Ankara University
Discipline

Political Science and Public Administration

Ankara University

1,679

Archived Theses

17

DOIs Assigned

1%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de sağ popülizmin cinsiyeti

Bu çalışma, 2002 yılından beri, kesintisiz olarak iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin cinsiyet rejimini odağına almaktadır. Cinsiyet rejimi bağlamında, çalışmanın iki ana hedefi vardır. Bunlardan ilki, kadın seçmeni ikna etmek için partinin kullandığı ideolojik yaklaşım, yöntem ve eylemleri cinsiyet rejiminin bir parçası olarak analiz etmektir. İkincisi ise kadın seçmeni ikna için partili kadınlara düşen görevleri anlamak ve cinsiyet rejimini yeniden üreten dişil rolleri ortaya koymaktır. Üç bölüm boyunca feminist metodolojinin kullanıldığı çalışmanın birinci bölümünde, cinsiyet rejiminin Türkiye'deki tarihsel seyri verilmektedir. Literatür tarama/değerlendirmesine ve karşılaştırmalı yönteme dayanan bölümde, partinin cinsiyet rejiminin kendisinden önceki yönetimlerden farkına ve partinin kendi iktidarları arasındaki değişimlerine vurgu yapılmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde, öncelikle siyasal rejim tartışması yürütülmektedir. Ardından, bu siyasal rejimin cinsiyet rejimi ile olan ilişkisi tartışılmakta ve siyasal rejimin kadınlarla kurduğu ilişki biçimi üstünden cinsiyet rejimine dair iddialarda bulunulmaktadır. Son bölüm olarak tasarlanan üçüncü bölümde ise partili kadınlarla yapılan ve derinlemesine mülakat tekniğine dayanan saha çalışmasına yer verilmiştir. Birinci ve ikinci bölümün verileri ışığında ve görüşmecilerle yapılan mülakatlar neticesinde, partinin cinsiyet rejimi, iktidardaki kadınların gözünden eleştirel bir şekilde yorumlanmıştır.

Gülçin Özge Tan
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yönetmelik yapım süreci üzerine bir inceleme ve atık yönetimi örneği

Daha sonra doldurulacaktır

Kadir Muhammed Ceyhan
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Soğuk Savaş döneminde Türkiye'de milliyetçi muhafazakârlığın devlet anlayışı

Çalışmada, Türk sağını besleyen ana damarlardan biri olan milliyetçi muhafazakâr ideolojinin devlete bakışı incelenmektedir. Milliyetçi muhafazakâr ideolojiye mensup Mümtaz Turhan, Erol Güngör ve İbrahim Kafesoğlu gibi düşünürler üzerinden yapılan bir okuma ile bu ideolojinin "devlet tasavvuru"nun bütüncül bir şekilde ortaya konması çalışmanın temel amacını oluşturur. Söz konusu devlet tasavvuru incelenmeden önce, Türkiye'de milliyetçi muhafazakâr ideolojinin hangi siyasal-tarihsel vasatta doğduğu ve geliştiği ile bu ideolojinin temel nitelik ve dinamiklerinin açıklanması önem arz eder. Milliyetçi ve muhafazakâr ideolojilerin bir eklemlenmesi olarak ortaya çıkan Türk milliyetçi muhafazakârlığı, varlığını bir ölçüde Kemalizme borçludur. Kemalizmin "ulus- inşa" projesi ile "laiklik" anlayışı, Türkiye'de muhafazakâr ideolojinin doğmasında büyük rol oynar. Muhafazakârlığın bir türev ideolojisi olan milliyetçi muhafazakârlık da, işte bu tarihsel zeminde yeşerir. Bununla birlikte, milliyetçi muhafazakârlık, içerik bakımından eleştirdiği Kemalizmin "yöntemsel" açıdan takipçisi olur. Bu bağlamda, Kemalizmin toplum tasavvurundaki "sosyal mühendislikçi" ve "voluntarist" eğilimlere, milliyetçi muhafazakârlıkta da rastlanır. Milliyetçi muhafazakârlığın gelişiminde rol oynayan temel dış dinamik ise, Soğuk Savaş döneminde "hür dünya" bloğunda oluşan "komünizm karşıtlığı" olur. Soğuk Savaş yıllarında milliyetçi muhafazakârlığın gelişim süreci ise "Doğu-Batı Sentezi"nden "Türk-İslâm Sentezi"ne evrilen bir ideolojik serencam izler. Milliyetçi muhafazakârlığın devlet tasavvuru, iki temel başlık altında ele alınabilir: Devletin niteliği ve devletin işlevi. Devletin niteliği başlığı, Türkiye'de milliyetçi muhafazakâr ideolojinin devleti nasıl algıladığı ile ilgilidir. Milliyetçi muhafazakâr yaklaşım devleti, aşkın, paternalist bir karakterde görür; bu devlet, aynı zamanda hikmet-i hükümet mekanizmalarıyla mücehhez bir siyasal aygıtı ifade eder. Milliyetçi muhafazakârlığın söz konusu devlet algısının çözümlenmesinde, devlet/sivil toplum dikotomisi üzerinden Osmanlı'dan Cumhuriyet Türkiyesi'ne kalan tarihi mirasın yorumlanması uygun bir teorik temel sağlar. Ayrıca, Carl Schmitt'in devlet üzerine geliştirdiği yaklaşım da milliyetçi muhafazakâr muhayyiledeki devletin tahlili noktasında zengin bir kuramsal çerçeve sunar. Devletin işlevi başlığı, Türkiye'de milliyetçi muhafazakârlığın devlete nasıl roller yüklediği sorusuna cevap arar. Bu çerçevede, milliyetçi muhafazakâr entelijansiyanın "kültür", "ekonomi" ve "demokrasi" alanlarında devlete nasıl politik roller biçtiği hususu, devletin işlevi bölümünün ana temasını oluşturur. Her üç alanı da ortak bir kesişim kümesinde buluşturan temel dinamik ise milliyetçi muhafazakârlığın "devlet-merkezci" siyasal perspektifidir. Bir başka anlatımla, milliyetçi muhafazakârlık için söz konusu alanlar devlet karşısında birer "bağımlı değişkenler" olup "devlet"den bu alanlara giden bir okuma yapılması tercih edilir. Çalışmada, Türkiye'de milliyetçi muhafazakârlığın "kültür", "ekonomi" ve "demokrasi" alanlarına ilişkin görüşlerinin incelenmesi suretiyle, bir bakıma bu ideolojinin "ideal devlet"i ortaya konmaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Milliyetçi Muhafazakârlık, Muhafazakârlık, Kemalizm, Ulus- Devlet, Soğuk Savaş, Türk-İslâm Sentezi, Aydınlar Ocağı.

DevletDevlet anlayışıMilliyetçi muhafazakarlık+2
Mehmet Parlak
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Nefret söylemi ve ötekiler: Türkiye'de Suriyeli kadınlar

Göç kavramı ana hatlarıyla göç eden bireyleri ya da toplulukları ve göç alan ülkeyi etkileyen bir olgudur. Özellikle uluslararası boyutuyla öne çıkan göç, kadınların da sürece dahil olmasıyla değişimler yaşamıştır. Uluslararası göçün ortaya çıkardığı kavramlardan biri olan mültecilik ise anlaşmalarla belirlenen bir statü olmasına rağmen göç eden ve göç alan toplumların farklılıkları nedeniyle birçok soruna sahiptir. Bu çalışmada mültecilerin maruz kaldığı sorunlardan biri olan nefret söylemi incelenmiştir. Nefret söylemi birçok dezavantajlı grubun ortak problemidir. Bu kavramın tanımlarına bakıldığı zaman kadınların dezavantajlı gruplar arasında çoğunlukla yer almadığı görülür. Kadınların görünmezliğinin sebebi olarak eril egemen hakimiyet işaret edilmelidir. Eril hakimiyetin bulunduğu alanlardan biri olması ve ideoloji aşılama/ yayma konusunda etkin bir gücü barındırması sebebiyle geleneksel medya bu çalışmada elde edilecek verileri sağlamaktadır. Haberlerin inşasının toplumsal söylemlerden bağımsız olmadığı ve Van Dijk'a ait Eleştirel Söylem Analizi yönteminin toplumsal sorunlara odaklandığı gerekçesiyle bu yöntem tercih edilmiştir. Böylece mevcut çalışmada gazetelerde Suriyeli mülteci kadınlara karşı medyada oluşan nefret söylemi analiz edilmiştir. Ulusal basında birçok gazetenin ve Suriyeli mülteci kadın haberlerinin yer alması sebebiyle ideolojik gruplara bölünerek toplamda 10 gazete ve her gazeteden 3'er haber örneği seçilmiştir. Makro ve mikro yapıya bölünen analiz biçimde kelimelerin arkasında yatan mesajlar tespit edilmeye çalışılmıştır. Başlıklar, fotoğraflar, kelime seçimleri, haberin retoriği gibi incelemeler sonucunda Suriyeli mülteci kadınların cinsiyetleri üzerinden doğrudan nefret söylemine maruz kalmazken yine de kadınlara karşı nefrete olanak sağlandığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Medya, Nefret Söylemi, Suriyeli Mülteci Kadınlar Toplumsal Cinsiyet, Eleştirel Söylem Analizi

Cinsel nefretEleştirel söylem çözümlemesiKadınlar+7
İlayda Kurt
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Modern Türkiye'de resmî hâfızanın inşâsı: Îcat edilen gelenekler ve hâfıza mekânları

Bir kültürel oluşumun varlığından söz edebilmek için, o kültürün toplumsal, ahlâkî, siyâsî, iktisâdî bütün boyutlarını; yapısal, pratik ve ritüel vb. bütün yönlerini kapsamına alacak şekilde niteleyen, belirleyen ve temellendiren, kutsal ve kurucu nitelikli bir hâfızanın zorunlu olduğudur. İnsan doğasının ayrılmaz bir parçası olan toplumsallık, insanın bireysel varlığını toplumsal varlığına bağımlı hâle getirmiştir. Bununla birlikte insanın hayatta kalmak için zorunlu olduğu diğerleriyle iş birliği yapma ihtiyâcından doğan toplumlar, insanın biyolojik ve zihinsel yapısını da değiştirmiştir. İlk tarım toplumlarında yazı ve diğer sembol sistemlerinin îcâdıyla yönetici seçkinlerle yönetilenler arasındaki eşitsizliği kurumsallaştıran kültürel topluluklara dönüşmüşlerdir. Bir kültür, maddî ve mânevî özellikleriyle kendi başına bir gerçeklik evreni, varoluştan yokoluşa topyekûn bir dünya tasavvurudur. İnsan dâima bir toplumsal kültürün ürünü, bir toplumsal kültürün parçasıdır. Bir toplumsal kültür, ortak olağanlar ve olağanüstülerden oluşan bir hâfıza üzerine kurulur. Toplumsal yaşamın olağan ve olağanüstü yanlarını birleştiren zaman, mekân, beden düzeni arasındaki uyuşmaya bağlıdır. Kurucu mitoloji, kültürün kurucu esaslarını felâket, kurtuluş ve kuruluş olmak üzere üç temel mit üzerinden yapılandırır. Bu üç temel mit Karanlık Çağ ve Altın Çağ olmak üzere iki temel referans mitiyle desteklenir. Kurucu mitolojinin esasları ve tanımları törensel geleneklerde temsil edilir. Kurucu mitolojideki her türlü değişiklik törensel temsillerde de ifâde edilir. İktidârın kurumsallaşması için kültürün kurucu mitolojisiyle ve gelenekleriyle bütünleşmesi gerekir. Modern dönemlerde îcat edilen törenler, kurucu nitelikli bir hâfıza inşâsını amaçlar. Îcat edilen kurucu törenler, modern iktidârın kurumsal başlangıç anının döngüsel tekrarlarla yeniden canlandırılışıdır. Îcat edilen geleneğin temsil ettiği resmî mitolojinin, tutarlı ve net ilkelerle süreklilik kazandığı orada resmî hâfıza tutarlı ve istikrarlı bir gerçeklik evreni kurmayı başarır. Modern Türkiye'nin ilk bayramı, 23 Nisan Bayramı'dır. Cumhuriyet'in îlânından önce kurulan Büyük Millet Meclisinin kuruluş günü olan 23 Nisan günü, 1921 yılında kutlanmaya başlamıştır. Bu anlamda Türkiye Cumhuriyetinin iktidârının dayandığı mitolojiyi temsil eder. 1930- 1950 arasında kutlanan 23 Nisan Bayramları, modern Türkiye'nin inşâ ettiği resmî hâfızayı ifâde eder. Anahtar Kelimeler: Resmî Hâfıza, Kurucu Hâfıza, Kurucu Gerçeklik, Hâfıza Çarkı, Hâfıza İnşâsı, Kurucu Mitoloji, Geleneğin Îcâdı, Hâfıza Mekânları, Millî Hâkimiyet, 23 Nisan

BellekBellek mekanlarıGelenekler+6
Onur Aycan
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de kamu sağlık sektöründe personel rejimi, 1923–2023: dönüşümler, politikalar, sorunlar ve bakış açıları

Türk Kamu Personel Rejiminin yolculuğu Cumhuriyetin kurulmasından günümüze kadar oldukça farklı ilerlemiştir. Reformlarla, kanunlarla ve çalışmalarla eksiklik görülen hususlar düzeltilmeye çalışılmıştır. Özellikle kamu hizmeti alanında geniş yer tutan sağlık hizmetlerinin sunumunu gerçekleştiren, sağlık hizmetlerinin görünür yüzü kamu sağlık personeli de değişiklik, yenilik ve reformlardan payına düşeni fazlasıyla almış; ayrıca çok da farklı şekillenmiştir. Sağlık hizmetinin sunumundaki zorluklar ve hizmet çeşitliliği sağlık personelinde farklı istihdam türlerini oluştururken aynı zamanda yeni riskleri, çatışmaları, farkları ve çalışma hayatına dair bazı konuları da gündeme getirmiştir. Bu çalışmada 1923-2023 yılları arasında sağlık personel rejiminin dönüşümü, gelişimi ve bunların nedenleri ve sağlık personeline dair çalışma hayatını etkileyen faktörler, rejim çeşitliliği politikalar ve reformlar doğrultusunda değerlendirilmiştir. Çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Türkiye'de kamu personel rejimi ve sağlığa dair gelişmelere; ikinci bölümde konuya dair literatür analizine; üçüncü bölümde sağlık personelin tarihsel gelişimini içine alan düzenlemelere; dördüncü bölümde sağlık personeli özelinde planlama, istihdam, farklılıklar, çalışma yaşamına yönelik konulara değinilmiştir. Beşinci bölümde ise konu çerçevesinde Denizli İlinde yer alan sağlık tesislerinde görevli yöneticiler (kamu, özel, üniversite) ve konuya hakim öğretim üyeleri ile yarı yapılandırılmış mülakat temelli bir araştırma yapılmıştır. Katılımcıların cevapları Nvivo analiz programı yardımıyla ve literatür ışığında analiz edilmiş; yorumlanmış ve çözüm önerileri getirilmiştir.

