Üriner sistem enfeksiyonları
98 theses under this subject heading
Kadınlarda alt üriner sistem enfeksiyonuna davranışsal yatkınlığı değerlendirmede ölçüm aracı geliştirme ve kadınların alt üriner sistem enfeksiyonuna davranışsal yatkınlık düzeyinin belirlenmesi
Amaç: Bu araştırmanın birinci amacı, kadınlarda alt üriner sistem enfeksiyonuna davranışsal yatkınlığın belirlenmesine yönelik geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirilmesi, ikinci amacı kadınların alt üriner sistem enfeksiyonuna davranışsal yatkınlık düzeyinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışma, bir eğitim ve araştırma hastanesinde 11.01.2023-01.09.2023 tarihleri arasında 1247 kadın katılımcı ile metodolojik ve kesitsel olarak yürütülmüştür. Ölçeğin geliştirilme aşamasında kapsam geçerliği, AFA, DFA, madde ayırt edicilik ve güvenirlik analizleri kullanılarak psikometrik testleri yapılmıştır. Geliştirilen ölçekle kadınların davranışsal yatkınlık düzeyi yüz yüze görüşme tekniğiyle veri toplanarak değerlendirilmiştir. Çalışmada, analizler ve parametrik testler NVIVO, SPSS 23.0 ve AMOS 24.0 programları kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Ölçeğin AFA sonucuna göre, ölçekte toplam varyansın %65,16'sını açıklayan ve faktör yükleri 0,609-0,894 arasında değişen beş alt boyutlu bir yapı elde edilmiştir. Araştırmanın DFA sonucunda modelin verilerinin kabul edilebilir uyum iyiliği değerleri içerisinde olduğu saptanmıştır. Ölçeğin güvenirliğine ilişkin; Cronbach Alpha katsayısı toplam ölçek için 0,983, alt boyutları için sırasıyla 0,943-0,946-0,939-0,919-0,875 bulunmuştur. Kadınların alt üriner sistem enfeksiyonuna davranışsal yatkınlık düzeyi puan ortalaması 3,74 ± 0,77'dir. Kadınların alt alt üriner sistem enfeksiyonuna davranışsal yatkınlık düzeyini yaş, öğrenim düzeyi, ekonomik durum, çalışma durumu ve üriner sistem/genital hastalık geçirmiş olma faktörleri etkilemektedir (her biri için; p<0,05). Sonuç: Çalışmada geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olan beş alt boyut ve 35 maddeden oluşan Kadınlarda Alt Üriner Sistem Enfeksiyonuna Davranışsal Yatkınlığı Değerlendirme Ölçeği geliştirilmiştir. Kadınların alt üriner sistem enfeksiyonuna davranışsal yatkınlığı düşük düzeydedir.
Neonatal dönem üriner sistem infeksiyonlarının yönetiminde idrar nötrofil jelatinaz ilişkili lipokalin düzeylerinin değerlendirilmesi
İdrar yolu enfeksiyonu (İYE) yenidoğanda sık görülen enfeksiyonlardandır. Yenidoğanda uygun tedavi yapılmayan İYE akut mortalite ve morbiditenin yanısıra uzun dönemde kronik böbrek hastalığına yol açabilmektedir. İYE'nin hızlı tanısına yönelik yeni belirteçler, tedavinin erken başlatılmasına yardımcı olacaktır. İYE'nin erken bir belirteci olarak genitoüriner epitel hasarında spesifik olarak yükselen idrar nötrofil jelatinaz ilişkili lipokalinin (uNGAL) kullanımını araştırdık. Bu çalışma, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'nda, 1 Mart 2022-1 Mart 2023 tarihleri arasında İYE olabileceği düşünülen 80 yenidoğan bebekte tek merkezli prospektif kohort çalışma olarak gerçekleştirildi. İdrar kültürü alındığı anda postmenstrüel 37 haftanın altında kalanlar, postmenstrüel 44 haftanın üzerinde kalanlar ve asfiksi öyküsü olan yenidoğan bebekler çalışma dışı bırakıldı. 80 hastanın 50'sinde İYE tanımlanarak hasta grubunu, idrar bulguları normal olan 30 hasta kontrol grubunu oluşturdu ve gruplar arası uNGAL düzeyi karşılaştırıldı. İYE saptanan grupta (839,14 ng/ml), İYE saptanmayan gruba (718,14 ng/ml) göre istatistiksel olarak daha yüksek uNGAL düzeyi saptandı (p=0,001). ROC analizi sonuçlarına göre İYE tanısı koymak için uNGAL kesme değeri 973,43 ng/ml (güven aralığı %95 ve AUC 0,741) olarak belirlendi. İYE tanısı koydurucu uNGAL kesme değerinin üzerinde kalan ve tam idrar tetkikinde lökosit esteraz pozitifliği olan 5 hastanın tamamı İYE tanımlanan grupta idi. İYE tanımlanmayan 30 hastanın 27'sinin uNGAL düzeyi İYE tanısı koydurucu uNGAL kesme değerinin altında idi. İYE'li olgularda ortalama uNGAL düzeyi yüksek saptanmış olsa da yenidoğan döneminde etkileyebilecek morbiditelerin çokluğu nedeniyle tek başına uNGAL düzeyinin İYE'nin tanısında altın standart olan idrar kültürünün yerini alamayacağı sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: uNGAL, Üriner sistem enfeksiyonu, Yenidoğan
İdrar yolu enfeksiyonlarında heparin bağlayıcı protein ve nötrofil jelatinaz ilişkili lipokalinin tanıdaki yeri
İdrar yolu enfeksiyonu (İYE), çocuklarda en sık görülen enfeksiyonlardan biridir ve belirsiz bulgularla seyredebilir. Enfeksiyonun lokalizasyonu tedavi ve prognoz açısından önemlidir. İYE çocukluktan erişkinliğe taşınan, morbiditesi yüksek ve tekrarlama eğiliminde olan, kronik böbrek hastalığına gidişi önlenebilir bir hastalıktır. Çalışmamızda amaç İYE'de aşırı konulan tanıların engellenmesi, hızlı ve doğru bir şekilde tanı konulması, İYE tanısının daha erken konulabilmesi için yeni parametrelerin geliştirilebilmesidir. Etik kurul onayı sonrası hastanemize başvuran, 3 ay – 5 yaş arası, idrar yolu enfeksiyonu semptomları olan 55 hasta ile İYE semptomu olmayan 25 hasta kontrol grubunun idrar kültürü, beyaz küre sayısı, nötrofil sayısı, C Reaktif Protein, prokalsitonin, piyüri, lökosit esteraz, üre, kreatin değerleriyle üriner Heparin Bağlayıcı Protein (HBP) ve üriner Nötrofil Jelatinaz İlişkili Lipokalin (NGAL) parametleri karşılaştırılmıştır. Çalışmamızda hasta grubunda üriner NGAL ve HBP değerleri kontrol grubuna göre daha yüksek saptandı. NGAL seviyesi kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksekti (151,77 ng/ml'ye karşı 75,46 ng/ml, p <0.001). İYE tanısında idrar kültürü pozitifliği için, üriner NGAL değişkeninin 115.8 ng/ml'lik bir eşik değerinde %90,6 duyarlılık ve %66,7 özgüllük gösterdiğini tespit ettik. Üriner HBP değerleri arasındaki ortalama farklılık da istatistiksel olarak anlamlı sonuçlandı (16,61 ng/ml'ye karşı 7,6 ng/ml, p <0.001). İYE tanısında idrar kültürü pozitifliği için, üriner HBP değişkeninin 14.1 ng/ml'lik bir eşik değerinde %100 duyarlılık ve %52 özgüllük gösterdiğini tespit ettik. Sonuç olarak İYE'ye erken dönemde tanı konulup tedavi başlanması kronik komplikasyonlar açısından son derece önemlidir, çalışmamızda da üriner NGAL ve HBP akut İYE'de tanı koydurucu parametreler olarak saptanmıştır.
