Başkent University
Anabilim Dalı

Türk Edebiyatı Anabilim Dalı

Başkent University

55

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Viçen Tilkiyan'ın Şarkta Alafranga (1867) ve Gülinya metinlerinde görselliğin dinamikleri

Çalışma, Viçen Tilkiyan'ın Şarkta Alafranga Yahut Ticaretimizin Daralmasının Asıl Sebepleri (1867) risalesi ile Gülinya Yahut Kendi Görünmeyerek Herkesi Gören Bir Kız (1868) romanında görselliğin dinamiklerini inceler. Görselliğe, görme biçimlerine dair unsurlar iki anlatıda da kurucudur. Şarkta Alafranga Yahut Ticaretimizin Daralmasının Asıl Sebepleri'ni ele aldığım bölümde, bu metnin bir ilk metin olarak Tilkiyan'ın diğer metinlerinde ortaya çıkacak görsellik dinamiklerinin nüvelerini barındırdığını gösteriyorum. Gülinya Yahut Kendi Görünmeyerek Herkesi Gören Bir Kız romanını incelediğim bölümde, romandaki görme biçimlerini iktidar, performans, denetleme, ahlak, bedensellik, farklı öznelik hâlleri ve temaşa gibi kavramlar etrafında ele alıyorum. Romandaki görselliğin olay örgüsüne olan etkisi ve ana karakter gözlemci-anlatıcı Gülinya'nın görme biçiminin romanın mahrem olanı ihlal etme üzerine kurulu olan türsel talebiyle paralel olduğunu söylüyorum. Bunun yanında, tüm anlatı Gülinya'nın duygusal ve cinsel olgunlaşma sürecine tekabül eder. İki anlatının yakın okumalarının yanında, Tilkiyan'ın bu çalışmaya dahil edilemeyen diğer eserlerini de göz önüne alarak Tilkiyan'ın edebi dünyasında görme biçimlerinin ve dönemin görsel teknolojilerinin önemli yer tuttuğunu ifade etmek gerekir. Bu çalışmanın amacı, görsel çağın edebiyata etki etmeye başladığı 19. yüzyılın önemli bir döneminde (1865-1881) eser veren Tanzimat dönemi yazarı Tilkiyan'ın tahayyülünde bu ilişkinin çözümlenmesi yönünde bir başlangıç yapmaktır.

Beyza Kaya
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Muğla'da Halk gazetesi (1929-1945)

Daha sonra doldurulacaktır.

GazetelerHalk gazetesiMuğla+2
Gökhan Karaca
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Giresunlu Refʿî Dîvânı'nın bağlamlı dizinli işlevsel sözlüğü

19. yüzyılın ikinci yarısında Giresun'da doğup Türk halk edebiyatı geleneğinde şiirler kaleme alan, şiirleriyle çağına tanıklık eden Giresunlu Refʿî, adı çok duyulmasa da divan şiirimizin kıymetli temsilcilerinden birisidir. Adı çok duyulmayan bu gibi şairlerimizin şiirlerinde kullandığı farklı anlamlar, bağlamlı dizin çalışmasıyla da ortaya konulmaktadır. Bu çalışma Giresunlu Refʿî'nin hem dîvânını hem de bağlamsal dizinli sözlüğünü içermektedir. Çalışmamızda şairin söz varlığından yola çıkılarak üslup özellikleri de ortaya konulmuştur. "Dîvân ve Gazeliyyât-ı Refʿî " kayda değer bir eser olmasına rağmen günümüzde yeteri kadar tanınmamaktadır. Çalışmamızda hem Giresunlu Refʿî'nin dîvânıyla ilgili özellikler gün yüzüne çıkartılmış hem de bağlamlı dizin bölümü sayesinde dîvânda yer alan tüm sözcükler işlevleriyle alfabetik olarak dizilmiştir. Çalışma sırasında şairin kullanabileceği tüm farklı anlamlar göz önünde bulundurulmuş ve başvurulan kaynaklar belirtilmiştir. Çalışmanın amacı Türk şiirinde önemli bir yeri olan ancak adı duyulmamış olan şairlerimizden birini tanıtmak, halka onun şiirlerindeki incelikleri göstermek ve şairin üslup özellikleriyle, kullandığı anlam dünyasıyla ilgili sistematik bir veri kaynağı oluşturmaktır. Çalışmanın birinci bölümünde Giresunlu Refʿî hakkında bilgiler verilmiştir. Diğer bölümlerde ise dîvân incelemesi yapılmıştır. Son kısımda sözlük çalışmamızla şairimizin anlam dünyası sistemli bir şekilde ortaya konulmuştur. Anahtar Sözcükler: Giresunlu Refʿî, Giresunlu Refʿî Dîvânı, Bağlamlı Dizin, İşlevsel Sözlük.

19. yüzyılDivan şiiriHalk şiiri+5
Selin Arslan
Eskişehir Osmangazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kutadgu Bilig'de soru cümleleri

Varlığını sürdürmek isteyen bir toplum atalarına, geçmişine sahip çıkmalı, onların tecrübelerinden ders çıkarmalıdır. Geçmişine sahip çıkmayan toplum zamanla milli benliğini kaybedebilir. Tarihselliğini kavrayan bireyler sözlü ve yazılı kültür değerlerinin kaybolmasından endişe duyar ve onu gelecek nesillere aktarmak için üzerine düşen vazifeyi yerine getirir. Kutadgu Bilig Karahanlı dönemi dil ve kültürünü yansıtan en geniş kapsamlı eserdir. Türk dil ve kültür dünyasının en seçkin eserlerinden biri olan Kutadgu Bilig gerek bu bilim dalında gerekse diğer alanlarda sayısız çalışmaya konu olmuştur. Kutadgu Bilig üzerine yapılan çalışmalar Türk Dilinin yapısını, sistemini, gücünü ortaya koymak açısından çok önemlidir. Kutadgu Bilig, içerdiği bilgiler ve dil özellikleriyle Türklük bilgisi için önemli bir kaynak niteliğindedir. Türkçe anlam yönünden dünyanın en zengin dillerinden biridir. Bu zenginlik kendini soru cümlelerinde de göstermektedir. Soru cümleleri detaylı incelendiğinde soru anlamlarının ötesinde çok farklı anlamlar taşımaktadır. Kutadgu Bilig de anlam yönünden çok zengin bir anlatıma sahiptir. Kutadgu Bilig'deki soru cümlelerini çözümlemek bu derin anlatımı ortaya çıkarmaya ve eseri daha iyi anlamlandırmamıza katkıda bulunacaktır. Yüksek lisans çalışmamızdaki amacımız Kutadgu Bilig'de yer alan soru cümlelerini tespit etmek ve bunları yapı ve işlev bakımından sınıflara ayırıp detaylı bir şekilde incelemektir. Reşit Rahmeti Arat'ın Kutadgu Bilig adlı kitabı'nın metin ve çeviri kısmı baştan sona okuma yöntemi ile taranarak soru olarak kabul edilen cümleler teker teker belirlenmiştir. Tespit edilen soru cümleleri beyit numaraları ve Türkiye Türkçesine aktarılmış hali ile birlikte verilmiştir. Tespit edilen soru cümleleri yapısal ve işlevsel açıdan detaylı bir şekilde ele alınmıştır.

Dil özellikleriDil-kültürKutadgu Bilig+2
Münevver Ertürk
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bulak dergisindeki Çağatayca metinler

Çalışmada Uygur Türkleri, Uygur Türklerinin tarihteki ve günümüzdeki durumu, dili, Doğu Türkistan'daki misyonerlik faliyetler, Çağatay Türkçesi ve Doğu Türkistan'da yayınlanmış Bulak Dergisi, derginin 2017 yılındaki sayısında yayınlanmış Çağatayca metinler çerçevesinde değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Uygur Türkleri tarihi ve Uygurca, Uygurların Kullandığı alfabeler, Yeni Uygurcanın ağızları, Doğu Türkistandaki misyonerlik faaliyetler, Çağatay Türkçesi, Bulak dergisi ve Bulak dergisinde yayınlanmış Çağatayca metinler içerik ve konu açısından değerlendirilmiştir. Giriş bölümünde Bulak dergisi hakkında ve Bulak dergisinde yayınlanmış eserlerin konusu üzerinden bilgi verilmiştir. Bulak dergisi yayına başladığından beri dergide yer almış Çağatayca metinler hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmanın 2. bölümünde imla, ses bilgisi, şekil bilgisi özellikleri başlıklarıyla eserin dili incelenmiştir. Metinde tespit edilen örneklerle Doğu Türkistan'da kullanılmış Çağatay Türkçesinin son dönemine ait bir gramer oluşturulmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölüm, Metin kısmında metin transkripsiyonu yapılması gerekli görülen yerlerde dipnotla açıklama yoluna başvurulmuştur. Dörtüncü bölüm, dizin kısmında metin gramatikal açıklamalı bir dizini oluşturulmuştur. Bu bölümde sözcüklerin metindeki anlamları esas alınmış, birleşik fiiller ve kalıp ifadelerde anlamlarına göre incelenerek madde başı olarak verilmiştir.

Nıjıatı Maımaıtı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Arkadaş Z. Özger hayatı ve şiir dünyası

Arkadaş Z. Özger, kısacık yaşamına pek çok şiir sığdırmış ve bırakmış olduğu şiirlerin ölümünden sonra kitap halinde yayımlanması ile adeta yeniden doğmuş bir şairdir. Kendine has şiir üslubu, şiirlerinde kullandığı alışılmışın dışında söylem ve bağdaştırmaları ile ölümünden sonra da dikkat çekmeye devam etmiştir. Vefatından sonra da şairliğiyle, şiirleriyle konuşulmaya devam etse de bu özgün şair üzerine pek çalışma yapılmamıştır. Yaşamının 1967-1973 yılları arasında şiirleri pek çok dergide yayımlanan Arkadaş Z. Özger'in yaşarken herhangi bir şiir kitabı çıkmasa da vefatından sonra bu şiirler derlenerek farklı yayınevleri tarafından basılmıştır. "Arkadaş Z. Özger Hayatı ve Şiir Dünyası" isimli bu çalışmada ise genç şairin şiirleri, bütünlüklü bir yapı içerisinde incelenerek şairin şiir evrenini oluşturan önemli her noktaya temas edilmeye çalışılmıştır. Bu noktaların belirlenmesinde kişisel yaşantısındaki ilgi alanları ve kültürel birikimi, şiirine kaynaklık eden şairler, şiir üzerine beyan ettiği görüşler ve yaşadığı dönemin sanat anlayışı gibi unsurlar dikkate alınmıştır. Şairin hayatı hakkında bilgiler oldukça sınırlıdır. Bu nedenle bu bilgiler yakın çevresinin görüşleri üzerinden derlenerek toparlanılmıştır. Şiirlerinin izleksel incelemeleri ise metin odaklı yapılmış olsa da şiirleri üzerinde etki yaratan yaşamına dair unsurlar da tamamlayıcı bir bütünlükte verilmiştir. Metinlerin göndergeleri belirlenirken anlam alanlarına derinlikli bir biçimde nüfus edebilmek için psikolojiden, felsefeden ve sosyolojiden de yararlanılarak çözümleyici bir bakış açısı geliştirilmeye çalışılmıştır. Çizilen genel çerçeve itibari şairin hayatı ve sanat anlayışı incelenerek Türk edebiyatındaki yeri ve önemli nitelikleri saptanmaya çalışılmıştır.

BiyografiLGBTQMelankoli+4
Onur Özdil
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Saltıknâme destanının arketipsel sembolizm bağlamında değerlendirilmesi

Destanlar milletlerin ortak değerlerini nesilden nesile aktaran edebi anlatılardır. Türk Edebiyatı oldukça kuvvetli bir destan geleneğine sahiptir. Bu gelenek içindeki en önemli destanlardan biri İslamiyetin etkisiyle oluşmuş Saltıknâme destanıdır. Saltıknâme, Sarı Saltık'ın gazalarını konu edinmektedir. Saltık, gazalarını gerçekleştirirken diyar diyar dolaşmış ve Balkanlar'ın İslamlaşmasında çok önemli bir isim olmuştur. Çalışmamızda arketipsel sembolizm yöntemi kullanılmıştır. C. G. Jung, insanların ilk atalarından günümüze kadar ulaşan ortak (kolektif) bir bilinç dışının varlığını ortaya koymuştur. Bu ortak değerlere ise "arketip" adını vermiştir. Arketipsel sembolizm yöntemi de edebi eserlerdeki arketipleri çözümlemeye yarayan psikanaliz bir yöntemdir. Eserlerde bulunan arketipsel semboller eserleri daha iyi anlamamız açısından oldukça önemlidir. Saltıknâme destanı Jung'un arketipsel sembolizm yöntemi ile çözümlenmeye çalışılmış ve çözümleme Campbell'ın monomit adını verdiği ayrılma, sınanma, dönüş sistematiğine uygun olarak ele alınmıştır.

ArketipSaltukname
Serhan Hatıloğlu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Taşlıcalı Yahya'nın Şah û Geda Mesnevisinde maddi kültür unsurları

Bu tez, XVI. yüzyıl Osmanlı sahasının önde gelen mesnevi şairlerinden Taşlıcalı Yahya'nın Şah u Gedâ adlı eserini maddî kültür unsurları açısından incelemektedir. Alegorik bir kurguya sahip olan ve çift kahramanlı aşk mesnevisi geleneği içinde değerlendirilen eser, dönemin toplumsal, kültürel ve tarihî ortamına dair zengin göndermeler içermektedir. Çalışmanın amacı, edebî bir metin aracılığıyla 16. yüzyıl Osmanlı maddî kültürünün izlerini tespit etmek ve bunların edebî işlevlerini ortaya koymaktır. Bu bağlamda araştırma, edebiyat, tarih, sosyoloji, antropoloji ve sanat tarihi gibi disiplinlerin ortak bakış açısından yararlanmakla birlikte esas olarak metin çözümlemesine dayanmaktadır. Yöntem olarak, mesnevinin beyitleri taranmış, maddî unsurlar sınıflandırılmış ve her bir unsurun hem gündelik hayatla hem de edebî mazmun ve sembol dünyasıyla ilişkisi değerlendirilmiştir. Tezde üretim araçları, müzik, günlük kullanım eşyaları, silahlar, giysiler, yiyecek–içecekler, süs ve ziynet unsurları, yazı ve kitap kültürü, ulaşım, yapı malzemeleri, değerli taş ve madenler ile dinî–mistik kavramlara dair örnekler incelenmiştir. Analizler, bu unsurların yalnızca dönemin maddî hayatını yansıtmadığını; aynı zamanda metnin alegorik yapısına ve edebî estetiğine katkıda bulunduğunu göstermektedir. Sonuç olarak Şah u Gedâ, maddî kültür unsurlarının hem tarihî bilgi kaynağı hem de edebî sembol olarak işlev gördüğü bir mesnevi olarak öne çıkmaktadır. Bu yönüyle çalışma, divan edebiyatı metinlerinin sosyal ve kültürel tarih araştırmaları için değerli bir arşiv işlevi gördüğünü ve nesnelerin edebî bağlamda yeniden anlam kazandığını ortaya koymaktadır.