Kamu personel sistemleriKamu personeliPersonel politikası+3
Havva Ecehan Armağan Kaygusuz
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Tapu müdürlüklerinde çalışan sokak düzeyi bürokratlarının örgütsel adalet algılarının örgütsel bağlılıkları üzerindeki etkisi: İzmir ili alan araştırması

Bu tezin amacı sokak düzeyi bürokratlarının karakteristik özelliği olan "vatandaşla yüz yüze temas hâlinde olma" ve "takdir yetkisini kullanma" niteliklerine tipik bir örnek olan tapu memurlarının örgütsel adalet algılarının örgütsel bağlılıkları üzerindeki etkisini araştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda nicel bir araştırma tasarlanarak araştırmanın modeli ve hipotezleri test edilmiştir. Soru formu, İzmir ilindeki 11 Tapu Müdürlüğünde çalışan memurlara elden dağıtıarak 170 gönüllü katılımcıdan veri toplanmıştır. Veriler SPSS 20.0 programıyla analiz edilmiştir. Analizler sonucunda, tapu memurlarının etkileşimsel adalet algılamalarının yüksek; işlemsel adalet algılamalarının orta ve dağıtım adaleti algılamalarının düşük düzeyde olduğu ortaya konmuştur. Ayrıca katılımcıların örgütsel bağlılık düzeylerinin de düşük olduğu tespit edilmiştir. Regresyon analizleri tapu memurlarının özellikle dağıtım adaletine ilişkin algılamalarının örgütsel bağlılığın üç boyutunu da pozitif yönde ve anlamlı düzeyde etkilediğini; işlemsel adalet algılamalarının ise sadece duygusal ve normatif bağlılığı etkilediği göstermektedir. Bu sonuçlara dayanarak, kamu yöneticilerinin, tapu memurlarının adalet algısını etkileyen faktörleri dikkatli şekilde tespit ederek gerekli iyileştirmeleri yaptırmaları; böylece kurumlarına olan bağlılıklarını artırmaları önerilebilir. Bu tür girişimlerin hem sokak düzeyi bürokratlarının hem de kamu kurumlarının verimliliğini ve performansını artırmada yaşamsal önemi bulunmaktadır. Tapu memurları özelinde örgütsel adalet ve örgütsel bağlılık ilişkisini incelemesi açısından özgün olduğu düşünülen bu çalışmanın kamu yönetimi literatürüne katkı sağlaması beklenmektedir. Çalışma aynı zamanda tapu dairelerindeki memurları Türkiye örneğinde tipik sokak bürokratları olarak odaklaması bakımından da benzersizdir. Tezin sonunda geliştirilen önerilerle örgütsel adalet ile örgütsel bağlılık ilişkisini kamusal bir perspektiften sunarak kamu yöneticilerine yol gösterici olması umulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sokak Düzeyi Bürokratları, Tapu Memurları, Örgütsel Adalet, Örgütsel Bağlılık.

BürokrasiBürokratlarMemurlar+7
Sabri Çağdaş Arpacı
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni Sağ'ın Amerikasında siyahi kadınların COVID-19 sınavı: Kesişimsellik teorisi bağlamında bir inceleme

Neoliberalizm ideolojisi Freiburg, Viyana ve Chicago Üniversitesi olmak üzere birbiriyle bağlantılı üç ekol tarafından geliştirilmiştir. Üç neoliberal okulun ilk ve sonraki kuşak temsilcileri, danışmanlık veya aktif görev almak yoluyla yeni sağ politikalarının belirlenmesinde rol almıştır. Yeni sağ tarafından uygulanan neoliberal programlar emek sınıfını zayıflatmış, kamu hizmetlerini özelleştirmiş, her türlü alanın ekonomikleştiği saf piyasacı anlayış yerleşmiştir. Yeni Sağ ekonomik politikalarına meşruiyet sağlamak için yeni muhafazakarlık tezlerini kullanmış, gelenek, hiyerarşi, otorite ve devlet gücünün ön planda olduğu politikaları uygulamıştır. Kesişimsellik teorisi ise bir sosyolojik grubun veya bireyin deneyimledikleri adaletsizliklere ilişkin tekli düzlemde yapılan analizlerin yetersizliği üzerinedir. Kesişimsellik, çoklu boyuttan gelen baskıların eşitsizlikleri ürettiğini ve yapılan analizlerin tüm düzlemler dikkate alınarak yapılması gerektiğini savunur. Covid-19 pandemisi bir halk sağlığı sorunu olarak ortaya çıksa da ekonomik, sosyolojik farklı alanlarda etkisi bulunan bir krizdir. Yeni sağ politikaları dolayısıyla ekonomik durumları bozulan, kamu desteklerini kaybeden, sağlık gibi temel hizmetleri erişimi azalan kesimler pandemiye hazırlıksız ve zayıf yakalanmıştır. Covid-19 pandemisinden, kesişimsel konumda bulunan, yeni sağ politikalarının zayıflattığı birey ve topluluklar daha fazla etkilenmiştir. Çalışmada siyah Amerikalı kadınların Covid-19 pandemisinde kesişimsel konumları sebebiyle deneyimledikleri adaletsizliklerin neler olduğunu tespit etmek ve durumlarını ağırlaştıran faktörleri belirlemek için 16 Twitter hesabının paylaşımları karma analiz yöntemiyle incelenmiştir. Polis şiddeti sorunu, çocuk bakım hizmetlerine, ücretli izine ve işsizlik sigortalarına erişim problemleri, sağlık hizmetlerindeki ayrımcılık ve adaletsizlik, cinsiyet eşitsizliği, şiddet ve taciz siyah Amerikalı kadınların pandemi koşullarını ağırlaştıran kesişimsel problemler olarak bulgulara yansımıştır.

Afro-AmerikanAmerika Birleşik DevletleriEşitsizlik+4
İhsan Gurur İçirgen
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kent belleğinin korunmasında yerel yönetimlerin rolü: Denizli örneği

Bu çalışma Denizli kentini ele almaktadır. Çalışmanın içerisinde oldukça köklü bir tarihî geçmişe sahip olmakla birlikte küreselleşen dünyaya olabildiğince hızlı bir şekilde ayak uyduran ve kendi iç dinamikleri ile hızlı bir gelişim göstererek adını "Anadolu Kaplanları" arasına yazdıran Denizli kentinde, yerel yönetimlerin Denizli kent belleğini koruma kapasitesi ve Denizli kent belleği üzerindeki olası dönüştürücü etkisi ortaya konmuştur. Bu yapılırken hem kronolojik olarak dönemler itibarı ile hem de çalışmanın kavramsal kısmında tespit edilen bellek unsurları itibariyle Denizli'deki yerel yönetimlerin Denizli kent belleğine olan etkileri analiz edilmiştir. Kolektif bellek bir toplumun yaşantısını belirleyen ve bir arada kalmasını mümkün kılan dinamikleri kodlayan toplumsal bilgidir. Kolektif bellek, bir kentteki yaşantı aracılığıyla çeşitli şekillerde mekân üzerine kazınmaktadır. Kentler bir topluma ait belleğin görünür hale geldiği mekânlardır. Kolektif belleğin sahip olduğu bu özellik onun mekân üzerinde belirleyici olmasını beraberinde getirmektedir. Bu noktada toplumsal iktidar ilişkileri devreye girmektedir. Toplumsal iktidar ilişkilerinin dönüşümü bir anlamda belleğin dönüşümü anlamına geldiği için toplumsal iktidarın dönüşümü ile kent de bir dönüşüm geçirmektedir. Çalışma için önem arz eden bir diğer kavram olan yerel yönetimler hemen bütün ülkelerde bir yöredeki ortak ve yerel ihtiyaçları karşılamak üzere oluşturulmaktadır. Yerel yönetimlerin bu özelliği onları kentlilere en yakın yönetim birimi olmaları haline getirmektedir. Bundan dolayı yerel yönetimler bir kent üzerindeki yaşantıyı en yakından kavrayabilen yönetsel birimlerdir. Yerel yönetimleri bir kentin yaşantısından, yani belleğinden ayrı düşünmek mümkün değildir.

BellekDenizliKent tarihi+3
Muharrem Altıntaş
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Devlet, bilim ve üniversite ilişkisine eleştirel bir değerlendirme: Türkiye'de kamu-üniversite-sanayi iş birliği

Bu çalışma Türkiye Kamu-Üniversite-Sanayi İşbirliği (KÜSİ) Stratejisi ve Eylem Planı (2015-2018) üzerine eleştirel bir değerlendirme yapmaktadır. Çalışmada üniversitelerin ortaya çıkışları ve üniversite-sanayi ilişkilerinin gelişimi tarihsel süreç içerisinde incelenmiştir. Sanayi Devrimi ile birlikte burjuvazi üniversitelerin bilimsel çalışmalarını, eğitimlerini ve fiziksel olanaklarını üretimin sürdürülmesinde ve geliştirilmesinde kullanmıştır. Dünya savaşları sonrasında üniversiteler ülkelerin ekonomik kalkınmalarında önemli bir araç durumuna gelmişlerdir. Devlet, burjuvazi ve üniversiteler arasındaki bu ilişkilerde zaman içerisinde çeşitli problemler ortaya çıkmıştır. Devlet, burjuvazi ve üniversite tarafından hazırlanan ve uygulanan çözüm önerileri sonucunda üniversiteler birer şirkete benzemiştir. Bu duruma karşı Sanayi Devrimi'nden günümüze kadar çeşitli eleştiriler getirilmiştir. Eleştirilere rağmen 1980 ve sonrasında yaşanan iktisadi ve siyasi değişimlerin artan etkisi ile birlikte üniversitelerin ticarileştirilmesi dünya geneline yayılmıştır. Türkiye de dünya genelinde yaşanan bu değişimlerden etkilenmiştir. Çalışmanın konusunu oluşturan plan bu etkinin ürünüdür. Çalışmada üniversite ve sanayi ilişkilerini düzenleyen yasalar, planlar, raporlar, bilimsel çalışmalar vb. yazılı kaynaklar incelenmiştir. Planın ve diğer kaynakların incelenmesinde akademik kapitalizm, girişimci üniversite gibi kavramlar ile üniversite, sanayi ve devlet arasındaki ilişkileri dolaylı veya doğrudan ele alan akademik çalışmalardan yararlanılmıştır. Çalışma sonucunda planda üniversitelerin mevcut sorunlarının derinleşmesine ve üniversitelerin daha fazla ticarileşmelerine yol açan hedefler tespit edilmiştir. KÜSİ planındaki hedeflere ulaşılmasında devletin üniversitelerin işleyişine daha fazla müdahil olması üniversitelerdeki özgürlük ve özerklik konularında sorunlara yol açmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kamu-Üniversite-Sanayi İş Birliği, Üniversite-Sanayi İş Birliği, Akademik Kapitalizm, İdeolojik Aygıt

Mustafa Okyay
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The role of theology in the birth of classical liberal political philosophy in the West