Gaziantep bölgesinde idrar yolu enfeksiyonu tanılı çocuk hastaların idrar kültürlerinde üreyen mikroorganizmaların ve antibiyotik dirençlerinin araştırılması
İdrar yolu enfeksiyonu çocukluk döneminde üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra en sık görülen enfeksiyon hastalığıdır. Tedavide ve uzun süreli profilakside bilinçsiz antibiyotik kullanımının direnç gelişimi ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Erken tanı ve etkin tedavi ile geri dönüşümsüz böbrek hasarı ve kronik böbrek yetmezliği gelişmesi engellenebilir. Bu çalışmada Gaziantep bölgesinde idrar yolu enfeksiyonlarında üreyen mikroorganizmaları ve antibiyotik dirençlerini araştırmayı amaçladık. Çalışmamızda Ocak 2016-Aralık 2020 arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Eğitim Araştırma Hastanesi Çocuk Nefroloji, Genel Çocuk Poliklinikleri ve Çocuk Acil bölümlerinde idrar yolu enfeksiyonu tanısı almış ve idrar kültürlerinde anlamlı üreme olup antibiyogram çalışılan hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. Toplam 1053 hastanın epidemiyolojik ve klinik verileri, üriner sistem görüntüleme sonuçları, idrar kültürü ve antibiyogram sonuçları gözden geçirildi. Verilerin düzenlenmesinde Statistical Package for Social Sciences (SPSS) 22.0 paket analiz programı kullanıldı. Olguların yaş ortalaması 5,43±4,61 idi. Hastalaların %75,1'i kız %24,9'u erkek idi. En sık saptanan başvuru şikayetleri %27,3 oranında karın ağrısı ve %26,5 oranında ateş idi. Hastaların %88,4'nün (n=931) herhangi bir profilaktik antibiyotik kullanmadığı, %11,6'nın (n=122) kullandığı görüldü. Görüntüleme yapılan hastaların %44,7'de (n=335) USG'de patoloji, %52,8'inin (n=220) DMSA sintigrafisinde skar bulgusu, %38,5'inin (n=99) VCUG'da reflü tespit edildi. İdrar kültürlerinde E. Coli (%74), Klebsiella (%17), Proteus (%7), P. aeruginosa (%2) oranında tespit edildi. Tüm hastalarda en sık direnç oranları ampisilin için %81,6, sefuroksim için %64,3, sefiksim için %61,3, seftriakson için %55,9, amoksisilin-klavulanat için %55,1, trimetoprim-sulfametaksazol için %50,7 olarak tespit edildi. Tekrarlayan ÜSE'de benzer antbiyotiklere direnç saptanırken oranlarda anlamlı artışlar olduğu görüldü (ampisilin için %95,6, sefuroksim için %74,4, sefiksim için %74,6, seftriakson için %68,3, amoksisilin-klavulanat için %66,2, trimetoprim-sulfametaksazol için %61,7). İlk ÜSE olup proflaksi alan hastalarda Klebsiella spp. üreme oranları (%32,4) proflaksi almayanlara göre (%14,5) yüksek iken, Escherichia coli üreme oranları ise proflaksi almayanlarda (%77,5), proflaksi alanlara göre (%44,1) anlamlı şekilde yüksek olarak bulundu. Tekrarlayan ÜSE olanlarda ise en sık Escherichia coli saptanmış olup, üreyen mikroorganizma yüzdeleri arasında iki grup arasında anlamlı fark saptanmadı. İlk ÜSE olup profilaksi alanlarda imipenem (%17,6), kolistin (%10,3) ve meropenem (%11,8) direnci, profilaksi almayanlara göre anlamlı şekilde yüksek olarak bulundu. Tekrarlayan ÜSE olanlarda ise profilaksi almayanlarda sefepim (%73,5) direnci, profilaksi alanlara göre anlamlı şekilde yüksekti. Diğer antibiyotiklere karşı profilaksi alan ve almayan gruplar arasında direnç açısından bir fark bulunmadı. Sonuç olarak kendi merkezimizde antibiyotik direncinin tekrarlayan ÜSE'de giderek arttığı görüldü. Çalışmamızdan elde ettiğimiz verilerin teyidi için daha geniş prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Üriner sistem enfeksiyonu, antibiyotik direnci, profilaksi
Erişkin vezikoüreteral reflü hastalarında endoskopik tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada vezikoüreteral reflü (VUR) sebebiyle endoskopik yöntemle opere olan yetişkin hastaların tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Şubat 2014 ve Ocak 2020 tarihleri arasında VUR sebebiyle endoskopik girişim yapılan 18 yaş ve üstü hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. VUR tipi ve cerrahi girişim endikasyonlarındaki farklar sebebiyle hastalar 3 gruba ayrıldı: 1. Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu (İYE) veya ultrasonografide (USG) piyelonefrit sekel bulguları saptanan primer VUR'lu hastalar 2. Nativ böbreğe VUR'u olan renal transplantasyon adayı hastalar 3. Transplante böbreğe VUR'u olan hastalar Her hastaya işeme sistoüretrografisi (VCUG) ile tanı konuldu. Bilateral olguların sonuçları her üreter için ayrı kaydedildi. Tüm hastalarda enjeksiyon materyali olarak dekstranomer / hiyaluronik asit (DX-HA) kopolimeri (DEXELL VUR ®) kullanıldı. Hastaların renal sintigrafi ve USG bulguları, ateşli İYE hikayesi, cerrahi işlem sayısı kaydedildi. Bulgular: Toplam 42 hasta üzerinden değerlendirme yapıldı. Hastaların 38'i kadın (%90,4) , 4'ü erkektir (%9,5) , yaş ortalaması ise 35'tir (18-46). Birinci grupta 31 üreteral üniteye yapılan ilk enjeksiyon işlemi sonucunda %62,5, ikinci işlem sonrası %42,8 başarı oranı gözlendi, genel başarı oranı ise %71 olarak bulundu. Tekrarlayan ateşli İYE oranına bakıldığında bu grupta işlem sonrası %85,7 oranında iyileşme kaydedildi. Bu grubun ortalama takip süresi 48 aydır. Nativ böbreğe VUR'u olan renal transplantasyon adaylarında totalde 16 üreteral üniteye girişim yapıldı. Hastaların hepsi kadındı. Bu grupta birinci ve ikinci enjeksiyonun başarı oranı sırası ile %56,2, %40 olarak bulundu, genel başarı oranı ise %68,7'dir. Transplante böbreğe VUR'u olan 7 hastanın ise tek işlem sonrası görüntülemelerinde 2 hastada tam düzelme gözlendi (%28). Sonuç: Endoskopik DX-HA enjeksiyonu VUR'u düzeltmede ve tekrarlayan ateşli İYE ataklarını iyileştirmede etkin bir yöntemdir ve erişkin hastalar tarafından iyi tolere edilmektedir. Endoskopik tedavi aynı zamanda nativ böbreğe VUR'u olan renal teransplantasyon adaylarında ve transplate böbreğe VUR'u olan hastalarda da güvenle kullanılabilir. Anahtar kelimeler VUR, Tekrarlayan ateşli İYE, DX-HA, Endoskopik, VCUG
