Video
Bu konu başlığı altında 145 tez
Karaciğer nakli olacak hastalara verilen video eğitiminin anksiyete, depresyon ve uyku düzenine etkisi
Bu çalışma; Karaciğer nakli olacak hastalara verilen video eğitiminin anksiyete, depresyon ve uyku düzenine etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Ön test-son test, kontrol gruplu yarı deneysel tipteki araştırmanın verileri 01 Kasım 2017 – 31 Mayıs 2018 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Karaciğer Nakli Merkezi'nde yatışı yapılan ilk kez karaciğer nakli olacak tüm hastalardan toplandı. Evreni bilinen örneklemde güven aralığı %95 alınarak hesaplama yapıldığında araştırmaya dahil edilecek hasta sayısı 60 tır. Hastalar kontrol (n=30) ve deney (n=30) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Gruplara seçilen hastalar rastlantısal örnekleme yöntemiyle seçildi. Veriler hastaların tanıtıcı özellikleri formu, Hastane Anksiyete ve Depresyon ölçeği ve Pittsburg Uyku Kalitesi ölçeği ile ve araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Deney grubundaki karaciğer nakli hastalarına anksiyete/depresyon düzeylerini azaltmak ve uyku kalitelerini artırmak için nakil öncesi ve sonrası olmak üzere iki bölümlük video eğitimi verildi. Taburcu olduktan 1 ay sonra kontrole geldiklerinde semptom yönetimi puanına bakıldı. Bu video eğitimi kliniğin rutin hemşirelik bakımı dışında deney grubu hastalarına verildi. Video destekli eğitim 40 dk sürdü. Kontrol grubuna ise kliniğin rutin uygulamasındaki hemşirelik bakımı yapıldı. Kontrol grubunun son ölçümünden sonra deney grubuna uygulanan video destekli eğitim kontrol grubuna da verildi (Her hasta ve yakınına eğitim CD' si teslim edildi). Veriler SPSS 22 paket programında sayı ve yüzdelik, Ki kare ve t testi ile değerlendirildi. Çalışmaya katılan hastalarda hastane anksiyete ve depresyon ölçeğinin tüm alt boyut puanları nakilden sonra düşmesine rağmen istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). Hastaların uyku kalitesini değerlendirmek için kullanılan PUKİ uyku kalitesi ölçeği alt boyut puanları arasında hem deney hemde kontrol grubu hastalarında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Karaciğer nakli olan hastalara nakil öncesi ve sonrası korku yaşayan hastaların anksiyete/depresyon düzeylerini azaltmaya yönelik eğitim programlarının ve girişimlerinin planlanması, uyku kalitesini yükseltmek üzere girişimlerin planlanması, uyku ve uyanıklık döngüsünü iyileştirmeyi amaçlayan ve daha iyi bir yaşam kalitesine katkıda bulunan müdahalelerin değerlendirilmesi ve uygulanması öneriyoruz.
Karaciğer nakli olacak hastalara video destekli verilecek eğitimin semptom yönetimine etkisinin incelenmesi
Bu çalışma; Karaciğer transplantasyonu olan hastalara video destekli verilecek eğitimin semptom yönetimine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Yarı deneysel ön test son test kontrol gruplu tipdeki araştırmanın verileri 01 Kasım 2017 – 31 Mayıs 2018 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Karaciğer Nakli Enstitüsü ilk kez karaciğer nakli olacak tüm hastalardan toplandı. Evreni bilinen örneklemde güven aralığı %95 alınarak hesaplama yapıldığında araştırmaya dahil edilecek hasta sayısı 60 bulundu. Hastalar kontrol (n=30) ve deney (n=30) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Gruplara seçilen hastalar rastlantısal örnekleme yöntemiyle seçildi. Veriler sosyo-demografik özellikler formu ve MTSORD-58TR ölçeği ile ve araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Hastalara girişim olara semptom yönetimine yönelik video destekli eğitim hazırlandı ve deney grubu hastalarına ameliyat öncesi ve sonrası olmak üzere 2 bölüm de video destekli eğitim verildi. Taburcu olduktan 1 ay sonra kontrole geldiklerinde semptom yönetimi puanı bakıldı. Kontrol grubuna herhangi bir girişim uygulanmadı. Veriler bilgisayarda SPSS 22 paket programında sayı ve yüzdelik, ki kare ve t testi ile değerlendirildi. Kurum izinleri ve etik onay alındıktan sonra çalışmanın amacı ve süreci anlatılarak hastaların yazılı onamları alındı. Karaciğer nakli hastaları deney ve kontrol grubun semptom oluşma ve rahatsızlık durumu puan ortalamaları arasında ki fark Man Whitney U analizi ile test edilmiştir. Semptom oluşma ve rahatsızlık durumu sıralı-ordinal olarak ölçülmektedir. Ridit analizi karaciğer nakli hastalarında en çok görülen on semptomun belirlenmsinde kullanılmıştır. Karaciğer transplantasyonu olan kontrol grubu hastalarının videolu eğitim öncesi semptom oluşma (U=319.000, p=0.053) ve rahatsızlık (U=313.000, p=0.043) puan ortalamalarının deney grubundan istatistiksel olarak daha yüksek olduğu bulundu. Karaciğer transplantasyonu olan kontrol grubu hastalarının videolu eğitim sonrası semptom oluşma (U=166.000, p<0.001) ve rahatsızlık (U=174.5, p<0.001) puan ortalamalarının deney grubundan istatistiksel olarak daha yüksek olduğu bulundu. Sonuç olarak MTSORD-58TR ölçeği puanlamasında semptomları azalttığı için ülkemizde bu konuda yeni çalışmaların yapılması gerektiği önerilir. Anahtar Kelimeler: Semptom Yönetimi, Karaciğer Transplantasyonu, Video Eğitimi.
Koroner bypass cerrahisi geçirecek hastalara ameliyat öncesi verilen video eğitiminin alt ekstremiteler de venöz sisteme etkisi
Bu araştırma, koroner bypass cerrahisi geçirecek hastalara ameliyat öncesi verilen video eğitiminin alt ekstremiteler de venöz sisteme etkisini değerlendirmek amacıyla yarı deneysel olarak yapıldı. Araştırma Gaziantep Üniversitesi Eğitim ve Araştırma hastanesi kalp ve damar servisinde uygulandı. Araştırmanın evreni Gaziantep Üniversitesi Eğitim ve Araştırma hastanesi kalp damar cerrahi kliniğinde opere olan 105 hasta oluşturuldu. Evreni belli gruplarda örneklemi ise seçimine göre 84 olarak hesaplandı ve Deney grubunu 42, kontrol grubunu 42 hasta oluşturdu. Araştırmaya başlamadan önce etik kuraldan, hastaneden ve hastalardan izin alındı. Araştırma 6 ayda tamamlandı. Serviste yatan 84 hastadan veriler Hasta Tanıtıcı Bilgi formu, Laboratuvar Değerlendirme Formu, Venöz Dolaşımı Değerlendirme Formu, Basınçlı Elastikli Çorabı Giyme Değerlendirme Formu ile toplandı. Hastalardan 42'sine deney grubuna video destekli eğitim verildi, 42'sine kontrol grubuna klinik rutinde var olan eğitim iletildi, araştırma verileri toplandıktan sonra da etik olarak aynı videoyu izlemeleri için eğitim videosu teslim edildi. Yapılan inceleme sonucunda hastaların cinsiyet, BKİ, eğitim durumu, sigara içme, medeni durum, meslek durumu, evde kimle yaşadığı, boy ve kilo varlıkları ile gruplar arasındaki farklılıklar istatistiksel acıdan anlamlı bulunmadı (p>0,05). Hastaların ameliyat öykülerine, ek hastalık varlığında; DM, hiperlidemi, hipertansiyon, kalp pili, antikoagülan/antiagregan kullanımı, ejeksiyon/franksiyon değeri, doğum kontrol hapı kullanımı, menapoz sonrası kemik erimesi hormon kullanım durumuna bakıldığında benzer olduğu belirlendi ve gruplar arasında homojenite sağlandı (p>0,05). Hastaların kan basıncı, nabız, satürasyon, hemoglobin, eritrosit, kan şekeri, trigiliserit, kolestrol, LDL, Wbc, Plt, Inr, Kz, Pz'nında anlamlı bir farklılık olmadığı belirlendi (p>0,05). Hastaların venöz dolaşımında ısı artışı, kızarıklık, ağrı, yanma, şişlik, genişleme, çapta genişlemeye bakıldığında istatistiksel açıdan anlamlı bulunmadı (p>0,001). Hastaların elastik çorabını nasıl giyilecekleri deney grubunda yer alan hastaların doğru yanıtlama oranlarının daha yüksek olduğu gözlendi (p<0,05), basınçlı elastik çorabını çıkardıktan sonra ayak nabzını nasıl ölçeceğini, basınçlı elastik çorabını çıkardıktan sonra bacak çevresini nasıl ölçeceğini deney grubunda yer alanlarda daha yüksek olduğu tespit edildi (p<0,001). Hastaların basınçlı elastik çorabını çıkardığında cildinde morarmanın tamamında olmadığı saptanmış, ayağında soğukluk, karıncalanma, şişlik, yara oluşumu, yanma, kaşıntının deney grubunda daha yüksek olduğu gözlendi (p<0,05). Sonuç olarak; koroner bypass cerrahisi geçirecek hastalara ameliyat öncesi verilen video eğitiminin alt ekstremiteler de venöz sisteme etkisine bakıldığında video eğitimini alan hastaların derin ven trombozu bulguları arasında anlamlı bir fark olmasa da giydikleri elastik çoraba yönelik bilgi ve davranışları istatiksel olarak daha anlamlı ve doğruydu. Anahtar Kelimeler: Derin Ven Trombozu; Video Eğitimi; Hemşirelik.