This thesis analyses the role of theology in the birth of classical liberal political philosophy in the West. It aims to show that, like every system of ideas, liberalism is indepted to theology and metaphysics, and that Christian theology has played a major role in the birth thereof. It eventually argues that in the early modern age liberal political theory was grounded on very basic premises that were borrowed from Christian theology. Keywords: liberalism, political theology, political philosophyBu çalışma, Batı'da klasik liberal siyaset felsefesinin doğuşunda teolojinin rolünü incelemektedir. Çalışmanın amacı, her düşünce sistemi gibi liberalizmin de, teoloji ve metafiziğe borçlu olduğunu ve liberalizmin doğuşunda Hıristiyanlığın önemli bir rol oynadığını göstermektir. Nihaî olarak bu çalışma erken modern dönemde liberal siyaset teorisinin, Hıristiyan ilahiyatından alınan bazı önkabuller üzerine kurulduğunu iddia etmektedir. Anahtar Kelimeler: liberalizm, siyasî ilahiyât, siyaset felsefesi

PhilosophyLiberalismPolitical philosophy+1
İsmail Kurun
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessEN

The effects of the renewable energy investments on sustainable development

Energy is one of the most important inputs of the contemporary economies. In order to produce goods and services, human beings need more energy than before. Parallel to the technological and economic development, the energy needs of human beings have been increasing steadily since the industrial revolution. Although the population and energy needs of the world have been increasing steadily, the world's energy needs have been mainly met by the fossil based energy resources. Since the distribution of the fossil based resources is not equal in the world, the countries having lack of fossil based energy resources are highly dependent on those countries having rich reserves. Therefore, any political or social instability can directly affect the supply of the energy and the price of these commodities can easily be hiked like being in 1974 and 1979 crisis. This reality, however, creates energy dependency for the countries which do not have enough energy resources and make their economy more fragile against the energy supply and price shocks. Therefore, to maintain energy security, reliable and cheap energy supply become priority of policy makers of the many developed and developing countries in the globalized world. Apart from the amount and distribution of fossil based reserves in the world, sustainability of the development depending on these energy types has been questioned since the beginning of the 1970s, because of the harmful environmental effects of fossil based energies. Global warming, climate changes, environmental pollution forced the United Nation to take precaution against the excessive usage of the fossil based resources. In this context, to decrease the gas emission and to limit the harmful effects some summits were organized by the UN. As a result of these summits, "Our Common Future" report was prepared and Kyoto Protocol was accepted by the UN members. Turkey is a poor country in terms of fossil-based energy sources. Therefore, the country's energy needs are met by paying at about 50 billion dollars to the importer countries every year. The country has experienced 15 economic crises throughout the republic periods and nearly all economic crises are directly or indirectly related with the current account deficit. As a result of economic crises, the social and political stability of the country was deeply affected and some undesired political coup or social events were lived in our country. However, when the energy import is excluded, the trade balance of Turkey is relatively balanced. Turkey does not have enough fossil based resources but its renewable energy potential is very high comparing with the European Union. Hence, it is believed that if they can be evaluated efficiently, renewable energy resources can make significant contribution to the sustainable development and growth of the country. In this study, the effects of the renewable energy investments, made under the sustainable development concept, on the social and political stability of Turkey were investigated. The analysis was based on the effects of the renewable energy investment to the current account deficit of Turkey. To make the concept more understandable, the renewable energies, their potential, current account deficit and economic crises experienced throughout the republic periods were investigated in detail. As a result of the study findings some recommendations were made in the conclusion section.

Electrical energyEnergy policiesSolar energy+6
Ömer Demirdaş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessEN

The trade unions during the February 28 period

TRADE UNIONS DURING THE FEBRUARY 28 PERIOD Zengin, Ülkü Nur Msc., Department of Political Science and Public Administration Supervisor : Prof. Dr. Şükrü Karatepe February 2016, 138 pages The February 28 coup, was recorded in the political history of Turkey as a "post-modern military coup". This feature of the February 28 has to do with differences in its conduct, as compared to the previous military coups. In contrast to the usual conduct of the coups, the February 28 coup was carried out while the military remained at the barracks, without use of weapons and without taking ower the political power. Instead, various societal actors that are called as "unarmed forces" were mobilized to exert pressure over the government which was ultimately forced to quit. In this thesis, the discourse and activities of the trade unions were studied during the process when the February 28 coup took place. Particularly, attitudes and activities of the worker and employer trade unions which were included in the social bloc, called as the 'Gang of the Five' were analyzed within the framework of relationships between trade unions and politics. Türk-İş and DİSK were taken as examples of worker trade unions, while TİSK was choosen as the representative of employer associations. In the thesis, it is concluded that, support provided by the trade unions, existence of which depends on a functioning democracy, to the anti-democratic process of the February 28 is a paradox. At this period, trade unions behaved ideologically and in contrast to their raison d'etre which is defending and promoting rights of their members. . Keywords: February 28, trade unions, 'Gang of the five', TÜRK-İŞ, DİSK, TİSK, TESK, TOBB

29 February 1997 decisionsMilitary interventionUnions+4
Ülkü Nur Zengin
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Western perception of kadro movement

Kadro Journal was a periodical of thought that was published between 1932 and 1935, period after Great Depression, with 36 issues. Authors of Kadro Journal are mentioned as Kadro Movement. The Journal, emerged to produce ideological background for Turkish Revolution, expressed different ideas related with the West from the regime's ones. This work aims to exhibit the Western perception of Kadro Movement what had a significant place in Turkish political life. The examination of Western perception of Kadro Journal is based on analysis of Kadro authors' articles what evaluated the West in terms of political, economic and cultural sides. Kadro Movement, provided different perspective about relations with the West as a significant issue in Turkish political life, maintains its importance.

WestWesternistImperialism+3
Murat Karaman
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Islam and criticism of the concept of the "human rights":An argument specific to MAZLUMDER

The concept of "Human Rights" has been discussed in context of several worldviews since it had come to light, within the question what it corresponded with. Although being emerged in Western World and supposed to be a magical formula which can secure the basic rights and liberties of human being, it is such a concept against which many ideologies, classes, worldviews and religions always have been argueing and all these discussions are still being made. In this thesis, the concepts of "human being", "right", "human rights" were embraced in context of theory and philosophy and within this scope, the historical adventure of human rights was exposed in outline. In the sequel, the substantial (essential) and relational meanings of the concepts of "human", "right" and "justice" were analyzed in context of main sources of Islam as a religion by a theoretical and philosophical way. Within this scope and in especially this theoretical context, the concept of "human rights" emerged from Western world is criticized from the point of view of Islam religion. As to the thirth section of this thesis, all of these matters have been investigated in context of MAZLUMDER, the first organization of human rights of the Muslim people in Turkey.

CriticismMazlum-DerHuman rights+1
Emine Kaplan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Eşref Edip Fergan'ın siyasi düşüncesi ve Türk siyasal hayatındaki yeri

One of the most significant movements in the field of political thought in Turkey is Islamism. This movement developed and turned into an important movement of thought after the 2nd Constitutional Monarcy in the Ottoman Empire. An important figure of this movement was Eşref Edip Fergan. He started his career as an author and journalist in the 2nd Constitutional Monarcy era with the periodical Sıratımüstakim, which was to be later named "Sebilürreşad", and continued his career after the founding of Turkish Republic. Despite the fact that he did not appear in a prominent position in the context of political thought and political history, Eşref Edip Fergan was nevertheless an important figure who continued to communicating his thoughts about Turkish political life until his death in 1971. This study deals with the political thought of Eşref Edip Fergan, and his life in Turkish political life. It aims to reveal the life and mentality of Eşref Edip Fergan, and his political, social, and philosophical perspective in different periods. The study is based on an analysis of works in political thought and political history, including primarily the works of Eşref Edip Fergan. Keywords: Eşref Edip, Islamism, Sıratımüstakim, Sebilürreşad, Turkish Politics

Fergan, Eşref EdipSebilürreşad magazinePolitics+5
Emre Çalışkan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Erken Cumhuriyet devrinde Türk liberalizminin ikilemleri: Ahmet Ağaoğlu

This thesis examines Ahmet Ağaoğlu, a nationalist intellectual, at the same time one of the important figures of Turkish liberalism during the Early Republican Period in the Turkey. The concepts in which the liberal attitude in Ağaoğlu is observed and the dilemmas which are incompatible with classical liberalism in these concepts constitute the field of examination of this thesis. In this study, by examining Ağaoğlu's liberalism in the Early Republican Period it will be presented that the liberal values he defended during this period are not based on classic liberalism and its values but based on liberal nationalism. It will be shown that Ahmet Ağaoğlu's main controversy, and his liberal contradictions at the Early Republican Period are in fact not a contradiction but a characteristic of its liberal nationalist attitude, and that contradictions can be assessed in the context of Kemalist power-intellectual relations are also based on his eclectic ideology. Keywords: liberalism, liberal nationalism, Turkish liberalism, Early Republican Period

KemalismAğaoğlu, AhmetLiberalism+4
Hüseyin Arif Kınacı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessEN

Local climate change governance: The case of Turkish metropolitan municipalities

The necessity of cooperation among stakeholders at each administration level is increasingly emphasized to be able to thoroughly tackle challenges posed by global climate change. Particularly the mitigation and adaptation policies and strategies followed by local governments with the involvement of both public and non-public institutions are believed to be playing a crucial role in developing countries. To this end, this study elaborates how and why local climate change protection policies and strategies are carried out by local governments in developing countries in the case of the metropolitan municipalities' initiatives in Turkey. In order to conduct such a research, both qualitative and quantitative research methods are adopted; thus in addition to studying the strategic plans and annual action reports of municipalities as part of a content analysis, a regression analysis is conducted to identify the determinants of the adoption of such policies and strategies. This study concluded that the local climate change mitigation activities are predominantly implemented by provision modes in the urban infrastructure and transportation areas. Moreover, it is shown that stress factors – causing changes in the parameters of global climate change – and socio-economic conditions are determining factors in local climate change initiatives. However, it is found that risk factors – as an indicator of the vulnerability level – have been found not having an exploratory role. Future studies may include assessment of provincial and distinct municipalities, the non-public actors, use more variables, and conduct in-depth interviews with corresponding experts to achieve further clarification. Keywords: Climate Change, Governance, Local Governments, Mitigation, Adaptation

MunicipalitiesMetropolitan municipalityAdjustment+3
Korkmaz Yıldırım
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessEN

The state theatre in Turkish nation building: A content analysis on Turkish playscripts

Identity building is a project to rebuild the cultural heritage, history and the vision of the nation states. After the First World War, young Turkey starts a cultural change after the pioneering of the elites. This change has a vision of "Westernization" and nation building. The State Theater of Turkey is an institution for meeting these purposes founded during the period of transition to democracy; repealing one-party government which is not a sudden process. Therefore, it is possible to see the vision of nation building and the eagerness of Westernization in the repertory of the State Theater still. Yet the institution is used as a nation's showcase during the convergence to the West block after the Second World War. In this study, I cover the repertory of the State Theater from the foundation of the institution (1949) until the first military intervention (1960). I support the research by using discourse analysis at first section to analyze the context referring identity; referring the meaning rather than words. This study finds out that as expected the nation building process in Turkish Republic continues in the 1950s with a variety, rather than havin one-dimensional indoctrination of certain national identity.

State theatresIdentity constructionNational identity+7
Başak Akar
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessEN

Development & strategic planning; a comparative study of Kenya, South Korea and Turkey

This research seeks to examine a problematic yet critical question that continues to fascinate researchers in social science. Why are some countries rich while some are poor yet structurally, politically, demographically and geographically they have immense similarities? By looking at the historical and contemporary political, economic and planning experiences of three case study samples namely Kenya, Turkey and South Korea; the author attempts to answer the question why some countries have benefited from planning by looking at the similarities and differences in formulation, implementation and the structural environment in which the plans are implemented. This is done through empirical methods and rigorous review of government planning documents as well as academic materials related to the subject matter. In the process, the author also looks at the historical evolution of strategic and development planning in these countries, challenges faced and success achieved. SWOT concept is also examined as a key component of planning. The results show that beyond having well-documented strategies and development plans, a country needs to establish not only efficient and responsive human-made political and economic institutions that are able to formulate and implement these plans with precise accuracy.