Sevde Hazan Özdemir
Başkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Genç vatandaşların izinde: Gürbüz Türk Çocuğu ve Sevgi Bir Kuş dergilerindeki politik söylemler, ideoloji ve iktidar ilişkileri

This thesis inspects the reflections of the ideological aspects of a nation-state's over childhood issue of the political powers of the early Republican era and the AKP government concerning two different periodicals called Gürbüz Türk Çocuğu and Sevgi Bir Kuş. This study argues that the selected children's magazines produced literary texts influenced by the institutional policies of publishers, while they present the political ideology of the existing powers over childhood to the child reader directly or implicitly. The ideal childhood discourses, which were modified according to the changing political power of the period, were intended to be conveyed to the child reader by instrumentalizing the literature at the point of forming a national identity. Therefore, it is significant to examine the literary products in the children's magazine published by the "Children's Protection Agency", one of the official instruments of the state, to see how the discourse of the power changed over time in the context of child policies and the nation-state. Peter Hollindale's critical theory concerning the children's literature and ideology constitutes the basic theoretical background of the thesis; and as a secondary source, I utilized the studies on children's literature and the construction of national identities of states.

MagazinesGürbüz Türk Çocuğu magazineSevgi Bir Kuş+7
Tuğba Kara
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bireyselleşme/özerkleşme istenci üzerinden 19. yüzyıl Osmanlı modernleşmesi

Bu çalışmada, 19. yüzyılda üretilen Tanzimat romanlarının bireyselleşme/özerkleşme istenci üzerinden okunabileceği düşüncesi ele alınmıştır. Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat (1872), Müsâmeretnâme (1872), Hasan Mellah (1874), İntibah (1874) romanları karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bir "olay" olarak babasızlık ve aşk, bir "eylem" olarak benlik/nefs, vicdan ve irade savaşı, öznenin intikamı ve intiharı, bir "beyan" olarak öznenin kıssadan hissesi bahsi ile incelenen romanlarda; dönem sonu kuşağının kapıldığı özerk ve öznel var oluş arzusu, bu arzunun karşılaştığı zorluklar ve mücadele sırasında görünür hale gelen zafiyetlere dikkat çekilmiştir. Yapılan bu inceleme ile yalnızca erkek karakterlerin değil, kadın karakterlerin de "kendi" arzuları için benliklerini yeniden tanımlama çabası içerisinde olduklarını göstermek hedeflenmiştir. Böylece dönem romanlarına ilişkin yinelenen bakış açıları yerine farklı bir yaklaşım geliştirerek her türden yetkenin denetimi ve tehdidi karşısında itaate tâbi olmak yerine, etken ve iradi bir varoluş mücadelesinin yürütüldüğüne, karakterlerin edilgin olmadığına dikkat çekilmiştir. Yürütülen bu mücadele ile çağın gerisinde kalan uygulama ve düzenlemeler kadar, davranış ve düşünce modlarının da tasfiyesi için eleştiri ve özeleştiriden yana bir talebin, okuyucu dikkatine sunulduğu bu çalışmada ele alınan bir diğer konudur. Geleneksel zihin yapısına göre biçim verilen özne üretim biçiminin değişmekte olduğuna da işaret eden bu mücadeleler aracılığıyla modern zihin yapısı ile etkileşime giren öznelerin; "eşitlik", "hak", "hürriyet", "özgürlük", "özerklik" ve "adalet" kavramlarını müzakere inisiyatifi aldıkları ve bu inisiyatifin özneden özneye değişebildiği ortaya konmuştur. Romanlardaki erkek ve kadın öznelerin erginleşme niyetlerine yönelik arzuyu netleştiren bu mücadelelerin, aynı zamanda Osmanlı'nın 19. yüzyılda ciddiyet kazanan bekâ savaşımı ile de koşut olduğu tepit edilmiştir. Bu bağlamda, özerk ve öznel var oluş arzusunun yalnızca romanlarda değil, siyasal alanda da gözlemlenebileceği saptanmıştır. Sonuç olarak Osmanlı'nın 19. yüzyılda deneyimlediği sürecin; hem siyasal, hem de sosyo-kültürel alanda özgün bir modernleşme olduğu, bu deneyimden pay alan öznelerin ise gerek "kendi" arzuları için gerek imparatorluk bekâsı adına değerli bir mücadele verdikleri kanıtlanmıştır.

19. yüzyılBireyselleştirmeEski Türk edebiyatı+5
Müge Uzbilek Akkuş
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Murathan Mungan öykülerinde ulusal erkeklikler

Bu çalışmada Murathan Mungan öykülerindeki krizdeki ulusal erkeklik temsillerinin ulus-devlet ideolojisinin normatif erkeklik ideallerine müdahale içeren erkeklik temsilleri olduğunu tartışıyorum. Bu bağlamda ulus-devletler için cinsiyetli ve itaatli özneler üretme amacının bir parçası haline gelen performativitenin Mungan metinlerinde krizdeki ulusal erkekliklere alternatif oluşturan oluş halinde, sınırları belirsizleşmiş ve hibrit bedenlenme deneyimlerine dayalı insan sonrası erkeklik olanakları sunduğunu gösteriyorum. Mungan öykülerinin yakın okumaya dayalı analizi yoluyla bu çalışmada erkekliğin ulus-devletin öngördüğü gibi sabit bir cinsiyet kategorisi olmadığını ve tartışmasız bir güç ve ayrıcalık konumunu temsil etmediğini öne sürüyorum. Anahtar Kelimeler: Erkeklik, Mungan, Kriz, Performativite, Ulus

EdimsellikErkeklikHikaye+4
Gizem Koçak
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fesli maymunlar: Son dönem Osmanlı'dan Erken Cumhuriyet'e evrim edebiyatı ve edebiyatın evrimi (1894-1934)

Bu tez, 1894-1934 yılları arasında evrimi konu edinmiş kurmaca metinlere odaklanmaktadır. Kırk sene zarfında yazılmış toplamda beş ana metin üzerinden Osmanlı modernleşmesini tekâmül, terakki, taklit kavramları ve insan-hayvan, insan-maymun ikilikleriyle -aynı zamanda bu ikilikleri sorunsallaştırarak- yeniden düşünmeyi amaçlamaktadır. Her biri tezin bir bölümünü oluşturacak Bir Acibe-i Saydiye (1894), Goriller İçinde (1898), Tekâmül (1898), Maymun'un Defteri (1922) ve İnsan Önce Maymun muydu? (1934) metinlerinin çıkış noktası olan evrim fikirleri ve maymun temsillerine hayvan çalışmaları alanında sorulan sorular ve yürütülen tartışmalarla yaklaşarak, insan-merkezli olmayan Osmanlı edebiyatının imkânları sorgulanmaktadır. Bu çalışma, evrimini tamamlayarak insanlığa erişebilmiş Avrupalı ve Amerikalı karakterler karşısında kendisini oluş hâlindeki bir ara form olarak tahayyül eden, maymun bedeni ve zihniyetine hapsolduğunu hisseden karakterlerden güç alarak Gayatri Spivak'ın meşhur sorusunu "Maymun konuşabilir mi?" şeklinde yeniden sormaktadır. Kongo'da goril avına çıkmış beyaz adamın karşısında bedenen gorilleşen yerlileri, Paris hayvanat bahçesindeki bir goril kafesine hapsolduğunda gorillerle iletişim kurmayı becerebilen Osmanlı münevverini, beyaz Amerikan ırkının tekâmülü için damızlık erkek olarak kullanılan ve kendisini Darwinci panteist bir maymun olarak gören Osmanlı erkeklerinin pişmanlıklarını maduniyet ve hayvan kuramları ile birlikte okumaya çalışmaktadır. Tezin temel argümanlarından ilki, dönemin gazetelerinde hararetli tartışmalara yol açmış Darwinci evrim fikrinin kurmaca alanda da kendini gösterdiği ve bu fikri savunmak veya eleştirmek amacıyla yazılan metinlerin "evrim/tekâmül edebiyatı" başlığı altında fennî edebiyatın bir uzamı olarak sınıflandırmaya açık olduğudur. Bir ikincil argüman, evrim ve devrim arasında gelgitlere maruz kalmış Osmanlı ve Cumhuriyet edebiyatlarının, Darwinci edebiyat evrimi teorisi taslağı sunan Franco Moretti'nin doğal seçilim, adaptasyon, türsel çeşitlilik gibi terimleriyle birlikte okunabileceğidir. Böylelikle bu tez hem edebiyat tarihini hem de bu edebiyatı oluşturan metinleri maymundan insana, doğadan kültüre, gelenekselden moderne evrimleşme fikri üzerinden incelemeye açmaktadır. Anahtar Kelimeler: Evrim edebiyatı, edebi Darwinizm, hayvan çalışmaları, Osmanlı romanı, maymun temsilleri

DarwinizmEvrimFantastik edebiyat+7
Zeynep Nur Şimşek
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimEN

Düzenleri ters yüz eden kadın yazarlar: Türk edebiyatında kadın gotiği 1920-1958

Even with the increasing interest in Turkish Gothic literature, the number of studies is still limited due to realistic literature being at the center of literary production, and literary criticism generally overlooking the originality of the Gothic genre. This dissertation intends to be the first to focus solely on Turkish female Gothic with the aim to investigate why certain female writers have written novels in the Gothic convention. To this end, the scope of the study is limited to the Gothic novels published as books between 1920-1958 by Suat Derviş, Nezihe Muhiddin, Peride Celal, and Kerime Nadir who have been considered as women writers in the same period by various literary circles. Contrary to the general hesitation in the Turkish academia to relate the Gothic mechanisms in novels to historical contextualizations, these writers' works are analyzed with reference to paratexts and intertexts situated in socio-cultural contexts. The textual analyses in this study show that women have written in the Gothic genre for its plurality of meaning, discreetly subverting orders established in private and public spaces. In an attempt to illustrate the originality of this genre, this study thus puts forth an analysis of the interaction between instances of the Turkish female experience and Gothic literature via subversive readings of themes of Romanticism, incest, necrophilia, live burial, and the female vampire.

GothicGothic novelFemale writers+3
Nilüfer Yeşil
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Birinci ağızdan aşk mesnevilerinde duygusal ifade tarzları

Birinci ağızdan aşk mesnevileri, divan şiiri araştırmacıları tarafından çoğunlukla sergüzeşt-name türü altında tasnif edilmiştir. Bu sınıflandırma sebebiyle ilgili metinler üzerinde yapılan araştırmalar, dar bir inceleme alanıyla sınırlandırılmıştır. Ayrıca divan şiirinde aşk üzerine yapılan çalışmalar mercek altına alındığında, aşkın çoğunlukla ideal şekliyle alımlanması ve aşk duygusu incelenirken kullanılan iki boyutlu (mecazi-ilahi) yöntemler, alanının sınırlarını iyice daraltmıştır. Divan şiiri çalışmalarının sınırlarının genişletilmesi, dünya edebiyatında tartışılmaya devam eden farklı bakış açılarının kullanılmasıyla mümkündür. Buradan yola çıkılarak bu tezde, Osmanlı birinci ağız aşk mesnevilerinden Tacizade Cafer Çelebi'nin Heves-nâme'si, Celili'nin Hecr-nâme'si, Dai Mehmed Efendi'nin Nevhatü'l-Uşşâk'ı ve Enderunlu Fazıl'ın Defter-i Aşk'ı öz-anlatılar (self-narratives) kategorisi altında sınıflandırılmıştır. Berlin Araştırma Grubu araştırmacıları arasında yer alan Gabriele Jancke'nin öz-anlatılar üzerine oluşturduğu argümanlarından etkilenilerek oluşturulan söz konusu çalışmada, şairlerin birinci ağızdan kaleme aldıkları aşk mesnevilerinde öne çıkardıkları duygu ifadeleri vasıtasıyla, ait oldukları sosyal ağlarla iletişim kurdukları öne sürülmüştür. Yapılan incelemeler neticesinde duygusal ifadelerin birer kod / norm görevi görerek duygusal senaryo işlevi kazandığı ve ilgili senaryolar aracılığıyla şairlerin, ilişkide oldukları topluluklarla iletişimde oldukları; tersi biçimde şairlerin eserlerinde kendi duygu ifadeleri yerine, ait oldukları sosyal toplulukların belirlediği normları öne çıkararak, duygusal ifade tarzlarının sosyal ilişki ağları aracılığıyla inşa edildiği sonucuna varılmıştır. İfade biçimlerinde gözlenen bu farklılaşma ile aşkın ideal ölçütlerinin dışında farklı şekillerde de kurgulandığı ortaya konulmuştur. Ayrıca şairlerin öne çıkardıkları duygusal ifade tarzlarının farklı şairlerle ortaklaştığı ve ortaklaşan söz konusu duygusal ifadeler etrafında, ilgili şairlerin duygusal topluluklar oluşturdukları tespit edilmiştir.

