ve kapitalizmin egemen olduğu şu günlerde, yaşanan süreçlere ayak uydurur nitelikte hızla gelişen ayrışım, toplumsal tabakalaşma sorunları ve bunun sosyal ve mekânsal etkileri gündeme gelmiştir. Bu ayrışım ve tabakalaşma sürecinin başlarda yarattığı etkiler kente gelen göçlerle birlikte daha çok alt gelir grubu tarafından yapılagelen gecekondulaşma biçiminde karşımıza çıkarken, şimdilerde kentlerde; güvenlik sorunu, kentsel şiddet/suçlarla beraber artık sadece alt gelir grubunun ayrışımı değil; üst gelir grubunun da kendini ?diğerleri?nden soyutlama süreci başlamıştır.Metropolleşen kentlerimizin önemli sorunlarından biri olan ayrışma, diğer bir ifadeyle ?diğeri?ni dışlama; günümüzde artık üst gelir grubunun kendisine ait yeni bir dünya/ütopya, tümüyle yeni bir yaşam alanı oluşturma isteğiyle gelişmiş ve ortaya kentten tümüyle izole edilmiş, ?öteki?ne karşı geniş güvenliklerin oluşturulduğu, belirli sınırlar ardında, sadece yeni barınma mekânları değil adeta yeni dünyalar oluşturulmaya başlanmıştır. Araştırmaya konu olan üst gelir grubunun sosyal ve mekânsal ayrışımı bu boyutuyla ele alınacak ve sosyo mekânsal ayrışmada değişen mekân, Türkiye'de ve Dünyada bu ayrışma süreci örnekleriyle değerlendirilecektir.Bu kapsamda Ankara kenti içerisinde yer alan ayrışmış kapalı toplulukların, kapılı sitelerinden biri ( Gated Community) örneklem alan olarak ele alınacaktır. Bu araştırma kapsamında; ayrışma, ,sosyal tabakalaşma, ayrışmanın yapı taşları, ayrışmanın oluşum süreçleri, kent ve kentliye olan etkileri, ayrışmaya etki eden içsel ve dışsal faktörler, üst, orta ve alt gelir gruplarının kent içindeki yerleri, üst gelir gurbunun sosyo-mekânsal ayrışımı; teorik çerçeve, mevcut durum ve örnekler kapsamında, seçilen örneklem alanda yapılan araştırmalar sonucu elde edilen bulgular ışığında değerlendirilmektedir.Örneklem alanda yapılan anket çalışmasıyla, bu bölgede yaşayan grubun, sosyo-mekansal ayrışıma ne kadar katıldığı, mekânsal tercihleri, kent içerisindeki davranışları ve tüketim alışkanlıkları bağlamında incelenirken, kentsel politikaların da ayrışıma ve seçilen gruba etkisi bu anlamda değerlendirilmektedir.
