
472
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Kermes meşesi (quercus coccifera l.) odunundan elde edilen lif ve yongaların levha üretiminde kullanım olanakları
Bu çalışmada, endüstriyel anlamda hammadde olabilecek nitelikteki kermes meşesi (Quercus coccifera L.) yonga ve liflerinin levha üretiminde kullanım olanakları araştırılmıştır. Çalışmada üretilen levhaların deneysel tasarımında, kermes meşesi ile kızılçam (Pinus brutia Ten.) yonga ve liflerinin %0, 25, 50, 75 ve 100 oranındaki karışımları kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan türlerin kimyasal ve termal özellikleri belirlenmiş ve bu özelliklerin üretilen levhaların fiziksel ve mekanik özellikleri üzerine etkileri değerlendirilmiştir. Kermes meşesi yonga ve liflerinde, kızılçam yonga ve liflerine göre daha yüksek miktarlarda ekstraktif madde, α-selüloz ve hemiselüloz, daha düşük miktarda lignin tespit edilmiştir. Ana kimyasal bileşen analizleri FTIR analizleriyle desteklenmiştir. Kermes meşesi yonga ve liflerinin kızılçama göre daha asidik olduğu görülmüştür. Monosakkarit bileşimi kermes meşesi yonga ve liflerinde ramnoz (%0.34 ve 0.36), arabinoz (%0.84 ve 0.86), ksiloz (%21.24 ve 21.27), mannoz (%2.04 ve 2.05), galaktoz (%1.01 ve 1.04) ve glukoz (%50.44 ve 50.41), kızılçam yongalarında ise arabinoz (%1.72 ve 1.71), ksiloz (%7.89 ve 7.85), mannoz (%10.65 ve 10.70), galaktoz (%2.11 ve 2.15) ve glukoz (%46.50 ve 46.55) olarak belirlenmiştir. Kermes meşesi yonga ve liflerinin kızılçama göre termal dayanıklılığının daha yüksek olduğu görülmüştür. Üretilen yongalevhaların su alma ve kalınlığına şişme değerlerinin TS EN 312 standardının üstünde olduğu saptanmıştır. %25 ve %50 oranındaki kermes meşesi yongalarıyla üretilen levhaların kuru şartlarda genel amaçlı kullanılmaları yönünde elastikiyet modülü, eğilme direnci ve yüzeye dik çekme direnci değerlerinin TS EN 312 standardına uygun olduğu belirlenmiştir. Lif karışımlarında kermes meşesi oranı arttıkça üretilen levhalarda su alma ve kalınlığına şişme değerlerinde artış görülürken, elastikiyet modülü, eğilme direnci ve yüzeye dik çekme direnci değerlerinde düşüş belirlenmiştir. Kalınlığına şişme, elastikiyet modülü, eğilme direnci ve yüzeye dik çekme direnci değerleri göz önüne alındığında, sadece %25 kermes meşesi liflerinin katılımıyla üretilen levhaların TS EN 622-5 standardında belirtilen kuru şartlarda kullanılan yük taşıyıcı levhalardan beklenilen özellikleri karşıladıkları görülmüştür.
Mineral (Dolomit ve olivin) katkılı bazı lignoselülozik kaynaklardan üretilen levhaların performans özelliklerinin araştırılması
Bu çalışmada, Akdeniz bölgesinde yoğun olarak yetişen ve ülkemizin endüstriyel odun üretimindeki en önemli odun hammaddesi olan kızılçam odun ve atıklarından (kozalak ve kabuk), ayrıca yine seralarda tarımsal üretim için yoğun olarak yetiştirilen domates ve patlıcan sap ve artıklarından, domolit ve olivin mineral maddeleri ile değişik oranlarda karışım yapılarak, sentetik üre-formaldehit tutkalı yardımıyla deneme panel levha ürünleri üretilmiştir. Çalışmada elde edilen deneme levhalarının kimyasal, fiziksel, mekanik, termal, ısı yalıtım, radyasyon ve yangın yalıtımı üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Deneme levhalarının yüzeye dik çekme dirençleri, genel olarak hemen hemen tüm levha tipleri ve üretim şartlarında, standart değer olan 0,28 N/mm2 den daha yüksek direnç değerleri elde edilmiştir. Kızılçam kozalak/dolomit ve domates sapı/dolomit ile üretilen levhaların eğilme direnç özellikleri bazı şartlarda olivinle üretilenlerden daha yüksek olduğu bulunmuştur. Isı iletim katsayıları belli derecelerde bir malzemenin yalıtım malzeme sınıfında yer alması için gerekli olan değere ulaşılamamıştır. Olivin ile üretilmiş levha tiplerinin, benzer üretim veya karışım şartlarında dolomit ile üretilenlerden daha düşük kütle kaybı yani yangına karşı direnç gösterdiği sonucuna varılmıştır.
Geleneksel Türk motiflerinin modern mobilya üretim sürecinde tasarımı ve uygulanması
Türk geleneksel el sanatlarında sanatsal veri kaynaklarının zenginliğinin modern mobilya üretim süreçlerine aktarılmasının amaçlandığı bu çalışmada; öncelikle farklı alanlarda kullanılan ve öne çıkmış Türk motif uygulamalarından modern ahşap işçiliğine uygun motiflerin araştırılması yapılmıştır. Belirlenen temel motifler üzerinden hareket edilerek, saf haldeki motiflerin kitlesel üretim süreçlerinde üretilebilir tasarımlar haline getirilmesi sağlanmış ve arkasından üretim süreçlerinin verimliliğinin artırılması amacıyla işleme parametrelerinin işlenmiş malzeme yüzey kalitesine etkisi incelenmiştir. Çalışmada aynı zamanda geleneksel motiflerin modern hayatta yaşaması hedeflenmiştir. Bu kapsamda öncelikle, CNC freze makinasında ilerleme hızı ve dalma derinliği gibi farklı işleme parametrelerinin MDF'nin yüzeyinde frezeleme işlemi sonrası yüzey kalitesine etkisi araştırılmıştır. Yüzey kalitesinin ölçümünde TS971'e göre Ra değerleri dikkate alınmış, her biri 4 mm travers aralığında olmak üzere beş farklı noktadan ölçüm yapılarak ortalama pürüzlülük değerleri bulunmuştur. Sonrasında freze işlemi yapılmış MDF yüzey PVC folyoyla kaplanmıştır. Kaplanmış yüzey üzerinde, kaplanmadan önce yapılmış olan ölçümler tekrarlanmış ve elde edilen veriler ışığında işleme parametrelerinin kaplanmış ve kaplanmamış yüzeylerde yüzey pürüzlülüğüne etkisi t-testi ve varyans analizi gibi istatiksel analizlerle ortaya konulmuştur. Sonuç olarak geleneksel Türk motifleri içerisinden seçilen motifin bilgisayar ortamında tasarımın etkin bir kapasitede üretimi için değerlendirme aralığında en uygun işleme parametreleri belirlenmiştir. Dalma derinliği açısından 6-7 mm derinlikler için anlamlı bir farklılık bulunamamış, ilerleme hızları açısından; incelenen aralık (5-10-15 m/dk) ve uygulanan folyonun özelliğine bağlı olarak kaplanmamış yüzeyde ilerleme hızı arttıkça yüzeyin kalitesinin kötüleştiği ancak ilgili yüzeye kaplama yapıldıktan sonra herhangi bir anlamlı farklılık kalmadığı görülmüştür.
Farklı yörelerde doğal olarak yetişen kayın (Fagus orientalis L.) ağacının odun ve kabuğunun kimyasal yapısı üzerine araştırmalar
Bu tez çalışmasında Türkiye'de Kahramanmaraş ve Bartın illerinde doğal olarak yetişen kayın ağacı odunlarının ve kabuklarının kimyasal yapısındaki değişimler incelenmiştir. Kayın geniş bir yayılış alanına sahip olmasından dolayı birçok araştırmaya konu olmuştur. Fakat farklı iki bölgede yetişen kayının kimyasal yapısının karşılaştırılmasına ait bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Yapılan bu çalışma ile kimyasal yapı açığa çıkarılarak bir literatür oluşturulmaya çalışılmış, kayın odununun farklı alanlarda kullanımının belirlenmesinde bir kaynak oluşturulmuştur. Heksan ekstraksiyonu sonrasında lipofilik madde miktarı tespiti için Kahramanmaraş ve Bartın kayın odun ve kabuk örnekleri GC ve GC-MS'de analiz edilmiştir. Yapılan analizler neticesinde Kahramanmaraş odun örneğinde en yüksek miktar N-Ethylacetamide (% 44,86) en düşük miktar 4-Methyl-2,4-bis(4'-trimethylsilyloxyphenyl) pentene-1 (% 3,05) olduğu tespit edilmiştir. Kahramanmaraş kabuk örneğinde ise en yüksek miktar N-Ethylacetamide (% 27,41) olurken en düşük miktar 9,12-Octadecadienoic acid (% 2,50) olarak tespit edilmiştir. Bartın odun örneğinde en yüksek miktar Hexadecamethylheptasiloxane (% 49,70) iken en düşük miktar Tetrahydrogeranyl butyrate (% 0,78) olarak elde edilmiştir. Bartın kabuk örneğinde ise en yüksek miktar 8-hexadecenal (% 71,18) en düşük miktarın ise 3-decyn-2-ol (% 2, 47)olduğu tespit edilmiştir. Aseton: su ekstaksiyonu sonrasında hidrofilik madde miktarı tespiti için Kahramanmaraş ve Bartın odun ve kabuk örnekleri GC-MS'de analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda aseton: su ekstraksiyonunda Kahramanmaraş odun örneğinde en yüksek miktar 2-keto-d-gluconic acid (% 20,71) olurken en düşük miktar ise 1,1,1,3,5,5,5-Heptamethyltrisiloxane (% 0,34) olarak elde edilmiştir. Kahramanmaraş kabuk örneğinde ise en yüksek miktar 2-Methyl-4-Keto-Pentan-2-ol (% 33,53) iken en düşük miktar cyclooctene (% 0,73) olarak bulunmuştur. Bartın odun örneğinde en yüksek miktar Docosenoic acid (% 14,30) iken en düşük miktar Dodecamethylpentasiloxane (% 0,81) olarak elde edilmiştir. Bartın kabuk örneğinde ise en yüksek miktar d-turanose (% 14,18) iken en düşük miktar 2-pentadecyn-2-ol (% 0,51) olarak bulunmuştur. Odun ve kabuğun ekstraktif yapısının yanı sıra genel kimyasal yapısı da bu çalışmada incelenmiştir. Genel kimyasal bileşenlerden holoselüloz, α-selüloz, lignin ve çözünürlük değerlerinden %1'lik NaOH ve sıcak su çözünürlüğü sonuçlarının Kahramanmaraş ve Bartın odun ve kabuk örneklerinde hemen hemen benzer olduğu görülmüştür. Kahramanmaraş ve Bartın odun ve kabuk örneklerinde sırasıyla gravimetrik yöntemlerle elde edilen heksan çözünürlüğü 0,70 mg/g, 4,52 mg/g; 1,90 mg/g, 4,21 mg/g olarak hesaplanırken, aseton: su çözünürlüğü test sonuçları 12,62 mg/g, 19,07 mg/g; 14,57 mg/g, 50,61 mg/g olarak saptanmıştır. Kahramanmaraş ve Bartın odun ve kabuk örneklerinde sırasıyla elde edilen holoselüloz sonuçları % 85,34, % 77,88; % 85,80, % 77,65, α-selüloz sonuçları % 52,44, % 59,52; % 51,29, % 61,64, lignin sonuçları % 17,20, % 31,75; % 20,54, % 34,58 olarak tespit edilmiştir. Yapılan çalışma sonunda toplam suberin miktarı Kahramanmaraş kabuk örneğinde 13,34 mg/g, Bartın kabuk örneğinde ise 37,50 mg/g olarak elde edilmiştir. Ayrıca suberin analizi sonucunda Kahramanmaraş kabuk örneğinde en yüksek miktar N- Ethylacetamide (7,358 mg/g) iken Bartın kabuk örneğinde ise Asit 9,12-18:2 (6,125 mg/g) olarak bulunmuştur.
Söğüt (Salix alba L.) odun ve kabuğunun kimyasal yapısı üzerine araştırmalar
Bu çalışmada genellikle sulak alanları tercih eden ve Göller Bölgesi'nde doğal olarak yetişen Söğüt (Salix alba L.) ağacının odun ve kabuğunun kimyasal yapısı üzerine çalışmalar yapılmıştır. Söğüt ağacının odun ve kabuk örnekleri üzerinde hücre çeperi ana bileşenleri, çözünürlük değerleri, hekzan ve aseton ekstraksiyonu ile elde edilen lipofilik ve hidrofilik madde miktarı ve bileşenleri araştırılmış olup kabukta yağ asidi tayini ve suberin analizi yapılmıştır. Holoselüloz oranı odun ve kabukta %81,70 ve % 70,18, α-selüloz %48,42 ve %40,32, lignin miktarı %24,41 ve %33,81, sıcak su çözünürlüğü %13,88 ve 43,88, %1'lik NaOH çözünürlüğü %31,26 ve %30,72, hekzan çözünürlüğü 31,26 mg/g ve 30,72 mg/g, aseton: su çözünürlüğü 31,26 mg/g ve %30,70 mg/g olarak tespit edilmiştir. Hekzan ektraksiyonu sonucu elde edilen lipofilik madde miktararı ve bileşenleri odunda %25,80 linoleic, kabukta %32,94 N-ethylacetamide, yağ asidi tayini kabukta %55,71 9,12 octadecadienoic acid olarak tespit edilmiştir. Aseton ekstraksiyonu sonucu elde edilen hidrofilik madde miktarları ve bileşenleri odunda %17,00 2-methyl-4-keto-pentan-2-ol, kabukta %32,24 sucrose olarak tespit edilmişir.
Büyük ölçekli bir ahşap levha üretim tesisinde enerji talep tahminlemesi
Ağaç ve orman ürünleri ülke ticaret hacminde %3'lük bir pay alan ve büyümeye devam eden bir sektördür. Sektörde faaliyet gösteren orman endüstri işletmelerinin en önemli girdi kalemi olarak odun, tutkal ve elektrik enerjisi maliyeti gösterilebilir. Bu maliyet kalemlerinden birinde yaşanan probleme çözüm üretilmesi sektörün küresel pazarlarda rekabet avantajı elde etmesini sağlayacaktır. Bu tez çalışmasında büyük ölçekli ahşap levha üretim tesisinin bir sonraki ay için elektrik enerjisi tüketiminin tahmin edilmesinde yaşanan probleme çözüm üretilmeye çalışılmıştır. Elektrik tüketiminin tahmin edilmesinde başarılı tahmin sonuçları üreten yapay sinir ağları (YSA) farklı veri dağılımına ve nöron sayısına sahip yedi modelle eğitim ve test işlemine tabi tutulmuştur. Test işleminde en küçük hata değeri olan %2,48 ortalama mutlak yüzde hata (OMYH) değerini veren %85 eğitim- %15'i test veri dağılımına sahip on iki gizli nöronlu model olmuştur. 2018 yılı elektrik tüketimini tahminleme de YSA'nın test edilmesinde kullanılan verilerin de dahil edildiği çoklu doğrusal regresyon modeli kurulmuştur. YSA ilk beş ayda %2,67 OMYH değeri ile tahminleme yaparken çoklu regresyon %7,05 OMYH değeri ile tahminlemiştir. 2018 yılında olağan dışı durumların yaşanmasına rağmen YSA bir yıllık ortalama %13,2 OMYH değeri ile tahminleme yapmıştır. Lewis (1997)'e göre OMYH değeri %20'nin altında olanlar iyi tahmin modelleridir. Bu tanıma göre model iyi tahmin grubu içerisinde yer almaktadır. Çalışma YSA'nın işletmelerde elektrik tüketiminin tahminlenmesinde başarılı sonuçlar üretebileceğini göstermektedir.
Toros sediri (Cedrus libani) ağaç kısımlarından üretilen alçı esaslı levhaların özelliklerinin araştırılması
Yüksek Lisans tez çalışması olarak hazırlanan bu çalışmada, ülkemizde önemli bir odun hammaddesi olan sedir odunu ve atıl durumdaki kısımlarının (sedir-kozalak, sedir-kabuk-, sedir ibre) ve yapıştırıcı olarak mineral esaslı (alçı) kullanılarak deneme levhaları üretilmiştir. Bu çalışmada altı farklı üretim şartlarında elde edilen deneme levhalarının fiziksel, mekanik ve teknolojik yangın yalıtımı ve termal testleri yapılarak karışım oranlarının etkileri araştırılmıştır. Genel olarak sedir kabuk, kozalak ve ibre oranının artışının buna benzer şekilde karışımdaki sedir odun ormanın azalmasının levhaların su içinde kalınlık artım özelliklerini azaltıcı etki yapmıştır. Sedir odun-kabuk karışımından üretilen levha tiplerinde en yüksek dik çekme direnci 0,48 N/mm2 olarak karışımdaki sedir kabuk oranının en fazla olduğu Ska5 tipi levhalarda gözlemlenmiştir. Sedir-ibre karışımıyla üretilmiş deneme levhalarda, diğer levha tiplerine göre daha düşük dik çekme direnç değerleri hesaplanmıştır. Genel olarak sedir-ibre karışımından üretilen levhaların diğer sedir-odun, kabuk ve kozalak karışımından üretilenlerden daha düşük olarak hesaplanmıştır. kaldığı sonucu çıkarılabilir. Bu durumun oluşmasında sedir ibrelerinin lifsel durumunun düşük ve yoğunluğunun düşük olmasından kaynaklandığı varsayılmıştır. TS EN-ISO 11925-2 standardına göre tek alev kaynağıyla yapılan yanma davranış denemelerinde, deneme levhalarının yüzeylerde gözlemlenen alev yayılma şeklinin hiçbirisi 150 mm eşik seviyesine ulaşmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca, yüzey yakma işlemi sonucunda genel olarak, karışımda sedir odun kullanılmadan üretilmiş diğer deneme levhaları yaklaşık 10-25 oC daha yüksek ısı geçirgenliğine sahip olduğu gösterdiği anlaşılmıştır. En düşük ısı geçirgenliği, SI2 tipi levhada 109.4oC olarak, en yüksek ise KaKo3 tipi levhada, 143,8 oC olarak belirlenmiştir. Sedir odun ve diğer kısımların kullanılmasıyla üretilmiş deneme levhalarında hesaplanan kütle kaybı ile ısı geçirgenlik özelliği ile arasında bir ilişki gözlemlenmemiştir.