EconomyEconomic policiesDevelopment+7
Nyadera Israel Nyaburi
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessEN

Performance management in the public sector: A comparative study on somalia and turkey

This thesis aims to explore the performance management systems in the public sector of Somalia and Turkey, discuss the differences and similarities between the two systems focusing on the process and legal base of performance management, identify challenges that both countries face and provide relevant recommendations to solve challenges. The study found that differences mainly lays on the historical timeframe for the application of performance management, the scope of application, the degree of formality, the legal basis, and the performance management reforms being undertaken and finally, ongoing efforts to further modernize the performance management system. In Somalia, the study found that the practice of performance management is less systematic, limited in scope, and is hugely below the standards. There are many challenges including lack of regular payment, insufficient funding, corrupt staffing practices, lack of proper strategic directions and clearly defined job descriptions, inadequate capacity building and trainings, constant staff changes and inadequate work facilities. In this regard, the study recommends introducing a comprehensive formal performance management system, establishing clear performance indicators, measures, targets and guidelines, developing clear staffing policies and job descriptions and finally, providing enough funding and facilities. In Turkey, the study found the practice of performance management is relatively systematic, and the reform efforts of the system were ongoing since 1968.It has legal basis and guidelines and defined performance targets and measures. However, there are challenges that are totally different from those faced by the government institutions. These challenges can be summarized as environmental, organizational, and personnel barriers. The study recommends to develop comprehensive performance management systems, review civil service law and review the motivation systems. Keywords: Performance, management, system, public sector, Turkey and Somalia

Public sectorPublic administrationComparative analysis+4
Mustafa Mohamed Ali
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Pandemi sürecinde ortaokullarda görev yapan öğretmenlerin uzaktan eğitime karşı tutumları: Osmaniye ili örneği

Bu çalışmada, Covid-19 küresel pandemi sürecinde Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde ortaokullarda görev yapan branş öğretmenlerinin uzaktan eğitim sistemi aracılığı ile öğrencilerin mevcut programlarının devamı sırasında, öğrencilerin yetiştirilmesi için sağladıkları desteğin daha nitelikli olabilmesi için öğretmenlerin uzaktan eğitime yönelik tutumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Nicel bir çalışma olan araştırmada, betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi olarak Osmaniye ili özelinde 2020-2021 eğitim-öğretim yılında ortaokullarda görev yapan branş öğretmenleri seçilmiş olup, Google form aracılığıyla hazırlanan çevrimiçi anket kullanılmıştır. Yapılan anket sonucunda 2020 yılında 345 (Kadın:167, Erkek:178) branş öğretmeninden veri toplanmıştır. Anket verileri Ağır (2007) tarafından geliştirilen "Uzaktan Eğitime Yönelik Tutum Ölçeği" vasıtasıyla bir araya getirilmiştir. Ölçeğin alt boyutları "uzaktan eğitimin avantajları", "uzaktan eğitimin sınırlılıkları" olarak belirlenmiştir. Katılımcılardan elde edilen veriler SPSS 22.0 istatistik yorum programı aracılığı ile analiz edilip istatistiksel teknikler kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre Levene's testi, T-testi , frekans, Anova testi, Post Hock LSD ve normallik testleri yapılarak istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç çıkarılmıştır.

COVID 19Ortaokul öğretmenleriPandemiler+5
Mehmet Fatih Koca
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu akdeniz'de paylaşım mücadelesi ve Türkiye'nin bu süreçteki rolü

Dünya' da yaşanılan bu zaman diliminde ülkelerin egemenliklerini ve refah içinde yaşamlarını sürdürebilmelerinin en önemli temel kaynağı enerji bağımsızlığı olmuştur. Doğu Akdeniz, hidrokarbon yataklarına sahip olduğu için Akdeniz' e kıyısı olan ve olmayan tüm ülkeler için enerji bağımsızlığı özelinde çok fazla önem teşkil etmektedir.Türkiye enerji bağlamında dışa bağımlılığını bitirmek ve haklı olarak kendi sahasında enerji arama çalışmalarına başlamaktadır.Doğu Akdeniz'e kıyısı olan ve kıyısı olmayan ülkeler, hidrokarbon yataklarının (petrol, doğalgaz vb.) kendi tekeline geçmesi için Türkiye'nin ve KKTC' nin haklarını ihlal ederek Türkiye'yiDoğu Akdeniz' de çok küçük bir alana hapsetmek istemişlerdir. Türkiye gerek diplomasi alanında gerekse mavi vatanın korunması ve haklarının sonuna kadar bilincinde olup arama faaliyetlerine başlamış olması ile fiili olarak varlığını tüm ülkelere kanıtlamıştır. Doğu Akdeniz'de çıkarılacak olan hidrokarbonların Türkiye üzerinden dünya pazarına taşınması ve bununla beraber hidrokarbonların Türkiye'nin kıta sahanlığında bulunması Türkiye'nin de enerji bağımlılığını tamamen sona erdirecektir.Doğu Akdeniz'de bulunan kıyıdaş devletler ile kıyıdaş olmayan devletlerin arasında yaşanan enerji savaşları bu bölgenin kaderini ciddi anlamda değiştirecek ve yaşanılacak olan bu durum bölgenin askeri ve siyasi anlamda huzurunun ve güvenliğinin bozulmasına zemin hazırlayacaktır. Yapılan bu araştırmada Türkiye'nin tezinin doğru olduğu ispat edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Doğu Akdeniz, Enerji Bağımlılığı, Mavi Vatan, Türkiye, Hidrokarbon Yatakları, Kıyıdaş Devletler

Doğu AkdenizEnerjiEnerji bağımlılığı+6
Elif Rana Kişioğlu
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Salgın yönetimi ve yerel yönetimler: İskenderun ilçesi COVID-19 salgını ile mücadele örneği

İnsanlık tarihinde birçok salgın hastalık yaşanmıştır ve yaşanmaya devam etmektedir. Veba, kolera, suçiçeği ve grip salgınları en çok bilinen salgınlar arasındadır. Yaşanan salgınlarda milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. Geçmişten günümüze kadar salgınlarla mücadele için çeşitli sağlık politikaları üretilmiştir. Bu salgın hastalıklardan biri de günümüzde yaşanan Covid-19'dur. Covid-19 salgını 2019 yılının sonlarında Çin Halk Cumhuriyeti'nde ortaya çıkmıştır. Kısa süre içerisinde tüm dünyaya hızlı bir şekilde yayılmıştır. Bu çalışmamızda İskenderun ilçesinde Covid-19 salgınına karşı alınan önlemler ve çalışmalar ele alınmıştır. Bu çalışmanın seçilme amacı henüz yeni bir araştırma konusu olmasıdır. Yerel sağlık politikalarında Covid-19 önlemlerinin neler olduğu incelenmiştir. Betimsel ve tarihsel araştırma yöntemi kullanılarak İskenderun ilçesindeki ilgili ve yetkili kurum ve kuruluşlar ile görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmelerde Covid-19 salgını sürecindeki çalışmalar, faaliyetler ve alınan önlemlere ilişkin sorular sorulmuştur. Buradan edinilen bilgiler kompozisyon haline getirilip bir bütün oluşturulmuştur. Bunlara ek olarak İskenderun'daki ilgili, yetkili kamu kurum ve kuruluşlarının internet siteleri takip edilerek güncel bilgiler çalışmaya eklenmiştir.

Bulaşıcı hastalıklarCOVID 19Epdemi+4
Kaan Yücel
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

II. Abdülhamid döneminde yapılan sosyal politika uygulamaları

Toplumların oluşmasıyla birlikte ortaya çıkan ihtiyaç sahiplerine yardım etme duygusu zamanla Sosyal Hizmet kavramının doğmasına yol açmıştır. Bu araştırma da zamanla profesyonel bir hizmete dönüşen Sosyal Hizmetin Dünyada ve Türkiye de yaşanan değişim süreci belli dönüm noktaları açısından değerlendirilerek sunulmuştur. Dünyada sanayi Devrimi ve sonrasında yaşanan modernleşme süreci Osmanlı da Tanzimat Döneminde Batılılaşma adıyla hızlanmıştır. 1876 Yılında başlayan Sultan II. Abdulhamid döneminde, Batılılaşma çalışması geleneksel değerlerimiz ile Batı da ki modern kurumları kaynaştırarak ülkemize Darülaceze, Darulhayr-ı âli, Hamidiye Etfal Hastanesi gibi birçok yeni kurumun kazandırılması şeklinde yaşanmıştır. Sultan II. Abdulhamid döneminde kurulan bu kurumlar ilerleyen süreçte I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sonrası kurulan Yeni Türk Devletinin yapılanma sürecinde sosyal alanda kurulan birçok kuruma temel olan çalışmalardır. Bu araştırmada Sosyal Hizmet alanında tarihsel süreçte Dünyada yaşanan gelişmelerden bazı kesitler ile Osmanlı döneminde yaşanan gelişmeler ve Türkiye Cumhuriyeti‟ne geçiş süreci ifade edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Hizmet, II. Abdulhamid, Darulaceze, Darulhayr-ı âli, Hamidiye Etfal Hastanesi.

Abdülhamid IIDarülacezeDarülhayr-i Ali+6
Hamit Coşkun
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de sağlık hizmetlerinde KÖİ modelinin uygulanmasına dair bir analiz

Bu çalışma Türkiye'de sağlık hizmetlerinin sunumunda kullanılan Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modelinin uygulanmasına dair bir analizi barındırmaktadır. Bu analiz yapılırken öncelikle modelin tarihçesi ele alınmıştır. Tarihçede, KÖİ modelinin dünya üzerinde ilk ortaya çıkışına zemin hazırlayan koşullar, modelin ilk uygulandığı ülke veya ülkelerin izi sürülmüştür. Modelin tarihçesine yönelik incelemede KÖİ'nin koşulların, ihtiyaçların zorunlu ve nihai bir çıktısı olarak mı uygulandığı ya da hükümetlerin iradi bir tercihi mi olduğu sorularına da cevap aranmıştır. Modelin hangi ülkelerde daha yaygın kullanıldığı, zaman içindeki değişimi ve Türkiye'de kullanımına öncü olan koşullar incelenmiştir. 1970'li yıllara kadar klasik iktisat ve refah devleti uygulamaları ile genişleyen kamu maliyesi ve artan borç yükü sonucu devletlerin kamu maliyesi üzerindeki yükünü hafifletmek adına 1980'li yılların başında dünya genelinde neo-liberal politikaların da etkisi ile özelleştirme uygulamaları hayata geçmiştir. Özel sektörün tabiatı gereği minimum maliyet ve maksimum kâr hedefleri bir süre sonra artan işsizlik ve özel sektör hizmetlerinin yüksek maliyeti gibi birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. KÖİ tek başına devletin yeterli olmadığı, kıt (yetersiz) kaynaklar, artan kamu maliyesi borç yükü ile tek başına özelleştirme uygulamalarından verim alınamayan denenmiş politikaların harmanlanmasına dayanan bir model olarak ortaya çıkmıştır. Literatürün referans gösterdiği 1990'lı yılların başından itibaren uygulanmaya başlayan ve kısa zaman içinde dünyayı kasıp kavuran bir model olarak KÖİ projeleri 2000'li yılların başında önlenemez şekilde dünyada kullanım ağını genişletmiştir. İlk uygulanmaya başladığı yıllarda enerji ve altyapı alanlarında uygulanırken zaman içinde ulaşım, çevre, eğitim binaları, kültür, haberleşme, sağlık hizmetleri, savunma, kamu düzeni, kamu güvenliği gibi birçok alanda tercih edilen bir model olmuştur. Modelin zaman içindeki yaygın kullanımı ile beraber modele yöneltilen eleştiriler de aynı oranda artmıştır. Bu eleştiriler kamu zararı, maliyetlerin yüksek oluşu, rekabeti engellediği, şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkelerini barındırmadığı gibi konularda kümelenmiştir. KÖİ modeline yöneltilen bu eleştirilerin herhangi bir ülkeye özgü sorunlar olmadığı, modelin uygulanmasından kaynaklı sorunlar olduğunu söylemek mümkündür. Zira gerek Türkiye'deki literatürde gerekse modelin kullanıldığı ülkelerin literatüründe benzer eleştirilerin sıklıkla yer aldığı gözlenmiştir. Bu çalışmada, Türkiye'de sağlık hizmetlerinin sunumunda uygulanan KÖİ modeline yöneltilen eleştiriler kapsamında modelin daha avantajlı ve daha kullanılabilir bir hale getirilmesi amacıyla literatür bulguları ışığında ayrı bir başlık halinde bazı öneriler geliştirilmiştir.