Çocukluk çağı idrar yolu enfeksiyonlarının klinik ve laboratuvar özelliklerinin hematolojik parametreler ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Giriş: İdrar yolu enfeksiyonları (İYE) çocukluk çağında sık görülen enfeksiyonlardandır. Zamanında ve düzgün şekilde tedavi edilmediğinde renal skar, renal parenkimal hastalık, hipertansiyon ve son dönem böbrek yetmezliği gibi ciddi komplikasyonlara sebep olabilen İYE'de tanının hızlı bir şekilde konulması ve tedavinin uygun şekilde başlanması morbiditenin azaltılmasında çok önemlidir. Biz de çalışmamızda; ucuz, kolay ulaşılabilen ve sık kullanılan tetkikler olan tam kan sayımı parametreleri, albumin ve CRP gibi biyokimyasal ve serolojik tetkikler üzerinden elde edilen bazı oranlar ve inflamasyon belirteçleri ile İYE tanısı ve alt/üst üriner sistem enfeksiyonu ayrımında kullanımlarını incelemeyi hedefledik. Materyal ve Metot: Çalışmamız Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde tek merkezli ve retrospektif olarak planlandı. Ocak 2021 – Aralık 2022 tarihleri arasında hastanemiz Çocuk Acil Polikliniği, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Poliklinikleri'ne ayaktan başvuran ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği'nde yatarak tedavi gören hastalardan İYE tanısı alan hastalar saptanarak çalışmamıza dahil edildi. Kontrol grubu ise hastanemiz Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Poliklinikleri'ne sağlam çocuk izlemi için başvuran, herhangi bir şikayeti olmayan sağlıklı çocuklardan oluşturuldu. Hasta grubunun; yaşı, cinsiyeti, idrar kültüründe üreyen mikroorganizma, idrar kültürünün alındığı tarih; başvuru esnasında ateş, bulantı, kusma, huzursuzluk, idrarda kötü koku, dizüri, karın ağrısı, yan ağrısı, iştahsızlık, enürezis, hematüri, pollaküri şikayetleri olup olmadığı; takipte görüntüleme olarak üriner sistem ultrasonografisi, voiding sistoüretrogram, dimerkaptosüksinik asit sintigrafisi yapılıp yapılmadığı ve eğer yapıldıysa sonucunda saptanan bulgular; Tam İdrar Tetkiki (TİT) sonucunda direkt bakıda görülen lökosit sayısı, lökosit esteraz (LE) ve nitrit testlerinin sonuçları kaydedildi. Hem hasta grubundaki hem de kontrol grubundaki olguların tam kan sayımı sonuçlarından WBC, nötrofil, lenfosit, monosit ve trombosit sayıları, MPV, PDW, PCT, hemoglobin, RDW değerleri; seroloji ve biyokimya tetkiklerinden serum C-reaktif protein (CRP) ve albumin düzeyleri ve bu değerlerden elde edilen NLR, LMR, PLR, MPVLR, MPV/PC, Hb/RDW, CAR oranları ve SII değeri hesaplanarak kaydedildi. Ayrıca hasta grubu, başvuru esnasında ateş semptomu olup olmamasına göre kendi içinde sistit ve akut piyelonefrit grupları olmak üzere iki gruba ayrıldı. Hasta-kontrol ve sistit-piyelonefrit grupları arasında tüm parametreler karşılaştırıldı. Veriler IBM SPSS 22.0 paket programıyla analiz edildi. Sürekli değişkenlerin ortalama farklarının hasta ve kontrol grupları arasında kıyaslanmasında normal dağılan değişkenler için Student's T Testi; normal dağılmayanlar için Mann Whitney U Testi, kategorik değişkenlerin gruplar arasındaki dağılımları için Ki-Kare Testi kullanıldı. Sürekli değişkenlerin birbiriyle ilişkisine Spearman korelasyon katsayısı ile bakıldı. Tanımlayıcı istatistik olarak ortalama, standart sapma, medyan, Q1 (1.Çeyreklik), Q3 (3.çeyreklik), korelasyon katsayısı (rs), frekans ve yüzde değerleri verildi, p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmamıza 1 ay – 16 yaş arasındaki 341 çocuk dahil edildi. Bunlardan 207'si hasta grubunda, 134'ü kontrol grubundaydı. Hasta grubunda kız erkek oranı 4:1'di. Hasta grubunun yaş ortalaması 67.4 ay, kontrol grubununki ise 64.9 ay idi. Hasta grubunda en sık başvuru semptomu 146 hastada görülen ateşti. Ateş sonrasında en sık görülen şikayetler dizüri ve karın ağrısıydı. Hastaların TİT bulgularına bakıldığında %87.8'inde LE pozitif, %51.5'inde nitrit pozitif saptandı. İdrar kültüründe en sık üreyen mikroorganizma E. coli'ydi. Hastaların 123'üne USG yapılmış, bunların 81'inin USG sonucu normal, 42'sinde ise patolojik bulgu mevcuttu. VCUG yapılan hasta sayısı 26 iken, 14 hastada VUR saptanmıştı. 25 hastaya DMSA görüntülemesi yapılmış ve 14'ünde renal skar gelişimi saptanmıştı. Hasta ve kontrol grubunun laboratuvar parametreleri karşılaştırıldığında hasta grubunda WBC (p<0.001), nötrofil (p<0.001), monosit (p<0.001), PDW (p<0.001), NLR (p<0.001), PLR (p=0.002), CRP (p<0.001), CAR (p<0.001), SII'nın (p<0.001) kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek olduğu; lenfosit (p<0.001), RDW (p<0.001), MPV (p<0.001), PCT (p<0.001), LMR (p<0.001), albumin (p<0.001) ve MPV/PC'nin (p=0.045) ise kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük olduğu saptandı. Sistit ve piyelonefritli olguların laboratuvar parametreleri açısından kıyaslama yapıldığında ise sistit grubunda nötrofil (p=0.021), NLR (p=0.034) ve albuminin (p<0.001); piyelonefrit grubunda ise CRP (p<0.001) ve CAR'nin (p<0.001) anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. Sonuç: Çalışmamızda hasta ve kontrol grupları arasında karşılaştırılan laboratuvar parametrelerinin inflamasyonu ve İYE'yi öngörmede katkısı olabileceği düşünüldü. Çalıştığımız parametrelerden CRP, albumin, CAR, nötrofil ve NLR dışındakilerle sistit ve piyelonefrit ayrımında net sonuçlara varılamadığı, sistit/piyelonefrit ayrımına yönelik olarak daha büyük hasta gruplarıyla prospektif nitelikte yapılacak çalışmalara ihtiyaç olduğu sonucuna ulaşıldı. Anahtar Sözcükler: İdrar yolu enfeksiyonu, sistit, akut piyelonefrit, hematolojik parametreler, nötrofil lenfosit oranı, platelet lenfosit oranı, sistemik immün-inflamasyon indeksi, CRP albumin oranı
Enterobacterial repetitive intergenic consensus polymerase chain reaction (ERIC-PCR) typing of several bacterial species isolated from patients with urinary tract infection
Urinary tract infections have become common and a major health concern. It can be dangerous if left untreated, as it can damage the kidneys and can cause kidney failure in very large proportions or spread to the bloodstream. After isolating and diagnosing 300 urine samples from patients with urinary tract infections at Al-Hussein Teaching Hospital, Maternity and Children teaching Hospital in Muthanna . 160 Escherichia coli, 38 Klebsiella pneumonia, 9 Proteus mirabilis, 15 Pseudomonas aeruginosa and 5 Salmonella Enterica isolates were obtained by microscopy and biochemical tests. 15 different antibiotics were tested for E. coli 50 of the E. coli strains showed the highest rates of resistance to Amoxicillin. 15 isolates of P.aeruginosa were resistant to 9 different antibiotics Amoxicilline, Trimethoprim, Sulfamethoxazole, Azithromycin, Ampicillin, Nitrofurantoin, Vancomycin, Rifampin and Tetracycline. Enterobacterial repetitive intergenic consensus (ERIC) PCR technique was used to distinguish between different types of the 5 strains of each of E. coli, K. pneumonia, P.aeruginosa, P.mirabilis and S. Enterica.