AşkAşk şiiriCelili+7
Aslı Çiftçi
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
11
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Kâbus tasavvurları: Çağdaş İngiliz ve Türk romanlarında distopik kurgunun analizi

This study focuses on contemporary dystopian novels written in English and Turkish literature. As it is a popular tradition among today's readership, the first chapter discusses dystopia as a genre. The second and third chapters provide close readings on Jeanette Winterson's The Stone Gods (2007), Cem Akaş's Y (2018), Doris Lessing's Mara and Dann: An Adventure (1999), and Oya Baydar's Köpekli Çocuklar Gecesi (2019). While it aims to inform the reader about the development of the dystopian genre, this thesis seeks answers to the questions of how we can read these authors from different countries in relation to each other and how they complement each other as writers that use the same genre. While seeking an answer to these questions, the concept of "kinship" proposed by Wai-Chee Dimock is thought to be useful. This thesis proposes that there is kinship through genre between Winterson and Akaş, while Lessing and Baydar form this kinship from a more political and activist position due to the parallels in their personal experiences. In regard to this concept, while discussing Winterson and Akaş through gender and sexuality, this thesis reads Lessing and Baydar together through their eco-dystopia. Through their similarities and distinctions, all four authors contribute to the tradition of the dystopia separately; however, it is also essential to establish a connection and relationship between their works as the authors wrote their works under the traditions of their Anglophone and Turkish literatures. Keywords: contemporary novel, dystopia, eco-dystopia, gender and sexuality, kinship

DystopiaNightmareComparative literature+4
Irmak Ulaş
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Edebiyatın müzikleştirilmesinde medyalararası yaklaşımlar

Bu tez, medyalararasılık teorilerini ve yaklaşımlarını kullanarak, Batı'da ve Türkiye'de edebiyatın müzikleştirilmesinin nasıl gerçekleştiğini karşılaştırmalı bir biçimde incelemektedir. Tezin ilk bölümü medyalararasılık kavramlarına, teorilerine, tipolojilerine ve yaklaşımlarına değinmektedir. Daha sonraki iki bölümde, medyalararasılık tartışmaları bağlamında, Batı'da ve Türk edebiyatında edebiyatın müziğe aktarımının karşılaştırılmalı olarak incelemesi yapılmıştır. "Edebiyatta müzik" yaklaşımlarındaki eksikliğin edebiyatın müziğe aktarımı durumunda açıklamakta eksik kaldığı durumlar üzerinde durulmuştur. Batı'da bu durum incelenirken Paul Gallico'nun The Snow Goose adlı eserinden bölümler sunularak, bu eseri müziğe aktaran Camel'in eseri nasıl kullandığı, edebiyatın müziğe nasıl aktarıldığı ve aktarım sırasında çıkan sorunlara değinilmiştir. Yine bu bağlamda Dalton Trumbo'nun Johnny Got His Gun eserinden esinlenen Metallica grubunun One şarkısı incelenmiştir. Türk edebiyatına odaklanan üçüncü bölümde özellikle şiir türündeki edebi eserlerin müziğe aktarım süreçlerinde ortaya çıkan yatay genişleme problemi ve bunun çözümü üzerinde durulmuştur. Bu aktarıma örnek olarak Nazım Hikmet Ran, Can Yücel, Sabahattin Ali, Orhan Veli Kanık, Ataol Behramoğlu, Atilla İlhan, Murathan Mungan ve Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden faydalanılmıştır. Türk edebiyatının müzikleştirilmesi medyalararasılık yaklaşımlarıyla birlikte çalışıldığında daha önce dikkat çekmeyen problemlerle karşılaşmak mümkün olduğu için bu tez ortaya çıkan sorunlara çözüm önerileri ve yeni metodolojik yaklaşımlar sunmaktadır. Batı kanon edebiyatı ve klasik Batı müziği merkezli medyalararasılık çalışmalarının Türk edebiyatı ve Anadolu rock, Anadolu pop gibi yeni bir alanda uygulanabilirliği sorgulanmıştır.

Edebi eserlerEdebi metinlerEdebiyat+7
Mert Ekrem Ünver
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Canavarlaşarak görünüm kazanan bedenler, hayvani makineler: Halid Ziya Uşaklıgil'in öykülerinde insanötesi (posthüman)

This thesis explores the posthuman figurations in Halid Ziya Uşaklıgil's four short stories, "Sevda-yı Sengîn", "Kadın Pençesi", "Mösyö Kanguru", and "Kırık Oyuncak" in comparative and intermedial contexts. The thesis asks the question of how the boundaries between the human and posthuman are constructed, and whether the posthumanization is strengthened or melted these boundaries. For the answers, we visit ancient Greek mythological figures such as Pygmalion and Medusa and come back to the nineteenth century's narrations that intermingled with dance, cinema, art, and poetry. These art forms and texts help us understand and change today's narratives and social structures that oppress others. This thesis also explores the posthuman entanglement with nature and culture in and out of the realms of fiction/reality achromatically while all sorts of forming in texts bend the fixations.

Gamze Altınyaprak
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
20
Yüksek LisansAçık ErişimEN

"Bir hikaye anlatıcısı olduğumda, yeni bir dünya keşfettim": Gelenekselden dijitale hikaye anlatıcılığının hikayesi

This thesis explores storytelling from traditional to digital, demonstrating the form of today's storytelling. The main problem of this study is how traditional oral storytelling turns into digital storytelling. For this reason, first of all, we will travel back to the concept of traditional storytelling, meddahs, who are one of the most important storytellers, are examined. In addition to specifying the differences that distinguish digital narratives from traditional narratives in terms of form and content, the interactive nature of digital narratives will be explored. With digitization, the author is not alone in shaping his/her story now, and the writer and the reader communicate together. Thus, this thesis also examines how readers or audiences will be able to interact with the story itself without being passive in the face of the content and be active producers in conveying their own stories.

Digital storytelling
Deniz Demirel
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

İnsanın ötesini anlatmak: Çağdaş Türk edebiyatında ekoanlatıbilim

This study presents eco-critical readings of ecologically conscious contemporary Turkish novels, based on current narratological approaches. Each chapter investigates the textual traces of the relationships between humans and non-human entities, examining how the texts represent the non-human world through narrative structures. It questions how these narrative representations establish emotional and cognitive connections with readers. The first chapter, which demonstrates the theoretical approach of the thesis, briefly explains the shared developments of eco-criticism and narratology, and it provides an overview of ecocritical studies conducted on Turkish literature. The second chapter focuses on the construction of the storyworld and the role of the experimental narrator in Faruk Duman's Sus Barbatus! trilogy. It discusses the role of local experience in environmental texts by establishing a connection between the traditional storytelling practices specific to Turkish local culture and the narrator in the novel. The third chapter analyzes the active roles of the second-person narration and non-human entities in the narrative structure of Sema Kaygusuz's novel Yüzünde Bir Yer (Every Fire You Tend). It examines the use of non-human entities in representing historical traumas. The fourth chapter examines the narrative similarities between Latife Tekin's Zamansız (Timeless) and Deniz Gezgin's YerKuşAğı (EarthBird) together. It establishes a literary kinship between Tekin and Gezgin and discusses how the perceptual processes of the non-human narrators are conveyed in both novels.

NarratologyEcocriticismNovel+3
İsmet Tarık Gölge
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anlatı bilimi açısından roman - sinema etkileşimi ve bir uygulama: Anayurt Oteli

Sinema ortaya çıktığı andan itibaren diğer sanat dallarından, özellikle edebiyattan etkilenmiştir. Gerek dünya sinemasında gerekse Türk sinemasında birçok roman, öykü ve tiyatro yapıtı sinemaya uyarlanmıştır. Sinema-edebiyat ilişkisi sinema sanatının gelişmesiyle etkileşime dönüşmüştür. Özellikle 1950'lerde Fransız yazınında ortaya çıkan Yeni Roman akımı, romanın sinemasal anlatıma yakınlaştırılmasında doruk noktayı temsil etmektedir. Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan Yusuf Atılgan (1921-1989), az ama nitelikli eserler vermiş bir yazardır. Romanlarında daha çok iletişimsizlik, yalnızlık, yabancılaşma gibi modern bireyin sorunları ve bunların psikolojik yansımalarını işlemiştir. Anayurt Oteli, görselleştirme ve yeniden üretime açık, çağdaş anlatı teknikleriyle örülmüş bir romandır. Ayrıca bu yapıt, hem sinemanın romanı nasıl etkilediğini hem de romanın sinema filmine nasıl dönüştürüldüğünü incelemek için çok uygundur. Bu tezde, romanın sinemasal anlatıma nasıl yaklaştırıldığı, roman- sinema etkileşimi ve romanın filme nasıl dönüştürüldüğü ortaya konmaya çalışılmıştır. Anayurt Oteli romanı ve filmindeki anlatı teknikleri, anlatı zamanının düzeni, anlatı hızı, anlatıdaki tekrarlar, odaklanma, anlatıcı değişimleri incelenerek anlatı biliminin kuramsal yaklaşımından yararlanılmıştır. Gerard Genette'in Narrative Discourse (Anlatı Söylemi) adlı kitabı, bu tezdeki önemli kaynaklardan biri olmuş, "Sıra", "Süre", "Sıklık", "Kip" ve "Ses" şeklindeki alt bölümleme de bu kitaptan alınmıştır. Bu tezde, Yusuf Atılgan'ın Anayurt Oteli (1973) romanı ve Ömer Kavur'un aynı adla 1986 yılında sinemaya uyarladığı filmden hareket edilmiş, Anayurt Oteli'nin "sinema teknikleri" ni kullanan bir roman olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar sözcükler: Anlatı bilimi, roman, sinema, Anayurt Oteli m

Anayurt OteliAtılgan, YusufHikaye+3
Reyhan Tutumlu
İhsan Doğramacı Bilkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2002
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Adnan Benk ve Türkiye`de modern edebiyat eleştirisi

Adnan Benk (1922-1998), modern Türk edebiyatının önde gelen eleştirmenleri arasında yer alır. Benk, İstanbul Üniversitesi Fransız ve Roman Dilleri Bölümü'nü 1946 yılında bitirmesinin ardından, 1947 yılından itibaren eleştiri yazıları ve incelemeler yayımlamaya başlamıştır. Yazılarını çoğunlukla 1950 ve 1960 yılları arasında gazete ve dergilerde yayımlamış, etkileyici üslûbu ve yoğun bilgi birikimiyle, edebiyat, güzel sanatlar, müzik, sinema ve tiyatro gibi farklı sanat dalları üzerine eleştirel inceleme ve denemeler yazmıştır. Bazı yazılarında Türk edebiyatının önde gelen eleştirmen ve yazarları ile çeşitli tartışmalara giren Benk, yazılarının geniş bir konu yelpazesine dayanması ve canlı bir üslûba sahip olması nedeniyle hem döneminin hem de bugünün edebiyatçıları tarafından son derece özgün bir yazar olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada Adnan Benk'in eleştiri yazılarındaki süreklilik ve değişim, modern Türk edebiyat eleştirisinin öznel ve nesnel yaklaşımlar olarak nitelenebilecek ana eğilimleriyle birlikte incelenmektedir. Tezin ilk bölümünde Benk'in eleştiri, sanat ve kültür anlayışı ile üslûbu incelenmiş, eleştiri anlayışının kaynakları tartışılmıştır. Nesnel eleştiri yanlısı olan Benk, yapıtların bir bütün olarak ele alınması ve öncelikle edebîlik açısından değerlendirilmesi gerektiğini savunur. Adnan Benk'in kendine özgü bir mizahı ve tartışmacı üslûbu yazılarında başarıyla kullandığı görülmektedir. Tezin ikinci bölümünde ise Adnan Benk'in eleştiri anlayışı, modern Türk edebiyat eleştirisinde öznel yaklaşımı savunan Nurullah Ataç ve nesnel yaklaşımın temsilcisi sayılabilecek olan Berna Moran ile karşılaştırılmıştır. Yapılan karşılaştırma sonucunda Benk'in, Ataç'ın esprili ve alaycı üslûbuna yakın bir yazı tarzının olduğu, ancak eleştiri anlayışı bakımından Berna Moran'ın yazılarında belirginleşen nesnel bakışı savunduğu görülmektedir. Dolayısıyla, Adnan Benk'in savunduğu nesnel eleştiri anlayışının yazılarında görülen kişisel üslûp ve öznel yargılar ile yer yer çeliştiği söylenebilir. Anahtar Sözcükler: eleştiri, nesnellik, öznellik, yöntem

Edebi eleştiriEleştiriEleştirmenler+4
Nuri Aksu
İhsan Doğramacı Bilkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2003
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Oktay Arayıcı`nın oyunlarında İroni çeşitlemesi

ÖZET Türk Tiyatrosunun önemli oyun yazarlarından biri olan Oktay Arayıcı, oyunlarında, Epik tiyatro ve Geleneksel tiyatrodaki yadırgatma yönteminden yararlanmıştır. Arayıcı'nın Bir Ölümün Toplumsal Anatomisi, Seferi Ramazan Bey'in Nafile Dünyası, Rumuz Goncagül ve Tanilli Dosyası (Geçit) adlı oyunlarında yadırgatma yönteminin nasıl kullanıldığı, Epik ve Geleneksel tiyatronun özelliklerinden nasıl yararlandığı incelendiğinde yazarın, mesaja dikkat çekmek için Epik tiyatrodan, anlatıma tat katmak içinse Geleneksel tiyatronun anlatım özelliklerinden yararlandığı görülebilir. Oktay Arayıcı'nın kendine özgü bir ironik bakış açısının olduğunu söyleyebiliriz. Yazarın oyuna yaklaşımında, oyuncunun rolüne yaklaşımında ve seyircinin oyuna yaklaşımında, ironinin ortaya çıktığını görebiliriz. Oktay Arayıcı, oyunlarında ciddi ve kesin mesajlar vermekle birlikte, yaklaşımı hoşgörülü ve insanidir. Oyunlardaki eleştiri, yaşam koşullarına yöneliktir. Oyun kişilerinin bilmeden hatalar yapmaları ise hoşgörülebilir insani zaaflar olarak verilmektedir. Bu nedenle yazarın, hoşgörülü ve sakalı bir ironi anlayışının olduğunu söyleyebiliriz. Oyuncular, Epik tiyatro anlayışına göre seyirciye kesin mesajlar iletmekle birlikte, Geleneksel tiyatronun alaycı, şakacı ve oyunsu tavrı ile rollerine yaklaştıklarından ironinin ortaya çıkmasına neden olmaktadırlar. Oktay Arayıcı'nın oyunlarında seyirci, bilme ile bilememe, farkında olma ile olamama arasında ironik bir konumda bırakılır. Seyirci, mesajı alır belki de alamaz ve ikircikli kalır ya da oyun olarak algılamakla yetinir. Bu durum her oyunda farklı bir ironik durumun ortaya çıkmasına neden olur. Oktay Arayıcı'nın, yazarı, seyirciyi ve oyuncuyu içine alan ve her oyununda farklı biçimlerde ortaya çıkan bir ironi anlayışının olduğunu söyleyebiliriz. Bunun yanı sıra Epik tiyatrodan ve Geleneksel tiyatrodan yararlanma biçiminin çağdaşları ile benzer özellikler taşıdığını da söyleyebiliriz. Anahtar sözcükler: Epik Tiyatro, Geleneksel Tiyatro, İroni, Yadırgatma. 111

Arayıcı, OktayTiyatroTiyatro oyunları+2
Refika Altıkulaç
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2003
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşar Kemal`in İstanbul`una çevreci bir yolculuk

ÖZET Yaşar Kemal (d. 1923) bir Çukurova romancısı olarak bilinmektedir. Ne var ki, Yaşar Kemal'in insan ve doğa ilişkisine bakışındaki evrensel açıyı bütünüyle kavramada yazarın eleştirmenler tarafından çoğunlukla göz ardı edilen, başta Deniz Küstü (1978) olmak üzere, İstanbul'u konu alan yapıtları çok önemli bir yer tutar. Bu tezde, "çevreci eleştiri" ile birlikte "ekopsikoloji", "ekoferninizm" ve "Derin Çevrecilik" akımlarının yaklaşımları göz önünde bulundurularak Yaşar Kemal'in Deniz Küstü' de karakterlerle çevreleri arasındaki ilişkiyi nasıl kurduğu derinlemesine irdelenmiştir. Yazarın diğer İstanbul konulu yapıtlarından uzun öyküsü Kuşlar da Gitti (1978), kısa öyküleri "Ağır Akan Su" (1970), "Hırsız" (1987), "Kalemler" (1987) ve "Lodosun Kokusu" (1981), röportaj derlemeleri Allahın Askerleri (1978) ve Bir Bulut Kaynıyor (1974) ile "Anadoludan Gelenler" (1959) ve "Menekşenin Balıkçıları" (1982) adlı makaleleri de Deniz Küstü'yle kurdukları metinlerarası ilişkiler bakımından incelenmiştir. Tezde, Yaşar Kemal'in Deniz Küstü' de karakterlerin kendilerine ve çevrelerine karşı yabancılaşma süreçlerini sergilediği, buna bağlı olarak insanın çevresiyle etkileşiminin karşılıklı olduğunu vurguladığı gösterilmiştir. Deniz Küstü de kişilerin imgelem güçleri ve duygudaşlık yetileri yoluyla yaşam alanına olumlu işlevler yükleyerek yaşamın sürmesini olanaklı kıldıkları sergilenmiştir. Aynı zamanda, yazarın sözlü gelenekteki kimi teknikleri roman türünün araçlarına göre yeniden yorumladığı ve bunları okuyucuyu da içine alacak biçimde bir tür yadırgatma yöntemi amacıyla kullandığı gözlemlenmiştir. anahtar sözcükler: İstanbul, deniz, çevreci eleştiri, yabancılaşma