COVID-19 sürecinde İstanbul'da rezidans türü konutta yaşam kalitesi araştırması
Konutun yaşanılırlığının önemli bir biçimde ortaya çıktığı Covid-19 sürecinde İstanbul'da rezidans türü konutta yaşam kalitesinin araştırıldığı bu çalışmada kentsel yaşam kalitesi ve konut kavramları incelenerek İstanbul Ataşehir bölgesinde seçilmiş olan iki farklı tür rezidans projesi üzerinden Covid-19 süreci etkisinde yaşam kalitesi çalışması yapılmıştır. Kentsel yaşam kalitesi çalışması rezidans konut içi tasarımı, rezidans ortak kullanım alanları ve yapı çevresi kapsamında ele alınmıştır. Bu çalışma kapsamında, giriş bölümünü izleyen birinci bölümde tarihsel süreçte meydana gelen salgınlar incelenmiş ve salgınların kentlerin değişimi üzerindeki etkileri anlatılmıştır. Günümüzün küresel salgını olan Covid-19 salgını ve kentsel yaşam kalitesi üzerindeki etkileri incelenmiş, konutun yaşanılırlığının artan önemi vurgulanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde kentsel yaşam kalitesi ve konut kavramları ele alınmıştır. Kentsel yaşam kalitesi kavramı kapsamında kentsel yaşam kalitesinin göstergeleri ve kentsel yaşam kalitesini etkileyen faktörler detaylıca anlatılmıştır. Konut kavramı özelinde ise rezidans türü konut daha kapsamlı ele alınmıştır. Üçüncü bölüm alan araştırmasını içermektedir. Araştırma alanı olarak Ataşehir bölgesinde seçilen iki farklı rezidans konut yapısı örneğinde belirlenen yöntem üzerinden Covid-19 sürecinde yaşam kalitesi araştırması yapılmıştır. Bu kapsamda rezidans yapı çevresi, rezidanstaki ortak kullanım alanları ve konut içi tasarımı analiz edilmiştir. Yaşam kalitesi çalışmasını desteklemek amacıyla, nesnel analizlerin yanında, seçilen iki farklı rezidansın kullanıcılarıyla anket yapılmış ve öznel yaşam kalitesi çalışması sonuçları ortaya koyulmuştur.
Elektromanyetik kirlilik ve kent yaşamına etkileri
96 ÖZET Araştırma ile elektromanyetik radyasyon ve elektromanyetik kirliliğin günümüzde kentlerde ulaştığı boyutların ve yarattığı tehlikelerin ortaya konması, yerel ve merkezi idarelerin görev ve sorumluluklarının irdelenmesi, konunun hukuki boyutları ile, alınacak bireysel ve kurumsal tedbirlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Böylelikle kamuoyunun bilinçlendirilmesi, çevre ve halk sağlığı açısından dikkatinin çekilmesi de hedeflenmektedir.Tez çalışması dört bölümden ve üç ekten oluşmakta olup, toplam, 120 sayfadan ibarettir. Çalışmada elektromanyetik radyasyon ve elektromanyetik kirlilik tanıtıldıktan sonra, tarihçesinden bahsedilmekte, konu ile ilgili olarak ulusal ve uluslararası çalışmalardan örnekler ile epidemiyolojik çalışmalar incelenmektedir. Ayrıca Ankara ilinin değişik noktalarında yapılan ölçüm değerleri ve değerlendirmeleri verilerek konunun kent yaşamına olan etkileri yansıtılmaya çalışılmakta, kırsal ile kent arasında elektromanyetik kirlilik açısından kıyaslamalarda bulunulmaktadır. Araştırmada çeşitli iletişim firmalarının yapmış oldukları araştırma sonuçları ile biyofizik alanında yapılan inceleme çalışmaları ve uluslararası bilimsel kuruluşların yaptıkları araştırma sonuçlarına yer verilmektedir.Araştırma durum tespitine ve çözüm önerilerine yönelik olup, ayrıca Avrupa Birliği ve diğer ülkelerin radyasyona maruz kalınma sınır değerleri incelenerek ülkemizdeki değerler ile kıyaslama yapılmaktadır. Konu ile ilgili olarak yargıya intikal etmiş ve sonuçlanmış davalar incelenmekte, bu kapsamda bir Yargıtay İlamı sunulmaktadır. Elektromanyetik uyum ile elektromanyetik silah konusu üzerinde durulmakta ve bu konularda insanlığı bekleyen tehlikelerin neler olduğu örneklerle belirtilmekte, elektromanyetik kirlilik etkisinin geleceğimizin