Isolation and identification of some bacteria and yeast from diabetes patients with urinary tract infections
This study was conducted in Shirqat General Hospital from the beginning of October 2021 until the end of October 2021. The aim of the study is to isolate and diagnose some types of bacteria and yeasts that cause urinary tract infections in diabetic patients 150 urine samples were collected from patients attending In the results, it was found that there was bacterial growth in 120 urine samples (positive) and no bacterial growth in 30 urine samples (negative), and the number of infected women was 84. This rate of 56% showed us that the infection rate in women is higher than in men. The highest infection rate among the isolated species belonged to E-coli bacteria with 41.6%, S. saprophyticus was in the second place with 15.83%, and Enterococcus faecalis was in the third place. In the isolation and diagnosis results, it showed the presence of C.albicans yeast species with 9.16% and ranked first in the number of infections, followed by C. tropicalis with 4.16% and finally C. parapsilosis with 1.66%. The results also showed that most of the isolates were susceptible to the antibiotic, with varying susceptibility rates according to the inhibition zone, and proved that most of the isolates were resistant to Nalidixic, amoxicillin, clavulanic acid and doxycycline antibiotics.
TLR2, TLR4 ve TLR9 polimorfizmlerinin iye enfeksiyonlarının tip ve virülansı ile moleküler ilişkisi
İdrar yolu enfeksiyonuna neden olan bakterilerin antibiyotik direnci günden güne artmaktadır. Özellikle idrar yolları enfeksiyonun tedavisinde antibiyotik kullanımı hususunda dikkatli olunması gerekmektedir. Bu çalışma, Irak'ın Ramadi şehrinde yürütülmüştür. İdrar Yolu Enfeksiyon'lu hastalardan 95 idrar örneği toplanmıştır. Bu örneklerden bakteriler izole edilerek teşhisleriyapılmıştır. E. coli en sık tanımlanan Gram negatif bakteri olarak tespit edilmiştir. Bunu sırasıyla; Klebsiella sp., Proteus sp. ve Gram pozitif bakterilerden Staphylococcus sp., Streptococcus sp. takip etmiştir. Daha sonra İYE olan hastalardan alınan kan örneklerinden DNA izolasyonu yapılmıştır. RS121917864, RS4986790 ve RS352140 SNP'lerin genotipini belirlemek için TETRA ARMS-PCR tekniği kullanılmıştır. İstatistiksel analiz sonuçları değerlendirildiğinde, RS4986790'nın hasta örneklerinde GG genotip sıklığını %28, kontrol örneklerinde %2 olarak tespit edilmiştir. RS352140'nın, hasta örneklerinde GG genotip sıklığı %28, AA genotip sıklığı ise %4 olarak bulunmuştur. Elde ettiğimiz sonuçlar, yabanıl genotipin tüm SNP'lerde idrar yolu enfeksiyonuna en sık rastlanan genotip olduğunu göstermiştir. Bunlara ek olarak homozigot genotip Gram-negatif bakterilerde, Rs121917864, Rs4986790 ve Rs352140'ta en az sıklıkta görülmüştür. Gram pozitif bakterilerde ise en yüksek enfeksiyon Rs121917864, Rs4986790 homozigot genotiplerinde ve Rs352140 yabanıl genotipinde tespit edilmiştir. Ayrıca, en düşük enfeksiyon oranları ise Rs121917864 ve mutasyona uğramış Rs121917864 ve Rs4986790 genotiplerinde bulunmuştur.