Kamu-özel iş birliğiKamu-özel sektör ilişkileriSağlık hizmetleri+1
Remziye Gül Yurt
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Dar bölgeli seçim sistemi ve bölge kalkınması üzerindeki etkileri

Seçimler, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından bir tanesidir. Seçim sistemleri, anayasalarda adaletli bir temsil ve istikrarlı bir yönetim çerçevesinde kanunla düzenlenmiştir. Seçim sistemleri temelde nispi temsil sistemi ve çoğunluk sistemi şeklinde iki gruba ayrılmıştır. Türkiye'de 1946'dan itibaren çok partili sisteme geçilmiş ve günümüze kadar birçok seçim modeli denenmiştir. Son 50 yıldır ülke barajıyla birlikte d'Hondt sistemi uygulanmış ve genellikle sonuçlar güçlü partilerin lehine olmuştur. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de ihtiyaç duyulan model, seçmen ile temsilcilerin arasındaki mesafenin kapandığı, ülke barajının olmadığı veya minimuma çekildiği, seçim çevrelerinin nüfusları oranında adil bir şekilde temsil edildiği, seçmenlerin kaygılarının olmadığı bir sistemdir. Türkiye'nin kronik sorunlarından birisi de bölgeler arası gelişmişlik düzeyi farklılıkları ve bölgeler arasındaki dengesizliktir. Bu çalışmada, evvela demokrasi çerçevesinde seçim sistemleri, akabinde bölge kavramı, bölgesel gelişme ve bölgeler arasındaki dengesizlikler üzerinde durulmuştur. Adaletli temsilin olduğu bir meclis için seçmenin baraj kaygısı taşımadan arzu ettiği ve desteklediği partiye oy verebileceği en az kusura sahip bir seçim sisteminin demokratik bir toplum için yerinde bir uygulama olacağı söylenebilir. Bu anlamda seçim barajının söz konusu olmadığı, seçim çevrelerinin daraltıldığı, iki turlu dar bölgeli seçim sisteminin seçmen davranışları ve ülkenin seçim sistemi açısından yararlı olacağı önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Seçim Sistemleri, Demokrasi, Dar Bölgeli Seçim Sistemi, Bölge Kavramı, Bölgesel Kalkınma

Bölgesel kalkınmaDar bölgeli seçim sistemiKalkınma+3
Mesut Tokur
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Cezaevi endüstrisi ve Türkiye'de cezaevlerinin özelleştirilmesi

Cezaevi endüstrisi, cezaevleri ve bu cezaevlerinin yönetimi, bakımı, güvenliği, sağlık hizmetleri gibi çeşitli alanlarda faaliyet gösteren bir dizi hizmet ve mal sağlayan bir endüstri kompleksi olarak anlaşılmaktadır. Cezaevi endüstrisi genellikle özel sektör şirketleri, devlet kurumları, taşeronlar ve diğer tedarikçileri içermektedir. Cezaevi endüstrisinin özelleştirilmesi, bir ülkede veya bölgede cezaevi hizmetlerinin özel sektör aktörlerine devredilmesini ifade etmektedir. Bu özel sektör şirketleri genellikle cezaevlerinin inşası, işletimi, güvenliği, sağlık hizmetleri ve diğer destek hizmetlerini üstlenmektedirler. Ancak, cezaevi endüstrisinin özelleştirilmesi bir dizi tartışmalı konuyu gündeme getirmektedir. Cezaevi endüstrisi uzun yıllardır tartışma konusu olmuştur. 1980'lerde özelleştirmenin yükselişiyle birlikte cezaevi endüstrisi, toplum üzerindeki etkisi nedeniyle eleştirilen milyarlarca dolarlık bir endüstri haline gelmiştir. Cezaevlerinin özelleştirilmesi cezaevi endüstrisinin büyümesinde önemli bir faktör olmuştur. Ancak özelleştirmenin savunucuları, özel cezaevlerinin devlet tarafından işletilen hapishanelerden daha verimli ve uygun maliyetli olduğunu savunmaktadırlar. Özel şirketlerin cezaevlerini hükümetten daha düşük maliyetle işletebildiğini, bunun da vergi mükelleflerinin parasından tasarruf ettiğini savunmaktadırlar. Ayrıca özel şirketlerin mahkumlara eğitim ve mesleki eğitim programları gibi daha iyi hizmetler sunabileceğini savunmaktadırlar. Özelleştirme lehinde ve aleyhindeki tartışmalara rağmen cezaevi endüstrisinin toplum üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır. Cezaevi endüstrisi ve cezaevlerinin özelleştirilmesi, dikkatle değerlendirilmesi gereken karmaşık bir konu olmaktadır. Özelleştirmenin savunucuları olmasına rağmen, potansiyel faydaların olumsuz etkilere karşı tartılması önemlidir. Sonuçta amaç, cezaevlerinin özelleştirilmesi ve cezaevi endüstrisi için adil, adaletli ve uygun maliyetli bir sistem oluşturulması ve oluşturulacak bu sistemin uygulanabilir hale getirilmesidir.

İbrahim Acar
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kapsamında Suriyelilere verilen hizmetlerin sosyal hizmet perspektifinden değerlendirilmesi

Suriye Arap Cumhuriyetinde 2011 yılında cereyan eden savaş sonrası bu ülkeden Türkiye'ye ciddi göç dalgaları başlamıştır. Suriye'nin geneline yayılan iç karışıklık ve şiddet olayları insan hakları ihlallerinin yaşanmasına neden olmuş bu da Türkiye'ye göçün yoğunluğunu daha da arttırmıştır. Bu çalışmada 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kapsamında Suriyelilere verilen hizmetlerin Sosyal Hizmet perspektifinden değerlendirilmesi konusu ele alınmıştır. Araştırmanın yöntemi olarak ise betimleyici analiz yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde çalışmanın amacı ve yöntemi, ikinci bölümünde göç terminolojisi ve Türkiye'de göç tarihi; üçüncü bölümünde Türkiye'nin göç politika süreci, Suriyelilerin yasal durumu ve faydalandığı hizmetler; dördüncü bölümünde ise göç, Geçici Koruma altındaki Suriyeliler ve Sosyal Hizmet ele alınarak son kısımda sonuç ve öneriler sunulmuştur. Bu çalışma, 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kapsamında Suriyelilere verilen hizmetlere ilişkin Sosyal Hizmet perspektifini kazandırabilmek açısından son derece büyük bir önem arz etmektedir.

Abdullah Yılmaz
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Asker merkezli bir sivil toplum kuruluşu olarak EMİNSU Derneği

Düşünsel temelleri Aristo'nun eserlerine kadar dayanan sivil toplum 18.yüzyıla kadar devletle aynı anlamda kullanılırken sonraki dönemlerde ise devlet karşıtlığına vurgu yapılmıştır. Kavram özellikle demokrasi kültürünün yerleşmesinin, yurttaşlık bilincin gelişmesinin ve devlet-toplum arasındaki ilişkinin önemli bir aracı haline gelmiştir. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinden sonra Milli Birlik Komitesinin 2 Ağustos 1960 tarihinde çıkardığı 42 sayılı Kanun (Resmi Gazetede 5 Ağustos 1960'ta yayımlanan) ile 235'i general ve amiral olmak üzere yaklaşık 7200 subay emekliye sevk edilmiştir. Bu tasfiye hareketiyle ordunun subay mevcudu yüzde elliden fazla azaltılmıştır. Ordudan tasfiye edilen subaylar 6 Eylül 1960'ta Emekli İnkılap Subayları Derneği (EMİNSU) adı altında sivil bir örgütlenmeye gitmişlerdir. Asker kökenli bir sivil toplum örgütü olan EMİNSU'lar kaybettikleri haklarına kavuşmak ve orduya tekrar dönmek için çeşitli faaliyetlerde bulunmuşlar, hükümetlerle sürekli ilişki içinde olmuşlar ancak orduya tekrar dönememişlerdir. 1980'lere kadar varlığını sürdüren EMİNSU Derneğinin mücadelesi bir takım mali hakların kazanılmasıyla sonuçlanmıştır. Anahtar kelimeler: Sivil Toplum, Sivil Toplum Kuruluşları, Dernek, Ordu, 27 Mayıs, EMİNSU

Ali Uzun
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel siyasette kadının yeri ve politik süreçlere katılımı

Kadının yerel siyasetteki rolü ve politik süreçlere katılımı, içinde bulunduğu toplumun demokratik gelişimi için büyük bir öneme sahiptir. Tarihin ilk çağlarından günümüze gelinceye dek kadının siyasetteki yeri ve katılımı artış gösterse dahi günümüzde halen pek çok toplumda eşit temsilinin sağlanamadığı görülmektedir. Kadının yerel siyasetteki rolüne bakıldığında, içinde yaşanılan toplumun çeşitliliğini yansıtabilmesi için büyük bir öneme sahip olduğunu söylemek mümkündür. Kadının sahip olduğu farklı bakış açısı, yaşadığı deneyimler ve ihtiyaçlar, politik süreçlere dahil olduğunda çok daha kapsayıcı ve etkili politikaların oluşturulmasına fayda sağlayacaktır. Bununla birlikte kadının önüne çıkan kültürel, sosyal ve ekonomik engeller, kadının siyasi alanda aktif olmasını zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla bu noktada kadının politik süreçlere dahil olabilmesini sağlayacak çeşitli adımların atılması gerektiğini söylemek mümkündür. Özellikle bilinçlendirmeye ve eğitime yönelik olarak gerçekleştirilecek politikalar ve pozitif ayrımcılığı hedefleyen önlemler kadının siyasete katılımı konusunda teşvik edici faktörler olacaktır. Bununla birlikte toplumun kadının liderlik rolüne bakış açısının değiştirilmesi de oldukça önemlidir. Kadının yerel siyasetteki yerinin güçlendirilmesi ile birlikte daha demokratik bir toplumun ortaya çıkacağını söylemek mümkündür. Kadının siyasi karar alma sürecine etkin bir şekilde dahil olması, çok daha kapsayıcı, dengeli ve adaletli politikaların oluşturulmasına olanak tanımaktadır. Bu durum ise toplumun genel refahı ve gelişimi için oldukça önemli bir unsurdur. Bu bilgilerden hareketle hazırlanan çalışmada kadının politik süreçlere katılımının yanında yerel siyasete kadın katılımıyla birlikte meydana gelecek olumlu tablo üzerinde durulmuştur. Literatürde kadının siyasal süreçlere katılımına dair pek çok araştırma bulunduğundan, hazırlanan bu çalışmanın da alan yazına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Döndü Kuru
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Devleti'nde paramiliter bir gençlik örgütü: İzcilik

19. yüzyılda dünyada meydana gelen değişmeler özellikle Fransız İhtilalı sonucunda ortaya çıkan milliyetçilik fikirleri ve vatan düşüncesi askerlik konusunda da yeni düzenlemelere sebep olmuştur. Askerliğin vatan görevi olması gençlerin askerliğe hazırlanma yöntemlerini de beraberinde getirmiştir. Bu durum bütün devletlerinde ve özellikle Avrupa'da kendini göstermiştir. Böylece "halk orduları" dediğimiz paramiliter bir örgütlenme ve topyekûn bir mücadeleyi beraberinde getirmiştir. Avrupa'daki gibi Osmanlı Devleti'nde yarı askeri paramiliter gençlik örgütlerinin kurulması ve asker ihtiyacını karşılama düşüncesi II. Meşrutiyet Dönemi ve özellikle İttihat ve Terakki Partisi döneminin bir ideolojisi olmuştur. Bu bağlamda yarı askeri dernek ve örgütler bu dönemde kurulmaya başlamıştır. Dünyada kurulan bu gençlik paramiliter örgütler II. Meşrutiyet döneminde Osmanlı Devleti'nde de kurulmaya başlamıştır. Bu dernek ve örgütlerden İzcilik Ocağı, Osmanlı Güç Dernekleri ve Osmanlı Genç Dernekleri şeklinde kurulmuşlardır. Özetle bu çalışmada II. Meşrutiyet döneminin ordu geri hizmetleriyle ilgili politikası olan Osmanlı İzcilik (Keşşaflık), Osmanlı Güç ve Osmanlı Genç Dernekleri incelenmiştir. Bu politika içinde gençlerin bedenen ve ruhen sağlıklı olması yanı sıra ordunun ihtiyacı olabilecek bir grubun eğitimine de önem verilmiştir. Özellikle paramiliter genç derneklerinin çıkış noktasını oluşturan İzcilik Teşkilatı ve bu teşkilatın Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önceki faaliyetleri dönemin şartları içinde incelenmiştir.

Nihat Paşa Yıldız
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türk kamu yönetiminde polis teşkilatının afet yönetiminde üstlendiği görev: 6 şubat depremi Osmaniye örneği

Türkiye son yıllarda çok fazla doğal afetle karşı karşıya kalmıştır. En sık yaşanan doğal afet ise depremdir. Depremlerin ölüm, yaralanma ve mal kayıplarına neden olma olasılığı yüksektir ve topluma büyük zararlar vermektedir. Cumhuriyetin kurulduğu günden bugüne yüz elli bine yakın doğal afet meydana gelmiştir. Doğal afetlerde çok sayıda ölüm vakaları yaşanmaktadır ve bugüne kadar da 300.000'e yakın kişi yaşamını yitirmiştir. 729 sayılı Afet Kanunu ülkede yaşanan doğal ve beşerî afetlerin tespiti, alınacak tedbir ve önlemlerin uygulamaları açısından oldukça önem arz etmektedir. Kamu kurum ve kuruluşları yürürlükte yer alan kanun maddeleri gereğince müdahalede bulunmuşlardır. Çalışmada afet öncesi yapılması gereken her türlü önlem, hazırlık, eğitim konularına değinilmiştir. Ayrıca yaşanan afet sonrasında yapılması gerekenleri yasal çerçevede inceleyip uygulama alanlarından da bahsedilmiştir. Bu tez çalışmasındaki amaç, Türk Polis Teşkilatının afetlerdeki görevleri ve sorumluluklarını ele almaktır. 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli asrın felaketi olarak adlandırılan depremler örnek gösterilip Türk Polis Teşkilatının üstelendiği görevler Osmaniye iliyle örneklendirilerek değerlendirilmiştir. Katılımcıların büyük çoğunluğu polis teşkilatının kriz anındaki iletişim, ulaşılabilirlik, destek sağlama, arama-kurtarma, güvenlik ve psikolojik destek hizmetlerini yeterli bulmuş; bu hizmet alanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ve güçlü düzeyde pozitif korelasyonlar belirlenmiştir. Demografik değişkenler incelendiğinde, cinsiyetin hizmet algısı üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmazken yaş değişkeni ile bazı hizmet alanları arasında negatif yönlü düşük düzeyde ilişkiler saptanmıştır; bu durum yaş ilerledikçe özellikle operasyonel faaliyetlere yönelik memnuniyet düzeyinin azaldığını göstermektedir. Meslek değişkeninin ise genel olarak hizmet değerlendirmelerinde anlamlı bir farklılık yaratmadığı belirlenmiş, sadece arama-kurtarma faaliyetlerine yönelik algıda mesleki farklılıkların istatistiksel olarak anlamlı ancak zayıf düzeyde etkili olduğu görülmüştür. Tüm bulgular Osmaniye İl Emniyet Müdürlüğü'nün afet sürecindeki performansına yönelik algıların genel bir memnuniyet çerçevesinde oluştuğunu ve bireylerin bir alandaki olumlu hizmet deneyiminin diğer alanlara dair değerlendirmelerini de olumlu etkilediğini göstermektedir.