Isıl işlem görmüş Kızılçam (Pinus Brutia Ten.) yongalarından üretilen levhaların bazı kimyasal, fiziksel ve mekanik özellikleri
Bu çalışmada, 120, 160 ve 180 oC'lerde ısıl işlem görmüş kızılçam (Pinus brutia Ten.) yongalarının FTIR spekroskopik ve termal özellikleri araştırılmış, devamında yongalardan elde edilen levhaların fiziksel ve mekanik özellikleri değerlendirilmiştir. FTIR sonuçları, numunelerin kristallik indeksinde ısıl işlemden kaynaklı önemli bir değişmenin gerçekleşmediğini göstermiştir. TGA ve DTG eğrilerindeki esas bozunma aşamasında ısıl işlem görmüş yongalarda kontrol yongalarına göre daha az madde kaybı meydana geldiği görülmüştür. Bununla birlikte, TGA ve DTG sonuçlarına göre ısıl işlem sıcaklık derecesinin artışıyla yongalarda önemli düzeyde holoselüloz kaybı gerçekleştiği saptanmıştır. Elde edilen sonuçlarda, ısıl işlem görmüş yongalardan üretilen levhaların fiziksel özelliklerinde genel anlamda gelişme sağlanırken, mekanik özelliklerinde zayıflama kaydedilmiştir. Bu nedenle, ısıl işlem görmüş yongalardan üretilen levhaların dekorasyon amaçlı ve nemli ortamlarda, yani malzemede fiziksel özellik beklenen ve kısmen yanmaya dayanıklı yapılarda kullanılmasının önerilebileceği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Isıl işlem, Yongalevha, Kimyasal, Fiziksel özellikler, Mekanik özellikler
Kütük masa üretimi sektörünün Ankara ili üzerinde incelenmesi
Bu çalışmanın amacı günümüzdeki sert piyasa koşullarında Ahşap Masa sektöründeki üretim sıkıntılarının ve tüketicilerin isteklerinin belirlenmesi ile beraber hem üreticilerin hem de tüketicilerin sıkıntılarının ve sektörün durumunun belirlenmesidir. Bu amaçla ANKARA ili üzerinde insanların kütük masa ve kütük sehpa konusundaki görüşleri baz alınarak gelecekte bu sektörün ne durumda olacağı tüketicilerin ve üreticilerin olumlu ve olumsuz gördükleri konular üzerinde durulmuştur. Metot olarak yüz yüze görüşme ile uygulanan anket yöntemi seçilmiştir. Üreticilerde 13 farklı üreticiye anket yapılmış, Tüketicilerde ise 100 farklı kişiye anket uygulanmıştır. Üreticilerin ve Tüketicilerin yaşları, medeni durumları, eğitim seviyeleri gibi farklı demografik özelliklerde ele alınmıştır. Ayrıca bütün bu anket çalışmaları yapılırken üreticilerin üretim ortamları gözlemlenmiştir. Yapılan anketler sonucunda üreticilerin belirttiği en büyük sıkıntıları kalifiye eleman eksikliği ve ağaç malzemenin kurutulmasının zorluğu olarak belirlenmiştir. Üreticilerin yaş gruplarına bakıldığı zaman büyük çoğunluğunun 51 yaş ve üzeri olduğu belirlenmiştir. Bunun yanı sıra üreticilerin hammadde teminini yalnızca aracı kişilerden yaptığı ve Orman Genel Müdürlüğü'nden kütük masa için hammadde temin edemedikleri belirlenmiştir. Bunun en temel sebebi ise Orman Genel Müdürlüğü'nün böyle bir sınıflandırması olmamasından kaynaklanmaktadır. Tüketici anketleri incelendiği zaman ise mobilya alımlarında en önemli kriterin fiyat olduğu belirlenmiştir. Bunun yanı sıra yaş gruplarına göre tercihlerin değiştiği gözlemlenmiştir. Genç yaş grupları daha çok görünüşe önem verirken, orta yaş grubu daha çok fiyata önem vermiştir. Ayrıca internetten satışların her geçen gün arttığı günümüz şartlarında mobilya alımlarında genç yaş gruplarının da interneti kullanmaya başladığı belirlenmiştir. Son olarak ise yapılan anketler sonucunda tüketicilerin %81'inin kütük masa ve sehpaları beğendiği ancak %88'inin satın almadığı belirlenmiştir.
Su esaslı verniklerin değişik odunlarda koruyucu etkisinin araştırılması
Tez çalışmasının ilk aşamasında, ticari olarak piyasada hazır olarak temin edilen su-esaslı vernik, Kayın (Fagus sylvatice), Ceviz (Juglans regia), Sedir (Cedrus libani) ve Göknar (Abies nordmanniana) odun numunelerine basit daldırma yöntemiyle tatbik edilmiş ve sağladığı etkiler incelenmiştir. Daha sonraki aşamada ise, su bazlı verniğin etki ve koruma derecesinin artırılması amacıyla, %10 ve %20 oranlarında (hacim/hacim) üzüm çekirdek ve susam yağı ilavesiyle oluşturulan çözelti ile aynı odun örnekleri muamele edilerek, benzer deneme şartlarında elde edilen sonuçlar karşılaştırmalı olarak araştırılmıştır. Genel olarak, denemeye tabi tutulan odun numunelerinin Su İtici Etkinlik (SİE) özelliğinin marjinal sınırlar içinde oluştuğu belirlenmiştir. Susam yağı ve üzüm çekirdek yağı ilavesiyle oluşturulmuş su bazlı vernik ile işlem görmüş Göknar odunu, kontrol örneğine göre %1,3 ile %36,8 arasında daha düşük hacimsel şişme değeri, %0,9 ile %35,5 arasında da daha düşük hacimsel daralma değeri gösterdiği belirlenmiştir. Bu durum Göknar odununun, diğer odunlardan daha yüksek boyutsal karalılık gösterdiğini açıklaması bakımından önemlidir. Çalışmamızda kullanılan odun numunelerinin hidrofobik, yüzey renk ve teknolojik özelliklerinin bazı deneme şartlarında olumlu yönde etkiler oluştuğu anlaşılmıştır. Ayrıca, her iki ilave maddenin (üzüm çekirdek ve susam yağı) dış atmosferik şartlar için kayın odun numunelerinde belli seviyede parlaklık değerlerini düzenlediği, fakat diğer odunlar için susam yağı/vernik karışımı etkisinin, üzüm çekirdek yağı/vernik etkisine göre daha sınırlı koruma derecesi sağladığı anlaşılmıştır. Ayrıca, odun numunelerinin kurşun kalem sertlik değerlerinin belli seviyelerde arttığı gözlemlenmiştir. UV radyasyonuna karşı, sedir odunu hariç, diğer odun numuneleri için %0,2 ile %96,3 oranında renk stabilitesi (∆E) oluştuğu, fakat bu maddelerin dış atmosferik şartlara karşı koruma derecelerinin daha düşük seviyelerde olduğu belirlenmiştir. Ceviz odun numuneleri, tüm deneme şartlarında, diğer odun numunelerinden yaklaşık 7-12° arası daha yüksek temas açısı değeri gösterdiği, diğer odun türleri için ise önemli bir derece temas açısı artışı gözlemlenmemiştir.
Ahşap levha yüzeylerine uygulanan melamin kağıtlarda taguchi deney tasarımı ile ürün geliştirme
Ahşap esaslı kompozit levhalarda özellikle HDF parkelerde yüzey kaplama malzemesi olarak kullanılan emprenyeli kâğıtların üretim sürecine ait girdi parametreleri değiştirilerek kalite özelliklerinin iyileştirilmesi Taguchi Deney Tasarımı yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Değerlendirilecek faktör ve etkileşimlerin belirlenmesinde sektörde önemli kapasite değerine sahip büyük ölçekli bir üretim tesisinin üretim süreci gözlenmiş, ürün kalite karakteristiğine etki eden ve en önemli olduğu düşünülen, Al2O3 partikül boyutu, yüzey modifikatör ajanı ve melamin tozu hammaddesinden oluşan üç faktör değerlendirmeye alınmıştır. L18 ortogonal dizin kullanılarak, deneyler üçer kez tekrarlı olarak uygulanmıştır. Kalite karakteristiği olarak renk ve parlaklık ölçümleri ile örnekteki leke sayısını dikkate alan duyusal analiz yöntemi kullanılmıştır. Deney faktörlerinin kalite karakteristikleri üzerinde anlamlı etkisinin olup olmadığı ANOVA analizi ile ayrı ayrı test edilmiştir. Değerlendirilen faktörlerin sonuç üzerinde etkisinin ancak %57'lik kısmı modelde ifade edilebilmiştir (R2adj=0,5785). Model üzerinde değerlendirmeye alınamayan diğer faktörlerin etkisi de göz ardı edilmeyecek kadar yüksek çıkmıştır. İstatistiksel analizler sonrasında elde edilen en iyi değerin melamin tozu hammaddesinde A2'nin, partikül boyutunda 30-60 µm'nin ve yüzey modifikatör ajanında ise N-((3-trimetoksisilil) propil) etilendiamin'in olduğu tahmin edilmiştir. Yapılan doğrulama deney sonucu, analiz sonucu ile tutarlı olduğunu göstermiştir. İstatistiksel verilerin analizi SEM görüntüleriyle desteklenmiştir.
Düşük derişimli naoh çözeltileri ile modifiye edilmiş kızılçam (Pinus brutia Ten.) yonga ve liflerinin levha üretimindeki performansı
Bu çalışmada, %0.25, 0.50, 0.75 ve 1'lik NaOH çözeltileri ile işlem görmüş kızılçam (Pinus brutia Ten.) yonga ve liflerinin kimyasal bileşimindeki ve termal özelliklerindeki değişimler ve bu değişimlerin üretilen levhaların fiziksel ve mekanik özellikleri üzerine etkileri değerlendirilmiştir. Ana kimyasal bileşen ve fourier dönüşümlü kızılötesi (FTIR) spektroskopisi analizleri, alkali işlemlerde NaOH derişimi arttıkça yonga ve liflerdeki ekstraktif madde, lignin ve hemiselüloz miktarlarında sürekli düşüş, selüloz miktarında ise sürekli artış olduğunu göstermiştir. Termogravimetrik analiz (TGA) sonuçları, alkali işlemin yonga ve liflerin termal dayanıklılığını düşürdüğünü ortaya koymuştur. Uygulanan alkali işlemler, üretilen yongalevhaların su alma ve kalınlığına şişme değerlerini sürekli artırmıştır. Üretilen yongalevhaların mekanik özelliklerinin uygulanan alkali işlem derişimi arttıkça gelişme gösterdiği belirlenmiştir. Çalışmada üretilen tüm yongalevhalarda belirlenen eğilmede elastikiyet modülü, eğilme direnci ve yüzeye dik çekme direnci değerlerinin TS EN 312 standardında belirtilen kuru şartlarda genel amaçlı kullanılan levhalar için beklenilen değerlerden yüksek olduğu görülmüştür. Üretilen liflevhalarda, su alma ve kalınlığına şişme değerleri uygulanan alkali işlemlerde NaOH derişimi yükseldikçe sürekli artmıştır. Uygulanan alkali işlem derişiminde NaOH derişiminin artırılması üretilen liflevhaların mekanik özelliklerini geliştirmiştir. Çalışmada kontrol, %0.25 ve %0.50 NaOH ile işlem görmüş liflerden üretilen levhalarda belirlenen kalınlığına şişme, eğilmede elastikiyet modülü, eğilme direnci ve yüzeye dik çekme direnci değerlerinin TS EN 622-5 standardında belirtilen kuru şartlarda kullanılacak yük taşıyıcı levhalar için beklenilen değerleri karşıladığı görülmüştür.
Mikrodalga işleminin ahşap yüzey işlemlerine olan etkilerinin araştırılması
MW ile işlem görmüş ladin (Picea abies) ve ıhlamur (Tilia cordata) odunlarına ait numunelerin, vernik ile daha iyi bağ yaptığı ve bu durumun odunların hidrofobik özelliğinin belli şartlarda yükselmesini sağladığı belirlenmiştir. MW işleminin odun yüzeylerinin 4 ile 5 birim arasında daha sert yüzeylerin elde edilmesini sağlamıştır. Her iki oduna ait tüm deneme şartlarında, meyve suyu, süt, limon, ketçap ve kolanın odun yüzeylerini tamamen değiştirdiği, MW işleminin herhangi bir olumlu etkisi olmadığı gözlemlenmiştir. Ladin ve ıhlamur numunelerinin tamamının yüzey temas açı değerlerinin, kontrol örneğinden; ladin için 90s6 ile 90s9, ıhlamur için ise 360t12 ile 180t3 daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Vernik uygulamasından önce uygulanan MW işleminin, dış şartlarda bekletilen ladin odununda, kontrol örneğine göre yüksek derecede renk dayanıklılığı gözlemlenmiştir. MW ile işlem görmüş vernik ile muamele edilmiş her iki odun numunelerinde, kontrol örneğine göre, 4 ile 5 birim arasında daha yüksek sertlik dereceleri gözlemlenmiştir. Her iki odun örneklerinin, maden suyu, zeytinyağı, sirke, mayonez, etanol ve kahveye karşı, MW işleminin 1 ile 2 derece daha yüksek direnç etkisi göstermiştir. Tüm ladin odun örnekleri, kontrol örneğinden 180s60 ile 270s15 daha yüksek temas açı değerleri bulunmuştur. Ihlamur numuneleri için de benzer temas açısı değerleri gözlemlenmiştir. Dış atmosferik şartlarda bekletilen ladin odunu için en düşük toplam renk fark değeri 90P60 örneğinde, ıhlamur için ise, en düşük toplam renk değişim değeri 180T45 numunesinde gözlemlenmiştir. Bu değerler kontrol örneğinden önemli derece düşük olduğu belirlenmiştir.
Orman ürünleri endüstrisinde Türkiye'nin G20 ülkeleriyle rekabet gücü üzerine bir inceleme
Orman ürünleri endüstrisi; birçok alt sektör itibariyle ihracat fazlası vererek Türkiye ekonomisinin gelişimine katkı sağlarken sosyal ve bölgesel gelişmeyi de destekleyen önemli bir sektördür. 2019 yılı için Türk mobilya ve ahşap esaslı levha sanayisinde sektör büyüklüğünün ABD Doları cinsinden 10 milyar Dolar'ı aştığı, 3.5 milyar Dolar düzeyinde ihracat yapıldığı, 500 bin kişi doğrudan olmak üzere toplamda bir milyon kişinin istihdam edildiği, Türkiye imalat sanayiinde yaratılan katma değerin yaklaşık %2.4'ünü oluşturduğu ve 200 den fazla ülkeye ihracatın yapıldığı bilinmektedir. Bu kapsamda kurgulanan çalışmada Türkiye Orman Ürünleri Endüstrisinin rekabet gücünün ortaya konulması amaçlanmıştır. Araştırma yöntemi olarak Donges vd. (1982), tarafından geliştirilen karşılaştırmalı ihracat performansı indeksi kullanılmış, model verisi 2001-2019 yılını içerecek şekilde ele alınmış ve G20 üyesi diğer 18 ülke ile (AB hariç tutulmuştur) Türkiye'nin rekabet gücü altı alt sektör kapsamında kıyas yapılarak analiz edilmiştir. Son beş yılın ortalaması alınarak elde edilen analiz bulguları çerçevesinde; Yonga Levha, MDF ve laminant parke gibi ahşap esaslı ürün ihracatında Türkiye'nin, Meksika, Güney Kore, Suudi Arabistan, Japonya, Avustralya, Hindistan, Büyük Britanya, Arjantin, ABD, İtalya, Almanya ve Fransa'ya karşı karşılaştırmalı olarak üstün olduğu buna karşın Rusya, Kanada, Güney Afrika, Endonezya, Çin ve Brezilya'ya karşı ise rekabet gücü olmadığı söylenebilir. Kâğıt ve Kâğıt hamuru ürünlerinde de birçok ülkeye karşı rekabet üstünlüğünün olduğu ancak, endüstriyel yuvarlak odun ihracatında, kereste ürünleri kategorisinde ve odun-odun kömürü-pellet ihracatında sınırlı ülkelere karşı sınırlı dönemlerde rekabet üstünlüğü tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda; Türkiye Orman Ürünleri Endüstrisinde sürdürülebilir rekabet avantajı için kalite, verimlilik, Ar-Ge ve inovasyon odaklı stratejilere odaklanılması önerilmiştir.
Yoğunlaştırmanın ısıl işlem görmüş kızılçam (Pinus brutia Ten.) ve kara kavak (Populus nigra L.) odunlarının bazı fiziksel, mekanik ve kimyasal özellikleri üzerine etkisi
Bu çalışmada, 120, 160 ve 200oC'lerde kızılçam (Pinus brutia Ten.) ve kara kavak (Populus nigra L.) odunu örneklerine ısıl işlem uygulanmış, devamında örnekler %25 ve %50 oranında preslenerek yoğunlaştırılmıştır. Isıl işlem görmüş örneklerin FTIR spekroskopik ve termal özellikleri araştırılmıştır. Isıl işlem görmüş ve yoğunlaştırılmış örneklerin fiziksel ve mekanik özellikleri değerlendirilmiştir. FTIR bulguları, örneklerin kristallik indeksinde ısıl işlemden kaynaklanan dikkate değer bir değişimin oluşmadığını göstermiştir. TGA ve DTG eğrilerindeki esas bozunma safhasında ısıl işlem uygulanmış örneklerde kontrol örneklerine göre daha düşük madde kaybı oluştuğu görülmüştür. Bununla birlikte, TGA ve DTG bulgularına göre ısıl işlemde uygulanan sıcaklık derecesinin artışıyla örneklerde önemli düzeyde holoselüloz kaybı oluştuğu tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlarda, termo-mekanik olarak yoğunlaştırılmış kızılçam ve kara kavak örneklerinin suyla temas edebileceği ortamlarda kullanılması düşünüldüğü takdirde, yoğunlaştırmadan önce ısıl işlem uygulanmasının önerilebileceği görülmüştür. Yine, çalışma türlerinin taşıyıcı uygulamalar ile dış mekan (dış cephe kaplaması, park ve bahçe mobilyaları, vb.) veya iç mekan (lambri, parke, sauna, mobilya elemanları, vb.) uygulamalarında, ayrıca kısmen yanmaya dayanıklı yapılarda kullanılabilirliğini arttırmak için ısıl işlem ve yoğunlaştırma modifikasyon yöntemlerinin birlikte kullanılmasının önerilebileceği anlaşılmıştır.