teminatı olan97 çocuklarımız üzerindeki olası risklerinin neden yetişkinlere göre daha fazla olduğu açıklanmaktadır. Günümüzde gelişmiş tüm dünya ülkelerinde nüfusun neredeyse %85'lere varan kesimi kentlerde yaşamakta olup, bu oran her geçen yıl, bir az daha kent yönüne doğru artmaktadır. Çok genç nüfusa sahip olan ülkemizde de kentlerde yaşama oranı, son yapılan analizlere göre %65'ler civarındadır. Bu gelişmeler de kentlerimizin büyüme yönlerinin daha iyi planlanmasına, eski semtlerinin de tarihi dokuyu bozmadan daha detaylı kentsel dönüşüm projeleri ile yenilenmesine ihtiyaç göstermektedir. Ülkemizde konutların ve çalışma alanlarının gereksinim duyduğu elektrik enerjisi dağıtım sistemleri daha çok havai hat olarak dizayn edilmiştir. Bunun yanında iletişimi mobil olarak sağlayan cep telefonu baz istasyonları yüksek binalara, sadece kapsama alanı ve ticari kaygılar ile gelişi güzel yerleştirilmiştir. Bu da, kentlerimizin estetiğini bozmaktadır. Yine yerel ve ulusal televizyon verici istasyonlarının şehrin yüksek yerlerine aynı ilkesizlik ile monte edildiği gözlenmektedir. Bu ve benzeri değerlendirmeler ile konunun kent estetiği açısından doğurduğu sorunlar üzerinde durulmaktadır. Sonuç bölümünde; teknolojinin insanlara şu an için sunduğu ve her geçen gün daha fazla sunması beklenen hizmetlerin alınmasında, fayda ve zarar değerlendirilmesi yapılarak, optimum faydanın sağlanması için, ne gibi bireysel ve kurumsal tedbirlerin alınması gerektiği ile, ülkemizde konuyla ilgili olan kurum ve kuruluşların yetki ve sorumluluklarının paylaşımı konusundaki çelişkilerin giderilmesi amacıyla önerilen çözüm yöntemleri sunulmuştur.
Güncel masal kitaplarında metropol yaşamı
Masalkitapları; kimi zaman gerçekçi, öğüt veren,kimi zaman olağan üstü olan ve doğaüstü canlılara yer verilen, yazı diline aktarıldıktan sonra bol resimli hale getirilen bir yazınsal türdür. Güncel masallarla birlikte günlük yaşamı anlatan ve birçok insanın yaşamını devam ettirdiği metropol kentler, yoğun bir yaşam alanı bütünüdür.Bu çalışmada''Güncel Masal Kitaplarında Metropol Yaşamı'' araştırılarak örneklerle incelenmesi amaçlanmıştır.Bireyin, yaşam alanı olan bu yerleri tanıması ve bilgi sahibi olduğu bu yaşam alanı hakkında ilk eğitimi sağlayan masal kitaplarına önemli bir görev düşmektedir. Metropol kentlerde yetişen bireylerin çevresi hakkındaki eğitim ve küresel problemlere yaşam alanlarında sunacakları çözüm, sosyal farkındalık yaratma, çevresini tanıyarak yardımlaşma duygusunu tekrar aşılama işlevi olarak önem teşkil etmektedir. İki ana başlık altında toplanan bu çalışmanın birinci bölümde; masal kitaplarının genel anlamda tanımlanması, metropol yaşamının kısa tarihçesinin zaman içerisindeki gelişimi ile ele alınmıştır. İkinci kısımda ise, metropol ve metropol yaşamını konu alan kitaplar alt başlıklara ayrılarak metropol kültürü teması ele alınmış ve örneklerle konunun geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda yayınlanan masal kitaplarının literatürlerde aranmasıyla başlayan araştırmada; masal kitaplarından faydalanılmıştır. Bu çalışmada''Güncel Masal Kitaplarında Metropol Yaşamı''konusunda varılan yargı ise sonuç bölümünde belirtilmiştir. Bu kazanımları sağlayan güncel masal kitapları hakkında yapılan inceleme, metropol kültürünün güncel masal kitaplarına görsel ve içerik bazında ayrılarak incelenmesi hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler : Masal, Metropol
Adımlamak şehirde yaşayan insanların yürüme eylemine olan yaklaşımının değişimi