Irak, Tikrit şehrindeki idrar yolu enfeksiyon hastalarından izole edilen Kklebsiella pneumoniae virülans genlerinin tespiti
Klebsiella pneumoniae antibiyotiklere dirençli ve doğada her yerde bulunabilen, ciddi enfeksiyonlara neden olan Gram negatif bir bakteridir. İdrar yolu enfeksiyonu en sık görülen bakteriyel enfeksiyon türüdür ve tedavi edilmezse insanlarda ciddi kayıplara neden olabilir. Çalışma, Salah al-Din Devlet Hastanesi denetçilerinden idrar yolu enfeksiyonu olan kadın ve erkeklerden 104 idrar örneğinin toplanmasını içermektedir. Tikrit şehrinde 15.12.2021 tarihinden 15.04.2022 tarihine kadar konsültasyon laboratuvarından idrar örnekleri toplandı ve Tikrit kentindeki bakteriyoloji laboratuvarına aktarıldı. Daha sonra idrar yolu enfeksiyonlarının etiyolojik nedenlerini araştırmak, teşhis etmek ve antibiyotiklere duyarlılıklarını test etmek için inceleme yapıldı. Bakteri kültürü sonuçları 78 idrar örneğinin %75 oranında pozitif üreme sağladığını ve Klebsiella pneumonia bakterisi örneklerinin %55'inde negatif üreme olduğu tespit edildi. İzole edilen bakteriler mikroskobik, kültür ve biyokimyasal yöntemlerle teşhis edildi ve tanı doğrulandı. Vitek kompakt 2 sistemi incelenerek, sonuçlar kadınların erkeklerden daha fazla etkilendiğini gösterdi. Bazılarının çoklu antibiyotik direncine sahip olduğu, bakteri izolatları arasındaki direnç paterninde farklılıklar olan (10) farklı antibiyotik için disk difüzyon yöntemi kullanılarak bir antibiyotik duyarlılık testi yapılmıştır. İzolat bakterilerinin tüm izolatlar gibi en etkili inhibitör yönü bunlara %100 duyarlı iken, sonuçlar çalışmada kullanılan diğer antibiyotiklerin izole edilen bakterilere, yani Tetrasiklin, Cephalexin ve Azitromisin'e karşı orta düzeyde ve %70 oranında duyarlı olduğunu göstermiştir. Sonuçlarla antibiyotik Rifampin'in %20 ile çoğu bakteri izolatına karşı en düşük duyarlılığı gösterdiğine ulaşırken ve çalışmamızın sonuçları, çalışmada kullanılan Amoxicillin, Erythromycin ve Vancomycin antibiyotiklerinin tamamının %100 oranında buna dirençli izolatlar olduğunu gösterdi. Moleküler olarak PCR amplifikasyon zincir reaksiyonu, rRNA S 16 genlerinin, rmpA genlerinin ve K2wzy genlerinin amplifikasyonu ve ayrıca multipleks zincir amplifikasyon reaksiyonu ve genlerin amplifikasyonu gibi virülans faktörleri genlerinin varlığını tespit etmek için spesifik primerler kullanılarak K Pnömoni izolatları teşhis edildi. Sonuçlar, tüm Klebsiella pneumonia izolatlarının, özel gen primerleri kullanıldığında 200 baz çifti, 500 baz çifti ve 650 baz çiftinden oluşan net bir bant verdiğini gösterdi. İncelenen numunelerin PCR ürünlerinin azotlu bazlarının dizilenmesinin sonuçları, çalışılan bakteri izolatlarında bakteri direncine neden olan virülans faktörlerinin genlerinin azotlu bazlarının dizisiyle (%80) kadar bir uyum gösterdi. Anahtar Kelimeler: Klebsiella pneumoniae, İYE, Bakteri
İYE hastalarında çoklu ilaca dirençli Klebsiella Pnömonisi üreten biyofilmde tip I fimbriaların moleküler tespiti
daha sonra doldurulacak
Antimicrobial activity of various plant extracts against bacterial pathogens isolated from urinary tract infection patients
This study included isolating and diagnosing some bacterial species that cause urinary tract infections and testing the effect of water and alcoholic extracts of the fruits of garlic and ginger plants, as this study was conducted in the laboratories of Azadi Hospital in Kirkuk. The hospital, for the period from 1/11/2021 to 10/3/2022, included males and females aged (15-60) years, with a percentage of ((70%) females and (30%) males. After sampling the samples on the media: Blood agar, MacConkey agar and Mannitol Salt agar gave (150) samples of them bacterial growth when planted at a rate of (75%), as it gave two types of growth negative for gram dye (73.3%) and positive for gram dye (26.7%), while the other 50 samples did not give any bacterial growth. It is higher among females (70%) while males (30%). The highest rate of infection was recorded in the age group (15-30) years in both sexes. Also, the incidence of urinary tract infections increased among pregnant married women more than others. Bacterial isolates were isolated and diagnosed based on their phenotypic characteristics, biochemical tests and diagnosis using Analytical Profile Index 20E system, and the following types appeared: E. coli 45 isolates (30%), K. pneumonia 25 isolates (16.7%), S.aureus 40 isolates (26.6%), P.aeruginosa 15 isolates (10%), P. mirabilis 25 isolates (16.7%). Ten antibiotics belonging to different groups were tested in the extent of their effect on the isolated bacterial species, and they included Penicillin, Nalidixic acid, amoxicillin - clavulanic acid, Clindamycin, Ceftriaxone, Cefixime Trimethoprim, Nitrofurantion, Ciprofloxacin, Amikacin, and the tablets method was used, as the isolates showed different patterns of resistanceThe efficacy of extracts of garlic and ginger plants, in water and alcohol, was also tested at the concentrations (25%), (50%) and (100%) and on the isolated bacterial species, as K pneumonia and P. aeruginosa had the highest sensitivity with a percentage of 22 mm at the alcohol concentration of 100% for garlic. For the ginger plant, S aureus bacteria showed the highest sensitivity with a percentage of 20 mm at the alcohol concentration of 100%. From this it is clear that the alcoholic extract is more efficient than the aqueous extract of both plants, and the concentration of 100% was the most effective concentration on the bacterial isolates.
A bacterial and immunological study of some causes of urinary tract infection in pregnant women in Dhi Qar governorate–Iraq
This study was conducted in the city Dhi Qar/Nasiriyah/Al-Haboubi Hospital in February -2022. The study included 100 urine samples and blood samples from women who visited Al Haboubi Hospital. After captivating Necessary information from all hospital review prepared previously in a questionnaire sheet, women who had usage antibiotics for treatment were excluded. The samples obtained were divided into 3 groups, the first group: 50 non-pregnant women not infaction, the second group: 25 pregnant women with a urinary tract infection (UTI) and the third group: 25 pregnant women without a urinary tract infection (UTI). Microscopical Exam of Urine The method of was followed in the examination, then midstream urine samples were collected usage sterile glass bottles. Area with soap and water, without using sterilizers, with an emphasis on not touching any part of the body to prevent contamination with the natural flora on the skin. After the colonies grew on the culture media of the primary isolate, they were initially diagnosed based on the morphological and cultivar characteristics that included each of sensitivity was tested using seven types of antibiotics used to treat utis for 25 bacterial isolates of utis associated with pregnant women. Most E. Coli isolates had a high sensitivity to Amikacin (75%), while 65% of the isolates were sensitive to Norfloxacin and Gentamycin. E.coli isolates are resistant to Amoxicillin-Clavulacnic Acid by 35%. The reason may be that the increased resistance of bacterial isolates might be owing to the frequent indiscriminate usage of antibiotic, as well as to the possibility of bacteria acquiring genetic factors that transmit multiple resistance through conjugation immunology test results Total White blood cells that pregnant women who are NOT infected with UTI have the lowest number of white blood cells, and they are slightly lower numerous than women who are not infected with UTI and who are not pregnant, while the infected pregnant women occupy the highest percentage in this study. The results of immunoglobulin A (iga) showed that infected pregnant women have the highest percentage of IGA, and the average percentage is healthy women who are not infected with UTI and who are not pregnant, while NOT infected pregnant women have the lowest percentage. The results of immunoglobulin G (igg) showed that pregnant women infected with UTI have the highest percentage of IGG, while the percentage of non-pregnant women and not infected with UTI is average, while the percentage of pregnant women and not infected with UTI is the lowest. The results of Interleukin – 6 showed that women who are not infected with UTI and who are not pregnant have the highest percentage, the percentage is mediated by pregnant WITHOUT (UTI) women, and the lowest percentage is pregnant women infected with UTI. The results of Interleukin – 10 showed that women who are not infected with UTI and who are NOT pregnant have the highest percentage, and the percentage is close to pregnant women WITHOUT UTI, and the lowest percentage is pregnant women infected with UTI.