Kamusal alanda idarenin video gözetiminin kişisel verilerin korunması hukuku bağlamında değerlendirilmesi
Günümüzde yaşanan teknolojik ve teknik gelişmeler kamusal alanlara yerleştirilen video kayıt cihazlarının kapasite ve sayılarında artışa sebep olmuştur. Bugün yapay zekâ kullanabilen akıllı kameralara da kamu otoritelerince çeşitli maksatlarla başvurulması durumu söz konusudur. Kamusal alanlardaki kameraların, bazı durumlarda kişisel veri elde etmesi ve bu verileri kaydetmesi veri işleme faaliyeti sayılacağından, bu faaliyetler bakımından kişisel verilerin korunması hukukuna uygun hareket edilmelidir. Bunun dışında kameraların kamu otoriteleri tarafından yaygın şekilde tercih edilmesi etik, sosyal, teknik kaygılar doğurmakta; işlevsellik, totaliterliğe veya kötüye kullanıma elverişlilik, insan hakları ve hukuk güvenliği açılarından eleştirilere konu edilmektedir. Çalışmada, gözetim ve mahremiyet tartışmalarından başlayarak kameralı izleme ele alınmış, kamusal alanda kullanılan video kayıt cihazlarının tercih edilme gerekçeleri incelenmiştir. Ayrıca video gözetim ile kişisel verilerin korunması hukuku arasındaki ilişki ortaya konarak, hukuk kurallarının kameralar karşısında bireysel özgürlüklerin koruması için tek başına yeterli olmayacağı fikri ifade edilmiştir. Çalışmanın amacı ve kapsamı genel olarak gözetim literatüründen ve yaygın gözetime yönelik sorgulamalardan dayanak almış, kişisel verilerin korunması alanında gelişimini sürdüren hukukun, sosyal yaklaşım ile zenginleştirilmesi gerektiği fikrine bağlı şekillenmiştir.
Yaylı çalgı icracılarında çalma postürüne etki eden parametrelerin video analiz yöntemi ile incelenmesi
Bu çalışmada, erişkin yaylı çalgı icra eden müzisyenlerin performans boyunca icra postürleri değerlendirilerek ergonomik risk düzeyine etki etmesi beklenen parametreler ile arasındaki ilişki incelendi. Dahil edilme kriterlerini sağlayan 18-53 yaş aralığındaki keman veya viyola icra eden 15 müzisyen çalışma grubuna alındı. Katılımcıların; performans boyunca video analizle ölçülen müzik icra postürü ergonomik risk düzeyleri ile kas-iskelet sistemi şikayetleri, müzik performans anksiyetesi seviyesi, fiziksel aktivite düzeyi, eklem hipermobilitesi ve dominant el tercihi değerlendirildi. Çalışmanın sonucunda, sağ üst ekstremite müzik icra postürü performans sonu ergonomik risk düzeyine sırt bölgesinde görülen kas iskelet sistemi rahatsızlıklarının (KİSR) (p=0,029), sol üst ekstremite müzik icra postürü ergonomik risk düzeyi zamana bağlı değişimine el/el bileğinde görülen KİSR'in (p=0,04), sol üst ekstremite icra postürü performans sonu ergonomik risk düzeyine gövde fleksiyonu hipermobilite düzeyinin (p=0,026) pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı etkisi olduğu sonucuna ulaşıldı. Müzik icrası performans başlangıcı (p=0,04) ve performans sonu (p=0.01) ergonomik risk düzeyleri, lisans ve doktora sonrası eğitim seviyesine sahip müzisyenlerde yüksekti, ancak risk seviyesi lisans üstü seviyedeki müzisyenlerde düşüktü. Çalışmada icra postürü ergonomik risk düzeyi ve zamana bağlı değişimine; fiziksel aktivite düzeyi, müzik performans anksiyetesi ve el tercihinin anlamlı düzeyde etkisi bulunmadı (p>0,05). Bu çalışma sonucunda keman ve viyola icra eden müzisyenlerde icra postürünün ergonomik olarak oldukça riskli olduğu ve icra postürlerine etki eden pek çok parametre bulunduğu görüldü. Çalışmamızda elde edilen verilerin, müzisyenlerin bütüncül bir şekilde ve ilgili semptomları referans alarak hedef bölgelerin daha sağlıklı değerlendirilmesinde multidisipliner bir bakış açısıyla koruyucu yaklaşımların oluşturulması için yol gösterici olacağını düşünmekteyiz.
Video-içi biçimlendirici değerlendirme ortamında öğrenen-değerlendirme etkileşimlerinin incelenmesi
Öğretimsel video 20. yüzyılın başlarından itibaren kullanılmaya başlanmış ve elde edilen sonuçlarla öğrenme sürecindeki etkililiği üzerine günümüze kadar birçok araştırma yapılmıştır. Özellikle e-öğrenme ortamlarında video kullanımı gelişen teknoloji ile artmış, zaman ve mekan esnekliği sağlayan e-öğrenme ortamlarına entegre edilmiştir. Kullanılan öğretimsel videolar ortamın sunduğu etkileşim ile öğrenene sunulmuş, öğrenenlerin içerik ile etkileşimleri ortam ve video oynatıcı ile sınırlandırılmıştır. Eğitimde yeni yaklaşımlarla birlikte öğrenen-öğrenme ortamı arasındaki etkileşim öğrenenlerin daha iyi yapılandırılmış ortamlarda, sadece ortam ile sınırlandırılmadan içeriklerle de etkileşime girmelerine olanak sağlamaktadır. Bu etkileşim için içerikler öğrenenlere etkileşimli öğretimsel videolar olarak sunulmaktadır. Yapılan alan yazın taraması sonucunda etkileşimli öğretimsel video kullanımlarının sadece içerik olarak değil de değerlendirme sürecinin bir parçası olarak da kullanıldığı, ancak bu süreçte etkileşimli videonun öğrenene sunulup değerlendirme sürecinin klasik yöntemle yapıldığı görülmüştür. Bu çalışmanın temel amacı, öğretimsel video içeriklerinin etkileşimli olarak öğrenene sunulacağı biçimlendirici değerlendirme ortamının oluşturulması ve bu ortamda öğrenenlerin ortam ve öğretimsel video içerikleriyle etkileşim davranışlarının incelenmesidir.