Bu yüksek lisans tez çalışmasında insanın yürüme eylemi ele alınmıştır. Şehir hayatı, modernleşme, yürüme eylemi arasında kimi bağlantılar kurulmuştur. İnsanın yaşadığı alanı anlamlandırmak istemesi, şehrin biçimlenişinde yol gösterici olmuştur. Dolayısıyla da şehirler günlük hayat pratiklerine uygun bir şekilde planlanmıştır. Bu da şehirlerin yürümeye uygun olacak biçimde planlamasını sağlamıştır. Tarih boyunca yapılan keşiflerde; yürüme, yer değiştirme belirleyicidir. Antik Yunanda felsefe etkinliğinin yürüyerek yapılması, yürümenin önemini ortaya koyar. Modern şehirlerin kurulmasıyla flanörler, yani şehri yürüyerek keşfe çıkan kişiler ortaya çıkmıştır. Şehir ortamından bunalan insan, doğa yürüyüşlerine yönelip, doğayı yeniden keşfetmeye başlamıştır. Adımlamak başlıklı bu kısa belgesel filmi de modern şehirlerin insanın yürüme eylemine olan etkisini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Bu nedenle antik yollar, efsaneler, Karia Yolu yürüyüş rotası keşif yolculuğu içine alınmıştır.
Covid-19 pandemi sürecinde konutlarda kullanıcı yaşam kalitesini etkileyen parametrelerin değişimi: Ataköy örneği
Konutlar; insanlığın varoluşundan bu yana, bireylerin barınma ihtiyacını ve güvenliği sağlamak amacıyla insan yaşamının bir parçası olmuştur. Günümüzde konutlar yalnızca bir sığınak olmaktan öte, kişinin pek çok gereksinimine hizmet etmesi beklenen, kullanıcının yaşam kalitesini yansıtan bir yaşam alanı haline gelmiştir. Bireyler; yaşam biçimlerine, aile yapılarına, eğitim seviyelerine ve statülerine en uygun, aynı zamanda gündelik yaşamlarını elverişli hale getirecek özelliklere sahip konutlarda yaşamlarını sürdürmeyi amaçlamaktadır. 21.yüzyılda ortaya çıkan ve dünya çapında etki eden Covid-19 bulaşıcı hastalığı, tüm insanlığı karantina ve sosyal izolasyon gibi durumlara mecbur kılmıştır. Covid-19 pandemisi, insanın ve toplumların olağan yaşamında önemli ölçüde değişikliklere sebep olmuştur. Bu süreçte konutlara ''Hayat Eve Sığar'' söylemiyle hem yuva hem sosyal alan hem de eğitim ve ofis mekanları misyonları yüklenmiştir. Pandemiler, insan yaşam kalitesini doğrudan etkileyen bir olgu; konut ise yaşam kalitesi algısının odağındaki ana mekân olması sebebiyle, çalışmada pandemi süreci ile konut bir arada irdelenmektedir. Çalışmanın ilk bölümünde mimarlık ve şehircilik kapsamında yaşam kalitesi ve kentsel yaşam kalitesi kavramları incelenerek temel parametreler ele alınmıştır. Çalışmanın ana hedefi, konut kullanıcılarının yaşam kalitelerini etkileyen parametrelerin Covid-19 pandemisi öncesi ve sırasında/sonrasında nasıl bir değişim gösterdiğini analiz etmektir. Çalışma, birçok bakımdan konut memnuniyetinin yüksek olduğu semtlerden biri olan İstanbul Ataköy yerleşiminde yürütülmüştür. Genel olarak yapımı 1950'lere dayanan, apartman tipi toplu konutlardan oluşan yerleşim alanı, zaman içinde yapılan yeni binalarla araştırmacılar için güncelliğini korumaktadır. Çalışmada, Covid-19 pandemisi sürecinde, konut kullanıcılarının bireysel deneyimlerini araştırmak amacıyla mesken sakinlerine hitap eden bir anket çalışması yürütülmüştür. Farklı tipolojilere sahip konutlarda pandemi sürecini geçiren kullanıcılar ile konutlarında yaşam kalitelerini yansıtan kriterlerin bu süreçteki değişimi irdelenmiştir. Yapılan çalışma göstermiştir ki; Covid-19 pandemisi, insanların yaşam biçimlerini değiştirdiği gibi, bu süreçte değişen beklentiler ve ihtiyaçlar doğrultusunda, konuttaki yaşam şekillerini nitelikli hale getiren yaşam kalitesi unsurlarında da değişiklik meydana getirmiştir. Analiz sonuçları ile, gelecekte yeniden yaşanıp yaşanmayacağı belirsizliğini koruyan pandemi olgusunun, mimarlık ve konutta kullanıcı yaşam kalitesi kapsamında, gelecek konut tasarımları ve planlamaları için kullanıcı beklenti ve ihtiyaçları yönünde veri sağlaması hedeflenmiştir.