Isparta yöresinde doğal olarak yetişen ve ticarette önemli potansiyele sahip kekik ve çörekotu yağının kimyasal yapısı üzerine araştırmalar
Bu çalışmada, Isparta bölgesinde yetişen ve ticarette önemli potansiyele sahip olan farklı firmalardan elde edilen çörekotu ve kekik yağlarının kimyasal bileşimi araştırılmıştır. Kekik ve çörekotu uçucu bileşenleri ve miktarları belirlenmesinin yanısıra çörekotu yağ asidi bileşenler ve miktarları belirlenmiştir. Kekik kimyasal bileşimi için 7 farklı firmadan elde edilen uçucu bileşenler Gaz Kromatografisi-Kütle Spektrometresi (GC-MS) yöntemi kullanarak GC-MS sonuçlarında kekik bitkisinin A firmasında 25 bileşen, B firmasında 33 bileşen, C firmasında 37 bileşen, D firmasında 28 bileşen, E firmasında 35 bileşen, F firmasında 8 ve G firmasında 35 bileşen tespit edilmiştir. Kekik bitkisinde önemli bir bileşen olan carvacrol miktarı A (%72.85), B (%17.59), D (%68.60), E (%51.38), G (%25.98) olarak belirlendi. Çörekotu kimyasal bileşimi için 4 farklı firmadan elde edilen uçucu bileşensayısı ise A firması 29 bileşen, B firması 34 bileşen, C firması 28 bileşen, D firması 27 bileşen tespit edilmiştir. Çörekotu bitkisinde önemli olan Thymoquinon miktarları A (%42.40), B (37.16), C (%1.04), D (%0.32) olarak belirlenmiştir. Çörekotu yağ asidi bileşeni ve miktarı supelco 37'li yağ asidi karışımına göre yağ asidi miktarları belirlenmiştir. Çörekotu yağ asidi bileşen sayısı A firması 13, B ve C firması 10 D firmasında ise 9 bileşen tespit edilmiştir. Linoleik asit miktarı sırası ile A (%54.57), B (%55.29), C (%58.08), D (%54.31) olarak belirlenirken, oleik asit miktarı ise sırası ile A (%32.25), B (%26.41), D (%24.62), C (%22.70) olarak tespit edilmiştir.
Çeşitli gübre karışımı uygulamalarının ve toplama zamanının kekik (Thymus sipyleus BOISS. subsp. sipyleus BOISS. var. sipyleus L.) bitkisi uçucu bileşenleri üzerine etkileri
Kekik (Thymus sipyleus BOISS. subsp. sipyleus BOISS. var. sipyleus L.) bitkisi Beyşehir Muslu Yayla mevkiinden 1 750 m yükseltiden doğal ortamından köklenerek, Beyşehir İslibucak mevkiinde 1 345 m yükseltide kültüre alınmıştır. Kekik üretimi, Azot + Fosfor + Potasyum (K1), Mikro Elementler (Bor + Bakır + Demir + Mangan + Molibden + Çinko) (K3) ve Azot + Fosfor + Potasyum + Mikro Elementlerden (Bor + Bakır + Demir + Mangan + Molibden + Çinko) (K2 ve K4) oluşan gübre karışımlarının uygulanması ile gerçekleştirilmiştir. Kekik bitkisi örnekleri ağustos, eylül ve ekim 2019 aylarında üç ayrı dönemde hasat edilmiş ve uçucu bileşenlerinin analizinde SPME-GC-MS kullanılmıştır. p-cymene'nin (%43.76) K4 gübre karışımı uygulamasının ekim hasadında, γ-terpinene'nin (%24.79) K4 gübre karışımı uygulamasının ağustos hasadında, thymol'ün (%20.26) K3 gübre karışımı uygulamasının ağustos hasadında ve carvacrol'ün (%67.01) K1 gübre karışımı uygulamasının eylül hasadında en yüksek değerlerde olduğu görülmüştür. Monoterpen bileşiklerinin %60.66 ile K4 gübreleme uygulaması örneğinin Ekim ayı hasadında, seskiterpen bileşiklerinin %11.52 ile K0 kontrol örneğinin Eylül ayı hasadında ve alkol bileşiklerinin %69.64 ile K1 gübreleme uygulaması örneğinin Eylül ayı hasadında en yüksek değerlere ulaştığı görülmüştür. Sonuç olarak, çeşitli gübre karışımları kullanılarak farklı dönemlerde hasat edilen kekik bitkisi örneklerinde uçucu bileşen ve uçucu bileşen gruplarının miktarlarında farklılık oluşabileceği anlaşılmıştır. Bu durum, bitkiyi hammadde olarak kabul eden ilgili endüstriyel alanlar için hammadde içerik özellikleri bakımdan geniş bir yelpaze sunulabileceğini göstermiştir.
Kağıt geri dönüşüm atıksularındaki kirliliğin giderilmesinde mikrodalga teknolojisinden faydalanılması
Çalışmada geri dönüşüm işlemi yapılmış olan gazete kağıtları liflendirici yardımıyla süspansiyon haline getirilmiştir. Sonrasında süzme işlemleri gerçekleştirilerek atıksu elde edilmiştir. Böylelikle atıksu içerisindeki süspansiyon halindeki büyük boyutlu parçacıkların, Mikrodalga (MW) ışıması ve devamında santrifüjleme ile uzaklaştığı gözlemlenmiştir. Atıksu numunelerinin MW ışıması ve devamından santrifüjleme etkisi ile ölçülen genel fizikokimyasal özelliklerinde düşük sınırlar içerisinde değişimler hesaplanmıştır. Su numunelerinin pH değerlerinde en yüksek 0.50 birimlik, elektriksel iletkenlik (EC) olarak ise 25 μS/cm (XC3: 303 μS/cm ve YA2: 328 μS/cm), toplam katı madde miktarlarında (TDS) ise kontrol örneğinden (XC0: 157 ppm) sadece 1 ppm (XB3 ve XD6) daha yüksek, diğer tüm numunelerde ise -2.0 ppm ile -8.0 ppm arasında daha düşük TDS değerleri elde edilmiştir. İşlem görmüş tüm su numuneleri içerisinde en yüksek ORP değeri 333 mV olarak XC1 örneğinden gözlemlenmiştir. Genel olarak en düşük bulanıklık değerleri, en uzun MW ışıma süresi ve en yüksek MW güç ile (360 Watt ve 60 saniye) muamele edilmiş örneklerde sırasıyla XD6: 28.7 NTU ve YD6: 17.0 NTU olarak ölçülmüştür (C: 161 NTU). MW işleminden sonra düşük seviyede santrifüjlenmiş numunelerin renk uzayındaki konumlarının (hue açısı) 262° ile 282° arasında (mavi (-b) ile kırmızı (+a), daha yüksek devir sayısında santrifüjlenmiş örneklerin ise 11° ile 145° arasında olduğu, suların gerçek renginin sarı (+b) ile yeşil (-a) arasında bulunduğu hesaplanmıştır. Ayrıca MW işlemi seçilmiş örneklerde, kontrole göre yaklaşık %20.1 (XD6) ve %8.9 (YD6) kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ) azalması gözlemlenmiştir.
Isparta'da okul öncesi eğitim kurumlarında mobilya tercihleri
Okul öncesi eğitim dönemi, çocukların tüm hayatlarını etkileyen zekâ gelişimlerinin yanı sıra fiziksel ve duygusal gelişimlerinin de hızla gerçekleştiği ve şekillendiği dönemdir. Çocuklar bilişsel düzeylerinin geliştiği bu dönemde çevrelerinde kullandıkları ve sürekli temas halinde oldukları tüm donatı elemanlarından etkilenmektedirler. Tez çalışmasında öncelikle kapsamlı bir literatür araştırması yapılmış, ardından Isparta ilinde bulunan kamuya dair okul öncesi eğitim kurumlarının mobilya tercihleri nitel araştırma yöntemlerinden gözlem tekniği kullanılarak incelenmiştir. Isparta Merkez ve civar ilçelerinde faaliyet gösteren ve çeşitli büyüklüklerde toplam 19 adet okul öncesi eğitim kurumunda gözlem ve fotoğraflama tekniği ile kullanılan mobilyalar, malzeme cinsi, antropometrik boyutlara uygunluk, mobilyaların yıpranması sonrası oluşabilecek riskler açısından değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışma sonucunda, kamuya ait okul öncesi eğitim kurumlarında mobilya tercihlerinde MEB tarafından temin edilen mobilyaların kullanıldığı, ahşap esaslı ürünlerde çoğunlukla ahşap kompozit levhalardan mâmül mobilyaların kullanıldığı, sandalye tercihlerinde plastik esaslı ürünlerin daha fazla tercih edildiği belirlenmiştir. Mevcutta kullanılmakta olan mobilyaların boyutsal uygunluk açısından MEB tarafından rapor edilen ölçülerle paralellik gösterdiği, bununla beraber ahşap sandalye, masa ve depolama elemanlarının ise çeşitli yıpranmalar ve bunların gerekli tamir bakımlarının zamanında yapılmaması-takip edilmemesi sonucu kaza, yaralanma ve sağlık açısından riskler oluşturabileceği ifade edilerek öneriler geliştirilmiştir. Günün büyük bir bölümünü okul öncesi eğitim kurumlarında mobilya elemanları ile temas halinde geçiren 0-6 yaş grubu çocukların, bilişsel gelişimleri ve sağlıklı bir ortamda eğitim alabilmeleri açısından sürdürülebilir ve doğal bir malzeme olan ahşabın okul öncesi eğitim kurumlarında kullanımının yaygınlaştırılması önerilmiştir.
Bor ve karbon nanotüpün yonga levha özellikleri üzerindeki etkisinin araştırılması
Bu çalışmada, iki farklı tutkal türü (Üreformaldehit (UF) ve Melamin üreformaldehit (MUF)), dört farklı bor türü (Çinkoborat (ÇB), Boraks Dekahidrat (BD), Etidot (ED), Eticol (EC)), üç farklı oranda (%3, %7, %11), ve üç farklı karbon nanotüp (KNT) oranı (%0.5, %1, %1.5) kullanılarak üretilen yonga levhaların fiziksel, mekanik ve kimyasal özellikleri araştırılmıştır. Kimyasal özellikleri belirlemek için TGA, SEM-EDS ve FTIR analizleri kullanılmış, ayrıca yüzey temas açısı ölçümleri yapılmıştır. KNT oranı arttıkça, su alma oranı ve kalınlık artım oranlarında iyileşme gözlemlenmiştir: Su alma oranı (%4-22 (UF), %5-37 (MUF)), kalınlık artım oranları ise (%4.19-6.63 (UF), %3.65-5.84 (MUF)) arasında değişmiştir. Genel olarak, UF tutkallı levhaların fiziksel özellikleri MUF tutkallı levhalardan daha iyi olduğu belirlenmiştir. KNT kullanım oranı arttıkça, mekanik özelliklerdeki iyileşme %1'e kadar devam ederken, %1.5 KNT kullanımında düşüş eğilimi olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, UF tutkallı levhalardan elde edilen mekanik değerlerin MUF tutkallı levhalardan daha iyi olduğu tespit edilmiştir. TGA analizi, bor ve KNT kullanımıyla yonga levhalarının ilk bozunma sıcaklıklarında artış olduğunu göstermiştir. Yüzey temas açısı ölçümleri, KNT kullanımının artmasıyla yonga levhalarının hidrofobik özellik kazandığı belirlenmiştir. FTIR analizi, OH-CH2-CH3 ve ester gruplarında belirgin değişikliklerin meydana geldiği tespit edilmiştir. EDS analizi ile yonga levhalarda C, Na, Ca ve Zn elementlerinin yüksek oranda bulunduğu tespit edilmiştir.
Yongalevha yüzey lamine kaplamalarında kullanılan farklı gramajlı dekor kâğıtlarının levha özellikleri üzerine etkisinin araştırılması
Üç farklı dekor kâğıdı türü ve üç değişik gramajda hazırlanmış ham levha yüzeylerine yapıştırılan kâğıtların, levha mekanik direnç ve yüzey optik özelliklerine etkisi incelenmiştir. Eğilme direnci ile dekor kâğıt gramajı arasında pozitif bir ilişki bulunmuş, 80 gr/m², 90 gr/m² ve 110 gr/m² dekor kâğıtları ile kaplanmış numunelerin eğilme dirençleri sırasıyla %15.31, %16.26 ve %38.75 oranında artış göstermiştir. Ancak, yüzeye dik çekme direnci (IB) değerlerinde dekor kâğıdı türü ve gramajı ile istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Yüzey vida tutma direnç değerleri, dekor kâğıdı kaplanmış levhalarda kontrol örneklerine göre daha düşük bulunmuştur. Ayrıca, yüzey sağlamlık değerleri de incelenmiş, düşük gramajda (80-90 gr/m²) istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken, en yüksek gramajlı kâğıtların (110 gr/m²) yüzey sağlamlık değerlerinde azalma (%5.2 ve %3.1 oranında) gözlemlenmiştir. Bu durum, laminasyon için yüzeylerin zımparalanmasının levha yüzeylerinde zayıflama ve deformasyona neden olabileceği ile açıklanmıştır. Dekor kâğıtlarının su buharı, su, kahve, aseton ve alkol temasına karşı yüzey dayanımı en yüksek direnç derecesi olan 5 olarak belirlenmiştir. Renk değişimi ölçümlerinde, 80 gr/m² gramajlı Beyaz-C dekor kâğıdı ile kaplı levhalarda alkol ve aseton etkisiyle en yüksek toplam renk farkı ΔE:1.48 ve ΔE:1.18 olarak ölçülmüştür. Bu iki değer, çalışma kapsamında tüm denemelerde gözlemlenen en yüksek toplam renk farkını temsil etmekte olup, ΔE değeri 1.0 üzerindedir ki, insan gözü için fark algısını ifade etmektedir. Bu durum, görsel ve duyusal analizlerin sınıflandırma süreçlerinde etkili olduğunu göstermekle birlikte, gelişmiş ekipmanlarla örneğin renk spektroskopisi kullanılarak dekor kâğıtlarının yüzeylerindeki renk değişikliklerinin daha hassas bir şekilde ölçülmesi ve karşılaştırılması önerilebilir.
Türkiye orman ürünleri endüstrisinin döngüsel ekonomi açısından incelenmesi
Günümüzde artan çevresel kaygılar, kaynak kısıtları ve sürdürülebilir üretim gereksinimi, orman ürünleri endüstrisinde atıkların etkin yönetimi ve döngüsel ekonomi uygulamalarını öncelikli bir konu haline getirmektedir. Türkiye orman ürünleri endüstrisini döngüsel ekonomi açısından inceleyen bu tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, sektörde faaliyet gösteren büyük ölçekli dokuz firma ile nitel görüşmeler yapılmış, veriler tematik analizle değerlendirilmiş ve atıkların ağırlıklı olarak düşük katma değerli kullanım alanlarına yöneldiği; yüksek kaliteli geri dönüşüm ve simbiyoz uygulamalarının ise sınırlı kaldığı belirlenmiştir. İkinci bölümde altı tesis (kereste, pelet, mobilya, yonga levha, kapı ve atık işleme) için ISO 14067:2018 çerçevesi ve IPCC 2006 Tier 1 metodolojisi ile birim ürün başına karbon ayak izi hesaplanmıştır. Bulgular, birim ürün düzeyinde en yüksek emisyonların mobilya ve kapı üretiminde (1.57 kg CO₂e/kg ve 2.84 kg CO₂e/kg), en düşük emisyonların ise pelet üretiminde (0.132 kg CO₂e/kg) gerçekleştiğini göstermiştir. Üçüncü bölümde, sınırlı bir lokasyon için orman ürünleri endüstrisi alt sektör tesisleri arasında ahşap bazlı atıkların döngüsel kullanımında karbon ayak izini minimize ederken döngüde kalma süresini maksimize eden çok amaçlı bir matematiksel model geliştirilmiştir. Model sonuçları, amaç fonksiyonlarına farklı ağırlıklar verilerek denenmiş ve yorumlanmıştır. Çalışma sonucunda; sürdürülebilirlik ve çevreci yaklaşım ilkeleri doğrultusunda, emisyonları azaltmak ve karbon havuzundaki kalış süresini ifade eden ürün ömrünü uzatmak amacıyla ahşap bazlı atıkların tesisler arası döngüsel kullanımının teşvik edilmesi önerilmektedir. Bu doğrultuda politika yapıcılar ve sektör temsilcileri için çok amaçlı optimizasyona dayalı karar süreçlerinin ve fraksiyon-proses uyumunu gözeten teşvik mekanizmalarının geliştirilmesi önem taşımaktadır.