Kemal, YaşarRomanTürk romanı+5
Günil Özlem Ayaydın
İhsan Doğramacı Bilkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2003
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Melih Cevdet Anday şiirinde zaman

ÖZET Melih Cevdet Anday'ın (1915-2002) şiirinde Zaman' in önemi eleştirmenler tarafından sıklıkla dile getirilse de, bu konuda yapılmış kapsamlı bir çalışma yoktur. Bu tez Anday şiirindeki farklı Zaman tasarımlarını çözümlemek için hazırlanmıştır. Anday'ın "Garip"ten sonra yazdığı toplumcu şiirlerindeki Zaman tasannu belirgin olarak "Olsun da Gör'" şiirinde görülebilir. Bu şiirdeki Zaman tasarımını belirleyen varolan dünyanın olumsuzluklarının giderildiği bir "altın çağ ütopyası" dır. Şiirdeki özne, kendini "altın çağ"a doğru ilerleyen tarihin içinde görür. Kolları Bağlı Odysseus kitabında insanın doğayla uyum içinde yaşadığı dönemler model olarak alınır ve o dönemlerin "sürekli zaman" anlayışına özlem dile getirilir. "Sürekli zaman" anlayışında tarih düşüncesi dışarıda bırakılmıştır ama özne. kendini tarihin mantığından kurtaramaz ve bu yüzden kitaptaki Zaman tasannu süreksizdir. "Göçebe Denizin Üstünde" şiirindeki özne, geçmiş ve gelecek düşüncesinden sıynlıp "sürekli bir şimdiki zaman" içinde yaşamak isteğini ifade eder. Yine bu anlayışın süreği olan "Troya Önünde Atlar" şiirinde de özne kendini "gelecek"ten kurtarmak ister. Ancak bu şiirlerdeki özne, kendi dışında geçip giden Zaman' ıh aynrnındadır ve bu durumdan rahatsızlık duyar. Bu şiirlerdeki Zaman tasannu geçmişin saklandığı "bellek"i dışarıda bıraktığı ve insanın varlığı "gelecek"i zorunlu kıldığı için olanaksızdır. Anday, Raziye romanında belleksiz ve gelecek kaygısına sahip olmayan Raziye tipini yaratarak bu olanaksız Zaman tasanınım kurmaca evrende olanaklı kılar. "Öğle Uykusundan Uyanırken" metnindeki özne ise Zaman'ı yok edip bengilikte yaşadığına inanır. "Güneşte" şirindeki özne kendi dışında akıp giden bir Zaman'ın varlığını kabul eder ve bu durum diğer şiirlerdeki öznenin aksine bir rahatsızlık olarak alınmaz Anahtar Sözcükler: Zaman, Bellek, Çevrimsel Zaman, Tarih

Anday, Melih CevdetBellekTarih+3
Yalçın Armağan
İhsan Doğramacı Bilkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2003
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bilge Karasu`nun Gece`sine metin ve okur odaklı bir yaklaşım

Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan Bilge Karasu (1930-1995), Troya'da Ölüm Vardı (1963), Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı (1970) ve Göçmüş Kediler Bahçesi (1979) gibi nitelikli öykü kitaplarından sonra, ilk romanı Gece (1985) ile okuruyla buluşmuştur. Çağdaş Türk romanı içinde olduğu kadar, kendi yapıtları arasında da farklı bir yeri olan ve 1991 yılında Pegasus Edebiyat Ödülü'ne değer görülen Gecenin yayımlandığı yıldan bu yana yeterince incelenmediği gözlenmiştir. "Çok katmanlı" yapısı, "yazar-anlatıcı-okur" ilişkisini ele alış biçimi ve geleneksel romanlarla arasındaki mesafe, metnin "çetin" olarak nitelendirilmesine yol açmıştır. Bu tezde, Gece metnindeki kurmaca ve üst kurmaca çerçeveler İrdelenmiş ve daha önce ayrıntılı bir biçimde üzerinde durulmayan bu çerçevelerin birbiriyle olan ilişkilerine yakından bakılmıştır. Başlarda üst kurmaca düzlemde gördüğümüz "yazar" söyleminin, metin kişilerinin söylemlerine karışması sonucunda yapılaştığı ve otoritesini yitirdiği gözlenmiştir. Okurun nasıl "içeri" alındığı ve kahramanlaştırıldığı, metnin biçim ve içeriği aynı anda ele alınarak aydınlatılmaya çalışılmıştır. Bu tezin amacı, Gece'ye tek ve değişmez yorumlar getirmek değil, metin-okur ilişkileri çerçevesinde, metnin çoğul anlam dünyasını açığa çıkarmaktır. Tezin sonucunda, metnin birinci, ikinci ve üçüncü bölümlerinde yavaş yavaş artan karanlığın, son bölümde kendini "gece"ye bıraktığı görülür. Gece metninin, yapıntılaştıkça üst-söylem üreten ve sonunda yere düşen bir ayna gibi paramparça olan kurmaca bir yazara sahip olduğu anlaşılır. Metnin son sözleri, bu parçalanışı kuran "yazar"ı açığa çıkarır ve yapıtlaştınr. Bu "yazar", metinde anlatılan baskıcıların kullandıkları teknikleri okur karşısında kullanmıştır; dolayısıyla okur, metnin "kişi"si haline gelmiştir. anahtar sözcükler: kurmaca, kurmaca yazar, okur, üst-kurgu, üst-söylem, yapıtlaşma, iktidar, Gece. iv

GeceKarasu, BilgeKurmaca+4
Jale Özata
İhsan Doğramacı Bilkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2003
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bâburnâme: Bir birey olarak bâbur ve yeni bir nasihatnâme türü

XV.-XVI. yüzyılda Timurlu soyundan gelen bir mirza olan Bâbur, 1494-1530 yılları arasındaki yaşamını günümüzde bilinen adıyla Bâburnâme adlı hatıratında kaleme almıştır. Hatırat, Bâbur'un hayatındaki askeri, siyasi ve kültürel alandaki birçok olayın yıllara göre bölümlenmiş birer anlatımıdır. Bugüne kadar akademik sahada çoğunlukla tarih ve dilbilim üzerine çalışmalara konu olan Bâburnâme, bu tez ile birlikte edebiyat açısından ele alınmıştır. Oysa Bâbur'un edebiyat ile kurduğu bağ son derece güçlüdür. Bunu edebiyat alanında yazdığı eserlerin yanı sıra, hatıratında okuduğunu belirttiği, alıntılar yaptığı edebiyat eserlerinden de gözlemleyebilmek mümkündür. Bu bağlamda tezde, Bâbur'un hatıratından yola çıkarak onun hükümdarlık algısının adab literatürü başta olmak üzere, edebiyat metinlerinden ne derece etkilendiği ve Bâbur'un bu etkiyi ne biçimde kullanıp dönüştürdüğü tartışılmıştır. Böylece edebiyatın, bir hükümdarın dünya görüşünü nasıl ve ne açıdan etkilediği ortaya konmuştur. Bu sayede Bâburnâme'nin bir hatırat olmanın yanı sıra, bireysel deneyimlere dayanan yeni bir tür nasihatnâme olduğu da ortaya konmuştur.

BaburnameGazi Zahirüddin Muhammed BaburHatırat+1
Ercan Akyol
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
11
DoktoraAçık ErişimTR

Toplumsal cinsiyet ve estetik özerklik bağlamında Türk edebiyatında delilik ve kadın

Bu çalışmada, akıl karşıtlığında konumlandırılan ve norm dışılığı gösterme işlevi yüklenen bir üst kavram olarak ele alınan deliliğin, Türk edebiyatında kadınlıkla neden ve nasıl ilişkilendirildiği irdelenmiştir. Deliliğin edebiyattaki cinsiyetlendirilme biçimleri, 19. yüzyıldan başlayarak Türk modernleşmesine bağlı paradigma değişimleriyle birlikte ele alınmıştır. Böylece siyasi koşullar, modern psikiyatrinin gelişimi, kadın hareketinin durumu ve toplumsal cinsiyet politikalarının dönüşümü gibi aralarında yakın ilişki bulunan toplumsal değişkenlerin belirlediği normların edebiyata olan etkileri dönemsel olarak belirginleştirilmiştir. 1890'lardan itibaren özellikle erkek yazarların yapıtlarında, dönemin histeri ve dejenerasyon gibi psikiyatrik iddialarından da yararlanılarak çizilmiş, serbest aşk ve cinsellik yüzünden deliren kadın karakterlerin yaygınlığı dikkati çekmektedir. Tekrarlanan bu imgenin, Osmanlı modernleşmesiyle gündeme gelen ve toplumsal değişim tartışmalarının merkezinde yer alan kadınların eşitlik ve hak mücadelelerine karşı, otoriteyi kaybetmeye yönelik örtük ataerkil endişelerin edebî yansıması olduğu anlaşılır. Öte yandan kadın deliliğini konu edinen dönemin kadın yazarlarının erkeklerden farklı olarak meseleye kadınların toplumsal konumlarındaki sorunlar açısından da yaklaştıkları tespit edilmiştir. Kadın deliliğinin, erkeğin akıl ve iradesi yanında, daha genel seviyede toplumsal düzen için de tehlikeli sayılan kadın cinselliği (fitne) ile bağlantılandırılışının, Cumhuriyet modernleşmesi sonrası milliyetçilikle biçimlenen toplumsal cinsiyet rolleriyle de varlığını sürdürdüğü görülmektedir. Bunun yanı sıra Cumhuriyet sonrası "akıllanırken" erkekleşen ve gizemini kaybettiği düşünülen yeni kadın tipine karşı eril arzunun nostaljisi hâline gelen geleneksel kadın güzelliği ve cinsel cazibe yine delilikle diriltilmeye çalışılır. 1960 sonrası ise dönemin yükselişe geçen sol siyasetine paralel biçimde, edebiyatta da toplumcu gerçekçi estetik hâkimdir. Estetik özerkliği savunan modernist girişimler, psikopatoloji çerçevesinde eleştirilmekte ve burjuva hastalığı olarak medikalize edilen bu karşı estetiğin öncülerinden olan kadın yazarlar, uygulanan cinsiyet hiyerarşisi nedeniyle de kendilerini kanıtlama açısından çifte bir zorlukla karşılaşmaktadırlar. Bununla birlikte hem estetik/entelektüel alanda hem de bireysel olarak özerklik peşindeki kadın yazarları yüceltmek adına onları delilikle nitelendirip bu kez romantize etmenin de edebî özgünlüklerinin silikleşmesine yol açtığı belirlenmiştir. Bu nedenle adları günümüzde de sıklıkla delilikle yan yana getirilen ve çağdaş kadın yazarlara örnek oluşturan Leylâ Erbil, Sevim Burak ve Tezer Özlü'nün eleştirel açıdan fazla irdelenmemiş, edebî sınırları farklı biçimlerde zorladıkları düşünülen birer yapıtına ağırlık verilerek ayrıntılı analizleri yapılmış, böylece her birinin delilikle kurduğu özgül estetik ilişki sorgulanmıştır. Anahtar sözcükler: Delilik, Türk Edebiyatı, Toplumsal Cinsiyet, Türk Modernleşmesi, Estetik Özerklik, Kadın Yazar

Cinsel kimlikDelilikEstetik+4
Hilal Aydın
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bilge Karasu yazınında Yerin Ruhu: Göçmüş Kediler Bahçesi'nin anlatı dünyaları

Bu tez, Bilge Karasu'nun Göçmüş Kediler Bahçesi adlı eserinde yer alan on üç öykünün anlatıbilimsel yöntemle incelemesini yapmaktadır. Öykülerin analizinde anlatıbilimde yeni bir yaklaşım olarak kabul edilen anlatının uzamsal boyutu dikkate alınmıştır. Dolayısıyla üzerinde odaklanılan üç temel soru şunlardır: Öykülerde uzam nasıl tasarlanmıştır? Tasarım sonucu meydana getirilen bu kurmaca dünyaların olayörgüsüne katkısı nedir? Anlatı dünyalarının anlatı kişileri ve okuyucu üzerindeki etkileri nelerdir? Öykülerin uzamsal boyutuyla değerlendirilmesi, ilginç sonuçlar elde edilmesini sağlamıştır. Bunlardan en önemlisi, Karasu'nun mesafelendirmenin dereceleri üzerine kurduğu derin anlamlardır. Yazar, mesafeler üzerinden "ben" ve "öteki" dizgesi içerisinde yer alan ikili karşıtlıkları yakınlaştırıp uzaklaştırmakta, farklılıkların birleşme olanaklarını araştırmaktadır. Böylece toplumsal, psikolojik ve ontolojik açıdan "orada" olan, "öteki" olarak adlandırılan her şey ile buluşma, kavuşma alanları yaratılmıştır. Bu alanlar öykü içerisinde bir "ara yer" olarak kabul edebileceğimiz Bahçe ve öykü dışında metnin kendisidir.