Metropoldeki yabancılaşma probleminin sinemada temsili: Taxi Driver
Yabancılaşma kavramı, günümüzde sosyolojinin önemli kavramlarından biridir. Çağımızda şehirleşmenin artmasıyla ile birlikte farklılaşmanın ve kalabalıklaşmanın yoğun olduğu büyük kentlerde insanların gittikçe yalnızlaşarak kendine ve çevresine karşı yabancılaşması önemli sosyal problemlerden biridir. Çalışmanın temel çerçevesini de bu kavram oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı, sosyoloji alanındaki düşünürlerden biri olan Georg Simmel'in metropol (ana kent/büyük şehir) ile ilgili yabancılaşma tanımlamasının, sinemanın toplumsal gerçekçi yapıtlardan biri olan 1976 yapımı Taxi Driver filmi üzerinden bir incelenmesidir. Çalışmada bu filmin toplumsal gerçekliği yansıttığı iddiası temel alınmaktadır. Bu çalışma için, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan görsel analiz metodu tercih edilmiştir. Çalışmanın amacına uygun olarak araştırma soruları oluşturulmuştur. Bu araştırma soruları, Taxi Driver filmi üzerinden görsel analiz yöntemi ve içerik analiz tekniği ile incelenmiştir. Analizler ve değerlendirmeler sonucunda, analiz için seçilen Taxi Driver filmindeki 70'li yılların New York metropol hayatında, Georg Simmel'in yabancılaşmaya dair fikirlerinin ve değerlendirmelerinin bulunduğu ve filmdeki yaşantının da bu düşünceleri yansıttığı gözlemlenmektedir. İlk olarak Taxi Driver filmindeki metropolde oluşan yabancılaşmanın nedenleri ile Georg Simmel'in metropoldeki yabancılaşmanın oluşumundaki nedenleri arasında bir benzerlik vardır. İkinci olarak Taxi Driver filminin metropoldeki yabancılaşmadan kurtulmak için sunduğu seçenek ile Georg Simmel'in metropoldeki yabancılaşmadan kurtulmak için sunduğu bir seçenek olan "soylu kişilik" kavramı da benzerdir. Ayrıca Taxi Driver filminde, bireyin metropoldeki yabancılaşmadan ve içerisinde bulunduğu nesnel kültürden kurtulmanın herhangi bir yolunun olmadığı düşüncesi ile Georg Simmel'in bireyin yabancılaşmadan ve paraya dayalı metropoldeki nesnel kültürden kurtulmasının bir yolunun olmadığını ve ayrıca bireyin bu nesnel kültüre yaşayacağı bir sarsıntı ile alışacağı düşüncesi arasında da bir benzerlik söz konusudur. Anahtar Kelimeler: Yabancılaşma, Metropol yaşamı, Para
Kentsel yaşam bağlamında spora yönelen bireylerin sosyo-ekonomik durumları: Antalya'daki spor merkezlerinde sosyolojik bir araştırma