Türkiye ahşap levha sanayiinde çalışan mutluluğu üzerine bir araştırma
Bu çalışma, Türkiye ahşap levha sanayisinde çalışan mutluluğunu incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışan mutluluğu, bireylerin iş ortamındaki tatmin düzeylerini, çalışma koşullarına duydukları memnuniyeti ve kurumsal bağlılıklarını içeren çok boyutlu bir kavramdır. Ahşap levha sanayi, Türkiye ekonomisine önemli katkılar sunan ve nitelikli iş gücüne ihtiyaç duyan bir sektördür. Bu bağlamda, çalışan mutluluğunun sektörde nasıl şekillendiğini anlamak, iş gücü dinamiklerini değerlendirmek ve çalışan memnuniyetini artırmaya yönelik stratejiler geliştirmek önemli hale gelmektedir. Araştırmada, çalışan mutluluğunu ölçmek için Akduman (2021) tarafından geliştirilen "Çalışan Mutluluğu Ölçeği" (ÇMÖ) kullanılmıştır. Türkiye genelinde özel sektöre ait 14 adet ahşap levha üretim tesisinde çalışan 261 kişi üzerinde yapılan anket çalışmasıyla, çalışanların iş ortamlarına, çalışma koşullarına ve işlerine olan bağlılıklarına dair veriler toplanmış, parametrik ve parametrik olmayan testler ile SPSS ortamında istatistik analizleri gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların demografik verileri incelendiğinde, %78.2'sinin erkek, yaş ortalamalarının 37.7 yıl, ve yaklaşık %80'inin lisans ve lisansüstü eğitim seviyesine sahip olduğu görülmüştür. Bulgulara göre sektör çalışanlarının sadece "Çalışma Arkadaşları" ve "Kendini Geliştirme Olanakları" alt boyutlarında mutlu oldukları, diğer alt boyutlar ve Genel Mutluluk Ölçeği açısından "Kararsız" oldukları, erkek çalışanların ''Çalışma Koşulları'' alt boyutundaki mutluluk ölçek değerlerinin kadın çalışanlara göre istatistiki olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu, "çalışma arkadaşları" alt boyutundaki mutluluk puan ortalamasında, beyaz yakalı çalışanlar için (4,03±0,84), mavi yakalı çalışanlara göre (3,66±0,84) daha yüksek olduğu ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür. Araştırma sonuçları, çalışanlara yönelik takdir ve ödüllendirme politikalarının gözden geçirilmesi, çalışma koşullarının cinsiyet farklılıklarına duyarlı hale getirilmesi ve mavi yakalı çalışanların kariyer gelişim fırsatlarının artırılması gibi konulara dikkat çekmektedir.
Orman endüstri sektöründe çalışanların işte mutlu olmalarının iş sağlığı ve güvenliği performanslarına etkisi
Orman endüstri sektörü, çalışan sağlığı ve güvenliği açısından yüksek riskler barındıran bir çalışma alanıdır. Bu nedenle, iş sağlığı ve güvenliği (İSG) uygulamalarının etkin bir şekilde yürütülmesi, çalışanların hem fiziksel hem de psikolojik iyi oluşlarının sağlanması açısından kritik bir öneme sahiptir. Çalışmada, orman endüstrisinde çalışan bireylerin işte mutlu olmalarının, İSG performanslarına olan etkisi incelenmiştir. Bununla beraber, işte mutluluk kavramının iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarıyla nasıl etkileşimde bulunduğu, çalışanların güvenli çalışma ortamlarına yönelik algılarının iş performanslarına nasıl yansıdığı araştırılmıştır. Araştırma kapsamında, çalışanların iş yerindeki mutluluk düzeylerinin, iş sağlığı ve güvenliği performansları üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla nicel bir araştırma yöntemi benimsenmiştir. Veriler, orman endüstrisinde faaliyet gösteren çalışanlardan toplanmış ve analiz edilmiştir. Analiz sürecinde, istatistiksel değerlendirmeler R Studio programı kullanılarak gerçekleştirilmiş ve yapısal eşitlik modellemesi (YEM) yöntemi ile değişkenler arasındaki ilişkiler detaylı bir şekilde incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda, çalışanların işte mutlu olmalarının İSG performanslarının çeşitli boyutları üzerinde farklı seviyelerde etkili olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın bulguları, çalışanların iş yerinde mutlu olmalarının iş sağlığı ve güvenliği performanslarını olumlu yönde etkileyebileceğini göstermektedir. Özellikle, çalışan mutluluğunun iş güvenliği kurallarına uyum, güvenli çalışma alışkanlıkları ve risk algısı gibi unsurlar üzerinde doğrudan etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda, orman endüstrisi gibi riskli sektörlerde, iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının çalışan mutluluğunu artırmaya yönelik stratejilerle desteklenmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Atık MDF liflerin lignin ile modifikasyonu ve MDF üretiminde yeniden kullanımının araştırılması
Odun hammaddesi ile yapılan kompozit ürünler denince ilk akla gelen ürünlerden olan MDF levhalar günümüzde mobilya endüstrisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. MDF levhalara olan talebin artması ve üretim teknolojisinin ilerlemesinin sonucu olarak odun hammaddesine olan ihtiyaç gün geçtikçe artmakta olduğundan, Türkiye'de ahşap esaslı levha üretimi yapan fabrikalar hammadde sorunları ve artan maliyetlerden dolayı yurtdışından odun hammaddesi ithal etmektedirler. Liflevha üretimi için hammadde alternatifleri arasında çevreye olan katkısı da göz önüne alındığında endüstriyel odun atıkları ve fabrikada üretim sırasında ortaya çıkan kusurlu levha atıklarının yeniden kullanımı büyük önem arz etmektedir. Liflevha üreticileri üretim sırasında ortaya çıkan ıskarta, uç kesim ve iç patlak levhaları yongalayıp pişirme kazanında normal odunlarla birlikte liflendirmek suretiyle yeniden üretim hatlarında kullanmaktadırlar. Ancak, üretimde kullanılan atık yonga miktarını %2'ile sınırlıdır. Çalışma kapsamında atık liflevhalardan elde edilen liflerin yüzeylerinin ligninle modifikasyonu ile atık levhadan elde edilen liflerinin kullanım oranının arttırılması ve ithal edilen odun hammaddesinin de azalmasına katkı sağlaması amaçlandı. Bu çalışmada; ham odundan elde edilen lifler ve atık liflevhadan elde edilen lif karışımının kraft ligninle modifikasyonu ile üretilen liflevhaların mekanik ve fiziksel özellikleri araştırıldı. Ham odundan elde liflere atık liflevhadan elde edilen lifler %10 ve %30 olacak şekilde 2 farklı oranda karışım yapılarak ve 2 farklı sertleştirici (Amonyum klorür ve HMTA) kullanılarak üretilen mdf levhaların mekanik ve fiziksel özellikleri incelenmiştir. Sonuçlar ham odun lifleri kullanılarak üretilen MDF panellerle karşılaştırıldı. Liflevhalar, Burkle marka preste 210°C sıcaklık, 3,5 N/mm2 basınç ve 210 sn presleme süresinde 5 mm kalınlığında üretildi. Üretilen levhalara fiziksel testlerden; yoğunluk testi, levha rutubet testi, 24 saat su alma ve suda şişme ve yüzey emiciliği testi yapılmıştır. Odun hammaddesi ile yapılan kompozit ürünler denince ilk akla gelen ürünlerden olan MDF levhalar günümüzde mobilya endüstrisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. MDF levhalara olan talebin artması ve üretim teknolojisinin ilerlemesinin sonucu olarak odun hammaddesine olan ihtiyaç gün geçtikçe artmakta olduğundan, Türkiye'de ahşap esaslı levha üretimi yapan fabrikalar hammadde sorunları ve artan maliyetlerden dolayı yurtdışından odun hammaddesi ithal etmektedirler. Liflevha üretimi için hammadde alternatifleri arasında çevreye olan katkısı da göz önüne alındığında endüstriyel odun atıkları ve fabrikada üretim sırasında ortaya çıkan kusurlu levha atıklarının yeniden kullanımı büyük önem arz etmektedir. Liflevha üreticileri üretim sırasında ortaya çıkan ıskarta, uç kesim ve iç patlak levhaları yongalayıp pişirme kazanında normal odunlarla birlikte liflendirmek suretiyle yeniden üretim hatlarında kullanmaktadırlar. Ancak, üretimde kullanılan atık yonga miktarını %2'ile sınırlıdır. Çalışma kapsamında atık liflevhalardan elde edilen liflerin yüzeylerinin ligninle modifikasyonu ile atık levhadan elde edilen liflerinin kullanım oranının arttırılması ve ithal edilen odun hammaddesinin de azalmasına katkı sağlaması amaçlandı. Bu çalışmada; ham odundan elde edilen lifler ve atık liflevhadan elde edilen lif karışımının kraft ligninle modifikasyonu ile üretilen liflevhaların mekanik ve fiziksel özellikleri araştırıldı. Ham odundan elde liflere atık liflevhadan elde edilen lifler %10 ve %30 olacak şekilde 2 farklı oranda karışım yapılarak ve 2 farklı sertleştirici (Amonyum klorür ve HMTA) kullanılarak üretilen mdf levhaların mekanik ve fiziksel özellikleri incelenmiştir. Sonuçlar ham odun lifleri kullanılarak üretilen MDF panellerle karşılaştırıldı. Liflevhalar, Burkle marka preste 210°C sıcaklık, 3,5 N/mm2 basınç ve 210 sn presleme süresinde 5 mm kalınlığında üretildi. Üretilen levhalara fiziksel testlerden; yoğunluk testi, levha rutubet testi, 24 saat su alma ve suda şişme ve yüzey emiciliği testi yapılmıştır. Mekanik testlerden; eğilme direnci ve eğilmede elastikiyet modülü, levha yüzeyine dik çekme direnci ve yüzey sağlamlığı testleri TSE EN standartlarına göre yapılmıştır. Üretilen levhalara SPSS programında istatistiksel analiz ve atık liflevhadan elde edilen lif ve ham odundan elde edilen lif karışımına termal analiz yapılmıştır. Test sonuçlarına göre; Atık liflevhadan elde edilen lif kullanım oranı arttıkça üretilen liflevhaların kalınlığına şişme, su alma ve mukavemet özelliklerini olumsuz etkilemesine rağmen, lignin kullanılarak liflerin modifikasyonu ile lif levhanın mekanik ve fiziksel özellikleri iyileşti. Ham odundan elde edilen liflerin % 10 oranda atık liflevhadan elde edilen lif karışımının tam kuru lif oranına göre ağırlıkça % 5 ve % 7,5 oranında ligninle modifiye edilmesi ile üretilen lif levhaların dik çekme direnci ligninle modifiye edilmeden % 100 ham çam odunu lifleri ile üretilen lif levhalardan daha yüksek olduğu bulunmuştur. Liflevhaların formaldehit emisyonu, atık liflevhadan elde edilen lif içeriğinin artmasıyla artmıştır. Liflerin ligninle modifikasyonu, atık liflevhalardan elde edilen liflerle üretilen MDF'nin formaldehit emisyonunu azalttığı görüldü. Atık liflevhadan elde edilen liflerin kullanımının MDF'nin mekanik özelliklerini azaltırken, liflerin ağırlıkça %5 ve %7,5 oranda kraft ligninle modifikasyonu MDF'nin mekanik özelliklerini iyileştirdiği görüldü. Liflerin ligninle modifikasyonu ile su direncinin arttığı ve formaldehit emisyon değerinin azaldığı tespit edildi. MDF prosesinde ligninle modifiye edilen liflerle yapılan üretimde sertleştirici olarak HMTA'nın uyumlu olmadığı görüldü. Sonuçlara göre; MDF üretiminde amonyum klorür sertleştiricisi kullanılarak %10 oranda atık MDF liflerinin ham odun lifleriyle karışımının ağırlıkça %5 ve %7,5 oranda ligninle modifikasyonu ile %100 ham odundan üretilen levhalara göre daha iyi sonuçlar vermektedir. Liflerin ligninle modifikasyonu MDF üretiminde atık MDF lifi kullanımı oranının %10 a çıkmasına imkan sağlamaktadır.
Örnek bir ofis mobilyası işletmesinde yalın üretim uygulaması
Bu tez çalışmasında, bir aile şirketi olan ofis mobilyası işletmesinin kronik sorunlarının çözümü için aldığı yalın danışmanlık süreci aktarılmaktadır. Bu uzun sürecin ilk adımı olarak firmada yalın üretim tekniklerinden 5S aracı kullanılmıştır. 5S tekniğinin kullanılmasına danışmanlık sürecinde yapılan ön görüşmelerdeki soru-cevap tekniği ile karar verilmiştir. Tezde sunulan sekiz ayrı bölümün 5S adımları detaylı olarak aktarılmış ve öncesi-sonrası görselleri ile sunulmuştur. Çalışmada 5S uygulamasının yanında Asakai Toplantıları ve Sarı Palet uygulamalarına da yer verilmiştir. 5S adımları, Asakai Toplantıları ve Sarı Palet uygulamalarının işletmeye ve sürece katkısı aktarılmıştır. Uygulamanın her bir bölümdeki etkisi, bireysel ve ekip olarak yansıması, firmaya sağladığı maddi kazanç, oluşturulan yeni fabrika düzeni ve kazandırılan bakış açısı, yapılan çalışmaların olumlu sonuçlara ulaştığını göstermektedir. Ofis mobilyası fabrikasında yalın üretim uygulamaları sonucunda, personel için uygun koşulları sağlayan 3 ayrı giyinme odası oluşturulmuş, yapılan düzenlemeler sonucunda çalışan motivasyonunda artış sağlanmış, depoda malzeme arama ile geçen sürede toplam 63 dakika kazanç sağlanmış, toplam 716 adet kırmızı etiketli ürün ayıklanmış ve toplam 271,24 m2 alan kazancı sağlanmıştır. Bu çalışmanın başta mobilya endüstrisi olmak üzere tüm Türkiye orman ürünleri endüstrisindeki işletmelerde yalın üretim felsefesinin uygulanabilirliği ve uygulama adımlarına dair literatüre katkıda bulunması amaçlanmıştır. 5S faaliyetlerinin detaylı aktarımı ve ofis mobilyası üreticisi köklü bir firmada uygulamalı olarak sunulmasının yanı sıra Sarı Palet uygulaması ile de özgünlük taşımaktadır.
Ahşap yapı elemanlarının mekanik performanslarının belirlenmesi
İstanbul Üniversitesi – Cerrahpaşa, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Orman Endüstri Mühendisliği Anabilim Dalında doktora tezi olarak hazırlanan bu çalışma kapsamında, taşıyıcı ahşap yapı elemanlarının mekanik performanslarının belirlenmesi amacıyla ilk aşamada yerli karaçam ve göknar türlerimizden elde edilen kirişler tahribatlı olarak test edilmiş ve elde edilen sonuçlar SAP2000 programına tanıtılarak aynı malzeme özellikleri ile bilgisayar programında karşılaştırması yapılmıştır. İkinci aşamada ise yapı elemanları için kesit ölçüleri belirlenmiş ve aynı kesit ölçüsü kullanılarak karaçam ve göknar türlerinin her bir kalite sınıfı için TS EN 1912 ve TS EN 338 standartlarında belirtilen karakteristik malzeme değerleri SAP2000 programına tanıtılmıştır. Programda çizilen yapı elemanları üzerine TS 647 ve TS EN 1995 standartlarının belirttiği şekilde hareketli ve ölü yükler etki ettirilmiştir. Yapı üzerine etki ettirilen yük değerlerinin belirlenmesinde TS 498 standardı kullanılmıştır. Bu standart içerisinde yer verilmeyen kaplama, izolasyon malzemesi vb. elemanların ağırlıklarının belirlenmesinde TS ISO 9194 standardı kullanılmıştır. Programa tanımlanan tüm yükler ile birlikte program üzerinden en çok zorlanan kolon, kiriş, aşık ve mertekler üzerlerine etki eden yükler belirlenmiş elde edilen bu değerler ile TS 647 ve TS EN 1995 standartlarına göre hesaplamalar yapılmıştır. Son basamak olarak ise her kalite sınıfındaki malzemenin üzerine etkiyen yükleri taşıyabileceği en küçük en kesit ölçüleri belirlenmiştir. Bu şekilde her bir direnç sınıfındaki taşıyıcı elemanların mekanik performansları kesit ölçüleri, maliyet ve karbon salımı açılarından belirlenmiştir. Sonuç olarak SAP2000 programından elde edilen verilerin gerçek verilerle uyum içerisinde olduğu gözlenmiştir. Ahşap malzeme özellikleri uygun şekilde tanımlandığı durumda program üzerinden alınacak verilerin ahşap yapı üretiminde değerlendirilebileceği söylenebilmektedir. Ancak malzeme özellikleri doğru bir şekilde bilindiği sürece bu hesaplamalar program tarafından yapılabilecek aksi takdirde öncelikle malzeme özelliklerinin araştırılması gerektiği belirlenmiştir. Ayrıca kesit optimizasyonu ile önemli miktarda malzeme tasarrufu yapılabildiği ortaya konulmuştur. Tasarruf edilen malzemeler ile birlikte maliyetler açısından avantajlar ortaya konulmuştur. Bina maliyetlerinin dörtte birini oluşturan taşıyıcı konstrüksiyonda sağlanacak malzeme tasarrufu ile ahşap yapı maliyetlerinin düşmesinin sağlanabileceği bu şekilde ahşap yapı kullanımının yaygınlaşmasının önündeki en büyük engellerden biri olan maliyet kaleminde diğer yapı türleri ile rekabet edebilir düzeye getirilebileceği sonucuna ulaşılmıştır. Tez içerisinde incelenen yapı sistemi üretim modülü ile değerlendirildiğinde C35 direnç sınıfındaki malzemeler ile üretilen yapıda en çok karbon tutumu olduğu ortaya çıkarılmıştır.