AnlatıEdebiyatHikaye+3
Sinem Şahin Yeşil
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Toplumsal yapıdan zihinsel yapıya Oğuz Atay'da özne ve dil'in yaratımı

Oğuz Atay'ın, Tutunamayanlar (1971–72) ve Tehlikeli Oyunlar (1973) romanlarındaki önemli bir hamlesi, Türkiye'nin entelektüel meselelerini ve yazarlık kurumunun açmazlarını, duygularının çelişkisine kapılan ve bu hâldeyken kendisiyle hesaplaşma içine giren "tutunamayanlar" tipi vasıtasıyla aşmaya yönelmesidir. Bu tezin, Oğuz Atay'ın roman kişilerini kurduğu temelleri soruşturan birinci bölümünde, mikro–sosyolojik düşünceye, yani Émile Durkheim'a karşı Jean–Gabriel de Tarde'ın zihinler–arası hareketlerin belirlenim yasalarını esas alan toplum kavrayışına müracaat edilmiştir. Bu noktada, Oğuz Atay'ın özneyi, birtakım söylem ve ideolojilere bağımlı hâlde üretilen hazır formülasyonların, kanaatlerin veya soyut kavramların temsilleri olarak değil, duygulanabilme kabiliyetine sahip toplumsal tipler olarak yarattığı iddia edilmiştir. Öte yandan, ayrıca "tutunamayanlar" tipinin Türk modernitesinin özgül koşulları etrafında üretilmiş bir özne olduğu düşüncesi de öne sürülecektir. Böylece Oğuz Atay, ülkenin kolektif kimliğinin, toplumsal yapısının çatışmalarını roman kişilerin zihinlerinde gerçekleşen çatışmalar olarak değerlendirmiş ve böylece kişilerine duygusal bir içerik kazandırmıştır. Oğuz Atay'ın metinlerinde söylem, dilsel temsilin kendi imkânsızlığını yine aynı dili kullanarak aşmak üzere yapılanır. Tezin ikinci bölümünde ise, özne ve dilin anlam ve temsil sorunlarına ilişkin düşünceler ile söz konusu metinleri birlikte okumak üzere psikanaliz disiplini çalıştırılmıştır. Ancak, ilgili disipline karşı eleştiriler saklı tutulmuş, psikanalizin aykırı bir kimliğine, Sigmund Freud'a karşı Jacques Lacan'ın teorisine bir alan açılmıştır. Burada ise, Oğuz Atay'ın merkezî anlam rejimlerini boşa çıkarma stratejisi olarak kullandığı yöntemlere odaklanılmış, bir özne ve anlatı dilinin yaratımının üst–kurmaca aracılığıyla nasıl birbirine ilişkin temalar ürettiğine dair bir arka plân getirilmiştir. Burada, okuryazarlık çabasını ve roman yazımını sorguya açan bu metinlerdeki üst–dil oyunlarının, ülkenin kültürel belleğinin bir izdüşümü olarak kurulduğu ve dolayısıyla, romanların meseleleri ve kurgusu arasındaki üst–kurmaca niteliklerin ortak bir tepkiselliğe karşılık geldiği tespit edilmiştir. Son tahlilde, Oğuz Atay'ı bir "yazar/entelektüel" olarak tanımlama fikri üzerinden, söz konusu romanlarda kendisinin "Türkiye'nin ruhu" kavrayışında beliren temel meseleleri öne çıkarılacaktır. Böylece bu tez, ülkenin toplumsal yapısından insanlarının zihinsel yapısına doğru özne, dil, anlam ve temsil sorunlarını, birer roman sorunu olarak tartışmaya açma amacını güdecektir. Anahtar Sözcükler: Tutunamayanlar, Tehlikeli Oyunlar, toplumsal tip, temsil

Atay, OğuzDilEdebiyat+5
Çağdaş Yusuf Akbulut
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

Gazavâtnâme türünün romans-epikten biyografiye dönüşümü

Gazavâtnâmeler kahramanlık ve savaş temalı metinler olduğu gerekçesiyle araştırmacılar tarafından destan türü altında sınıflandırılmıştır. Gazavâtnâmeler Osmanlı Devleti'nin kuruluş sürecini yansıtan anlatılar olarak ele alınırken epik ve romans türlerine ilişkin özellikler içeren bu metinlerin edebî yönden yeterince incelenmediği görülmektedir. Gazavâtnâmelerin yalnızca Osmanlı Devleti'nin kuruluş sürecini yansıtan metinler olarak ele alınması, bu anlatıların sözlü anlatı geleneğinde nasıl bir yeri olduğunun göz ardı edilmesine neden olmuştur. Bu tez çalışmasında Battalnâme, Dânişmendnâme, Saltuknâme ve Gazavât-ı Hayreddin Paşa'nın mensur nüshaları karşılaştırmalı bir biçimde okunarak metinlerin olay örgüsü, motifler ve kişiler açısından ne ölçüde birbirleriyle benzerlikler içerdiği üzerinde durulmuştur. Seçilmiş dört mensur gazavâtnâmenin kurgusal yapılarındaki ortaklıkların açığa çıkarılması anlatıların hem epik ve romans türleriyle ne kadar ilişkili olduklarının anlaşılabilmesi, hem de ortak bir sözlü anlatı geleneğinden etkilenerek üretilip üretilmediğinin keşfedilebilmesine yardımcı olmaktadır. Dört anlatının ortak ve farklı yönleri ele alındıktan sonra, anlatılardaki metinlerarası göndermelere odaklanılarak seçilmiş metinlerin Arap ve Fars epik anlatılarıyla ne ölçüde ilişkili oldukları araştırılmıştır Mensur gazavâtnâmeleri Avrupa edebî türleriyle karşılaştırmayı hedefleyen bu tez çalışması kesin ve genel geçer ölçütler belirlemeyi hedeflememektedir. Başka bir deyişle bu çalışmada gazâ düşüncesi yerine türe odaklanılarak anlatıların farklı bir okuma yöntemiyle değerlendirilmesinin ne kadar mümkün olduğu üzerinde durulmuştur. Bu karşılaştırmalı okuma denemesi sonucunda Battalnâme, Dânişmendnâme ve Saltuknâme'nin romans-epik türünü yansıtan metinler oldukları, Gazavât-ı Hayreddin Paşa'da ise romans-epikten biyografiye doğru bir dönüşümün gerçekleştiği ileri sürülmüştür. Anahtar Kelimeler: Gazavâtnâme, Epik, Romans, Biyografi, Karşılaştırmalı Edebiyat

BiyografiDestanlarEdebiyat+6
Meriç Kurtuluş
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk romanında gayrimüslime bakış: 1900 – 1960

Türk romanında 1900–1960 yılları arasında yayımlanan eserlerden seçilen örnekler yoluyla gayrimüslim karakterlerin ele alınışına odaklanan bu çalışma, aynı süreçte gayrimüslimler bağlamında öne çıkan siyasi, toplumsal ve ekonomik gelişmeleri de irdelemekte, böylelikle edebî ürünlerin tarihsel bağlam içerisinde anlamlandırılmasını amaçlamaktadır. Osmanlı İmparatorluğu'nun birçok alanda avantajlı konumda gösterilen gayrimüslim tebaası, Cumhuriyet'in ilan edilmesiyle birlikte azınlık statüsüne yerleştirilirken bu statünün hukuki zeminini oluşturan Lozan Antlaşması bu noktada dikkat çekici hâle gelir. Bu bakımdan bu çalışma, Antlaşma'nın imzalandığı 1923 yılını teorik olarak merkezine almaktadır. Çalışma, 1923 yılını hazırlayan süreçte ve Cumhuriyet dönemindeki iktidar değişimleriyle geçirilen evrelerde öne çıkan gelişmeleri ve gayrimüslimler bakımından kırılma noktası niteliği taşıyan toplumsal olayları göz önüne alarak roman türündeki eserlerin, içerdiği gayrimüslim karakterler ve gayrimüslim kimliğine ilişkin söylemler üzerinden bu dönüşüm süreçlerinde nasıl reaksiyonlar gösterdiğini ortaya koyma gayreti taşımaktadır. Yirmi beş yazara ait toplam otuz roman yoluyla yürütülen incelemede, ideolojik olarak çok geniş bir yelpazeden seçilen eserlerde, gayrimüslimler söz konusu olduğunda –farklı ve hatta aykırı söylemi yansıtan metinlere rastlanabiliyorsa da– çoğu kez resmî söylemle örtüşen çıkarımlarda bulunulduğu görülür. Bunun yanında, romanlarda gayrimüslim karakterlere ilişkin öne çıkan ötekileştirme biçimlerinin genellikle birbiriyle örtüştüğü ve bir bütünlük sergilediği gözlemlenmektedir. Ötekileştirici söylemin kapsam ve içeriğini de irdeleyen bu tez çalışması, yirminci yüzyılın başından Demokrat Parti İktidarı'nın sonuna kadar devam eden bir süreçte, gayrimüslimlerle ilgili olarak romandaki söylemlerle siyasi ve toplumsal düzeydeki söylemlerin ilişkisini detaylı olarak ele almayı hedeflemektedir.

EdebiyatGayrimüslimlerMilliyetçilik+5
Naim Atabağsoy
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ahmet Vefik Paşa'nın çevirilerinde Osmanlılaşan Moliere

Bu çalışmada, Ahmet Vefik Paşa'nın Moliere'den yaptığı beş çeviri-uyarlamayı çoğuldizgeci bir bakış açısıyla incelemek amaçlanmıştır. Bu çerçevede, 1879- 1882 yıllan arasında Ahmet Vefik tarafından yazılmış olan Zor Nikâhı, Don Civanı, Dudu Kuşları, Tariüf Ve Adamcıl adlı oyunlar, Moliere'in 1659-1666 yıllan arasında yazmış olduğu, Le Mariage Force, Dom Juan ou Le Festin de Pierre, Les PHcieuses Ridicules, Le Tartuffe ou L 'Imposteur ve Le Misanthrope adlı özgün yapıtlarla karşılaşünlmışrır. Bu oyunlar çerçevesinde, özellikle politik, dinî ve ahlakî uzantılan olan kimi sahneleri, paragraflan, cümleleri ve sözcükleri Ahmet Vefik'in erek metine aktarmadığım ya da anlamı değiştirerek aktardığım öne sürmek mümkündür. Dolaylı politik uzantısı olan ve görece "tehlikesiz" noktalarda ise Ahmet Vefik'in çeşitli "yerel kaydırma"lar kullanarak erek kültürün "kabul edilebilirlik" çeviri normlarına yalan durduğu söylenebilir. "Repertuvafa yeni bir tür ve yeni yapıtlar kazandırma amacında bir "kültür planlayıcısı" olarak Ahmet Vefik'in tiyatronun erek kültür tarafından benimsenmesi ve sahiplenilmesi çerçevesinde yapıtlar verdiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Tanzimat, tiyatro, çoğuldizge, çeviri v

Melahat Gül Uluğtekin
İhsan Doğramacı Bilkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2004
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Leyla Erbil`in romanlarında cinsellik

1950'den bu yana edebiyat dünyasının içinde yer alan Leylâ Erbil (193 1-), çağdaş Türk edebiyatının en özgün yazarlarından biridir. Erbil, cesur ve yenilikçi yazarlık tavrıyla dikkat çekmiş ve yapıtlarında her zaman toplumsal ve siyasal sorunlara duyarlılık göstermiştir. Ayrıca Erbil, romanlarında ve öykülerinde yeni biçimler ve teknikler geliştirmiştir. Çağdaş Türk toplumunun toplumsal ve siyasal sorunlarını sıra dışı bir duyarlılıkla irdeleyen Erbil'in yapıtlarında cinselliğin özel bir yeri vardır. Erbil, yapıtlarında cinselliği toplumsal ve psikolojik boyutlarıyla ele alır. Bu tezde Erbil'in Tuhaf Bir Kadın (1971), Karanlığın Günü (1985), Mektup Aşkları (1988) ve Cüce (2001) adlı romanları cinsellik sorunsalı açısından değerlendiriliyor. Tezin "Cinsel Kimliğin Oluşumu" başlıklı birinci bölümünde Tuhaf Bir Kadın, Karanlığın Günü ve Mektup Aşkları adlı romanlar ele alınarak cinsel kimliğin oluşumunda geçmiş yaşantıların, aile ve yakın çevreyle kurulan ilişkilerin etkisi irdeleniyor. Cüce bu konuda yeterli veri içermediği için burada ele alınmıyor. Tezin "Cinselliğin Deneyimlenmesi" başlıklı ikinci bölümünde, karakterlerin diğer cinsle kurdukları ilişkiler ve cinsel yaşanılan ilk üç romanda tartışılıyor. Cüce' de ise cinselliğin doğal ve kültürel boyutları inceleniyor. Tezin "Kamusal Alanda Cinsellik" başlıklı son bölümü iki alt bölümden oluşuyor: "Kadın Yazarlık Durumu" ve "Medyada Cinsellik Sömürüsü". Birinci alt bölümde kadın yazarın toplumdaki konumu, farklı yazarlık tavırları ve yazarlık mesleğiyle ilgili sorunlar irdeleniyor. İkinci alt bölümde ise Karanlığın Günü'den örneklerle medyanın cinselliği nasıl sömürdüğü üzerinde duruluyor. Leylâ Erbil'in romanlarında cinsellik konusunun temel bir sorunsal olduğu, ısrarlı ve kendi içinde tutarlı bir şekilde ele alındığı dikkat çeker. Erbil, bütün romanlarında yarattığı karakterlerin geçmişleri, özellikle çocukluk dönemleri ve aile ilişkileri üzerinde durur. Geçmiş yaşantıların karakterlerin yetişkinlik dönemlerinde de etkili olduğu görülür. Leylâ Erbil, yetkin edebiyatçı tavrından taviz vermediği yenilikçi yapıtlarında cinselliğin yaşanışına ilişkin sorunları derinlemesine irdelemiştir. anahtar sözcükler: cinsellik, çocukluk, kadın yazar, medya,

Cinsel kimlikCinsellikErbil, Leyla+3
Hülya Dündar
İhsan Doğramacı Bilkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2004
30
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sûrnâmelerde 1582 şenliği

III. Murad'ın oğlu Şehzade Mehmed'in sünneti dolayısıyla 1582 yılında İstanbul'da büyük bir şenlik düzenlenmiştir. Bu görkemli şenlik pek çok edebî esere konu olmakla kalmamış, yeni bir edebî türün ortaya çıkmasına da vesile olmuştur. Surname adı verilen ve saray şenlikleri ile ilgili bu edebî türün ilk örnekleri Gelibolulu Âlî'nin Câıni'u 'l-Buhur Der Mecâlis-i Sûr'u ve İntizâmî'nin Sürname-i Hümâyûn'udar. Sûrnâmeler, 1 6. yüzyılda Osmanlı Devleti 'nde halkın gündelik hayatından saray göreneklerine, üretim ilişkilerinden çeşitli sanatsal formlara dek pek çok konuda önemli bilgi kaynaklarıdır. Bu metinler, içlerinde barındırdıkları malzemenin zenginliğiyle birçok araştırmacının dikkatini çekmiştir. Yapılan çalışmalarda, genellikle şenliğin kendisi üzerinde durulmuştur. Bu şenliğin sûrnâmelerde edebî ürünlere nasıl dönüştüğü üzerinde ise yeterince durulmamıştır. Bu tezde, Osmanlı şenlik geleneğine bağlı olarak ortaya çıkan surname türü genel özellikleriyle tanıtılmış ve bu türün ilk örnekleri olan Câmi'u'l-Buhur Der Mecâlis-i Sûr ve Sûrnâme-i Hümâyûn, 1582 şenliğini ele alış biçimleri bakımından incelenmiştir. Surname yazarlarının şenliği birer edebî metne nasıl dönüştürdükleri, kullandıkları anlatım biçimleri ve benimsedikleri söylem ele alınmıştır. Tezde, sûrnâmelerin, hem edebî pratikler hem de şenliklerin edebiyatla ilişkisine dair içerdikleri veriler bakımından, yazıldıkları devrin dil ve edebiyat anlayışını yansıttıkları belirlenmiştir. Gösterilerin kayda geçirilmesinde her iki surname yazarının da edebî bir dil oluşturma kaygısı güttüğü, söyleyişte özgünlük aradığı gözlemlenmiştir. İntizâmî ve Gelibolulu Âlî, eserlerinde aynı şenliği anlatmalarına karşın, ortaya çıkan metinler birbirinden çok farklıdır. İki surname yazarının şenliğe farklı şekillerde yaklaştıkları ve metinlerdeki anlatım biçimi ve söylemin bu farklı yaklaşımları yansıttığı ortaya koyulmuştur. anahtar sözcükler: Osmanlı, surname, söylem, 1582 şenliği iv