Günümüzün en önemli sosyal olgularından biri olan sporun, araştırmaya değer bir çok boyutu vardır. Sporun bireyler tarafından nasıl algılandığı, sporun ne amaçla yapıldığı sporun sosyolojik analizinde önem kazanmaktadır. Sporun yapısı içinde aktörler/failler de etkin rol oynayabilmektedir. Kentsel yaşam içinde en önemli boş zaman etkinliklerinden biri olarak ele alınan spor aktiviteleri; beden, güzellik, estetik, sağlık gibi kaygılar nedeniyle yer alınabilen aktiviteler olurken, bu aktiviteler sporun aynı zamanda bir tüketim nesnesi olarak da ele alınabilmesine zemin hazırlamaktadır. Spor salonları/merkezleri bu amaçla her kesimden bireye hizmet veren kentsel mekânlardır. Bu salonları kullanan bireylerin spor algıları farklılaşabilmektedir. Bu algıların oluşumunda bireylerin sosyo-ekonomik durumlarının etkisi vardır. Ancak sosyo-ekonomik durum bireylerin spor algısında tek başına baskın faktör olmamaktadır. Aile, cinsiyet, sosyal çevre (eş, arkadaş) gibi faktörlerle beraber; günümüzde sağlık söyleminin yükselmesi, bedensel güzelliğe verilen öneminin artması da bireylerin spor algısını etkilemektedir. Bu çalışmada kentsel yaşam içinde spor salonuna giden bireylerden elde edilen veriler ışığında, sporun toplumdan da bağımsız bir olgu olmadığı düşünülerek, sporun sosyolojik analizi hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Spor, Kentsel Yaşam, Tüketim, Sağlık, Güzellik, Boş Zaman
Resim sanatında bir ifade unsuru olarak kent imgesi
"Resim Sanatında Bir ifade Unsuru Olarak Kent İmgesi" başlığı altında hazırlanan bu çalışmada, kent konusu üzerinde yaptığım araştırmalar ve bu konudaki çalışmalarıma yer verilerek, özellikle Batı Resmi'nde İzlenimcilik ve sonrasındaki bazı sanat akımları içerisinde kent konusunu ele alan sanatçılara değinilmiştir.İlk olarak kentlerin ortaya çıkış süreçleri incelenmiş, Sanayi Devrimi'nin gerçekleşmesiyle, teknoloji, fikir ve sanat alanındaki yeniliklerle birlikte ortaya çıkan kentlere değinilmiştir. Teknolojinin akıl almaz bir şekilde ilerlemesi ve beraberinde nüfusun artmasıyla birlikte, kentlerin hızla büyümesinin mimariye olan etkileri de incelenerek, kentleşme sürecinde yaşananlar anlatılmıştır.Sanayi Devrimi'nin etkisiyle, fiziksel çevredeki değişikliklere değinilmiş ve değişen kent düşüncesiyle birlikte sanatçıların eserlerindeki kent konusuna bakılmıştır. Özellikle Batı Resmi'nde, Sanayi Devrimi'nin gerçekleştiği dönem olan 19. yüzyılın ikinci yarısı ve sonrasındaki kent yorumlarına değinilmiştir. Bu dönem içerisinde Empresyonizm, Kübizm, Sürrealizm, Yeni Dışavurumculuk, Foto Realizm, Pop Art gibi sanat akımlarından etkilenmiş olduğum sanatçılara ve bu sanatçıların tuvallerindeki kent görünümlerine yer verilmiştir.Son bölümde ise, 1996 yılından beri ilgilendiğim bir tema olan `kent' konusunun bir ifade unsuru olarak tuvalimde ne şekilde yer aldığı açıklanmış ve kent yaşamının benim üzerimdeki etkileri anlatılmıştır. Kent görünümlerini farklı bakış açıları içerisinde resmederken fotoğrafın da önemli bir yeri olduğu belirtilmiş ve bir zaman sürecine bağlı olarak bu görüntülerin her ışık altında değişik yorumlarla çalışmalarıma yansıdığı anlatılmıştır.