Video sanatın görsel disiplinlerle etkileşimi
Endüstri devrimi insanlık tarihini birçok açıdan etkilemiş toplumsal bir olaydır. Toplumsal düzen yeniden belirlenmiş, farklı sınıflar ortaya çıkmış ve teknolojik anlamda gelişmeler meydana gelmiştir. Bu teknolojik gelişmeler arasında topluma ve sanata en çok tesir eden ise kitle iletişim araçları olmuştur. Bu araçların dezenformasyona açık anlatım biçimi kitle kültürünü yaratmış, yeniden üretim imkanı ise sanatçılara kendilerini ifade etmek için farklı yollar arama ihtiyacı hissettirmiştir. Farklı ifade biçimi arayışındaki bazı avangart sanatçılar ise bulundukları dönemin kitle iletişim araçlarını sanatsal bir malzeme olarak değerlendirme çabası içine girmişlerdir. Fotoğraf ve filmin yaşadığı bu farklı geleneksel işlevinin dışındaki değerlendirilme süreci, elektronik görüntü için de geçerli olmuştur. Elektronik görüntü, kendisini var eden televizyonun toplum üzerindeki etkisine karşı sanat ortamına dahil edilmiştir. Bu eylemi gerçekleştiren öncü sanatçılar bir nevi çözümü, problemin kendisinden sağlamışlardır. Birinci bölümde videonun keşfini hazırlayan toplumsal ve teknolojik gelişmeler incelenmiş, videonun fiziksel ve teknik özelliklerinden bahsedilmiş ve sanatsal ortamına dahil olma süreci değerlendirilmiştir. İkinci bölümde ise video sanatının temelini oluşturan Fütürizm, Konstrüktivizm, Dada, Pop Art, Kavramsal Sanat ve Fluxus sanat akımları incelenerek, tarihsel süreç içeresinde sanat malzemesinin değişimi gözlenmiştir. Üçüncü bölümde ise resim, heykel, enstalasyon, fotoğraf ve film gibi sanat disiplinleri estetik ve teknik açıdan video ile karşılaştırılmış benzerlik ve farklılıklarından bahsedilmiştir.
Reklamların ve video tanıtımlarının gelişimi
Reklam; bir ürün veya hizmete ilişkin bir mesajı çeşitli medya yöntemleri ile hedef kitlelere tanıtmak için yapılan planlama ve eylemlerin tümüdür. Tanıtım; sürekli yaratıcılık, sürekli yeni fikirler ve stratejiler gerektiren bir uygulama sanatıdır. Hedef kitlelerin ve tüketicilerin kullanmakta olduğu ve satın almayı alışkanlık haline getirdikleri bir ürün veya hizmetin akıllarda sürekli güncel tutulmasını ya da tüketicide bir başka markaya satış eğilimini yaratmak reklam yoluyla gerçekleşebilmektedir. Bu çalışmada, reklam ve tanıtımların hayatımıza nasıl girip günümüze değin gelişerek değişmiş tarihsel süreci ve bunun tüketiciler üzerine etkileri irdelenecektir.
Videodaki sanatsal dilin ontolojisi
Bu çalışmanın amacı, video sanatını tarihsel yönden araştırırken onun ardında yatan süreçleri irdelemektir. Televizyon estetiği, video sanatına katkıları açısından ele alınırken videonun televizyona karşı olduğu noktalar belirlenmiştir. Televizyon ve video arasında, karşılaştırmalı bir yöntem izlenerek her iki aracın birbirleriyle olan farklarının anlaşılması sağlanmıştır. Video sanatı ve Fluxus arasındaki bağ, harekete mensup sanatçılar çerçevesinde ortaya koyulmuştur. Video sanatçılarının, aygıtı kendi görüşleri doğrultusunda kullanmaları, çok sesli anlatımlara yol açmıştır. Bu durum, video sanatındaki dilsel çeşitliliği beraberinde getirmiştir. Tezde, video sanatındaki bu yaklaşımlar, kuramcılar eşliğinde analiz edilmiştir. Disiplinlerin bir arada olması ile ilgili görüşlere yer verildikten sonra disiplinlerarası sanat süreçleri tartışmaya açılmıştır. Bu süreçler video sanatıyla ilgili örnekler üzerinden değerlendirilmiştir. İzleyicinin, edilgen olma halinden etkin olma haline geçişi araştırılıp bu bağlamda etkileşimli sanat ve video sanatı farklı fikirler üzerinden incelenmiştir. Postmodern dönemin özellikleri belirtildikten sonra bu dönemdeki toplumsal yapıdan bahsedilmiştir. Post-endüstriyel toplumun, endüstriyel ve öncesi toplum yapısından ayrıldığı noktalar açıklanmıştır. Postmodern sanat bağlamında kullanılan kavramlar, sanatçıların ürettiği çalışmalar üzerinden görünür kılınmıştır. Video sanatındaki postmodern algıya ilişkin saptamalarda bulunulmuştur.
Total diz artroplastisi sonrası önerilen broşür ve video bazlı ev programlarının etkinliğinin karşılaştırılması
Çalışmanın amacı osteoartrit nedeniyle total diz artroplastisi sonrası önerilen broşür ve video bazlı ev egzersiz programlarının etkinliklerinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya katılan hastalar randomize olarak video bazlı ev egzersiz programı grubu (n=20) ve broşür bazlı ev egzersiz grubu (n=20) şeklinde iki gruba ayrıldı. Her iki gruba hastanede yattığı süre boyunca araştırmacı fizyoterapist tarafından ortopedik rehabilitasyon uygulandı. Hastalar taburcu olduktan sonra atandığı gruba göre ev egzersiz programı verildi. Broşür bazlı ev egzersiz programı önerilen gruba bir broşür sayfası verilirken, video bazlı ev egzersiz programı önerilen hasta grubuna aynı egzersizlerin olduğu video link olarak verildi. Hastalar taburculuklarında, postoperatif ikinci ve altıncı haftada değerlendirildi. Ağrı değerlendirmesi için Visüel Analog Skala (VAS), Eklem Hareket Açıklığını (EHA) değerlendirmek için universal gonyometrik ölçüm ve fiziksel performansı değerlendirmek için 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT), Merdiven İnip Çıkma Testi ve Zamanlı Kalk Yürü Testi kullanıldı. Fonksiyonellik düzeyi Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri İndeksi (WOMAC) ile fonksiyonel değerlendirmesinin günlük yaşam kalitesi düzeyi ise Kısa Form 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36) ile sorgulandı. Cerrahi sonrası ikinci ve altıncı haftada grup içi değerlendirmede Fleksiyon EHA, VAS, 6 DYT, Zamanlı Kalk Yürü Testi, Merdiven İnip Çıkma Testi ve WOMAC alt parametrelerinden ağrı ve fiziksel fonksiyondaki değişimin her iki grupta da benzer şekilde anlamlı olarak arttığı görülürken (p<0,005), gruplar arası karşılaştırmada cerrahi sonrası video bazlı ev egzersiz grubu lehine fleksiyon EHA, 6 DYT, zamanlı kalk yürü testi, merdiven inip çıkma testi ,Womac sertlik ve fiziksel fonksiyon alt parametreleri arasında anlamlı farlılıklar olduğu görülmüştür (p<0,005). Sonuç olarak total diz artroplastisi sonrası hastaya önerilen video bazlı ev egzersiz programının broşür bazlı programa göre yaşam kalitesi ve fonksiyonellik açısından daha olumlu etkilere sahip olduğu görüldü.