Osmanlı DevletiOsmanlı DönemiSurnameler+2
Gülsüm Ezgi Korkmaz
İhsan Doğramacı Bilkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2004
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pargalı İbrahim Paşa çevresindeki edebî yaşam

Pargali İbrahim Paşa Çevresindeki Edebî Yaşam" başlıklı bu çalışmada, İbrahim Paşa ve edebî çevresi, Osmanlı hamilik geleneği bağlamında ele alınmaktadır. Frenk, Makbul ve Makdul lakaplanyla da anılan İbrahim Paşa, kölelikten gelmiş ve Kanunî Sultan Süleyman'ın güvenini kazanarak hızla yükselmiştir. Kanûnî'nin kız kardeşiyle evlenen İbrahim Paşa, Osmanlı tarihinde ilk olarak Serasker Sultan unvanını almıştır. Pargalı İbrahim Paşa'nın ancak Kanûnî'nin himayesiyle yükseldiği açıktır. Bu doğrultuda, Osmanlı hamilik geleneğinin devletin yönetim kadrolarının belirlenmesi bakımından büyük önem taşıdığı görülmektedir. Osmanlı İmparatorluğu, en üst noktada hanedanı simgeleyen padişah olmak koşuluyla, ona "sadakat bağı ile bağlı" elit bir yönetici sınıfın idaresi altındadır (Unan, 5). Osmanlı'nın bu patrimonyal devlet yapısı, hanedanını ve onu simgeleyen padişahı yüceltmeye ve öngörülen devlet yapısını toplum ve kültür yaşamına sindirmeye yöneliktir. Bu çalışmada, Osmanlı toplumunda kültür ve sanat hamiliğinin de patrimonyal devlet yapısını destekleyen, işlevsel bir yönü olduğu ileri sürülmektedir. Buna göre, sanatçılar yapıtlarıyla Osmanlı hanedanının görkemini yansıtmakta, sanatçıları himaye eden kişiler ise Osmanlı'nın görkemini vurgulayacak yapıtları finanse ederek kendi siyasi konumlarını güvence altına almakta ve İmparatorluğa bağlılıklarını kanıtlamaktadırlar. Yapılan incelemeler sonucunda, Osmanlı'da hamilik geleneğinin devletin idari yapısını yansıtan ve toplum yaşamının her alanının olduğu gibi sanat alanın da barındırdığı saltanat ideolojisini desteklemeye yönelik işlevsel bir görev üstlendiği anlaşılmaktadır. Patrimonyal devlet yapısının korunması amacıyla, hamilik geleneğinin kurumsallaşmış bir sistem olarak işlediği görülmektedir. Patronlar bu sistemin sadık koruyucuları olarak karşımıza çıkmaktadır. Kanunî döneminin en önemli hamilerinden birisi ise kuşkusuz İbrahim Paşa'dır. İbrahim Paşa'nın sanat ve edebiyat patronluğunun incelenmesi, dönemin edebî çevrelerinin nasıl işlediğinin anlaşılmasının ötesinde, devletin patrimonyal yapısını model alan hamilik sisteminin sanat alanına nasıl yansıdığını ve önemini ortaya koymaktadır. İbrahim Paşa eksenindeki edebî çevre ve Paşa'nın patronaj ilişkileri, o dönemde kişinin konumunu ve toplumdaki itibarını koruması için sistemin bir parçası haline gelmenin zorunluluğunu göstermektedir. Söz konusu zorunluluğun önemi, bu çalışmada ele alınan şair ve patronların aralarındaki çekişmeler üzerinden daha iyi anlaşılmaktadır. anahtar sözcükler: Pargalı İbrahim Paşa, Edebi Çevre, Hamilik, İdeoloji.

Edebi incelemeEdebi sanatlarHamilik+2
Esma Tezcan
İhsan Doğramacı Bilkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2004
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Melih Cevdet Anday tiyatrosunda şiirsel adalet

ÖZET Bu çalışmanın birinci bölümünde şiirsel adalet kavramının tanımı, ayrıca Antik ve Klasik tiyatro anlayışında kavramın genel olarak nasıl yorumlandığı üzerinde durulmuş ve kavramın içeriği Kral Oidipus oyunu örneklenerek açıklanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde şiirsel adalet kavramının Romantizm ve Gerçekçilik akımları ile birlikte farklı yorumlanmaya başlanmasından söz edilmiştir. Modern ve modern sonrası tiyatro sanatının şiirsel adalet kavramına yaklaşımının genel bir özeti verilmiştir. Üçüncü bölümde modern Türk tiyatrosunda şiirsel adalet kavramının yorumlanışı; 1915-2002 yıllan arasında yaşamış olan Melih Cevdet Anday'ın özgün tiyatro oyunları ele alınarak açıklanmıştır. Yazılış sıralarına göre incelenen bu oyunlar: Yılanlar, İçerdekiler, Mikado 'nun Çöpleri, Yarın Başka Koruda, Dikkat Köpek Var, Ölüler Konuşmak İsterler, Müfettişler ve Ölümsüzler Ya Da Bir Cinayetin Söylencesi başlıklı oyunlardır. Bu oyunların incelenmesi sonucunda, hem Türk hem de Dünya tiyatrosu tarihinde sıklıkla rastlanmayan çok özel bir şiirsel adalet düşüncesinin Melih Cevdet Anday tarafından tasarlandığı sonucu ortaya çıkarılmıştır. Bu adalet anlayışı; kötülüğün nedenlerinin ortadan kaldırılması ile dünyayı iyilikle donatmak biçiminde geliştirilmiş bir adalet anlayışıdır. Anahtar Kelimeler: Antik Tiyatro, Kral Oidipus, Modern Tiyatro, Adalet iii

AdaletAnday, Melih CevdetModern tiyatro+2
Yeşim Gökçe
İhsan Doğramacı Bilkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2004
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Oktay Rifat şiirinde Güneş'in üç hali

ÖZET Oktay Rifat'ın (1914-1988) Perçemli Sokak (1956) adlı yapıtından itibaren geçirdiği şiirsel dönüşüm "dil"den "algı"ya doğru izlenebilecek bir sürece karşılık gelir. Bu kitabından itibaren Rifat şiirlerinde "güneş"in, önce bir analoji nesnesi olarak "benzerliklere" indirgenerek, Çobanıl Şiirler (1976) adlı yapıtından itibaren ise, bir doğa olgusu olarak "algı"ya indirgenerek kullanılmış olduğu görülmektedir. Rifat'ın doğayı benzerliklere indirgeyerek kullanımı hem arkaik toplumların anlamlandırma biçimlerine hem de despotik toplumların anlamlandırma biçimlerine karşılık gelecek tarzda bir üslûba dönüşmüştür. Perçemli Sokak'tan itibaren benzerlik ilişkileri "özdeşlik ilkesi" ve "eğretileme" kavramları doğrultusunda izlenebilir. Rifat'ın "kendisine benzetilen"le "benzeyen"i bir arada konumlandırdığı şiirlerinde benzerliklere indirgenmiş bir "çoğulluk" ürettiği tespit edilmiştir. Çünkü Rifat'ın bu şiirlerinde güneş, kendisine niteliklerinden herhangi biri aracılığıyla benzeyen şeylerle "özdeş" tutularak ele alınmıştır. Rifat şiirlerinde yer alış biçimlerine göre, "güneş-çoban", "güneş-baba", "meme-güneş", "güneş-dan", "güneş-kılıç" ve "güneş-anı" özdeşlikleri bu anlamda tipiktir. Güneşin benzerliklere indirgenerek kullanımı istisnaî olarak şairin Çobanıl Şiirler sonrası yapıtlarında da görülebilir: Bu istisna şiirler, Elifti (1980) içinde yer alan "Denklem" ve "Kaval" başlıklı şiirler ile Denize Doğru Konuşma (1982) içinde yer alan "Gün Doğuyor" başlıklı şiirdir. Rifat'ın 1973 yılında yayımlanan Yeni Şiirler'i içindeki "sultan şiirleri"nde öne çıkan ise eğretilemeli kullanımdır. Bu şiirlerde güneş, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Osmanlı şiirinin genel yapısını verebilecek bir kavram olarak öne sürdüğü "saray istiaresi" ile ilişki içindedir. "Saray istiaresi" kavramının "güneş"in nitelikleriyle "sultan"ın nitelikleri arasında kurulan benzerlik ilişkilerine dayalı olması, Rifat'ın "sultan şiirleri"yle öne çıkardığı sultanın şiirsel kullanımıyla yakınlık kurulabilmesine olanak tanımıştır. "Güneşin yakıcılığı" ile "sultanın öldürücülüğü" arasında kurulan ve "saray istiâresi"nin içeriğiyle uyumlu koşutluk, Rifat şiirinde sultanı niteleyen "cellat", yavuz", "sırtlan" ve "aslan" sözcükleriyle oluşturulan eğretilemelerle "tekil" bir söylem üretecek biçimde yeniden üretilmiştir. Bu "tekil söylem"e "1509 Depremi" başlıklı şiirde geçen "turuncu kuş" ifadesi, Ahmet Paşa'nın (ö. 1496-7) "Güneş Kasidesi"nde görülen "sultan imajıyla" uygunluk göstermesi bakımından eklemlenebilir. Oktay Rifat'ın Çobanıl Şiirler'inden itibaren ise, "özdeşlik ilkesi" ve "eğretileme" kullanımından "düzdeğişmece" kullanımının başat olduğu bir şiire yöneldiği öne sürülebilir. Düzdeğişmeceli uygulamalarda güneşin, kendisine benzeyen şeylerle değil, doğada aldığı farklı görünümlerine karşılık gelen doğal niteliklerinden herhangi biriyle temsil edildiği görülmektedir. Güneşin doğada aldığı farklı görünümlere indirgenerek düzdeğişmeceli kullanımı ise, "çoğul" bir söylemin üretilebilmesine olanak tanımıştır. anahtar sözcükler: özdeşlik ilkesi, eğretileme, düzdeğişmece, çoğulluk, tekillik

Alphan Akgül
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2005
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fatma Aliye Hanım'ın romanlarında kadın sorunu

ÖZET Fatma Aliye Hanım (1862-1936) Osmanlı İmparatorluğu'nda "kadın sorunu"nu romanlarında tartışan ilk Müslüman Türk kadın romancı olması bakımından oldukça önemli bir isimdir. Fatma Aliye Hanım'a kadar kadın ve kadın ile ilgili problemler sadece erkeklerin tartıştıkları bir alan iken ilk defa Fatma Aliye Hanım romanları ile daha önceki Osmanlı romanlarında çizilen kadın tipine alternatif örnek bir "kadın tipi" ortaya koymuştur. Tezde, Fatma Aliye Hanım' in romanlarında, kadın sorununa nasıl yaklaştığı ortaya koyulmuştur. Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde başlayan kadın hareketinin, "feminizm"den ne ölçüde etkilendiği tam olarak tespit edilemese de, feminizmin ve Osmanlı kadınlarının talepleri, Fatma Aliye Hanım'ın romanlarında, kadın konusuna bakış açısının anlaşılması dolayısıyla bu çalışmanın ilgi alanındadır. Fatma Aliye Hanım'ın, tezin bölüm başlıkları ile yakından ilgili makaleleri de tez sırasında kullanılmış ancak temel olarak yazarın romanlarına bağlı kalınmıştır. Fatma Aliye Hanım'ın Ahmet Mithat Efendi ile yazdığı Hayâl ve Hakikat (1891) adlı roman da çalışma sırasında kullanılmış ancak tezin ortaya konulmasında Muhâzarât (1892), Refet (1896), Udî (1898), Levâyih-i Hayât (1898) ve Enîn (1910) adlı romanlar incelenmiştir. Fatma Aliye Hanım'ın romanları ilk bakışta yüzeysel olarak feminist okumaya yatkın romanlar olarak görülse de bu çalışmanın sonucunda, Fatma Aliye Hanım'ın feminist bir yazar olduğunu ve romanlarının da feminist edebiyatın ürünü olduğunu söylemenin yanlış olduğu kanıtlanmıştır. Fatma Aliye Hanım, romanlarında kadın sorunlarını ele alsa da konuyu kendi toplumsal, dinî ve kültürel değerleri doğrultusunda yorumladığı, ayrıca Fatma Aliye Hanım'ın toplumsal konumu dolayısıyla sorun algısının farklı olduğu görülmüştür. Sonuç olarak Fatma Aliye Hanım'ın, romanlarında değindiği sorunlara getirdiği çözümlerin İslam'a dayanması dolayısıyla, muhafazakâr Müslüman bir kadın yazar olarak tanımlanması gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Kadın ve Edebiyat, Osmanlı Kadın Hareketi, Feminizm, Aile

Firdevs Canbaz
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2005
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tıflî hikâyelerinin türsel gelişimi