Molecular diagnosis and examination of Proteus mirabilis isolated from urine and wound samples in Dhi-Qar province hospitals
The aim of this work is to discovery of certain virulence genes and phenotypic traits in human P. mirabilis isolates, isolation and diagnosis of P. mirabilis by biochemical tests and Vitek-2 system. And also it aims to study the effect of some antibiotics on P. mirabilis isolates. The research was conducted in Nasiriyah City/Dhi-Qar Governorate, Iraq, in the period between April 2021 and January 2022, and 70 urine and 30 wound samples were obtained from patients admitted to Al-Haboubi Hospital and Al-Hussein Training Hospital (33 males and 67 females, aged 10-65 years). Isolates diagnosis was made based on morphological and cultural characteristics of blood agar, MacConkey agar, nutrient agar as well as conventional biochemical tests and Vitek-2 identification system. Depending on these criteria, only 20 (13.3%) isolates were obtained from P. mirabilis. Numerous virulence factors, such as the synthesis of siderophores, colonization factor antigen (CFA), haemolysin, extracellular protease, swarming activity, and urease, were identified. The results showed that all isolates (100%) possessed UreC gene, ZapA gene, flaA gene and mrp gene. Therefore, these results show that all of the isolates (100%) have the ability to produce urea, proteases, hemolysin and hemagglutinin, in addition to oligomerization activity. Tested the sensitivity of isolates P. mirabilis about 15 types of antibiotics by disk diffusion method, and belonging to ten classes of antibiotics. All isolates were resistant to rifampin (90%), amoxicillin (85%), ampicillin (80%), chloramphenicol (80%), tetracycline (80%) and nalidic acid (75%), while all isolates were sensitive to ciprofloxacin (95%), meropenem (90%), amikacin (80%) and gentamicin (65%).
Evaluation of anti swarming agents using natural medicinal materials against Proteus mirabilis isolated from urinary infections
The aim of the present thesis is to investigate the effect of various concentrations of Honey, Green Tea Extract and (bacteriocins from Lactobacillus probiotic strains) on swarming and growth of Proteus spp
Determination of genetic variability and distance between numbers of Candida spp isolated from urinary tract infections in the Iraqi female population using RAPD molecular techniques
Background: Candida is a yeast that is normally found on the skin, mouth, digestive tract, and vagina. It usually causes no harm, but under certain conditions, Candida can grow excessively on the mucous membrane and moist areas of the skin, typical areas of infection are the mouth, the upper thigh, the armpits, the spaces between the fingers and toes, on the uncircumcised penis, the skin folds under the breast, the nails, and the skin folds of the abdomen.Methodology 100 samples were isolated from people suffering from urinary tract infections using sterile swap s and isolated on their selective media Dry heat sterilization oven was used to sterilize glassware at 160-1800C for 2-3 hours while moist thermal sterilization was employed to disinfect the media and certain solutions (not impacted by heating). All clinical samples of suspected lesions were infected with chloramphenicol on SDA Cycloheximide supplementation intermediate using a sterile inoculation ring and incubated at 25-30°C before being assessed. Negative cultures were after 4 weeks, whereas positive cultures were inspected by macroscopic and microscopic identification All clinical samples of suspected lesions were infected with chloramphenicol on SDA Cycloheximide supplementation intermediate using a sterile inoculation ring and incubated at 25-30°C before being assessed.
Thi-Qar vilayetinde gebelerde iye nedeni olan çoklu antibiyotik dirençli gram negatif bakterinin tespiti
The goal of the current study is to identify the efflux pump found in Escherichia coli isolated from urinary tract infections, as well as its association to antibiotic resistance. A total of 100 clinical samples were taken from the urine of pregnant women with urinary tract ınfections (UTIs) from various hospitals in Thi-QAR. Traditional methods were utilized to identify bacterial isolates, including antibiotic sensetivity test their and PCR to detect the 16S rRNA and gene coding for bacerial resistance to antibiotics. Total collected samples number was 100 of which only 49 (100%) were positive for bacterial isolates, including 22 (44.9%) E. coli, 11 (22.4%) Klebsiella pneumonia, 3 (6.1%) Klebsiella oxytoca, 6 (12.2%) Proteus spp., 5 (10.2%) Enterobacter spp., and 2 (4.1%) Pseudomonas aeruginosa. Beta lactam antibiotics resistance E. coli and Klebsiella spp. were tested and outcomes were 19 (86.4%) from 22 for E. coli and 13 (92.8%) from 14 for Klebsiella spp. this number represent 32 (88.8%) of all tested 36 samples. ESBL production in E. coli and K. pneumonia results revealed that only 4 (12.5%) from 19 samples were positive and 5 (15.6%) from 13 were positive in K. pneumonia represented 9 (28.1%) from 32 isolates. Genes of bla TEM and bla SHV genes in ESBL positive E. coli and Klebsiella spp. isolates 2 (50%) of 2 tested E. coli isolates were positive for both bla TEM and bla SHV genes, while 3 (60%) and 2 (40%) of Klebsiella spp. isolates were positive for the same genes, recording 5 (55,6%) and 4 (44.4%) for the two genes respectively. Regarding bacerial resistance to antibiotics isolates tested positive for MDR for E. coli anlow for amikacin, piperacillin and ceftriaxone, while it was high for gentamycin, ceftazidime, nalidixic acid, cefixime, ciprofloxacillin, cefotaxime and cefipime respectively. This study reveales that there is a need to apply urine culture and sensitivity test to assess urinary tract infection (UTI) among pregnant women and detection of gram-negative resistant bacteria, this will help the patients to get safe and effective treatment. There is high prevalence of multi-drug resistance genes and in practical routine daily use among E. coli and K. pneumonia.
İdrar yolları enfeksiyonu hastalarından geniş spektrum beta laktamaz üreten Klebsiella pneumoniae'nin MrkD geninin moleküler tespiti
Bu araştırma, Nisan 2022 ile Eylül 2022 arasındaki dönemde Irak'ın Bağdat Vilayetinde yapılmış olup, Bağdat'taki El-Kadhimiya Hastanesi'ne başvuran hastalardan 9-11 yaş arası 100 erkek çocuktan alınan idrar örneğinden gerçekleştirilmiştir. İzolatlar tanısı konvansiyonel biyokimyasal testlerin yanı sıra MacConkey agar, nutrient agar, morfolojik ve kültürel özelliklerine göre konulmuş ve bu kriterlere bağlı olarak Klebsiella spp. ürolojik hastalarda idrar yolları enfeksiyonunda (İYE) göre daha yaygın olarak tespit edilmiştir. Klebsiella pneumoniae'den sadece 50 (%50) izolat elde edilmiştir. Sonuçlar, tüm izolatların (%100) mrkD genine sahip olduğunu göstermiştir. K. pneumoniae izolatları için PCR sonuçları, mrkD geninin mevcut olduğunu ortaya koymuştur. Bu çalışmada test edilen 50 K. pneumoniae izolatının tamamı biyofilm üretmiştir. Biyofilm üreticileri arasında 30 (%60) izolat güçlü, 20 (%40) izolat orta düzeydedir.