Çocuk Youtuberlar ve paylaştıkları videolar üzerine bir döküman analizi
Günümüzde teknoloji hızla gelişmekte ve sosyal medya artık hayatın bir parçası hâline gelmektedir. YouTube en popüler sosyal paylaşım ağlarından bir tanesidir. YouTube üzerinden para kazanılabiliyor olması önce YouTuber daha sonra da çocuk YouTuber kavramlarını gündeme getirmiştir. Çok küçük yaşlardan itibaren, çocuklar artık saatlerce çocuk YouTuber videoları seyrederek vakit geçirmektedirler. Bu nitel araştırmada çocuk YouTuber kanallarındaki videoların içeriklerinin araştırılması amaçlamaktadır. Bu sebeple Doküman Analizi yöntemi benimsenmiştir. Popüler (çok izlenen) çocuk kanallarından 15 YouTube kanalı belirlenmiş ve bu kanallarda yer alan ve izlenme sayısı yüksek olan 100 adet video metinden çıkarılan kodlarla analiz edilmiş ve çocuk YouTuber kanallarının içerikleri ve sundukları mesajlar özetlenmiştir. Daha sonra analiz edilen bu 100 video arasından farklı kanallarda ve konularda olacak şekilde 15 video belirlenmiş ve çok yönlü etkileşim analizi yöntemi kullanılarak bu videoların mikro analizi yapılmış. Bu analizler sonucunda videoların içeriklerinde geçen şu altı kategori belirlenmiştir: Olumsuz davranışlar içeren, reklam ve tanıtım içeren, özel hayatın gizliliğine aykırı, korkutucu içeriğe sahip olan, tüketime özendiren ve olumlu sosyal mesaj içeren videolar. Analizlerin sonucunda çocukların bilinçsiz bir şekilde YouTube'daki medya içeriklerinin şu anki hâliyle baş başa bırakılmaması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Çocuklara daha uygun medya içerikleri sunmak için yazının sonunda ailelere, öğretmenlere, medya yapımcılarına ve yetkililere bazı önerilerde bulunulmuştur.
Erken çocukluk döneminde çocuk YouTube içerik üreticilerinin yayınladığı videoların çocuğun duygusal istismarı açısından incelenmesi
Sosyal medya uygulamalarının gelişmesi, kullanımının yaygınlaşması ve çocukların da bu platformlarda denetimsiz ve aktif olarak yer almaya başlamaları ile çocuk istismarı yeni bir boyut kazanmış ve sosyal medyanın çocuklara yönelik etkileri, incelenmesi gereken önemli bir alan olarak ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada erken çocukluk dönemindeki YouTube içerik üreticilerinin yayınladıkları videolarda, anne babaları tarafından duygusal istismara maruz kalma durumları, duygusal istismar türleri ve sıklığı araştırılmıştır. Çalışma kapsamında YouTube videoları incelendiğinden, nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi kullanılmış, bu yöntemi uygularken Çok Yönlü Okuryazarlık ve Eleştirel Okuryazarlık kuramları ön plana alınmıştır. Çalışmada videolar amaçlı örneklemle, YouTube'da içerik üreten ve en yüksek takipçiye sahip 10 çocuk içerik üreticisi olarak seçilmiştir. Her kanala ait son 6 yılda yayınlanmış, içeriğinde anne veya babası bulunan, en çok izlenme sayısına sahip 10 video olmak üzere toplam 100 video, duygusal istismar ve alt boyutları kapsamında incelenmiştir. Veri analizinin ilk basamağında belirlenen video içerikleri duygusal istismarın alt boyutları baz alınarak oluşturulan kodlara göre "Dedoose" programı ile analiz edilmiştir. Her video için birçok farklı yönden analize olanak sağlayan Çok Yönlü Etkileşim Analizi yöntemi kullanılarak mikro analiz yapılmıştır. Bu yöntem sadece video içerisindeki sözlere değil bunun yanı sıra görsellere, ekrandaki hareketlere, kullanılan ses efektlerine, video içerisindeki kişilerin jest ve mimiklerine ve ses tonlarına da odaklanmayı (Norris, 2013) sağlayarak, videolara çok boyutlu bakılmasına imkân vermiştir. Videoların analizi sürecinde "Duygusal İstismar Bilgi Tespit Formu" (Ek. 2) oluşturulmuş, her bir YouTube kanalı için analiz edilen her videoda rastlanılan bulgular kaydedilmiştir. Çalışma sonucunda incelenen 10 YouTube kanalının 5'inde duygusal istismar bulgusuna rastlanmış, videolarda çocukların anne veya babaları tarafından duygusal istismara uğrama sıklığı %17 olarak belirlenmiştir. Çocukların bu videolarda daha çok anneleri tarafından duygusal istismara uğradığı, en çok uygulanan duygusal istismar davranışlarının ise azarlama, aşağılama, duygusal tepki göstermeme ve ihmal olduğu görülmüştür. Reddetme, aşırı koruma, izole etme, ayrım, suça yöneltme ve lakap takma alt boyutlarına rastlanmamıştır.
Videoya sızan resim
Video sanatı günümüz sanatının en önemli ifade biçimlerinden biridir. Yaşadığımız yüzyılın sürekli gelişen canlı yapısı ve sosyal, kültürel, ekonomik, teknolojik, bilimsel ilerlemeler sanat arayışlarına çeşitlilik kazandırmıştır. Bu canlı yapı, sanatçıların farklı teknik ve üsluplar kullanarak yeni görsel anlatımlar yaratmasına olanak sağlamıştır. Bu noktada çağdaş sanat nesneleri ve yapıtları, bir düşünce nesnesine dönüşürken, bu dönüşümü takip eden gelişmeler sanatçılara yeni yaklaşım olanakları sunmuştur. Video sanatının kendine özgü ifade biçimi, onu sinemadan ayırırken; bu özelliği, aynı zamanda sanatçının da sınırlarını genişletmektedir. Teknolojinin ve geleneksel sanat unsurlarının bir arada kullanılması, daha yenilikçi yaklaşımlara imkân sağlamaktadır. Burada "yenilik" ile vurgulanmak istenen geçmiş, bugün ve gelecek arasında imge köprüleri kurmaktır. Sanatçıların geleneksel sanat dilini çağdaş teknolojilerle birleştirmeleri, yeni imge yorumları ortaya koymalarını sağlamıştır. Bu tezin ana motifi de gelenek ve yenilik arasında köprüler kurmaya, yeni imge kolajları oluşturmaya odaklıdır. Resim, yağlı boya, kolaj gibi kadim ifade teknikleri ile teknolojinin sanata sunduğu yeni ifade olanaklarını birleştirmek ve bunlar arasında ilişkilenmeler kurmak bu tezin problem edindiği bir diğer noktadır.
Video enstalasyon: Mekan ve görüntü yüzeyleri
''Video Enstalasyon: Mekan ve Görüntü Yüzeyleri'' adlı bu çalışma ile, mekandan beslenerek onu yabancılaştırmak ve mekana öykünmek üzerine geliştirilen çalışmaların teknik ve metinsel içeriğini incelemek hedeflenmiştir. Bu içeriğe paralel ve onun bir parçası olarak, bu çalışmaların altında bulunduğu "Video Enstalasyon" başlığında Türk sanatçıların yaptığı çalışmalara yer verilmiş, Video sanatının Türkiye sanat alanında bir alt disiplin, bir medyum olarak var olmaya ve olgunlaşma çabası içerisine girdiği dönemler incelenmiştir. Bu dönemler içerisindeki farklı perspektif ve konular üzerinden arayışları ile çalışmalar gerçekleştiren sanatçılar incelenerek, yüksek lisans raporuna konu olan çalışmalar üzerinden paralel okumalar yapılmıştır. Araştırmada, Video Sanatı ve hareketli görüntü tarihi hakkında genel bir bilgi edinmek adına kısa bir giriş bölümü yer alır. Bu bölümün devamında ise, mekan üzerine tasarlanan işlerin üretim dinamikleri ve tekniklerinin incelendiği, buna paralel olarak da günümüzde Video Sanatı'na dair iyi bir yerde konumlanmakta olan, ulusal ve uluslararası platformlarda ses getirmiş Türk sanatçılara ve bu isimlerin dışında, belki onlar kadar tanınmayan ama yaptığı çalışmalar ile Türkiye'de Video Sanatı üzerine yenilikçi çalışmalara imza atmış isimlere ve işlerine odaklanılmıştır. Uygulamalar adlı son bölümde ise üç ayrı başlık üzerinden mekanı kendisine yabancılaştırmayı ve mekan-zaman ilişkisini konu edinen çalışmalara yer verilmiştir. Bu sanat çalışması raporu; üretim süreçlerinde enstruman olarak görüntü kayıt etme ve görüntü yazma birimlerini seçen ve bu medyumun sağladığı imkanlar ile pratik alanlarına sözel ve teknik anlatılar aracılığıyla konularını taşıma çabası sergileyen sanatçıların arayışlarını, literatür taraması ve örnek işler üzerinden ortaya çıkarmayı hedeflemektedir.