Tıflî hikâyeleri, çoğu örneği 19. yüzyıl İstanbul'unda basılmış mensur hikâyelerden oluşan bir yapıtlar grubudur. "Tıflî Hikâyelerinin Türsel Gelişimi" adlı çalışmamızın savı, Tıflî hikâyelerini tarihsel bir oluşum, gelişim ve yokoluş süreci bağlamında ele alırsak başlı başına bir edebî türle karşılaşacağımızda. Şu an bilinen külliyatı "Bursalı'nın Kahvehanesi", Hançerîi Hikâye-i Garibesi, Hikâye-i Cevrî Çelebi, Hikâye-i Tayyârzâde, "Hikâyet" (Sansar Mustafa hikâyesi), İki Biraderler Hikâyesi, Leîâ 'ifnâme, Meşhur Tıflî Efendi ile Kanlı Bektâş 'in Hikâyesi ve "Tıflî Efendi Hikâyesi" metinlerinden ve bu metinlerin farklı versiyonlarından oluşan Tıflî hikâyelerinin zaman içinde birçok değişim geçirdiği gözlemlenmektedir. Bu değişimler, burada farklı başlıklar altında, karşılaştırmalı bir biçimde ve hem Osmanlı tarihiyle, hem de edebiyat kuramıyla ilgili diğer kaynakların ışığında değerlendirilmiştir. İlk olarak, hikâyelerin dışsal ve dilsel bazı özellikleri üzerinde durulmuştur. Dışsal özellikler bağlamında, baskıda kullanılan teknoloji ve sayfa sayısı ve boyutu gibi öğeler üzerinde durulmuş, dilsel özellikler bağlamında ise bunların, yansıttıkları toplumsal kesimler ve sözlü dil- yazı dili ilişkisi bağlamındaki konumlan gibi özellikleri ele alınmıştır. Bunun ardından, hikâyelerde karşımıza çıkan dünya görüşünün farklı boyutları irdelenmiştir. Bu bağlamda, hikâyelerde karşımıza çıkan toplumsal sınıflar, eğlence türleri, erkek-kadın ilişkileri ve erdem anlayışları gibi öğeler incelenmiştir. Son olarak da, hikâyelerin edebî ya da biçimsel gerçekçilik, tarihsel gerçekliğe uygunluk iddiası ve toplumsal güncellik açılarından ne gibi bir konumda olduğu üzerinde durulmuştur. Tıflî hikâyelerinin zaman içinde bu farklı açılardan gösterdikleri değişimler, hikâyeleri üç aşamaya ayırmamızı mümkün kılmaktadır. Bu aşamalar çalışmanın sonunda edebî tür kuramı bağlamında ele alınmış ve türsel bir gelişimin başlıca aşamaları olarak yorumlanmıştır. Tıflî hikâyeleri, birçok edebî gelenekten etkilenmiş olmakla birlikte kendine özgü bir edebî tür oluşturmaktadır. anahtar sözcükler: gerçekçilik, Osmanlı edebiyatı, roman, tür

David Selim Sayers
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2005
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Can Yücel`in Shakespeare çevirilerinde "Sadakat"

Bu çalışmanın amacı Can Yücel'in William Shakespeare'den yaptığı üç oyununçevirilerini, Raymond van den Broeck önerdiği çevirinin analitik işlevini sorgulayanyöntem temel alarak çözümlemektedir. Bu yöntem çerçevesinde poetika, ideoloji, dilsöylem evreni dizgeleri hem kaynak hem de erek metin için çözümlenmiş, CanYücel'in çeviri ilkelerinin yanı sıra bu dizgelerin çeviri sürecine etkileri de erekmetinlerin çözümlemeleri sırasında dikkate alınmıştır. Bu verilerin ışığında CanYücel tarafında çevrilen Bahar Noktası (1980), Fırtına (1991) ve Hamlet (1992) ileShakespeare tarafından yazılan A Midsummer Night's Dream (1595- 1596), TheTempest (1610-1611) ve Hamlet (1600-1601) oyunları karşılaştırmalı çözümlemeyöntemi içinde ele alınmıştır. Sonuç olarak, Can Yücel'in kaynak oyunların özünü vebiçimini değiştirmeden Türkçe'ye aktarma kaygısı taşıdığı görülmüştür. Ayrıcakaynak metinlerin aslında birer tiyatro metni olduğunu, dolayısıyla sahnelenmeişlevlerini göz ardı etmeyen Can Yücel'in bu çalışmaya uygun olarak kaynakoyunları erek dilde de sahnelenebilir metinler olarak çevirdiği sonucuna varılmıştır.?Sadakat? kavramı ise bu süreçte yeni bir anlam kazanmış, hem Raymond van denBroeck'un önerdiği yöntem, hem de Can Yücel'in çeviri ilkeleri çerçevesinde?sadık? metinler olduğu saptanmıştır.

Neslihan Demirkol
İhsan Doğramacı Bilkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
DoktoraAçık ErişimTR

Turgut Uyar'ın huzursuzluğu

Turgut Uyar'ın şiir anlayışı, Dünyanın En Güzel Arabistanı ile birliktedeğişmiştir. Daha önceki kitaplarında özellikle Garip etkisi görülen şair, bu kitabındakinci Yeni hareketinin genel özelliklerine uygun, anlamın geriye itildiği, sözsanatlarının bol kullanıldığı bir şiir anlayışına yönelmiştir. Dünyanın En GüzelArabistanı modern bir sanat yapıtıdır. Ortaya çıkmasını sağlayan temel motivasyon,modernitenin bireyler üzerindeki baskısıdır. Kitaptaki şiirlerde iki mesele özellikle öneçıkartılmıştır: Birinci mesele dinin, geleneksel ahlâkın ve bunları yeniden üretenkurumların birey üzerindeki baskısı, ikinci mesele ise kentleşmenin, büyük kentyaşamının ve modern uygarlığın ürettiği şok yaşantısı ve rahatsızlıktır. Bu duygularınbirey üzerindeki olumsuz etkileri, Dünyanın En Güzel Arabistanı'nın konusu olmaklakalmaz, kitabın yapısı, şiirlerin biçim özellikleri ve imgeler dinamiği üzerinde debelirleyici olur. Bu yüzden, şiirleri kuran dizeler süreksiz, birbiri ile ilişkilendirenanlatılar çizgisellikten yoksun ve kitabı bütün kılan yapı parçalıdır.Dünyanın En Güzel Arabistanı'nda yer alan şiirler birbirlerinden bağımsızbirer bütün olmalarına karşın, birbirleriyle ilişki içindedirler ve ortak bir simge evrenive/veya ortak kişiler etrafında örgütlendiklerinden, birlikte bir bütüne varırlar.Şiirlerde işlenen olaylar, kronolojik bir çizgisellik arz etmezler. Yazar, bu şiirlerdekendisini gizler ve okuru anlatıcıyla baş başa bırakır. Bu şiirlerde öykü, tiyatro gibi şiirdışı türlerin olanakları kullanılmış, anlam geriye itilmiş ve parçaları birleştirme işigenellikle okura bırakılmıştır. Kitapta benimsenen estetik anlayış, Apollonca,kusursuzluğa yönelen bir estetik değil, okurda tamamlanmamışlık, bitmemişlik hissiniuyandıran, Turgut Uyar'ın deyişi ile acemiliğin öne çıktığı bir estetik anlayıştır.Anahtar sözcükler: şiir, modern, kent, ikinci, yeni

Fırat Caner
İhsan Doğramacı Bilkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şiir eleştirisinde Avrupa merkezlilik

Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-62), modern Türk edebiyatı içinde özellikleromanları ve şiirleriyle özgün bir yer edinmiş, yazdığı edebiyat tarihi, makaleler vedenemeler ile Türk edebiyatı çalışmalarına önemli katkılar sağlamıştır. Tanpınaryazdığı yazılarda şiir türüne özel bir önem vermiş, Türk edebiyatının gelişimini Türkşiirini merkeze alarak değerlendirmiştir.Bu tezde Tanpınar'ın şiir, Osmanlı şiiri ve Yahya Kemal üzerine yazdığı yazıve yazı parçaları incelenmekte, Tanpınar'ın ürettiği şiir bilgisi, güzel sanatlar anlayışıve Avrupa merkezci düşünce tarzı değerlendirilmektedir.Tezin ?Tanpınar'ın Şiir Eleştirisine Genel Bir Bakış? başlıklı birincibölümünde, dört alt başlıkta yazarın ?Eleştiri?, ?Şiir?, ?Osmanlı Şiiri? ve ?YahyaKemal? üzerine yazdığı bütün yazılar kronolojik bir şekilde serimlenmektedir.?Tanpınar'ın Şiir Eleştirisinin Bileşenleri? başlıklı ikinci bölüm ise iki altbölümden oluşmaktadır: ?Güzel Sanatlara Göre `Yorumlayan' Eleştiri? ve ?ŞiirDilinde Devamı Kurmak: Seçimcilik?. Birinci alt bölümde Tanpınar'ın şiiri, resim,müzik, heykel, mimari gibi güzel sanatlara ait öğelerle tanımlaması ve şiiri güzelsanatlardan biri olarak görmesi incelenmekte; ikinci alt bölümde ise Tanpınar'ın şiirdili bağlamında Yunus Emre'den Yahya Kemal'e uzanan klasik bir çizgiyi seçimcibir yaklaşımla ayrıştırarak oluşturması ve Tanpınar'ın Avrupa merkezci düşüncetarzı tartışılmaktadır.Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Avrupa ve özellikle Fransız edebiyatı normlarıylaayrıştırarak oluşturduğu bu devam çizgisi, seçilen mısra, beyit ya da şiirleri Avrupamerkezli bir sanat anlayışıyla değerlendirip Avrupalılaştırırken, seçim dışı kalanOsmanlı şiir geleneğini Doğululaştırıp Yahya Kemal dışındaki modern Türk şiiriniikincilleştirmektedir.Anahtar sözcükler: şiir, güzel sanatlar, gelenek, Avrupa merkezcilik

Emrah Pelvanoğlu
İhsan Doğramacı Bilkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çağdaş mesnevînin peşinde

Bu tezde, Nâzım Hikmet'in (1902-1963) Ferhad ile Şirin (1948), Sezai Karakoç'unise (1933- ) Leylâ ile Mecnun (1980) metinleri odağında, söz konusu şair/yazarlarıngeleneksel edebiyata dahil olan bu aşk anlatılarına yönelişleri sorunsallaştırılmış ve buyönelişin niteliği ve nedeni incelenmiştir.Bugüne kadar genellikle, Nâzım Hikmet ve Sezai Karakoç'un geleneksel edebiyatlakurduğu ilişki ?gelenekten yararlanma? gibi genel ve soyut tek bir ifadeyle anlamlandırılmayaçalışılmıştır. Halbuki, tezde geleneğe bakışın çoğul bir niteliğe sahip olduğu gösterilmeyeçalışılmıştır. Bu çoğul nitelik, Nâzım Hikmet'in geleneksel söylemin içerisinden, bu söylemidönüştürerek bir karşı söylem üretmesi, buna karşılık Sezai Karakoç'un geleneksel biredebiyat ürününü hatırlayarak ?yaşanılan an?ın olumsuz içeriğine direnmeye çalışması, sonkertede ise dönüştürdüğü içerikle bir uygarlık dirilişi tasarlaması ile görünürlük kazanır.Örneğin Nâzım Hikmet'in inceleme konusu metninde Ferhad, geleneksel mesnevûlerden farklıolarak, somut sevgiliye duyulan mecazû aşktan Tanrı sevgisine değil, yine her şeyi kuşatanmetafizik niteliğe sahip toplum aşkına ulaşır. Sezai Karakoç ise metnine yaşadığı zamanınbilincini yansıtır ve Leylâ ile Mecnun anlatısına var olduğundan daha çok slamû öğe katar. Buşekilde geleneksel aşk anlatıları, farklı ideolojilere sahip yazarların kendi ideolojileridoğrultusunda yeniden yapılandırmaya çalıştıkları bir mücadele alanına dönüşür.Tezde gösterilmeye çalışılan bir başka nokta ise, çok farklı niteliklere sahip olduklarıdüşünülen her iki şair/yazarın, söz konusu iki metin bağlamında, birçok ortak özelliklerininvar olduğudur. Bu benzer özellikler şöyle somutlanabilir: Nâzım Hikmet ve Sezai Karakoç'unher ne kadar son kertede söyledikleri farklı olsa da, onlar bu söyleyeceklerini anlatmak içinbenzer yöntemler ortaya koymuşlardır.anahtar sözcükler: Nâzım Hikmet, Sezai Karakoç, Ferhad ile Şirin, Leylâ ile Mecnun,kaynak metin

Gökhan Tunç
İhsan Doğramacı Bilkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Esat Mahmut Karakurt'un roman(s)larında erkek kahramanlar

Esat Mahmut Karakurt (1902-1977), ilk öykü kitabı Aşkın Alevleri'ni 1926yılında yayımladıktan sonra 1960 yılına kadar kaleme aldığı toplam 16 romanıyla, aşk,macera ve casusluk romanları alanında Cumhuriyet dönemine damgasını vurmuş, genişbir kadın okuyucu kitlesine ulaşmış yazarlarımızdandır. Karakurt'un kitapları, tefrikaedildiği gazetelerin tirajını yükseltmiş, birçoğu sekiz ila on baskı yapmıştır. Yapıtlarınınhepsi en az bir kez sinemaya uyarlanmıştır.Gerek Batı edebiyatı gerek Türk edebiyatı incelemelerinde ?yüksek? edebiyatınilgi alanına girmediği için genelde popüler aşk romanları üstüne az sayıda çalışmayapılmış, bunların çoğu ise yalnızca kadın yazar ve kadın kahraman odaklı incelemelerolmuştur. Bu tezde, bu nedenle romanları unutulmaya yüz tutmuş olan Esat MahmutKarakurt'un romanlarındaki erkek kahramanlar ele alınarak, hem yazarı yenidengündeme getirmek, hem de popüler aşk romanı çalışmalarında inceleme nesnesi olarak,erkek yazar ve erkek kahramanların önemine dair bir boşluğu doldurmakamaçlanmaktadır.Tezde, yazarın diğer romanlarına da göndermelerde bulunulmuş, ancak AllahaIsmarladık (1936) ile lk ve Son (1940) romanları ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Tezinkuramsal arka planını, popüler aşk romanlarına feminist ve psikanalitik açıdan özgünyaklaşımlarda bulunan Tania Modleski ve Janice Radway ile daha çok romansların anlatıözelliklerine odaklı çalışmaları olan John G. Cawelti'nin yapıtları oluşturmaktadır.Üç bölümden oluşan tezde, öncelikle, Esat Mahmut Karakurt'un romanlarındakierkek kahramanlara fiziksel özellikleri, eğitim ve meslek durumları, aşk ilişkileri ileideolojik söylemleri bağlamında yaklaşılmıştır. Bunun sonucunda erkek kahramanların,30'lu yaşlarda bekâr, yakışıklı, Avrupai giyinen, mesleklerinde başarılı, kadınlara ve aşkakarşı mesafeli, milliyetçi ve muhafazakâr söyleme sahip erkekler olduğu saptanmıştır.Daha sonra, saptanan özellikler, romans türü ve bu türün kadın okur için ifade ettiğifantezi bağlamında yorumlanmıştır.Anahtar Sözcükler: romans, fantezi, erkek yazar, kadın okur

Senem Timuroğlu Bozkurt
İhsan Doğramacı Bilkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
DoktoraAçık ErişimTR

II. Selim dönemi sonuna kadar Osmanlı edebi hâmîlik geleneği

ÖZETII. SEL M DÖNEM SONUNA KADAR OSMANLI EDEBÎ HÂMÎL KGELENEĞsen-Durmuş, Tûbâ IşınsuDoktora, Türk Edebiyatı BölümüTez Yöneticisi: Yrd. Doç. Dr. Mehmet KalpaklıKasım, 2006Bu çalışmada II. Selim dönemi sonuna kadar Osmanlı edebû hâmûlikgeleneği ele alınmaktadır. Tezde hâmûliğin tanımı, ortaya çıkışı veimparatorluk düşüncesiyle birlikte gelişimi incelenmiş ve Osmanlı devletindekonunun uygulanmasına gelinceye kadar farklı ve benzer bakış açılarımukayeseli bir zeminde ortaya konmuştur. ?Kuruluş Sürecinde OsmanlıEdebû Hâmûlik Geleneğine Genel bir Bakış?, ?Hâmû ve Eleştirmen: KuruluşSürecinde Osmanlıda Şiirin Takdûmi ve Değerlendirilmesi?, ?HâmûlikSisteminin Sanatçı,Hâmû ve Toplum Açısından Kazanımları? ve ?HâmûlikSistemine Yönelik Eleştirilerin Değerlendirilmesi? başlıkları altında ele alınantezin temel kaynaklarını şuarâ tezkireleri ve Topkapı Sarayı HazineArşivi'nden edinilen orijinal belgeler oluşturmaktadır. Yapılan bu çalışmasonucunda Osmanlıda hâmûlik sisteminin, Osmanlı şiirinin gelişmesinde vezenginlik elde etmesinde çok önemli bir rolü olduğu ortaya çıkmaktadır. Buzenginliğin elde edilmesinde sanat hâmûlerinin hem hâmû hem de eleştirmenolarak varlıkları önemli bir rol oynamaktadır. Bu duruma sanatçı açısındanbakıldığında akla ilk gelen kazanım câizedir. Oysa ki, câize sistemi etrafındaşekillenen polemiklerin, Osmanlıda bu sistemin bir teşrifâtı olduğu düşüncesidikkate alındığında ikinci planda kalması gerektiği ve hâmûlik sisteminin hemhâmûye hem de sanatçıya ?korunma ve otorite? gibi maddiyattan çok dahadeğerli imkanlar sağladığı belirtilebilir.Anahtar Kelimeler: Osmanlı Edebiyâtı, edebû hâmûlik geleneği, şâir-hâmûilişkisi câize.