Karmaşık şekilli farklı ahşap yüzeylerde takım ve takım yolu seçiminin takım aşınmasına etkisi
Ahşap malzemenin türlerine ve üretim yapısına bağlı olarak değişen doğal karakteristik yapısı, onun makinelerinde işlenmesini diğer malzemelere göre çok daha karmaşık hale getirmektedir. Ayrıca, ahşabın lif yönü, nem oranı, yoğunluğu, fiziksel ve kimyasal özelliklerinin her ahşap malzemede farklılık göstermesi, her ahşapta farklı kesim parametrelerinin ve farklı kesici takımların belirlenmesini gerekli kılmaktadır. Özellikle hassas kesim değerleri ile kesim yapabilen CNC makinelerinde bu konu daha da önem kazanmaktadır. CNC ahşap işleme tezgâhlarında, ahşap esaslı iş parçalarının işlenmesinde kullanılacak olan takım yolu ve kesici takım parametrelerinin seçimi ve bilimsel veriler yerine, çoğunlukla makine operatörünün tecrübeleri ve kesici takım üreticilerinin katalog bilgilerine göre yapılmaktadır. Bunun yanında özellikle ahşap sektöründe CNC işlemlerinde kullanılan kesici takımların aşınma değerlerine ilişkin bir bilgi bulunmamaktadır. CNC makine kullanan operatörler kişisel deneyimler neticesinde, kesici takımda aşınma sonucu körleştiğini tespit edip değiştirmektedirler. Bu çalışma kapsamında CNC ahşap işleme makinelerinde işlenecek ahşap malzemeler için besleme miktarı, devir sayısı, kesici takım malzemeye dalma oranının optimal değerlerinin tespiti ve kullanılacak olan kesici takımlarda yapılacak işlem sonucunda meydana gelecek olan aşınma miktarı ölçülmüş olup takım aşınmasına sebep olan etkenlerin karşılaştırılması yapılmıştır. Kesici takımlarda meydana gelen takım aşınması sterio mikroskop ile ölçme yöntemi kullanılmıştır. Bunun yanında yapılan deneylerde tek yüz lamine edilmiş orta yoğunluklu lif levha (MDF), Yonga Levha, Istranca meşelerinden üretilen Meşe masifpan ve maraçam malzemeleri kullanılmıştır. Deneylerde 3mm ve 5mm çaplarında karbür içerikli oval uçlu iki farklı kesici takım kullanılmıştır. Yapılan deneyleri neticesinde bütün takım yolu stratejileri göz önüne alınarak varılan değerlendirme, en fazla takım aşınmasının meşe masifpan malzeme üzerinde gerçekleştiği görülmüştür. Meşe masifpan malzemeyi yonga levha ve lamine edilmiş orta yoğunluklu lif levha izlemektedir. Son sırada ise karaçam malzeme yer almıştır. Kesici takım faktörü açısından değerlendirildiğinde ise 5 mm çaplı kesici takımın 3 mm çaplı kesici takıma oranla daha fazla aşındığı ölçülmüştür.
Yapıda kullanılan ahşap-çimento kompozit briketlerin teknolojik özellikleri
Türkiye deprem kuşağında yer alan bir ülkedir. Depreme yönelik hafif ve sağlam yapılar üretilmesi, her zaman depremin risklerini en düşük seviyede tutmaya yardımcı olacaktır. Ahşap malzeme sürdürülebilir ve yenilenebilirdir. Çalışmada kullanılacak talaş hammaddesi de kereste üretimi sırasında ortaya çıkan atıklardır. Özellikle küresel ısınmanın, iklim değişikliğinin etkisini gösterdiği bu zamanlarda, atık malzemelerin değerlendirilmesi, hammadde kaynaklarının boşa tüketilmemesi ve yenilenebilen doğal kaynakların kullanımının yaygınlaşması gerekmektedir. Üretimi planlanan briket malzeme talaş içeriği sayesinde yapıda kullanılan briketlere göre daha hafif daha dayanıklı ve de rakiplerine göre daha çevreci bir malzemedir. Bu tez kapsamında TS EN 771-3+A1 standardı esas alınarak, CEM II Portlant Çimentosu ile %20, %30 ve %40 oranlarında testere talaşı içeren briketler üretilmiş, TS EN 772 serisi standartlarına uygun olacak şekilde fiziksel ve mekanik bazı testler gerçekleştirilmiştir. Ayrıca laboratuvarda üretimi gerçekleştirilmiş briket malzemenin literatür göz önünde bulundurularak karbon ayak izi hesaplanmış, piyasadaki briketler ile maliyeti kıyaslanmıştır. Talaş oranının ses iletim hızını etkileyip, etkilemediği de ölçülerek, talaş miktarının ses hızını yavaşlattığı tespit edilmiştir. %20 oranında atık testere talaşı içeren numune birçok fiziksel ve mekanik testte üstün özellikler göstermiştir, ilgili standarda göre gerçekleştirilen basınç direnci testinde 5.17 N/mm² ortalama değer göstermiştir. %30 atık testere talaşı içeren numune piyasa koşullarında ulaşılabilen yapı malzemelerine yakın test sonuçları göstermiştir. %40 talaş içeren numune ise yalıtıma yönelik bir malzemedir, mekanik ve fiziksel olarak düşük direnç özelliklerine sahiptir. Sonuç olarak atık testere talaşı içeren briketlerin, kullanılan dolgu malzemesi oranına bağlı olarak taşıyıcı duvar ya da dolgu duvar olarak değerlendirilebileceği bulunmuştur.
3D printer teknolojisi ile çekmece rayı tasarımı ve bazı mukavemet testleri ile işlevselliğinin incelenmesi
Teknolojinin gelişimiyle birlikte katmanlı üretim (Additive Manufacturing - AM) yöntemleri yaygınlaşmış ve bu alanda en sık kullanılan tekniklerden biri olan ergiyik yığma modelleme (Fused Deposition Modeling - FDM) çeşitli sektörlerde tercih edilir hale gelmiştir. 3D yazıcılar farklı filament hammaddeleriyle çalışabilmekte ve üretilen parçalar mobilya sektöründe bağlantı elemanı veya aksesuar olarak kullanılabilmektedir. Bu süreçte filament seçimi, malzemenin kimyasal, fiziksel ve mekanik özellikleri dikkate alınarak yapılmalıdır. Çünkü her filament türü ve üretim parametresi, ortaya çıkan ürünün mukavemetini doğrudan etkilemektedir. Bu çalışmada, çekmecelerde kullanılan ray sistemleri incelenmiş, 3D yazıcı ile PLA ve PETG filamentleri kullanılarak aynı üretim parametreleriyle üretilmiştir. Üretim maliyetleri hesaplanmış, ardından BS EN 16122 standardına uygun testler gerçekleştirilmiş ve sehim değerleri belirlenmiştir. Çalışmanın amacı, çekmece raylarının çekmece ile 10 kg yük altında işlevini yerine getirebilen, 3 boyutlu yazıcıdan PLA ve PETG filamentleriyle üretilen yeni ray setlerinin mekanik davranışlarını incelemek ve karşılaştırmaktır. Ayrıca Türkiye mobilya endüstrisi için ekonomik ve teknik açıdan katkı sağlanması hedeflenmiştir. Ray setleri SolidWorks ile modellenmiş, %40 doluluk oranı, üçgen dolgu yapısı ve 0,2 mm katman kalınlığı kullanılarak üretilmiştir. Üretim sırasında elektrik tüketimi de ölçülmüştür. Test sonuçlarında PLA raylarının, PETG'ye göre daha yüksek mekanik performans ve dayanıklılık gösterdiği belirlenmiştir. PLA ve metal ray setleri sehim açısından anlamlı farklar gösterirken, PETG ray setlerinin bazıları testleri geçememiştir. Hızlı açma ve kapama testlerinde özellikle PLA ve metal raylarda ani yüklenmelere karşı iyi performans gözlenmiştir. Bu sonuçlar PLA'nın PETG'ye göre daha avantajlı olabileceğini göstermiştir.
Sürdürülebilirlik ilkeleri kapsamındaki standart vesertifikasyonların Türkiye mobilya endüstrisine yönelikincelenmesi
Bu tez çalışması, mobilya sektöründeki firmaların sürdürülebilirlik uygulamalarını ve bu uygulamaları etkileyen faktörleri çok boyutlu olarak incelemeyi amaçlamıştır. Araştırma, firmaların sürdürülebilirlik farkındalık düzeylerini, karşılaştıkları zorlukları, sahip oldukları belge ve sertifikaları, uyguladıkları sürdürülebilirlik stratejilerini ve bu stratejilerin performans göstergelerinin detaylı bir şekilde analiz edilmesi ile oluşturulmuştur. Araştırmanın sonuçları, ülkemiz mobilya sektöründe sürdürülebilir tedarik zinciri, yenilenebilir enerji kullanımı ve karbon ayak izi yönetimi gibi konularda firmaların yüksek farkındalığa sahip olduğunu ve bu alanlarda uygulama eğilimlerinin güçlü olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak, çalışmada biyobozunur malzeme kullanımı, üretimde karbon salınımını azaltmaya yönelik yenilikçi çözümler, yeşil lojistik uygulamaları, kullanılmış mobilyaların yenilenip yeniden pazarlanması, sürdürülebilirlik kılavuzlarının kullanımı, çevre etiketli ürün üretimi, çevre dostu ürünlerin satışına yönelik kampanyalar, dijital platformlarda sürdürülebilirlik eğitim programları ve spesifik sürdürülebilirlik sertifikasyonları gibi alanlarda önemli gelişim ihtiyaçları olduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın özgün katkılarından biri, sürdürülebilirlik çabalarını kısıtlayan yüksek maliyetler ve bürokratik engellerin varlığını vurgulamasıdır. Ayrıca, uygulamaların ekonomik etkileri incelendiğinde üretim, enerji ve hammadde maliyetlerinde artış gözlemlenirken; ekolojik etkilerde, ekolojik ve geri dönüştürülmüş malzeme kullanımının ve ekolojik malzeme tasarımlarının arttığı belirlenmiştir. Sosyal etkiler açısından ise müşteri ilişkilerinde artış olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma, hammadde tercihlerinin firma pazar payı ve ekolojik malzeme tasarımı ile ilişkili olduğunu, geri dönüştürülmüş malzeme kullanımının firmaların pazarda ekoloji dostu olarak tanınmasına katkı sağladığını göstermektedir. Enerji tüketimini azaltmaya özen gösteren firmaların çevre sertifikalarına başvuru oranının yüksek olduğu ve TS EN ISO 10002 sertifikasının müşterilerin ekolojik ürünlere yüksek fiyat ödeme kabulü ile ilişkili olduğu önemli bir bulgudur. Öte yandan, TS EN ISO 9001 sertifikasının pazar payı üzerindeki etkisinin sınırlı kaldığı tespit edilmiştir. Mobilya sektörünün sürdürülebilirlik dönüşümünde bilgi eksikliklerinin giderilmesi, finansal destek mekanizmalarının oluşturulması ve süreç iyileştirmelerinin yapılması gibi kritik unsurların önemini vurgulanmıştır. Bu alanda sektöre ve ilgili paydaşlara yol gösterici nitelikte; bilinç düzeyinin arttırılması için eğitimler, işe alım ve kariyer planlamada sürdürülebilirlik konusunda yetkin kişilerin işletme bünyesine kazandırılması, KOBİ'lere yönelik vergi indirimleri, düşük faizli krediler ve hibe programları gibi teşviklerin arttırılması gibi önemli çıkarımlar ve öneriler geliştirilmiştir.
İç Anadolu'da peyzaj amaçlı ağaçlandırmalarda kullanılan bazı ibreli egzotik türlerin dona dayanıklılığı
Mavi servi, Mavi ladin, Batı ladini, Yayılıcı ardıç, Doğu mazısı ve Leylandi türleri, kurak-soğuk olan İç Anadolu Bölgesinde peyzaj amaçlı ağaçlandırma çalışmalarında sıklıkla kullanılan egzotik türlerdir. Bu nedenle, bu türlerin İç Anadolu Bölge'sine taşınmalarına rehberlik etmek için onların dona dayanıklılık limitlerinin bilinmesi gereklidir. Bu çalışmada, bu altı türün dona dayanıklılıkları belirlenmiştir. Bu amaçla türlerden bir yaşındaki sürgün örnekleri alınmıştır. Sürgünler 2020 Şubat ayında +4 (kontrol grubu) -5, -10-, 15, -20, -25, -30 ve -40 0C'deki düşük sıcaklıklara maruz bırakılmamıştır. Dondurma testleri sonrasında sürgünlerde meydana gelen zarar klorofil floresans (CF) ve görsel değerlendirme (kahverengileşme skorlaması) (GD) yöntemleri kullanılarak tespit edilmiştir. Elde edilen bulgulara doğrusal olmayan regresyon modeli uygulanarak türler için ölümün olduğu don dereceleri (LT50) tahmin edilmiştir. Sonuç olarak, çalışmamızda kullanılan türler arasında dona dayanıklılık bakımından farklar olduğu belirlenmiştir. CF ve GD yöntemleri birbirlerine oldukça yakın sonuçlar vermişlerdir. Bu nedenle, pratik bir bakış açısıyla Mavi servinin -20 0C, Mavi ladinin -37 0C, Batı ladininin -36 0C, Yayılıcı ardıçın -24 0C, Doğu mazısının -27 0C ve Leylandinin -22 0C'den daha soğuk minimum sıcaklıklara sahip alanlara dikilmemeleri tavsiye edilebilir.
Farklı atık kağıtlar üzerinde bazı fonksiyonel kimyasal denemeleri
Kağıt, selüloz liflerinden üretilen ve geri dönüştürülebilen doğa dostu bir üründür. Bütün endüstriyel üretimlerde geri dönüşüm konusu son derece önemli olduğu için ciddi derecede hammadde sıkıntısı çeken kağıt endüstrisinde de kullanılmış kağıtların en yüksek oranda kazanılması ve en optimum şekilde tekrar kullanıma sunulması hayati öneme sahiptir. Atık kağıtlar içerdikleri lifler, dolgular, kimyasal bileşimler ve üretim sistemlerine göre birbirlerinden çok farklılık göstermektedirler. Bu nedenle atık kağıtların tekrar kazanılması süreçlerinde kaçınılmaz olarak kullanılacak katkı maddeleri ve kimyasallarla ilgili ciddi çalışmalar yapılması zorunluluktur. Atık kağıtlarda her döngüde lif mukavemetleri düşeceği için kesinlikle mukavemet artırıcı kimyasallar kullanılması kaçınılmazdır. Liflerin fiziksel ve mekaniksel zarar görmelerine bağlı olarak üretim sürecinde filtrasyon, formasyon, tutunma gibi işlemler değiştiği gibi nihai ürünlerde de mukavemet, hava geçirgenliği, yüzey düzgünlüğü gibi özelliklerde değişimler meydana gelir. Atık kağıtlarda renk değerlerini yükseltmek için yapılması gereken mürekkep giderme konusu ise çok daha karmaşık ve detaylı bir işlemler sürecidir. Hammadde özellikleri daha stabil olan primer liflerden oluşan kağıt hamurlarından kağıt üretim süreci nispeten daha az problem çıkarmaktadır. Ancak zamana ve kaynağın geldiği yere göre içerikleri, oranları son derece karışık ve değişken olan atık kağıtlardan kağıt üreten fabrikalarda süreçler çok daha belirsiz olmaktadır. Kontrol edilemez kopmalar ve fabrika duruşları büyük zararlara yol açmaktadır. Bundan dolayı atık kağıtların geri dönüşümünde daha fazla çeşittte kimyasalın daha hassas şekilde kullanılması gerekmektedir. Bu çalışmada oluklu, ofis, gazete ve kuşe atık kağıtlarından 100 g/m2 gramajlarda Rapid Köth Estanid kağıt yapma cihazında çok sayıda el kağıtları üretilmiştir. Çalışmada her birinden ayrı setler olarak AKD, nişasta, %8 ve %20 katı madde içeriği bulunan poliakrilamitler hamura katılarak çok sayıda el kağıtları üretilmiştir. Lif, dolgu, kimyasal içerikleri birbirlerinden farklılık gösteren atık kağıt sınıflarının, kağıtçılıkta kullanılan en yaygın kimyasallarla etkileşimlerindeki değişkenlikler izlenmeye ve anlaşılmaya çalışılmıştır. Çalışmada, spesifik olarak sınıflandırılan atık kağıtlar ile vahşi toplama sonunda fabrikaya gelen karışık atıkların işlenmesinin zorluğu görülmüştür. Karışık kağıtlarda hamur özelliklerinin sabitlenmesi, üretim sürecinin kontrol altına alınması ve son ürün özelliklerindeki değişimlerin en az seviyede tutulmasının zor olduğu tekrar görülmüştür.