Video dönüt uygulamasının algılanan dönüt kalitesi, dönüt kullanım düzeyi ve motivasyona etkisi
Bu çalışmanın amacı video dönüt uygulamasının öğrencilerin algıladıkları dönüt kalitesi, dönüt kullanım düzeyi ve derse karşı motivasyonlarına etkisinin incelenmesidir. Çalışma 2019/2020 öğretim yılı bahar döneminde bir devlet üniversitesinin Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü'nde öğrenim gören 43 lisans öğrencisi ile "Bilişim Etiği ve Güvenliği" dersi kapsamında 10 hafta boyunca uzaktan eğitim biçiminde yürütülmüştür. Karma araştırma yöntemlerinden yakınsak paralel desene göre gerçekleştirilen çalışmanın ilk 6 haftasında video grubundaki öğrenciler haftalık ödevlere video tabanlı dönüt, metin grubundaki öğrenciler ise metin tabanlı dönüt almışlardır. Her bir haftalık ödevden sonra öğrencilere "Biçimlendirici Geri Bildirim Algı Ölçeği" uygulanmıştır. Öğrencilerin dönüt kullanım düzeyleri ise araştırmacı tarafından geliştirilen bir form ile belirlenmiştir. 6. haftanın sonunda öğrencilerin motivasyon düzeylerini belirlemek için "Motivasyon Ölçeği" uygulanmıştır. Çalışmanın 6-8 haftaları arasında tüm öğrencilerin video ve metin dönütleri deneyimleyebilmesi için video ve metin grupları yer değiştirilmiş ve bu kapsamda iki adet haftalık ödev daha verilerek sürece devam edilmiştir. Bunun ardından ise gönüllü öğrencilerden video dönüt uygulaması hakkında görüşler toplanmıştır. Çalışmanın nicel bulgularına göre video dönüt uygulamasının dönüt kullanım düzeyi ve algılanan dönüt kalitesi değişkeninin teşvik etme alt boyutu üzerine anlamlı etkisi gözlenmiş, diğer değişkenler için ise video grubu lehine sonuçlar ortaya çıkmasına rağmen bu farklılıkların istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır. Çalışmanın nicel boyutunda ulaşılan bulgular nitel bulgular ile de birleştirilmiştir. Çalışmanın nitel bulguları video dönütlerin metin dönütlere göre dönütün anlaşılır olması, geliştirmeye olanak tanıması ve düzeltmeye teşvik etmesi açısından daha avantajlı olduğunu göstermektedir.
Dil deformasyonunun iletişime etkisi ve toplumsal bilinç kazandırmaya yönelik görsel çözüm önerileri
Teknolojinin gelişmesi ile uluslar birbiriyle daha fazla iletişim kurabilir hale gelmiştir. İnternet kullanımının da aktif olduğu günümüzde toplumlar arası hızlı erişim önem kazanmış ve kolaylaşmıştır. Bu erişim ile görülmüştür ki birçok yabancı öge hemen hemen her dile girmiştir. Erişimin getirdiği ağı engellemek mümkün olamayacağından hiçbir dil eskisine oranla aynı saf değerle kalamayacaktır. Bu tezde, toplumlar bu konu ile ilgili bilgilendirmek, dil kavramının önemini içselleştirebilmelerini sağlamak ve bireyler bu aidiyet ile dillerine giren yabancı ögelerin farkına vararak yerleşmesine engel olabilmeleri amaç edinilmiştir. Dilde oluşacak kötü sonuçların günümüz koşullarında oluşturabileceği tahribatı toplumlar fark edebilmelidir. Dilde yaşanabilecek tahribatın bireyler arasında ayrılıklara neden olmaya başlayacağı düşünülebilir. Türkçe'de son yıllarda yaşanan kirlenme ve yanlış kullanım ciddi boyutlara ulaşmıştır. Çalışmanın araştırma sürecinde dilin tarihinden, iletişime olan etkilerinden, dilin bozulmasından kaynaklı ortaya çıkan ve çıkabilecek olası problemler üzerinde durulmuştur. 3. ve 4. Bölümde Dilde en çok yapılan hatalar ve Görsel iletişim araçlarını da bu bozulmayı destekler nitelikte olan işler incelenmiştir. Dilin yapısını oluşturan kurallar, dili kullanan toplumların değerlerine bağlı olarak da ilerlemektedir. İletişimi sağlayan dilin, uluslar için büyük bir öneme sahip olduğu söylenebilir. Geçmişten günümüze değişen teknoloji ile toplumların yaşam süreçlerinin bir dönüşüm içerisinde olduğu görülmektedir. Kitle iletişim araçlarının farklılaşması ve dijital çağ zaman kavramının farklı formlar kazanmasını sağlamıştır. Yaşam şekilleri dijitalleşmiş ve toplumlar birbirine bağlı hale gelmiştir. Bilgi teknolojilerinin ve teknolojinin gelişiminden etkilenen dil beklenmedik kötü sonuçlar çıkarabilmekte, toplum değer yargıları ile çelişkide kalabilmektedir. Bu gelişmeler göz önünde bulundurularak tezin sonuç bölümü ve uygulama kısmı hazırlanmıştır.
Video performans alanında bedenin kullanımı
"Video Performans Alanında Bedenin Kullanımı" başlıklı rapor kapsamında beden kavramından hareketle "Performans" ve "Video Performans" ilişkisi irdelenmiştir. Bu ilişkinin ortak noktası olan beden kavramının geçmişten günümüze kadar olan süreç içerisinde geçirdiği değişim ve dönüşümler açıklanmaya çalışılmıştır. İlkel dönemlere kadar uzanan bu süreçte beden, sanatın ana konusu olarak var olmuştur. Sanatta bedenin kullanımı farklı biçimler ve farklı anlamlar içerse de her zaman kendisini var etmiş ve modernizmden sonrasına uzanan süreçte özellikle Performans Sanatıyla birlikte bedenini kullanarak mesele edindikleri konuları anlatmak, sorgulamak isteyen sanatçılar için beden, en temel ifade araçlarından biri haline gelmiştir. Videonun sanata sunduğu yeni üretim teknikleri sayesinde, video alanında üretim yapan sanatçılardan farklı olarak performans sanatçıları, Performans Sanatı ile Video Sanatının buluştuğu noktada Video Performans ile kendilerine yeni bir alan yaratmıştır. Video Performans alanında beden, görünmenin gösterilmesiyle birlikte kendisine yüklenen anlamları ve tanımları farklı bir boyutta sorgulanabilir hale getirmiştir. Böylece yüzyıllardır felsefe, sosyoloji, psikoloji, politika ve dinsel inançlar dâhilinde bir tartışma konusu olan ve Performans Sanatıyla birlikte doğrudan sanata dâhil olan beden, video teknolojisi ve bu teknolojinin sunduğu olanaklar sayesinde farklı üretim biçimleriyle yeniden ele alınmış ve sanatsal üretimlerinde bedenini kullanan sanatçılar için beden üzerinden düşünce üretme biçimlerinin çeşitlenmesine yol açmıştır. Bu rapor kapsamında Video Performans aracılığıyla beden üzerinden düşünce üretme biçimleri sorgulanmış ve bu sorgulamalar kişisel çalışmalarla desteklenmiştir.