Tuba Işınsu İsen Durmuş
İhsan Doğramacı Bilkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

19. yüzyıl Osmanlı-Türk romanında Gayrimüslim imgeleri

ÖZET19. YÜZYIL OSMANLI-TÜRK ROMANINDA GAYRİMÜSLİM İMGELERİYüksel Lisans, Türk Edebiyatı BölümüSeda UyanıkTez Yöneticisi: Yard. Doç. Dr. Laurent MignonHaziran 2007Bu tezde, on dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde kaleme alınmış olan,Nabizade Nazım'ın Karabibik (1891), Mizancı Mehmet Murat'ın Turfanda mı YoksaTurfa mı? (1892), Recaizade Mahmut Ekrem'in Araba Sevdası (1896), AhmetMithat Efendi'nin Mesâil-i Muğlâka (1898) ve Şehbenderzâde Filibeli AhmetHilmi'nin A'mâk-ı Hayal (1910) adlı romanlarında gayrimüslim karakterlerin nasılkonumlandırıldıkları değerlendirilmiş; eserler dönemin tarihsel arka planı veyazarların bu konuda benimsedikleri ideoloji ile ilişkilendirilerek incelenmiştir.Tanzimat dönemi romanında gayrimüslim karakterler üzerinde yapılaninceleme ve eleştirilerin sınırlı sayıda olması, yapılan değerlendirmelerin deyazarların romanlarında ve fikrû eserlerindeki bakış açılarını dışlayan genellemeleredayanması, gayrimüslim imgesinin ayrıntılı olarak, örneklerle açımlanmasını gereklikılmıştır.Tezde incelenen romanlar doğrultusunda yazarların, gayrimüslim imgesidolayımında farklı yaklaşımlar sergiledikleri belirlenmiştir. Bu açıdan gayrimüslimkarakterlerin, yazarların din, etnik kimlik ve medenileşme ölçütlerine göredeğişkenlik gösteren yaklaşımları doğrultusunda romanlarda farklı işlevlere sahipoldukları belirlenmiştir. Romanlarda, batılı ve İslami unsurlar arasındaki farkınbelirginleştirilmesine dayanan düşünceler, gayrimüslim karakterleri kimlik-farklılıkeksenine taşıma gibi şekillerde ortaya çıkmıştır. Bu dönem romanları, gayrimüslimkarakterler bağlamında ele alındığında; din, millet ve kültür anlayışlarının, modernve geleneksel, merkez ve çevre, ben ve öteki gibi tipolojik yapılar olarak ifadebulduğu gözlemlenmektedir. Bütün bu değerlendirmelerin ışığında on dokuzuncuyüzyıl sonu Tanzimat dönemi romanında tek bir gayrimüslim anlayışından sözedilemeyeceği sonucuna varılmıştır.anahtar sözcükler: gayrimüslim, din, kimlik, öteki, etnisite, milliyet

Seda Uyanık
İhsan Doğramacı Bilkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Füruzan'ın öykülerinde anne-kız ilişkisi

ÖZETFüruzan'ın Öykülerinde Anne Kız lişkisiBurcu ŞafakBilkent ÜniversitesiTürk Edebiyatı BölümüÇağdaş Türk edebiyatının önemli yazarlarından biri olan Füruzan'ın(1932-…) yapıtlarına genel bir perspektifle bakıldığında anlatıcılarıngenellikle çocuk karakterler olduğu (özellikle kız çocukları) ve kadınkarakterlerin benzer niteliklerde kurgulandığı dikkat çeker. Füruzan'ın buteze konu olan Parasız Yatılı, Kuşatma, Benim Sinemalarım, Gül Mevsimidir,Gecenin Öteki Yüzü ve Sevda Dolu Bir Yaz adlı öykü kitaplarında yer alanyirmi öyküsünde, ister küçük bir kız çocuğu olsun, ister yetişkin bir kadınolsun, anlatıcı karakterlerin anneleri ile kurduğu ilişki önemlidir. Öykülerdeanne rolünü üstlenen kadın ya da çocuk karakterler yaşanan maddû koşullariçinde yoksunluk duygularıyla ön plana çıkar. Bu tez çalışmasındaFüruzan'ın öykülerinde anne-kız ilişkisi, daha iyi bir toplumsal statüyeulaşma isteği ve bunun anlatımında kullanılan imgeler, yoksunluk, erkeğinkadının hayatındaki işlevi bağlamında ele alınacak ve bu konuların nasıl birdinamik etrafında konumlandırıldıkları gösterilmeye çalışılacaktır. Öykükarakterleri sosyalist feminizm kuramı düzleminde irdelendiğinde, kadınkarakterlerin kimlik bulmada sorunlar yaşadığı, kimliklerinin yoksunlukduygusuyla şekillendiği ve anne-kız ilişkisinin niteliğini de bu yoksunlukduygusunun oluşturduğu gözlemlenir.anahtar sözcükler: kadın, anne, kız çocuğu, toplumsal statü, feminizm,sosyalist feminizm.

Burcu Şafak
İhsan Doğramacı Bilkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
DoktoraAçık ErişimTR

Edebiyat sosyolojisi açısından Türk öykücülüğü:1990-2005

1990'lı yıllarda bir grup genç öykücünün ortaya çıkmasıyla Türk edebiyatında gözlemlenen hareketlilik, bir ?öykü patlaması?ndan söz edilmesine yol açmıstır. Öykü alanında son yıllarda görülen değisimin hangi toplumsal dönüsümleri yansıttığı sorusuna yanıt arayan bu çalısmada, 1990-2005 yıllarını kapsayan bir arastırma yürütülmüs, bu çerçevede 53 öykücünün 131 yapıtı incelenmistir. Tezde 1990'lı yıllardan bugüne Türk öykücülüğü, edebiyat sosyolojisi açısından ele alınırken nicel ve nitel analiz yöntemleri bir arada kullanılmıstır. Öncelikle bir veri tabanı olusturulmus ve böylelikle ?öykü patlaması? tabir edilen olgu istatistiksel olarak somutlastırılmıstır. Daha sonra seçilen öykücü grubunun biyografik bilgilerinden hareketle çesitli sosyolojik profiller çıkarılmıstır. Öykü alanı ve öykücülerin ardından döneme odaklanılmıs, 1990'lı yıllarda dünyadaki ve Türkiye'deki sosyopolitik gelismelerin olusturduğu gündem belirlenmis ve öykü kitapları bu çerçevede okunmustur. ?ncelenen öyküler ile yayımlandıkları yılların gündemi arasında sasırtıcı örtüsmeler olduğu kadar çarpıcı kopukluklar da olduğu görülmüstür. Genelde dönemin siyasal gündeminden hayli uzak duran öykücülüğün, kimi siyasal gelismelerin sonuçlarının dolaylı yansımalarını içerdiği saptanmıstır. 1980 darbesinin ardından yürürlüğe sokulan depolitizasyon sürecinden miras kalan bireyci düsünme biçiminin 1990'larda kaleme alınmıs olan bu metinlere genelde sinmis olduğu sonucuna varılmıstır. Bireyi merkeze koyan bu anlayıs, özellikle incelenen öykülerde çok sık rastlanan ithaflar ile epigrafların kisisel öğeler tasımasında ve çoğunlukla ben-anlatıcı kullanımının benimsenmesinde kendini göstermektedir. Son dönem öykücülüğünde dikkat çeken en çarpıcı değisimse görsel öğelere yer verilmesidir. Metinlerin farklı karakter biçimleriyle çesitlendirilmesine ek olarak, grafik ve desen kullanımı ile çok sık karsılasılması, yazın dünyasının görsel kültürü içsellestirmesi olarak yorumlanmıstır. Bu biçimsel yeniliklerin yanı sıra, oldukça yaygınlasmıs görünen tematik belirsizlik, kurgusal parçalılık ve metinlerarasılık gibi kimi özellikler, postmodernizmden izler tasımaktadır.

Leyla Burcu Dündar
İhsan Doğramacı Bilkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yazınsal kavrayışta köklü bir değişim: Türk öykücülüğünde 1950 kuşağı

Bu doktora tezinde 1950 kusağı öykücülerinin yazdıkları öyküler tematik ve biçimsel yönlerden irdelenmektedir. Tezde öncelikle, 1950'li yıllarda yasanan siyasal ve kültürel dönüsümler ele alınmaktadır. Demokrat Parti'nin 1950 yılında seçimi kazanmasıyla, Türkiye'de toplumsal yasamın birçok alanına etki eden yeni bir siyasal dönem baslar. Ardından, aynı yıllarda kültürel ortamda dikkat çeken hareketlilik çesitli yönlerden incelenmektedir. Bu yıllarda, hemen her sanat dalında sanatçılar, Batı'da gündemde olan sanat akımlarından beslenmeye ve yapıtlarında biçimsel yeniliklere önem vermeye baslarlar. Siirde ve öyküde de modernist bir edebiyat anlayısıyla sekillenen yapıtlar ortaya çıkar. Yenilikçi yazar ve sairlerin ürünlerini özgürce yayımlayabildikleri ve çesitli tartısmalar yürüttükleri A, Dost, Mavi ve Yeni Ufuklar gibi dergiler, 1950 kusağı içinde önemli islevler yüklenirler. Yenilikçi öykücülere destek veren bu dergilerde, ?toplumcu gerçekçilik?, edebiyat yapıtında ?kapalılık-açıklık? ve varolusçuluk akımıyla gündeme gelen ?bunaltı? ve ?umutsuzluk? gibi konular tartısılmıstır. Bu tartısmalar sürerken, Yusuf Atılgan, Vüs'at O. Bener, Orhan Duru, Ferit Edgü, Leylâ Erbil, Özcan Ergüder, Bilge Karasu, Feyyaz Kayacan, Onat Kutlar, Nezihe Meriç, Erdal Öz, Demir Özlü ve Adnan Özyalçıner gibi yazarlar öykü kitaplarını art arda yayımlarlar. Tematik ve biçimsel açıdan farklılasan bu yayınlarla, bireye odaklanan yeni bir öykücülük anlayısı sekillenmeye baslar. Öykülerde, varolusçuluğun etkisiyle anlamsızlık, can sıkıntısı, cinsellik, intihar ve suç gibi temaların sıkça islendiği, bilinç akısına, iç konusmalara ve dilsel deformasyonlara basvurulduğu gözlemlenir. Öykülerdeki bu farklılasma, genel anlamda yazınsal kavrayısta bir değisime yol açmıs ve modernist bir edebiyat anlayısının yerlesmesine öncülük etmistir.

Jale Özata Dirlikyapan
İhsan Doğramacı Bilkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
10
DoktoraAçık ErişimTR

Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın romanlarında ahlak sorunsalı

?İstanbul'da Bir Frenk? başlıklı ilk yazısı 1884 yılında basılan Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın (1864-1944) bugüne kadar 41 romanı, 9 öykü kitabı, 4 oyunu ve kalem tartışmaları ile düzyazılarının derlendiği 6 kitabı yayımlanmıştır. Bu çalışmada Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Bir Sevda Denklemi (1899), Metres (1899), Acı Gülüş (1923), Ben Deli miyim? (1925), Kokotlar Mektebi (1929), Gönül Bir Yeldeğirmenidir (1943), Dünyanın Mihveri Kadın mı, Para mı? (1949), Kaderin Cilvesi (1964), Can Pazarı (1968) ve Namuslu Kokotlar (1973) adlı romanları etik edebiyat eleştirisi yaklaşımından yararlanılarak yapıtlarda öne çıkan izlekler, anlatıcı ve yazar müdahaleleri gibi öğeler ve yazarın düşünsel kaynakları açısından incelenmiştir. Gürpınar'ın yapıtlarında merkezi bir yeri, dolayısıyla da yazınsallığı belirleyen temel etmenlerden biri olan ahlak evreninin nitelikleri saptanmıştır. Gürpınar'ın gerek kurmaca gerekse kurmaca dışı yazılarında ahlaki bir söylemi benimsediği, kurmaca dünyasını da hayat kavgası, açlık, ahlakın bozulması ve sadakatsizlik gibi etik açıdan önemli izlekler çerçevesinde kurduğu gözlemlenir. Yazar ve anlatıcının müdahil konumları da Gürpınar'ın kurmaca dünyasının oluşumunda önemli belirleyenler olarak öne çıkmaktadır. Yapıtlarında sıklıkla göndermede bulunduğu Arthur Schopenhauer, Friedrich Nietzsche gibi düşünerler ve sosyal Darvinci görüşler de Gürpınar'ın kurmaca dünyasının oluşumunda önemli rol oynamaktadır. Dolayısıyla yazarın romanlarını çözümlerken metinlerin altında yatan ve romanların anlam dünyasını belirleyen değerler sisteminin anlaşılması önem kazanır. Bu nedenle bu çalışmada metin odaklı bir okumayla Gürpınar'ın romancılık anlayışı hakkındaki eleştiriler gözden geçirilmiş, romanları etik eleştiri açısından incelenmiş, kurmaca dünyasının belirlenmesinde etkili olan değerler sistemi ortaya konmuştur

Ali Serdar
İhsan Doğramacı Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00