Transplantasyon sonrası erken dönemde görülen üriner sistem enfeksiyonlarının epidemiyolojisi ve risk faktörleri
Amaç: Son dönem böbrek yetmezliğinin en önemli ve başarılı tedavisi olan renal transplantasyon sonrasında başta idrar yolunda olmak üzere enfeksiyonlar önemli sıklıkta görülmektedirler. Kliniğimizde böbrek nakli yapılmış hastalardaki idrar yolu enfeksiyonu etkenleri ve risk faktörlerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır.Yöntem ve Gereçler: Çalışmada 63 hasta bir yıllık prospektif takibe alınmıştır. Risk faktörlerinin değerlendirilmesi amacıyla kronik böbrek yetmezliği etiyolojileri, preoperatif diyalize girme süreleri, operasyon süreleri, canlı veya kadavradan nakil yapılması, dren ve kateterle takip süreleri, aldıkları immun baskılayıcılar, hastanede yatış süreleri ve sayıları gibi değişkenler takip edilerek hastalarda görülen idrar yolu enfeksiyonlarıyla ilişkileri değerlendirilmiştir.Bulgular: Oniki hastada toplam 24 enfeksiyon atağı görülmüş, en sık izole edilen mikroorganizmalar E. coli ve K.pneumonia olarak belirlenmiştir. Enfeksiyonların en sık görüldüğü zaman aralığı transplantasyon sonrası ilk 120 gün olarak tespit edilmiştir. İncelenen değişkenler arasında nakil sonrası taburcu edildikten sonraki hastaneye yatış sayılarının, enfeksiyon atağı geçiren hastalarda, enfeksiyon atağı geçirmeyenlere göre istatistiksel olarak anlamlı olmasa da (p= 0,052) belirgin derecede fazla olduğu görülmüştür. Bunun dışındaki değişkenler açısından belirgin farklılık saptanmamıştır.Sonuç: Renal transplantasyon yapılan hastaların takibinde ilk bir yıl, özellikle ilk 120 gün içinde üriner sistem enfeksiyonları açısından dikkatli olunmalıdır. Çeşitli nedenlerle hastaneye yatırılan nakil hastaları, özellikle de daha önce idrar yolu enfeksiyonu geçirme öyküsü var ise, hastalık gelişimi açısından mutlaka değerlendirilmelidirler.
Renal kolik hastalarının böbrek etkileniminde laboratuvar ve görüntüleme yöntemlerinin etkinliği
Renal Kolik Hastalarının Böbrek Etkileniminde Laboratuvar ve Görüntüleme Yöntemlerinin Etkinliği Amaç: Renal kolik, acil servise sık başvuru nedenleri arasında yer almaktadır. Çalışmamızda acil servise böğür ağrısı şikayetiyle başvuran renal kolik olgularında acil ultrasonografi bulgularının ve laboratuvar verilerinin değerlendirilmesi ve bunun tanı, tedavi ve Acil Tıp pratiğine katkılarının belirlenmesi amaçlandı. Ayrıca renal kolik ve üriner sistem enfeksiyonu arasındaki ilişkilerin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: İleriye dönük olarak planladığımız çalışmamızda Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisi?ne böğür ağrısı şikayetiyle başvuran 50 hasta çalışmaya alındı. Hastaların tam kan sayımları, kan üre azotu, kreatinin, total kalsiyum, iyonize kalsiyum, parathormon, prokalsitonin, C reaktif protein düzeyleri değerlendirildi. Hastaların tam idrar tekikleri ve idrar kültürleri yapıldı. Tüm olguların direk üriner sistem grafileri çekildi ve renal ultrasonografileri yapılarak sonuçlar kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya 23?ü erkek (% 46), 27?si kadın (% 54) olmak üzere toplam 50 hasta alındı. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması ve standart sapması 33,9±11,8 idi. Hastalar kreatinin düzeyleri ve hidronefroz varlığı açısından karşılaştırıldığında p=0,036 bulundu. Olgularda nefrolitiazis varlığı ve hidronefroz varlığı karşılaştırıldığında p=0,028 idi. Direk grafide taş varlığı nefrolitiazis açısından yapılan karşılaştırmada p=0,002 saptandı. Sonuçlar: Acil serviste yapılan USG?nin taş varlığını belirlemede, direk üriner sistem grafisine üstün olduğu belirlendi. Hidronefroz ve serum kreatinin düzeyleri arasında anlamlı ilişki olduğu saptandı. İdrar yolu enfeksiyonu saptanan hastalarda serum CRP ve PCT ölçümlerinin acil pratiğinde öncelikli olmadığı sonucuna varıldı.
Yoğun bakım hastalarının idrar kültürlerinden izole edilen candida türlerinin dağılımı ve antifungal duyarlılıklarının belirlenmesi
Candida`lar insanların normal florasının bir üyesi olup, doğada yaygın olarak bulunurlar. İdrarda Candida türlerinin varlığı kandidüri olarak adlandırılır. Bu durum klinik örneklerin kontaminasyonu, alt üriner sistem kolonizasyonu veya alt ya da üst üriner sistemin invaziv enfeksiyonunun göstergesi olabilir. Çalışmamızda yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların idrar kültürlerinden izole edilen Candida'ların identifikasyonu ve antifungallere duyarlılık durumlarının belirlenmesi amaçlandı. Bu çalışma Kasım 2016-Haziran 2017 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi, Anasteziyoloji ve Reanimasyon ve İç Hastalıkları Yoğun Bakım ünite'lerinde yatan hastaların idrar kültürlerinden izole edilen 100 Candida suşu (≥ 104 CFU/mL) değerlendirmeye alındı. Candida suşlarının identifikasyonu klasik yöntemler yanında, otomatize identifikasyon yöntemi kullanılarak yapıldı. Tanımlanan Candida suşlarının antifungal duyarlılıkları, Clinical and Laboratory Standards Institute (CLSI) M27-S3 ve M27-S4 dökümanlarındaki referans broth mikrodilüsyon yöntemi kullanılarak araştırılmıştır. Çalışmada C.parapsilosis ATCC 22019 ve C.kruseiATCC 6258 kontrol suşları kullanılmıştır. İdrar kültürlerinde Candida izole edilen hastaların %60'ı kadın %40'ı erkek, yaş ortalaması 68.02±17.48'idi. Hastaların idrar örneklerinden izole edilen 100 Candida suşunun %54'ü Candida albicans, %34'ü C.glabrata, %7'si C.tropicalis, %2'si C.kefyr, %2'si C.lusitaniae, %1'i C.parapsilosis olarak identifiye edildi. Çalışmamızda, antifungal ilaçların MİK aralıkları kaspofungin için 0.015-0.5 µg/mL, flukonazol için 0.125-64 µg/mL, itrakonazol için 0.03-16 µg/mL, vorikonazol için 0.03-16 µg/mL arasında saptandı. Candida suşlarının, %1'i kaspofungine dirençli, %40'ı flukonazole dirençli; %69'u itrakonazole dirençli, C.glabrata dışındaki Candida'ların %54.5'i vorikonazole dirençli olarak tespit edildi. Amfoterisin B ve flusitozine dirençli Candida türü tespit edilmedi. Sonuç olarak idrar kültürlerinden izole edilen Candida türlerinde profilaksi ve tedavide en sık kullanılan azol grubundaki antifungallere yüksek oranda direnç saptanmıştır.