Mülteci sorunlarının sanatsal anlatımı
Tarih boyunca göçün birden fazla nedeni olmuştur. Doğal ya da yapay göçlerin nedenleri insanları daima felakete sürüklemiştir. Özellikle savaşlar insanlık tarihinde her zaman yıkım olarak anılmıştır. Sosyal, politik, ekonomik ve tarihi olarak ele alınan savaşlar her çağa tanıklık eden sanatın odaklandığı alanlardan birisini oluşturur. Tarihsel kaynaklara aktardığı görsel kayıtlarla önemli bir arşiv rolü gören sanatın çok yönlü pragmatik olduğu gerçeği aşikardır. Yakın tarihimizde yaşanan Suriye savaşı ve beraberinde getirdiği mülteci sorunu, küreselleşen dünyanın önemli ve ortak bir sorunu olmuştur. Etkileri çok yönlü olan; sosyal, siyasi, politik, ekonomik, coğrafi gibi birçok alanı etkileyen mülteci sorunu, toplumsal sorunlara duyarsız kalamayan sanatın da ana temalarından birini oluşturmuştur. Sanatçılar uluslararası platformlarda bireysel ve sosyal manifestolarla sorunun ciddiliğini duyulur kılmak için sanatlarını icra etmektedirler. Mülteciler hakkındaki küresel krizin büyüklüğünü yansıtan sanatsal aktiviteler, mültecilere olan tutumu değiştirmede katkıda bulunur ve sorunun rahatsız edici sunumlarıyla beraber yetkililere ulaşmada bir köprü görevi görür. Çalışmanın amacı; mülteci sorununu geçmiş ile bugün arasında değerlendirerek, sanatın mülteci sorunu karşısındaki sorgulayıcı, düşündürücü, çare bulucu, onarıcı ve yapıcı rolünün etkilerini uluslararası alanda gerçekleştirilen sanat eserlerinden referanslar sunarak, ulusal alanda gerçekleştirilen birtakım sanatsal etkileşim ve ürünler üzerinden somut yargılara varmak ve çözümleyici katkılar sunmaktır. Bu bağlamda, Malatya kent genelinde, Malatya Mülteci Kampı'nda ve İzmir Torbalı'da yaşayan mültecilerin yaşamları ele alınarak birtakım incelemelerde bulunulmuş, sanatın toplumsal sorunlar karşısındaki yapılandırmacı rolü üzerinden somut verilere ulaşılmıştır.
Uzamsal artırılmış gerçeklik tekniklerinin sergileme tasarımında kullanımı
Başlangıçta insani dürtülerle ortaya çıkan sergileme eylemi, zamanla farklı yöntemler ve biçimler ile çeşitlenmiş, sistematik bir tasarım alanı haline gelmiştir. Mekân içerisinde hikâye anlatma sanatı veya iletişim kuran çevreler olarak tanımlanabilecek sergileme tasarımı ile insanlar hikâye anlatmanın ve bilgi paylaşımının farklı yollarını aramışlardır. Alternatif öğrenme teorileri ve deneyimsel öğrenme süreçleri üzerine yapılan araştırmalar, deneyim yoluyla elde edilen bilginin, çok daha hızlı öğrenildiği ve kalıcı olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmacılar sergileme tasarımı ile yaratılan deneyimin ve deneyimleyerek öğrenmenin günümüzün en etkili iletişim biçimlerinden biri olduğunu belirtmişlerdir. Günümüzde, sanal ve artırılmış gerçeklik sunuları, video projeksiyon eşleme tekniği ve uzamsal artırılmış gerçeklik ortamları gibi gelişen teknolojik ve teknik imkanlardan aldığı güçle, sergi mekanları hikâye anlatmanın ötesinde deneyim yaşatarak öğreten mekanlar olma yolunda ilerlemektedir. Çalışmanın birinci bölümünde, sergileme eylemi ve sergileme tasarımı tanımlanmıştır. Sergi mekanlarının tarihsel süreçteki gelişimi ve türleri incelenmiştir. İkinci bölümde deneyimsel öğrenme teorileri ve sergi mekanlarının bu alandaki rolü araştırılmıştır. Üçüncü bölümde projeksiyon cihazının tarihsel süreçteki gelişimi ele alınmış ve buna paralel olarak video sanatı incelenmiştir. Ayrıca, sanal gerçeklik, artırılmış gerçeklik ve uzamsal artırılmış gerçeklik kavramları tanımlanmıştır ve video projeksiyon eşleme tekniği çözümlenmiştir. Tarihsel süreçten ve günümüzden uzamsal artırılmış gerçeklik uygulama örnekleri incelenmiştir. Tezin son bölümünde, "Kutsal Evlilik" isimli uygulama projesi ile sergileme alanlarında uzamsal artırılmış gerçeklik ortamı oluşturmak adına bir ayna ışın birleştiricisi tasarlanmıştır. Ayna ışın birleştiricisinin üretim süreci, video eşleme teknikleri, hareketli grafiklerin tasarım süreci ve video prodüksiyon aşaması tüm adımları ile açıklanmıştır.
"Menschen A1"adlı Almanca öğretimi ders kitabı setinde yer alan videoların analizi ve değerlendirilmesi
İletişim insan hayatının her alanında vazgeçilmez ve önemli bir araçtır. Gelişimin hızlı olduğu ve teknolojinin değişim çağında, iletişim ve ifade şekli de bu gelişmelere paralel olarak çarpıcı biçimde değişmiştir. Bilimsel çalışmalar iletişimin %7 'sinin sözel, %33' ünün paraverbal (ses perdesi, ton, rezonans, artikülasyon, ses seviyesi, konuşma temposu veya konuşma melodisi gibi ses özellikleri ve konuşma davranışı) ve %55' inin sözsüz boyutlardan oluştuğu sonucuna varmıştır. Bu çalışmanın amacı yabancı dil öğretimi için hazırlanan ders kitaplarına bu değişikliklerin ne denli yansıtıldığını araştırmaktır. Çalışma iki araştırma yöntemine dayanmaktadır ve çalışmanın iki amacı vardır. Birincisi nicel araştırma yöntemine dayandırılan ve Ankara Goethe Enstitüsü'nde çalışan Almanca öğretmenlerinin demografik bilgilerinden ve 5' li Likert anketten oluşmaktadır. Anket DaF (Almanca yabancı dil) derslerindeki videoların önemini, işlevlerini ve DaF derslerinde ne sıklıkta kullanıldığını ölçmektedir. Bununla birlikte video kliplerindeki iletişimin sözsüz unsurları ve öğretmenler için işlevleri sorgulanmaktadır. İkinci araştırma yöntemi DaF dersi kitabında yer alan 24 video klibin Constanze Kaiser'e göre dil dışı öğeler açısından analiz edilmesi ve değerlendirilmesini içermektedir. Her video klip için hazırlanan tabloda klibin adı, ünitenin amacı, klibin içeriği ve sözsüz iletişimin kanalları bulunmaktadır. Hem anket çalışmasında hem de "Menschen A1" DaF ders kitabındaki video kliplerinin analiz ve değerlendirilmesinde, videoların işlevine ve önemine genel olarak kapsamlı bir şekilde yer verilmediği ortaya çıkmıştır. İki araştırmanın sonuçları da DaF dersi için hazırlanacak olan kitaplarda otantik videoların oluşturulmasına katkıda bulunacaktır.