Münevver Türkmen
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessEN

The impact of encyclopedic conceptualizations on publicization of political knowledge: A comparison of Encyclopédie and al-Rasa'il al-Ikhwan al-Safa

This study explores two major encyclopedic works that appeared in different culturaland historical contexts, guided by Immanuel Kant's definition of enlightenment as theindividual's use of reason when confronting problems. It focuses on al-Rasa'il al-Ikhwan alSafa (the Epistles of the Brethren of Purity) from the Islamic Golden Age and the Encyclopédie,primarily initiated by Denis Diderot during the Western Enlightenment. The comparisonfocuses on six key concepts divided into three groups: the individual (freedom and rights),society (morality and equality), and politics (sovereignty and justice). Each concept is analyzedthrough its philosophical development leading up to these texts and how it is discussed withinthem. This study uses an interdisciplinary approach that combines the historiographical methodof the Annales School, Derrida's deconstruction technique, and interpretive method, whileutilizing the logic of the fuzzy set theory and mathematical functions. It aims to show how bothtexts addressed similar questions despite originating from different intellectual traditions. Thestudy identifies conceptual similarities and differences and shows that rational thinking canproduce similar responses across different enlightenment periods, highlighting a sharedintellectual heritage that transcends geography and time. The findings indicate that using reasonas a transformative force—at the level of the individual, social structures, and politicalauthority—has been a common concern among thinkers separated by centuries andcivilizations. Eventually, this study argues that enlightenment is not a solely Westernphenomenon but a broader human pursuit of understanding and collective progress.

EnlightenmentEnlightenment AgeDiderot, Denis+1
Kemal Ufuk
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessEN

The legacy of French colonialism in Cameroon

Colonialism and neo-colonialism remain central to understanding the contradictions of statehood, democracy, and governance in post-colonies, where they continue to reproduce dependency, authoritarianism, and contested sovereignty. In Cameroon, the administrative and institutional frameworks established under colonial rule did not vanish with independence but were reconfigured into instruments of continued domination. As such, a qualitative approach was found most suitable for the study: it enabled a comprehensive analysis of historical contexts and contemporary dynamics. Theoretically, Agency Theory analyses the interactions between state and non-state actors, while the complementary lenses of colonialism, neo-colonialism, and imperialism reveal the continuities of domination embedded within the post-colonial order. The centralized governance structures, inherited from colonial administrations, entrenched authoritarian rule and curtailed democratic accountability. Findings reveal that centralized and authoritarian governance models, entrenched under colonial rule, were institutionalized in post-colonial Cameroon and remain resistant to democratic accountability. The dual colonial experiences compounded overlapping hierarchies of power, deepening inequality, exclusion, and contested national identity. The colonialism's legacy of extractive policies entrenched a structural dependency that has been perpetuated through France's neo-colonial instruments: the CFA Franc, monopolistic control over natural resources, and military support. These mechanisms constrain sovereignty and reproduce the asymmetrical power relations of empire under new guises. Resistance, however, has been equally enduring. From early anti-colonial mobilizations to contemporary Anglophone struggles, political actors have consistently contested external domination and domestic authoritarianism, underscoring the unfinished nature of decolonization. These struggles reveal that decolonization remains incomplete, constrained by entrenched neo-colonial mechanisms and the cooperation of ruling elites. The analysis highlights the need of dismantling neo-colonial mechanisms, reclaiming socio-economic and institutional sovereignty, and reframing governance on the basis of popular agency. By situating Cameroon within wider African and global dynamics, the analysis demonstrates that questions of governance, development, and sovereignty cannot be separated from the unfinished project of decolonization.

Cameroon
Hongıe Pelekeh Tapang
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bir kırsal yerleşkede oy verme eğilimi: Aydın Germencik Mursallı örneği (2002-2023)

Oy kullanma hakkının dünyada yaygınlaşmasıyla birlikte oy verme davranışı da aynı düzeyde değişimler göstermiştir. Oy kullanan seçmen ise siyasi tercihini belirlerken çeşitli faktörlerden etkilenmektedir. Seçmenin oy verme eğiliminde hangi faktörlerin etkili olduğu sorusu geçmişte olduğu kadar günümüzde de önem taşımakta ve bu mesele araştırmalara da yansımaktadır. Araştırmalarda genel olarak oy verme eğiliminde hangi faktörün daha fazla etkili olduğu konusu tartışılmaktadır. Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de oy verme eğilimine etki eden faktörler yerleşim yerlerine göre değişkenlik göstermektedir. Özellikle aile, din, ekonomi politikaları, yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, akrabalık ilişkileri ve göçmen kültürü gibi etkenler oy verme eğiliminde etkili olmaktadır. Mursallı Mahallesi, hem kırsal hem de kentsel özellikleri içerisinde barındıran bir yerleşim yeri olması sebebiyle diğer kır ve kent özelliği taşıyan yerleşim yerlerinden farklılık gösterdiği gibi Mursallı bir mübadil yerleşkesi olmasından ötürü de genel ve yerel seçimlerdeki oy verme eğilimlerinde diğer yerleşim yerlerine nazaran daha net farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Türkiye'de oy verme eğilimi üzerine birçok çalışma gerçekleştirilmiş, fakat hem eski bir belde belediyesini hem de bir mübadil yerleşim yerini kapsamlı biçimde inceleyen bir çalışma gerçekleşmemiştir. Bu çalışmanın önemi ve diğer çalışmalardan farklılığı da bu noktada ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın kavramsal ve kuramsal tartışmalarında literatür taramasından ve yetkili kurum/kuruluşlarından elde edilen verilerden yararlanılmış, bununla birlikte Arnavut ve Patriyotların çoğunluğunu oluşturduğu Mursallı Mahallesi'nde derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak nitel araştırma gerçekleştirilmiş ve eski belde belediyesi ve mübadil yerleşkesi olan Mursallı Mahallesi'nin oy verme eğilimi üzerine çalışılmıştır.

Kamile Bataray Alkan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de self-oryantalist söylemin bir sonucu olarak bölgesel vatanseverlik

Oryantalizm (Şarkiyatçılık) Batı'nın Doğu'yu tanıma arzusu ile ortaya çıkmış bir disiplindir. İlk olarak dini, filolojik, sanatsal ve mimari alanda başlayan bu tanıma sürecine klasik dönem oryantalizm adı verilmektedir. Edward Said ise 1978 yılında kaleme aldığı Şarkiyatçılık eseriyle oryantalizmi neredeyse tüm alanlarda inceleme konusu haline gelmiştir. Bu tartışmalar Doğulu ve Batılı çevrelerde büyük bir ilgiyle karşılanmış ve eserin birçok dile çevirisi yapılmıştır. Eserin uyandırdığı yankı oryantalizmin modern anlamda incelenmesine yol açmış, bu alana dair birçok olumlu ve olumsuz eleştiriyi de beraberinde getirmiştir. Said eserinde oryantalizmi her iki dünyanın birbirini tanıma mücadelesi olmaktan ziyade daha çok Batı'nın Doğu'yu "öteki, geri kalmış olarak görmesi, kaynaklarını sömürmesi" üzerinde kurgulamıştır ve aynı zamanda bu ötekileştirmeyi sadece Batı'nın değil, Batılı değerleri içselleştiren Doğulu figürlerin kendilerini oryantalize ederek ait oldukları toplumu ötekileştirdiğini söylemiştir. "Self-oryantalizm" denilen bu kavram modernleşme eğilimi gösteren toplumlarda sıklıkla görülmektedir. Edward Said'in "Şarkiyatçılık" eserinden sonra ortaya çıkan self-oryantalizm, "Doğulu bir kimsenin Batılı değerleri içselleştirmesi ve bunun üzerinden kendi toplumunu ötekileştirmesi" olarak tarif edilebilir. Uzak Doğu ülkelerinde ortaya çıkan bu yaklaşıma, Türkiye ve diğer Doğu ülkelerinde sıklıkla karşılaşılmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'deki self-oryantalist tutum olumlu ve olumsuz yönleriyle incelenmiş ve "İzmirlilik" kavramının Said'in self-oryantalizm çizgisiyle paralelliği ele alınmıştır. "İzmirlilik" kavramının self-oryantalist bir çizgide ilerlemesinin, Türkiye'deki yurtseverlik / vatanseverlik anlayışını yerelleştirdiği sonucuna varılmıştır. Bu durumun siyasal ve toplumsal boyutuyla sakıncaları ortaya konulmuş ve bu probleme dair bazı çözüm önerileri getirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Oryantalizm, Self-Oryantalizm, Vatanseverlik, Yerel Vatanseverlik / Yurtseverlik

Göksel Taş
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel yönetimlerde katılım ve 6360 sayılı Yasa'nın temsil ve katılım üzerine etkileri: Hatay örneği

Yerel yönetimler, yönetim birimleri olarak halka en yakın olandır. Halkın yönetime katılımının ve yönetimde temsil özelliğinin en iyi şekilde gösterildiği yönetim birimi olarak değerlendirilebilir. Yerel yönetimler, halkın istek ve sorunlarının en doğru ve etkili biçimde çözüme kavuşturulduğu, vatandaşa en yakın yönetim birimleridir. Yerel yönetimler demokrasinin olgunlaşması ve yayılması açısından da önemi olan kurumlardır. Ülkeler halka yakın olabilmek ve halkın merkezi yönetime olan sadakatinin devamlılığı için yerel yönetimleri tercih etmiş ve ülke yönetiminin güçlenmesi için yerel yönetimlerden gelen etkiyi merkezi yönetimde kullanmışlardır. Tarih içerisinde farklı tür ve adlarla süre gelen yerel yönetimler, Türkiye Cumhuriyet' inin kurulmasıyla birlikte daha modern ve işlevsel bir yapıya kavuşmuşlardır. Yerel yönetimlerle birlikte var olan temsil ve katılım olguları da tarih içerisinde büyük gelişim göstermiştir. Demokratikleşme açısından önem arz eden temsil ve katılım olguları, yapılan düzenlemeler ile daha çok uygulanabilen bir hal almıştır. Temsil ve katılımı daha güçlendirme yönünde atılan adımlar demokratikleşme açısından çok büyük önem taşımaktadır. Ancak bu bağlamda, 6360 sayılı Yasa'nın temsil ve katılım süreçlerini zayıflatıcı bir düzenleme olduğunu söylemek mümkündür. Söz konusu Yasa ile Türkiye'nin yerel yönetim yapısında çok önemli değişimler yaşanmış, büyükşehir belediyesi kurulmuş olan illerde il özel idareleri, belde belediyeleri ve köy yönetimlerinin tüzel kişilikleri sonlandırılmıştır. Bu düzenlemelerin elbette ki yerel yönetimlerde temsil ve katılım üzerine olumsuz etkileri ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada 6360 sayılı Yasa'nın temsil ve katılım üzerine olan etkileri Hatay Büyükşehir Belediyesi ve İlçe Belediyeler örneği üzerinden değerlendirilmeye çalışılmıştır.

Belediye meclisiBelediyelerBüyükşehir belediyeleri+6
Semra Cinni
Hatay Mustafa Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk Savaş Dönemi'nde Türk muhafazakarlığının batı algısı

Bu tezin amacı, Türkiye'de popülaritesi yüksek olan, milliyetçilik, İslamcılık ideolojileriyle de yakın ilişkisi nedeniyle karmaşık bir düşünce olan Türk muhafazakârlığının, Soğuk Savaş Dönemi'ndeki Batı algısını incelemektir. Bunun için ilk bölümde, Batı muhafazakârlığının doğuşu, gelişimi ve özellikleriyle birlikte incelenmiştir. İkinci bölümde, Türk muhafazakârlığının özellikleri ve Osmanlı Devleti'nden erken Cumhuriyet Dönemi'ne kadar ki gelişimine bakılmıştır. Üçüncü bölümde, Soğuk Savaş Dönemi'nde Türk muhafazakâr düşün adamlarının (Peyami Safa, Cemil Meriç, Necip Fazıl, Nurettin Topçu) Batı algısı incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise, bu dönemde siyasette aktif olarak yer alan, muhafazakâr Türk siyaset adamlarının (Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş) görüşlerine başvurulmuştur. Batı'nın tekniğine karşı olumlu tavır alan Türk muhafazakârları, Batı'nın kültürüne karşı çıkmışlar; teknik alanda Batı'dan yararlanılmasını savunurlarken; kültür alanında Batı değerlerine karşı çıkmışlardır. Bununla birlikte Soğuk Savaş Dönemi'nde komünizm ve SSCB tehdidinin etkisiyle Batı ile siyasal ve askeri ittifaklara da genelde sıcak bakmışlardır.