Toplum ve hastane kökenli üriner sistem enfeksiyonlarına neden olan gram negatif bakterilerin genişlemiş spektrumlu βeta laktamaz (GSBL) aktivitesi ve çeşitli antibiyotiklere direnç paternlerinin kıyaslanması
Üriner sistem enfeksiyonları (ÜSE) enfeksiyonlar içerisinde ilk sırada yer almaktadır. ÜSE'larına en sık Enterobacteriaceae ailesi neden olmakta ve bunlarda genişlemiş spektrumlu β-laktamaz ( GSBL) üretimi giderek artmaktadır. 1.10.2015-3.3.2016 tarihleri arasında alınan 7500 idrar örneğinin 1478(%19,7)'inde üreme tespit edildi. Bunun 1172(% 79,3)'si Gram negatif, 306(%20,7)'sı Gram pozitif bakterilere aitti. En sık üreyen bakteriler E. coli (%45,9), Klebsiella spp (%14,9), Pseudomonas spp. (%7,9), ve Proteus spp. (%3,78) olmuştur. E. coli suşlarının 400'ü (%59.0) K. pneumoniae suşlarının da 129'u (60.8%) Vitek 2 sisteminde GSBL pozitif bulundu. E. coli ve K. pneumoniae suşlarında GSBL pozitifliği kliniklerde sırasıyla %67,2 ve %62,9 iken polikliniklerde %53,5 ve %58,7 şeklindeydi. GSBL pozitifliği açısından Vitek 2 ile ÇDS arasında % 94,5 uyum, Vitek 2 ile Chrom ID arasında E. coli'de %99,8, K. pneumoniae'da ise %100 uyum bulundu. Antibiyotik direncine baktığımızda E.coli'lerde poliklinik ve serviste GSBL pozitif suşlarda %100 oranında ampisiline direnç görüldü. Bunun sefuroksim için sırasıyla %91,2 ve %91,3 ile seftriaksonda yine sırasıyla %90,2 ve %96,1 oranında direnç görülmüştür. GSBL üreten E. coli'de en yüksek hassasiyet poliklinikte %96,3, 98,15 serviste %83,7-96,8 ile karbapenem grubu antibiyotiklerde görülmüştür. GSBL pozitif K. pneumoniae'da servis ve polikliniklerde en yüksek direnç yine %100 ile ampisilinde ve sefuroksim de görüldü. En etkili antibiyotik ise polikliniklerde %73,8-77 ile ve servislerde %69,2-82,4 ile karbapenem grubu antibiyotiklerde görülmüştür. Servislerden izole edilen GSBL pozitif K. pneumoniae'da ise amikasin %77,9 ile dikkat çekici oranda yüksek hassasiyet göstermiştir.
Üriner sistem enfeksiyonlarında antibiyotik duyarlılıklarının ve ilaç tercihlerinin akılcı ilaç kullanımı bakımından değerlendirilmesi
Bu çalışma, üriner sistem enfeksiyonlarında (ÜSE) antibiyotik duyarlılıklarını ve ilaç tercihlerinin akılcı ilaç kullanımı açısından değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Antibiyotik direncinin artışı, uygun tedavi protokollerinin belirlenmesini zorlaştırmaktadır. Araştırmamız kapsamında, Yozgat Şehir Hastanesi'nde yatan hastalara ait retrospektif veriler incelenmiş, hastaların demografik özellikleri, klinik bulguları ve idrar kültürü sonuçları analiz edilmiştir. ÜSE'ye neden olan mikroorganizmaların dağılımı ve antibiyogram testleri değerlendirilerek antibiyotik direnç oranları belirlenmiştir. Bunun yanı sıra, rastgele seçilen hastalara ait antibiyogram sonuçları baz alınarak yazılan reçeteler, akılcı antibiyotik kullanımı açısından incelenmiştir. Elde edilen bulgular, E. coli'nin en yaygın etken olduğunu ve birçok antibiyotiğe karşı yüksek direnç gösterdiğini ortaya koymuştur. E. coli suşlarına yönelik antibiyotik reçeteleme uygunluğu %65,2 olarak belirlenmiştir. Siprofloksasin (%56,8) ve piperasilin/tazobaktam (%53,5) gibi geniş spektrumlu antibiyotiklerde orta seviyede direnç gözlemlenmiş olup, bu durumun meropenem kullanımını (%22,8) artırdığı düşünülmektedir. Ancak, meropenem (%32,9) ve seftriakson (%56,8) gibi sık kullanılan ajanlarda yüksek direnç oranları saptanmıştır. Buna karşın, amikasin (%15,7 direnç, %83,7 duyarlılık) ve nitrofurantoin (%36,6 direnç, %63,4 duyarlılık) daha uygun seçenekler olarak öne çıkmaktadır. Gram-pozitif enfeksiyonlarda linezolid (%98,7), tigesiklin (%95,9) ve vankomisin (%95,1) yüksek duyarlılık göstermektedir. Çalışma, yüksek direnç oranlarına rağmen klindamisin, sefoksitin ve ampisilinin hala reçetelendiğini ortaya koymaktadır. Ampirik antibiyotik seçiminde duyarlılık testlerinin dikkate alınması, dar spektrumlu ajanların tercih edilmesi ve hastane bazlı direnç izlem çalışmalarının sürdürülmesi kritik öneme sahiptir. Sonuç olarak, bu çalışma, ÜSE tedavisinde akılcı ilaç kullanımının önemini vurgulamakta ve antibiyotik direnciyle mücadelede kanıta dayalı yaklaşımların gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde idrar yolu enfeksiyonunu tanımlama için yapay sinir ağı tabanlı bir karar destek sisteminin geliştirilmesi
Dünyada her gün yüzlerce yenidoğan bebek idrar yolu enfeksiyonundan etkileniyor. İdrar yolu enfeksiyonu uzun vadede ciddi hastalıklara sebep olabiliyor. Bu nedenle erken tanılamak hastalığın tedavisinde ve yenidoğan bebeğin sağlığı açısından hayati önem taşımaktadır. Erken tanılama için bir hastanenin yenidoğan yoğun bakım ünitesinden alınan bir veri setiyle çalışma yapılmıştır. Bu çalışmada yapay sinir ağları destek vektör makineleri ve karşılaştırma amaçlı KNN, LDA, QDA, Naive Bayes algoritmaları ile bir karar destek sistemi oluşturulması amaçlanmıştır. Yapay sinir ağlarında 1 fold ve 3 fold olarak iki ayrı çalışma yapılmıştır. Gerçekleştirilen testler sonucunda; 3 fold için uygulanan PNN yönteminin 91.4251 oranıyla test için en iyi sonuç verdiği görülmüştür. Eğitimde ise yine 3 fold için MLNN-2 yönteminin 98.9130 oranıyla en iyi sonuç verdiği görülmüştür. Sonuç olarak idrar yolu enfeksiyonunun teşhisinde esnek hesaplama ve biyobilişim tekniklerinin kullanılmasında önemli sayılabilecek doğruluk oranı ile sınıflandırma işleminin başarılı olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Yapay Sinir Ağları, İdrar Yolu Enfeksiyonu, Karar Destek Sistemi, Yenidoğan, Esnek Hesaplama ve Biyobilişim Teknikleri