Kızılçam (Pinus brutia) kabuk taneni ile modifiye edilmiş üre formaldehit tutkalının özellikleri
Bu çalışmada kızılçam kabuk taneni ile modifiye edilmiş üre formaldehit tutkalının performans özellikleri ortaya konulmuştur. Kızılçam kabuğundan tanen elde edilerek üre formaldehit tutkalına, tutkal katı maddesine oranla %5-50 arasında tanen katılarak üre formaldehit tutkalı modifiye edilmiş, tutkalın performans özellikleri yapılan çalışmalar sonucu ortaya konmuştur. Bu çalışmada kullanılan kızılçam kabuğu Konya/Karatay ilçesinde bulunan Or-San Orman Ürünleri firmasından tedarik edilmiştir. Bu çalışma kapsamında kızılçam (Pinus brutia) kabuk tozu örneği kullanılarak ekstraksiyon işlemi yapılmış ve toz tanen elde edilmiştir. Kızılçam toz tanen örnekleri üre formaldehit tutkalına, tutkal katı maddesine oranla %5-50 arasında tanen eklenerek modifiye tutkal grupları elde edilmiştir. Üretimi yapılan modifiye tutkal örneklerinin viskozite, katı madde miktarı, jel süresi, pH ve tutkalda serbest formaldehit tayini yapılmıştır. Tüm tutkal örneklerinin ıslak ve kuru dayanım değerlerini ortaya koymak için kayın kaplama kullanılarak lap shear çekme dayanımı testleri gerçekleştirilmiştir. Aynı zamanda son olarak modifiye tutkalların FT-IR analizleri ve yapışma hattının mikroskobik görüntüleri alınarak analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda üretilen modifiye tutkal grupları arasında tanen kullanım oranı arttıkça tutkal viskozitesinin arttığı görülmüştür. Tanen oranı %50 olan U11 modifiye tutkal grubunda viskozitenin en yüksek değer olan 3741cP'ye çıktığı görülmüştür. Modifiye tutkalda tanen miktarı arttıkça jelleşme süresinin de arttığı gözlemlenmiştir. Tanen oranı %15 olan U4 modifiye tutkal grubunda jelleşme süresi 340 sn olarak kaydedilmiştir. Modifiye edilmiş tutkalın serbest formaldehit tayini sonuçları incelendiğinde tanen oranının artması genel olarak tutkaldaki formaldehit miktarında azalma olduğunu göstermektedir. Fakat formaldehit miktarındaki azalmanın düzenli bir şekilde olmayıp, dalgalanmalar şeklinde olduğu görülmektedir. Yapılan lap shear çekme testlerinde en yüksek kuru dayanım değerine sahip üre formaldehit tutkalıdır. Üre formaldehit tutkalına en yakın kuru dayanım gösteren modifiye tutkal grupları sırasıyla U4, U2 ve U3 grupları olduğu görülmüştür. Islak dayanım değerlerine bakıldığında ise en yüksek ıslak dayanıma değerine ticari üre formaldehit tutkalı sahiptir. Islak dayanım değerlerinde üre formaldehit tutkalına en yakın performans gösteren modifiye tutkal örnekleri sırasıyla U4, U2 ve U3 tutkal grupları olduğu görülmüştür. Sonuç olarak modifiye tutkalın serbest formaldehit oranının üre formaldehit tutkalından önemli oranda düşük olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Kabuk, formaldehit, tanen, modifiye tutkal, kızılçam
Otokopi kağıtlarının mürekkep giderme etkinliğinin incelenmesi
Tarih boyunca, bilgi depolama ve aktarımında önemli bir yere sahip olan kağıt, ilerleyen teknolojiye rağmen çeşitli amaçlar için hayatın her kademesinde yer almakta, giderek tüketimi ciddi boyutlara ulaşmaktadır. Kâğıt endüstrisinde hammadde problemini azaltmak ve/veya gidermek için, sürdürülebilir ormancılık faaliyetlerinden daha ziyade, sürdürülebilir geri dönüşüm yöntemlerini geliştirmek daha uygun olmaktadır. Bu sayede ormansızlaşma, çevre kirliliğinin önlenmesi ve tüketicilerin çevre bilincinin gelişmesi noktasında büyük ilerlemeler kaydedilmektedir. Geri dönüşümde arzu edilen kağıdın elde edilebilmesi için atık kağıt üzerindeki baskı mürekkepleri ve kağıt yapımı sırasında olumsuzluk oluşturan diğer maddelerin uygun yöntemle uzaklaştırılması gerekmektedir. Bu tez çalışmasında Bursa Renkvizyon Matbaa'da tek yüzeylerine baskı işlemi yaptırılan, A4 boyutlu ofis kağıtları grubuna giren kendinden kopyalı ''Üç Yaprak Sistemi'' otokopi kağıtlarına laboratuarda hızlandırılmış ısıl yaşlandırma ve iklimlendirme işlemi yapılmış; ön denemelerle belirlenen optimum proses şartları ve kimyasal madde konsantrasyonları kullanılarak hamurlaştırılan kağıt hamurlarının mürekkebi yıkama ve flotasyon yöntemleri ile giderilmeye çalışılmış ve bu yöntemlerin; hamurun mürekkep giderme etkinliği, fiziksel direnç ve optik özellikleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Elde edilen analiz ve testlere göre flotasyon yöntemiyle mürekkebi giderilen proseslerde artan flotasyon süresinin ilk 13 dakikasına kadar hamurun optik ve fiziksel değerlerinde yükselme olduğu ancak bu dakikadan sonra fazla bir yükselme olmamakla birlikte bazı proseslerde düşüş kaydedilmiştir. Mürekkep giderme etkinliği IE700; BH (Beyaz Hamur)'de % 90.35, SH (Sarı Hamur)'de % 79 ve YH (Yeşil Hamur)'de % 79.4'e ulaşırken, yıkama yöntemiyle mürekkebi giderilen proseslerde bu değerler sırasıyla % 94.66, % 79.91 ve % 82.12 olarak tespit edilmiştir. İşlemler sonunda kağıt, kağıt hamuru, flotasyon çamuru ve atık su analizleri yapılarak sonuçlar yorumlanmaya çalışılmıştır. Anahtar sözcükler: Atık Kağıt Geri Dönüşümü, Yıkama ve Flotasyon İşlemi ile Mürekkep Giderme, IE700 Etkinliği
Kızılçam (Pinus brutia Ten.) kabuğunun katalitik pirolizi
Ülkemizde ve dünyada birçok enerji türü kullanılmaktadır. Biyokütle enerjisi de günümüzde kullanılan enerji türlerinden bir tanesidir. Piroliz, biyokütle kaynağını havasız ortamda bırakıp ısıl işlem uygulanması sonucu katı, sıvı ve gaz olarak kimyasal bozundurma işlemidir. Piroliz sonucu üretilen biyoyağlar da biyoyakıt ve biyoenerji olarak kullanılabilmektedir. Bu çalışmada materyal olarak dünyada en geniş yayılış alanı Türkiye'de olan kızılçamın (Pinus brutia Ten.) kabuğu biyokütle kaynağı olarak seçilmiştir. Sabit yataklı reaktörde 100 ml/dk azot akış hızı ve 10 °C/dk ısıtma hızında yavaş piroliz tekniği kullanılarak katalizörlü ve katalizörsüz ortamda piroliz deneyleri gerçekleştirilmiştir. Balıkesir ve Çanakkale çevresinde büyük yatakları olan halloysit piroliz işleminde ilk kez katalizör olarak kullanılmıştır. Ülkemizden yurtdışına işlenmeden ihraç edilen bu kimyasal maddenin piroliz sıvı ürün verimine etkisi araştırılarak ülkemiz ekonomisi için bir katma değere sahip olabileceği değerlendirilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde 400, 450, 500, 550 ve 600 °C sıcaklıklarda piroliz yapılarak optimum piroliz sıcaklığı araştırılmıştır. Sıvı ürün veriminin en yüksek olduğu sıcaklık 500 °C olarak belirlenmiştir. Sıvı ürün veriminin en yüksek olduğu 500 °C sıcaklıkta katalitik piroliz deneyleri gerçekleştirilmiştir. 250, 400, 600 ve 1000 °C'de kalsine edilmiş halloysit katalizöründen numunenin %5, 10, 15 ve 20'si kadar kullanılarak katalitik piroliz deneyleri gerçekleştirilmiştir. Halloysitin piroliz ürünlerinin verimi üzerine etkisi araştırılmıştır. Hammaddenin nem tayini, kül tayini, ekstraktif madde tayini, lignin tayini ve elementel analizi yapılmıştır. Elde edilen sıvı ürünlerin elementel, GC-MS ve FT-IR analizleri yapılarak karakterize edilmiştir. Elde edilen katı ürünün elementel analizi yapılmıştır. Bu çalışmada halloysit ile yapılan katalizörlü piroliz deneyleri sonucunda halloysitin piroliz sıvı ürün verimini %12,97-23,23 arasında arttırdığı tespit edilmiştir. Elde edilen sıvı ürünlerin ısıl değerleri 16,02-30,76 MJ/kg, katı ürünlerin ısıl değerleri 13,73-26,01 MJ/kg arasında olduğu belirlenmiştir. Elde edilen sıvı ürünlerin GC-MS analizleri incelendiğinde etken madde olarak furfural, p-krezol, 3-furaldehit bileşenleri tespit edilmiştir. Halloysitin piroliz işleminde sıvı ürün verimini arttırması piroliz tesislerinde katalizör olarak kullanılabileceğini göstermiştir. Bu çalışma ülkemizde işlenmeden yurtdışına ihraç edilen halloysitin yurtiçinde kullanılarak ekonomik katma değer sağlayabileceği sonucunu göstermiştir.
Kızıçam (Pinus brutia)kabuk taneni eldesinde ekstraksiyon yöntemlerinin verim ve kimyasal bileşim üzerine etkisi
Bu çalışmada; ülkemizde büyük bir potansiyele sahip olan kızılçam (Pinus brutia) türünün kabuk tanen verimi ve bileşimi incelenmiştir. Ülkemizde kızılçamın yayılış gösterdiği Yalova ili bölgesindeki ağaçların kesilmesi ile oluşan kabuk artıklarından örnekler alınmıştır. Alınan bu örnekler ekraksiyon işlemlerine tabi tutularak ardından fenolik bileşik analizleri yapılmıştır. Bu analizler sonrasında elde edilen sonuçlar doğrultusunda ekstraksiyon yöntemleri birbiri ile kıyaslanmıştır. Kızılçam kabuk taneni için en yüksek verim ve tanen içeriği geleneksel yöntemlere kıyasla gelişmiş ekstraksiyon yöntemlerinde bulunmuştur. Mikrodalga destekli ekstraksiyon ve ultrases destekli ekstraksiyon kıyaslandığında ise aynı kabuk çözücü oranlarında mikrodalga destekli ekstraksiyonda daha yüksek verim değerleri elde edilmiştir. Solvent tüketimine bakıldığında en fazla solvent tüketim miktarı soxhlet ekstraksiyonu ve klasik sulu çözelti ekstraksiyonunda olmuştur. Bu ekstraksiyon yöntemlerinin uzun ekstraksiyon süresi ihtiyacı gelişmiş ekstraksiyon yöntemlerine göre dezavantajıdır. Günümüzde çevre dostu biyo bazlı materyallerin üretiminde kullanımı gün geçtikçe artmaktadır. Ekstraksiyon aşaması yenilenebilir biyopolimerin üretiminde kritik önem taşır. Klasik sulu çözelti ekstraksiyonu sırasında yüksek ekstraksiyon sıcaklığı ve uzun ekstraksiyon süresi ekstrakt verimini artırırken, kabuk tanenlerinde oksidatif etki, kondenzasyona, termal bozunmaya ve yüksek safsızlık gibi olumsuz sonuçlara neden olmaktadır. Bu çalışma kapsamında yapılan ekstraksiyon yöntemlerinin kızılçam kabuk taneni ekstraksiyonunda kullanılması ile ekstraksiyon aşamasının iyileştirilerek yüksek verim ve saflığı, daha az solvent ve kimyasal kullanmak ve düşük enerji tüketimi değerlerine ulaşılması amaçlanmıştır. Anahtar kelimeler: Ekstraksiyon, tanen, kızılçam kabuğu, ultrases, mikrodalga, fenolik bileşik.
Tanen katkılı üst yüzey işlem maddesinin ahşabın dış ortam koşullarına karşı dayanıklılığına etkisi
Çalışmanın amacı, doğal dayanıklılığı az olan sarıçam odun örneklerinin hızlandırılmış dış ortam koşullarının bozundurucu faktörlerine karşı dayanımını tanen katkılı su esaslı akrilik şeffaf bir üst yüzey işlem maddesi ve opak boya ile iyileştirmektir. Çalışmada, su esaslı akrilik şeffaf ve opak üst yüzey işlem maddesine katkı maddesi olarak ilave edilecek 3 farklı tanen çözeltisinden en etkili tanen çeşidi ve gerek duyulan en düşük tanen miktarı belirlenmiştir. Tanen olarak valeks, mimoza ve kızılçam kabuk taneni değişik konsantrasyonlarda üst yüzey işlem maddelerine katılmıştır. Ardından örnek yüzeylerine 200g/m2 ve 3 kat olacak şekilde fırça ile uygulama yapılmıştır. Üst yüzeyi kaplanan örnekler ile kontrol örnekleri, 1512 saat boyunca hızlandırılmış yaşlandırma testine tabi tutulmuş, test süresince belirli aralıklarla yüzeylerin renk, parlaklık, yüzey pürüzlülük ölçümleri ve makroskopik açıdan değerlendirilmesi gerçekleştirilmiştir. Sonuçlar kontrol örneklerine göre kıyaslanmıştır. Çalışma sonucunda, kontrol örneklerinde erozyon, çatlama ve çarpılmalar görülürken, yüzeyi kaplanan örneklerde bu deformasyonlar gözlenmemiştir. Tüm örneklerin yüzeyleri koyulaşmış, parlaklığı kaybolmuş ve yüzeyler daha pürüzlü hale gelmiştir. Üst yüzeyi kaplanan örnekler kontrol örneklerine kıyasla araştırılan parametreler bakımından daha iyi sonuçlar vermiştir. Renk ölçümleri, yüzeylerin renk stabilitesi için tanenlerin yüksek konsantrasyon seviyelerinde olması gerektiğini göstermiştir. Ancak üst yüzey işlem maddesinde tanen konsantrasyonu arttıkça parlaklık değişimi ve pürüzlülük de artmış ve bu özellikler olumsuz yönde etkilenmiştir. Şeffaf üst yüzey işlem maddesi için en umut verici sonuçlar valeks ve kızılçam taneninde bulunmuştur. Opak boyanın kendisi hızlandırılmış dış ortam test faktörlerine karşı oldukça iyi dayanım sergilemiş ve bu tip bir boya için herhangi bir UV absorbe edici kimyasal maddeye gerek duyulmadığı gözlenmiştir. Sonuçlar, ucuz ve çevre dostu doğal antioksidan madde olarak tanenlerin şeffaf üst yüzey işlem maddelerine katılan pahalı inorganik UV absorbe edicilere alternatif olabileceğini göstermiştir.
Kağıt fabrikası atık sularındaki boyar maddenin lignoselülozik malzemeden üretilmiş aktif karbon ile giderilmesi
Bu çalışmada; Bursa ilimizde fazla miktarda tüketilen kestane meyvesinin atık kabuklarından laboratuvar ortamında farklı parametrelerde üretilen aktif karbon ile atık kağıt fabrikası sularında bulunan boyar maddelerin giderilmesi denenmiştir. Her fabrikanın ve her farklı prosesin atık suları birbirinden farklı olduğundan fabrika atık suyundaki boyar maddeyi simüle etmek amacı ile metilen mavisi ile çözeltiler hazırlanmış ve bu çözeltiler farklı parametrelerde hazırlanmış aktif karbon örnekleri ile arıtılmaya çalışılmıştır . Kestane kabuğu örnekleri Bursa ilimizde faaliyet gösteren kestane şekeri üretim fabrikalarından temin edilmiştir ve fabrikada herhangi bir kimyasal işlem görmemiştir. Alınan bu örnekler öğütüldükten sonra farklı kombinasyonlarla fosforik asit ile muamele edilmiş ve ardından farklı sıcaklıklarda piroliz işlemine tabi tutulmuştur. Piroliz işlemi sonrası katı ürün verimi, termal analizler, atık su temizleme verimi, adsorbans %'leri , sem ve ftır analizleri gerçekleştirilmiştir. Yapılan analizlere göre kestane kabuğunun kül oranı %2 olarak belirlenmiştir. Kestane kabuğunun düşük kül oranına sahip olması, kolay depolanabilir olması, maliyetinin düşük olması(fabrika atığı) gibi nedenlerden dolayı aktif karbon üretimine uygun olduğu düşünülmektedir. Üç farklı sıcaklıkta gerçekleştirilen karbonizasyon işlemi sonrasında sıcaklık arttıkça katı ürün veriminin azaldığı tespit edilmiştir. Ancak 1:2 oranında fosforik asit ile aktifleştirilen örnekler, aynı sıcaklıkta 1:1 oranında fosforik asit ile aktifleştirilen örnekler ile kıyaslandığında asit oranı arttıkça katı ürün verimininde arttığı gözlemlenmiştir. FTIR analizleri sonucunda, hammaddede tespit edilen aromatik yapıdaki bağların karbonizasyon ve aktivasyon işlemleri sonucunda bozunduğu tespit edilmişir. Aktif karbon numunesinin yüzeyinde, adsorpsiyon için önemli olan karboksilik, fenol ve alkol gruplarına ait olan C-O ve C-CH bağlarının bulunduğu tespit edilmiştir. Yapılan çalışmalardan elde edilen sonuçlar ışığında kestane kabuğundan üretilen aktif karbonun, kağıt fabrikası flotasyon atık sularında kullanılabilir olduğu düşünülmektedir. Adsorpsiyon sonrası Spektrofotometre ile dengeye ulaşmış çözeltilerin miktarları belirlenmiş ve en iyi birim adsorpsiyon kapasitesi 450°C sıcaklık 1:2 oranında fosforik asit oranı ile aktifleştirilmiş aktif karbon örneğinin verdiği testip edilmiştir. En düşük birim adsorbsiyon sahip olan örneğin ise 500°C sıcaklıkta 1:1 oranında fosforik asit ile aktifleştirilmiş aktif karbon numunesinin verdiği görülmüştür.