Sophie Calle örneğinde kamusal alanda sanat ve mahremiyet olgusu
20. yüzyılın başlarında, toplumsal yaşam ve insan ilişkilerinin modern kentlerde içi içe geçtiğini görmekteyiz. Kalabalıklar içerisinde sıkışıp kalan insanlar, ne yaşadığının farkında değildir. İnsanın çevresiyle ve algısıyla olan ilişkisini güçlendiren bu durum, kişinin kendisine yeni yaşam kurguları oluşturmasına olanak tanır. Böylece, dünyaya ait anlatıları olduğu gibi yansıtma durumunda ise sanat, gerçeklikten ayrılamayacak bir durum haline gelebilmektedir.Anonim kent olgusu içerisinde kimliksizleşen birey, alışmış olduğu dünyasında bir `öteki' haline gelir. Her gün tekrarlanan ritüeller, yeni küçük eklentiler ve farklı çözüm arayışlarıyla şekillenen modern insan, bir yandan `fark edilen' bir yandan da `izole edilmiş' konumdadır. `Öteki' lerin birbirleriyle iletişime geçme veya hayatlarına girme teşebbüsü ise mahremiyetin sınırlarını ortadan kaldırır. Bu durum, insanın kendi yaşantısını başkalarına göstermek ya da diğerleri diye nitelendirebileceğimiz kişileri ortak hikayeye dahil etme isteğini doğurur.Anlatı oluşturma arzusu, modern çağın insanını kişisel deneyimler çerçevesi içerisinde keşfe çıkarır. Günümüz yaşamında sıkça karşılaştığımız bu merak duygusu, metropolleşmiş şehirler altında yatan hikayeyi sanat nesnesi haline dönüştürür. Bu noktada sanat deneyimi hakikatten beslenerek, kendi anlatısını oluşturur.Zorunlu olarak yaşamak durumunda olduğumuz kamusal alanda hem aşina olduğumuz hem de hakkında hiçbir şey bilmediğimiz yabancılar, kentin görünmez yüzleridir. Toplumsal yaşamda takip etme isteği uyandıran ?onlar? diye tabir ettiğimiz bu kitle, sanat arayıcılığıyla ortak döngüye dönüşmektedir.
Hidroelektrik santrallerinin çevre, kent yaşamı ve kültüre etkileri: Hasankeyf Ilısu Barajı
Günümüzün en temel sorunlarından biri enerji ihtiyacı ve bu ihtiyacın giderilmesi için yaratılan ekolojik sorunlardır. Hidroelektrik enerji üretimi için inşa edilen barajlar ve Hidroelektrik Santraller beraberlerinde birçok çevresel, kentsel ve kültürel etkiyi de getirmekteler. Bu bağlamda hidroelektrik enerji üretiminin yararlılığı bilim dünyasında ve kamuoyunda tartışılmaktadır. HES'lerin neden olduğu çevresel etkilere Allianoi, Zeugma, Hasankeyf gibi önemli tarihi ve kültürel alanları sular altında bırakma da eklenince; tartışma boyutu farklılaşmaktadır.Araştırmanın odağında bulunan HES'lerin çevre, kentsel yaşam ve kültüre etkileri; HES'lerin genel etkileri saptanarak tümden gelim yöntemi ile Hasankeyf Ilısu Barajı özelinde incelenmiştir.Araştırma iki temel bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde: suyun doğadaki yaşamsal önemi ve enerji üretimi amacıyla kullanılması süreci ile; HES'lerin neden olduğu çevresel, kentsel ve kültürel etkiler incelenmiştir. İkinci bölümde ise Dicle Nehri üzerine kurulacak olan ve Hasankeyf'i su altında bırakacak olan Ilısu Barajı ve HES'in Dicle Vadisi ve Hasankeyf'te neden olacağı çevresel, kentsel ve kültürel etkiler; konu ile ilgili yapılmış araştırmalar, yasal mevzuat, kamuoyu tartışmaları, bilimsel raporlar, TBMM tutanakları ve proje ile ilgili hazırlanmış YYEP ve ÇED raporlarından yararlanılarak ele alınmıştır.