Web tabanlı video model yöntemine dayalı eğitim yönteminin kadın sağlığı ve hastalıkları hemşireliği beceri uygulamalarına etkisi
Bu araştırma, web tabanlı video model yöntemine dayalı eğitim yönteminin Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği beceri uygulamalarına, öğrencilerin memnuniyet düzeylerine ve öğrencilerin beceri uygulaması öncesinde ve sonrasında anksiyete düzeylerine etkisini incelemek amacıyla planlanmış yarı deneysel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini, 2016-2017 öğretim yılında Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi ikinci sınıfta öğrenim gören, Sağlıklı Yaşam ve Hemşirelik II Dersi "Hasta ve Hastane Ortamı-I" modülü dersini alan öğrencilerden çalışmaya katılmayı kabul eden basit rastgele örneklem tekniği ile belirlenen toplam 80 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmaya alınacak örneklem büyüklüğünü belirlemek amacıyla Power analiz yapılmıştır. İki grup arasındaki farkı ortaya koymak amacıyla d=0.3 (etki büyüklüğü orta) ɑ=0.05, 1-β=0.80 olarak alınmıştır. Örneklem hesaplamada 32 öğrenci alınmasının yeterli olacağı belirlenmiş ve olası örneklem kayıpları düşünülerek girişim ve kontrol gruplarına 40'ar öğrenci alınmasına karar verilmiştir. Araştırma, web tabanlı video model yöntemine dayalı eğitim grubu (girişim) ve demonstrasyon grubu (kontrol) olmak üzere iki grup üzerinden tasarlanmıştır. Öğrenciler, cinsiyet, yaş ve başarı düzeyi eşleştirmesi yapılarak gruplara ayrılmıştır. Her iki gruptaki öğrencilerin e-posta adresleri alınmış ve öğrencilere konuya ilişkin ders notları, gebe ve lohusa muayenesi klinik becerileri değerlendirme rehberleri e-posta ile gönderilmiş demonstrasyona çalışarak gelmeleri istenmiştir. Girişim grubundaki öğrencilerin hazırlanan web sitesindeki videoları izleyebilmeleri için her öğrenciye kullanıcı adı ve şifre verilmiştir. Böylelikle öğrencinin sınıf dışında, internet ve bilgisayarını kullanarak, gebe ve lohusa muayenesi klinik becerilerine yönelik web sitesindeki eğitim videolarını izlemesi sağlanmıştır. Kontrol grubundaki öğrencilere beceri laboratuarında araştırmacı tarafından demonstrasyon yöntemi kullanılarak eğitim verilmiştir. Öğrencilerin psikomotor beceri düzeyi, gebe ve lohusa muayenesi klinik becerileri değerlendirme rehberlerine uygun olarak yapılan puanlamadan aldığı puanla belirlenmiştir. Girişim ve kontrol grubundaki öğrencilerin ödem muayenesi uygulama beceri puanı ve emzirme tekniği eğitimi uygulama beceri puanı dışında diğer uygulama beceri puanı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). Web tabanlı video model yöntemine dayalı eğitim yöntemi ile eğitim alan girişim grubundaki öğrencilerin uygulama beceri puanlarının anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur. Girişim ve kontrol grubundaki öğrencilerin eğitim yöntemlerinden memnuniyet anketi puan ortalaması açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Girişim ve kontrol grubundaki öğrencilerin beceri öncesi ve sonrası durumluk-sürekli kaygı puanı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Girişim grubundaki öğrencilerin uygulama öncesi ve sonrası Durumluk Kaygı Envanteri puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Kontrol grubundaki öğrencilerin uygulama öncesi ve sonrası Durumluk Kaygı Envanteri puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, web tabanlı video model yöntemine dayalı eğitim yöntemi hemşirelik öğrencilerinin gebe ve lohusa muayenesi klinik becerileri öğrenme ve uygulamalarını olumlu yönde etkilemiştir. Anahtar kelimeler; Web tabanlı eğitim; video model yöntemi; gebe muayenesi; postpartum muayene; anksiyete
Eğitsel videolardaki sorulara yönelik geri bildirim türünün öğretmen adaylarının başarı ve bilişsel yüklerine etkisi
Bu çalışmanın amacı; etkileşimli eğitsel videolarda gömülü sorulara verilen geribildirim türünün lisans düzeyindeki öğrencilerin başarıları ve bilişsel yükleri üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Çalışmada deneysel araştırma yöntemlerinden son test kontrol gruplu deneysel model tercih edilmiştir. Araştırmacı tarafından "IP ve IP Sınıfları" konusunda eğitsel video hazırlanmıştır. Videonun belli zaman dilimlerine gömülü sorular yerleştirilmiştir. Çalışmanın kontrol grubuna cevapları doğrultusunda geri bildirim verilmemiştir. Deney gruplarına açıklayıcı ve doğrulayıcı geri bildirim sunulmuştur. Eğitim fakültesinde lisans düzeyinde öğrenim gören 180 gönüllü öğrenciye "IP ve IP Sınıfları" konusunda daha önceki ilgi düzeylerinin belirlenmesine yönelik Konu İlgisi Ölçeği uygulanmış ve konuya ilgisi düşük 91 öğretmen adayı ile çalışılmıştır. Uygulama bilgisayar laboratuvarında gerçekleştirilmiş olup, uygulama sonunda grupların seviyelerini belirlemek için araştırmacı tarafından geliştirilen Başarı Testi, bilişsel yüklenmeleri belirlemek amacıyla da Bilişsel Yük Ölçeği kullanılmıştır. Gruplar arası başarı puanları ve bilişsel yük puanlarının, geri bildirim türlerine göre farklılaşıp farklılaşmadığı tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ile belirlenmiştir. Geri bildirim türleri incelendiğinde açıklayıcı geri bildirim verilen gruptaki öğrencilerin akademik başarılarının artmasında anlamlı derecede etkili olduğu tespit edilmiştir (F(2, 90) = 6,62, p < ,05). Çoklu Ortamla Bilişsel Öğrenme Kuramı ilkeleri doğrultusunda hazırlanan etkileşimli eğitsel videoya gömülü sorulara açıklayıcı geri bildirim verildiğinde öğrencilerin bilişsel yüklenmelerinin azaldığı tespit edilmiştir (F(2, 90) = 6,39, p < ,05). Çalışmada, açıklayıcı geri bildirim verilen gruptaki öğrencilerin kontrol ve doğrulayıcı geri bildirim verilen gruplardaki öğrencilere göre daha başarılı, ayrıca bilişsel olarak daha düşük yüklendikleri sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Etkileşimli Video, Geri Bildirim, Eğitsel Video, Bilişsel Yük, Video Arası Soru, Gölümü Soru
Koronavirüs (COVID-19)) pandemisinde polimeraz zincir reaksiyonu (rRT-PCR) testi veren adölesanları video ile bilgilendirmenin anksiyete üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Araştırma Polimeraz Zincir Reaksiyonu (rRT-PCR) testi veren adölesanları videoyla bilgilendirmenin anksiyete üzerine etkisini belirlemek amacıyla tek kör, randomize kontrollü, deneysel araştırma tasarımında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini bir Devlet Hastanesine rRTPCR test numunesi veren adölesanlar, örneklemini ise, ilk kez rRT-PCR testi veren 272 adölesan oluşturmuştur. Katılımcılar yaş ve cinsiyete göre tabakalı blok randomizasyon uygulanarak gruplara rastgele atanmıştır. Veriler Çocuk/Ebeveyn Bilgi Formu, Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri, Koronavirüs Anksiyete Ölçeği'yle toplanmıştır. Araştırmada çalışma grubundaki adölesanlara işlemden beş dakika önce, animasyonlu bilgilendirme videosu izlettirilmiştir. Kontrol grubundaki adölesanlara herhangi bir bilgilendirme yapılmaksızın kurum politikası doğrultusunda numune alımı gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler Ki kare, Bağımsız Örneklem t testi, Bağımlı Örneklem t testi, Tek yönlü varyans analizi, Parametrik Olmayan Bağımsız Örneklem t testi, post hoc LSD testi, Spearman korelasyon testleriyle değerlendirilmiştir. Veriler incelendiğinde çalışma ve kontrol grubu adölesanların tanımlayıcı özellikleri bakımından istatiksel olarak benzer olduğu saptanmıştır (p>0,05). Adölesanların orta düzeyde anksiyete yaşadığı belirlenmiştir. Adölesanların çoğunluğunda akrabalarında (%83,1) ya da aynı ev içerisinde COVID-19 pozitif hastası olmadığı (%82,7), okulunda pozitif arkadaşlarının olduğu (%56,2) ancak sınıfında olmadığı (%61,4), pozitif arkadaşları ile temasının olmadığı (%69,1) belirlenmiştir. Video ile bilgilendirilen adölesanların işlem sonrası durumluk kaygı düzeyi 38,76±10,77 iken, kontrol grubu adölesanların kaygı düzeyi 41,68±11,92 olarak bulunmuştur. Video ile bilgilendirme adölesanların kaygı düzeyini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaltmıştır (p=0,035). Çalışma grubunda cinsiyet ve sosyal güvence durumunun işlem sonrası durumluk kaygı düzeyine etkisi olduğu belirlenirken, kontrol grubunda kardeş sayısının kaygı düzeyini etkilediği belirlenmiştir (p≤0,05). COVID-19 ile ilgili hastalık özelliklerinin çalışma ve kontrol grubunun işlem sonrası durumluk kaygı düzeyine etkisinin olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Araştırma sonucunda, videoyla bilgilendirmenin işlem sonrası durumluk kaygısını azalttığı bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda özellikle pandemi sürecinde adölesanların kaygı düzeyinin yükselebileceği, ilk kez karşılaştıkları invaziv işlem öncesi bilgilendirilmeleriyle kaygı düzeylerinin azaldığı saptanmıştır. Bu doğrultuda, hemşirelik bakımı kapsamında tüm adölesanların video ile işleme hazırlanması, birçok invaziv işlem öncesi bu yöntemle bilgilendirmelerin etkinliğinin değerlendirildiği başka çalışmaların yapılması önerilir.