Temizlik kağıdı üretiminde toz oluşumunun azaltılması
Temizlik kağıtları tüketicide hijyen sebebi ile yüksek algıya ve hassasiyete sahip ürünlerdir. Mamul ürünün toz ihtivası tüketicide hijyen koşularını sağlamadığı algısını yaratmakta olup, bobin müşterisinde ise tozun varlığı konfeksiyon tesisi verimliliklerini olumsuz etkilemektedir. Üretim esnasında oluşan toz, temizlik kağıdı makinasında ve konfeksiyon tesisinde emiş sistemleri ile uzaklaştırılmasına rağmen sürtünmenin etkisi ile hem üretim sahaları içerisine dağılarak işçi sağlığı, iş güvenliği riski yaratmakta hem de nihai ürüne kadar gidebilmektedir. Tozun üretim hattında azaltılması üzerine mekanik ve kimyasal olarak çeşitli çalışmalar yapılmış ve bu konudaki araştırmalar devam etmektedir. Şirketin ana problemlerinden biri olan tozlanmaya çözüm arama amacı ile TUBİTAK 1501 (Proje no: 3160107) projesi olarak gerçekleştirilen bu çalışmada dövme işlemi ve farklı kimyasal maddelerin kullanımı ile toz oluşumunun azaltılması detaylı olarak araştırılmıştır. Projede, şirkette en fazla üretilen ve tozlanma nedeni ile müşteri şikayetlerine neden olan tuvalet kağıdı üretimlerine odaklanılmıştır. Ağartılmış kraft hamuru ve mürekkebi giderilmiş hurda ofis kağıt hamurlarının karışımlarından üretilen tuvalet kağıtları ve üretim süreçleri seçilmiş olup, kağıt yüzeyinde ve ortamda oluşan tozlanmanın en az %50 azaltılması hedeflenmiştir. Çalışmanın ilk aşamasında elyafın rafinörlerde dövme esnasındaki mekanik işlemin hem kağıt makinası hem de konfeksiyon tesisindeki tozlanmaya etkisi araştırılmıştır. Farklı rafinör bıçak dizaynlarının kırıntı elyaf ve tozlanma üzerindeki etkileri incelenmiştir. Çalışmanın ikinci aşamasında ise azaltılan kırıntı elyafın farklı içerik ve bağlanma mekanizmalarına sahip kimyasallar ile elyafa bağlanması ile üretim hatlarındaki etkilerinin izlenmesine devam edilmiştir. İlk aşama sonunda üç kalite için mekanik etkinin yarattığı kırıntı elyafın ortalamada %36, yüzey tozlanmasında %18, kağıt makinası kapalı ortam toz miktarında %18 ve konfeksiyon tesisi kapalı ortam tozlanmasında %46 azalttığı tespit edilmiştir. İkinci aşama sonunda kimyasal kullanımında selülozlu olarak seçilen ürünlerden biri üretimden kalktığı için selüloz ve geridönüşümlü olmak üzere ürün sayısı ikiye indirilmiştir. İki kalite için kırıntı elyafın ortalamada %78, yüzey tozlanmasında %32, kağıt makinası kapalı ortam toz miktarında %10 azalttığı, konfeksiyon tesisi kapalı ortam tozlanmasında ise gofraj etkisi ile arttığı tespit edilmiştir. Kağıt makinasında gerçekleştirilen mekanik ve kimyasal çalışmaların konfeksiyon tesisi sonunda oluşan nihai üründeki etkisi incelendiğinde, uygulanan gofraj işlemi esnasında kağıtta yeniden tozlanma oluşumuna neden olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın devam ederek üçüncü aşamada konfeksiyon tesisi etkisinin incelemesinin devam etmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Dimetiloldihidroksietilenüre reçinesi modifikasyonunun kavaktan üretilen paralel şerit kerestelerin fiziksel ve mekanik özelliklerine etkisi
ÖZET Dünyanın pek çok yerinde artan çevresel baskılar nedeniyle çevre dostu yöntemler kullanılarak ahşap malzemenin kullanım süresinin artırılması ile ilgili çalışmalar daha önemli olmaya başlamıştır. Ahşap koruma endüstrisindeki son trend, dimetiloldihidrosietilenüre'ninde dahil olduğu çevre dostu ahşap koruma yöntemleri kullanımıdır. Tekstil endüstrisinde buruşmazlık ve boyutsal sabitlik sağlamak için kullanılan dimetiloldihidroksietilenüre (DMDHEU) orman endüstrisinde ticari başarı kazanmıştır. Ancak bu kimyasal madde ile paralel şerit kerestenin (PŞK) modifikasyonu, fiziksel ve mekanik özellikleri henüz araştırılmamıştır. Tez çalışmasının amacı, ülkemizde hızlı gelişen melez kavak odunundan (I-77/51) (Populus deltoides) soyma kaplama şeritlerinin DMDHEU reçine ile modifiye edildikten sonra melamin formaldehit tutkalı ile basınç ve sıcaklık uygulanarak PŞK üretilemesi ve PŞK'nin fiziksel ve mekanik özelliklerinin incelenmesidir. En iyi sonuçlar %5 ağırlıkça atrımda gerçekleşmiştir. DMDHEU modifikasyonu bazı fiziksel özelliklerde artışa, ancak mekanik özelliklerde düşüşe neden olmuştur. Bu çalışmanın bulguları, ahşap kompozitlerde DMDHEU kullanımını artırmaya yönelik bilgi sağlayabilir Anahtar kelimeler: Kavak, dimetiloldihidroksietilen üre (DMDHEU), melamin formaldehit, paralel şerit kereste, kimyasal modifikasyon.
Fıstıkçamı kabuk taneni ve valeks taneni ile hazırlanan biyotutkalların özelliklerinin belirlenmesi
Bu yüksek lisans tez çalışmasında tanen tutkallarının formaldehit içeren sentetik alternatifleri ile karşılaştırmalı olarak çeşitli performans özellikleri araştırılmıştır. Araştırmada, genellikle atık konumunda bulunan fakat önemli bir odun dışı orman ürünü kaynağı olan kabuk ve meşe palamudunun potansiyelinin ortaya konması hedeflenmiştir. Bunun için fıstıkçamı kabuk taneni ve meşe palamudu kadehinden elde edilen valeks taneni kullanılarak üretilen tanen tutkallarının bazı özellikleri belirlenmiştir. Çalışmada kullanılan meşe palamudu kadehleri Manisa ilinde faaliyet gösteren AR-TU Kimya ve Ticaret A.Ş.'den, fıstıkçamı kabukları ise Bergama bölgesindeki orman işletmelerinin kesim artıklardan temin edilmiştir. Çalışma kapsamında önce kadeh ve kabuk örneklerinden su ile tanen ekstraksiyonu gerçekleştirilmiştir. Kabuk ve kadeh tozları etil alkol ve saf su kullanılarak ekstrakte edilmiştir. Ekstraksiyon çözeltileri süzülmüş ve elde edilen sulu tanen çözeltileri buharlaştırılarak uygun katı madde oranına getirilmiştir. Elde edilen sıvı tanen çözeltileri sekiz çeşit sertleştirici ile değişik oranlarda reaksiyona sokularak biyotutkal üretim denemeleri yapılmıştır. Sentezlenen biyotutkalların jelleşme zamanı, viskozite, pH, yoğunluk, katı madde oranı ve yapışma direnç kuvvetleri, mimoza ticari taneni ve ticari üre formaldehit tutkalı ile karşılaştırılmıştır. Tüm tutkal örneklerinin ıslak ve kuru yapışma kuvvet değerlerini belirlemek için 3 mm kalınlığındaki kayın kaplamalardan lap-shear örnekleri hazırlanmıştır. Son olarak biyotutkalların TGA ve FTIR analizleri gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda üretilen biyotutkallara ait en yüksek pH değerinin sertleştirici olarak tris (hidroksimetil) nitrometan kullanılan örneklere ait oluduğu belirlenmiştir. Viskozite değerleri incelendiğinde ise valeks taneni biyotutkallarının hegzamin kullanılan formülasyonlarında yüksek viskozite görülmüştür. Fıstıkçamı tanen biyotutkallarında ise yüksek viskoziteden ötürü formaldehit ve paraformaldehit kullanılan örneklerde jelleşme gerçekleşmiştir. En yüksek jelleşme zamanı 1800 sn. ile fıstıkçamı taneninin benzaldehitli formülasyonuna aitken, en düşük jelleşme zamanı formaldehit kullanılan fıstıkçamı biyotutkalında 55 sn. olarak kaydedilmiştir. Yapılan testler ticari UF tutkalına en yakın kuru yapışma direncinin fıstıkçamı biyotutkalının formaldehitli formülasyonunda olduğunu ortaya koymuştur. Paraformaldehit kullanılarak hazırlanan fıstıkçamı biyotutkal örneğinin ıslak çekme direnci ise UF tutkalından daha yüksektir. Valeks biyotutkalları ıslak dayanım göstermemiş olup en yüksek kuru yapışma dayanımı valeks ticari taneninde gözlenmiştir. Son olarak, üretilen biyotutkalların termal olarak UF tutkalından daha kararlı olduğu termogravimetrik analizler ile ortaya konmuştur.
Çeşitli odun türlerinin dış ortam koşullarında ultraviyole ışınlarına karşı dayanımlarının belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı, endüstriyel öneme sahip 16 farklı odun türü örneğinin dış ortamda UV ışınları başta olmak üzere bozundurucu faktörlerin etkilerine karşı doğal dayanıklılığının yapay ve gerçek alan denemeleri ile belirlenmesidir. Ayrıca yapay yaşlandırma deneyleri ile gerçek alan denemeleri arasında modelleme oluşturularak, hızlandırılmış yaşlandırma test cihazında bekletilme süresinin doğal koşullarda kaç ay/yıla eş değer olduğu belirlenmiştir. Bu amaçla, adi ceviz, dişbudak, kiraz, meşe, akçaağaç, tik, mazel, beli, limba, anigre, tulipe, sapelli, amerikan cevizi ve okaliptüs, kayın ve çam örnekleri laboratuvar koşullarında 340 nm dalga boyuna sahip UVA lambaların etkisine 1512 saat yaşlandırma testine maruz kalmaktadır. Örnekler aynı zamanda 1 yıl boyunca toprakla teması olmadan Bursa dış ortam koşullarının etkisine maruz bırakılmıştır. Hızlandırılmış yaşlandırma test örneklerinin 1512 saat sonrasında ΔL* değerleri incelendiğinde, tik ve amerikan cevizi örnekleri dışında diğer tüm test örneklerinde negatif yönde değer göstermiştir. Tüm test örneklerinde renk değişimi ilk saatlerde etkili bir şekilde görülmektedir. En fazla koyulaşma tulipe örneğinde ölçülmüş aynı zamanda en fazla toplam renk değişimi yine tulipe test örneğinde belirlenmiştir. 1512 saat sonunda en az toplam renk değişimi beli test örneklerinde ölçülmüştür. Doğal yaşlandırma test örneklerinde ise en fazla koyulaşma çam test örneğinde, en fazla toplam renk değişimi yine çam test örneğinde tespit edilmiştir. 393. gün sonunda en az renk değişimi amerikan cevizi test örneğinde ölçülmüştür. Genel olarak iki yaşlandırma metoduna ait test örneklerinin parlaklık değerlerinde azalma, yüzey pürüzlülüğü değerlerinde ise test süresi boyunca artış meydana gelmektedir. Hızlandırılmış yaşlandırma uygulanan test örneklerinin FT-IR analiz sonuçları incelendiğinde, ilk saatlerde bozunmanın hızlı bir şekilde yaşandığı ve genel olarak 168. saatten sonra ligninin tamamen yok olduğu görülmektedir. Doğal yaşlandırma test örneklerinin FTIR sonuçlarına göre ise 153. günden sonra lignin piki kaybolmaktadır. Hızlandırılmış yaşlandırma ve doğal yaşlandırma testinde toplam renk değişimi değerlerinin regresyon modellerinde dişbudak, kayın, akçaağaç, kiraz, meşe, çam, mazel, amerikan cevizi, tulipe ve anigre için denklemlerin açıklayıcılıkları yüksektir. Okaliptus, adi ceviz, limba, tik ve beli için denklemin açıklayıcıkları orta düzeyde elde edilmiştir. Sapelli için denklemin açıklayıcılığı düşük bulunmuştur.
Tanenlerin doğal bir ahşap koruyucu madde olarak antifungal özelliklerinin değerlendirilmesi
Çalışmanın amacı, az dayanıklı bir ağaç türü olan sarıçam odununun biyolojik dayanımının tanen ekstraktifleri ile iyileştirilmesidir. Çalışma iki kısımda incelenmiştir. İlk kısımda, odun örnekleri %5 ve %10 konsantrasyondaki mazı, sumak, kebraho, mimoza ve valeks tanenleri ile emprenye edilmiştir. Sonrasında bu örneklerin, 7 farklı çürüklük yapan Basidiomycetes ve renklenme/küflenme yapan Ascomycetes- Fungi imperfecti mantarlarına karşı biyolojik dayanımı araştırılmıştır. Çalışmanın birinci kısmında tanenler, esmer çürüklük mantarlarına karşı iyi bir dayanım özelliği sergilerken, beyaz çürüklük mantarı T. versicolor'a karşı gerek yıkanmış gerekse yıkanmamış örneklerde herhangi bir biyolojik bir dayanım sağlanamamıştır. Yıkanma deneyi ile tanenin odundan önemli ölçüde yıkandığı tespit edilmiştir. Tanenler, Ascomycetes- Fungi imperfecti mantarlarına karşı herhangi bir biyolojik dayanım göstermemiş aksine mantar saldırılarını teşvik etmiştir. Bu kısımdaki çalışmalarda en iyi biyolojik dayanımı sağlayan tanen kebraho olarak bulunmuştur. Çalışmanın 2. kısmında yıkanma problemini en aza indirgemek için fiksatör kullanımı hedeflenmiştir. Örnekler önce %0,5, %1, %2, %3 ve %5 konsantrasyondaki kebraho taneni ile emprenye edilmiş ardından %0,25, %0,5, %1, %1,5 ve %2,5 konsantrasyondaki bakır 2 sülfat, çinko klorit, nano ZnO ve nano CeO2 ile emprenye edilmiştir. Yıkanmış ve yıkanmamış örnekler esmer ve beyaz çürüklük mantarlarının saldırısına maruz bırakılmış ve fiksatörün etkinliği tespit edilmiştir. Çalışmada ayrıca yıkanma sularının zehirlilik etkisi de araştırılmıştır. Çalışmanın ikinci kısmında T. versicolor mantarına karşı en iyi sinerjik etki tanen+ nano çinko ve seryum oksitte; C. puteana mantarına karşı ise en iyi sinerjik etki tanen+bakır II sülfat ile nano seryum oksitte sağlanmıştır. Söz konusu metallerin tanen ile kombinasyonunda düşük konsantrasyon seviyelerinde yıkanma da azaltılmış ve oldukça başarılı sonuçlar elde edilmiştir.
Çam kökü ekstraksiyon reçinesinin distilasyonu ve kimyasal karakterizasyonu
Doğal reçine, başta kimya, boya, kâğıt, kozmetik, ilaç sektörü ile kauçuk ve lastik sanayi olmak üzere pek çok sektörde kullanılan oldukça önemli bir silvikimyasal üründür. Bütün dünyada sentetik reçine tüketimine getirilen kısıtlamalar sektörü biyobozunur ürünlere yönlendirmektedir. Sentetik reçineler fiziksel olarak doğal reçineye benzese de doğal reçinenin kimyasal içeriğini yakalayamamakta ve tam anlamıyla ikame edilememektedir. Buna ek olarak; sentetik reçineler hem insan sağlığını hem de doğayı tehdit etmektedir. Doğal reçinenin kritik önemini anlamış ülkeler bunu işleyip ve neredeyse tamamen türevlendirerek endüstriyel olarak katma değerli bir ürüne dönüştürerek iç ve dış pazarda kullanmakta ve bundan önemli kazançlar sağlamaktadır. Türkiye reçine üretimine uygun kızılçam ormanları ile dünyada ilk sıralarda olmasına rağmen, bugün ticari anlamda doğal ham reçine üretimi istenilen miktarlarda değildir. Ayrıca ülkemizde kolofan ve terebentin üretilmemekte olup tamamen ithalat yoluyla karşılanmaktadır. Bu tez kapsamında çam kökü ekstraksiyon reçinesinden dört farklı distilasyon işlemi uygulanarak terebentin ve kolofan elde edilmiştir. Her dört yöntemle de elde edilen terebentin ve kolofan fazlarının miktarları hesaplanmıştır ve en fazla terebentin %25,29 oranında su buharı altında vakumlu distilasyon yöntemiyle elde edilmiştir. Terebentin fazındaki uçucu bileşenler Gaz Kromatografi (GC) ve Kütle Spektroskopisi (MS) cihazı kullanılarak karakterize edilmiştir. Terebentin etken maddesi α-Pinene olarak tespit edilmiştir ve en yüksek α-Pinene miktarı %84,07 olarak su buharı altında vakumlu distilasyon yöntemiyle elde edilen terebentinde bulunmuştur. Terebentinde en fazla bulunan beş uçucu bileşen sırasıyla; α-Pinene, Camphene, β-Pinene, α-Terpinolene ve α-Terpinene olarak bulunmuştur. Kolofanda asit sayısı, sabunlaşma sayısı, alkolde çözünmeyen madde miktarı, kül miktarı, renk ekseni ve yumuşama noktası belirlenmiştir. Analizler sonucunda; asit sayısı 169,11 ile 174,53 arasında; sabunlaşma sayısı 174,14 ile 180,83 arasında bulunmuştur. Asit ve sabunlaşma sayısında en düşük değerler adi distilasyon yönteminde, en yüksek değerler ise su buharı altında vakumlu distilasyon yönteminde bulunmuştur. Kolofanda alkolde çözünmeyen madde miktarı %0,03- %0,04 arasında bulunmuştur. Kül miktarı ise %0,026 ile %0,031 arasında bulunmuştur. Kolofan örneklerinin rengi kahverengi-amber arasında belirlenmiştir. Yumuşama noktası tayini sonucunda en yüksek değer 74,58 °C olarak su buharı altında vakumlu distilasyon yönteminde tespit edilmiştir. Kolofandaki reçine asitlerini belirlemek amacıyla GC-MS analizi uygulanmıştır. GC-MS analizi sonucunda kolofanda Abietik asit ve bunun türevleri olan Dehydroabietic asit ve Neoabietic asitin toplamının yaklaşık %50 oranında olduğu tespit edilmiştir. En fazla bulunan beş reçine asidi; Abietik asit ve türevleri, Palustric asit, Podocapric asit, Pimarik asit ve Levopimaric asit olarak bulunmuştur. Ekstraksiyon reçinesinin distilasyonu üzerine bir fizibilite analizi gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen disitilasyon yöntemleri için İç Verim Oranı Analizi, Net Bugünkü Değer Analizi ve Başabaş Noktası Analizi gerçekleştirilmiştir. Fizibilite analizleri sonucunda su buharı altında vakumlu disitilasyon yönteminin ekonomik olarak en uygulanabilir yöntem olduğu düşünülmüştür.