AvrupaAvrupa kültürüBatı+3
Esra Yener
Hatay Mustafa Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Kentsel politikaların oluşturulmasında çocukların yeri: Antakya-Hatay'da bir uygulama

Kentsel politikalar, kentin sosyal-fiziksel olarak biçimlenmesine ve kent profilinin çizilmesine katkı sağlayan araçlar olarak tanımlanabilir. Kullanım hakkı topluma ait olan bu araçların, demokratik bir yapıda işlerlik kazanması, toplumun tüm gruplarını kapsamına almasıyla mümkündür. Kentsel politikaların oluşum sürecinde katılımcı aktörlerin çeşitliliği (kadın, erkek, yaşlı, genç, çocuk, engelli, kısıtlı vb.) sosyal bir yönü bulunan kentin, tasarımının doğru yapılmasına katkı sağlamaktadır. Birden farklı görüşü içeren kentsel politika belirleme sürecinin sonucu, daha demokratik, daha deneyimli ve daha elverişli kentlerin varlığına işaret etmektedir. Bu çalışmada, farklı toplumsal gruplar arasından çocukların katılımının, kentsel politika belirleme sürecine etki düzeyleri ve sonuçları değerlendirilmektedir. Kenti, çocukların da söz sahibi olduğu politikalar üreterek biçimlendirmenin gerekliliği üzerinde duran çalışma Hatay kentinin Antakya ilçesi örneğini kapsamaktadır. Antakya'da çocukların kente aidiyet duygusunu, kentsel tasarıma katılma düzeyleri ölçüsünde ortaya koymaya çalışan saha araştırması için 11-17 yaş arası çocuklara yöneltilen anket soruları kullanılmıştır. Ayrıca vakıf ve devlet okullarından birer grup amaçlı örnekleme yöntemiyle oluşturularak odak grup görüşmesi yapılmış ardından veriler analiz edilerek yorumlanmıştır. Çalışma, dünya ve Türkiye literatüründen örnek uygulamaları, Antakya-Hatay ölçeğinde değerlendirme ve öneri sunma potansiyeli açısından önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Kent, Kentsel Mekân, Kentsel Politika, Çocuk, Çocuk Katılımı, Çocuk ve Kent, Antakya, Hatay

Aidiyet duygusuHatay-AntakyaKentler+5
Zehra Kurt
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Bir kamu politikası olarak Türkiye'de su yönetimi: Güneydoğu Anadolu Projesi özelinde bir inceleme

Su, evrendeki tüm canlı hayatı için vazgeçilemez, ikame edilemez düzeyde hayati öneme sahip doğal bir kaynaktır. Su; yaşamın ayrılmaz bir parçası olmanın yanı sıra sürdürülebilir tarım, endüstriyel üretim, hidroenerji, ulaşım ve turizm alanlarında da gelişmenin kaynağını oluşturmaktadır. Fakat günümüzde su kaynaklarında yaşanan nitel ve nicel azalmalar, kaynakların sürdürülebilir ve verimli kullanımını, etkin yönetilmesini tüm yönetimler için zorunluluk haline getirmiştir. Bu açıdan su kaynaklarının kontrol edilerek sorunların önlenmesi ve su kaynaklarından en verimli şekilde yararlanılması maksadıyla dünyada ve Türkiye'ye suya dayalı kalkınma projeleri uygulanmaya çalışılmıştır. Ülkemizde suya dayalı ilk ve en büyük entegre kalkınma projelerinin başında ise Güneydoğu Anadolu projesi (GAP) gelmektedir. Fakat uygulama sürecinde yaşanan sorunlar nedeniyle proje kırk yılı aşkın süredir tamamlanamamıştır. Bu çalışma, GAP Bölgesi'nde su yönetiminden sorumlu kurumlarda çalışanların Türkiye'de su yönetimine ve GAP'a yönelik tutumlarını irdelemek, GAP'ın uygulama sürecinde ortaya çıkan yasal, kurumsal ve toplumsal sorunların nedenlerini tespit etmek ve çözümüne yönelik politika önerileri geliştirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde su yönetimine ilişkin kavramlara, su kaynaklarına ve dağılımlarına, suyun kullanım alanlarına ve tüketim miktarlarına, su sorunlarına neden olan faktörlere, su yönetimine yönelik yaklaşımlara ve verimli su yönetim uygulamalarına yönelik bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde dünyada ve Türkiye'de su yönetiminin tarihsel gelişimine, kurum ve aktörlerine ilişkin bilgilere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde Güneydoğu Anadolu Projesi'nin tarihsel gelişimine ve süreç analizine ilişkin bilgilere yer verilmiştir. Dördüncü bölümde ise alan araştırmasından elde edilen bulgulara ve analizine ilişkin bilgilere yer verilmiştir. Çalışma diğer çalışmalardan farklı olarak Türkiye'de su yönetimine ve GAP'a yönelik kamusal görüşü ilk kez bütünüyle olarak ortaya koyması, GAP'ta su yönetimine ilişkin süreç analizini yapması ve çözüme yönelik öneriler geliştirmesi bakımından önem arz etmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Su Yönetimi, Su Sorunları, Su Politikası, Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP)

GAPSu politikalarıSu sorunu+1
Ömer Faruk Bilbay
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessEN

From ethics oriented politics to power oriented politics in 21st century: A discussion on introducing Dyadic Power Theory approach to political thought

Politics has been moralized since modern societies took place in the relations of power. Thus, it has become impossible to think politics without ethics or moral that limit our perspective towards it. However, the power is the missing point in the most of social science analysis. Its nature is so different that the will to power helps people to overpass material conditions. The willingness to power can be classified a kind of materialism as much as spiritualism. The point is that Foucauldian relations of power or Nietzschean will to power cannot be reduced to regular philosophical school. Indeed, they are the base of an alternative school in philosophy that we named it power first approach in politics. Ethics is a power technic that castrates people will to power by re-producing them as moral subject. Thus, ethics is tasked to fix fluidity of power here. How the process of subjectivation of people is going on also an important part of this research. Dyadic Power Theory is also studied because of its originality to re-think of power outside of social and ethical norms. Furthermore, the intensification of relations of power made us see the psychological character of power that reduce ethics role in politics. Thus, it is necessary to re- think of every social form from the power perspective and to initiate a debate over a post-society concept. This thesis consists of review of western political philosophy, it is a theoretical study at the basis of descriptive analysis. KEY WORDS: Politics, Ethics, Power, Subject, Self, Post-Society, Dyadic Power Theory, Psychopower, Psycho-politics

Dyadic Power TheoryPowerModern idea+5
Muhammet Ali Yunus
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası hukukta insanlığa karşı suçlar

Bir daha asla… Bu söylem hem uluslararası hukukun vahşet karşısındaki çaresizliğinin ifadesi hem de uluslararası hukukun aslında tek çare olduğunun ifadesidir. İnsanlık 20. yüzyılı ölümden önce gelen vahşetin kokusu ile hatırlayacaktı. İşte "insanlığa karşı suçlar" bu dönemde ismi sonradan konulan vahşetin kağıtlardaki adı olmuştur. Tarihsel kullanımı çok daha eskiye gitse de Nazi Almanya'sının hem kendi halkına hem de işgal ettiği yerlerin halklarına yaptığı eziyetler Nürnberg Statüsüne, ilk defa kullanılan bir suç tipi olan, "insanlığa karşı suçlar" olarak geçecekti. Bir yıl sonra İkinci Dünya Savaşı'nın Japon sorumlularının yargılanacağı suçları belirleyen Tokyo Şartı'nda da "insanlığa karşı suçlar" yer almakta idi. Dünya kamuoyunun bu suç tipine karşı aldığı tavır yıllar içinde daha da keskinleşecekti. 1950 tarihinden 1993 tarihine kadar insanlığa karşı suçlar kavramı bir savaş suçları yargılamasında kullanılmadı. Ancak bu süreçte insanlığa karşı suçlar kavramı bir olgunlaşma dönemi geçirdi. 20. yüzyılın sonlarında Eski Yugoslavya ve Ruanda'da işlenen suçlar için oluşturulan Statülerde "insanlığa karşı suçlar" geçmiş dönem tecrübeleri ile daha da kapsamlı değerlendirildi. Devamında ise kavram, nihai kullanımı olan Roma Statüsündeki şeklini aldı. Uluslararası savaş olaylarının azalması ile güncelliğini yitiren savaş suçları ve barışa karşı suçlar, yerini devletlerin veya grupların kendi nüfuslarına karşı da işleyebildikleri insanlığa karşı suçlara bıraktı. Bugün işlenen ve yarın maalesef işlenecek olan insanlığa karşı suçları anlamak için bu kavramın geçmişine, tarihsel kökenlerine inilmesi gerekir. Mevcut çalışmamızda insanlığa karşı suçların hem kavramsal hem de normatif şekli irdelenerek, geçmişi, bugünkü durumu ve gelecekte alabileceği yeni haller tartışıldı.

SuçUluslararası hukukUluslararası suçlar+1
Ersan Arslan
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi bağlamında kamu personel rejiminin dönüşümü ve Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi

Kamu personel rejimi siyaset, idare ve toplumsal unsurların bir yansıması olarak görülmektedir. Kamu personel rejiminin belirlenmesinde birçok farklı yapısal ve işlevsel unsurdan bahsetmek mümkündür. Kamu personel rejimi de ülkeden ülkeye farklılık göstermekte olup yönetim sistemlerinin etkilerini içinde barındırmaktadır. Oluşturulan kamu personel yapısı ve işleviyle birlikte insan kaynağının doğru ve etkin şekilde kullanılması kamu yönetimi ve hizmetlerinin sunumunu da değiştirmektedir. Kamu personel rejiminin amacı da buradan hareketle kamu personelinin yapısal ve işlevsel olarak sorunlu alanlarına çözümler üretmektir. Bu çalışma, kamu personel rejiminin Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle nasıl bir dönüşüm yaşadığını yapısal ve işlevsel bağlamda ele almaktadır. Öncelikle kamu personel rejimi hakkında tanım, tarihsel ve kuramsal süreç, neoliberal politikaların Türk kamu personel rejimine etkisi ile Türk kamu personel rejiminin temel özellikleri ve sorunlu alanları verilmiş, ardından yeni hükümet sisteminin kamu personel rejiminde yapısal ve işlevsel dönüşümleri açıklanmaya çalışılmıştır. Son olarak CBİKO (Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi) literatür çerçevesinde analiz edilerek kamu personel rejimine etkisi sunulmuştur. Çalışmada kapsamlı bir literatür taraması yapılmış ve bu alanda yeterli çalışmalar olmaması nedeniyle elde edilen verilerin literatüre katkı sunması hedeflenmiştir.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiCumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları OfisiKamu personel sistemleri+1
Furkan Saitoğlu
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

AK Parti ulaştırma politikaları (2002-2018)

AK Partinin Seçim Beyannameleri ve Hükümet Programlarında ulaştırma vaatleri, hedef ve politikaları geniş yer bulmuştur. Hatta AK Partinin iktidarı boyunca en önemli söylemlerinin başında ulaştırma ile ilgili yapmış olduğu yatırımlar gelmektedir. AK Parti; bölünmüş yol, yüksek hızlı tren, havalimanı ve liman yatırımları ile öne çıkan bir siyasi parti olmuştur. Ancak AK Partinin benimsemiş olduğu ulaştırma hedef ve politikaları ile yapmış olduğu ulaştırma yatırımları günümüze kadar tartışma konusu olmuştur. Tez çalışmasında AK Partinin seçim beyannameleri ve hükümet programlarında ulaştırma modlarından kara yolu, demir yolu, deniz yolu, hava yolu ve boru hattı ulaştırması ile ilgili yer alan vaatler, hedefler ve politikalar çerçevesinde ulaştırma politika ve yatırımları doküman analizi yöntemiyle analiz edilerek AK Partinin 2002-2018 yılları arasındaki ulaştırma politika ve yatırımlarının nasıl bir dönüşüme uğradığı, hangi süreçlerden geçtiği, ulaştırma hedeflerine erişme noktasında ulaştırma yatırımlarının ne kadar başarılı olduğu, ulaştırma yatırımları ile ulaştırma hedef ve politikalarının ne kadar tutarlı olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Adalet ve Kalkınma PartisiParti politikalarıSiyasi partiler+3
Furkan Bebek
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yeni sağ politikalarının yükselişi: 12 Eylül askeri darbesi ve ANAP iktidarı