İmge mimarlıkları ya da video ortamında imge ve aralık nosyonu
Bu çalışma imge (image) ve aralık (interval) nosyonlarının video ortamındaki yansımaları ve oluşan yeni özne-nesne ilişkilerinin araştırılması; disiplinler arası kavramsal bir okuma ile mimarlık alanına taşınan imge ve aralık nosyonları çerçevesinde düşünen imalat olarak imge mimarlıklarının gerçekleşme koşullarının aranmasını amaçlamaktadır. Felsefe tarihi boyunca imgenin gerçeklikle ilişkisi benzeşim üzerinden kurulmuş, imge dış dünyada var olan şeyin zihindeki bir kopyası olarak anlaşılmıştır. Henri Bergson (1859-1941) ise imgeyi yalnızca görüntü düzlemiyle sınırlandırmamış, maddenin var oluşuyla bir ve aynı anlamda ele alarak onu "bütüncül bir varlıksal taban" olarak kurgulamıştır. Bergson imgelerin birbiri üzerinde sonsuz ve merkezsiz, kaotik bir biçimde etki ve tepkide bulundukları, akışkan ve devinimsel bir hareket-imgeler evreni tariflemiştir. Bergson'un düşüncesinde özne yani canlı imge (beden imgesi) sonsuz ve merkezsiz imge akışları evreninde geçici merkezler olarak beliren bilinç halleridir. Maddi dünyanın bir parçası olarak canlı imgenin etkilere karşı tepkisini bir seçme mekanizmasını devreye sokarak geciktirmesi ile oluşan zamansal "aralık" (interval), virtüel olanın edimselleştiği (actualization) an ve özne konumlarının inşa edildiği yerdir; "mekan"dır. Video teknolojileri imgeler evreninin bir parçası olan "canlı imge" ile aynı prensipte çalışmakta, sınırsız imge akışlarına belirsizlik ve seçme zamanını dahil ederek bir "aralık" (interval) meydana getirmektedirler. Bu aralık sayesinde artık "gösteren ve göstermeyen akışlar" arasındaki ilişki makinesel bir şekilde örgütlenebilir hale gelmekte, akışlar halindeki imgeler kristal-imge olarak geleceğe taşınmaktadır. Video teknolojilerinin bu saklı tutma işlemi canlı imgenin eyleme gücünü ve kapasitesini artırmakta, kristal-imgeleri, zamanın imgesini, tekrar tekrar şimdiye taşıyarak öznenin bakışına sunmaktadır. Video kayıt teknolojileri sayesinde canlı imgenin virtüel-edimsel (actual) devresine olduğu haliyle dahil olan kendinde imge, her defasında yeniden yaratılmakta ve bununla birlikte yeni özne konumları inşa edilmektedir. Dziga Vertov 20. yüzyılın başlarında sinema aracılığıyla günümüzün videografik imgelerini elde etmiştir. Vertov sinemasının merkezinde yer alan "aralıklar kuramı" ve "montaj" fikri, sinemanın hareketlerle değil, iki hareket arasındaki ilişkiyle kurulduğu düşüncesinde temellenmektedir. Vertov'a göre aralık (interval), birbirinden uzak ve bağlantısız görünen iki şeyin; hareketin, imgenin, düşüncenin arasındaki yakınlık derecesinin ölçütüdür. Vertovcu montaj ise uzamsal ve zamansal uzaklıkların fethedilmesi, birbiriyle ilişkisiz parçaların şiirsel bir yöntemle birbirine dikilmesi yoluyla anlam üretilmesidir. Montaj yoluyla algı öznenin elinden alınarak şeylere taşınmış, dolayısıyla algılanmak maddenin pasif bir özelliği olmaktan çıkmıştır. Bu sayede film bir "düşünen imalat" halini almakta, her izleyen özne tarafından aralıklarda yeniden inşa edilmektedir. Bergsoncu canlı imge yaratıcı bir etkinlikle filmin üretimine dahil olmakta, montaj yoluyla dışsal ve makinesel bir ortamda yaratılan aralıklarda, içsel zamanını, öngörülemez virtüel potansiyelleri edimselleştirme (actualization) imkanına, kuvvetine sahip olmaktadır; bu sayede yeni özne konumlarını, "var olmak"lık ve "vücut bulmak"lıkları başka bir deyişle "mekan"ı da inşa etmektedir. Akışlar halindeki imgeler evreninin bir parçası olarak öznenin her türlü etkinliği, "verili olanla üretici, yaratıcı bir ilişki içine girdiği imalattır" ve bu düşünen imalatla birlikte özne çevresini biçimlendirirken kendisini de tekrar tekrar kurmaktadır. "Düşünen imalat olarak mimarlıklar" mimar ve kullanıcı öznenin mimarlık nesnesi üzerindeki otoriteyi paylaştığı, kullanıcı öznenin yaratıcı bir etkinlikle ve tüm niteliksel farklılıklarıyla birlikte mimarlık üretimine katıldığı taktirde gerçekleşme potansiyeline sahip olabilmektedir. Özne kendisini her an ikiye yarılan zamansal "aralıkta" (interval) virtüel-edimsel (actual) devresinin eşzamanlılığında kurarken, her türden yaratım da aynı yerde, "aralıkta" (interval) gerçekleşmektedir. Tam da bu sayede, kullanıcı öznenin virtüel-edimsel (actual) devresi üretim süreçlerine dahil olduğunda, önceden tahmin edilemez olanaklar mekâna dâhil edilmekte ve bu sayede her tekil deneyim ve üretim eşsiz ve yeni olmaktadır. Bu türden bir düşünce temsil rejimlerinin statik alanını reddetmekte, gerçek olanın sürekli üretiminin hareketli bir zemini ilkesine dayanmaktadır. Bu sayede öngörülemez kaotik imge akışları evreni, düşünen imalatın beklenmedik farklılıklar üretmesiyle sürekli başka oluşlara açıktır. Tüm bunlarla birlikte aşkınsal ve bütünleştirici imge rejimlerinin yerini, çokluğun içkin hareketi, zaman-imge almaktadır. Tez çalışmasında ilk olarak Antik Yunan'dan günümüze, imge (image) nosyonunun ne'liği tartışılmış, sonrasında Henri Bergson'un imge nosyonuna yepyeni bir bakış getirdiği imge üretimi kuramı; hareket-imge, canlı imge ve aralık (interval) kavramları üzerinden serimlenmiş ve video ortamındaki yansımaları araştırılmıştır. Devam eden bölümde Bergson'un "aralık" (interval) kavramı ile Dziga Vertov'un "aralıklar kuramı" (theory of intervals) ve montaj tekniği birbirine dikilmiştir. Son bölüme gelindiğinde imge ve aralık (interval) nosyonları mimarlık alanına taşınmış, imge mimarlıklarının düşünen imalat olabilme koşulları Jonathan Hill'in "Actions of Architecture: Architects and Creative Users" (Mimarlığın Aksiyonları: Mimarlar ve Yaratıcı Kullanıcılar) (2003) adlı eserinden yararlanılarak araştırılmıştır. Bu süreçte 20. yüzyıl mimarlığında, mimarlıklar ve kullanıcı ilişkileri irdelenmiş, mimar ve kullanıcının mimarlık nesnesi üzerindeki otoriteyi paylaştığı bir durum olarak yaratıcı kullanıcının izi sürülmüştür. Mimarlıklar ve kullanıcı ilişkileri Hill'in yaptığı sınıflandırma baz alınarak; "işlevselcilik ve pasif kullanıcı", "esneklik ve reaktif kullanıcı" ve "aralıklar montajı ve yaratıcı kullanıcı" olmak üzere üç kategoride incelenmiştir.