Yavaş şehirler (cittaslow) ve kentsel yaşam kalitesi üzerindeki etkileri: Seferihisar halkının algısı üzerine bir araştırma
Yerleşik hayata geçiş sürecinde toplumlar, kendileri için elverişli olan bölgelere yerleşerek köyleri, bu köylerin zaman içerisinde gelişmesiyle de kentleri meydana getirmişlerdir. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra hem dünya nüfusunun hızlı bir şekilde artması hem de teknoloji ve sanayileşme alanında yaşanan gelişmeler sonucunda kentlerin daha çekici hale gelmesi insanların kırsal bölgelerden kentlere doğru göç etmesine neden olmuştur. Kentlerde giderek büyüyen iletişim ve ulaşım alanındaki teknolojik gelişmelerin, zaman ve mekân sınırını ortadan kaldırması ile gerçekleşen küreselleşme olgusu da üretim ve tüketimde hız kavramının gelişmesine zemin hazırlamıştır. Aşırı kentleşme ve küreselleşmenin doğayı göz ardı eden yaklaşımlarına karşı, çevre ve kaynakların gelecek nesillere sürdürülebilir bir şekilde aktarılmasını, yerel ekonomi, kültür ve değerlerin ön plana çıkarılmasını ve kentsel yaşam kalitesinin artırılmasını amaçlayan Yavaş Şehir (Cittaslow) Hareketi bir tür tepki olarak geliştirilmiştir. Bu çalışma kapsamında; yürütülen alan araştırmasına temel olması amacıyla sürdürülebilirlik, sürdürülebilir kentleşme, küreselleşme, kentsel yaşam kalitesi ve yavaş şehir kavramları incelenerek sürdürülebilir kentleşme bağlamında yavaş şehirlerin kentsel yaşam kalitesine etkileri üzerinde durulmuştur. Alan araştırması olarak farklı bölgelerde farklı kişi ve kurumlar tarafından yapılan çalışmalar sonucu ortaya konulan kentsel yaşam kalitesi kriterleri esas alınarak hazırlanan anket formu ile, Seferihisar'ın Yavaş Şehir Birliği'ne üyeliğinin kentsel yaşam kalitesi üzerindeki etkisini ölçmeye yardımcı olacak bir anket çalışması uygulanmıştır. Verilerin analizinde Student T-Test ve One-Way Anova testlerinden yararlanılmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda; Seferihisar halkının yavaş şehir hareketine ve yavaş şehir statüsünün Seferihisar'daki kentsel yaşam kaliteleri üzerindeki etkilerine ilişkin kanaatleri belirlenmiş, analiz edilmiş ve memnuniyet seviyelerinin düşük olduğu hususlara vurgu yapılarak, kentsel yaşam kalitesini artırmaya yönelik öneriler geliştirilmiştir. Bu kapsamda fiziksel, ekonomik ve sosyal göstergeler dâhilinde altyapı, gelir düzeyi, nüfus artışı ve diğer bazı konularda Seferihisar halkının olumsuz görüşlere sahip olduğu anlaşılmıştır. Bu sonuca istinaden kentte, altyapı ve üstyapı çalışmalarının hızlandırılması, ekonomik anlamda yerli üreticiye teşvik politikalarının uygulanması, belirli planlamalar ekseninde nüfus artışının kontrol altına alınması vb. söz konusu öneriler arasındadır. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilirlik, Sürdürülebilir Kentleşme, Yavaş Şehirler (Cittaslow), Kentsel Yaşam Kalitesi, Seferihisar.