Refah devleti modelinin çözülmeye başlaması ile birlikte yükselen Yeni Sağ politikaların Türkiye'deki taşıyıcısı Özal liderliğinde kurulan Anavatan Partisi olmuştur. Özal'ın liberal ve teknokrat kimliğinin ön plana çıkması Türkiye'deki Yeni Sağ politikaların ideolojik zeminini şekillendirmiştir. Ayrıca Anavatan Partisi'nin iktidarından önce Özal tarafından yürürlüğe koyulan 24 Ocak Kararları, 12 Eylül 1980 darbesi ve politik yeniden yapılanma sürecine paralel 1982 Anayasası'nın teşekküllü Yeni Sağ politikaların ideolojik tabanını oluşturmaktadır. Bu bağlamda 12 Eylül darbesinin meydana getirdiği baskı ve tahakküm ortamı, örgütlü işçi sınıfının çözülmesine ve sendikasızlaşma sürecine hız vererek neo-liberal hegemonyanın inşasını sağlamıştır. Buna paralel, sermaye birikiminin yaşadığı problemleri aşmaya yönelik bir restorasyon dönemi olarak ifade edilen Yeni Sağ düşünce, Türkiye'nin küresel kapitalist sisteme entegre olma girişimini başarılı bir şekilde yönetme akılsallığı olarak ifade edilmektedir. Anavatan Partisi'nin ideolojisi olarak kabul edilen Yeni Sağ felsefe, ekonomik alanda neo-liberalizmden ve politik alanda ise neo-muhafazakârlıktan meydan gelmektedir. Dünyanın, 20. yüzyılın son çeyreğinde yaşadığı krizler ve bunlara karşı ürettiği çözümler, Yeni Sağ ideolojinin temel dinamiklerini belirlemiştir. Bu bağlamda Batı'da Reagan ve Thatcher ile gündeme gelen Yeni Sağ felsefenin ekonomik ve siyasal anlamda ortaya koyduğu politikaların Türkiye'deki uygulayıcısı Turgut Özal olmuştur. Böylelikle Özal'ı, 1980 sonrası Türkiye siyasetinde uzun soluklu yapan en temel olgu, neo-liberalizm ile neo-muhafazakâr ideolojinin çelişkilerini aynı potada eriterek birbirine eklemlemedeki başarısıdır. 1982 Anayasası ile Özal döneminde dönüştürülen politik, ekonomik ve sosyal yapı, Yeni Sağ politikaların uygulama alanı bulmasına dair meşruiyetin oluşması açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu sebeple çalışmanın asıl konusu, Anavatan Partisi ile Türkiye'de yükselen Yeni Sağ politikaların meşruiyet zeminini analiz etmek ve neo-liberal hegemonyanın inşa sürecindeki temel dinamiklere eleştirel bir pencereden bakmaktır. Ayrıca Anavatan Partisi'nin ekonomik, siyasal ve dış politikaya dair yaklaşımını biçimlendiren Yeni Sağ ideolojiye, Türkiye'nin 1980 sonrası Batı ile olan ilişkilerinde yeni bir boyut kazandırması açısından sunmuş olduğu katkı ele alınmaktadır.

12 Eylül müdahalesiAnavatan PartisiNeo-liberalizm+6
Hasan Burak Bilir
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşme, kültür ve ulus devletin geleceği

Günümüz modern toplumu yaşadığı dönemi anlamlandırma adına bir kavram içine sokmaya çalışmaktadır. Miladi takvimin başlangıcından bu yana ilk çağ, orta çağ, yeni çağ gibi önemli tarihi olaylara göre bölümlere ayrılan dünya tarihi, günümüzde ise küresel çağını yaşamaktadır. Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki ilerlemenin sonucu olarak görebileceğimiz küreselleşmenin; kavramı, gelişimi, ekonomi, kültürel, toplumsal dinamikleri ve daha fazlası birçok boyuttan ele alınarak incelenmektedir. Bu doğrultuda küreselleşme denen olgunun siyasal boyuta yansımasının karşılığı ise ulus devlet üzerinden olmaktadır. Ulus devlet ve küreselleşme olgularına genellikle ekonomi yönlü bakılması bu olguların ortaya çıkışına, gelişimine ve geçirdiği değişimlere bir boyut odaklı bakılmasına neden olmaktadır. Bu anlamda her ne kadar göreceli bir kavram da olsa kültür; geçmişe dayanan kökleri ve dinamik yapısı ile hız ve ulaşılabilirliğin arttığı günümüz dünyasını anlamlandırma adına daha sağlam veriler sunmaktadır. Küreselleşmenin kültürel boyutunun önemi tam bu noktada mevcut olmakla birlikte ulus devlet yapılanmalarının geleceği açısından önem arz etmektedir. Çünkü küreselleşme, ulus üstü homojen bir kültür oluşturma amacı ile bütün farklı kimlikleri tek bir potada eritmeye çalışmaktadır. Öte yandan ise ulus devlet yapılanmalarındaki ulus kimliği yerine alt kimliklerin canlanmasına olanak sağlayarak çokkültürlü bir toplum yaratma çabası içinde görülmektedir. Bu doğrultuda bu çalışma küreselleşmenin kültürel boyutunun ulus devlet yapılanması açısından nasıl sonuçlar doğurduğu ve küreselleşmenin beslediği varsayılan kozmopolit ya da çokkültürlü bir topluma gebe olmanın ulusal devletler açısından nasıl bir etkiye sahip olduğu ortaya konmak için yapılmıştır. Çalışma, kapsamlı bir literatür taraması yapılarak ve birincil kaynaklara ulaşılmaya çalışılarak yapılmıştır.

HomojenlikKültürKüreselleşme+3
Rabia İrem Bozkır
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sCrossrefindexedOpen AccessTR

Akademik personelin cam tavan algısı üzerinden ampirik bir çalışma: Gümüşhane Üniversitesi örneği

Kadınların çalışma yaşamındaki varlığı ve iş gücüne katılımı zaman içerisinde artış göstermesine rağmen, kariyer süreçlerinde kadın ve erkekler arasında çeşitli farklılıkların devam ettiği görülmektedir. Özellikle kadınların üst yönetim ve karar alma mekanizmalarında erkeklere kıyasla daha düşük düzeyde temsil edilmeleri, çalışma yaşamında karşılaşılan önemli kariyer engellerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Kadınların mesleki yeterlilik ve deneyimlerinden bağımsız olarak üst düzey pozisyonlara yükselmelerini sınırlandıran görünmez engeller literatürde “cam tavan” kavramı ile açıklanmaktadır. Cam tavan; bireysel, toplumsal ve örgütsel faktörlerin etkisiyle ortaya çıkabilmekte ve kadınların kariyer gelişimlerini, terfi olanaklarını ve yönetim kademelerine erişimlerini sınırlandırabilmektedir. Akademik çalışma yaşamında da kadınların sayısal temsilindeki artışın yönetsel pozisyonlara aynı ölçüde yansımaması, cam tavan olgusunun yükseköğretim kurumları açısından incelenmesini önemli hâle getirmektedir. Bu doğrultuda araştırmanın amacı, yükseköğretim kurumunda görev yapan akademik personelin, kadınların yaşadığı cam tavan sendromuna ilişkin algı ve tutumlarını araştırmak ve değerlendirmektir. Araştırmanın evrenini, Gümüşhane Üniversitesi bünyesinde görev yapan akademik personel oluşturmaktadır. Araştırmada nicel araştırma yönteminden yararlanılmış, veriler anket tekniği ile elde edilmiştir. Geçerli kabul edilen toplam 251 anketten elde edilen veriler SPSS 27 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmada analiz edilen verilere göre akademisyenlerin, cam tavan engellerine ilişkin tutumlarının cinsiyete göre anlamlı biçimde farklılaştığı ve kadın akademisyenlerin bu engelleri birçok alanda erkek akademisyenlere göre daha yoğun bir biçimde yaşadığı belirlenmiştir.

Akademik personelCam tavan sendromuGümüşhane Üniversitesi+1
Sinem Benli
Gümüşhane University · Institute of Graduate Studies
2026
21
doi.org/10.71008/gumushane.thesis.2026.263
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de futbolun toplumsal ayrışma kaynağına dönüşümü

Kamuoyunda genellikle sporun kardeşlik, dayanışma ve bütünleştirici rolüne vurgu yapılmaktadır. Oysa hemen her spor dalının birey ve toplum için bu tür olumlu etkilerinin yanında ayrıştırıcı ve ötekileştirici etkisi de bulunmaktadır. Sporcular, çoğu zaman seyirciler veya spora bir şekilde ilgi duyan kitleler ırk, etnik köken, sınıf, ulus, din, mekân vb. farklılığından dolayı biz ve öteki ilişkisi içerisine girmektedir. Başta futbol olmak üzere kitleleri peşinden sürükleyen birçok spor dalı ekonomik yönden büyük bir endüstriye dönüştüğü gibi siyasal alana meşruiyet sağlayan etkili bir araç haline gelmiştir. Bu kapsamda spor fiziksel bir aktivite olmanın çok ötesinde ekonomik, siyasi ve toplumsal alana dair birçok yansıması olan bir kaynağa dönüşmüştür. Futbol küresel ölçekte daha çok insanın takip ettiği, takip etmenin ötesinde insanların hayatında daha fazla yer bulan bir olgu haline gelmiştir. Futbolla ilgili alınan kararlar, yapılan eylemler, kullanılan ifadeler ve semboller farklı düzeylerde toplumsal ayrışma kaynağı ve aracı olmuştur. Ancak farklı aktör ve araçların araya girmesiyle gerçekliğin ötesinde, üretilen algı üzerinden futbol etkili bir toplumsal ayrışma kaynağına dönüşmüştür. Futbolun toplumsal ayrışma üzerindeki etkisinin artmasında ekonomik ve siyasal aktörler ile medya organları önemli bir rol üstlenmiştir. İnsanlar, topluluklar ve ülkeler arasında önemli bir etkileşim aracına dönüşen futbol dünyasındaki kültürel, tarihsel ve siyasal söylem, eylem ve sembollere gereğinden fazla değer atfedilebilmektedir. Gereğinden fazla değer atfetmede kitlelerin futbola olan ilgisinin büyük bir payı bulunmaktadır. Gereğinden fazla değer atfedilen söylem, eylem ve semboller çoğu zaman toplumsal ayrışmanın ortaya çıkmasına, yaygınlaşmasına ve yeniden üretilmesine sebebiyet verebilmektedir. Bu çalışmada, popüler bir spor dalı olan futbolun toplumsal ayrışma süreçlerinde hangi unsurlar üzerinden ne tür etkiler yaptığı farklı yönleriyle ele alınmaktadır. Tarihsel betimleme yönteminin kullanıldığı nitel bir çalışma olan bu tezde doküman incelemesi tekniği kullanılmıştır. Yazılı belge ve metinler ile diğer dokümanların detaylı analizi üzerinden futbolun toplumsal ayrışma üzerindeki etkisi belirlenmektedir. Çalışmanın sonuçları, futbolun toplumsal dinamikler üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılmasına ve toplumsal ayrışma süreçlerinin derinlemesine incelenmesine imkân sağlayacaktır. Anahtar Sözcükler: Spor, Futbol, Siyaset, Toplumsal Ayrışma

Serkan Bostancı
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de milliyetçiliğin dönüşümü: Milliyetçi Hareket Partisi ile İyi Parti'nin milliyetçilik anlayışlarının karşılaştırmalı analizi

Milliyetçiliği temel ilkeleri arasında benimseyen Milliyetçi Hareket Partisi ile İyi Parti'nin milliyetçiliğe bakışları ve bu bakış açılarının tarihsel süreç içinde yaşadığı dönüşüm tezin konusunu oluşturmaktadır. Tezin temel amacı da Türkiye'de milliyetçilikte meydana gelen dönüşümü iki siyasi parti üzerinden mukayeseli olarak analiz etmektir. Tezde karma yöntem benimsenmiştir. Yöntemin nicel kısmında kapsamlı doküman incelemesi, nitel kısmında ise yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Doküman incelemesinin ana eksenini parti tüzükleri, parti programları ve seçim beyannameleri oluşturmuştur. İkincil veri kaynağı olarak da makaleler, seçim sonuçları, biyografiler ve diğer kurumsal belgelerden faydalanılmıştır. Görüşmeler ise MHP ve İyi Parti teşkilatlarında üst düzey yöneticilik yapan veya daha önceki süreçlerde görev yapmış kişiler ile Türk milliyetçiliği konusunda uzman olan öğretim üyeleriyle gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular MAXQDA 24 programı aracılığıyla kodlanarak, içerik analizi tekniğiyle değerlendirilmiştir. Tez zaman bağlamında 1969 ile 2023 yılları arası ile sınırlandırılmışken, parti bağlamında ise MHP ve İyi Parti ile sınırlandırılmıştır. Tezin ilk bölümünde, amaç, kapsam, yöntem ve hipotezler ortaya konmuştur. Daha sonra ise tezin kavramsal çerçevesi belirlenmiştir. Ardından MHP ve İyi Parti'nin tarihsel süreçleri ele alınarak partilerin genel siyaset anlayışı kurumsal boyutlarıyla incelenmiştir. Son olarak da iki siyasi partinin milliyetçilik görüşlerinin farklı bağlamlarda karşılaştırmalı analizi yapılmıştır. Böylece iki siyasi parti arasındaki benzerlik ve farklılıklar mukayeseli olarak değerlendirilmiştir. Bu kapsamda tez, Türkiye'de milliyetçiliğin siyasal partiler düzeyinde geçirdiği dönüşümü açıklamayı ve milliyetçilik literatürüne güncel katkı sunmayı hedeflemektedir.

Göktuğ Şeker
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00