Türkiye orman ürünleri sanayinin alt sektörler ve iller bakımından etkinliklerinin belirlenmesi
Günümüz dünyasında organizasyonların hedeflerine ulaşabilmeleri için kaynaklarını etkin bir biçimde kullanmaları gerekmektedir. Teknolojinin gelişmesiyle pazar koşulları değişim göstermiş, organizasyonlar için bilişim ve iletişim teknolojileri vazgeçilmez birer unsur haline gelmiştir. Bu durum, yoğun rekabet içerisinde olan organizasyonların rakiplerine üstünlük sağlayabilmesi için performans değerlendirmelerini ön planda tutmalarına yol açmıştır. Performans ölçümlerinde karar verme birimlerinin (KVB) girdilerin kullanarak çıktıya dönüştürülmesi sonucunda elde edilen değerlerinin kıyaslanması ile mümkün olmaktadır. Girdi ve çıktı değerlerinin farklı ölçü birimlerinde olmasına rağmen aynı formülde birleştirilebilmesi performans ölçümünün pozitif yönlerinden en önemlisi olup, bir diğeri ise aynı parametre için organizasyonun farklı çalışma alanlarının kıyaslanmasına olanak sağlamasıdır. Performansın bir boyutu olan etkinlik kavramı açısından bakıldığında, etkin olan çalışma alanı "1,00" veya %100 üzerinden ölçümlendirilirken, etkin olmayan çalışma alanları ise etkin olan çalışma alanlarının aldığı değerden düşük değerler ile ölçümlendirilmektedir. Bu çalışmada Türkiye orman ürünleri sanayinde yer alan 17 alt sektör ve sektörün yaklaşık %90'ını kapsayan 16 ilin etkinlik analizleri karşılaştırılmalı olarak klasik Veri Zarflama Analizi (VZA) yöntemi ile etkin olan KVB'lerin sıralaması ise Süper Etkinlik (SE) yöntemi ile belirlenmiştir. Analizde veri seti olarak kullanılmak üzere alt sektörlerin etkinliklerinin belirlenmesinde 3 girdi ve 2 çıktı olmak üzere toplam 5 değişken, illerin etkinliklerinin belirlenmesinde ise 2 girdi ve 2 çıktı olmak üzere 4 değişken seçilmiştir. Klasik VZA modellerinde girdi ve çıktı odaklı olmak üzere 4 model, benzer şekilde SE modellerinde girdi ve çıktı odaklı olmak üzere 4 model olmak üzere toplamda 8 model ile analiz gerçekleştirilmiştir. Çalışmada etkin olan alt sektörler ve illerin tespit edilmesi ve etkin olmayan alt sektör ve illerin etkin olabilmesi için öneriler sunulması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda hazırlanan hipotezlere cevaplar aranmaktadır. Alt sektörler bakımından klasik VZA modellerine göre ağaç ve ağaç ürünleri imalat sanayinden 1 alt sektör, kağıt ve kağıt türevleri imalat sanayinden 3 alt sektör ve mobilya imalat sanayinden 4 alt sektör olmak üzere toplam 8 alt sektör etkin çıkmaktadır. SE modellerine göre birinci sıradaki alt sektör kağıt ve kağıt türevleri imalat sanayinde, ikinci ve üçüncü sıradaki alt sektörler ise mobilya imalat sanayinde yer almaktadır. İller bakımından klasik VZA modellerine göre Kayseri, Sakarya ve Tekirdağ etkin çıkmaktadır. SE modellerinden toplam etkinlik modeline göre iller sırasıyla Kayseri, Sakarya ve Tekirdağ olarak sıralanmıştır. Teknik etkinlik modeline göre ise Kocaeli ve Bursa illeri de sıralamaya dâhil olmaktadır.
Bir mobilya fabrikasında süreç analizi ve süreç iyileştirme
Değişen ve her geçen gün gelişen dünyada müşteri talep ve beklentilerini yerine getirerek müşteri memnuniyetini sağlamak firmaların en önemli amaçlarından bir tanesi, müşteri memnuniyeti ise firmaları başarıya ulaştırabilecek en önemli araçlardan biridir. Rekabet koşullarının sürekli değiştiği ve rakiplerin sürekli arttığı rekabetçi piyasada, firmalar sürdürülebilirliğini sağlamak ve başarıya ulaşabilmek için süreçlerini dinamik tutmalıdır. Bir sürecin iyileştirilebilmesi için o sürecin analiz edilmesi gerekmektedir. Bu noktada ise sürecin performansını etkileyen etmenlerin belirlenmesinde ve ortadan kaldırılmasında yalın üretim tekniklerinden faydalanılmaktadır. Bu çalışmada; literatürde bulunan süreç analizi ve süreç iyileştirme yöntemlerinin ışığında, bir mobilya firmasında süreç analizi ve süreç iyileştirme çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Müşterilerden gelen 8 aylık arıza bildirimleri incelenmiş, hataların çözümü için çalışmaya paketleme bölümünden başlanılmıştır. Final kalite kontrol bölümünün tespit ettiği 9 aylık hatalar raporlanmış ve hangi hata türüne öncelikle yoğunlaşılması seçiminde pareto analizi kullanılmıştır. Belirlenen hataların A3 yöntemiyle mevcut durumu analiz edilerek, balık kılçığı diyagramı ve 5N1K yöntemiyle hataların kök nedeni analizleri yapılmıştır. İMM (ilk madde ve malzeme) deposunda planlanan yenileme ve geliştirme çalışmalarında İMM depo ve diğer depolarda 5S çalışmaları yapılmıştır. Depo süreçleri analiz edilerek adresleme, kanban hazırlama gibi proseslerin sürelerinin azaltılması amacıyla süreç iyileştirme çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Sonuçta, final kalite kontrol bölümünde tespit edilen farklı malzeme kullanılması hatası (61 adet) balık kılçığı diyagramı yöntemiyle insan, makine, malzeme ve metot kaynaklı meydana geldiği, eksik malzeme kullanılması hatası (62 adet) 5N1K kök neden analizi yöntemiyle paketleme öncesi proseslerden, malzeme deponun modül kanban hazırlamasından ve örümcek adamın istifleri karıştırmasından meydana geldiği tespit edilmiştir. İMM depo tamamen yenilenerek 4600 olan adres sayısı 3 katına çıkarak yaklaşık olarak 14000'e ulaşmıştır. Yüz ölçümü olarak depo alanı 875 m²'den, 1650 m²'ye çıkartılmıştır. Malzemeler çeşitli kriterlere göre gruplanarak adresleri belirlenmiştir. Bu adresleme sayesinde kanban hazırlama süresinde %33 oranında iyileştirme sağlanmıştır. Metal profil deposunda arabalı sistemden konveyörlü sisteme geçilerek depolama alanında %6 oranında iyileştirmeler gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak, paketleme bölümünde meydana gelen hataların diğer proseslerden süregeldiği saptanmıştır.
Biyolojik ekstrakt içerikli uyarıcı pasta hazırlanması ve akma reçine üretiminde kullanılması
Ülkemizde reçine üretimine elverişli türler, özellikle Akdeniz, Ege ve Marmara bölgesinde başta kızılçam (Pinus brutia Ten) ve sahil çamı (Pinus pinaster) olmak üzere yüksek reçine oranı olan zengin ibreli ağaç envanterimiz bulunmaktadır. Ancak ne yazık ki ülkemizde reçine üretimi son derece kısıtlı olup, ilgili sanayiler bu kalemde dışa bağımlı durumdadırlar. Kullanım alanlarının genişliği ile de dikkat çeken reçinedeki terebentinden; dezenfektan parfüm, yapıştırıcı, böcek ilaçları, zamk, temizlik kimyasal katkıları ve tekstil katkı kimyasallarına kadar çok sayıda ürün elde edilmektedir. Kolofandan, kâğıt, sabun, deterjan, kozmetik, boya, vernik, kauçuk ve yüzey parlatma endüstrisinde de faydalanılmaktadır. Planlamadaki yetersizlikler, üretim metotlarının geliştirilememesi, ürün kalitesinin yükseltilememesi ve yüksek maliyetler gibi sebeplerle ülkemizde reçine üretimi istenilen ölçüde yapılamamaktadır. Akma reçine üretiminde kullanılan uyarıcı nitelikteki kimyasallar, çoğunlukla verimi arttırmak ve yara donmasını geciktirmek için tatbik edilmektedir. Terebentinin uçarak açık yaraların hızla donması ve reçine akışının durması reçine üretiminde istenmeyen bir durumdur. Bu durumda yaraların işçiler tarafından tazelenmesi ve stimulant (uyarıcı kimyasal) uygulamasının tekrar tekrar yapılması gerekir ki bu doğal olarak işçilik maliyetlerini yükseltmekte ve bu alana yatırımı engellemektedir. Asit pasta metodunda kullanılan asitli kimyasalların işçi ve çevre sağlığına zararlı etkileri bulunmaktadır. Ayrıca asitli bileşenler reçine kanallarını tahrip ederek kanallarda reçine birikmesine (çıralanma), koyu kırmızı renk oluşmasına neden olduğu bilinmektedir. Çıralanma reçine üretildikten sonra sanayide kullanılacak odunun kalitesini olumsuz etkilemektedir. Bu çalışmada kullanılan kızılçam zararlısı olan kabuk böcekleri, Orthotomicus erosus (Akdeniz çam kabuk böceği) ve Ips sexdentatus'un (Oniki dişli çam kabuk böceği) ergin bireyleri Balıkesir Orman Bölge Müdürlüğü'nde yürütülen bir çalışmadan temin edilmiştir. İbreli ağaç zararlısı olan kabuk böcekleri ağaçlara arız oldukları ve reçine salgısını tetikleyebildikleri doğal ortamlarında saldırdıkları ağaçların yakınlarına kurulan türe has feromon tuzaklarına çekilerek toplanmış ve kısa sürede laboratuvar ortamına getirilerek toz haline getirilmiştir. Kabuk böcekleri kullanılarak yeni bir biyolojik pasta üretilmiş ve kızılçam ağaçları üzerinde açık yaralar üzerinde uygulanarak reçine salgısına etkileri gözlemlenmiştir. Kabuk böcekleri kullanılarak hazırlanan ekstrakta, etil alkol ve gliserol katkısı ile biyolojik katkılı stimulant 3 farklı konsantrasyonda hazırlanarak standart asit pasta ile verim, safsızlık, terebentin yüzdesi, terebentinde GC-MS analizi ve kolofan örneklerinde FTIR analizi gerçekleştirilerek reçine ve bileşenleri kimyasal içerik karakterizasyonu karşılaştırması yapılmaya çalışılmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda biyolojik pasta formülasyonlarının kullanılmasıyla ticari asit pasta örneklerinde görülen yaralı bölgeyi çok tahrip edip koyu kırmızı renk oluşumunun görülmediği, reçine verim sonuçlarında biyolojik pasta kullanılan örneklerde pozitif artışlar olduğu, biyolojik pasta formülasyonunda kullanılan gliserinin başarılı sonuçlar verdiği, reçine safsızlığı için reçine üretimi yapılacak alanların işletme amacına uygun şekilde hazırlanması gerektiği görülmüştür. GC-MS analizleri sonucunda üç farklı stimulant tipinde, terebentinde en fazla bulunan bileşenler α-pınene, delta3-carene, 2-β-pınene, limonene, alpha-terpineol, camphene ve caryophyllene olarak bulunmuştur. Kabuk böcekleri ile geliştirilen biyolojik pastanın geleneksel ticari asit pasta yerine kullanabileceğine inanılmaktadır. Kabuk böceklerinin feromon tuzaklarda toplanması ve faydalı bir ürüne dönüştürülmesi çalışmanın dikkat çeken diğer önemli ve inovatif çıktısı sayılabilir. Bununla birlikte bu çalışmanın konu hakkında çok sayıda ve detaylı yeni araştırmalara da yol açabileceğine inanılmaktadır.
Ham reçineden AlCl3 eşliğinde doğal terpen-rosin fenolik reçinelerin sentezi ve karakterizasyonu: Sıcaklığın etkisi
Reçine, başta kimya, kağıt, kozmetik, boya ve ilaç sektörü olmak üzere birçok farklı sektörde kullanılan oldukça değerli bir odun dışı orman ürünüdür. Türkiye, reçine üretimine elverişli kızılçam ormanlarına sahip olmasına rağmen yeteri kadar reçine üretimi yapılamamakta ve üretilen reçine piyasaya türevlendirilmeden ham olarak sunulmaktadır. Reçine ihtiyacı tamamen ithalat yoluyla karşılanmaktadır. Gelişmiş birçok ülke reçineyi endüstriyel ürünlere dönüştürerek ekonomik olarak kazanç sağlamaktadır. Reçinenin yapısında bulunan terpenler yenilenebilir biyo-esaslı malzemeler için önemli bir potansiyel oluşturmaktadır. Özellikle kimya sektöründe birçok reaksiyonda başlatıcı olarak kullanılmaktadır. Günümüzde kullanılan sentetik reçinelerin çevreye verdiği zararlı etkileri ve kullanımına getirilen kısıtlamalar sebebiyle biyobozunur malzemelere ilgi ve talep giderek artmaktadır. Petrokimyasal ürünler yerine reçine gibi doğal ve çevreye uyumlu ürünler kullanılması hem çevreye hem de insan sağlığına olumlu yönde katkılar sağlayacaktır. Bu çalışma kapsamında, Balıkesir-Edremit'teki kızılçam ağaçlarının köklerinden ekstraksiyon yöntemiyle elde edilen ham reçine (CWR) ve damıtma ürünü terebentin kullanılarak reçinenin bir türevi olan terpen-rosin fenolik reçine sentezi gerçekleştirilmiştir. Farklı beş sıcaklıkta (40 °C, 50 °C, 60 °C, 70 °C ve 80 °C) üretilen deney örnekleri üzerinde sıcaklık etkisi incelenmiştir. Üretim safhasına geçmeden önce ham reçine distilasyon ile terebentin ve kolofana ayrılmış ve gaz kromotografi - kütle spektroskopisi (GC-MS) cihazı ile karakterize edilmiştir. GC-MS analiz sonuçlarına bakıldığında, terebentin yapısında bulunan 4 baskın bileşen sırasıyla α-pinen (%71,60), limonen (%9,11), kamfen (%8,3) ve β-pinen (%3,14) olarak tespit edilmiştir. Kolofanın yapısında ise en çok bulunan dört baskın bileşen sırasıyla dehidroabietik asit (%26,25), abietik asit (%10,06), podokarpik asit (%5,4) ve dihidroisopimarik asit (%5,01) olarak bulunmuştur. Terpen-rosin fenolik reçine örneklerinde, FTIR (Fourier-dönünüşümlü kızılötesi spektroskopisi) analizi, asit sayısı, sabunlaşma sayısı, yumuşama noktası ve renk tayini yapılmıştır. Analizler sonucunda; asit sayısı 104,11 ile 90,79 arasında; sabunlaşma sayısı 141,05 ile 105,07 arasında bulunmuştur. En yüksek asit sayısı 50 °C'de üretilen örnekte bulunurken en düşük asit sayısı 80 °C'de üretilen örnekte bulunmuştur. En yüksek sabunlaşma sayısı 50 °C'de üretilen örnekte bulunurken en düşük asit sayısı 60 °C'de üretilen örnekte bulunmuştur. Yumuşama noktası 70,80 ile 79,00 °C arasında bulunmuştur. En yüksek yumuşama noktasının 40 °C'de üretilen örneğe ait olduğu görülmüştür. Örneklerin rengi koyu-kahverengi-amber olarak tespit edilmiştir. En yüksek verim ise %82,16 ile 60 °C'de üretilen örnekte bulunurken en düşük verim 50 °C'de hazırlanan örnekte %79,90 olarak bulunmuştur. FTIR analizinde, kuvvetli bir şekilde kendini gösteren C-H ve karbonil (C=O) gerilme pikleri ile C=C gerilme titreşim pikleri gözlemlenmiştir. Karakteristik fenol bantları gözlemlenmiştir.
Mobilyalarda kullanılan muadil birleştirme elemanlarının kalite gereksinimleri bakımından karşılaştırılması
Gelişen teknoloji ile kullanıcı ihtiyaçları doğrultusunda şekillenen, yenilikçi ve modern mobilya trendleri Türkiye ile birlikte tüm dünyayı etkisi altına almıştır. Öyle ki, kalite ve estetik anlayışını yukarılara taşımak isteyen mobilya üreticileri, ürünleri üzerinde katma değer yaratabilecek her fırsattan faydalanmak istemektedirler. Bu fırsatlardan birisi de dünyada kabul görmüş marka ve kalite algısına haiz, Alman veya Avusturya menşeili mobilya aksesuar üreticilerinin ürünlerini tercih etmek olmuştur. Böylelikle ulusal ve/veya uluslararası pazarda rekabet avantajı yaratmanın ve daha kaliteli işler yapmanın imkânı doğmuştur. Zira mobilya üretiminde aksesuarın ithal yahut yerli olması durumu, yapılan işin niteliğine de etki etmektedir. Yukarıdaki anlatıdan hareketle, bu çalışmada Türkiye mobilya sektöründe önemli yeri olan firmaların kullandığı bir takım muadil birleştirme elemanları kalite gereksinimleri bakımından karşılaştırılmıştır. Bunu yaparken mobilya aksesuar endüstrisinde kullanılan ve benzer özelliklere sahip olan ray ve menteşe sistemlerinin fiziksel özellikleri ile kaliteleri kıyaslanmıştır. Bu kıyas oluşturulurken sektörün önde gelen üç büyük firmasının ray ve menteşe sistemlerine ait veriler toplanmış ve teknik özellikleri incelenmiştir. Gizlilik anlaşması gereği isimleri rumuzlarla değiştirilen bu üç firmanın teknik özellikleri bakımından kıyaslanan ürünleri geleneksel/modern raylar ve geleneksel/modern menteşeler olmak üzere dört farklı alt başlıkta toplanmıştır. Ayrıca menteşelerin niteliklerinin sınıflandırılması için açılma açısı, kapak kalınlığı, tas mesafesi, tas derinliği, derinlik ayar aralığı, bini ayar aralığı, yükseklik ayar aralığı, kalite sertifikası olmak üzere sekiz farklı karşılaştırma kriteri kullanılmıştır. Yine rayların niteliklerini sınıflandırmak adına bas aç özelliği, bas aç frenli özelliği, tam ve kısmi açılım özelliği, frenli kapanma özelliği, yanal ayarı, yükseklik ayarı, kullanılabilir maksimum ahşap kalınlığı, çekmece rayı uzunlukları, kalite sertifikası, taşıma kapasitesi, montaj tipi olmak üzere on bir farklı karşılaştırma kriteri kullanılmıştır. Çalışmada üç büyük markanın modellerinin karşılaştırmalı biçimde yorumlanması süreci çizelgeler üzerinden gösterilmiş, ayrıca bütüncül bir değerlendirme yapabilmek adına literatür taraması ve uzman görüşü yöntemine de başvurulmuştur. Böylelikle tüketicilerin bu ürünler hakkında ön bilgi sahibi olmalarının yanı sıra ürünlerin estetik ve temel fonksiyonlarının ötesine geçerek, tüm performans özelliklerini daha geniş bir açıdan görebilmelerine olanak sağlanmıştır.